Modern Times
90 theses under this subject heading
1840 temettuat defterlerine göre Korkuteli kazasının sosyoekonomik dinamikleri
1840 temettuat defterlerine göre Korkuteli kazasının sosyoekonomik dinamikleri başlıklı tezimde, yörenin ekonomisine dair bir perspektif oluşturmakla beraber Osmanlı taşra toplumunun yaşayış biçimlerine dair tespitler yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmamın sınırların belirleme noktasında bazı zorunluluklar olduğu gibi esas tespit etmek istediğim noktaların dışına çıkmamaya da özen gösterdim. Bu hususu kısaca açıklamak gerekirse, Bu defterlerin içeriği çalışmada ekonomik durum tespiti yapma açısından kısıtlı veri içermekte olduğu için, ürün bilgileri ya da elde edilen ürün miktarları bulunmadığı için bunlarla ilgili değerlendirme yapma şansım olmadı. Öte yandan kendi belirlediğim önceliklere göre defterlerde kayıtlı köylere ait verileri imkanlar dahilin de incelemek ve döneme ait bir tespit yapmak istedim. Bu verilerden yola çıkarak bugüne ait bir karşılaştırma işin başında belirlenen hedeflerin dışına çıkmak olacağından bu yapılmamıştır. İstanos nahiyesine bağlı 46 adet köyün kayıtlı olduğu üç farklı defter bu çalışmanın temelini oluşturur. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan bu defterlerde köyler ayrı ayrı kayıt altına alınmıştır. Anahtar kelimeler: Osmanlı, Tanzimat, Temettuat, İstanos
Tıp tarihinde müzik ile tedavi ve XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar delilerin mekanı Süleymaniye
Müziğin tedavi aracı olarak kullanılmasıyla, tıp tarihinde yeni tedavi alanları doğmuştur. Çalışmada, müzikle tedavinin tarihsel süreci incelenerek; müzikle tedavi yöntemlerinin uygulanış biçimleri, çalgı aletleriyle beraber ele alınmıştır. Geçmişten günümüze gelişerek gelen bu tedavi aracının doğuşu, dârüşşifâlar üzerinden anlatılmıştır. Öyle ki Türklerden başlayıp Osmanlı'ya taşınan bu miras en iyi şekilde uygulanmaya çalışılmıştır. Ayrıca sosyal devlet anlayışına sahip olan Osmanlı dârüşşifâları, kimsesiz akıl hastalarına yurt olmuş, üstelik bu hizmeti karşılığında hastalarından ücret talep etmemiştir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde kavram ve terminoloji üzerinde durulmuş olup "bîmarhâne" adının anlamını açıklayarak başladık. Bîmarhâne adı hakkında detaylı bilgiler verildikten sonra, bîmarhâne ile ilişkilendirdiğimiz tanımlar üzerinde durduk. Çalışmamızın ikinci bölümünde, müziğin insan ruhuna olumlu ve olumsuz tesirlerini araştırarak bunların neler olduğunu anlatmaya çalıştık. Ayrıca yaptığı çalışmalar ile tıp tarihine adını yazdıran hekimleri de çalışmamızda unutmayarak onların çalışmaları hakkında da bilgiler vermeye çalıştık. Üçüncü bölümünde ise Türklerde, İslam Medeniyeti'nde ve Avrupa'da müzik ile tedavi çalışmalarının olup olmadığını araştırdık. Bu araştırmalarımızı örneklerle renklendirmeye çalıştık. Daha sonra çalışmamızı musiki ile tedavi yapan dârüşşifâlar üzerinde yoğunlaştırdık. Son bölümde ise çalışmamızı Süleymaniye üzerinde yoğunlaştırdık. Süleymaniye'nin kuruluşunu, mimari yapısını, delilerini, işleyiş ve yönetimini kısaca Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde göz bebeği olan Süleymaniye Bîmarhânesi'nin kimlere ev sahipliği yaptığı? Kimlerin derdine derman olduğu? Gibi sorularımıza arşiv belgeleri ışığında cevap bulmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Bîmarhâne, Müzik, Akıl hastaları, Süleymaniye.
Batı ve Yakınçağ Osmanlı toplumunda servete bakış açısı
Servet konusu ilk ve ortaçağda bir anlam belirtmemesine rağmen Tanrı'nın vermiş olduğu bir iyilik olarak görülmektedir. Adam Smith tarafından ele alınan servet kavramı; kapsamlı olarak ele alınarak sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Bu düşünürler Smith'in servet anlayışını eleştirip yeni fikirler ortaya koymuşlardır. Batı toplumunda Adam Smith'ten farklı düşünce geliştirenler serveti, insana fayda sağlayan gerekli maddi değerler olarak görmüşlerdir. Bunun yanında kıt olup da değer içeren şeyler de servetten sayılmaktadır. Değer belirten örneğin, tablolar, heykeller, müzikle uğraşanların, doktorların ortaya koyduğu maddi-manevi değerler servet kabul edilmektedir. Genel olarak bakıldığında insana mutluluk veren, fayda sağlayan şeyler servet kabul edilmektedir ve servet iyi olarak değerlendirilmektedir. Fayda sağlamayan, mutluluk vermeyen servet ise kötü olarak değerlendirilmektedir. Osmanlı toplumu ele alınmadan İslam dünyasında servete bakış, insanlara saygınlık kazandıran, rütbe onur sahibi olarak belirtilmektedir. Yakınçağ Osmanlı toplumunda serveti, tasarruf yapılabilen, mübadele edilen, insanların ihtiyaçlarını karşılayan şeyleri servet saymışlardır. Denizi, toprağı, havayı servet kaynağı olarak görmüşlerdir. Cumhuriyet dönemindeki düşünürlerden Ülgener, servetin bir kere kullanıldığında tekrar yerine getirilmeyeceğini, mal ve serveti sadece hava atmaktan ibaret olduğunu belirtmiştir. Sabahattin Zaim ise, emek olmadan servet sahibi olunmayacağı görüşündedir. "Güzel insan" yetiştirerek verimlilik sağlanacağını, her insanın kendi alanında çalışarak o işe yoğunlaşması gerektiğini söyleyerek emeğe önem vermiştir ve serveti güzel insan yetiştirmeye bağlamıştır.
Eflak ve Boğdan'da Osmanlı hakimiyeti ve Fuad Efendi'nin layihası
Günümüzde Romanya olarak bilinen Eflak ve Boğdan, halk, kültür ve ortak tarihi sebebiyle birlikte anılmaktadır. Birinci bölümde bahsedileceği üzere tarih içerisinde pek çok topluluk ile devletin ilgi odağı olan Eflak ve Boğdan, bir çok devletin hakimiyet sahası olmuş ve bir dönem de Osmanlı Devleti içerisinde özel statüye sahip bir bölge olarak idare edilmiştir.Osmanlı Devleti, Memleketeyn diye tabir ettiği bu bölgeye XVIII. yüzyıldan itibaren Fenerli Beyleri atamıştır. Bu dönem Osmanlı kültür ve uygarlığının Romenleri pek çok alanda etkilediğinin hissedildiği bir dönem olmuştur. XIX. yüzyılda ise bu coğrafyada daha çok Rus nüfuzu etkili olmuş ve Osmanlı Devleti buradaki hakimiyetini kaybetmeye başlamıştır.Yüksek Lisans Tezi olarak sunduğum bu çalışmanın ikinci bölümünde, Eflak ve Boğdan'ın Osmanlı hakimiyetine girene kadar geçirdiği sürece değinilmiş, Osmanlı hakimiyeti altında geçen dönem içerisinde bu bölgenin statüsü, idari safhaları ve bu dönemdeki siyasi gelişmeler ile voyvodaların Osmanlı Devletine karşı sorumlulukları ele alınmış ve XIX. yüzyıl gelişmeleri ile Osmanlı hakimiyetinin kaybolmaya başladığı dönem değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde XIX. yüzyıldan itibaren bölgede başlamış olan Rus işgalleri ile 1848 İhtilali'nin Eflak ve Boğdan'daki yansımaları ele alınmış ve Osmanlı Devleti'nin bu dönemde aldığı önlemlerden bahsedilerek, Fuad Efendi'nin 1848 tarihli Eflak ve Boğdan'a dair layihası Osmanlıca metinden çevrilerek değerlendirilmesi yapılmıştır.Anahtar kelimeler; Eflak, Boğdan, Romanya,Besarabya, Fuad Efendi
Biga sancağına ait 4948, 4951, 15988, 15990, 15991 numaralı Temettuat Defterleri'nin transkripsiyon ve değerlendirilmesi
Yapılan araştırmanın amacı H.1260 tarihli 4948, 4951, 15988, 15990, 15991 numaralı Temettuat Defterleri'ne göre Avine kazasına bağlı köylerin sosyal ve ekonomik yapısını incelemektir. Temettuat Defterleri esas alınarak hazırlanan bu araştırmada, Avine kazasına bağlı köyler ve bu köyler çerçevesinde kırsal kesimin 19. yüzyıl ortalarındaki sosyo-ekonomik durumu ile ilgili genel bir sonuç çıkarılması amaçlanmıştır.Çalışmanın içeriği, Tanzimat Dönemi Osmanlı vergi sistemi, Temettuat Defterlerinin ortaya çıkış süreci, defterlerin kayıt altına alınması ve özellikleri, defterlerde geçen yöre olan Avine'nin (günümüzde Çanakkale ilinin Yenice ilçesi) nüfus, sosyal ve ekonomik yapısını tahlil ve tetkik etmeyi ve transkripsiyonu içermektedir. Temettuat Defterlerindeki bilgileri tablo ve grafikler yaparak konuyu daha anlaşılır hale getirmeye çalıştık.İncelediğimiz köylerde yaşayan halkın tipik bir Anadolu yerleşim yerinin özelliklerine sahip olduğu görülmektedir. Halkın sadece Müslümanlardan oluştuğu, orta yaş grubuna mensup insanların çoğunlukta olduğu, mesleklerinin kısmen kaydedildiği, kadın isimlerine kısmen ulaşılabildiği görülmüştür. Halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Halkın sahip olduğu emlak, tarla, bağ, büyükbaş, küçükbaş, yük-binek hayvanları ve arıları ile gelir-gider durumu karşılaştırılarak incelenmiştir. Yerel tarih açısından önemli kaynaklardan birisi olan Temettuat Defterleri, sahip olduğu zengin içerik ile ait olduğu bölgenin özellikle ekonomik potansiyelini gözler önüne sermesi bakımından önem arz ederken, günümüz sosyo?ekonomik yapısı ile de bir karşılaştırma imkânı vermektedir. Araştırmamız bölgesel olmakla birlikte Çanakkale il genelinin sosyo-ekonomik profilinin çıkarılmasında, yapılan araştırma, yardımcı kaynak olacaktır.
Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde paleopatolojik analiz
Van Kalesi'nin kuzeyinde bulunan Van Kalesi Höyüğü'nde ilk kazı çalışmaları 1939 yılında Kirsopp ve Silva Lake tarafından başlatılmıştır. Höyük'te kazı çalışmalarına 1989-1991 yılları arasında Prof. Dr. M. Taner Tarhan başkanlığında devam edilmiştir. 2010 yılında ise Van Kalesi Höyüğü'ndeki çalışmalara Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında yeniden başlanmıştır. Bu çalışmanın materyalini 2010-2012 yıllarında çıkan ortaçağ ve yakın çağa tarihlendirilen iskeletler oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda 377 birey tespit edilmiştir. Bu bireyler paleopatolojik açıdan incelenmiş ve toplumun yaşam biçimleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. 2010-2012 Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda karşılaşılan patolojiler 5 başlık altında toplanılmıştır. Toplum içinde en fazla gözlemlenen metabolik hastalık %28,42 oranla cribra orbitaliadır. Toplumun sağlık yapısı hakkında önemli bilgiler veren bir diğer patoloji ise %20,39 oranında gözlemlenen porotic hyperostosistir. Bu iki lezyon en fazla bebek ve çocuklarda gözlemlenmiştir. Toplumda konjenital anomaliler çeşitlilik olarak en fazla gözlemlenen patolojidir ve 8 başlık altında toplanılmıştır. Toplumda %15,15 oranında en fazla karşılaşılan konjenital anomali craniosynostotistir. Bu anomalilerin genetik kökenli ve bireyin yaşadığı stres veya çevresel etmenler nedeniyle gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Toplumda yaşam biçimine bağlı 7 patolojik lezyon tespit edilmiştir. Erişkin bireylerde tespit edilen periferal osteoartritin oranı %31,81'dir. En az 1 omurunda gözlemlenen osteoatrit ise %57,80'dir. Schmorl nodülü ise toplum genelinde %50,27 oranında gözlemlenmiştir. Yaşam biçimine bağlı gerçekleşen hastalıklar yaş ilerledikçe artış göstermektedir. Enfeksiyonel hastalıklar açısından da incelenen toplumunda %55,67 oranıyla periostitis bulunmaktadır. Toplumun her yaş ve cinsiyetteki bireylerinin patolojik olgulardan etkilendiği, toplumda gözlemlenen enfeksiyonel hastalıkların diğer Anadolu toplumlarına göre fazla olması, bebek ve çocuk ölüm oranlarının (%55,70) fazla oluşu ve toplumda genç yaşlardan itibaren yaşam biçimine bağlı gerçekleşen hastalıkların gözlemlenmesi nedeniyle 2010-2012 Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nun tarıma dayalı bir ekonomiye sahip olduğu, hijyenik olmayan bir ortamda yaşadıkları ve beslenme açısından yetersiz bir duruma sahip oldukları düşünülmektedir.
Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde travma ve tümör analizi
Bu tez çalışmasının materyalini oluşturan iskelet kalıntıları 2010 - 2012 yılları arasında yapılan Van Kalesi Höyüğü kazılarından elde edilmiştir. Van Kalesi Höyüğü, Van ili sınırlarında var olan Van Kalesi'nin hemen dışında doğu-batı yönünde alçak sırt şeklinde uzanmaktadır. Ortalama genişliği 70 m. ve uzunluğu 1 m. olan bu höyüğün en yüksek kısmı batı ucudur. Bu noktada yükseklik 7 m'yi geçmektedir. Höyükte kazılara 2010 yılında Van-Tuşpa Projesi kapsamında Erkan Konyar başkanlığında başlanmıştır. Höyük "A"," B" ve "C" tabakaları şeklinde katmanlara ayrılmıştır. "A" tabakası kazısı esnasında bu çalışmanın materyali olan iskeletler, mezarlık alandan çıkartılmıştır. İskeletler A tabakasının mezar tiplerine bakılarak Ortaçağ ve Yakın Çağ arasına tarihlendirilmiştir. Höyük alanı yıllarca iki dini inanışa sahip insanlara tarafından iskan görmüştür. Çalışmanın amacı, Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda travma ve tümörün varlığına dair incelemeler yapmak ve çağdaşı olan Anadolu toplumlarıyla karşılaştırmaktır. Höyük toplumunda 377 birey paleopatolojik açıdan incelenerek travma ve tümör analizleri yapılmış ve toplumun yaşam biçimi hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nda gözlemlenen travmalar Cranial, Post-Cranial ve Kültürel kafatası deformasyonu olarak üç alt başlıkta incelenmiştir. Toplumda cranial travmaların görülme oranı % 8,91, Post-Cranial travmaların görülme oranı %4,83'tür. Kafatası deformasyonu görülme oranı ise % 8,6'dır. Van Kalesi Höyüğü Toplumunda tümörler benign (iyi huylu) ve malignant (kötü huylu) olmak üzere iki alt başlıkta incelenmektedir. Toplumda benign tümör olarak bilinen: button osteoma, osteokondroma, fibros cortical defect ve dermoid kist gözlenmiştir. Toplumda button osteoma görülme oranı % 2,64'tür. Malignant tümörlere ise rastlanılmamıştır. Toplumda travmalar, en fazla erişkin erkek bireylerde olmak üzere her yaş grubunda gözlenmiştir. Çocuk bireylerde ve her yaş grubu erişkin bireylerde kafatası deformasyonunun gözlenmesi bu durumun kültürel bir davranış olduğunu düşündürtmektedir. Toplumda gözlenen travmanın günlük yaşam biçiminden kaynaklı düşme ya da çarpma gibi durumlardan oluştuğu gözlenmiştir. Toplumda savaş ve şiddete yönelik travmalara rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Van Kalesi Höyüğü, Travma, Tümör, Ortaçağ ve Yakın Çağ.
Bosna-Hersek'in (1908) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından ilhakının Osmanlı basınındaki yansıması
Balkanlar bölgesinde önemli bir yeri olan Bosna-Hersek, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun hedefi haline gelmiş, 1875 Bosna-Hersek İsyanı ile birlikte Avrupa siyasetine Doğu Sorunu adıyla yansımıştır. 19. yüzyılın siyasi bloklaşması arasında kendine bir yer bulamayıp, siyasi dengelerin değişmesine ayak uyduramayan Osmanlı Devleti, 1878 Berlin Antlaşması ile birlikte Balkanlardaki birçok toprağını kaybetmiş ve halkının çoğunluğu Müslüman olan Bosna-Hersek'i, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun işgaline bırakmak zorunda kalmıştır. İşgale ve bahsi geçen imparatorluğun yeni bir kimlik oluşturma çabalarına tepki duyan ve yeni yönetimden memnuniyetsizliğini ifade eden Bosna halkı, yeni hükümetten gördüğü baskı ve olumsuz tavır sonucu göç etmek zorunda kalmıştır. İşgalden sonra, Bosna-Hersek'e askerlerini yerleştiren ve otuz yıl bu eyaleti yöneten Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, bu süreçte Bosna-Hersek'i ilhak planlarını gizli bir şekilde yürütmüştür. 19. yüzyılın siyasi bloklaşması neticesinde, dönemin siyasi dengesini kendi lehine kullanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Berlin Antlaşması'na sadık kalmayıp, 1908 yılında Bosna-Hersek'i ilhak ederek, siyasi bir krize sebep olmuştur. Avusturya-Macaristan'ın uluslararası bir antlaşmayı görmezden gelerek Bosna-Hersek'i ilhakı, büyük bir savaşla sonuçlanmamasına rağmen, Avrupalı devletlerin ve Osmanlı Devleti'nin büyük tepkisine sebep olmuştur. İlhak krizi, en fazla Osmanlı Devleti ve Sırbistan'ı etkilemiş ve bu durum, her iki devletin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile olan siyasi ilişkilerini durdurma noktasına getirmiştir. Bosna-Hersek'in ilhakı, dönemin Osmanlı Devleti'ni ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu birçok yönden etkilemiş, Avrupa'da siyasi ittifakların gözden geçirilmesine ve Birinci Dünya Savaşına giden yolda yeni siyasi blokların oluşmasına sebep olmuştur. Bu sebeple, Bosna-Hersek'in ilhakı hem Osmanlı tarihi hem de Avrupa tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu tez, Bosna-Hersek İsyanının sebep olduğu Bosna krizinin ardından, Bosna-Hersek'in, 1877-1878 Berlin Antlaşması'nın 25'nci maddesine istinaden Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgalini, Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgelerine dayanarak ele almayı ve 1908'de yine aynı devlet tarafından ilhakının Osmanlı basınındaki yansımalarını ve Osmanlı hükümetinin bu durum karşısındaki tutumunu analitik bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
İstanbul gazetelerinde Sedan Muharebesi (1-2 Eylül 1870)
Sedan Muharebesi, 1870-1871 Fransa-Prusya Savaşı'nın etki ve sonuçları itibariyle en önemli muharebesidir. Fransız ve Alman toplumlarında derin izler bırakan muharebe, Avrupa'nın güç dengelerini değiştirmiştir. Almanya, Prusya önderliğinde birleşerek Alman İmparatorluğuna, Fransa ise birkaç gün içerisinde Üçüncü Cumhuriyet'e dönüşmüştür. Avrupa'da yaşanan bu değişim, kuşkusuz Osmanlı Devleti ve kamuoyunda ciddi yankı uyandırmış, Sedan Muharebesi, İstanbul gazetelerinde geniş yer bulmuştur. Bu tez çalışması, İstanbul gazetelerini kullanarak Sedan Muharebesinin Osmanlı Devleti ve kamuoyunda nasıl değerlendirildiğini analitik bir bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır.
275 numaralı Manisa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirilmesi (H.1254-1255/M.1838-1840)
Şer'iyye Sicilleri, Osmanlı Devletinde kadıların mahkemelerde verdikleri hükümlerin kayıtlarının tutulduğu defterlerdir. Şer'iyye Sicili kayıtlarını incelediğimizde o bölgenin sosyal, ekonomik, kültürel, hukuki yapısı hakkında bilgi sahibi olmaktayız. 275 Nolu Manisa Şer'iyye Sicilini konu bakımından incelediğimizde ölen kişilere ait tereke kayıtları, miras davaları, boşanma davaları, adam yaralama, Redif kışlasının masraf pusulaları, Saruhan sancak masraf pusulaları, rüşvet hakkında çıkarılan cezalar ile ilgili kayıtlar, izin tezkereleri, savaşlarda yaralanan askerlerin tekaüdlük maaşları hakkında kayıtlar, illet-i veba hastalığı hakkında çıkarılan düzenlemeler gibi mevzular hakkında bilgi edinmekteyiz.
İkinci Abdülhamid döneminde (1876-1908) Osmanlı Singapur ilişkileri
Güneydoğu Asya ülkeleri içerisinde önemli bir yere sahip olan Singapur'u İngilizler kendi yönetimlerine almış olsalar da buradaki Müslüman halk her daim Osmanlı Devleti'ne bağlılıklarını bildirmiş ve Sultan İkinci Abdülhamid döneminde istedikleri yakınlaşma fırsatını elde etmişlerdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Osmanlı Singapur ilişkilerine dair birçok belge bulunmaktadır. Ayrıca, dönemin gazetelerinden İkdam, Tercüman-ı Hakikat ve Sabah gazeteleri, konuyla ilgili çok önemli bilgiler sunmaktadırlar. Bu kaynakları temel alan bu Yüksek Lisans Tezi, İkinci Abdülhamid dönemindeki Osmanlı Singapur ilişkilerini analiz etmeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Singapur, İkinci Abdülhamid, konsolosluk, Güneydoğu Asya
812 Numaralı Aydın Ayniyat Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılda vilayetlere, nezaretlere ve çeşitli dairelere gönderilmek üzere veya buralardan gelen yazılara cevap vermek için Sadaret tarafından kaleme alınan yazı suretlerinin kaydedildiği Ayniyat Defterleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin Bab-ı Ali Evrak Odası fonunda bulunmaktadır. Söz konusu defterler idari, mülki, hukuki, askeri, mali pek çok konuyu içermektedir. Bu çalışmada, Bab-ı Ali Evrak Odası fonunda bulunan 812 numaralı Aydın Ayniyat Defteri'nin (H. 1283-1294/M.1866-1877) transkripsiyonu yapılarak, deftere yansıyan olaylar mevcut literatür ile birlikte ele alınıp irdelenmiştir. Bu doğrultuda, 1866-77 yılları arasında Aydın Vilayeti'nde (Aydın, İzmir, Manisa, Denizli, Muğla) meydana gelen ve Şeriye mahkemelerinin yetki alanları dışında kalan pek çok davanın temyiz kayıtları ile eşkıyalık hareketleri, imar faaliyetleri, göreve tayin edilen ve görevden azledilen memurlar ve daha pek çok konu hakkında bilgi verilmiştir. Yapılan bu çalışma ile, Aydın Vilayeti'nin 1866-77 yılları arasındaki idari, hukuki, sosyal ve iktisadi tarihine katkı, Batı Anadolu Tarihi araştırmacılarına ise başvuracakları bir kaynak sağlamak amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Ayniyat, Aydın Vilayeti, Aydın, İzmir, Manisa, Muğla, Denizli, Mahkeme, Hukuk, İdari, Sosyal
1884-1885 Berlin Konferansı ve Afrika'nın Avrupalı devletler tarafından paylaşımı
XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde, sömürgeci devletlerin hedefinde artık Afrika vardı. Özellikle Belçika Kralı II. Leopold'un sömürge elde edebilmek için şahsi girişimlerde bulunup, Afrika'da keşifler yaptırmasıyla beraber, Afrika bu dönemde daha da önem kazanmıştı. Afrika'yı özellikle Kongo'yu paylaşamayan sömürgeci güçler ile dönemin önde gelen devletleri bu anlaşmazlığa bir son vermek amacıyla konferans toplamaya karar verdiler. 15 Kasım 1884'ten 26 Şubat 1885'e kadar süren Berlin Konferansı (ya da diğer isimleriyle Kongo Konferansı, Batı Afrika Konferansı), bu kararın bir neticesiydi. Alman Şansölyesi Otto von Bismarck'ın başkanlığını yaptığı konferansa, dönemin Afrika kıtasında toprağı veya kıtanın paylaşılmasında siyasi ve ekonomik çıkarları olan 14 ülke katıldı. Katılımcı ülkeler; İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Portekiz, İspanya, Amerika, Danimarka, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İsveç ve Norveç, Hollanda, Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan oluşmaktaydı. Konferansta özelde Kongo Havzası'ndaki ticaretin belirlenmesi, genelde Afrika'nın paylaşım esasları görüşülmüştür. Ayrıca yeni sömürgeciliğin yasal başlangıcı olarak kabul edilen Berlin Konferansı, yeni emperyalizmin temel prensiplerinin de belirlendiği ilk konferans olması sebebiyle dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, konferansın toplanmasından önce Avrupalı sömürgeci güçlerin Afrika'ya yönelik politikaları, genel durumları ve Afrika'yı paylaşma girişimleri ele alınmıştır. Ayrıca, Kuzey ve Doğu Afrika'da toprağı olan ve buradaki Müslümanlarla ilişkileri bulunan Osmanlı İmparatorluğu'nun konferansa bakış açısını sunulmuş ve değerlendirilmiştir. Son olarak, konferansta görüşülen konular, bunların önemi ve sonuçları, özellikle Kongo'nun durumuna yer verilmiştir.
190 numaralı Manisa Şer'îyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Son dönemde giderek artan ve önem kazanan târih araştırmaları türlerinden biri de şehircilik târihi ve buna en önemli ve özgün kaynağı teşkîl eden; Şer'îyye Sicilleri'dir. Bu çalışmada, Şer'îyye Sicili aracılığı ile Manisa şehrinin, söz konusu dönemdeki; siyâsî, idârî, sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını, bilimsel bir yaklaşım ve özgün bir metotla araştırmayı; Osmanlı şehir yapısıyla ilgili bir takım genelleme ve tespîtlere, katkıda bulunmayı amaç edindik. Araştırma, konu açısından; M. 1732 - 1733 yıllarında, Manisa şehrini ve onu günümüze yansıtan önemli bilgileri ihtivâ eden ve bu konuya temel kaynak sağlayan; H. 1145 - 1146 târihli 190 Numaralı Manisa Şer'îyye Sicili'nde yer alan, dâvâ ve kayıtlarla sınırlıdır. İncelenen sicil defteri, içermekte olduğu dâvâ ve kayıtlar îtibârıyla; Manisa çevresinde, ilgili dönemdeki şehir merkezi, mahâlleler, kazâ ve köy gibi yerleşim birimleri ile buralarda yaşamış olan, çeşitli meslek grupları ve konumlardaki insanların, sosyâl ve kültürel hayatları hakkında, önemli bilgiler sunmaktadır. Bunlar; söz konusu dönemde, insanların sâhip oldukları şahsî haklardan, âile yaşamına yönelik ilişkilere; bunların yanı sıra, çeşitli eşyâlar, zirâî mahsûller ve âletler ile çeşitli amaçlarla beslenen hayvanlar ve bu eşyâların fiyatlarını içeren bilgilerden oluşmaktadır. Aynı zamanda, mahkeme kayıtlarından, ilgili dönemde uygulanan hukûkun ve sonuçlarının, sosyâl yaşama yansımalarını da gözlemlemek mümkündür. Son olarak, defterde yer alan bâzı belgelerden; söz konusu dönemin siyâsî hâdiseleri ile merkez ve çevresiyle olan idârî ilişkiler hakkında da bilgiler edinebilmemiz mümkündür. Sonuç olarak; incelenen defterde yer alan tüm bu veriler, nicelik ve nitelikleri açısından istatistiksel olarak da değerlendirilip, kapsamlı bir sonuç hâlinde sunulmaya çalışılmıştır.
Tereke kayıtlarına göre Yunt Dağı nahiyesi köylerinin sosyal ve ekonomik durumu (1850-1900)
Bu çalışmada 1850-1900 yılları arasında Manisa Şer'iyye Sicilleri içerisinde yer alan Yunt Dağı nahiyesi köylerine ait tereke kayıtları incelenerek nahiye köylerinin sosyal ve ekonomik durumu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada Manisa Yazma Eser Kütüphanesi'nde bulunan 293, 295, 296, 299, 302, 303, 308, 310, 311, 315, 316, 318, 320, 324, 325, 328, 331, 332, 338, 346, 347, 349, 352, 354, 357, 359, 361, 364 numaralı defterlerden alınan 626 tereke kaydı kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmada, nahiyeye tabi köy ve aşiretlere ait terekelerden elde edilen bilgiler üç bölüm halinde incelenmiştir. Çalışmanın giriş kısmında, incelediğimiz dönemde Manisa'nın idari taksimatı, şer'iyye sicilleri ve tereke kayıtları hakkında genel bilgiler verilmiş olup ardından kaynak olarak kullanılan Manisa tereke kayıtları hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmanın birinci kısmında ise tereke kayıtlarının sosyal ve ekonomik açıdan analizi yapılmıştır. Bu bağlamda tereke sahiplerinin aile yapısı, taşıdıkları lakap ve unvanlar, meslekleri, vefat yerleri ve nedenleri ve terekelerden yapılan kesintiler hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında ise tereke sahiplerinin mal varlıkları hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Bu bölümde ise tereke sahiplerinin gayrimenkulleri, menkulleri, nahiyede servetin oluşumu ve servet dağılımı hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışma sonuç, kaynakça ve ek bölümleri ile neticelendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yunt Dağı, tereke, Manisa, kassam, sosyal ve ekonomik yapı
Osmanlı Devleti'nin II. Abdülhamid Dönemi İngiltere ile ilişkileri içerisinde londra elçileri
Osmanlı Devleti'nin, 1789?1909 yılları arasında, dış politikası üzerine günümüzde de araştırmalar sürerken dış siyasette büyükelçilerin rolünün ne olduğu konusu, bizleri bu çalışmayı yapmaya yöneltmiş ve İngiltere ile ilişkilerde Londra'da görev yapan, Osmanlı büyükelçileri tarafımızdan incelenmiştir. Araştırmamıza göre Londra'da görev yapan elçi sayısı beştir. Bu elçilerin dördü Rum ve Ortodoks mezhebi kökenli biri de İttihat ve Terakki üyesidir. Onlar, diplomatik görüşmeler yapmanın yanında İngiliz kamuoyunun Osmanlı lehinde olması için de girişimlerde bulunarak, Londra'da bulunan bazı Müslümanlarla birlikte rakip devletler aleyhinde zaman zaman mitingler de düzenlemişlerdir. Bizler, beş elçinin siyasi ve sosyal olaylardaki rolünü incelediğimiz için elde edilen belgeler ışığında bu türlü bilgilere de yer vermiş bulunmaktayız. Araştırma süresince Londra Sefarethanesi'nin müsteşarları ya da katipleri tarafından gönderilen belgelere de rastlanmıştır. Bu belgeler memurlar arasında çekişmeler yaşandığını ortaya koyduğu gibi sefarethane binasının fiziki durumuna da ışık tuttuğundan bu konu da ayrıca araştırmamızda yer alır.Araştırmamızın odak noktası, Osmanlı Devleti'nin Londra elçilerinin siyasi işlerdeki rolüdür. Elçilerin, siyasi olaylarda çok önemli konumda olmaları olayların gidişatına da büyük katkı sağlar. Onlar için en önemli görev, Osmanlı Devleti'nin çıkarlarını koruyarak elde edilen bilginin, zamanında doğru bir şekilde Hariciye Nezareti'ne ulaştırılmasını sağlamaktır. Savaşa doğru giden bir dünyada gelişen siyasi ilişkiler ve bu ilişkilerde Sultan II. Abdülhamid'in denge politikası da elçileri dış politikaya dair gelişmelerde öne çıkarır.Araştırmamızın başında incelediğimiz ilk elçi, Kostaki Musurus Paşa'dır. Ona ve diğer Rum uyruklu elçilere, Müslümanlardan daha fazla görev verilmesi bir nevi Hariciye Nezareti'nde yetişmiş Müslüman memur sıkıntısından kaynaklanmaktadır. İstefanaki Vogoridi Bey'in hamiliği de Kostaki Musurus Paşa için inkâr edilemez. Diğer dört elçi, yine onun gibi İngiltere Kralı ya da Kraliçesi'nin onayı olmadan Londra'ya atanmamıştır. Beş elçinin ortak yönlerinden biri de daha önce Yunan Sınırı'nda görev almış olmalarıdır. İngiltere Devleti'ne danışılmadan herhangi bir siyasi hamle yapılmadığı da kaynaklarda açıkça görülür. Elçiler, siyasi işlerin yanında Osmanlı Devleti lehine olacak her türlü oluşumun da içerisindedirler. Padişah, onlar vasıtasıyla, bir taraftan Avrupa siyasetini takip ederken diğer taraftan da Avrupa kamuoyunun nabzını konrol etme çabası içinde olmuştur. Bir nevi elçiler onun Avrupa'daki gözü ve kulağıdırlar.İncelediğimiz dönemde görev alan elçiler, yeterli meziyetlere de sahip değildir. Örneğin; devlet kademelerinde birçok akrabası bulunan Kostaki Musurus Paşa, İngiliz yanlısıdır. Kendisinden daha sonraki yıllarda Londra Büyükelçiliği yapan oğlu İstefanaki Musurus, Türkçe bilmez. İtalyan Françesko'nun oğlu, Rum asıllı ve Cebel-ü Lübnan Mutasarrıflığı yapmış Rüstem Paşa'nın ve ondan sonra gelen Kostaki Anthopoulos Paşa'nın da İngilizcesinin yeterli olmadığı söylenir.Tam ve detaylı bir biyografi vermek ayrı bir tez konusu olduğundan araştırmamızda, elçilerin hayatlarından ve kim olduklarından kısaca bahsederek, dış politika ile ilgili olaylara daha fazla yer verdik. Bu kişilerin isimlerinin geçtiği araştırma eserlerinin sınırlı olması dolayısıyla büyük ölçüde Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dairesi'nde yer alan Hariciye Nezareti belgelerinden, elçilerin gönderdiği raporlardan yine dönemin resmi gazeteleri, salnamelerden ve yazılmış hatıratlardan yararlandık.
Silahların gölgesinde siyaset: Bir komitacı olarak Yakup Cemil Bey
Osmanlı İmparatorluğu, ordunun siyasi arenada etkisinin en fazla hissedildiği devletlerden olmuştur. Kuruluştan itibaren karşısına çıkan yeni düşmanlara paralel bir şekilde gelişen Osmanlı ordusu, profesyonelleştikçe siyasileşmiş ve başkent siyaseti üzerinde belirleyici bir rol kazanmıştır. İmparatorluğun fetihler çağının kapanması ile asker, siyasi güç paylaşımının en önemli kutuplarından olmuştur. Geleneksel kurumların tasfiyesi ile girişilen modernleşme hareketi, orduda dünya görüşü açısından büyük değişime yol açmış fakat dahil olduğu olaylardaki reaksiyonlarında geçmişin izlerini taşımaya devam etmiştir. Avrupai fikirlerin İmparatorluk düşünce yapısına sirayeti ile Türkiye siyasetinde anayasa ve parlamento gibi yeni kavramlar ve bu uğurda mücadele eden yeni tip aktörler ortaya çıkacaktır. Yeni Osmanlılardan İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne devam eden bu sürecin sonunda yenilikçiler istediklerini çok da barışçıl olmayan yöntemler ile sağlamış bu durumun olumsuz yan etkileri iktidarda bulunduklarında dahi peşlerini bırakmamıştır. Zira söz konusu yöntemlerin icracı kanadı fedailer, siyasetin üzerinde gölge oluşturmuşlardır. Fedailerin arasındaki en meşhur simalardan olan Yakup Cemil de bu durumun en büyük müsebbiplerinden biridir. 1883 yılında İstanbul Yenibahçe'de doğan Yakup Cemil, 1901 yılında girdiği Mekteb-i Harbiye'den 1903 yılında Piyade Mülazım'ı (teğmen) olarak mezun olmuş ve her biri farklı milletten oluşan çetelerin savaş alanına çevirdiği Makedonya'da görevlendirilmiştir. 1908 yılında katıldığı İttihat ve Terakki Cemiyet'inin aynı yıl kurulan Fedai Bölüğü'ne girmiş ve burada birçok görev üstlenmiştir. 1908'de ihtilalinIX ardından Cemiyet muhaliflerine yönelik suikastlarda rol almış, İran'daki ihtilalcilere yardıma gitmiş ve hayatında önemli bir kırılmaya sebep olan Adana'da Cemiyet menfaatlerini gözetmiştir. Trablusgarp ve I. Balkan Savaşı'nın ardından karıştığı Bâb- ı Âli Baskını sebebiyle ordudan ihraç edilmiş ardından gönüllü olarak II. Balkan Savaşı'nda görev almıştır. Cihan Harbi başladığında da gönüllü olarak Kafkas cephesine dahil olan Yakup Cemil ardından iç güvenlik hizmeti görerek Doğu Anadolu'da çete savaşları yürütmüş sonra Irak'ta çok kısa görev yaptıktan sonra İstanbul'a dönmüştür. Vazifelerinde sebat edememesi, kendi başına buyruk hareketlere girişip hiyerarşiye riayet etmemesinden kaynaklanmaktaydı. Nitekim bu yönü onu İstanbul'a döndüğünde de rahat bırakmayacak ve akıbetine giden yolun taşlarını bu şekilde döşeyecektir. Mensubu olduğu Fedai Zabıtan'ın, ihtilalin ardından müstakil bir grup haline gelip Trablusgarp Savaşı'nda ise Enver Bey'in liderliğinde siyasi kimlik kazanma sürecine girmesi Yakup Cemil'in hayatını da etkileyecektir. Enver Bey'in uğruna birçok kez silahını kuşanacak, tehditkâr davranışlarda bulunacak ve Enver'in, "Bey" iken "Paşa" olmasına katkı sağlayacaktır. Döneminin önemli olaylarına pervasız hareketleri ile damga vuran Yakup Cemil, Türkiye'de "komitacılık" denildiğinde ilk akla gelen sembol bir isim olacaktır. Hatta yöntemleri açısından basın gibi farklı alanlarda da bir rol model olarak anılacaktır.
XIX. yüzyılda Bursa'da ipek böcekçiliği
XIX. yüzyıl Bursa ipek böcekçiliği konulu tezimizle, Bursa ipek böcekçiliğinin Osmanlı Devleti içerisinde başlangıcından kısa bir bahisle, özellikle devletin son dönemlerinde ekonomideki yeri ve önemini ortaya koymayı amaç edindik. İpek böcekçiliğinde XIX. yüzyılda Bursa için, Avrupa'da geliştirilen yeni teknolojilerle üretime geçişin tarihi gelişimini konu edindik. Osmanlı Devleti sanayi gelişiminde Bursa ipek böcekçiliğinin üretimi, ticaretteki hacmi, devletin ipek böcekçiliğinden elde ettiği geliri tezimizin kapsamını oluşturmuştur. Bursa'da XIX. yüzyılda açılan fabrikalarla bu sanayi kolunda faaliyet gösteren nüfusun oranı, en önemlisi ipek böcekçiliğinde aktif ve yoğun olarak çalışan kadınların faaliyetleri tezimizin kapsamını oluşturmuştur.Osmanlı Devletinin ilk büyük başkenti olan Bursa, özellikle devletin ticari hayatında, bulunduğu coğrafi konumuyla Doğu-Batı ticaretinde üretimi yapılan ürünlerin toplanma ve dağıtım merkezi olması hasebiyle ticaretin her dönem canlı olarak yaşandığı bir merkez olmuştur. Tezimiz ile ilgili olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgelerinde son derece zengin bir kaynak bulunmaktadır. İpek böcekçiliğinde hem Bursa merkezinde, hem de çevre kaza ve köylerinde faaliyet gösterilmiş olması bize zengin bir kaynak oluşturmaktadır. İpek ticaretinde Bursa'nın merkezi konumu devletin, ipek böcekçiliğine verdiği önemi, ham koza alım ve satımlarının Bursa mizanında tartıldıktan sonra yapılabilmesi ipek böcekçiliğinin tarihi gelişimini izleyebilmemize imkân vermiştir.XIX. yüzyıl Bursa'da ipek böcekçiliği isimli bu tez, dört bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde XIX. yüzyıl öncesi ipek böcekçiliğinin Osmanlı Ekonomisindeki yeri ile ilgili bilgi verilerek, ipek yolu ticareti, XVI-XVII. yüzyıllar ve XVIII. yüzyıl Osmanlı Devletinde Bursa ipek böcekçiliğinin durumu, ekonomideki hacmine değinilmiştir.İkinci bölüm, XIX. yüzyıl Bursa'da ipek böcekçiliği kapsamlı olarak incelenmiştir. İpek böceğinin bakımı, koza üretimi, yıllara göre değişen üretim miktarları tablolarla incelenmiştir. Ayrıca bu dönemde ipek böceklerinde görülen hastalıklar, dut bahçeleri, Bursa ipek fabrikaları, ipekli kumaşlar, üretim çeşitliliği ele alınmıştır.Üçüncü bölümde XIX. yüzyıl ipek böcekçiliğini etkileyen gelişmeler ele alınmıştır. Bu kapsamda Osmanlı- İngiliz Ticaret antlaşması, Islah-ı Sanayi Komisyonu'nun ekonomiye etkileri, Bursa İpek böcekçiliğindeki etkileri açıklanmıştır. Harir Darü't Talimi'nin kuruluşu, Bursa Fabrika-i Hümayunu incelenmiştir. Yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte sanayide ve teknolojide yeni gelişmelerle üretilen ürünlerin pazarlanması, bu pazarda Bursa ipek böcekçiliğinin yeri tespit edilmiştir.Dördüncü bölümde ipek böcekçiliğinin Bursa kent kültürüne, sosyal yaşamda etkileri ele alınmış, ipek böcekçiliğinin Bursa'da istihdamı, özellikle kadınların ipek böcekçiliğindeki faaliyetleri, sektörün gelişiminde rolleri ele alınarak, değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Salnamelere göre Ankara vilayeti: 1871-1907
Tezimizde, ?Salnamelere Göre Ankara Vilayetinde İdari, Sosyal ve Ekonomik Yapı Ne İdi?? sorusuna cevap aranmıştır. Tez konusu, 1871-1907 yılları arasında yayımlanan 1871, 1872, 1873, 1876, 1878, 1882, 1883, 1891, 1893, 1900, 1902 ve 1907 yıllarına ait Ankara vilayeti salnameleri ?tarihi yöntem?le incelenip değerlendirilmiştir. Geçmiş zaman içinde meydana gelmiş olay ve olguların araştırılmasında veya bir problemin geçmişle olan ilişkisi yönünden incelenmesinde ?tarihi yöntem? kullanılmaktadır. Tarihi yöntem, bilgi üretmek için geçmişin eleştirel bir gözle incelenmesi, analizi, sentezi ve rapor edilmesi sürecidir. Tarihsel araştırma `ne idi' sorusuna cevap aramaya yöneliktir.Tezimizde, ?1871-1907 Yılları Arasında Salnamelere Göre Ankara Vilayetinde İdari, Sosyal ve Ekonomik Yapı Ne İdi?? sorusuna cevap verilmiştir. Vilayet salnamelerinde yer alan olay ve olguların araştırılması ve sebep-sonuç ilişkisinin kurulmasında devlet ve maarif salnamelerinden yararlanma ihtiyacı duyulmuştur. Bu çerçevede, salnamelere göre yapılacak şehir tarihi çalışmalarında, bütün salnamelerin ve vilayet gazetelerinin incelenmesi ve elde edilecek bilgi ve bulguların harmanlanıp değerlendirilmesi gerekmektedir.Osmanlı şehir tarihi çalışmalarında, yapılacak her türlü inceleme ve araştırmanın salnameleri ve vilayet gazetelerini dikkate alması gereklidir. Başka bir ifadeyle salnameler ve vilayet gazeteleri dikkate alınmadan yapılacak şehir tarihleri noksan ve yetersiz kalmaya mahkûmdur.Anahtar Sözcükler1.Ankara2.Salname3.İdari yapı4.Sosyal yapı5.Ekonomik yapı
Temettu'at defterlerine göre Taşköprü kazasının sosyo-ekonomik yapısı (h.1260-1261 m.1844-1845)
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyıl, ıslâhatların yapıldığı bir dönem olmuştur. Tanzimat'ın ilânından sonra malî alanda çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Bunların en önemlilerinden biri, vergi alanında olmuştur. Değişik adlarla alınan vergiler basitleştirilerek Temettu` Vergisi adı altında tahsil edilmeye başlanmıştır. Halkın emlâk, arâzi ve kazançlarının tespiti için temettu`at sayımları yapılmış ve bu sayımlar defterlere kaydedilmiştir. Temettu`at Defterleri adı verilen bu belgeler, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunmaktadır. Temettu`at Defterleri ait olduğu bölgenin sosyo-ekonomik v.b birçok özellikleri hakkında önemli bilgiler ihtiva etmektedir.Bu çalışmada Taşköprü Kazası Mahallelerine ait 7 adet Temettu`at Defteri ana kaynak olarak kullanılmıştır. Çalışmamızda bu kaynaklardan hareketle ilk olarak, Temettu`at Defterinin tutulduğu 1844-1845 tarihlerinde ki Taşköprü'nün idari yapısı ve nüfusu ele alınmıştır. Daha sonra Temettu`at Defterlerinin vermiş olduğu, kazanın sosyal yapısıyla ilgili önemli bilgilerden olan kişi, aile isimleri; lâkap ve ünvânlar değerlendirilmiştir. Toplum hayatında önemli yere sahip olan sosyal yapılar ve müesseseler tespit edilmiş, bunlarla ilgili Temettu`at Defterlerinde geçen bilgiler verilmiştir.Temettu`at Defterleri ekonomik yapı ile ilgili de önemli bilgiler vermektedir. Bizde Taşköprü Temettu`at Defterlerinin bu alanda verdiği bilgilerden hareketle değerlendirmelerde bulunduk. Son olarak da Taşköprü Mahalleleri Temettu`at Defterlerinin tablolaştırılmış transkripti verilmiştir.Tüm bu değerlendirmelerden sonra Kazanın XIX. yüzyıl ortalarındaki sosyal ve ekonomik durumu ortaya çıkmıştır.
İran-Turan-Afgan coğrafyası üzerinde İngiliz-Rus rekabeti ve bu rekabetin Osmanlı basınına yansımaları
İran-Turan-Afgan coğrafyası tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olmuştur. 19. Yüzyıldan 20. Yüzyılın başına kadar Rusya'nın Hindistan'a ulaşma emeli ve İngiltere'nin Hindistan'daki varlığını koruma mücadelesi doğrultusunda iki devletin siyasi, askeri ve iktisadi alanlarını genişlettiği "Büyük Oyun" veya "Gölgeler Yarışması" olarak adlandırılan rekabete sahne olmuştur. İran-Turan-Afgan coğrafyasında uzun yıllar devam eden hâkimiyet mücadelesinin Osmanlı Devleti'ne etkileri ve halifelik kurumundan dolayı Osmanlı Devleti'nin İslam âleminin lideri kabul edilip, devletin bölge üzerindeki Müslüman devletlere ve Türkistan hanlıklarına karşı kayıtsız kalamaması, mücadelenin basında yer almasına sebep olmuştur. Özellikle Meşrutiyet döneminde, çalışmanın ana kaynağını oluşturan süreli yayınların bilgilendirme ve bilinçlendirme aracı olarak kullanılması, İngilizRus rekabetine dair bilgi ve tespitlerin yapılmasını sağlamıştır. Ayrıca basında yer alan makaleler ve yazılardan çıkan sonuç ile Osmanlı Devleti'nin hâkimiyet mücadelesine bakışı, coğrafyaya eğilimi ve Türk aydınlarının mücadeleye karşı fikir ürettikleri görülmüştür. Bu çalışmada İngiliz-Rus rekabetinin boyutları, Türk aydınlarının gözünden Osmanlı basını vasıtasıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada basının yanı sıra Osmanlı arşiv belgeleri, araştırma ve inceleme eserler kullanılarak çalışmaya daha geniş çerçeveden bakılması sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İran-Turan-Afgan, İngiltere, Rusya, Osmanlı, Meşrutiyet, basın, rekabet.
19.yüzyılda Çarlık Rusya'sının Türkistan coğrafyasında eğitim ve kültür politikaları
Altın Orda Devleti'nin siyasi varlığı sonlandıktan sonra bölgede etkin bir güç olarak ortaya çıkan Çarlık Rusya'sı, XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türkistan coğrafyasında yayılmacı politikalar izlemiştir. Çarlık Rusya'sının yayılma politikası XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar sürmüştür. Çarlık Rusya'sının, büyük bir coğrafyayı teşkil eden Türkistan'a yayılması tek bir hükümdarın döneminde ya da tek bir askeri sefer ile gerçekleştirmemiştir. Bu uzun süreç neticesinde Türkistan'da hâkimiyet kuran Çarlık Rusya'sı bu coğrafyadaki egemenliğini sadece askeri kuvvet ile sağlayamayacağını anlamış ve Türkistan'da eğitim ve kültür politikaları geliştirmiştir. Türkistan hanlıkları ise kendi aralarındaki çekişmelerden dolayı Rus yayılmasına karşı koyamamışlardır. Türkistan'da yaşayan Türk nüfusu arasında bir birlik olmadığından dolayı Rus yayılmasının önü açılmıştır. Türk toprakları Rus egemenliğine geçtikten sonra Çarlık Rusya'nın uyguladığı misyonerlik faaliyetlerine ve Ruslaştırma siyasetine açık hale gelmiştir. Bu çalışma ile Çarlık Rusya'sının, Türkistan coğrafyasındaki Ruslaştırma siyaseti doğrultusunda, eğitim ve kültür alanındaki uygulamaları ortaya koyulmuştur. Bu bağlamda Rusya'nın yürüttüğü siyasetin Türkistanlılar üzerindeki etkilerinin ne boyuta ulaştığı ve Türkistanlıların sosyal ve kültürel yaşamlarına sirayeti konu edinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çarlık Rusya, Türkistan, Misyonerlik, Ruslaştırma, Asimilasyon.
II. Meşrutiyet Dönemi'nde çıkarılan İslam Dünyası dergisinin dönemin olaylarına bakış açısı
II. Meşrutiyetin ilanı ile oluşan özgürlük ortamında, fikir akımlarının da etkisi ile pek çok gazete ve dergi yayınlamıştır. Bu dönemde Tatar- Cedit hareketinin Anadolu'da ki uzantısı olarak yayın hayatına başlayan İslam Dünyası Dergisi'de bu yayınlardan biri olmuştur. Derginin baş yazarı ve sahibi Abdürreşid İbrahim tarafından 1913-1914 yılları arasında İslamcılık fikir akımının etkisi ile çıkarılan dergi toplam 27 nüsha yayınlanmıştır. Dergi öncelikli amacını Osmanlı Müslümanlarını olarak belirlemiş olsa da sayfalarında diğer Müslüman ülkelerin durumlarını içeren makalelere de sık sık yer vermiştir. Bu çalışma ile Meşrutiyet matbuatında yer almasına rağmen göz ardı edilen İslam Dünyası Dergisi'nde yer alan makalelerin çevirisi yapılarak dönem anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Dünyası, Abdürreşid İbrahim, Tatar-Cedit Hareketi, Meşrutiyet, Basın
İngiliz Hükümetleri ve Ermeni sorunu 1880-1895
19. Yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Avrupa devletleri açısından bir mesele olarak gündeme giren "Doğu Sorunu" olgusu İngiltere için Victoria Dönemi boyunca farklılık göstermiştir. İngiliz parlamenter sistemindeki iki güçlü partinin Doğu Sorunu'na yaklaşımı İngiliz Hükümetlerinin Şark siyasetini belirlemiştir. Bu bakımdan yapılan çalışmada İngiltere'nin doğu politikasının analizi kurulan hükümetlerin bakış açılarının tespiti ön plana alınarak yapılmıştır. 1856 Kırım Savaşı sonrası İngiltere'nin doğu politikasında bazı değişiklikler yaptığı gözlemlenmiştir. Buna sebep olarak Osmanlı'nın Rusya'nın yayılmacılığı konusunda yetersiz kalmasıdır. Kırım Savaşı'nda Ruslar mağlup edilmiş bile olsa kayıplar göz önüne alındığında azımsanmayacak derecede İngilizlerin kayıp verdiği kaydedilmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Osmanlı'nın yenilmesiyle beraber İngiltere Osmanlı'nın Ruslar karşısında desteklenmesi fikrinden vazgeçtiği ve Rusların yayılmacılığına karşı bizzat Büyük Britanya'nın tek başına politikalar üretmeye başladığı görülmektedir. Bu nedenle İngiltere ilk olarak Kıbrıs'ı 1878 yılında ve Mısır'ı 1882 yılında ilhak etmiştir. Daha sonra ise hedeflerini Osmanlı Ermenilerinin kendileri tarafından desteklenmesi fikri olarak benimsemişlerdir. İngiliz doğu politikasının aktörlerinden olan Gladstone bu fikri İngiliz Liberal Parti'nin vazgeçilmez bir unsuru olarak parti politikalarından biri haline getirmiştir. Gladstone'un siyasi rakibi Salisbury ise tümüyle Ermeni ihtilalcilerin desteklenmesi fikrini savunmamış Doğu Sorunu'nun bir birleşeni olan Ermeni Meselesi'nin İngiltere'nin tek başına sorumluluk alarak çözmemesi gerektiğini düşünmüştür. Çalışmada da bu İngiliz iç siyasi rekabetinin doğuya yani Osmanlı Devleti'ne Ermeni Meselesi üzerinden yansıması üzerinde durulmuştur.