Ankara Medipol University
Anabilim Dalı

Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı

Ankara Medipol University

670

Arşivlenen Tez

9

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 2 diyabetli bireylerin hastalıklarını kabulleri, duygusal endişeleri ve yaşam kalitelerinin beslenme durumları üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı; tip 2 diyabetli bireylerin hastalığı kabul, duygusal endişe ve yaşam kalitelerinin beslenme durumları üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, Ankara'da yaşayan 20-65 yaş arası 145 (73 erkek, 72 kadın) tip 2 diyabetli gönüllü birey katılmıştır. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, beslenme (besin tüketim kaydı ve Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010)), hastalığı kabul (Hastalığı Kabul Ölçeği (HKÖ)), duygusal endişe (Diyabetle İlgili Sorunlu Alanlar (DİSA) Ölçeği), depresyon durumları (Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)) ile yaşam kaliteleri (Kısa Form-36 (SF-36)) Ölçeği) değerlendirilmiştir. Bireylerin %50.3'ü erkek ve %49.7'si kadın olup, çoğu (%93.8) 46-65 yaş arasındadır. Katılımcıların %48.3'ü hafif şişman, %47.6'sı ise obezdir ve HKÖ'den ortalama 30.2±5.62 puan almışlardır. Bireylerin %35.9'unun duygusal endişe yaşadığı ve %37.2'sinin hafif, %12.5'inin orta ve %2'sinin şiddetli depresyon belirtileri gösterdiği tespit edilmiştir. Kadınların yaşam kalitesi erkeklere göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin %37.9'u kötü, %58.6'sı iyileştirilmesi gerekli ve %3.5'i iyi diyete sahiptir. Bu durum da bireylerin diyet kalitelerinin düşük olduğunu göstermiştir. SYİ-2010 ile HKÖ, DİSA, BDÖ ve SF-36 arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış, ancak bu ölçekler arasında ilişkiler bulunmuştur. Bu nedenle tip 2 diyabetli bireylere, beslenmelerinin iyileştirilmesi ve beslenmenin önemini fark etmeleri için beslenme eğitimi verilmeli ve eğitim sırasında bireyin beslenmesini tedavinin bir parçası olarak görüp görmediği değerlendirilmelidir. Tip 2 diyabetlilerin beslenmelerini etkileyen faktörler varsa belirlenerek, bireye özel beslenme tedavisinin diyetisyen tarafından oluşturulması fayda sağlayacaktır.

AnksiyeteDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+3
Büşra Özyalçın
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkin bireylerde yiyeceklerden tiksinme eğilimi, sağlıklı beslenme takıntısı ve beslenme durumunun değerlendirilmesi

Bu çalışma, yetişkin bireylerin tiksinme eğilimlerinin sağlıklı beslenme takıntısı üzerine etkilerini araştırmak ve beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, Ankara ilinde yaşayan 19-55 yaş arası, 328 erkek, 524 kadın olmak üzere toplam 852 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Bireyler genel bilgiler, sağlık bilgileri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıklarına ait sorular ile Tiksinme Ölçeği Revize Formu (TÖR), Tiksinti Eğilimi ve Duyarlılığı Ölçeği (TEDÖ), Gıda İğrenme Ölçeği (GİÖ) ve ORTO-15 testini yanıtlamışlardır. Bireylerin %61.5'i kadın, %38.5'i erkek olup yaş ortalamaları 28.3±8.65 yıldır. Bireylerin yarısından fazlası normal beden kütle indeksi (BKİ)'ne sahiptir (erkeklerde, %57.0; kadınlarda, %63.2). TÖR (E: 13.9±4.43, K: 16.6±4.04), TEDÖ (E: 45.0±12.98, K: 49.9±13.24) ve GİÖ (E:110.8±29.94, K:118.0±27.94) ölçek puan ortalamaları kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. ORTO-15 puanları ise erkeklerde daha yüksektir (p<0.05). Eğitim durumu açısından TEDÖ ve ORTO-15 puanları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Katılımcıların beden kütle indeksi (BKİ) sınıflaması açısından ORTO-15 puan dağılımı anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>0.05). BKİ arttıkça, TEDÖ ve GİÖ ölçek puanlarının azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Sabah, öğle ve akşam öğün tüketim süreleri arttıkça TÖR ve GİÖ ölçek puanlarının arttığı, ORTO-15 puanının azaldığı bulunmuştur (p<0.05). TÖR ile TEDÖ ve GİÖ ölçekleri arasında pozitif bir ilişki ORTO-15 ölçeği ile negatif bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmanın sonuçları, bireylerin tiksinme eğilimleri arttıkça ortorektik olma eğilimlerinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu nedenle sağlıklı beslenme takıntısı değerlendirilirken, yaş, cinsiyet, eğitim ve beslenme durumunun yanı sıra tiksinme eğilimi ile tiksinme duyarlılığı vb. diğer etmenlerin birlikte değerlendirilmesinde yarar vardır.Anahtar Sözcükler: Beslenme durumu, ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı, tiksinme, tiksinme eğilimi

BesinlerBeslenmeBeslenme durumu+5
Şule Kocabaş
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Stres ve uyku kalitesinin yeme bozukluğu ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde stres düzeyleri, uyku kalitesi ve sınav kaygısının yeme bozukları ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya yaş ortalaması 22.4±1.57 yıl olan 291 kadın (%58.3) ve 208 erkek (%41.7) toplam 499 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, stres düzeyleri (Algılanan Stres Ölçeği-ASÖ), sınav kaygı düzeyleri (Sınav Kaygısı Envanteri-SKE), uyku kaliteleri (Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi-PUKİ) ve yeme tutumları (Yeme Tutum Testi-YTT-26) değerlendirilmiştir. Öğrencilerin %71.6'sı normal BKİ'ye sahip olup ASÖ puan ortalaması 27.4±7.25, SKE puan ortalaması 43.0±13.28'dir. YTT-26 puan ortalamaları erkeklerde 16.8±11.28 ve kadınlarda 17.3±9.40 olup her iki cinsiyet için benzer bulunmuştur. Katılımcıların %66.9'u normal yeme tutumuna sahipken %33.1'i anormal yeme tutumuna sahiptir ve %78.4'ü ise kötü uyku kalitesi göstermiştir. Kötü uyku kalitesine sahip bireylerin YTT-26 puan ortalamaları (17.6±10.17), iyi uyku kalitesine sahip bireylerden (16.6±10.39) yüksek (p<0.05) olup PUKİ puanları ile YTT-26 puanları arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Ancak yetersiz özyeterlik algısı, stres/rahatsızlık algısı ve ASÖ ile YTT-26 arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Anormal yeme tutumu olanların SKE ortalama puanları (45.9±13.75) normal yeme tutumu olanlara göre (41.6±12.82) daha yüksek olup SKE ile YTT-26 arasında pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0.05). ASÖ, SKE ve PUKİ arasında pozitif anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda kuruntu (SKE alt boyutu) skoru 1 birim arttığında, anormal yeme tutumunun %7.1 kat arttığı bulunmuştur (OR=1.071, p<0.05). Üniversite öğrencilerinin yeme bozuklukları geliştirme açısından risk altında oldukları görülmüştür. Bu öğrencilerde yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıkları teşvik edilmeli ve beslenme alışkanlıkları değerlendirilmelidir.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıDiyet+5
Şeyma Şehadet Taşdemir
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalarının beslenme durumu, antropometrik ölçümleri ile yaşam ve uyku kaliteleri arasındaki ilişkinin saptanması

Bu çalışmanın amacı kronik obstrüktif akciğer hastalarının beslenme durumu ile antropometrik ölçümlerinin yaşam ve uyku kaliteleri üzerine etkisinin saptanmasıdır. Çalışmaya 40-75 yaş aralığındaki 64 erkek (%80.0), 16 kadın (%20.0) olmak üzere toplam 80 KOAH tanısı almış birey dahil edilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri, sağlık bilgileri, sigara içme durumu, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim kayıtları, biyokimyasal parametreleri, yaşam kaliteleri (KOAH Değerlendirme Testi-CAT, St. George Solunum Anketi-SGRQ), günlük yaşam aktiviteleri (Lawton Brody EGYA), öz etkililikleri (KOAH Öz-Etkililik Ölçeği), uyku kaliteleri (Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi-PUKİ) ve fiziksel aktiviteleri (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-IPAQ) değerlendirilmiştir. Evre 1-2'deki bireylerin %11.4'ünde, Evre 3-4 teki bireylerin %36.1'inde son 6 ayda vücut ağırlığında azalma görülmüştür (p<0.05). Ancak bireylerin KOAH evrelerine göre antropometrik ölçümleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). İyi uyku kalitesi olan bireylerin gece uyku süresi ortancası 8.2 saat, kötü uyku kalitesi olanların ise 7.9 saatir (p<0.05). Kas kütlesi ile KOAH Öz-Etkililik Ölçek puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). El kavrama gücü ile enerji alımı arasında pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0.001). Boyun çevresi ve BMH ile enerji, karbonhidrat(g) ve protein(g) arasında pozitif ilişki bulunurken, yağ(%) arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda SGRQ semptom skorunun 1 birim arttığında, kötü uyku kalitesini %4.3 kat arttığı bulunmuştur (OR=1.043, p<0.05). KOAH'lı bireylerin kas güçlerinin azalması yaşam kalitelerini azaltmaktadır. KOAH'lı bireylerin yaşam kalitelerini artırmak için beslenme durumları düzenli olarak değerlendirilmeli ve bireye özgü beslenme tedavisi programları geliştirilmelidir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifAntropometri+4
Şeyma Nur Ercan
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsülin direnci olan yetişkin bireylerin duygusal iştah, gece yeme, beslenme alışkanları ve antropometrik ölçümleri ile akdeniz diyetine uyumun irdelenmesi

Bu çalışmanın amacı insülin direnci olan yetişkin bireylerde beslenme durumlarının tespit ederek değerlendirmek ve beslenme alışkanlıklarında etkili olan duygusal iştah, gece yeme alışkanlıkları, Akdeniz Diyeti uyumu arasındaki ilişkiyi irdelemektir. Çalışmaya Özel Sular Vatan Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden yaşları 18-65 yaş arası 205 (103 kadın, 102 erkek) insülin direnci tanısı olan bireyler üzerinde gerçekleşmiştir. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları ve Duygusal İştah Anketi (DİA), Gece Yeme Anketi Ölçeği (GYA), Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği (MEDAS), Uluslarası Fiziksel Aktivite (IPAQ- Kısa Form) ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları değerlendirilmiştir. Bireylerin %50.2'si kadın, %49.8'i erkek olup, yaş ortalaması 35,22±12,40 yıldır. Katılımcıların 52'si hafif şişman, 127'si obezdir. Bireylerin Akdeniz Diyetine %22.0'si düşük uyum, %61.0'i orta uyum, %17.1'i yüksek uyum sağladığı tespit edilmiştir. Bireylerin %48.3'ü inaktif ve %8.8'i gece yeme sendromu sahip olduğu tespit edilmiştir. Kadın bireylerin negatif iştah puan ortalaması 51.32±24.17, erkeklerde pozitif duygusal iştah puan ortalamaları 45.28±13.74 bulunmuştur. Çalışmada MEDAS ile HOMA-IR değeri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş ancak DİA, GYA ve IPAQ arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış, fakat bu ölçekler arasında ilişkiler saptanmıştır. İnsülin direnci olan bireylerin beslenmelerini ve yaşamlarını etkileyen faktörler göz önünde bulundurularak bireye özel beslenme tedavisinin diyetisyen tarafından oluşturulması kişiye yarar sağlayacak ve kronik hastalıkların oluşmasını engellemesinde katkı sağlayacaktır.

Akdeniz diyetiAntropometriBeslenme alışkanlıkları+6
Melike Bektaşoğlu
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gebe olan ve olmayan yetişkin kadınlarda ortoreksiya nervoza, yeme tutumu ve anksiyete durumlarının karşılaştırılması

Bu çalışma gebe olan ve olmayan kadınların, sağlıklı beslenme takıntısı, yeme bozuklukları ve anksiyete durumlarının karşılaştırılması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu araştırmaya, yaşları 20-45 arasında değişen 131 gebe kadın ve 162 gebe olmayan kadın olmak üzere toplam 293 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Bireylere dair genel bilgiler, gebelik bilgileri, beslenme ve egzersiz durumuna dair bilgiler anket formu aracılığı ile edinilmiştir. Ayrıca ORTO-15, Yeme Tutum Testi (YTT-26) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %44.7'si gebe kadınlardan ve %55.3'ü gebe olmayan kadınlardan oluşmaktadır. Gebelerin yaş ortalaması 29.23±5.52 yıl iken gebe olmayan kadınların yaş ortalaması 27.54±5.77 yıldır. Bulimik davranış alt boyutu ve YTT-26 toplam puanı gebe olmayan kadınlarda daha yüksek iken, BAÖ toplam puanı gebelerde daha yüksektir ve iki grup arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlıdır. ORTO-15 toplam puanı yönünden ise iki grup arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Gebe kadınların %64.1'i ve gebe olmayan kadınların %57.4'ünde yeme tutumunda bozukluk yoktur. Gebe kadınların %76.3'ü ve gebe olmayan kadınlardan %82.1'i ortorektik gruptadır. Ancak iki grup arasında anlamlı bir istatistiksel fark bulunamamıştır. Gebe olmayan kadınların Beck Anksiyete grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmezken, gebeler arasında Beck Anksiyete Ölçeği'ne göre anlamlı bir fark vardır. Çalışmanın sonuçlarına göre yeme bozukluğu eğilimi arttıkça anksiyete düzeyi de artmaktadır. Gebe olmayan kadınların yeme tutum bozukluğu ve gebe kadınların anksiyete düzeyleri daha yüksektir. İki grupta da Ortoreksiya Nervoza sıklığı yüksektir.

AnksiyeteBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+5
İlayda Sena Balkı
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemik iliği nakli yapılan hastalarda depresyon, yaşam ve beslenme kalitesi ile beslenme durumunu etkileyen faktörlerin saptanması

Bu çalışmanın amacı, kemik iliği nakli yapılan hastalarda depresyon, yaşam ve beslenme kalitesi ile beslenme durumunu etkileyen faktörlerin saptanmasıdır. Çalışmaya 20-76 yıaş arasında olan,18 erkek (%66.7),9 kadın (%33.3) birey olmak üzere toplam 27 hematopoietik kök hücre nakil hastası dahil edimiştir. Katılımcılar genel özellikleri, sağlık bilgileri, nakli türü,beslenme alışkanlıkları,antropometrik ölçümleri, nakil öncesi ve nakil sonrası olmak üzere 24 saatlik besin tüketim kayıtları,biyokimyasal parametreleri,malntrisyon tarama testleri Nütrisyonel Risk Taraması (NR2002),Hasta Odaklı Subjektif Global Değerlendirme(PG-SGA),Üst Orta Kol Çevresi (ÜOKÇ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ),Yaşam Kalitesi QLQ-C30 (European Organization for the Research and Treatment of Cancer Quality of Life Questionnaire EORTC QLQ-C30),nakil öncesi ve nakil sonrası semptom takibi yapılarak değerlendirilmiştir. Nakil sonrası, nakil öncesine kıyasla iştahsızlık, ishal/diyare, mukozit/ağızda yara, yutma güçlüğü/disfaji, çabuk doyma ve tat alamama gibi semptomlarda artış olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Hastaların nakil sonrası günlük toplamenerji, protein, yağ, su, posa, demir, sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, bakır, çinko, manganez, B12 vitamini, teklidoymamış yağ, çokludoymamış yağ, posa(çözünür ve çözünmez) alımlarında nakil öncesine göre gözlenen düşüş ve karbonhidratyüzde alımlarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Nakil öncesi sodyum, potasyum, fosfor,kalsiyum,demir ve D vitamininin günlük alımı yüzdeleri erkelerde kadınlara oranla daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<0.005).Nakil sonrası sadece demir ve D vitamini alımı erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.005).NRS-2002 sınıflamasına göre nakil öncesi besin ögeleri alımları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Korelasyon analizine göre,bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm), üst orta kol çevresi (cm), vücut yağ yüzdesi (%), vücut yağsız doku kütlesi (kg), beden kütle indeksi (kg/m²) ve bel çevresi/kalça çevresi oranı (cm) ile Beck Umutsuzluk Ölçeği Ortalama, EORTCYaşam Kalite Ölçeği Fonksiyonel Puanlaması (Semptom Puanlaması ,Yaşam Kalite Ölçeği ve Genel Sağlık Puanlaması) arasında doğrusal bir ilişki gözlenmemiştir (p>0,05). Regresyon analizine göre nakil öncesi günlük alınan toplamprotein (g) değeri ile BKİ (kg/m2) arasında pozitif yönlü, zayıf derecede doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir (r=0,389;p=0,045).Hematopoietik kök hücre nakil hastalarının tıbbi tedavi beslenmesi gereği, beslenme durumlarının saptanması, günlük gereksinimlerinin karşılanmas ile birlikte semptom takibinin etkin yapılması, bireye özgün beslenme planlaması,nakil öncesi ve sonrası bireylerin tedavi sürecindeki yaşam kalitelerini olum yönde etkilemektedir

BeslenmeBeslenme durumuDepresyon+5
Burcu Dikmen Tezcan
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annelerin anne sütü ile ilgili algılarıyla emzirme özyeterliliklerinin bebek beslenmesi tutumu üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma, annelerin anne sütü ile ilgili algılarıyla emzirme özyeterliliklerinin bebek beslenmesi tutumlarına etkisinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya Ankara ilinde yaşayan ve 0-24 ay arası bebeği olan 106 gönüllü anne (yaş ortalaması 30.4±5.36 yıl) katılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan anket formunda annelere genel bilgileri içeren sorular ile Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeği (DSBÖ), Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (IOWA), Erişkinlerin Anne Sütü İle İlgili Algı Ölçeği (ASAÖ), Postpartum Emzirme Özyeterlilik Ölçeği (EÖYÖ) yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Annelerin %65.1'i bebeklerini ilk bir saat içinde emzirmiş, %71.8'i ilk 6 ay bebeğini sadece anne sütü ile beslendiği saptanmıştır. Annelerin ortalama emzirme süresi 9.61±7.50 aydır. Annelerin IOWA, EÖYÖ ve ASAÖ ölçekleri ortalama puanları sırasıyla 69±5.30, 62.37±8.69, 125.43±27.88'dir. IOWA ölçeğine göre emzirmeye yatkın annelerin EÖYÖ (EY: 66.56±3.57, K: 58.90±10.07) ve ASAÖ (EY: 136.08±22.83, K: 116.62±28.77) puanları kararsız annelere göre yüksektir (p<0.05). IOWA ile EÖYÖ ve ASAÖ ölçekleri arasında pozitif ilişki, DSBÖ ölçeği arasında negatif ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). EÖYÖ'den ve ASAÖ'den alınan puanda 1'er puanlık artış IOWA ölçeğinde sırasıyla 0.223 ve 0.086 puan artışa neden olmaktadır. EÖYÖ ölçeği ile IOWA ölçeğinin ilişkisinde ASAÖ ölçeğinin kısmi aracı rolü vardır (B=0.087, SH=0.038, %95 GA=[0.0317,0.01789]; p<0.05). Oluşan modellemede bebek beslenmesi tutumundaki varyansın %33.9'u açıklanmaktadır. Sonuç olarak annelerin anne sütü ile ilgili algısı ve emzirme özyeterliliği arttıkça bebek beslenmesi tutumunda emzirmeye yatkın olma eğiliminin arttığı tespit edilmiştir. Bu nedenle anne sütü ve emzirmeyi teşvik edici yenilikçi uygulamalar değerlendirilirken bu konuya ilişkin eğitimlerin de planlanması faydalı olacaktır.

AlgıAnne sütüAnneler+5
Şükrü Arman Aksoy
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beslenme ve diyetetik öğrencilerinde obez bireylere yönelik tutum, kilofobi düzeyi, beden takdiri ve yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin; obeziteye yönelik tutumlarını, kilofobi düzeylerini, beden beğenme durumlarını ve yeme bozukluğu eğilimlerini belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, eğitim bilgileri, fiziksel aktivite ve sosyal medya kullanım alışkanlıkları, obez bireylere yönelik tutumları (Obez Bireylere Yönelik Tutum Ölçeği-OBYT), kilofobi düzeyleri (Kilofobi Ölçeği-KFÖ), beden takdiri (Bedeni Beğenme Ölçeği-BBÖ), beden imajları (Stunkard Beden İmajı Değerlendirme Ölçeği-Stunkard Ölçeği) ve yeme bozukluğu eğilimleri (Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği-YEDÖ) değerlendirilmiştir. OBYT puan ortalaması 63.52±14.28, KFÖ puan ortalaması 3.85±0.60, BBÖ puan ortalaması 40.24±8.19, YEDÖ toplam puan ortalaması 1.9±1.39'dur. YEDÖ ve BKİ arasında orta derecede ve pozitif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). OBYT ve KFÖ arasında zayıf ve negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki vardır (p<0.001). OBYT ve BBÖ arasında herhangi bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). OBYT ile YEDÖ ile arasında çok zayıf ve negatif yönde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p>0.05). BBÖ ile YEDÖ arasında zayıf ilişki ilişki tespit edilmiştir (p<0.001). Bu çalışmada obez bireylere yönelik tutumların beden beğenisini etkilemediği ancak yeme bozukluğu için bir risk faktörü oluşturabileceği, beden beğeni düzeyinin ise yeme bozukluğu ile bir ilişki içinde olduğu belirlenmiştir.

Anoreksiya nervozaBeden algısıBeden imajı+7
Berrin Baldaş
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir diyet polikliniğine başvuran fazla kilolu ve obez yetişkin kadınlarda yaşam kalitesi ve diyet kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Araştırma Ankara İli merkezinde yer alan özel bir beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 20-65 yaş arası fazla kilolu ve obez 156 kadının diyet ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Oluşturulan anket formunda bireylerin genel özellikleri, antropometrik ölçümleri, fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Ayrıca 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı yapılmış ve Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ-2015) ile diyet kalitesi hesaplanmıştır. Bireylerin SYİ puanları; iyi (80 üzeri puan), orta (51-80 puan arası) ve kötü (50 ve altı puan) olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştır. Yaşam kalitesini belirlemek için Yaşam Kalitesi Ölçek (SF-36) formu kullanılmıştır. Bireylerin Yaşam Kalitesi Ölçek puanları fiziksel fonksiyon 73,97±21,46, fiziksel rol güçlüğü 73,40±38,07, vücut ağrısı 78,93±22,8, genel sağlık algısı 85,81±17,24, enerji/vitalite/canlılık 49,55±18,08, sosyal fonksiyon 72,99±24,12, emosyonel rol güçlüğü 57,69±44,05 ve mental sağlık 65,85±13,96 şeklinde bulunmuştur. Fazla kilolu bireylerin SYİ puan ortalaması 61,98±12,51, obez bireylerin ise 61,55±12,24 bulunmuştur. Obez bireylerin SYİ-2015 bileşenleri alımı ise toplam meyve 92,39±124,67 g, tam meyve 92,39±126,77 g, toplam sebze 225,71±177,65 g, koyu yeşil yaprak/baklagil 29,89±48,59 g, tam tahıl 30,41±40,54 g, süt ve süt ürünleri 167,74±144,66 g, toplam protein 152,66±99,85 g, deniz ürünü/bitkisel protein 36,00±69,97 g, işlenmiş gıda 133,83±111,14 g, sodyum 1,78±0,85 g, eklenmiş şeker 24,49±29,60 g, doymuş yağ 29,96±19,17 g şeklinde bulunmuştur. Bu çalışmada diyet kalitesi ile yaşam kalitesi birbirleri ile çok fazla etkileşim halinde olmasına rağmen diyet ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Tüm bu nedenlerle daha fazla ve farklı yaş, cinsiyetteki katılımcıların olduğu benzer çalışmaların yapılmasının konunun daha iyi irdelenebilmesi açısından yararlı olacağı düşünülmektedir.

Beslenme durumuDiyetDiyet kalitesi+3
Pınar Pehlivan
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meme kanserli kadınlarda beslenme durumu ve yaşam kalitesinin saptanması

Bu çalışma kemoterapi tedavisi gören meme kanserli kadınlarda beslenme durumu ve yaşam kalitesinin saptanmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışma özel bir onkoloji kliğine başvuran 18-65 yaş aralığındaki son 1 yıl içinde tanı almış 120 meme kanserli kadın katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu, 24 saatlik besin tüketim kaydı, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği ve EORTC – QLQ- C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği hastalara uygulanmıştır. Antropometrik ölçümler ve vücut analizi araştırmacı tarafından alınmıştır. Katılımcıların meme kanseri evresi ile beden kütle indeksi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0,011). Buna göre beden kütle indeksi arttıkça beden kütlesi değeri azalmaktadır. Kilogram başına diyetle alınan günlük protein miktarı ile kas kütlesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p=0,036). Araştırmaya katılan bireylerin toplam fiziksel aktivite puanı (IPAQ) ile vücut yağ kütlesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). IPAQ anketine göre beden kütle indekisi, vücut yağ kütlesi, bel çevresi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı ile aktivite durumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (sırasıyla; p=0,001, p=0,000, p=0,018, p=0,001, p=0,015). Katılımcıların Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) toplam puanı ile biyokimyasal parametreler karşılaştırıldığında trigliserid değeri ile MEDAS puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p=0,014). Katılımcıların beslenme alışkanlıkları özellikleri ile MEDAS puan ortalamalarının istatistiksel karşılaştırmasında, beslenmesinde hayvansal yağ ve kırmızı et tüketimini azaltmış olan bireylerin MEDAS puanlarında artış olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,029). Bu araştırmanın sonucuna göre kemoterapi tedavisi boyunca bireylerin beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi, antropometrik ölçümleri, akdeniz diyetine uyumlarına bağlı olarak yaşam kaliteleri değişmektedir. Bu nedenle meme kanseri tanısı almış bireylere sağlıklı beslenme ile ilgili eğitim verilmeli ve tedavi boyunca beslenme durumları takip edilmelidir. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, Yaşam lalitesi, Beslenme durumu, Kemoterapi,

Beslenme durumuKadınlarMeme hastalıkları+4
Yekta Çapalı Şahin
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde ambalajlı besin etiketi okuma alışkanlığı, beslenme okuryazarlığı ve beslenme bilgi düzeyi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Satın alınacak ambalajlı besinin etiketinin tüketici tarafından incelenmesi sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması açısından önemlidir. Bu çalışma, lisans eğitimi alan yetişkinlerde ambalajlı besin etiketi okuma alışkanlığı, beslenme bilgi düzeyi ve beslenme okuryazarlığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, lisans eğitimi alan ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 240 (103 erkek, 137 kadın) birey ile yürütülmüştür. Anket formu, Google Forms linki olarak katılımcılara ulaştırılmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, etiket okuma alışkanlıkları, Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı (YBOYDA) ile beslenme okuryazarlığı düzeyleri, Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (YETBİD) ile beslenme bilgi düzeyleri değerlendirilmiştir. Katılımcıların %42,9'u erkek, %57,1'i kadın olup yaş ortalaması 22,3±4,12 yıldır. Erkeklerin %66,0'sı ve kadınların %77,4'ü besin etiketi okumaktadır. Bireylerin %78,8'inin yeterli beslenme okuryazarlığına, temel beslenme ve besin seçiminde katılımcıların çoğunun orta ve iyi düzeyde beslenme bilgisine sahip olduğu görülmüştür. Etiket okuma durumu ve etiketleri yeterli bulma durumu ile YBOYDA ve YETBİD ölçek puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. YBOYDA toplam puanı ve çoğu alt puanı ile YETBİD temel beslenme puanı ve besin tercihi arasında anlamlı ilişki bulunmuştur, bilgi düzeyi yükseldikçe beslenme okuryazarlığı puanının arttığı görülmüştür. Çalışmada anlamlı bir ilişki bulunmamasına rağmen YBOYDA ölçeğinin alt bölümlerinden biri olan besin etiketi okuma, bireylerin toplam beslenme okuryazarlık düzeylerine ve buna paralel olarak beslenme bilgi düzeylerine dolaylı olarak etkide bulunmaktadır. Bu nedenle sağlıklı beslenme davranışları oluşturulurken beslenme okuryazarlığı ve bilgi düzeyine ek olarak doğru besin etiketi okuma alışkanlıklarının kazandırılmasında yarar vardır.

Beslenme alışkanlıklarıBeslenme bilgisiBeslenme okuryazarlığı+4
Zeynep Gül Gündüz
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 servis ve yoğun bakımlarında çalışan sağlık personelinin stres ve anksiyete durumlarının yeme tutumuna etkisi

Bu çalışma COVID-19 için bakım sunulan kliniklerde çalışan sağlık personellerinin yaşadıkları stres ve kaygı düzeylerinin yeme davranışı üzerine etkisi değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya yaşları 20-65 arasında değişen 83 erkek (% 23.2) ve 274 kadın (%76.8) olmak üzere toplam 357 yetişkin birey dahil edilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, stres düzeyleri (Maslach Tükenmişlik Ölçeği- MTÖ), anksiyete düzeyleri (Koronavirüs Anksiyete Ölçeği- KAÖ, Beck Anksiyete Ölçeği- BAÖ) ve yeme tutumları (Üç Faktörlü Yeme Ölçeği- TFEQ-18) değerlendirilmiştir. Bireylerin %17.9 u obez olup, TFEQ-18 alt boyutları ve toplam puanında obez bireylerin puanı zayıf, normal ve hafif şişman bireylerden yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin BAÖ puanlarına göre %50.7'sinde hiç, %27.7'sinde hafif, %14'ünde orta ve %7.6'sında şiddetli düzeyde anksiyete gözlenmiştir (p<0.05). MTÖ, Duygusal Tükenme ve Kişisel Başarı boyutlarında, erkeklerin puanı (sırasıyla; 9.75 ±6.12, 10.44±6.98) kadınlardan (sırasıyla; 13.16±7.32, 12.49± 7.49) daha düşük bulunmuştur (p<0.05). KAÖ ile TFEQ-18 alt boyutları arasında pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0.05). MTÖ Kişisel Başarı alt boyutu ile BAÖ arasında negatif, Duygusal Tükenme ve Duyarsızlaşma boyutu arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin ortalama enerji alımı ve karbonhidrat yüzdesi önerilenden düşük, yağ yüzdesi yüksek bulunmuştur. Ayrıca bireylerin ortalama E, B1, B6, B9 vitamin alımları önerilenden düşük ve kadınlarda kalsiyum, demir, potasyum, erkeklerde kalsiyum, potasyum ve çinko alımlarının düşük olduğu görülmüştür. Sonuç olarak sağlık personellerinin stres ve anksiyete düzeylerinin yeme davranışını olumsuz etkilediği ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda, COVID-19 pandemi süreci ve sonrasında devam eden psikolojik durumun yeme davranışına etkisi yeni oluşabilecek riskler adına takip edilmelidir.

AnksiyeteBeslenmeBeslenme davranışı+5
Dilara Üstün
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkin bireylerde yeme davranışı ile anksiyete, uyku kalitesi ve akdeniz diyetine bağlılık arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı sağlıklı yetişkin bireylerde duygusal, kısıtlanmış ve dışsal yeme davranışları puanlarını tespit ederek, bireylerin anksiyete seviyeleri, uyku kaliteleri ve Akdeniz diyetine bağlılık skorları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 18-65 yaş arası bireyler dahil edilmiştir. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan çevrimiçi anket ile uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) değerlendirilmiştir. Katılımcıların %68'i (n=348) kadın, %32'si (n=164) erkek olup, yaş ortalaması 32.13±8.69'dur. Katılımcıların %30.6'sı hafif şişman, %14.6'sı obezdir. Katılımcıların HYDA alt boyutları puan ortalamaları, duygusal yeme 30.70±15.66; kısıtlayıcı yeme 26.16±7.98; dışsal yeme 33.80±6.35 olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %46.5'inin anksiyeteli olduğu, %49.4'ünün uyku kalitesinin kötü olduğu, %77'sinin Akdeniz diyetine bağlı olduğu görülmüştür. Çalışmada duygusal yeme davranışı puanı arttıkça, katılımcıların anksiyete ve uyku kalitesi bozukluğu seviyesinin arttığı; kısıtlayıcı yeme davranışı puanı arttıkça, Akdeniz diyetine bağlılık seviyesinin arttığı; dışsal yeme davranışı puanı arttıkça anksiyete seviyesinin arttığı ve Akdeniz diyetine bağlılık seviyesinin azaldığı belirlenmiştir. Obezite ve yeme bozuklukları etiyolojisinin yeme davranışları ile ilişkilendirildiği bilinmektedir. Bireylerde yeme davranışları ve bunlarla ilişkili değişitirilebilir yaşam tarzı faktörleri değerlendirilerek yeme bozuklukları ve obezitenin önüne geçilebilir.

Akdeniz diyetiAnksiyeteBeslenme+4
Latife Dilay Batman
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınlarda diyet uygulamaları ile beslenme bilgi düzeyi, sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı ve sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma kadınlarda diyet uygulamaları ile sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı, sosyal medya bağımlılığı ve beslenme bilgi düzeyini belirlemek amacıyla planlamış ve yürütülmüştür. Çalışmaya 18-60 yaş arası 613 gönüllü kadın katılmıştır. Katılımcılar genel bilgiler, antropometrik ölçümler, diyet uygulamalarına ilişkin bilgiler, sosyal medya kullanımlarına ilişkin bilgiler, ORTO-R, Vücut Şekli Anketi (Body Shape Questionnaire-BSQ-34), Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (BSMBÖ) ve Genel ve Spor Beslenmesi Ölçeği (General and Sport Nutrition Knowledge Questionnaire-GeSNK)'nin Genel Beslenme bölümünü yanıtlamışlardır. Kadınların yaş ortalaması 28.47±9.38 yıldır. Kadınların %66.4'ü normal beden kütle indeksi (BKİ) değerine sahiptir. Kadınlar ORTO-R ölçeğinden 17.5±5.1, BSQ-34 ölçeğinden 89.2±40.2, GeSNK 38.6±12.5, BSMBÖ'den ise 17.3±6.1 puan almışlardır. Katılımcıların ORTO-R, BSQ-34 ve GeSNK toplam puanlarının BKİ sınıflamasına göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde farklılaştığı saptanmıştır (p<0.05). Diyet uygulayanların ORTO-R, BSQ-34 ve BSBMÖ toplam puanları diyet uygulamayanlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Vücut ağırlığından memnun olma durumlarına göre ORTO-R, BSMBÖ, BSQ-34 ve GeSNK ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). ORTO-R, BSMBÖ, BSQ-34 ve GeSNK toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak ortorektik eğilim, beden algısı, sosyal medya bağımlılığı ve beslenme bilgi düzeyinin bireylerde diyet uygulamalarına, popüler diyetlere bakış açısına ve sosyal medya üzerinden diyet uygulamalarına etkisi bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı, beden algısı, beslenme bilgi düzeyi, sosyal medya, diyet

Beden algısıBeslenmeBeslenme bilgisi+6
Elif Sakarya
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemoterapi alan hastalarda malnütrisyon durumu ile kanser yalnızlık, psikolojik sağlamlılık, yaşam kalitesi ve tat alma değişikliğinin tespiti

Bu çalışma ayaktan kemoterapi alan hastalarda malnütrisyon durumu ile kanser yalnızlık, psikolojik sağlamlılık, yaşam kalitesi ve tat alma değişikliğinin tespit edilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya ayaktan kemoterapi tedavisi alan 19-65 yaş arasındaki 610 (296 erkek, 314 kadın) gönüllü birey katılmıştır. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüz yüze uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, beslenme alışkanlıkların ait sorular, hastalık bilgileri, malnütrisyon durumları (Hasta Odaklı Subjektif Global Değerlendirme PG-SGA), yalnızlık (Kanser Yalnızlık Ölçeği), psikolojik sağlamlılık (Psikolojik Sağlamlılık Ölçeği), yaşam kaliteleri (Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORT QLQ-C30)), tat alma değişiklikleri [Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeği (K-TADÖ)] ile beslenme durumları [besin tüketim kaydı ve Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (SYİ-2015)] değerlendirilmiştir. Bireylerin %48.5'i erkek ve %51.5'i kadındır. Hastaların vücut ağırlıkları %2.0 zayıf, %37.0 normal, %40.5 hafif şişman, %21.0 obezdir. Erkeklerin %70.9'u ve kadınların %70.7'si ciddi malnütrisyona sahiptir. Psikolojik Sağlamlılık ve PG-SGA puan ortalamaları en yüksek (sırasıyla 13.8±6.2, 21.7±6.7) zayıf diyet grubundaki bireylerde olup, Kanser Yalnızlık Ölçeği puan ortalaması (29.3±15.66) en yüksek Geliştirilmesi gerekli diyet grubunda yer alan hastalarda bulunmuştur (p>0.05). Genel Tat Alma Değişiklikleri, Genel Sağlık ve Semptom Ölçeklerisı değerlerinin, ciddi malnütrisyon durumunu etkileyen anlamlı prediktörler olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bu nedenle ayaktan kemoterapi alan hastaların tedavi sürecinin sağlıklı ilerlemesi ve yaşam kalitelerinin artması için malnütrisyon durumları yanında yalnızlık duygusu, psikolojik sağlamlılık durumu ve tat alma değişimlerinin değerlendirilmesi fayda sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Beslenme, kanser, kemoterapi, malnütrisyon, yaşam kalitesi

MalnütrisyonNeoplazmlarPsikolojik sağlamlık+6
Zeynep Bengisu Ejder
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adölesanların Akdeniz diyetine uyumu ile duygusal yeme ve stres durumlarının saptanması

Bu çalışma adölesanların sağlıklı beslenme, duygusal yeme ve stres durumlarının saptanması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu araştırmaya yaşları 11-14 arasında değişen 281 gönüllü adölesan birey katılmıştır. Oluşturulan anket formunda bireylerin genel özellikleri, antropometrik ölçüm verileri belirlenmiş ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmış, ayrıca Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KİDMED), Beslenme Egzersiz Davranışları Ölçeği (BEDÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), Çocuk ve Adölesanlar için Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ-Ç) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan adölesanların %58,4'ü erkek, %41,6'sı kadın olup yaş ortalamaları erkeklerin 11,94±1,08 kadınların 12,30±1,15 yıldır. Katılımcıların %27,8'i hafif şişman, %16,7'si obezdir. Katılımcıların Akdeniz Diyetine uyumları incelendiğinde %25,3'ünün düşük uyum, %53,0'ünün orta uyum, %21,7'sinin yüksek uyum sağladığı tespit edilmiştir. Cinsiyete göre KİDMED puanları istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (χ2=7,412; p=0,025). Erkeklerde çok düşük ve iyi diyet kalitesi oranı, kadınlardaki çok düşük ve iyi diyet kalitesi oranından daha yüksek çıkmıştır. Kadınların ASÖ toplam puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek çıkmıştır. Cinsiyete göre BEDÖ toplam ve alt ölçek puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0,05). Cinsiyete göre DYÖ-Ç toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (Z=-4,056; p=0,000). Kadınların DYÖ-Ç toplam puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Cinsiyete göre kullanılan ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki görülmemiştir (p>0,05). BKİ yüksek olan adölesanların strese yatkın olduğu ve duygusal yeme eğilimi olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Cinsiyete göre KİDMED ile BKİ arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Ancak ASÖ, BEDÖ, DYÖ-Ç arasında ilişki bulunmuştur (p<0,05). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda yaş ve cinsiyetin çok düşük diyet kalitesini etkileyen önemli bir parametre olduğu saptanmıştır (p<0,05). Stres düzeyi yükseldiğinde, yaş arttığında ve erkek adölesanlarda Akdeniz Diyetine uyumluluk düzeyi düşmektedir. Bu çalışmada, adölesanlarda Akdeniz Diyetine uyum, duygusal yeme ve stres durumu kapsamlı olarak araştırılmış ve ileriki çalışmalara ışık tutacak nitelikte sonuçlar bulunmuştur. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırılması konusunda erken yaşlardan itibaren gerekli önlemlerin alınması, duygusal yeme ve stresle baş edebilme uygulamaları geliştirilmesi için toplum düzeyinde çalışmalar yapılmasına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Çalışma sonunda konu hakkında farklı yaş gruplarında ve daha geniş kapsamlı, destekleyici çalışmalar yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Akdeniz diyetiBeslenme bozukluklarıDuygusal yeme+2
Berrin Keleş
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tüketicilerin sağlık anksiyetesinin organik gıda tüketim durumlarına ve beslenme davranışlarına etkisi

Bu çalışma; tüketicilerin organik gıdalar hakkındaki tutumlarına, sağlık anksiyetelerinin organik gıda tüketim durumlarına ve beslenme davranışlarına olan etkisini incelemek üzere planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, Eskişehir ilinde yaşayan 18-65 yaş arası, 109 kadın, 91 erkek olmak üzere toplamda 200 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile yüz yüze toplanmıştır. Katılımcılar; demografik bilgileri, organik gıdalar hakkındaki genel soruları, Organik Gıda Tüketim Ölçeği'ni (OGT), Yeme Farkındalığı Ölçeği'ni (YFÖ), Sağlık Anksiyetesi Envanteri'ni (SAE) yanıtlamışlardır ve bireylerden 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmış ve SYİ-2015 (Sağlıklı Yeme İndeksi-2015) puanı hesaplanmıştır. Bireylerin %54.5'i kadın, %45.5'i erkek olup yaş ortalamaları 30,57±9,07 yıldır. Katılımcıların yarısından fazlası (n=135) normal-ideal beden kütle indeksi (BKİ)'ne sahiptir. SAE toplam puanları ile OGT toplam puanları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p=0,016) (r=-0,169). SAE toplam puanı parametresinin, yeme farkındalığı durumunu etkileyen önemli bir parametre olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). SYİ–2015 parametresinin, yeme farkındalığı durumunu etkileyen önemli bir parametre olduğu ve SYİ-2015 puanlarının 1 birim artmasının, yeme farkındalığı düzeylerini %2.5 oranında arttıracağı tespit edilmiştir (OR=1,025). Sonuç olarak araştırmanın yapıldığı örneklemde sağlık anksiyetesi yüksek olan bireylerde ve sağlıklı beslenen bireylerde (SYİ puanı yüksek) yeme farkındalığının yüksek olduğunu söylemek mümkündür.

AnksiyeteBeslenmeGıda güvenliği+3
Burcu Gül
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının yeme davranışları, gündüz uykululuk durumu ve fiziksel aktivite düzeyleri ile beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Beden kütle indeksi (BKİ), obezitenin saptanmasında kullanılan pratik ve güvenilir yöntemlerden biridir. Araştırmada, sağlık çalışanlarının yeme davranışları, gündüz uykululuk durumu ve fiziksel aktivite düzeyleriyle BKİ'leri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Eylül-Kasım 2022 tarihleri arasında, farklı illerde bulunan özel ve devlet hastanelerinde çalışan hekim, diyetisyen, fizyoterapist, hemşire, ebe, diş hekimi, eczacı, psikolog, sağlık teknikeri ve tıbbi sekreterler olmak üzere toplam 365 katılımcıyla yürütülmüştür. Çalışma verileri, demografik bilgi anketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi- Kısa Form (IPAQ-SF), 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı, Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26), Epworth Uykululuk Ölçeği (ESS) ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) soruları kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin %24,4'ü erkek %75,6'sı kadındır. Erkek ve kadınların BKİ ortalaması sırasıyla, 26,3±3,35 kg/m2 ve 22,9±4,42 kg/m2 olarak belirlenmiştir (p<0,05). YTT-26 ve ESS puanlarının BKİ'yle arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). DEBQ 'nin bir alt ölçeği olan kısıtlayıcı YT puanı, zayıf bireylerde diğer bireylere göre daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin gündüz uykululuk düzeyleri arttıkça; kısıtlayıcı YD, duygusal YD ve dışsal YD, yaş ve vücut ağırlığının arttığı saptanmıştır (p>0,05). Yapılan lojistik regresyon analizleri sonucunda bireylerin BKİ değerlerindeki bir birimlik artışın, MET değerindeki -92,553 birimlik azalmaya katkı sağladığı (p<0,05); duygusal yeme puanında 0,377 birimlik artışa neden olduğu belirlenmiştir (p<0,50). Özetle, BKİ değerlerinin, yeme tutumu ve uyku üzerine etkisi saptanmamış; kısıtlayıcı yeme davranışıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Sonuçların netleşmesi için, daha büyük örneklemlerde benzer çalışmaların sayılarının arttırılması önerilmektedir.

Beslenme davranışıFiziksel aktiviteSağlık personeli+4
Asena Güneş Coşkun
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hepatik tutulumu olan glikojen depo hastalarında beslenme durumunun uyku kalitesine ve yaşam kalitesine olan etkisinin incelenmesi

Bu çalışma; hepatik tutulumlu glikojen depo hastalığı (GDH) ile takipli hastaların beslenme durumunun, yaşam ve uyku kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya, Çukurova Üniversitesi Çocuk Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı'nda hepatik GDH tanısı ile tedavi gören 10-18 yaş arası 24 erkek (%60.0), 16 kadın (%40.0) olmak üzere toplam 40 hasta dahil edilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim kayıtları, biyokimyasal parametreleri, yaşam kaliteleri (Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği-ÇİYKÖ) ve uyku kaliteleri (Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi-SQS-SVQ) değerlendirilmiştir. Hastaların %2.5'i GDH Tip 0, %35'i Tip 1, %25'i Tip III, %7.5'İ Tip VI, %25'i Tip IX ve %5'i ise Tip XI tanısı ile takip edilmektedir. Hastaların %20.0'ı Glycosade, %35.0'ı çiğ mısır nişastası almaktadır; günlük toplam çiğ mısır nişastası ve Glycosade tüketimi ve vücut ağırlığı başına tüketimi sırasıyla 73.8±78.6 g ve 2.2±2.1 g/kg'dır. Uyku kalitesi ve verimliliği ile mısır nişastası ve Glycosade tüketimi arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Ancak mısır nişastası ve Glycosade tüketmeyen ya da daha az sıklıkla tüketen hastaların yaşam kalitesi puanları daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Ebeveyn ve çocukların cevapladığı yaşam kalitesi ölçeğinin tüm alt başlıklarında vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve beden kütle indeksi normal olan hastaların puanları daha yüksek bulunmuştur. Gece boyunca toplam uyku süreleri 500.8±103.25 dakika olup; GDH türleri arasında uyku süresi, kalitesi ve verimliliği açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Hepatik GDH'li hastaların yaşam kalitelerini artırmak için beslenme durumları düzenli olarak değerlendirilmeli ve bireye özgü beslenme tedavisi programları geliştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Antropometrik ölçümler, beslenme durumu, GDH, uyku kalitesi, yaşam kalitesi

Antropometrik parametrelerBeslenmeBeslenme durumu+3
Ebru Çiçek Türköz
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkin obez bireylerde kronotipin yeme tutumu, gece yeme sendromu, Akdeniz diyetine uyum ve fiziksel aktivite düzeyi ile ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, sirkadiyen ritmin belirteci olan kronotipin, obez bireylerde yeme tutumu, Akdeniz diyeti, gece yeme sendromu ve fiziksel aktivite düzeyleri ile ilişkisiniincelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma 18-64 yaş arası beden kütle indeksi 30 kg/m² ve üzeri olan 337 (34 erkek, 303 kadın) obez bireyle Haziran-Aralık 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylerin sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümleri beyana dayalı olarak alınmıştır. Bireylerin kronotipinibelirlemek için Horne-Östberg Sabahçıl Akşamcıl Ölçeği (SAÖ), fiziksel aktivite düzeyleri için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (IPAQ Kısa Form), yeme bozukluklarını belirlemek için Yeme Tutum Testi (YTT-26), Akdeniz diyeti uyumu için Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ve gece yeme sendromu varlığı için Gece Yeme Anketi çevrim içi platformlar aracılığıyla kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 31.5±10.0 yıldır. Kronotipe göre yapılan sınıflandırılmada katılımcıların %15.1'i (n=51) akşamcıl, %70.0'i (n=236) ara tip, %14.9(n=50) ise sabahçıl tip olarak tespit edilmiştir. Cinsiyete göre kronotip sınıflandırılması istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Fiziksel aktivite düzeylerinin cinsiyetten bağımsızdır (p>0.05). Yeme tutum testi sonucuna göre bireylerin yeme tutumları cinsiyetle bağımlıdır(p<0.05). Gece yeme sendromu varlığı ise cinsiyetten bağımsız olarak bulunmuştur(p>0.05). Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeğinden alınan puanlarcinsiyete bağımlıdır (p<0.05). Bu antropometrik ölçümlerin kronotipe bağlı olarak anlamlı bir farklılık göstermemiştir(p>0.05). Kronotip ve gece yeme sendromu ile yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0.05). Kronotip ölçeğindeki 1 birimlik değişimin Gece Yeme Sendromu Anketinden alınan puanı 0.253 birim azaltacağı görülmektedir.Kronotip ve gece yeme sendromu istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05)Kronotip ölçeğindeki 1 birimlik değişimin Akdeniz Diyeti Bağlılık ölçeğinden alınan puanı 0.043 birim arttıracağı görülmektedir. Kronotip ve Akdeniz diyetine bağlılık istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05) Gece Yeme Sendromu Anketindeki 1 birimlik değişimin yeme tutum testinden alınan puanı 0.264 birim arttıracağı görülmektedir. Yeme tutumu testi puanı ve gece yeme sendromu istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0.05) Kronotip ve Gece Yeme Anketi arasında da istatistiksel olarak negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.05).Gece yeme durumları ve yeme tutumu davranışı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05).Gece yeme sendromu varlığı arttıkça yeme tutumu testindeki yeme bozukluğu riski artmaktadır. Çalışma sonucunda obez bireylerin kronotipinin bireylerin beslenme biçimlerini etkilediği görülmektedir.

Akdeniz diyetiBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+7
Begüm Defne Erbağ
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akne vulgarisi olan ve olmayan bireylerin yaşam kalitesi ve depresyon düzeyleri ile akdeniz diyetine uyumlarının karşılaştırılması

Bu çalışma akne vulgaris ile beslenme, Akdeniz Diyetine bağlılık, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam kalitesi ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya 18-30 yaş arasında 118 gönüllü birey katılmıştır. Bu çalışmada Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Dermatoloji Polikliniği'ne başvuran, hekim tarafından akne vulgaris tanısı almış 59 birey (51 kadın, 8 erkek) akne vulgaris grubunu; akne vulgaris şikayeti olmayan 59 birey (51 kadın, 8 erkek) ise akne vulgaris olmayan grubu oluşturmaktadır. Katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak anket formu araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Anket formu katılımcıların demografik ve antropometrik özellikleri, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği, Akne ve Yaşam Kalitesi Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (Kısa Form) sorularından oluşmaktadır. Akne vulgarisi olan bireylerin yaş ortalamaları 21,27±3,27 iken, akne vulgarisi olmayan bireylerin yaş ortalamaları 21,69±,3,09'dir. Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği toplam puan ortalaması; akne vulgarisi olan bireylerin 5,31±1,70 iken, akne vulgarisi olmayan bireylerin 6,63±1,82 olarak bulunmuştur (p<0,05). Akne vulgarisi olan bireylerin Beck Depresyon Envanteri puan ortalamaları 11,69±9,45 iken akne vulgaris olmayan bireylerin 8,14±6,37 olarak bulunmuştur (p<0.05). Akne vulgarisi olan grupta yer alan bireylerin ortalama MET değerleri 1285,33±1384,48 iken; akne vulgarisi olmayan grupta yer alan bireylerin MET değerleri ortalaması 1621,77±1369,30 olarak bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonunda beslenmenin ve Akdeniz Diyetine bağlılığın akne vulgaris ile ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca akne vulgarisin depresyonu tetiklediği ve yaşam kalitesini düşürdüğü de görülmüştür.

Akdeniz diyetiAkne vulgarisBeslenme+3
Merve Öksüz
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

9-14 yaş grubu çocuklarda sağlıklı beslenme tutumu, beslenme bilgi düzeyi, uyku kalitesi ve akdeniz diyeti kalite indeksi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma 9-14 yaş grubu arası çocuklarda sağlıklı beslenme tutumu, beslenme bilgi düzeyi, uyku kalitesi ve Akdeniz diyetine bağlılığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya 9-14 yaş aralığında, Eskişehir ilinde yaşayan 265 gönüllü çocuk katılmıştır. Araştırma çocuklara araştırmacı tarafından yüz yüze anket tekniği kullanılarak uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan anket formu, katılımcıların demografik bilgileri, antropometrik özellikleri, sağlık bilgileri, fiziksel aktivite alışkanlıkları, uyku ve beslenmelerine ilişkin bilgiler, Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi, Adölesan Beslenme Bilgi Düzeyi (ABBİD), Sağlıklı Beslenmeye Yönelik Tutum Ölçeği (SBİTÖ), Akdeniz Diyeti Kalite İndeksi (KİDMED) sorularından oluşmaktadır. Çalışmada kız çocuklarının %56'sının erkek çocuklarının %55,7'sinin kötü uyku kalitesine sahip olduğu belirlenmiştir. Uyku kalitesi ile yaş, uyku düzensizliği yaşama durumu, okul zamanı kalkış saati, okul zamanı yatış saati arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). ABBİD toplam puan ortalaması 19,27±5,57'dir. SBİTÖ puanları değerlendirildiğinde kız çocukları ölçek toplam puanının erkek çocuklarından daha yüksek olduğu saptanmıştır. SBİTÖ sınıflandırması ile yaş ve en çok atlanılan öğün durumu arasında anlamlı farklılık olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Kız çocuklarının %57,6'sının, erkek çocuklarının %55'inin KİDMED orta diyet kalitesinde beslendiği belirlenmiştir. Uyku kalitesi ile KİDMED ilişkisine bakıldığında iyi uyku kalitesi olanların %67,4'ünün iyi diyet kalitesine, kötü uyku kalitesi olanların %48,6'sının çok düşük diyet kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, çocuklarda hedef sağlıklı ve yeterli uyku davranışları, doğru ve tek tip olmayan beslenme düzeni oluşturmak olmalıdır.

Akdeniz diyetiBeslenmeBeslenme bilgisi+6
Duygu Bahar Arslan
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda beslenme ve depresyon durumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma İstanbul'da bulunan özel bir diyaliz merkezinde Ocak-Mart 2022 tarihlerinde hemodiyaliz tedavisi gören 18-65 yaş arası 80 hastanın beslenme ve depresyon durumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Hastalara uygulanan anket formunda hastaların genel özellikleri, antropometrik ölçümleri ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Hastaların yaşam kalitelerini ölçmek amacıyla Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (SF-36), depresyon durumlarını belirlemek için ise Beck Depresyon Envanteri uygulanmıştır. Hastaların beslenme durumlarını belirlemek için ise Subjektif Global Değerlendirme (SGD) testi uygulanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların %47,5'i kadın, %52,5'i erkektir ve yarısından fazlası beş yıldan az süredir hemodiyaliz tedavisi görmektedir. Hastaların depresyon düzeyleri ile yaşam kalitesi puanları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Malnütrisyon durumu ve depresyon varlığı ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Hastaların malnütrisyon durumları ile günlük enerji ve makro besin ögesi alım miktarları arasında da anlamlı ilişki bulunmuştur. Malnütrisyonu olmayan hastaların günlük enerji ve makro besin ögesi alım miktarı malnütrisyonu olanlara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Hastaların bazı özellikleri ile yaşam kaliteleri ve depresyon durumları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı veya anlamsız sonuçlara rastlanmıştır. Bunun temel sebebi hemodiyaliz hastalarında yaşam kalitesini etkileyen birçok psikolojik ve fizyolojik faktörün olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beslenme Durumu, Depresyon, Hemodiyaliz, Son Dönem Böbrek Yetmezliği Diyeti, Yaşam Kalitesi

BeslenmeBeslenme durumuBöbrek hastalıkları+5
Bahar Güzelşen Bakır
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erkek güç ve kuvvet sporcularında kas dismorfisi, beden imgesi, egzersiz bağımlılığı, yeme tutum ve davranışlarıyla vücut kompozisyonu ilişkisi

Kas dismorfisi psikolojik bir sorundur ve birçok faktörün etkisiyle görülme sıklığının arttığı bilinmektedir. Bu çalışma yetişkin erkek güç ve kuvvet sporcularında kas dismorfisi varlığını belirlemek, kas dismorfisi olan ve olmayan sporcularda; beslenme durumu, egzersiz bağımlılığı, beden algısı, yeme tutum ve davranışları ile vücut kompozisyonunun değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma 18-30 yaş arası, 69 erkek güç ve kuvvet sporcusu ile yürütülmüştür. Sporculara demografik özellikler anketi, besin tüketim sıklığı, Kas Algısı Bozukluk Envanteri (KAB-E), Yeme Tutum Testi (YTT-26) ve Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği (EBÖ) ve Beden İmgesi Baş Etme Stratejileri Ölçeği (BİBSÖ) uygulanmıştır ve hava değişimi pletismografisi (BOD POD) ile antropometrik ölçümleri alınmıştır. Sporcuların %2,9'unda yeme bozukluğu riskinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Sporcuların EBÖ'nden aldıkları puan ortalaması 59,8±12,27 olarak saptanmıştır. Sporcuların egzersiz bağımlıklıklarına göre %52,3'ü bağımlı, %24,6'sı yüksek bağımlı grupta belirlenmiştir. Sporcuların %10,1'inde bigoreksiya olduğu raporlanmıştır. Sporcuların KAB-E ölçeğinden aldıkları puan arttıkça EBÖ (r=0,368, p<0,05) ve BİBSÖ (r=0,471, p<0,05) puanının arttığı saptanmıştır. Bigoreksiya olma olasılığı arttıkça bireylerin egzersiz bağımlılığı ve beden imgesi baş etme strateji puanı artmaktadır. KAB-E puanının protein tüketimi arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir. Protein tüketiminin arttıkça bigoreksiya olma puanının arttığı belirlenmiştir (p<0,05). Bigoreksiyalı bireylerin beslenme ve egzersiz uygulamalarında psikolog, diyetisyen ve egzersiz uzmanı önerisi almaları gerektiği sonucuna varılmıştır.

Beden imajıBeslenme davranışıBeslenme durumu+7
Gözde Şentürk
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eskişehir ilinde çalışan memurların besin ve sıvı tüketim durumları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bireylerin besin ve sıvı tüketim durumları yaşam kalitelerini etkileyebilir. Bu araştırma Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Tepebaşı ve Odunpazarı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde çalışan 20–65 yaş arası 94'ü kadın (%38.4) 151'i erkek (%61.6) toplam 245 memurun besin ve sıvı tüketim durumları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bireylerin genel özellikleri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları, sıvı tüketim bilgi düzeyleri, sıvı tüketim sıklıkları, yaşam kaliteleri (Kısa Form-36 ölçeği), beslenme durumları, besin tüketim kayıtları (3 gün 24 saatlik) değerlendirilmiştir. Türkiye Beslenme Rehberi'ne göre enerjinin karbonhidrattan gelen oranı (erkeklerde % 42.1±7.4 kadınlarda %39.0±6.7) önerilen düzeyin altında, proteinden gelen oranı (erkeklerde %15.7±2.6 kadınlarda %16.5±3.3) önerilen düzeylerde, yağdan gelen oranı (erkeklerde %41.8±7.1 kadınlarda %44.3±5.6) önerilenin üzerinde olduğu saptanmıştır. En çok tüketilen sıvılar sırasıyla su ve siyah çaydır. Yaşam kalitesi ölçeği alt boyutu olan fiziksel rol güçlüğü alt boyutu, alkol tüketimlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Memurların yeterli ve dengeli beslenme, yeterli sıvı tüketimi ve fiziksel aktivite konusunda farkındalıkları artırılarak hem iş verimleri artırılabilir hem de kronik hastalıklardan korunmaları sağlanarak toplumsal sağlık masraflarının da azaltılmasına yardımcı olunabilir. Bu çalışmada memurların besin ve sıvı tüketim durumları ile yaşam kalitesi ölçeği alt boyutları arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Besin ve sıvı tüketim durumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi inceleyen daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Antropometrik parametrelerBeslenmeBeslenme durumu+5
Şeyma Akçimen
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı bireylerde malnütrisyonun saptanması, beslenme durumu ve bazı biyokimyasal parametrelerin sarkopeni ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma bir huzurevinde kalan 65 yaş ve üzeri yaşlılarda malnütrisyonun saptanması, beslenme durumu ve bazı biyokimyasal parametrelerin sarkopeni ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 32 erkek 38 kadın toplamda 70 birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerle yapılan anket formunda bireylerin genel özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite seviyeleri ve 24 saatlik besin tüketim kaydı sorgulanmıştır. Bireylerin Tanita RD-545 BİA cihazı ile vücut kompozisyonu belirlenmiş, antropometrik ölçümleri alınmış ve TAKEI el dinamometresi ile el kavrama gücü ölçülmüştür. Bireylerin hasta dosyalarından biyokimyasal parametreler bilgi formu oluşturulmuştur (LDL-HDL-total kolesterol, kreatinin, demir bağlama kapasitesi, trigliserit, ALT, AST, glukoz, üre, demir, %HBA1C, serbest T3, serbest T4, TSH, B12). Bireylerde beslenme durumunu belirlemek için MNA Testi ve sarkopeni durumunu belirlemek için SARC-F testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların %3.1'inde malnütrisyon görülmekteyken erkeklerde malnütrisyon tespit edilmemiştir. Kadınların %15.6'sında, erkeklerin %26.3'ünde malnütrisyon riski tespit edilmiştir. Sarkopeni sıklığı ise kadınlarda %21.9, erkeklerde %21.1 olarak bulunmuştur. Bireylerin biyokimyasal parametreleri ile sarkopeni arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0.05), malnütrisyon durumu ve antropometrik ölçümleri ile sarkopeni arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin Beden Kütle İndeksi (BKİ), vücut ağırlığı, bel çevresi ve kalça çevresi gibi antropometrik ölçümleri sarkopenili olarak belirlenen bireylerde sarkopenili olmayan bireylere göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Sarkopenisi olan bireylerde, malnütrisyon ve malnütrisyon riski görülme sıklığı sarkopenisi olmayan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak yaşlı bireylerde malnütrisyon ve sarkopeni durumlarının erken tespitine önem verilmeli, bireylerin beslenme durumu takip edilmelidir. Anahtar Kelimeler: El kavrama gücü, Malnütrisyon, MNA Testi, Sarkopeni, yaşlı beslenmesi

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme durumu+6
Beyza Nur Civan
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vardiyalı çalışan hemşirelerde sirkadiyen ritmin beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi ve aşırı besin isteği üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Vardiyalı çalışan hemşirelerde beslenme örüntülerinin değişmeleri ve indüklenen sirkadiyen ritim değişikliklerinin beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi ve aşırı besin isteği üzerine etkisinin olduğu bilinmektedir. Bu çalışma, rotasyonel vardiyalı çalışan hemşirelerin gündüz vardiyasında ve gece vardiyasındaki beslenme durumları, fiziksel aktivite düzeyleri ve sirkadiyen ritimleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Kesitsel olarak planlanan bu araştırma, Ekim 2022-Aralık 2022 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmamıza 20-45 yaşları arasındaki 150 hemşire dahil edilmiştir. Hemşirelere ait genel bilgiler ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek için 32 sorudan oluşan anket formu oluşturulmuştur. Oluşturulan anket formları yüz yüze uygulanarak bireylere sosyodemografik özelliklerini, çalışma koşullarını ve buna bağlı yaşam değişikliklerini, sigara ve alkol kullanımlarını, kronik bir hastalığa sahip olma durumlarını, ilaç kullanımlarını, fiziksel aktivite durumlarını, beslenme alışkanlıklarını, hastanede ve günlük yaşamlarındaki beslenme düzenlerini, yemek yeme hızlarını, günlük çay, kahve ve su tüketimlerini sorgulayan sorular yöneltilmiştir. Çalışmamız kapsamında ayrıca Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği (SAÖ)'nin uygulanması yapılmış olup, ölçeğin sonucuna göre hemşireler, kronotiplerine göre "Sabahçıl", "Akşamcıl" ve "Ara tip" olarak gruplandırılmışlardır. Bireylerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu ölçümleri araştırmacı tarafından yapılmıştır. Çalışmada öncelikle hastaların aşırı besin isteklerinin değerlendirilebilmesi için uygulanacak olan Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS)'nin Türkçe uyarlaması için geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış ve orijinal ölçekteki tüm faktör boyutları elde edilmiştir. Beck depresyon envanteri (BDE), bireyin duygusal, bilişsel, somatik ve motivasyonel durumlarını ölçen öz-bildirim ölçeğidir. Bu ölçek, depresyon belirtilerini detaylı bir şekilde değerlendirmek amacıyla geliştirilse de bilişsel durumun değerlendirilmesini de sağlar. Bu bağlamda bireylerin depresyon durumlarını değerlendirmek için ise Beck Depresyon Envanteri (BDE) kullanılmıştır. Çalışmaya katılacak hemşirelerin tamamı, 08:00-16:00 ve 16:00-08:00 saat aralıklarına sahip 2 farklı vardiya tipinde dönüşümlü olarak çalışmaktadır. Hemşirelerin yaş ortalaması 35,8±6,37'dir. Bireylerin genel sağlık durumlarının değerlendirilmesine ait verilerde ise hemşirelerin %64,6'sında kronik rahatsızlığın olmadığı, %71,3'ü (n:107) ilaç kullanmadığı, %48'lik kısmının (n:72) hiç sigara içmediği belirlenmiştir. Bireylerin kronotip özelliklerine göre genel sağlık durumlarının değerlendirilmesine ait verilere bakıldığında sabahçıl bireylerin %35'i (n:21) akşamçıl bireylerin ise %36,1'i (n:13) kronik bir rahatsızlığa sahip oldukları gözlemlenmiştir. 08.00-16.00 vardiyasında çalışan bireylerde uyku süresi akşamcıl kronotipte ortalama 7,0±1,44 (saat/gün) iken sabahçıl kronotipte 7,3±1,45 (saat/gün) olarak saptanmıştır. 16.00-08.00 vardiyasında çalışan bireylerde uyku süresi akşamcıl kronotipte ortalama 4,2±1,56 (saat/gün) iken sabahçıl kronotipte ortalama 3,8±1,49 (saat/gün) olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hemşirelere uygulanan aşırı besin isteği ölçeği ve alt boyutlarından elde edilen verilere bakıldığında, çalışmaya katılan hemşirelerin toplam puan ortalamaları akşamcıl kronotipte (196,2±26,94), ara tip kronotipte (145,4±40,34) ve sabahçıl kronotipte (92,9±36,27) olarak tespit edilmiştir. Çalışmamızda, 08.00-16.00 ve 16.00-08.00 vardiyaları arasında fiziksel aktivite düzeylerinde, enerji ve makro besin ögesi alımlarında istatistiksel olarak önemli düzeyde bir değişim olmadığı (p>0,05), bireylerin uyku sürelerinin ise 16.00-08.00 vardiyasında azaldığı saptanmıştır (p<0,05).

AşermeBeslenmeBeslenme durumu+7
Büşra Kılıç
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı çalışanlarının sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Son zamanlarda önemi artan sürdürülebilir beslenme kavramı, günümüzdeki ve gelecek bireylerin sağlığını, herkesin yeterli, güvenli ve çevresel etkileri düşük besinlere erişimini hedeflemektedir. Bu çalışmada Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı çalışanlarının sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya toplam 240 birey katılmıştır. Anket formu; bireyin sosyodemografik bilgileri, beslenme alışkanlıkları, Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışları Ölçeği, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği, 24 saatlik besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı ve Diyet Kalite İndeksini kapsamaktadır. Bireylerin boy uzunluğu ve vücut ağırlıkları kaydedilmiş ve beden kütle indeksleri hesaplanmıştır. Katılımcıların %59,6'sı kadın, %40,4'ü erkektir ve toplam yaş ortalaması 40,96±9,32 yıldır. Bireylerin %69,6'sı lisans, %20,8'i lisansüstü, %9,6'sı lise ve altı öğrenim düzeyine sahiptir. Katılımcıların yalnızca %23,3'ü daha önce sürdürülebilir beslenme kavramını duymuştur. MEDAS puanına göre bireylerin Akdeniz diyetine uyumu orta düzeyde iken Diyet Kalite İndeksi düzeyleri orta düzeyin biraz üzerindedir. Katılımcıların Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışı Genel Ölçek puanları BKİ gruplarında farklılaşmamaktadır. Sağlıklı beslendiğini düşünen katılımcıların Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Genel Ölçeği ortalamaları daha yüksek çıkmıştır. Bireylerin Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışı Ölçek puanı ve et tüketiminin azaltılmasıyla MEDAS puanları arasında güçlü bir ilişki vardır. Besin tüketim kaydına göre katılımcıların toplam enerji ve karbonhidrat tüketimi TÜBER referans değerlerinin altında, toplam yağ tüketimleri referansın üstünde, toplam protein tüketimleri ise uygun referans aralığındadır. Sonuç olarak katılımcıların MEDAS puanları ile Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Akdeniz Diyeti, Besin Tüketimi, Diyet Kalitesi, Sürdürülebilir Beslenme

Akdeniz diyetiBesinlerBeslenme+3
Güler Ertuş
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 1 diyabetli adölesanlarda hipoglisemi korkusunun, yaşam kalitesinin ve diyabulimia riskinin belirlenmesi

Bu çalışmada tip 1 diyabetli adölesanlarda diyabulimia riski, hipoglisemi korkusu ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ve diyabulimia riskinin bunlar üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya 20 Şubat 2023- 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında 59 kız, 71 erkek olmak üzere 130 adölesan dahil edilmiştir. Bireylerden 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı formu uygulanmıştır. Ayrıca Virjinya Üniversitesi Düşük Kan Şekeri Ölçeği (adölesan-ebeveyn), Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (adölesan-ebeveyn), Diyabete Özgü Yeme Bozukluğu Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Ek olarak antropometrik ölçümler alınmış ve HbA1c ve Açlık Kan Glikozu hasta dosyalarından kayıt edilmiştir. Araştırmaya konu olan katılımcıların yaş ortalamasının 15,48±1,35 (yıl) olduğu tespit edilmiştir. Adölesanların hipoglisemi korkusu puanları ile diyabet yaşı (p=0,040) ve BKİ z skoru (p=0,047) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Adölesanların hipoglisemi korkusu puanları ile çocuk yaşam kalitesi puanları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Adölesanların cinsiyetlerine göre DEPS-R puanları açısından anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). DEPS-R puanı ≥20 olan adölesanların HbA1c değerleri anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır (p=0,011). Sonuç olarak bu çalışmada diyabulimia riski olan adölesanların, riski olmayanlara göre, hipoglisemi korkusunun (p=0,026) anlamlı düzeyde daha fazla, yaşam kalitesinin ise daha düşük (p=0,04) olduğu bulunmuştur. Tüm Tip 1 diyabetli adölesanlara DEPS-R ölçeği uygulanarak diyabulimia riskinin belirlenmesine, bireylerin hipoglisemi korkusunun yüksek, yaşam kalitesinin düşük olmasına neden olan faktörlerin araştırılmasına ve tüm bunlara yönelik müdahale uygulamalarının yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Diyabulimia, hipoglisemi korkusu, tip 1 diyabet, yaşam kalitesi, yeme bozukluğu

Beslenme ve yeme bozukluklarıDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+4
Şükriye Elif Kuzucuk
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Polikistik over sendromlu kadınlarda yaşam kalitesi, beden şekli ve depresyonun diyetin sağlıklı yeme, karbonhidrat kalitesi ve diyet inflamatuar indeksi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma PKOS'lu kadınların yaşam kalitesi, beden şekli ve depresyon durumunun diyetin sağlıklı yeme, karbonhidrat kalitesi ve diyet inflamatuar indeksi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya 19-40 yaş arası 247 gönüllü PKOS hastası katılmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları, beslenme alışkanlıkları, yaşam kaliteleri (PCOSQ-50), beden şekli hakkındaki düşüncesi (BŞA-34), depresyon durumu (BDÖ) ve diyet kaliteleri (Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010), Karbonhidrat Kalitesi İndeksi (KKİ), Diyet İnflamatuar İndeksi (Dİİ)) değerlendirilmiştir. Bireylerin yaşam kalitesi 19-24 yaşa göre 25-40 yaş aralığında daha yüksektir (sırasıyla 161.0±24.81, 171.3±27.34) (p<0.05). Ayrıca kadınların BKİ (kg/m2) değeri arttıkça beden endişesi artmaktadır (p<0.001). Minimal depresyona (175.7±27.61) sahip bireylerin yaşam kalitesi puanı hafif (160.8±23.20) ve orta-şiddetli depresyona (154.4±25.32) sahip bireylere göre daha yüksektir (p<0.001). Katılımcıların beden şekli endişesinin artması yaşam kalitesini azaltmaktadır (p<0.001). Korelasyon analizine göre PCOSQ-50 ile BŞA, BDÖ ve BKİ arasında negatif ilişki saptanmıştır ve istatiksel olarak anlamlıdır (sırasıyla p<0.001, p<0.001, p=0.002). Diyet indekslerinde ise KKİ ile Dİİ arasında negatif, KKİ ile SYİ-2010 arasında pozitif bir korelasyon vardır ve farklılık istatiksel olarak da anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Dİİ ile SYİ-2010 arasında negatif bir ilişki bulunmuş olup ilişki istatiksel olarak anlamlıdır (p<0.001). Katılımcıların BKİ değerleri ile depresyon ve beden şekli düşünceleri arasında pozitif ilişki mevcuttur. Bireylerin semptomları, yaş, beden şekli düşüncesi ve depresyon durumu gibi birçok faktör bireyin yaşam kalitesini etkilemektedir. PKOS'lu kadınların yaşam kalitesinin artması, depresyon durumunun azalması ve beden algısının düzelmesi için bireye özgü iyi kalite, anti-inflamatuar özellikli beslenme planının uygulanmasında yarar vardır. Anahtar Sözcükler: PKOS, yaşam kalitesi, depresyon, beden şekli, diyet kalitesi.

DepresyonDiyetDiyet kalitesi+7
Esra Irmak
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sabit gündüz ve gece çalışan sağlık personelinde sirkadiyen ritim ile uyku kalitesi, beslenme durumu ve kafein alımının değerlendirilmesi

Bu çalışmada sabit vardiyalı gündüz ve gece çalışan sağlık personelinde sirkadiyen ritmin uyku kalitesi, beslenme durumu ve kafein alımına etkisinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışma, Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi Ek Hizmet Binasında, sabit gündüz (n=125) ve sabit gece (n=125) düzeninde çalışan 20-60 yaş arası, 52 erkek ve 198 kadın olmak üzere toplam 250 çalışan ile yürütülmüştür. Çalışma verileri için demografik bilgi formu, Morningness Eveningness Questionnaire (MEQ), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Uluslararası Fiziksel Aktivite (IPAQ), Kafein Tüketim Sıklığı Anketi ve antropometrik ölçümler araştırmacı tarafından yüz yüze usulüne uygun şekilde ölçülerek alınmıştır. Çalışma sonucunda, sabit gece vardiyasında çalışan bireylerin tükettikleri ana öğün sayısı sabit gündüz vardiyasındaki bireylere göre daha az bulunmuştur (p<0,05). İki vardiyada da çalışanların karbonhidrat alımlarının gereksinimi karşıladığı, ancak enerji alımının gereksinimi karşılamadığı görülmüştür. Sabit gece vardiyasındaki katılımcıların MEQ skoruna ait aritmetik ortalama 50,5±7,20 iken, sabit gündüz vardiyasındaki katılımcılarda 53,7±7,75 olarak hesaplanmıştır (p<0,05). Katılımcıların MEQ skorlarına göre yapılan sınıflamasında her iki vardiya sisteminde de en çok katılımcının "Ara tip" olduğu saptanmıştır. Sabit gündüz vardiyasında çalışan bireylerin MEQ puanları ile kafein alımları arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Her iki cinsiyette de sabit gece vardiyasında çalışanların PUKI toplam skoru sabit gündüz vardiyasında çalışanlara göre daha yüksek bulunmuştur (p>0,05). Bozulan sirkadiyen ritmin bireylerin uyku kalitesini ve beslenmelerini olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu etkileri en aza indirmek için yeterli uyku süresine (en az 7 saat/gün) ulaşılmasına dikkat edilmelidir. Çalışanlara kronotipe uygun çalışma programının önemi konusunda eğitim vermek ve bu konuda farkındalık yaratmak faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, sirkadiyen ritim, uyku kalitesi, kafein alımı

Beslenme durumuGece çalışmasıKafein+4
Kevser Tokaloğlu
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elli yaş ve üzeri bireylerde beslenme alışkanlıkları, uyku kalitesi ve antropometrik ölçümlerin bilişsel işlevler üzerine etkisi

Beslenme ve uyku bireylerin yaşamları için önemli iki unsurdur. Bu çalışma, 50 yaş ve üzerinde olan bireylerin beslenme alışkanlıkları, uyku kaliteleri ve antropometrik ölçümlerinin bilişsel işlevler üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat-Mayıs 2022 tarihleri arasında, Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı tarafından Beslenme ve Diyet Polikliniğine yönlendirilen 50 yaş ve üzerinde olan, 96 (E: %27.1, K: %72.9) bireyin katılımıyla yürütülmüştür. Bu çalışmada veriler, yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak anket formu yardımıyla toplanmıştır. Bireylerin malnütrisyon durumunu saptamak için Mini Beslenme Değerlendirmesi (MNA), uyku kalitelerini saptamak için Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve mental sağlığını değerlendirmek için Mini Mental Değerlendirme (MMD) soruları yöneltilmiştir. MNA değerlendirmesine göre beslenme sorunu olmayan, malnütrisyon riski olan ve malnütrisyonlu olan bireylerin oranı sırasıyla; %81.3, %14.5 ve %4.2 olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %79.2'si kötü uyku kalitesine sahiptir. PUKİ puanları erkek katılımcılarda kadınlara göre daha düşüktür (p<0.05). Toplam günlük enerji alımları kötü uyku kalitesine sahip bireylerde iyi uyku kalitesine sahip olanlara göre daha fazladır (p<0.05). MMD'ye göre demansı olmayan bireylerin oranı %53.1, orta ve hafif düzeyde demansı olanların oranı ise sırasıyla %17.7 ve %29.2 olarak belirlenmiştir. MMD puanı erkeklerde ve iyi uyku kalitesine sahip bireylerde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Uyku kalitesi kötü olan bireylerin tamamının demans düzeyi orta seviyededir (p<0.05). Demans riskinin yaşla birlikte arttığı saptanmıştır. Yağsız vücut kütlesinin artışı ile demans görülme puanının azaldığı bulunmuştur. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; yaşla birlikte uyku kalitesi bozulmakta, bozulan uyku kalitesi ise beslenme durumu ve vücut kompozisyonu olumsuz etkilemektedir. Vücut yağ oranındaki artış, uyku kalitesini daha da kötüleştirmekle birlikte demans riskinde artışa da neden olmaktadır. Yaşlı nüfusta sağlıklı beslenme, sağlıklı bir beden için elzemdir. Bu da hem uyku kalitesini hem de bilişsel fonksiyonları etkilemektedir. Sonuç olarak uyku kalitesi, demans durumunun beslenme durumu üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.

AntropometriAntropometrik parametrelerBeslenme+6
Azime Bağcı Oğuz
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklardaki besin reddi ve seçici yeme davranışlarının ebeveyn yeme tutumu ve ebeveyn stresi ile ilişkisi

Çocuğun ebeveynlerde büyük endişe uyandıran yeme davranışlarından biri besin neofobisidir. Çocukların yeme alışkanlıkları, sosyal rol modelleri olan ebeveynleri tarafından etkilenebilir. Bu nedenle, ebeveyn ve çocuk beslenmesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlığının erken yaşlardan itibaren geliştirilmesini etkileyen faktörlerin ortaya çıkarılması ve yetişkinlikteki beslenme sorunlarının önlenmesi açısından önemlidir. Bu çalışma; 2-6 yaş aralığındaki çocuklarda besin reddi ve seçici yeme davranışlarının ebeveyn yeme tutumu ve ebeveyn stresi ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya Eylül - Aralık 2022 tarihleri arasında Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Yenimahalle İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı Kaletepe Sağlıklı Hayat Merkezi, Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran ve 2-6 yaş arası çocuğu bulunan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan anneler dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılan anket formu; anne ve çocuğa ait genel bilgiler ve sağlık bilgileri, Ebeveyn Yemek Zamanı Davranışları Ölçeği (EYZDÖ), Ebeveynlik Stres Ölçeği (ESÖ), Çocuk Besin Reddi Ölçeğini (ÇBRÖ) içermektedir. Katılımcılar en yüksek puan ortalamasını olumlu ikna alt boyutundan (9.6±1.59) en düşük puan ortalamasını ise yeme konusunda ısrar alt boyutundan (4.6±1.48) almıştır. EYZDÖ özel yemekler alt boyutu ile ÇBRÖ seçicilik alt boyutu (r=0.26), ÇBRÖ neofobi alt boyutu (r=0.29) ve ÇBRÖ toplam puan (r=0.30) arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). ESÖ toplam puanı ile ÇBRÖ seçicilik puanı (r=0.16, p<0.05), ÇBRÖ neofobi puanı (r=0.21, p<0.01) ve ÇBRÖ toplam puanı (r=0.2, p<0.01) arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Ebeveynlerin yüksek kaygı düzeyi anne çocuk etkileşimini olumsuz etkileyerek çocukların yeme reddi davranışını arttırır. Bu açıdan; ebeveyn yeme davranışının ve ebeveyn stresinin çocuklarda görülen besin reddi ve seçicilik üzerindeki etkisini daha net ortaya koyabilmek için başka çalışmaların yapılmasının yararlı olacaktır.

Ana-babaBesinlerGıda tüketimi+4
Aysu İlhan
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı perimenopoz ve postmenopozlu kadınlarda akdeniz diyetine uyum, diyet toplam antioksidan kapasitesinin depresyon, anksiyete ve stresle ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışma, sağlıklı perimenopoz ve postmenopozlu kadınlarda Akdeniz diyetine uyum ile diyet toplam antioksidan kapasitesinin depresyon, anksiyete ve stresle ilişkisinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, 35-60 yaş arasında 145 perimenopozlu, 58 postmenopozlu toplam 203 gönüllü kadın birey katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların demografik özellikleri, sağlık bilgileri sağlık bilgileri sorgulanmış, antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu) ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmış olup ORAC (Oksijen Radikalini Absorbe Etme Kapasitesi) değeri BeBİS programı kullanılarak hesaplanmıştır. Katılımcılar ayrıca Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS), Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği (DASÖ-21), SF-12 Yaşam Kalitesi Ölçeğini (SF-12) doldurmuşlardır. Katılımcıların beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 25,4 ±3,7 kg/m^2 (alt: 17,2 kg/m^2 , üst: 35,3 kg/m^2 ) 'dir. Katılımcıların %29'u menopoza girmiş, %71'i ise girmemiştir. MEDAS puanlamasında ˂7 puan Akdeniz diyetine uyum göstermezken ≥7 puan Akdeniz diyetine uyumu göstermektedir. Katılımcıların MEDAS puanları ortalaması 5,6±1,54 puan, DASÖ-21 puanlamasında depresyon, anksiyete ve stres sorularının puanları ayrı ayrı toplanıp puan durumlarına göre değerlendirilmektedir. Sağlıklı bir psikolojiye sahip bireylerin puan ortalaması 0-14 arasında değerlendirilirken çok ileri seviye depresyon, anksiyete ve strese sahip bireylerin puan ortalaması 41 ve üstündedir. Katılımcıların DASÖ-21 ortalama puanı 52 ±11,91; SF-12 puanlamasında 0-100 arasında puan alınabilmektedir. Ölçeğin kesin bir noktası yoktur, ölçekten alınan yüksek puanlar yaşam kalitesinin yüksek olduğunu göstermektedir. SF-12 ortalama puanı 31,8±5,05'dir. Katılımcıların SF-12 puanlarının perimenopozlu, sezaryen doğum yapan, düzenli vitamin, mineral desteği alan ve BKİ durumuna göre obez kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların besin tüketim değerleri analiz edildiğinde; aldıkları MUFA (tekli doymamış yağ asitleri), PUFA (çoklu doymamış yağ asitleri) ve B6 vitamini değerlerinin perimenopozlu kadınlarda postmenopoz kadınların alımların daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu çalışmada perimenopozlu bireylerin yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu ve SF-12'de bir puan artışının depresyon, anksiyete, stres seviyelerini 0,581 kat azalttığı tespit edilmiştir. Akdeniz diyetine uyumun perimenopoz ve postmenopozlu kadınlar üzerinde depresyon, anksiyete ve stres üzerinde anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmemiştir (p>0.05). Çalışma sonucunda perimenopoz ve postmenopzolu kadınların Akdeniz tipi beslenme uyum durumunun ve diyet toplam antioksidan kapasitesinin depreyon, anksiyete ve stres üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.

Akdeniz diyetiPostmenopoz
Tuğçe Çetin
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip II diyabetli D vitamini eksikliği olan kadın hastalarda takviye kullanımının sağlıklı beslenme tutumu ve uyku kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma tip 2 diyabet tanılı D vitamini eksikliği olan kadınlarda takviye kullanımının sağlıklı beslenme tutumu ve uyku kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya yaşları 25-64 arasında değişen toplam 48 kadın birey dahil edilmiştir. Diyetisyene yönlendirilen ve D vitamini eksikliği tanısı olan katılımcıların ilk görüşmede sosyodemografik özellikleri, biyokimyasal bulguları, antropometrik ölçümleri, geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kayıtları kaydedilmiş; sağlıklı beslenme tutumları (Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği- SBİTÖ), uyku kaliteleri (Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi – PUKİ) değerlendirilmiştir. Araştırmacı diyetisyen tarafından katılımcılar sağlıklı beslenme ve diyabet yönetimi konusunda bilgilendirilmiştir. D vitamini eksikliği olan hastalarda takviye kullanımı hekim tarafından 7 hafta olarak belirlenmiş ve 4.haftada ve 7.haftanın sonunda katılımcılar yeniden araştırmacı diyetisyene yönlendirilmiştir. Uygulanan D vitamini takviyesi sonrası 7.haftanın sonunda katılımcıların antropometrik ölçümleri, SBİTÖ ve PUKİ ölçekleri ve besin tüketim kaydı tekrarlanmıştır. Bireylerin birinci ve ikinci aşamada kaydedilen vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümlerinde anlamlı yönde azalma gözlenmiştir (p<0.05). Bireylerin ilk görüşmede SBİTÖ ortalama puanı 62.25±10.07, son görüşmede ise ortalama puanı 79.62±9'dur (p<0.05). Hastaların %25'i ilk görüşmede iyi uyku kalitesine sahipken, son görüşmede değerlendirilen uyku kalitesine göre katılımcıların %72.9'unun iyi uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak D vitamini eksikliği olan bireylerde D vitamini takviyesiyle birlikte diyetisyenle sağlıklı beslenme ve diyabet yönetimi konusunda görüşme sağlanması bireylerin PUKİ ve SBİTÖ puanlarında iyileşme sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: D vitamini, sağlıklı beslenme, tip 2 diyabet, uyku kalitesi.

Pittsburg uyku kalitesi ölçeğiSağlıklı beslenme
Duygu Demirkol
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveyn tutumları ile çocukların beslenme alışkanlıkları ilişkisinin incelenmesi

Çocukların beslenme alışkanlıkları ve davranışlarında ebeveynlerin etkisi büyük bir öneme sahiptir. Beslenme ile ilgili olumsuz alışkanlık ve davranış gelişiminin engellenmesi, bunların olası sonuçlarından çocukların korunmasında ebeveynin rolü kritiktir. Çocuklara yeme davranışı konusunda öz denetim kazandırma ebeveynlerin rehberliğinde gerçekleşebilir. Bu çalışma ebeveynlerin çocuklarını beslemeye yönelik davranışlarını etkileyen faktörleri, okul öncesi dönem çocuklarının yeme davranışlarını etkileyen faktörleri ve ebeveynlerin çocuklarını beslerken tutum ve davranışları ile çocukların yeme davranışları ilişkisini inceleme amacıyla Ankara ilinde yaşayan 4-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerle gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ebeveynlerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu gibi özelliklerinin çocukların beslenmesine yönelik davranışlarını etkilediği saptanmıştır. Çalışmada çocukların BKİ z skoru ile yeme davranışları arasında bir ilişki saptanmazken, ebeveynlerin çeşitli besleme uygulamaları ile çocukların gıda heveslisi, gıdadan keyif alma, tokluk heveslisi, duygusal aşırı yeme, duygusal az yeme, içme tutkusu, yavaş yeme ve yemek seçiciliği gibi yeme davranışları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ebeveynlerin kullandığı duygusal besleme tarzıyla çocuklarda gıda heveslisi ve duygusal aşırı yeme davranışları arasında güçlü ilişki saptanmıştır. Ayrıca ebeveynlerin yeme konusunda ısrarcı davranışları ile çocuklarda yavaş yeme ve duygusal az yeme davranışları ilişkili bulunmuştur. Ebeveynlere yönelik, çocuklarda olumlu yeme davranışı kazanımını hedefleyen eğitim ve politikalar geliştirilmesi önerilmektedir.

Esra Diler Sazak
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tıbbi beslenme tedavisi alan yetişkin obez kadınlarda farklı miktarlarda chia tohumu kullanımının vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisinin incelenmesi

Obezite dünya çapında yaklaşık 650 milyon insanı etkileyen aşırı yağlanma ile karakterize kronik bir hastalıktır. Tıbbi beslenme tedavisi alan yetişkin obez kadınlarda 12 haftalık chia tohumu kullanımının vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreleri üzerine etkisini saptamak için yürütülen bu çalışmanın örnekleminin Beden Kütle İndeksi (BKİ) 30 kg/m2 ve üzerinde olan 51 kadın oluşturmuştur. Katılımcılar üç gruba ayrılmıştır: 1. grup (n=17) günlük 20 g chia tohumu, 2. grup (n=16) günlük 40 g chia tohumu tüketmiş ve 3. grup (n=18) chia tohumu tüketmemiştir. Başlangıçta ve takip süresince katılımcıların beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, çeşitli indeksleri ve biyokimyasal parametreleri değerlendirilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümlerinin 0. ve 12. hafta arasında; BKİ ve vücut ağırlığı ortalamasının en çok 40 g chia tohumu tüketenlerde, en az hiç chia tohumu tüketmeyenlerde azaldığı; vücut yağ kütlesi, vücut yağ oranı, bel/boy, bel çevresi ortalamasının en çok 20 g chia tohumu tüketenlerde azaldığı; vücut kas kütlesi ortalamasının en çok hiç chia tohumu kullanmayanlarda arttığı; boyun çevresi ortalamasının en çok 40 g chia tohumu tüketenlerde azaldığı görülmüştür (p<0.05). Katılımcıların biyokimyasal parametrelerinin 0. ve 12. hafta ortalamalarının karşılaştırmasında; 20 g chia tohumu tüketenlerin açlık kan glukozu, toplam kolesterol, LDL kolesterol, trigliserid, TSH, HOMA-IR, ALT, AST ortalamalarının azaldığı, HDL kolesterol ortalamasının arttığı; 40 g chia tohumu tüketenlerin HDL kolesterol ve HOMA-IR ile hiç chia tohumu tüketmeyenlerin HDL kolesterol ile gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı, diğer biyokimyasal değişkenler ile anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0.05). Chia tohumu kullanımı tıbbi beslenme tedavilerinde potansiyel olarak değerlendirilebilir ancak daha büyük örneklemde uzun süreli yapılacak çalışmaların sayısı arttırılmalıdır.

Dengeli beslenmeSalvia hispanicaSağlıklı beslenme+1
Hilal Doğan Güney
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

16-18 yaş arası lisanslı basketbolcu ve volebolcuların beslenme durumları, beslenme alışkanlıkları ve sosyal fizik kaygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Adolesan sporcular, beslenme alışkanlıklarının ve beden algısının gelişiminde riskli bir gruptur. Çalışmanın amacı adolesan sporcuların beslenme alışkanlıklarını ve beden algılarını değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Çalışmaya basketbol ve voleybol kulüplerinde 16-18 yaş arasındaki gönüllü 304 adolesan lisanslı sporcu katılmıştır. Sporcuların kişisel bilgileri, antropometrik ölçümleri alınmış, Adolesanlar için Beslenme Alışkanlıkları Ölçeği (ABAÖ), Sosyal Fizik Kaygı Envanteri (SFKE) yanıtlanmış ve günlük besin alım miktarlarını değerlendirmek için Besin Tüketim Sıklığı Anketi kullanılmıştır. Sporcuların beslenme alışkanlıklarının iyi düzeyde olduğu (ABAÖ: 123,94±14,74) ancak beden algılarının düşük olduğu (SFKE: 31,47±10,60) saptanmıştır. Voleybolcuların (n:154) basketbolculara (n:150) göre, kadınların erkeklere göre sosyal fizik kaygılarının daha yüksek, beden imajı algılarının daha düşük olduğu ve beslenme davranışlarının dış faktörlerden daha çok etkilendiği istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). BKİ z-skoru zayıf sınıfında bulunanların (%4,4) ve ağırlık kaybetmek isteyenlerin (%37,5) sosyal fizik kaygıları yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca öğün atlayanların (%55,6), son 30 günde diyet yapanların ve ağırlık kaybı için çeşitli uygulamalarda bulunanların ABAÖ puan ortalamalarının düşük, SFKE puan ortalamalarının ise diğerlerine göre yüksek çıktığı rapor edilmiştir (p<0,05). Sporcuların beden algı düzeylerinin beslenme davranışlarını ve yeme tutumlarını etkilediği, öğün atlama, diyet yapma gibi davranışların oluşmasına neden olduğu sonucuna varılmıştır. Adolesan sporcular için psikososyal ve nütrisyonel olarak geniş kapsamlı bir değerlendirmenin yapılmasıyla sporculara ve çevresine beslenme ve beden algısı konusunda detaylı bir eğitim verilmesi yararlı olacaktır.

Beslenme davranışı
İrem Yavaş
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zayıflama diyeti yapan ve yapmayan kadınlarda duygusal iştah, yeme davranışı ve yemeden beklentilerin incelenmesi

Ağırlık kaybetme girişimlerinde ve yeme davranışlarının düzenlenmesinde duygusal yeme ve yemeden beklentiler önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma, Ankara'da özel bir tıp merkezinin Beslenme ve Diyet Polikliniği'ne başvuran, 25-45 yaş arası, zayıflama diyeti yapan ve yapmayan 264 gönüllü kadın ile duygusal iştah, yeme davranışı ve yemeden beklentileri değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcıların genel özellikleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, diyet öyküleri, antropometrik ölçümleri ve besin tüketim kayıtları alınmış olup, Duygusal İştah Anketi (DİA), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ve Yemeden Bekletiler Ölçeği (T-EEI) kullanılmıştır. Zayıflama diyeti yapan 132 bireyin yaş ortalaması 35,08±6,38 yıl bulunurken, zayıflama diyeti yapmayan 132 bireyin yaş ortalaması ise 35,91±6,27 yıl olarak bulunmuştur. Zayıflama diyeti yapan bireylerin vücut ağırlığı (kg), BKİ (kg/m2), bel çevresi (cm), kalça çevresi (cm), bel/boy oranı, yağ yüzdesi, yağ kütlesi (kg) ve yağsız vücut kütlesi (kg) değerleri, zayıflama diyeti yapmayan bireylere göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Zayıflama diyeti yapan bireylerin sıkıntıyı hafifletme, kontrol dışı hissetme, ödül ve zevk verici, olumsuz duygulanımı yönetme, DİA olumsuz, duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme, dışsal yeme alt ölçek puanlarının, zayıflama diyeti yapmayan bireylere göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (sırasıyla p<0,007, p<0,001, p<0,004, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001). Zayıflama diyeti yapan bireylerde duygusal yeme puanları ile vücut ağırlığı (kg), kalça çevresi (cm) ve vücut yağ yüzdesi arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (sırasıyla r=0,117, p=0,043; r=0,199, p=0,022; r=0,179, p=0,040). Zayıflama diyeti yapan kadınlar duygu kaynaklı olumsuz yeme davranışları geliştirme açısından risk altındadır. Yemeden olumlu/olumsuz pekiştirme beklentilerinin ve özellikle olumsuz duyguların ağırlık kaybı diyetlerinin başarısı açısından önemsenmesinde yarar vardır. Anahtar Kelimeler: Duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme, yemeden beklentiler, yeme davranışı, zayıflama diyeti

Sümeyye Savran
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uyku kalitesi ve kafein kullanım bozukluğunun gece yeme sendromu ile ilişkisi

Bu araştırma, 25-45 yaş arasındaki çalışan bireylerde uyku kalitesi ve kafein kullanım bozukluğunun gece yeme sendromu ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Çalışmaya toplam 560 birey dahil edilmiştir ve katılımcıların 471'i kadın (%84,1) ve 89'u erkektir. (%15,9). Bireylerin genel özellikleri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, gece yeme puanları (Gece Yeme Anketi- GYA), uyku kaliteleri (Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi-PUKİ) ve kafein kullanım bozukluğu (Kafein Kullanım Bozukluğu Ölçeği) değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin gece yeme anketi (GYA) skorları ile bel çevresi arasında pozitif yönde çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca, kafein kullanım bozukluğu ölçeği ile vücut ağırlığı ve boyun çevresi arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0.166; p<0,05). Kafein kullanım bozukluğu ölçeği puanları arttıkça vücut ağırlığı ve boyun çevresinin azaldığı belirlenmiştir. Kafein kullanım bozukluğu değerinin gece yeme sendromunu etkileyen önemli bir parametre olduğu görülmüştür (r=0,229; p<0,05). Kafein kullanım bozukluğu değeri 1 birim arttığında gece yeme bozukluğu riskinin %7,8 arttığı tespit edilmiştir (OR=1,081). PUKİ değerindeki artışın gece yeme sendromunu etkileyen önemli bir parametre olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). PUKİ puanı 1 birim arttığında gece yeme sendromu riskinin %25,4 artacağı belirlenmiştir (OR=1,254). Sonuç olarak, araştırmanın yapıldığı örneklemde, kafein kullanım bozukluğu olan bireylerde kötü uyku kalitesinin gece yeme sendromu olma riskini arttıracağını söylemek mümkündür. Anahtar Sözcükler: Gece yeme sendromu, Kafein tüketimi, Uyku kalitesi

Gece yeme sendromuKafeinUyku kalitesi
Hatice İncesu Özkan
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerin beslenme durumları, kronotipleri ile toplam ve ilave şeker alım miktarlarının ve kaynaklarının karşılaştırılması

Bu çalışmada hafif şişman ve obez ergenler ile normal ağırlıktaki ergenlerin ilave şeker kaynakları ve miktarının belirlenmesi hedeflenmiş, ilave şeker tüketiminin fiziksel aktivite, kronotip ve beslenme durumu ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmaya 10 ile 18 yaş arası ergenlerin; 258'i normal ağırlıkta, 223'ü hafif şişman ve obez olmak üzere 481 birey katılmıştır. Anket formu; genel bilgiler, antropometrik ölçümler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, Çocuklara Yönelik Günlük Ritim Belirleme Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, 24 saatlik besin tüketim kaydını kapsamaktadır. Normal ağırlıktaki ergenlerde en sık ilave şeker kaynakları çikolata/gofret, takiben dondurma iken; hafif şişman ve obez ergenlerde birinci sırada dondurma, ikinci sırada ise çikolata/gofret yer almaktadır. Gazlı içecekler, kakaolu meyveli sütler ve meyve suları sonraki sıralarda bulunmuştur. Günlük enerjinin ilave şekerden gelen yüzdesi normal ağırlıktaki ergenlerde %6,35 ve hafif şişman ile obez ergenlerde %6,52 olup gruplar arası anlamlı farklılık yoktur (p=0,740). Gruplar arasında oturma süresi arttıkça, sakkaroz ve enerjideki ilave şeker miktarı artmıştır (p<0,05). Hafif şişman ve obez ergenlerin ekran süresi ve günlük oturma süresi daha yüksek olarak bulunmuştur. Hafif şişman ve obez ergenlerde gececi kronotipe sahip olanlarda her gün şekerli içecek tüketme oranı (p=0,007) ve ekran süresi (p<0,001) daha yüksektir. Dondurma, çikolata ve gofretin başlıca ilave şeker kaynakları olduğu, uzun ekran ve oturma süresi ile geç kronotipin ergen obezitesi üzerine etkisi gösterilmiştir. Daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Ekran süresi, ergen beslenmesi, ilave şeker, kronotip, oturma süresi

BeslenmeErgenlerFiziksel aktivite
Meryem Satılmış
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spor salonlarında rekreasyonel aktivite olarak spor yapan genç erkeklerde beslenme durumu ile bigoreksiya ve ortoreksiyanın ilişkisi

Rekreasyonel olarak spor yapan genç erkeklerde bigoreksiya eğilimi ve yeme tutumu hassasiyetiyle ortaya çıkan ortoreksiya sıklıkla görülmektedir. Araştırmada rekreasyonel olarak sporla ilgilenen genç erkeklerde kas algısı bozukluğu ve ortoreksiya eğilimleri ile yeme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırma vücut geliştirme sporuyla ilgilenen 18-40 yaş arası, 244 genç erkek ile yapılmıştır. Katılımcıların demografik özellikleri sorgulanmış ve antropometrik okumaları alınmıştır. Kas Algısı Bozukluk Envanteri (KAB-E), Yeme Tutum Testi (YTT-26), Ortoreksiya-11 (ORTO-11), Kaslılık Odaklı Yeme Testi (MOET-TR) ve Kas Görünüm Memnuniyet Ölçeği (KGMÖ) uygulanmış ve katılımcılardan geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. YTT-26'ya göre katılımcıların %10,7'sinde yeme bozukluğu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların ORTO-11'den alınan puan ortalamalarına göre katılımcıların %72,5'inde ortoreksiya eğilimi olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %45'i kaslılık odaklı beslenirken, %25'inin yüksek düzeyde kaslılık odaklı beslendiği bulunmuştur. Kas Algısı Bozukluğu Envanterine göre katılımcıların %46,7'sinde bigoreksiya olduğu saptanmıştır. Katılımcıların KAB-E Ölçeği'nden aldıkları puan arttıkça Kaslılık Odaklı Yeme Testi'nden (p<0,05 r=0,366) alınan puanın da artış gösterdiği saptanmıştır. KAB-E Ölçeği'nden alınan puan arttıkça katılımcıların Kas Görünüm Memnuniyeti Ölçeği'nden (p<0,05 r=0,473) aldıkları puanlarının da artış gösterdiği saptanmıştır. Sonuç olarak; rekreasyonel olarak spor yapan genç erkek bireylerde ortoreksiya eğiliminin ve beden algısı bozukluğunun yüksek olduğu ancak bigoreksiya ile ortoreksiya arasında anlamlı bir ilişki durumunun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ortoreksiya, Bigoreksiya, Yeme Tutum ve Davranışları

BigoreksiyaDavranış bozukluklarıOrtoreksiya nervoza+2
Ravza Yiğiter
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeme bağımlılığı olan ve olmayan Tip 2 diyabetli bireylerde aşırı besin isteği, depresyon, anksiyete, stres durumu ve biyokimyasal parametrelerin karşılaştırılması

Bu çalışma, tip 2 diyabetli bireylerde beslenme alışkanlıkları, yeme bağımlılığı durumları, aşırı besin isteği durumları, depresyon, anksiyete ve stres durumları ile biyokimyasal bazı parametrelerinin ilişkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kars Harakani Devlet Hastanesi Diyet Polikliniğine başvuran 18-65 yaş aralığındaki tip 2 diyabetli 129 birey çalışmaya dâhil edilerek değerlendirmeler yapılmıştır. Katılımcıların 78'i kadın, 51'i erkektir. Bireylere demografik özelliklerin, hastalığa ilişkin bilgilerin sorgulandığı ve YALE-Yeme Bağımlılığı Ölçeği, ABİS-Aşırı Besin İsteği Ölçeği ve DASÖ-21-Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeğinin yer aldığı anket formu uygulanmıştır. Bireylerde yeme bağımlılığı bulunup bulunmamasına göre BKİ değeri, vücut ağırlığı, kalça çevresi, bel çevresi değerleri açısından anlamlı farklılıklar yoktur (p>0.05). Cinsiyete göre ABİS ölçeği puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05). Yeme bağımlılığı olan bireylerin ortalama ABİS puanları, yeme bağımlılığı olmayan bireylerin ortalama ABİS puanlarından yüksek bulunmuştur (p<0.05). DASÖ-21 ölçek puanları için de yeme bağımlılığı olanlarda ve olmayanlarda istatistiksel açıdan farklılıklar mevcuttur (p<0.05). Kadınların ortalama DASÖ-21 ölçeği puanları anlamlı seviyede daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonuçları, tip 2 diyabetli bireylerde yeme bağımlılığı gelişebileceğini ve bu durumun aşırı besin isteği ve bireylerin psikolojik durumları ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle tip 2 diyabetli bireyler değerlendirilirken cinsiyet, yaş, ailede diyabet öyküsü gibi durumlara ek olarak beslenme alışkanlıkları ve besin yönelimleri ile psikolojik durumları da göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, besin isteği, depresyon, tip 2 diyabet, yeme bağımlılığı

Diabetes mellitus-tip 2Sağlıklı beslenme
Seda Yağbakar
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkin bireylerde sosyal medya bağımlılığı ile yeme farkındalığı, beslenme ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma yetişkin bireylerde sosyal medya kullanımı ve bağımlılığı ile yeme farkındalığı, sağlık okuryazarlığı ve beslenme okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 19-60 yaş arası 405 gönüllü kadın ve erkek bireyler katılmıştır. Katılımcılar genel bilgiler, antropometrik ölçümler, sağlık bilgileri, sosyal medya kullanımlarına ilişkin bilgiler, Yeme Farkındalığı Ölçeği (Mindful Eating Questionnaire-MEQ)), Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (Health Literacy Index-HLI)), Dijital Beslenme Okuryazarlığı Ölçeği (Digital Healthy Diet Literacy-DHLD) ve Sosyal Medya Bağımlılığı Formunu (SMBF) yanıtlamıştır. Kadınların yaş ortalaması 30.36±11.89 ve erkeklerin 28.18±10.74 yıldır. Kadın bireylerin beden kütle indeksi (BKİ) 22.8±4.2 kg/m2 ve erkek bireylerin BKİ'si 25.0±4.0 kg/m2'dir. Kadınlar MEQ ölçeğinden 2.28±.34, HLI'den 102.51±16.41, DHDL'den 21.40±11.95, SMBF'den 2.27±.71 puan alırken erkekler MEQ ölçeğinden 2.30±.34, HLI'den 100.84±14.69, DHDL'den 21.13±11.89 ve SMBF'den 2.67±2.49 puan almıştır. Sosyal medya kullanımının farklı alt boyutları ile yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu ve fiziksel aktivite yapma düzeyi arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur ilişki (p<0.05). Sosyal medya bağımlılığı ile yeme farkındalığı arasında pozitif yönde, sağlık okuryazarlığı ile negatif yönde bir ilişki (p<0.05) bulunurken dijital sağlıklı beslenme okuryazarlığı ile aralarında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir ilişki (p>0.05). Sağlık okuryazarlığı ile yeme farkındalığı arasında negatif, dijital beslenme okuryazarlığı ile aralarında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur (p<0.05). Yeme farkındalığı ve dijital sağlıklı beslenme okuryazarlığı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir ilişki (p>0.05). Sonuç olarak, sosyal medya kullanımının yeme farkındalığı, sağlık okuryazarlığı ve beslenme okuryazarlığı üzerine farklı etkileri vardır. Sosyal medyanın nasıl kullanıldığı özellikle yeme farkındalığı ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinde farklılıklar yaratabilir.

Dilek Diler
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi sonrası 6. ayını doldurmuş kadınlarda yeme farkındalığı, yeme davranışı, yaşam kalitesi ve biyokimyasal parametrelerin incelenmesi

Obezite ve obeziteye bağlı metabolik bozukluklar yüksek morbidite ve mortaliteyle ilişkilidir. Bariatrik cerrahi, morbid obezlerde vücut ağırlığı kaybıyla komorbiditenin iyileştirilmesinde oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Operasyon sonrası beslenme süreci tedavide önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, bariatrik cerrahi geçiren 6. ayını doldurmuş kadınlarda yeme farkındalığı, yeme davranışı, depresyonstres-anksiyete, yaşam kalitesi ve biyokimyasal parametrelerin incelenmesidir. Çalışma, Elazığ'da özel bir hastanede sleeve gastrektomi operasyonu geçirmiş, operasyon sonrası 6. ayını dolduran, 25-40 yaş aralığındaki kadınla yürütülmüştür. Çalışma verileri Temmuz-Aralık 2023 tarihleri arasında, anket bilgi formuyla toplanmıştır. Anket formunda yaş, beyana dayalı vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğu (cm), beden kütle indeksi (BKİ), demografik özellikler, hastalık, beslenme alışkanlıkları ve beslenme davranışlarına yönelik olmak üzere öznel değerlendirmeye ilişkin sorular yer almaktadır. Ayrıca ankette Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30), Yetişkin Yeme Davranışı Ölçeği (YYDÖ), Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ-21), Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-12) ile 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ve biyokimyasal parametreler kullanılmıştır. Çalışmada incelenen değişkenlerden elde edilen verilerin istatistiksel olarak değerlendirilmesi amacıyla SPSS 26.0 programı kullanılmıştır. Çalışma sonunda bireylerin yaş ortalamasının 33,27±7,84 yıl olduğu ve operasyon sonrası Beden Kütle İndeks ortalamasının 27,11±4,42 kg/m2 olduğu bulunmuştur. Depresyon ve stres arttıkça yeme farkındalığının azaldığı (p<0,05), duygusal aşırı yeme arttıkça, depresyonun arttığı (r=0,259; p=0,040) görülmüştür. Bakılan biyokimyasal parametrelerin de hepsinin referans aralıkta olduğu bulunmuştur. Sonuçta bariatrik cerrahi geçiren bireyler; operasyon sonrası depresyon, stres, anksiyete görülme açısından risk altındadır. Bu durum yeme farkındalığı ve yeme davranışıyla ilişkilidir. Yaşam kalitesi de bu sonuçtan etkilenmektedir. Bariatrik cerrahi sonrası bu süreç uzman bir diyetisyenin de dahil olduğu bir ekip tarafından takip edilmelidir

Gülben Uç
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 2 diyabetli kadınlarda akdeniz diyetine uyum, sağlıklı yeme takıntısı, sirkadiyen ritim ve işlevsel durumun depresyon ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı tip 2 diyabetli kadınların Akdeniz diyetine uyum, sağlıklı yeme takıntısı, sirkadiyen ritim ve işlevsel durumun depresyon üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Dahiliye Endokrin Bölümüne başvuran 20-65 yaş arası tip 2 diyabetli gönüllü kadın hastalar katılmıştır. Katılımcılara araştırmacı tarafından yüz yüze anket formu uygulanarak veriler toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, sağlık ve hastalık bilgileri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümler, biyokimyasal bulgular, diyabet bilgileri, depresyon durumu (Beck Depresyon Ölçeği- BDÖ), Akdeniz diyetine uyumu (Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği- MEDAS), sağlıklı beslenme takıntısı (ORTO-R), işlevsel durum (COOP-WONCA), sabahçıl-akşamcıl olma durumu (Morningness-Eveningness Questionnaire) ve besin tüketim durumu (24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı) değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin (%84,6) 45-65 yaş aralığındadır. Kadınların %89,1'i şişman, %10,9'u normal ağırlıkta olup zayıf katılımcı yoktur. Katılımcıların %1,4'ü şiddetli, %23,5'i orta, %37,1'i hafif ve %38'i minimal depresyon belirtileri göstermektedir. MEDAS'a göre katılımcıların %22,2'si kötü, %73,8'i geliştirilmeli ve %4,1'i diyete uyumlarının iyi olduğu saptanmıştır. BDÖ ile MEDAS ve işlevsel durum arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. BDÖ ve MEDAS arasında negatif yönlü ilişki olduğu görülmüştür. Tip 2 diyabetli bireylerde MEDAS'a uyumun arttırılması gerektiği ve depresyon durumu ile beslenme arasındaki ilişkiye bakıldığında beslenmenin önemi ve geliştirilmesi gerekmektedir. Tip 2 diyabetli bireylerde depresyonu etkileyen durumlar belirlenerek, önlenmesi için öneriler geliştirilmesi gerekmektedir.

Gülseren Nur Ekinci
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerde stres ve akıllı telefon bağımlılığının, duygusal yeme davranışları ve yeme bağımlılığı üzerindeki etkisinin incelenmesi

Bu çalışma, ergenlerde stres ve akıllı telefon bağımlılığının, yeme bağımlılığı ve duygusal yeme arasındaki ilişkileri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 305 kız, 195 erkek olmak üzere 500 ergen dahil edilmiştir. Katılımcılara kişisel bilgilerinin sorgulandığı anket formu, Adölesan Stres Ölçeği (ASQ-S), Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği – Kısa Versiyonu (ATBÖ-KV), Çocuk ve Adölesanlar için Duygusal Yeme Ölçeği (EES-C) ve YALE Çocuklar için Yeme Bağımlılığı Ölçeği 2.0 (YFAS-C 2.0) uygulanmıştır. Ergen kızların YFAS-C 2.0, ASQ-S ve ATBÖ-KV puanlarının ergen erkeklere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,001). Üç ana ve 3/üzeri ara öğün yapan ergenlerin EES-C toplam puanları, 1 ve 2 ana ve ara öğün yapanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,004). İki ve 3/üzeri ara öğün yapan ergenlerin YFAS-C 2.0 puanları, ara öğün yapmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Öğün atlayan ergenlerin ASQ-S puanları ve ATBÖ-KV puanları, öğün atlamayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (sırasıyla p<0,001; p=0,004). Katılımcıların Beden Kütle İndeksi (BKİ) (kg/m2) ile YFAS-C 2.0 arasında ve BKİ Z-skoru ile YFAS-C 2.0 arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (sırasıyla p<0,05; p=0,003). YFAS-C 2.0 ile ASQ-S ve ATBÖ-KV arasında pozitif yönde, zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Akıllı telefon bağımlılığı riski, YFAS-C 2.0 1 birim arttığında %5,7, ASQ-S 1 birim arttığında ise %3,1 artmıştır (sırasıyla OR=1,057; OR=1,031). Sonuç olarak stres ve akıllı telefon bağımlılığının ergenlerde yeme davranışları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Ergenlerde yeme bozukluklarının önlenmesi için özellikle okullarda stres yönetimi ve akıllı telefon kullanımı ile ilgili müdahalelerin geliştirilmesi gerekmektedir.

Zeynep Kuzucu
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nohutlarda (Cicer arietinum L.) çimlendirme ve fermantasyon işlemlerinin antioksidan kapasite ve biyoaktif bileşenler üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Nohut yüksek protein düzeyi, kaliteli besin içeriği ve ekonomik olması sebebiyle çok eski dönemlerden bu yana tercih edilen bir besindir. Son yıllarda nohuttan alınan verimin en yüksek hale getirilebilmesi için çimlendirme ve fermantasyon yöntemleriyle başta antioksidan seviye ve biyoaktif bileşenler olmak üzere besin öğeleri ve besin değeri açısından değişimler meydana geldiği saptanmıştır. Bu nedenle bu çalışma nohutlarda çimlendirme ve fermantasyon işlemlerinin antioksidan kapasite ve biyoaktif bileşenler üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışma için Konya Seydişehir bölgesindeki yerel bir satıcıdan alınan yerel kabuli nohutları tercih edilmiştir. DPPH yöntemi ve toplam fenolik madde (TPC) miktarı tayini ile antioksidan kapasite belirlenmiştir. Linoleik asit örnekleri ile biyoaktif bileşen tayini yapılmıştır. Analizler için Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografisi (HPLC) yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada nohutun antioksidan kapasitesi DPPH testinde çimlenme, fermente ve ham haline göre sırasıyla ham nohutta %44,30 ± 0,601, çimlenmiş nohutta %41,01 ± 0,411, fermente nohutta % 39,66 ± 0,201 olarak saptanmıştır. Antioksidan kapasitesi en düşük olan nohutların fermentasyona uğrayan nohutlar olduğu tespit edilmiştir. (p<0.05). Nohut örneklerinin toplam fenolik madde miktarında çimlenmiş nohutta (Çim): %64 ve fermente nohutta (Fer): %29 artış olduğu belirlenmiştir. Buna göre en yüksek fenolik madde miktarı çimlendirme işlemi uygulanan nohut örneklerinden elde edilmiştir (p<0.05). Buna göre kül miktarı ham nohutta (Ham): %3,04, çimlenmiş nohutta (Çim): %2,72 ve fermente nohutta (Fer): % 2,05 olarak hesaplanmıştır. En düşük kül miktarı fermente nohut örneklerinde saptanmıştır (p<0.05). Bu çalışmada, optimum koşullar altında gerçekleştirilen çimlendirme ve fermantasyonun nohut tohumlarının antioksidan kapasitesini ve linoleik asit ve kül miktarını azalttığı, toplam fenolik madde miktarını artırdığı tespit edilmiştir.

Şiir Sarı
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Besin alerjisinin çocuğun doğum şekliyle ilintisi ve annelerin anksiyete ile yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma besin alerjisinin çocuğun doğum şekliyle ilintisi ve annelerin anksiyete ve yaşam kalitesine etkisini irdelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya 0-12 yaş aralığında besin alerjili çocuğu olan 140 gönüllü anne katılmıştır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile yüze yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bireylerin genel bilgileri, demografik özellikleri, hastalık ve alerjiye yönelik bilgileri, yaşam kaliteleri ve anksiyete durumları (Besin Alerjisi Yaşam Kalitesi Anketi-Ebeveyn Formu (FAQLQ-PF) ve Besin Alerjisi Yaşam Kalitesi-Ebeveyn Yükü (FAQL-PB)) değerlendirilmiştir. Vajinal doğanlarda anne sütü alma süresi (16,48±6,95 ay), sezaryen doğanlardan (12,52±7,92 ay) daha fazla bulunmuştur (p=0,002). Vajinal doğanların %84,5'inde yenidoğan yoğun bakım yatışı olmadığı, sezaryen doğanların %55'inde yenidoğan yoğun bakım yatışı olmadığı belirlenmiştir. (p=0,020). Sezaryenle doğan çocukların ilk altı ayında antibiyotik kullanımı (%41,5) vajinal doğanlardan (%22,4) daha fazladır (p=0,019). Vajinal doğanlarda yeme anksiyetesi puanları FAQLQ-PF, sezaryenle doğanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,048). Vajinal doğanlarda ebeveyn yükü FAQL-PB puanları, sezaryenle doğanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,040). Vajinal ve sezaryen doğumda da alerjiye uygun diyet yapmak annelerin anksiyetesini arttırmıştır (p=0,021;p<0,001). Sezaryen doğum yapanlarda çocuk yaşı arttıkça, duygusal etki, yeme anksiyetesi, sosyal ve beslenme sınırlamaları ve FAQLQ – PF toplam değerleri artmıştır (p<0,05). Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda yeme anksiyetesi 1 birim arttığında, vajinal doğum tercihinin %23,0 arttığı bulunmuştur (OR=1,230 , p<0,05). Yeme anksiyetesi 1 birim arttığında ise sezaryen tercihi %18,7 azalmıştır (OR=0,813 , p<0,05). Sezaryen doğum mikrobiyatanın disbiyozunu indükleyebilecek antibiyotik kullanımı, yenidoğan yoğun bakım yatışı, anne sütü alma süresi gibi çeşitli faktörlerin sebebidir. Bu sebeple tıbbi endikasyon yoksa vajinal doğum tercih edilmelidir.

Betül Koç
Ankara Medipol University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00