World War II
117 theses under this subject heading
II. Dünya Savaşı Dönemi'nde Türkiye'nin uyguladığı iktisadî politikanın ulusal basındaki yankıları (Uygulamalar-tartışmalar)
Türkiye Cumhuriyeti, uzun ve yorucu bir mücadelenin ardından 29 Ekim 1923'de kurulduktan sonra, genel politikalarından birinin "barış" olduğu görülmektedir. İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Türkiye'nin aldığı pozisyon "savaş dışı kalmak" olmuş, ancak bu politika gerçekleştirilirken birçok problemle mücadele edilmek zorunda kalınmıştır. Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" düsturuyla hareket eden CHP hükümeti, savaş dışı kalmak yolunda mücadele ederken aynı zamanda ülke içindeki iktisadi sorunlarla da meşgul olmuştur. İhracat-ithalat dengesinin bozulması; birçok ürün ve maddenin az bulunuyor olmasına, enflasyonun yükselmesine, karaborsacılık, ihtikâr, stokçuluk gibi faaliyetlere sebep olmuştur.1939-1945 yılları arasında bu problemleri çözebilmek adına Mili Korunma Kanunu, Varlık Vergisi Kanunu, Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu gibi politikalar güdülmüş; aynı zamanda toprak üzerinde de reform denemeleri gerçekleşmiştir. Bu çalışmada bu dönemin iktisadi yapısı ve ekonomik politikaları çeşitli akademik literatürlerden desteklenerek incelenmiş ve dönemin ulusal basınına nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Bu süreçteki ekonomik politikaların gazeteler açısından değerlendiriliş biçimi irdelenmiş, kimi basın- yayın organlarının hükümetin yanında yer almasına karşın bir kısmının ise eleştirel bir tutum takındığı gözlemlenmiştir.
Varlık vergisi ve uygulanışı: Hatay örneği
Savaşlar, devlet ve toplum hayatlarını maddi ve manevi yönden yıkıma götüren olgulardır. Özellikle II. Dünya Savaşı, savaş kavramının daha geniş manalara ulaştığı bir yıkım olmuş, en az askeri kayıplar kadar sivil kayıplar da yaşanmıştır. Türkiye, bu savaşta her ne kadar etkin bir dış politika izleyerek harp dışı kalmışsa da sosyo-ekonomik yıkımdan kurtulamamıştır. Türkiye'nin almış olduğu ekonomik tedbirler içinde yankıları günümüze kadar süren varlık vergisi uygulaması önemli bir yer tutmaktadır. Varlık vergisinin tahakkuk ettirilmesinde ve mükelleflerin tespit edilmesinde keyfi hareketler olmuştur. Gelir-gider dengesine bakılmaksızın lüks bir yaşamı olan kişilere yüksek oranda vergi borcu yüklenirken; mal varlığı çok fazla olup alelade yaşam sürenlere daha az vergi tahakkuk ettirilmiştir. Varlık vergisi uygulamasının merkez üssü tarihi ve sosyal dokusundan ötürü İstanbul olmuştur. Varlık vergisi uygulamasının en ağır yanı çalışma kampları olmuştur. Vergi mükellef listelerinin defterdarlıklarda askıya çıkarılmasıyla birlikte on beş gün içerisinde borcunu ödemeyenler, kafileler halinde trenlerle Erzurum'un Aşkale ilçesine gönderilmişlerdir. Burada yol açma, taş kırma vb. işlerde çalıştırılmışlardır. II. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Hatay ili henüz Anavatana yeni iltihak etmiştir. Buna rağmen varlık vergisi hazırlıkları tüm ülkede olduğu gibi Hatay'da da başlamıştır. Hatay'da varlık vergisi mükelleflerinin listesi Hatay Defterdarlığı'nda askıya çıkarıldığı gibi bu dönemde yayınlanan Yenigün Gazetesi'nde de yer almıştır. Hatay sınırları içinde yaşayan hatırı sayılır bir gayrimüslim nüfus bulunmaktadır. Aynı zamanda sermaye birikimini de elinde tutan bu sınıfa yüklü miktarda varlık vergisi tahakkuk etmiştir. Hatay, tahakkuk ettirilen vergi miktarı açısından Türkiye'nin altıncı ili olmuştur.
Rus kaynaklarına göre Kafkaslarda Rus-Alman nüfuz mücadelesi (1933-1945)
Bu çalışmada 1933-1945 yılları arasında Rusya ile Almanya'nın Kafkasya'daki siyasi, askeri ve ekonomik nüfuz mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmada bu iki ülke arasında Kafkasya'da yaşanan mücadelenin bölge halkları ve devletleri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada tarih biliminin araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda kaynak taraması, tasnif, tahlil, tenkit ve terkip yapılarak objektif bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın hazırlanmasında arşiv kaynakları ve birinci el kaynaklar kullanılmış bunların yeterli olmadığı durumlarda ise ikinci el kaynaklardan da yararlanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Rusya ve Almanya'nın 1933-1945 yılları arasında Kafkasya için verdikleri mücadele bölge halklarını siyasi, askeri, sosyokültürel ve ekonomik açıdan olumsuz yönde etkilemiştir. Hatta bu mücadele Kafkasya devletlerini ve halklarını topluca bir felakete sürüklemiştir. Bu felakete Rusya'nın ve Almanya'nın sebep olduğu her iki devlet yetkilileri tarafından da itiraf edilmiştir. Kafkasya haklarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için buradaki halklara siyasi, milli, askeri ve ekonomik haklar yeniden tanınmıştır. Ancak tüm değerleri büyük tahribata uğramış olan Kafkasya halklarının kendilerini yeniden toparlaması yıllar almıştır. Rusya ve Almanya arasında Kafkasya'da yaşanan güç mücadelesinden en fazla zarar gören tarafın bölge halkları ve devletleri olduğu sonucuna varılmıştır. Kafkasya'da barışın ve huzurun devam edebilmesi için bölge halkları üzerinden bir politika yürütülmemesi gerektiği anlaşılmıştır. Kafkasya halklarının ve devletlerinin de birbirine karşı hoşgörülü olması kendi aralarındaki barışın korunmasına katkı sağlayacağı gibi dış aktörlerin de bölgeye müdahale etmesinin önüne de geçmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, İkinci Dünya Savaşı, Rusya, Almanya
II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları
Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.
The transparency factor in Turkish foreign policy during the Second World War
Turkey's ability to stay out of the Second World War is one of the most impressive accomplishments in diplomatic history. Pressured for help bythe ?allies? and threatened by the adverseries, Turkey was under constant duress. However Turks escaped from the destruction of the war while receiving credits and supplies from both sides.The consensus is that Turks used their critical geo-political location as a bargaining chip, playing one side against the other. Even though such argument is succesful in many respects, one significant factor deserves more attention. It is the argument of this thesis that transparency (the ability of states to recognize what others are doing) was that factor leaving less room for possible misperceptions and miscalculations.Turkish polity was not faction ridden but stable. Turkish decision makers were few, homogenious, authoritarian and hierarchical bunch. İnönü?s total grip of the country was unchallanged. There was no other centers of power or ideological factions that could be manipulated. Thus Turkish actions and intentions were easier to analyse by foreigners. Turkish polity was transparent.Turkish decision makers also made efforts to be transparent. They affectively comminicated. In addition to official contacts, Turks used strickly controlled media to expose their intentions. During their manevours, they tried to reduce perception of surprize. They were carefull limiting their commitments and took precautions against upsetting any interested powers. At many turning points, Turkish manevours were well expected by their counterparts thus miscalculations and overreactions were prevented.The transparent structure also helped. The decisive victory of Germany in Western Europe or inadequacy of Turkish military capabilities did not leave room for miscalculation. The Turks were also able to read interantional structure correctly. The Impossibility of Balkan solidarity and Soviet intentions were correctly calculated by Turks.Having benign and transparent intentions does not avoid war. If thought to be essential, Turkey could have been attacked by Germany, Russia or even by England. If Turkey did not have an extremely important geopolitical position she could have easily been a bargaining chip that could be sacrificed. Had Turkey not managed to put together a large army or did not have a difficult and costly terrain to invade the outcome could have been very much different. The argument of this thesis does not deny that structural factors are the prime determinants. However reducing the likelyhood of miscalculation, transparency played a major part in the outcome of Turkish Foreign Policy during the Second World War.
Varlık vergisi karşısında azınlıkların tutumu
Vergi; vatandaşların siyasal olarak bağlı oldukları devlete ödemek zorunda oldukları yükümlülüktür.Devletler, varlıklarını devam ettirebilmek ve vatandaşlarının refahını sağlamak için vergiler almaktadırlar. Ancak olağanüstü şartlarda olağanüstü vergiler de alınabilmektedir. Osmanlı Devletinde Avarız, Tekâlif-i Şakka, İttihat ve Terakki Hükümeti döneminde İktisad-i Buhran Vergisi, Milli Mücadele Döneminde Tekâlif-i Milliye Emirleri örneklerinde olduğu gibi.Olağanüstü durum denildiğinde akla ilk savaş gelmektedir. Türkiye'de olağanüstü koşulların yaşandığı dönemlerden biri olan İkinci Dünya Savaşı yılları savaşa girilmemesine rağmen savaş koşullarının insanların hücrelerine kadar hissettikleri bir süreç olmuştur.Savaşın devam ettiği yıllar süresince (1939-1945) Türkiye'de savaş ekonomisi uygulanmıştır. İhtikâr, karaborsa ve vurgunculuk dönemin başlıca sorunlarını oluşturmuştur. Alınan önlemlere rağmen ekonomik krizin önüne geçilememiştir.Varlık Vergisi savaşın tüm dünyayı etkisi altına almaya başladığı bir dönemde Başvekil Şükrü Saraçoğlu'nun istekleri doğrultusunda hazırlanmış, TBMM'nin ve Milli Şef İsmet İnönü'nün onayıyla yürürlüğe girmiştir. İçeriği ve uygulanışı itibari ile ekonomi bilimi ile örtüşmeyen bu olağanüstü vergi, yürürlüğe girmesinden günümüze kadar birçok yönüyle tartışılmıştır. Vergi, Müslim, Gayrimüslim ve Ecnebilerin ödeyecekleri vergi katsayılarını farklı farklı belirlemiştir.Osmanlı Devletinden genç cumhuriyete miras kalan ticari hayatın gayrimüslimlerin elinde olması geleneği, yeni kurulan devletin uyguladığı bir politika ile kökten değiştirilerek yerli Türk burjuvazisi yaratılmak istenmiştir. Varlık Vergisi yerli Türk burjuvazisinin oluşmasında fırsat bilinmiş ve bu konuda etkili bir rol oynamıştır. Vergi Müslüman Türk tüccarı korurken gayrimüslim tüccarı ağır yükümlülükler altına sokmakta idi.Bazı grupların vergilerinde indirimler yapılması verginin adaletini tartışılır hale getirmiştir. Vergi adaleti konusunda tartışılan bir diğer konu ise vergi tarh edilen kişilerin ödeme güçlüklerinin üzerinde vergiler konulması idi.Vergisini öde(ye)meyen yükümlülerin çalışma kamplarına gönderilmesi ve bunların sadece gayrimüslim yükümlülerden oluşması onlar arasında da bu kampların Hitler Almanya'sındaki ?toplama kampları?na benzetilmesi gayrimüslimler arasında bir korku fırtınasının esmesine sebep olduğu gibi vergiyi de bir açmaza sürüklemiş bu durumda verginin kaldırılmasına kadar devam etmiştir.Devlet ileri gelenleri tarafından desteklenen bu vergi, o gün için toplumda sosyal adaleti sağlama ve ?Harp zenginleri?nin cezalandırılmasında araç olarak kullanılmıştır.Basının etkili kalemleri dönem içerisinde rüzgârın esiş yönüne göre yelken açmışlar, vergi ilan edildiğinde ödenmesini teşvik etmişler, kaldırıldığında ise kaldırılmasının doğru olduğunu savunmuşlardır.Çalışmada kaynak olarak basın ve o dönem yayınlanan tetkik eserler ağırlıklı olarak kullanılmıştır. Bu kaynaklardan faydalanılırken zaman zaman alıntılar yapılmıştır. Alıntı cümlelerinde hiçbir imla ve yazım hatası ya da vurgulama düzeltilmeden olduğu gibi alınmıştır.Çalışmamda yardımlarını benden esirgemeyen sayın hocam Prof. Dr. Ali SARIKOYUNCU'ya teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca çalışmamda bana destek olan bölüm hocalarıma, arkadaşlarıma ve manevi desteklerini her zaman yanımda hissettiğim aileme teşekkürlerimi sunarım.
II. Dünya savaşında Türkiye kamuoyu (1939-1945)
ÖZET 2. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'de idarenin başında bulunan İnönü, koyu bir otoriter yönetim kurmuş böylece iktidar üzerinde mutlak söz sahibi olmuştur. Bu dönemde Türkiye kamuoyunda savaş bir numaralı yeri işgal ederken,,Türk dış politikası, hükümetin aldığı ekonomik önlemler ve fikir tartışmaları diğer konular olmuş, savaşın sonunda ise kurulan yeni partilerle ilgili haberler kamuoyunun gündeminde yer tutmuştur. Türkiye bu dönemde dış politikada ne pahasına olursa olsun savaşın dışında kalma politikası izlemiş; savaş içerisindeki müttefik konferanslarında alman kararlar gereği savaşa katılması yolunda bütün baskılara direnerek bu konuda başarılı olmuştur. Bu dönemde basın talimatlarla, yönlendirmelerle kapatma cezalan ile denetim içinde olmuş serbest bir kamuoyu oluşmamıştır. İktidar istediği gibi bir kamuoyu oluşturma politikası izlemiştir. Dönemin iktidarı, bu dönemde yaşanan fikir tartışmalarında dış konjonktüre göre taraf olmuş özellikle 1944 yılında savaşı kazanan tarafta yer alan Sovyetlere karşı şirin görünmek için Turancılara karşı ağır baskılar uygulamıştır. Savaş sonunda Türkiye müttefikler tarafında yer aldığı için devrin iktidarı ister istemez çok partili hayata geçmiş ve 1950'deki ilk serbest seçimlerde iktidarı Demokrat Parti'ye devretmiştir. Böylece İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'yi yöneten ve tek parti olarak 27 yıla (1923-1950) damgasını vuran CHP devri sona ermiştir.
Alman yayılmacılığı ve jeopolitiği
XX. yüzyılın başları, savaş makinelerinin insan katliamını seriye bağladığı, milyonlarca insanın cephede ve bir o kadar sivilin de evinde bombalanarak imha edildiği, Alman kamplarında beş milyondan fazla sivilin katliama uğradığı, Rusya'da 6 milyondan fazla insanın devrimden öldüğü, kelimelerin hatta rakamların bile ifade edemeyeceği kadar büyük yıkımlara sahne olmuş savaşlarla hatırlanır. Birincisinde 20 milyon, İkincisinde 50 milyondan fazla insanın ölmesine sebep olan bu Dünya Savaşlarının nedenleri nelerdi acaba? Almanya sık sık Paris'i işgal etmeyi alışkanlık haline getirip, tutku mu edinmişti? Yoksa temel konuları dünya hâkimiyetine dayalı olan bir bilim ve bu bilime ilişkin teorilerin etkisi var mıydı acaba? Günümüze gelindiğinde ise dünyanın çeşitli coğrafyalarında süren iç savaş ve terör olaylarının gerçek sebeplerinin arkasında hangi dinamikler bulunuyor? Jeopolitik nasıl doğdu, hedefleri nedir? Ülkeleri, liderleri ve dünya politikalarını nasıl etkiler? Alman yayılmacılığı ile jeopolitik kuram arasında nasıl bir bağlantı vardır? Bu sorular ve bu sorulara verilen olası yanıtlar çerçevesinde bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır; birinci bölümde jeopolitik kuramın tarihçesi, teorisyenleri ve ilgili teorisyenlerin temel düşünceleri, ikinci bölümde ise Alman Yayılmacılığı ve sebep olduğu savaşlar üzerinden jeopolitik uygulamaları üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda bu çalışmada Alman jeopolitik aygıtı ile Alman Yayılmacılığı vurgulanmış olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Jeopolitik, Jeostrateji, Strateji, Millî Güç, Siyasî Coğrafya, Alman Yayılmacılığı, Alman Jeopolitiği, Hitler, II. Dünya Savaşı, Nasyonal Sosyalizm.
Dünya Savaşlarının afiş tasarımlarına etkileri-propaganda afiş incelemeleri
Bu araştırmada I. ve II. Dünya Savaşları döneminde yapılan afiş tasarımları incelenmiştir. Savaş sırasında hazırlanan afiş tasarımlarında görsel ve anlamsal değişimlerin sebepleri irdelenmiş ve afişlerin gelişimi üzerine olan etkileri ortaya çıkarılmıştır. Afişlerin görsel iletişim araçları içerisindeki değerinin arttığı bu dönemi incelemek, afişlerin tasarım dilini anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Afişlerin üslubuna, afişlerde işlenen kodların diline hakim olan öğrenciler, tasarım süreçlerinde doğru analizler ve çıkarımlar yaparak, bireysel farkındalıklarını artırıp, toplumsal konulara yaklaşımlarıyla, yaşadığı toplumu ve çevreyi doğrudan etkileyebilirler. Savaş dönemlerinde tasarlanan afişler, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel olaylardan büyük ölçüde etkilenmiştir. Afiş tasarımlarının kendine özgü bir tarz oluşturması ve günümüze değin bu yönde ilerlemesi, 20. Yüzyıl savaşları ve dönemin sosyal gelişmelerinin bir sonucudur. Bu dönemde baskı teknikleri ve teknolojileri de çeşitlilik kazanmıştır. Baskı teknolojilerindeki gelişim, üretim hızı ve maliyetlere de yansımıştır. Bu süreç afişlere olan talebi artırmış olup, afişlerde farklı tarzların oluşmasını da sağlamıştır. Her olayın ve gelişmenin birbirini yakından etkilediği bu dönemde, afişlerin uslubuna, sanat akımlarındaki değişimlerin de doğrudan etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Savaştan etkilenen sanatçıların çeşitli sebeplerle afiş tasarladıkları görülmektedir. Bu durum afiş tasarımlarının sanatsal bir çerçevede değerlendirilmesine de yol açmaktadır. Araştırma sırasında dönemin afişlerinden bazıları, göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sürecinde elde edilen verilerden yola çıkarak, Dünya Savaşları sırasında yaşanan gelişmelerin, afiş tasarımlarının anlamsal ve görsel yönünü büyük ölçüde değiştirdiği sonucuna varılmıştır.
Büyük dönüşüm dijital toplumun geçirdiği sancılı süreçler
Tezde, büyük dönüşüm dijital toplumun oluşum evreleri, dünyanın II. Dünya Savaşı sonrası geçirdiği toplumsal değişimler, dönemin düşünürlerinin eserleri ve düşünceleri aktarılmaya çalışılmıştır. Üç bölümden oluşan bu tezin ilk bölümünde; Karl Polanyi ve eseri "Büyük Dönüşüm", II. Dünya Savaşı sonrası dünya, enformasyonun getirdiği sonuçlar ve Polanyi'nin şekillenen dünya hakkındaki görüşleri sunulmuştur. İkinci bölümde; Daniel Bell ve eseri "İdeolojilerin Sonu" incelenmiş, toplumun enformasyon toplum sonrasındaki süreci, ağ toplumu, bilgi toplumu, değişim hareketleri incelenmiştir. Son bölümde; Zygmunt Bauman, Manuel Castells, Anthony Giddens'ın gelişen teknoloji karşısındaki görüşleri, dijital çağ, dijital dönüşüm, dijitalleşmede katkı sağlayan bilgisayarların evrensel tarihi, dijital okuryazarlık, küresel kapitalizm, dijitalleşme, web 1.0, web 2.0, web 3.0, web 4.0, Toplum 5.0, toplumsal tarihsel dönüşüm konuları incelenmiş ve sunulmuştur. Tezde, metodolojik literatür tarama ve tümevarım tekniği kullanılmıştır. Tez, teorik araştırma niteliği taşımaktadır.
İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye üzerinde Almanya'nın ve İngiltere'nin nüfuz mücadelesi
Yüksek Lisans Teziİkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye Üzerinde Almanya'nın ve İngiltere'nin Nüfuz MücadelesiMerve Sultan SÖYLEMEZBozok ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüTarih Anabilim Dalı2012: 172 SayfaBirinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarının sebep olduğu İkinci Dünya Savaşı 1 Eylül 1939'da Almanya'nın Polonya'yı işgaliyle başlamış, 1941 yılında dünya savaşı haline gelmiştir. Türkiye'nin savaş öncesi ilişkilerinin çok iyi olduğu Almanya'nın yanı sıra savaşın diğer tarafı olan İngiltere ile de deklarasyon imzalaması savaş süresince Türkiye üzerinde yaşanan Alman-İngiliz nüfuz mücadelesini başlatmıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı süresince bir denge politikası izlemiş, her iki tarafla da ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürmüştür. Bu politika, Almanya'nın savaşı kesin olarak kaybedeceği anlaşıldığından 1944 Ağustos'unda tüm ilişkilerini kesilmesi ve 1945 Şubat'ında savaş ilan edilmesiyle sonlandırılmıştır.Bu çalışmada Almanya ve İngiltere'nin ve Türkiye'yi kendi saflarına çekebilmek için uyguladıkları iktisadi ve politik baskılar ile propaganda faaliyetleri incelenmiştir. Bu baskı ve propaganda faaliyetleri ağırlıklı olarak Cumhuriyet, Ulus, Akşam, Yeni Sabah ve Vatan gibi dönemin Türk Basınının incelenmesiyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nden de dönemle ilgili belgelerden faydalanılmıştır.Anahtar Kelimeler: İkinci Dünya Savaşı, Türk-Alman İlişkileri, Türk-İngiliz İlişkileri, Türk Dış Politikası, Basın.
İkinci Dünya Savaşında Kırgızistan ve Kırgızlar
Kırgızistan'ın 1917 Ekim Devrim'inden itibaren maruz kaldığı Sovyet sömürü düzenin yansımaları Kırgızlar adına köklü değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. SSCB siyasi otoritesini bölgede kurarken, Kırgız idarecilernibaskı altına almaya çalışmıştır. Kırgızistan'da Sovyet ideolojisinin sanayi, tarım, hayvancılık ve diğer üretim kollarındauyguladığı politikalar ve sömürü düzeni, Kırgızları derinden etkilemiştir. Eğitim, kültür ve sosyal alanda hayata geçirilen Sovyet uygulamarı, Kırgızistan'ın kültürel ve sosyal birikimini Sosvyet ideolojisi çerçevesinde değiştirmek üzere planlanmıştır. Ekim devrimi ile Kırgızistan devletinin kurulma süreci ve yönetiminde etkin olan SSCB, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara karşı verdiği savaşta Kırgızları da kullanmaktan geri durmamıştır. Moskova'ya kadar yaklaşan Alman birliklerine karşı en ön cephede Kırgız ve Kazak askerler sürülmüşlerdir. Bu askerlerin toplanma ve cepheye gönderilmeleri çok kısa sürede gerçekleşmiş, yeteri kadar askeri eğitim almadan düzenli ordu birliklerine karşı savaşmak durumunda bırakılmışlardır. Askeri tecrübesizliklerine rağmen çok sayıda kayıplar verme pahasına Almanların durdurulmalarında önemli rol oynamışlar ve Rus – Alman ordularının savaştığı birçok cephede bulunmuşlardır. Kırgızlar, bu süreçte SSCB'ye yalnız asker değil aynı zamanda gerekli sanayi, tarım ve gıda maddeleri desteğinin yanısıra gece gündüz toplumun bütün unsurları çalışmak suretiyle önemli bir iş gücü katkısı sunmuştur. SSCB'nin dağılmasıyla Kırgızistan bağımsızlığını kazanmıştır. Ancak SSCB'nin uluslararsı hukukta meşru görülen hakları Rusya Federasyonu'na verilirken, SSCB'den ayrılan diğer devletler gibi Kırgızistan'da Sovyetler'in çatısı altında kazanmış olduğu meşru haklarını kaybetmiştir.
Savaşların iklim değişikliğine etkisi: İkinci Dünya Savaşı örneği
Dünya var olmaya başladığı zamandan bu yana sürekli ısınma ve soğuma döngüsünü takip etmektedir. Bu döngü zaman zaman canlı yaşamına zarar verse de dünyada var olan düzenin bir parçası olarak devam etmiş canlılar da bu değişimlere ayak uydurmayı başarmıştır. Dünya üzerinde yaşanan bu soğuma ve ısınma döngüsü yüzyıllar içerisinde oluşmaktadır. Ancak günümüzde meydana gelen ve küresel ısıma olarak tanımladığımız bu durum beşerî etkenlerden kaynaklı olarak çok kısa bir zaman zarfında oluşmaktadır. Bu durum da var olan küresel ısınmanın dünyanın doğal döngüsünden kaynaklı olmadığını beşerî faktörlerle tehlikeli bir şekilde gerçekleştiğini göstermektedir. Beşerî faktörler arasında birçok sebepten en bilindik olanları aşırı sanayileşme ve fosil yakıtların kullanımıdır. Bu faktörler, sera gazlarının atmosferde oranını artırarak küresel ısınmaya ve ona bağlı olarak da iklim değişikliğine neden olmaktadır. Günümüzde sorgulanması gereken soru ise küresel ısınma sebepleri arasında savaşlar neden yeterince yer bulamamaktadır? Savaşlar hem sanayileşmenin artmasına hem fosil yakıtların kullanımda artışa sebep olduğu kadar kullanılan konvansiyonel, nükleer, kimyasal ve biyolojik silah teknolojisi, ordular, savaş araç ve gereçleri gibi birçok unsurun birleşimi hava, toprak ve denizleri kirletirken havaya çok miktarda zararlı ve sera etkisi yapabilecek gaz salınımı oluşturmaktadır. Savaşlar sadece o an var olan canlıların hayatlarını yok etmekle kalmamakta gelecek yaşamları da tehlikeye atmaktadır. Yapılmakta olan iklim anlaşmalarında sera gazı etkisini azaltma yöntemleri tartışılıp hayata geçirmek için birçok önlem düşünülürken, bu önlemlerin arasında savaşların ve savaş teknolojilerin engellenmesine yönelik herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. İki büyük dünya savaşı atlatan dünyamız kullanılan silah teknolojileri yüzünden büyük yaralar almıştır. Özellik İkinci Dünya Savaşı sırasında kullanılan birçok askeri araç, teçhizat, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar havaya çok miktarda zararlı gaz salınımına neden olurken toprak ve denizlerin kirlenmesine neden olmuştur. Ayrıca bu savaş, savunma sanayilerinin artmasına neden olmuş ve silah üretiminin hız kazanmasına neden olarak büyük çevre felaketlerinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada ise yukarıda sözü edilen savaş teknolojilerinin iklim değişikliğine etkileri ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Küresel Isınma, Çevre, İklim Değişikliği, Savaş
II. Dünya Savaşı'nın izmir basınına yansımaları
İkinci Dünya Savaşı'ndan önce Avrupa'da yaşanan gerilim ve İkinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan gelişmeler tüm dünyada önemle takip edilmiştir. Bu çalışmada ise İkinci Dünya Savaşı, İzmir basını ışığında incelenerek aktarılmaya çalışılmıştır. Dönemin İzmir gazetelerinin olaylar karşısındaki bakış açısı ve yorumları değerlendirilmiştir. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'nın dışında kalabilmek için değişken politikalar uygulamıştır. Bu politikalar basına yön vermiştir. Ancak, İzmir basını en başından beri olayları değerlendirirken müttefik yanlısı tutum sergilemiştir. Mihver eleştirilirken, müttefikler övülmüştür.
İkinci Dünya Savaşı Dönemi'nde Türkiye'de eğitim politikası (1939 – 1945)
Dünyadaki eğitim-öğretim hizmetleri çağlar boyunca toplumların gelişmesi için önemli bir fonksiyona sahip olmuştur. Pek çok olaydan etkilenen bu hizmetler İkinci Dünya Savaşı gibi büyük bir kaostan da müteessir olarak eğitim-öğretim faaliyetlerini etkilemiştir. Bu nedenle çalışmada İkinci Dünya Savaşı döneminde Türkiye'de uygulanan eğitim politikaları ile bu politikaların etkileri üzerinde durulmuştur. Araştırmanın amacına uygun olarak ele alınan konuda doküman incelemesi yöntemi tercih edilmiştir. Çalışmanın kaynak materyalini Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi Belgeleri, resmi yayınlardan; TBMM Zabıt Ceridesi, kanunlar ve tutanak dergileri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Resmî Gazetesi ile dönemin süreli yayınlarından dergi ve gazetelerin yanı sıra, kitap, makale ve tezler oluşturmaktadır. Toplanan verilerin çözümlenmesinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Türkiye'nin, İkinci Dünya Savaşı'na girmeme yönünde karar almasına rağmen bu süreçten eğitim-öğretim faaliyetleri bakımından etkilendiği görülmüştür. Zira önceliğin ekonomi ve savunmaya verilmesi eğitim-öğretim hizmetlerinin ikinci planda kalması sonucunu ortaya koymuş, yetersiz bütçe nedeniyle bir kısım okullar açılamamıştır. Ayrıca okul öncesi eğitimin ilköğretim kurumlarına dönüştürülme süreci de yaşanmıştır. Bu minvalde düzenlenen Birinci ve İkinci Maarif Şûrası ile köy okullarındaki sınıf sayısı üçten beşe çıkarılmış, tek tip ders kitabı uygulamasına geçilmiş ve yükseköğretim kurumları Maarif Vekâleti'ne bağlanmıştır. Bunların yanı sıra ortaokul yetersizliğinin giderilmesi için öncelik sıralaması yapılmış, ahlak ve anadil eğitimi çalışmaları artırılmış, öğretim programları düzenlenmiş ve milli tarih ile zehirli gaz konuları müfredata eklenmiştir. Yapılan bu çalışmalar neticesinde Köy Enstitüleri gibi modeller ortaya çıkarılarak eğitim-öğretim kademelerinde iyileştirmeler sağlanmıştır.
İkinci Dünya Savaşının Türkiye'deki ekonomik uygulamalara etkileri (1939-1945)
II. Dünya Savaşı?nın nedenlerini I. Dünya Savaşı?nın sonucunda yapılan antlaşmalar oluşturmaktaydı. I. Dünya Savaşından yenik çıkan ülkeler hem toprak hem de itibar kaybı yaşamışlardır. II. Dünya Savaşında Mihver ve Müttefik Devletler iki taraftı. Türkiye tarafsız ve savaş dışındaydı. Türkiye savaşının ilk gününden itibaren topraklarına yapılacak bir saldırıya savaşla karşılık vereceğini açıkladı. Türkiye II. Dünya Savaşı?nın getirdiği olağanüstü koşullara karşı bazı önlemler almıştır. Büyük kentlerin ve ordunun iaşe ihtiyacının karşılanması bunların başında geliyordu. Savaş stokçuluk ve karaborsacılığı getirmiştir. Hükümet bu dönemde kendi tespit ettiği fiyatlar üzerinden köylünün hububatını satın almıştır. Bu da yolsuzluk ve tepkilere sebep olmuştur. Milli Korunma Kanunu?yla enflasyon, karaborsa ve haksız kazançların önlenmesi hedeflenmiştir. Ülkedeki ihtiyaç duyulan malların darlığının giderilmesi de amaçlanmıştır. Türk milletinin gıda iaşe ekmek gibi ihtiyaçları merkezi idareler tarafından karneye bağlanarak karşılanmıştır. Varlık Vergisi II. Dünya Savaşı içinde servet ve kazançları vergilendirmeyi amaçlayan bir vergiydi. Toprak Mahsulleri Kanunu bütün toprak mahsullerine uygulanan ve ürün olarak toplanan bir vergiydi. Türkiye?yi savaşa sokmak için bazı baskılar ve toplantılar yapıldı. II. Dünya Savaşından sonra Çiftçiyi Topraklandırma Kanunuyla Topraksız ya da az topraklı çiftçiye toprak vermek hedeflenmiştir. Ülkedeki tarımsal alanların sürekli işlemesini sağlamak gerekiyordu. Arazi mülklerinin aşırı derecede büyümelerini ve belirli bir orandan aşağı düşmelerini önlemek amaçlanmıştı. Ama hedefler gerçekleşmedi. Türkiye II. Dünya Savaşında diplomasi başarısı göstererek savaş süresince savaş dışı kalmayı başarmıştır. Savaştan sonrada batılı devletler arasında yerini almıştır ve siyasi ekonomik olarak bir dizi yenilikler yapmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER 1. İkinci Dünya Savaşı 2. Milli Korunma Kanunu 3. Varlık Vergisi 4. Türkiye Ekonomisi 5. İsmet İnönü
Sovyet edebiyatına II. Dünya Savaşının yansımaları
1939 yılında Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile başlayan ve kısa sürede yeryüzündeki neredeyse tüm coğrafyaları etkisi altına alan II. Dünya Savaşı, insanlık geçmişinin en ölümcül savaşlarından biridir. Kudretli devletlerin tüm güçlerini seferber ederek topyekûn katıldığı bu savaş, ordu üyelerinden sivil halka kadar milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanması nedeniyle tam anlamıyla bir küresel mücadeleye dönüşür. Asya ve Avrupa olmak üzere iki büyük kıtada son derece şiddetli bir şekilde başlayarak gelişimini sürdüren II. Dünya Savaşı, aralarında imzaladıkları saldırmazlık anlaşmasına rağmen Almanya'nın ansızın sınırlarına dayandığı SSCB'nin de dâhil olmasıyla çok daha çetin bir çatışmaya sahne olur. Beklenmedik bu gelişme karşısında başlangıçta büyük kayıplar veren Sovyetler Birliği, çok geçmeden cephe gerisinin verdiği güçlü destekle savunmadan saldırı pozisyonuna geçer. Bünyesinde yer alan tüm halkların ölüm kalım savaşında her daim arkasında durması nedeniyle Sovyetler Birliği'nin bu mücadelesi tarih kayıtlarında "Büyük Vatan Savaşı" olarak yerini alır. Çalışmamızda SSCB'nin II. Dünya Savaşı'na giriş sürecinden başlanarak sürdürülen anlatımımızın odak noktasını, savaş esnasında halkı hayatta kalma mücadelesine başarılı bir şekilde güdüleyen başat araç olan Sovyet edebiyatı oluşturmaktadır. Düzyazıdan şiire, şarkıdan makale ve denemeye kadar savaşı pek çok yönden konu edinen eserlere değindiğimiz çalışmamızın uygulama aşamasında ise Sovyetler Birliği'nin kısa sürede zafere ulaşmasında belirleyici role sahip ana katılımcılar olan kadınlar, askerler, halklar ve çocuklar alt başlıklara ayrılmış, mücadele yılları boyunca gösterdikleri kahramanlıklardan bahsedilmiştir. Hemen ardından Sovyet edebiyatında çoğu gerçek kişiler olan bu insanların hikâyelerinin ele alındığı yapıtlar anlatılmış ve sonuncu bölümde ise söz konusu eserlerden birer örnek seçilerek ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiştir. Böylelikle II. Dünya Savaşı'nın Sovyet cephesindeki karşılığı olan Büyük Vatan Savaşı'nın yoğunlukla orijinal kaynaklardan faydalanılarak aktarıldığı çalışmamızda tarih ile edebiyatın ilişkisi ön plana çıkartılarak iki ana disiplinin gelecek araştırmalarına katkıda bulunma hedefi güdülmüştür.
II. Dünya Savaşı yıllarında Türk gazetelerindeki karikatürler üzerinden Türkiye'nin siyasal ve sosyal analizi
Bu çalışmanın amacı 1939-1945 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan ulusal gazetelerdeki karikatürlerin gösterge bilimsel açıdan ve söylem analizi üzerinden incelenmesidir. Çalışmada İkinci Dünya Savaşı Türkiye'sinin yayımlanan karikatürler üzerinden Türkiye panoraması incelenmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye Cumhuriyetine sosyal ve ekonomik yönden yansımalarının karikatürler üzerinden ele alınmıştır. 1939-1945 yılları arasındaki karikatürler belli bir kronolojik sıra ile incelenmiştir. Karikatürler siyasi konular, sosyo-ekonomik konular, askeri konular ve diğer konular olmak üzere yıllara göre ayrı ayrı ele alınmıştır. Çalışmada 1939-1945 yılları arasında Türk basınında yayınlanan siyasal içerikli karikatürlerin çözümlenmesinde, göstergebilimsel analiz, söylem analizi, gündem belirleme ve çerçeveleme teknik ve kuramlarından yararlanılmıştır. Altyazısı olan karikatürlerde söylem çözümlenmesi, sadece çizgilerden oluşan karikatürlerde göstergebilimsel analiz kullanılmıştır. Her ikisinin de kullanıldığı karikatürlerde göstergebilimsel ve söylem çözümlemesi teknikleri kullanılmıştır. Model olarak dilbilimci Ferdinand de Saussure(d.1857-öl.1913)'nin gösteren, gösterilen ve gösterge modeli ile Fransız felsefeci ve göstergebilimci Roland Barthes(d.1915-öl.1980)'in düz anlam ve yan anlam modelinden yararlanılmıştır. Söylem analizi yaklaşımı olarak Punch'un her türlü gerçeğin yeniden üretildiği söylem analizi anlayışı temel alınmıştır. Bu çalışma, giriş ve sonuç da dâhil olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, kuramsal çerçeve, metot ve veri toplama teknikleri konuları ele alınmaktadır. İkinci bölümde özelikle Türkiye'nin modernleşme, batılılaşma süreçlerinin modern politik kurumlar ve çağdaş uluslararası anlayışının ortaya çıktığı 1830'ların sonu itibariyle ortaya çıkmaya başladığı düşüncesi temel alınarak Türk siyasal tarihinin bir panoraması sunulmuştur. Üçüncü bölümde Türkiye'de karikatür sanatının tarihi gelişimi kısaca anlatılmıştır. Dördüncü bölümde çalışmanın kapsam ve sınırlıkları teorik bir çerçeve dâhilinde ortaya konulmuştur. Beşinci bölümde bulgular sunulmuştur. Bu bölümde kısaca dönem eliti, basını, ülkenin genel ekonomik durumu ve dış politikasının bir krokisi çizilmiştir.
Soğuk savaş süreci ve Türkiye'ye etkileri (1939-1952)
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, dünyada yeni bir denge oluşmuş, ABD ve SSCB süper güç olarak ortaya çıkmıştı. Dünya bu iki güç etrafında bölünerek, ülkelerin, siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapılarını etkileyecek, İki Kutuplu bir sistem oluşmuştur. Sovyet yayılması ve Batılı müttefiklerin buna engel olmaya çalışması çerçevesinde geçen Soğuk Savaş, Türkiye'de İkinci Dünya Savaşı'nın başında başlamıştır. Sovyet istekleri, Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı'nda iç ve dış politikasını etkilemiştir. Dünya genelinde Soğuk Savaş'ın başlamasıyla ideolojik olarak komünizm-kapitalizm mücadelesi, siyasi anlamda Sovyet yayılması ve Batı'nın onu çevreleme mücadelesi başlamıştı. Türkiye bu mücadele ile Sovyet baskı ve istekleri karşısında ABD ile müttefik olmuş, antikomünizm, daha genelde anti-sovyetizm ABD etkisine dönüşmüştür. Türkiye'nin dış politikası ile siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı bu duruma göre şekillenmiştir.
II. Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın Yahudi siyasetine karşı Türk diplomasisi
Yahudilerin Anadolu coğrafyasındaki varlığı çok eski dönemlere dayansa da Türkler ile kaynaşması ve nüfus olarak artması, 1492 yılında İspanya'dan göçe zorlanan Sefarad Yahudilerinin Osmanlı İmparatorluğu tarafından ülkeye kabul edilmesiyle başlar. Uzun yıllar bir arada yaşayan Türkler ve Yahudiler arasında birkaç istisna durum dışında çatışmaya sebebiyet verecek gelişmeler yaşanmamıştır. Gerek I. Dünya Savaşı yıllarında gerekse Milli Mücadele döneminde Türklerle kader birliğini sürdüren Yahudilerin, daha sonra büyük bir kısmı Avrupa'daki hayat şartlarının cazibesi ve bir Avrupa ülkesinin vatandaşı olmanın getireceği avantajlar nedeniyle Türkiye'den ayrılmıştı. II. Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde, Avrupa'da Almanya ve Alman işgali altında bulunan birçok ülkede Yahudi soykırımı baş göstermişti. Türkiye ise bu soykırıma karşı Türkiye'den göç etmiş de olsalar halen vatandaşı olan Yahudileri korumak gibi bir yaklaşım sergilemişti. Türk vatandaşı Yahudilerin kurtarılması, Türk Hükümeti ve Avrupa'da görev alan Türk diplomatların yoğun gayretleri ile gerçekleşmişti.
İkinci Dünya Savaşı'nda ve sonrasında İran (1938-1953)
Bu tez İran Şah'ı Rıza Pehlevi iktidarının başlaması ile İran ülkesinde meydana gelen siyasi gelişmelerin giderek kudretli bir yapıya dönüşmesi sonrasında İngiltere ve Sovyetler Birliğine Karşı geliştirilen politikalar ile başlar. İkinci Dünya Savaşı öncesinde geleneksel İran düşmanları olarak görülen İngiltere ve Sovyetler Birliğinin İran'ı, sömürü alanı olarak paylaşmalarına karşılık Rıza Şah, yükselen Alman siyasetine yaklaşmaktadır. İkinci Dünya Savaşının başlangıcında Almanlar Avrupa'da üstün göründükçe İran Şahı'nın politikaları da Almanya'dan yana gelişmektedir. Yapılan anlaşmalar ve açıklamalar ile İran, Almanya'yı geleneksel düşmanlarına karşı dengeleyici güç olarak göstermektedir. İkinci Dünya Savaşının seyri içinde İran, İngiltere ve Almanya tarafından işgal edilir ve Alman etkisinden temizlenir. Artık yeni bir işgal sürecine giren İran'da Şah ve iktidar değişimleri yaşanır. Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşa dâhil olması Müttefiklerin, İran'ı Sovyetler Birliğine yardım gönderilen güvenli bir liman ve koridor olarak kullanmalarını sağlayacaktır. İran, İkinci Dünya savaşı boyunca ve savaş sonrası dönemde işgalin etkisiyle iç karışıklık, ekonomik sıkıntı ve siyasi çekişmelerin gölgesinde, nüfuz ve petrol ayrıcalıkları mücadelesine sahne olacaktır. Bu mücadelenin sonunda İran tek parça kalsa da kendini istikrarsızlık içinde ve dış destekli bir darbe sürecinde bulacaktır. Anahtar Kelimeler: Rıza Han, Rıza Şah, İkinci Dünya Savaşı, Muhammed Rıza Şah, Müttefikler, Almanya, Tudeh, Azerbaycan, Musaddık.
İki Dünya Savaşı arasında Gürcistan: 1918-1939
Gürcistan Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin güney ucunda Kafkas Dağları'nın batısında küçük bir ülkedir. Gürcü halkı, dünyanın en eski milletlerinden biri olup, çok eski ve hareketli bir tarihe sahiptir.Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi durumu ve diğer faktörler sosyal, politik, ekonomik ve kültürel evrimine etki yapmıştır. Gürcistan'ın avantajlı durumu ve tabii zenginliği daima Rusya ve Türkiye dâhil bazı ülkelerin ihtirasını çekmiştir. Ülke, Roma, Bizans, Arap, Hazar, Selçuklu, Moğol, İran, Osmanlı ve Rus istilalarına uğramıştır.Gürcistan, sahip olduğu jeostratejik önem nedeniyle, gerek Kafkasya Bölgesi, gerekse Rusya ve Türkiye açısından hayati önem kazanmıştır. Özellikle, Kafkasya ve Orta Asya'ya açılan ulaşım ve ticaret yollarının merkezi konumundadır.Gürcistan açısından Türkiye; Rusya'nın nüfuzunu dengeleyebilecek bir komşu olmanın yanı sıra, hem Batı'ya açılan bir kapı, hem de gelişmesine katkı sağlayabilecek ekonomik bir güçtür.Burada daha çok 1917 Rus ihtilalinden sonra Kafkasya'da geçen olaylar özetlenecektir. Tarih boyunca yapılan bağımsızlık savaşları yüzünden yıpranan Gürcüler, XIX. yüzyılın başında Çarlık Rusyası'nın istilasına uğradılar. Yıllarca süren mücadeleler sonunda, demokratik bir cumhuriyet kurarak tarih sahnesinde yeniden göründüler. Gürcüler gibi diğer Kafkasya'lı milletlerden Azeriler ve Ermeniler için, bağımsızlıklarına kavuştukları 1918 yılının Mayıs ayı, özel bir anlam ve değer taşır.Çalışmanın amacı; Gürcistan'ın Bolşevik ihtilali sonrasında, Rusya, Osmanlı Devleti, İngiltere, Almanya ve Güney Kafkasya halklarının I. Dünya Savaşı'nda çakışan menfaatlerini, ortak siyasetlerinin, bu siyaset çerçevesinde diplomatik ve askeri faaliyetlerinin incelenerek, sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu çerçevede I. Dünya Savaşı sonlarında Gürcistan'ın İtilaf ve İttifak devletleriyle Kafkasya siyaseti ele alınmıştır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin iç politikası, bu politikaya yön veren akımlar ve Osmanlı'yı Kafkasya'ya yönlendiren dış sebepler incelenmiştir. Ayrıca, savaşla birlikte Kafkasya siyasetinin başarılı olabilmesi için gerçekleştirilmiş faaliyetler de irdelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Gürcüler, Kafkasya, Transkafkasya, Bolşevik İhtilali, Maverayı Kafkasya.
İdeolojik propaganda aracı olarak İkinci Dünya Savaşı dönemindeki çizgi filmlerin göstergebilimsel analizi
Bu tez çalışmasında ideoloji ve propaganda kavramları üzerinden İkinci Dünya Savaşı ve savaş sırasında yürütülen ideolojik propaganda faaliyetleri pek çok açıdan ele alınmakta ve özelde de çizgi filmler üzerinden savaş sırasında yürütülen ideolojik propaganda faaliyetleri incelenmektedir. Bu amaçla öncelikle kavramlar üzerinde durulmuş, akabinde İkinci Dünya Savaşı irdelenmiş ve sonrasında da İkinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı 1939-1945 yılları arasında hazırlanan çizgi filmlerden ideolojik propaganda aracı olarak kullanıldığı tespit edilen ve net görüntüleri günümüze kadar ulaşabilen yedi adet çizgi filmi incelenmiştir. Çalışmada yer alan çizgi filmler incelenirken aynı zamanda ideoloji hakkındaki görüşleri nedeniyle benzer metaforları kullandığı düşünülen Slavoj Zizek ve Cemil Meriç'in ideoloji hakkındaki görüşleri de sınanmıştır. Birbirlerinden farklı tarihlerde yaşayan bu iki düşünürün farklı tarihlerde hazırlanan çizgi filmlerdeki ideolojik propaganda faaliyetlerini açıklar nitelikteki görüşlerinin mevcudiyeti nedeniyle de bu hususa dikkat çekilmiştir. Bu nedenlerle de çalışmada, temel önermeleri sınayabilmek adına son yıllarda kullanımı artan ve konu itibariyle sonuca ulaşılabilmesi için çizgi filmlerde yer alan göstergelerin incelenerek en iyi bulguların elde edilmesini sağlayacağı düşünülen göstergebilimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizlerle bu çizgi filmlerin halk üzerinde nasıl ideolojik propaganda aracı olarak kullanıldıkları, çizgi filmlerin göstergeler aracılığıyla yürütülen ideolojik propaganda ile halkın eğilimlerini nasıl yönlendirme amacında olduğu ve bu çizgi filmlerin Zizek ve Meriç'in ideoloji hakkındaki görüşleri doğrultusunda nasıl bir hâkim ideoloji propagandasını içerdikleri soruları üzerinde durulmuştur.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Arnavutluk ve Türkiye-Arnavutluk ilişkileri
Osmanlı Devleti'nin yıkılmasının ardından verilen kurtuluş mücadelesiyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti, takip ettiği dış politika çerçevesinde pek çok ülke ile ilişkiler geliştirmiştir. Bu devletlerden birisi de bağımsızlığını ilan eden en son Balkan ülkesi olan Arnavutluk'tur. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ve Arnavutluk, ikili ilişkilerini güçlendirmek ve siyasi-diplomatik alanda iş birliğini geliştirmek üzere anlaşmalar imzalamışlardır. Kısa süre içinde de her iki ülkede karşılıklı olarak konsolosluk ve elçilik açılmıştır. Bununla birlikte, İtalya ile ekonomi, savunma ve güvenlik anlaşmaları imzalayan Arnavutluk, bu ülkenin nüfuzu altına girmiştir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Arnavutluk ile kurulan iyi ilişkiler, ülkedeki İtalyan nüfuzu ve Ahmet Zogu'nun krallığını ilan etmesi gibi bazı gelişmeler sonrası bozulma eğilimine girmiştir. Buna karşın, ortak tarihi ve kültürel bağlara dayanan dostluk ilişkileri, -inişli çıkışlı bir seyir izlese de- 1939 yılına kadar devam etmiştir. 1930'lu yılların sonuna Kral Ahmet Zogu'nun yönetiminde giren Arnavutluk, 7 Nisan 1939'da İtalya tarafından işgal edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı döneminde önce İtalyan ardından da Alman işgalini yaşamış olan ülke, direniş örgütlerinin başlattığı bağımsızlık mücadelesi neticesinde Kasım 1944'te işgalci güçlerden temizlenmiştir. "İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Arnavutluk ve Türkiye-Arnavutluk İlişkileri" başlıklı tezimin giriş bölümünde, Arnavutluk'un coğrafi, demografik ve iktisadi yapısı ile bağımsızlığın kazanılmasına kadar Arnavutluk tarihi ele alınmıştır. Birinci bölümde, bağımsızlığın kazanılmasından İkinci Dünya Savaşı dönemine kadar Arnavutluk'taki gelişmeler ve bu dönem içindeki Türkiye-Arnavutluk İlişkileri incelenmiştir. İkinci bölümde, İtalya'nın Arnavutluk'u işgali ve işgale uluslararası arenada gösterilen tepkiler, İtalyan işgali döneminde Arnavutluk'ta yaşanan gelişmeler, ülkedeki direniş mücadeleleri, Alman işgali, Partizanların zaferi ve Çamerya sorunu gibi konular ele alınırken, üçüncü bölümde, iki ülke arasındaki ilişkiler Türk basını temel alınarak ortaya konulmuştur. Çalışmada Türkiye ve Arnavutluk arşiv belgelerinin yanı sıra Türkçe, Arnavutça ve İngilizce bilimsel yayınlar ile dönemin Türk basını incelenmeye çalışılmıştır.