
57
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Alexandre Cabanel'in sanatı
Bu tez Fransız ressam Alexandre Cabanel'e yöneltilen "zevksiz sanat" suçlaması, ve bu suçlamanın dönemsel ilişkilerini inceler. Bu incelemenin temelinde, yeni klasikçiliğin devrimci etkisine karşı tepkisel tutum ve bununla ilintili olarak ressamın yaşadığı dönemdeki sınıf çatışmaları göz önüne alınmıştır. Dönemin estetik yaklaşımlarına ve sanat akımlarına yalnızca konuyla bağlamları örtüştüğü çerçevede akronolojik olarak değinilmiştir. Dolayısıyla dönemin toplumsal çatışmaları, Cabanel'e yöneltilen suçlamayla karmaşık ve çoğunlukla dolaylı ilişkileri çerçevesinde incelenmiştir.
Resim sanatında tıbbi formların kullanımı
Bilim, tıp ve sanat tarihin başından günümüze kadar hep iç içe olmuştur. Karşılıklı ilişki içerisinde bilgiyi kendine basamak olarak kullanan bilim ve sanat, bilinmeyeni keşfetmeye çalışmaktadır. Böylece özellikle bilimsel ve teknolojik gelişmeler, hem sıradan insanın hem de sanatçının hayatını derinden etkilemektedir. Dolayısıyla sanat-bilim-tıp ilişkisi kaçınılmazdır. Bununla birlikte resim sanatının ilk örneklerinden itibaren bilim ve sanat ilişkisi gözlemlenmektedir. Resim sanatının ilk örnekleri mağara duvarlarındaki ilkel çizimlerde görülmektedir. Bu çizimlerde günlük hayata ilişkin birçok detaya rastlandığı gibi, o günün tıp pratikleri ya da şifa arama/bulma yöntemlerine ilişkin de bilgi edinilebilmektedir. Bu da bize ilkel çağlardan itibaren resim sanatı ve tıp bilimi arasındaki ilişkinin önemini göstermektedir. Bilim tarihinde yaşanan her gelişme, sanatta da kendini göstermektedir. Mikroskop, hücre ve DNA'nın keşfi ya da atom bombasının kullanılması gibi olumlu olumsuz tüm bilimsel ve teknolojik gelişmeler, sanatçının da bakış açısını yeniden yorumlamasına sebep olmaktadır. Bu çerçevede Salvador Dali, Kandinsky, Paul Klee, Laura Ferguson, William Utermohlen, Henri Toulouse Lautrec, Van Gogh, Edvard Munch, Frida Kahlo, Thomas Eakins, John Lavery ve Picasso gibi sanatçıların çalışmalarında, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin etkisi doğrudan görülmektedir. Tüm bunlardan hareketle bu çalışma kapsamında resim sanatı ve tıp bilimi ilişkisi ele alınacaktır. Bir yandan tıbbi gelişmelerin ressamların sanatına etkileri incelenirken bir yandan da ressamların hastalıklarının sanatlarına etkisi incelenecektir. Böylece tıbbi formların sanatçıların resimlerinde hangi anlamlarda kullanıldığı, doğrudan ressamlar ve resimleri üzerinden incelenmektedir. Bu çalışmada, sanat tarihi boyunca farklı dönemlerde bu kapsamda eserler üretmiş çeşitli ressamlar ele alınmaktadır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında; savaşın ve siyasi, ekonomik, toplumsal yapılanmanın Almanya'daki resim, heykel, performans sanatları üzerindeki etkisi
İkinci Dünya Savaşı'ndan yenilgi ile çıkan Almanya'da sınırlar değişmiş, ülke Doğu ve Batı Almanya olmak üzere ikiye bölünmüştür. Farklı politik ve kültürel kimliklere sahip Doğu ve Batı Almanya'da, birbirinden farklı sanat çalışmaları ortaya çıkmıştır. Bölünmeyi takiben Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasında soğuk savaş başlamış; siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda yer alan bu savaş, sanatı Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği için önemli bir güç haline getirmiştir. Bu tez çalışmasında öncelikle 1945-1990 yılları arasında Almanya'daki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeler konusunda ön araştırma yapılmış, sanatın gelişiminin daha iyi anlaşılması için bir altyapı oluşturulmuştur. Yine aynı amaçla Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ndeki sanatın gelişimi ve soğuk savaşın sanata etkisi araştırılmıştır. Son olarak Almanya'da sanat alanında yapılan çalışmalar araştırılmış; seçilmiş eserlerin incelenmesi ile de konu pekiştirilmiştir.
Soyut sanatın gelişim evresi içerisindeki geometrik öğelerinin kullanımı
Soyut resim sanatında geometrik öğelerin önemini ele alan bu tezde, ilkel çağlardan günümüze kadar olan tüm evrelerine değinilmekte, Batı ve Türk sanatında oluşumundan bahsedilmektedir. Sanatın en erken örneklerini içeren bir kol olan resim dalı, antik çağlarda insanların çevresinde gördüğü nesne ve canlıları basit geometrik şekiller ile mağara duvarlarına nakşetmesiyle ortaya çıkmıştır. Zamanla gerçekçilik ve birebir resmetmenin yükselişe geçmesi ile birlikte kullanımı azalan geometrik öğeler; 20 yy. başlarında öznel ve düşünsel eserlerin ortaya konulduğu yeni bir akım olan soyut resim alanında yeniden tercih edilmeye başlanmıştır. Non figüratif sanat olarak da adlandırılan geometrik soyut sanat, Türk sanat tarihine de Avrupa ile yakın zamanlarda giriş yapmıştır. Batıdaki soyut resim sanatının gelişiminden ve geometrik öğelerin kullanımlarının anlatımıyla birlikte birçok yabancı sanatçıdan örnekler verilmiş ve beraberinde Türk resim sanat tarihinde ilk soyut eser örneklerinden günümüze kadar olan dönem değerlendirilmiş olup Türk soyut resim sanatçıları ve Türk geometrik soyut resim sanatçılarının eserlerinden örnekler incelenmiştir. Resim sanatının ilk ortaya çıkışında rol oynayan ve binlerce yıllar sonra başlayan soyut resim akımı ile birlikte yeniden bu dala ait eserlerin merkezinde yer alan geometrik öğelerin kullanımı üzerinden yola çıkarak, Refiye Güneş, çalışmalarında geometrik form ve salt renk kullanımları ile geometrik soyut sanata değinmiştir.
Sanat tarihinde estamp ve resim ilişiği bağlamında Japon sanatının, Batı resmi üzerindeki etkileri
Önce Çin'de başlayan Japon ağaç baskı tekniği, yani 'Estamp'lar daha sonra Japonya'da kullanılmaya başlamıştır.18.ve 19 yüzyıllarda bazı Japon Estamp sanatçıları, bütün dünyada tanınan ve beğenilen ağaç baskılar yapmışlardır. Uzun yıllar Dış Dünya'ya kapalı olan Japon kültürü ve Sanatı,1850 yıllarında tüm dünyaya kapılarını açmış ve Avrupa'da moda haline gelmiştir. Özellikle 19.YY da özellikle Japon Baskı Sanatçılarının yapmış oldukları 'estamp' adı verilen ağaç baskılar, Avrupalı dönem sanatçıları tarafından toplanmış ve sanatlarına konu olmuştur. Bu bağlamda, Japon Estamp ve resim sanatının, Batı Sanatı tarihinde önemli yer tutan Empresyonistler başta olmak üzere Art Nouveau , Heykel, Tiyatro gibi sanat dalları ve akımlarına da ,ilham kaynağı olmuştur. Ancak çalışmanın sınırları 19.Y.Y. Batı Resim Sanatçıları ve Akımlarıyla sınırlandırılmıştır.
1908-1945 yılları arasında bir propaganda aracı olarak Türk resim sanatı
This study examines how artists used art for propaganda between Second Constitutional Monarchy and Second World War in Turkey and the relationship between art and propaganda within the scope of art-power interaction. It focuses on how the art and the artist positioned themselves against the government and how the artists conveyed the new ideology to differents spheres of the society by using art that contains propaganda. Artworks created for propaganda have not always been misused. In return for the support it gives to the artist, the government expects the artists to support the idea of social unity and reflect the government's promise of 'good days' in their works. This study is supported with appropriation of masterpieces of art history produced in different periods by artists in China, USSR, America, Mexico, and Italy for propaganda. The paintings with propaganda content, drawn by the Turkish artists between the Second Constitutional Monarchy and the Second World War, were reproduced through digital interventions such as appropriating "Seize the Day" series. Many technical innovations of the age were also adopted in plastic painting art. Just like many posts on social media platforms, the social media posts, shared with the aim of transforming art into propaganda by using some technical features, universalize the use of propaganda. Being not aware of the fact that they are pushed into an imposing loneliness by their android mobile phones, individuals have an increased social insensitivity. With "seize the day" series, it has become a need to record the flow of life due to fear or insensitivity. It is emphasized that increasingly similar lives have gradually become abstract. In the age of informatics, through individualized propaganda that appeals to desire, intelligence, and ego, people make their own propaganda on social media without even making others feel it.
Türk resim sanatında portre soyutlamaları - 1980 sonrası
Bu tezin temel araştırma konusu; modern sanatta figürün temsilden (üç boyutlu gözükme çabasından, simgesellikten, izleyiciye bir şeyleri dikte etmekten) koparak imge olarak sanatçının tuvalinde canlanmasıdır. İlk kısımda, resim sanatında portre ve otoportre çalışmalarının tarihsel süreç içerisinde nasıl başlayıp geliştiği seçilen örnek sanatçılarla beraber irdelenmiştir. Ardından, figür ve figürasyon ayrımının tanımlaması yapılmaya çalışılmış. Biçim ve imge, biçim-biçimsizlik ve deformasyon farkı, soyut ve gerçekçilik arasındaki gerilim irdelenmiştir. Yine bu bölümde sanatçının konfor alanı kavramının tanımlaması yapılmıştır. 1980 sonrasındaki değişimler ile 2000'li yıllarda yaşanmaya başlayan teknolojik gelişmelerin sonuçları ele alınmış ve bunun portre resmine etkileri incelenmiştir. Bozulmuş gerçekçilik tanımı irdelenerek bu kısım tamamlanmıştır. Üçüncü kısımda ise, Türkiye'de 1980 sonrasında portre çalışmaları yapan sanatçılarımız incelenmiştir. Son kısımdaysa, kendi resimlerimde portre soyutlamaları analizleriyle beraber sorgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Portre, Portre Soyutlamaları, Türk Resim Sanatı, figür, figürasyon, biçim, biçimsizlik, deformasyon, imge, konfor alanı, bozulmuş gerçekçilik
Dekalkomanya (decalcomania) baskı tekniğinin Max Ernst'in sanatına etkisi
Bu tezde Max Ernst'in 1930'lu yılların sonunda eserlerinde kullanmaya başladığı Dekalkomanya monotip baskı tekniği ile yaptığı resimleri incelenmiştir. "Dekalkomanya monotip baskı Tekniği" sanatta ilk kez 1936 yılında tekniğin isim babası olan İspanyol sanatçı Oscar Domingues (1906-1957) tarafından kağıt üzerine ve genelde siyah beyaz olarak uygulanmıştır. Rastlantısal görüntüler ortaya çıkaran bu teknik, gerçeküstü yazarların ve şairlerin kullandığı "otomatik yazma" nın grafik karşılığı olarak "resimde otomatizm" olarak kabul edilmiştir. Max Ernst, gerçeküstücü bir sanatçı olarak bilinçdışını ve sanatı bir araya getirirken; kökeni özel hayatı, eğitimi, etkilendiği sanatçılar, yazarlar, düşünürler, döneminin politik olayları, yaşadığı ortamlardaki insanlar, hayvanlar, jeolojik oluşumlar ve efsaneler, eserleri üzerinde etkili olmuştur. Max Ernst'in sanatının olgunluk dönemi olarak kabul edebileceğimiz 1930'lu yıllarda kullandığı Dekalkomanya Monotip Baskı Tekniği, onun hayatının bütün birikimlerinden yararlanarak anıtsal eserlerini ortaya koyabilmesine imkan sağlamıştır. Max Ernst, Dekalkomanya Monotip Baskı Tekniğini uygulayan bir çok gerçeküstücü sanatçıdan biridir. O bu tekniği mükemmelleştirmiş, tekniğe uygulama bağlamında farklı bakış açıları getirmiştir. Dolayısı ile bu tekniğin, en usta uygulayıcılarından biri olarak anılmasında sakınca görülmemektedir. Bu tezde Max Ernst'in Dekalkomanya Monotip Baskı tekniği ile yaptığı eserler tarihsel süreç çerçevesinde ele almaya çalışılmıştır.
Manzara resminde metafor: Çin manzara resminin romantik manzara resmindeki iz düşümü
In this study, the projection of Chinese landscape painting metaphors on romantic landscape painting was investigated. While conducting the research, first of all, the concept of metaphor, the function of metaphor and the types of metaphors in the conceptual context were emphasized. Tao, Confucianism, Zen, theory of emptiness and New Confucianism movements in Chinese philosophy, which are the starting point of Chinese landscape painting metaphors and directly affecting the Chinese landscape painting tradition, are examined. The belief concerning man like all beings in the universe, is not superior to nature, but an inseparable part of it and that all beings should live in harmony with nature, shed light on the study on metaphors. The history of Chinese landscape painting has been researched in the light of Chinese philosophy and beliefs, while working on painters who are the important representatives of the landscape painting tradition, by means of taken into consideration the conceptual analyzes of the works and metaphor types. The metaphors in Chinese landscape paintings were examined separately through the nature elements frequently used in the compositions, and it was observed that metaphors have an important place in the Chinese landscape painting tradition. Before entering the romantic landscape painting, which is the second main subject of the study, the development of romantic natural philosophy in the West was investigated. The influence of the Naturphilosophie school, in which F. W. J. Schelling dealt with man and nature as a whole, on the landscape painters of the period and the relationship of this new way of thinking with Chinese philosophy were emphasized. This new philosophy of nature, which emerged at the beginning of the 19th century, has fundamentally affected the view of nature and human beings in the West, and the view that the human being is one of the small parts that create nature has gained importance. The historical development process of the pre-Romantic landscape painting in the West has been reviewed on the basis of the examples. In the light of the 19th century romantic nature philosophy, the works of romantic landscape painters living in Germany, England, Norway and America were examined in the context of metaphors. Chinese landscape painting metaphors were traced through these works.
Ütopya ve distopyanın sanat içerisindeki yeri üzerine sosyal gerçekçi bir analiz
Bu eser metni, sanatın ütopya ve distopya kavramlarıyla ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Bunu yapmak için, bu kavramların sanat eserlerinde görünürlüğü üzerine odaklanmış ve sanat tarihinden örnekler bu bağlamda analiz edilmeye ve yorumlanmaya çalışılmıştır. Kavramların sosyo-politik altyapısı nedeniyle, ütopya ve distopya kavramlarında arzu ve korku duygusu ile toplum düzeni arasındaki ilişki özellikle önemli olmuştur. Bu nedenlerle, konuyla ilgili var olan azımsanmayacak sayıda kitap ve makale ulaşılabildiği oranda incelenmiştir. Literatür ve eser inceleme yanı sıra, sanatın formal problemleri açısından ve üretim süreçleri açısından konuya bakabilmek için bir grup eser üretimi yapılmıştır.
Sanat ve sağlık: Katılımcı sanat uygulamalarında bireysel iyileşme eğilimleri
The holistic approach stated by the constitution of World Health Organization defines health not as the absence of infirmity and disease but the state of complete physical, mental, and social wellbeing. The thesis tries to build a bridge in between two essential fields that provide physical, mental, and social wellbeing: Arts and Health. Throughout the history of arts, arts have a leading role in restructuring and reconstructing the society. Depending on social and cultural conditions, arts heal the wounds thoroughly especially during unstable periods when the society suffer from anxiety, loneliness, and depression. Today, the applications of different art disciplines are used to protect individual health, in addition to its contribution to healthcare institutions. Research findings show that practicing arts increase the psychological resilience of the participants and add meaning to their lives. The thesis aims to emphasize that art plays an important role in the wellbeing and recovery of individuals having physical, mental and emotional problems. Participatory art practices, which can also be defined as social art, community-based art, interventionist art, and collaborative art, strengthen social bonds and help to create collective consciousness. The reason for examining whether there are individual healing tendencies in these practices is that participatory art is a collaborative art type that opposes the traditional forms of artistic production and consumption. Besides not having a hierarchical order, gives individuals the opportunity to open a space where they can be liberated. The surprising, varying, unexpected open ended space given to the participant provides the opportunity to notice daily paradoxes and reevaluate environmental subjects besides human relationships. It reveals both disturbing and pleasurable experiences. The selected research and the findings obtained in the thesis are the proofs that art has an indispensable place in human health. This thesis, which is an interdisciplinary study on arts and health, tries to shed light on more detailed studies, research and applications.
20 yy. başı Rus avangart sanatçıların soyut sanat üzerindeki etkileri
This thesis study, titled "The Effects of Russian Avant-garde Artists on Abstract Art at the Beginning of the 20th Century", examines the question of how and in what way the works of Russian artists, who are described as avant-garde in their own countries and in the art groups they join in various European countries, affect the artistic and technical production processes of artists living in Europe and the USA during their own time and after the Second World War. Many artists born in the Russian geography, called the Russian Avant-garde, received education in the best schools of their time in the fields of science and art such as Painting, Theater, Music, Architecture, Construction, Textile Products Engineering, and they are people who are very distinguished in their own country or in other countries, work actively, have very strong intellectual aspects, and have won the admiration of art lovers and art authorities with the artworks they produce. Within the scope of the research, first of all, the concept of Avant-garde was examined, then the art groups before the Avant-garde, which prepared the intellectual, philosophical and technical conditions that were very important for the formation of the Avant-garde in Russia, were examined, these art groups are groups of artists who have influenced the society they live in with the art activities they carry out. By looking at the characteristics of the works of art produced by the Russian Avantgarde during their historical period, we can analyze them under three main headings. When the visual arts are examined in the history of painting, Wassily KANDINSKY with his abstract painting, which is said to have made the first abstract painting, Kazimir MALEVICH, who started the Suprematism art movement, and Vlademir TATLIN with the Constructivism art movement. The painting style, which is said to have started with Wassily KANDINSKY, which we see realized for the first time in the history of painting, does not point to anything from the world we live in, consists of lyrical geometric shapes that we can classify as art without objects, abstract art, and which KANDINSKY describes as concrete abstraction, as the inner reality of the artist, and the Suprematism art movement, which Kazimir MALEVICH calls pure art, and Vlademir TATLIN, the development process of the Constructivism art movement, which is considered as one of the first examples of installation art, giving relief sculpture effect of materials such as wood and metal plates, which have different uses in daily life, have been examined. Abstract painting and sculpture works developed with the participation of Wassily KANDINSKY, Kazimir MALEVICH, Vlademir TATLIN and many artist friends, among these artistic works, which are called first generation within the scope of the thesis subject, not only influenced their contemporaries, but also influenced the artists who came after them in many ways even today. The effects of avant-garde on abstract works of art are explained by examining the works of artists and their production processes.
Türk resminde çocuk teması
Çocukluk kavramı,tarihin belirli dönemlerinde yaşanılan çağa ayak uyduracak şekilde farklı anlamlarda kullanılmıştır.Çocukluk,genel olarak yetişkinlerin ebeveynlik üzerinden kendilerini tanımladıkları,toplumdaki bireylerin kendilerine kültürel değerler açısından anlam yükledikleri bir kavram olarak karşımıza çıkmıştır.Özellikle sanatın kültürü yansıtan bir form olduğunu kabul edersek,toplumsal değerlerden birini oluşturan çocukluk kavramının sanata yansımalarının izini sürmek çocukluk kavramının toplumdaki anlamını derinlemesine incelemek açısından önemlidir.Türk resim tarihinde minyatür ile başlayan süreç,Cumhuriyet'in kurulmasının ardından bir kırılma göstermiştir.Çocuk imgesinin saflık ve doğallık ile birlikte ele alınmasının yanında toplumsal değerleri yeniden kurgulamak üzere annelik kavramının da tema ile birlikte kullanılmaya başlandığı görülmektedir.Çağdaş Türk resmi ile birlikte eserlerinde kendi hayatlarından gözlemleri ve portreleri kullanan sanatçılar,bölgesel farklılıklar ve yaşam biçimlerini irdelemişlerdir.Çocuk imgesi üzerinden yapılan kapsamlı bir inceleme ve eserler üzerinden yapılan değerlendirmeler,Türk resim sanatında sürecin değerlendirilmesine ışık tutacaktır.
Çağdaş Türk resim sanatı'nda figür kaynaklı soyutlamalar
Bu tez çalışmasında, çağdaş Türk resim sanatında figür kaynaklı soyutlamaların, Cumhuriyet dönemiyle birlikte özellikle yüzyılın ikinci yarısından sonra gösterdiği gelişme süreci araştırılmıştır. Literatür taraması yapılarak elde edilen tarihsel bilgiler, çeşitli eser örneklerinin resimleri ile birlikte sunularak açıklanmaya çalışılmıştır. Sanat tarihi boyunca, resimlemeye konu olarak seçilen en temel araçlardan birisinin figür olduğu görülmektedir. Önceleri resmin merkezinde yer alan ve oldukça gerçekçi bir üslupla resmedilmeye çalışılan figür konusu, ilerleyen yıllarda bambaşka bir hal alarak, soyutlama üslupları ile karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, plastik sanatlarda oluşan çeşitli akımlar, kronolojik olarak ilerlemiş ve bu ilerlemeler sonucunda ise çağdaş Türk resim sanatı da öncelikle Batılılaşma hareketleri ile birlikte, yeni görüşler ışığında farklı bakış açıları meydana gelerek sürekli bir gelişme sürecine girmiştir. Bu amaçla çalışmamızda, çağdaş Türk resim sanatında figür kaynaklı soyutlama üslubunun temsilcileri ve bu temsilcilerin bağlı kaldıkları çeşitli gruplara ve akımlara değinilmiştir. Çalışmada, Türk resim sanatında figür kaynaklı soyutlamalar çerçevesinde Özden ERBİL İBİTÜRK'ün eserleri üzerinden eser-metin incelemesi gerçekleştirilerek, belirtilen bu eserlerin çağdaş Türk resim sanatında figür kaynaklı soyutlamalar ile olan ilişkisinin teorik altyapısı değerlendirilmiştir. Öte yandan çalışmamız, hedeflenen sonuçlar doğrultusunda, günümüz çağdaş Türk resim sanatının geçmişi ile olan ilişkisi üzerinden, çağdaş Türk resim sanatında figür kaynaklı soyutlamaların etkilerinin, yetişmekte olan genç ressamların çalışmalarına olan yansımaları üzerine değerlendirilmeler yapılmasına imkân tanıması bakımından da önem taşımaktadır.
Yirminci yüzyıl Türk resim sanatında kadın imgesinin dönüşümü
Toplumsal cinsiyet bağlamında ele alınan kadın konusu yirminci yüzyılda tüm dünyada önemini koruyan ve üzerine pek çok araştırma gerçekleştirilen bir mesele olmuştur. Bu mesele de diğer tüm meseleler gibi zamanın ve koşulların değişmesiyle birlikte dönüşüme uğramıştır. Kısa bir zaman diliminde pek çok değişimin yaşandığı yirminci yüzyılda kadın konusu resim sanatında kadın imgeleri üzerinden vücut bulmuştur. İmgelerin gücünden faydalanan sanatçılar kadın konusunu pek çok farklı söylem ve şekillerde ele almışlardır. Kadın imgeleri toplumsal değişimden etkilendiği gibi değişim yaratmak için de kullanılmıştır. Bu araştırmada yirminci yüzyılda Batıda ve Türkiye'de yaşanan ekonomik, toplumsal, siyasal meselelerle sanatsal söylemlerin paralellikleri kadın imgesi merkeze alınarak incelenmiştir. Hem ataerkil düzenin hem de kadınların sanatta var oluşlarının kadın imgelerine yansımaları gösterilmiştir. Feminist sanatın doğuşu ve kadınların kendi yaşamlarının gerçeklerini birinci ağızdan dile getirmeleriyle kadın imgeleri farklı bir boyut kazanmıştır. İmgeler eleştirel bir dil içerdiği gibi arzu edilen dönüşümün de göstergeleri olmuştur. Tezin amacı yirminci yüzyılda Türk resim sanatında kadın imgesinin yolculuğuna şahitlik ederek sanatın ve sanatsal imgelerin değişime ve dönüşüme aracılık etmek gayesiyle kullanıldığını gözler önüne sermektir. Kadın imgesinin dönüşümünden yola çıkarak resim sanatında imgelerin gücünün anlaşılması, inşası ve anlamlandırılması konusunda farkındalık yaratmak amaçlanmıştır.
"Günler" sergisinin üretim sürecinin mekanlar üzerinden okunması
Bu eser metninin amacı, 2019 yılında Elmadağ'daki Arif Paşa Apartmanı'nda gerçekleşen "Günler" sergisi için üretilen ve tek bir yapıt olarak değerlendirilebilecek çalışmaları ele almaktır. Burada "Günler" sergisi mekanlar ( kent / sokak, atölye, sergi mekanı /galeri) üzerinden okumaya açılmıştır. Sırasıyla metnin bölümlerini oluşturan bu üç mekan, aynı zamanda üretim sürecinin de aşamalarını oluşturmuş, sergiyi ve yapıt(lar)ı büyük ölçüde şekillendirmiştir. Metnin ilk iki bölümü kenti /sokağı, yürüme /dolaşma ve kayıt tutma eylemleri üzerinden konu etmekte ve bu eylemlerin sanat tarihi içerisinde sanatsal üretim yöntemi olarak nasıl kullanıldığına bakmaktadır. Üçüncü bölüm atölye mekanını üretim süreci, yapıt ve mekan ilişkisi üzerinden ele almaktadır. Metnin son bölümü, "Günler" sergisinin üretim sürecini ve süreç sonunda vücut bulan çalışmaları ayrıntılı olarak incelemektedir.
Dışavurumcu otoportre
Yaradılıştan itibaren insan yaşamında dış dünyayla kurulan iletişimin girizgâhı yüzdür. İnsan ruhuna dair ilk izlenimler, hatıralar, sırlar ve elbette ruh yüzün görünüşleri arasında bir yere gizlenmiştir. Sanatçıların ilk evvela anatomik olarak kurcalayıp, çözmeye çalıştığı beden ve yüz sonraları artık ifadenin temsil biçiminin bir enstrümanı haline gelmiştir. Bu tezin konusu, ekspresyonist dönem tezahürü üzerinden Otoportreyi ele almaktadır. Dönemsel gelişim tarihsel aşamalar bazı başat örneklerle incelenmiştir. Ekspresyonist tavır üzerinden yüzün serüvenine genel bir değerlendirme amaçlanmış ve bu bağlamda üretilen işlerle öznel dışavurum ifade edilmeye çalışılmıştır
Makyaj ile sanatın karşılaştırılması
Sanat ve makyaj her zaman insana eşlik etmiş, toplumla birlikte gelişmiştir. Sanat ve makyaj tarihsel yönüyle ve gelinen aşamada birbiriyle etkileşim halindedir. Antik çağlardan günümüze toplumun makyaja karşı tutumundaki değişim de dahil olmak üzere sanat ve makyaj arasında çeşitli bağlantılar vardır. Sanat objeleri ile makyajın karşılaştırmasının farklı dönemler açısından anlaşılması amaçlanmaktadır. Kanaat önderlerinin fikirlerinden hareketle, farklı dönemlerden makyajla ilgili literatürün antik çağlardan günümüze gelişim trendi analiz edilecektir. Bir sanatçı ve bir makyaj sanatçısı arasında paralelliği gösterecektir. Araştırma sonucunda, makyajın çeşitli sanat dallarıyla etkileşim içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Makyaj bugünlerde sadece başarılı bir endüstri değil, başlı başına bir sanat dalıdır. Sanatçılar veya birçok makyaj sanatçısı, makyajı sanatta bir ifade dili olarak kullanır ve kreasyonlarını aktif olarak medya sanatına entegre eder.
Türkıye'de çağdaş manzara resminde boşluk kavramı
In this research, the definition and the meaning of concept of emptiness will be explored, and the relationship between the concept of nature and the concept of nature by the effect of sky, mountain, road and sea images in landscape paintings will be researched. In this process, not only landscape painting but also the changing ways of looking at the landscape are included. The aim of the thesis is to examine landscape painting in the context of the concept of emptiness by looking at major artists, groups and exhibitions from a conceptual framework. An artist working in the field of landscapes, regardless of the focus of the subject they are working on, first goes through a mental decision-making process. The artist's view of the landscape and the way they confine it within a delimited frame is subjective. Methodologically, this study is approached from two perspectives. The first is conceptual and the second is practical. Firstly, the conceptual framework on the subject was created and secondly, in line with the data obtained, the concept of emptiness and landscape painting in the course of history were examined formally, spiritually and conceptually in terms of selected painters and their works. The conclusion was that landscape paintings carry meditative elements that relax the mind in connection with the concept of emptiness and involve the viewer with the help of these elements.
Geometrik soyut sanatın geçmiş ve çağdaş durumu
Following an introduction to abstract art this thesis study focuses on the geometric abstract art which emerged with the onset of abstract art in three time periods. In the first section which encompasses a time frame of approximately fortyfive years between the onset of abstract art in the begining of the 20th century and the end of World War II it is discussed how artists like Kandinsky and Malevich made a difference by breaking off from the convention and thus contributed to the existence of the geometric abstract art. In the second section which covers a time frame between the emergence of a new world order following World War II and the post modernism in 1980 the development phase of geometric abstract art is reviewed. Art movements such as Op Art, Minimalism and Colour Field Painting and the leading artists who enabled the development of abstract and geometric abstract art as a reaction to the totalitarian regimes of the pre 1945 period is examined. Also Turkish artists asscociated with geometric abstract art following affinity of Turkish art world with West after 1950 is reviewed. In the last section between 1980 and present the contemporary international and Turkish artists who do geometric abstract art is examined. It is pointed out that geometric abstract art at present is preserving its existence via internet and similiar technologies and media applications in addition to conventional methods. Key Words : Abstract, Colour Field Painting ,Geometric, Internet ,Kazimir Malevich, Media Applications, Minimalism, Op Art, Wasily Kandinsky
Teknolojinin resim sanatı üzerindeki etkileri ve sınırlılıkları, sanatçı üzerindeki yaratıcılık etkisi
Teknolojik alanda yaşanan yenilikler, toplumların değişim ve gelişimler kaydetmesini sağlamıştır. Rönesans döneminden beri sanat alanında kullanılan bu teknolojik gelişmeler, endüstri devriminden itibaren etkisini daha çok göstermeye başlamıştır. Sanayi devriminin etkisiyle seri üretimin hız kazandığı bu dönem, toplumlarda köklü alışkanlıkların değişmesine ve bu durum üretici toplumdan, tüketici topluma doğru bir evrilme yaşanmasına sebep olmuştur. Tüketim çılgınlığının sanata da yansımasıyla birlikte 'Kültür Endüstrisi' kavramının sanatta yer bulması, popüler kültürün doğmasını sağlamıştır. Teknoloji alanında yaşanan tüm gelişmeler, sanatta ki malzeme algısının değişmesini ve multidisipliner bir yaklaşımla deneysel eserler üretilmesini sağlamıştır. Bunlara ilave olarak fotoğraf ve basım tekniklerinin kullanılması, orijinal eserlerin kopyasının oluşturulmasına sebep olmuş ve sanat eserlerinin biricik olma özelliğine zarar vermiştir. Orijinal eserler artık galeriler dışında basım ve yayın organları aracılığıyla pazarlanabilen bir unsur haline gelmiştir. Bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi; çok sayıda program geliştirilmesine, dijital ortamda eserler üretilmesine ve internet aracılığıyla sanal bir sanat ağının oluşmasına kapı açmıştır. Bu alanda üretilen eserlerin, galerilerin yanı sıra, dijital ortamlarda da sergilenmeye başlaması; internet ağlarının gelişmesine, sosyal medya araçlarının yaygın olarak kullanmasına, eserlere online erişim sağlanmasına olanak tanımıştır. Güncel olarak yapay zeka alanında yaşanan gelişmeler, yeni bir sanat algısının oluşmasına zemin hazırlamış ve yaratıcılığın sınırlarını zorlayarak, sanatsal dil oluşumunda sanatçıya yeni bir perspektif sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Dijitalleşme, Sanat, Teknoloji, Yapay zeka, Yaratıcılık
Yaratma içtepisi ve estetik deneyim yargılarının evrimsel temelleri
The dissertation study titled "Evolutionary Foundations of Creation Instinct and Aesthetic Experience Judgments" is based on the hypothesis that "creative instinct and aesthetic experience judgments are based on evolutionary foundations". The aim of the study is to explain the survival and existential causality of artistic creation insight and aesthetic experience judgments on the evolutionary axis and to reveal the evolutionary cause and effect relationships between them. What are the evolutionary foundations that motivate the instinct of love and the instinct of creation? Is the theory of evolution that clarifies human nature in every field able to help explain the mechanisms that lead to artistic creation and the mechanisms that are effective in the development of our aesthetic perception? The dissertation study, which focuses on these questions, was developed with an interdisciplinary method by using art, biology and philosophy sciences. Visual and printed books and articles were read, and experiments and studies conducted with animals other than humans were examined. As a result, it has been observed that the judgment of appreciation and the desire to be appreciated, which are the basis of artistic actions, lie in the selection, and orientation and avoidance behaviors, which are the main behaviors of the survival and existential struggles of living beings. Keywords: Evolutionary Aesthetics, Color, Art, Selection, Sense, Perception, Aesthetics, Evolution, Appreciation, Beauty, Epigenetics, Genetics
Plastik sanatlarda türcü yaklaşımlar: Arı
Meta haline getirilen birçok hayvandan biri olan arı, bu çalışmada plastik sanatlarda türcülük bağlamında araştırılmıştır. Araştırmanın kavramsal çerçevesi türcülük kavramı üzerine ve türcülük karşıtı yaklaşımlar üzerine kurulmuştur. İnsanın kendini merkeze alan yaklaşımıyla öteki türleri tahakküm altına alması diğer ötekilikleri oluşturma noktasında paralellik kurmaktadır. Dolayısıyla araştırmanın kapsamı ırçılık, cinsiyetçilik ve nihai olarak türcülük arasındaki ortak payda üzerinden ele almıştır. İnsanların ten rengine ya da cinsiyetlerine göre ayrıştırılmasına insan ve insan olmayan hayvanlar olarak dâhil olan bu ötekileştirme biçimi, hayvan haklarını bütün canlıların haklarını gözetecek biçimde inşa eden Tom Regan, Gary L. Francione ve Steven Best'in hayvan hakları kuramları irdelenerek türcülük karşıtı anlayış üzerinde durulacaktır. Araştırma kapsamında, her ne kadar hayvanın temsilinin sanat alanındaki yeri mağara duvarlarındaki örneklere kadar uzansa da hayvanların sanatta türcülük bağlamında kullanımı üzerine yoğunlaşan ve bunu açık etme niyeti ile çağdaş sanat alanından günümüz düşüncesini açık eden başat örnekler üzerinden eser okumaları yapılmıştır. Fakat yapılan literatür taramasında böcek sınıfında yer alan arılar, ironik biçimde "arılarla iş birliği" olarak nitelendirildiği tespitinden hareketle araştırmanın motivasyonu ve birincil odak noktasını oluşturmuştur. Arıların yaşam döngüsünü ve bedenlerini sömürerek türcü yaklaşım üzerinden ilerleyen bu insan merkezci, türcü ötekiliklere dâhil edilen bakış sorunsallaştırılarak bu araştırmanın bulgularını seçilen on sekiz eser üzerinden araştırmaya dâhil edilmiştir. Dolayısıyla seçilen bu eserler üzerinden türcülüğün sanata yansımasının nasıl olduğu araştırmanın problemini oluşturmaktadır. Sanat alanında arılar üzerinden yapılan bu sömürü günümüz postmodern anlayışının sağladığı eleştiri üzerinden çok katmanlı bir anlayışla ve eser okumaları bu bağlamda türcülük karşıtı bir yaklaşım olan vegan düşünce noktasından ele alınmıştır.
Günümüz takı tasarımında porselenin 'Nazar olgusu' açısından yorumu
Takı geleneğinin nasıl ortaya çıktığını incelediğimizde aslında insanlık tarihinin başlangıcına varan derinlemesine bir araştırma yapmamız gerekir. Mağara resimleri ile başlayan bu yolculukta vücut resimlerinden sonra takı geleneği ortaya çıkmaktadır. Korunma, büyü, statü, süs; amacı ne olursa olsun takı geçmişe dair ipuçlarını bünyesinde barındıran bir literatür niteliğindedir. Takı geleneğinde etkili olan manevi inançlar birçok değişikliğe uğramış olsa da; bazıları günümüzde halen geçerliliğini korumaktadır. Günümüz takılarını incelediğimizde pek çok farklı kültürde ve coğrafyada ortak simgelere rastlanıyor olması; inanç sembolizminin halen takılarda kullanılmaya devam ettiğinin bir göstergesidir. Altın, gümüş, bronz, cam malzemelerle üretilen ve farklı formlar barındıran bu takıların tamamı aslında aynı inanca hizmet etmekte; tıpkı ilkel toplumlarda olduğu gibi; kötülükleri uzaklaştırmak, kötülükten korunmak, iyiyi çağırmak ve iyi olmak isteğini barındırmaktadır.
Sanatta mizahî yaklaşım bağlamında dadaizm
Dadaizm, ortaya koyduğu mizahî yaklaşımla ortaya çıktığı dönemin sanat anlayışına karşı protest bir duruş sergileyen, günümüze kadar etkilerini sürdüren çağdaş sanat akımlarından biridir. Bu araştırmanın amacı Dadaizm akımının mizahî yönünü sanatçılar ve eserler üzerinden ele almaktır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme uygulanmıştır. Yapılan bu araştırmanın neticesinde ortaya çıkan bulgulara göre; Dadaistler sanat kavramlarını anlamlarının ötesinde ele alarak var olan sanat akımlarından farklı bir yol izlemişlerdir. Bunun yanı sıra geleneksel resim sanatının dışında sanata mizahî bir bakış açısı getirmişlerdir. Dönemin kabul gören sanatını reddedip yerine mizahî bir kurgu koymuşlardır. Bunu da günlük nesneleri sanat nesnesi olarak sunmakla ve var olan eserlerin ironisini yaparak; çağın ilerisinde eserler ortaya koyarak sanatta yeni bir çığır açarak ortaya koymuşlardır. 20. yy.'da Dadaizm'den önce ortaya çıkan sanat akımları incelendiğinde bu sanat akımlarının, bir noktada savaş kavramını merkeze aldığı görülmektedir. Dönemin kabul gören sanat akımı Fütürizmde sanatçılar, savaşı kutsallaştırıp eril şiddeti, metalaşmayı benimseyerek eserlerine yansıtmıştır. Fütürizm, nasyonalist çevrelerle olan bağından dolayı toplumcu sanat çevrelerince dışlanmıştır. Dadaizm ise Fütürizmin aksine savaş ve savaşın dayattığı bütün toplumsal değerlere karşıtlığı ve başkaldırıyı temsil etmektedir. Bu bağlamda Dadaizm'in, sanat ürünlerini ortaya koyarken eleştirel yönlü anlatımlarında mizah ve hiciv unsurundan yararlandıkları görülmüştür. Dadaizm'in temsilcileri öncü bir perspektifte "karşıt olma" meselesini hiç olmadığı kadar sıklıkla ifade etmiş; her hareketlerinde bunu gözler önüne sermişlerdir. Sanat üretimini de mizah ve hiciv merkezli yapmış; resim, karikatür, edebiyat, tiyatro, müzik ve dans gibi sanatın çeşitli dallarında yenilikçi, çığır açıcı çalışmalar ortaya koymuşlardır. Bu çalışmada Dadaizm'in ortaya çıkışı, uygulandığı alanlar, farklı coğrafyalardaki etkileri, sanata getirdiği yenilik temaları ele alınarak sanat üretiminde farklı yollar arayan bu sanat akımının burjuvazinin irrasyonel yaklaşımına mizahî bir şekilde nasıl başkaldırdığının tespitiyle sonuçlanmaktadır.
Günümüz aksesuar tasarımında doğal nesnelerin kullanımı
İnsanlık tarihinin ilk döneminden, günümüze kadar olan süreçte aksesuar üretiminde kullanılan en temel malzemeler organiktir. Tarihsel gelişmeler seyri incelendiğinde, avcılık toplayıcılıktan başlayarak devamındaki süreçte keşfedilen yeni malzemeler ve ardından yeni işleme yöntemleriyle birlikte gelişmeler üretilen ürünlere yansımıştır. Aksesuarların kullanım amacı ve zamanla değişen formları incelendiğinde ise her toplumun ve kültürün manevi değerlerini niteleyen unsurlar ortaya çıkmaktadır. İlk zamanlar aksesuarlar korunmak, avladıkları hayvanların parçalarını taşıyarak gücünü gösteren, büyü olgusundan korunma ve şans gibi insanların manevi yönlerine hizmet edecek şekilde kullanılmıştır. Toplumlar geliştikçe, yeni yerler keşfetmek amacıyla gerçekleştirilen göçler sırasında etkileşime girdikleri toplumlarla olan kültür alışverişi ile sunmakta olduğu hizmet değişime uğramıştır. Günümüz sanat anlayışı ve tasarımlar değerlendirildiğinde aslında insanlık tarihiyle başlayan malzeme arayışları kendini tekrarlayarak, günümüzde de doğal nesneler kullanılmaya başlamıştır. Farklı formlarda, farklı şekillerde, sıra dışı fikirler ile kullanılmaktadır. Gerçekleştirilmiş olan bu tez çalışması ile, ilk olarak aksesuarın tarihsel gelişimi incelenmektedir. Günümüz sanat anlayışına şekil veren akımlara yer verilmiştir. Ayrıca doğal nesneyi kendi sanat yapıtlarında kullanan Anselm Kiefer ve sanat yapıtları hakkında bilgi verilmiştir. Aksesuar yapımında doğal nesne kullanan kişilere ve tasarımlarına tezin dördüncü bölümünde yer verilmiştir. Tez çalışması genel olarak incelendiğinde, doğal nesnelerin sanatın genel kollarında kullanımı ve aksesuar üretimindeki kullanımı hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca modern sanat akımlarına ve çağdaş sanat akımlarına değinilmiştir.
Çevresel grafik tasarım ve yönlendirme sistemleri üzerine bir inceleme: Bağdat ve İstanbul havalimanlarının karşılaştırması
Çevresel grafik tasarım (environmental graphic design- EGD), yolbulma (wayfinding systems) ve yönlendirme (navigation systems) sistemlerinin kullanımı, bireylerin kamusal çevrede ve mekanlarda kaybolmadan, stressiz ve sorunsuz dolaşmalarını ve seyahat etmelerini sağlamak açısından neredeyse bir zorunluluktur. Özellikle kalabalık insan gruplarının sürekli bir akış halinde olduğu ulaşım merkezlerinde seyahat eden yolcular, yollarını kolaylıkla bulabilmeleri için yönlendirme sistem ve işaretlerine ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle, çevresel grafik tasarım sistemlerinin, nitelik ve yeterlik düzeylerinin kamusal mekanlardaki yönlendirme süreçlerinde oynadığı rolün incelenmesi, bu alanda mevcut durumun anlaşılması ve daha verimli rehberlik sistemlerinin geliştirilmesi adına önemlidir. Bu araştırma kapsamında Bağdat ve İstanbul Havalimanlarında kullanılan çevresel grafikler ve yolbulma sistemleri karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu çalışma ışığında tespit edilmiş olan kritelerin ve yeterlik düzeylerinin, alanda iş gören araştırmacılara, yolcu odaklı havalimanı ortamlarının geliştirilmesi sürecine dahil olan havalimanı yetkililerine, tasarımcılara ve diğer paydaşlara ufuk açıcı, yenilikçi ve gelecekçi bir kaynak niteliği sağlaması amaçlanmıştır.
Türkiye'de animasyon sanatı ve gelişimi üzerine bir inceleme
Araştırmada, animasyon sanatının Türkiye'deki gelişim süreci ve günümüzde geldiği nokta incelenmiştir. İnsana dair yaratıcı süreçlerin bir sonucu olarak gelişen ve neredeyse 200 yıllık bir geçmişe dayanan animasyon sanatı, günümüzde, sinema, televizyon ve dijital medya gibi farklı iletişim ortamlarında giderek daha çok yaygınlık kazanmaktadır. Özellikle içeriksel olarak taşıdığı görsel iletişim potansiyeli ve estetik süreçleriyle gösteri endüstrisinde; reklam, haber ve belgesel amaçlı üretilen animasyon filmlerinin yanı sıra, çocuklara yönelik eğlence ve eğitim amaçlı animasyon filmleri ülkemizde gelişmesini sürdürmektedir. Bu kapsamda, ülkemizde üretilen ilk hareketli çizimlerden günümüz üç boyutlu animasyonlarına kadar olan gelişim süreci, bu süreci etkileyen olaylar beraberinde incelenmiştir. Türkiye'deki animasyon sanatında kavşak noktaları, gelişen teknolojinin bu sanata etkisi ve Animasyon yapımlarında ne şekilde kullanıldığı anlatılmıştır.
Atatürk'ün çağdaşlaşma anlayışında kılık kıyafet inkılabının incelenmesi
Bu tez çalışmasında, Atatürk'ün çağdaşlaşma anlayışında kılık kıyafet inkılabı ele alınarak, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet Dönemi'ne kadar olan süreçte yaşanan kılık kıyafetteki değişimler incelenmiştir. Çalışma, XIX. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nda başlayan modernleşme hareketlerinden itibaren Atatürk'ün kılık kıyafet devrimine kadar uzanan süreci ele almaktadır. Tezin amacı, Osmanlı'daki reformların, toplumsal yapıdaki dönüşümlerin ve Atatürk'ün kılık kıyafet devriminin etkilerini tarihsel bir perspektifte incelemektir. Çalışmanın ilk bölümünde, Osmanlı İmparatorluğu'nda XIX. yüzyılda kadın ve erkek kıyafetlerini belirleyen unsurlar, Tanzimat Dönemi ve Meşrutiyet Dönemi ele alınmıştır. İkinci bölümde, Cumhuriyet Dönemi'nde çıkarılan kılık kıyafet kanunu ve Şapka Devrimi ile Atatürk'ün çağdaş kılık kıyafet konusundaki yenilikleri ve bunların Cumhuriyet Türkiye'sinde çağdaşlaşma hareketlerine etkisi analiz edilmiştir. Tez, Atatürk'ün kılık kıyafet devriminin, Osmanlı'dan gelen giyim kültürü ve Cumhuriyet Dönemi'nde ortaya konulan devrimlerle nasıl bir dönüşüm geçirdiğini göstermeyi hedeflemektedir.
Sagalassos Antik Kenti Antoninler Çeşmesindeki motiflerin kuyumculukta kullanılan (Cad/Cam) bilgisayar teknolojisi ile takıya aktarılması
Bu araştırmanın amacı, Sagalassos Antik Kenti, Antoninler Çeşmesi'nde bulunan motiflerin günümüz kuyumculuk sanatında kullanılan bilgisayar teknolojileriyle takı tasarımına uygulanarak, tarihî ve kültürel mirasın yaşatılmasına katkıda bulunmasıdır. Diğer bir önemli amacı ise, geleneksel el işçiliği ile modern teknolojilerin birleştirilerek, yaratıcı ve teknik anlamda özgün tasarımların ortaya çıkmasına olanak sağlamaktır. Bu çalışmanın kapsamında gerçekleştirilen literatür taraması ve uygulama çalışması, Sagalassos Antik Kenti, Antoninler Çeşmesi'ndeki motiflerin kuyumculuk sanatı ve takı tasarımıyla nasıl entegre edilebileceği konusunda bir altyapı oluşturmuştur. Eskiz çalışmalarının yapılması, bu eskizlere bağlı kalınarak tasarımların çizilmesi ve daha sonra bu tasarımların Matrix programıyla işlenip hayata geçirilmesi, bir takının tüm evrelerini içermektedir. Bu sürecin detaylandırılması ve belgelendirilmesi hem tasarım hem de üretim aşamalarını içeren bir sanat ve kuyumculuk çalışmasının metodolojik yaklaşımını yansıtmaktadır. Aşamaların sistematik bir şekilde belgelenmesi ve fotoğraflanması, çalışmanın şeffaf ve anlaşılır olmasını sağlamaktadır. Bu bağlamda gelecekte benzer çalışmalar için referans oluşturması amaçlanmıştır. Bu çalışma sonucunda, Sagalassos Antik Kenti'nde bulunan Antoninler Çeşmesi'ndeki motiflerin takı tasarımında kullanılması ve bu motiflerin bilgisayar teknolojileriyle modern bir yorumla hayata geçirilmesi hem sanat hem de tasarım alanında özgün ve yaratıcı bir yaklaşımın ortaya konulduğunu göstermektedir. Bilgisayar teknolojilerinin kuyumculuk alanında rolü büyük ölçüde artmış ve derinleşmiştir. Geçmişte sınırlı imkanlara sahip olan sanatçılar ve tasarımcılar, bugün bilgisayar teknolojilerini kullanarak daha hızlı, daha hassas ve daha yaratıcı işler ortaya koyabilmektedir. Sonuç olarak, bilgisayar teknolojileri sanat ve tasarım dünyasına yeni ufuklar açmış ve bu alanda çalışanların işlerini büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Gelecekte, teknolojinin sunduğu imkanlarla birlikte tasarımcıların ve sanatçıların hayal gücü, bu teknolojilerin nasıl kullanılacağını belirleyen kilit faktör olmaya devam edecektir. Anahtar Kelimeler: Sagalassos Antik Kenti, Kuyumculuk, Bilgisayar Teknolojileri, Tasarım, Üretim.
Mücevherde 21. yüzyıl inovasyon dahisi Wallace Chan
Wallace Chan'in çağdaş mücevher sanatındaki yeri, eserlerini karakterize eden yenilikçilik, zanaatkârlık ve estetik inceliğin kendine özgü birleşimi nedeniyle bilimsel bir araştırmayı hak etmektedir. Bu tez, Chan'in yaratıcı vizyonunun inceliklerini aydınlatmak için sanat tarihi, tasarım teorisi ve malzeme bilimini kapsayan disiplinler arası metodolojilerden yararlanarak Chan'in alana yaptığı ufuk açıcı katkıların titiz bir araştırmasını yapmaktadır. Analizin merkezinde Chan'in öncü tekniklerinin, özellikle de değerli taşlar üzerindeki dönüştürücü etkileriyle tanınan ve onları mücevher tasarımında şimdiye kadar ulaşılamayan ruhani bir parlaklıkla donatan patentli Wallace Cut tekniğinin titizlikle incelenmesi yer almaktadır. Ayrıca çalışma, Chan'ın titanyumdan porselene kadar geleneksel olmayan malzemeleri ustalıkla kullanmasını incelemeyi ve bu malzemelerin giyilebilir bir sanat biçimi olarak takının parametrelerini yeniden şekillendirmedeki araçsal rolünü ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Tez, teknik ustalığın ötesinde, Chan'ın sanatsal pratiğinin felsefi temellerini derinlemesine inceleyerek doğa, maneviyat ve kültürel mirasın derin bir sentezini ortaya çıkarmaktadır. Chan'ın çalışmalarını çağdaş sanat ve kültür teorisinin daha geniş söylemleri içine yerleştiren bu araştırma, lüks, güzellik ve zanaatkarlık gibi köklü kavramlara meydan okuyarak mücevher sanatının derin sosyo-kültürel sonuçlarını vurgulamayı amaçlamaktadır. Chan'ın ufuk açıcı eserlerinin ve bunların bağlamsal temellerinin titiz bir analizi yoluyla, bu bilimsel çaba, sanatsal ifade için bir kanal olarak mücevherin doğasında var olan dönüştürücü potansiyeli ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Sonuç olarak bu tez Wallace Chan'in sadece bir mücevher ustası olmanın ötesinde bir sanat vizyoneri olarak değerlendirir. Eserleri, izleyicileri düşünmeye ve yüce olanı araştırmaya teşvik ederken, sanatsal ifade için mücevherin gücünü ön plana çıkarır. Bu değerlendirme, mücevher çalışmalarının akademik literatüre katkısının yanı sıra, sanat, zanaatkarlık ve yenilik kavramlarının kesiştiği noktada kültürel hayatımızı zenginleştirme potansiyelini gözler önüne serer. Anahtar Kelimeler: Wallace Chan, Mücevher Ustası, Titanyum Kullanımlar, İnovatif Üretimler, Sanata Felsefi Yaklaşım.
Şam tarihinin takı tasarımcıları üzerinde etkileri
Şam, Orta Doğu'nun en eski ve sürekli yerleşimin görüldüğü yerlerden biridir. Tarihi, M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanan ve birçok medeniyete ev sahipliği yapan bir şehirdir. Roma, Bizans, Emevi, Abbasi ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir kültür ve ticaret merkezi olmuştur. Özellikle Emevi Halifeliği döneminde (661-750), Şam önemli bir siyasi ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Şam tarihi dokusu, dar sokakları, tarihi camileri, hamamları ve hanlarıyla dikkat çeken bir şehirdir. Emevii Camii, şehrin en önemli yapılarından biri olup, İslam mimarisinin en eski ve en etkileyici örneğini temsil ettiği anlaşılmaktadır. Şehir aynı zamanda İpek Yolu'nun önemli duraklarından biri olduğu için ticaret ve sanatkarlık burada çok gelişmiştir. Kuyumculuk ve Takı tasarımı, insanlık tarihi açısından, ortaya çıkan en eski sanat dallarından biridir ve Şam'da da bu sanat oldukça gelişmiştir. Şam'daki kuyumcular, yüzyıllar boyunca ince işçilikleri ve zarif tasarımlarıyla güçlü bir kültürü yansıtmışlardır. Eski Şam'da zanaatkârlık ve sanat büyük bir önem taşımıştır. Bölgedeki kuyumcular, mücevherat ve takı yapımında ileri teknikler geliştirmişlerdir; altın, gümüş, değerli taşlar ve mineli süslemeler kullanılarak yapılan takılar, zenginlik ve statü sembolü olarak kabul edilmiştir. Şam'ın ünlü zanaatkârları, karmaşık desenler ve ustalıkla işlenmiş detaylarla bilinen takılar üretmişlerdir. Bu takılar hem yerel halk hem de uzak bölgelerden gelen tüccarlar tarafından büyük talep görmüştür. Kuyumculuk sanatı, el işçiliği temelinde, ayrıntılı teknikler içerir. Bu teknikler arasında dövme, oyma, kakma ve minecilik bulunmaktadır. Takıların tasarımında İslami motifler, geometrik desenler ve doğadan ilham alınan figürler sıkça kullanılmıştır. Bu tasarımlar, estetik güzelliklerinin yanı sıra, takıların sahibine koruma ve uğur getireceğine inanılan sembolik anlamlar da taşımıştır. Günümüzde Şam'daki kuyumculuk sanatı modern tekniklerle birleşerek devamlılığını sürdürmektedir. Ancak, geleneksel gelişmeler ve temsiller hala büyük bir değer ve ilgi görmektedir. Şam'ın zengin kültürel varlığı, kuyumculuk sanatında da kendini göstermekte ve bu sanat dalı, şehrin tarihi ve kültürel merkezinin önemli bir parçası olarak yaşatılmaktadır. Özetle, Eski Şam'da ve kuyumculuk sanatı, tarih boyunca bölgesel, kültürel ve ekonomik açıdan önemli bir rol oynamış ve bu miras, günümüzde de devam etmekte olup, tarih boyunca sahip olduğu zengin sanat tarihini yansıtan, benzersiz ve değerli eserler üretmektedir.
Sembolizmin 21. yüzyıl takı tasarımı üzerine etkileri
Bu çalışma, takının tarih boyunca estetik bir nesne olmanın ötesinde toplumsal statü, dini inanç ve mitolojik anlatım aracı olarak nasıl kullanıldığını, 21. yüzyıl çağdaş tasarımında bu unsurların nasıl ele alındığını incelemektedir. Sembolizm akımı, bireysel ve kolektif değerleri sanata dâhil ederek çağdaş takı tasarımına çok katmanlı bir anlam kazandırmış; teknolojik ve kavramsal yeniliklerle sembollerin daha soyut ve organik biçimlerde yeniden yorumlanmasına imkân tanımıştır. Bu çalışmada, sembolizmin 21. yüzyıl takı tasarımındaki etkisi, sanatçıların biçim, malzeme, renk ve kavramsal çerçeve üzerinden gerçekleştirdikleri yorumlar aracılığıyla ele alınmıştır. Avedis Kendir'in mistik figürleri ve anlam yüklü taş kullanımları, Fatih Çekinkaya'nın Anadolu mitolojisi ile İslam estetik geleneğinden beslenen çağdaş yaklaşımları, Suzanne Williams'ın doğadan ilham alan organik formları oldukça dikkat çekmektedir. Aynı şekilde Yunan takı sanatçısı Panagoula Bouli geleneksel halı ve kilim motiflerinin sembollerini takılarında kullanırken, İranlı sanatçı Yousef Tamiz'in zerdüşt inancına dayalı ikili karşıtlık temalı tasarımları, Erica Molinari'nin sembol üsluplu takıları 21. yüzyıl takı tasarımında sembolizmin nasıl güçlü bir biçimde yer bulduğunu göstermektedir. Bu sanatçılarla gerçekleştirilen röportajlar, sembolizmin 21. yüzyıl takı tasarımındaki yansımalarını daha derinlemesine ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çalışmalar bu tezde ayrıntılı bir şekilde incelenmek üzere mercek altına alınmıştır. Çalışma, takıların geleneksel semboller üzerinden kültürel ve ruhani anlamlar taşıyan anlatım araçlarına dönüştüğünü vurgulamaktadır. Sonuç olarak, Sembolizmin 21. yüzyıl takı tasarımında yalnızca biçimsel bir etki yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda takıları kültürel ve ruhsal anlamların taşıyıcısı haline getirdiği ve çok katmanlı anlatım araçları olarak işlev görmesini sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışma, akademik alanda ilerlemeyi hedefleyen öğrencilere değerli bir kaynak sunmayı ve onların bilgi ve becerilerini geliştirmelerine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
William Holman Hunt, Jean-Leon Gerome ve Osman Hamdi Bey'in resimlerindeki dini motif ve semboller
Bu araştırma; William Holman Hunt, Jean-Leon Gerome ve Osman Hamdi Bey gibi oryantalist akımdan etkilenen sanatçıların resimlerinde dini motiflerin ve sembollerin kullanımını ve bu eserlerdeki gizli mesajların çözümlenmesini araştırmaktadır. Oryantalist ressamların doğu imajını nasıl resimlerine yansıttığı ve dini sembollerin bu tasvirlerdeki rolü, semiyoloji yöntemiyle incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde, "oryantalizm" ve "oryantalist resim" kavramları detaylı bir şekilde ele alınmış olup doymuş bir batı sanatında yenilik aranmasıyla, doğunun gizeminin batı algısını nasıl şekillendirdiği ve resim sanatına nasıl yansıdığı açıklanmıştır. Araştırmanın ana kısmında batılı sanatçılar içinden İngiliz oryantalizminden seçilen William Holman Hunt resimlerinden örnekler, Fransız oryantalizminden seçilen Jean-Leon Gerome resimlerinden birkaç örnek, Osmanlıdan ise Osman Hamdi Beyin resimlerinden seçilen örnekler analiz edilerek oryantalizm kavramının sanatçıların gözünden nasıl oluşturulduğu semiyoloji ve temel kavramları kullanarak, incelenmiştir. Böylece oryantalist tablolardaki dini motifler ve semboller semiyoloji yöntemiyle çok yönlü olarak çözümlenmiştir. Seçilen Oryantalist ressamların dini sembolleri nasıl kodladığı ve bu sembollerin eserlerdeki rolü incelenmiştir. Oryantalizm akımının doğu algısını nasıl etkilediği ve dini sembollerin gerçekliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Sonuç bölümünde, oryantalist ressamların eserlerindeki dini sembollerin batı toplumundaki algısının nasıl şekillendiği ve doğu kültürünün batıya nasıl aktarıldığı ele alınmıştır. Ayrıca, semiyoloji yöntemiyle yapılan analizlerin, oryantalist eserlerin anlamını derinleştirdiği ve dini sembollerin ne tür mesajlar iletilmek için kullanıldığını ortaya çıkardığı vurgulanmıştır. Bu çalışma, oryantalist ressamların eserlerindeki dini motiflerin ve sembollerin çözümlemek ve bu eserlerin batı toplumunda nasıl algılandığını incelemek için bir çaba olarak değerlendirilebilir. Oryantalist resimlerin semiyolojik analizi, doğu kültürü ile batı algısı arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Dini Motifler, Semboller, Resim Sanatı, Karşılaştırmalı Analiz, William Holman Hunt, Jean-Leon Gerome, Osman Hamdi Bey.
Türkiye'de çağdaş sanatta queer bağlamda akışkan cinsiyetler
Bu çalışma, çağdaş sanat pratiği içerisinde queer bağlamda akışkan cinsiyetlerin temsillerini ele almaktadır. Queer teori çerçevesinde şekillenen bu araştırma, toplumsal cinsiyetin sabit ve biyolojik bir gerçeklikten ziyade, toplumsal ve kültürel süreçler içinde yeniden üretilen bir performans olduğunu vurgular. Judith Butler'ın performativite teorisi, Michel Foucault'nun iktidar ve normatif yapı analizleri, José Esteban Muñoz'un queer gelecek tahayyülü gibi kuramsal yaklaşımlar, çalışmanın temel teorik çerçevesini oluşturmaktadır. Türkiye'de çağdaş sanat sahnesinde toplumsal cinsiyet ve queer kimliklerin nasıl temsil edildiği sorusu etrafında şekillenen bu tez, feminist sanat, postmodern estetik, kimlik politikaları ve sanat aktivizmi üzerinden kapsamlı bir değerlendirme sunmaktadır. Bu bağlamda, Nilbar Güreş, Hakan Sorar, Ahmet Rüstem Ekici gibi sanatçıların eserleri incelenerek, queer sanatın Türkiye'deki varlığı ve dönüşümü analiz edilmiştir. Çalışma, queer estetiğin geleneksel sanat normlarına meydan okuyan yapısını, kimliklerin akışkanlığını ve bedenin mekân içindeki konumlanışını irdeleyerek, sanatın heteronormatif yapıları aşmada nasıl bir rol üstlendiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Sanatçılar ve eserler üzerinden yapılan analizler, queer sanatın yalnızca bireysel bir ifade biçimi olmadığını, aynı zamanda politik ve toplumsal dönüşümün bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır.
Barok dönem Michelangelo Merisi da Caravaggio ve figür
İmgelerin somutlaşmış, biçim kazanmış hali olarak figür; aslında belli bir anlamın simgesi değil, anlamın kendisi haline gelen eylemin görsel karşılığıdır. Anlamla başlayan sanat içinde gelişen birey, resim sanatı içinde kendini figür olarak göstermektedir. İnsan varlığı olarak figürün, resim sanatında betimlenmesi; anatomik nesne olarak insan, özne olarak temsil edilen insan ve anlatıda sunulan imge varlık olarak sunulan üzerinden ele alınmaktadır. Epistemolojik olarak figür, görsel temsili aşan; hakikatin, bilginin ve varoluşun sanat yoluyla sorgulandığı, bilgisel bir özne ve anlam üretici bir yapı olarak işlev görmektedir. Rönesans sürecinde figür, sembolik - teolojik sürekliliğini devam ettirirken, XV. yüzyıldan itibaren anatomiye dayalı, estetik bütünlükle insan imgesine yönelerek yeni bir temsil düzeyine ulaşır. Neoplatonizmin etkisiyle metafizik bir derinlik ve felsefi açılım kazanan ve ardından gelen XVI. yüzyıl Maniyerizm ile biçimsel deneysellik, duygusal yoğunluk ve şifreli bir anlatımla ele alınan figürün tarihsel dönüşümleri; sanatın kuramsal ve estetik gelişiminde modern sanatla kesişen dinamikler olarak saptanmıştır. XVII. yüzyıl Barok dönemde figür; Katolik gelenekte kutsalın estetik temsiline dönüşürken, Protestan sanatta dünyevi bir düzleme çekildiği görülmektedir. Dönemin öncü sanatçısı Caravaggio ise bu çerçeveyi aşarak, ikonografiyi seküler bir düzleme taşımış, figürün modern özneye yönelişini ve varoluşsal yolculuğunu görünür kılmıştır.Caravaggio özelinde, sanatçının ontolojik varlığı ve düşünsel yönelimi üzerinden figüre yüklediği anlam boyutları, estetik ve ontolojik kazanımlar çerçevesinde tespit edilmiş; modern ve çağdaş sanata etkileri disiplinlerarası bir yaklaşımla değerlendirilmiş ve sanat tarihine dair bütüncül bir perspektif sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Figür, Rönesans, Maniyerizm, Barok, Caravaggio.
Mücevher sektöründe sürdürülebilirlik uygulamaları; Lüks mücevher markası Tiffany&Co. ve altın madenciliği şirketi Gold Fields üzerine bir inceleme
Bu tezde, mücevher sektöründe sürdürülebilirlik uygulamaları, lüks mücevher markası Tiffany&Co. ve küresel altın madenciliği şirketi Gold Fields örnekleri üzerinden incelenmiştir. Çalışma, sürdürülebilirlik kavramının tarihsel kökenlerinden başlayarak, sanayileşmenin çevresel etkileri, uluslararası iklim politikaları ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin (SKH) sektöre yansımalarına kadar kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Tiffany&Co., 2025 yılına kadar elmas ve değerli metallerde tam izlenebilirlik sağlamak, kullanılan altının en az %50'sini geri dönüştürülmüş kaynaklardan ve %5'ini küçük ölçekli madencilik girişimlerinden temin etmek gibi hedefler belirlemiştir. Ayrıca, tüm tedarikçilerin sorumlu tedarik ilkelerine uyumu, döngüsel ekonomi prensiplerinin ürün tasarımlarına entegrasyonu ve ambalajların %80'inin geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilmesi planlanmaktadır. Çeşitlilik ve kapsayıcılığın teşvikiyle çalışan bağlılığını artırmak, LEED sertifikalı binalarla çevresel etkiyi azaltmak ve karbon nötr bir iş modeli geliştirmek şirketin stratejileri arasındadır. Gold Fields ise 1887'den bu yana faaliyet gösteren köklü bir madencilik şirketi olarak, 17.000'den fazla çalışanı ve beş kıtaya yayılan operasyonlarıyla dikkat çekmektedir. Şirket, Dow Jones Sustainability Index ve FTSE4Good gibi endekslerde üst sıralarda yer almakta, World Gold Council'ın Responsible Gold Mining Principles programına katılımıyla uluslararası hesap verebilirliğini güçlendirmektedir. 2004'te kurulan Gold Fields Ghana Foundation aracılığıyla topluluklara 100 milyon ABD doları üzerinde yatırım yapılmış; enerji dönüşüm projeleriyle karbon ayak izi azaltılmış ve kadın çalışan oranı %21'e çıkarılmıştır. 2030 hedefleri arasında Kapsam 1 ve 2 emisyonlarında %50 mutlak azaltım, su tüketiminde %45 düşüş ve kullanılan suyun %80'inin geri kazanımı yer almaktadır. Sonuç olarak, Tiffany&Co. tedarik zinciri şeffaflığı ve etik üretim anlayışına odaklanırken; Gold Fields enerji dönüşümü, toplumsal yatırımlar ve uluslararası standartlara uyumuyla sürdürülebilirlik alanında güçlü bir aktör olarak konumlanmaktadır. Bu çalışmada her iki markanın sürdürülebilirlik çabaları çağ çizelge yöntemi aracılığıyla incelenmiş; zaman içerisindeki gelişimleri ile kurumsal raporlardan elde edilen veriler sistematik biçimde değerlendirilmiştir. Analizler, markaların sektörün yoğun rekabet ortamında dikkat çekici başarılar sergilediğini ortaya koymakla birlikte, söz konusu çabaların küresel ölçekte belirlenen nihai sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada yeterli olup olmayacağına dair belirsizliklerin sürdüğünü göstermektedir. Bu bağlamda, hedeflerine ulaşma potansiyeli bulunan ancak zorlu bir dönüşüm sürecini tercih eden bu iki örnek, aynı segmentte faaliyet gösteren şirketler ile sektöre yeni giriş yapacak aktörler için yol gösterici ve kıyaslama ölçütü niteliğinde değerlendirilmektedir.
Dijital ortam takı tasarımında ZBrush programı ve üretim yöntemleri
Takı kavramı insanoğlunun asırlardır kullandığı ve insanlık tarihi ile özdeşleşmiş bir parçadır. Çok eski tarihlere dayanan bu kavram; büyü, nazar, tılsım amaçlı gizli güçlerden korunmak isteyen insanların çeşitli taşlarla takı yaptıkları bilinmektedir ve bugün birçoğu dünya müzelerinde yer almaktadır. Önceki dönemlerde statü, zenginlik ve süslenme amaçlı olarak kullanılan takı daha sonra sanatsal bir yapıya bürünmüştür. Geçmişten gelen geleneksel üretim teknikleri, çalışmalar ve özellikler bırakılarak sanatçıların, çağdaş takı üretimi yapmalarına ve sadece sıradan bir takı ürünü değil, sanatsal anlamda ifadesi olan ve sanat unsuru takı tasarımı yapmalarına olanak sağlamıştır. Günümüzde gelişen dijitalleşme, teknoloji ve bilgisayarlar ile birçok disiplinde olduğu gibi takı tasarım alanında da "Bilgisayar Destekli Yazılım"lar kullanılmaktadır. Tasarımcıların, prototiplerini daha hızlı ve düşük maliyetle oluşturabilmelerine olanak tanıyan dijital teknolojiler, tasarım süreçlerinde önemli bir dönüşüm sağlamıştır. Bu gelişme, hem daha hızlı modelleme hem de üretim aşamalarının hız kazanmasına öncülük etmiştir. Böylece sanatçılar, daha özgür ve özgün tasarımlar ortaya koyma imkânı bulmuşlardır. Bilgisayar ortamında hazırlanan tasarımlar, önizleme açısından da daha hızlı ve etkili sonuçlar sunmaktadır. Bu bağlamda, birçok tasarım yazılımı geliştirilmiş olmakla birlikte, ZBrush'ı diğerlerinden ayıran temel özellik; heykel modelleme (sculpting) yeteneklerinin yanı sıra modüler tasarım tekniklerini (ZModeler) bünyesinde barındırmasıdır. Bu çalışmanın amacı, gelişen teknoloji ile kullanılan bilgisayar destekli yazılımlar arasındaki Zbrush'ın daha özgün, daha yaratıcı yönüyle birlikte literatürdeki bilgilerin taranarak takı tasarım alanında Zbrush programının tasarıma olan etkileri incelenmektedir. Araştırma dahilinde ZBrush programında kullanılan temel modelleme türleri incelenerek dijital ortam 3 boyutlu takı tasarımında, ZBrush programının program becerisini arttırmaya yönelik yöntemler anlatılmıştır. Araştırma dahilinde ZBrush programının ara yüzü, komut işlemleri ve 3 boyutlu takı tasarımında programın sağlamış olduğu kolaylıklar örnekleri ile anlatılmıştır.
Kinetik sanat ve takı ilişkisi: Stim koleksiyonu
"Kinetik" terimi, kökenini Antik Yunanca "kinētikós" (κινῑτῐκός) kelimesinden almakta olup, "hareket eden" veya "devinim hâlinde olan" anlamlarını taşımaktadır. Bu doğrultuda, Kinetik Sanat; zaman kavramını, yani sanatın dördüncü boyutunu, doğrudan ya da dolaylı biçimde kullanarak hareketi ifade eden bir sanat anlayışı olarak tanımlanabilir. 19. yüzyılın sonlarında ivme kazanan sanayileşme süreci, mekanik hareketin ve makine üretiminin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesine neden olmuştur. Bu teknolojik dönüşüm, sanatçıları dünyayı yeni bir bakış açısıyla değerlendirmeye yöneltmiş; hareket ve hız gibi olgular, sanatsal temsilin merkezine yerleşmiştir. Özellikle 20. yüzyılın başlarında Rus konstrüktivistleri ve İtalyan fütüristleri gibi sanatçılar, hareketi yalnızca bir tema değil, aynı zamanda sanat eserinin yapısal bir unsuru olarak ele almıştır. I. Dünya Savaşı'nın yıkıcı etkilerine karşı bir tepki olarak ortaya çıkan Dadaizm, sanatın geleneksel yapısını ve estetik normlarını kökten sorgulamış; hazır nesneler (readymades), motorlar, ışık ve ses gibi ögelerin kullanımıyla, hareketin sanatsal ifade biçimlerine dâhil olduğu yeni bir özgürlük alanı doğmuştur. Marcel Duchamp ve Naum Gabo gibi öncü sanatçılar bu dönemde kinetik sanat, performans sanatı ve enstalasyon gibi interaktif sanat formlarının gelişimine öncülük etmiştir. Bu sanatsal dönüşüm, yalnızca geleneksel plastik sanatlarla sınırlı kalmamış; seramik, tekstil ve takı gibi disiplinlere de yansımıştır. Friedrich Becker, Michael Berger ve Yael Sonia gibi çağdaş sanatçılar, kinetik unsurları mücevher tasarımına entegre ederek etkileşimli, oyuncu ve yenilikçi bir mücevher anlayışının gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Yapılan araştırma ve incelemeler ile kinetik yaklaşıma dair edinilen bilgi ve anlayış doğrultusunda; öz-uyarıcı davranışlar anlamına gelen "stimming" kavramının ana tema olarak kullanıldığı bir kinetik takı koleksiyonu hazırlanarak, kinetik yaklaşımın takı tasarımı alanına sunduğu yenilikçi ve işlevsel yön uygulamalı olarak gösterilmiştir.
Minimalizm ve Richard Serra'nın heykellerinde mekân algısı
Sanayi Devrimi sonrası dönemlerde önem kazanmaya başlayan Modern Sanat düşüncesi zamanla kendi kurumsallığını inşa ederek özerk bir niteliğe kavuşur. Modern Sanata ait bu kurumsallık ve özerklik durumu onu hayatın dışındaki bir alana iter ve sanatın hayatla bağlarını koparmasına neden olur. Bu nedenle 1. Dünya Savaşından sonra Modern Sanat düşüncesi sorgulanmaya başlanır ve Avangard saldırılarla karşı karşıya kalır. Zaman zaman benzer Avangard itirazlarla karşılaşsa da Modern Sanat Paradigması, 1960'lı yıllara kadar varlığını devam ettirir. 1960'lı yıllarda birçok sanat hareketi gibi yeni bir Avangard tutumla ortaya çıkan Minimalizm, dönemin modernist anlayışından bağımsız bir sanat anlayışı geliştirir. Minimalizmin ortaya koyduğu bakış açısını kendi özelinde genişleten Richard Serra, heykel kategorisine getirdiği yeni bir anlayışla Minimalizmi aşmaya çalışır. Böylece Serra, sanata ait birtakım kavramları dönüştürerek ve farklı yöntemler kullanarak yeni bir heykel dilinin ortaya çıkmasını sağlar.
2015-2020 yıllarında yayımlanan resimli öykü kitaplarının metin-resim ilişkisi
Teorisyenler, görüntü ve metin arasındaki ilişkiyi tanımlamak için kavramlar yarattı. Bu anahtar kavramlar, metnin görsel ifadesinin okuyucu tarafından algılanan boyutuna dayalı bir tasarım oluşturma açısından anlamlı veriler sağlamaktadır. Özellikle bu, bilgi ve öğrenme materyallerinin tasarımının temelidir. Metin ve görüntüler arasındaki tam etkileşim, bilgilerin görülmesini, anlaşılmasını, hatırlanmasını yani izleyicinin bilişsel sistemi ile etkileşime girmesini kolaylaştırır. Söz konusu etkileşim bilişsel ve yapısal ilkeler arasındaki ilişkiyle desteklenir. Bu nedenle araştırmamız; bir eğitim aracı olarak kabul edilen kitaplar başta olmak üzere, resimli metinlerin ilişkisini kesin yönergelerle düzenlemeyi ve okuyucu için anlamlı yapıların oluşmasına katkı sağlayacak ortak bir bakış açısı sunmayı amaçlar. Çocuk edebî ürünleri kaliteli olmalı, çocuklarda okuma keyfi yaratmalı ve yaratıcı düşünme yeteneğini uyandırmalıdır. Bu nedenle çocuk kitaplarının fiziksel özelliklerine, içeriğine ve çizimlerine dikkat edilmelidir. Araştırmada resimli kitapların hikâye ve resim ilişkisi, görünüm, içerik ve illüstrasyon açısından durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada betimsel modeller kullanılmıştır. Elde edilen verileri toplamak, analiz etmek ve yorumlamak için nitel araştırma yöntemleri kullanılmaktadır. Verileri toplamak için literatür analizi yapılmıştır. Araştırma evreni resimli kitaplar (hikâyeler ve masallar), 2015-2020 yılları arasında üretilen ve ilk baskısı yapılan, 22 resimli kitabı içeren bir örneklemden oluşmaktadır. Verileri analiz etmek için betimsel analiz kullanılır.
XX.yüzyılın ilk yarısında modern sanat akımlarının takı tasarımına yansımaları
Fransızca "Yeni Sanat" anlamına gelen Art Nouveau, On Dokuzuncu Yüzyılın sonları ve Yirminci Yüzyılın başlarında başta Avrupa olmak üzere tüm dünyayı etkilemiş, önemli bir sanat akımıdır. Art Nouveau yapısı ve ortaya çıkışı dekoratif sanatlarla iç içedir. Bu anlamda Art Nouveau, kendisini illüstrasyonlarla birlikte en iyi mücevherlerde göstermiştir. Dönemin mücevherleri şaşırtıcı formlarıyla geçmişten gelen akımlara karşı bir başkaldırı ve protesto niteliği taşımakla birlikte içerik olarak görkemli, fantastik ve ütopik bir gerçeklikten gelmişçesine özgündürler. Başta kamçı formu olmak üzere organik formlar Art Nouveau'nun alamet-i farikalarından kabul edilmektedir. Değerli taşların ve metaller salt maddi gücünü yadsıyan görselliğin şekil ve etkinin önem kazandığı bu dönemde gelen yeni yüzyılın önceki yüzyıllardan daha farklı olacağına dair ip uçlarını taşımıştır. 1900 Paris Uluslararası Fuar'ında en görkemli zamanlarını yaşayan akımın mücevher tasarımı ve üretimi anlamında temsilcileri René Lalique, Henri Vever, Cartier, Boucheron gibi ustalar ve onların devamları olan şirketleri olmuşlardır. Art Nouveau'nun Birinci Dünya Savaşı ile hızlı bir şekilde gözden düşmesi sonucunda yerine iyice günlük hayatın içine işlemiş olan sanayi üretimi ürünler ve peşinden gelen makine estetiğinden ilham almış, köklerini başta Mısır olmak üzere çeşitli antik uygarlıklardan alan Art Déco hâkim olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan toplumsal ve politik gelişmeler sonucunda insanlık, yeniden bir düzen oluşturmaya ve tüm kurumlara yeni bir gözle bakmaya başlamıştır. Bu bakış kendini sanatta da göstermiş, çeşitli sanat akımları ortaya çıkmıştır. Mücevher alanı da kendini bu anlamda uzakta tutmamış ve çeşitli sanatçıların eserleri ve kuyumcuların dönemin gerçekliğine uygun tasarımlarıyla birlikte Amerika'da Amerikan Stüdyo Hareketi ve Retro hareketi ortaya çıkmıştır.
Anadolu baş takıları
Toplumu oluşturan insan; takıyı sadece güzelleşmek, süslenmek veya beğenilmek için değil, kendini, ruhunu, bulunduğu yöreyi, kültürünü, moda anlayışını, gücünü yansıtmak veya şans, uğur, totem, statü, korunma gibi katkılar sağlaması için de kullanmıştır. Toplumların kadına verdiği önem, kadının toplumdaki yeri farklı uygarlıklara ve inançlara göre değişiklik göstermektedir. Kadının baş yapısı, özellikleri, ihtiyaçları önemli olmuştur. Baş Takıları bazen statü ve otorite göstergesi olmuş, bazen de kadının aşiret, oba ve aile simgesini yansıtmıştır. Çeşitli yörelere göre değişebilen evli mi, bekar mı olduğunu bazı renk ya da figürlerle belirten, birçok malzeme ve tekniklerle yapılan Baş takıları; Anadolu kadınının geleneklerine bağlılığını ve kendine verdiği önemi göstermektedir. Sanat ve estetik olarak değer taşıyan baş takıları, Anadolu ve bütün dünyada kullanımı devam eden gelin duvaklarının temelini de oluşturmuştur. Baş takısı yapımında doğadan elde edilen değerli taşlar (elmas, yakut, zümrüt, akik, kehribar gibi), inci, mercan, buğday, zeytin yaprağı, çekirdeği, hayvan boynuzları ve dişleri kullanmışlardır. Ayrıca, madenden elde edilen altın, gümüş, çelik gibi kıymetli metalleri baş takısı yapımında işlemişlerdir. Anadolu topraklarında yaşamış olan çeşitli uygarlıklar, Orta Asya Türk toplulukları, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluğu gibi büyük devletlerin senteziyle oluşmuş baş takısı kültürü, günümüze kadar çeşitli kazılardan ve atadan toruna el değiştirerek gelmiştir. Bu konu ile ilgili yazılı kaynak çok olmamakla birlikte, o dönemlerin baş takıları ile günümüzdeki baş takıları karşılaştırılarak, farklılıklar ve benzerlikler hakkında bilgi edinilmektedir. Bu çalışmada, Anadolu'da antik çağlardan bu yana yaşamış uygarlık ve devletlerin genel takı anlayışı, kadına bakış açısı ve geçmişten günümüze baş takıları simge, figür, malzeme, teknik ve karşılaştırmalarla birlikte Anadolu baş takısı kültürü açıklanacaktır
The past and present of the art of Mardin filigree
Bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış Anadolu topraklarında, günümüze kadar ulaşan Trabzon Hasırı ve Kazaziye takıları, Van ilinin savatla bezenmiş takıları, Mardin ili ve Midyat ilçesinde üretilen telkâri takı ve aksesuarları tarihimizden bu güne hediye olarak ulaşan kütürel miraslar kapsamında ele alınmaktadır. 2003 yılında UNESCO ve 2006 tarihinde TBMM tarafından kabul edilen Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi'nde yöresel el sanatları alanına telkâri takı yapım sanatı da eklenmiştir. Geçmişi çok eskilere dayanan ve özellikle Mardin'in Midyat ilçesinde Süryani ve Müslüman ustalarca tamamı el işçiliği becerileri ile Telkâri üretilmektedir. Telkâri yöre halkı için iç turizm ve dış turizm açısından son derece önem arz etmektedir. Telkâri takı yapım sanatı coğrafi işaret alarak yöresel kimliğini de korumuştur. Telkâri; tasarımı yapılmış takı yada aksesuarların dış çatısını ve iç dolgusunu oluşturmak için farklı kalınlıklarda üretilen gümüş ya da altın teller kullanılarak tamamlanan ayrıca cubuk ve toz kaynak işlemiyle sağlamlaştırılan ağırtma işlemiyle de kullanıma hazır hale getirilen yöresel takı sanatıdır. Bu çalışma eski Mardin takıları ve günümüzde yapılan telkâri takı ve aksesuarlarda kullanılan materyaller ve teknikler karşılaştırılarak açıklanmıştır.
Göbeklitepe kalıntılarının sembolizm ve sanat ile ilişkisi
Göbekli Tepe dünyanın en eski mimari eseridir. Türkiye'nin Güneydoğusundaki Germuş Dağları'nda yer alan ve bu uzun dağ sırtının zirvesine on beş kilometre yükseklikte dikilen yapının, Dünya üzerindeki en eski insan yapımı tapınak olduğu bilinmektedir. Bu 12.000 yıllık tapınağın dünyada hayatta kalan en eski dini yer olduğu düşünülmektedir. Göbeklitepenin 1974'te keşfi, arkeologları ve bilim adamlarını şok etmiştir. Hatta bazı araştırmacılar bu sitenin İncil'deki Cennet bahçesi olduğunu iddia edecek kadar ileri gittiler. Göbeklitepe yapı sistemlerinde 'T' şeklinde 43 megalit vardır, bu sütunların ortalama yüksekliği 4-6 metredir. Bölgede ayrıca, henüz hayvanları evcilleştirmeye veya çiftçiliğe başlamadığını gösteren vahşi hayvan kemikleri bulunmuştur. Sahada bu tür kalıntıların varlığı, yapının sürdürülebilirlik için büyük ölçüde yabani yiyeceklere ve hayata bağımlı olan avcı toplayıcılar tarafından inşa edildiğini gösteriyor. Böylece site, yerleşim ve sosyokültürel gelişim arasında yeniden değerlendirmeye yol açmıştır. Göbekli Tepe'deki heykeller ve mimari çömlekçilik, yazı, tekerlek ve tarımın başlangıcından önceye dayanmaktadır. Göbekli Tepe, sadece varlığı tarihimizi öğrenmeye önemli bir değer katmakla kalmaz, aynı zamanda zengin bir coğrafyaya, konuma ve eşsiz bir mimariye ve alanında eşsiz sanat eserlerine sahiptir. Bu çalışmanın amacı Göbeklitepede yer alan çizmlerin ve kabartmaların, heykellerin ve diğer arkeolojik kalıntıların sanat çerçevesinde ele almaktır.
Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında kadına yönelik şiddetin 2002-2020 döneminde kadın sanatçıların çalışmalarına etkisi
"TÜRKİYE'DE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ BAĞLAMINDA KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN 2002-2020 DÖNEMİNDE KADIN SANATÇILARIN ÇALIŞMALARINA ETKİSİ" başlıklı tez çalışmasının birinci bölümünde ilk olarak 'cinsiyet eşitsizliği' kavramının tanımı yapıldıktan sonra kavram, 'toplumsal cinsiyet eşitsizliği' kavramı ile açıklanmaya devam etmiş, ardından Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Türkiye'nin kavramın 'cinsiyet eşitliği' yönündeki gelişim süreci ile ilgili olarak yaptığı çalışmalardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde; cinsiyet eşitsizliğinin en çok rastlanan türü olan 'şiddet' kavramı üzerine durulmakla beraber öncelikle şiddet kavramı, "bir kişiye, güç ve baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak ya da yaptırmak; şiddeti uygulama eylemi, zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da işkence, vurma ve yaralama" şeklinde etimolojik olarak açıklandıktan sonra tanıma ek olarak sırasıyla; Oxford English Dictionary, Yves Michaund, John Dewey, Colins, Garver, Hegel, Galtung, Dünya Sağlık Örgütü ve son olarak T.C. Aile ve Sosyal Bakanlığı'nın şiddet tanımlarına yer verilmiştir. Şiddet kavramı birçok açıdan tanımlandıktan sonra ikinci bölümün devamında kavramın tarihsel süreci, türleri, aşamaları, nedenleri, şiddetin kadına yöneltilmesi ve bunun sonucunda kadınlar üzerindeki olumsuz etkileri açıklanarak devamında Türkiye'de kadına yönelik şiddete değinilmiş ve içinde bulunduğumuz coğrafyada her geçen gün sayısı artan kadına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla 'kadın cinayetleri' örneklerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde tezin konu başlığında kadın sanatçılar olarak belirtilen; Şükran Moral, Sena, Esra Karaduman ve Şevval Başalan'ın biyografilerine, konuyla alakalı çalışma görsellerine ve bu görsellere ait açıklamalara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise tez danışmanı onayıyla hazırlanmış 16 adet sorudan oluşan aynı zamanda tezin araştırma yöntemi de olan röportaj soruları, bahsi geçen dört kadın sanatçıya e-posta yoluyla ulaştırılarak verilen cevaplar üzerinde herhangi bir değiştirme yapılmadan teze eklenmiştir.
Tinsellik bağlamında soyut ekspresyonizm akımı
Sanatta tinsellik, sanatçının maneviyat, ruhbilim ve din gibi konulara dair bir duyarlılık veya ilgiyi yansıtan eserler yaratmasıdır. Sanat tarihinde tinsellik; birçok farklı sanat akımında, sanatçıda veya eserde ortaya çıkmıştır. Her sanat eseri sanatçının kişisel deneyimlerinden, inançlarından ve dünya görüşünden etkilenir. Bu nedenle tinsellik, sanatın farklı türlerinde ve stillerinde kendini gösterir. Tinsellik sadece Sembolizm veya Soyut Ekspresyonizm gibi belirli bir sanat akımıyla sınırlı değildir. Günümüzde de birçok sanatçı, tinsellik ve maneviyatı eserlerinde ele almaya devam eder. Bu tarz çalışmalar, izleyiciyi manevi bir deneyime çağırır ve zihni, bedeni, ruhu birleştirerek bir bütünlük yaratmayı amaçlar. Soyut Ekspresyonizm, 1940'larda Amerika Birleşik Devletleri'nde ortaya çıkan ve genellikle renk, çizgi, biçim ve dokuların yoğun bir şekilde kullanıldığı soyut resimlerden oluşan bir sanat akımıdır. Bu hareket, soyut sanatın en etkili ve tanınmış örneklerinden bazılarını üretmiştir. Aynı zamanda savaş sonrası dünyada Amerikan sanatının önde gelen bir gücü haline gelmesini sağlamıştır. Soyut Ekspresyonist ressamların birçoğu, tinsellik veya ruhsal deneyimlerle ilgili fikirler ve inançlarla ilgilenmişlerdir. Bu yaklaşım bazı Soyut Ekspresyonist eserlerde tinselliğin daha belirgin hale gelmesini sağlamıştır.
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun sanatsal üslubu ve etkileri
Bu çalışmada Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun sanatsal dönemleri, sanatsal üslubu ve etkileri incelenmiştir. Bedri Rahmi Eyüboğlu, çok yönlü sanatçılığı, ressamlığı, akademide e ğitmenliği, şairliği ve yazarlığı ile örnek bir kimliktir. Sanatçı, Türk Halk Sanatı'ndan esinlenerek Geleneksel Türk El Sanatları'nı vurgulamış ve bu nedenle Türk Resim Sanatı'nın millileşmesinde etkisi büyüktür. Eserlerini oluştururken, Anadolu halkının yaşam sahnelerinden, kilim motiflerinden, nakış ve yazmalarından ilham alarak renk ve biçimleri incelemesiyle kendine özgü bir üslup geliştirmiştir. Düşünce yapısında milli sanat, Anadolu, yerel halk sanatı gibi kavramlara sanatıyla anlam kazandırarak, geleneksel halk motiflerini ustalıkla resimlerine yansıtmayı başarmıştır. Sanatçı, eserlerini üretirken renkçi bir anlayışa bağlı olduğunu belirtmiş olsa da biçimden kopamamaktadır. İlk dönemlerde doğa ve figür incelemelerinde aktarmacı tutumla çalışarak, sonraki dönemlerde soyut eğilimlerin olduğu görülmektedir. Sanat'ın güzel olmasının yanı sıra yararlı olması gerekliliğini de savunmuştur. Sanatçı, resim sanatını farklı sanat dalları ile birleştirerek Anadolu Türk Halk Sanatı'nı her yönüyle aktarmaya çalışmıştır. Mozaik, vitray, heykel, yazma sanatı, rölyef, duvar resimleri gibi farklı dallarda eserlerini zenginleştirmiştir. Bununla birlikte nakış desenleri, motif bezemelerini geometrik bir soyutlama ile uygulayarak önemli eserler üretmiştir. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun sanatsal dönemleri ve üslubunun etkisinde yetiştirmiş olduğu öğrencilerinin yanı sıra çok sayıda sanatçı yetiştirmiştir. Eyüboğlu'nun, öğrencileriyle yapılan röportajlarda edinilen bilgiler doğrultusunda çok yönlü sanatçı olduğu ve bu sayede Türk Sanatı'na yeni sanatçılar kazandırarak katkı sağladığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bedri Rahmi Eyüboğlu, Motif, Halk Sanatı, Yerellik, Türk Sanatı.
Selma Gürbüz resminde gölge kullanım
Bu çalışma, resim sanatının önemli plastik unsurlarından biri olan gölgenin tarihsel evrimini ve farklı sanatçılar tarafından nasıl kullanıldığını araştırmaktadır. Gölge, bir nesneyi biçimlendirme ve üç boyutlu bir şekle dönüştürme sürecinde temel bir öğe olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada da Batı ve Türk resim sanatında gölgeyi sıklıkla kullanan sanatçılar incelenmiştir. Batı sanatında William Bache, Picasso, Andy Warhol gibi isimlerin yanı sıra Türk resim sanatında Mehmet Siyah Kalem, Burhan Doğançay, Bilal Yılmaz ve Selma Gürbüz'ün eserleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Selma Gürbüz, gölge unsurunu el yapımı kâğıt üzerine siyah, kırmızı mürekkep ve fırça darbeleriyle çeşitlendirdiği çarpıcı figürlerle kullanmıştır. Çalışmanın odak noktalarından biri, Gürbüz'ün gölgeyi resimlerinde nasıl ele aldığını ve bu kullanımın resim tarihindeki yeri ve önemini belirlemektir. Diğer sanatçılarla karşılaştırıldığında Gürbüz'ün eserlerinde gölgenin iki boyutlu bir form olarak öne çıktığı ve figürlerin derinlik ve hacim kazandığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, Japon sanatçı Kumi Yamashita ve Amerikalı sanatçı Kara Walker gibi çağdaş sanatçılarla yapılan karşılaştırmalar, Gürbüz'ün gölgeyi benzersiz ve yenilikçi bir şekilde kullanışını vurgulamaktadır. Tüm bunlar çerçevesinde bu çalışma, gölgenin resim sanatındaki dönüşümünü inceleyerek Selma Gürbüz'ün eserlerinin bu dönüşüm içindeki önemini ve benzersiz katkılarını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Selma Gürbüz, Türk Resmi, Gölge, Çağdaş Türk Sanatı, Silüet
Tarsus yöresinde kadim uygarlıklardan günümüze kadar gelen sembollerin takıya yorumlanması (Uyarlanması)
Tarsus tarihi birçok kadim uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Hititlerden günümüze kadar geçen süreçte pek çok farklı topluluk Tarsus'ta yaşamıştır. Her yaşayan topluluk ise bu kıymetli topraklara değerli hazine sayılabilecek kültür parçaları bırakmıştır. Bu kültür parçaları semboller ve ritüeller aracılığı ile çağlar boyu nesilden nesile aktarılmıştır. İnsanlar; bu aktarım sürecinde kendilerine anlatılan ya da eskiden gelen tabletlerde gördüğü resimler, heykeller ve tasvirleri kendi sanatlarına yansıtmışlardır. Bir marangoz yaptığı bir kapıya bir kuyumcu ise tasarladığı bir takıya bu geçmişin izlerini işlemişlerdir ya da bir mimar yaptığı bir bina da bu kültür aktarımına dikkat etmektedir. Bu çalışmada, miras olan bilgileri geleceğe aktarmak için takıların kullanılması amaçlanmaktadır. Bu aktarımın bilimsel bir tabana oturtmak için ve takıları tasarlarken ve üretimlerini yaparken etkilenildiği bu bilgilere geniş kapsamlı olarak tezin giriş kısmında yer verilmiştir. Tezin giriş kısmında Tarsus'un; tarihi, tarihi sembolleri, ritüelleri, geleneksel örf ve adetlere ilişkin tarihin taşıdığı ritüeller incelenmiştir. Bu bilgileri aktarma aracı olarak belirlenen takı ile ilgili bilgilerde geniş kapsamlı olarak incelenmiştir. Tarsus ile ilgili bilgiler ve takı ile ilgili bilgiler harmanlanarak, yeni takılar tasarlanmıştır. Bu takılarda; ahşap (akça ağaç), kurşun, kösele deri, ipek ip, doğal taşlar, miyuki boncukları, tunç, gümüş, bakır, kemik, doğal taşlar, ipek kordon, pamuk ipler, kâğıt ip, güpür, püskül, bakır para vb. malzemeler ile ahşap oymacılığı teknikleri, iğne oyası tekniği, peyote tekniği, bez ayağı, kilim dokuma tekniği kullanılmıştır. Tasarlanan bu takıların bazıları sadece tasarım olarak çizimde kalmış bazıları ise üretilmiştir. Bütün tasarımların takı kimlikleri (künyeleri) oluşturulmuş ve takının tasarımı ile detaylı bilgi verilmesi sağlanmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda hazırlanan tez ile kadim bilgilerin gelecek nesle aktarılması amaçlanmıştır.