Soil
129 theses under this subject heading
Organik ve kimyasal gübre kullanımının karşılaştırılması: Tekirdağ ilinin Muratlı ilçesi örneği
Yeşil devrimi izleyen sanayi devrimi, bitkisel üretimde birim alandan verim artışına neden olurken, tarımda sentetik gübre kullanımını artırmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı 2019 verilerine göre Türkiye'de 2018 sonu itibariyle kullanılan saf bitki besin maddesi (N, P2O5, K2O) bir önceki seneye oranla %18,15 azalarak 2.164.158 ton olmuştur. Toplam işlenen tarım alanı miktarı ise 23.185.463 hektardır. Tarımda yoğun inorganik gübre kullanımı sağlık sorunlarına ve geri dönüşü olmayan çevre kirliliğine neden olmaktadır. Yapılan araştırma organik ve inorganik gübrelerin bitkilerin çeşitli yönleri üzerindeki etkisini gözden geçirmek, Trakya bölgesindeki toprakların organik madde miktarının azlığına rağmen verimi artırmak adına genel olarak bilinçsiz kimyasal gübre kullanımının oransal değerlerine ulaşmaktır. Bu alanda istatistiksel değerler oluşturup bölgenin sosyokültürel etkileriyle değerlendirmek ve yapılması gereken ve yapılacakları belirlemektir. Araştırma sonucunda elde edilen veriler gübre tüketimi konusunda kitlenin yaklaşık %72'si en çok ilköğretim seviyesinde ve üreticileri yaklaşık %89'u arkadaş tavsiyesi ve kendi tecrübelerine göre gübre miktarlarını belirlediği, incelenen işletmelerde düzensizde olsa üreticilerin sadece %11 oranında toprak analizi yaptırdıkları saptanmıştır. Gübre analizi verilerine %50'sinin uymama nedeni eksik geldiği düşüncesidir. Üreticilerin organik gübre bilgi seviyelerine bakıldığında yaklaşık olarak %86'lık kısmı biraz bilgi sahibidir. Yaptığımız anketten aldığımız verilere göre; gübre kullanımı etkinliğinin artırılması amacıyla kimyasal gübrelerin yanında organik ve organomineral gübre kullanımının yaygınlaştırılması, çiftçilerin eğitimsel açıdan desteklenmesi ve bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir.
Bazı anaç özellikleriyle, kök bölgesi toprak özelliklerinin, armut ağacının mineral beslenmesine etkisi
Çalışmada, farklı anaçlar üzerine aşılı bazı armut çeşitlerinde kök bölgesi toprağının bazı özellikleri ve besin elementi içeriklerindeki değişim ile bitkinin mineral beslenme durumları incelenmiştir. Bitki besin maddesi alımı üzerine; anaç, çeşit ve anaç*çeşit interaksiyonlarının etkisi ortaya konulmuştur. Çalışma, verim çağındaki QuinceA(QA), QuinceC(QC), BA29 ve OHxF333 anaçları üzerine aşılı Deveci, Santa Maria ve Akça çeşitlerinde yürütülmüştür. Ağaçların kök bölgelerinden beş farklı dönemde toprak örneği alınarak pH, organik madde, EC ve kireç gibi toprak özellikleri yanında, toplam N ile bitkiye yarayışlı P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Mn ve Zn içerikleri ile bu maddelerin dönemsel değişimleri incelenmiştir. Ayrıca, haziran ayı sonunda alınan yaprak örnekleri ile toplam N, P, K, Ca, Mg, Fe, Cu, Mn ve Zn içerikleri belirlenmiştir. Dönemsel olarak kök bölgesi mineral madde miktarında yüksek bir varyasyon görülmekle birlikte, N, P, Ca, Fe, Cu, Mn ve organik madde miktarı, mart ayından temmuz ayına kadar artmış, en yüksek değere haziran ayında ulaşmıştır. Çeşitler arasında toprağın mineral madde içeriği bakımından farklılıklar bulunmakla birlikte, Akça çeşidi toprak mineral madde miktarının Cu ve K hariç diğer çeşitlere göre genellikle daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaprak besin elementi için ise; QA anacında Mg, Mn; QC anacında P, Mg; BA29 anacında Mg; OHxF 333 anacında K; Deveci çeşidinde Ca, Mg; Santa Maria çeşidinde K, Cu; Akça çeşidinde ise Mg, Fe, Mn ve Zn'nin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla olduğu belirlenmiştir. Sonuçta, çalışmada kullanılan anaç, çeşit, anaç*çeşit kombinasyonlarının kök bölgesi ve yapraklardaki mineral besin elementi miktarını etkilediği; bu etkinin de çeşitlere ve dönemlere göre önemli farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Armut, anaç, bitki besin içeriği, çeşit
Manisa-Demirci yöresinde farklı arazi kullanım şekilleri altındaki toprakların bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmada Manisa İli Demirci İlçesine bağlı Kargınışıklar ve Hoşçalar Köylerinde farklı arazi kullanım şekilleri (orman, mera ve tarım) altında yeralan toprakların bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri araştırılmıştır. Tez çalışmasında; öncelikli olarak çeşitli projeler kapsamında üretilmiş arazi kullanım haritaları ve 1/25.000 ölçekli topoğrafik haritalar dikkate alınarak arazi çalışması için uygun alanlar tespit edilmiştir. Her arazi kullanım grubuna (orman, mera ve tarım arazisi) ait alanlardan 0-30 cm ile 30-60 cm derinlik kademelerinden olmak üzere, tesadüfî örnekleme yöntemine göre 40'ar adet (toplam 120 adet) toprak örneği alınmıştır. Alınan toprak örneklerinde fiziksel (toprak tekstürü, hacim ağırlığı, dispersiyon oranı) ve kimyasal (organik madde, kireç içeriği, pH, EC, azot, fosfor, potasyum, magnezyum) toprak özellikleri incelenmiştir. Toprakların fiziksel ve kimyasal özellikleri arazi kullanım şekillerine göre çok belirgin bir fark göstermemekle birlikte, derinlik kademelerine bağlı olarak değişim göstermektedir. Her üç arazi kullanım şekli üzerindeki toprakların da tekstür sınıfı kumlu balçık olarak belirlenmiştir. Toprakların kimyasal özellikleri incelendiğinde, pH açısından topraklar her derinlik için nötr özellik göstermektedir. EC değerlerine bakıldığında her 3 grupta da topraklar tuzsuz sınıfına girmektedir. Kireç oranı bakımından topraklar az kireçlidir. Toprakların organik maddeleri derinlik arttıkça azalmaktadır. Ayrıca organik madde arttıkça hacim ağırlığında azalış meydana geldiği tespit edilmiştir. Her üç grupta da toprakların dispersiyon oranları 15'ten büyük olduğu için erozyona duyarlı oldukları belirlenmiştir. Sonuç olarak doğal kaynakların korunabilmesi için toprakların özellikleri belirlendikten sonra havza yönetimi prensiplerine ve yeteneğine uygun bir şekilde kullanılmalıdır.
Isparta ili Yalvaç ilçesi Tokmacık köyü doğal merasında botanik kompozisyonun ve ot veriminin belirlenmesi
Bu araştırma, Isparta ili Yalvaç ilçesi Tokmacık köyü sınırlarında bulunan ve ortalama yükseltisi 1223 metre olan doğal mera alanında yürütülmüştür. 2019 yılı vejetasyon döneminde yürütülen çalışmada, bitki ile kaplı alan, botanik kompozisyon, merada yer alan bitki türleri, toprakaltı ve topraküstü biyokütle, mera durumu, otlatma kapasitesi ve meranın genel toprak özellikleri belirlenmiştir. Çalışma alanında farklı noktalardan alınan toprakların analizi sonucunda, tekstür sınıfı killi balçık, topraktaki tuzluluk miktarı (EC) 0.22 mS/cm, ph değeri 8.25, kireç miktarı %25.12 ve organik madde miktarı %3.70 olarak tespit edilmiştir. Bunların yanısıra, merada yetişen bitkiler için mutlak gerekli olan ve toprağın makro besin elementlerinden olan kalsiyum 7482.10 ppm, potasyum 262.19 ppm, magnezyum 167.90 ppm, fosfor 4.10 ppm olarak saptanmıştır. Bununla birlikte, Tokmacık köyü merasında 28 familyaya ait 91 cins olmak üzere 125 bitki taksonu tespit edilmiştir. Merada 12 cins ve 20 takson ile Lamiaceae familyası, 11 cins ve 11 takson ile Poaceae familyası, 8 cins ve 11 takson ile de Apiaceae familyası en fazla taksona sahip familyalar olarak belirlenmiştir. Meranın bitki ile kaplı alan miktarı %41.9 olarak tespit edilmiştir. Botanik kompozisyonda buğdaygiller familyasının %49.80, baklagiller familyasının %20.06 ve diğer familyanın %30.14 olduğu ve buğdaygiller familyasının baskın olduğu saptanmıştır. Otlatma kapasitesi 52.4 BBHB, mera durumu ise orta olarak tespit edilmiştir. Çalışma alanında topraküstü biyokütle miktarı 284.6 kg/da ve toprakaltı biyokütle miktarı 442.2 kg/da olarak saptanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, mera alanında aşırı otlatmadan kaynaklanan bitki örtüsü tahribatından söz etmek mümkündür. Bu durum otlatma baskısının azaltılıp, uygun ıslah çalışmaları ile kaliteli bitki örtüsünün arttırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Isparta yağ gülü (Rosa damascena mill.) bahçelerinin insansız hava araçları (İHA) ile izlenmesi ve verim tahmin modellerinin geliştirilmesi
Bu tez çalışması, organik ve konvansiyonel tarım yapılan Isparta gülü (Rosa Damascena Mill.) yetiştirilen alanlarda verim üzerinde etkili parametrelerin dönemsel olarak belirlenmesi ve spektral ölçümlerle birleştirilerek verim tahmin modellerinin geliştirilmesi amacıyla, 2019-2020 vejetasyon döneminde yürütülmüştür. Çalışmada deneme ve test alanı içerisindeki Isparta gülünün fenolojik, morfolojik ve biyokimyasal değişimleri dönemsel olarak incelenmiş, vejetasyon süreci boyunca biyotik ve abiyotik stres faktörlerinin etkileri belirlenmiştir. Hiperspektral veriler kullanılarak organik ve konvansiyonel tarım yapılan Isparta gülünün spektral imzaları oluşturulmuştur. Organik ve konvansiyonel tarım yapılan Isparta gülünün erken dönem verim değerlendirmesi için İnsansız Hava Araçları (İHA) kullanılarak multispektral görüntülerden NDVI, NDRE, MCARI, TGI, VARI, GNDVI, GRVI, SAVI, LCI, bitki vejetasyon indisleri türetilmiş ve verim üzerine etkili toprak nemi, pH, EC ve toprak sıcaklığı özellikleri çoklu doğrusal regresyon (MLR), çok değişkenli uyarlanabilir regresyon eğrileri (MARS), karar ağaçları (CHAID, ExCHAID, CART, Random Forest) ve yapay sinir ağları (YSA) algoritmalarına fonksiyonlanarak tahmin modelleri geliştirilmiştir. Organik Isparta gülü verim tahmini için erken dönem (69. Gün); MARS 1 (0.907 R2), ExCHAID 1 (0.888 R2), CART 1 (0.931 R2) ve RF 1 (0.909 R2) modellerinin kullanılabilir olduğu belirlenmiştir. Konvansiyonel Isparta gülünde 84. Günde (3. Dönem) MRL 3 (0.999 R2), MARS 3 (0.903 R2), CHAID (0.861 R2), ExCHAID 3 (0.861 R2), CART 3 (0.995 R2) ve RF 3 (0.868 R2) modellerinin verim tahmininde kullanılabileceği belirlenmiştir. Çalışma sonucu ülkemiz Tarım 4.0 geçiş sürecine yönelik organik ve konvansiyonel tarım sistemleri altında yetiştirilen Isparta gülünün İHA ile verim tahmininde farklı vejetasyon dönemleri için kullanılabilir modeller üretilmiştir. Bunula birlikte özellikle sürdürülebilir tarım sistemlerinde erken dönem verim tahmini için İHA ve spektral verilerin kullanılması gerektiği önerilmiştir.
Sürdürülebilir tarımda toprak ve su kaynaklarının kullanılması ve korunması: Muğla ili örneği
Bu çalışmada sürdürülebilir bir tarım için doğal kaynaklardan toprak ve suyun tarımda kullanım şekli ve üreticilerinin toprak ve suyun kullanımı ve korunmasına yönelik davranışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmada çiftçilerin sosyo-ekonomik özellikleri, işletmeye ait bilgiler, arazi özellikleri ve ürün dağılımı, üreticilerin ürün değerlendirme, satış ve finans durumları, toprakların kullanılması ve korunması, su kaynaklarının kullanılması ve korunması, çiftçilerin bu konular hakkındaki tutum ve davranışları tespit edilmiştir. Çalışmanın ana materyalini, Muğla ilinde yaşayan 118 üretici ile yüz yüze 2019 yılında yapılan anket yöntemiyle elde edilen veriler oluşturmuştur. Örnek hacmini belirlenmesinde basit tesadüfü örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Anket sonucu elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde oransal dağılımlar, Khi-kare ve çoklu uyum analizleri (Multiple Correspondence Analysis (MCA)) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre görüşme yapılan çiftçilerin ortalama yaşın 54 olduğu tespit edilmiştir. Sebzelerin üretimini 500 m2-5 dekar arasında, kendi mülklerinde ve sulu ortamda yetiştirdikleri saptanmıştır. Elde ettikleri ürünün büyük bir kısmını doğrudan tüketiciye sattıkları ve ortalama gelirlerinin yıllık 73 000 TL olduğu belirlenmiştir. Toprağı kullanma amaçlarına bakıldığında ise büyük ölçüde geçimlik tarım yaptıkları ortaya çıkmıştır. Çitfçilerin, tarımsal ilaçlamada aile/komşu ve deneyimlerinden, ilaç bayilerinden, ziraat odalarından, tarım kredi kooperatiflerinden yararlandıklarını, hastalık ve zararlıların teşhisinde ise kendi bilgileri ya da ziraat mühendislerinden yardım aldıkları belirlenmiştir. Çiftçilerin sulama yaparken artezyen, kuyu, şebeke suyundan yararlandıkları yöntem olarak ise salma, şırlama, damla, yağmurlama sulama yöntemlerini kullandıkları ortaya çıkmıştır. Çiftçiler, yaptıkları ilaçlamaların toprağa ve suya etkisi olduğunu ve su kaynaklarının ise zamanla azalmakta olduğunu düşünmektedirler.
Tabakalı pomza zeminlerde deprem yükleri etkisindeki kazıkların üç boyutlu sonlu elemanlar yöntemiyle analizi
Deprem kuşağında yer alan ülkemizde depreme dayanıklı yapıların tasarlanması ve inşa edilmesi zaruridir. Bununla birlikte artan nüfus ve konut ihtiyacıyla yüksek katlı yapılar tasarlanmakta ve bu yapılar bazen taşıma gücü düşük zeminler üzerine inşa edilmektedir. Bu gibi durumlarda kazıklı temel sistemleri gerek taşıma gücü gerek oturma ve gerekse dinamik tepkiler açısından tercih edilmektedir. Isparta gibi volkanik kaynaklı zemin formasyonlarının hakim olduğu bölgelerde de yüksek katlı yapılar ve kazıklı temellere uygulamada rastlanmaktadır. Isparta özelinde düşey zemin profili pomza ve siltli kum katmanları şeklinde bulunmaktadır. Kazık temeller projelendirilirken genel olarak rijit zemin tabakasına mesnetlenmektedir. Ancak kazıklar rijit olmayan zeminlere yerleştirilerek sürtünme kazığı olarak da görev yapabilir. Bununla birlikte farklı zemin formasyonlarıyla karşılaştığı noktalarında gerilme yığılmaları oluşmakta ve bu gerilme yığılmaları bu noktalarda ve dolayısıyla üst yapıda hasarlara neden olabilmektedir. Yapılan tez çalışmasında Isparta bölgesinde, pomza ve siltli kum tabakaları boyunca imal edilen kazıklı temellerin dinamik yükler altında tepkileri sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda temel zeminine ilişkin saha ve laboratuvar deney sonuçları, zemin ve kazık mekanik özelliklerinin elde edilmesinde kullanılmıştır. Ardından sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak kazıklarının pomza zemin içerisinde deprem yükleri altındaki yükleri davranışı incelenmiştir. Elde edilen kesit tesirleri göz önünde bulundurularak maksimum yüke maruz kalan kazık belirlenmiş ve güvenilirliği araştırılmıştır.
The assessment of erosion risk and prediction of soil losses in Somalia
Soil erosion is a global environmental problem in the nature of food that is dangerous for future generations in terms of negative surveillance of the sustainability of the entire natural environment, especially agricultural areas, and security. As a matter of fact, studies on soil conservation and management primarily focus on the estimation of soil loss and the measures to be taken to reduce erosive processes. In this thesis, it is aimed to evaluate the soil erosion risk for Somalia by using the Revised Universal Soil Loss Equation (RUSLE) and the European Land Cover Inventory Environmental Information Coordination (CORINE) models. In evaluating the risk of erosion in research and assessing the risk, the RUSLE model was used to estimate the amount of soil loss, and the CORINE model was used to determine the current and potential soil erosion risk situations. To generate soil maps using both methods, parameters such as depth, stoniness, climate, land cover, precipitation erosivity, soil erosion, slope length, and erosion control applications were integrated and used in the Geographical Information System. According to the RUSLE model A factor map result, 97.12% of the study area has low, 2.35% moderate, 0.52% high, and 0.004% very high erosion intensity. The findings of the CORINE model showed that 84.26% of the soils in the northern and central regions of the country were categorized as having a moderate true risk of soil erosion. The percentages of low and high true soil erosion risks were determined as 12.08% and 3.66%, respectively. Areas with a high risk of real soil erosion were found primarily in the southern parts, while areas with a medium level of real soil erosion risk were found to be distributed in the northern and middle parts. In the field controls, it was observed that the top soil was eroded, and there were traces of surface erosion in areas with high erosion intensity. Although water erosion has not been considered an important problem in the vast majority of Somali soils, planning agricultural activities in areas where erosion intensity is present will be an important step for the protection of soils.
Sismik sıvılaşma deney numuneleri için otomatik huni tasarımı ve deney sonuçlarına etkisi
Sıvılaşma, geoteknik deprem mühendisliğinde üzerinde en çok çalışma yapılan, en merak uyandıran konuların başında gelmektedir. Kumlu zeminlerin dinamik yükler altında sıvılaşması hakkında pek çok araştırma yapılmıştır ve hala yapılmaktadır. 1964 yılında üç ay içerisinde meydana gelen Alaska Good Friday ve Japonya Niigata depremleri sonrası sıvılaşma nedeniyle meydana gelen zararlar farkedilmiş olup, geoteknik mühendislerini konuyla ilgili ciddi çalışmaları başlamıştır. Günümüze kadar dünyanın çeşitli yerlerinde çok faydalı çalışmalar yapılmış olup, konunun karmaşıklığına rağmen pek çok şey öğrenilmiştir. Bunun yanında gizemini koruyan ve kafa karıştıran sorunların çözüme kavuşması için çalışmalar devam etmektedir. Yapılan çalışmalarda tüm sıvılaşma olaylarının en karakteristik özelliği, drenajsız yükleme şartlarında oluşan aşırı boşluk suyu basıncıdır. Kohezyonsuz zeminlerin doygun olduğu durumlarda, drenajsız şartlardaki yükleme çabuk gelişmekte ve zeminlerin sıkılaşma eğilimi aşırı boşluk suyu basıncının artmasına ve efektif gerilmenin sıfıra doğru azalmasına neden olabilmektedir ve tüm bunların sonucunda sıvılaşma olayı meydana gelmektedir. Geoteknik mühendisliği için bu derece önemli bir konuda araştırma ve çalışmalar gerçekleştirilirken hem hızlı hem de sonuçlarımızdan emin olarak ilerlemek büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle hem numune hazırlama aşamasında hem de deneyler gerçekleştirilirken en güvenilir ve en hızlı yöntemleri seçmek kaliteli çalışmalar için altyapı oluşturacaktır. Bu çalışmada numunenin hazırlama yönteminden başlayarak deney sonuçlarına kadar birçok parametre (zemin döküş yüksekliği, huni çekiş hızı, CSR, göreceli sıkılık-çevrimsel kayma gerilmesi ilişkisi) ayrıntısıyla incelenmiş olup, dikkat çekici buluşlar ve sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca deney sisteminin kurulmu ve deneyin gerçekleştirilmesi aşamasında nelere dikkat etmemiz gerektiği ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Araziden örselenmemiş numune alınması özellikle kumlu zeminler söz konusu olduğunda oldukça özel ve pahalı yöntemler gerektirmekte ve bu durum tercih edilmediğinden deney numuneleri laboratuvar ortamında oluşturulup doygun hale getirildikten sonra test edilebilmektedir. Deneylerin tekrarlanılabilrliği ve güvenilirliği açısından laboratuvar ortamında oluşturulan numunelerin yapılacak her deney için aynı davranışı gösterecek şekilde hazırlanması ve doygun hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Oldukça zaman alan ve büyük zahmet gerektiren bu sürecin bir nebze kolaylaştırılması için kuru numunelerle deney yapmak çok avantajlı olmaktadır. Bu çalışmada tamamen kuru numunelerle deneyler yapılmış, drenajlı durumda sabit hacim kontrollü olarak tekrarlı basit kesme yüklerine maruz bırakılan numuneler için eşdeğer boşlık suyu basıncının nasıl hesaplanacağı ve sabit hacim kontrollü deney sisteminde kumların sıvılaşma davranışının kuru numunelerden belirlenmesi sabit hacim kontrollü basit kesme deney mekanizması anlatılarak açıklanmıştır. Ayrıca kuru ve doygun numunelerin deney sonuçları karşılaştırılarak temiz ve siltli kum numunelerinde kuru ve doygun durumda aynı sonuçların bulunduğu kanıtlanmıştır. Bu tez çalışmasında numune hazırlama yöntemi olarak kuru huni yöntemi uygulanmıştır. Kuru huni yöntemi hem dinamik basit kesme hem de üç eksenli basınç deneylerinde yaygın olarak uygulanan bir numune hazırlama yöntemidir. Fakat bu numune hazırlama yöntemi uygulanırken, tecrübe eksikliği, el titremesi ve deneylerin farklı operatörler tarafından yapılması deney sonuçlarını önemli ölçüde etkiliyebilmektedir. Özellikle el titremesi huninin ekseninden kaymasına sebep olmakta, aynı zamanda huninin çekiş hızı da kontrol edilememektedir. Çalışmada tüm bu etkenlerin ne gibi sonuçlar doğurduğunun belirtilmesinin yanısıra tüm bu olumsuz durumların önüne geçecek bilgisayar kontrollü otomatik bir huni tasarlanmıştır. Huni bilgisayar kontrollü olarak 15, 30, 45, 60, 75, 90, 105, 120, 135, 150 saniyelerde 4 cm yukarı yükselebilmektedir. Bunun yanında numunenin farklı yüksekliklerden dökülebilmesi için her biri 35 mm yüksekliğinde 6 aparatı bulunmaktadır. Böylelikle farklı zemin döküş yüksekliği ve farklı huni çekiş hızlarında çeşitli kombinasyonlar denenmiş ve bunların göreceli sıkılık ve sıvılaşma üzerindeki etkileri açıklanmıştır. Bunun yanında manuel kuru huni yöntemiyle yapılan deneylerle otomatik yöntemle yapılan deneyler her yönden karşılaştırılarak otomatik huninin avantajları ve gerekliliği ortaya konmuştur. Yeditepe Üniversitesi Zemin Mekaniği Laboratuvarında bulunan Geocomp marka cihazda dinamik basit kesme deneyleri uygulanmış, temiz kum ve %10 silt içerikli siltli kum numuneleri üç farklı çevrimsel kayma gerilmesi oranında (CSR=0.12, 0.1, 0.08) deneye tabi tutulmuşlardır. Numuneler 50 kPa altında konsolide edilmiş ve tüm testler için frekans değeri 0.1 Hz olarak uygulanmıştır. Yapılan deneylerle kumlu zeminlerin sıvılaşma davranışı belirlenmiştir. Hem temiz hem de siltli kum numunelerinde sıvılaşma için gerekli çevrim sayısı ile göreceli sıkılık arasında üstel bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca çevrimsel kayma gerilmesi oranı azaldıkça sıvılaşma direncinin arttığı tespit edilmiştir. Bu durum literatürde yapılmış olan diğer çalışmalarla uyuşmaktadır. Son olarak çevrimsel direnç oranı ile göreceli sıkılık arasında temiz kum ve %10 silt içeren siltli kum için üstel bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir.
Makarnalık buğdaylarda sensör, iklim ve bitki özelliklerine dayalı azotoptimizasyonu ve verim tahmininin farklı algoritmaları ile modellenmesi
Bu çalışma, yarı kurak iklim koşullarında yetiştirilen makarnalık buğdayda (Triticum durum) verim ve kalite tahminine yönelik sensör tabanlı ölçümler ile yapay zekâ destekli modelleme yaklaşımlarının bütüncül olarak değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında dört farklı Zadoks gelişim evresinde (ZD24, ZD30, ZD31, ZD32) toplanan optik sensör verileri (SPAD, NSPAD, NDVI, INSEY) ve bitki boyu ölçümleri; drone tabanlı RGB ve multispektral görüntüler; iklim parametreleri ve 350–2500 nm aralığında elde edilen laboratuvar spektral yansıma verileri ile birlikte analiz edilmiştir. Farklı azot dozlarının bitkisel tepkiler üzerindeki etkileri varyans analizleri (ANOVA) ile belirlenmiş; artan azot uygulamalarının özellikle SPAD, NDVI ve INSEY değerlerinde anlamlı yükselişlere yol açtığı, verim ve kalite bileşenlerinde ise çeşit ve fenolojiye bağlı farklılaşmaların oluştuğu görülmüştür. Verim tahmini için Random Forest, Gradient Boosting, AdaBoost, LightGBM ve XGBoost algoritmaları karşılaştırılmış ve model performansının gelişim evrelerine göre değişkenlik gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle ZD31 evresi, fotosentetik kapasite ve biyokütle birikiminin kritik olarak yoğunlaştığı dönem olması nedeniyle en yüksek tahmin doğruluğunu sağlamıştır. XGBoost ve LightGBM modelleri düşük hata değerleri ve yüksek genelleme kabiliyetleriyle öne çıkmış; SHAP analizi ise INSEY ve NSPAD indekslerinin verim tahmininde belirleyici rol oynadığını ortaya koymuştur. Bunun yanında, iki yıllık ve altı gelişim evresine ait zaman serili drone görüntüleri, yer tabanlı sensör verileri ve iklim parametrelerinin bütünleştirilmesiyle geliştirilen CNN tabanlı derin öğrenme modeli, yüksek doğruluk (R² ≈ 0,98) ve düşük hata değerleriyle çalışmış; özellikle başaklanma ve tane doldurma dönemlerinde tahmin gücünün arttığı saptanmıştır. Spektral yansıma verileri kullanılarak gerçekleştirilen protein tahmininde ise dört spektral bölge (VIS, NIR, SWIR ve Tam Spektrum) üzerinden yapılan karşılaştırmalarda, geniş bant ve özellikle SWIR bölgesinde hibrit ANN–SVR modelinin en yüksek doğruluk (R² > 0,92) ve en düşük hata değerleriyle üstün performans sergilediği belirlenmiştir. Genel olarak elde edilen bulgular, azot yönetiminin fizyolojik, morfolojik, verim ve kalite parametrelerini eş zamanlı olarak etkilediğini ve bu parametrelerin birlikte değerlendirilmesinin hassas gübreleme stratejilerinin geliştirilmesinde kritik bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca, sensör tabanlı veri füzyonu ve yapay zekâ tabanlı modelleme yaklaşımlarının, dijital tarım uygulamaları için yüksek doğruluklu ve açıklanabilir karar destek mekanizmaları sunarak sürdürülebilir tarım yönetimine önemli katkılar sağlayabileceği sonucuna varılmıştır.
Amediye (Duhok - Irak) yakın çevresinde toprak erozyonu ve kontrol yöntemleri
Erozyon, verimli toprakların devamlılığı açısından önemli bir doğal süreçtir. Ancak insanoğlunun doğaya uygunsuz müdahaleleriyle doğal bir süreç olmaktan çıkıp tehlikeli bir doğal afet haline gelmiştir. Dünya çapında her yıl binlerce hektar verimli arazi geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip olmaktadır. Coğrafyasının büyük kısmı eğimli ve bol yağış alan Kuzey Irak'taki erozyonun etkinliği tehlikeli boyutlardadır. Bu sebepten ötürü erozyonun bölgesel olarak gerek lokal gerekse genel olarak tanınması, analiz edilmesi ve erozyonun niteliğine göre gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Araştırma şunları amaçlamaktadır; Amediye ve yakın çevresindeki toprak erozyonunun gücünü etkileyen önemli faktörlerin (Fiziki - Beşeri) belirlenmesi, Amediye'deki toprak türlerini belirleyerek fiziksel ve kimyasal özellikleri. Bu çalışma kapsamında erozyon kavramı, erozyonun analiz yöntemleri ve erozyona karşı alınabilecek önlemler, gerek yerli gerekse dünya literatürü üzerinden incelenmiştir. Erozyon kontrolü, kavramı, çeşitleri ve temel mekanizmaları anlatılmış; erozyon analiz ve tahmin yöntemleri anlatılmış ve mevcut toprak örneklari üzerinden irdelemesi yapılmıştır. Amediye ilçesi Kuzey Irak bölgesinde yer alan ve Duhok iline bağlıdır. Amediye'de erozyon ve erozyon türleri açıklanarak; bir arazinin erozyona uğraması için toprağın mutlaka taşınmasının gerekli olmadığı açıklanmaktadır. Bazı türlerinde ise aşınma bir yıldan diğerine fark edilemeyecek mertebede olabilmekte ve bu kadarı d hi zamanla ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Vaktinde müdahale II edilmemesi halinde etkinliğini belli mertebenin üzerine çıkaran erozyonun kontrolü, zamanında yapılabilecek basit müdahalelerle kıyaslandığında sonraki aşamalarında çok ciddi mali yükler getirebilmektedir. Erozyonun kontrol altına alınmaması halinde topraklarımız hızla kaybının geri dönüşü olmayacak şekildeolacaktır. Bu noktadan sonra ne kadar madd gücünüzün olduğunun bir önemi yoktur çünkü kaybın geri kazanımı mümkün değildir. Bölgenin fiziki coğrafya özelliklerini bilmek çok önemli bir konudur. Arc GİS 10.4.1 yazılımı ile bölgenin doğal yapısını iyi bir şekilde inceleme fırsatı elde ettik. Bununla beraber erozyon kontrol yöntemleri ve özellikle Amediye İlçesin'de erozyon iyi bir şekilde belirlendi ve Amediye İçesin'de insan faktörü erozyonun oluşmasında en büyük etkenlerden biridir. Ağaçların konutlar için kullanılması veya toprağın tarım faaliyetlerinde yanlış kullanımı, ilkel metodların kullanımı, hayvanların rastgele beslenmesi, özellikle 1957 – 2017 yılları arasında istatistiklere göre nüfusun hızlı artışı gibi etkenler Amediye İlçesinde toprak erozyonu üzerindeki ana faktörlerdir. Bu çalışmada erozyonun kontrolü üzerinde durulmuştur. Erozyon kontrolünde birinci adım erozyon kontrol planının oluşturulmasıdır. Bir erozyon kontrol planının hazırlanması ciddi bir saha araştırması gerektirmektedir. Erozyondan korunma, rüzg rın, yağmurun, sel suyunun ve orman yangınının etkilerinden sonra, açığa çıkan toprağın korunmasında hayati bir öneme sahiptir. Bunun nedeni sahadaki erozyon sorununun ve etkinliğinin doğru tanımlanması, erozyon kontrol maliyetlerini ciddi oranda düşürecektir. Anahtar Kelimeler: Amediye, Duhok, Toprak, Erozyon, Erozyon Kontrol.
II. Meşrutiyet Döneminde yayınlanan bir Ziraat Mecmuası: Toprak
Osmanlı Devleti'nin değişim sürecinin önemli aşamalarından biri olan ve siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel anlamda Osmanlı Devleti'ni etkilemiş olan II. Meşrutiyet, Osmanlı Devleti'nin son döneminde büyük bir heyecan ve umut ortamının oluşmasına sebep olmuştur. II. Meşrutiyet'in mimarı olan İttihat ve Terakki Cemiyeti, yani dönemin önde gelen aydınları devletin içinde bulunduğu bedbaht halden kurtulması amacıyla toplumu aydınlatmak ve bunun da ülkeyi ekonomik olarak daha iyi bir hale getirmekle mümkün olacağı konusunda hemfikirdirler. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra hızlı bir artış gösteren dergi ve gazeteler, yani basın dönemin en önemli kitle iletişim aracıdır. Aydınların daha ziyade topluma ulaşmak, aydınlatmak, bilinçlendirmek ve eğitmek amacıyla kullanmaya çalıştığı basın büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Güncel, siyasi, iktisadi haberlerin yayınlandığı gazetelerin yanı sıra daha lokal konuları yayın politikası belirleyerek yola çıkan dergiler, topluma bir nevi yol gösterici olarak, daha bilinçli bir Osmanlı toplumu oluşturmayı amaçlamışlardır. Toprak Mecmuası mezkur dönemin ziraat ve iktisad gibi konularını yayın politikası olarak belirleyen önemli dergilerinden biridir. Mart 1329 (1913) senesinde yayın hayatına başlayan Toprak Mecmuası'nın kapağında "Ziraat, toprak kazub altun çıkarmakdır." ifadesi bulunmaktadır. Ziraatın, üretimin ve her türlü iktisadi faaliyetin önemini, bunların çağın gereklerine uygun ifa edilmesi fikrinin gerekliliğini okurlarına aşılamak isteyen Toprak Mecmuası, milli iktisada önem verilirse Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu kötü halden kurtulacağını kendine şiar edinmiştir. Osmanlı toplumunda üretimde asıl rolü üstlenmiş olan çiftçilere ve köylülere yani ziraatle uğraşanlara hitap eden Toprak Mecmuası'nın yayın hayatı 1 Haziran 1330 (1914) senesinde 21. sayıyı yayınladıktan sonra nihayete ermiştir. Bu çalışmada, Toprak Mecmuası'nda ziraat, ticaret, hayvancılık ve Osmanlı ekonomisinin yapı taşları niteliğindeki her türlü üretime ve köy ve köylülere dair yayınlanmış yazılar paralelinde dönemin ekonomik faaliyetleri, aydınların ekonomiyi iyileştirmek adına amaçladıkları ve yazdığı yazılar ve mezkur dönemde bir ziraat mecmuasının üstlendiği misyon ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: II. Meşrutiyet, Basın, Toprak, Mecmua, Milli İktisad, Ziraat, Ticaret
The importance of the concept of land in the period of social realistic films in Turkish cinema
This thesis examines the idea and importance of land during the social realism period in Turkish Cinema mostly years between 1960 to 1980. While examining the land it also takes a brief look at that period from social and political effects in Turkey. The importance of the idea of land during that period is analyzed through Metin Erksan's Dry Summer (1963), Revenge of The Snakes (1962) and The Wheel (1968) The developing conflicts of the Social realistic period in Turkey tried to be explained by analyzing the recent political and economic development of Turkey during that period of time.
Nohut (Cicer arietinum L.) tarımında farklı toprak işleme yöntemlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada; nohut tarımında 6 farklı toprak işleme yönteminin toprağın bazı fizikomekanik özellikleri, ürün verimi, verim unsurları, işletme karakteristikleri ve maliyet üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Üç yıl süreyle Tokat ili Kazova Bölgesinde yürütülen çalışmada Gökçe çeşidi nohut kullanılmıştır. Uygulanan toprak işleme yöntemleri; A (sonbaharda kulaklı pulluk, ilkbaharda tarla kültivatörü ve dişli tırmık), B (kulaklı pulluk, tarla kültivatörü ve dişli tırmık), C (toprak frezesi), D (çizel, diskli tırmık ve sürgü), E (frezeli ara çapa makinasıyla şeritsel toprak işleme) ve F (doğrudan ekim)' den oluşmaktadır. Denemeler, tesadüf blokları deneme desenine göre 3' er tekerrürlü olarak düzenlenmiştir. Araştırma sonucunda; incelenen toprak işleme yöntemleriyle toprağın işlenmesinden sonraki gravimetrik nem içeriği sırasıyla en düşük ve en yüksek değer olmak üzere % 22.17-26.34, hacim ağırlığı 1.31-1.524 g cm-3 toprak porozitesi % 43.20-49.57, penetrasyon direnci 0.23-0.94 MPa, organik madde içeriği % 1.43-1.86, parça boyut dağılımı % 16,29-43,10 ve yüzey artığı gömülme yüzdesi ise % 21.97-87.62 olarak bulunmuştur. Uygulanan yöntemlere göre nohut bitkisinin çıkışı 13.67-14.33 gün, metrekaredeki bitki sayısının 17.02-20.64 adet m-2, bitki boyunun 28.61-37.26 cm, ilk bakla yüksekliğinin 15.49-18.07 cm, bitkideki dal sayısının 1.24-2.36 adet bitki-1, bitkideki bakla sayısının 8.01-26.71 adet bitki-1, bitkideki tane sayısının 8.21-29.59 adet bitki-1, metrekaredeki bitki veriminin 163.06-470.74 kg da-1, metrekaredeki tane veriminin 80.60-260.63 kg da-1, 100 tane ağırlığının 43.44-47.46 g, hasat indeksinin % 52.51-56.43 ve bakladaki tane sayısının 1.11-1.13 adet bakla-1 arasında değiştiği belirlenmiştir. Ayrıca yöntemlerin ortama maliyetlerinin 174.25 ile 192.10 ₺ da-1 arasında değiştiği, girdi çıktı oranın da 0.50 ile 1.51 arasında değiştiği bulunmuştur. Sonuç olarak C ve D yöntemlerinin bölgede alternatif toprak işleme yöntemleri olarak uygulanabileceği anlaşılmıştır.
The fate and transport of some commonly used pesticides in the Konya Plain
By protecting the agricultural products, pesticides are substances that are widely used worldwide to increase crop yields. Although pesticides can have beneficial effects on crop production, these chemicals have various adverse effects on human health, other living and environmental systems. By virtue of the aforementioned reasons, it is a necessity to understand the fate, transport and interactions of the pesticides in the natural systems. In this study, in order to investigate the fate and transport of two pesticides widely used in the Konya Plain (2,4-dichlorophenoxyacetic acid and fenoxaprop-p ethyl), a series of batch sorption and column transport experiments were conducted. Soil samples collected from the Konya Plain were screened for a wide range of pesticides using liquid chromatography coupled with tandem mass spectroscopy (LC-MS/MS). Extraction of the pesticides from the soil samples was performed using "quick, easy, cheap, effective, rugged, and safe" QuEChERS method. Batch tests were conducted using selected soil samples to investigate the sorption potential of the target pesticides. Sorption kinetics as well as sorption isotherms were developed for the two pesticides. Column tests were conducted to evaluate the mobility potential of the target pesticides. Calibration curves with linear regression coefficients (R2 ) greater than 0.990, were used for the estimation of distribution coefficients (Kd). The 24h Kd value of the Fenox was calculated as 297.4 mL g-1. There was no significant Kd value calculated for 2,4-D. Overall, the experiments demonstrated that the transport potential of 2,4-D is high while Fenox mobility is limited due to its high sorption.
Eskişehir Kızılcaören yöresindeki zenginleştirilmiş nadir toprak elementlerinin SiAlON esaslı malzemelerde kullanım imkanının araştırılması
ÖZET Yüksek Lisans Tezi ESKİŞEHİR KIZILCAÖREN YÖRESİNDEKİ ZENGİNLEŞTİRİLMİŞ NADİR TOPRAK ELEMENTLERİNİN SİAION ESASLI MALZEMELERDE KULLANIM İMKANININ ARAŞTIRILMASI AYŞE KALEMTAŞ Anadolu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Seramik Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman: Yrd.Doç.Dr. Cemail AKSEL 2002, 65 sayfa Bu çalışmada Eskişehir Kızılcaören yöresi zenginleştirilmiş nadir toprak elementi karışımının |}-SiA10N, oksinitrür cam ve cam seramik üretiminde kullanım potansiyeli araştırılmıştır. P-SİAlON numuneleri içerdiği yüksek La konsantrasyonu yüzünden basınçsız sinterleme tekniğiyle sinterlenememiştir. Ancak, gaz basınçlı sinterleme yöntemiyle numunelerin tam yoğunluğa ulaşması sağlanmıştır. Basınçsız sinterleme tekniğiyle yoğunlaştırılan i) ticari olarak satılan nadir toprak elementleri içeren ve ii) zenginleştirilmiş nadir toprak elementleri içeren numunelerin taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve x-ışınları kırınım (XRD) analizleri sonucunda benzer yapılara sahip olduğu görülmüştür. Üretilen oksinitrür camlara uygulanan ısıl işlem sonrası; ticari olarak satılan nadir toprak elementleri ve zenginleştirilmiş nadir toprak elementleri içeren numunelerde farklı kristallenmelerin ortaya çıktığı belirlenmiştir. Zenginleştirme işlemi sonrası yapıda bulunan bazı elementlerin bu etkiye neden olduğu düşünülmektedir. Yapılan deneysel çalışmalar sonrası zenginleştirilmiş nadir toprak elementlerinin SiAlON seramikler, oksinitrür cam ve cam seramikler gibi değişik uygulama alanlarında kullanım potansiyelinin bulunduğu ancak, daha detaylı çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Zenginleştirilmiş nadir toprak elementleri, (3-SiAlON seramikler, oksinitrür cam ve cam seramikler
The evaluation of figs (Ficus carica L. sarilop) growed at different altitudes in terms of plant nutrition
Objective: It is aimed to compare the nutritional status of the dried fig "Sarılop" (Ficuscarica L.) with its soil fertility, which is grown at different altitudes in Aydın. Material and Method: Altitudes were examined in 5 altitude groups; (0-200), (200-400), (400-600), (600-800), (800-900) increasing in 200 meters. İn each altitude group, there are 3 replications in which 3 trees at full yield age are accepted as 1 replication in 3 different "Sarılop" producer gardens. The physical and chemical properties of the soils taken from 0-30 and 30-60 cm depths for 2 years, and the analyzes of plant nutrients were made in the leaf samples taken at 4 different phenological stages in the 2020 production season, and the quality characteristics and shoot development of fresh and dried fruits were examined. Results: The Organic matter content of the soils was found to be very little and little. There are soil reaction differences between altitudes; alkaline reaction is dominant at lower altitudes and acid reaction is dominant at higher altitudes. It has been observed that trees cannot be fed mostly with Nitrogen (N), Calcium (Ca), and Zinc (Zn) at altitudes. Conclusion: It has been determined that the development, growth, yield and quality characterictics of sarılop are significantly affected by altitude differences, physical and chemical properties of large soil groups. In order to ensure adequate shoot development, it is recommended to use basic fertilization programs that will support soil fertility at altitudes and supplement organic resources, zinc, nitrogen and calcium in elemental balance. Key Word: Dried Fig, Different Altitudes, Different Groups of Soil, Plant Nutrition
Patateste bakteriyel halka çürüklüğü (Clavibacter michiganensis subsp. sepedonicus), bakteriyel solgunluk ve kahverengi çürüklük (ralstonia solanacearum) etmenlerinin tespit yöntemleri üzerinde araştırmalar
Amaç: Bu çalışmada öncelikle patateslerde tohumluk sertifikasyonda sıfır toleransa sahip olan karantinaya tabii iki bakteriyel patojeninin (Rsol ve Cms) Avrupa Birliği tarafından önerilen yöntemlerle mevcut laboratuvar koşullarında çeşitli kaynaklardan (patates bitkisi, yumru, sulama suyu ve toprak) tespit edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca aynı kaynaklardan Rsol ve Cms tayini için yeni tasarlanan primer-prob setleri ile bir real-time multipleks PCR protokolünün geliştirilmesi ve pratikte kullanım olanaklarının değerlendirilmesi çalışmanın nihai hedefini oluşturmuştur. Materyal ve Yöntem: Farklı kaynaklardan Rsol ve Cms tayini için IF, klasik PCR ve real-time PCR kullanılmıştır. Daha sonra iki bakterinin yeni tasarlanan primer prob setleri (Rsol-1F/Rsol-1R, Rsol-Pr; Cms-1F/Cms-1R, Cms-Pr) ile bu yöntemlerde önerilen real-time PCR protokolleri karşılaştırılmıştır. Bu amaçla, her iki patojenin saf bakteri ve DNA süspansiyonlarında, yapay olarak bulaştırılmış patates bitki ve yumru ekstraktlarında, patates DNA' sında ve uygun bir primer-prob varlığında saptama limitleri ve PCR primer etkinlikleri hesaplanmıştır. Ayrıca, doğal olarak latent enfekteli yumrularda etmenlerin varlığı incelenmiş ve Türkiye' de 3 farklı patates yetiştirilen bölgeden alınan toprak ve sulama sularında Rsol' un tespit limitleri belirlenmiştir. Bulgular: Yürütülen IF testlerinde Rsol tespit limiti 1,9x103 hücre/ml (3 hücre) ve Cms tespit limiti 1,9x102 hücre/ml (5 hücre) olarak saptanmıştır. İki farklı DNA ekstraksiyon yöntemi kullanılarak yapılan klasik PCR testi ile Rsol tespit limiti her iki yöntem için 6 ng/µl, Cms için DNA ekstraksiyon yöntemi sonrasında 0,419 ng /µl, kaynatma yöntemi sonrasında 1,79 ng /µl olarak belirlenmiştir. Toprak ve sulama suyu örneklerinde Rsol tayini real-time PCR kullanılarak yeni Rsol primer çifti ve prob seti ile yapılmıştır. Ticari kitten elde edilen Rsol DNA için Balıkesir ve Ödemiş toprak örneklerinde 1,2x103 hücre/ml (1,2x102 bakteri/gram), Afyonkarahisar toprak örneklerinde 1,2x105 hücre/ml (1,2x104 bakteri/gram) saptanmıştır. Kaynatma yöntemi kullanılarak DNA ekstraksiyonu sonrasında ise sadece Balıkesir ve Ödemiş toprak örneklerinde Rsol 1,2x103 hücre/ml (1,2x102 bakteri/gram) tespit edilebilmiş olup Afyonkarahisar toprak örneklerinde tespit sağlanamamıştır. Üç ilden alınan sulama suyu örneklerinde ise Rsol 1,2x103 hücre/ml' e kadar tespit sağlanmıştır. Patates DNA' sı kullanılarak yeni Rsol ve Cms primer çifti ve prob setleriyle yapılan real-time PCR çalışmalarında patates DNA' sının ve COX primer çifti ve probunun varlığı tespit limitini etkilemediği görülmüştür. Bu testlerde tespit limitleri Rsol 0,2 pg/µl (PCR etkinliği %77,80˗86,33 arasında), Cms 0,2 pg/µl (PCR etkinliği %74,42˗83,08 arasında) olarak saptanmıştır. İki yüz patates yumru örneğinden oluşan doku ekstraktlarına bakteri süspansiyonu karıştırılarak hazırlanan örneklerde yeni primer çifti ve prob setiyle Rsol tespit limiti 1,08x103 hücre/ml (PCR etkinliği %97,39), Weller vd. (2000) primer çifti ve prob setiyle Rsol 1,08x102 hücre/ml (PCR etkinliği %259,75) olarak saptanmıştır. Aynı şekilde yeni primer çifti ve prob setiyle Cms 1,4x102 hücre/ml (PCR etkinliği %105,62), Schaad vd. (1999) primer çifti ve prob setiyle Cms 1,4x103 hücre/ml (PCR etkinliği %121,62) olarak belirlenmiştir. Tasarlanan primer çifti ve prob setiyle multipleks PCR çalışmalarında, sadece Rsol, her iki bakteri ve patates DNA' sı varlığında Rsol 0,2 pg/µl' e kadar (PCR etkinliği %90,29, %90,94, %90,07 ve %94,60) tespit edilmiştir. Cms için tespit limiti sadece Cms ve patates DNA' sının varlığında 0,2 pg/µl olarak hesaplanmıştır (PCR etkinliği %90,98 ve %88,59). Ancak iki bakteri ve patates DNA' sının varlığı ile tespit limiti 2 pg/µl' ye (PCR etkinliği %87,19 ve %88,99) yükselmiştir. Doğal olarak enfekte patates yumru örneklerinin gerçek zamanlı PCR testinde, Avrupa Birliğince önerilen primer çiftleri ve problar ile karşılaştırıldığında, yeni tasarlanan Rsol ve Cms primer-prob setlerinin tekli ve multiplex olarak kullanımında benzer sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç: Rsol ve Cms tüm dünyada karantinaya tabi olan ve tohumluk patates sertifikasyonunda sıfır tolerans gösteren bakteriyel patojenlerdir. Yasal olarak, üretilen, ithal ve ihraç edilen patates yumrularının test edilmesi zorunludur. Yeni tasarlanan primer ve prob setleriyle Rsol ve Cms' un varlığı patates bitki ve yumrularından, Rsol' un varlığı toprak ve sulama sularından başarılı bir şekilde tespit edilebilmiştir. Sonuçta Rsol ve Cms' un patates yumrularında eş zamanlı tespit edilmesine olanak sağlayan yeni tasarlanan primer çifti ve prob seti ile multipleks real-time PCR protokolü oluşturulmuş etkinliği ve özgünlüğü doğrulanmıştır. Anahtar kelimeler: Ralstonia solanacearum, Clavibacter sepedonicus, Real-time PCR, Multipleks, toprak, sulama suları
Aydın Efeler ilçesindeki alüviyal toprakların verimlilik durumları ve haritalanması
Amaç: Toprak, küresel ve ulusal gıda güvenliğinin sağlanmasında temel unsuru oluşturmakta ve tüm özelliklerinin bilimsel ölçekte tanımlanması gerekmektedir. Yürütülen çalışma ile; coğrafi bilgi sistemlerinden faydalanılarak elde edilen verilerin düzenli ve sistemli olarak bir veri tabanında toplanması, yeni verilerle toprak değişkenlerinin izlenmesi ve yeniden yorumlanması aşamasında kolaylıklar sağlayacaktır. Toprakların incelenen besin elementleri açısından yeterlilik durumlarının saptanması; yeterlilik ve eksiklik seviyelerinin ortaya konulmasına imkan verecek, gübre üretim planlaması ve yöreye göre ihtiyacı duyulan gübrelerin çeşit ve miktarının belirlenmesinde önemli bilgi kaynağı oluşturacaktır. Materyal ve Yöntem: Çalışılan alan için temel kartografik materyal olarak topografik haritalar kullanılmıştır. Eşyükselti eğrileri, dereler, sulama ve kurutma kanalları gibi topografik haritalar üzerinde yer alan veriler sayısallaştırılarak veri tabanına aktarılmıştır. Çalışma alanı örnekleme noktaları tespiti için MAP'in uygulamasından yararlanılmıştır. Belirlenen noktalardan iki farklı derinlikten olmak üzere toplam 100 adet toprak örneklemesi gerçekleştirilmiştir. Laboratuvarda yapılan fiziksel ve kimyasal analiz sonuçları ArcGIS 9.3 programına veriler girilerek jeoistatiksel yöntemle dağılım haritaları oluşturulmuştur. Bulgular: Coğrafi bilgi sisteminden yararlanılarak daha önce ki araştırmalar incelenip yüksek doğruluk gösteren kriging interpolasyon yöntemi kullanılarak çalışma alanının örneklenmemiş alanlarındaki her bir özelliğin değerleri tahmin edilerek haritalanmış ve yüzde dağılım oranları tespiti yapılmıştır. Çalışma alanı alüviyal toprakların genel özellikleri hafif alkali olup, tuzsuz, orta kireçli, organik madde içeriği az düzeyde, tınlı ve kumlu tın bünyeye sahip fosfor, kalsiyum, sodyum ve demir değerleri fazla olup, mikro element içerikleri bakımından Zn ve Cu yeterli düzeyde Mn değeri ise az sonuçlarına ulaşılmıştır. Sonuç: Yürütülen çalışma ile Aydın ili Efeler ilçesindeki tarımsal potansiyeli yüksek olan alüviyal arazilerin verimlilik durumları ortaya çıkarılmış, üretilen alansal veriler ile toprak verimliliğini artıracak ve sürdürebilirliğini sağlayacak önerilerde bulunulmuştur. Toprakların farklı iki derinliği için üretilmiş olan verimlilik haritaları, gelecek yıllarda yapılacak çalışmalara katkı sağlayacak, oluşturulan veri tabanı sayesinde izlenebilirlik ve zamansal değişimlerinin takibi mümkün olacaktır.
Muğla ilinde doğal olarak yayılış gösteren sığla (Liquidambar orientalis Mill.) bitkisinin mineral beslenme ve ağır metal kapsamları açısından araştırılması
Bu çalışmada Muğla ilinin Marmaris, Köyceğiz ve Fethiye ilçelerinde doğal olarak yayılış gösteren endemik bir tür olan Sığla (Liquidambar orientalis Mill.) bitkisinin beslenme durumu ve ağır metal kapsamlarının araştırılması amaçlanmıştır. Her bir lokasyonda 2 farklı örnekleme noktası (otoyol kenarı ve otoyola 50 m uzaklık) belirlenmiştir. Örnekleme noktalarında hem toprak (0-30 cm) hemde yaprak örnekleri alınmıştır. Her bir örnekleme noktasının GPS ile koordinatları kaydedilmiştir. Toprak örnekleri incelendiğinde, toplam N kapsamı %0.04- %0.32 arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca, toprak makro elementlerden alınabilir P ve yarayışlı Ca değerleri genel anlamda referans aralığı içerisinde yer aldığı tespit edilmiştir. Toprak mikro element düzeylerine bakıldığında ise Fe içeriği tüm örnekleme noktalarında yüksek bulunmuştur. Mn, Zn ve Cu kapsamları incelendiğinde ise belirlenen sınır değerleri içerisinde yer aldığı görülmüştür. Bununla birlikte, toprak ağır metal içeriklerine bakıldığında Köyceğiz ve Marmaris örneklerinde Cr ve Ni değerleri oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Analizleri yapılan sığla bitkisi yaprak örneklerinin besin element içerikleri Ca 1.09-2.04 ppm, Mg 0.39-0.87 ppm, K değeri 1.22-1.98 ppm, P değeri ise en düşük 0.14 ppm iken en yüksek 0.37 pmm olduğu tespit edilmiştir. Yaprak mikro element içeriklerine bakıldığında Fe 202.38- 385.52 ppm, Mn ise 31.91- 100.50 ppm, Zn 17.6- 65.19 ppm, Cu değeri 4.18- 19.64 ppm B ise 21.10- 74.35 ppm arasında değerlere ulaşılmıştır. Yapraklardaki Cd, Co, Cr, Ni ve Pb kapsamları sırasıyla; 0.04-0.09 ppm, 0,4-1.80 ppm, 2.85-6.87 ppm, 9.28-40.49 ppm ve 0.52-1.15 ppm aralığında olduğu belirlenmiştir. Her ne kadar bazı mikro ve ağır metallerin sınır değerler üzerinde bulunduğu tespit edilmiş olsa da, araştırma konusu bitkilerin metabolik olarak bu yüksek değerlerden olumsuz etkilendiklerine dair herhangi bir fiziksel bulguya rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Sığla (Liguidambar Orientalis Mill.), Toprak, Mineral Beslenme, Ağır Metal
İç mekan tasarımında işlev- eylem ilişkisi kapsamında zemin döşeme malzemeleri ve seçim ölçütleri
Bu tez çalışmasında iç mekan tasarımında işlev ve eylem kapsamında, tasarımcı ve kullanıcı bakımından zemin döşeme kaplama malzemesinin seçilmesindeki nitelikleri konu alınmıştır. İlk olarak iç mekan tasarım kavramı incelenmiş ve zemin döşemesinin, diğer bileşenlerle olan ilişkisinde iç mekan tasarımındaki önemi vurgulanmıştır. Daha sonra zemin döşemesinde kullanılan malzemelerin, iç mekanın işlevi ve kullanıcı eylemlerine göre nitelikleri değerlendirilmiştir. Kaynak eserlerde yer alan bilgilerle zemin döşeme kaplamalarının nitelikleri birbirleriyle karşılaştırılarak derlenmiş ve yorumlanmıştır. Ardından zemin döşemesinde doğru seçimin yapılmasında eylemlerin doğurduğu gereksinimler ve işleve bağlı etmenler analiz edilmiştir. Son olarak zemin kaplama malzemelerinin kullanıcı ve tasarımcıya göre seçim nitelikleri ve iç mekan tasarımında kullanılacak malzemelerin seçim ölçütleri irdelenerek tasarımcıların seçimleri bir değerlendirme ile analiz edilmiştir.
Dörtlü sistemde alkali ve toprak alkali oksitlerin sır özelliklerine etkisinin araştırılması
Sır; çeşitli alkali metal ve toprak alkali metal oksitlerin bir araya gelmesiyle oluşan karışımların, ısısal tepkimeye girmesi sonucu uygulandıkları seramik bünye üzerinde eriyerek yüzeyleri kir, sıcaklık, nem vb. çevresel etkenlerden koruyan, özgün farklı dokular ve renkler oluşturabilen camsı bir tabakadır. Sır reçetelerinin içerisinde kompozisyonel bileşime bağlı olarak kolaylıkla eriyebilen alkali ve toprak alkali metal oksitler, bu özellikleri sayesinde karışımdaki diğer bileşenleri de eritebilen temel oksitlerdir. Seramik bünyelerin yüzeylerini kaplayan sırların ve uygulandıkları bünyelerin pişirim sıcaklıkları kimyasal kompozisyondaki alkali ve toprak alkali metal oksitler oranlarına göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı sır reçetelerinin temel bir bileşeni olan alkali ve toprak alkali oksitlerin, dörtlü sistemde sır özelliklerine olan etkilerinin araştırılmasıdır. Bu doğrultuda alkali firit, potasyum nitrat (KNO3), kalsit (CaCO3), kolemanit (2CaO.3B2O3.16H2O), kuvars (SiO2), sodyum nitrat (NaNO3) ve magnezyum karbonat (MgCO3) kullanılarak dört farklı sır sistemi geliştirilmiş ve A, B, C, D şeklinde kodlanmıştır. Bu sistemlerden hazırlanan sırlar beyaz seramik çamurundan üretilen bisküvi plakalar üzerine akıtma yöntemiyle sırlanmış ve 1000oC' de laboratuvar tipi fırında pişirilmiştir. Yüzey görünümlerine göre incelenen sırlardan seçilenler, ağırlıkça % 0.05 kobalt oksit (CoO) ile renklendirilmiş ve tabak formu üzerinde uygulanmıştır. Nihai ürünler ve geliştirilen sırlar, bünye ile olan etkileşimlerine göre incelenerek alkali ve toprak alkali oksitlerin dörtlü sır sistemine olan etkileri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alkali oksit, toprak alkali oksit, dörtlü sır sistemi
Karamenderes havzası topraklarının yarayışlı mikro besin elementlerinin durumu
Bu araştırmanın amacı Çanakkale İli, Karamenderes Havzası topraklarının bitkiye yarayışlı mikro element (demir, bakır, mangan, çinko) içeriklerinin ICP-AES (Inductively Coupled Plasma Atomic Emission Spectrophotometer) ile belirlenerek coğrafi bilgi sisteminde (CBS) yersel dağılım haritalarının oluşturulmasıdır.Çalışmada GPS (Global Positioning System) ile belirlenen 80 örnekleme noktasından 0?30 cm derinlikten toprak örnekleri alınmıştır. Alınan toprak örneklerinde pH, elektriksel iletkenlik (EC), % kireç (CaCO3), organik madde, tekstür analizi ve yarayışlı demir (Fe), bakır (Cu), çinko (Zn), mangan (Mn) analizleri yapılmıştır.Yapılan analizler sonucunda Karamenderes Havzası topraklarının yarayışlı demir (Fe) ve mangan (Mn) yönünden yeterli seviyede, yarayışlı bakır (Cu) yönünden %92'lık kısmının yeter, %8' lik kısmının ise yetersiz seviyede, yarayışlı çinko (Zn) bakımından büyük bir kısmında eksiklik olduğu saptanmıştır.Anahtar Sözcükler: Karamenderes Havzası, Yarayışlı Fe, Cu, Zn, Mn
Bursa bölgesinde zeytin yetiştirilen toprakların alınabilir demir içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabilecek yöntemler
Bu çalışma Bursa bölgesi zeytin yetiştirilen toprakların alınabilir demir (Fe) içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabilecek en uygun yöntemin belirlenmesi için yürütülmüştür. Bu amaçla Bursa bölgesinde, araştırmadan önce geniş bir survey çalışması yapılarak Bursa'nın İznik, Orhangazi, Gemlik ve Mudanya ilçelerinde 50 adet zeytin bahçesi belirlenmiştir. Bu bahçelerden erken ilkbaharda 0 - 30 ve 30 - 60 cm derinliklerden alınan toplam 100 karma toprak örneği, ocak ayında alınan toplam 50 yaprak ve hasat olgunluğunda alınan 50 meyve örneği, araştırma materyalini oluşturmaktadır. Toprakların alınabilir Fe içeriklerinin belirlenmesinde; Toplam Fe, Kral Suyu (3 HCl + 1 HNO3) (Y1); 0,005 M DTPA + 0,01 M CaCl2 + 0,1 M TEA (Y2); "Aktif Fe" (COONH4)2.2H2O + (COOH)2.2H2O (Y3); 0,05 M HCl + 0,012 M H2SO4 (Y4); 0,05 M EDTA (pH 7,0) (Y5); 1 M NH4HCO3 + 0,005 M DTPA (pH 7,6) (Y6); 0,01 M Na2EDDHA (pH 7,0) (Y7); 0,43 M HNO3 (Y8) yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, 0,05 M HCl + 0,012 M H2SO4 (Y4) yönteminin Bursa yöresi zeytin plantasyonlarının alınabilir Fe içeriklerinin belirlenmesinde kullanılabileceği düşünülmektedir.