Atatürk Period

76 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Atatürk Dönemi eğitim dergilerindeki sosyal bilimlerle ilgili konuların incelenmesi (1923-1938)

Atatürk Dönemi Eğitim Dergilerindeki Sosyal Bilimler Konularının İncelenmesi (1923 - 1938) Atatürk Dönemi hem siyasi değişimler, hem de kültürel değişimler açısından pek çok araştırmaya konu edilmiştir. Bu çalışmada, Cumhuriyet tarihinin eğitim ve kültür alanında köklü yeniliklerin ve reformların yapıldığı bir dönemi olan Atatürk Dönemi'nde yayınlanan eğitim dergilerinin incelenmesi ve bu dergilerde yer alan Sosyal Bilimler konularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dönemin özelliklerinin eğitim dergilerine yansımaları ve Sosyal Bilimler konularının ele alınış şekilleri ortaya konulmuştur. Çalışmada, Atatürk Dönemi eğitim dergilerinde yer alan Sosyal Bilimlerle ilgili makaleler incelenmiştir. Tarama yöntemiyle yapmış olduğumuz çalışmada, veriler doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiştir. İncelenen 18 eğitim dergisinden elde edilen veriler nitel veri analizi programları yardımıyla konularına göre sınıflanmıştır. Sosyal Bilimleri oluşturan Tarih, Coğrafya, Psikoloji, Sosyoloji, Felsefe, Ekonomi, Siyaset Bilimi, Hukuk, Eğitim, Sanat Tarihi ve Sanat Eğitimiyle ilgili makaleler kendi içlerinde alt başlıklara ayrılmıştır. Bulgular kısmında ilk olarak çalışmada kullanılan dergilerin Sosyal Bilimlerle ilgili makale dağılımları verilmiştir. Ardından her bir bilim dalıyla ilgili makaleler tablolar halinde gösterilmiş ve makalelerin isimleri, yayınlandıkları dergiler, yayın yılları ve içerikleriyle ilgili bilgiler verilmiştir. Sonuç olarak incelenen 18 eğitim dergisinde yer alan 4223 makaleden 773'ünün Sosyal Bilimlerle ilgili olduğu görülmüştür. Bu makalelerde dikkat çeken en önemli nokta Sosyal Bilimler konularının eğitimine verilen önemdir. İlaveten Sosyal Bilimlere yardımcı bilim dallarının da öneminin vurgulandığı anlaşılmaktadır. İncelenen makalelerin ele alınan konuların çoğu günümüzde de güncelliğini koruduğu yapılan araştırmalarla kıyaslanarak ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Türk Eğitim Tarihi, Atatürk Dönemi, Sosyal Bilimler, Süreli Yayınlar, Eğitim Dergileri.

Atatürk DönemiDergilerEğitim dergileri+4
Gönül Türkan Demir
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Educational Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk Dönemi Türk kadınının değerlendirilmesine İngiliz basınından örnekler (1923-1938)

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle Mustafa Kemal Atatürk'ün "Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" olarak tanımladığı Çağdaşlaşma, bir başka deyişle Türk toplumunda zihinsel ve kültürel değişim hedeflenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Toplumsal yapılarda meydana gelen değişiklikler, aileyi şekillendiren temel unsur olan Türk kadınının toplum içerisindeki konumunu da etkilemiştir. Çalışmada İngiliz gazetelerinden yararlanmak suretiyle, Türk kadınının modernleşme sürecinde geçirdiği yapı değişikliğinin İngiliz basını tarafından nasıl algılandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada; nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmış ve Cumhuriyet dönemi bazı İngiliz gazeteleri incelenmiştir. Sonuç olarak; İngiliz Basınında Türk Kadınının gelişimi "Batılılaşma" olarak tanımlanırken; İngiliz politikasının, dönemin Türk Kadınını anlama boyutunda etkili olduğu görülmüştür.

Atatürk DönemiBasınBatılılaşma+4
İlken Şen
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mustafa Kemal'in dış politika anlayışı ve 19 Mayıs 1919'dan Lozana gelinen süreçte Türk dış politikası

20. Asır, sanayi inkılâplarını tamamlamış batılı devletler için, 17. yüzyıldan beri süregelen emperyalist hedeflerinin, yeni bir boyut kazandığı bir asır olarak başlamıştır. Bu asrın başında batılı devletler, kendi aralarında, uluslarının refahı adına dünyayı paylaşma yarışına girişmişlerdir. Bu yarış, doğal olarak çıkar çatışmalarına ve sonunda da I. paylaşım savaşının çıkmasına neden olmuştur.Osmanlı İmparatorluğunun hükümran olduğu, merkezi dünya olarak da ifade edilen bölge batılı devletlerin aralarındaki paylaşım savaşının ana hedefi konumunda idi. Osmanlı Devletinin de müdahil olduğu bu savaşın sonucunda, Osmanlı Devleti şartları çok ağır olan bir anlaşmaya taraf olmak zorunda bırakılmıştı.Çalışmamızda, işte bu anlaşma döneminin şartları içerisinde, Anadolu'da Milli Mücadeleyi başlatan ve 1919'dan 1923'e kadar sürecek bu mücadelede ulusal ve uluslar arası durumun oluşturduğu şartları doğru bir şekilde analiz ederek, mücadeleyi Misak-ı Milli çerçevesinde yönlendiren Mustafa Kemal'in gün be gün çalışma arkadaşları ile oluşturdukları stratejiler doğrultusunda bağımsız, egemen bir devlet kurmak için giriştikleri dış politik ilişkiler incelenmiştir.Yüksek lisans tez çalışmamın hazırlanmasında katkı ve desteğini esirgemeyen değerli hocam ve danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Necati AKSANYAR'a, bu süre içerisinde ilgi ve yardımlarını esirgemeyen bütün öğretmenlerime teşekkür ederim.Anahtar Kelimeler: Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı, Dış Politika, Uluslararası İlişkiler, Mustafa Kemal.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalLozan Antlaşması+4
Murat Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İki dünya savaşı arası dönemde Türkiye'nin Arnavutluk politikası (1919-1939)

Arnavutluk tarihsel geçmişi ve stratejik önemi neticesinde Türkiye'nin politikaları içerisinde önemli bir yere sahip olmuştur. İlişkilerin geliştirilmesi adına Arnavutluk ve Türkiye arasında 1923 yılının kasım ayında Dostluk Antlaşmaları imzalanmış ve sonraki süreçte ise Türkiye Tiran'a elçi tayin etmiştir. Fakat 1 Eylül 1928 tarihinde Ahmet Zogu'nun kral olması Türk-Arnavut ilişkilerinde kırılma noktası olmuş ve bu durum Türkiye'nin politikalarına ters düştüğü için Türkiye'nin Arnavutluk ile olan ilişkileri kesilmiştir. Fakat yaklaşmakta olan Almanya ve İtalya tehlikesi karşısında Türkiye, Balkan Birliği'nin oluşturulması için 1931 yılında Ahmet Zogu'nun krallığını tanımıştır. M. Kemal Atatürk Tiran'a tecrübeli devlet adamlarını elçi olarak atayarak, Arnavutluk ile olan ilişkilerine büyük önem verdiğini göstermek istemiştir. Atatürk'ün özel gayretleri ne yazık ki sonuçsuz kalmış, Ahmet Zogu'nun kız kardeşi Prenses Saniye'nin II. Abdülhamit'in oğlu Abid bey ile evlenmesiyle iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden kesilmiştir. Bu gelişmeyle birlikte Türkiye_Arnavutluk ilişkileri atatürk'ün ölümüne kadar istenilen seviyeye ulaşamamıştır.Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal Atatürk, Ahmet Zogu, Balkan Birliği, Arnavutluk, Türkiye

ArnavutlukAtatürk DönemiTürk dış politikası+4
Soner Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk Dönemi Manisa milletvekilleri (1923-1938)

1923-1938 Atatürk Dönemi Manisa Milletvekilleri adlı tezimizde Atatürk zamanında Manisa milletvekillerinin hem Kurtuluş Savaşı zamanında hem de Kurtuluş Savaş'ında sonra inşa edilmekte olan devlette yaptıkları kahramanlıklar üzerinde durulmuştur. Milletvekillerinin hem cephede askerle birlikte olarak askerlere moral desteği vermeleri, işgallere karşı direniş cemiyetlerinin kurulmasına ön ayak olmaları, Mecliste yaptıkları faaliyetler ve çıkarılan kanunlara vermiş oldukları oylarla Anadolu hareketini destekledikleri yaptığımız çalışma ile ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Manisa, Milletvekili, TBMM.

Atatürk DönemiManisaMilletvekili+3
Hasan Karakuzu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenlik stratejileri bağlamında Atatürk dönemi Türkiye-İtalya ilişkileri

Bu tez Atatürk döneminde Türkiye-İtalya ilişkilerini güvenlik stratejileri bağlamında incelemektedir. Çalışmanın Türk dış politikasında İtalya konusu özelinde güvenlik araştırmalarında oluşan boşluğu doldurması hedeflenmektedir. Çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümüne kadar geçen süre zarfında, On İki Adalar üzerinde hakimiyeti bulunan İtalya'dan bu dönemde Türkiye ve bölgeye yönelik tehdit olup olmadığı, eğer varsa bu tehdidin hangi derecede olduğunu ve bu tehditlere karşı Cumhuriyetin yönetici kadrosunun Türk dış politikasında siyasi ve askerî anlamda nasıl bir güvenlik stratejisi uygulamaya çalıştığını ve bu stratejiler özelinde Atatürk dönemi Türk dış politikasında güvenlik stratejisinin ne olduğunu araştırmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda Cumhuriyetin yönetici kadrosu içerisinde İtalya tehdidine karşı hangi isimlerin ve kurumların ön plana çıktığı sorusuna cevap aranmaktadır. Tez çalışmasında konu ile ilgili kitap, bilimsel makale, Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivi, Cumhuriyet Arşivi, Türk Diplomatik Arşivi ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Tarih Arşivi'nden yararlanılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden tarama-derleme ve yazılı doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmalar sonucunda On İki Adalar üzerinden Türkiye'nin Ege ve Akdeniz sahillerine karşı bir tehdit olduğu görülmüş, 1923-1928 arası ilişkiler karşılıklı güvensizlik ortamında şekillenmiş, 1928 yılında taraflar arasında imzalanan Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Yargısal Çözüm Antlaşması ilişkilerde dönüm noktası teşkil etmiştir. 1928-1934 arası ilişkiler nisbeten daha olumlu gelişmiş, 1934 yılında Mussolini İtalya'nın geleceğinin Asya ve Afrika'da olduğunu söylemiş, bu durum Türkiye'yi oldukça rahatsız etmiş, ilişkiler tekrardan gerilmiştir. Türkiye İtalya tehdidine karşı Balkanlardaki anti-revizyonist ülkeler ile birlikte hareket etmiş, Balkan Antantı'nın kurulmasına öncülük etmiştir.

Atatürk DönemiDoğu AkdenizEge Denizi+3
Fakhrı Gulmammadov
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın haklarında geleneksel bakış aşısının etkinliğinin Yargıtay'ın bir kısım boşanma kararlarındaki kadın olgusuna yansıması

Tez konusu problemin sınırlarının belirlenebilmesi için; öncelikle ataerkil (geleneksel) bakış açışım oluşturan ve karşıtı eşitlikçi haklan hazırladığı düşünülen olgular kısaca ele alınmış ve bu kapsamda; Kadım erkeğe bağımlı kılan ataerkil bakış açısının oluşumu ve devamında etken olan, tarım toplumu yaşam koşullan, din öğesi ve Tek Tann'lı üç dinin şeriat kurallarındaki erkek lıakimiyeti ve kadının ikinciliği olgusu vurgulanmıştır. Sanayi toplumu yaşam biçimine geçişle; kadınların ücret karşılığı üretime kaülmalannın, kamusal alanda çalışmalarının getirdiği özgürleşme sonucu eşitlikçi haklara kavuşmalarının, geleneksel rollerin değişimindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Türkiye yönünden tarihsel sürece bakıldığında: Hukuk normlanyla kadın haklan arasındaki bire bir bağlantı nedeniyle, Osmanlı Dönemi teokratik hukuk sistemi içerisinde kalan kadın ve aile ilişkileri ele alınarak n.Meşrutiyet sonrası kadınlara tanınan haklar belirtilmiştir. Ardından geleneksel bakış açısmda köktenci değişimi sağlayan Atatürk îlke ve Devrimleri içinde son derece önem taşıyan ve eşitlikçi haklan içeren kanunlara değinilmiştir. Laik Pozitif Hukuk Sistemi'nin, kadının özgürleşmesinde ve sosyo-ekonomik hayata katılımındaki etkisinin geleneksel bakış açısının değişimindeki önemi vurgulanmıştır. n.Dünya Savaşı'nda yaşananlar sonucu; İHEB'in düzenlendiği ancak; buna rağmen fiili eşitliğin sağlanamaması üzerine BM'ce KKHAÖS'nin oluşturulduğu, Türkiye'nin de kabul ettiği bu sözleşme gereği, geleneksel rollerdeki değişim için ulusal mahkeme kararlan da içinde olmak koşuluyla, her türlü önlemin alınması yolundaki yükümlülükler üzerinde durulmuştur. VIAncak eşitlikçi haklara bu konudaki taahhütlere karşın, halen Yargıtay'ın bir kısım boşanma kararlarına yansıyan geleneksel bakış açısının, fiili eşitliğin önünde duran hukuksal engeller içinde olduğu düşünüldüğünden bu bağlamda, tez konusuna ilişkin kararlardaki geleneksel bakış açısını içeren gerekçeler; eşitlikçi ve kadın lehine pozitif haklar kapsamında irdelenmiştir. Sonuç olarak; toplum yaşamında fiili eşitliğin uygulanırlığını sağladığı düşünülen eşitlikçi ve kadın lehine pozitif haklar doğrultusunda verilecek Yargı Kararlarının, geleneksel rollerin değişiminde en az eşitlikçi haklar kadar önemli olabileceği hususu vurgulanmaya çalışılmıştır. vn

Atatürk DönemiBoşanmaDeğişim+7
Saliha Esen
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk Dönemi kadın eğitimi

92 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ÖZET VE SONUÇLAR Osmanlı Devletinde eğitim kurumlan olarak sıbyan mektepleri, enderim mektepleri ve medreseler bulunmaktaydı. Kızlar sadece ilk eğitim görebilme hakkına sahip oldukları için karma eğitim bir sorun olmamıştır. Çünkü devlet kız çocukları için ayrıca bir eğitime gerek görmemiştir. O dönemde sadece varlıklı aileler kızlarına özel dersler aldırmışlar, böylece kızların dış dünya ile ilişkileri kopmuş ve toplumdan uzaklaşmışlardır. Osmanlı Devletinde kız çocuklarının eğitilmesi düşüncesi ilk defa Tanzimat Döneminde olmuştur. Fakat 1869 Maarif Nizamnamesi'ne kadar resmi bir görünüm kazanamamıştır. Nizamname ile okuma yazma çağındaki tüm çocuklara kız erkek ayrımı yapılmadan ilköğretim zorunluluğu getirilmiştir. Maarif Nizamnamesi ile kızlar için öğretmen okulu açılmış, rüşdiyelerin sayısı arttırılmış ve ebe mektebi açılmıştır. Bu dönemde orta dereceli okullara kızlarında alınmasına izin verilince kızlar daima erkeklerden ayrı okullarda okutulmuşlardır. Bu okullara kesin zorunluluk olmadıkça erkek öğretmenler atanmamıştır. Geleneksel temeller üzerine kurulu Osmanlı Devletinin modernleşmesine öncülük eden yapısal değişimler, II. Meşrutiyet Dönemiyle gündeme gelmiştir. Modernleşme sadece siyasal yapıda değil, eğitim, hukuk ve toplumsal yaşamda da değişmeye başlamıştır. Meşrutiyet Dönemindeki, kadınlarla ilgili gelişmelerin en önemli yam, bu gelişmelerin Cumhuriyet Döneminde alınacak tedbirler olmasıdır. Meşrutiyet, Cumhuriyetin labaratuvandır sözü, kadınlar için de geçerlidir. Bu dönemde evlenme ve boşanmada eşit haklar tanınması, üniversite dahil bütün öğretim kurumlarında karma eğitime geçilmesi gibi konular büyük ölçüde Cumhuriyet Döneminde gerçekleşecektir. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde, kızların eğitimleriyle ilgili sınırlı bazı adımlar atılmıştır. Ancak bunlar yeterli olmamıştır. Meşrutiyet devrinde kızların eğitimi93 ele alınmışsa da bu uygulama meslek sahibi olmaları için yeterli olmamıştır. Üniversite bile İnas Darülfünunu (Kız Üniversitesi) olarak ayrılmıştır. Milli Mücadele yıllarında Türk kadını dünyada eşi görülmemiş kahramanlık destanları yazdırmıştır. Kurtuluş Savaşı boyunca cephede savaşan, cephe gerisinde sırtında cephane taşıyan Türk kadınının memleketin kurtuluşu yolunda mitinglere katılmak, dernekler kurmak ve yabancı devletlerin dikkatlerini çekici bildiriler yayınlamak suretiyle pek çok siyasi hareketleri mevcuttur. Böylece siyasi hayata fiilen katılmışlardır İstanbul'da kızlar erkeklerle beraber okuma eylemini başlatmışlardır. Bu hareketle kadınların eğitim olanakları arttırılmış oldu. Atatürk Kurtuluş Savaşında yüksek fedakarlık gösteren Türk kadınına temel hak ve görevlerini tekrar kazandırmıştır. Kural olarak, eğitim temel alınmalıdır. Eğitim sayesinde kadınlar bilinçlenecek, haklarına sahip çıkacak, toplumu yetiştirecek ve her alanda ülkeye hizmetlerde bulunacaktır. Eğilimin kadınlar açısından olan önemini sık sık dile getiren ve bunun için çeşitli uğraşlar veren Atatürk, toplumun gelişebilmesi kadınların eğitilmesinin şart olduğu kanaatindedir. Atatürk'e göre yüzyıllardır eksik önlemlerle hiçbir yere varılamamıştır. Çünkü ne hukuk, ne de eğitim bu sistemle çağdaşlaşamaz. Ülke istenilen medeniyete ulaşamazdı. Bunun için bir tek yol vardır. Devlet temel yapışım, eğitim, hukuk ve kadın konumunu laikleştirecek, kimsenin dini inancına ve vicdan hürriyetine karışmayacak, din ile devlet işleri birbirinden ayrılarak, ulus akılcı ve çağdaş bir yola girecektir. Atatürk'ün en büyük arzusu kız ve erkek okullarının bir olmasıdır. 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim laikleştirilmiş ve kadın erkek eşit seviyede karma eğitime geçilmiştir Eğitim özgürlüğü, her mesleğin, sanatın ve bilim alanının kadınlara kapalı kalmamasını sağlamıştır. Bu surette çağdaş düzeyde dünya milletleri arasında Türk kadını, öğrenim durumunda ve meslek edinmede her türlü hakka sahip olmuştur. Eğitim ve öğretimin birleştirilmesiyle ilköğretim zorunluluğu getirilmiş ve eğitim ve öğretim kurumlan, Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır Böylece ilkokuldan Üniversiteye kadar bütün programlar gözden geçirilmiş ve laik eğitim gereği olarak müfredattan dini kanunlar çıkartılmış deney ve gözleme dayan pozitif bilimlere ağırlık94 verilmiştir. Dolayısıyla, bugünkü eğitim sistemimizin temeli Atatürk'ün görüşleri ve sürekli takibi ile atılmıştır. Tüm Atatürk devrimlerinin esas gayesi insan haklarına bağlı bir düzende, her türlü fikir ve düşünceleriyle özgür insanlar yaratmak olduğu için, önce kadınların eğitilmesi gerekmekteydi. Böylece Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan reformlar sayesinde kadın eğitimi gelişmeye başlamıştır. 1922-23 yıllarında karma eğitimin başarısı çeşitli düzeydeki okulların arttırılması, özellikle Yeni Harflerin kabulü, millet mekteplerindeki okuma seferberliği, Türk kadınının fikren değişmesine ve çeşitli mesleklere giren kadınlarımızın çoğalmasına ve dolayısıyla Türk kadının kendisine güvenin artmasına sebep olmuştur. Türk kadını yüzyıllar boyunca insan olmanın koşullarına bile sahip değilken, birkaç yıl içinde uygarlık dünyasında en ileri haklara sahip olmuştur. Kendisine verilen bu haklan çok kısa sürede benimsemiştir. Toplumsal yapıdaki hızlı değişmeler, yaşamın her alanında olduğu gibi çalışma yaşamım da etkilemiştir. Kadınlar yöneticilik alanında kendilerini göstermek imkanım bulmaya başlamışlardır. Geleneksel kadını kimliğinden yavaş yavaş sıyrılarak kadın artık yalnızca eş ve anne rolleriyle yetinilmeyeceğinin bilincindedir. 4 Ekim 1926 yılında yürürlüğe giren Medeni Kanun Cumhuriyetin temelini oluşturan hukuk devrimlerinin en önemli yasasıdır. Medeni Kanun en gerçekçi Hukuk devrimini aile hukuku alanında yapmıştır. Bu kanun ile kadın, güçlenmiş kişiliğini bulmuş ve erkeğin yanında sosyal faaliyetlere katılmıştır. Temel haklarım en ileri düzeyde ulaşma imkanına sahip olmuştur. Kanun, medeni hakların kullanımında kadın erkek ayrımı yapmamış, Türk yurttaşı olarak eşit saymıştır. Miras ve mülkiyet hakları bakımından kadını ikinci derece varlık olmaktan kurtararak kendi benliğine kavuşturmuştur. Kadın seçme ve seçilme hakkı gibi, erkekle eşitlik davasında ve daha önemlisi de temel insan hakları arasında başta gelen bu hakkın, Türk kadınına bazı ileri Avrupa ülkelerinden hemen hemen yarım yüzyıl önce verilmiş olması, diğer milletlere örnek olacak niteliktedir. Bu kutsal hakkın yeteri kadar kullanılmaması ve dünya kamuoyuna tanıtılmaması bizim için üzücü bir olaydır. Bunu gidermek için her Türk insanının elinden geleni yapması büyük bir milli vazifedir.95 Kadınlara siyasi hakların verilmesi ile yasalar 3 Nisan 1930 tarihinde, kadınlara Belediye Başkanlığı'na ve Meclis üyeliğine seçilme hakkı vermiştir. 26 Ekim 1934'de Köy Kanununda Muhtar ve İhtiyar Heyeti Üyeliğine Seçilme hakkı 5 Aralık 1934 Milletvekili Seçilme Hakkı verilmiştir. Kadınlara bu hakların verilmesiyle ve gerekli kanunların yürürlüğe girmesiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kadma verdiği önemi çağdaş anlamda göstermiştir. Atatürk devrimlerinin en büyüklerinden ve dünyada en fazla yankı uyandıranlardan birinin, kadınlara tanınan haklar olduğundan kimsenin şüphesi yoktur. Türk kadınına eşit haklar tanıyan yasalar arka arkaya kabul edilirken, gösterilen cesaret ve uygulamadaki çabukluk bütün dünya kadınlarını şaşırtmıştır. Atatürk büyük komutan ve yetkin bir siyasal lider olmasının yanında, kadın hakları alanında da ileri ve inkılapçı olmasıyla tanınır. Atatürk'ten başka hiçbir ülkede hiçbir siyasal lider kadınlarla erkeklere eşit olarak sosyal ve siyasal haklar sağlamak için bu kadar uğraş vermemiştir. Atatürk, kadın hakları statüsü konusunu sadece milli 'bir mesele olarak görmemiştir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra onu süratle milletlerarası alana götüren ilk insandır. Türk kadını eğitim alanındaki gelişmesini cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan reformlar ile sağlamıştır. Kadını haklarının temelini eğitim alanında yapılan çalışmalar oluşturur. Atatürk Dönemi eğitim sistemi, günümüz sisteminden daha modern ve yenilikçidir. Atatürk Dönemi sonrasında, Atatürk İlke ve İnkılaplarının gerektiği gibi uygulanmaması sonucu eğitimde büyük aksaklıklar ortaya çıkmıştır. Atatürk Döneminde, okullarda okutulan ders kitaplarında, kadını eğitim görmüş, aktif, üretken ve meslek sahibi olarak gösterilmiştir. 1945 sonrasında ise kadın, toplumun sosyal yaşantısından uzaklaştınlmış ve sadece ev kadını olarak tanıtılmaya başlanmıştır. Bugünkü eğitim sistemindeki sorunlar Atatürk ilkelerinin gerektiği gibi uygulanmamasıdır, Türk gençleri, Türk kadınının haklarının anlamım iyice kavramalı ve Atatürk'ün eserlerine bilinçle sahip çıkmalıdır. Cumhuriyet toplumumuzun Rönesansıdır. Eğitim özgürlüğü laiklikle birlikte sağlanmıştır.96 Cumhuriyet ile Türk kadını, kültürel, siyasal, ekonomik ve toplumsal yasaklayıcı unsurlardan arındırılmıştır. Bugünlere gelinirken Türk gelenek ve görenekleri yitirilmeden, yaşam şartlarına göre yeniden biçim verilerek toplumumuzun çekirdeğini teşkil eden aile yapısı korunmuştur. Ailenin taşı olan kadını da sahip olduğu saygınlığı ve üstünlüğü sürdürmüştür. Günümüz Türk kadını bilinçli, kişilikli yaratıcı üretici kendine güvenen ve toplumda kendine yakışır bir statüye sahip olmak durumundadır. Ailenin temeli olan kadın, aynı zamanda geleceğin güvencesi olan çocuklarının ilk eğiticisidir. Hızlı bir gelişme sürecinde olan Türkiye'de kadınlar, çalışma yaşamında geleneksel çizgi dışına çıkmaya başlamışlardır. Olumlu yöndeki bu değişiklik kuşkusuz çalışan kadın İçimliğinin çağdaş bir niteliğe kavuşmasını sağlaması bakımından önemlidir. Günümüzde, dünya ülkelerinde gelişmişlik düzeyi, o toplumlarda kadının eğitilmesiyle ölçülmektedir. Atatürk eğitimin önemini, çağdaşlaşma zorunluluğumuzun temel ihtiyacı olarak görmüştür. Hızla kalkman bir ülke olarak Türkiye, gelecek dönemde kadın eğitimine daha fazla önem vererek, bu eğitimi çeşitlendirmek, yaygınlaştırmak ve niteliğini arttırmak zorundadırlar. Kadınların genel, mesleki ve teknik eğitimine verilen önem, onların aile içindeki konumlarından, çalışma hayatına daha fazla girmelerine, teknoloji kullanımından, teknoloji üretimine ve siyasal hayata katılımlarına kadar çok çeşitli alanda daha etkili olmalarım sağlamıştır. Bu katilinim artması, toplum refahım daha ileriye götürücü bir ortam hazırlamakta ve kadın gücü üretkenliği bu sayede toplumun çağdaş düzeye ulaşmasında etkin bir rol oynamıştır.

Atatürk DönemiEğitimKadınlar+1
Suna Öztoprak
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Atatürk Dönemi uygulamaları

Bu çalışmada Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması ve Atatürk dönemi uygulamaları üzerinde durulmuştur. Osmanlı Devleti'nde bilinen en eski eğitim kurumları medreselerdir. Kuruluş ve yükselme dönemlerinde toplumun eğitim ihtiyacını karşılayan bu kurumlar, zamanla Avrupa'nın gerisinde kalmıştır. Osmanlı devlet adamları, eğitimde yaşanan bu geri kalmanın önüne geçmek için medreselere dokunmamış, ancak bu kurumların yanına batılı tarzda eğitim veren modern kurumlar açmıştır. Azınlık ve yabancı okulların da açılmasıyla, medrese ? mektep ikililiğinin yanına üçüncü bir zihniyet daha eklenmiştir.Atatürk, Osmanlı Devleti'ndeki eğitimin, kurumsal ve amaçsal açıdan parçalandığını, ulusallıktan uzak olduğunu görmüştü. Osmanlı eğitim sisteminde üç değişik insan tipi yetiştiriliyordu. Bu durum ulusal, laik ve bağımsız bir devlet olmanın en büyük engeliydi.Bu nedenle, 3 Mart 1924'te, Tevhid-i Tedrisat Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. Kanunun uygulanması sırasında en tartışmalı geçen konular, medreselerin kapatılarak yerine İmam-Hatip okullarının açılması ve yabancı okulların denetim altına alınması olmuştur. Bu araştırmada özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun neden çıkarıldığı, bu kanunun din eğitimi ile yabancı okullar üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır.Literatür taramasıyla, yapılan araştırmada; Osmanlı Devleti'nin eğitim sistemi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması, Atatürk'ün eğitim anlayışı, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yabancı ve azınlık okulları üzerine etkileri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılmasından önceki eğitim sistemi ile kanun çıktıktan sonra yaşanan değişimler hakkında da bilgi verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Medrese, Azınlık ve Yabancı Okulları.

Atatürk DönemiAzınlık okullarıEğitim tarihi+4
Rukiye Demirel
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Atatürk Dönemi (1923-1938) Türk şiirinde "Gurbet" temi

Bu çalışmada dönemin önemli temalarından biri olan gurbetin, Atatürk dönemi Türk şiirinde nasıl ele alındığıaraştırılmış, bu amaçla 1923-1938 yılları arasında yayımlanan şiir kitapları ve süreli yayınlar taranmıştır.Çalışmamızın Giriş kısmında Atatürk dönemi Türk şiirinin seyri ile şairleri hakkında bilgi verilmiş ve gurbet kavramı ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Çalışmanın inceleme bölümü Maddî Gurbet ve Manevî Gurbet olmak üzere iki ana başlığa ayrılmış, birinci bölümde şiirler Maddî Gurbetin Sebepleri ve Maddî Gurbetin Sonuçları başlıkları altında incelenmiştir. Söz konusu dönemde Savaş, Esaret-Sürgün-Mahpusluk, Seyahat-Eğitim, İdeoloji, Beşerî Aşk gurbetin maddî sebepleri olarak belirlenmiş ve şiirler bu şekilde sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. Maddî Gurbetin Sonuçları'nda ise gurbet acısı, sıla hasreti, yalnızlık, yabancılık ve her an gurbette hissetme gibi gurbetin yarattığı duyguların şiirlerde nasıl işlendiği yine bu başlıklar altında değerlendirilmiştir. İkinci bölümünde ise şiirler İçinde Bulunulan Dünyada Mahkûmiyet Düşüncesi ve Sonuçları ile Ruhun İlk Kaynağa Dönme Arzusu (Tasavvufî Gurbet) olmak üzere iki ayrı alt başlıkta incelenerek gurbetin metafizik yönünün şiirlerdeki yansıması değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmamızın genel bir değerlendirilmesi yapılmış, Kaynakça kısmında da öncelikle dönemin şiir kitaplarının ve dergilerinde tespit edilen gurbet temalı şiirlerin listesi verilmiştir. Ardından yararlandığımız diğer kaynakların listesine yer verilmiştir.

Atatürk DönemiEdebiyatGurbet+3
Asuman Gürman Şahin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitim politikası bağlamında Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de sanat eğitimi (1923-1950)

Atatürk ve yöneticileri gerçekleştirdikleri ilke ve inkılaplarla, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak gayretiyle Türk eğitim sisteminde köklü değişiklik ve reformlar yapmıştır. Bu tez, Cumhuriyetin ilanından sonraki dönemde (1923-1950) ilkokul, ortaokul, lise ve öğretmen yetiştiren okullarda sanat eğitimi özelinde uygulanan derslerin (resim, resim-iş, müzik, güzel yazı, halk oyunları) hükümet, eğitim ve okulların müfredat programlarında kapsadığı yer ve gelişimini incelemeyi amaçlamaktadır. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'tan sonra başlayan modernleşme hareketleri sonucu, askeri okullarda resim derslerinin yer alması, batı tarzı sanat eğitiminin başlangıcını oluşturmuştur. Atatürk ve İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde (1923-1950), eğitimde yapılan reform ve düzenlemeler, CHP, tarafından gerçekleştirilen milli eğitim şuraları ülkeye davet edilen yabancı uzmanların, sanat eğitimine yönelik tavsiyeleriyle Milli Eğitim Bakanlığına sundukları raporlar, ilkokul, ortaokul ve Köy Enstitülerinin müfredat programları, araştırmanın temelini teşkil etmiştir. Verilerin toplanmasında konu ile ilgili Cumhuriyet Arşiv Belgeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, tutanak ve kanunlar dergileri, Cumhurbaşkanlığı Resmî Gazetesi ile dönemin süreli yayınları arasındaki çeşitli dergi, gazete, kitap ve makalelerden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler, doküman analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Sonuç itibariyle, Atatürk'ün "Cumhuriyet" düşüncesi ve çağdaş eğitim modeline göre oluşturulan, okullarda sanat eğitimi; ders programlarında, uygulama alanlarında; teknik zorluk ve imkansızlıklar, eğitim politikalarını belirleyenlerin bu dersleri önemli görmemeleri nedeniyle, ikinci planda kalarak beklenen gelişmeyi kaydedememiştir.

Atatürk DönemiCumhuriyet DönemiEğitim+5
Mehmet Karaoğlu
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

CHP ve DP dönemi tarih öğretimi anlayışının karşılaştırılması (1939-1960)

Bir milletin oluşumunda etkin olan en önemli kültür öğelerinden biri olan tarih bir ulusun hafızasıdır. Uluslararası ilişkilerin düzenlenmesinde, toplumların değişim ve gelişmelerinin belirlenmesinde tarih biliminden yararlanılır. Tarih araştırmalarında, metodolojik yaklaşım ve yöntemine yönelik araştırmalar 18. yüzyılda başlamıştır. 19. yüzyılda demokrasi hareketleri ile birlikte, ulus-devlet sisteminin ortaya çıkışı ile beraber dünya üzerinde tarih eğitimi de ayrı bir önem kazanmaya başlamıştır. Öğrencilerde tarih bilinci oluşturmak, tarihsel düşünme ve anlama becerilerini geliştirmek tarih öğretiminin zorunlu temel hedefi olmuştur. Tarih eğitimi, laiklik kavramı ve ulus bilinci ile okul ders programlarında yer almaya başlamıştır. Türkiye'de cumhuriyetin ilanından sonra tarih öğretimi, dönüm noktası yaşamıştır. M. Kemal Atatürk'ün kendiside, Türk tarihi ile ilgili çok önemli çalışmalar yaptırmıştır. Osmanlı döneminde yeterli ilgi gösterilmeyen Türk tarihinin araştırılması ve öğretilmesini, Türk milli kimliğinin ve bilincinin oluşması için olmazsa olmaz bir şartı olarak görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti kadrosu, milli eğitim programlarında ve halkevleri programlarında tarih ve dilbilgisine ayrı bir önem vermiş, yeni tarih ders kitaplarının hazırlanması sürecine hız verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk ile beraber cumhuriyetin kuruluşunda büyük emeği olan İsmet İnönü dönemi tarih anlayışı, Atatürk dönemi tarih anlayışından farklıdır. Atatürk, inkılapları halka benimsetme amacı ile milli tarih politikasına ağırlık vermiştir. 1938- 1950 yılları arasında CHP'nin lider olduğu dönem tarih eğitim sisteminde, Batı'ya yönelik politikalar ve hümanizm ağırlıklı bir politika görülmektedir. Demokrat Parti dönemi milli yaklaşımı benimsemiş gibi görünse de tarih eğitimi daha ziyade İsmet İnönü dönemine yakın olmuştur. Toplumda milli birlik ve beraberliği sağlamak, ulusal bilinç oluşturmak için milli kültür ve tarihi karaktere uygun eğitim, ulusal tarih müfredatı oluşturmak zorunlu bir gerekliliktir. Bu noktada ortaöğretim ve lise programlarının müfredatı, okutulan ders kitaplarının müfredat ile uyumu, ders kitaplarının kapsamı ve içeriği, fikir akımları, sosyo politik değişimler, dönemin şartlarına göre tarih anlayışı, tarih bilimi metodolojisinin temel ilkeleri önem arz etmektedir. Bu çalışmada 1939-1960 yıllarında Türkiye'de; tarih bilinci, tarih öğretimi sistemi, okullarda tarih öğretimi müfredatı üç dönemde ele alınmış, dönemlerin farklılıkları, eksiklikleri, yenilikleri kıyaslanarak bu yıllarda Türkiye'de tarih öğretimi süreci analiz edilmiştir.

Atatürk DönemiCumhuriyet DönemiCumhuriyet Halk Partisi+7
Latife Sungur
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk Dönemi eğitim düşünürlerinin vatandaşlık anlayışı

Belgesel tarama yöntemi ile hazırlanan bu çalışmada, Atatürk dönemi eğitimcilerinden İsmail Hakkı Baltacıoğlu, İsmail Hakkı Tonguç, Hasan-Âli Yücel ve Halil Fikret Kanad'ın vatandaşlık görüşlerinin ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Yeni kurulan devletin vatandaş anlayışının şekillenmesinde önemli görev üstlenen eğitimcilerin hayal ettikleri vatandaşlık görüşü anlaşıldığında o zamanın devlet anlayışı ve eğitim yaklaşımları da daha iyi anlaşılmış olacaktır. Cumhuriyet döneminde eğitim alanında ismini duyurmuş olan bu eğitimciler, ülkede eğitim alanındaki önemli faaliyetlere öncülük edip imza atmışlardır. Ülkenin ilerlemesi için, eğitim alanındaki gelişmelere yön vermişler, yaptıkları çalışmalar ile ülkenin hedeflediği insana ve vatandaşa ulaşmaya ve onları yetiştirmeye gayret etmişlerdir. Ülke eğitiminde önemli yerleri olan bu eğitimciler, eğitim felsefeleri ve görüşleriyle, eğitim alanındaki yenilikleri ile yeni kurulan devletin vatandaş hedefine önemli katkılar sunmuşlardır. Cumhuriyet ve Atatürk ilkeleri çerçevesinde gelişen bu yeni vatandaş profili inkılâp ve reformlar ile desteklenmeye ve ayakta tutulmaya çalışılmış, eğitimcilerin ortaya koymuş olduğu eğitim alanındaki faaliyetlerle de desteklenmeye çalışılmıştır. Hedeflenen vatandaşa bakıldığında milli ve manevi değerlere sahip, milliyetçi ve laik, eğitimini tamamlamış bireyler arzu edilmiştir. Ülkesi için çalışan, ülkenin menfaatlerini ön plana koyan, bedenen, zihnen, fikren olgunluğa erişmiş kişiler yetiştirilmeye çalışılmıştır. Üreten ve ülkenin ilerlemesi için gayret sarf eden, çalışkan fertler hedeflenmiştir. Anahtar kelimeler: Atatürk dönemi, vatandaşlık görüşü, cumhuriyet dönemi, sosyal bilgiler, eğitim düşünürleri, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, İsmail Hakkı Tonguç, Hasan-Âli Yücel, Halil Fikret Kanad

Atatürk DönemiBaltacıoğlu, İsmail HakkıEğitimciler+4
Bayram Keskin
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk romanında iktisadi kalkınma fikri (1923- 1938)

Atatürk Devri Türk romanı üzerine, çeşitli bakış açıları ve temalar dikkate alınarak bazı çalışmalar yapılmıştır. Atatürk Devri gibi birçok sosyal meselenin, modernleşme kapsamında genişleyen ve toplumun tüm katmanlarına sirayet eden değişimlerin bir arada ve çok yönlü bir şekilde yaşandığı bir dönemde, yazılan eserlerin, belli ölçülerde bu yoğun değişimlerden etkilendiği söylenebilir. Yapılan çoğu çalışmada siyaset ve sosyal hayat dairesinde kalınmış, iktisadi buhran, inkılaplar, modernleşme gibi karmaşık birçok sosyal unsuru bünyesinde toplayan bir devir, iktisadi kalkınma gibi bir kavramın literatürüyle ve disiplinler arası bir yöntemle hiç incelenmemiştir. Atatürk Devri; disiplinler arası yaklaşımların ana unsurlarından biri olan "karmaşıklık" şartına uygun bir dönem yoğunluğuna sahiptir. Bu devrin iktisadi ve sosyal manada zenginliği fark edilerek iktisat biliminin bir parçası olan kalkınma kavramı ışığında, 1923-1938 seneleri arasında yazılmış romanlarda, Atatürk Devri kalkınma anlayışının yansımaları incelenmiştir. Bu çalışmanın birinci orijinalliği, disiplinler arası bir yöntemle edebî ürünlerin muhtevasını değerlendirmesidir. On beş sene dâhilinde yüz altmış dört basılı roman ve kırk beş tefrika hâlde kalmış roman iktisat biliminin terminolojisiyle ve iktisat tarihi bilgileriyle incelenmiştir. Ortaya çıkarılan Türk Romanında İktisadi Kalkınma Fikri başlıklı çalışma, sadece 1923-1938 seneleri arasındaki iktisadi süreçle yetinmemiştir. On beş sene dâhilinde yayımlanan romanların hepsinin bu devri yansıtması mümkün olmadığından, çalışmada Osmanlı'nın kuruluş senelerinden başlayarak 1938 senesine kadarki iktisadi dönem de teferruatıyla incelenmiştir. Çalışmanın ikinci orijinalliği bu çalışmada diğer çalışmaların aksine hem basılı hem tefrika romanların beraber konu edilmesidir. Geniş bir araştırma malzemesinin içinde kalkınma kavramıyla ve iktisadi hayatla alakalı her türlü münasebetin kurulmaya çalışıldığı çalışma, beş başlıktan oluşmuştur. Kalkınmanın devlet eliyle ve şahsi çabalarla yapıldığı fikrinden hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki iktisadi hayat, kronolojik bir sıraya ve tarihî hakikatlere bağlı olarak sunulmuştur. Şahsi kalkınma başlığı altında gayrimüslim, müstemin, yerli, kadın ve erkek unsurlara göre hem müteşebbis tip hem de tüketici tip ele alınmıştır. Köydeki iktisadi hayatın unsurları ve hükümetlerin köy kalkınma siyasetleri edebî eserlere yansıdığı ölçülerde dikkatle incelenerek 1923-1938 senelerinde yazılan Türk romanlarında kalkınma kavramı zengin bir malzeme ve geniş bir bakış açısıyla incelenmiştir.

Atatürk DönemiEkonomik kalkınmaRoman+3
Bilal Kas
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Milli eğitim istatistikleri ışığında Atatürk Dönemi'nde Marmara Bölgesi'nin eğitim durumu (1923-38)

Bu çalışmada Atatürk döneminde Marmara Bölgesi'ndeki ana mekteplerin, ilk ve orta mekteplerin, liselerin, meslek, millet ve muallim mekteplerinin, yüksekokul ve fakültelerin talebe, mezun ve muallim mevcutlarının yanında bütçe vaziyetleri istatistik veriler ışığında ortaya konulmuştur.

Atatürk DönemiCumhuriyet tarihiEğitim+5
Gülşah Okur
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

II. Mahmut (1808-1839) ve Atatürk (1923-1938) Dönemi eğitim politikalarının karşılaştırılması ve analizi

Bu araştırmanın amacı, Türk eğitim tarihinde köklü yenilik ve devrimlerin yapıldığı iki dönemin, II. Mahmut ve Atatürk eğitim politikalarının dönemsel şartlarında göz önünde bulundurulması suretiyle karşılaştırılması ve analizidir.Bu kapsamda; öncelikle, Türk toplumunda eğitim algısının gelişimi ve Türk eğitim sisteminin zirve noktasına ulaştığı klasik dönemin eğitim kurumları incelenerek, Sultan II. Mahmut dönemine dek geçen toplumsal ve kültürel dezenformasyon sürecinin eğitim alanında ki yansımalarına kısaca değinilmiştir. İki lider arasındaki yaklaşık bir asırlık geçiş süreci ana hatlarıyla araştırmaya dâhil edilmiş, söz konusu liderlerin eğitim anlayışları, eğitim alanında gerçekleştirilen inkılâplar ve izledikleri ulusal eğitim politikaları tüm yönleriyle ele alınmıştır.II. Mahmut ve II. Mahmut'un temellerini attığı, tanzimat ve meşrutiyet dönemleri eğitim kurumlarında yetişen Atatürk'ün eğitim politikaları ve reformları incelendiğinde, takip ettikleri strateji ve uyguladıkları yöntemlerde ortak paydalar tespit edilmiştir. Her iki lider de milli menfaat ve hedeflerin bekası için milli ve modern bir eğitim sisteminin zaruri olduğu bilinciyle birtakım reformlarda bulunmuş, söz konusu reformlara engel teşkil edebilecek kurum ve kuruluşları saf dışı bırakmış, bu maksatla gerektiğinde yasal yetkilerini kullanmakta tereddüt etmemiş, hedef kitlelerin zorlama ile değil ikna yoluyla desteklerini almaya özen göstermişlerdir.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalCumhuriyet Dönemi+7
Deniz Özgan
Gazi University · Institute of Educational Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Atatürk Dönemi Türkiye-Romanya ilişkileri (1923-1938)

Osmanlı Devletinin yıkılmasının ardından yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, takip ettiği dış politika çerçevesinde pek çok ülke ile münasebetler geliştirmiştir. Bu ülkelerden birisi de ikili ilişkilerin Birinci Dünya Savaşında kesintiye uğradığı Romanya'dır. Lozan Konferansı sırasında tekrar başlayan Türk-Romen ilişkileri, 1923-1930 yılları arasında hızlı bir gelişim yaşanmamıştır. 1934 yılında oluşturulan Balkan Paktı ile birlikte dost ve müttefik olan iki ülke arasında, II. Dünya Savaşının başlamasına kadar yakın siyasi işbirliği görülmüştür. Türkiye ve Romanya'nın Karadeniz vasıtasıyla komşu olmaları, iki ülke arasında ekonomik ilişkilerin gelişmesine olumlu yansımıştır. Bunun yanında Romanya'daki Türk azınlığın varlığı, Atatürk dönemi Türk-Romen ilişkilerinin sosyo-kültürel boyutunu oluşturmuştur.?Atatürk Dönemi Türk-Romen İlişkileri? adlı tezimizin giriş bölümünde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulmasına kadar olan süreçteki Türk-Romen İlişkileri özet olarak verilmiştir. Birinci bölümde, Türk-Romen siyasi ilişkileri, ikinci bölümde Türk-Romen ekonomik ilişkileri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise Romanya Türklerinin Türk-Romen İlişkilerine olan etkisi Türk ve Romen arşiv kaynakları ışığında ele alınmıştır.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalBalkan Paktı+4
Ömer Metin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyetin yurttaşlık oluşturma politikaları (Milli Eğitim Şûraları)

Bu çalışmada, Atatürk dönemi eğitim politikasının genel özellikleri değerlendirilerek bu dönemin eğitim anlayışının en belirgin özelliğinin Cumhuriyet değerleri ve yurttaşlık eğitimi olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Osmanlı Devleti dönemindeki eğitim sisteminin yapısı genel olarak izah edilmiş, Millî Mücadele döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki eğitim anlayışının genel özellikleri belirtilerek bu dönemde eğitim alanında yapılan önemli reformlar anlatılmıştır. Araştırmamda Atatürk dönemi milli eğitim politikaları, yurttaşlık bilinci ve Türkiye'de gelişimi incelenerek, Atatürk'ün eğitime ilişkin görüşleri başlıklar altında toplanmıştır. Son bölümde ise başlangıçtan günümüze Milli Eğitim Şûraları incelenerek yurttaş oluşturma politikaları açıklanmaya çalışılırken dönemin Milli Eğitim Bakanlarının konuşmaları ve şûrada alınan kararlar değerlendirilerek bitirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atatürk, Eğitim, Yurttaşlık Bilinci, Şûra.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalEğitim politikaları+4
Uğur Duman
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Atatürk Dönemi Türkiye'de iskân çalışmaları (1923?1938)

Kurtuluş Savaşı'nın önderi Mustafa Kemal'le başlayan Cumhuriyet dönemi, birçok değişiklik ve zorlukları kucaklamıştır. Erken Cumhuriyet dönemi olarak da adlandırılan bu dönem, siyasi, iktisadi ve sosyal birçok alanda çözülmesi gereken büyük sorunları içermektedir. Bu dönemde yaşanan en büyük sosyal sorunlardan biri, çeşitli nedenlerden dolayı yapılan göç ve sair sebeplerden dolayı yapılan iskân faaliyetleri olmuştur. Gerek Osmanlı Devleti'nin, özellikle Balkan Savaşları'ndan sonra kaybettiği topraklardan Anadolu'ya doğru yola çıkanlar; gerek siyasi ve sosyal nedenlerle Yunanistan'la Türkiye arasında yapılan sözleşmelere dayalı olarak gerekse Yunanistan'dan Anadolu'ya gelenlerle; Anadolu toprakları içinde asayiş ve diğer nedenlerle büyük kitleler halinde göç olayları yoğun olarak yaşanmıştır. Üstelik sadece büyük kitleler halindeki göçlerle gelenlerin dışında, Anadolu'da savaştan dolayı evleri yakılıp yıkılan halkın da iskân ettirilmesini zaruri kılmıştır. Bunun yanında, ilk yıllarda, mübadele mecburiyeti, aynı yıllarda Balkanlar'dan ve diğer yerlerden gelenleri, Rumların, Anadolu'dan çıkmasıyla boşalan yerlerin iskân için kullanılabileceği, besleme, barındırma gibi meseleler, devleti, planlı bir iskân politikası oluşturma yönünde harekete geçirmiştir. Ulus-devlet modelinin uygulanmaya çalışıldığı bu dönemde, bu yönde iskân politikaları geliştirilerek ve öncesinden daha planlı hale getirilerek uygulamalar yapılmıştır.Bu çalışmada Türkiye'de, Mustafa Kemal Atatürk dönemindeki göçler ve sair nedenlerden uygulanan iskân politikaları ve bu uygulamaların ülkedeki siyasi, iktisadi ve sosyal sonuçları incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Türk-Yunan nüfus mübadelesi, mübadil, muhacir, çingene, konar-göçer, iskân kanunları.

Atatürk DönemiGöçlerMübadele+5
Aslı Cihangiroğlu
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
10
DoctorateOpen AccessTR

Atatürk Dönemi kara ve demiryolu inşa çalışmaları (1923-1938)

M. Kemal Atatürk önderliğinde Milli Mücadele'nin kazanılmasından sonra kurulan yeni Türk Devleti, savaşlardan yorgun düşmüş halkın refah seviyesini yükseltmek, harap hale gelmiş ülkeyi yeniden imar etmeyi hedeflemişdir. Türkiye Cumhuriyeti idarecileri, yaşamış oldukları acı tecrübeler ve çağın gereklerini iyi analiz ederek ülkenin çözümlenmesi gereken en önemli sorunlardan birinin ulaştırma alanında olduğu görmüşlerdir. Bu anlamda 1923 ? 1938 yılları arasında kara ve demiryolları alanında büyük bir inşa çalışması başlatmışlardır.Osmanlı İmparatorluğu döneminde ekonomik ve siyasi sebepler başta olmak üzere savaş yıllarının verdiği tahribatın etkisiyle düzgün bir yol şebekesi bulunmayan ülkeyi demir ağlarla örmeye başlamışlardır. Demiryollarına entegre halinde karayolları alanında da çalışma yapılarak ülkede ulaşılamayan bir yer bırakmamayı hedeflemişlerdir.1923 ? 1938 yılları arasında ülkenin batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine kadar bu anlamda ülke bir şantiye haline dönüşmüştür. Kara ve demiryolları inşa faaliyetleri ile kara ulaştırması alanında ciddi çalışmalar yapılmıştır. Kara ulaştırması alanında yapılan bu inşa faaliyetleri ile ülkenin iç bölgeleri liman şehirlerine bağlanmış ayrıca şehirler, kasabalar ve hatta köyler kara ve demiryolları ile birbirine entegre olmuştur. Bu yapılan işlerle ülkenin sosyal, siyasi, ekonomik gelişmesine büyük katkısı olmuş ve yeni Türk Devleti'nin bir övünç kaynağı olarak ta her platformda dillendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Türkiye Cumhuriyeti, M. Kemal Atatürk, Bayındırlık, Kara Ulaştırması, Demiryolları, Karayolları, Köprü İnşaatı, İnşa Faaliyetleri?

Atatürk DönemiBayındırlıkBayındırlık politikaları+8
Yavuz Haykır
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Atatürk Dönemi sağlık politikaları (1923-1938)

Sağlık ilk çağlardan günümüze kadar medeniyetlerin, milletlerin ve bütün insanlığın olmazsa olmaz yaşam değerleri arasında yer almıştır. Dünyanın hemen her bölgesinde İnsanın sağlıklı yaşaması sağlam bireylerin, ailelerin, toplumların, milletlerin ve medeniyetlerin sağlıklı yetişebilmesi için tıp ilmine ve sağlık araştırmalarına ihtiyaç duyulmuş ve bu doğrultuda ilk insandan günümüze kadar bilimsel incelemeler süregelmiştir.Tarih boyunca tıbbi araştırma ve uygulamaların merkezi hep doğu medeniyetleri olmuş. M.Ö 3500'lerde Mısır'da başlayıp daha sonra Mezepotamya'ya ve oradan da Anadolu ve Orta Asya'ya ulaşmış bozkırları aşarak Uzakdoğu Asya'ya ve sonraki yüzyıllarda ise tüm dünyaya yayılmıştır.Türkler'de sağlık araştırmaları Selçuklular döneminde en yüksek seviyeye ulaşmış daha sonra Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Devleti dönemlerinde çağın şartlarına göre gelişmiş Osmanlı Devleti'nin duraklaması ve gerilemesi ile sağlık çalışmaları çağı tam manasıyla takip edememiş ve Avrupa'nın gerisinde kalmıştır.1923'te Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte sağlık çalışmaları ve tıbbi araştırmalar Mustafa Kemal'in önderliğinde ve onun direktifleri doğrultusunda hız kazanmış ayrıca dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam başkanlığında Hıfzıssıhha Enstitüsü kurulmuş, Türk Kızılay Cemiyeti çağdaş değerlerle yeniden kurulmuştur. Çağın mevcut ihtiyaçları doğrultusunda Doktor ve hastabakıcı yetiştirilmeye başlanmış, yataklı tedavi hizmetleri yurt genelinde kurulmuş ve bu dönemde çeşitli hastalıklarla mücadele edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Refik Saydam, Hıfzıssıhha, sağlık, hastaneler, Kızılay?

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalHastaneler+5
Halil İbrahim Aksakal
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk-İran ilişkileri (1923-1938)

ÖZET Doktora Tezi Türk - İran İlişkileri (1923 - 1938) Mehmet KAYA Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Elazığ -2004; XI + 233 İran Ortadoğu'nun önemli devletlerinden biridir. Burada ilkçağlardan beri önemli devletler kuruldu. Bulunduğu coğrafî konum itibari ile tarih boyunca büyük istilalara maruz kaldı. Sırasıyla Büyük İskender, Müslüman Araplar, Türkler ve Moğolların hakimiyetinde kalan İran, uzun zaman sonra bağımsız devlet olabilmiştir. Timur devleti ile yıldızı parlayan İran Safeviler döneminde güçlü bir konuma gelmiştir. Bu dönemde Osmanlı-Safevi ilişkileri genellikle olumsuz geçmiştir. XVIII. Yüzyılın sonlarında Kaçarlar' in İran'da yönetime geçmesiyle siyasi ve ekonomik istikrarsızlık başladı. Bu durumu değerlendiren İngiltere ve Rusya XIX. Yüzyılın başlarından itibaren İran'ı sömürmek için nüfuzu altına aldılar. İran'ın kuzeyi Rusya güneyi İngiltere'nin eline geçti (1907). İran'da 1908 petrolün bulunması ile ülkeyi daha önemli konuma getirdi. Emperyalist ülkelerin dikkatini daha fazla çekmeye başladı. Rıza Han'ın 1921 'de iktidarı ele geçirmesi ve 1925'te Şah olmasıyla ülkenin adeta dönüm noktası oldu. Şah, bir yandan Rusya ve İngiltere'yi ülkesinden atmak, öte yandan Atatürk'ten esinlenerek ülkeyi modern ve çağdaş bir hale getirmek için bir dizi reformlar yapar. Ancak bu reformlar yetersiz kalır. I. Dünya savaşından sonra 1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Rıza Şah' m kurduğu İran devleti arasında, Kürt ve sınır anlaşmazlığı gibi önemli sorunlar olmasına rağmen, Atatürk'ün önderliğinde bu sorunlar aşılarak çözüldü. 1926 ve 1932 Antlaşmalarından sonra iyi ilişkiler süreci başlar. 1934'te Şah'ın Türkiye'yi ziyaret etmesinden sonra, Türk - İran ilişkileri altın çağım yaşadı. Anahtar Kelimeler: İran, Türkiye, Rusya, İngiltere, Sömürgecilik, Rıza Şah, Atatürk Modernizm ve Reformdur.

Atatürk DönemiAtatürk, Mustafa KemalPehlevi, Muhammed Rıza+5
Mehmet Kaya
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Atatürk devri harp sanayii (1920-1938)

Atatürk DönemiCumhuriyet DönemiMilli Mücadele Dönemi+1
Mehmet Evsile
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1992
00
DoctorateOpen AccessTR

Atatürk Dönemi öğretmen milletvekilleri

1876 Kânûn-i Esâsî'yle Türk demokrasi tarihinde önemli bir köşe geçilmiş ve ilk kez parlamento açılmıştır. Bu parlamento 1877'de verilen aranın ardından 1908'de tekrar faaliyetlerine başlamıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında 21 Aralık 1918 de feshedilen meclis 1919 seçimleri sonrasında 12 Ocak – 18 Mart tarihleri arasındaki kısa döneminden sonra 11 Nisan 1920'de resmen kapatılmıştır. 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ise Türk demokrasi tarihinin en önemli adımı olmuş ve faaliyetleri bu tarihten itibaren başlayarak günümüze kadar gelmiştir. Bu çalışmada, Atatürk'ün hayatta olduğu dönemlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine giren (1920 – 1938) öğretmen kökenli milletvekilleri ile bu milletvekillerinin Türk siyasi, eğitim, kültür ve sosyal hayatına etkileri araştırılmıştır. Çalışmada öğretmen, milletvekili, parlamento nedir sorularının yanında Atatürk dönemi öğretmen milletvekilleri kimlerdir, bu milletvekillerinin meclis içerisindeki ve dışındaki çalışmaları ile Türk siyasi, eğitim, kültür ve sosyal hayatına etkileri nelerdir sorularına cevaplar aranmıştır. Öğretmen milletvekilleri çalışmamıza konu olan ilk beş dönem içerisinde yaklaşık olarak I. ve II. Dönemde % 25, III. Dönemde % 33 ve IV. ve V. Dönemde % 35 ve ortalama % 30 oranında Meclis'te bulunmuşlardır. Bu süreç içerisinde kurulan hükûmetlerde görev almışlardır. Meclis komisyonlarına ve çalışmalarına katılmışlar, yasa hazırlama süreçlerine dâhil olmuşlardır. Parlamento içerisinde görüşmelerde söz alarak, takrirler sunarak ve teklifler vererek de aktif roller oynamışlardır. Bunların yanında devlet içerisinde ve dışında çeşitli görevlerde de bulunmuşlar, çalışmalar yapmışlar ve tüm bu görev ve çalışmalarıyla Türk siyasi, eğitim, sosyal ve kültürel hayatına katkılar sağlamışlardır.

Atatürk DönemiDemokrasiEğitimciler+4
Yakup Oflar
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Related subjects