Fire
84 theses under this subject heading
Seyyar yangın söndürme cihazlarının imalatında uygulanan ideal gaz altı alın kaynak prosedürü değerlerinin tespiti
Bu deneysel çalışmada yangına en kısa ve en pratik şekilde müdahale etmemize yarayan kuru kimyevi tozlu seyyar yangın söndürme cihazlarının (yangın söndürme tüplerinin) gazaltı kaynağında kullanılan kaynak prosedüründe, tüp için en ideal kaynak değerlerinin bulunmasıdır. 9 (Dokuz) adetlik örneklendirme ile yapılan testlerde değişen parametrelerin kaynak üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: yangın, seyyar söndürme tüpü,gaz altı kaynağı, vonmises gerilmeleri
Orman yangınlarında iş sağlığı ve güvenliği
Ülkemiz genelinde ormancılık uygulamaları fidanlık işlemleri, erozyon denetimi ve ağaçlandırma işlemleri, odunun hammaddesinin üretimiyle ilgili faaliyetler, yol yapımı faaliyetleri, ormanların korunması ve bakımına yönelik faaliyetlerden oluşmaktadır. Ormancılık faaliyetlerinde yer alan işçilerin iş verimlerinin arttırılabilmesi için bilimsel yöntemler kullanılarak mevcut durumun tespit edilmesi gerekmektedir. Orman yangınlarına karşı mücadele veren işçilerin çalışma şartları, sağlık sorunları ve iş güvenliği yönünden tehlike altındadır. Yangın ile mücadele faaliyetlerinde birçok iş kazası ve sağlık problemleri yaşanmasına rağmen ne yazık ki bu konu ile ilgili yeterli çalışmalar yapılamamaktadır. Orman yangınlarında canlı yaşamının korunabilmesi için teknik gelişmelerin takip edilmesi ve bunlara uyum sağlanması, karşılaşılabilecek risklerin önlenebilmesi açısından katkı sağlamaktadır. Bu tür durumlarda risklerin kaynağına inilerek mücadele etmek birinci öncelik olmalıdır. Gerçek bir koruma için önleme kültürü çözümü de beraberinde getirmektedir. Doğabilecek tehlikelerin sonuçlarını yok etmeye çalışmak yerine etkili bir önleme politikası belirlenmesi daha uygun olmaktadır. Orman yangınlarından kaynaklanan iş kazalarının önlenebilmesi için yıllardır uygulanan ilkel ormancılık faaliyetlerinin yerine artık gelişen modellemeler ve yenilenen uygulamaların kullanılması, yangında çalışan işçilerin çağın teknolojisine uygun olarak üretilen kişisel koruyucu donanımları kullanması, orman yangınları neticesinde meydana gelen kazaların azalmasına ve iş güvenliğinin ön plana çıkmasına yardımcı olmuştur.
Osmanlıdan günümüze bir yerel kamu hizmeti olarak İstanbul itfaiyesi
"İstanbul'un Ateşle İmtihanı" başlığını taşıyabilecek bu çalışmanın konusu, teknik boyutu ile yanma olayı, bu kimyasal olgunun istem dışı bir biçimde, istenmedik bir sonuca dönüşmesi demek olan yangın olgusunun kentleşme sürecinde meydana getirdiği tahribat, hasar, maddi ve manevi kayıpların incelenmesi ve bu sürecin İstanbul özelinde irdelenmesidir. Bir Yüksek Lisans Tezi'nin sınırlılıkları çerçevesinde kentleşme sürecinin kuramsal boyutlarına değinilmesi kaçınılmazdı. Ne var ki, sıkıcı olabilecek bir kuramsal yoğunluktan kaçınmak gerekiyordu. Buna karşılık, günümüz İstanbul'unun ateşle imtihanını kavrayabilmek için tarihsel bir arka-planı, ana çizgileri ile de olsa, sergilemekte yarar vardı; bu yüzden, geçmişten geleceğe bir yaklaşımı benimsedik. Bu bakış açısı ile, bir itfaiye çalışanı olarak konunun bizzat içinde yer almanın avantajından yararlandık, hem de, öte taraftan, aynı konumun nesnel bakışı engelleyebileceği riskini göze almamız gerekti. Geçmişi ele alırken pek bir sakıncası olmayabilen bu durum, günümüz İstanbul İtfaiyesini incelerken, "kendi kurumumu" eleştirel bir yaklaşımla ele almada mesleksel/kurumsal dayanışma duygusunun bilimsel/nesnel ölçütlerle bağdaştırılmasında gerekli titizliğin ve özenin gösterilmesini gerekli kılacaktı. Bu bilimsellik/nesnellik kaygısı ile mesleksel deneyim ve "yangın olunca yangına gitmenin pratik bilgi birikimini bağdaştırabildiğimi düşünüyorum: Yeterince kuramsal bir temel üzerinde, somut, pratik bilgileri sergilemek ve günümüz İstanbul İtfaiyesini eleştirel bir yaklaşımla ele alabilmek ve somut öneriler sunabilmek için, hem geçmişin birikimi ile, hem de başka, gelişmiş ülkeler pratiği ile karşılaştırmalar yapmanın gerekli olduğunu kabul etmek gereğinden hareket etmek istedik. İtfaiye teşkilatı içinde çalışan bir personelin, yangını ve yangına bağlı diğer olayları, yaşadığı mesleki deneyim ve birikimle ve bilimsel bir çaba ile, eleştirel bir yaklaşımla inceleme çabası, konu ile ilgilenecekler için de özendirici olacaktır. Çalışmamızda kısaca da olsa yer verdiğimiz Osmanlı ve Cumhuriyet kaynaklarının araştırılması sonucunda elde edilen bilgiler ışığında, Türk itfaiye teşkilatının İstanbul'un fethinden günümüze kadar olan süreç içinde geçirdiği tüm evrelerin, elden geldiğince, tarihi belgelerle desteklenerek aktarılması hedeflenmiştir. Kısaca bu çalışma, genel olarak bu karmaşık süreçlerin sonucunda, günümüz Türk itfaiye teşkilatının geldiği noktanın değerlendirilmesidir. Özel olarak da, çalıştığım kurumun, yaşadığım şehir olarak İstanbul 'un ateşle imtihanında taşıdığı değeri ve önemi vurgulama ve İstanbul'lu hemşerilerimizin yangın afeti karşısında, endişesiz ve tedirginlik duymaksızın, huzur içinde, yapılmış olanların ve yapılması gerekli ve mümkün olanların bilimsel olarak dile getirilmesi çabasıdır. İstanbul itfaiyesinin bugün geldiği noktanın değerlendirilmesi, yaşanan sorunlar, eksiklikler ve son nokta olarak da İstanbul itfaiyesinin, önemli dünya şehirlerinde bulunan itfaiye teşkilatlarının durumunu ve yangın politikalarını rakamlarla ortaya koymak suretiyle bazı karşılaştırma öğeleri sergilenmiştir. Bu karşılaştırmanın sonucu olarak ortaya çıkan olumlu ve olumsuz yönlerin değerlendirilmesi, daha iyi bir itfaiye hizmeti sunabilmek amacına yöneliktir ve kamu hizmetinin yeniden yapılandırılmasını, kamu yönetiminde reformun kesintisiz bir süreç olduğu gerçeğinin bir kez daha vurgulanmasıdır.
Otomotiv servislerinde güvenlik riskleri, önlemleri ve risk analizlerinin karşılaştırılması
Bu çalışma;30 Haziran 2012'de 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İş Sağlığı Ve Güvenliği Kanunu'nda yer alan, işverenlerin ve tüm çalışanların uymaları gereken sağlık ve güvenlik standartlarını kapsamaktadır. Otomobilin icadı ile başlayan otomotiv tamir sektöründe iş güvenliği ise,'iş yeri tanıtımı, atölye düzeni, yangın, çalışma ortamı şartları, çevre, kullanılan makine ekipmanlar, çalışanların eğitimi, kişisel koruyucular ile risk değerlendirmesi' konu başlıkları altında incelenmiştir. Risk değerlendirme yöntemleri olan L matris ve Hata Türleri Ve Etkileri Analizi risk değerlendirme yöntemleri karşılaştırma sonuçları aşağıdaki gibi elde edilmiştir: 1. L matrisinde mevcut tehlikeli durumlar için "olasılık" ve "şiddet" skalası mevcuttur. Hata Türleri Ve Etkileri Analizinde ise olası hataları nedenleri ve etkileri önem kazanır. 2. L matriste takım çalışması ve fazla deneyim gerektirmez iken, Hata Türleri Ve Etkileri Analizi deneyimli risk değerlendirme ekip üyelerine ihtiyaç duyar. 3. Değişken bakımından Hata Türleri Ve Etkileri Analizi daha fazla veri gerektirir. 4. Hata Türleri Ve Etkileri Analizi kalite sistemi ile uyumlu çalışılabilmekle birlikte L matris yönteminde bağımsız olarak çalışılabildiği bildirilmiştir.
1870 Beyoğlu yangını ve sonrasındaki imar faaliyetleri
Beyoğlu tarihinin en büyük yangını olan 1870 yangını ve sonrasındaki imar faaliyetleri bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. 1870 yılında çıkan yangın kısa zaman içerisinde tüm bölgeye yayılır ve Pera'nın tamamına yakınını kül eder. Elçiliklerin bulunduğu ve kalburüstü insanların yaşadığı yer olması nedeniyle yangın büyük maddi zarara sebebiyet verir. 19. yüzyıl sonrasında doğal afetlerde ve savaşlarda zarar gören askerin ve halkın ihtiyaçlarını karşılamak için devlete destek verme amacıyla uygulanmaya başlanan iane yöntemine bu yangın sonrasında da başvurulur. Kurulan iane komisyonu ile birlikte yurtiçinde ve yurtdışında yardımlar toplanır ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Ayrıca, Osmanlı'da yaşayan Avrupalıların ve Gayrimüslim tebaanın bu denli kayıplar vermesi sigortacılık ve tulumbacılık alanlarında da yeni gelişmelere vesile olur. Avrupa'dan gelen baskının artması üzerine Osmanlı, Avusturya-Macaristan örneğinden yola çıkarak tulumbacıları modernize etmesi için Kont Edmond Szechenyi'yi getirtir. Yangın sonrası bazı sigortalı evlerin zararlarının sigorta şirketlerince kısa zamanda karşılanması sigortacılık anlayışını olumlu yönde etkiler. Sigortanın caiz olduğuna dair fetvanın çıkması ile beraber sigorta şirketleri Osmanlı'da şubeler açar. Yangın sonrası yeniden yapılandırılan Pera'da tevsi yöntemi uygulanır. Böylece Beyoğlu eski planına göre yeniden inşa edilir. Fakat yollar genişletilir, evler küçültülür ve yeni kamusal alanlar yapılır. Yapı tipi de değişen bölgede, Avrupalı yatırımcıların desteğiyle evlerin tamamına yakını kâgir olarak inşa edilir. Gerek maddi gerekse de kültürel sebeplerden ötürü Müslüman nüfusun gittikçe azaldığı Pera, inşa edilen lüks apartmanlar, restoranlar, oteller ve kamu alanları ile beraber Avrupa şehirlerini andırır bir hale gelir. Ayrıca omnibüs ve tünel gibi hayatı kolaylaştırıcı ulaşım araçları da bölgeye kazandırılır.
1865 Hocapaşa Yangını ve etkileri
Hocapaşa, yangınlar tarihinde büyük çapta etkiye sahip birçok yangın yaşamıştır. Bunlardan en büyüğü ise 1865 yılında yaşanan yangındır. Yangın sürecinde yaşanan başarısızlık ve tahribatın büyüklüğü hükümetin mevcut teşkilatlarının eksiklerini bir kez daha ortaya koyar. Yangından sonra ihtiyaç sahiplerine yardım yapılır. Bu amaçla hükümet tarafından bir yardım kampanyası başlatılarak sosyal bir yardım ağı oluşturulur. İane çalışmaları sırasında yurt içinden ve yurt dışından destekler söz konusu olur. Yangın çok geniş bir alana yayılmıştır. Bu durumu fırsata dönüştürmek amacıyla hükümet tarafından bir mimari dönüşüm planı uygulamaya konulur. Hocapaşa Yangını sonrasında yangın alanında imar faaliyetleri Islahat-ı Turuk Komisyonu tarafından yürütülür ve bu süreçte yangın alanında ahşap bina inşası yasaklanarak kâgir yapı devlet tarafından teşvik edilir. Yangın alanında başlayan dönüşüm planı zamanla tüm şehre yayılır. Bu çalışma ile şehirde yapısal bir dönüşüm sağlanmak istenir. Altyapı ve yol düzenleme çalışmaları, Avrupa modeline göre kamusal alanlar oluşturulmaya çalışılır. Ayrıca tarihî eser ve binalar korunarak şehir yapısı düzenlenir.
KBRN olaylarında, hasta ve yaralıların değerlendirilmesi amacıyla termal kamera kullanımı
KBRN sahaları, niteliği bakımından oldukça çok fazla risk barındırmaktadır. Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer olaylar ayrı ayrı riskler barındırdığı gibi komplike riskler de oluşturabilmektedir. Bu nedenle olağan bir KBRN kazası veya afeti karşısında olay yerinde ortaya çıkabilecek riskler tespit edilmeden olay yerine girilmesi olası can kayıplarını arttıracaktır. Aynı zamanda bu durum karşısında olay sahasındaki risklerin tespiti için geçen süre çok uzun olacak ve geçen süre boyunca hiçbir ekip olay yerine güvenli bir şekilde girerek bilgi edinme ve müdahale etme şansı bulamamaktadır. Bu tez çalışmasında özellikle KBRN sahaları gibi girilmesi güvenli bulunmayan sahalarda olabilecek olgularda, olay yerindeki insanların genel sağlık durumunun anlaşılabilmesi için termal kamera ile durum analizi yapılabilmesi üzerine çalışılmaktadır. Ulaşılması zor veya yüksek tehlikeli sahalardaki (KBRN sahaları) olgularda, olay yeri ile ilgili yaşayan canlı ve yaralanan veya etkilenen durumu gibi bilgilerin elde edilebilmesi ihtiyacının olduğu ve olmaya devam edeceği açıktır. Bu çalışmada hayati bulgulardan, eş zamanlı olarak birden çok kişiye uygulanabilirliği ve temassız değerlendirme yapılabilmesi gibi avantajlarıyla beraber termal kameraların robotik sistemlere ve insansız hava araçlarına entegre olarak kullanılabilmesi nedeniyle vücut ısısı yani ateş ölçümü üzerine çalışılmıştır. Bununla birlikte elde edilen görüntüler üzerinde otonom görüntü analizi teknikleri üzerine çalışılmıştır. Çalışmamız kapsamında KBRN vakalarında vücut ısısından yola çıkarak yaşam bulgusu ve etkilenme seviyesi değerlendirilebilmesi amacıyla termal kameraların nasıl kullanılabileceği üzerine bir ön çalışma yapılmıştır.
Uydu görüntülerinden türetilen spektral indeksler kullanılarak orman ekosistemlerinde yanma derinliğinin tahmin edilmesi
Yangın, mikro ölçekli etkilerden, geniş peyzaj desenleri ve süreçlerine kadar birden fazla zamansal ve mekânsal ölçekte biyofiziksel süreçleri etkiler. Büyük bir orman yangını meydana geldikten sonra ekosistemin restorasyonu için stratejiler belirlenmelidir. Bu stratejilerin doğru belirlenebilmesi yangının neden olduğu ekolojik değişimin derecesi olarak kabul edilen yanma derinliğinin tespiti ile mümkündür. Gelişmiş uzaktan algılama sensörlerinin kullanılmaya başlanmasıyla beraber yanma derinliğini daha doğru bir şekilde değerlendirme fırsatları ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda çalışmanın amacı ülkemizde meydana gelen yangınların ekolojik etkilerinin belirlenmesinde kullanılabilecek, yanma derinliği haritası için farklı uydu görüntüleri, farklı spektral indeksler ve farklı yersel ölçüm tekniklerinin performansını ölçmek ve ayrıca ülkemiz vejetasyonuna has bir yanma derinliği eşik değer sınıflandırması oluşturmaktır. Çalışma kapsamında 2020 ve 2021 yıllarında Adana-Kozan, Ankara-Nallıhan, Kastamonu-Taşköprü, Denizli-Çardak ve Antalya-Manavgat'ta meydana gelmiş 5 büyük orman yangını seçilmiş ve yanma derinliğini ölçmek için BYİ ve GeoBYİ yersel ölçüm teknikleri kullanılmıştır. Sentinel-2, Landsat-8/OLI ve MODIS uydu görüntülerinden 14 farklı spektral indeks türetilerek yersel ölçümler ile uyumlarına ve yanma derinliğini sınıflandırma performaslarına bakılmıştır. Yersel ölçüm tekniği olarak GeoBYİ, BYİ'e göre uydu görüntülerinden türetilen spektral indeskler ile daha iyi uyum göstermiştir. Ayrıca Sentinel-2 ve Landsat-8/OLI uydu verilerinden MODIS uydu verilerine göre daha iyi sonuçlar alınmıştır. Sentinel-2 uydu görüntüsünden türetilen RdNBR, dNBR, dSAVI, dNDVI ve dNDMI spektral indeksleri için, Landsat-8/OLI uydu görüntüsünden türetilen dNBR, dNDVI ve dSAVI spektral indeksleri için yanma derinliği eşik değer sınıflandırması yapılmıştır. Sentinel-2 uydu görüntüsünden türetilen indeksler arasında RdNBR, Landsat-8/OLI uydu görüntüsünden ise dNBR yanma derinliği sınıflarını en iyi temsil eden spektral indeksler olarak belirlenmiştir.
Examination of fire safety measures taken in refunctioned hospital buildings
Fire is a disaster which can cause great harm to buildings and their occupants in a short time. In the face of such a disaster, importance of protecting of health care facilities becomes more important because of physical and mental conditions of their occupants and stored combustible and flammable materials in health care buildings such as hospitals. In Istanbul, many private health care institutions serve people. These institutions often rent or buy the buildings which were designed and constructed for different types of functions and then renovate them into health care premises. During this renovation process, fire safety measures are neglected or considered as less important. But in fact, these measures should be taken very carefully and be applied properly during these renovation works. Additionally, importance of adapting fire safety measures into the new function of these buildings emphasize in the Turkey's Regulation on Fire Protection. This study focuses on buildings located in Istanbul which are built for different functions but renovated into health care buildings and are still in use. Buildings which are built as health care buildings are beyond the scope of this study. The aim of this research is to investigate how fire safety measures are applied to these buildings which refunctioned into health care premises. In this way, the importance of applying fire safety measures properly according to owners of health care institutions can be analyzed. In health care buildings, certain rooms within patient-access areas constitute a particular fire hazard. These are known as "fire hazard rooms" and may include: chemical stores, cleaners' rooms, linen stores, disposal rooms, laboratories, lift-motor rooms, storerooms, kitchens, X-ray film and record stores, boilerhouses, flammable stores, laundries, main electrical gear, medical gas stores, medical records, pharmaceutical (manufacturing) areas. Healthcare staff must therefore make every effort to prevent fires from starting and must be prepared to respond if a fire breaks outs. When fires do occur in hospitals, improved fire alarm systems and fire suppression systems such as sprinklers should help to reduce the damage. All health care buildings must be subdivided into separate smoke compartments where patients can be moved without having to leave the building or change floors. Every health care institution needs to plan how the occupants will be kept safe in case of fire or smoke. Due to the fact that so many patients may be medically unstable and dependent on mechanical support equipment, complete evacuation of the facility in case of fire is to be initiated only as a last resort, and must proceed in a planned and orderly manner. Risk analysis is systematic use of available information to determine how often specified events may occur and the magnitude of their consequences. A fire risk assessment involves a physical inspection of the building to determine the adequacy of the existing fire precautions and the need for any additional measures. However, of equal importance to the physical inspection is a review of fire safety management in the organisation and consideration of the human factors – how people will respond to an emergency and whether they will take appropriate action. There are various risk analysis methods exist. Checklist method is chosen for this study. The checklist method employs the creation of a checklist of potential fire hazards and consideration of fire protection measures, either in place or to be added, to arrive at an assessment of the fire risks. The creation of a checklist of potential fire hazards allows a systematic check of potential fire hazards that are in place. 15 refunctioned hospital buildings were examined on-site with the help of their technical drawings. There are many big deficits in examined case buildings. These major deficiencies should be approached from many perspectives such as; the architects/engineers or firms who are responsible from renovation works, management or board of the premises, law-makers and users of buildings. For a good fire safety policy in buildings, priority should be occupant safety. Coordination between lawmakers, boards of institutions, designers and occupants becomes highly important issue in these kind of buildings. This study aims to arise awareness of the fire precautions which are being neglected during renovation works for refunctioned buildings.
Raylı sistemlerde yangın kazaları ve yangına karşı güvenlik için gereklilikler
Sunmuş olduğu bir çok avantaj ile raylı sistemler, bütün dünyada ulaştırmanın en çok tercih edilen yollarından olmaya devam etmektedir. Sanayi devriminin simgelerinden biri haline gelen demiryolu ulaştırmasının gelişimi, son yıllarda ivme kazanmış ve sektörde rekabet edilemeyecek seviyelere geleceğinin sinyallerini vermiştir. Amerika'da 1900'lü yılların başında başlayan, sonrasında Japonya ve Avrupa'da devam eden hızlı tren ve metro sistemlerindeki gelişmeler Cumhuriyetin ilk yıllarından sonraki duraklamanın ardından ne yazık ki ülkemizde ancak 2000'li yılların başlarında ivme kazanmaya başlamıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda bir çok milli hedef belirlenmiş ve başta İstanbul olmak üzere ülkemizin bir çok yerinde demiryolu ağı en gelişmiş sistemlerle donatılmaya başlanmıştır. Gelişen raylı sistem teknolojisinin getirdiği yenilikler raylı sistem taşımacılığını daha konforlu ve hızlı hale getirmiştir. Ekonomik büyüme ve sosyalleşme açıdan demiryolu taşımacılığının gelişmesi ve yaygınlaştırılması gerekmektedir. Fakat her alanda olduğu gibi raylı sistemlerde de hızlı gelişmenin beraberinde getireceği güvenlik zaafiyetlerinin gözardı edilmemesi gerekmektedir. Amerika, Avrupa ve Uzak Doğu'da raylı sistemler, her geçen gün daha güvenli hale gelmektedir. Teknolojideki gelişmelerin raylı sistemlere zaman kaybedilmeden entegre edilmesi ve insan güvenliği odaklı yaklaşım bu ilerlemenin temel sebebidir. Aynı zamanda bünyelerinde barındırdıkları güvenlik kuruluşları ile yaşanılan her bir kazanın kaydı tutulmakta, maddi ve manevi etkilerinin analizleri yapılmakta ve bu problemlerin önüne geçmek için bir araya gelerek önlemler alınmaktadır. Alınan bu önlemler sonuçları ile birlikte değerlendirilmekte ve eksiklikler giderilmektedir. Bunun en güzel örneği Trans Avrupa Raylı Sisteminin işletilmesinde ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi için oluşturulmuş Ortak İşletilebilirlik Teknik Şartnameleri (TSI) dir. Ortak İşletilebilirlik Şartnameleri kapsamında, Avrupa Raylı Sisteminin ortak işletilebilirliğinin sağlanması için gerekli teknik standardlar ve işletme standardları tanımlanmış ve zorunluluk haline getirilmiştir. Bir çok ulusal ve uluslararası düzenlemenin temelini bu şartnameler oluşturmuştur. Ulusal ya da uluslararası düzenlemelerin belirlenmesinden daha önemli olan, bu şartların yerine getirilmesi ya da getirtilmesidir. Ülkemizde TSI'lar, bir çok standardın yanında, güvenlik konusunda başvurulan temel şartları oluşturmaktadır. Lakin bu tarz standardların ya da şartnamelerin uygunluğunun kontrolü ile ilgili bir onaylanmış ya da yetkili kuruluş bulunmamaktadır. Yerli üretim ya da yabancı taşıtların yenilenmesi ile ilgili kurum ya da kuruluşların teknik şartnameleri irdelendiğinde, geçerliliğini yitirmiş, eskiden kalma düzenlemelerden alıntı birçok ifadenin şartnamelerde yer aldığı ve olması gereken şartların bulunmadığı açıkça görülmektedir. TSI şartları ve oluşturulması gereken ulusal güvenlik standardları ile ülkemizde raylı sistem taşımacılığı daha güvenli hale gelecektir. Yangınlar tarih boyunca davranış biçimleri net bir şekilde anlaşılamayan, fiziksel ve kimyasal etkenlerden son derece farklı şekillerde etkilenen ve sonuçları çoğu zaman hüsranla sonuçlanan afetler olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılarda yangın güvenliği başlı başına bir problemken, hareket eden ve toplu taşıma yapan raylı sistemler gibi hareketli yapılarda çok daha büyük bir boyutta irdelenmelidir. Ne yazık ki bütün dünyada pasif yangın güvenlik önlemleri, kapalı ve hareketsiz alanlarda düşünülen senaryolar üzerinde belirlenmektedir. Kapalı alan yangınlarının, davranışları ve sonuçları açısından tünel yangınları ile karşılaştırılması mümkün değildir. Havalandırma faktörü, baca etkisi, ışıma gibi faktörler tünel yangınlarını çok daha tehlikeli hale getirebilmektedir. Tüneller gibi sürekli oksijenle beslenen ve doğal havalandırma faktörünün etkili olduğu yapılar yangın esnasında sürekli parlamalara sebep olabilmektedir. Kapalı alanlarda ise yangın çok daha hızlı bir şekilde sönme evresine geçebilmektedir. Literatür taraması sonucunda dünyada gerçekleşen yangın felaketleri sonuçları ile birlikte ele alınmış ve bu felaketlerden çıkarılan dersler neticesinde farklı ülkelerde kaydedilen ilerlemeler gözler önüne serilmiştir. Ülkemiz, diğer ülkeler ile karşılaştırılarak, var olan kontrol mekanizmasının eksikliklerinin ne gibi felaketlere yol açabileceği anlatılmıştır. Ulusal ve uluslar arası gereklilikler incelenmiş ve ülkemizdeki yasal düzenlemeler araştırılmıştır. Yapılan tez çalışmasında; yanma, yangın, aktif ve pasif yangın, kapalı alan yangınları ve tünel yangınları gibi hususlar açıklandıktan sonra, ülkemizde ve Avrupa'da uygulanan yasal düzenlemeler irdelenmiştir. Raylı sistemlerde yangın güvenliği bilincinin oluşturulması ve ülke olarak eksikliklerimizin farkındalığının yaratılması amacı ile de hazırlanan tez çalışması beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde konuya giriş yapılmış, raylı sistemlerde yangın güvenliği ile ilgili bilimsel makaleler, tezler, standardlar, kitaplar ve şartnameler araştırılıp, raylı sistemlerde yangın güvenliğinin tarihsel gelişimi incelenmiştir. İkinci bölümde yangın, yanma ve yanma ürünleri, kapalı alan yangınları ile tünel yangınları arasındaki farklar anlatılmış, deney yöntemleri belirlenirken ele alınan senaryolar üzerinde değerlendirmeler yapılarak, gerçek bir yangın felaketini ne doğrulukta yansıttıkları değerlendirilmiş ve yapı malzemelerinin yangına tepki ve yangına dayanım sınıflandırmaları ile ilgili Avrupa standardları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde dünyanın farklı yerlerinde meydana gelen demiryolu yangınları irdelenmiş, sebep ve sonuç analizleri yapılarak yangın kaynakları açıklanmıştır. Avrupa Birliği'ne bağlı demiryolu güvenlik kuruluşlarının raporlarından alınan veriler değerlendirilerek, yıllara göre demiryolu yangınlarının ve etkilerinin değişimi değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ülkemizde ve Avrupa'da güncel olarak uygulanmakta olan aktif ve pasif yangın güvenlik önlemleri anlatılmış, raylı sistemlerin yangın güvenliği ile ilgili Avrupa ve ülkemizde geçerli olan uluslararası standardlar incelenmiştir. Beşinci ve son bölümde ise ülkemizde ve Avrupa'da yürürlükte olan raylı sistemler ile ilgili yangın güvenliği mevzuatlarının ülkemizde uygulanmasındaki farklılıklar ve eksiklikler belirlenmiş, raylı sistemlerde güvenlik konusu ile ilgili bilinçsizliğe dikkat çekilmiş, eğitim ve denetimin önemi ortaya konulmuştur. Bulgular öneri niteliğinde ele alınarak, konu ile ilgili yasal düzenlemelere kaynak teşkil edilmeye çalışılmaktadır.
Geri dönüşümlü agregadan üretilmiş tam ölçekli kolonların yangın etkisi altındaki deprem performansı
Artan endüstrileşme dikkate alındığında, sınırlı doğal kaynakların etkin kullanımı yenilenebilir enerji konusunu gündeme getirmiştir. Yapı mühendisliği perspektifinden bakıldığında, yapılar deprem, kentsel dönüşüm vb. nedenlerle yıkıldığında ekonomi ve çevre için ağır bir yük olan atık malzemeler ortaya çıkmaktadır. Örneğin, atık miktarı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için 2003 yılında 170 milyon ton, Kanada için 2008 yılında 17.3 milyon ton olarak rapor edilmiştir [Cree vd, 2013]. Ülkemizde ise 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun"un yürürlüğe girmesi ile kentsel dönüşüm projeleri kapsamında önümüzdeki 20 yıl içinde yaklaşık 6.5 milyon konutun yıkılarak yeniden inşaası planlanmakta ve sonuç olarak yaklaşık 500 milyon ton yıkıntı atığının ortaya çıkması beklenmektedir [www.csb.gov.tr]. Atıkların çevre ve insan sağlığı için bir risk oluşturmadan, yerel ekonomi için değer kazandıracak bir girdiye dönüştürülmesini amaçlayan atık yönetim planlarının oluşturulması, temel bir milli politika haline gelmektedir. Son yıllarda, ABD, Japonya ve Avrupa Birliği'nin de içinde olduğu endüstrileşmiş ülkeler, yapı malzemelerinde karbon ayak izinin azaltılması gibi sürdürülebilirlik temasına dayanan nedenlerle, inşaat ve yıkıntı atıklarının beton yapımında kullanımı konusundaki çalışmaları teşvik etmektedirler. Bu yüzden gelecek yıllarda, yeni binaların yapımında inşaat ve yıkıntı atıklarının geri dönüştürülerek kullanımı ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi açısından önemli bir alan haline gelecektir. Türkiye'de de atık yönetimi, giderek artan bir şekilde çevre koruma politikaları arasında ağırlıklı bir öneme sahip olmaktadır. Yürürlüğe giren "İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Değerlendirilmesi" projesi inşaat ve yıkıntı atıklarından kaynaklanacak olan çevre sorunlarının giderilmesi, kısıtlı depolama sorununa katkı sağlanması ve bu atıkların ekonomik faydaya dönüştürülmesini amaçlamaktadır [Resmi Gazete 12.01.2013-28586]. Son yıllarda yapılan çalışmalar, inşaat ve yıkıntı atığı betonun geri dönüştürülmesi ile elde edilen agreganın (GDA) yeniden beton üretiminde kullanımı ile ilgili standartlar oluşmasını sağlamıştır [EN 1262, BS 8500-2, DIN 4226-100]. İlgili standartlar, GDA'nın yapısal betonda kullanımını içermemektedir, ancak, GDA'nın kullanımının yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktadır. Literatürde, GDA ile üretilmiş betonların, doğal agregalar (DA) ile üretilmiş betonlarla benzer performansa sahip olabileceklerini ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır. Ancak, GDA'nın sürdürülebilir şekilde kullanımı konusunda da zemin hazırlamak önemlidir. Bir yapının servis ömrü boyunca deprem ve yangın geçirme riski bulunmaktadır. 2015 yılında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan rapora göre, 2010-2015 yılları arasında İstanbul'da meydana gelen yapısal yangın sayısı yaklaşık 60.000'dir. Benzer durumlar dünyanın birçok ülkesinde de görülmektedir [Hall, 2001]. Yangınların büyük çoğunluğunda, yapı elemanlarının beton, yapı çeliği gibi malzemelerinde bozulmalar ve termal genişlemelere bağlı olarak yapısal hasarlar gözlenmekte ve bu değişiklikler yapıların deprem performansını olumsuz yönde etkilemektedir. Kısa dönem içerisinde kullanılmaya başlaması ekonomik ve çevreye olacak olan katkısı dolayısıyla büyük bir kazanım olacak olan GDA ile inşaa edilen yapıların yangın güvenliği ve dayanımı konusunda literatürde yeralan çalışmalar çok sınırlı sayıdadır. Bu durum, GDA ile inşaa edilen yapıyı kullananların can güvenliğini ve yapısal elemanların hasar görmeden güvenli şekilde çalışmaya devam etmesini riske atabilecektir. Ülkemiz, dünyanın en aktif faylarından birisi olan Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde yer almaktadır ve her yıl irili ufaklı çok sayıda deprem meydana gelmektedir. Bu nedenle, GDA kullanılarak imal edilmiş olan yapılarda can güvenliğinin sağlanması için, her yangından sonra yapısal hasarın tespit edilmesi ve hasar tespiti safhasında, yapının kalıcı performansının gerçekçi bir şekilde belirlenmesi, yapının tamir edilmesi, güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden yapılmasına karar verilmesi gerekmektedir. Tezin amacı, literatürde daha önce az sayıda araştırmaya konu olmuş olan, GDA ile üretilen, depremde birincil derecede öneme sahip betonarme kolonların yangın sonrası deprem davranışını deneysel olarak ortaya koymak ve yangın sonrası hasar tespiti esnasında yapının onarım, güçlendirme veya yıkılıp yeniden yapılması işlemlerinden en güvenli ve ekonomik olanının tespit edilmesine katkı sunmaktır.
1945 yılı Dursunbey yanan orman alanlarındaki silvikültürel restorasyon işlemlerinin güncel durumunun analizi
Yanan orman alanlarının ağaçlandırılmasında, kaybolan türlerin ekosisteme geri kazandırılması, ekosistemin yapısı ve işlevi açısından kritik öneme sahiptir. Geçmiş yıllarda yanan alanlarda gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmalarının güncel durumlarının analiz edilmesi ağaçlandırma çalışmalarının geliştirilmesi açısından değerli bilgiler sunmaktadır. Bu kapsamda, 1945 yılı Ağustos ayında Balıkesir-Dursunbey'de (Civana, Çamlık ve Candere ormanları) çıkan ve 12 600 hektar Anadolu Karaçamı (Pinus nigra ssp. pallasiana) ağırlıklı, Doğu Kayını (Fagus orientalis), Meşe (Quercus sp.), Kızılçam (Pinus brutia) ve maki elamanlarından oluşan karışık ormanları yakarak yok eden yangın, yanan orman alanlarının restorasyon tarihçesi bakımından özel bir yere sahiptir. Bu bölgede, Prof. Dr. Besalet PAMAY tarafından farklı restorasyon seçeneklerinin denendiği bir doktora tezi hazırlamıştır. Önce 23 hektarlık küçük bir alanda denemeler yapılmış, bu denemelerin ardından yanan büyük alanda yapılacak uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, bu deneme alanlarından alınan örnek alanlar yardımıyla doğal tür olan Karaçamın yanı sıra Kazdağı göknarı, Toros Sediri ve Sarıçam ağaç türlerinin başarısı ve gelişim durumları analiz edilmiştir. Ayrıca türlerin mekânsal olarak dağılımları Clark&Evans indisine göre analiz edilmiştir. 3 farklı bölmede yerleri tespit edilen deneme alanlarından toplam 8 örnek alanda meşcere profili çıkarmak amacıyla ölçümler yapılmıştır. Göknar 181 (%32,5), Karaçam 149 (%26,7), Sarıçam 126 (%22,5) ve Sedir 70 (%12,5) adet olmak üzere toplam 240 ağaçta ölçümler yapılmıştır. Karaçamın çap ortalamaları 101, 57 ve 99. bölmelerde sırası ile 39,87±6,66 cm, 28,8±6,02 cm ve 32,31±5,02 cm, boy ortalamaları ise 25,60±0,92 m, 21,55±3,48 m ve 21,63±0,87 m olarak bulunmuştur. Sarıçamın çap ortalamaları 101 ve 99. bölmelerde sırası ile 30,69±4,42 cm ve 30,48±3,76 cm, boy ortalamaları ise 23,99±0,95 m ve 19,92±1,48 m olarak bulunmuştur. Göknarın çap ortalamaları 101 ve 99. bölmelerde sırası ile 20,28±6,66 cm ve 15,83±8,95cm, boy ortalamaları ise 17,02±4,78 m ve 14,04±6,86 m olarak bulunmuştur. Sedirin 57. bölmedeki çap ortalaması 31,0±7,28 cm ve boy ortalaması 21,6±3,27 olarak bulunmuştur. 101 ve 99 numaralı bölmelerde Karaçam ve Sarıçam arasında çap değerleri bakımından anlamlı bir fark bulunmamasına karşın Göknar ile aralarında fark bulunmaktadır. Boy değerleri bakımından 3 tür arasında da anlamlı düzeyde bir farklılık tespit edilmiştir. 57 numaralı bölmedeki Karaçam ve Sedir arasında çap ve boy değerleri arasında anlamlı düzeyde bir fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, Sedir ve Sarıçamın çap ve boy gelişiminin doğal tür Karaçamdan farklı olmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, Göknarın çap ve boy gelişiminin diğer türlere oranla daha az olduğu belirlenmiştir.
Analysis of fire induced forces in steel design
It is a very well know fact that fire may damage our structures. However, structures are not designed by taking into account its existance. Fire sourced additional loads on structures are neglected. Due to this reason, a fire scenario is carried out in a room of an existing building to observe the neglected forces. Forces occuring in structural members that surround the room are aimed to observe in this study.
İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinde sanal gerçeklik uygulamaları kullanılarak çalışanlarda farkındalık oluşumunun incelenmesi: Liman sektörü çalışması
Bu çalışma, iş sağlığı ve güvenliği eğitiminde sanal gerçeklik (VR) teknolojisinin etkinliğini araştırmaktadır. Araştırmanın temel amacı, VR eğitiminin iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyini artırma ve motivasyonu yükseltme potansiyelini değerlendirmektir. Araştırma, yangın güvenliği konusunda yapılan bir deney üzerine odaklanmıştır. Bu araştırmada, deneysel bir yöntem kullanarak veri toplanmıştır. Katılımcılar rastgele iki gruba ayrılmış ve bir grup VR tabanlı eğitim alırken diğer grup geleneksel sunum tabanlı eğitim almıştır. Her iki grup da iş sağlığı ve güvenliği bilgi düzeyini ölçmek için öncesi-sonrası testlerden geçirilmiştir. Ayrıca katılımcıların motivasyon seviyeleri de ölçülmüştür. Araştırmanın bulguları, VR eğitimi alan katılımcıların yangın güvenliği konusundaki bilgi düzeylerinin ve motivasyon seviyelerinin, geleneksel sunum tabanlı eğitim alan katılımcılara göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. VR eğitimi, katılımcılara gerçekçi bir simülasyon deneyimi sunarak, işyeri tehlikeleriyle etkileşimde bulunma ve riskleri anlama fırsatı sağlamaktadır. Bu da bilginin daha etkili bir şekilde öğrenilmesine ve katılımcıların motivasyonunun artmasına yardımcı olmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma VR eğitiminin iş sağlığı ve güvenliği eğitiminde etkili bir araç olduğunu göstermektedir. VR eğitimi, bilgi düzeyini artırma ve motivasyonu yükseltme potansiyeliyle katılımcılara gerçekçi bir deneyim sunmaktadır. Ancak, daha fazla araştırma yapılması ve diğer iş sağlığı ve güvenliği konularında da VR'ın etkinliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın bulguları, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi alanında uygulama ve politika geliştirme açısından önemli bir katkı sağlamaktadır.
Yangın olgularına adli antropolojik bakış açısı
Ülkemizde afetler zaman zaman meydana gelmektedir. Afetler sonrasında can ve mal kaybı yaşanması kaçınılmazdır. Olay yeri inceleme çalışmalarında gösterilen titizlik hayatını kaybeden felaket kurbanlarının kimliklendirilmesinde oldukça büyük rol oynamaktadır. Bulunan insan kalıntılarının doğru bir şekilde uzmanlar tarafından incelenmesi sonucunda hayatını kaybetmiş kişilerin doğru kimliklendirilmesi için adli antropolog, diş hekimi, biyolog, entomolog bir arada çalışmalıdır. Yangın afetine maruz kalmış felaket kurbanlarının kemiklerinde yüksek ısıdan dolayı belirli değişimler görülmektedir. Bu değişimler bireylerin ölüm şeklini, insan kaynaklı yangınlarda ise yangının nasıl başlatıldığını ortaya koymakta ve felaket kurbanlarının kimliklendirilmesinin doğru yapılmasını sağlamaktadır.
Performance based fire safety evaluation of high-rise residential buildings in Istanbul
The number of high-rise buildings in urban regions have shown a steady increase recently. Fire is a major threat to people lives in these buildings even in cases where it does not cause structural damage to these buildings. High-rise buildings are more vulnerable to fire due to dense occupancy, greater vertical distance to building exits and the functionality problems of active and passive protection systems. All these factors might increase the time needed to evacuate the buildings. The combustible items used in modern residential buildings have shorter flashover times, which is another negative factor reducing the time occupants need to evacuate buildings. Taking all of these factors into account, this study aims to investigate the level of threat on occupant lives in high-rise residential buildings for a specific set of fire scenarios. All possible effects including queuing, toxic gas and visibility issues are investigated in this study through a selection of representative high-rise buildings with a range of 15 to 45 floors located in Istanbul. A concept known as the fractional effective dose is utilized to calculate the number of occupants affected by heat or narcotic gas hazard. A detailed investigation is also performed to determine fire loads in most common residential parts, such as the living room, bedroom, and kitchen. Heat release rate curves of these compartments are determined based on the fire load data from surveys. The egress models of the high-rise buildings coupled with fire hazard related heat, visibility and toxicity levels is created using buildingEXODUS software The data obtained at the end of this process is used to create regression models, which calculate the fractional effective ratios and the likelihood of people being affected by fire.
Yükseköğrenim öğrenci yurtlarının yangın güvenliği açısından değerlendirilmesi; Mersin ili örneği
Araştırmanın birinci bölümünde öğrenci yurtlarının tarihsel gelişimi anlatılarak yurtların gereksinimleri,yurt bölümleri ve plan tipleri örneklemeleri ele alınmıştır. Dünya'da ve Türkiye'de faaliyette olan bazı yurtların oda tipleri incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde yanmanın tanımı yapılarak,yangını oluşturan bileşenler; oluşan ısının yanma çeşitleri; yangın sınıflandırılması ve yangın olayları literatür taramasıyla beraber anlatılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde yapılarda yangın güvenlik önlemlerinin farkı anlatılarak,pasif ve aktif sistemler örneklemelerle beraber anlatılmıştır. Araştırmanın dördüncü bölümünde ise; tez çalışmasında incelenen yurt binalarının kısa tanıtımı yapılarak; vaziyet planında blokların yerleşimi, yurt binası için oluşturulan tanıtım tablosu, yatak katlarının tanıtıcı şematik tablosu gösterilerek; yangın merdiveni,kat merdiveni,kaçış holleri,sistem detayları,panik bar kapıları çizimleri ile incelenmiştir. Odaların yerleşim ve tavan planları üzerinden,mobilya grubu,aydınlatma,dedektör ve sprinkler işlenilmiştir. Yerinde ve mimari proje üzerinden tespit edilerek yangın dolaplarının plan üzerindeki yer tespiti ve çekilen fotoğraflar ile yurtların ayrı ayrı tanıtımı yapılmıştır. İncelenen yurtlar; Kırkkaşık Kız Öğrenci Yurdu, Mersin Kız Öğrenci Yurdu, Mersin-Yenişehir Erkek Yurdu ve Erdemli Kız Kalesi Yurdudur. Araştırmanın beşinci bölümünde ise; Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik'te kaçış holleri ile ilgili belirlenen maddelere göre,tablo yöntemiyle değerlendirilme yapılmıştır. Bu değerlendirme sonucunda ana hatlarıyla yönetmeliğe uysada,güncel yönetmeliğe göre bazı maddelerin eksik yapıldığı gözlenilmiştir.
Azerbaycan ve Türkiye halk kültüründe ateş kültü
Dört unsurdan biri olan ateş, insanoğlunun hayatında çok önemli bir yerde durmaktadır. Tarihin ilk sayfalarından bugüne kadar insana hem korku hem güven kaynağı olmuştur. Dört unsur, kendisinde var oluştan başlayan ve bu gün de devam eden hayatın gizli kodlarını tutmaktadır. Bu gizli kodlar uzun zaman aşamasında insan tarihi geliştikçe zenginleşmiş, her halk için geçmişine bir ayna tutmuştur. Zamanla kült haline dönüşen ateş, farklı zaman dilimlerinde ilgi çekmiş ve kodların çözülmesi için kaynak olarak görülmüştür. Türk Halk Kültürü Bilimi'nin de çok araştırılmış konularından biri olan ateş, kültürel kodların öğrenilmesinde büyük önem arz etmektedir. Kült ve kültür olarak çok zengin bir konu olması onun üzerinde yeniden farklı açılardan çalışmaların yapılmasına imkan sağlamıştır. Azerbaycan ve Türkiye halk kültüründe ateş kültünün incelenmesi kültürel kodlardaki ortak ve farklı açıların ortaya konulması açısından önem arz etmektedir. İster eski dinlerde isterse de eskiden gelen, halkın yarattığı edebiyat örneklerinde ateş kültünün önemli bir yeri vardır. Ateşin insanoğlunun doğum, yaşantı ve ölümünde sahip olduğu rolü onu geçmiş, şimdi ve gelecekteki sonsuzluğunu simgelemektedir. Bu sebeple yaşam var oldukça ateş kültü her zaman yaygın bir etkide olacak ve yeni kültürel kodların ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır. Çalışma esnasında her iki ülkenin kültüründeki ortak ve farklı kodların tespit edilecektir. Diğer taraftan Azerbaycan Halk Kültürü Bilim'ine ateş kültü ile ilgili ilk bütüncül çalışmayı sunarak akademik ve kültürel katkıda bulunmaya çalışılacaktır. Türkiye Halk Bilimi için ise Azerbaycan'la karşılaştırma şeklinde incelenen ateş kültü çalışmasıyla katkıda bulunmak amaçlanıyor. Çalışmayı önemli kılan faktörler vardır. Şöyle ki yapılacak olan çalışma ateş kültünün önemini ve yerini ortaya koymakla kalmayacak, bu kültün yaşantımızda varlığını hangi şekilde devam ettirdiğini ve ya hangi sebeplerden günümüze ulaşmadığını ortaya koyacaktır. Diğer önemli faktör, sırf iki ülkeyi kapsayacak ateş kültü çalışmasının yapılmamış olmasıdır. Araştırma esnasında Halk Bilimi veri ve yöntemleri kullanılacaktır. Konu hem coğrafi genişlik, hem de tarihi derinlik içerisinde ele alınacaktır. İki ülkede ateş kültünü kapsayacak bu çalışma gelecekte bu konuyla ilgili yapılacak başka çalışmalar için kaynak olmakla beraber, yönlendirici bir rol oynayacaktır. Azerbaycan'da ateş kültüyle ilgili çalışmalara katkı sağlayacaktır. Ateş kültünün karşılaştırma şeklinde incelenmesinde bir ilk olacaktır. Ateş kültünün sırf Azerbaycan ve Türkiye'deki ortak ve farklı yanlarını konu edinen bir çalışmaya tesadüf edilmemiştir. Bu yüzden bu çalışma Türkiye Halk Bilim'ine de katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Ateş, Azerbaycan, Türkiye, halk kültürü, kült, kültür
Muğla ve Çanakkale illerinde 2000?2008 döneminde gerçekleşen büyük orman yangınlarının klimatolojik ve meteorolojik analizi
Çalışmada Türkiye'nin önemli orman alanlarına sahip olan Çanakkale ve Muğla orman bölge müdürlükleri sınırları içerisinde 2000?2008 döneminde oluşan orman yangınlarının çeşitli indisler, iklim sınıflandırmaları ve yöntemler kullanılarak klimatolojik ve meteorolojik açıdan analiz edilmesi ve sonuçların bir fiziki coğrafya bireşiminin yapılması amaçlanmıştır. Çanakkale ve Muğla orman bölge müdürlüklerinin Akdeniz iklim kuşağı içerisinde yer alması, yaz aylarında yüksek hava sıcaklıklarına ve şiddetli yaz kuraklıklarına neden olur. Bu durum yaz döneminde büyük ve geniş alanları etkileyen orman yangınlarını oluşturarak geniş orman alanlarının zarar görmesine can, mal ve rekreasyonel değer kayıplarına neden olur. Çalışmada elde edilen sonuçlar aşağıdaki gibi özetlenebilir:(i) Çanakkale'de 2000-2008 döneminde oluşan orman yangınları genellikle KBDI'ın oldukça yüksek düzeyde yangın tehlikesi gösterdiği Haziran-Eylül döneminde görülür. Muğla'da ise yangınların yoğunlaştığı dönem Mayıs ayı sonundan başlayarak Ekim ayı sonuna kadar ulaşır ve Çanakkale'den daha uzun sürer. Muğla'da orman yangınları genellikle yangın olasılığının ?kesin yangın olur? düzeyinde gerçekleşir. (ii) KBDI, yangın yakalama oranlarında da, Muğla'da Çanakkale'ye oranla daha fazla orman yangınını ?kesin yangın olur? seviyesinde yakalamıştır.(iii) Çanakkale ve Muğla aylık toplam yağış verilerine uygulanan rasgelelik-türdeşlik ve eğilim sınamaları sonuçlarına göre; Çanakkale'de yaz, Muğla'da sonbahar toplam yağışları istatistik açıdan anlamlı sonuçlara sahiptir ve türdeş değildir. (iv) Maksimum sıcaklıklarda ise, Çanakkale'de ve Muğla'da yıllık ve yaz mevsimi 0.01 anlamlılık düzeyinde istatistik açıdan anlamlı sonuçlara sahip olduğundan türdeş değildir.(v) Eğilim sınamalarına göre; Çanakkale yıllık ve mevsimlik toplam yağışların hiçbirinde anlamlı eğilim görülmezken Muğla kış toplam yağışlarında anlamlı azalma eğilimi egemendir. (vi) Çanakkale'de yaz maksimum sıcaklıklarında 0.05 anlamlılık düzeyinde artış eğilimi görülürken, Muğla'da yıllık, ilkbahar ve yaz maksimum sıcaklıkları istatistik açıdan anlamlı artış eğilimleri gösterir. Bu sınama sonuçları, Türkiye ve çevresi için bölgesel olarak yapılan çeşitli çalışmaların sonuçlarıyla uyumludur. Bu sonuçların orman yangın sayısı ile yangınların etki alanında genişleme oluşturması beklenmektedir.
Duvar kaplamasının yol tüneli yangınına etkisi
Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de karayolu üzerinde birçok tünel bulunmakta ve sayıları giderek artmaktadır. Karayolu tünelleri ulaşım açısından kolaylık sağlamakla beraber işletilmesi ve güvenliğinin sağlanması açısından oldukça zor bir yapıdır. Hacimsel olarak kapalı bir kutu gibi düşünülen tünellerde yangın gibi olumsuz bir durumda tünel içerisinde neler olacağının belirlenmesi, olası senaryolar düşünülerek gerekli emniyet tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Can güvenliği ile beraber içerideki sistemlerin ne derecede etkileneceğinin bilinmesi alınacak tedbirler ve kurulacak sistemlerin belirlenmesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın temeli tünel içerisindeki bir yangında oluşan yüksek sıcaklık dağılımının olası etkilerinin incelenmesidir. Bununla beraber beton duvarlar üzerine eklenecek herhangi bir katmanın sıcaklık dağılımını nasıl değiştireceği de araştırılmıştır. Yangına bağlı oluşacak ısının duvar yüzeyinden transferi ve farklı özelliklere sahip katmanlar üzerinde etkileri incelenmiştir. Normalde tünel yapı itibariyle, toprak yoğunluklu bir dağ içerisine gömülü beton yüzeylere sahip olduğundan çalışmada kullanılan model iki tabaka olarak tasarlanmıştır. Üçüncü tabaka olarak ise Kalsiyum-silikat, Alüminyum ve Nikel olmak üzere üç ayrı katman eklenerek, ısı transferi karakteristikleri incelenmiştir. Nümerik analizler ANSYS/FLUENT programı ile standart k-ɛ modeli kullanılarak yapılmıştır. Herhangi bir fana yani cebri bir havalandırmaya sahip olmayan tüneller esas alınarak kütlesel akışa sahip sıcak bir gaz üzerinden modelleme yapılmış ve çözümler zamana bağlı olarak yapılmıştır. Üçüncü katman ile yapılan analizlerde en fazla ısı transferi Alüminyum ile Nikel tabakalarda elde edilmiştir. Sonuçlar üzerinde ısı iletim katsayısı ile beraber ısıl atalet, yoğunluk ve özgül ısının da etkili olduğu gözlenmiştir. Ayrıca üç katmanlı Kalsiyum-Silikat tabaka ile iki katmanlı tabakada benzer sonuçlar elde edilmiştir.
Performance of space steel structure under fire
In the fire resistance and design, high temperature has an obvious effect on the physical and mechanical properties of steel. When the temperature of structural members which are under fire increases, their resistance reduces significantly until they reach the critical level. And also, the structural defects affect its capacity. The aim of this study is to provide analysis of models on the behaviours of steel structural members in fire as single elements, in truss and in space steel frame. Specifically, this study also, emphases the effect of initial geometric imperfection on structural compression members under fire conditions. The ABAQUS/Explicit finite element program is used to conduct all computational simulations for all structural analyses. The beam elements are used with considerable material and geometric nonlinearity. The solutions of a number of investigations on individual structural element, on truss members and the space frame subjected to the external loads at both ambient and increased temperatures, with and without initial imperfection are conducted. For single members, ABAQUS solutions is compared to theoretical solutions. According to the analyses throughout this study, the structural member can create very significant forces at high temperatures due to thermal expansion constraint. These thermally generated forces diminish the column's capacity to withstand external load and also the initial imperfections reduce the structure capacity as well. Therefore, the performance of columns exposed to fire might be significantly impacted by thermally generated forces.
Hatay/Dörtyol bağlamında ocak kültü
Türk kültürü içerisinde ateş ve ocak kavramları birçok öneme sahiptir. Ateş ve ocak geleneğinin İslamiyet öncesi Türk toplumlarında ve İslamiyet sonrası Türk toplumlarında etkin bir şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Bakıldığında günümüz toplumları içerisinde ateş ve ocağın kullanımlarında değişiklikler olsa da halen kullanıldığı görülmektedir. Türk Mitolojisi içerisinde ateş ve ocak kavramlarının kutsal bir yere sahip olduğu görülmekte ve insanların hayatlarının önemli safhaları olan doğum, düğün, ölüm gibi zamanlarda ateş ve ocağı kullandıkları bilinmektedir. Bununla birlikte eski yılın bitip, yeni bir yılın başlangıcında yapılan törenlerde ateş ve ocak önemli bir yere aittir. Ateşin temizleyicilik özelliği ile insanları günahlardan arındırdığı ve bunun yanı sıra hastalıklara karşı tedavi edici özelliği olduğu da bilinmektedir. Ateş ve ocak kavramlarının hayatın her anında kullanılması sebebi ile Türk toplumları içerisinde büyük bir öneme ve kutsiyete sahip olduğu bilinmekte ve bu sebepten dolayı ateş ve ocağa belli dönemlerde törenler düzenlenerek kurbanlar sunulmaktadır. Bakıldığında ocak kavramı ateş ile ayrı düşünülmemektedir. Ocağın birçok farklı anlamları bulunmakla beraber, biz bu anlamları çalışmamız içerisinde ayrıntılı olarak vermiş bulunmaktayız. Çalışmamız da asıl ele almış olduğumuz ocak kavramı, insanları geleneksel yöntemlerle tedavi eden ve soya bağlı olarak bu geleneği sürdürme çabası içerisinde olan kişilerin, bu geleneği nasıl ve ne şekilde uyguladıkları hakkında bilgi vermektedir. Anadolu'nun birçok bölgesinde bulunan ocaklar gibi çalışmamız içerisinde ele aldığımız Hatay Dörtyol'daki ocaklarda, 21. yüzyılın gelişen ve değişen teknolojisine ve tıp dünyasına rağmen insanlar tarafından bazı hastalıkların tedavisi için etkin bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda saha araştırması yaparak Hatay Dörtyol ilçesinde bulunan ocaklar ile görüşme yapma fırsatı elde etmiş ve bu kişilerin ocaklık geleneğini nasıl devam ettirdiklerini, hastaları nasıl tedavi ettiklerini ayrıntılı bir şekilde inceleme fırsatımız olmuştur.
LPG depolama tanklarında yangın ve patlama durumlarının modellenmesi
LPG, günümüzün ekonomik yakıtlarından olmakla birlikte hem kullanım kolaylığı hem de çevresel yönü tercih edilmesinin en önemli nedenlerindendir. Ülkemizde evlerde, sanayide ve oto gaz yakıtı olarak çok geniş bir kullanım alanına sahip olan LPG, kullanım ve kurulu tesisler bakımından dünya sıralamasında üst sıralarda yer almaktadır.LPG her ne kadar çevreci bir yakıt olsa da, kullanımı sırasında insan ya da çevresel kaynaklı kazalar meydana gelebilir. Herhangi bir sızıntı, çok büyük yangınlara ya da şiddetli patlamalara sebep olabilmektedir.Bu çalışmada, LPG depolama tanklarında meydana gelebilecek yangın ve patlama durumları merkezi bileşik deneysel tasarım yöntemi kullanılarak modellenmiştir. Modelleme için gerekli veriler Amerikan Çevre Örgütü (EPA) tarafından geliştirilmiş olan ALOHA 5.4.1.2 programı ile hesaplanmıştır. Elde edilen model denklemler kullanılarak yangın ve patlamaların etki alanları hesaplanmış ve alınması gereken güvenlik önlemleri belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: LPG, yakıt, kaza, yangın, patlama, güvenlik, jet fire, BLEVE, model denklemler
Entegre sağlık kampüsü (ESK) mimarilerinin afet güvenliği açısından incelemesi: Kocaeli ESK örneği
Sağlık yapılarının mimari tasarımı günümüz yaşam koşullarındaki ve teknolojisindeki değişim ve gelişmelere uyum sağlamaktadır. Bu değişimlerle birlikte sağlık yapıları günümüzde karşımıza Entegre Sağlık Kampüsleri olarak çıkmaktadır. Güvenlik öncelikli yapılar arasında yer alan sağlık yapılarının; afetler esnasında işleyişinin devam etmesi gerekmektedir. Bu afetlerden en az etkilenme ve işleyişine devam edebilme durumu sağlık yapılarının mimari tasarımının her boyutu ile düşünülüp yapılmasına bağlıdır. Entegre sağlık kampüsleri gerek karmaşıklığı gerekse büyüklüğü bakımından çok önemli ve detaylı bir mimari tasarım içermektedirler. Bu nedenle bu çalışma entegre sağlık kampüslerinin mimari tasarım kararlarını ülkemizde en çok karşılaşılan deprem, yangın ve pandemi afetleri üzerinden incelemekte ve değerlendirmektedir. Alan çalışması olarak Gümüşdoğrayan Mimarlık tarafından tasarlanan Kocaeli Entegre Sağlık Kampüsü seçilmiş ve proje deprem, yangın ve pandemi güvenliği açısından değerlendirilmiştir. Alınan mimari kararların sağlık yapılarının afet güvenliği üzerindeki etkisi ve önemi vurgulanmıştır.