
774
Archived Theses
9
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Erzurum ilinde yaşayan gebe kadınların beslenme durumu ile beslenme bilgi düzeyinin belirlenmesi
Gebelik sırasında düşük kaliteli diyetler, anne ve fetüs için olumsuz beslenme ve sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Gebe kadınların beslenme bilgi durumu belirlenmeli ve sağlıklı nesillerin devamlılığı için eksiklikler giderilmelidir. Bu çalışma Erzurum ilinde yaşayan gebe kadınların beslenme durumu ile beslenme bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışma olup Erzurum ilinde yaşayan, Özel Buhara Hastanesi'ne başvuran, gebeliğinin son trimesterinde olan, çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllü 110 gebe üzerinde yürütülmüştür. Gebelerin demografik özellikleri, 24 saatlik besin tüketimi, besin desteği kullanma durumu, beslenme bilgi düzeyleri belirlenmiş ve antropometrik ölçümleri yapılmıştır. Veriler sorukağıdı uygulanarak toplanmış ve SPSS 22.0 paket programıyla değerlendirilmiştir. Beslenme bilgi düzeyi saptama ölçeğine göre toplam 58 puan üzerinden bireylerin aldıkları puan ortalaması 26,3±5,8 olarak hesaplanmıştır. Bireylerin ölçekten aldıkları toplam puan küçükten büyüğe doğru sıralanıp %25'lik dörtte birlik gruba ayrılarak kuartil (quartile) (çeyreklik) sınıflamaları yapılmıştır. Bu sınıflama sonucunda dörtte birlik gruplarında yer alan bireylerin oranları; Q1 (%21,9), Q2 (%20,9), Q3 (%23,6) ve Q4 (%33,6) olarak belirlenmiştir. Yaş grubu 30-39 yıl olan bireylerin ölçekten aldıkları puan ortalaması diğer yaş gruplarına göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,019). Eğitim düzeyi lise üzerinde (27,8±5,6 puan) olan bireylerin ölçekteki sorulara doğru yanıt verme ortalaması eğitim düzeyi lise ve altı (23,5±5,2 puan) olan bireylere göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p=0,000). Bireylerin gebelik öncesi, 1., 2., ve 3. trimesterdeki BKİ değerleri ortalaması sırasıyla; 24,6±4,6 kg/m2, 25,0±4,5 kg/m2, 26,6±4,4 kg/m2 ve 29,2±4,4 kg/m2 olarak hesaplanmıştır. Obez olan bireylerin kazandığı vücut ağırlığı, normal vücut ağırlıklı ve hafif şişman bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,002). Yapılan çalışmaya göre; gebelerin beslenme bilgi düzeyi ve beslenme durumu arzu edilen düzeyde değildir. Gebe kadınlar için diyetisyenler tarafından verilecek olan beslenme eğitimlerine ve sağlıklı beslenme davranış değişikliğine ihtiyaç vardır.
Üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervozanın ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde eğitim gören 270 gönüllü öğrenci ile yapılmıştır. Genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, yeni besin korkusu ölçeği ve ORTO-11 ölçeği olmak üzere beş bölümden oluşan bir anket ile veriler toplanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,46±2,04 yıldır. Erkek öğrencilerin BKİ ortalaması 24,34±3,12 kg/m2; kız öğrencilerin 21,52±3,62 kg/m2'dir (p<0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %14'ünün, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %12,6'sının ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %17,8'inin neofobik olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Yeni besin korkusu ölçek puanı; Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 40,84±8,59 puan, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinde 40,59±8,85 ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinde 38,81±10,6 puandır (p>0,05). Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %30,1'i, Sosyal Bilimler Fakültesi öğrencilerinin %13,8'i ve Fen Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin %26,7'si ortorektiktir (p<0,05). Öğrencilerin ortorektik olma durumları ile yeni besin korkusu düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Neofobik olan öğrencilerin %20'sinin ortorektik olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin yaş ve BKİ değerleri ile yeni besin korkusu ve ortoreksiya nervoza durumu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Bu çalışma ülkemizde üniversite öğrencilerinde yeni besin korkusu ile ortoreksiya nervoza arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Yeni besin korkusu ve/veya ortorektik olma durumu, besin çeşitliliğini azaltarak, gereksinen besin öğelerinin alımını olumsuz etkileyebilmektedir. Üniversite öğrencilerinin sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinebilmesi için düzenli aralıklarla beslenme eğitimlerinin verilmesi önemlidir.
Sağlıklı yaşam merkezine başvuran kişilerde duygusal iştah, uyku kalitesi ve depresyon durumunun araştırılması
Duygusal iştah, uyku kalitesi ve depresyon durumunun araştırılması amacıyla yapılan bu çalışmaya 18-65 yaş arası 140 yetişkin gönüllü birey dâhil edilmiştir. Bireylerle ilgili demografik bilgiler, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümlerin yer aldığı bir soru kağıdı ile bilgiler yüz yüze görüşülerek alınmıştır. Duygusal İştah Anketi, Üç faktörlü Beslenme Anketi, Pittsburgh Uyku Kalite Ölçeği (PUKİ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Bireylerin %34;3'ü normal vücut ağırlığına sahiptir. Yüzde 67,1 oranındaki bireyin uyku kalitesi kötüdür. Bireylerin %63,6'sı normal, %16,4'ü hafif depresyon, %15,0'ı orta depresyon ve %5,0'ı ciddi depresyon düzeyine sahiptir. Erkek bireylerin pozitif olaylar karşısında duygusal iştah puanı, kadın bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Evli bireylerin negatif olaylar karşısındaki iştahlarının bekâr bireylere göre daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Düzenli fiziksel aktivite yapmayanların pozitif duygular karşısındaki iştah durumu düzenli aktivite yapan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Üç faktörlü beslenme anketinde, kötü uyku kalitesine sahip bireylerin ölçek puan ortalaması, iyi uyku kalitesine sahip bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Evli bireylerin uyku kalitesi bekâr bireylere göre daha yüksektir. Alkol kullanan bireylerin ve öğün atlayan bireylerin uyku kalitesi daha kötü olarak tespit edilmiştir. Bekâr bireylerin depresyon puanları evli bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Sigara içen ve alkol kullanan bireylerin depresyon puanları daha yüksek bulunmuştur. Depresyon düzeyi arttıkça duygusal iştahın artığı ve uyku kalitesinin kötüleştiği saptanmıştır. Uyku kalitesi düşük olan bireylerde ise duygusal iştahta artış görülmemiştir. Bireyler yeterli ve dengeli beslenme fiziksel aktivite ve stres yönetimi ve uyku kalitesi konusunda eğitilmeli ve farkındalıkları artırılmalıdır.
İlköğretim çağı çocuklarda obezojenik beslenme alışkanlıklarının akdeniz diyet kalite indeksi ve beslenme tarama testi ile saptanması
Bu çalışmanın amacı ilköğretim çağındaki 6,0-10,0 yaş grubu çocuklarda obezojenik beslenme alışkanlıklarının Akdeniz Diyet Kalite İndeksi (KIDMED), Obezojenik Beslenme Alışkanlığı Tarama Aracı (E-KINDEX) ve fiziksel aktivite düzeylerinin ise Fiziksel Aktivite Soru kâğıdı (PAQ-C) ile belirlenmesidir. Çalışma Ekim 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında Gaziantep il merkezinde eğitim ve öğretim veren iki ilköğretim okulundaki 6-10 yaş grubu 78 erkek 112 kız toplam 190 gönüllü çocuk üzerinde yürütülmüştür. Çocuklar ve ailelere ilişkin bilgi, bir anket formu ile elde edilmiş ve çocukların antropometrik ölçümleri alınmıştır. İstatiksel analizlerde SPSS 22.0 paket programı ve WHO Antro programı kullanılmıştır. Çalışma kapsamına alınan 190 çocuğun %41,1'i erkek, %58,9'u kızdır ve yaş ortalamaları 8,7±1,2 yıldır. Yedi, 8 ve 10 yaş grubu erkek çocuklarının ve 6 ve 7 yaş grubundaki kız çocuklarının boy uzunluğu ortalaması WHO-2007 referans değerleri ortalamasının altındadır. Tüm çocuklarının vücut ağırlığı ve beden kütle indeksi (BKİ) değeri ortalaması WHO-2007 referans değerleri ortalamasından fazladır. Çocukların yaşa göre BKİ değeri Z-skor değerlerine göre değerlendirildiğinde; zayıf, normal, fazla kilolu ve obezite görülme sıklığı sırasıyla %4,2, %43,2 %26,3, %26,3 ve %4,0 olarak bulunmuştur. Bireylerin toplam KIDMED puan ortalaması 5,8±2,1 (E: 5,6±2,3, K: 59±1,9) olarak belirlenmiştir. Kötü, orta ve iyi KIDMED puanına sahip çocukların oranı sırasıyla; %13,7, %63,7 ve %22,6 olarak belirlenmiştir. Yaşa göre vücut ağırlığı çok zayıf grubunda yer alan erkek çocuklarının KIDMED puan ortalaması (2,5±3,5), normal vücut ağırlığı (6,0±2,6) ve fazla kilolu (6,4±1,6) olan çocuklara göre anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p=0,037). E-KINDEX tarama testinde alınan genel puan ortalaması ortalama 58,5±7,9 olarak belirlenmiştir. Bireylerin, vücut ağırlığı, boy uzunluğu BKİ persentil ve z-skor değerlerine göre E-KINDEX tarama testi puan ortalamasının anlamlı bir farklılığı bulunmamıştır. Bireylerin toplam PAQ-C skoru 20,6±5,9 (E:21,3±6,3, K:20,1±5,6) olarak hesaplanmıştır. Bireylerin fiziksel aktivite skorlarının; cinsiyet ve yaşa göre anlamlı bir farklılığı bulunmamıştır. E-KINDEX toplam puanının, KIDMED toplam puanı ve yaş arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir. Bireylerin toplam PAQ-C skoru ile BKİ arasında ise negatif korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak, çocukların beslenme alışkanlıklarının ve fiziksel aktivitenin antropometrik ölçümler üzerine etkisinin olduğu belirlenmiştir. Okul çağı çocuklarda sağlıklı besin ve yapı çevresinin oluşturulması ve izlenmesi çocuklarda obezitenin önlenmesi için önem taşımaktadır.
Hatay ili Dörtyol ilçesinde yaşayan yetişkin bireylerin sağlıklı yeme indeksi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bireylerin yeterli ve dengeli beslenmesi sonucu diyet kalitelerinin arttırılması ile daha sağlıklı olmaları ve daha hareketli bir yaşam tarzı ile yaşam kalitelerinin arttırılması sağlanabilir. Bu çalışmanın amacı; Hatay ili Dörtyol ilçesinde yaşayan yetişkin bireylerin beslenme durumlarını Sağlıklı Yeme İndeksi 2015 (SYİ-2015) ile değerlendirmek ve Kısa Form Yaşam Kalite Ölçeği (SF-36) kullanarak yaşam kalitesi ile arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Antropometrik ölçümler, SF-36 ölçeği, SYİ-2015, IPAQ, besin tüketim sıklığı ve 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır ve değerlendirilmiştir. Araştırma Hatay İli Dörtyol İlçesi'nde, Ekim 2020- Haziran 2021 tarihleri arasında 19-65 yaş arası 200 yetişkin birey üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların 92'si (%46,0) erkek, 108'i (%54,0) kadındır ve ortalama yaşları 35,3±12,61 yıldır. Diyet kalitesi gruplandırmasına göre kötü diyet kalitesi (≤ 50 puan) grubunda toplam %54,0 katılımcı, iyileştirilmesi gereken diyet kalitesi (51-80 puan) grubunda toplam %46,0 katılımcı bulunmaktadır. İyi kalite diyete sahip katılımcı bulunmamaktadır. Cinsiyetler arasında diyet kalitesi sınıflamasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Erkekler kadınlardan daha düşük diyet kalitesine sahiptir. SYİ toplam puan erkek bireylerde 48,1±13,10, kadın bireylerde 50,1±13,36 puandır. Bireylerin sadece %15,5'inin fiziksel olarak aktif düzeyde olduğu belirlenmiş ve cinsiyete göre fiziksel aktivite düzeyleri arasında anlamlı olarak farklılık bulunmuştur (p<0.05). Erkek bireyler, kadın bireylerden daha aktiftir. Yaşam Kalite Ölçeği (SF-36) verilerine göre; fiziksel fonksiyon, vücut ağrısı, mental göstergeler değerleri bakımından cinsiyetler arası fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırmaya katılan bireylerin günlük enerji ve besin öğeleri alım miktarlarını incelediğimizde; erkek bireyler için posa, kadın bireylerde ise; enerji ve posa yeterli düzeyde alınmamıştır. İyileştirilmesi gereken diyet kalitesi grubunda yer alan bireylerin makro ve mikro besin öğeleri alımları anlamlı olarak daha iyi düzeydedir (p<0.05). SYİ-2015 puanı ile IPAQ değeri arasında ve SYİ-2015 puanı ile eğitim düzeyi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). SYİ-2015 skoru ile yaş ilişkisi pozitif yönlü ve anlamlı düzeyde görülmektedir (p<0.05).
6-10 yaş klasik fenilketonürili hastalarda ailenin beslenme bilgisi ve diyet tedavisi uyumunun hastaların büyüme gelişme ve beslenme durumu üzerine olan etkisi
6-10 Yaş Klasik Fenilketonürili Hastalarda Ailenin Beslenme Bilgisi ve Diyet Tedavisi Uyumunun Hastaların Büyüme Gelişme ve Beslenme Durumu Üzerine Olan Etkisi. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep, 2021. Fenilketonüri (PKU), fenilalanin hidroksilaz enziminin (PAH) eksikliğinden kaynaklanan doğumsal bir protein metabolizma bozukluğu hastalığıdır. Diyet tedavisinin yaşam boyu sürmesi gerekmektedir. Ailelerin bilgi ve diyeti uygulamadaki tutumları kan fenilalanin (FA) düzeylerini, hastaların beslenme durumlarını ve büyüme gelişmelerini etkilemektedir. Bu çalışma 6-10 yaş aralığındaki Klasik PKU'lu hastalarda ailenin beslenme bilgisi ve diyet tedavisi uyumunun kan FA düzeyleri, hastanın beslenme durumu ve büyüme-gelişmesi üzerine olan etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 8,67±1,41 yıldır. Hastaların D vitamini, magnezyum, fosfor, demir, total protein ve albümin değerleri referans aralıkta iken B12 vitamini ve kalsiyum referans aralığın biraz üzerindedir. Hastaların kan FA düzeyleri ortalama 538,0±386,9 mmol/L ile yüksek düzeylerdedir. Hastaların günlük FA gereksinimi karşılama yüzdeleri %86,9 ±54'tür. Hastaların vitamin alımları günlük önerilen alım miktarları (RDA)'nın çok üstünde, mineral alımları çok düşüktür. Annenin eğitim durumu ile kan FA değeri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Babaları çalışmayanların kan FA değerleri çalışan babaların çocuklarına göre daha yüksektir (p<0,05). Hastaların kan FA düzeyi sınıflaması ile zeka puanlarının arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmazken (p>0,05); kan FA değeri yüksek olanlarda sınır zeka ve donuk zeka oranları artmıştır. Hastaların kan FA düzeyi sınıflaması ile beden kütle indeksi (BKİ) z-skor arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0,05), kan FA düzeyi iyi ve kötü olan hastalarda obezite görülme sıklığı daha yüksektir (p<0,05). Ailelerinin beslenme bilgisi ile zeka puanları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı olup (p<0,05), beslenme bilgisi kötü olanların çocuklarında donuk zeka görülme sıklığı daha yüksektir (p<0,05). Ailelerinin beslenme bilgisi ile BKİ z-skor arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmuştur (p<0,05). Beslenme bilgisi kötü olanların çocuklarında fazla kilolu görülme sıklığı beslenme bilgisi orta düzey olan hastalara göre daha yüksektir (p<0,05). Hastalara tedavi ve diyet konusunda ayrıntılı bir eğitim verilmeli hastalığın nasıl olduğu ve bu hastalığı yönetme konusunda bilgilendirilmeli ve değişen koşullara göre eğitim sürekli olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fenilketonüri, Bilgi Düzeyi, Büyüme ve Gelişme, Diyet Tedavisi.
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin gıda okuryazarlığı ve Akdeniz diyeti kalite indeksine uyum durumlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin gıda okuryazarlığı ve Akdeniz diyeti kalite indeksine uyum durumlarının belirlenmesi ve gıda okuryazarlığı ile diyet kalitesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Araştırma, Aralık 2020- Mart 2021 tarihlerinde Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde aktif lisans öğrencisi olan %19,6'sı erkek (n:40) ve %80,4'ü kadın (n:164) olmak üzere 204 gönüllü birey arasında yapılmıştır. Bu çalışmada öğrenciler bölümlerine göre beslenme ve diyetetik, fizyoterapi ve rehabilitasyon ve hemşirelik olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Anket formu ile öğrencilerin genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, beyana dayalı boy uzunluğu ve vücut ağırlığı belirlenmiştir. Gıda Okuryazarlığı Kısa Formu (SFLQ) ve Akdeniz diyet kalite indeksi (KİDMED) uygulanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,0±2,0 yıldır. Öğrencilerin ortalama BKİ değerleri erkeklerde 23,2±3,1 kg/m², kadınlarda ise 21,6±2,9 kg/m² saptanmıştır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu (%72,1) normal BKİ'ye (≥18.5-<24,9 kg/m²) sahiptir. Öğrencilerin KIDMED puan ortalaması 5,2±1,4'dir. Öğrencilerin %3,4'ü optimal diyet kalitesi ve %11,8'i düşük diyet kalitesine sahip iken %84,8'inin diyetine müdahale edilmelidir. 0-52 arasında puanlanan SFLQ ölçeğinden öğrencilerin ortalaması 35,7±6,4 puandır. Öğrencilerin %81,4'ü yüksek gıda okuryazarlığı ve %18,6'sı düşük gıda okuryazarlığı düzeyine sahiptir. Gıda okuryazarlığı ile diyet kalitesi arasında pozitif ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=,184, p<0,01).Gıda okuryazarlığı ile beden kütle indeksi arasında pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r= -,052, p<0,01). Anahtar Kelimeler: Gıda okuryazarlığı, diyet kalitesi, gıda okuryazarlık ölçeği, beslenme okuryazarlığı
Aile temelli davranışsal tıbbi beslenme tedavisi eğitiminin tip 1 diyabetli çocuk ve adölesanlarda beslenme durumu ile metabolik kontrol üzerine etkisi
Bu çalışma, Tip 1 diyabetli çocuk ve adölesanlarda aile temelli davranışsal tıbbi beslenme tedavisi eğitiminin beslenme durumu ile metabolik kontrol üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Tip 1 Diabetes Mellitus tanısı ile izlenen 8-18 yaş arası çocuk ve adölesan ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini çift kör, tabakalı, rastgele yöntem ile belirlenen Müdahale 1 grubu (n=25), Müdahale 2 (n=25) grubu ve Kontrol (n=25) grubu olmak üzere toplam 75 (Erkek= 36, Kız= 39) çocuk ve ergen oluşturmuştur. Müdahale 1 grubunda anne ve çocuklara, Müdahale 2 grubunda ise sadece çocuk ve adölesanlara tıbbi beslenme tedavisi ve karbonhidrat sayımı eğitimi verilmiştir. Kontrol grubu tıbbi beslenme tedavisi ve karbonhidrat sayımı eğitimi almamıştır. Araştırmanın başında (0. ay) ve sonunda (6. ay) bireylerin birbirini izleyen 3 gün/24 saatlik besin tüketim kayıtları ve antropometrik ölçümleri alınmış, beden kütle indeksi (BKİ z-skorları) ile boy uzunluğu z-skorları hesaplanmış, Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi Ölçeği (KIDMED), Diyabette Yeme Sorunları Anketi (DEPS-R), Çocuklarda ve Adölesanlarda Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C ve PAQ-A) uygulanmış ve Sağlıklı Yeme İndeksi 2015 (HEI-2015) puanları hesaplanmıştır. Bireylerin rutinde belirlenen kan bulgularına araştırmanın başlangıcında (0. ay) 3. ay ve 6. ayında bakılmıştır. Eğitimin sonunda (6. ay) müdahale gruplarında enerji ile bazı makro (protein, yağ, MUFA, posa) ve mikro besin ögeleri (C, B1, B2, B6 vitaminleri ile folat, çinko, demir, kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum) alımları artmış (p<0,05), kontrol grubunda herhangi bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Müdahale gruplarında KIDMED ile HEI-2015 skoru artmış olup (p<0,05), DEPS-R puanı ise her 3 grupta azalmıştır (p<0,05). Grupların boy uzunluğu ve BKİ z-skor ortalamalarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). HbA1c (%), müdahale gruplarında eğitimin sonunda (6. ay) azalmış olup sadece Müdahale 1 grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubunda ise 6. ayda HbA1c (%) artmıştır (p<0,05). Disiplinler arası pediatrik diyabet ekibinin bir parçası olarak, çocukluk çağı diyabetinde deneyimli uzman bir pediatri diyetisyeni bulunmalı ve düzenli olarak izleme, değerlendirme yapılmalı, verilen eğitimlerin sürekliliği sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Tip 1 diyabet, beslenme durumu, beslenme eğitimi, metabolik kontrol
Piyasada tüketime sunulan karpuz çekirdeğinin yağ asidi örüntüsü, mineral ve makro besin öğeleri içeriğinin saptanması
Bu çalışma, tüketim amacıyla piyasaya sunulan karpuz çekirdeklerinin makro besin öğeleri, yağ asit örüntüsü ve bazı minerallerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Numuneler Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir illerindeki üreticilerden temin edilmiştir. Deneysel olan bu çalışmada tüm analizler AOAC metotlarına göre yapılmıştır. Veriler tek yönlü varyans analizi metodu (One-way ANOVA) ile değerlendirilmiştir. Analiz sonucu değişkenler arasında görülen farklılığın belirlenmesi için Tukey çoklu karşılaştırma testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Siirt ili çekirdekleri, diğer iller göre daha yüksek oranda yağ, protein, nem ve kül (sırasıyla %50,63±0,57, %31,46±2,54, %2,57±0,14, %3,70±0,13) içerirken, Şanlıurfa ili çekirdeklerinin ham lif içeriği (%5,69±0,22) diğer illere göre daha yüksektir. Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir çekirdeklerinin karbonhidrat miktarları sırasıyla %6,52 %8,12 ve %8,79; enerji miktarları ise sırasıyla 607,59 kkal/100g, 600,91 kkal/100g ve 612,98 kkal/100g'dır. Siirt, Şanlıurfa ve Nevşehir çekirdekleri, en fazla linoleik asit (sırasıyla %42,73±0,40, %46,83±0,06, %43,77±0,03) içerirken, en az araşidonik asit (sırasıyla %0,90±0,03, %0,78±0,01, %0,85±0,01) içermektedir. Karpuz çekirdeğinin içerdiği yağ asitleri gruplandırıldığında, en az tekli doymamış yağ asidi (Siirt %23,08, Şanlıurfa %20,08, Nevşehir %23,38), en fazla çoklu doymamış yağ asidi (Siirt %42,73, Şanlıurfa %46,83, Nevşehir %43,77) içermektedir. Tüm numunelerde mineral olarak potasyum içeriği en yüksek miktarda bulunurken (Siirt 601,59±0,07 mg/100g, Şanlıurfa 601,37±0,05 mg/100g, Nevşehir 608,39±0,03 mg/100g), en az nikel minerali (Siirt 0,18±0,01 mg/100g, Şanlıurfa 0,15±0,00 mg/100g, Nevşehir 0,11±0,01 mg/100g) içerdiği saptanmıştır. Hiçbir numune bakır içermemektedir. Protein hariç, karpuz çekirdeklerinin diğer tüm besin öğelerinde şehirlerarası farklılık anlamlıdır (p<0,05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre ülkemizin Güneydoğu Anadolu bölgesinde tüketimi oldukça fazla olan karpuz çekirdeklerinin besin örüntüsünün oldukça değerli olduğu belirlenmiştir.
Gaziantep ve Hatay İli yöresel yemeklerinin besin ögesi örüntü profillerinin farklı yöntemlerle değerlendirilmesi
Yöresel mutfaklar özgün yapıları, lezzet ve çeşitliliğin yanı sıra toplumların beslenmesine verdiği katkı payı ile ölçülür ve değerlendirilir. Günümüzde geliştirilen çeşitli besin ögesi örüntü profilleri ile yemekler, yiyecek ve içecekler besin ögesi içeriklerine göre objektif olarak değerlendirilebilmektedir. Bu çalışma, geleneksel Gaziantep ve Hatay mutfaklarında yer alan yöresel tarifelerin beş farklı besin ögesi örüntü profili ile objektif olarak değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada besin ögesi örüntü profilleri olarak Besin Ögesi İçeriği Zengin Besin NRF 9.3 modeli, FSA-Ofcom-WXY modeli, SAIN-LIM skoru, NUTRI-SCORE ve Uluslararası Sağlıklı Seçimler Modeli (Choices Programme) uygulanmıştır. Çalışmada yedi yemek grubu başlığı altında Hatay mutfağından 48 ve Gaziantep mutfağından 46 adet yemek tarifesi değerlendirilmiştir. NRF 9.3 modeline göre, Gaziantep iline ait yemek gruplarında en yüksek puanı mezeler-salatalar-piyazlar, en düşük puanı tatlılar ve reçeller ve Hatay iline ait yemek gruplarında ise en yüksek puanı sebze yemekleri, en düşük puanı tatlılar ve reçeller almıştır. FSA-Ofcom-WXY modeline göre, yöresel tariflerin Gaziantep ili için %69,6'sı, Hatay ili için ise %77,1'i daha sağlıklı olarak tanımlanmıştır. SAIN-LIM modeline göre; Gaziantep ili yöresel tarifelerin %36,9'u tercih edilebilir olarak tanımlanırken, bu oran Hatay ili yöresel tarifelerinde %54,2'dir. NUTRI-SCORE'a göre; Gaziantep ve Hatay illerine ait farklı yemek tarifelerin sırasıyla %36,9 ve %54,2'si A, %19,6 ve %12,5'i B, %32,6 ve %18,7'si C, %10,9 ve %14,6'sı D kategorilerinde sınıflandırılmış, E kategorisinde yöresel tarife saptanmamıştır. Uluslararası Sağlıklı Seçimler modeline göre, Gaziantep ili et yemeklerinin %6,25'i, bulgurlu, pirinçli yemeklerin %37,5'i, meze, salata ve piyazların %66,7'si kriterlere uygun bulunmuştur. Ancak, sebze yemekleri, çorbalar, tatlı-reçeller ve hamur işleri uygun bulunmamıştır. Hatay ili sebze yemeklerinin %80'i, bulgurlu, pirinçli yemeklerin %40'ı, meze, salata ve piyazların %8,3'ü, çorbaların %33,3'ü Uluslararası Sağlıklı Seçimler modelinin kriterlerine uygun olarak değerlendirilmiştir. Ancak et yemekleri, tatlı-reçeller ve hamur işleri kriterlere uygun değildir. Sonuç olarak, yöresel tarifeler özellikle eklenmiş yağ, şeker, tuz içeriği ve porsiyon büyüklüğü açısından ele alınmalı ve halk eğitimleri ile olumlu yaklaşımlar irdelenmelidir. Ayrıca yöresel yemek kitapları ve otoriteler de bu yaklaşımları dikkate almalıdır.
Psikolojik danışmanlık merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerde psikolojik sağlamlık ve sıkıntı ile duygusal yeme ve Akdeniz diyetine uyum arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Psikolojik Danışmanlık Merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerde psikolojik sağlamlık ve sıkıntı ile duygusal yeme ve optimal beslenme örüntüsü olarak kabul edilen Akdeniz diyetine uyum arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma Gaziantep Olea Psikolojik Danışmanlık Merkezi'ne başvuran 18-65 yaş arası ( ±S; 33,9±12,5 yıl) 125 yetişkin bireyde (36 erkek, %28,8; 89 kadın, %71,2) yürütülmüştür. Araştırma kapsamına alınan bireylerin genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, fiziksel aktivite durumlarını ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Bireylere Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (BRS), Psikolojik Sıkıntı Ölçeği (K10-PDS), duygusal yeme durumlarını saptamak için Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ve Akdeniz diyetine uyumu değerlendirmek için ise Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (PREDIMED) uygulanmıştır. Beden kütle indeksi (BKI) WHO sınıflamasına göre, bireylerin %2,4'ü zayıf, %44,8'i normal, %29,6'sı hafif şişman, %23,2'si ise şişmandır. Bireylerin %82,4'ü duygusal durumlarındaki değişimlerin beslenmelerini etkilediğini belirtmiştir. Toplam BRS puanı ortalaması 18,1±5,3, K10-PDS puanı ortalaması 24,8±8,3 bulunmuştur. Akdeniz diyetine uyum (PREDIMED) puanı ortalaması 7,6±1,6'dır ve geliştirilmesi gerekli olan düzeydedir. Ortalama DEBQ alt ölçekleri puanları kısıtlayıcı yeme için 2,6±1,0, duygusal yeme için 2,1±1,1 ve dışsal yeme için 3,1±0,9 bulunmuştur. Erkek bireylerin psikolojik sağlamlıklarının kadın bireylerden yüksek olduğu, psikolojik sıkıntılarının ise kadın bireylere oranla daha düşük olduğu saptanmıştır ve istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (sırasıyla, p=0,004, p=0,001). Uyku saati düzenli olan bireylerin, uyku saati düzenli olmayan bireylere göre BRS puanları daha yüksek olup, K10-PDS puanlarının daha düşük olduğu saptanmıştır ve bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p=0,001, p<0,05). Psikolojik sıkıntı ile DEBQ alt ölçekleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Psikolojik sıkıntı düzeyinin artması duygusal yeme ve dışsal yeme skorlarını da arttırmıştır ve istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (sırasıyla, p=0,002, p=0,004). PREDIMED ile BRS, K10-PDS ve DEBQ alt ölçekleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). BRS ile K10-PDS arasında negatif yönlü, orta kuvvetli ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0,001, r=-0,570). Yüksek düzeyde psikolojik sağlamlık, düşük düzeyde psikolojik sıkıntı ile ilişkili bulunmuştur. Bireylerin psikolojik durumları yeme alışkanlıklarını etkileyebilmektedir. Yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşmaması için bireyler multidisipliner bir yaklaşımla takip edilmeli, yeme farkındalığı oluşturulmalı ve sürekli beslenme eğitimi verilmelidir. Ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin sağlık için önemi vurgulanmalıdır.
Yetişkin kadınların hedonik açlık durumları ile menstrual döngüleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Zeynep ÖZKARSLI. Yetişkin Kadınların Hedonik Açlık Durumları ile Menstrual Döngüleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı, Tezli. Yüksek Lisans, Gaziantep, 2022. Bu çalışmanın amacı; yetişkin kadınlarda menstrual döngünün her üç dönemi (menstruasyon dönem öncesi, menstruasyon dönemi ve menstruasyon dönem sonrası) ile hedonik açlık durumları arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Araştırma, Aralık 2021-Mart 2022 tarihlerinde Gaziantep'te özel bir beslenme ve diyet polikinliğine başvuran üreme çağındaki 125 gönüllü kadın ile yapılmıştır. Kadınların boy uzunluğu, vücut ağırlığı, kalça çevresi, bel çevresi ölçümleri online sistemde bireyler tarafından, yüzyüze sistemde araştırmacı tarafından alınmıştır. Sonuçlara göre kadınların BKİ, bel çevresi/kalça çevresi oranı, bel çevresi/boy uzunluğu oranı hesaplanmıştır. Görsel Analog Skalası, Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmış olup, menstruasyon öncesi, menstruasyon ve menstruasyon sonrası dönemde 24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı alınmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 30.0 ± 10,11 yıldır. Kadınların ortalama BKİ değerleri 26,0 ±7,47 kg/m2 olarak saptanmıştır. Kadınların menstruasyon öncesi dönemde %37,6'sının, menstrual döneminde %26,4'ünün, menstruasyon dönem sonrasında %8,8'inin normalden daha fazla yediği saptanmıştır. Kadınların gece uykudan kalkıp atıştırma durumu menstrual döngülerinin her 3 döneminde BGÖ toplam puanı ile pozitif ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Kadınların menstruasyon öncesi dönemde BGÖ toplam puanı 2.8±0.78, menstruasyon sırasında 2.7±0.82, menstruasyon sonrası dönemde 2.5±0.73 olarak bulunmuştur. Menstruasyon dönemlerine göre besin gücü ölçeği puanları farklılık göstermektedir. Dönemler arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Menstruasyon; kadın yaşamının büyük bir kısmını etkileyen önemli bir dönem olup, besin ögesi yetersizlikleri, yanlış yeme davranışlarını ortaya çıkarabilmektedir. Menstrual döngüde hormonlardaki değişiklikler besin alımı ve iştah üzerinde olumsuz etkiler yapabilmektedir. Menstrual döngüdeki bu olumsuz etkileri ve mekanizmalarını anlayabilmek için geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konuda farkındalık oluşturmakta diyetisyenlere önemli görev düşmektedir.
Beslenme danışma merkezine başvuran obez bireylerin 3 yıllık izlem sonuçlarının ve yeme farkındalığı davranışlarının araştırılması
Bu çalışmanın amacı, Adıyaman'da bulunan bir Beslenme Danışma Merkezine başvurmuş olan obez bireylerin ağırlık kayıpları ile ilgili 3 yıllık izlem sonuçlarının, etkili etmenlerin ve yeme farkındalığı davranışlarının araştırılmasıdır. Araştırma, obez bireylerden diyet uygulaması sonucu %10 oranında ağırlık kaybeden ve araştırmaya katılmaya gönüllü, %62,7'si kadın ve %37,3'ü erkek olmak üzere 102 yetişkin birey arasında yapılmıştır. Katılımcılar 3 yıl sonra Beslenme Danışmanlığı merkezine yeniden davet edilip aynı uzman tarafından ve aynı ekipmanlar kullanılarak antropometrik ölçümleri alınmış; Framson ve arkadaşları tarafından geliştirilen Mindful Eating Questionnare (MEQ)'un Türkçeye uyarlanmış versiyonu olan yeme farkındalığı ölçeği-30 (YFÖ-30) kullanılarak yeme farkındalıkları ölçülmüştür. Katılımcıların yaş ortalaması 38.97±9.44 yıl olup diyet öncesi BKİ ortalaması 34,87±5,97 kg/m², diyet sonrası 28,70±6,58 kg/m², 3 yıl sonraki BKİ ortalaması 30,99±6,52 kg/m² olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %33,3'ü 3 yıl içerisinde kaybettikleri ağırlığın %19,7'sini daha kaybetmiş, %62,8'si kaybettiği ağırlığın %60,3'ünü geri kazanmış, %3,9'u ise diyet sonrası ağırlığını korumuştur. Ağırlığı azalan bireylerin yaş ortalamaları daha küçük (p<0.05), eğitim seviyeleri daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Tüm katılımcıların yeme farkındalığı genel skor ortalaması 3.31±0.47, ağırlığı azalanların 3.37±0.50, ağırlığı değişmeyenlerin 3.76±0.34, ağırlığı artanların ise 3.26±0.44 olarak saptanmıştır. Katılımcıların yeme farkındalığı genel skoru ile ağırlık yönetimi arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Ağırlığı azalanların yeme disiplini skoru ağırlığı artanlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Ağırlık kaybeden obez bireylerin kaybettikleri ağırlığı uzun süre geri kazanmamaları için yeterli ve dengeli beslenmeyi ve egzersizi yaşam tarzı olarak benimsemeleri ve yeme farkındalığı konusunda bilinçlendirilmeleri ve izlenmeleri önemlidir.
Determination of food selection, nutrition and growth status in children with and without autism spectrum disorder
Autism Spectrum Disorder (ASD) as an umbrella term, is a single area of disability that brings together the previous diagnostic categories (autistic disorder, Asperger's syndrome, childhood disintegrative disorder, pervasive developmental disorder not otherwise specified). The purpose of this study is; to eavaluate the food selection, nutritional habits and nutritional and growth status children with autism spectrum disorder and healthy children of the same age and gender. The study was conducted with a total of 42 children diagnosed with ASD ( n: 21) who were getting training at Gaziantep Autism Foundation and healthy children ( n: 21) of DEVA Schools Gaziantep. Questionnaires were applied to the families, and the demographic characteristics, nutritional habits and physical activity status of the children were questioned. Children's Eating Behavior Inventory (CEBI), Gastrointestinal Sensitivity Index (GI), 24-hour dietary intakes were determined. Anthropometric measurements were taken at the beginning of the study and at the end of 3-month. Body mass index (BMI), waist/hip circumference ratio (WHR), waist circumference/height ratio (WHtR) were calculated. Depending on BMI z-scores 33.3% of ASD and 28.5% of healthy children were found overweight. A significant difference was found between the body fat percentages of children with ASD and healthy (p=0.020, p<0.05). Adherence of children to the Mediterranean Diet were evaluated with KIDMED index. Out of total 42,8% of children with ASD and 66,7% of healthy children were in the optimal diet (≥8 points), 42,9% of children with OBS and 33.3% of healthy children were in a diet that needs improvement (4-7 points) group and 14,3% of children with ASD are in the low-quality diet (<3 points) group. The mean KIDMED scores were 8,2±3,7 in ASD and 8,9±2,5 in healthy children (p=0,036) and adherence to optimal diet, was found higher in healthy children. According to the gastrointestinal sensitivity test constipation was observed in 29% of children with ASD, and 5% of healthy children. Out of total, 14% of children with ASD, and 5% of healthy children had diarrhea and abdominal pain. The mean stool density was found abnormal in 10% of children and, external odor different from normal in 33% of children. Also nighttime awakening, was seen in 52% of ASD children. Out of total, 14.3% of ASD children had GI severity score ≥7 (severe), (mean: ASD: 3,2±2,9, healthy: 0,8±0,7, p=0,000). The total score of the eating behavior inventory score (CEBI) in children with ASD was 93,6 and 97,9 in healthy children. Mean daily energy intakes (meeting recommendation %) of ASD children in ages 4-6, 7-11 ve 12-17 years were 1175,6±372,4 (97,9%), 1556,3±480,5 (97,3%) and 1649,9±360,1 (82,5%) kcal. ASD children's nutritional status, healthy food choices behavior and growth status should be followed by dietitians beginning from early years of life.
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi öğrencilerinin ultra işlenmiş besin tüketiminin belirlenmesi ve beden kütle indeksi değerlerinin araştırılması
Bu çalışma, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi öğrencilerinin ultra işlenmiş besin (UİB) tüketimlerini ve Beden Kütle İndekslerini(BKİ) araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya toplam 195 öğrenci (%40,5 erkek, %59,5 Kadın) katılmıştır. Erkek ve kadın öğrencilerin BKİ'leri sırasıyla 23,32 ve 22,12 kg/m²'dir. Öğrencilerin %5,6'sı tek ana öğün, %49,3'ü 2 ana öğün ve %45,1'i 3 öğün beslenmektedir. Öğrencilerin enerji, posa, E vitamini, B1, folat, C vitamini, K, Ca, Mg ve Fe alımları gereksinmelerini karşılayamamaktadır. Bunun yanısıra kadın öğrencilerin protein, B6, biyotin, pantotenik asit ve B12 tüketimleri de yetersizdir. Öğrencilerin % 19'u her gün çikolata gofret,% 13,8'i paketli unlu besinler, %10,3'ü gazlı içecek, %9.8'i sürülebilir çikolata, fındık ezmesi, %8,7'si şeker eklenmiş içecek tüketmektedir. Haftada 3-5 kez çikolata gofret tüketen öğrenci oranı % 25,6 iken bu oran cips ve şekerli içecekler (meyve suları, soğuk çaylar) için %19'dur. Haftada 1 – 2 kez gazlı içecek ve şekerli içecekleri tercih edenlerin oranı %23,6 iken, çikolata, gofret tüketenlerin oranı %30.8'dir. Öğrencilerin %66,7'si enerji içeceği tüketmemektedir. UİB'lerden sağlanan enerji toplam enerjinin %18,3'ünü oluşturmaktadır. Günlük tüketilen şekerin %21,9'u, sodyumun %7,3'ü, doymuş yağın %21,3'ü, kolestrolün %8,05'i UİB'lerden gelmektedir. BKİ ve UİB tüketimi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır ( p>0,05). Öğrencilerin yetersiz ve dengesiz beslenmenin ve UİB tüketiminin sağlık üzerine etkileri konusunda bilinçlendirilmeleri gerekmektedir.
Evde enteral tüple beslenen hastaların beslenme durumu ve beslenme ile ilişkili komplikasyonlarının değerlendirilmesi
Evde enteral tüple beslenme (EETB) yaşamı sürdüren, hayati bir tedavi şeklidir. Güvenilir ve etkili bir tedavi olmakla birlikte tedavi sırasında karşılaşılan komplikasyonlar bulunmaktadır. Bu çalışmada Mardin ilinde evde enteral tüple beslenen yetişkin hastaların (>18 yaş) beslenme durumunu saptamak, beslenme ilişkili komplikasyonları değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışma 10 erkek (68,8±11,7yıl), 12 kadın (67,7±13,7 yıl) toplam 22 evde bakım hastası ile yürütülmüştür. Bireylerin genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, 24 saatlik ileriye dönük besin tüketim kaydını, biyokimyasal bulgularını sorgulayan anket formu yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Beslenme ile ilişkili komplikasyonların değerlendirilmesinde literatüre dayanılarak hazırlanan form, Bristol Dışkılama Skalası ve İdrar Renk Skalası kullanılmıştır. Hastaların tamamında EETB gereksinimine neden olan primer hastalığın kronik nörolojik hastalıklar olduğu saptanmıştır. Hastaların %31,8'inin yetersiz beslendiği bulunmuştur. Yeterli alım düzeyinin altında kalan besin ögelerinin; diyet lifi, K vitamini, potasyum ve magnezyum olduğu tespit edilmiştir. Hastaların %77,3'ünde gastrointestinal, %77,3'ünde metabolik, %50,0'sinde mekanik komplikasyon, %45,5'inde dekübit ülseri geliştiği tespit edilmiştir. Komplikasyonların görülme sıklığı bakımından cinsiyetler arasında yalnız peristomal sızıntı bakımından anlamlı fark olduğu, yaş bakımından anlamlı fark olmadığı bulunmuştur. Beslenme konumu, beslenme uygulama yolu, tüketilen ürün türü ve lif içeriğinin gastrointestinal komplikasyon görülme sıklığını etkilemediği bulunmuştur. Sonuç olarak EETB alan hastalarda komplikasyonların yaygın bir şekilde görüldüğü tespit edilmiştir. Etkin bir EETB ve komplikasyonların önlenmesi/azaltılması için Evde Sağlık Hizmetleri Birimlerinde bu alanda uzmanlaşmış multidisipliner ekibe (hekim, diyetisyen, hemşire) gereksinim duyulmaktadır. Hastaların yetersiz beslenme riskinin erken dönemde tespit edilmesi, beslenme tedavisinde gerekli müdahalelerin yapılması, yetersiz beslenmenin önlenmesi, yaşam kalitesinin artırılması ve tıbbi giderlerde azalma sağlanabilmesi açısından bir diyetisyenin ekibe dahil edilmesi önemli ve gereklidir. Anahtar Kelimeler: evde enteral tüple beslenme, yetersiz beslenme, komplikasyon
Aile Sağlığı Merkezine başvuran yetişkin kadın bireylerin beslenme durumlarının, serum B₁₂ vitamini düzeylerinin ve etkili etmenlerin araştırılması
Bu araştırma; yetişkin kadın bireylerin beslenme durumları ile serum B₁₂ düzeylerinin belirlenmesi ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Kasım 2021 - Nisan 2022 tarihleri arasında Batman Aile Sağlığı Merkezine başvurmuş, 109 yetişkin kadın bireyi kapsamaktadır. Kadınların yaş ortalaması 35,94±10,73 yıldır. Kadınların ortalama BKİ değerleri 30,8±5,83 kg/m² olarak saptanmıştır. Katılımcıların serum B₁₂ değerleri ortalaması 308,88±138,75 olup, B₁₂ vitamini eksikliği ise %14,7 olarak bulunmuştur. Araştırmada yaş, Beden Kütle İndeksi, Fiziksel Aktivite Düzeyi (PAL) değeri, sigara ve alkol kullanımı, metformin kullanımı ile serum B₁₂ vitamini arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Serum B₁₂ vitamin düzeyleri ile kırmızı et ve yoğurt tüketim sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Yirmidört saatlik geriye dönük elde edilen besin tüketim kaydına göre ortalama olarak günlük alınan B₁₂ vitamini gereksinimi yeterli oranda karşılanmaktadır. Günlük alınan B₁₂ vitamini ile katılımcıların B₁₂ seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmaya katılan kadınların yaşları ile BKİ değeri ve vücut ağırlığı arasında pozitif yönlü anlamlı korelasyon varken, PAL değeri arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Serum B₁₂ düzeyini etkileyen etmenlerin daha iyi anlaşılması ve araştırılması için daha büyük örneklemde ve her iki cinsiyetin de bulunduğu daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Ağırlık kaybı için özel bir kliniğe başvuran hastaların, yeme farkındalıkları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı ağırlık kaybı için özel bir kliniğe başvuran hastaların, yeme farkındalıkları ile ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Araştırma Hatay İli Dörtyol İlçesi'nde Diyetisyen Fatma Kenanoğlu Beslenme ve Diyet Danışma Merkezine Aralık 2021-Haziran 2022 tarihleri aralığında başvuran kronik hastalığı olmayan 162 (59 erkek 103 kadın) bireyle yürütülmüştür. Soru kâğıdı ile bireylerin genel bilgileri, demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik fiziksel aktivite durumları, Yeme Farkındalığı Ölçeği-30 (MEQ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), 24 saatlik besin tüketim kaydı değerlendirilmiştir. Katılımcıların yeme farkındalıkları ile beden kütle indeki (BKİ), BDÖ toplam puanı ve enerji alımı, uyku süresi arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,000r=-0,481-orta kuvvetli, p=0,000, r=-0,667-yüksek kuvvetli, p=0,000, r=-0,476-orta kuvvetli, p=0,007, r=0,213-zayıf). BDÖ puanları ile vücut yağ oranı, enerji alımı ve uyku süresi arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,000, r=0,468-orta kuvvetli, p=0,000, r=0,578-orta kuvvetli, p=0,011, r=0,200-zayıf). BDÖ toplam puanı fiziksel aktivite arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,000, r=0,402-orta kuvvetli). MEQ toplam puanı ve fiziksel aktivite arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,000, r=0,376-zayıf). Bu çalışma yeme farkındalığının BKİ, alınan enerji, depresyon düzeyi, uyku süresi ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Yeme farkındalığını etkileyen etmenlerin daha net anlaşılabilmesi için daha geniş popülasyonlarda daha çok çalışma yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Yeme farkındalığı, obezite, farkındalık, depresyon
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin besin seçimlerini etkileyen etmenler ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin besin seçimlerini etkileyen etmenler ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma, Nisan 2022- Haziran 2022 tarihlerinde Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitim gören 18-28 yaş arasında 51'i erkek, 145'i kadın olmak üzere 196 gönüllü birey ile yapılmıştır. Bireylerin genel bilgileri, günlük enerji harcaması kaydı, boy ve vücut ağırlığı bilgileri alınmış, Beden kütle indeksleri (BKİ) hesaplanmış ve sınıflandırılmıştır. Besin seçimlerini etkileyen etmenlerin belirlenmesi için Besin Seçim Testi (Food Choice Questionnaire/ FCQ) uygulanmıştır. Bu testten elde edilen puanlara göre besin seçimlerini etkileyen etmenlerin önem sıralaması değerlendirilmiştir. Bireyler için besin seçimini etkileyen en önemli etmen duyusal çekiciliktir, en az önemsenen etmen ise etik kaygıdır. Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre ağırlık kontrolü etmeni puanları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Besin seçimi yaparken ağırlık kontrolünü en çok önemseyenler hafif şişman bireylerdir, en az önemseyenler ise zayıf bireylerdir. Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre sağlık, duygu durum, uygunluk, duyusal çekicilik, doğal içerik, fiyat, aşinalık ve etik kaygı etmenlerinin puanları arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre dikkat çeken reklam, besin etiketi okuma durumu arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ sınıflamalarına göre cinsiyet, lisans sınıf seviyesi, sigara içme durumu, tanısı konulmuş hastalık durumu arasında istatiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.05). BKİ ile ağırlık kontrolü etmeni arasında ve fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ile sağlık etmeni arasında sırasıyla (r= 0,188; p=0,004), (r= 0,144; p=0,022) pozitif yönlü, zayıf ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşmaması ve besin seçimlerinin doğru yapılabilmesi için bireylere multidisipliner bir yaklaşımla, sürekli beslenme eğitimi verilmelidir. Besin seçimlerini etkileyen etmenlerin önem derecelerinin belirlenmesi, etkinliğinin irdelenmesi toplumsal sağlığın olumlu yönde gelişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin sağlık için önemi vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Beden kütle indeksi, besin seçimi, besin seçim testi
Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin preoperatif ve postoperatif diyet uyumunun, antropometrik ölçümlerinin ve biyokimyasal parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Bariatrik Cerrahi geçirmiş bireylerin operasyon öncesi beslenme alışkanlıklarının operasyon sonrası beslenme tedavisine olan uyumun sağlanması, antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerdeki değişimin incelenmesidir. Bariatrik Cerrahi ameliyatına uygun görülmüş olan 18-40 yaş arası 31 birey (23 kadın, %74,2) preoperatif dönemde görüşmeye alınmış ve postoperatif 6. aya kadar takibi sürdürülmüştür. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıkları, besin takviyesi kullanımı, besin tüketim sıklığı, 24 saatlik besin tüketim kaydı, 24 saatlik fiziksel aktivite kaydı sorgulanmış antropometrik ölçümleri yapılmış, biyokimyasal bulgularına bakılmıştır. Bireylerin çoğunun (%80,6) vücut ağırlık kaybı için cerrahi tedaviden önce diyet tedavisine başvurdukları ve başarısız olduğu görülmüştür. Ameliyat öncesi ve sonrası öğün tüketim alışkanlıklarında değişiklikler olmuştur. Sabah öğünü tüketimler %58,1'den ameliyat sonrasında %96,8'e yükselmiş ve gece öğünü tüketimlerinin azaldığı (sırasıyla %87,1, %77,4) görülmüştür. Ameliyat öncesi bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin düşük olduğu ve sedanter bir yaşam sürdürdükleri saptanmıştır (PAL:1,5±0,2). Operasyon öncesi bir veya daha fazla hastalığı olan bireylerin (%70,9) ameliyat sonrası 6 ay içerisinde sahip oldukları hastalıklarda %81,8 (18 birey) iyileşme olduğu görülmüştür. Bireylerin ameliyat öncesi ve sonrası BKİ değerlerine bakıldığında sırasıyla; erkeklerde preop BKİ değeri 46,9±5,76 kg/m2, postop 6. ay 30,9±7,23 kg/m2, kadınlarda preop BKİ değeri 53,8±11,01 kg/m2, postop 6. ay 30,2±11,23 kg/m2 olduğu saptanmıştır. Erkek ve kadın bireylerin ameliyat öncesi yüksek seyreden açlık glukoz seviyelerinde iyileşme olduğu (sırasıyla 102,8±15,12 mg/dL, 113,1±39,76 mg/dL, p<0,05) ve operasyon sonrası sağlık problemleri açısından daha iyi hissetikleri (92,2±9,82 mg/dL, 89,9±13,44 mg/dL, p<0,05) saptanmıştır. Obezite tedavisinde kullanılan bariatrik cerrahiye bütüncül bakıldığında sağlık üzerinde birçok olumlu etki sağladığı görülmektedir. Bariatrik cerrahi geçiren bireylerin ameliyat öncesi ve sonrasında çok yönlü multidisipliner bir yaklaşım ile takibinin sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Bireylerin şişmanlamasını önlemeye yönelik müdahalelerin anne karnında başlayarak tüm yaşam sürecinde sağlıklı beslenme ve yaşam biçimi düzenlemeleri ile önlenmesi temel hedef olmalıdır.
Türkiye'deki sağlıklı beslenme ve diyet danışmanlığı yapan diyetisyenlerin fonksiyonel besinlere yönelik farkındalığının, bilgi düzeyleri ve tercih nedenlerinin belirlenmesi
Çalışma, Türkiye'de Beslenme ve Diyetetik bölümlerinden mezun olmuş, gönüllü katılmayı kabul eden, sağlıklı beslenme ve diyet danışmanlığı veren diyetisyenlerin fonksiyonel besin bilgi düzeylerinin, tercih etme/etmeme nedenlerinin ve danışanlarına önerme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, genel bilgileri, danışan profilleri, fonksiyonel besinleri tercih etme ve önerme durumlarının belirleneceği çoktan seçmeli ve açık uçlu soruları içeren 21 soruluk anket formu uygulanmıştır. Anket linki e-posta veya sosyal ağ üzerinden online olarak iletilmiştir. İletilen anketlere yanıt oranı %25,75 olarak hesaplanmış, çalışmaya yaş ortalaması 27,91±4,79 olan %94.2'si kadın ve %5.8'i erkek toplam 103 diyetisyen katılmıştır. Diyetisyenlerin %97'si fonksiyonel besinleri tercih etmiştir. Fonksiyonel besinler hakkında genel bir bilgi sahibi oldukları ve danışanlarına fonksiyonel besinleri önerdikleri görülmüştür. Diyetisyenlerin %65,0'ı fonksiyonel besinleri "Vücut için ek faydası olan belirli sağlık durumları için kullanılan besinlere fonksiyonel besin denir" olarak tanımlamıştır. Fonksiyonel besinleri tercih edenlerin %75,7'i sağlık yararının kanıta dayalı olması sebebiyle tercih etmiştir. Kadın diyetisyenler erkek diyetisyenlere göre tam tahıl içerikli besinleri daha çok tercih etmiştir (p<.05). Danışan kabul ettikleri yıl sayısı arttıkça bitkisel çayları tercih etme sıklıkları azalmıştır (p<.05). Danışanlarına uyguladıkları beslenme programlarında(kanser ve beslenme, diyabet ve beslenme,..) tercih ettikleri fonksiyonel bileşenler genelde benzer bulunmuştur. Kendi beslenmelerinde ve uyguladıkları diyet listelerinde soya proteinlerini tercih etme oranları oldukça düşüktür. Bu çalışmanın sonucunda diyetisyenlerin fonksiyonel besinleri genel olarak bildikleri hem kendi kullanımlarında hem de danışanlarına uyguladıkları programlarda fonksiyonel besinlere yer verdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Diyetisyenler fonksiyonel besinleri, belirli durumlarda ek sağlık yararı sağladığı ve bu sağlık yararının kanıta dayalı olduğunu düşündükleri için tercih etmektedir. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel Besin, Diyetisyen, Sağlıklı Beslenme
Hafif şişman ve şişman bireylerin diyetlerinin diyet inflamatuar indeksinin araştırılması
Bu çalışma, hafif şişman ve şişman bireylerin diyetlerinin inflamatuar indeksinin araştırılması amacıyla 40 erkek ve 40 kadın yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Bel/ boy oranına göre erkeklerin %52,5'i, kadınların %95'i çok yüksek risk grubunda yer almaktadır. Erkeklerin %2.5'inin hareketsiz, %7.5'inin az hareketli, kadınların ise %12.5'inin az hareketli olduğu belirlenmiştir. Bireylerin diyetlerinin diyet inflamatuar indeksi (Dİİ) hesaplanmış ve 3 quartile ayrılmıştır. Birinci quartil anti-inflamatuar diyeti, ikinci quartil inflamasyona etkisiz diyeti ve üçüncü quartil pro-inflamatuar diyeti temsil etmektedir. Erkeklerin %30'unun diyeti anti-inflamatuar etkili (Dİİ Q1), %30'unun diyeti inflamasyon üzerine etkisiz (Dİİ Q2) ve %40'ının diyeti pro-inflamatuar etkili (Dİİ Q3) bulunmuştur. Kadınlarda ise bu oranlar sırasıyla %37,5, %35, ve %27,5'dir. Anti-inflamatuar (Dİİ Q1) diyet tüketen erkek ve kadınların ortalama lif, omega-3, A vitamini, karoten ve E vitamini alımları ; etkisiz (Dİİ Q2) ve pro-inflamatuar (Dİİ Q3) diyet tüketenlere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Pro-inflamatuar (Dİİ Q3) diyet tüketenlerin ortalama D vitamini ve E vitamini alımları, anti-inflamatuar (Dİİ Q1) diyet tüketenlere göre daha düşüktür(p<0.05). Anti-inflamatuar diyet tüketenlerin B12 ve selenyum alımları daha yüksek bulunmuştur( p>0,05). Dİİ quartillerine göre bireylerin kan lipit düzeyleri farklı bulunmamıştır(p>0.05). Anti-inflamatuar etkili diyet ve fiziksel aktivitenin artması kronik hastalık riskinin azaltılması açısından önemlidir.
Yetişkin bireylerde uyku kalitesinin 25-OH D vitamini düzeyi ve akdeniz diyet kalite indeksi ile olan ilişkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; Sağlıklı yaşam kliniğine başvuran yetişkin bireylerin beslenme durumlarının, serum 25 OH D vitamini düzeylerinin ve Akdeniz Diyetine uyumlarının uyku kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya bu çalışmanın süreci olan 6 ay içinde serum 25 OH D vitaminine bakılmış olan yaşları 19 - 65 arasında değişen 75 kadın, 25 erkek olmak üzere toplam 100 birey katılmıştır. Çalışmaya katılan bireylere genel özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını sorgulayan anket formu uygulanmıştır ve 24 saatlik besin tüketim kayıtları alınmıştır. Katılımcıların uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Akdeniz Diyetine uyumlarını değerlendirmek için Akdeniz Diyeti Kalite Ölçeği (KIDMED) uygulanmıştır. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 37,6±12,3 yıldır. Erkeklerin ve kadınların BKİ ortalamaları sırasıyla 27,80±6,45 kg/m2 ve 27,51±7,37 kg/m2 bulunmuştur. Katılımcıların D vitamini düzeyi ortalaması 20,74±10,2 ng/ml olarak bulunmuştur. Katılımcıların D vitamini düzeyleri sınıflandırıldığında %52'sinde D vitamini eksikliği (<20,00 ng/ml) olduğu görülmüştür. Katılımcıların PUKİ puan ortalaması 5,99±2,84 olarak bulunmuştur. Katılımcıların %69,0'u kötü uyku kalitesine sahiptir. Uyku kalitesi ile D vitamini düzeyi ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). İyi uyku kalitesine sahip bireylerin ortalama D vitamini düzeyi kötü uyku kalitesine sahip bireylerden daha yüksektir. Üç ana öğün tüketme ile uyku kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p <0,05). İyi uyku kalitesine sahip bireylerin %71,0'nin üç ana öğün tükettiği saptanmıştır. Uyku kalitesi ile KİDMED toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). İyi uyku kalitesine sahip bireylerin KİDMED ortalama toplam puanı kötü uyku kalitesine sahip bireylerin ortalama puanından daha yüksektir. D vitamin yetersizliği, toplumda önemli sağlık sorunlarına yol açabilme potansiyelinde olduğundan üzerinde önemle durulması, ulusal ve uluslarası beslenme plan, politikalarında yer verilmesi gereken bir konudur. Uyku kalitesini etkileyen faktörlerin daha net anlaşılabilmesi için uyku kalitesinin klinik cihazlarla ölçüldüğü büyük örneklem gruplarında yapılan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı sporcuların vücut bileşiminin, beslenme durumu ile yeme tutum ve davranışlarının saptanması
Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne Bağlı Sporcuların Vücut Bileşiminin, Beslenme Durumu ile Yeme Tutum ve Davranışlarının Saptanması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisanüstü Eğitim Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2023. Bu çalışmanın amacı, Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı sporcuların vücut bileşiminin, beslenme durumu ile yeme tutum ve davranışının saptanmasıdır. Araştırma, kesitsel tanımlayıcı bir çalışma olup, Ankara ili T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı Sporcu Sağlığı, Performansı ve Hizmet, Kalite Standartları Daire Başkanlığı'nda Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'ne bağlı, yaş ortalaması 19,1±2,63 yıl olan, toplam 64 erkek sporcu çalışmaya gönüllü katılmıştır. Sporcuların genel özelliklerini, beslenme durumunu sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Sporculara yeme tutumlarını saptamak için Yeme Tutum Testi (EAT-40) ve yeme davranışını değerlendirmek için Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) uygulanmıştır. Sporcuların vücut kompozisyonu analizi için Hava Değişim Pletismografisi (BOD POD) ve Biyoelektrik İmpedans Analizörü (BIA) kullanılmış, dinlenme metabolik hız (DMH) ölçümü ise indirekt kalorimetre aracı FITMATE ile ölçüm gerçekleştirilmiştir. Toplam (EAT-40) puanı 11,2±6,35 olarak bulunmuştur. Branş bazında incelendiğinde ise boks yapan sporcuların toplam EAT-40 puanı (15,3±6,81), güreş (8,7±5,49) ve judo (8,2±3,07) yapan sporculara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). DEBQ alt ölçeklerinden duygusal, kısıtlayıcı ve dışsal yeme davranışı toplam puanları ise boks, güreş ve judo için sırasıyla; 22,9±11,07, 23,8±8,09 ve 30,0±7,76 olarak belirlenmiştir. Duygusal yeme tutum puanı arttıkça sporcuların enerji alımının ve vücut ağırlığının da arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sporcuların BOD POD ve BIA analizlerine göre vücut yağ yüzdeleri sırasıyla; %11,3±5,83 ve %14,4±5,95, yağsız vücut kütleleri oranları sırasıyla %66,6±12,44 ve %65,1±9,83 olarak belirlenmiştir. FITMATE analizine göre sporcuların DMH ortalaması 2228,2±462,12 kkal olduğu saptanmıştır. Sporcuların vücut kompozisyonuna bağlı faz açısı değerleri incelenmiş ve normal aralıkta olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sporcuların başarı profilini etkileyen sporcu beslenmesi ve vücut bileşimini araştıracak olan çalışmalara ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sporcu beslenmesi, yeme tutumu, yeme davranışı, vücut bileşimi
Tip 2 diyabetlilerde besin destekleri ve bitkisel ürünlerin kullanılma durumlarının ve etkileyen faktörlerin araştırılması
Bu çalışmanın amacı; İzmir ilinde özel bir hastaneye ayaktan ya da yatarak tedavi olmak için başvuran 18-65 yaşları arasındaki (genel yaş ortalaması 46,0±11,97 yıl) yetişkin tip 2 diyabet tanısı almış bireylerin besin desteklerini ve bitkisel ürünleri kullanma durumlarının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Çalışma 18-65 yaş arası 162 tip 2 diyabetik yetişkin birey (76 erkek, %46,9; 86 kadın, %53,1) üzerinde yapılmıştır. Erkek katılımcıların BKİ ortalaması 27,3±5,01 kg/m2, kadın katılımcıların ise 27,6±3,69 kg/m2 olarak bulunmuştur. Araştırma kapsamına alınan bireylerin genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, sağlıklı yaşam ile ilgili alışkanlıklarını, hastalık bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını, besin destekleri ve bitkisel ürün kullanımlarını ve etkileyen faktörleri, fiziksel aktivite durumlarını ve 24 saatlik besin tüketim durumlarını sorgulayan soru kâğıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Tip 2 diyabeti için besin desteği kullanan katılımcılar (%56,2) arasında D vitamininin en çok tercih edilen (%41,8) besin desteği olduğu saptanmıştır. Tip 2 diyabeti için bitkisel ürün kullanan katılımcıların oranı %73,5 iken bu bireylerin en yüksek oranda (%54,6) tercih ettiği ürünün tarçın olduğu belirlenmiştir. Bu destekleri kullanan bireylerin %59,2'si kullanma nedenlerinin diyabet tedavisinin etkinliğini artırmak olduğunu ifade etmiştir. Bireylerin %50'sinin destek ürünlerini uzmanların önerisiyle kullandığı, %43,8'inin akraba/arkadaş çevresinin önerisiyle kullandığı tespit edilmiştir. Besin destekleri ve bitkisel ürünleri kullanan bireylerin %45,7'sinin kullandıkları ürünleri, sağlık süreçlerini takip eden uzmanlarla (hekim, diyetisyen vb.) paylaşmadıkları saptanmıştır. Besin desteklerini ve bitkisel ürünleri kullanan katılımcıların fiziksel aktivite düzeylerinin kullanmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak besin desteklerinin ve bitkisel ürünlerin tip 2 diyabetlilerde yaygın olarak kullanıldığı saptanmıştır. Kullanılan ürünlerin mevcut sağlık problemleriyle ve ilaçlarla etkileşime girmemesi önemlidir. Bu nedenle bu ürünlerin bilinçli kullanımı için durumun sağlık süreçlerini takip eden uzmanlarla (hekim, diyetisyen vb.) paylaşılması ve konuyla ilgili görüşlerinin alınması gerekmektedir. Besin desteklerinin ve bitkisel ürünlerin sağlık faydaları için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Tip 2 Diyabet hastalarında duygusal iştahın beslenme durumu ve metabolik kontrol parametreleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Tip 2 diyabet hastalarında duygusal iştahın beslenme durumu ve metabolik parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmektedir. Çalışma Şanlıurfa Harran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyet Polikliniği'ne başvuran, toplam 66 (Erkek:28, %42,4, Kadın: 38,%57,6) Tip 2 diyabet hastasında yürütülmüştür. Hastaların genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, fiziksel aktivite yapma durumunu ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan sorukağıdı yüz yüze yöntemle uygulanmıştır. Hastalara Duygusal İştah Anketi (Emotional Appetite Questionnaire-EAQ) ve Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (PREDIMED/MEDAS) uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması (±SS) 50,4±8,9 yıldır. Erkeklerde günlük enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen oranı sırasıyla %56±8,9 %14,7±1,8, %29,2±8,5, kadınlarda ise sırasıyla %53±9,1, %15,8±2,1, %31,3±9'dur. Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalama (±SS) erkeklerde 30,2±5,8 ve kadınlarda 34,3±7,0 kg/m2'dir. Bireylerin %32,3'ü (E: %50,0, K: %19,0) hafif şişman ve %60,0'ı (E: %39,5, K: %75,6) şişmandır. Hastaların açlık kan şekeri (E: %96,4, K:%92,1), tokluk kan şekeri (E:%60,7, K:%57,9), HbA1c (E: %92,9, K:%78,9) değerleri yüksektir, farklar cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Erkeklerin üre (E:44,9±31,7, K:28,9±9,6 mg/dL) ve kreatinin (E: 1,2±0,5, K: 0,8±0,5 mg/dL) değerleri kadınlardan daha yüksektir. Hastaların fiziksel aktivite düzeyi (PAL) ortalama (±SS) 1,50±0,23'dir. Hastaların PREDIMED/MEDAS puan ortalaması 6,9±1,9 (E: 6,54±1,6; K: 7,1±2,1)'dur. Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği'ne erkeklerin %71,4'ü ve kadınların %63,2'si orta uyumludur ve cinsiyete göre aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Hastaların ortalama olumsuz duygu ve iştah puanları (E: 4,1±1,2; K: 3,3±1,5) olumlu duygu ve iştah puanlarına (E: 6,1±0,7; K: 5,9±0,8) göre daha düşük bulunmuştur. Tip 2 diyabet hastalarına beslenme eğitiminin yanı sıra multidisipliner bir tedavi yaklaşımı hastalığın seyri ve kronik hastalıkların oluşmaması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 diyabet, Beslenme durumu, Akdeniz diyeti, Duygusal iştah
Ultra işlenmiş besin tüketiminin obezite üzerinde etkisinin incelenmesi
Gelişen ekonomiyle birlikte yaygınlaşan ultra işlenmiş besinler; hayatımızda daha çok yer almaya başladı. Bu çalışmanın amacı Gaziantep ilindeki bir Sağlıklı Yaşam Merkezine başvuran yetişkin bireylerin ultra işlenmiş besin tüketimlerinin; obezite durumu ile diğer bazı değişkenlerle arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma bu merkeze başvuran 18-64 yaş arası toplam 393 kişi (206 kadın, %52.4; 187 erkek, %47.6) üzerinde yürütülmüştür. Araştırma kapsamına alınan bireylerin genel özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, fiziksel aktivite durumlarını ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan soru kâğıdı yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Bireylerin fiziksel aktivite durumlarını saptamak için; Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi- Kısa Formu (IPAQ-Short Form) ve besin tüketim alışkanlıklarını saptamak için; Besin Tüketim Sıklığı Formu uygulanmıştır. Beden kütle indeksi (BKİ), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınıflamasına göre bireylerin %49.76'sı fazla kilolu ve %25.1'i şişmandır. Katılımcıların günlük enerji ve makro besin ögesi alımlarının önerilen miktarın üzerinde, lif alımlarının ise yetersiz olduğu görülmüştür. Tüm katılımcılar A vitamini, B2, niasin, B12, sodyum, fosfor gereksinmelerini önerilen miktarda karşılarken; D vitamini, E vitamini, B1, folat, C vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir gereksinmesini önerilen miktarda karşılayamamaktadır. Ayrıca kadın katılımcıların biyotin, B6 alımları da yetersizdir. Analiz sonucuna göre; günlük alınan enerjinin %34.27'si; şekerin %28.1'i; sodyumun %17.89'u; doymuş yağın %35.35'i; kolesterolün %14.15'i ultra işlenmiş besinlerden sağlandığı görülmüştür. Katılımcılara ait BKİ ile ultra işlenmiş besin tüketim değerleri arasında istatistiksel olarak doğrusal yönde, anlamlı yüksek bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05). IPAQ skoru değeri ile ultra işlenmiş besin tüketim düzeyleri arasında istatistiksel negatif yönde anlamlı, bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0.05). Aynı zamanda abdominal obezite sınıflandırma sonuçlarına göre ultra işlenmiş besin tüketim miktarları karşılaştırıldığında; aralarında istatistiksel olarak doğrusal yönde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonuçlardan hareketle sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi için toplumun bilinçlendirilmesi fayda/ zarar farkındalığı oluşturulmalıdır.
İnönü Üniversitesi öğrencilerinin beslenme bilgi düzeyi ve Akdeniz diyetine uyum durumlarının belirlenmesi
Yetersiz ve dengesiz beslenme ülkemizde önemli bir sorundur ve beslenme sorunlarının sıklıkla görüldüğü gruplardan biri de üniversite öğrencileridir. Üniversite eğitiminin başlamasıyla aile evinden ayrılan üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarında değişimler gözlenmektedir. Öğrencilik döneminde dışarıda harcanan zamanın fazla olması, evde yemek pişirme ve ev yemeği yeme alışkanlığı yerini kolay ulaşılabilen, ucuz ve sağlıksız besinlere bırakmaktadır. Gençlerin beslenme alışkanlıklarını etkileyen bir diğer önemli faktör beslenme bilgi yetersizliğidir. Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde beslenme bilgi düzeyini saptamak ve beslenme eğitimi alma durumunun beslenme bilgi düzeyi ve Akdeniz Diyeti'ne uyum üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya gönüllü 216 üniversite öğrencisi katılmıştır. Bu araştırmada öğrencilerin demografik özellikleri, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyleri sorgulanmış ve 'Yetişkinler için Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (YETBİD)' ile 'Akdeniz Diyeti' ne Uyum Ölçeği (KIDMED) uygulanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %43,1'i erkek, %56,9'u kız olup yaş ortalamaları 21,3±2,3'tür. Öğrencilerin %81,0'i iki ana öğün tüketmektedir ve en çok atlanan öğün öğle öğünüdür. Öğrencilerin %70,4'ü sağlıklı vücut ağırlığına sahiptir. Öğrencilerin %20,4'ü çok hafif, %56,9'u hafif aktivite düzeyindedir. Öğrencilerin %49,5' inin temel beslenme bilgisi orta düzeydedir ve beslenme eğitimi alan öğrencilerin temel beslenme bilgisi daha yüksektir (p<0,01, r=0,406). Erkek öğrencilerin %51,6'sının; kız öğrencilerin %47,2'sinin Akdeniz Diyeti' ne uyumları orta düzeydedir. Beslenme eğitimi alan öğrencilerin Akdeniz Diyeti' ne uyumları beslenme eğitimi almayanlardan daha yüksektir (p<0,05). Sonuç olarak beslenme eğitimi alma öğrencilerin beslenme bilgi düzeyini ve en sağlıklı beslenme şekli olarak kabul edilen Akdeniz Diyeti'ne uyumlarını etkilemektedir. Bireyler sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve sürdürülmesi için doğru beslenme konusunda eğitilmelidir. Anahtar Kelimeler: Akdeniz Diyeti, Beslenme Eğitimi, YETBİD, KİDMED
Kadın üniversite öğrencilerinde hedonik açlık durumları ile Akdeniz Diyet Kalite İndeksi arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı; Beslenme ve Diyetetik Bölümü ve Hemşirelik Bölümü kadın öğrencilerinde hedonik açlık durumları ile Akdeniz Diyet Kalite İndeksi arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Araştırma, Şubat 2023- Nisan 2023 tarihlerinde 176 kadın öğrenci üzerinde elektronik ortamda yürütülmüştür. Katılımcılara Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) ve Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (KIDMED) uygulanmış olup öğrencilerin beslenme durumlarına ilişkin anket soruları kullanılmıştır. Katılımcıların %58,5'inde hedonik açlık varlığı saptanmıştır. Hedonik açlık bulunan 103 kadının %76,7'si Hemşirelik Bölümü öğrencisidir. Katılımcıların BGÖ puan değerlerine göre öğrenim gördükleri bölüm arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Kadınların %55,1'inin KIDMED puanı 4-7 puan arasında olup diyetlerinin iyileştirme gerektiği %14,2'sinin ise ≥8 puan alarak Akdeniz diyetine uyumlarının en uygun düzeyde olduğu saptanmıştır. Katılımcıların öğrenim gördüğü bölüme göre KIDMED puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır (p>0.05). KIDMED puanı ile hedonik açlık değişkeni arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki saptanmıştır. Akdeniz diyeti, zeytinyağı, zeytin, meyve, sebzeler, tam tahıllar, baklagiller ve yağlı tohumlar gibi besinleri yüksek miktarda kırmızı et ve et ürünlerini ise düşük düzeyde öneren bir beslenme modelidir. Akdeniz diyeti en fazla araştırılan diyetlerden birisi olup, birçok sağlık sorunu ile ilişkilidir. Akdeniz diyeti ve hedonik açlık arasındaki ilişki mekanizmalarını anlamlandırabilmek için geniş çaplı çalışmalara gerek duyulmaktadır. Bu konuda farkındalık oluşturmakta diyetisyenlere önemli görev düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Hedonik açlık, akdeniz diyeti, beslenme,
İlköğretim çağı çocuklarda boyun çevresi ve obezite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Günümüzde ciddi bir halk sağlığı problemi olan obezite çocukluk çağında hızlı bir artış göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre ise önümüzdeki on yıl içinde çocukluk çağı obezitesinin yaklaşık %60 artarak 2030 yılına kadar 250 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü-European Childhood Obesity Surveillance Initiative (WHO-COSI), çalışmasında Türkiye 2013 ve 2016 verilerine göre (7-8 yaş) fazla kilolu çocukların prevalansı sırasıyla %14,2 ve %14,4, obezite prevalansı %8,3 ve %9,7 bulunmuştur. Bu çalışmada Gaziantep'te bir okulda öğrenim gören ilköğretim çağındaki çocuklarda basit bir ölçüm olan boyun çevresi ölçümü ile obezite parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 6,0-9,9 yıl olan 113 (erkek: 61, %54,0; kız: 52, %46,0) çocuk katılmıştır. Antropometrik ölçümler (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, boyun çevresi vd.) tekniğine uygun olarak yapılmıştır. Çocuklara "Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Ölçeği-ABFA-TR (The Family Nutrition and Physical Activity Screening Tool-FNPA)" Fiziksel Aktivite Soru Formu-Çocuk (Physical Activity Questionnaire for Older Children-PAQ-C) ve Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (KIDMED) uygulanmıştır. Çocuklarda ortalama (±S) yaş 8,0±1,00 yıl, beden kütle indeksi (BKİ) ise erkeklerde 18,4±4,36, kızlarda 17,6±3,86 kg/m2, boyun çevresi erkeklerde 28,6±2,74 cm, kızlarda 27,4±2,09 cm bulunmuştur. Yaşa göre BKİ değerine göre tüm çocukların %19,5'i (E: %18,0, K: %21,2) fazla kilolu (≥1SD –<2SD) ve %20,4'ü (E: %24,6, K: %15,4) ise şişman (≥2SD)'dır. Ortalama KIDMED puanı 5,6±2,12'dir (E: 5,5±2,31, K: 5,8±1,88). Boyun çevresi; Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Tarama Ölçeği (r: -0,350), Fiziksel Aktivite Soru Formu (r: -0,301) ve KIDMED ölçeğiyle (r: -0,248) negatif yönde anlamlı korelasyon göstermektedir. Benzer olarak boyun çevresi ölçümü çocuklardan alınan bel/kalça oranı dışındaki tüm antropometrik ölçümlerle pozitif yönlü anlamlı korelasyon göstermektedir (p<0,05). Çocuklarda boyun çevresi değeri arttıkça BKİ (r: 0,810), bel çevresi (r: 0,787), kalça çevresi (r: 0,795), bel çevresi/boy uzunluğu oranı (r: 0,649), üst orta kol çevresi (r: 0,777), triseps (r: 0,697) ve subskapular (r: 0,672) deri kıvrım kalınlıkları, vücut yağ yüzdesi (r: 0,736), vücut yağ kütlesi (r: 0,643) ve vücut yağ miktarının (r: 0,761) da arttığı belirlenmiştir. Bu çalışma boyun çevresi ölçümünün obeziteyi saptamak için kullanılan diğer antropometrik ölçümlerle yüksek korelasyona sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle basit ve etkili bir yöntem olan boyun çevresi ölçümü çocukluk çağı obezitesini saptamak için kullanılabilecek pratik, kolay ve hızlı yapılabilen, etkin bir antropometrik ölçümdür.
Primer ailesel hiperkolesterolemi tanılı hastalarda diyet tedavisinin büyüme, büyümenin biyokimyasal belirteçleri ve kalp damar sağlığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Primer ailesel hiperkolesterolemi (AH) tanılı hastalarda diyet tedavisinin büyüme, büyümenin biyokimyasal belirteçleri ve kalp damar sağlığı üzerine etkisini saptamak amacı ile planlanan ve yürütülen bu araştırma, Çukurova Üniversitesi Hastanesi Pediatrik Metabolizma Bilim Dalı'nda izlenen 5-10 yaş aralığında 30 AH tanılı çocuk ile Şubat 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın başında (0. ay), araştırmaya katılan tüm olguların sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve beden kütle indeksi Z-skorları ile boy uzunluğu Z-skorları hesaplanmıştır. Araştırmanın başında veri toplama süreci tamamlandıktan sonra olgulara özgü diyet tedavileri düzenlenmiş ve ayrıntılı diyet eğitimi verilmiştir. Araştırmanın başında, 3. ayında ve sonunda (6. ay), tüm olguların 3 gün boyunca 24 saatlik besin tüketim kayıtları alınmış ve beraberinde kolesterol içeren besinlerin tüketim sıklıkları sorgulanmıştır. Olguların genel fiziksel aktivite düzeylerini değerlendirmek amacıyla Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formu (IPAQ-Kısa Form) kullanılmıştır. Ailesel hiperkolesterolemili olguların izleminde değerlendirilen biyokimyasal parametreler, radyolojik ve kardiyolojik incelemeler araştırmacı tarafından araştırmanın 0. ve 6. ayında kaydedilmiştir. Başvuru IGF-1 Z-skor değeri ile karbonhidrat karşılama yüzdesi arasında orta düzey negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Altıncı ay LDL-K düzeyleri ile toplam yağ alımı arasında orta düzey negatif yönlü; doymuş yağ asitleri ile arasında ise orta düzey pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Çocuklarda diyet tedavisi standart kalıplara indirgenemeyeceği için aile bireylerinin de katıldığı, bireyin fiziksel, sosyal ve kültürel özelliklerinin dikkate alındığı bir diyet tedavisinin düzenlenmesi ve bu tedavinin sık izleminin sağlanması çocukların diyete uyumunu artıracaktır. Anahtar Kelimeler: Primer ailesel hiperkolesterolemi, IGF-1, diyet tedavisi, büyüme
Farklı pişirme tekniklerinin et grubu besinlerdeki tiamin, folat ve çeşitli mineraller üzerine etkisi
Bu çalışma, yaygın olarak tüketilen gıdalardan kırmızı et ve beyaz et örneklerine farklı pişirme teknikleri (fırında pişirme tekniği, airfryer pişirme tekniği) uygulanarak besinlerdeki, bazı vitamin (tiamin, folat) ve minerallerin (kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, potasyum, çinko) pişirme tekniklerine göre vitamin-mineral kayıp oranlarını saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Numuneler Gaziantep ilinde bulunan yerel kasaplardan temin edilmiştir. Deneysel olan bu çalışmada tüm analizler AOAC (Uluslararası Amerikan Resmi Analitik Kimyacıları Birliği) metotlarına göre yapılmıştır. Verilerin analizleri tek yönlü varyans analiz metodu (One-way ANOVA) ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre fırın ve airfryer pişirme teknikleri karşılaştırıldığında kırmızı ette en çok vitamin kaybı folat için %31,6, ve tiamin için %7,6 kayıpla fırında pişirme tekniğinde gerçekleşmiştir. Beyaz ete bakıldığında folat kaybı %28,4 oranla en çok yine fırında olurken tiamin kaybı hem fırın hem de airfyer pişirme tekniklerinde %7,6 oranında kayıp ile aynı bulunmuştur. Kırmızı ve beyaz ette vitamin kaybı genel olarak en yüksek fırında pişirme tekniğinde saptanmıştır. Kırmızı ve beyaz etin mineral içeriği ile ilgili bulgular ele alındığında kırmızı ette en yüksek mineral miktarı artışı fırında pişirme tekniğinde ve çinkoda (%107,65) bulunmuştur. En yüksek kayıp oranı genel olarak airfyer pişirme tekniğinde çinko (%11,26) ve demir (%8,10) minerallerinde saptanmıştır. Benzer şekilde beyaz etteki mineral kayıp ve artış yüzdelerini incelediğimizde en yüksek artış miktarı fırında pişirmede çinko (%300), ve potasyumda (%123,38), en yüksek kayıp oranı ise airfryerda demir (%94,36) ve kalsiyumda (%73,49) görülmüştür. Sonuç olarak her iki pişirme tekniğini ele aldığımızda fırında pişirmede vitamin kayıpları daha yüksekken airfryer pişirme tekniğinde ise mineral kayıpları daha yüksektir.
İzmit Seka Devlet Hastanesi Diyet Polikliniğine başvuran insülin direnci tanısı konmuş hastalarda yeme bağımlılığı, yeme davranışı ve fiziksel aktivite durumu arasındaki ilişkinin saptanması
Korelasyonel kesitsel tipteki bu araştırma; insülin direnci tanısı konmuş bireylerde yeme bağımlılığı, yeme davranışı ve fiziksel aktivite durumu arasındaki ilişkiyi değerlendirmek, tedaviye katkı sağlayacak bir yaklaşım geliştirmek ve diyabet, şişmanlık gibi sık rastlanan kronik hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmalara katkı sağlamayı amaçlamıştır. Bu çalışma 01.08.2022 - 31.05.2023 tarihlerinde İzmit Seka Devlet Hastanesi bünyesinde İç Hastalıkları Uzmanı tarafından insülin direnci tanısıyla Diyet Polikliniğine yönlendirilen 30-50 yaşlarında, 50 erkek ve 50 kadın bireyle yapılmıştır. Çalışmada, bireylerin genel bilgilerini ve antropometrik ölçümlerini kapsayan anket formu, Hollanda Yeme Davranışı Anketi, Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği ve WHO uluslararası fiziksel aktivite soru kağıdının kısa formu kullanılmıştır. Hastane bilgi sisteminden bireylere ait laboratuvar bulguları alınmıştır. Bu çalışmada kadınların BKİ ortalaması 35,93 ±5,33 kg/m², erkeklerinse 33,39 ± 4,57 kg/ m²'dir. Yeme bağımlılığı olan ve olmayanların fiziksel aktivite düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca yeme bağımlılığı olanlar ile olmayan insülin dirençli bireylerin gün içerisinde yaptığı ana öğün sayısı ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). Yeme bağımlılığı olan insülin dirençli bireylerin tavuk ve patates tüketim sıklıkları yeme bağımlılığı olmayanlara göre istatiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). İnsülin direnci olan bireylerin LDL kolesterol düzeyleri yeme bağımlılığı durumunda anlamlı bir farklılık göstererek daha yüksek bulunmuştur (p <0,05). Boyun çevresiyle HDL ve LDL zayıf düzeyde negatif yönlü çok önemli bir ilişki saptanmıştır (p<0,01). İnsülin direnci olan bireylerde yeme bağımlılığı bulunma durumuna göre yeme davranışının farklılık gösterdiğini işaret eden bu çalışma yeme davranışında yapılacak değişikliğin insülin direnci tedavisine katkı sağlayacağını işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: İnsülin Direnci, Yeme Bağımlılığı, Yeme Davranışı
Huzurevinde yaşayan yaşlılarda kırılganlık, sarkopeni ve malnütrisyon durumunun belirlenmesi
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre son 5 yılda yaşlı nüfus %22,6 oranında artmıştır. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının %10,0'u geçmesi nüfusun yaşlanmasının bir göstergesidir. Nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfusun; 2030 yılında toplumun %12,9, 2040 yılında %16,3, 2060 yılında %22,6 ve 2080 yılında %25,6'sını oluşturması beklenmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yaşlı nüfus artmaktadır. Kırılganlık, sarkopeni ve malnütrisyon yaşlılarda sıklıkla görülen sorunlardır. Bu tez çalışması 61 yaşlı (44 erkek, %72,1; 17 kadın, %27,9) ile yürütülmüştür. Gaziantep İlinde yer alan Gaziantep Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İl Müdürlüğüne bağlı olan Gaziantep Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve Nizip Huzurevi Müdürlüğünde ikamet eden yaşlı bireylere yüz yüze soru kâğıdı uygulanmış, demografik özellikleri belirlenmiştir. Yaşlılara Mini Nutrisyonel Araştırma Tarama Testi (MNA), R-MAPP (Remote Malnutrition Application for Primary Practice) ve Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EFS) uygulanmıştır. Yaşlıların yaş ortalaması (±SS) 71,9±7,0 yıldır. Huzurevinde kalış süresi ortalaması (±SS) 27,0±29,1 ay olarak belirlenmiştir. Son 3 ayda; %14,8'nin vücut ağırlığı kaybettiği ve %21,3'ünün vücut ağırlığının arttığı belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin %37,7 si düzenli olarak sağlık kontrolünden geçtiklerini beyan etmiştir ve %70,5'inin hekim tarafından tanısı konmuş sağlık sorunu vardır. Yaşlı bireylerin %30,2'sinde kalp-damar hastalıkları, %28,6'sında hipertansiyon ve %19,0'unda diyabet sorunu olduğu belirlenmiştir. Hastalığı ile ilgili diyet uygulamayanların oranı %62,3 iken, %91,8'i günlük hareketlerinde birinden yardım almamaktadır. Son 1 yılda düşme sayısı ortalama (±SS) 1,0±2,1'dir ve %36,1'inde düşme korkusu vardır. Düzenli olarak egzersiz/spor yapanların oranı %14,8 ve son bir hafta içerisinde yürüyüş yapanların oranı %44,3 olarak belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin %54,1'inin egzersiz/spor yapmalarını fiziksel olarak engelleyen durumları vardır. Yaşlılar günün büyük çoğunluğunu televizyon izleyerek (%60,7) ve arkadaşlarınla sohbet ederek (%34,4) geçirmektedir. Edmonton kırılganlık puan ortalamaları (±SS) erkeklerde 4,9±2,4 ve kadınlarda 6,8±2,3'dir. Kırılganlık skoruna göre yaşlıların; %37,7'si kırılgan değil (0-4 puan), %31,1'i duyarlı (5-6 puan) ve %21,3'ü hafif kırılgan (7-8 puan) bulunmuştur. MNA puan ortalamaları (±SS) 24,2±3,2'dir. Yaşlıların; %68,9'u MNA'ya göre normal nutrisyonel durum göstermekte (24-30 puan), %29,5'i malnütrisyon riski (23,5-17 puan) taşımaktadır ve %1,6'sı ise malnütrisyonludur (<17 puan). R-MAPP'te yer alan MUST (Malnutrition Universal Screening Tool) skoruna göre yaşlıların; %85,2'si düşük (0 puan), %9,8'i orta (1 puan), %4,9'u yüksek (≥2 puan) malnütrisyon risk grubundadır. SARC-F skorlarına göre yaşlıların %29,5'i (≥4 puan) sarkopeniktir. Erkek ve kadın yaşlı bireylerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi ve kalça çevresi ortalamaları (±SS) sırasıyla 75,9±12,8 kg, 170,8±4,6 cm, 104,0±10,9 cm ve 98,7±10,1 cm; 74,8±14,2 kg, 155,9±8,2 cm, 112,7±10,6 cm ve 106,4±11,4 cm olarak belirlenmiştir. El kavrama gücü ortalaması erkek yaşlı bireylerde 25,3±6,4 kg iken kadınlarda 13,3±3,7 kg olarak belirlenmiştir. Erkek bireylerin ortalama (±SS) enerji alım miktarları 1286,8±406,7 kkal, kadın bireylerin 1338,5±475,4 kkal iken enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan karşılanma yüzdeleri sırasıyla erkeklerde %48,2±7,3 %16,4±4,7 ve %35,2±8,2 iken kadınlarda %50,1±7,2 %16,7±3,7 ve %33,1±7,2'dir. Huzurevinde yaşayan yaşlılarda kırılganlık, sarkopeni ve malnütrisyon riski belirlenmiştir. Yaşlılara yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, programlar oluşturulması ve uygulanması gerekmektedir.
Hepatik tutulum ile giden glikojen depo hastalarında Diyet İnflamatuvar İndeksinin karaciğer enzimleri yüksekliği ile ilişkisi
Bu çalışmada hepatik tutulumlu ile giden glikojen depo hastalığı (GDH) tanılı hastaların beslenme durumlarının değerlendirilerek diyetin inflamatuvar etkisinin karaciğer enzimleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Çukurova Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma Polikliniğinde, Hepatik Tutulumlu GDH tanısı ile takip edilen 2-18 yaş arası, 22'si (%55) erkek ve 18'i (%45) kadın olmak üzere 40 hasta üzerinde yapılmıştır. Akrabalık durumuna göre, katılımcıların %72,5'i kuzen olduğunu belirtirken, %27,5'i böyle bir akrabalık ilişkisi olmadığını ifade etmiştir. Hastalık tiplerine göre, katılımcıların %20' sinin tip Ia, %27,5'inin tip III, %10'unun tip VI, %35'inin tip IX ve %7,5'inin tip XI tanısı ile takip edildiği belirtilmiştir. Bazalda ve 3. ayda hastalara diyet inflamatuvar indeks (Dİİ) skorunu azaltacak diyet önerileri verilmiştir. Besin tüketim kaydı (BTK) ve besin sıklık formlarından elde edilen bilgiler ile Dİİ skorları hesaplanmıştır. Bazal değerlendirmede hastaların boy uzunluğu Z-skoru -1,55±2,50 SDS iken, çalışma sonunda -1,45±1,84 SDS olduğu, yağsız kas kütlesinin başlangıçta 25,60±13,61 kg iken, çalışma sonunda 26,17±12,64 kg olduğu görüldü. Boy uzunluğu Z-skoru ve yağsız kas kütlesinde görülen artışın istatiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (sırasıyla p˂0,05, p=0,001). Yavaş salınımlı karbonhidrat desteği (çiğ mısır nişastası veya glycosade) kullanımına göre çalışma süresince gruplar arasında Dİİ skorunun farklılık göstermediği saptandı (p>0,05). Antiinflamatuvar özellikte diyet tüketimi sonrasında bazale göre 6. ayda hastaların aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) ve trigliserid (TG) düzeylerindeki düşüş istatiksel olarak anlamlı değilken, kolesterol düzeyindeki düşüş anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmamızda, Dİİ skoru göz önüne alınarak düzenlenen diyetin farklı alt tiplerdeki GDH hastalarında büyüme, yağsız vücut kitlesi, karaciğer fonksiyon testleri ve hiperlipidemi üzerine istatistiksel olarak anlamlı olumlu etkilerinin olduğu görülmüştür. Çalışmanın sonunda daha fazla sayı/alt tiplerdeki hastalarda yapılacak Dİİ değerlendirmeleriyle oluşturulacak diyetlerin, Dİİ'nin hastalığın seyri üzerine doğrudan/dolaylı etkileri konusunda daha net bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.
Sosyal medya kullanan yetişkin bireylerin beden kütle indeksi, uyku kalitesi ve sağlıklı yeme davranışı yönünden değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin beslenme bilgileri, sosyal medya paylaşımları, beden kütle indeksi (BKI), uyku kalitesi, vücut algısı ve sağlıklı yeme davranışı yönünden araştırılmasıdır. Çalışma, Ekim 2022- Şubat 2023 tarihlerinde Gaziantep il sınırları içerisinde yer alan Şehitkamil ve Şahinbey ilçelerindeki 6 mahallede (İbrahim, Emek, Karataş, Akkent, Perilikaya, Yeditepe) yaşayan 18-65 yaş aralığındaki %52,5'i erkek, %47,5'i kadın olmak üzere 200 gönüllü birey arasında yapılmıştır. Tüm bireylerin demografik özellikleri, vücut ağırlığı, boy uzunluğu gibi antropometrik ölçümleri alınmış, BKİ'leri hesaplanmış ve değerlendirilmiştir. Ayrıca 'Yeme Tutum Testi (YTT-40)', 'Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ)' ve 'Vücut Algısı Skalası' uygulanmıştır. Veriler uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. En fazla kullanılan sosyal medya platformunun Instagram olduğu saptanmıştır. Bireylerin yeme tutum testine göre sıradan bir günde ne sıklıkla sosyal medyaya girerseniz sorusuna verilen cevapların ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,036, p<0,05). Sosyal medyaya giriş sıklığı arttıkça yeme bozukluğu da artmaktadır. Bireylerin YTT-40 testine göre BKI ortalamaları arasında, PUKİ'ye göre vücut ağırlıkları ortalamaları arasında ve cinsiyete göre vücut algı ortamları arasında sırasıyla (p=0,030, p<0,05), (p=0,009, p<0,05), (p=0,042, p<0,05) olmak üzere istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Yeme tutum testi ile PUKİ arasında negatif yönde istatiksel açıdan anlamlı korelasyon (r=-,172, p<0,05) buna karşın YTT-40 ile vücut algısı arasında pozitif yönde istatiksel açıdan anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=,349, p<0,05). Sosyal medya bilgiye ulaşmada hızlı ve etkili bir araç olup, paylaşılan beslenme ile ilgili bilgilerin konunun uzmanları tarafından yapılması ve ciddi olarak denetlenmesi gerekir.
Morbid obez bireylerde uygulanan zayıflama diyeti ile farmakolojik tedavinin ağırlık kaybı ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma morbid obez bireylere uygulanan yağ oranı farklı ( enerjinin % 25-30' u ile enerjinin %20-24 'ü yağdan gelen düşük yağlı diyet) 2 zayıflama diyeti ile farmakolojik tedavinin ve diyetle kombinasyonunun ağırlık kaybı başta olmak üzere bazı önemli kan parametreleri üzerine etkilerini ortaya koymak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrinoloji Polikliniği'nde gerçekleşmiştir. Çalışmaya, bu çalışmanın süresi olan 3 ay içinde, 18-65 yaş arasında, 63 morbid obez (Beden Kütle İndeksi> 40 kg/m2) birey katılmıştır. Araştırmaya katılan tüm bireylerin demografik özelliklerini ve beslenme alışkanlıklarını saptamak amacıyla anket formu uygulanmıştır. Beslenme durumunun değerlendirmesi amacıyla besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı formu, temel beslenme ve besin-sağlık bilgi düzeylerini ölçmek için yetişkinlere yönelik hazırlanan beslenme bilgi düzeyi ölçeği (YETBİD), fiziksel aktivite düzeyini belirlemek için fiziksel aktivite formu kullanılmıştır. Morbid obez bireyler randomize olarak üç gruba ayrılmıştır. 1.grup (n=21); standart diyet tedavisi, 2.grup (n=21); standart diyet tedavisi + farmakolojik tedavi, 3. grup (n=21); düşük yağlı (%20-24 yağ) diyet tedavisi+ farmakolojik tedavi almıştır. Üç aylık çalışma sonucunda gruplar sırasıyla (1., 2., ve 3. Grup) %8.7 (104,1 ± 7,15 kg'den 94,97 ± 6,81), %11.3 (105,3 ± 8,59 kg'den 93,47 ± 7,67 ), %12.9 (106,81 ± 10,26 kg'den 93,04 ± 8,84) vücut ağırlık kaybı yaşamıştır (p<0.05). Gruplar arası bel ve kalça çevresindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05) Üçüncü grupta ağırlık kaybı diğerlerine göre daha fazla olmuştur. Açlık kan glukozu (mg/dL), total kolesterol (mg/dL), LDL – kolesterol (mg/dL) gibi bazı kan parametrelerindeki azalma, tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmış olup, bu açıdan gruplar arasında bir fark bulunmamıştır (p <0.05). Obezite tedavisinde yaşam tarzı değişikliği ve bireye özgü planlanmış diyet programı kabul edilebilir bir sonuç vermezse farmakolojik tedavi düşünülmelidir.
Üniversite öğrencilerinin beslenme durumunun, Akdeniz Diyet Kalite Indeksinin ve gıda beslenme okuryazarlığının araştırılması
Bu çalışmanın amacı, Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin beslenme durumlarını, Akdeniz diyetine uyum ve gıda beslenme okuryazarlığı durumlarını araştırmak, bu parametreler arasındaki ilişkileri incelemek ve öğrencilerde bu konularda farkındalık oluşturmaktır. Araştırma, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde eğitim gören rastgele seçilen %44,8'i erkek ve %55,2'si kadın olmak üzere 210 gönüllü üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Yüz yüze uygulanan soru kağıdı ile öğrencilerden genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, vücut ağırlığı), fiziksel aktivite yapma durumları, 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Ayrıca Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KIDMED) ve Gıda Beslenme Okuryazarlığı Ölçeği (GBOY) uygulanmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,35±1,86 yıldır. Beden kütle indeksi (BKİ) erkeklerde 24.81±3.68 kg/m², kadınlarda ise 21.96±3.48 kg/m²'dir (p<0.05). Öğrencilerin %65,2'si normal BKİ'ye (≥18.5-<24,9 kg/m²) sahiptir. Erkek öğrencilerin %58,6'sı kadın öğrencilerin %84,5'i sigara içmemektedir. Ortalama Fiziksel Aktivite Düzeyi (PAL) değeri 1.81±.26 olup, öğrencilerin %37.7'si hafif, %37.6'sı orta aktivite düzeyindedir. Erkek öğrenciler protein, niasin, B12, fosfor ve iyot dışındaki besin öğeleri ile enerji gereksinmelerini karşılayamamaktadır. Kadın öğrenciler ise, niasin ve fosfor gereksinmelerini karşılamış, enerji ve diğer besin ögesi gereksinmelerini karşılayamamıştır. Öğrenciler arasında Akdeniz diyetine uyumu düşük, orta ve iyi olanların oranı sırasıyla %33.3, %54.3 ve %12.4' dür. Öğrencilerin %52,9'unun GBOY bilgi düzeyi yetersiz, %40.0'ının GBOY tutum düzeyi yetersiz, %45,2'sinin GBOY davranış düzeyi sınırlıdır. Öğrencilerin Akdeniz diyetine uyum düzeyleri arttıkça gıda beslenme okuryazarlığı tutum ve davranış düzeyleri de anlamlı şekilde artmaktadır. (p<0.05). Öğrenciler sağlıklı beslenme ve beslenme sağlık etkileşimleri konusunda eğitilerek bilinçlendirilmeli, sağlıklı beslenme davranışları edinmeleri sağlanmalıdır.
Masa başı çalışanlarda beslenme durumu, fiziksel aktivite ve diyabet risk düzeyinin araştırılması
Diyabet dünya çapında önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, diyabet tanısı almamış masa başı çalışan 18-65 yaş arası bireylerde beslenme durumu, fiziksel aktivite ve diyabet risk düzeyinin araştırılması ve aralarındaki ilişkinin irdelenmesidir. Araştırma, Ankara'da bir kamu kuruluşunda çalışan 110 gönüllü birey ile yürütülmüştür. Bireylere bir anket uygulanmış ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Bireylerin beslenme durumunu değerlendirmek için 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Fiziksel aktivite düzeyini saptamak için, 24 saatlik fiziksel aktivite düzeyinin saptanması formu kullanılmıştır. Diyabet risk düzeyini belirlemek için Finlandiya Diyabet Risk Skoru Anketi uygulanmıştır. Çalışma verileri yüz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 35,40±7,06'dır. Kadınların ortalama bel çevresi değeri 81,24±12,00 iken erkeklerin ortalama bel çevresi değeri 96,94±14,42'dir. Kadınların %65,5'inin beden kütle indeksi değeri normal aralıkta iken erkeklerin %56,4'ünün beden kütle indeksi değeri hafif şişman aralığındadır. Bireylerin %81,8'i sedanter olarak saptanmıştır. Diyabet risk değerlendirmesi sonucunda, bireylerin %40,9'u hafif risk grubunda, %20,9'u ise orta risk grubunda yer almaktadır. Kadınların ve erkeklerin, diyabet risk düzeyi arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Düşük, hafif, orta ve yüksek diyabet risk grubunda bulunan bireylerin, ortalama fiziksel aktivite düzeyi, beden kütle indeksi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel aktivite düzeyi ile diyabet risk skoru arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Yaş, beden kütle indeksi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı ile diyabet risk skoru arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, bireylerin antropometrik ölçüm değerlerinin ve fiziksel aktivite düzeyinin diyabet riski üzerinde etkin olduğu saptanmıştır.
Afyonkarahisar ili yöresel yemeklerinin beş farklı besin ögesi örüntü profili ile değerlendirilmesi
Besin ögesi örüntü profilleri, besinleri besin ögesi içeriğine göre değerlendiren bir sistem olup yiyecek ve içeceklere, menülere veya günlük besleme düzenine uygulanabilmektedir. Yöresel mutfakların genellikle gastronomi boyutuyla değerlendirildiği bilinmekte, mutfakların beslenme ve sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirmenin de önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışma, Afyonkarahisar ili yöresel yemeklerinin beş farklı besin ögesi örüntü profili ile değerlendirmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada kullanılan besin ögesi örüntü profili modelleri; NRF9.3, FSA-Ofcom WXY, SAIN-LIM, Nutri-Score ve Choices Programı'dır. Çalışmada, tarifeler 7 gruba ayrılmış ve 52 yöresel tarife değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; NRF9.3 profil puanı ortalamalarına göre en yüksek puanı salatalar, en düşük puanı çorba almıştır. FSA-Ofcom WXY puanlarına göre yöresel yemeklerin %36,54'ü daha az sağlıklı, %63,46'sı daha sağlıklı olarak tanımlanmıştır. SAIN-LIM profiline göre, Sınıf 1 tüketilmesi önerilen, Sınıf 4 sınırlı tüketilmesi önerilen olmak üzere, yöresel yemeklerin %17,31'i Sınıf 1, %30,77'si Sınıf 2, %13,46'sı Sınıf 3 ve %38,46'sı Sınıf 4 olarak tanımlanmıştır. Nutri-Score profiline göre, A harfi en yüksek kalite, E harfi en düşük kalite olmak üzere, yöresel yemeklerin %26,92'si A harfi, %25'i B harfi, %28,85'i C harfi, %19,23'ü D harfi olarak tanımlanmıştır. E kategorisine ait herhangi bir tarife bulunmamıştır. Choices programı kriterlerine göre yöresel yemeklerin %3,85'i uygun, %96,15'i uygun olmayan olarak tanımlanmıştır. Bazı modellerin rank skorları arasında yüksek düzeyde, pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak, Afyonkarahisar ili yöresel yemeklerinin porsiyon ölçüsü, doymuş yağ asidi, sodyum ve eklenmiş şeker içeriği açısından değerlendirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir. Çalışma bulguları doğrultusunda ilgili otoriteler tarafından planlamalar yapılması, besin ögesi örüntü profillerinin toplum sağlığında beslenmeyi destekleyici olarak aktif kullanımı önerilmektedir.
Kronik hastalığı olan bireylerin diyetlerinin Diyet İnflamatuar İndeksi'nin araştırılması
Bu çalışma, kronik hastalığa sahip (obezite, Tip-2 Diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, kardiyovasküler hastalıklar) bireylerin diyetlerinin inflamatuar indeksinin araştırılması amacıyla 27 erkek ve 23 kadın yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Bireylerden yüz yüze görüşülerek soru kağıdı ile veriler toplanmış, antropometrik ölçümleri ve besin tüketim kayıtları alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 programında analiz edilmiş ve istatistiksel anlamda önemlilik düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Bireylerin Bel/Boy oranına göre erkek bireylerin %55.6'sı ve kadın bireylerin %78.3'ü çok yüksek risk grubundadır. Erkek bireylerin %59.3'ü günde 3 ana öğün tüketirken, kadın bireylerde bu oran %34.7'dir. Bireylerin diyetleri inflamatuar indeks skoruna göre 3 quartile ayrılmıştır. Birinci quartil (Q1) inflamasyon önleyici diyeti, ikinci quartil (Q2) inflamasyon üzerine etkisi olmayan diyeti, üçüncü quartil ise (Q3) inflamasyon artırıcı etkili diyeti temsil etmektedir. Erkek bireylerin %40.7'sinin diyeti inflamasyon önleyici (Q1), %40.7'sinin diyeti inflamasyon üzerine etkisi olmayan (Q2) ve %18.6'sının diyeti inflamasyon artırıcı (Q3) bulunmuştur. Kadın bireylerde ise %8.7'sinin diyeti inflamasyon önleyici (Q1), %56.5'inin diyeti inflamasyon üzerine etkisi olmayan (Q2) ve %34.8'inin diyetinin inflamasyon artırıcı (Q3) olduğu saptanmıştır. Anti-inflamatuar etki gösteren E vitamini, tiamin, niasin, B6 vitamini, folat, C vitamini, magnezyum, çinko, kafein, lif ve yeşil-siyah çay alım ortalamaları inflamasyon artırıcı (Q3) diyet tüketen bireylerde, inflamasyon üzerine etkisi olmayan (Q2) ve inflamasyon önleyici (Q1) diyet tüketenlere göre daha düşüktür(p<0,05). İnflamasyon önleyici (Q1) diyet tüketen bireylerin tekli doymamış, çoklu doymamış ve omega-3 yağ asidi tüketim ortalamaları diğer bireylere göre daha yüksektir(p<0,05). Bu besin ögelerinin tüketimi diyet inflamatuar skorunu düşürücü anti-inflamatuar etki göstermektedir. Bireylerin trigliserit, total kolesterol, LDL, HDL, CRP ortalama değerleri ile Dİİ quartilleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ile Dİİ skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05) ve bireyin Dİİ skoru yükseldikçe AKŞ değeri de yükselmektedir. Besin ve besin öğelerinin vücuttaki inflamatuar süreç üzerine doğrudan etkisi bulunmakta olup, fiziksel aktivite ile beraber anti-inflamatuar etkili bir diyet kronik hastalık riskinin düşürülmesi açısından önemlidir.
Çalışan ve çalışmayan kadınlarda hedonik açlık ile akdeniz diyetine uyum arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, 18-65 yaş arası çalışan ve çalışmayan kadınlarda; hedonik açlık varlığı ile Akdeniz diyetine uyum düzeyinin karşılaştırılması ve hedonik açlık ile Akdeniz diyetine uyum durumunun; Beden Kütle İndeksi (BKI) (kg/m2), sigara kullanımı, alkol tüketimi, hızlı-hazır besin tüketimi ve öğün atlama gibi durumlar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya 200 kadın katılmıştır. Katılımcıların seçiminde çalışan ve çalışmayan kadınların sayısının eşit ve/veya yakın olmasına dikkat edilmiştir. Kadınların demografik verileri, beslenme bilgi düzeyleri ve alışkanlıkları ile ilgili veriler yüz yüze anket yöntemiyle alınmış olup; hedonik açlık düzeyleri 'Besin Gücü Ölçeği (BGÖ)' ve Akdeniz diyetine uyum düzeyleri ise 'Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS)' kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerinin analizi SPSS 23.0 programıyla yapılmıştır. Verilerinin analizi sonucunda kadınların toplamda %61,6'sının 18-34 yaş arası, %22,6'sının 35-49 yaş arası ve %15,7'sinin de 50-65 yaş arasında olduğu belirlenmiştir. Kadınların çoğunun yüksekokul mezunu olduğu, bu oranı lise mezunu olanların takip ettiği saptanmıştır. Kadınlardan %43,8'inin BKI (kg/m2) değerlerinin 25 ve üzerinde olduğu, %35,5'inin hızlı-hazır besin tükettiği, %42.0'sinin öğün atladığı, %37,5'inin kahvaltı yapmadığı belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre, çalışan kadınların %74,0'ünde, çalışmayan kadınların %72,0'sinde hedonik açlık olduğu ve çalışan kadınların %48,0'inin, çalışmayan kadınların %42,0'sinin Akdeniz diyetine diğerlerinden daha düşük skorda uyum gösterdiği belirlenmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınların eğitim düzeyleri, hızlı-hazır besin tüketme ve öğün atlama alışkanlıkları ile alkol tüketme oranları, hedonik açlık düzeyleri ve Akdeniz diyetine uyum skorları benzerlik gösterirken, çalışmayan kadınlarda BKİ değerleri ile kahvaltı yapma alışkanlıkları çalışan kadınlara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Hedonik açlığı yüksek düzeyde olan kadınlarda Akdeniz diyetine uyum skorlarının daha düşük olduğu (p<0,05) tespit edilmiştir. Hedonik açlığı olmayan kadınlarda ortalama Akdeniz diyeti uyum skoru 9,1 iken, hedonik açlığı olan kadınlarda bu skor 5,5 olarak bulunmuştur. Hedonik açlığı olan kadınlar ile olmayan kadınlar arasında; BKİ (kg/m2) değeri ortalamaları (23,7 kg/m2; 23,4 kg/m2), eğitim düzeyleri, kahvaltı yapma alışkanlıkları ve alkol tüketme alışkanlıkları arasında benzerlik (p>0,05) bulunurken; hedonik açlığı olan kadınların sigara içme (%85.0) ve hızlı-hazır besin tüketme alışkanlığı (%88,7) oranının, hedonik açlığı olmayan kadınlara kıyasla daha yüksek (p<0,05) olduğu saptanmıştır. Ayrıca Akdeniz diyetine uyum skorları düşük kadınların (%45) Akdeniz diyetine uyum skoru yüksek kadınlara (%21) kıyasla daha fazla öğün atladıkları ve hızlı-hazır besin tüketme alışkanlıklarının daha fazla olduğu görülmüştür (p<0,05).
Galaktozemili çocuk ve ergenlerde ailenin hastalık ve besin etiketi okuma bilgilerinin çocukların beslenme durumları ve yaşam kalitesi ile ilişkisi
Bu çalışmada galaktozemili hastaların ve ailelerinin hastalık ve besin etiketi okuma bilgilerinin çocukların beslenme durumları ve yaşam kaliteleri ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Pediatrik Metabolizma Polikliniğinde, Galaktozemi tanısı ile takip edilen 2-18 yaş arası, 15'i (%44,1) erkek ve 19'u (%55,9) kadın olmak üzere 34 hasta ve aileleri üzerinde yapılmıştır. Ailelerin %67,6'sında akraba evliliği, hastaların %61,8'inde ise galaktozemili kardeş öyküsü olduğu saptanmıştır. Hastaların %17,6'sı(6) normal ağırlıkta, %29,4'ü(10) zayıf ve %2,9'u(1) çok zayıftır. Boy uzunluklarında ise %32,4'ü(11) normal, %41,2'si(14) kısa, %23,5'i(8) çok kısa(bodur) ve %2,9'u(1) ise uzundur. Bel çevresi/boy uzunluğu değerlendirmesinde ise %20,6'sı(7) riskli grupta yer almaktadır. Hastaların %44,1'inin diyete genellikle uyduğu ve diyete uyumun yaşla beraber azaldığı görülmüştür(p<0,05). Hastaların %52,9'u formüla kullanmakta, %67,6'sı ise en az 1 besin takviyesi kullanmaktadır. Hastaların beslenme alışkanlıkları incelenmiş, besin tüketim kaydı (BTK) ve besin tüketim sıklık formlarından elde edilen bilgiler Türkiye Beslenme Rehberi - 2022 (TÜBER-2022)'e göre değerlendirilmiştir. Hastaların %47,1'inin günlük enerji ihtiyacını karşılayamadığı, mikro besin öğesi alımlarında ise birçok hastanın günlük yeterli alım düzeyinin altında kaldığı ve en fazla eksikliğin kalsiyum alımlarında olduğu görülmüştür. Formüla kullanmayan hastaların kullananlara göre kalsiyum alımları anlamlı ölçüde düşük çıkmıştır(p<0,05). Ailelerin temel düzeyde bilgi sahibi olduğu ancak ayrıntılı bilgiye hakim olmadıkları, en fazla bilgi eksikliğinin etiket okuma konusunda olduğu ve bilgi düzeyleri arttıkça diyete uyumun arttığı görülmüştür. Hastaların yaşam kalitesi ölçek skorları örnek çalışmalardaki sağlıklı çocuk skorlarından düşük bulunmuştur. Yaşla beraber yaşam kalitesinin azaldığı, erkeklerin yaşam kalitesinin kadınlardan daha yüksek olduğu, formüla veya besin takviyesi kullanımının yaşam kalitesini etkilemediği görülmüştür. Diyete uyan ve öğün atlamayan grupta yaşam kalitesi daha yüksek bulunmuştur. Son olarak hastaların bilgi düzeyi azaldıkça yaşam kalitesinin de azaldığı saptanmıştır. Daha fazla sayıda hasta ile yapılacak farklı çalışmalarla hastalığa özgü yeni stratejiler geliştirilebileceği, ailelerin bilgi düzeyinin ve hastaların yaşam kalitesinin arttırılabileceği düşünülmektedir.
Alzheimer hastalarının beslenme durumunun fiziksel ve bilişsel fonksiyonlarla ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Alzheimer hastalarının (AH) beslenme durumunu saptamayı, beslenme ile sarkopeni, depresyon, kırılganlık, bilişsel fonksiyonlarla ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Araştırma Gaziantep ili Moral Evine kayıtlı çalışmaya katılmayı kabul eden 62 (31 erkek, 31 kadın) bireyle yürütülmüştür. Soru formu ile bireylerin; sosyo-demografik ve sağlık durumuna ilişkin bilgiler, beslenme durumunun değerlendirilmesi için Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA), 24 saatlik besin tüketimi, antropometrik ölçümler, psikososyal ve bilişsel durumun değerlendirilmesi için Mini Mental Değerlendirme Testi (MMDT), Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, biyofiziksel değerlendirme için Edmonton Kırılganlık Ölçeği, Sarkopeni Hızlı Tarama Testi (SARC-F) uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 75,3±6,1 bulunmuş olup, %83,9'u 70 yaş ve üzerindir. Beden kütle indekslerine göre %74.2 si normal ağırlığının üstündedir ve yetersiz beslenme tespit edilmemiştir ancak MNA'ya göre %56,5'i malnütsiyon riski altında %3,2'si malnütrisyonludur. MNA puanı ile enerji ve protein alımı arasında pozitif yönde orta düzey korelasyon varken (r=.309; p=.015), (r=.388; p=.002); Edmonton kırılganlık puanı ile negatif yönde orta düzey korelasyon bulunmuştur (r=-.361; p=.004). Beden Kütle İndeksi (BKİ) ile enerji alımı arasında negatif yönde düşük düzey korelasyon bulunmuştur (r=-.299; p=.018). Enerji alımı ile MNA puanı pozitif yönde orta (r=.309; p=.015) ; protein alımı ile pozitif yönde düşük ilişki (r=.704; p=.000) ve beden kütle indeksi ile negatif yönde düşük düzeyde (r=-.299; p=.018), SARC-F ile pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur (r=.323; p=.011). Protein alımı ile MNA puanı arasında pozitif yönde orta düzey ilişki (r=.388; p=.002), enerji alımı ile pozitif yönde orta ilişki bulunmaktadır (r=.704; p=.000). El kavrama gücü ile Edmonton kırılganlık puanı (r=-.307; p=.015) ve SARC-F puanı arasında negatif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur (r=-.415; p=.001). Edmonton kırılganlık puanı ile MNA puanı arasında negatif yönde (r=-.361; p=.004), el kavrama gücü ile negatif yönde (r=-.307; p=.015), SARC-F ile negatif (r=-.415; p=.001), depresyon puanı ile pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur (r=.304; p=.016). SARC-F puanı ile enerji alımı negatif yönde düşük düzeyde (r=-.266; p=.027), el kavrama gücü negatif yönde(r=-.415; p=.001), edmonton kırılganlık puanı pozitif yönde (r=.634; p=.000), anksiyete ve depresyon puanları pozitif yönde orta düzeyde korelasyon bulunmuştur (r=.303; p=.017), (r=.263; p=.039). Anksiyete puanı ile SARC-F,depresyon mini mental durum testi ile pozitif yönde düzeyde orta düzeyde korelasyon bulunmuştur (r=.303; p=.017), (r=.620; p=.000), (r=.320; p=.011). Depresyon puanı ile Edmonton kırılganlık puanı (r=.304; p=.016) ve anksiyete (r=.620; p=.000) ile pozitif yönde orta düzeyde SARC-F ile negatif yönde düşük düzeyde korelasyon bulunmuştur (r=.263; p=.039). Mini mental değerlendirme testi, anksiyete ile pozitif yönde orta düzeyde korelasyon bulunmuştur (r=.320; p=.011). Bu çalışmada beslenme durumu ile ilişkilere bakıldığında malnütrisyon; enerji ve protein alımı, sarkopeni ve BKİ ile ilişkili bulunmuştur. Sarkopeni ise enerji, el kavrama, kırılganlık, anksiyete ve depresyon ile ilişkili bulunmuştur. Alzheimer hastalarının beslenme durumunun değerlendirilmesinde antropometrik ölçüm dışında, biyofizik testler ve tarama testlerinin yapılması önemlidir. Malnütrisyonun yanı sıra sarkopeni varlığında da besin öğesi alımının değerlendirilmesi önerilir.
Bariatrik cerrahi sonrası bireylerin iştah kontrolü, hedonik açlık durumu ve diyet kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, bariatrik cerrahi operasyonu geçirmiş bireylerin iştah kontrolü, hedonik açlık durumu ve diyet kalitesini değerlendirmektir. Çalışmaya, Gaziantep Anıl Özmutlu Özel Genel Cerrahi Muayenehanesi'nden bariatrik cerrahi operasyonu sonrası en az 6 ay en fazla 4 yıl süreyle izlenen 18-64 yaş arası 50 hasta (42 kadın, 8 erkek) dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, bariatrik cerrahi türleri ve sağlık durumları bir soru kâğıdı ile sorgulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından alınmış, ameliyat öncesi vücut ağırlıkları ise hasta izlem dosyasından kaydedilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin fiziksel aktivite durumlarını belirlemek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu uygulanmıştır. Bireylerden geriye dönük ard arda alınan 3 gün 24 saatlik besin tüketim kayıtları ile beslenme durumları değerlendirilmiş ve Sağlıklı Yeme İndeksi (HEI-2015) puanları hesaplanmıştır. Ayrıca bireylerin hedonik açlık durumları ve iştah kontrollerini belirlemek için Duygusal İştah Anketi (DİA) ve Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmıştır. Bireylerin vücut ağırlığı ve BKİ değerlerinin cerrahi öncesi ve şu anki ortalamaları karşılaştırıldığında cerrahi sonrasında her iki değerde anlamlı bir şekilde azalma tespit edilmiştir (p<0.05). BKİ sınıflamasının her grubunda olumsuz DİA puanları olumlu DİA puanlarından daha yüksek bulunmuştur (p>0.05). Erkeklerin BGÖ puanı kadınlara göre belirgin düzeyde daha fazla bulunmuştur (p˂0.05). Enerji ve besin ögesi alımları incelendiğinde enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzdeleri erkeklerde kadınlara göre daha fazla bulunmuştur (p>0.05). Mikro besin ögesi alımları incelendiğinde E vitamini (mg), tiamin (mg), riboflavin (mg), demir (mg), çinko (mg), kalsiyum (mg), fosfor (mg), sodyum (g) ve magnezyum (mg) alımlarında anlamlı bir farklılık saptanmış olup erkeklerin alımları daha fazla bulunmuştur (p<0.05). Toplam Sağlıklı Yeme İndeksi (HEI-2015) puanları değerlendirildiğinde kadınların puanlarının erkeklerden daha yüksek olduğu ancak bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0.05). Bariatrik cerrahi sonrası hastaların ileriki dönemlerde geri vücut ağırlığı kazanımının engellenmesi için ameliyat sonrası iştah kontrolünün sağlanması, sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması ve beslenme kalitelerinin iyileştirilmesi bu hasta grubunda oldukça önemlidir. Bu nedenle multidisipliner bir yaklaşımla; cerrahi öncesi ve sonrası hastalara eğitimler verip bilgilendirerek cerrahi sonrası bireylerin yaşam tarzında değişiklik sağlamasına yardımcı olunmalıdır.
Gestayonel diyabeti olan veya olmayan gebe kadınların beslenme durumlarının ve kardiyometabolik risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, gestasyonel diyabeti olan veya olmayan gebe kadınların kardiyometabolik risk faktörlerini ve beslenme durumlarını değerlendirmektir. Çalışmaya, Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'ne başvuran 18-50 yaş aralığında 3. Trimester zamanındaki bireyler dahil edilmiştir (50 gestasyonel gebe, 50 sağlıklı gebe). Araştırmaya katılan bireylerin genel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları bir soru kağıdı ile sorgulanmıştır. Gebelerin antropometrik ölçümleri ve kan basıncı ölçümleri alınmıştır. Bireylerden birbirini izleyen 3 gün/24 saatlik besin tüketim kayıtları alınarak beslenme durumları değerlendirilmiş ve Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 puanları hesaplanmıştır. Bununla birlikte fiziksel aktivite durumlarını belirlemek amacıyla Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu uygulanmıştır. Rutinde belirlenen bazı kan bulguları (açlık glukoz, insülin, HbA1c, kolesterol, HDL, LDL ve trigliserit, HOMA-IR) hasta dosyasından kaydedilmiştir. Bireylerin gebelik öncesi Beden Kütle İndeksi sınıfları bakımından araştırma grupları arasında istatistiksel olarak bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Gebelik öncesi ve şu anki ağırlıkları arasındaki ağırlık değişimleri istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin total kolesterol, LDL kolesterol ve sistolik-diastolik kan basıncı değerleri dışında glukoz, insülin, HbA1c, HDL kolesterol, trigliserit seviyeleri bakımından Gestasyonel Diabetes Mellitüs (GDM) ve kontrol grubu arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Enerji ve besin öğesi alımları incelendiğinde enerji, protein, yağ, tekli doymamış yağ asidi ve kolesterol alımının daha fazla olduğu bulunmuştur. A vitamini, tiamin, riboflavin, B6 vitamini, B12 vitamini, demir, çinko, kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum alımlarının GDM grubunda kontrol grubundan daha fazla olduğu ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır (p<0.05). Toplam Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (HEI-2015) puanları değerlendirildiğinde GDM grubunun, kontrol grubuna göre daha yüksek HEI-2015 puanı olduğu ancak bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0.05). Gebelik döneminde annenin beslenmesi hem kendi sağlığı hem de bebeğin sağlığı açısından önemlidir. Annenin beslenme alışkanlıkları sağlık sorunları ilişkili olduğu ve metabolik değişikliklerin anne ve bebeğin sağlığını etkileyebileceği ifade edilmektedir. Multidisipliner bir yaklaşımla; gebe, diyetisyen, hemşire, doktor sıkı iş birliği önem arz etmektedir.
Grafen kuantum noktaları ile birleştirilmiş NiAl2O4nanokompozit bazlı moleküler baskılı elektrokimyasal sensör içeren kahve örneklerinde 5-hidroksimetil furfural tespiti
5-Hidroksimetil furfural (HMF), fruktoz, sükroz ve glikoz gibi şekerlerin asidik bir ortamda veya Maillard reaksiyonu sırasında dehidre edilmesiyle üretilen bir ara maddedir. Şekerli gıdaların uygun olmayan sıcaklıklarda saklanması nedeniyle de oluşur. Ayrıca HMF, ürünlerde kalite kriteri olarak görülmektedir. Bu çalışmada, kahve örneklerinde HMF'nin seçici olarak belirlenmesi için NiAl2O4 (GQDs–NiAl2O4) nanokompozit içeren grafen kuantum noktalarına dayalı yeni bir moleküler baskılı elektrokimyasal sensör geliştirilmiştir. GQDs–NiAl2O4 nanokompozitinin yapısal karakterizasyonları için çeşitli mikroskobik, spektroskopik ve elektrokimyasal yöntemler gerçekleştirilmiştir . Moleküler olarak basılmış sensör, 100.0 mM pirol monomer ve 25.0 mM HMF varlığında döngüsel voltametri (CV) kullanılarak çoklu tarama yoluyla hazırlandı. Yöntem optimizasyonundan sonra sensör, 0,30 ng L−1 tespit limiti (LOD) ile 1,0–10,0 ng L−1 aralığında HMF'ye doğru doğrusallık ortaya çıkardı. Geliştirilen MIP sensörünün yüksek tekrarlanabilirliği, seçiciliği, kararlılığı ve hızlı tepki yeteneği, kahve gibi yoğun tüketilen içeceklerde güvenilir HMF tespiti sağlayabilmektedir. Böylece bu yöntem, HMF'nin başta insan olmak üzere canlı organizmaların sağlığı üzerindeki olası olumsuz etkilerini tespit edip ortadan kaldırarak sağlık ve beslenme alanında önemli katkılar sağlayabilir. Bu çalışmada geliştirilen sensör ile HMF kaynaklı hastalıkların erken teşhisi daha mümkün olacaktır ve daha sağlıklı toplumların oluşması, toplumun sağlık düzeyinin yükseltilmesi de önemli bir geri dönüş olabilir.
Kavuzsuz arpadan mikrodalga destekli beta glukan ekstraksiyonu
Bu araştırma ülkemizde en çok yetiştirilen tahıllardan olan arpadan yüksek verim ve saflıkta beta glukan ekstrakte etmek amacıyla yapılmıştır. Ekstraksiyon için beta glukan içeriği daha yüksek olan kavuzsuz arpa seçilmiştir. Ekstraksiyon yöntemi olarak mikrodalga destekli yüksek basınç CO2/H2O kullanılmıştır. Bu yöntem bu konuda dünyada ilk kez denenmiştir. Ekstraksiyonda optimum koşullar sıcaklık olarak 47,74 °C, zaman olarak 19,92 dakika ve su: arpa unu oranı olarak 10,10:1 olarak belirlenmiştir. Bu koşullar altında beta glukan verimi %62,43±1,39 ve beta glukan saflığı ise %67,17±0,57 olarak belirlenmiştir. Ayrıca klasik sulu ekstraksiyona göre daha yüksek verim ve saflıkta beta glukan ekstraktı elde edilmiştir (p<0,05). Geliştirilen yöntem, daha kısa sürede (180 dakika; 19,92 dakika) daha az çözücü (15:1; 10,10:1) kullanılarak avantaj sağlamıştır. Total kolesterolü ve düşük dansiteli lipoprotein (LDL) kolesterolü azaltması, postprandiyal glikoz artışını inhibe etmesi, kronik gastritte mukozal hasarı azaltması, bağışıklık sistemini geliştirmesi, immünomodülatör gibi birçok sağlık yararına sahip beta glukanı molekül yapısına zarar vermeden ekstrakte etmek önemlidir. Bu sebeple literatürde en çok kullanılan klasik sulu ekstraksiyon ile kıyaslanmıştır. Her iki yöntemle elde edilen beta glukan ekstraktlarının karakterizasyonu tanımlanmıştır. Ekstraktların bileşim analizlerine bakıldığında geliştirilen yöntem ile daha fazla miktarda beta glukan, protein, nişasta, kül, arabinoksilan, lignin ve diğer maddeler ekstrakte edilmiştir (p<0,05). Molekül ağırlıkları incelendiğinde, yüksek molekül ağırlıklı ekstraksiyon sağlanmıştır. Ağırlık ortalamalı molekül ağırlığı (Mw) istatistiksel olarak anlamlı değilken, sayı ortalamalı moleküler ağırlık (Mn), tepe noktası molekül ağırlığı (Mp) ve polidispersite indeksi açısında (PDI) istatistiksel olarak geliştirilen yöntem daha avantajlı bulunmuştur (p<0,05). Mikrodalga destekli yüksek basınç CO2/H2O ekstraksiyonu yöntemiyle elde edilen ekstraktların molekül ağırlığı daha yüksek olduğu için suda çözünürlükleri daha düşük (%69,4±2,25) ve su tutma kapasitesi (%8,05±0,18) daha yüksektir (p<0,05). Ekstraktların Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) ve Diferansiyel Taramalı Kalorimetre (DSC) özellikleri benzerdir. Ekstraktların ısıya dayanıklı olduğu ve su tutma kapasiteleri nedeniyle pişirmeye ve kıvam verici olarak endüstriyel kullanıma uygun olduğu saptanmıştır. Ekstraktların rengi kıyaslandığında geliştirilen yöntem klasik yönteme göre istatistiksel olarak daha parlak ve sarılığı daha azdır. Ayrıca her iki ekstrakt benzer morfolojik görüntülere sahiptir. Elde edilen beta glukan ekstraktı, sağlık yararlarından dolayı besin desteği veya gıda katkı maddesi olarak kullanılma potansiyeline sahiptir.
Hemşirelerde çalışma şeklinin hedonik açlık düzeyleri, Uyku Kalitesi ve Beden Kütle İndeksine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı hemşirelerde çalışma şeklinin hedonik açlık düzeyleri, uyku kalitesi ve beden kütle indeksine etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırma Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde farklı çalışma şekillerine sahip 169 hemşire üzerinde yürütülmüştür. Soru kağıdı ile bireylerin genel özellikleri, sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, çalışma koşulları, Görsel Analog Skalası (VAS), Besin Gücü Ölçeği (BGÖ), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve 24 saatlik fiziksel aktivite durumları değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %85,2'si kadın, %14,8'i erkektir ve yaş ortalaması 31,1±7,34 yıldır. Cinsiyete ve çalışma çalışma şekillerine göre yaşlar arasında anlamlı bir farklılık yoktur (p˃0,05). Çalışma grubundaki bireylerin %35'i hafif şişman, %10'u obez olarak bulunmuş ve %57,4'ünün işe başladığından beri ağırlık artışı olmuştur. Katılımcıların %77,5'i kötü kaliteli uykuya sahip, %75,1'nde hedonik açlık bulunmakta ve %92,3'ü hafif aktiftir. Cinsiyete ve çalışma şekillerine göre beden kütle indeksleri, besin gücü ölçek puanları, PUKİ puanları, fiziksel aktivite seviyeleri arasında fark bulunmamıştır. Bireylerin çalışma şekillerine göre ekmek, kuruyemiş, çekirdek, soğuk gazlı içecek, makarna, çikolata ve şekerli ürün, patates kızartması, cips, fastfood, hamur işleri, meyve, dondurma, kremalı pasta ve pastane ürünlerini çeşitlerine karşı istek duymaları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p˃0,05). BKİ ile PAL değeri, PUKİ toplam skoru, BGÖ toplam puanı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. BKİ ile yaş arasında pozitif yönde orta düzeyde ve BGÖ ile yaş arasında negatif yönde zayıf düzeyde ilişki bulunmuştur. Hedonik açlık mevcudiyetinde besin tüketimlerinin değerlendirilmesi ve sağlıklı besin seçimi konusunda bireylerin yönlendirilmesi önerilmektedir. Hemşirelerde yüksek oranda tespit edilen kötü uyku kalitesi ve hedonik açlık varlığının etkilerinin uzunlamasına değerlendirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
Nivalenol tespiti için nanokompozit temelli yeni bir moleküler baskılı QCM sensörü geliştirilmesi
Mikotoksinler mantarlar tarafından üretilen toksik bileşiklerdir. Aflatoksinler, trikotesen, amatoksinler, okratoksinler, fumonisinler, koprin, zearalenon ve nivalenol en bilinen örnekleridir. Mikotoksinler besin zincirinin her aşamasında gıdaya bulaşabilir. Bu çalışma, pirinç numunelerinde Nivalenol (NIV) tespiti için kükürt içeren kobalt ferrit (S-CoFe2O4) bazlı yeni bir moleküler baskılı QCM sensör preparatını içermektedir. Kobalt ferrit ve kükürt katkılı kobalt ferrit üretimleri sol-jel ve kalsinasyon yöntemleriyle başarıyla tamamlandıktan sonra, sırasıyla, başlatıcı olarak N,N'-azobisizobutironitril (AIBN), çapraz bağlayıcı olarak etilen glikol dimetakrilat (EGDMA), monomer olarak metakriloilamidoglutamik asit (MAGA) ve monomer olarak NIV içeren UV polimerizasyon tekniği ile kükürt içeren kobalt ferrit bazlı yeni bir moleküler baskılanmış QCM sensörü oluşturuldu. Geliştirilen QCM sensörü ve nanomalzemelerin spektroskopik, elektrokimyasal ve mikroskobik karakterizasyonlarının ardından QCM yöntemine dayalı kinetik analizler yapıldı. Kinetik analizlere göre S-CoFe2O4 bazlı NIV baskılı QCM sensörünün doğrusallığı 1,0 - 10,0 ng L-1 olarak gözlemlendi ve tayin sınırı (LOQ) ve tespit sınırı (LOD) sırasıyla 1,0 ve 0,25 ng L-1 olarak bulundu. Son olarak S-CoFe2O4 ve moleküler baskı yapan polimer bazlı hazırlanan QCM sensörünün yüksek seçiciliği, tekrarlanabilirliği ve stabilitesi dünya çapında güvenli gıda tüketimini sağlayacaktır.