
146
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Atık maddelerin sanat yapımında kullanılması
ÖZET Bu çalışma, kişilere ait atık maddelerin/çöplerin/ kullanılmış eşyaların bir sanat eserine dönüştürülmesi amacıyla hazırlanmıştır. İlk bölümde, tarih içinde değişim gösteren toplumsal, ekonomik, kültürel ve politik gelişmelerin, sanat eseri yapımında atık madde kullanımına etkileri incelenmektedir, ikinci olarak, atık ve çöplerin hangi amaçlarla ve ne gibi yöntemler kullanılarak sanata malzeme olduğu sorgulanmaktadır. Bu kapsam içinde hareket ederken 1910'dan günümüze kadarki sanat akımları, bu akımlara bağlı sanatçılar ve sanat eserlerinden örnekler verme yöntemi seçilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, seçilen konuya paralellik gösterecek nitelikte oluşturulan sanat eserinin hazırlık ve oluşum aşamalarına değinilmiştir. Yapıt, tez sahibinin çevresindeki insanlardan topladığı bireysel atık/çöp malzemeyle hazırlanan bir enstalasyon (yerleştirme) çalışmasıdır.
Günümüzde imge ve farkındalık
Geleneksel Türk kültür ve sanatının çağdaş Türk resim sanatına etkileri
Geleneksel kültür, Türk Resim Sanatının bütün dönemlerinde etkili olmuştur. Bu etki, evrenselbir sanat dili yaratılması çabasının karşısında gelişen ulusal bir sanat yaratma eğilimindesomutlanmıştır. Türk resim tarihi boyunca geleneksel kültür yerel konuların işlenmesi vegeleneksel sanatların biçim dilinin kullanılması olmak üzere iki eğilime kaynaklık etmiştir.Öte yandan batının tekniklerini toplumsal temayı işlemekte kullanan sanatçı ulusal sanatçizgisinde kalıp çağdaşlıktan uzak düşmemeyi amaçlamıştır. Hatta 1950'li yıllarda batıdanithal edilen Soyut sanatın köklerini geleneksel minyatür, hat ve halk sanatlarında arayarak enbatılı akımlara bile ulusal bir nitelik kazandırmıştır. Primitif ressamlarla başlayan bu olguCumhuriyet kuşağı ile sürmüş. D Grubu, Yeniler, Onlar Grubu, Yenidal Grubu,ToplumsalGerçekçiler ve son dönem ressamları ile farklı nitelikler kazanmıştır. (Arseven,1973;Aslanapa,1893;Tansuğ ,1993,1996)Tüm bu sonuçlara ana kaynak kitapların taranmasının yanı sıra çeşitli sanat dergilerinintaranması sonucu ulaşılan makaleler yardımı ile varılmıştır. Benzer konuda daha önceyapılmış tez çalışmalarından da yararlanılmıştır. Ancak mevcut çalışmalar sorunu daha çokteorik boyutu ile ele almaktadır. Bu çalışma sanatçıların üretimini esas almasıyla diğerçalışmalardan ayrılmaktadır.
Bireysel hikayeler ve ifadelendirme sorunu
Sanatın her alanı tarih boyunca bireyselleşme süreci yaşamıştır. Resim de bu sanatdallarından biri, belki de bu süreci en belirgin yaşayan alanlardan biridir. Ortaçağyaşantısının dine dayalı kültürü ve birey üzerindeki baskısının sanat üzerindeki öznellikkarşıtı etkisi bu açıdan önemli bir örnektir. Dinsel temaların etkisini yoğun bir şekildegösterdiği sipariş resimler, bireyselliği baskı altına alarak, sanatçının kendi dilini oluşturmave bireysel anlatım yollarını bulma çabasını olumsuz yönde etkilemiştir.18. yüzyılda üretim biçimi ve düşünsel alandaki değişmelerle birlikte sanat ortamında daRomantizmin gelişimi, resimde ifadelendirme ve imgeler anlamında bireyselliğingüçlenmesine ve dile getirilmesine zemin hazırlamıştır.Romantizm ve aydınlanma düşüncesinin devamı olarak 19. yüzyılda yeni anlatım yollarıbulma çabalarıyla sanatın amacı bir anlamda sanatçının kendi dilini ve içselliğini sanatınakatması yönünde bir tutuma dönüşmüştür. Sanatçı ve zanaatkar kavramları arasındakiayrım belirginleşmiştir.20. yüzyılın başlarından itibaren, sanatta bireysel arayışları güçlendiren aklın etkin olduğu,daha deneysel bir süreç başlamıştır. Ekspresyonizm, bireysel ifadelendirme temelinde birsanat anlayışı olarak, sanatçının bireysel hikayelerini, duygu ve düşüncelerini, tümüylekişisel bir üslup içinde sunması anlamında etkili olmuştur. Bu süreçte öznellik, yaratma veöze dönme gibi kavramlar tam anlamıyla sanatın içine yerleşmiştir.Bu tezin amacı; sanatta, özellikle de, resim sanatında, bireysel ifadelendirmenin vehikayelerin yer alışını tarihsel perspektif içerisinde kısa biçimde açıklamak, nedenlerinedeğinmek örnekler üzerinden konuyu incelemek ve tez çalışması sürecinde yapılan işleribu çerçevede konumlandırmaktır.Anahtar kelimeler: Bireysellik-Bireysel Hikayeler.
Modern sanat müzeleri ve toplum ilişkisi
Günümüzde çağdaş anlamdaki müze tanımı ?Toplumun ve gelişiminin hizmetinde olan,halka açık, insana ve yaşadığı çevreye dair tanıklık eden malzemelerin üzerinde araştırmayapan, toplayan, koruyan, bilgiyi paylaşan ve sonunda inceleme, eğitim ve zevk almadoğrultusunda sergileyen, kar düşüncesinden bağımsız, sürekliliği olan bir kurumdur?(www.icom.org, 2005) şeklinde yapılmaktadır.Bugün dünyada sanat eserlerinin klasik anlayışla istiflenemeyeceği düşüncesi, müzelerinişletilmesinden mimari özelliklerine kadar birçok alanda yeni yönelimleri zorunlu halegetirmiştir Bu yapısal değişim, müzelerin yönetim politikalarının yanı sıra ülkelerin devletpolitikalarında da değişimin gerekliliğini ortaya koymuştur. Kimliklerin ve değerlerinsürekli değişen şartlar altında ayakta kalabilme savaşını kazanabilmeleri, müzelerinorganizasyonel yapısı ve yönetim politikası ile de yakından ilgilidir.Bu tez çalışması, müzelerin, hızla modern kentlerin kültürel merkezlere dönüşmesindekirolünü biliyor olmamıza rağmen, toplum olarak bizler neler yapıyoruz? Kültürelmiraslarımıza ve değerlerimize yeterince ilgi ve alaka gösteriyor muyuz? gibi sorularageniş bir şekilde yanıt aramaktadır.Bu çalışma, müzelerin, ana işlevlerini özellikleri doğrultusunda daha fonksiyonel halegetirmekte müze - toplum ilişkisinin önemini karşılaştırmalı bir şekilde analiz etmektedir.Ayrıca müzelerin işlevlerini yerine getirmelerinde ?finans?ın rolünü, müzelerin kar amacıgütmeyen, kamu yararına kurumlar olmalarına rağmen, birer işletme gibi düşünülmeleriningerekliliğini de ortaya koymaktadır.
Özdemir Altan'dan düşünce yansımaları
Türkiye'nin önemli, değerli resim sanatçılarından Özdemir Altan 1931 yılında doğdu,halen stanbul'da yaşamaktadır. DGSA Resim Bölümü Zeki Faik zer atölyesini 1956yılında bitirdi. Çok sayıda uluslar arası ve ulusal etkinliğe katıldı, birçok sergi açtı.Modern, avangard düşünce ve pop-art'ı Türkiye'ye ilk getiren kişidir.Altan, doğa vergisi yeteneği ve her çalışmasında yeniden var olan tükenmez enerjisi iledinamik ve üretken bir sanatçıdır.Türkiye'de ve dünyada birçok ilke imza atan sanatçı, yine sanat hayatı içinde önceliklekendini ve dolayısıyla resmi yenilemeye devam etmektedir.?Yaptığı eserlerde değişik doku, malzeme, ışık vb.. aykırılıkların rastlantısal olarak biraraya gelmesiyle oluşan sanat anlayışını benimseyen Altan, 1988'den bu yana gittikçenetleşen bir düşünce ile sanatsal espasın birbirinden farklı kavram, köken, yapı vemantıkların birleşmesiyle oluştuğunu uç noktada kanıtlamak amacıyla rastlantısalbuluşma yöntemini geliştirdi.? (Özkan Eroğlu, Özdemir Altan; Özdemir Altan özet retrospektif sergikataloğu, 2007)Bu tez, Özdemir Altan'ın Türk ve dünya resim sanatına katmış olduğu devrimniteliğindeki yenilikleri anlatmak, Altan'ın sanatının ve düşünce tarzın daha iyianlaşılmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Türk sanatında malzeme kullanımı ve kapı temalı resimler
Bu tez çalışmasının konusu `malzeme'nin hem Batı Sanatındaki hem de Türk Sanatındakitanımını, yerini ve gelişim sürecini izlemek; kapı'nın malzeme olarak sanat ile olan ilişkisiniincelemek, ortaya koymaktır.Batı Sanatında, `kolaj'ın tuvale ilk girişi Kübizmde kendini göstermiş, ardından Dada, PopSanat ve Kavramsal Sanat gibi akımlarda gösterdiği gelişim incelenmiş ve o dönemsanatçılarının yaptığı kolaj tekniklerine, çalışmalarındaki yoğun malzeme kullanımına yerverilerek, fotoğraflarla desteklenmiştir.Bu çalışmanın ilk bölümlerinde, malzeme genel hatlarıyla ele alınmış, ilk çağlardangünümüze dek süregelen kullanım şekilleri ve sanata araç olmuş farklı malzemeler üzerindedurulmuştur. Malzemenin Türk Sanatına girmeden önceki dönemi olan 1950'ler sanatınakısaca değinilmiş, daha sonra 1950-1970 arası Türk Sanatı, içinde bulunduğu döneminkoşulları ve dönem sanatçılarının çalışmaları incelenmiştir. O dönemde Soyut Sanat ileilgilenen sanatçıların 1960'lardan sonra ürettikleri sanat yapıtlarında; yeni eğilimlerin,fuarların, bienallerin ve galerilerin oluşmasıyla, `malzeme' kavramına yeni bir boyutgelmiş ve çağdaş sanat yolundaki ilk adımlar atılmıştır. Burada, çağdaşlaşma yolunda atılmışolunan adımların üzerinde durularak, `malzeme'yi farklı biçimleriyle kullanan sanatçılarhakkında teknikleri açısından da bilgiler verilmiştir.Çalışmanın son bölümünde, malzeme olarak `kapı'nın tarihteki, mimarideki ve bazımedeniyetlerdeki yerine ve gelişimine değinilmiş, alt başlıklar halinde sınıflandırılmıştır.Kapı temasının hem sanatsal çalışmalardaki yeri ve görüntüsü hem de bu alanda çalışmalaryapmış sanatçıların işleriyle ilgili bilgi ve fotoğraflar ,bu tezin araştırma konusu dahilindeişlenmiştir.
İsa portrelerinin incelenmesi
? SA PORTRELER N N NCELENMES ?Oylum AKTÜCCARÖZETResimde sa portrelerinin incelenmesi konusunun temel alındığı bu tez çalışmasında, saportrelerinin Ortaçağ, Rönesans, Barok, Gotik ve yirminci yüzyıla kadar olan dönem vesanatçılar düzeyinde incelenerek kavramsal çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. saportreleri sosyal ve psikolojik açıdan incelenmiştir.Bu tez çalışması, giriş ve diğer beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde portrekonusu ve portre resminin Mısır sanatından günümüze değin süren değişim evreleri kısacagözden geçirilmiştir. Tez çalışmasının birinci bölümünde portre kavramı açıklanmış,sinema ve edebiyat gibi diğer sanat dallarından da örnekler verilmiştir. kinci bölümündesa portreleri psikososyal ve psikoloji başlığı altında, yüz ifadesi ve portrenin ruhsalyansıması alt başlığında incelenmiştir. Üçüncü bölümde, sa portrelerinin resimsel sürecibaşlığı altında, din ve sanat, Bizans Ortaçağ resmi, Gotik sanatı, Rönesans'ın ortaya çıkışı,Rönesans'ta resim ve Barok sanatı alt başlıklarında sa portrelerinin o dönemlerde nelerifade ettiği ve toplumun bunlardan nasıl etkilendiği ile ilgili bilgiler / araştırmalarbulunmaktadır.Dördüncü bölümde ise kendi yaptığım sa portrelerinden örnekler bulunmaktadır.Bu kavramsal çerçeve incelemesinde görülmüştür ki; sa portreleri, Avrupa merkezlidir vegünümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle sa portreleri, sanat tarihi içindeki önemlidönemleri ve sanatçılarıyla ele alınmıştır.
Çocuk resimlerindeki yaratıcılığın plastik açıdan analizi
Sevgi ve güven ortamında ailesi ve öğretmeninin gözetiminde engellenmeden resim yapan çocuk, sürekli yeni buluşlarla yaratıcılık yeteneğini geliştirir. Çocuk resmi yaşlara göre beş gelişim evresinden geçer ve sözcüklerden daha etkili bir anlatım aracıdır. Çocuk olumsuz yönde eleştirilmeden övgüyle teşvik edildiğinde saf, yalın ve özgün resimlerini büyük bir yaratıcılıkla üretmeye devam edecektir. Sabır ve devamlılık önemlidir.Çocuk, resimlerindeki yaratıcılıkla farkındalığını arttırarak sanatsal ve estetik sorunların üstesinden gelecek duruma gelir, hayallerine sanat ortamında biçim verir. Böylece çocuk sanatçının gelecekte de genç sanatçı olarak yaşama devam etmesi sağlanabilecektir.
Andy Warhol'un sanatında Amerikan kültürü eleştirisi
Bu çalışmada Andy Warhol Sanatında Amerikan Kültürü Eleştirisi konusu dört bölümde incelenecektir. Birinci bölümde, Amerikan kültürü tarihi ve tüketim toplumunun oluşumu ve dünyaya bu davranış ve düşüncenin popülerleşerek yayılışı çeşitli kaynaklardan araştırılmış ve derlenmiş olup gelişmeler sırasında, dönemin sanatçılarının eserlerindeki etkiler incelenmiştir. İkinci bölümde, tüm dünyayı etkisi altına alan tüketim anlayışının sanattaki yansıma ve etkileri, dönem sanatçılarının eserleri üzerinden analiz yapılarak tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise çağdaş sanatta tüketim toplumunu en iyi yansıtan ve pop art akımının öncüsü olan Andy Warhol'un felsefesi ve icra ettiği eserleri ile Amerikan Kültürünü nasıl yansıttığı üzerin araştırma yapılmıştır. Dördüncü bölümde, örneklenen sanatçılardan etkilenerek üretilen bu çelişkili felsefeyi, Alara Dizdaroğlu'nun sanatına nasıl etkiler getirdiği üzerinde durulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Amerikan Kültürü, Tüketim Toplumu, Tüketim Kültürü, Popüler Kültür, Pop – Art, Andy Warhol
1960'dan günümüze kapitalizm ve tüketim kültürü'nün sanata yansımaları
Sanat, tarihten günümüze toplumlar içerisinde sosyal, kültürel ve politik açılardan işlevlendirilmektedir. Çalışmada tüketim kültürünün, kapitalizmin tüketime bağımlı dinamikleriyle kurduğu iletişim sayesinde ivme kazandığına değinilmektedir. Bu yolla kapitalizmin ve tüketim kültürünün sanat üzerinde yönlendirici bir etki oluşturduğu ortaya konmaktadır. Çalışmada kapitalizm ve tüketim kültürü içerisindeki sanatın, 1960 yılına kadar ki etkileşimi; sanat ve siyaset rejiminin geliştirdiği modellerin süreçlerindeki tespitlerle sunulmaktadır. 1950 yılında ortaya çıkan Pop Sanat'ın kurduğu iletişime ayrıca yer verilmektedir. 1960'larda Çağdaş Sanat akımlarının, kapitalist mantaliteye ve tüketim kültürüne karşı verdiği tepkiler ortaya konmaktadır. 1980'lerde kapitalizmin küreselleşmesinin temellerinin atılmıştır. 1990'lardan itibaren de küreselleşen kapitalizm ve tüketim kültürü, dünya çapında egemenliğini sağlamıştır. Günümüzde sanatın ve sanatçının, sermaye ile zorunluluklara dayandırılan iletişimi gözlemlenmektedir. Araştırmayı hazırlayan Alpay'ın, tüketim kültürü ve kapitalizmin; sanatta, toplumda, doğada ve dünyadaki tüm canlılarda yarattığı etkilere dair çıkarımlara ve aktarımlarının görsellerine yer verilmektedir.
The phenomenon of abstract representation inIranian art
The Representation of Matriarchal Society in Iranian Art through the Phenomenon of Abstraction Since the focus of this study is the representation of matriarchal society in Iranian art through abstraction, the first step was to examine how the concept of representation is approached and treated in art. In this context, the historical relationship and interaction between literature and visual arts have been explored, with examples provided to illustrate their workings. In the first section of the analysis, the meaning of representation and its depiction in Iranian art and literature are discussed through literary and artistic examples. Following the exploration of representation, the meaning of symbols is addressed, with examples of matriarchal symbols found in Iranian mythology and art. In the second section, the process of relating literature and visual arts is examined in accordance with the historical timeline of Iran, structured through images and texts. This section discusses the role of women in ancient Iran, the foundations of a matriarchal society outlined in the Achaemenid period's constitution, and the changes in balance and the societal presence of women in art during the Qajar period. The third chapter deals with the emergence of miniature art and its connections with literature and its transformation into depiction. In this section, the transformation of the stories from Firdevs' Shahnameh into paintings and the different periods of Iran are presented. The prominent women and stories in the Shahnameh epic and their place in the paintings are written. The text of this work is structured with the work made in the discipline of placement. The main idea of this installation, in which seven wooden panels are used as pallets, has emerged in connection with the story of the Seven Khans or Seven Passages by the most important poet and thinker of Iranian literature. Attributing the symbolic meaning of gateway to each panel pallet allows the artist the freedom to express their own meanings and ideas in the contemporary art world. Bringing ready-made objects into the field of use as works of art has taken its place in the world of original art since the late twentieth century and has been defined as conceptual art. In these contexts, the text of the work is explained in the relevant sections of the analysis. Maryam Salahi moved to Turkey in 2007. Since her first workshops in Istanbul, she had a strong preference for presenting her new life and lifestyle as a period of time with an objective and personal view. The pieces representing the time that has passed, she used the tables that have been used and preserved for years in her studio as pallets and she also used them for the students she taught in her studio. The palette tables were used without cleaning the paints and were preserved to achieve the desired purpose. These palettes were identified by Salahi as symbols of the representation of lived experiences and as documents of the time spent in her studio. In the final section of the analysis, Salahi briefly discusses the works and projects she has created to date, presenting examples. In addition to her most recent installation project, she has produced two paintings inspired by and interpreted from the story of "Yedi Han." Using digital techniques, these two paintings were combined with palettes and placed within different stories from "Yedi Han." Keywords: Iranian Art, Firdevsî, Shahnameh, Painting, Women İn Society, Matriarchal Society Symbols, Representational Art, Abstraction
Türkiye'de graffiti ve sokak sanatı
Graffiti ve sokak sanatında eser ve akımların tarihsel süreçlerini ele alarak, Türkiye'de graffiti ve sokak sanatçılarının göz ardı edilmesini incelemek ve değerlendirmek, bu tezin temel araştırma konusunu oluşturmaktadır. Graffiti ve sokak sanatının teknik, sanatsal ve tarihsel analizi, hem bu iki sanat arasındaki benzerlik ve farklılıkları, hem de toplum ve sanat ile olan ilişkisini ortaya koymamıza yardımcı olur. Diğer taraftan, Türkiye'de graffiti ve sokak sanatının tarihsel gelişimi ve mevcut durumu, bu iki sanatın diğer ülkelere göre zayıf kalması konusunda önemli sorunlar ortaya koymaktadır. Yine de, Türkiye'deki graffiti ve sokak sanatçıları, tutarlılıkları ve ortaya çıkardıkları güçlü işlerle projeler bakımından ülkede sokak sanatının geleceği konusunda olumlu izler bırakmaktadır.
Ara yaratıklar kimliksiz biçimler
Maskeler, insanlık tarihinde kimliği gizlemek için veya başka bir kimliğe dönüşmek için kullanılmıştır. Abartılı ifadelere sahip olan masklardaki formlar, insanın bazen hayvan, bazen hayali bir yaratık, bazen de bitki biçimine dönüşmesini sağlar. Bu davranış şekli, modern yaşamda oluşan örgütlü toplumlarda var olan insanların kimliklerinin yeniden ve tekrar dönüşmesini tetikler. Sanayileşme dönemi ile birey, emeğine sonrasında ise kendine bile yabancılaşan süreçlere dahil olur. İnsanın yaşadığı evrene yabancılaşması ve nihayetinde doğaya dönme arzusu, arada kalan bir yaratığı doğurur. Franz Kafka'nın 'Dönüşüm' adlı öyküsünde de değindiği gibi, bu yeni düzen içinde insanların zamanla her şeye yabancılaşarak yaşamlarına devam etme çabasını görürüz. Postmodernizm döneminde ise insanlığın melez varlıkları fark etmesi daha sonra bu algıyı yüceltmesi ve melezliğin kent yaşamındaki etkileri görülür. Bu çalışma, ilk çağlardan beri dönüşen insanın modern toplumda bireyin örgüt içindeki yabancılaşan formunu ve zamanla Postmodernizm döneminde başkalaşıma uğrayarak ara yaratığa dönüşmesini inceler. Anahtar sözcükler: Mask, kimlik, dönüşüm, melez, modernizm, postmodernizm, kentli,yabancılaşma.
20. yüzyıl sanatında otoportre tekniklerinin günümüz sanatı içinde 'Özçekim' kavramıyla ilişkilendirilmesi
Bu tez çalışmasında, kendi yüzü üzerinden kendisiyle yüzleşme anlatısı olarak sanatçı otoportresinin, geçmişten günümüze klasik ve modern çağlar uzamında incelenmesi amaçlanmıştır. Pentür geleneğinden ışıkla boyamaya geçilirken, gerçeklikten yanılsamaya evrilen süreçte, otoportre, teknik ve anlam içeriğinde öz çekimle ilişkilendirilmiş ve çoklu örnek analizleriyle irdelenmiştir. Bu nedenle, insanın geleceğe kalma güdüsünün sanattaki karşılığı, 20. yüzyıl ve sonrasının malzeme çeşitliliği ve teknik olanakların sınır tanımazlığına rağmen ya da ölçüsünde, içerik bağlamında, öz çekim ile sosyal medya düzlemine taşınmıştır.
Fragmanlar, sınırlar, beden ve anlam üzerine okumalar
Bu tez çalışmasında, fragman imgeleriyle temsil edilen bedenin, sanat tarihindeki izi sürülmüş; beden kavramının sınırları, değişen anlamları araştırılarak, bu değişimin sanatsal imgelere yansımaları incelenmiştir. Çalışma, bedenin fragmanlarla temsiliyetine yönelik genel bir sonuç üretme hedefi taşımaktan çok, kişisel çalışmaların zeminini genişletmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez boyunca konuyla ilgili belli teorik kavramlar incelenmiş, bedeni ve özellikle beden parçalarını çalışmalarında kullanan sanatçılar araştırılarak kişisel çalışmalar metin içerisinde ilintili bölümlere yerleştirilmiştir. Çalışmada beden kavramına ana hatlarıyla üç farklı açıdan yaklaşılmıştır. Metnin içeriği, zihin, beden diyalektiğinde algılayıcı bir aygıt olarak tanımlanan nesne beden, anlam üreticisi olan özne beden ile toplum ve kültür tarafından süreç içinde inşa edilen beden kavramları etrafında şekillendirilmiştir. Fiziksel ve tarihsel bir gerçeklik olarak parçalanan beden, toplumsal olarak parçalanan hayat ve bu durumun metaforu olan beden, psikoanalitik ve fenomelojik teoriler bağlamında parçalanan özne kavramları detaylandırılmıştır. Çalışmada kendini feminist olarak tanımlayan sanatçılara yer verilse de beden sadece kadın bedeni kapsamında ele alınmadığı için feminizm kavramı özellikle ayrıltılandırılmamıştır. Anahtar Kelimeler: beden, fragman, metafor, parça, bakış, nazar, panoptikon
Günümüz Türk resminde sembol
"Sembol" ve "Simge" toplumların kültürel birikimlerinin, anlam ve düşünsel yapılarının net ve en yalın anlatım biçimidir. Bu biçimsellik, sanatta simgenin anlam olarak açılımındaki varoluşu ile biçimselliği aşarak daha kavramsal bir alana doğru yol almıştır. "Metafor" ve "örnek" olarak bakıldığında nesnelerin birleşimi, birlikteliği karşılıklı bir tasvirin (alt söylemin) ifade edilişidir. Bu ifade ediliş biçiminin gündelik hayata yansıyışı, tekrar tekrar kendisini üretişi ve bu süreçte kavramsal alanla temas edişi kültürel etkinlikleri de belirler. Bu tez çalışmasında; Türk Resminde sembol kavramının önemi, etkileri ve gelişim evreleri araştırılarak Günümüz Türk Resminde önde gelen ressamların eserlerindeki "Sembol" ve resmin ilişkisi ele alınacaktır.
1980'den sonra Türk resminde soyut dışavurumculuk
İnsanlık tarihinin her döneminde sanatçı, kendisini sürekli yenilemiş, yeni arayışlar içerisinde olmuş ve üslubu ile kendisini ifade edebilmiştir. Endüstrinin gelişmesi toplumsal çevreyi, insan hayatını, dünya politikalarını ve görüşlerini etki-lemiştir. Sanatçının artistik çalışmalarının endüstriyel gelişmelerden etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Soyut dışavurumculuk (Abstract Expressionism), İkinci Dünya Sava-şı'ndan sonra Amerika'da gelişen sanatsal bir akımdır. Hem ABD'li hem de Avrupa-lı sanatçılar büyük ölçüde bu akımın etkisi altında kalmışlardır. Bu akım, Türki-ye'deki sanatçıları da etkilemiş, soyut dışavurumcu eserler ortaya çıkmıştır ve bu akım Türk çağdaş resmine önemli katkılar sağlamıştır. Soyut dışavurumculuğun Türkiye'ye yansıması 1950'li ve 1960'lı yıllarda gerçekleşmiştir. Türk soyut sanat-çılar eserlerinde Türk kültürüne ait öğelere de yer vermiştir. Anahtar kelimeler : Soyut, Geometrik-soyut, Lirik-soyut, Soyut Ekspresyonizm
Bir terapi olarak sanat
Sanat ürünleri üstüne ilk kilinik /deskriptif incelemeler, 19. Yüzyılın son çeyreğinde (1876-1888) Max Simon ve suç hukuku uzmanı Cesare Lombroso tarafından yapılmıştır. Simon ve Lombroso bu ürünlere hastalık belirtilerini aramak için bakmışlar ve psikotik hastaların sanat ürünlerindeki sitilizasyon ve sembolizasyonu inceleyen çalışmaları psikozların deskriptif sınıflamasına katkı sağlamıştır. Paul Meunier öncülüğünde bir grup ise bu ürünleri "iç dünyanın dışa vurumu ve yaratıcılık" açısından incelemiştir. Dönemin resmi sanat söylemi ise, bu yapıtların "ifadenin ilkel biçmi" şeklinde niteleyerek ilgi alanından dışlamıştır. Daha sonra Mohr (1906-1907), psikotik hastaların teşhisine dönük çalışmalara katkı sağlayıcı denemelerde bulunmuştur. Mohr, çok iyi planlanmış, teşhis amaçlı deneyimsel çizimler üzerine incelemeler yaparak hastaların sanat ürünlerinde görülen ortak özellikleri incelemiştir. Bu erken deneyimsel çizim testleri, bugün psikotik ve nörotik bozuklukların teşhisinde yaygın olarak kullanılan bazı testlerin gelişimini hazırlamıştır. Hastaların yaptığı sanat ürünlerini toplayarak "Heidelberg Collection" olarak bilinen çok geniş bir koleksiyon oluşturan Hans Prinzhorn (1916-1926), bu yolla onların içsel psikolojik süreçlerini incelemiştir. Prinzhorn, psikotik sanata estetik açıdan yaklaşmış ve psikotiklerin, çocukların ve ilkel insanların sanat ürünlerinde görülen benzerliklere dikkati çekmiştir. Bu tezde genel olarak sanatı, özel olarak da resim sanatını bir terapi aracı olarak kullanabilirmiyiz bunu sorguladık. Pek çok hasta için resim sanatı terapötik özellikler göstermektedir. Öyleki klasik terapi araçlarından kimi zaman daha etkili olduğu görülmektedir. Hatta kimi ağır psikolojik sorunları olan bazı ressamların doğrudan resim yaparak kendilerini tedavi ettikleri bile söylenebilir. Van Gogh bunlardan en bilinen örnektir. Dolayısıyla resmi sadece sanat değil aynı zamanda terapi aracı olarak görmek onun ne kadar evrensel bir dili olduğunu göstermektedir(Eren;1998;11).
Türk resim sanatında doğa soyutlamaları
Doğa kendini sürekli değiştiren ve yenileyen, insani faktörlerin etkin olmadığı etrafımızı çevreleyen varlığın tamamını kapsamaktadır. Soyutlama ise sanatçı tarafından seçilen formun ilk hali ile pek az bağlantısı kalıncaya kadar yalınlaştırması veya değişime uğratmasıdır. Doğa gerçek dünyanın kendisini oluşturduğu için, pek çok sanatçı tarafından tarihin ilk zamanlarından günümüze kadar soyutlanarak resmedilmiştir. Doğa konusunu ele alan sanatçılar hayal güçleriyle konuyu zamanın ötesine götürebileceklerini ortaya koymuşlardır. Bu tez çalışmasında, tarihi süreçler ele alınarak, ilkel zamanda mağara duvarına çizilen ilk resimlerden, zaman içerisinde boya ve tekniğin sanatçılar tarafından keşfedilmesi ile günümüze kadar gelen doğa soyutlamaları ele alınarak Batı resim sanatındaki akımlar incelenmiştir. 18'inci yüzyıla kadar geleneksel çizgide seyreden Türk resim sanatı, batılılaşma hareketlerinin sonucunda 19'uncu yüzyıldan itibaren Batı resim sanatının etkisinde kalarak ilerlemeye başlamıştır. Türk resim sanatında kullanılan teknikler Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki minyatürlerden başlayarak incelenmiş ve günümüz çağdaş resim sanatına gelene kadar geçen süreçte Batı resim sanatının Türk resim sanatçıları üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Doğa soyutlamalarının Türk resim sanatındaki işleniş biçimi yapıtlar üzerinden değerlendirilmiştir. Büyük sanatçıların yapıtları referans alınarak gelecekteki ressamlara doğanın nasıl ele alınacağı, işleneceği ve daha da güçlendirileceği konusunda ışık tutması amaçlanmıştır.
Erken modern çağ ve avangard sanatta akılcılık eleştirileri
Bu tez çalışmasında Avrupa'da akılcılık düşüncesinin gelişimi, bu düşüncenin modernite ve kapitalizm arasındaki bağlarının incelenmesi ile başlanmış, akılcılık olgusuna yönelik eleştiriler felsefe ve avangard sanat alanlarında araştırılmıştır. Romantik gelenek, Baudelaire ve Nietzsche'nin düşünceleri akılcılık eleştirileri çerçevesinde sanat alanını göz ardı etmeden incelenmiş, yakın çağımızın düşünürlerinden örnekler ile karşılaştırılmıştır. Akılcılık ve modernite arasındaki bağ, avangard sanatçıların bakış açıları doğrultusunda incelenmiş, akıl ve modern yaşam hakkındaki görüşleri karşılaştırılarak eserler ile örneklendirilmiştir.
Modern sanatta kent olgusu
İlk yerleşik düzenin başladığı 15.yüzyıldan itibaren Mezopotamya ve Mısır'dan ı̇nsanlar korumak, barınmak ve toplumsal birliktelik kurmak amacıyla kendi oluşumlarına girmiştir. Kent olgusu tarihin çeşitli evrelerinde farklı anlamlar taşımıştır. İlk dönemlerde kentler, kaleler gibi korunma amacıyla kurulmuşken, zamanla modernizmin de etkileri ile, farklı bir boyut kazanmıştır. Modernist kentin oluşumunda en önemli nokta, kentlerin yada kentlerin sunduğu yaşam alanlarının, en güncel ve en etkili yöntemlerle pazarlanmasıdır. Kentsel dönüşüm projeleri ile kentlerin, küresel sermaye ve insan dolaşımı açısından daha çekici hale getirmeye çalışılmaktadır. Yeni kent kavramı sanayileştirilen ve kentsel dönüşümün inşaat faaliyetleriyle ı̇ nsanları kutuplaştıran bir düzenin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu çarpık kent imajını adeta bir toplumbilimci duyarlılığıyla ele alarak yapılan resimlerle birlikte izleyicinin dikkati çekilmek istenmiştir. Yüksek lisans tezinde de yaşanılan dayatmaları, toplumsal değişimi, kutuplaşmanın sonuçları sanat tarihindeki örneklerle birlikte irdelenmek istenmiştir. Bu dönüşüm mantığı içersinde kenti malzeme edinmek; dramatik ancak gerçeklik içeren güncel bir doğrudur.
Sinema ve resim ilişkisi bağlamında Nuri Bilge Ceylan filmlerinin resimsel kadrajdaki etkisi
Sinema ve resmin, sanatsal bağlamda dünden bugüne etkileşim içinde olduğu gözlemlenmiştir. Sinemanın yedinci sanat olarak tanımlanmasından bu yana, sinemacılar bir çok sanat dalı ile ilişki içinde olup, sanat tarihinin ustalarından beslenerek sinema filmleri üretmiştir. Sinema sanatının doğuşu yirminci yüzyılın başlangıcında Lumiére kardeşlerin "sinematograf" aygıtını kullanarak hareketli görüntüleri akıtmaya başlamasıyla gerçekleşmiştir. Bu buluş, dünya için yepyeni bir dönemin başlangıcına vesile olmuştur. Fotoğraf ve sinemanın tarihine bakıldığında, yirminci yüzyılın ortalarında modern sanatta teknik anlamda meydana gelen tıkanmanın etkili olduğu gözlemlenmektedir. Sinema ve resim sanatının içinde bulunduğu etkileşime önemli bir katkıyı ressam sinemacılar sağlamıştır. Akira Kurosawa, David Lynch, Peter Greenaway, Alfred Hitchcock gibi sanat eğitimi almış sinemacılar, hayallerini tuvale veya kağıda aktararak, sahnelerin kurgularını oluşturmuşlardır. Film öncesi hazırlık aşaması olan bu yöntem, sinema dilinde story-board olarak adlandırılmaktadır. Türk sinemasının başarılı isimlerinden Nuri Bilge Ceylan'ın filmleri incelendiğinde fotoğrafçılık geçmişinden beslendiği açıkça gözlemlenmektedir. Ceylan'ın filmlerinde minimalist bir yaklaşım hakimdir. Durağan sahnelerde kullandığı geniş açı doğa görüntüleri uzun uzun izlenmektedir. Dış mekan sahnelerde oldukça az sayıda kullanılmış olan objeler, mekana belli mesafelerle dağılmaktadır. Ceylan, iç mekan çekimlerine de benzer bir fotoğrafik hassasiyetle yaklaşmakta, ışık, gölge, renk ve perspektif gibi unsurları ustaca kullanarak anlatımını biçimlendirmektedir. Bu çalışmada, resim ve sinema sanatının tarihten bugüne içinde bulunduğu etkileşim araştırılırken, Nuri Bilge Ceylan filmleri, resimsel bir bakış açısıyla izlenerek, Filiz Piyale resimleriyle Nuri Bilge Ceylan filmlerinin kadrajları arasındaki ilişki incelenecektir.
Performatif iletişimin diyalektiğindeki deneysel ve öznel sanat
Günümüz çağdaş sanatının bugün geldiği nokta, sanat kimlere hizmet ediyor, neden bir sanatçı dehası oluşturduk, sanatın belirli kurumlar tarafından yönetilmesi mümkün müdür gibi birçok soruları da beraberinde getirmektedir. Bu soruların cevaplarını bulabilmemiz için sanat tarihinin içinde bir gezinti yaparak, sanatın oluşumunda öznelliğin rolüne değinecek, gelişimindeki toplumsal bileşenleri, bilim ile arasındaki alışverişi irdeleyerek cevaplarla ilgili bir fikir oluşturmamızı sağlayacak bir temel oluşturacak, dijital çağda öznelliğin yok oluşuna ve akabinde sanatın köklerini sorgulayarak kaybolmuş olan öznelliğini ve yeniden öze dönüşümün nasıl mümkün olacağını göstermeye çalışacağım.Hümanizmin, insanı dünyanın merkezine yerleştirmesi ile doğan bugünkü post-hümanist insan, doğal insanı yok etmiştir. Bireyin, deneyimden, duygularından uzaklaşarak, ekran aracılığıyla bilgiye ulaşması, bireyi olduğu kadar günümüz sanatını da teknolojiye bağımlı bir hale getirirken, dijital sanat ise sanatla değil, teknoloji ile ilişki kurmamızı sağlayan yeni bir biçim olarak karşımıza çıkmaktadır. Algılamanın eşitlendiği görsel ve nesnel ortamlardan kaynaklanan bu bağımlılık, bireyin öznelliğini tehdit altına alırken, sanatın da kısır döngü içerisine girmesine neden olmaktadır. Aklın ve bilginin oluşumunun temelinde öznenin hareketliliğinin, deneyimlerinin, duygulanışlarının bulunmasını, öze ve öznelliğe giden yolun ampirizm den geçtiğini düşünürsek, çağdaş sanatın, toplumsal ve yaratıcı olabilmesi için duygu ve deneyimin ön planda olduğu toplumsal ve devinimsel iletişimi güçlendiren fenomenler geliştirmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu bağlamda sanatın gelişimi ve sanatçının üretiminde etkili bir faktör olan öznelliğin oluşumu için gerekli olan doğanın diyalektiği, özdevinim ve fiziksel iletişimin, sanatın yaşamla en yakın olduğu noktalarda geliştiğini göstererek, günümüz çağdaş sanatında nasıl ele alındığını incelemeye çalışacağım.
Şahnamenin mitolojik bölümü ve İran-Turan ilişkisi
Mitolojik bağlantıların kökeninde yatan en temel insani duyguların; rekabet, aşk, savaş, kabul, ret, haset, kıskançlık ve.b düşüncelerin, insanın varoluşundan günümüze kadar öyküler değişse de özünün değişmediği ve sanatsal anlatımlar içerisinde konu olarak ele alındığını görüyoruz. Şehnamenin özü, akıl, ruh, beka, ölüm ve ölümsüzlük paradoksu içerisinde, insanın madde ve ruh arasındaki denge arayışını merkeze koymaktadır. Bu öz, antik dönem Yunan filozoflarının kullandiği lirik, Arap Rönesansı'nın ışığında niteliğini taşımaktadır. İnsan doğası gereği cisim, varlığının özünde; yıpranan, yok olan bir varoluş sorunsalına mahkumdur. Cismin sonlanması maddı hayat ile ilişkilidir. Diğer taraftan insan, cisminin sonluluğuna karşıt yükselen ve varoluşunu kemale erdirerek özgürleşmeyi amaçlayan bir ruh hayal etmektedir. Cisim ve ruh arasında denge arayan bu devinim(ikilem) insanoğlunun ulaşmaya çalıştığı en zor denklemdir. Varlığının maddi zemininde daha iyi bir hayat arayışı ile cismini tüketen insan, istemsizce yüzünü toprağa dönmekte olup, ölümlülüğünü an be an unutmak isterken her daim hatırlamaktadır. Doğu felsefelerinin özünü anlatan bu yaşam-ölüm, iyi-kötü, doğru-yanliş karşıtlığında 'Şehname' örnekleri bu tez içerisinde sunulmaktadır. Bunlardan en önemlisi Rüstem figürüdür. Sonuç olarak; geçmişten günümüze kadar efsanevi kültür ve sanat anlatıları, hayat ve hakikat arayışında bugün insanının dünyasında bir öğreti değeri taşımaya devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Zerdüşt, Mitoloji, İran-Turan, Şehname, Firdevsi
Gerhard Richter örnekleminde 1980 sonrası 'soyut dışavurumculuğun' resim sanatına etkisi
Tez çalışmamda kronolojik bir şekilde öncelikle Dışavurumcu sanat akımını ele alarak, bulunduğu dönem içerisinde, sanatçıları ile birlikte inceledim. Ardından İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Soyut Dışavurumcu akımı dönemi ve sanatçıları ile ele alırken, 1980 sonrası Yeni Dışavurumcu hareketi politik, kültürel, toplumsal açıdan ele alarak, yine dönemi içerisinde sanatçılar üzerindeki etkileri ile birlikte incelemeye çalıştım. Tezimde ayrıca Yeni Dışavurumculuğun günümüz sanatına etkilerini anlatırken, Türk ve Yabancı sanatçılardan örnekler vererek, konuyu geniş tutmaya çalıştım. Tezimin örneklemini oluşturan sanatçı Gerhard Richter'in sanatını, modernizm ve postmodernizm sürecinde ele alarak, beslendiği doğu ve batı Almanya'nın içinde bulunduğu koşulları göz önünde bulundurarak, sanatçının çalışmalarını, Yeni Dışavurumcu anlayışını ve günümüz sanatına etkisini anlatmaya çalıştım. Bu noktada sanatçıyı ele alırken kendi açıklamalarına da yer verdim.
Transformed materials and spatial design in the contemporary art after 1990
The reflections of the technological, political, economic and cultural changes experienced worldwide in the post-1990 period are also reflected in the field of art. These changes have revealed a pluralistic nature of art and are an important factor for the increase in the diversity of artistic materials. In this thesis study, the topic was chosen from various topics widely seen in contemporary art; Political, Ethnicity and Gender, and the works of artists working with transformed materials. Ready-made objects were first transformed into works of art by Marcel Duchamp in 1917. The artists of the late 1990s continued to develop this tendency by reflecting the most recent changes in the world. Today's contemporary artists are frequently using ready-made and waste materials in their works. In this study the interactions between space-object relations were investigated by examining the works that any living space turned into a work of art or various objects belonging to daily life were placed in an art work. Between 2015-2018, the most recent works exhibited in the Art Basel Fair, London Frieze Art Fair, Venice Biennial and Istanbul Biennial were searched and focused on the latest trends in the field of material works. Turkish contemporary artists Şakir Gökçebağ and Ferhat Özgür were interviewed in the context of personal exhibitions consisting of material-oriented works in 2017. With the constantly developing technology, the excellence and diversity of the objects produced in the industry are increasing. This continuity has become an important factor in unlimiting the material possibilities of art.
Klasik İtalyan resmi ve günümüzdeki yorumu
İtalya'da başlayan ve büyüyen Rönesans, oluşan ve sürekli gelişim gösteren ademoğlu zekasının mühim bir neticesidir. Yani bir anlamda bağımsızlığın yeniden doğuşudur. Rönesans'ta din ağırlıklı yaşam yerine, din ve yaşamın ayrıldığı yeni bir anlayış yerleşmiştir. Klasik İtalyan resmi Giotto ve Cimabue ile başlamış, Raffaello, Leonardo da Vinci ve Tiziano gibi sanatçılarla döneme damgasını vurmuştur. Rönesans'ın dünyası modern dünyanın kurduğu düzenden uzak bir yaşamdır. Bugün sanat kurumu Rönesans döneminin sanat kurumundan çok farklıdır. Sanat, Rönesans'ta belli bir yörenin, ulusun kültürüyle ilgiliyken günümüzde sanat, küresel bir etkinlik halini almıştır. Günümüz sanatçıları, Rönesans'ın büyük ressamların eşsiz eserlerini kendi üsluplarında yansıtmaya çalışmışlardır. Bu çalışmanın amacı, Klasik İtalyan resmi ve günümüzdeki yorumunun incelenmesidir.
Geleneksel motiflerimizin soyutlanmasıyla yeni bir plastik anlayışa varılması
Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlayan batılılaşma hareketleri resim sanatımızda da kendini göstermiş, gerek yurtdışına gönderilmiş ressamlarımız, gerekse yurda davet edilmiş Batılı ressamlar, resim sanatımızda batılı anlayışın egemen olmasında önemli rol oynamıştır. Cumhuriyet döneminde de sürdürülen bu çalışmalar bir devlet politikası haline gelmiş, ressamlarımız sadece yurtdışına değil, yurt gezilerine de gönderilmiş ve Batı sanatı eğitimi almış olan ressamlarımızın Anadolu kültürünü tanımaları ve resim sanatını ve sanatçısını da Anadolu halkına tanıtması, "Ulusal kimlik " oluşturma ve "Halkçılık" ilkeleri doğrultusunda yapıtlar üretmeleri istenmiş ve bu yapıtlar İnkılap sergilerinde kendine yer bulmuştur. Böylece Anadolu kültürü, yaşantısı, sanatı ve folkloru çağdaş resim sanatımızı etkisi altına almıştır. Ressamlarımız yöresel temaları ve motifleri, Batılı bir anlayış ve bireysel bir yorumla, çağdaş sanatımızın en çok ilgi gören konuları arasında görmüşlerdir. Bu çalışmanın birinci bölümünde; Geleneksel motiflerimizin nasıl şekillendiği, Plastik değerleri ve çağdaş Türk resim sanatına etki ve katkıları genel bir bakışla ele alınmıştır. (Geleneksel motiflerimizin oluşum öyküleri ve plastik değerleri soruları genel bakışın yanı sıra halı ve kilim, özellikle de kilim motifleri örnek alınarak yapılmıştır.) İkinci bölümde ise, Çağdaş Türk resim sanatının oluşum ve gelişim aşamaları ve geleneksel motiflerimizin, resim sanatımıza etki ve katkıları ele alınmış; bu alanda çalışmış sanatçılarımız ve yapıtlarından örneklere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Türk Resim Sanatı, Geleneksel Motifler, Cumhuriyet Dönemi, Sanat
Dışavurumculuğun Türk resim sanatındaki etkisi
Ondokuzuncu yüzyılın sonunda sanayi devrimi ile ortaya çıkan, yeni ve güçlü burjuva sınıfının altında ezilen proleteryanın ortaya koyduğu sınıf çatışmaları ve ekonomik krizler bir buhrana sebep olmuştur. Sonrasında çıkan Birinci Dünya Savaşının acıları ise bütün dünyayı olumsuz etkilemiş, insanların gelecekle ilgili umutlarını yitirmesine neden olmuştur. İnsanlar düştükleri depresyon ve melankolik durumlarını ifade edecek bir araca ihtiyaç duymuşlardır. Ekspresyonizm sanat akımı; yirminci yüzyılın başında, insanların duygularını ifade etmelerini sağlayan, önemli bir anlatım aracı olmuştur. Sanatçılar, yaptıkları Ekspresyonist resimlerle, ruh hallerini, acılarını, içsel korkularını, ekonomik ve politik kaygılarını dışarıya yansıtma olanağı bulmuşlardır. Ekspresyonist sanatçılar, geleneksel sanat anlayışından uzaklaşmış, soyutlama ve deformasyondan yararlanarak öznel bir anlatım dili geliştirmiştir. Ekspresyonizmde portre ve figür, duyguların ifade edilmesinde en önemli araçlar olmuşlardır. Renk ve biçim ilişkisinin güçlü olarak ön plana geldiği Ekspresyonizm'de, portre ve figür, ruh halini en güçlü bir plastik dil ile anlatmaktadır. Ekspresyonizm'in oluşumunda etkili olan biçimsel etkenlerin başında, modern sanatın, gerçekliği betimlemeden uzaklaşma çabaları ve farklı biçimsel arayışları gelir. Bu biçimsel değişimde Afrika, Arap ve Asya sanatı, hatta Japon Estampları sanatçıların esin kaynakları olmuşlardır. Bilhassa ilkel kabile sanatı ve maskları Ekspresyonizmin gelişmesinde biçimsel etkenler olmuştur. Ekspresyonizmin ortaya çıkışında ve gelişmesinde Alman Ekspresyonizmi başı çeker. 'Die Brücke' ve 'Der Blaue Raiter' grubu önde gelen hareketlerdir. Ekspresyonizm Fransa ve Avusturya gibi ülkelerde de etkili olmuş ve günümüze kadar sanatçıları etkilemeye devam etmiştir.
Resim sanatında otoportre ve kimlik değişimi
'Otoportre ve Kimlik Değişimi' isimli bu tez çalışmasında öncelikle portre ve otoportrenin tanımına yer verilmiş, devamında örnek sanatçılarla tarihsel süreci yansıtılmıştır. Portre ve otoportre fiziksel ve psikolojik olarak ele alınarak dönemlerine göre ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Hem dünya genelinde hem de ülkemizde geldiği nokta hakkında bilgi verilerek örnek görsellerle desteklenmiştir. Tezin 'Kimlik' bölümünde kimliğin tanımından başlanarak sosyal ve bireysel açıdan bireyin kimliği değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra resim sanatındaki kimlik kavramının otoportre konusunu nasıl etkilediği hakkındaki görüşler, dönemlerine göre yansıtılmıştır. 'Otoportre ve Kimlik Değişimi' bölümünde, öncelikle 'kimlik değişimi' kavramı sorgulanmıştır. Geçmişten günümüze kadar gelen örnek sanatçılardan yararlanılarak kendi felsefesiyle ilişkilendirilmiştir. Tezin son bölümünde kimlik değişimi kavramını sorgulayan sanatçılara yer verilmiştir. Bu sanatçıların yanında araştırmacının da otoportrelerindeki kimlik değişimleri hem plastik değerleri hem de kavramsallığı açısından değerlendirilmiştir. Tüm bu veriler dahilinde yararlanılan kaynaklar, kütüphanelerde bulunan yerli ve yabancı kitaplar ile makale ve tezlerden elde edilmiştir. Bu kaynaklar yardımıyla da konu başlıkları ile ilgili bilgiler toplanıp görsellerle birlikte anlamlı bir şekilde düzenlenerek sonuca varılmıştır.
Soyut dışavurumculuk ve Richard Diebenkorn'un soyut ve figüratif resim arasındaki yolculuğu
Bu tez çalışmasında, 1950'ler ve sonrasında, Amerika'da değişen sanat ortamı, Soyut Dışavurumculuk (New York Okulu) ve Bay Area (San Francisco-körfez bölgesi) Figüratif Hareketi incelenmiş, ve bu değişimleri sanatına başarılı bir şekilde yansıtan Amerikalı, Batı Sahili sanatçısı Richard Diebenkorn derinlemesine araştırılmıştır. 1950'lerde soyut çalışmaları ile tanınırken, 1955'lerde figüratif resme dönmüş, 1967 yılında tekrar soyuta geri dönerek, Ocean Park serisi olarak bilinen, yirmi yıllık uzun ve başarılı bir soyut resim dönemi geçirmiştir. Richard Diebenkorn'un, döneminin geçerli trendlerine karşı olacak şekilde, soyut ve figüratif resim arasındaki sürekli yolculukları nedeniyle, pek çok kişi Diebenkorn'un gerçekten kim olduğunu anlamakta zorlanmıştır. Richard Diebenkorn devrim yaratacak bir sanat hareketinin içinde olmamasına ve sanat tarihinde adının fazla yer almamasına rağmen, bu çalışmada da gösterildiği üzere, Soyut Dışavurumculuk, Renk Alanı Resmi ve Avrupa Resmini başarılı bir şekilde birleştiren, çağdaş bir ressamdır. Richard Diebenkorn'un sanat yaşamı dönemlere ayrılarak incelenmiş, yaşadığı çevreye ne kadar duyarlı olduğu gösterilmiştir: Erken dönem (1942-1953), Berkeley serisi (1953-1966), Ocean Park serisi (1967-1988) ve Ocean Park sonrası dönemi. Anahtar Kelimeler: Richard Diebenkorn, soyut,figüratif
19. ve 20. yüzyıl resim sanatında iç mekana bakış
Milattan önceki devirlerden bu yana, yapıların dış ve iç görkeminden hareketle, insanoğlundaki öncelik hep yapı içinde bulunma, estetik olarak algılama odaklı olmuştur. Bunun sebebi, tarih öncesi devirlerden itibaren, insanoğlunun kendini iç mekâna sığınma içgüdüsü ile güven duygu bulmasındandır. Artemis tapınağının ünlü kahramanı "Herostratus" ile verdiğimiz örnekten yola çıkarak, mekânların içinde bulunduğu çağın düşünce gücünü tetikleyip bazen bir kahraman olmaya, bazen de ruhsal bir mekân algısına hizmet ettiği örneğine değinilmiştir. Gösterge bilimi yardımıyla, mekânın sanatçı hayatındaki konumunu incelemeye yönelik araştırmayı daha da açacak olursak; sanatçıların iç mekânı konu alan eserleri, özellikle bazı akımlarda yaşam koşullarına göre değişkenlik göstermektedir. Bu çalışmada, resim akımları göz önünde bulundurularak, o döneme ait eserler sanatçı bakış açısıyla detaylı bir şekilde incelenmiştir. 19. Yüzyıl'dan başlayarak 20. Yüzyıl'ı da içerecek şekilde, birçok sanat akımının analiz edilerek oluşturulduğu ve birçok görselle örneklenen bu çalışmada, Oryantalizm'in doğu mistisizmi duyarlılığını geliştirdiği, Romantizm'in duygusallığı ve öznelliği doruk noktasına taşıdığı ve Simgecilik akımı ile bunun taçlandırılmış olduğu ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca, Ön Rafaelcilik, Art Nouveau, Danimarka Okulu Ressamları, Nabiler Grubu, Ard İzlenimcilik, Dışavurumculuk ve Yeni Nesnelcilik'te, iç mekânı konu alan yapıtlarda tinsel temalar ön plana çıkmıştır. Tüm bu akım ve oluşumlarda resim sanatında özellikle iç mekâna odaklanıldığı gözlemlenmiştir. 20. Yüzyıl'a değin gelinen süreçte ise, toplumsal, siyasi, kültürel gelişmelerle şekillenen meydanlar, sokaklar, yapılar özetle, 'Endüstri devrimi'nden ve savaşlardan ağır bir şekilde etkilenmiş dünya uluslarının sanatçılarının eserlerine mekanik bir şekilde yansıması üzerinde durulmuştur.
Deneysel fotoğraf anlayışının teknik gelişimi ve avangard sanat ilişkisi
Fotoğrafın icadı ve oluşum sürecinden başlayıp avangard dönem içerisindeki gelişimleri "Deneysel Fotoğraf" üzerinden inceleyen bu tez; tarihsel ve teknik açıdan fotoğrafa müdahaleyle yapılan deneysel çalışmaların amacının ne olduğuna ve kendi dönemi için ne ifade ettiğine dair veri taramasına dayalı bir araştırma içerir. Fotoğrafın icadıyla giriş yapılan ilk başlığın ardından, fotoğraf üretimine yansıyan "mimesis, yeniden üretim, hakikilik, gerçeklik ve biriciklik" gibi düşünce ve yaklaşımlar kavramsal açıdan incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise fotoğrafın eksik yönlerini tamamlamak, daha iyi bir görüntü elde etmek ve insanların beğenisini kazanmak adına yapılan ve ilk olma özellikleriyle önem arz eden müdahale edilmiş çalışmalar yer alır. Hemen sonraki süreçte fotoğrafın sanat türleriyle aynı statüye sahip olmasını isteyen fotoğrafçıların kurduğu High-Art, Pictorializm akımlarının kapsamlı incelemesi ve konu çerçevesinde iş üreten fotoğrafçıların çalışmalarının önemi vurgulanır. Son bölümde modern sanat çerçevesinde fotoğrafın sanatsal bir malzeme olarak kullanımı doğrultusunda konulara paralel olarak üretilen çalışmaların teknik başlıklar altında incelemesi yapılmıştır.
Yeni medya sanatı: Teknoloji-sanat birlikteliği
İnsanlık tarihinde, teknoloji ile sanat her zaman etkileşimde olmuştur. Teknoloji ile sanat arasındaki etkileşim gün geçtikçe artmıştır. Günlük hayatımızda teknolojinin etkilerini düşünerek bunu anlamak mümkündür. 20.yy. sonlarında gelişen yeni medya ve dijital iletişim teknolojisi, dış dünyayı anlamada yeni kavrayışlar sunmuştur. Bu çalışma, teknolojiyle bireyin buluştuğu yerde, gerçekliğin kavrayışı ve ortaya çıkan sinerjinin sanatların doğasına nasıl etki ettiği üzerine bir değerlendirmedir. Bu bağlamda Yeni Medya Sanatı ile toplumun dijitalleştirilmesi, kültürün medyalaştırılması, teknolojik gelişmelerin tüm sanat alanlarını ve hatta dünyayı tümüyle etkilemesi ele alınmaktadır. Bu tez, genel bağlamda teknoloji- sanat birleşiminden doğan yeni medya sanat alanının, toplum kültürü ve diğer sanat alanlarını nasıl etkilediğini açıklamaktadır. Bu etkilerin sanatçıların yapıtlarına nasıl yansıdığı, sanatçıların ve düşünürlerin kuramsal metinleri ışığında değerlendirmektedir. Yeni Medya Sanatının toplumu değişime uğratması, teknoloji-sanat ilişkilerinde yaşanan köklü değişimler ve bunun sanata yansımaları ile ilgili bilgilere kaynak olmayı amaçlamaktadır.
Fotoğrafın gelişim süreci ve modern resim
Bu tez çalışmasında, fotoğrafın henüz var olmadan önce ışık yoluyla elde edilen görüntünün yüzey üzerine sabitlenene kadarki gelişimiyle birlikte, ampirik bir fenomen olduğunun üzerinde durulmuştur. Yüzey üzerine sabitlenen görüntü sonrasında ise fotoğrafın gelişim süreci tarihsel, teknik ve kavramsal açıdan ele alınmıştır. Teknik anlamda gelişen fotoğrafın 19.yüzyıl dönemindeki değişen toplumsal ve sosyal yapısı üzerinden sanata olan etkisi incelenmiştir. "Fotoğraf resim sanatını nasıl etkiledi", "resim sanatı neye evrildi", "fotoğrafla resmin ilişkisi, benzerliği ve ayrı durduğu noktalar nedir", "fotoğrafla resmin ortak kaygıları nelerdir" gibi sorulara akademik araştırma yöntemleriyle cevaplar aranmıştır. Fotoğrafın, aygıtın varoluşuyla birlikte bu etkenler üzerinden resim sanatına dahil oluş süreci ve resim sanatıyla ilişkisi detaylıca incelenmiştir. Fotoğrafın resim sanatına dahil oluşuyla birlikte güçlenen anlamlar ve anlatım biçimleri üzerinden özellikle Avangard dönem ve sonrası irdelenmiştir. Sanatın alışılmış anlamını sorgulayan, sanatı zaman zaman reddeden Avangard dönemdeki fotoğraf kullanımı resim sanatına yeni bir yön kazandırmıştır. Bu noktada resim ve fotoğraftaki görme biçimleri, göstergeleri, amaçları doğrultusunda veri taraması yapılmıştır. Bununla birlikte fotoğrafın sanata olan katkısı düşünsel ve kavramsal olarak irdelenmiştir. Son bölümde de, Postmodern süreçten günümüze kadarki evrede fotoğrafta bazı fotoğraf sanatçıları tarafından yeniden canlandırılan resimler ve resimde referans noktası olarak kullanılan fotoğraflar üzerinden örnekler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Camera Obscura, Fotoğraf Tarihi, Resim Fotoğraf İlişkisi, Avangard,, Modernizm, Postmodern Yaklaşımlar
Resim sanatında fotoğraf-portre resim ilişkisi
"Camera Obscura"nın icadıyla başlayan fotoğraf-portre resim ilişkisi, günümüze kadar çok büyük bir değişim ve gelişim sürecinden geçmiştir. Bu bağlamda Camera Obscuranın icadı ve fotoğrafa yansımaları süreç içerisinde incelenmiş ve resim sanatı ile olan ilişkisi irdelenmiştir. Fotoğrafın Resim sanatıyla ilişkisini ve etkileşimini Batının fotoğrafı kabulü ve resim sanatında kullanması ve Batı Sanatındaki gelişmelere bizim, yani Türk Ressamlarının yaklaşımları ve eserlerinde kullanma şekilleri açıklanarak, örneklerle işlenmiştir. Fotoğrafın resim sanatına olan katkıları, resmin de fotoğrafa getirileri incelenmiştir. Türk Resim Sanatında fotoğraf-portre resim ilişkisi, foto-yorumcuları, bazı kaynaklara göre Türk resim sanatının öncüleri olarak ta kabul edilen Primitiflerin eserleri incelenmiş ve günümüze kadar gelen sürecin üzerinde durulmuştur. Batı sanatında portrenin zaman içerisindeki gelişimi, portrenin tanımı ve Türk sanatçılarının portreyi eserlerinde kullanmaları akımlar baz alınarak incelenmiş ve karşılaştırmalar yapılarak örneklendirilmiştir. Ressamların sanat eserlerini kurgulama biçimleri ve üslup açısından fotoğrafı kullanmaları ve portre resmindeki etkileşim, sanatçıların materyal olarak kullandıkları fotoğraflar yan yana getirilerek, dönemin sanat anlayışı ile ele alınıp karşılaştırılarak analiz yapılmıştır. Metnin son bölümünde ise Silver GÖZÜTOK'un resimlerinin analizi, fotoğrafla etkileşimi ele alınarak karşılaştırılmış portre resimlerinin irdelenmesi yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Fotoğraf, Sanat, Portre, Öz portre, Türk Resim Sanatı.
Sanat eserlerinde melankolinin biçim ve içerik açısından incelenmesi
Melankoli, her dönem ve çağda insanların ilgisini çeken bir konu olmuştur. Melankoli hem sanat, psikoloji literatüründe oldukça geniş yer alır, hem de gündelik yaşamın bir parçasıdır. Dolayısıyla geçmişte konuyla ilgili birçok sanat eseri üretilmiş ve bugün hâlâ üretilmektedir. Bu tezin amacı, bir yandan melankoliyi bir üst başlık olarak delilik olgusu içerisinde, diğer yandan yakın veya karıştırılan kavramlarla ilişkisi içerisinde değerlendirerek sanatta temsil ediliş biçimini biçim ve içerik açısından incelemektir. Tezde öncelikle delilik ve melankoli tanımları ve tarihi üzerinde durulmuştur. Daha sonra melankoli-sanat ve sanatçı bağlamında ilişkisi, yakın ve karıştırılan konular depresyon ve nostalji gibi konulara geçilmiştir. Ayrıca Melankolinin sınıfsal olarak yeri irdelenmiş son olarak da temsillerde mekân, ışık, figür bağlamında analizler yapılmıştır. Son başlıkta melankolinin sanat eserlerindeki temsillerinde renk, ton vs. gibi biçimsel veya sosyal, psikolojik bağlantılar görsellerle birlikte incelenmiş, temsillerde figürlerin beden dillerine ve mekâna dair analizler yapılarak bir temsilin melankolik görünmesini veya kişi üzerinde melankolik etki yaratmasının nedenleri araştırılmıştır. Fakat bazı duygular ortaktır ve izleyici üzerinde ortak izlenimler de yaratabilir. Araştırmada ayrıca melankoli duygusunun temsillerine de ortak yaklaşımlar veya bakış açıları olup olmadığı bulunmaya çalışılmıştır.
Özgün baskıresim'de potasyum ferrisiyanür, ferrik amonyum sitrat, gümüş nitrat ve tartarik asit'in kullanımı
Kendine özgü kullanılan malzemeleri, teknikleri, tasarım ve yapılış yöntemleri açısından plastik sanatlar alanında oldukça önemli bir yere sahip olan Özgün Baskıresim, yüksek baskı, düz baskı, çukur baskı ve elek baskı olmak üzere dört ana grupta incelenir. Düz baskı teknikleri içerisinde yer alan bu çalışmada Potasyum Ferrisiyanür, Ferrik Amonyum Sitrat, Gümüş Nitrat ve Tartarik Asit gibi maddeler birbirleri ile belirli oranlarda, belirli bir miktar su içerisinde karıştırılarak ışığa duyarlı bir kimyasal karışım elde edilmiştir. Bu karışım kâğıt üzerine sürüldükten sonra kurumaya bırakılmış, tasarımı yapılan çalışmalar asetat yüzeyine akrilik boya kullanılarak negatifleri çizilmiş, bu çizimler solüsyonlu kâğıt üzerine sabitlenerek ultraviyole ışıkta pozlanmış ve baskıresim elde edilmiştir. Disiplinler arası nitelik taşıyan bu çalışma Türk baskıresim sanatında farklı bir yöntem olarak yerini almıştır.
Metafizik içerikli resimlerde figür analizi
Bu tez çalışmasında resim sanatında metafiziğin geçmişten günümüze kadar hangi aşamalardan geçerek, sanata nasıl yön verdiği ve etkileri incelenirken, felsefede ve diğer sanat alanlarında ki yansımaları da bir bütün olarak ele alınmıştır. Tarihsel ve sosyal gelişimlerle birlikte başlayan kültürel evrimler, değişimler de sanatı etkilemiş olup, meydana gelen düşünce anlayışları, sanatın birçok alanına yayılmıştır. Edebiyat, müzik, sinema, sahne sanatları gibi alanlardaki değişim ve gelişimi bu sebeple görmekteyiz. İlkel dönemden itibaren başlayan ruh-tin ilişkisi, Rönesans klasik dönem vb. aşamalardan geçerek Fransız devrimi, endüstri devrimi ile birlikte Modern resim anlayışı ve süreciyle metafiziksel bakış açıları da değişmiştir. Metafizik resim anlayışı her dönem ve zamanın içerisinde var olarak etkisini farklılıklarıyla ve dönemin özelliklerini taşıyarak devam ettirmiştir. Varlık kavramı incelenmiş olup, ruh-madde arasındaki ilişki üzerinde durulmuştur. Felsefe, edebiyat, müzik, sinema, sahne sanatlarındaki metafizik etkilerine bakılmıştır. Varlık bilim, mimesis ilişkileri ve resim sanatının evreleriyle birlikte sanatçıların eserlerindeki metafiziksel değişimler üzerinde durulmuştur. Toplumsal kültürel sanatsal evrimin metafizik bilinci etkileyip farklı boyut ve gelişimlere yönlendirdiği anlatılmıştır. Bu tez çalışmasıyla Nesrin BİNGÖL' ün resimlerindeki fizik ötesi anlayış üzerinde durulmuştur
Useless machines, a historical review and contemporary analysis
Art is one of the solutions individuals find when they try to overcome the loneliness and chaos they experience in the urban culture and city life. During this, they take refuge in their own world of imagination and transform the concepts such as humor and civil disobedience into concrete expressions with technological tricks and orientations, and create useless machines – intermediate entities, which are not representative of any concept, identity and institution to be called art. This work aims to point out the context of creativity in art, and to explain the Italian designer Munari's Useless Machines with its place in the history of art, its reasons of emergence, its importance for conceptuality based on the change in the definition of modern and avant-garde over the years. The findings show that the artistic complexity continues to this day. This study aims to contribute to other studies in this field and to streamline the understanding of subtle distinctions. This research is the result of a literature review with articles and electronic media and of conducting museum visits.
Body language and gesturality in the art of painting from Yves Klein to today
The traumatic effect of psychological erosions following the World War II, had revealed the personal extensions of unconscious references that shaped the art of the neo avant-garde after 1945. For the artists of the period who were captivated by the mystical attractiveness of the subconscious, involvement of the non-Western rituals, Far Eastern belief systems and art, existentialism and psychoanalysis as sources of inspiration, constituted the basic characteristics that had shaped the works of the period. From Jackson Pollock to Yves Klein, we are witnessing a transformation in which the body itself is incorporated as the main material of creative action, while tracing the visuality of gestuality in the pictorial realm at the stage of art evolving into contemporary art starting with Yves Klein with this conceptual background. The body, which has been at the center of sociality since the late 1970s, has also influenced art. The scope of art will be extended not only through the instrumental structure of the body, but also through its characteristics as being an intersection point of different contexts. The stages of the informal interrogations on the canvas following this point will include the richness of transferring anticipated capacity of body onto pictorial plane through its testing to the extent it overcomes the obstacles of time, space and materials, with the effect of the trait of the artist and environmental factors, forming the basis for the actions and by means of a series of some performative actions by creating a personal gestural integrity.
René Magritte üzerinden etkilenen gelişen sanat eğilimleri
Çoğu sanatçı gibi Rene Magritte de bilinçaltının ortaya çıkardığı rüya ve sembollerine ilgi duymuştur. Sürrealizm içerisinde kendilerini ifade eden yöntem ve birçok metodlar yer almaktaydı. Dünyada gelişimlere kulak veren Sürrealizm, Dada gibi akımlar Freud'un, psikolojik açıdan dünyanın keşfi için rüyaları, dil sürçmelerini, psikanalizi bilimsel bir platforma taşıyarak, bilinçaltını konuşturmayı denemiştir. Bilinçaltının kilidini açmak için kullandığı yöntemlerden biri, kişinin rasyonel değil sezgisel olarak düşündüğü "serbest çağrışım" metoduydu. Sürrealist sanatçılar, burjuva sınıfının yaslandığı ve kışkırttığı maddiyatçılık, akılcılık, işlevsellik ve bunların üzerindeki süsleyici örtüler gibi duran ahlak, estetik ve sanat gibi değerlere karşıydılar. Kendilerine ve topluma "yabancılaşan" sanatçılar, toplum dışı kalır ve yeni bir çıkış yolu ararlar. Sürrealist manifesto (Aralık 1924'ten itibaren La Revolution Surrealiste'nin içinde basılmıştır.) sonrası sanatçıların eserlerinde avangart etkilerin varlığı dikkat çekiciydi. Bu araştırma özellikle Rene Magritte öncesi dünyada Sürrealizm - Dada akımını ve buna bağlı sanat hareketleri, Rene Magritte sonrası dönem resim sanatında sanatçı yapıtlarında Sürrealist etkilerin incelenmesini amaçlar. Bu hedefte içeriği Rene Magritte-Sürrealizm, Sürrealizm-Dada, Freud-Michel Foucault üçgeni üzerinedir. Bu bakış açısında çok az kaynak parçalar halinde karşınıza çıkmaktadır. Bu parçalanmayı önlemek ve araştırmacılara kaynak olması üzerine çalışılmış bir tezdir.
Anton Çehov'un Martı isimli oyununun günümüze uyarlanmış sahne tasarımı
Bu araştırmanın birinci bölümünde yazar Çehov'un hayatı, etkilendiği akım, sanata bakış anlayışı, Martı oyununu yazarken aldığı ilham ve duygular üzerinde durularak oyunun yazıldığı dönem ve oyunun çözümlemesi yapılmıştır. İkinci bölümde unutulmuş olan bir tiyatro eserinin yeniden sahnelemesi ve oyunun o dönemde yeniden popüler olmasını sağlayan Çarlık dönemi usta yönetmen ve oyuncusu olan Stanislavski tarafından yapılan sahne tasarımı incelenerek anlatılmıştır. Bunun yanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu ve Oyunbaz Tiyatro tarafından sahnelenen Martı oyunun sahne tasarımları ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise, yeni bir sahne tasarımı için araştırma ve "günümüzde bizim tarafımızdan sahnelenmesi yapılırsa nasıl bir tasarım olur du? " sorusu ve bu düşünceyi oluşturma süreci ve bunun için yapılan analizler ve tartışmalar değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında tez dönem çalışmalarında Mehmet Yaşar Yavuz Fırıldak'ın yapmış olduğu kostüm çizimleri, dekor için görselleri ve maket çalışmalarıyla plastik değerler oluşturulmaya çalışılarak, geçmişten günümüze uzanan sahne tasarımı arasında yol oluşturmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Martı, Çehov, Tiyatro, Stanislavski, Sahne tasarımı.
Glitch sanatı ve resim sanatında glitch tekniğinin etkileri üzerine bir araştırma
Sanatta bazı dönemlerde, dada gibi çeşitli sanat akımları tarafından kabul gören ve bir araç olarak kullanılan biçimde bozukluk ya da başka bir deyişle deformasyon teknolojinin ilerlemesi ile farklı şekillerde, dijital sanat gibi sanat alanlarında var olmaya devam etmiştir. Teknolojinin ve sanatta deformasyonun beraber kullanılmasının net görüldüğü alanlardan biri de glitch sanatıdır. Glitch sanatı kendi başına bir sanat olarak var olmakla beraber resim sanatı gibi başka sanat dallarını da etkileyen bir sanat dalıdır. Bir eser metni niteliğinde olan bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacına değinilmiştir. Çalışmanın amacı glitch sanatını anlamak ve glitch sanatının resim sanatına etkisini araştırmaktır. İkinci ve üçüncü bölümlerde litaratür taraması metoduyla elde edilen veriler ile sanatta deformasyonun önemi ve gelişimi incelenmiş ve teknolojinin sanatta yapı bozukluğuna etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın dördüncü bölümünde glitch sanatının resim sanatına olan etkisi, glitch sanatını resim sanatında medyum olarak kullanan sanatçılar ile bu sanatçıların eserleri incelenerek değerlendirilmiş ve yazarın resim çalışmalarını glitch sanatı ile nasıl ilişkilendirdiğinden bahsedilmiş, beşinci ve son bölümde ise sonuçlar ve öneriler açıklanmıştır.
Türk resminde kadınlar, kadın sanatçıların gözünden kadın temsili ve semboller
Tarih boyunca, insan, yaşadıklarını dışarıya aktarmak, etrafında olanları göstermek ve betimlemek için birçok farklı yöntem kullanmıştır, resim de bu ifade yöntemlerinden biridir. Bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu'nda, 18. yüzyılda başlayan Modernleşme süreci ve bu süreçte kendine yer bulmaya çalışan sanat üretimi incelenmiştir. Bu durum incelenirken, sanat ile benzer yollar kat eden, toplumdaki kadın figürüne dair araştırmalar yapılmış, kadının toplumda kendine yer edinmek için nasıl yollar bulduğu ve sonrasında bunun sanat alanında kendini nasıl gösterdiğine ilişkin incelemeler yapılmıştır. Bu incelemeler dahilinde, bu sürecin öncesinde ve bu süreçte kadın temsiliyetine dair yaratılan, ortaya çıkan eserler incelenmiştir. Sanatın toplumumuzda, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş süreci ve sonrasında kat ettiği evreler araştırılmış, bu değişim sürecinde yapılmış, üretilmiş çalışmalara bakılmıştır. Kadının, modernleşme ve çağdaşlaşmanın bir sembolü durumunda olduğu bu dönemde kadınların toplumda, eğitimde yer bulma ve yer edinme konularına değinilmiş, bu bağlamda 1914 yılında kadınlar için de açılan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yetişen ilk kadın sanatçılarımızdan Güzin Duran'ın hayatı ve ürettiği işler incelenmiştir.
Modern dönem ve sonrasında heykel sanatında figür
Modernizmin başladığı 19. yüzyılın ilk yarısından günümüze kadar ki süreçte heykel sanatında figürün yerini konu alan tezde, üç ana bölüm bulunmaktadır. Birinci bölümde heykel ve figürün genel tanımı ile bedenin dönemsel süreç içinde edindiği yere; ikinci bölümde Modernizmden başlayarak Postmodern dönemi de içine alan tarihsel süreçte heykel sanatında insan figürünün yaşanan gelişme, değişim ve dönüşümlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise hızla gelişen sanayileşme, üretim, yenilenme ve toplum yapısının değişmesiyle heykel sanatında figüratif yapıtlar vermiş olan sanatçıların eserlerinde figürü kullanımları, yaşanan biçimsel ve içeriksel değişimler sonucunda farklı bakış açılarını figüre yansıtma biçimleri ve kişisel yaklaşımları üzerinden eserleri incelenmiştir.
1950 sonrası resim sanatının figüratif soyutlama eğilimi ve günümüz Türk resim sanatına yansımaları
Resim sanatında soyutlamaya yönelik eğilimler önce Avrupa'da olmak üzere tüm dünya sanatçılarının üzerinde etkisini göstermiş ve takip eden yıllarda ülkemiz resim sanatında da kabul görmüştür. 19.yy'ın sonlarında başlayan soyut eğilim, 1950 yıllarında Türkiye'de de yenilikçi çabaların sonucu, Türk resim sanatına girmiş ve gelişmiştir. Cumhuriyet'in ilan edilmesinden sonraki dönemde yaşanan kültürel ve toplumsal gelişmelerin doğrultusunda Türk resim sanatı, batı üslubundan etkilenmiş ve çağdaşlaşma süreci içerisine girmiştir. 1950 sonrası soyutlama eğiliminin ve Türk resim sanatının soyutlama ile ilişkisinin ele alındığı bu araştırmada, batıda gelişen sanat yaklaşımlarının Türk resim sanatı üzerindeki etkileri ve Türk resim sanatçılarının bu etkiler sonucu gösterdiği değişimlere yer verilmiştir. Sanayi devrimi sonrası soyut ve soyutlama kavramlarının incelenmesi, ortaya çıkan akımlar, 1950 sonrası Avrupa'da gelişen sanat anlayışının Türk resim sanatına girişi, gelişimi ve bu akımlardan etkilenen Türk resim sanatçılarının incelenmesi bu tezin öncelikli amacıdır.
20. yy. portre resminde sanatçı ve eser analizi
Bu çalışma; yirminci yüzyıl itibariyle portre sanatının dönüşümünü, sanatçı psikolojisi gibi iç etmenlerle sosyo-ekonomik fon, terör, hastalıklar ve uyuşturucu bağımlılığının yayılması gibi dış etmenler kapsamında incelemeye odaklanmaktadır. Genel incelemeye geçmeden önce portrenin kelime ve terim anlamları, plastik sanatlardaki yeri açıklanacak ve kısa tarihçesine yer verilecektir. Portrenin temel hatlarını çizen giriş bölümünden sonra birinci bölümde sanatçı psikolojisinin portre sanatına yansımasına, Sigmund Freud'un sanatçı nevrozu kavramı ve savunma mekanizmaları bağlamında incelenecek ve bu tür nevrozları en belirgin şekilde örnekleyen ressamların bazı çalışmalarına kısaca bilgi verilerek değinilecektir. Birinci bölümün ikinci kısmında ise sanatçıların yaşam öykülerinin portre sanatına nasıl yansıdığına dair örneklerle analiz edilecektir. Şüphesiz bu başlıklar altında yer verilebilecek pek çok sanatçı bulunmaktadır. Ancak bu tezde yirminci yüzyıl eğilimler örnek teşkil eden seçilmiş sanatçılar merkeze alınacaktır. İkinci kısımda ise iç etmenlerin aksine dış etmenlere odaklanılarak toplumsal dönüşümün, ekonomik şartların değişiminin bazı ölümcül hastalıkların ortaya çıkışının ve uyuşturucu bağımlılığının yaygınlaşmasının portre sanatının etkilerine; Hal Foster ve Adorno gibi kuramcı ve sanat eleştirmenlerinin sunduğu çerçeve kapsamında incelenecektir. Popüler kültürün ve sponsorluk kaygılarının, teknolojik gelişmelerin ve insanın biyolojik açıdan zayıf bir duruma düşüşünün, nasıl biçimde yansıdığını ressamlar ve fotoğrafçıların eserleri üzerinden değinilecektir. Son bölümde ise araştırmacının, kendi nevrozunu iç ve dış faktörler göz önüne alınarak değinilecektir. Yaşamının dış dünya ile olan etkilerini, yaratmış olduğu işler üzerinden incelenecektir.
Birinci Dünya Savaşının Alman dışavurumcu resim üzerindeki etkileri
Bu çalışmada, insanlık tarihinde önemli bir yer teşkil eden Savaş ve Sanat olgusunun birbiri ile olan ilişkisi irdelenmiştir. Bu iki olgunun uygulamada yol açtığı ikilem sanatçıların bakış açılarıyla ele alınmaya çalışılmıştır. 19. Yüzyılda Endüstri Devrimi ile değişen Sosyo-kültürel hayatın, Birinci Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde toplumsal hareketlerle birlikte sanatı nasıl etkilediği Alman Dışavurumculuğu ekseninde ele alınmaya çalışılmıştır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan ve savaş sırasında üyelerinin üretimleriyle şekillenen Dışavurumculuk akımındaki sanatçıların eserleri değerlendirilmiştir. Savaşın sanata bakan yüzü, dönemin sanatçılarının eserleri eşliğinde incelenmiştir. Alman Dışavurumcuların önde gelen isimlerinden Otto Dix, Käthe Kollwitz ve Ernst Ludwig Kirchner'in hayatlarına dair bilgiler verilerek birer eserlerinin analizi yapılmaktadır.