World War II
127 theses under this subject heading
Winston Churchill'in askeri geçmişi ve II. Dünya Savaşı öncesi Batı Avrupa analizi
Bu yüksek lisans tezi, Sir Winston Churchill'in askerî ve siyasi kariyerini, II. Dünya Savaşı öncesi Avrupa ülkelerinin askerî hazırlıkları ve stratejik planları üzerindeki etkisi bağlamında kapsamlı bir biçimde incelemektedir. Tezin birinci bölümü, Churchill'in stratejik düşünce yapısı ve liderlik yeteneklerinin kökenlerini anlamak amacıyla 1874–1940 dönemini detaylı şekilde ele almaktadır. Bu bölümde, aristokratik kökenlerinden Sandhurst'teki eğitimine; Hindistan, Sudan ve Güney Afrika'daki ilk çatışma deneyimlerinden parlamentodaki siyasi mücadelelerine kadar geniş bir yelpaze sunulmaktadır. I. Dünya Savaşı'ndaki Çanakkale Harekâtı ve Batı Cephesi deneyimleri, onun askerî karar alma süreçlerine yaklaşımını belirleyen temel faktörler olarak analiz edilmektedir. Bu bölüm, Churchill'in 1940'ta başbakanlığa yükselişiyle sona ermekte ve liderlik karakterinin temel dinamiklerini ortaya koymaktadır. Tezin ikinci bölümü ise, savaş öncesi Avrupa'nın stratejik ve askerî durumunu anlamak amacıyla Fransa, Hollanda, Belçika ve İngiltere'nin hazırlıklarını karşılaştırmalı bir perspektifle değerlendirmektedir. Analiz, özellikle Fransa'nın Maginot Hattı'na dayalı statik savunma doktrini, Hollanda ve Belçika'nın tarafsızlık politikalarının yarattığı kırılganlıklar ile İngiltere'nin koloniyel ve stratejik askerî yerleşimlerine odaklanmaktadır. Ayrıca, Churchill'in liderliği ve stratejik önerilerinin söz konusu ülkelerin hazırlıklarına ve Müttefik stratejilerine olan etkisi, tarihsel kanıtlar ışığında titizlikle incelenmektedir.
Cumhuriyet gazetesine göre İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (1939-1945)
Bu çalışma; 1939-1945 yılları arasında gerçekleşen, dünyanın tamamını derinden etkileyen İkinci Dünya Savaşı dönemini ele almış ve Cumhuriyet Gazetesi'nde, savaşın önemli bir taraf devleti olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin nasıl işlendiğini incelemiştir. Büyük coğrafi alana sahip olan Sovyetlerin, Cumhuriyet Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları ve haberlerinde nasıl yer aldığı derin bir şekilde araştırılmıştır. Çalışma, öncelikle savaşın başladığı 1 Eylül 1939 tarihinden, 2 Eylül 1945 Japonya'nın yıkılışı ile biten sürece kadar yaşanan gelişmeleri ele alınmıştır. Türkiye'de basın hayatında yer alan pek çok gazete vardır. Bu gazeteler ışığında İkinci Dünya Savaşı sıkça çalışıldığı saptanmıştır. Bu gazetelerde en yüksek tiraja sahip olan gazete ise Cumhuriyet Gazetesi'dir. Literatürde, Cumhuriyet Gazetesi öncüllüğünde İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ülkesinin çalışılmadığı tespit edilmiştir. Bu tezde savaşı yakından takip eden Cumhuriyet Gazetesi'nde yazan köşe yazarlarının yazıları araştırılmış ve Sovyetlere bakış açıları ele alınmıştır. Ayrıca gazetede manşet ve sürmanşet altında Sovyetler Birliği ile ilgili yazılan haberler kaynak niteliğinde kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada Cumhuriyet Gazetesi, Selçuk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi arşivinden, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivinden ve telif eserlerden yararlanılmıştır. Cumhuriyet Gazetesi'nde birbirinden farklı bakış açısına sahip pek çok köşe yazarının engin yorumları incelenmiştir. Köşe yazıları ve haber yazıları incelenirken, savaşın başından sonuna kadar Sovyetler hakkında çoğu zaman Türk-Sovyet ilişkileri olumlamaları yapıldığı görülmüştür.
İkinci Dünya Savaşı Rus propagandası
Sovyetler Birliği 1922'de birçok ülkenin işgalinden sonra kurulduğu zamanlarda kendisini işçi partisi gibi göstermeye çalışmış ve bunun sürekli propagandasını yürütmüştür.100 bin pamuk toplandığı halde 400 bin gibi bilançolar yazılmış ve insanlara farklı bilgi verilmiştir. Kendi ülkelerinin bağımsızlığının yeniden kazanılmasına çalışan ve sözde sosyalist devleti kurduğunu belirten rejime karşı çıkanlar ya idam edilmiş ya da Sibirya'ya sürgüne gönderilmişlerdir. 1922'de Genova Konferansı ile kendisine büyük miktarda para tazminatı isteyen SSCB dış politikasında da kendi tavrını ortaya koymuştur. Savaş zamanı tüm Sovyet halkına işgalci hareketlerine siyah propaganda ile hak kazandırmıştır. 1939'da imzalanan Ribentrov Molotov paktına güvenen SSCB 22 Haziran 1941 tarihinde Büyük Vatan Savaşına hiç beklenmedik halde yakalandı. SSCB'nin nerdeyse her köşesinde işçilik propagandası herkesi çalışmaya ve bununla da vatana hizmet etmesi için yönlendiriyordu. İşçileri müdür ve memurlardan üstün tutmağa çalışıyordu. 1922'de Qlavlit devlet teşkilatı kuruluyor ve tüm medya dâhil her şeye kendi çıkarlarına uygun sansür koyma yetkisini alıyor. SSCB'de devlet politikası olarak 1933-1939 yıllarında faşizme karşı propaganda yapılmış,1939-1941 yıllarında ise faşizme karşı hiçbir propaganda yürütülmemiş ve 1941 yılında ise yeniden faşizme karşı propagandaya başlamıştır. Propaganda teknikleri özellikle gazeteler ve afişler aracılığı ile yürütülmekte, radyo ve televizyon araçları ile bu süreç devam etmiştir. Anahtar Kelimeler: Propaganda, SSCB-Sovyetler Birliği, İkinci Dünya Savaşı, Afişler
1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında basılan savaş afişleri
I. ve II Dünya savaşları sırasında savaş posterleri herzaman savaşan milletlerin en önemli silahı olmuştur. Zira savaş propagandası, insanların anormal koşullara uyum sağlayarak savaş sırasında ki ihtiyaçları karşılamasını, toplumun kendi önceliklerini ve ahlaki standartlarını belirlemesinde büyük rol oynar. Savaş posterlerinin temel amacı başkalarının inançları ya da ahlaki değerlerini etkilemektir. Başkalarının inançları ya da değerlerini etkileyen propaganda başlıca amacıdır. Propaganda posterleri insan gruplarının görüşlerini etkilemek için tarih boyunca kullanılmış olan bir biçimdir. Bunu başarmak için, tasarımcılar genellikle zaten kitle kültüründe var olan klasik görsel kodları kullanarak savaşı gözler önüne sermişlerdir. Bu çalışmada bu görsel kodların farklı ülkelerde nasıl kullanıldığı ve toplumların üzerine etkisinin nasıl olduğuna dair bilgiler yer alacaktır. Aynı zamanda savaş afişlerinin "savaşın olumsuz yönlerini" göstermeden insanları nasıl motive ettiği, kadınların iş hayatına girmesini nasıl başardığı önemlidir. Savaş posterlerinin etkisi ile tüm kadınlar her işi yapabileceklerine inandılar. Bazı savaş afişleri de macera arayanlara, yeni yerler görüp tanımak arzusu duyanlara görmek istedikleri resimleri işleyerek onları da orduya katılmaya ikna etmeye çalışmışlardır. Kısacası savaş afişleri incelendiğinde farklı kültür ve dillerde aynı amaç için nasıl etkili olmuş, insanları günün şartlarına ayak uydurmaya ikna ederken, aynı zamanda görsellerin içeriğindeki benzerlikler ve farklılıklar da sanat, tarih ve sosyolojik açıdan gözlemlenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Savaş Afişleri, I. ve II Dünya Savaşı Görselleri,
Bauhaus ekolünün ikinci dünya savaşında, savaş propaganda afişlerine etkisi
19. yüzyılın sonları 20. yüzyılın başlarında, sanayi devriminin getirdiği köklü yenilikler sonucunda; kültür, sanat, eğitim alanlarında birtakım hareketlenmeler meydana gelmiştir. Üretim sistemlerinin hiyerarşik bir yapı göstermesiyle, geleneksel üretim biçiminden kapitalist üretim biçimine geçişte el sanatları değerini yitirmiştir. Kapitalist üretim araçları mümkün olduğu kadar işçinin emeğini emebilecek faktör haline gelmektedir. Aynı zamanda kapitalist sistem toplumun parçalanmasına ve kolektif yapının bozulmasına sebebiyet vermiştir. Bu nedenler sonucunda birtakım tartışmalar meydana gelmiştir. Tartışmaların başlandığı ülke İngiltere olup daha sonrasında Almanya odaklı çözümler aranmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası sanat ve edebiyat ortamında melankoli teması
Tarihsel süreç içerisinde insanoğlu her zaman sonlu olan varlığı ile yüzleşmiş ve varlığının geçiciliği ve aynı zamanda yokluğu ile karşılaşmıştır. İnsanoğlunun varlığını kavrama istemi, kimi zaman bilimle, dinle veya dönemin toplumsal pratikleri gibi somut söylemlerle şekillenmeye çalışmış, fakat özü daha köklü bir olgu olması sebebiyle anlaşılamamıştır. Öznenin en başından beri, duyumsadığı varoluş hissi veya sancısı daha derin, isminin ötesinde olan bir olguyu karşımıza çıkarmaktadır. Öznenin her dönem içerisinde yaşadığı yabancılaşma, kaygı, eksiklik kavramlarının yanı sıra, insanın varoluş mücadelesi melankoli olgusunu da beraberinde getirmiştir. Melankoli kavramı, insanoğlunun yaşadığı tüm bulanıklığı, bunaltıyı ve muğlaklığını açıklayan, insana kenetlenmiş ve insan kadar eski olan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Melankoli, varoluşsal anlamda ne kadar özneye ilişkin, tekil bir deneyim olarak görülse de, özünde kendi adaletini, otoritesini ve özünü tümden yaratım istemi yatmaktadır; bu yaratım istemi ise, insanoğlunun ikilemler arasında kaldığı bir varoluş mücadelesini de beraberinde getirmiştir. Öznenin kendi içinde biricik olma istemi, kendisini sanat aratımlarında ortaya çıkaracaktır. Bu çalışmada, melankolinin neden olduğu, coşkunluk, yabancılaşma, değer yaratımı gibi kavramların 2. Dünya Savaşı sonrasındaki dönem içerisinde üretilen şiirde ve resimde melankolik yaratım süreçlerini ve onların yansımaları incelenmektdir.
İkinci Dünya Savaşı döneminde Almanya'dan kaçan sanatçıların sanata katkıları
20. Yüzyıl iki büyük dünya savaşının yaşandığı, başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada büyük yıkımın yaşandığı bir dönem olmuştur. I. Dünya Savaşından sonra sanatçılar değer yargılarını sorgulamaya başlamış ve savaşın yarattığı yıkımı sanatlarına yansıtmışlardır. I. Dünya Savaşından ağır yaptırımlarla ayrılan Almanya, ekonomik ve sosyal tutarsızlıkların neticesinde yükselen sağ ve sol görüşlerin yarattığı politik bir kaosun içine düşmüştür. Bu ortamda zeminleri atılan Nasyonal Sosyalist ideoloji, izlediği propaganda politikasının da etkisiyle kitleleri etkilemiş ve 1933 yılında iktidara geçmiştir. Parti, iktidara geçmeden önce başladığı propaganda siyasetine iktidarda bulunduğu süre boyunca devam etmiştir. Hayatın her alanına müdahale eden iktidarın binlerce yıl sürecek imparatorluk için izlediği en önemli politikalardan biri kültür politikalarıdır. Bu kapsamda sanatın tüm dallarını tekeline geçiren iktidar, modernizme karşı açtığı savaşta yeni sanat anlayışı olarak modernizmin karşısına aryan sanatını koymuştur. Nazi hükümetinin baskıcı kültür sanat politikalarının sonucunda pek çok sanatçı göç etmek ya da sanat kariyerlerini bırakmak zorunda kalmıştır. Ülkesinden kaçmak zorunda kalan sanatçılar, göç ettikleri yerlerde sanat üretimlerine devam etmiş ve yeni sanat hareketlerinin oluşmasında da katkıda bulunmuştur. Bu sanatçı göçünün en somut sonuçları ise Amerika'da değişerek dönüşen sanat ortamı ve sanatta modern hareketlerin etkisinde işler üretmeye başlayan Amerikalı sanatçılarda görülmüştür.
Türkiye'de sermaye sınıfının oluşması sürecinde devletin rolü: 1923 - 1950
1923-1950 Arası Sermaye Sınıfının Oluşumunda Devletin Rolü konulu tez çalışmamızda, değinilen dönemde sermaye sınıfının yapısı, sermaye birikimi ve sermaye sınıfının oluşumunda devletin rolü ele alınmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan birikimin yapısal uğraklarının, piyasa ilişkileri dışındaki müdahalelerden ne oranda etkilendiğini anlayabilmek önemlidir. Bu etkileşimin en önemli aktörlerinden biri de devlet olmuştur. Bunların yanı sıra 1923-1950 arası dönemde sermaye ile kamu otoritesi arasındaki ilişkiler, günümüzde sermaye sınıfının zaaflarını, açmazlarını; Türkiye'nin ekonomik kalkınmasının, sanayileşmesinin, dünya piyasalarındaki konumunun altında yatan içsel faktörleri sınamamıza yardımcı olacaktır. Sonuç olarak bu çalışma, sermaye sınıfı ve devlet arasındaki iktisadi ilişkileri dört döneme (1913-1923 Cumhuriyet Öncesi, 1923-1932 Liberal, 1933-1938 Devletçi, 1939-1950 Savaş Ekonomisi olmak üzere) ayırarak ele almış, her dönemde yaşanan etkileşimler, ekonomi politikaları, dönemler arası geçişlerde ortaya çıkan farklılıklar incelenmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türkiye'de siyaset, darbeler yoluyla şekillenmiştir. 50 yıl boyunca ekonomik istikrardan uzak, dünya piyasasıyla örtüşmekte zorluk çeken, önemli bir kalkınma hamlesi gerçekleştirememiş bir ülkenin yaşadığı makro sorunlarının kaynağını geçmişinde aramak gerekmektedir. Günümüz ekonomisine de sirayet eden bu sorunları anlamak ve çözüm üretmek ise geçmişte sermaye sınıfı ve devlet arasındaki ilişkilerin tahlilini zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma sorunlara çözüm üretmek ve günümüz ekonomisine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kapitalist Sınıf, İzmir İktisat Kongresi, II. Dünya Savaşı, Devletçi Dönem.
1940-1950 arasında Türkiye'de kültür ve sanat
Bu çalışmada 1940'lı yıllar Türkiye'sinin kültür ve sanat ortamı, siyasi, sosyo-ekonomik gelişmeler ışığında mercek altına alınarak on yıllık bir dönemin dökümü yapılmıştır. 1940-1950 arasına denk gelen 10 yıllık dönem, İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığına ve CHP'nin iktidarda olduğu bir sürece karşılık gelmektedir. 1939-1945 yılları arasında yaşanan II. Dünya Savaşı, her ne kadar son ana dek savaş dışı tutumunu sürdürse de Türkiye'yi derinden etkilemiştir. Savaş ekonomisinin uygulandığı bu yıllarda toplumun eğitilmesi, kültür seviyesinin yükseltilmesi temel meselelerden sayılarak eğitim ve kültür alanında atılımlar yapılmıştır. Sanat, devlet tarafından desteklenmiş, büyük bir ilgiyle takip edilmiştir. Bilim, edebiyat ve sanat alanında koyduğu ödüllerle başarılı olan çalışmalar ödüllendirilmiştir. Devlet destekli sergilerinin yanı sıra sanatçı grup/birlik/cemiyetlerin sergileri, sanat eğitimi veren kurumların sergileri gibi pek çok sergi düzenlenmiştir. Sanat koruyuculuğunu üstlenen devleti yöneten erk, sergi açılışlarına katılarak halkın sanatla buluşmasına özendirici olmuştur. Özellikle 1932'den beri faaliyet gösteren Halkevleri ile Anadolu'nun pek çok yerinde sanat zevkinin aşılanması, yeni yeteneklerin keşfedilmesi, sanatçıların teşviki sağlanmıştır. Dönemin sanatçı yetiştiren tek kurumu olan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi başta olmak üzere Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-iş Şubesi, Kız Sanat Okulları, Köy Enstitüleri ve Halkevleri ile toplumun geniş bir kısmında sanat bilgisinin çoğalması ve sanatın halk arasında yayılması için uğraş verilmiştir. II. Dünya Savaşı'nın da etkisiyle içe kapanmanın ve ulusal sanata dönüşün yaşandığı bu yıllarda milli/ulusal sanat tartışmaları hız kazanmış, sanat ortamında sanatın temsil sorunu, sanatçının devlet ve özel sermayedeler tarafından desteklenmesi, sergi mekânlarına duyulan ihtiyaç, sanat eleştirisi ve eleştirmen sorunu, eski-yeni sanat tartışmaları gibi konu ve tartışmalar gündemi belirlemiştir. Sanatçı grup/dernek/birliklerinin etkin olduğu bu süreçte süsleme sanatları ve el sanatları önem kazanarak millî motifler resmin içine sokulmuş; sanatçılar İstanbul temelli konu repertuvarından uzaklaşarak Anadolu gerçeğine ve insanına odaklanmıştır. Anahtar Sözcükler: 1940'lı Yıllar Türkiye'si, II. Dünya Savaşı, CHP, Milli/Ulusal Sanat, Sanat Kurumları ve Etkinlikleri
Tarihe Alternatif' Romanlar: İkinci Dünya Savaşı'nın Türkçe Çağ Romanlarında Temsili
İkinci Dünya Savaşı, Türkiye'nin savaşa fiilen girmese de kayıtsız kalamadığı, gerek bu dönemde gerekse savaş sonrasında ülkenin dış siyasetinin yanı sıra iç siyasetini, toplumsal ve ekonomik koşullarını da doğrudan etkilediği bir savaştır. Bugün bile toplumsal hafızada yerini koruyan dönemin koşulları resmi tarih yazımında genellikle göz ardı edilmiştir. Dönem özellikle resmi tarihin göz ardı ettiği meseleler açısından, Halide Edip Adıvar, Faik Baysal, Muzaffer Arabul, Mehmet Seyda, Attila İlhan, Vedat Türkali ve Yılmaz Karakoyunlu gibi bu dönemi ve/ya etkilerini doğrudan tecrübe eden yazarlar tarafından çağ romanları aracılığıyla anlatısallaştırılmıştır. Bu tez, bu yazarların bu dönemi belli bir noktadan ama bütünü de gösteren Sonsuz Panayır, Rezil Dünya, Çakrazlar, Yanartaş, O Karanlıkta Biz, Güven ve Salkım Hanım'ın Taneleri romanlarını kadın, harp zenginleri, kıtlık, işçi ve askerlik sorunu, sağ-sol çatışmaları ve Varlık Vergisi meselesi üzerinden ele almaktadır. Her roman odaklandığı meseleler üzerinden döneme bakış açısını ve romanın odak noktasını belirleyen yazım tarihlerine göre incelenmektedir. Roman olmalarına rağmen aynı zamanda "hakikati" anlattıklarını iddia eden bu romanlar kurmaca üzerinden resmi tarihe karşıt bir noktada durarak, bunun üzerinden edebiyata politik işlevler yükler. Yazarların ideolojileri ve şahsi tecrübeleri doğrultusunda toplumsal, ekonomik ve siyasi eleştiriler taşıyan bu romanlar, açık bir faşizm eleştirisi yaparak savaştan Almanya'yı, ülke genelinde yaşanan şartlardansa genelde dönemin iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi'ni (CHP) sorumlu tutar
İkinci Dünya Savaşı'nda Batı Kazakistan
İkinci Dünya Savaşı'nda Batı Kazakistan hem cephede hem de cephe gerisinde etkin bir rol oynamıştır. Sovyetler Birliği'nin doğuda kurduğu üretim merkezinin ana ulaşım hattında yer alan bölge, Kazakistan'ın sıcak savaş hattına da en yakın kesimidir. Kazaklar Güney Ural Askerî Bölgesi'ne bağlı olarak kurulan savaşın önemli cephelerinde yer alırken, cephe gerisinde özellikle batıdan tahliye edilen sanayi tesislerinde cephe için üretime devam etmiştir. Kafkaslardaki petrol sahalarının işgal tehlikesi altında olması nedeni ile petrol üretimi Ural-Emba sahasına kaydırılarak petrol demiryolları ve boru hatları yoluyla batıya iletilmiştir. Hazar Denizi'ne kıyı limanlardan taşımacılık amacıyla faydalanılmıştır. Kurulan yeni tesis ve petrol sahaları savaş sonrası yeniden yapılanma döneminde de ekonomik faaliyetlerini sürmüştür. Savaş döneminde millî değerler pragmatik bir yaklaşımla propaganda unsuru olarak kullanılmışsa da zaferin elde edilmesiyle birlikte Kazak SSC tarihi ile ilgili yapılan çalışmalar Sovyet vatandaşı oluşturma amacına uygun olarak milliyet vurgusu yapılmaksızın yürütülmüştür. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından gerek Rusya Federasyonu gerekse bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti 1939-1945 yıllarına ait arşiv belgelerini araştırmacıların kullanımına sunmuş ve savaş tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır. İstatistik ve belgeler objektif bir şekilde yeniden değerlendirilmeye başlanmış, yazıya geçirilmeyen sözlü kültür eserleri Kazak Tarihi'ne kazandırılarak çeşitli dillere tercüme edilmeye başlanmıştır. Bu gelişmeler Batı Kazakistan'ın savaş dönemindeki askerî ve ekonomik katkıları ile sosyo-kültürel yaşamını araştırma imkânını vermiştir. Elde edilen bilgiler bu dönemin etkilerinin bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti'nin millî tarih ve kimliğini oluşturan unsurlar içerdiğini göstermiştir. Çalışmada Batı Kazakistan'ın İkinci Dünya Savaşı'ndaki öneminin yanı sıra bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti mirasındaki yeri de millî kimlik inşası ve çağdaşlaşma tartışmaları bağlamında incelenmiştir.
II. Dünya Savaşı Dönemi'nde Türkiye'nin uyguladığı iktisadî politikanın ulusal basındaki yankıları (Uygulamalar-tartışmalar)
Türkiye Cumhuriyeti, uzun ve yorucu bir mücadelenin ardından 29 Ekim 1923'de kurulduktan sonra, genel politikalarından birinin "barış" olduğu görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Türkiye'nin aldığı pozisyon "savaş dışı kalmak" olmuş, ancak bu politika gerçekleştirilirken birçok problemle mücadele edilmek zorunda kalınmıştır. Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" düsturuyla hareket eden CHP hükümeti, savaş dışı kalmak yolunda mücadele ederken aynı zamanda ülke içindeki iktisadi sorunlarla da meşgul olmuştur. İhracat-ithalat dengesinin bozulması; birçok ürün ve maddenin az bulunuyor olmasına, enflasyonun yükselmesine, karaborsacılık, ihtikâr, stokçuluk gibi faaliyetlere sebep olmuştur.1939-1945 yılları arasında bu problemleri çözebilmek adına Mili Korunma Kanunu, Varlık Vergisi Kanunu, Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu gibi politikalar güdülmüş; aynı zamanda toprak üzerinde de reform denemeleri gerçekleşmiştir. Bu çalışmada bu dönemin iktisadi yapısı ve ekonomik politikaları çeşitli akademik literatürlerden desteklenerek incelenmiş ve dönemin ulusal basınına nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Bu süreçteki ekonomik politikaların gazeteler açısından değerlendiriliş biçimi irdelenmiş, kimi basın- yayın organlarının hükümetin yanında yer almasına karşın bir kısmının ise eleştirel bir tutum takındığı gözlemlenmiştir.
Varlık vergisi ve uygulanışı: Hatay örneği
Savaşlar, devlet ve toplum hayatlarını maddi ve manevi yönden yıkıma götüren olgulardır. Özellikle II. Dünya Savaşı, savaş kavramının daha geniş manalara ulaştığı bir yıkım olmuş, en az askeri kayıplar kadar sivil kayıplar da yaşanmıştır. Türkiye, bu savaşta her ne kadar etkin bir dış politika izleyerek harp dışı kalmışsa da sosyo-ekonomik yıkımdan kurtulamamıştır. Türkiye'nin almış olduğu ekonomik tedbirler içinde yankıları günümüze kadar süren varlık vergisi uygulaması önemli bir yer tutmaktadır. Varlık vergisinin tahakkuk ettirilmesinde ve mükelleflerin tespit edilmesinde keyfi hareketler olmuştur. Gelir-gider dengesine bakılmaksızın lüks bir yaşamı olan kişilere yüksek oranda vergi borcu yüklenirken; mal varlığı çok fazla olup alelade yaşam sürenlere daha az vergi tahakkuk ettirilmiştir. Varlık vergisi uygulamasının merkez üssü tarihi ve sosyal dokusundan ötürü İstanbul olmuştur. Varlık vergisi uygulamasının en ağır yanı çalışma kampları olmuştur. Vergi mükellef listelerinin defterdarlıklarda askıya çıkarılmasıyla birlikte on beş gün içerisinde borcunu ödemeyenler, kafileler halinde trenlerle Erzurum'un Aşkale ilçesine gönderilmişlerdir. Burada yol açma, taş kırma vb. işlerde çalıştırılmışlardır. II. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Hatay ili henüz Anavatana yeni iltihak etmiştir. Buna rağmen varlık vergisi hazırlıkları tüm ülkede olduğu gibi Hatay'da da başlamıştır. Hatay'da varlık vergisi mükelleflerinin listesi Hatay Defterdarlığı'nda askıya çıkarıldığı gibi bu dönemde yayınlanan Yenigün Gazetesi'nde de yer almıştır. Hatay sınırları içinde yaşayan hatırı sayılır bir gayrimüslim nüfus bulunmaktadır. Aynı zamanda sermaye birikimini de elinde tutan bu sınıfa yüklü miktarda varlık vergisi tahakkuk etmiştir. Hatay, tahakkuk ettirilen vergi miktarı açısından Türkiye'nin altıncı ili olmuştur.
Rus kaynaklarına göre Kafkaslarda Rus-Alman nüfuz mücadelesi (1933-1945)
Bu çalışmada 1933-1945 yılları arasında Rusya ile Almanya'nın Kafkasya'daki siyasi, askeri ve ekonomik nüfuz mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmada bu iki ülke arasında Kafkasya'da yaşanan mücadelenin bölge halkları ve devletleri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada tarih biliminin araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda kaynak taraması, tasnif, tahlil, tenkit ve terkip yapılarak objektif bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın hazırlanmasında arşiv kaynakları ve birinci el kaynaklar kullanılmış bunların yeterli olmadığı durumlarda ise ikinci el kaynaklardan da yararlanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Rusya ve Almanya'nın 1933-1945 yılları arasında Kafkasya için verdikleri mücadele bölge halklarını siyasi, askeri, sosyokültürel ve ekonomik açıdan olumsuz yönde etkilemiştir. Hatta bu mücadele Kafkasya devletlerini ve halklarını topluca bir felakete sürüklemiştir. Bu felakete Rusya'nın ve Almanya'nın sebep olduğu her iki devlet yetkilileri tarafından da itiraf edilmiştir. Kafkasya haklarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için buradaki halklara siyasi, milli, askeri ve ekonomik haklar yeniden tanınmıştır. Ancak tüm değerleri büyük tahribata uğramış olan Kafkasya halklarının kendilerini yeniden toparlaması yıllar almıştır. Rusya ve Almanya arasında Kafkasya'da yaşanan güç mücadelesinden en fazla zarar gören tarafın bölge halkları ve devletleri olduğu sonucuna varılmıştır. Kafkasya'da barışın ve huzurun devam edebilmesi için bölge halkları üzerinden bir politika yürütülmemesi gerektiği anlaşılmıştır. Kafkasya halklarının ve devletlerinin de birbirine karşı hoşgörülü olması kendi aralarındaki barışın korunmasına katkı sağlayacağı gibi dış aktörlerin de bölgeye müdahale etmesinin önüne de geçmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, İkinci Dünya Savaşı, Rusya, Almanya
Türk dünyası romanlarında İkinci Dünya Savaşı
Çalışmada Türk Dünyası edebiyatlarında yazılan İkinci Dünya Savaşı konulu Kanla Yazılan Kitap (1944) Uzak Sahillerde (1954), Korkunç Yıllar (1956), Toprak Ana (1963), Ufuk (1964), ve sürgün temalı İki Kasım Bin Dokuz Yüz Kırk Üç (1990), Gurbetten İniltiler (2002) romanlarının ayrıntılı ve karşılaştırmalı incelemesi yapılmıştır. Çalışmanın amacı, Türk Dünyası Edebiyatlarında yazılan İkinci Dünya Savaşı konulu romanları inceleyerek bu savaşa Sovyetler Birliği tarafından katılan Türk ülkeleri ve Türk milletinin o çağlardaki yaşadıkları zorlu günlerle okuyucuyu tanıştırmak olmuştur. Çalışmada İkinci dünya savaşı yıllarında ve savaş sonrasında Türk dünyası edebiyatlarında yazılan bu romanlar incelenerek romanların birbirine benzer ve farklı tarafları açığa çıkarılmıştır. Çalışmamızın giriş bölümünde İkinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşına katılan Türk ülkeleri ve bu ülkelerin savaşı kazanmaktaki önemi hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, çalışma kapsamında bulunan romanlar ayrıntılı şekilde olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman, mekân, bakış açısı ve anlatıcı açısından incelenmiştir. İkinci bölümde, çalışmada ele alınan romanlar tematik ve teknik yönden karşılaştırılarak incelenmiştir.
II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları
Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.
Savaşın en sevimli çocukları: 2. Dünya Savaşı ve Walt Disney
Çizgi filmler 2. Dünya Savaşı çağında Müttefik Devletleri kısmında yer alan Amerika Birleşik Devletleri tarafından, Mihver Devletlerine karşı propaganda amaçlı kullanılmıştır. ABD'nin en popüler şirketi olan Walt Disney, sayısız üretkenliği ile birçok propaganda çalışması yaparak savaşa oldukça katkı sağlamıştır. Özellikle bu üretimler Amerika Birleşik Devletleri, Nazi Almanya'sı, İtalya ve Japonya İmparatorluğu'na karşı oluşturulan filmler ve diğer tasarımlar ile savaşta kamuoyunun desteğini almaya çalışmıştır. 2. Dünya savaşında tarihin en büyük propaganda savaşına tanıklık edilmesinin yanı sıra gerek Mihver Devletleri gerekse Müttefik Devletleri, tüm kitle iletişim araçlarını propaganda faaliyetleri adına seferber etmiştir. Disney'in savaş öncesi eğlence amacıyla ürettiği çizgi filmler savaş itibariyle bir propaganda aracına dönüştürülmüştür. Nitekim Disney'in tasarlamış olduğu Donald Duck, Goofy, Pluto ve Mickey Mouse gibi sevimli karakterler, kitle iletişim araçları ile halka seslenmiş ve halkın aynası haline gelmiştir. ABD'nin en popüler şirketi olan Walt Disney, girdiği bu savaş çabasıyla çeşitli propaganda malzemeleri üreterek, ülkesine destek olmaya çalışmıştır. Beklenmedik bir şekilde, Disney'in kahramanları, 2. Dünya Savaşı sürecinde toplum üzerinde farkındalık ve etki uyandıracak malzemeler kullanarak, savaşa katkı sağlamıştır. Zira o günler düşünüldüğünde, Walt Disney'in bu sevimli kahramanlarının, toplum üzerinde son derece masum ve sempatik bir etki bıraktığını söylemek mümkündür. Bu noktadan hareketle, izleyiciyi güldüren, düşündüren, eğlendiren ve mutlu eden tüm bu sevgi dolu fantastik figürlerin, bir anda adına "savaş" denen ve bilinçaltında olumsuzluklar, yokluk ve ölüm gibi imgeleri oluşturan bir mecrada kullanılmış olması son derece ilginçtir. Bu bağlamda, çalışma kapsamında göstergebilim anlayışı ile Walt Disney'in 2. Dünya Savaşı sürecinde propaganda amaçlı ürettiği çizgi film ve diğer görsel unsurların neler olduğunu ortaya çıkarmak ve içeriğine hâkim olmak son derece önemlidir. Dolayısıyla Walt Disney'in yarattığı bu karakterler ve savaş dönemindeki kritik anların sempatik bir şekilde canlandırılmasıyla insanlığa yaşamın bir görüntüsünü hatırlatmaktadır. Anahtar Kelimeler: 2. Dünya Savaşı, Walt Disney, Çizgi film, Propaganda, Göstergebilim
The discussion of political Islam and democracy in Afghanistan within the context of post-WWII Era.
Afghanistan is located in the heart of Asia with over 99% of the population Muslims, most of whom are conservative and religious. Islam has an influence on politics in Afghanistan from the long past and religion is an integral part of politics. Democratic wave in Afghanistan has seen in the years of 1963-1973, but could not continue as a result of coups, interventions, and wars caused by Islamists and communists. Political Islam movements emerged in Egypt and India via the establishing social and political groups by some individuals as a reaction to the abolition of the caliphate, the new world order, and Muslim backwardness in various fields. Muslim Brotherhood of Egypt and Jamaat-e Islami of Mawdudi, who are known as predecessors of Islamist movements influenced politics in Afghanistan after the 1960s. Afghanistan is a country with a long history of instability, and political Islam is one of the major players in the situation. This study aims to fill the gap in the literature area about political Islam and democracy in Afghanistan and their relation and influence on each other within the context of post-WWII era. Democracy is defined and discussed widely in the first chapter. Political Islam and its characteristics are discussed with details in the second chapter and the aim is to find suitable answers about Islam and democracy and type of governance in Islam according to the ideas of different Muslim and non-Muslim movements and authors. The third and last chapter focuses on Afghanistan history before emerging of Islamist mevements, the formation of political Islamic movements in the 1960s, and the situation caused by these movements and others after the 1960s. Keywords: Islam, Political Islam, Democracy, Government, Politics, State, Afghanistan
NATO'nun genişleme stratejisi çerçevesinde İsveç örneği
İki kutuplu dünyanın bir sonucu olarak karşımıza çıkan NATO, en etkili ve en eski kolektif savunma örgütüdür. Olası bir saldırıya karşı toplu savunma amacıyla kurulan NATO, kuruluşundan günümüze kadar siyasi ve askeri anlamda etkili kalabilmek için üyelere ve bu üyelikler için de genişleme stratejisine ihtiyaç duymuştur. NATO'ya sınır ülkeler özelinde yaşanan gelişmeler, küresel gerçeklikler, değişen askeri ve siyasal koşullar ve dünya ölçeğinde belki de ilk kez tanımlanmaya başlanan yeni dinamikler ve özellikle sıklıkla dile getirilmeye başlanan yeni bir dünya savaşının patlak vereceği ihtimalleri NATO'nun genişleme stratejisini etkilemiştir. Bu bağlamda, NATO'nun genişleme stratejisinin süreç içerisindeki gelişim seyrini izlemek, üyeliklerin işlevini ve rolünü anlamak, bu denli eski ve etkili bir uluslararası örgüt olan NATO'nun yapısal özelliklerini ortaya koyabilmek açısından oldukça önemlidir. Genişleme stratejisinin son ayağı olan Rusya-Ukrayna Savaşı'nın bir sonucu olan İsveç'in üyeliğinin etkilerini hem Avrupa'da hem de dünyanın geri kalanında reel politiğe yansıyan haliyle izlemek, önümüzdeki günlerde dünya ölçeğinde ortaya çıkması muhtemel siyasi ve askeri ortamın değerlendirilebilmesi açısından gerekli görülmektedir.
Normandiya çıkarması D-Day 6 Haziran 1944
ÖZET6 Haziran 1944 yılında Amerikalı ve İngiliz askerler Operation Overlord'u hareketegeçirmek için tarihteki en muhteşem çıkarma harekatını sergilediler. Normandiya Harekatı,İkinci Dünya Savaşı'nın en kararlı batı savaşıydı. Avrupa'nın Müttefiklerce işgaliydi,Harekat 6 Haziran 1944 gece yarısından tam on beş dakika sonra başladı. Bu daima D-Dayolarak hatırlanacak günün ilk saatiydi. Bu anda özellikle Amerikan 101. ve 82. Havaİndirme Tümeni'nden seçilmiş kişiler Normandiya üzerine indi. Beş dakika sonra daİngiliz 6. Hava İndirme Tümeni bu noktanın elli mil uzağına uçaklardan atladılar.Müttefik Hava İndirme Tümenleri Normandiya savaş alanının sınırlarınıbelirlediler. Onların arasında ve Fransız sahili boyunca beş işgal sahili bulunmaktaydı:Utah, Omaha, Gold, Juno ve Sword. Günün ilk ışıklarından önce karanlıkta paraşütçülerNormandiya'nın çalılıkları ile mücadele ederlerken muhteşem donanma bu sahillereyaklaşmaya başladı. İki binden fazla asker, denizci ve sahil koruma görevlisi taşıyanyaklaşık beş bin gemi vardı. Sabah 6.30'ta işgalin ilk dalgasında asıl deniz ve havabombardımanı olmadan önce birkaç bin kişi su içerisinde güçlükle sahile doğru ilerliyordu.Bugün, biz anlıyoruz ki, 6 Haziran 1944'te ilk Müttefik askeri sahile ayak basmadan önceRuslar Almanların en iyi ordularını yenmiş, yaklaşık iki milyon kişiyi öldürerek batısavaşına kararlı bir yardımda bulunmuşlardır. Alman askerlerinin Kanal sahilinisavunmadaki kötü kalitesi hakkında bir çok şey yazıldı. Ancak, bu aynı kişiler her yerdeMüttefik'lerin D-Day amaçlarını elde etmesini engellemişler ve Amerikalıları Omahasahilinde yenilginin eşiğine getirmişlerdir.Bundan sonraki olaylar sadece askeri bir tarihten ibaret değildir. Bu insanlığın birolayıdır: Müttefik kuvvetlerin savaştıkları düşmanın ve D-Day'in kanlı karmaşası içindekendini bulan sivillerin olayıdır. Savaşın başladığı gün Hitler'in dünyayı kuşatan çılgın vedelice tavrını da sona erdirmiştir.XII
Active neutrality policy of Republic of Turkey during World War Two and the Foreign Ministry of Numan Menemencioglu
In this postgraduate thesis, active neutrality policy of Republic of Turkey and the foreign ministry period of Numan Menemencioglu will be told. In order to understand the situation of Republic of Turkey during World War 2, diplomacy among other nations who entered the World War 2 will be examined. Also, the reasons for World War 2 and the interwar period will be mentioned. Origins of World War 2 will help us to understand the developments of World War 2 efficiently. The most important diplomatic figures of Republic of Turkey during World War 2 will be told. Active neutrality policy will be told in regard to the diplomatic and economic incidents during World War 2. The relations between Republic of Turkey and warring states will be analyzed, how Republic of Turkey remained non-combatant during the period will be focused. Keywords: active neutrality, World War 2, Menemencioglu, Inonu, Turkey, foreign policy
Turkish-British relations in world war II: Strategies and priorities (1939-1945)
The years between 1939 and 1945 are the witness to the Second World War that was an extremely destructive experience where the world countries were subject to disintegration as the Allied and the Axis Powers. Against the rising German and Italian Fascism, the Western democracies of the Great Britain and the USA sealed an alliance with the communist Soviet Union.On the other hand, Turkey had experienced the trauma of the First World War, took on the burden of the Ottoman Empire already collapsed and made the Independence War against the invasion of the homeland by international forces. At one and the same time a Republican nation state was founded on the principles that are in line with those of the Western democracies. The Republic of Turkey was tired, not holding adequate military and economic resources and definitely decisive in not to become a party of the war, unless the territorial integrity is under threat, as she encountered the threat by the Second World War. The Turkish politics was based on the decisiveness to survive by maintaining the national territorial integrity.The USA is far from other countries and is isolated and protected against all kinds of devastation. She has enormous economic and military striking power. The Soviet Union posed a threat on Turkey from eastern and western side while Germany and Italy did so from the western and southern side. Therefore, the atmosphere of uncertainty that prevailed between Turkey and Britain betokened a course that exhibited instability in three phases in the course of the Second World War.While accepting the Western Democracy as her role model after the Turkish War of Independence, Turkey had established a close alliance relationship with Britain during the period between 1939 and 1941, then in 1941 and 1942 she first concluded non-aggression pact with the Third Reich (Nazi Germany) and got gradually closer to the fascist Germany induced by vitalization of Germany-supported nationalist and anti-Soviet movements. During that period the English politicians adopted an updated `appeasement? policy based on the principles to raise long-lasting negotiations. In third phase, comprising the period between 1943 and 1945, Turkey re-approached England in line with increasing achievements by England and the Allied Forces. At the end of War in 1945, Turkey declared war against Germany, following the insistent attitude maintained by England, in order not to be excluded from the post-war negotiations.
Milli şef döneminde Milliyetçilik hareketleri
Türkiye'de Milli Mücadele ve sonrasında sınır dışı arayışlara son verilmişti. Anadolu'yu bir Türk yurdu olarak savunmak durumunda kalan o günün yöneticileri, dış Türklerle ve diğer Müslümanlarla siyasi bakımdan ilgilenmenin doğru olmayacağını düşünerek hareket etmişlerdi. II. Dünya Savaşı yıllarında, dönemin koşulları göz önüne alınarak bu siyasi bakış değişmeye başladı. Nazi Almanyası'nın 1941 yılında Sovyetler Birliği'ne savaş açmasından sonra Alman Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'deki Pan-Türkçü duygulardan yararlanmak için çeşitli yollar denemiştir. Alman savaş stratejisinin boyutlarından biri, Sovyetler Birliği'ndeki Türk kökenli etnik grupların Sovyet yönetiminden kurtulma umutlarını yeniden uyandırmaktı. Avrupa'daki bir takım anti-Sovyet kuruluşlar, Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından doğal müttefikler olarak kabul edilmiş bulunuyorlardı. Bu arada Nazi Almanyası, Türkiye'yi Mihver devletlerinin tarafına çekmek amacıyla hem Türkiye'deki Türkçü çevrelerle, hem de Türk dış Bu dönemdeki Türkçülük hareketleri, Milli Şef'in savaşa katılmama ya da tarafsızlık durumunu korumak için bir süre diplomatik manevralarında kullandığı bir araç haline Tezimin konusunu oluşturan "Milli Şef Döneminde Türkçülük Hareketleri" bu dönemin olaylarına (iç ve dış nedenleri karşılaştırmalı) bir cevap arayacaktır. Ayrıca Türkçülük akımın fikir önderlerinin yaptıkları icraatlar ve hem kendi içlerinde hem de karşıt gruplarla olan çatışmaları neden-sonuç ilişkisi içinde analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Türkçü Hareketler, Milli Şef (İsmet İnönü), 2. Dünya Savaşı, Almanya
The transparency factor in Turkish foreign policy during the Second World War
Turkey's ability to stay out of the Second World War is one of the most impressive accomplishments in diplomatic history. Pressured for help bythe ?allies? and threatened by the adverseries, Turkey was under constant duress. However Turks escaped from the destruction of the war while receiving credits and supplies from both sides.The consensus is that Turks used their critical geo-political location as a bargaining chip, playing one side against the other. Even though such argument is succesful in many respects, one significant factor deserves more attention. It is the argument of this thesis that transparency (the ability of states to recognize what others are doing) was that factor leaving less room for possible misperceptions and miscalculations.Turkish polity was not faction ridden but stable. Turkish decision makers were few, homogenious, authoritarian and hierarchical bunch. İnönü?s total grip of the country was unchallanged. There was no other centers of power or ideological factions that could be manipulated. Thus Turkish actions and intentions were easier to analyse by foreigners. Turkish polity was transparent.Turkish decision makers also made efforts to be transparent. They affectively comminicated. In addition to official contacts, Turks used strickly controlled media to expose their intentions. During their manevours, they tried to reduce perception of surprize. They were carefull limiting their commitments and took precautions against upsetting any interested powers. At many turning points, Turkish manevours were well expected by their counterparts thus miscalculations and overreactions were prevented.The transparent structure also helped. The decisive victory of Germany in Western Europe or inadequacy of Turkish military capabilities did not leave room for miscalculation. The Turks were also able to read interantional structure correctly. The Impossibility of Balkan solidarity and Soviet intentions were correctly calculated by Turks.Having benign and transparent intentions does not avoid war. If thought to be essential, Turkey could have been attacked by Germany, Russia or even by England. If Turkey did not have an extremely important geopolitical position she could have easily been a bargaining chip that could be sacrificed. Had Turkey not managed to put together a large army or did not have a difficult and costly terrain to invade the outcome could have been very much different. The argument of this thesis does not deny that structural factors are the prime determinants. However reducing the likelyhood of miscalculation, transparency played a major part in the outcome of Turkish Foreign Policy during the Second World War.