Women problems
56 theses under this subject heading
Sosyal dışlanmanın evli olmayan kadınlar üzerindeki etkileri
İnsan sosyal bir varlık olduğu için sosyal ilişkiler içerisinde bulunmak istemektedir. Ancak bireylerin sahip olduğu yoksunluklar, bireylerin sosyal ilişkiler içerisinde bulunmasını ve bireylerin toplumla bütünleşmesini engellemektedir. Bu durumda bireyler sosyal dışlanma ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Sosyal dışlanma kavramı, 1970'lerde Fransa'da ortaya çıkmış ve hızla diğer Avrupa ülkelerini de etkisi altına almıştır. Sosyal dışlanma bireyin toplumla bütünleşmesini sağlayan sosyal, ekonomik, politik ve kültürel sistemlerden kısmen veya tamamen mahrum kalmasını ifade eden dinamik bir süreçtir. Sosyal dışlanma, bireyler açısından birçok olumsuzluk barındırmaktadır. Kadınlar da toplumsal yaşam içerisinde eşitsizlik ve ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Kadınların medeni durumlarındaki farklılıklar sosyal dışlanmanın boyutlarını belirlemektedir. Evlilik, çoğu zaman kadınlar için sosyal bir statü sağlarken evli olmayan kadınlar ise ekonomik ve sosyal haklara erişim konusunda çeşitli engellerle karşılaşabilmektedirler. Bu çalışma evli olmayan kadınların, sosyal dışlanmayı yaşamlarında ne şekilde deneyimlediklerini anlamayı amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışmanın temelini oluşturan sosyal dışlanma ve evlilik kavramları ele alındıktan sonra Muğla'da yaşayan eşi vefat etmiş, eşinden boşanmış, hiç evlenmemiş ve resmi evlilik olmaksızın birliktelik yaşayan otuz iki kadınla derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Derinlemesine görüşme sonuçları tablolar halinde analiz edilerek ve görüşme sonuçları yorumlanarak açıklanmıştır. Sosyal dışlanma sosyal politika alanında önemli sosyal sorunlardan biri haline gelmiştir. Bu yüzden sosyal dışlanmayla mücadele yöntemleri ve politikalarının oluşturulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Kadınlar ve Evlilik, Evli Olmayan Kadınlar, Muğla Alan Çalışması
Kadın girişimcilerin kültür ve cinsiyet kaynaklı zorlukları aşabileceklerine ilişkin inançları ve bir araştırma
Girişimci; "fırsatları sezen ve elde eden, bu fırsatları uygulanabilir ve pazarlanabilir fikirler haline getiren; buna zamanı, çabası ve yetenekleri ile değer ekleyen; bunun için piyasadaki riskleri üstlenen ve bu çabalardan gelecek kazancı sezebilen; bilgiye ve değer yaratacak düşünce sistemine sahip olan yenilikçi kişi" olarak tanımlanmaktadır. Cinsiyet" ise girişimci zihniyetinin oluşumunda etkili olacağı vurgulanan bireysel özelliklerden birisidir. Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, kadınlar tarafından oluşturulmasına ve kadının tarihsel süreç içinde, değişen biçim ve statülerde çeşitli ekonomik faaliyetlere katılmışolmasına karşılık toplum tarafından kadın, bağımsız bir birey olarak değerlendirilmemektedir. Tarihin farklı dönemlerinde kadın toplumsal cinsiyet hiyerarşisinde kısmen kendini göstermiş olsa da kadına karşı negatif bakış açısı genel olarak çokta değişmemiştir. Kültürel sistem her aşamada insanları yönlendirir ve her kültür kendine özgü farklılaşan değerler, davranış biçimleri, simgeler ve sonuçta farklı bir çalışan insan modeli üretir. Kültürün kadın girişimcilerin kadın olmaktan kaynaklanan zorlukları aşabileceklerine ilişkin inançlarınıetkilediği varsayılmaktadır. Bu uygulamada yukarıda verilen bilgiler doğrultusunda bir araştırma yapılmıştır. Bu uygulamada Kadın girişimcilerin kültür boyutları ile kadın olmaktan kaynaklanan zorluklarıaşabileceklerine ilişkin inançları arasındaki ilişki araştırılmış, TRB I VE TRC I Bölgelerindeki kadın girişimciler üzerinde anket çalışması yapılarak SPSS 18 programıyardımıyla değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler Girişimci, Girişimcilik, Kadın Girişimciliği, Kültür
Sosyo-ekonomik düzey ve kadına yönelik şiddet: Gaziantep İli örneği
Bu çalışma Gaziantep'te yaşayan şiddete uğramış kadınların sosyo-ekonomik düzeylerini incelemektedir. Bu bağlamda araştırmanın sorusunu hangi sosyo-ekonomik düzeyden kadınların şiddete maruz kaldıkları oluşturmaktadır. Kadına yönelik şiddetin sosyo-ekonomik boyutuna değinilerek şiddete uğramış 30 kadın ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiş, kadınlara yaşamış oldukları şiddet durumları ile ilgili çeşitli sorular yöneltilerek şiddete uğrayan kadınların sosyo-ekonomik düzeyleri vaka incelemesi ile saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada nitel yöntemler kullanılarak şiddete uğrayan kadınların yaşamış oldukları gerçeklikler birinci ağızdan aktarılmıştır. Kadınların neden şiddete maruz kaldıkları, en çok maruz kaldıkları şiddet biçimleri, maruz kaldıkları şiddet biçimleri ile sosyo-ekonomik düzeyleri arasında bir bağlantı olup olmadığı, hangi sosyo-ekonomik düzeyeden kadınların daha çok şiddete maruz kaldığı sorularına cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkan sonuçlarda her sosyo-ekonomik düzeyden kadının şiddete maruz kaldığı görülürken aynı zamanda her sosyo-ekonomik düzeyden erkeğin de eşine şiddet uyguladığı gözlemlenmiştir.
Ev hizmetlerinde çalışan göçmen kadınların sorunları ve bu sorunlarla mücadele stratejileri
Ele alınan bu çalışma Türkiye'de ev hizmetlerinde çalışan kadınların sorunlarının neler olduğunu ve bu sorunlarla nasıl mücadele ettiklerini anlama çabası taşımaktadır. Bu hedef doğrultusunda kartopu örnekleme tekniği ile kendilerine ulaşılmış ve çoğunluğu Türkmenistanlı olan içlerinde Kırgız asıllı ve Moldovyalı olan 8 göçmen kadın ile iletişime geçilmiştir. İçlerinde derinlemesine görüşmenin de tekrardan yapıldığı iki görüşmecinin çalışma mekanları ve çalışma deneyimleri uzun süreli olarak bizzat yakından gözlemlenmiş ve saha deneyimi elde edilmiştir. Nitel araştırma çerçevesinde oluşturulan bu çalışmada yorumlayıcı fenomenolojik bir araştırma deseninden faydalanılmış ve görüşmecilere yönlendirilen yarı yapılandırılmış mülakat soruları ile bulgular belirlenmeye çalışılmıştır. Katılımcılara yönlendirilen bu sorularla kişilerin demografik özellikleri belirlenmiş, Türkiye'ye olan göç süreçlerinin (öncesi ve sonrası) nasıl gerçekleştirildiği durumu ortaya çıkarttırılmış, çoğunluğunun kayıt dışı olan veya yaşamının bir kısmını kayıt dışı olarak geçiren kadınların çalışma yaşamlarına dair zorlu süreçleri ve mücadele stratejileri ele alınıp değerlendirilmiştir. Özel alan kamusal alan muğlaklığını çalışma piyasasında deneyimleyen göçmen kadın emeği, toplumsal cinsiyet ve ataerkil kapitalizm ilişkileri bağlamında değerlendirilmiş kadın emeğinin ve bedeninin sömürge aracı olarak kullanılmasında kilit nokta olan göç olgusunun kadın yaşamını nasıl etkilediği sonucu ortaya çıkartılmıştır. Son olarak ise bulguları tahlil edilen bu araştırma sonucunda kadınların enformel sektöre bağlı olan bu iş piyasasında tüm eril zorbalıklara maruz kaldığı ve bu zorbalıklarla mücadelenin onlar açısından kısıtlılığı ortaya çıkartılmıştır. Göçmen, kayıt dışı, kadın, eş ve anne olan kadınlar bir yandan başkası için özel alanda emek üretirken bir yandan da kendi ailesi için özel emek üretmeye devam etmişlerdir. Geleceğe dair çok fazla beklentilerinin olmadığı bu kadınların, benlikleri de ataerkil pratikler etrafında şekillenmeye devam etmektedir.
Toplumcu gerçekçi romanlarda kadın
Toplumcu gerçekçilik, 20.yüzyılda etkili olmuş önemli edebiyat anlayışlarından biridir. Savunduğu karakter anlayışı sebebiyle olumlu tip kavramına uygun kişiler yaratma çabası vardır. Bu anlayışın kadın ve kadın sorunlarına bakış açısını ortaya koymak, yaratılan kadın karakterlerin özelliklerini belirlemek ve bu anlayışa özgü kadın karakterlerin stereo ve prototip olanlarını belirlemek tezin amacıdır. Toplumcu gerçekçi anlayış ezen-ezilen, güçlü-güçsüz çatışmalarından hareketle kadın sorunlarına ve kadın karakterlere daha fazla yer vermiştir. Kenar mahallelerde yaşayan, köylü, yoksul, işçi kadınlara ve onların çalışma, aile ve toplumsal hayatla ilgili sorunlarına eğilmiştir. Farklı kesimlerden, farklı sorunlara çatışmalara sahip karakterlere yer vermesi bakımından bu anlayışa uygun romanlar, roman tarihi açısından önemlidir. Birçok eserde olumlu tip anlayışına uygun karakterlere yer verilerek sorunların çözümü gösterilmiştir. Bazı karakterler ise streo ve prototip özelliği göstermektedir. Bu bulgulardan hareketle toplumcu gerçekçi roman anlayışının kendine özgü bir kadın tipolojisine sahip olduğu söylenebilir. Kadın tipolojisine bakıldığında çağdaşı ve öncesindeki anlayıştaki romanlarla bariz farklılıklar görülür. Farklı baskı mekanizmaları ile karşılaşan kadınların çoğunlukla mücadelesi bazen de teslim olduğu göze çarpar. Kadınlar yaşadıkları zorluklar ve dirençleri ile ön plandadır. Direnmeyen hatta yanlış yollara sapanlar ise cezalandırılmaktan ziyade doğru yola sevk edilir. Bu da toplumcu gerçekçiliğin özelliklerinden olan devrimci romantizmden kaynaklanır. Kadın tasvirleri başkarakter olsalar da çok detaylı değildir. Belirgin fiziksel özellikler verilerek daha çok davranışlara odaklanılır. Karakterlerin psikolojik yönü zayıftır. Duygu ve düşüncelerinden ziyade diyaloglar-ki karakteri tanıtma ve olay örgüsünü aktarma işlevindedir- ve hareketler önemli bir yer tutar. Birçok kadın karaktere ki bazıları da başkarakterdir, yer verilmesi kadının sorunlarına önem verildiğini ve çözümlenmek istendiğini gösterir. Başkarakter ve yan karakter olmak üzere farklı kesimlerden birçok kadın görünür kılınır. Bireysel konuların ağırlıkta olduğu romanlarda bile toplumsal sorunlar irdelenir. Sonuç olarak toplumcu gerçekçi romanlarda kadın karakterler önemli bir yer tutar ve yarattığı çeşitlilik bakımından kadın gerçeğini daha detaylı ve çok katmanlı olarak ortaya koyar.
Spor eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında kraliçe arı sendromu
Bu araştırma; spor eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında çalışan kadın akademisyenlerin çalışma hayatında; hedefledikleri üst yönetim pozisyonlarına ulaşan ve kazandıkları pozisyonda rekabet ortamı oluşmasına izin vermeyip, yetkisini ve kişisel çabalarını kullanarak diğer kadınların kariyer hedeflerinin gerçekleşmesini engellemeye çalışan kadınlar (kraliçe arılar) sebebiyle, kariyerlerinin bir üst kademesine geçiş aşamasının sağlanamaması ile sonuçlanabilen engellerle karşılaşıp karşılaşmadıklarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kadınların toplum ve iş hayatındaki yeri ile ilgili literatür sunulmaktadır. İkinci bölümde; kadınların çalışma hayatlarında karşılarına çıkan veya çıkartılan engellerden olan "cam tavan sendromu" ile "kraliçe arı sendromu" kavramları ile ilgili detaylı bilgiler yer almaktadır. Üçüncü bölümde; araştırmanın metodolojisi anlatılmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yönteminden faydalanılmıştır. Veri toplama aracı olarak; yüz yüze görüşme yöntemi seçilmiş, örneklem grubu olarak Spor Bilimleri Fakültesi ve/veya Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nda çalışan kadın akademisyenler ölçüt örneklem seçme yolu ile belirlenmiş ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 29 kadın akademisyen ile görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler Nvivo programı ile analiz edilmiştir. Dördüncü bölümde; araştırmanın bulgularına ve yorumlarına yer verilmektedir. Beşinci ve son bölümde ise sonuç ve öneriler kısmı yer almaktadır. Araştırma sonucunda, spor eğitimi veren yükseköğretim kurumlarında çalışan kadın akademisyenlerin çoğunluğunun kendi ön yargıları sebebiyle cam tavan sendromu yaşadıkları ve kadın yöneticileri tarafından da kraliçe arı sendromuna maruz kaldıkları bulunmuştur. Anahtar kelimeler: cam tavan sendromu, kraliçe arı sendromu, spor, üniversite, kadın akademisyenler.
Kadınların iş hayatına katılma tutumu: Nicel bir araştırma
Kadın istihdamı, bir ülkenin gelişmişliğini ölçmede çok önemli bir faktördür. Çalışan kadınların işgücü piyasasının çeşitli sektörlerinde karşılaştıkları zorlukları kabul etmek ve ele almak zorunludur. Bu, karşılaştıkları sorunları hafifletmek için gerekli önlemlerin alınmasıyla sağlanabilir. Çalışmanın amacı, kadınların çalışma hayatına karşı tutumlarına dikkat çekmektir. Bu amaçla yapılan bu çalışmanın uygulama kapsamına Türkiye'de kamu ve özel sektör alanında çalışan kadınlar dahil edilmiştir. Belirlenen sektörlerde çalışan kadınlara yönelik olarak, toplam 34 sorudan oluşan anket çalışan kadınlara yönelik olarak uygulanmış ve toplam 453 kişiden elde edilen veriler, istatistiksel paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda; kadınların işgücüne katılım oranını belirleyen faktörlerin yaş, eğitim, medeni durum gibi faktörlere göre değişiklik gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Kadın ve kent ilişkisinde yerel yönetimler: Nevşehir ili örneğinde kadın dostu kentler
Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve ataerkil toplum yapısı, kamusal alanın ve kent hayatının erkek-egemen bir görünüme sahip olmasına ve kadınların ?ev?in ve ev merkezli bir hayatın sınırları içinde kalarak kentsel alanda varlık gösterememelerine yol açmıştır. Kentin temel dezavantajlı gruplarından olan ve pek çok kentsel haktan insan haklarına uygun biçimde yararlanamayan kadınların kentsel alanda var olması için özel önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Alınacak özel önlemler, yerel yönetimlerin demokratikleşmesinde de önemli role sahip olacaktır. Bu çalışmada kadınların kent hayatında karşılaştıkları güçlükler ele alınmış; yerel yönetimlerin kadınların pratik ve stratejik ihtiyaçlarına yönelik olarak yürüteceği uygulamaların ve sunacağı hizmetlerin kadınların özel alanda kendilerine yüklenen rollerle birlikte zorlaşan gündelik hayatlarına nasıl etki edebileceği araştırılmıştır. Çalışmada, BMOP kapsamında kadın dostu kent olmayı taahhüt etmiş illerden Nevşehir örneklem alanı olarak seçilmiş, Nevşehir?de Kadın Dostu Kentler Projesi bünyesinde yürütülen faaliyetler ele alınmıştır. Çalışma, BMOP?nin ilk aşaması bittikten sonra gerçekleştirilmiş ve Nevşehir?de yaşayan 15 kadınla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerin sonucunda, Nevşehirli kadınların kentsel sorunlarına ilişkin bir fotoğrafa ulaşılmıştır. Çalışmanın bitiminde, Projenin ilk safhasının bitmiş olmasına rağmen, Nevşehir?de görüşülen kadınların büyük çoğunluğunun temel asgari kentsel hizmetlerle ilgili sorunlarının olduğu ve konuşmacıların çoğunun Nevşehir?le yani kent hayatıyla ilişkisinin ve kentsel alandaki faaliyetlerinin asgari seviyede seyrettiği görülmüştür. Bunun nedeninin BMOP kapsamında yürütülen faaliyetlerin, daha ziyade yerel paydaşların yapısal niteliklerine yönelik olduğu ve bunun toplumun yapısı nedeniyle bir zorunluluk olduğu çıkarımına ulaşılmıştır.
Türkiye'de kadın milletvekillerinin twitter kullanım düzeyleri ve kadın sorunlarını Twitter üzerinden ele alışı
Kadınların yalnızca toplumda değil, siyasi arenada da görünür olmak için mücadeleler verdiğini belirtmek mümkündür. Siyasi arenada kendilerine yer bulan kadın siyasiler, yeni iletişim teknolojilerini kullanabilmektedir. Kadın siyasilerin siyasi çalışmalarını sosyal medyaya taşıdığı gözlemlenmektedir. Ayrıca kadın siyasiler, sosyal mecraya zaman zaman hemcinslerinin sorunlarını da yansıtmaktadır. Teknolojideki hızlı değişim ve dönüşüm hayatın birçok kodunu değiştirdiği için dokunmatik toplumun birer parçası hâline gelen bireylere dönüşüldüğü öngörülebilmektedir. Kitle iletişim araçlarındaki bu hızlı gelişime ayak uydurulduğu ve birçok şeyin dijital platformlara yansıtıldığı düşünülmektedir. Bu dönüşümün alışıla gelinen siyasal iletişim fonksiyonlarını da derinden etkilediği ortaya çıkmaktadır. Hayatın neredeyse her alanına nüfuz eden sosyal medyanın; siyasal iletişimin geleneksel kodlarında da bir takım değişikliklere sebep olduğu gözlemlenmektedir. Siyasal iletişimi sosyal medyada da aktif bir şekilde sürdürmek adeta bir zorunluluk haline dönüşmüştür. Sosyal medyada özgün içerikler oluşturmak; son derece ucuza mal olmaktadır. Ayrıca bu mecra üzerinden interaktif iletişim sağlanabilmekte ve geniş kitlelerle, birkaç saniye içerisinde etkileşim içerisinde olunabilmektedir. Sosyal medyanın barındırdığı birçok artı söz konusu olduğu için siyasiler de bu mecraya yönelmektedir. Bu şekilde siyasiler; zamanlarını ve bütçelerini daha akıllıcı kullanabilme fırsatını yakalayabilmişlerdir. Bu çalışmada; Türk Siyasi tarihinin içerisinde azınlık konumda kalan kadın milletvekillerinin en popüler sosyal mecralardan biri olan; Twitter'ı kullanım düzeylerinin ve paylaştıkları içeriklerde kadınların sorunlarına yönelik eğilim gösterip göstermediklerinin cevabı aranmış ve bu içerik analizi yöntemi ile sunulmuştur.
Türk kadın gezginlerin karşılaştıkları problemler
Cinsiyet kavramı, tarih boyunca tartışılan bir konu olmakla beraber iki cinsiyete de bazı toplumsal roller verilmiştir. Bu roller cinsiyetler arasındaki biyolojik farklılıklara dayanmaktadır. Kadının toplum içerisindeki rolü üremek ve ev işleri ile ilgilenmek iken erkeklerin dışarıda para kazanan bireyler olmaları uygun görülmüştür. Kadının toplumda erkekten bir adım geride kalarak sosyal hayata girmesi ve kendisini ispatlaması zaman almıştır. Gelişen toplum ile beraber kadınlar sosyal hayata girmeye başlayarak ayakları üzerinde durmayı öğrenmişlerdir. Bu sayede kadınlar kendilerini geliştirmek ve bulundukları ortamdan ayrılarak farklı kültürleri tanımak ve deneyimler elde etmek istemişlerdir. Fakat kadınlar ne kadar kendilerini geliştirmek isteseler de toplum tarafından birtakım kısıtlayıcılar ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu doğrultuda araştırmanın temel amacı Türk gezgin kadınların seyahatlerinde karşılaştıkları problemlerin ne olduğunun tespit edilmesidir. Ayrıca gezgin kadınların seyahatleri öncesinde ve seyahat esnasında karşılaştıkları kısıtlayıcıları belirlemek ve karakteristik özelliklerin seyahatleri ile karşılaştıkları problemleri çözmede ne derece etkili olduğunu ölçmek araştırmanın alt amaçlarını oluşturmaktadır. Çalışmada eş zamanlı karma yöntem tercih edilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden görüşme tekniği ile nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmıştır. Çalışmada örneklem sayısı görüşme tekniği için 69, anket tekniği için 304 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan kadınlar için görüşme tekniğinden elde edilen sonuçlara bakıldığında kişisel kısıtlayıcılardan korku-şüphe, sözlü taciz, yalnız kalma kısıtlayıcılarına maruz kaldıkları fakat bu kısıtlayıcılara rağmen kendilerini ispatlama ve özgüven kattığını düşünerek seyahatlerini tamamladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anket tekniğinden elde edilen sonuçlar ise, eğitim seviyesinin ve maddi durumun seyahatleri ile doğru orantılı olduğu, seyahat edecekleri bölgenin güvenli olmasının gerektiği, kişilik özellikleri bakımından ise seyahat amaçlarına bakıldığında hayal gücü geniş, öğrenmeye açık, gezmeyi seven kişiler oldukları sonucu ortaya çıkmıştır.
Televizyon, talk-show ve kadın: BBC News Arabic-Tartışma Noktası programında kadın sorunlarının ele alınışı üzerine bir inceleme
Medyanın topluma etkisi vardır. Kadınlar, sorunları ve hakları ile alakalı olarak halkta bir bilinç oluşturabilir. Bu yüzden bu araştırmanın konusu, Arapça konuşulan yabancı kanallardaki kadın sorunları konuşulan tartışma programlarının incelenmesi etrafında dönmektedir. Buna dayanarak Arapça konuşulan İngiliz BBC News Arabic kanalındaki Tartışma Noktası Programındaki kadın sorunlarının işlenmesini araştırmaktadır. Bu araştırma, talk show'larının kadın sorunlarını nasıl ele aldığını, bu programların kadınlar için sunduğu imajı, ele aldıkları konuları ve kadınların yaşadıkları zorluk ve engellerle nasıl başa çıktıklarını öğrenmeyi hedeflemektedir. Araştırmada bu programın tartıştığı kadın sorunlarını, bu programın farklı kadın sorunlarını nasıl sunduğunu, Tartışma Noktası Programının ele aldığı kadın sorunlarının geçtiği coğrafi bölgeleri, programda bahsedilen kadın gruplarını ve Tartışma Noktası Programının sunduğu kadın imajını öğrenmek için BBC News Arabic kanalındaki Tartışma Noktası Programının kadın sorunları yle alakalı bölümleri araştırılmaktadır. Yapılan araştırmada Tartışma Noktası Programının kadın sorunlarını nasıl ele aldığını tartışabilmek için programın bölümleri içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir.
L. N. Tolstoy'un romanlarında kadın karakterler ve kadın sorunsalı
Tolstoy kelimelerin aracılığıyla insan bedenini ve psikolojisini en iyi anlatan usta bir yazardır. Savaş, aşk, ihanet, ölüm, doğa, din ve ahlak gibi birçok temayı canlılıkla bir arada işlemesi ise onun en büyük ustalığıdır. Tolstoy'un yaşadığı dönemden kopuk olmaması ve dönemindeki gerçekleri de görmezden gelmeyerek ilkeli davranması onu edebiyatın çarı haline getirmiştir. İlk defa 1901 yılında verilen Nobel Edebiyat Ödülü'nün en güçlü adayı olduğu halde, o yıl kilise tarafından aforoz edilmesi Tolstoy'un bu ödülü almasına engel olmuştur.Yazarın farklı dönemlerine ayna tutan Aile Mutluluğu, Savaş ve Barış, Anna Karenina, Diriliş gibi eserlerindeki kadın karakterler, yazarın kadınlara bakış açısı, kadınların yaşadığı sorunları duyarlılıkla işlemesi açısından dikkat çekicidir. Romanlarındaki kadın karakterlerin sayıca fazlalığı ve çeşitliliği de Tolstoy'un dönemin kadın sorunsalına kayıtsız kalmadığını gösterir. Çocukluğundan beri iyi bir gözlemci olan Tolstoy özellikle çevresindeki kadınların etkisiyle kendince ideal Rus kadınını yaratmayı amaçlamıştır. Böylece baş kadın karakterlerin her birine geleneksel Rus kadınının bir özelliğini vermiştir. Rus kadınının yaşama sevincini, içtenliğini, sevecenliği Nataşa Rostova'ya, sabrını, iradesini ve kararlılığını Prenses Marya'ya, iyi bir anne ve eş olma özelliğini Kiti ve Darya Aleksandrovna'ya, gücünü ve cesaretini ise Katyuşa Maslova'ya vermiştir. Bu vasıfların dışına çıkan kadınları ise en kötü şekilde cezalandırmıştır. Tolstoy'a gö re Anna Karenina gibi kadınlar toplumsal yaşamın kurallarına karşı geldikleri takdirde cezalandırılmaya mahkûmdurlar.Tolstoy'a göre bir kadının en büyük uğraşı evi ve ailesidir. Onun gözünde kadın, ahlakı, yaşam tarzı, eğitimi, konuşması, dış görünüşü ilekusursuz olmalıdır. Ayrıca Tolstoy kadının eğitimli ve kültürlü olmasından yanadır. Kadın ancak bu yönleriyle ahlaklı ve topluma faydalı nesiller yetiştirebilir. Özellikle de kadın ailenin ve toplumun bir aynası olduğu için ahlakını bozabilecek her türlü davranıştan uzak durmalıdır.Anahtar Kelimeler:1.L. N. Tolstoy2.Rus Kadını3.Anna Karenina4.Nataşa Rostova5.Katyuşa Maslova
Kadın serbest muhasebeci mali müşavirlerin mesleğe girerken karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri: Bursa ilinde bir araştırma
Hızla gelişen ve değişen dünyada kadının yeri her zaman tartışma konusu olmuştur. Toplum tarafından geçmişte yeri sadece evi ile sınırlandırılan, eğitim alamayan kadınlar yıllar geçtikçe daha bağımsız, daha güçlü ve her alanda kendini kanıtlayan bir hale gelmiştir. Öyle ki gelinen son noktada kadınların yer almadığı çok az sayıda meslek kalmıştır. Muhasebe bölümü ve beraberindeki mali müşavirlik mesleği de buna örnektir. Mali müşavir unvanının kazanılması belki de en zor unvanlardan biri olup bu unvan için uzun ve yorucu bir süreçten geçilmektedir. Bu zorlu sürece ve toplumsal baskılara rağmen kadınlar titiz ve düzenli çalışmaları ile bu mesleği ve unvanı sonuna kadar hak ettiklerini göstermiş ve bu meslek için aranılan bireyler haline gelmişlerdir. Çalışmada serbest muhasebeci mali müşavir olma süreçleri ele alınmış olup bu süreçte karşılaştıkları sıkıntılar ve sorunlar üzerinde durulmuştur. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yüz yüze görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma 25 kadın serbest muhasebeci mali müşavir ile gerçekleştirilmiş ve araştırma kapsamı da Bursa ili ile sınırlandırılmıştır. Araştırmanın sonucunda toplumdaki ve muhasebedeki gelişmelere rağmen kadınların bazı işverenler, mükellefler, meslek mensupları ve bireyler tarafından mesleğe yakıştırılmadığı ve ikinci plana atıldığı tespit edilmiştir. Katılımcılar unvan sahibi olmak için süreç boyunca önyargılı ve cinsiyetçi tavırlarla mücadele ettiğini, süreç boyunca büyük fedakarlıklar yapmak zorunda kaldıklarını, meslekte tatil ve mesai kavramının yer almaması nedeniyle ailelerine, çevrelerine ve kendilerine vakit ayıramadıklarını ifade etmişlerdir. Araştırma sonucundan hareketle yetkililer tarafından yapılabilecek mesleki düzenlemeler ve seminerlerle meslek içindeki eşitlik sağlanabileceği gibi kadınlar için de bu süreç daha sağlıklı bir hale getirilebileceği düşünülmektedir.
Üç tarzı siyasette kadına bakış
BU ÇALIŞMANIN AMACI,TÜRK SİYASAL HAYATINA YÖN VEREN ÜÇ ÖNEMLİ SİYASAL AKIMIN KADIN MESELESİNE BAKIŞINI İNCELEMEKTİR. ÖNCELİKLE YUSUF AKÇURA'NIN ÜÇ TARZ-I SİYASET MAKALESİNE ELE ALINMIŞTIR. DAHA SONRA KADIN SORUNUNUN TÜRKİYE VE DÜNYADAKİ DURUMU AÇIKLANMIŞTIR.SON OLARAK ÜÇ FİKİR AKIMININ KADIN İLE İLGİLİ SÖYLEMLERİ ELE ALINMIŞTIR. TEZ HAZIRLANIRKEN LİTERATÜR TARANMIŞ, TARİHSEL ANALİZ YAPILMIŞİ PARTİ LİDERLERİNİN VE ÜYELERİNİN SÖYLEMLERİ İNCELENMİŞTİR.
Türkiye'de kadın hareketleri ve İslami düşünceye mensup kadınların feminizme yaklaşımı
Osmanlı Devleti'nin eski gücüne kavuşmak umuduyla yüzünü Avrupa'ya çevirdiği modernleşme süreci, kültürel alanda Batı taklitçiliğini getirmiş, Osmanlı erkekleri kadar kadınlar da bu süreçten etkilenmiştir. Fransız İhtilali sonunda Avrupa'daki yaşantılarına isyan eden kadınlar, kadın hareketlerini başlatmış ve bu hareketler Osmanlı kadınlarına da tesir etmiştir. Bu hareketlerin etkisi ile Osmanlı kadınları İslam'daki yerlerini sorgulamaya başlamış ve Osmanlı'da kadın hareketleri ortaya çıkmıştır. II. Meşrutiyet dönemi ile belirginleşen bu tavır Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla daha görünür hale gelmiş, Batıyı taklit ile modernleşen kadınlar feminist bir kesim meydana getirmiştir. 1980'li yıllarda kamusal alanda görünür olmaya başlayan "İslamcı Kadınlar" ile birlikte "İslamcı feminizm" kavramı gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda feminist harekete yakın duran veya feminizmin İslam ile asla bağdaşmadığını savunan farklı tutumlar gelişmiştir. Çalışma esas itibariyle Türkiye'de kadın hareketlerine, bakış açılarını İslam'a dayandıran kadın düşünürlerin feminizme ve bu düşüncenin ortaya çıkardığı kavram, tanım ve olaylara yaklaşımını ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: Feminizm, İslamcı feminizm, Kadın Hareketleri, Modernleşme.
Eskişehir Odunpazarı ilçesi'nde kadına yönelik şiddetin mekânsal dokusu
Kadına yönelik şiddet günümüzün önemli toplumsal problemlerinden biri haline gelmiştir. Çalışmanın konusunu Eskişehir İli Odunpazarı İlçesi'nde kadına yönelik şiddetin mekânsal dağılımı oluşturmaktadır. Nicel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm kadına yönelik şiddet suçlarının mahallelere göre dağılımını esas almıştır. Kadına yönelik şiddet suçları mahallenin sosyoekonomik yapısına, eğitim durumuna, medeni duruma ve mesleğe göre değişip değişmediğine mekânsal olarak nasıl farklılaştığına odaklanmıştır. Araştırma sorularının nesnel olması nedeniyle bu bölüm pozitivist epistemoloji ile uyumludur. Araştırma soruları ontolojik açıdan dış gerçeklik olarak kabul edilmiş ve ikincil veriler kullanılarak kadına yönelik suçların mekânsal dağılımı betimlenmiştir. Ayrıca suç ve değişkenler arasındaki etkileşim de istatistiksel yöntemlerle incelenmiştir. İkincil veri kaynağı olarak polis kayıtları kullanılmıştır. İkinci bölümde Odunpazarı İlçesi'nde mahallelere göre kadına yönelik şiddet suçlarının nasıl algılandığı, kadına yönelik şiddete bakış açısının nasıl olduğu konusuna odaklanılmaktadır. Bu bölümde bu amacı gerçekleştirmek için veri toplama aracı geliştirilmiştir. Kadına yönelik şiddet eylemleri fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmıştır. Çalışma sonucunda sosyoekonomik durum, meslek, eğitim durumu, mahalle sakinlerinin kadına yönelik şiddete bakış açısı ile kadına yönelik şiddet eylemleri arasında anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Kadına yönelik şiddet eylemlerinin mekânsal kümelenmeler oluşturduğu görülmüştür.
Cam tavan bağlamında Türkiye'de kadın çalışanların sorunları: Mardin İli örneği
Kadının çalışma hayatına girmesi; ona kimlik kazandırarak sosyal hayatta bir yer edinmesini sağlaması bakımından önemli bir skonudur. Ancak yapılan araştırmalar kadınların yoğun bir şekilde çalışma hayatına girmelerine karşın üst düzey yönetim kadrolarında yeterince yer alamadıklarını, kadınların aşamadıkları bir cam tavanın altında çalıştıkları belirtilmektedir. Cam tavan, kadınlar ile üst yönetim arasında bulunan, kadınların çalışma yaşamındaki başarılarına bakılmaksızın ilerlemelerini engelleyen, açıkça görülmeyen, aynı zamanda aşılamayan engelleri nitelendirmektedir. Bu çalışmada cam tavan sendromu kavramı ve özellikleri, Türkiye'de kadın çalışanlar önündeki engeller kapsamında cam tavan sendromunun varlığı üzerinde durulmaktadır Kadınların üst düzey yönetim pozisyonuna gelmelerindeki engeller üzerine görüş ve önerilerini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmaya göre elde edilen bulgular ise kişilerin yöneticilere yönelik tutumları ile cinsiyet, yaş, çocuk sayısı, eğitim düzeyi arasında farklılık bulunmaktadır.
Örgütsel kültür ve iklimin kadın çalışanların örgütsel bağlılığı üzerindeki etkisi
Günümüzde giderek artan küreselleşmeyle birlikte örgütlerin yönetim yapılarında yenilikler meydana gelmiştir. Örgütler rakip firmalardan bir adım daha önde olabilmek için, örgüt içinde çalışanların bağlılığını arttırıp, kültür ve iklim kavramlarını geliştirmeye başlamışlardır. Örgüt kültürü, örgütsel iklim ve bağlılık gibi konular şirketler için önemli olmaya başlayıp, Türkiye'de de bu konularla ilgili araştırmalar her geçen gün hızla artmaktadır. Kültür ve iklimin olduğu örgütlerde çalışanlar kendilerini işletmede ailenin bir parçası gibi hisseder ve işletmenin sorunlarını kendi sorunları gibi görerek işlerini daha iyi şekilde yaparlar. Örgütlerde kültür ve iklimin artması çalışanlara fayda sağlıyor ancak günümüzde kadın çalışanların iş yaşamındaki sorunları halen daha devam etmektedir. Araştırmanın amacı ise, örgütsel kültür ve iklimin kadın çalışanların örgütsel bağlılığına etkisini ölçmektir. Kadınların iş yaşamında karşılaştığı toplumsal ve bireysel sorunlar ele alınmıştır. Kadın çalışanların örneklem grubu olarak alındığı bu çalışmada örgütsel iklimin örgütsel bağlılığı doğrudan ve yüksek düzeyde etkilediği ortaya çıkmış, sonuç bölümünde yönetici ve akademisyenlere çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Diyarbakır'da kadın işgücünün karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri
Kadınlara toplumda verilen roller nedeniyle, kadınlar toplumda ve çalışma hayatında hep farklı bir yere konulmuştur. Bu durum cinsiyet ayrımcılığının sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun sahip olduğu bu bakış açısı hayatın her alanına yansımaktadır. Bu durum çocuğa isim verilmesinde, oyuncak ve kıyafet seçiminde vs. kendini göstermektedir. Bunun sonucunda bireyler ileriki yaşamlarında meslek seçimlerini de toplumun rol dayatmasından etkilenerek yapmaktadır. Özellikle "kadın için en uygun iş" kavramının ortaya çıkış noktası kadına verilen toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklanmaktadır. Böyle bir toplumda kadının iş hayatında tutunabilmesi de zordur. Kadınlar hem işgücüne katılırken hem de çalışma hayatı sırasında çeşitli problemlerle karşılaşmaktadır. Ülke genelinde kendini belirgin bir şekilde gösteren bu durumun Diyarbakır ili özelinde nasıl bir çerçeveye sahip olduğunu tespit etmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bu çalışma Diyarbakır ilinde çalışan ve/veya iş arayan kadınların iş hayatına katılırken karşılaştığı sorunlar, çalışma hayatında karşılaştığı sorunların tespiti ve bunların kadının toplumsal yaşamına etkisini öğrenebilmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaca ulaşmak için hazırlanan açık uçlu sorular yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak toplamda 354 katılımcıya yönlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler betimleyici istatistikler yoluyla sunulmuştur. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson Rank Korelasyonu kullanılarak, değişkenler arasındaki ilişkilere değinme yoluyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bir değişkenin diğer bir değişken üzerindeki etkisini görmek amacıyla çapraz tablolardan yararlanılmıştır. Anahtar Sözcükler Kadınların İşgücüne Katılımı, Kadınların Karşılaştığı Sorunlar, Diyarbakır'da Kadınların İşgücüne Katılımı
Cinsiyetçi ve saldırgan tutumlar ile kadına yönelik aile içi şiddeti doğal görme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı yetişkinlerde cinsiyetçi ve saldırgan tutumlarının incelenmesi ve bu tutumların kadına yönelik şiddeti doğal (meşru) görme tutumuna olan etkisinin incelenmesidir. Araştırma, ilişkisel tarama modelinin kullanıldığı betimsel bir çalışmadır. Araştırmanının örneklemi, 2015 yılında İstanbul'da yaşayan, serbest dağılıma sahip toplam 767 yetişkin kişiden oluşmuştur. Araştırmada kişilerin kadına yönelik şiddeti meşru görme tutumu düzeyleri Evlilikte Kadına Yönelik Şiddeti Meşrulaştıran İçerikler Ölçeği, cinsiyetçi tutum düzeyleri Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği, saldırganlık tutum düzeyleri Saldırganlık Envanteri kullanılarak ölçülmüştür. Bu ölçeklerden aldıkları puanlar ve bu puanların cinsiyetlerine, eğitim düzeylerine, yaşamlarında şiddete tanık olma ve şiddete maruz kalma durumlarına göre değişimleri incelenmiştir. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 21 programı kullanılmıştır. Cinsiyetlere göre farklılaşmayı belirlemek için elde edilen veriler bağımsız gruplar t testi ile analiz edilmiştir. Bağımlı değişkenin kadına yönelik aile içi şiddetin meşru görülmesi olan modelde, çelişik duygulu cinsiyetçilik değişkeninin anlamlı etkisinin olduğu görülmüştür. Aynı zamanda kadına yönelik aile içi şiddetin meşru görülmesi üzerinde saldırganlık tutumunun anlamlı etkisinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kadına yönelik aile içi şiddet, kadına yönelik aile içi şiddeti meşru görme, çelişik duygulu cinsiyetçilik, saldırganlık
Kadına yönelik şiddet haberlerinde karşılaştırmalı bir ı̇nceleme: Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazeteleri
Gazetelerin toplumu şekillendirici ve dönüştürücü etkisi geçmişten günümüze hala devam etmektedir. Tüm gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da kadına uygulanan şiddetin her türlü hali büyük bir sorun olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberlerindeki farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin 01/04/2018 ve 30/09/2018 tarihleri arasında yayınlanan 398 kadına yönelik şiddet haberinin yer aldığı basılı nüshaları sayısal veriler olarak incelemeye tabi tutulmuş ve ortak olan 33 kadına yönelik şiddet haberi dil, üslup, fotoğraf, başlık, seçilen kelimeler ve olayların aktarılış tarzı yönünden Teun A. Van Dijk'in eleştirel söylem analizi ile detaylı incelenmiştir. Araştırmada bahsi geçen her üç gazetede yayınlanan toplam 398 kadına yönelik şiddet haberlerinin %9'unu Yeni Şafak gazetesi, %45'ini Sözcü gazetesi ve %46'sını Hürriyet gazetesi haberleri kapsamaktadır. Hürriyet ve Sözcü gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberleri incelendiğinde; haberin yayınlanma sıklığı, haberlerde kullanılan görsellerin yayınlanma biçimi, kullanılan dil ve üslup bağlamında benzerlikler taşıdığı ancak Yeni Şafak gazetesinin kadına şiddet haberlerini daha az sayıda ve farklı şekilde yayınladığı görülmüştür. Araştırma verileri incelendiğinde, Hürriyet ve Sözcü gazetelerinde tiraj odaklı popülist bir söylem kullanıldığı düşünülmektedir. Sonuç olarak; Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin farklı ideolojileri sebebiyle kadına şiddet haberlerinin paylaşım oranında büyü
Muhafazakâr demokrasi ve kadın sorunu
Bu tez, muhafazakârlık ve demokrasi kavramları çerçevesinde kadın sorununu irdelemiştir. Özellikle bu iki kavramın üzerinde durulmasının sebebi demokrasinin her zaman modernizmi hatırlatmamasına rağmen Türkiye'de Osmanlı Devleti'nin yıkılmasıyla kabul edilen Cumhuriyet'in beraberinde demokrasiyi ve yenilikleri getirmiş olmasıdır. Muhafazakârlığın ise gelenekseli yansıttığı düşüncesidir. Sonrasında kadın hakları hareketlerinin Batı'da ve Türkiye'deki tarihsel süreçleri incelenmiştir. Böylece kadın haklarına toplumların nasıl baktığı ve hangi iyileştirilmelerin yapıldığı konusu aydınlatılmak istenmiştir. Ayrıca Türkiye'de kadın hakları mücadelesinin tarihsel süreçleri bölümünde hükümetlerin kadın hakları politikalarına yer verilmiştir. Bu sayede, son bölümde muhafazakâr demokrasinin kadına bakışı tartışılırken aradaki tarihsel ve toplumsal bağlantıların daha iyi fark edilmesi amaçlanmıştır. Nitekim muhafazakâr demokrasi bölümünde kadın sorunu bağlamında muhafazakârların, liberal feminist grupların ve sol tandanslı söylemlerin dışında kalan hükümet politikaları ve söylemlerine değinilerek bir karşılaştırma ve tartışma zemini aranmıştır. Ayrıca son bölümde kadın sorunu kapsamında İstanbul Sözleşmesinin neden feshedildiğine değinilmiştir. Tarihsel bir perspektiften bakıldığında bu araştırmadan çıkarılan sonuçların ilki, muhafazakârlığın bu coğrafyada farklı biçimlere bürünerek de olsa devam ettiğidir. İkincisi ise kadın sorununun siyasettin pragmatist doğasına uygun bir şekilde yeniden ele alındığıdır.
Emniyet teşkilatında çalışan kadın polislerin iş ve yaşam koşullarının değerlendirilmesi
Emniyet Teşkilatında çalışan kadın polislerin çalışma yaşamında karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunların tespiti ile hizmet verimliliğine etkisini tespite yönelik bu tez çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmada, toplumumuzda erkek mesleği olarak algılanan polislik mesleğinde kadın olmanın zorlukları, aynı zamanda çalışma hayatında karşılaşılan sorunlar irdelenmiştir. Tez'in;Birinci Bölümünde, Polislik Mesleği ve Çalışma Koşulları başlığı altında, Polis ve Polislik Mesleğinin tanımı, unsurları, gelişmiş ülkelerde gelişimi ve örgütlenmesinin yanında Türkiye'de gelişimi ve örgütlenmesi, gelişmiş ülkelerde ve Türkiye'de Polislerin çalışma koşulları incelenerek, genel anlamda bilgiler verilmiştir.İkinci bölümde, Çalışma Yaşamında Kadın ve Sorunları başlığı altında, kadın ve toplumsal cinsiyet kavramının tanımına ve unsurlarına değinilmiş, toplumsal yapı içerisinde kadının oynadığı rollere ve toplumun kadından beklentilerine bakılarak, kadının toplumsal yapı içerisinde ve çalışma hayatında yaşadığı sorunlar ortaya konulmuştur.Üçüncü Bölümde, Türkiye'de Kadın Polisler ve Sorunları başlığı altında, Türkiye'de kadın polislerin çalışma koşulları anlatılmış, mesleğe giriş, tayin, atama, cinsiyete göre görevlendirme ve ücret konuları ile özlük hakları ve anneliğe ilişkin düzenlemelere değinilmiştir. Bu bölümde, kadın polislerin yaşadığı sorunlar aile hayatına, sosyal hayata ve çalışma hayatına ilişkin sorunlar olarak ortaya konulmuş ve nedenleri üzerinde durulmuştur.Yine üçüncü bölümün sonunda, İzmir ilinde çalışan kadın polislerin çalışma şartlarının hizmet verimliliğine etkisine yönelik anket çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada çıkan sonuçlara göre, bazı yorum ve önerilerde bulunulmuştur.Türk polis teşkilatında çalışan kadın polislerin sorunlarının, erkek meslektaşlarından çok farklı olmadığı, sorunların, kadın olmanın yanında polis olmaktan kaynaklandığı görülmektedir. Çalışma saatlerinin uzunluğu, ek mesai ücretlerinin yetersizliği, emekli maaşlarının düşük olması gibi genel sıkıntıların yanında, toplumsal cinsiyet anlayışıyla toplumumuzun kadına yüklediği görevlerin başında gelen ev işleri ile ilgilenmek ve çocuk bakımı görevlerinin aksaması gibi sorunların olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bunlarla ilgili çözüm önerileri getirilmektedir.
Kadına yönelik şiddet: Antalya örneği
Kadına yönelik şiddet, sosyolojik bakış açısı ile irdelenmiştir. Araştırma saha çalışması ile desteklenmiştir.