DoctorateOpen Access

Muhasebede ihtiyatlılık kavramı: Borç sözleşmeleri, sürdürülebilirlik raporlaması ve kriz dönemlerinde bankaların kredi kapasitesi üzerinde ihtiyatlı muhasebe uygulamalarının analizi

2021
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. İdil Kaya

Abstract (TR)

İhtiyatlılık kavramı muhasebe ve finansal raporlama temelinde önemli bir yer tutmakta ve gelişimi, muhasebe tarihinde uzun yıllara dayanmaktadır. İhtiyatlılık kavramının muhasebe ve ölçme yöntemlerindeki rolü ve önemi konusunda birçok çalışma bulunmaktadır. Geçtiğimiz 20 yıldaki ampirik araştırmalar incelendiğinde kavramının birçok farklı alanda şirketlerin daha iyi sonuçlara ulaşmasını sağladığı görülmüştür. Araştırma kapsamında muhasebede ihtiyatlılık kavramının gerek UFRS Kavramsal Çerçeve gerekse akademik çalışmalar içerisindeki yeri incelenmiştir. 1989 yılında oluşturulan Uluslararası Muhasebe Standartları Kavramsal Çerçevesi'nde ihtiyatlılık kavramı güvenilirlik ile ilişkili olarak ön planda tutulmuştur. Ancak, 2006 yılında yayınlanan tartışma metninde Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu ve Amerikan Muhasebe Standartları Kurulu ihtiyatlılık kavramını finansal bilginin niteliksel özellikleri arasında görmediğini belirtmiştir. Bu görüş hâkim kavramsal çerçeveden farklı olmakla birlikte, finansal raporlamaya ilişkin çoğu standartta yer alan ihtiyatlılık kavramının önemini azaltmamıştır. IASB tarafından yapılan değişiklik ile UFRS kavramsal çerçeveden 2010 yılında ihtiyatlılık kavramı çıkarılmıştır. IASB bunun nedenini, ihtiyatlılığı tanımlayarak teşvik etmenin önyargılı bir tutum sergilemek olacağını, ayrıca muhasebe uygulamalarına yön verme olarak değerlendirilebileceğini, dolayısıyla kaldırılması gerektiğini ifade etmiştir. Eylül 2010'da bir önceki kavramsal çerçeveden tarafsızlık ilkesi ile çeliştiği gerekçesiyle çıkarılan ihtiyatlılık kavramı, Mart 2018'de IASB'nin yayınladığı kavramsal çerçevede ihtiyatlı davranışın tarafsızlık ilkesini desteklediğine vurgu yapılarak ve gerçeğe uygun sunum altında karşımıza çıkmaktadır. İhtiyatlılık ilkesi, literatürde muhasebenin niteliksel özelliklerinden biri olmakla kalmayıp, muhasebenin işleyişini sağladığı, "raporlama" ve "ölçme" kavramlarının gövdesini oluşturduğu şeklinde açıklanmaktadır. Raporlama ve ölçme muhasebenin temelini oluşturmakla birlikte, finansal durum tablolarında nelerin yer alacağının ve hangi tutarda olacağının belirlenmesinde esas görev almaktadır. Kavramsal çerçevenin bu konuda zayıf konumda yer alması açısından eleştirilmiştir. Kavramsal çerçevede yer alan "ihtiyaca uygunluk" (relevance), "gerçeğe uygun sunum" (faithful representation) ve "karşılaştırılabilirlik" (comparability) gibi niteliksel özellikler ile açık, kesin bilgi sunmak için bir rehber olmada zayıf ve uygulamaya yönelik problemleri çözmede yetersiz kalmakta olduğunun ayrıca altı çizilmektedir. Tezin birinci bölümünde muhasebede ihtiyatlılık kavramı ile ilgili tanımlar, tarihsel süreçte ihtiyatlılık kavramı, muhasebe doktrinindeki yeri ve öneminin değerlendirilmesi yapılmıştır. İhtiyatlılık alanında yapılan akademik çalışmalar son yirmi yıl üzerinden konularına göre incelenip, literatür taramasına yer verilmiştir. Son yirmi yılda yapılan çalışmalar incelendiğinde ihtiyatlılık konusunda birçok alanda çalışıldığı görülmektedir. Bunlara örnek olarak ihtiyatlılık seviyesinin firmaların daha etkin iç kontrol sistemleri ile ilişkili olduğu, denetçinin güvence sağlaması ve denetim kalitesinin şirketlerin ihtiyatlılık raporlamasına olan olumlu etkileri, şirketlerin daha etkin yatırımlar yapmasını sağlaması, yönetimsel riskler ile daha etkin mücadele edilmesi, benzer şekilde kar yönetimi uygulamaları ile olan ilişkisi sayılabilir. Ayrıca, ulusal kültürün muhasebe ihtiyatlılığını etkilemesi, muhasebe ihtiyatlılığı ile CEO'ların aşırı güven sorunları, ihtiyatlılığın makroekonomik göstergeler ve para arzı üzerindeki etkileri, UFRS uygulamaları ile olan ilişkisi üzerinde de çalışmalar yapılmıştır. Birinci bölümün devamında, çalışmanın araştırma kısmına dayanak oluşturacak ihtiyatlılık seviyesinin belirlenmesinde kullanılan ölçüm yöntemleri incelenmiştir. Birinci yöntem, Basu (1997) tarafından geliştirilen panel veri regresyon yöntemi ile oluşturulmuş asimetrik zamanlılık ölçüm yöntemidir. Asimetrik zamanlılık (asymmetric timeliness) olarak isimlendirilen bu ölçüm yöntemi ihtiyatlılık seviyesinin tespitinde şirket karlarının veya zararlarının, kötü haberlerden iyi haberlere kıyasla daha çabuk etkilenmesi esasına dayandırılmıştır. Bu yöntem ile şirket karının, negatif getirilere olan eş zamanlı duyarlılığının pozitif getirilere kıyasla iki ile altı kat arasında değişen bir oranla daha fazla çıkması ile ihtiyatlılık seviyesini açıklamaktadır. Yöntemin içinde barındırdığı sınırlılıkların ve kısıtlarının iyileştirilmesi üzerine birçok çalışma geliştirilmiş olmakla beraber; yöntem ihtiyatlılık seviyesinin ölçümünde temel dayanak olması bakımından önemlidir. Şirketlerin ihtiyatlılık seviyesinin belirlenmesinde yaptığımız gruplandırmada ikinci yöntem defter değeri/pazar değeri ölçüm yöntemidir. Bu yöntem ilk olarak Beaver ve Ryan (2000) tarafından geliştirilmiştir. Yöntem esasen defter değerindeki değişimlerin gelecekteki özsermaye getirisinin tahminlenmesinde farklı etkilere sahip olan iki önemli nedene bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu iki nedeni sapmalar (bias) ve gecikmeler (lags) olarak sıralamıştır. Sapma ve gecikmelerin defter/pazar değerine olan etkisi ve özsermaye getirisini tahmin etmedeki rolü irdelenmiştir. Sapma olarak defter değerinin pazar değerinin üzerinde (altında) olması dolayısıyla defter-pazar değeri oranının yüksek (düşük) hesaplanmasından kaynaklı sapmalar açıklanmıştır. Sapmaların raporlama kaynaklı faktörler -tarihi maliyet ya da ihtiyatlılık- veya ekonomik çevresel faktörler -beklenen bugünkü değer hesaplaması ya da enflasyonkaynaklı olabileceği belirtilmiştir. Gecikmeler ise beklenmeyen ekonomik karların (zararların) hemen değil zaman içinde raporlanmasından kaynaklanan defter değerine olan etkiler olduğunu ifade etmiştir. Bu sebeplerle defter/pazar değeri gerçek ortalamalarından yüksek (düşük) hesaplanmaktadır. Gecikmelerin defter/pazar değeri üzerinde oluşturduğu geçici etkilerin sapmalar ile benzer şekilde hem raporlama hem de ekonomik ve/veya çevresel faktörlerden kaynaklı ortaya çıkabileceğini açıklamıştır. Üçüncü yöntem ise faaliyetlerden kaynaklanan tahakkuklar ve nakit akışlarıdır. Givoly ve Hayn (2000) tarafından oluşturulan bu yöntem, muhasebede ihtiyatlılık kavramını ölçmek amacıyla faaliyetlerden kaynaklanan tahakkuklar ile nakit akışlarının ilişkisini incelemiştir. İhtiyatlılık gelir ve karların muhasebeleştirilmesini yavaşlatan, gider ve zararların muhasebeleştirilmesini hızlandıran ve varlıkları düşük, yükümlülükleri yüksek göstermek amacıyla muhasebe politikalarının seçilmesi olarak tanımlanmıştır. İhtiyatlılık ölçümü ile ilgili olarak birikmiş faaliyet dışı tahakkuklar (accumulation of nonoperating accruals), iyi haberlere ve kötü haberlere göre kazançların zamanlılığı, kazançların dağılımı ve piyasa/defter değeri ölçüm yöntemlerini incelemiştir. İhtiyatlı bir raporlamada kazançların dağılımsal olarak negatif eğilim (skewness) ve değişkenlik (variability) göstermesi beklendiği ifade edilmiştir. İhtiyatlı bir finansal raporlamanın karlılığın düşmesine ve birikmiş negatif tahakkukların artmasına neden olabileceği savunulmuştur. Tezin üçüncü ve dördüncü bölümleri ihtiyatlılık üzerine üç alanda araştırma yapılmıştır. Bu alanlar borç sözleşmeleri, sürdürülebilirlik raporlaması ve bankaların kredi kapasiteleri olarak sıralanabilir. Borç sözleşmeleri konusunda ihtiyatlılık seviyesi yüksek olan şirketlerin borç sözleşmesi açıklaması yapma olasılığı daha yüksek olup, olmadığı test edilmiştir. Ardından şirketlerin ihtiyatlılık seviyeleri yükseldikçe borç sözleşmelerini yeniden yapılandırma açıklaması yapma olasılığı test edilmiştir. Araştırma kapsamında ilk olarak Borsa İstanbul'da yer alan finans sektörü dışındaki şirketlerin ihtiyatlılık seviyelerinin değerlendirilmesi amacıyla 290 şirkete ait 3.931 şirket-yıl gözlemi üzerinden Basu (1997) modeli üç farklı dönemde ihtiyatlılık seviyelerinin dönemsel karşılaştırılması amacıyla 9 farklı seviyede test edilmiştir. Aynı veri setine Khan ve Watts (2009) tarafından geliştirilen bir firma-yıl için ihtiyatlılıktaki değişimi ve ihtiyatlılık seviyesindeki yıl bazlı kesitsel çalışma (crosssectional) ile değişimleri gösterecek ölçme yöntemi uygulanmış ve araştırmanın hem borç sözleşmeleri hem de sürdürülebilirlik raporlaması bölümünde kullanılacak olan firma-yıl bazlı ihtiyatlılık puanları 2000-2019 dönemini kapsayan 19 yıl için hesaplanmıştır. Bu bağlamda yapılan araştırma uluslararası çalışmalarda kullanılan asimetrik zamanlılık yönteminin Türkiye'de geniş kapsamlı incelenmesini sağlaması açısından oldukça önemlidir. Asimetrik zamanlılık araştırması sonucucunda Türkiye'deki şirketlerin ihtiyatlılık seviyesinin kötü haberlerin iyi haberlere duyarlılığı bağlamında 1,5 ile 2 kat arasında değiştiği görülmüştür. 2000 – 2019 yıllarının incelendiği modellerde farklı hisse fiyatı seviyelerinde ihtiyatlılık düzeyinin 1,8 kat olduğu 0,01 anlamlılık düzeyinde görülmüştür. 2000 – 2008 yılları incelendiğinde ise ortalama fiyat dışında mart ayı ve aralık ayı hisse fiyatlarına göre ihtiyatlılık seviyesinin 1,5 ile 0,8 kat olduğu görülmektedir. Son olarak 2009 – 2019 dönemi incelendiğinde negatif kazançların pozitif kazançlara göre hassasiyet seviyelerini ifade eden ihtiyatlılık seviyesinin benzer şekilde 1,2 ile 1,8 kat arasında değiştiği görülmektedir. Uluslarası literatürdeki çalışmalar ile karşılaştırıldığında Türkiye'de kötü haberlerin iyi haberlere duyarlılığı bağlamında ihtiyatlılık seviyelerinin daha ılımlı olduğu görülmektedir. Ayrıca, asimetrik zamanlılık yönteminin varsayımları altında bu sonuçlara ulaşıldığı göz önünde tutulmalıdır. Borç sözleşmeleri ve ihtiyatlılık ilişkisinin incelendiği araştırma sonucunda ise 2009 – 2019 yıllarını kapsayan dönemde şirketlerin ihtiyatlılık düzeyleri ile sözleşme açıklamaları yapma olasılıkları arasında %5 anlamlılık seviyesinde pozitif ilişki bulunmuştur. Ancak şirketlerin kredilerini ve borç sözleşmelerini yeniden yapılandırma, refinansman sağlamaları ile ihtiyatlılık puanları arasında ilişki görülmemiştir. İhtiyatlılık ve kurumsal sosyal sorumluluk raporlamasının incelenmesi bir diğer araştırmayı oluşturmaktadır. Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı bir şirketin toplum ve çevre üzerindeki sorumluluklarını; topluma ve çevreye olan etkilerini değerlendirmek, yürütmek ve yönetmek için gerçekleştirdiği tüm kurumsal faaliyetler ve politikalar bütünü olarak tanımlamıştır. Tez kapsımda, KSS çalışmalarının tarihi süreç içerisindeki gelişimi, boyutları, ihtiyatlılık ile olan ilişkisine yer verilmiştir. Ayrıca, KSS araştırmalarına ekonomik açıdan yaklaşan çalışmaların temel aldığı vekâlet teorisi ve paydaş teorisi açıklanmıştır. Paydaş teorisi kapsamında finansal veya finansal olmayan tüm paydaşlara eşit duruş sergilenerek ihtiyatlı raporlama ile KSS raporlaması arasında pozitif ilişki olduğu öne sürülmektedir. Vekâlet teorisi ise ihtiyatlı finansal raporlama ile KSS raporlaması arasında negatif bir ilişki olduğunu ileri sürmektedir. Özetle, vekâlet teorisi açısından şirketlerin KSS performansları ve ihtiyatlı raporlamaları arasında paydaş teorisinin tersi bir ilişki söz konusudur. Teorik çerçevenin oluşturulmasının ardından KSS performansı ile ihtiyatlılık arasındaki ilişkiyi konu alan çalışmalar kapsamında araştırma hipotezi oluşturulmuştur. Araştırma kapsamında şirketlerin sürdürülebilirlik raporlaması performansının koşullu ihtiyatlılıkla olan ilişkisi panel veri regresyon analizi ile test edilmiştir. Regresyon modeli kapsamında 40 firmadan 222 firma-yıl için 2008 ile 2019 yılları kapsayan dönemde test edilmiştir. Çalışma sonucunda paydaş teorisi ile paralel olarak KSS raporlamaları ile ihtiyatlılık seviyeleri arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Son araştırma ise Türk Bankacılık Sektörü kriz dönemlerinde bankaların kredi verme kapasitelerinin ihtiyatlılık seviyeleri ve banka büyüklükleri ile olan ilişkisi üzerine olmuştur. Kredi veren taraf olarak bankalar temel alındığında kriz dönemlerinde kredi kapasiteleri ve ihtiyatlılık seviyeleri ilişkisi oldukça önem taşımaktadır. Bu bölüm kapsamında Türk Bankacılık Sektörü kriz dönemlerinde bankaların kredi verme kapasitelerinin ihtiyatlılık seviyeleri ve banka büyüklükleri ile olan ilişkisi incelenmiştir. Bankaların finansal kriz dönemlerinde kredi vermeye dönük politikalarının değişmesi, verdikleri kredi miktarlarının çoğunlukla azalma eğilimi olması ile muhasebe ihtiyatlılığı ve banka büyüklüklerinin buna etkileri değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında üç hipotez testi yapılmıştır. İlk olarak bankaların kriz dönemlerinde kredi verme kapasiteleri düşme eğilimi incelenmiştir. Ardından, kriz dönemlerinde bankaların kredileri verme düzeyleri, daha fazla ihtiyatlılık düzeyine sahip bankalar için daha az ihtiyatlılık düzeyindeki bankalara göre daha fazla olup olmadığı test edilmiştir. Üçüncü ve son hipotez ise büyük bankaların, banka kredileri verme düzeyleri ve ihtiyatlılık arasında ilişki üzerinedir. Bankaların asimetrik zamanlılık ölçümü 1999-2019 yılları arasında toplam 9 bankaya ait 175 banka-yıl verisine, kredi değişimin kriz dönemlerinde ihtiyatlılık üzerindeki etkileri ise 29 bankaya ait 396 banka-yıl gözlemine uygulanmıştır. Çalışma sonucunda kriz dönemlerinde bankaların kredi kapasitelerinin daraldığı ve ihtiyatlılık seviyesi yüksek olan bankaların bu daralmadan daha az etkilendiği sonucuna varılmıştır.

Author

Dr. Destan Halit Akbulut

How to Cite

Destan Halit Akbulut (Doktora Tezi). Muhasebede ihtiyatlılık kavramı: Borç sözleşmeleri, sürdürülebilirlik raporlaması ve kriz dönemlerinde bankaların kredi kapasitesi üzerinde ihtiyatlı muhasebe uygulamalarının analizi, 2021, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University