Working memory
80 theses under this subject heading
Fiziksel aktivite programının özel gereksinimli çocukların gelişimi, erken okuryazarlık becerileri, çalışma belleği ve ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek üzerindeki etkileri
Bu araştırmada, fiziksel aktivitenin özel gereksinimli bireylerin erken okuryazarlık becerilerine, çalışma belleği performanslarına ve genel gelişim düzeylerine olan etkisi ile fiziksel aktiviteye katılan özel gereksinimli bireylerin katılımcı ebeveynlerinin algıladıkları sosyal destek düzeyi üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada tek grup ön test-son test deseni kullanılmıştır. Katılımcı çocuklara Erken Okuryazarlık Testi (EROT), Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ); katılımcı ebeveynlere Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) uygulanmıştır. Araştırmada dokuz çocuk katılımcı, dokuz ebeveyn katılımcı yer almıştır. Çocuk katılımcıların özel gereksinimlilik durumları Yaygın Gelişimsel Bozukluk, Down Sendromu, Gelişimsel Dil Bozukluğu şeklindedir. Testler sonrasında bulgular istatistiksel analiz edilmiştir. Analiz sonuçları araştırmada uygulanan ebeveyn katılımlı fiziksel aktivitenin katılımcı çocukların genel gelişimine ve dil-bilişsel gelişim alanlarına; erken okuryazarlık becerilerine, sesbilgisel farkındalık düzeylerine, alıcı ve ifade edici dildeki sözcük bilgisi düzeyine; çalışma belleği, sözel bellek, sözel kısa süreli bellek, görsel bellek, görsel çalışma belleği performanslarına olumlu yönde büyük etki düzeyinde katkı sağladığını göstermiştir. Katılımcı ebeveynlerin algılanan sosyal destek düzeylerinde herhangi bir değişim saptanmamıştır. Elde edilen veriler alan yazını ışığında tartışılmıştır. Özel gereksinimli çocukların hayatına fiziksel aktivitenin erken çocukluk döneminden itibaren dahil edilmesi için çalışmaların artırılması önerilmiştir
Okul öncesi öğretmenlerinin matematik pedagojik alan bilgileri ile çocukların çalışma belleği arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada okul öncesi öğretmenlerinin matematik pedagojik alan bilgileri ile okul öncesi dönem çocuklarının çalışma belleği becerileri arasındaki ilişkinin, öğretmenlerin çalışma belleği farkındalıklarının ve söyleme dayalı uygulamalarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. Nitel veri toplama yöntemi olarak görüşme; nicel veri toplama aracı olarak .71 Cronbach Alfa değerli "Okul Öncesi Matematiğinde Pedagojik Alan Bilgisi Ölçeği (OMPAB) ile Cronbach Alfa değeri .975 olan "Çalışma Belleği Derecelendirme Ölçeği" (ÇBDÖ) öğretmenlere ve çocuklara yönelik olmak üzere iki farklı ölçek kullanılmış olup öğretmenlerin matematik pedagojik alan bilgilerine yönelik verilere OMPAB ile çocukların çalışma belleğine ilişkin verilere ÇBDÖ ile ulaşılmıştır. 119 okul öncesi öğretmen ve 357 çocukla yürütülen çalışmada öğretmenlerin OMPAB'dan aldıkları puanlarının yaş ve mesleki deneyime göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermediği bulgusuna ulaşılmış olup lisans mezunu öğretmelerin pedagojik alan bilgi puanlarının lisansüstü eğitim düzeyine sahip öğretmenlere göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada öğretmenlerin pedagojik alan bilgileri arttıkça çocukların daha güçlü çalışma belleği özelliği gösterdiği sonucuna varılmıştır. Çocukların ÇBDÖ'den aldıkları puanlar karşılaştırıldığında kızlara kıyasla erkeklerin daha güçlü çalışma belleği özelliği gösterdikleri sonucuna ulaşılmış olup okul öncesi eğitim alma değişkeni yönünden 1 yıldan daha az okul öncesi eğitim alan çocuklara oranla 1 yıl ve üzeri süreyle okul öncesi eğitim alan çocukların lehine anlamlı farklılık göstermiştir.
Farklı sosyoekonomik düzeye sahip çocukların anlatı becerileri ile çalışma belleği, doğal dil ve ev erken okuryazarlık ortamı ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı farklı sosyoekonomik düzeye sahip 48-72 ay arası çocukların anlatı becerileri ile çalışma belleği, doğal dil ve ev erken okuryazarlık ortamlarını detaylı bir şekilde incelemek ve aralarındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul iline bağlı anaokullarına devam eden, farklı sosyoekonomik düzeylere sahip 40 çocuk ve ebeveynleri oluşturmaktadır. Bu araştırmada çocukların anlatı becerilerini öyküleme bağlamında değerlendirmek amacıyla Mercer Mayer (56) tarafından oluşturulan "Frog Where Are You?" (Kurbağa Neredesin?) isimli resimli yazısız kitap; çocukların anlatılarının analizi için ise Işıtan (116) tarafından geliştirilen "Öykü Anlatma Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Çalışma belleği ve yürütücü işlevler değerlendirmesi için ise Akoğlu (118) tarafından geliştirilen, "Anlamsız Sözcük Tekrarı Listesi" ve "Kalem Tıklatma Görevi" uygulanmıştır. Ev erken okuryazarlık ortamı ise Karaahmetoğlu (123) tarafından geliştirilen "Ev Ortamı Erken Okuryazarlık Ölçeği (EROY-EV)" kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda çocukların öykülerinde makroyapısal (öykü grameri) olarak giriş, öyküyü başlatan olay, içsel tepki, gelişme, arama eylemi, arama yerleri, engeller, öyküye başlık bulma alt boyutlarında aile gelir düzeyine göre istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Çocukların öyküleri mikroyapısal (öykü uzunluğu) olarak incelendiğinde puanların aile gelir durumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anlatı Becerileri, Öyküleme, Çalışma Belleği, Doğal Dil, Ev Erken Okuryazarlık Ortamı
Seçici dikkat görevindeki çeldirici bozucu etkisi üzerinde görsel çalışma belleği yükünün hedef bağımlı etkileri
Tez çalışması kapsamında temel olarak görsel çalışma belleği (GÇB) yükünün flanker görevindeki çeldirici bozucu etkisi üzerindeki rolü incelenmiştir. Bu inceleme, Konstantinou ve arkadaşlarının (2014) yürüttükleri Deney 1-B ve bu çalışmayı tekrar etmeyi amaçlayan; ancak farklı sonuçlar elde eden Yao ve arkadaşlarının (2020) yürüttükleri Deney 3 temel alınarak yapılmıştır. Yao ve arkadaşları (2020) her ne kadar orijinal çalışmayı tekrar etmeyi amaçlasa da iki çalışma arasında tasarımsal bazı farklılıklar söz konusudur. Bu farklılıkların çalışmalar arasındaki tutarsız sonuçlar üzerinde açıklayıcı birer faktör olup olmadıkları net değildir. Bu nedenle tez kapsamında yürütülen Deney 1 (N = 54) ve Deney 2 (N = 54) ile sırasıyla Konstantinou ve arkadaşlarının (2014, Deney 1-B) ve Yao ve arkadaşlarının (2020, Deney 3) çalışmaları birebir tekrar edilmiştir. Analiz sonuçları iki deneyde de tutarlı olarak GÇB yükünün flanker görevi üzerindeki çeldirici bozucu etkisini değiştirmediğini göstermiştir. Deney 1 ve Deney 2 verilerinin birbirleri ile karşılaştırıldığı ek analiz sonuçları da iki deney sonuçlarının birbirine oldukça benzer olduğunu doğrulamıştır. Alanyazın temelinde, uyarıcıların sözelleştirilme ihtimalinin sonuçlar üzerinde etkisi olabileceği ifade edilmiştir. Bu nedenle, sessel baskılama (articulatory suppression) yoluyla sözelleştirilmenin engellendiği Deney 3 (N = 28) tasarlanmıştır. Deney 3'ten elde edilen sonuçlar bir kere daha GÇB yükünün çeldirici bozucu etkisini değiştirmediğini göstermiştir. Bulgular, GÇB içeriğinin akılda tutulması sırasında sunulan görsel flanker görevinin duyusal alanlarda sürdürüldüğü ileri sürülen temsiller için bir çeldirici olarak algılanma ihtimali ile ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle, temsilleri çeldiricilerin olası bozucu etkilerinden uzak tutmak için GÇB depo alanı aktif olarak değiştirilmiş olabilir. Yeni depo alanı dikkat görevi ile etkileşime girmemiş ve bu nedenle yük etkisi gözlemlenmemiş olabilir. Bu çıkarımın geçerliliği gelecek çalışmalarla test edilmelidir. Anahtar Sözcükler: Seçici dikkat, yük kuramı, görsel çalışma belleği, replikasyon
60-72 ay arası koklear implant kullanan çocuklarda erken okuryazarlık ve çalışma belleği arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, koklear implantlı çocuklarda erken okuryazarlık ve çalışma belleği arasında ilişki incelenmiş olup ek olarak dil becerileri ile ilişkisine de bakılmıştır. Çalışmaya 5 yaş ila 6 yaş arasında koklear implantlı 34 katılımcı dahil olmuştur. Dil becerilerinin değerlendirilmesi için Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL), çalışma belleğinin değerlendirilmesi için Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ) testi ve erken okuryazarlık becerisinin değerlendirilmesi için Erken Okuryazarlık Testi (EROT) kullanılmıştır. Araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, koklear implantlı bireylerde dil, çalışma belleği ve erken okuryazarlık becerilerinde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Dil, çalışma belleği ve erken okuryazarlık becerileri incelendiğinde ise, bu bilişsel becerilerin birbirleriyle ilişkisinde yüksek korelasyon katsayıları bulunduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: koklear implant, çalışma belleği, erken okuryazarlık, sesbilgisel farkındalık
Dinleme eforu değerlendirilmesinde kullanılan objektif yöntemlerin nöral kaynaklar açısından değerlendirilmesi
Dinleme eforu değerlendirilmesinde kullanılan yöntemlerin ne tür nöral kaynaklara daha hassas olduğu ve bu ölçüm sonuçlarının birbiriyle ilişkisinin nasıl olduğu hala tam olarak açıklanamamıştır. Dinleme eforu değerlendirme yöntemlerinin eş zamanlı yapılması, katılımcının aynı motivasyon ve nöral kaynak seviyesinde olmasını sağlamak açısından çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı, dinleme eforu ölçümünde kullanılan objektif yöntemlerin farklı şekilde bozulmuş konuşma uyaranları kullanarak, dinleme eforu için gerekli hangi nöral kaynaklara daha hassas olduğunun bireysel bilişsel ve işitsel işlemleme becerileri kontrolünde belirlenmesidir. Çalışmaya normal işitmeye sahip 19-34 yaş arası 49 birey katılmıştır. Çalışma iki aşamada yapılmıştır. İlk aşamada katılımcılara, bozulmuş konuşma uyaranı ile (noise vocoded speech) zorlu dinleme ve tekrar etme görevi sırasında eşzamanlı pupillometri, EEG ve reaksiyon zamanı ölçümleri yapılmıştır. İkinci aşamada ise ilk aşama ile günün aynı saatinde ve aynı yorgunluk seviyesinde olmak kaydıyla; İşitsel Sözel Öğrenme Testi (İSÖT), Türkçe Matris Testi (TM) ve Dinlemede Dikkat Testi (DDT) uygulanmıştır. İSÖT sonuçları EEG alfa bandı genliği değişimi ile ilişkili iken DDT sonuçları pupillometri sonuçları ile daha ilişkilidir. Uyaran zorluğu arttıkça pupil dilatasyonu da artmış iken, EEG sonuçları ile uyumlu değildir. Eş zamanlı dinleme eforu değerlendirilmesi yapılan bu çalışma işitsel dikkat ve belleğin eforla ilişkisini de değerlendiren ilk çalışma olmuştur. Anahtar Kelimeler: Dinleme Eforu, Elektroensefalografi, Pupillometri, İşitsel Dikkat, Sözel Çalışma Belleği
Üstün zekâlı öğrencilerin tanılama sonrası sağlanan üst düzey etkinliklere aday gösterilmesine ilişkin iki stratejinin karşılaştırılması
Bu çalışmada Bilim ve Sanat Merkezlerinde (BİLSEM) kayıtlı üstün zekâlı 3. ve 4. sınıf öğrencilerin tanılama sonrası çeşitli üst düzey etkinliklere (projeler, yarışmalar, olimpiyatlar) aday gösterilirken zekâ puanı, akıl yürütme becerileri, geçmiş deneyimler ve çalışma belleği değişkenlerinin temel alındığı çoklu veriye dayalı bir stratejinin sadece öğretmen kanaatine dayalı aday gösterme stratejisiyle farklı kriterler açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Özellikle farklı stratejiler kullanılarak aday gösterilen öğrencilerin farklı olup olmadığı, öğrencilerden elde edilen bireysel bilgilerin aday gösterme kararıyla uyumlu olup olmadığı, öğrenci beklentisiyle aday gösterme kararının uygunluğu ve uygulanabilirlik açısından stratejilerin farklı olup olmadıklarını incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın katılımcıları, Türkiye'nin Batı Karadeniz bölgesinden seçilen iki BİLSEM'de öğrenim gören öğrenciler ve onların öğretmenlerinden oluşturmaktadır. Durum araştırması desenlerinden çoklu durum deseninin kullanıldığı bu araştırmada iki farklı strateji incelenmiş olup bulgular alanyazındaki örneklerle tartışılmıştır. Veri toplama amacıyla Bireysel Bilgi Formu, Çalışma Belleği Ölçeği, Raven Renkli Progresif Matrisler Testi, TONI-4 Zekâ Testi, Öğretmenler için Aday Gösterme Envanteri, BİLSEM'ler için Üst Düzey Etkinliklere Yönelik Çağrı Metni ve Aday Gösterme Formu ve bireysel görüşmeler kullanılmıştır. Öğretmenlerin üst düzey etkinliklere öğrencilerini kendi kanaatlerine dayalı olarak aday gösterirken konuya yönelik motivasyonlarını dikkate alarak aday gösterdikleri ve kendi kanaatlerine dayalı aday gösterdiklerinde belirledikleri öğrencilerle çoklu veriye dayalı aday gösterme süreci sonucu belirledikleri öğrencilerin farklılaştığı belirlenmiştir. Ayrıca, öğretmenlerin rutin olarak kullandıkları aday gösterme stratejisinin, önerilen çoklu veriye dayalı stratejiye göre dezavantajlı yönlerinin dikkate değer olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları alanyazındaki örneklerle ve öğretmen görüşmesi sonucu elde edilen bulgulara dayalı olarak tartışılmıştır.
İmplantasyon yaşının ve binaural işitmenin çalışma belleği, dikkat ve dil becerileri üzerine etkisi
Bu çalışmada, bilateral veya unilateral koklear implant kullanıcısı olan çocukların koklear implant olma yaşının ve binaural işitmenin dil gelişimi, sözel çalışma belleği ve seçici dikkat gibi bilişsel beceriler üzerine etkilerinin değerlendirilip, koklear implantlı çocuklarda bu bilişsel becerilerin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmaya 6 yaş ila 8 yaş 11 ay aralığında; unilateral erken implantlı 21 birey, unilateral geç implantlı 18 birey ve bilateral implantlı 19 birey olmak üzere toplam 58 katılımcı dahil olmuştur. Dil becerilerinin değerlendirilmesi için TODİL testi, çalışma belleğinin değerlendirilmesi için GISD-B testi ve seçici dikkat becerisinin değerlendirilmesi için Stroop testi kullanılmıştır. Araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, unilateral erken ve unilateral geç implantlı bireyler arasında dil, çalışma belleği ve dikkat becerilerinde anlamlı farlılık gözlenirken, unilateral erken ve bilateral implantlı bireyler arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Dil, çalışma belleği ve dikkat becerileri grup içinde incelendiğinde ise, bu bilişsel becerilerin birbirleriyle ilişkisinde yüksek korelasyon katsayıları bulunduğu gözlenmiştir.
Unipolar ve bipolar depresyon hastalarında elektrokonvulsif tedavinin bilişsel yan etkilerinin incelenmesi
Hızlı ve etkili bir tedavi yöntemi olduğu bilinen elektrokonvulsif tedavi (EKT) sırasında görülen bilişsel yan etkiler bu tedaviye karşı isteksizliğin nedenlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı EKT'nin kısa ve uzun dönemde bilişsel yan etkilerinin tespit edilmesi, bu yan etkilerin tedaviden sonra ne kadar devam ettiğinin, kalıcı olup olmadığının incelenmesi ve bilişsel yan etkileri kestirmeye yardım eden etmenlerin araştırılmasıdır. Bu çalışma Ocak 2017- Kasım 2018 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniğinde EKT ile tedavi edilen unipolar veya bipolar depresyon tanısı konulmuş hastaların dahil edildiği doğal izleme çalışmasıdır. Çalışmaya alınan hastalara çalışma hakkında bilgi verilmiş, çalışmaya gönüllü katıldıklarına dair onam formu imzalatılmış ve SCID-I (Structured Clinical Interview for DSM-IV Axis I Disorders- Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Formu- DSM-IV) ile tanı doğrulanmıştır. Genel bilişsel değerlendirme için hastalara Standardize Mini Mental Test (SMMT) verilmiştir. Montgomery-Asberg Depresyon Ölçeği (MADDÖ) ve Klinik Global İzlenim ölçeği ile depresyonun şiddeti, Modifiye Antidepresan Tedavi Hikayesi Formu (Antidepresan Treatment History Form -ATHF) ile tedaviye direnç derecesi ölçülmüş; tedavinin bilişsel yan etkileri Benton Görsel Bellek Testi (Benton Visual Retention Test-BVRT), Stroop testi, Wechsler Yetişkinler için Zekâ Ölçeğinin (Wechsler Adult Intelligence Scale-WAIS) yargılama, benzerlik, sayı dizisi ve şifre alt ölçeği ve sözel akıcılık testleri ile incelenmiştir. Hastalar EKT'den önceki 3 gün (Vilk), EKT'den sonraki 3-7 gün içinde (Vson), 3 ay (V3) ve 6 ay sonra (V6) dört kez değerlendirilmiştir. Çalışmaya 24'ü unipolar, 14'ü bipolar depresyon olmak üzere toplam 38 hasta dahil edilmiştir. Hastaların tedavisi en az 3, en fazla 6 hafta devam etmiştir (5-13 seans). Unipolar ve bipolar depresyon tanısı olan hastalar arasında yaş ortalaması, cinsiyet dağılımı, toplam eğitim süresi, hastalık başlangıç yaşı, toplam depresyon dönemi sayısı, SMMT, ATHF, MADDÖ ve KGİ ölçeği puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. EKT değişkenleri bakımından da gruplar arasından herhangi bir anlamlı fark tespit edilmemiştir. İyileşen ve tedaviye yanıt veren hastalarda nöbet sonrası yönelimin tedaviye yanıt vermeyen hastalara göre daha kısa sürede düzeldiği görülmüştür. Her iki grupta MADDÖ-T ve KGİ-Ş puanlarında başlangıca göre anlamlı azalma görülmüştür. Bulgular EKT'nin görsel bellek, çalışma belleği ve dikkat üzerinde olumsuz etkisinin olmadığını göstermektedir. Yürütücü işlevleri değerlendiren sözel akıcılık testinde EKT'den hemen sonra istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir kötüleşme olmakla birlikte tedaviden sonraki 3. ve 6. aylarda test puanları başlangıç değerlerinin üzerine çıkmıştır. Yürütücü işlevleri değerlendiren diğer test olan Stroop puanlarında EKT'den hemen sonra başlangıca göre düzelme gözlenmiş, 6. ayda başlangıç ölçümlerine göre anlamlı iyileşme tespit edilmiştir. Görsel işlem hızı, kısa süreli görsel bellek ve dikkati değerlendirmek için bakılan WAIS-şifre alt ölçeğinde tüm grup değerlerinde başlangıca göre 6. ayda anlamlı düzelme tespit edilmiştir. Dil becerileri, soyutlama, toplumsal rol ve uygulamaların ne ölçüde anlaşıldığını değerlendiren WAIS-benzerlik ve yargılama alt ölçeği testinin EKT'den etkilenmediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Elektrokonvulsif tedavi, depresyon, bilişsel yan etkiler, görsel bellek, çalışma belleği, dikkat, yürütücü işlevler
Okuma bozukluğu olan ve olmayan çocukların fonolojik farkındalık ve işitsel/görsel çalışma belleği başarımları açısından karşılaştırılması
Okuma becerileri akademik hayattaki başarının önemli yordayıcılarından biridir. Okuma becerisinin gelişmesinde bazı bilişsel becerilerin önemli rol oynadığı görülmektedir. Fonolojik farkındalık ve çalışma belleği becerilerinin okuma ile ilişkili olduğu belirtilmektedir. Bu araştırmada okuma bozukluğu tanısı olan 1, 2, 3 ve 4. sınıf öğrencileri ile normal gelişim gösteren akranlarının fonolojik farkındalık, çalışma belleği ve okuma becerileri açısından karşılaştırılması incelenmiştir. 51'i okuma bozukluğu teşhisi olan, 49'u normal gelişim gösteren toplam 100 çocuk çalışmaya katılmıştır. Fonolojik farkındalık becerisini ölçmek amaçlı yeni görevler geliştirilip, 4 farklı görev ile bu beceri ölçülmüştür. Çalışma belleği becerisi Sayı Dizisi Ters testi ve Corsi Blok Dokunma Görevi Ters Dizi testi ile ölçülmüş, bu testlerin Düz görevleri uygulanarak kısa erimli bellek becerileri de değerlendirilmiştir. Okuma becerilerini ölçmek amaçlı Sesli Okuma Becerisi ve Okuduğunu Anlama Testi'nin (SOBAT) ilk metni uygulanmıştır. Matematik Okuma Yazma Değerlendirme Ölçeği (MOYA) katılımcıların öğretmenleri tarafından doldurulmuştur. Bulgular yeni geliştirilen fonolojik farkındalık görevlerinin iç tutarlık katsayısının yüksek olduğunu, ölçmek istenen becerileri ölçebildiğini göstermiştir. Okuma bozukluğu olan öğrencilerin fonolojik farkındalık, çalışma belleği, okuma becerileri ve MOYA Öğretmen Formu değerlendirmelerinde normal gelişim gösteren akranlarına göre düşük performans sergilediği görülmüştür. Okuma becerilerinden okuduğunu anlamada gruplar arası fark görülmemiştir. Değişkenler arasında anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Okuma bozukluğu olan çocukların okuma becerilerinin fonolojik farkındalık ve sınıf düzeyi tarafından yordandığı bulunmuştur. Okuma bozukluğu olmayan çocukların okuma becerilerinin fonolojik farkındalık, görsel çalışma belleği ve görsel kısa erimli bellek tarafından yordandığı görülmüştür. Öğretmenler tarafından değerlendirilen sözel ve yazılı dili anlama ve kullanmada güçlük yaşama ile okuma ve yazmada hata yapmaları okuma bozukluğu olan çocuklarda fonolojik farkındalık ve sınıf düzeyi tarafından yordanırken, okuma bozukluğu olmayan çocuklarda sadece sınıf düzeyi tarafından yordandığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Okuma bozukluğu, disleksi, fonolojik farkındalık, çalışma belleği
Tek dilli ve iki dilli olan Türk çocuklarının çalışma belleği performanslarının karşılaştırılması
Çalışma belleği, bilginin kısa bir süreliğine depolandığı, kodlandığı ve işlendiği bir bellek sistemidir. Çalışma belleği; fonolojik döngü, görsel-mekânsal kayıt defteri ve merkezî yönetici olmak üzere üç bileşenden oluşmaktadır. Yurt dışı alanyazınında iki dillilerin çalışma belleğine yönelik farklı çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalardan farklı sonuçlar elde edilmiştir. Yapılan çalışmalarda iki dilliliğin farklı türlerine ve çalışma belleğinin farklı alt bileşenlerine yönelik bulgular mevcuttur. Çalışmaların büyük bir kısmında iki dillilerin çalışma belleği performansının tek dillilerden daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Ancak ülkemiz alanyazınında çalışma belleği ile ilgili çalışmalar çok sınırlıdır ve iki dillilerin çalışma belleğine yönelik herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın temel amacı dil üzerinde etkisinin büyük olduğu kabul edilen çalışma belleğinin tüm alanlarına yönelik yapılacak değerlendirme sonucunda iki dilli çocuklar ile tek dilli çocukların çalışma belleği performansları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu çalışmaya 1. sınıf öğrencilerinden seçilen Türkçe tek dilli (n=20) ve Türkçe-Rusça iki dilli (n=20) olmak üzere toplam 40 öğrenci gönüllü olarak katılmıştır. Uygulanan Çalışma Belleği Ölçeği verilerine göre Rusça-Türkçe iki dilli çocuklar, sözel kısa süreli bellek, sözel çalışma belleği, görsel kısa süreli bellek, sözel bellek, görsel bellek ve çalışma belleği alanlarında Türkçe tek dilli çocuklardan daha iyi performans göstermişlerdir. Rusça-Türkçe iki dilli çocuklar Türkçe tek dilli çocuklardan görsel çalışma belleği alanında daha iyi performans göstermelerine rağmen bu alanın verileri istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular alanyazını çerçevesinde tartışılmıştır.
Çalışma belleği kapasitesi ve duygusal tasarımın çokluortam öğrenme materyaline bağlanma üzerine etkisi
Çokluortam öğrenme materyaline (ÇÖM) bağlanma; öğrencinin içeriği öğrenmeyi hedeflemesi, bilişsel kaynaklarını kullanması, öğrenme stratejilerini uygulaması, ÇÖM'e olumlu yaklaşması ve ÇÖM'deki görev ve etkinlikleri yapmasına işaret etmektedir. Bu süreçte, öğrencilerin ve ÇÖM'lerin duygusal özelliklerinin de bağlanma ve öğrenme sürecini etkileyen önemli değişkenler olduğu vurgulanmaktadır. İçerdiği duygusal tasarım (DT) özellikleri sayesinde, ÇÖM'ler öğrencilerde olumlu ya da olumsuz bir duygulanım oluşturabilmekte, bu da bilişsel yapıları düzenleyerek öğrencinin ÇÖM'e bağlanmasını ve sonucunda öğrenmeyi etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, çalışma belleği kapasitesi (ÇBK) ile DT'ye sahip ÇÖM türlerinin ÇÖM'e bağlanma ve öğrenme üzerine etkisini incelemektir. Araştırma, iki alt çalışma olarak planlanmıştır. Birinci çalışmada, olumlu ve olumsuz DT özellikleri içeren ÇÖM'ler hazırlanmıştır. Hazırlanan ÇÖM'ler üniversite öğrencileri (N=586) tarafından temel duygulanımın değerlik boyutu açısından değerlendirilmiştir. İkinci çalışma, 2x2 faktöriyel desen (ÇBK: düşük ve yüksek; ÇÖM türü: olumlu ve olumsuz) ile yürütülmüştür. Eğitim fakültesinde okumakta olan öğrencilerin (N=225) ÇBK'leri ölçülmüştür. Sıralamada %27 alt ve üst gruptaki öğrenciler; düşük ve yüksek ÇBK gruplar olarak alınmıştır. Daha sonra, bu gruplar da iki alt gruba bölünmüştür. Sırasıyla; Beck depresyon envanteri (BDE), olumlu ya da olumsuz ÇÖM, ÇÖM'e bağlanma ölçeği ve başarı testi uygulanmıştır. Depresyon eğilimine sahip (BDE>17) sahip öğrenciler araştırmadan çıkartılarak analizler yapılmıştır. Sonuç olarak; ÇBK'nin ÇÖM'e bağlanma ve alt boyutları (bilişsel, duygusal ve davranışsal bağlanma) üzerine yüksek grup lehine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunurken, ÇÖM türünün ve ÇBK ile ÇÖM türü etkileşiminin anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Diğer taraftan, ÇBK ve ÇÖM türü değişkenlerinin ve etkileşimlerinin öğrenme performansı puanı üzerine etkisi bulunmamıştır.
Kesintili ve kesintisiz egzersiz yöntemlerinin bilişsel işlevler, risk alma, çalışma belleği ve dikkat üzerindeki etkilerinin bilişsel testler ve işlevsel yakın kızılötesi spektroskopi ölçümü ile araştırılması
Amaç: Sedanter toplum yapısının yaygınlaşmasıyla birlikte kronik hastalıklardan korunma da dahil olmak üzere sağlıklı yaşam için düzenli fiziksel egzersiz daha da önemli hale gelmiştir. Egzersizin fiziksel işlevlerin yanında mental işlevlere de olumlu yönde katkı sağladığı bilinmektedir. Bu çerçevede, egzersiz seçiminde tüm vücut sağlığı için verimli yöntemlerin anlaşılması önem kazanmıştır. Çalışmamızda kesintili ve kesintisiz anaerobik eşik altında egzersiz yöntemlerinin bilişsel işlevlere olan etkileri, beyin prefrontal korteks oksijenlenmesi ile olan ilişkilerinin aydınlatılması ve hangi yöntemin daha verimli olduğunun bulunması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda yüksek düzeyde antrene olan sporculara farklı günlerde kesintili ve kesintisiz egzersiz uygulanmıştır. Kesintisiz egzersizde solunumsal anaerobik eşik yükünün %90'ına denk gelen güç çıktısıyla 20 dakika sabit yüklü egzersiz, kesintilide ise aynı yükle 4 set 5 dakika egzersiz ve aralarda 2 dakika 50 watt düzeyinde yükle-dinlenme şeklinde egzersiz yaptırılmıştır. Her egzersiz seansından önce ve sonra bilişsel işlevleri değerlendirebilmek için Stroop, PASAT ve BART testleri uygulanıp, tüm bu süreçte İşlevsel Yakın Kızılötesi Spektroskopi (fNIRS) ile prefrontal oksijenlenme düzeyleri ölçülmüştür. Stres etkisini görebilmek amacıyla egzersizlerin önce ve sonrasında kan ve tükürük örneklerinden kortizol seviyeleri ölçülmüştür. Bulgular: Çalışmamızda aynı yük çıktısında yapılan egzersizlerden kesintisiz egzersizde algılanan zorluk düzeyi kesintili egzersizden yüksek bulunmuştur (p<0,05). BART risk alma testi değerlendirildiğinde kesintisiz egzersiz sonrası risk alma eğilimi arttığı görülmüştür (p<0,05). PASAT testinde egzersizler arası fark bulunmamıştır (p>0,05). Stroop test bozucu etkisinin kesintisiz egzersiz sonrası arttığı (p<0,05), kesintili egzersiz sonrasında ise öncesine göre anlamlı fark oluşmadığı görülmüştür. Prefrontal korteks oksijenlenme düzeylerinde egzersiz türleri arasında fark bulunmamıştır. Stroop Test sırasında her iki egzersiz öncesi davranışsal test sonuçları ile prefrontal korteks oksihemoglobin düzeyleri arasında yüksek korelasyon bulunmuştur (r=.79-.88 aralığında). Kesintili egzersiz PASAT davranışsal testindeki doğru yanıt sayıları ile prefrontal korteks oksihemoglobin düzeyleri arasında yüksek negatif korelasyon bulunmuştur (r=.71). BART davranışsal test ve prefrontal oksihemoglobin düzeyleri arasında anlamlı korelasyon bulunmamıştır. Sonuç: Anaerobik eşik altı kesintisiz egzersiz yönteminde bilişsel işlevlerde bozulma ve risk eğiliminde artış görülmüş, bu bulgular ışığında kesintili egzersizin bilişsel işlevler açısından daha verimli bir yöntem olduğu düşünülmüştür. Prefrontal oksijenlenme açısından egzersiz yöntemleri arasında fark görülmemiş ancak bilişsel işlevlerde bozulma arttıkça prefrontal oksijenlenmede de artış olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: kesintisiz egzersiz, kesintili egzersiz, bilişsel işlev, Stroop, PASAT, BART, fNIRS
Duygunun çalışma belleğine etkisi: Değerlik modeli ve motivasyonel modelin karşılaştırılması
Bu tez çalışmasının amacı, duygunun çalışma belleği (ÇB) üzerindeki etkisi incelemektedir. Mevcut literatürdeki çalışmalarda ele alınan duyguların hem değerlik hem de motivasyonel eğilimleri açısından farklılaştığı görülmüştür. Bu açıdan ortaya konan söz konusu etkilerin değerlik temelli mi yoksa motivasyon temelli mi olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Buradan yola çıkılarak gerçekleştirilen iki ayrı çalışmada katılımcılar öncelikle korku, öfke, mutluluk ve nötr (yalnızca birinci çalışma) duygularından birine sevk edilmiştir. Duygu sevkinin ardından katılımcılar, ilk çalışmada Öz-Sıralama Görevi'nin (Self-Ordered Pointing Task) sözel ve görsel formlarını tamamlamışlardır. İlk çalışmanın bulgularına göre duygunun ÇB performansını anlamlı bir şekilde etkilemediği, ancak bellek performansları açısından mutluluk ve öfke gruplarının benzer ve korku grubundan farklı bir eğilimde olduğu görülmüştür. Sonuçlar, istatistiksel açıdan anlamlı olmamakla birlikte motivasyonel boyutu destekleme yönünde bulunmuştur. İkinci çalışmada ise katılımcılar duygu sevkinin ardından 2-Geri görevini tamamlamışlardır. Bu görev hem Sinyal Tespit Teorisi'nin önerdiği gibi tepki yanlılığından etkilenmeyen doğruluk ölçümlerinin alınmasını hem de tepki zamanının değerlendirilmesini sağlamıştır. Sonuçlar, doğruluk ölçümleri açısından duygunun ÇB üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını göstermiştir. Ek olarak yaklaşma motivasyonundaki (öfke ve mutluluk) katılımcılara kıyasla kaçınma motivasyonundaki (korku) katılımcıların doğruluktan ödün vermeden anlamlı olarak daha hızlı tepki verdikleri bulunmuştur. Kaçınma motivasyonunda daha hızlı tepki verilmesi, amigdalanın uyanıklık üzerindeki etkisi açısından tartışılmıştır. İki çalışmadan elde edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde, ÇB üzerinde duygunun motivasyonel boyutunun daha etkili olduğu ve bu etkinin yalnızca tepki zamanı açısından anlamlı olduğu görülmüştür. Bu çalışma duygunun söz konusu iki boyutunu birlikte sınayan bilinen ilk çalışma olması açısından önemli olmakla birlikte gelecek çalışmaların bu etkiyi daha kapsamlı olarak incelemesinin önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelime: Duygu, çalışma belleği, değerlik modeli, motivasyonel model.
Interrelationships among L2 linguistic knowledge, working memory functions, and L2 reading
The purpose of the study is to investigate the relationships between processing/storage functions of working memory (WM) and explicit/implicit second language (L2) knowledge as well as the contributions of these variables to L2 reading comprehension. Participants were 84 moderately proficient late adult learners of English. WM capacity was measured through reading span tasks administered in L1 and L2 and an operation span task. An untimed grammaticality judgment test (GJT) and a metalinguistic knowledge test were administered to measure explicit linguistic knowledge in the L2 while a timed GJT and an elicited oral imitation test were used to measure implicit linguistic knowledge. Reading comprehension scores were obtained from a retired paper-based TOEFL. Results suggest that WM's storage function is language independent and it is not affected by the type of secondary task employed. The findings also suggest that WM's processing function is not task-dependent. Furthermore, results corroborate previous studies arguing against a trade-off between the processing and storage functions of WM. Based on the findings regarding the relationship between linguistic knowledge and WM capacity, it can be argued that the type of knowledge assessed by the so called implicit knowledge tests could actually be automatized explicit linguistic knowledge resulting from large amounts of practice in late adults learners of advanced proficiency in an instructional context. This automatized and primarily explicit L2 linguistic knowledge and WM's processing function are the best predictors of L2 reading comprehension, demonstrating the dominant role of automatized knowledge in efficient L2 reading comprehension for instructed L2 learners.
Inter and intra-individual behavioral variability predicted by neural activity in the multiple demand network
A wide range of cognitive tasks consistently identify a Multiple Demand (MD) network in frontal and parietal brain regions. Its activity is closely linked to executive functions (EFs) such as attention, task switching, solving novel problems and manipulating information in the working memory. We here investigate the relation between MD neural activity and EFs using a large fMRI dataset (n=120). We examine this relation through two approaches (1) inter-individual variability, addressing several methodological challenges: We find that MD activity - which varies substantially across individuals, but is consistent within individuals across time - can explain a substantial proportion of variance in individual performance on a spatial working memory task such that individuals who find the task challenging, increase their MD activity substantially to improve their performance. This suggests that MD activity tightly reflects the executive demand of an individual. In the second approach we examine (2) trial-by-trial variability by employing three different models to fuse reaction time (RT) data with the BOLD time-series. We find that BOLD amplitude increases with longer RTs. This is consistent with the findings from the first approach showing increased MD activity for slower individuals. Together both findings support the view that within and between individual differences are manifested in the same brain regions. These results have implications for (1) understanding brain processes of EFs through ID studies (2) given that ID in EF are largely genetically determined, genetic variability can be linked to the neural activity of the MD network as an intermediate stage to link genetics with behavior (3) using ID in fMRI responses as clinical biomarkers.
Effects of formal training in translation on working memory, executive functions and language aptitude
The present study investigated the effects of formal training in translation on language aptitude (LA), working memory (WM), attention control (AC) and type of linguistic knowledge. The participants were 365 undergraduate students from Translation Studies (TS), Foreign Language Education (FLE) and Political Science (PS) departments. LA was measured through LLAMA test battery (Meara 2005). Executive Functions (EF) were measured by WM tasks including Operation Span (OSpan) and Symmetry Span (SymSpan) and AC including Flanker Squared, Simon Squared and Stroop Squared tasks. A timed grammaticality judgment test (TGJT), an untimed grammaticality judgment test (UGJT) and metalinguistic knowledge test (MKT) were administered. Results suggest that formal training in translation affects implicit learning and phonological processing (LLAMA D) and memory for novel sound-symbol associations (LLAMA E). The findings also suggest that TS students showed superior performance in metalinguistic knowledge. Principal Component Analysis (PCA) with Promax rotation revealed a three-factor solution. The cluster of the first component reflects a shared dimension of executive working memory (EWM) with high loadings from LLAMA F, SymSpan, Ospan, LLAMA B, LLAMA E and Simon. Second component captures explicit and rule-based language dimension with very high loadings from metalinguistic knowledge and explicit knowledge (composite score). The third component reflects the inhibitory control construct with loadings from Flanker, Stroop, LLAMA D and Simon with a small degree of loading.
Effects of dance experience on working memory: Visuospatial skills
The present study aimed to investigate the relationship between dance experience and visuospatial working memory in young adults. The study included 74 participants (M = 23.3, SD = 1.72) divided into four groups based on their level of expertise in dance training. Among these groups, 54 participants were selected from dance classes who were dancing between at least 3 months, while the remaining 20 participants had no prior engagement in dance activities. The Montreal Cognitive Assessment (MoCA) was employed as a measure of participants' cognitive abilities to ensure their suitability for the study. The Corsi Block Tapping Test was utilized to assess their visuospatial working memory capacity. All participants completed the demographic questions, Positive Affect Negative Affect Schedule, MOCA and computerized version of Corsi Block Tapping Test. The first hypothesis suggesting that individuals in the dancing groups would exhibit enhanced visuospatial working memory abilities compared to those who did not engage in any dance practice was partially supported due to only expert dancers' enhanced performance on the Corsi Block Tapping Test. The second hypothesis suggesting that participants with three or more years of dance experience would display the highest visuospatial skills compared to those with either three months or no dance experience at all was fully supported because expert dancers demonstrated the highest performance in the visuospatial working memory task compared to all other participants. Given the limited research on the impact of dance experience on executive functions, this study offered a focused examination of visuospatial skills among young adults. Keywords: Dance Experience, Working Memory, Visuospatial Skills
Espor oyuncularının yürütücü işlev düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı; Birinci Şahıs Nişancı (FPS) ve Çok Oyunculu Çevrimiçi Savaş Arenası (MOBA) oyun türlerini oynayan amatör espor oyuncularının yürütücü işlev düzeylerinin video oyunu oynamayan bireylerle farklılıklarının belirlenmesidir. Çalışmanın diğer amaçları ise; yürütücü işlev bileşenleri arasındaki ilişkilerin ve yürütücü işlevlerin, oyun içi beceri düzeyi ve toplam oyun süresi değişkenleri ile arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Çalışma gruplarını; tümü 18-34 yaş aralığında genç yetişkin, 30 FPS ve 30 MOBA video oyunlarını aktif olarak oynayan, 30 video oyunu oynamayan olmak üzere, toplam 90 gönüllü katılımcı oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Corsi Blok-Dokunma Testi (CBT), Wisconsin (Berg) Kart Eşleme Testi (WKET) ve Stroop Testi Çapa Formu (ST) kullanılmıştır. Çalışmada; FPS oyuncu grubunun CBT toplam skorlarının MOBA oyuncu grubundan ve oyun oynamayan gruptan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu, WKET'nden ise oyun oynamayan gruptan anlamlı düzeyde daha az hata yüzdelerine sahip olduğu; MOBA oyuncu grubunun WKET toplam hata yüzdelerinin oyun oynamayan gruptan anlamlı düzeyde daha az olduğu ve ST'nde ise anlamlı düzeyde daha kısa enterferans sürelerine sahip oldukları tespit edilmiştir (p<0.05). Bununla birlikte oyuncuların tümü için CBT toplam skor ile ST enterferans süresi arasında ve FPS oyuncularının oyun içi beceri düzeyi ile ST enterferans süresi arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak; FPS ve MOBA oyuncularının oyun oynamayan bireylerden daha iyi görsel-uzamsal çalışma belleği ve bilişsel esneklik kapasitelerine, FPS oyuncularının MOBA oyuncularından daha iyi görsel-uzamsal çalışma belleği kapasitesine, MOBA oyuncularının oyun oynamayan bireylerden daha iyi ketleme kapasitesine sahip oldukları ve tüm oyuncuların görsel-uzamsal çalışma belleği ile ketleyici kontrol bileşenlerinin ilişkili olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Bilişsel esneklik, espor, görsel-uzamsal çalışma belleği, ketleme, yürütücü işlev
Hikâye temelli çalışma belleği müdahale programının çalışma belleği kapasitesine ve erken matematik yeterliğine etkisi
Araştırmada, Hikâye temelli çalışma belleği müdahale programının çalışma belleği kapasitesine ve erken matematik yeterliğine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı bağımsız anaokullarına devam eden, 60-72 aylık çocuklarla ve anneleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma nicel ve nitel karma araştırma yöntemlerinden yakınsayan paralel karma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada "Genel Bilgi Formu", "Çalışma Belleği Ölçeği", "Erken Matematik Yeteneği-3 Testi", "Portfolyo Değerlendirme Kontrol Listesi"v e "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu (Anne)" kullanılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenini deney grubuna uygulanan Hikâye Temelli Çalışma Belleği Müdahale Programı, bağımlı değişkenini ise Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ) ve Erken Matematik Yeterliği Testi-3 (TEMA-3) ile annelerin görüşleri ve çocuklardan elde edilen portfolyo dokümanları oluşturmaktadır. Araştırmanın deneysel boyutunda ön test-son test-kalıcılık testi kontrol gruplu yarı deneysel desenden, nitel boyutunda ise doküman analizi ve görüşme yönteminden yararlanılmıştır. Hikâye Temelli Çalışma Belleği Müdahale programı, sekiz hafta boyunca haftada üç gün ve haftalık beş etkinlik olarak 35-40 dakika sürecek şekilde deney grubu çocuklarına uygulanmıştır. Elde edilen veriler uygun istatistik yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda Çalışma Belleği Ölçeği ve alt boyutlarına ilişkin deney grubunda yer alan çocukların aldıkları ön test ve son test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu, Erken Matematik Yeteneği-3 testine ilişkin deney grubunda yer alan çocukların aldıkları ön test ve son test puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir. Programın uygulanması sürecinde toplanan dokümanlarının değerlendirmesinden elde edilen sonuçlara göre çocukların tüm hikâyeler için ortalamanın üstünde puan aldıkları ve birinci hikâyeden sekizinci hikâyeye doğru aldıkları puan ortalamalarının belirgin bir şekilde arttığı görülmektedir. Deney grubunda yer alan annelerle program sonrasında yapılan görüşmelerde anneler hem çocuklarında hem de kendilerinde değişimler yaşandığını belirtmişlerdir. Anneler programın çocuklarında yaptığı değişimleri; bellek ve dikkat gelişimi, matematik gelişimi, matematiğe olan ilgi, dil anlatım becerilerine yönelik gelişim ve ödev/sorumluluk bilincinin gelişmesi şeklinde ifade etmişlerdir. Programın kendilerinde yarattığı değişimi ise çocuklarını bellek ve matematiksel yeterlikleri açısından daha iyi tanımalarını sağladığı ve çocuklarıyla evde daha etkili zaman geçirmeye yönelik farkındalıklarını arttırdığı şeklinde ifade etmişlerdir. Programın materyal ve yöntemlerinin fiziki ve içerik olarak uygun ve yeterli olduğunu ifade etmişler ve programın yaygınlaştırılmasına yönelik önerilerde bulunmuşlardır. Araştırma sonuçlarına dayanarak çocukların bellek gelişimleri açısından hikâye temelli çalışma belleği müdahale programının etkili bir öğretim stratejisi olarak özellikle okulöncesi eğitim programlarına dahil edilebileceği ve eğitimci/ebeveynlere daha etkin rehberliklerin yapılması gerektiği şeklinde geri bildirimlerde bulunulmuştur.
Effects of working memory and language proficiency on second language predictive inference generation: An eye-movement study
In this study, the effects of language proficiency and working memory capacity on predictive inference generation during reading in a second language (L2) were investigated by analysing L2 readers' early and late eye-movements while they were reading predictive or neutral passages. The results suggested that while L2 readers can make predictive inferences on-line during reading regardless of their proficiency level or working memory (WM) capacity, these two factors and their interaction determine the time course of inference generation through different mechanisms. While WM capacity facilitates referent-antecedent resolution and readers with higher WM capacity can benefit para-foveal processing more, proficiency increases reading speed and makes lower level processes less resource consuming. As a result, high WM readers showed facilitation effects of prediction even before they encounter the to-be-predicted word, especially when the pre-target required referent-antecedent association. On the other hand, while high language proficiency readers can show the effect of prediction during early processing of the target word, low proficiency readers can show facilitation during late processing of pre-target word. During the late-processing of pre-target word, WM and language proficiency will have an interaction effect due to differences in mechanisms through which they contribute to predictive inference generation. Although all groups of readers showed facilitation effects relatively early, the greatest facilitation emerged during late processing of the sentence final word, where sentence wrap-up processes take place. This is in line with L1 studies and its implications for L2 reading were discussed.
Second language learning-induced enhancement of executive functions in an instructed language learning context
This study probes the effects of L2 experience on the enhancement of executive functions (EFs) and the predictive validity of EFs for L2 success from a domain-general perspective in a longitudinal pre-test/post-test design. Participants in the experimental group were 165 Turkish high-school graduates receiving intensive L2 instruction in a university setting for six months (600 class contact hours), and the ones in the control group were 103 freshman students taking undergraduate courses in their first language. Two visual complex span tasks (symmetry and rotation) to measure working memory, antisaccade and flanker tasks to measure inhibition, and one standardized English proficiency task were administered before and after the instruction. Multivariate and univariate repeated measures ANOVA results indicated that both instruction types led to the enhancement of EFs except for flanker performances, yet no group differences were observed. Exploratory factor analysis revealed that complex span task and antisaccade performances had loadings on the same factor, named as executive attention, whereas flanker performance was independent from this dimension. Regression findings demonstrated that, albeit little, flanker but not executive attention could explain L2 success. Prior L2 experience was found to be the best predictor. The study concluded that L2 experience can contribute to the enhancement of EFs, yet executive attention might not play a significant role in L2 success at the end of a six-month intensive L2 instruction.
Task complexity and working memory in performing listen-to-speak integrated tasks in a second language
This study aimed to explore the effects of task complexity, perceived task difficulty, and working memory capacity (WMC) in listen-to-speak tasks, in second language (L2) English. 40 university students with Turkish as their first language (L1) participated in this study. Adopting the framework offered by the cognition hypothesis, this study manipulated the structural demands of the listen-to-speak tasks using an outline. Listen-to-speak tasks are taken and adapted from the Test of English as a Foreign Language (TOEFL iBT) official website. Perception of task difficulty was measured using a 10-item Likert scale questionnaire. WMC was measured through Turkish translations of operation span (OSpan) and running span (Run Span) tasks. Dimensions of L2 performance i.e., syntactic complexity, lexical complexity, accuracy, fluency, and content were separately measured. Multivariate and univariate repeated measures ANOVA analyses revealed that task complexity had a significant effect on all the above-mentioned dimensions of L2 performance as well as the content. Stepwise multiple regression results demonstrated that task complexity could explain syntactic complexity, accuracy, and content while perceived task difficulty could account for lexical complexity. WMC, on the other hand, could explain fluency. The study concluded that task complexity influences all aspects of task performance; however, its effect is moderated when learner factors (perceived task difficulty and WMC) are considered.
Language aptitude and working memory in third language learning
This study investigated the relationships of visuospatial and verbal working memory (WM) tasks with language aptitude (LA) and their predictive roles in explaining third language (L3) comprehension. The participants were 110 L1 Turkish-speaking majors in English language teaching, who studied various additional foreign languages for varying numbers of semesters at beginner, intermediate, and upper-intermediate / advanced levels, including a control group with no L3. They took the LLAMA version 3 (Meara & Rogers, 2019), forward digit span, rotation, symmetry, and operation span tasks (Foster et al., 2015). Participants learning one of the four designated European languages (i.e., German, French, Italian, and Spanish) also took reading and listening comprehension sections of general proficiency tests created by the certified cultural institutes. Principal component analysis (PCA) revealed a three-factor solution, interpreted as verbal/phonological memory (digit span, operation span, and partially LLAMA D), visuospatial WM (symmetry and rotation span), and LA (LLAMA B, E, F, partially D). Univariate analyses of variance on the three factors did not reveal any significant relationships with L3 experience. The hierarchical regression on L3 listening comprehension indicated that L3 experience and the LA factor cumulatively explained 45% of the variance, with the LA factor contributing an additional 15% of the variance. The same set of predictors did not explain any significant variance in L3 reading comprehension. The study confirmed the dissociation between certain LA and WM abilities, but some overlap in verbal/phonological/memory abilities. The distinctive LA factor was considerably influential for L3 listening but not reading comprehension.