
2,059
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Genç erişkinlerde benlik saygısı: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu belirtileri ve duygu düzenleme zorlukları ile ilişki
Bu çalışmada, genç yetişkinlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtilerinin duygu düzenleme ve benlik saygısı arasındaki ilişkiyi incelenmeye çalışılmıştır. Örneklem, Türkiye'de tüm eğitim seviyelerinde 18-40 yaş aralığındaki 585 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Çalışmanın amacı kapsamında Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) benlik saygısı alt ölçeği, Duygu Düzenleme Anketi (DDA), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form (DDGÖ-16), Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Düşük, orta ve yüksek düzey benlik saygısı gruplarında; sosyo-demografik verilerin karşılaştırıldığı Ki-Kare Testi ve Kruskal-Wallis H Testi; ölçek skorlarının karşılaştırıldığı Tek Yönlü Varyans Analizi.(ANOVA) uygulanmıştır. Buna göre, ruhsal bozukluk tanısı alma, çocukluk çağı olumsuz yaşam deneyimi ve kendine zarar verme davranışı değişkenleri ile tüm ölçek puanlarının, benlik saygısı gruplarında anlamlı olarak farklılık gösterdiği görülmüştür. DEHB belirtileri ile duygu düzenleme, benlik saygısı ve genel psikolojik belirtisellik verileri arasındaki ilişki korelasyon analizi ile incelenmiş olup benlik saygısı ile tüm ölçek skorları arasında istatistiksel olarak farklı düzeylerde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Son olarak uygulanan hiyerarşik regresyon analizinde; DEHB belirtileri ile duygu düzenleme stratejileri; ruhsal bozukluk tanısı alma, çocukluk çağı olumsuz yaşam deneyimi, kendine zarar verme davranışı ve psikolojik belirtisellik değişkenleri ile birlikte benlik saygısındaki varyansın %45'ini açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadan ortaya çıkan bulgular alan yazını kapsamında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, DEHB, duygu düzenleme, benlik saygısı, genç yetişkinler
Majör depresif bozukluğun şema terapi modeli açısından incelenmesi
Majör Depresif Bozukluk (MDB), dünya genelinde kısıtlılıkla geçirilen yaşam yıllarının önde gelen nedenleri arasında olup kayda değer düzeyde insan kaynağının kaybına neden olan önemli bir psikolojik sağlık sorunudur. Yapılan çalışmalar, Şema Terapinin MDB'nin sağaltımında umut verici olduğuna işaret etmektedir. Buradan hareketle, mevcut çalışmada, MDB tanılı bireylerden oluşan klinik bir örneklemde, Şema Terapi modeli çerçevesindeki değişkenler ve depresyon şiddeti arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, MDB tanısı alan, yaşları 18 ile 63 (Ort. = 26.08, SS = 9.27) arasında değişen 106 katılımcıdan oluşmaktadır. Öncelikle, psikiyatri servisi tarafından yönlendirilen MDB odağındaki bireylere Kısa Uluslararası Nöropsikiyatrik Görüşme (M.I.N.I.) uygulanarak tanısal değerlendirme yapılmıştır. Ardından, katılımcılara demografik bilgi formu, Şema Mod Envanteri (Versiyon-3), Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Anketi ve Beck Kaygı Envanteri'nden oluşan anket seti yüz yüze ve bireysel olarak uygulanmıştır. Çalışmanın ana hipotezleri, Düzenleyici ve Seri Aracı Model Analizi (Model 90) ve Paralel Seri Aracı Model Analizi (Model 81) ile sınanmıştır. Şema Terapi modelinin sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ile depresyon şiddeti arasındaki ilişkide sırasıyla Kopukluk ve Reddedilme şema alanının ve duygu düzenleme güçlüğünün seri aracı rolde anlamlı olduğu, ayrıca bu ilişkinin düşük ve orta düzeylerdeki psikolojik dayanıklılık tarafından düzenlendiği görülmüştür. İşlevsel olmayan ebeveyn modlarının ayrı ayrı sınandığı Şema Mod modelinin sonuçlarına göre ise, talepkar ebeveyn modu ile depresyon şiddeti arasındaki doğrudan ilişki anlamlı değilken, bu ilişkide kırılgan çocuk modunun aracı rolü ve kırılgan çocuk modu ile kopuk korungan başa çıkma modunun seri aracı rolü anlamlı bulunmuştur. Cezalandırıcı ebeveyn modunun sınandığı modelde ise, cezalandırıcı ebeveyn modu ile depresyon şiddeti arasındaki doğrudan ilişki anlamlı bulunurken, bu ilişkideki dolaylı ilişkiler anlamlı bulunmamıştır. Bulgular, literatür ışığında tartışılmıştır. Sonuç olarak, MDB'de Şema Terapinin açıklayıcı, koruyucu, önleyici ve tedavi edici klinik faydaları potansiyel görünmektedir. Anahtar Kelimeler: Şema Terapi, çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlüğü, psikolojik dayanıklılık, depresyon şiddeti
Ani çocuk kaybı yaşamış ebeveynlerin yas süreçleri: Gömülü Teori yaklaşımı
Her kaybın farklı sonuçları olduğu iyi bilinse de ani çocuk kaybının doğası hakkında sınırlı literatür bulunmaktadır. Bu bağlamda, mevcut araştırmada ani çocuk kaybı yaşamış ebeveynlerin kayıpla ilişkili görüşlerini, algılarını ve deneyimlerini keşfederek ebeveynlerin yas süreçlerini anlamak, yaslı ebeveynler için kayıp sonrası süreci zorlaştıran ve kolaylaştıran faktörleri belirmemek amaçlanmaktadır. Veriler, en az bir yıl önce ani şekilde çocuğunu kaybeden ve psikoz tanısı olmayan 18 ila 65 yaş arasındaki biri erkek olmak üzere 7 katılımcıdan amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verisi Sosyodemografik Bilgi Formu, Uzamış Yas Ölçeği kullanılarak ve yüz yüze gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Veriler, Gömülü Teori yöntemi ile MAXQDA24 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, ani çocuk kaybı yaşamış ebeveynlerin yas sürecini açıklayan "kayıp sonrası "yeni normal": ölümle yaşam arasında", "ilişki dinamiklerindeki değişim", "kayıp yaşantısını özümsemek" ve "dönüşen benlik imajı" olmak üzere dört ana kategori ile bu kategoriler arasında düzenleyici bir değişken olarak "başa çıkmanın" yer aldığı Gömülü Teori ortaya çıkmıştır. Bu araştırma uygun yas davranışlarına dair belirli kuralların olmadığını vurgulayarak Türkiye örnekleminde ani çocuk kaybı yaşamış ebeveynlerin yas süreçlerini anlamak üzere bir bakış açısı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çocuk kaybı, Ani kayıp, Yas, Gömülü teori
Bağlanma stilleri ve yaşantısal kaçınmanın internet bağımlılığındaki rolü
Bu araştırmanın amacı beliren yetişkinlik döneminde olan bireylerde internet bağımlılığı ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınmanın aracı rolünü incelemektir. Değişkenler arasındaki ilişki sosyal telafi hipotezi bağlamında değerlendirilmiştir. Araştırma örneklemi 18-25 yaş arası 287 kadın katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama amacıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Chen İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ve Kabul ve Kararlılık Formu-II ölçekleri kullanılmıştır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla Pearson korelasyon analizi, internet kullanım saatleri ile araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), aracılık analizini yürütmek amacıyla Process Macro kullanılmıştır. Korelasyonel analizler sonucunda, internet kullanım saati ile internet bağımlılığı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Bulgular, internet bağımlılığı ile yaşantısal kaçınma; internet bağımlılığı ile kaygılı bağlanma arasında anlamlı ilişki olduğunu gösterirken internet bağımlılığı ile kaçıngan bağlanma arasında anlamlı bir ilişki olmadığını göstermiştir. Aracılık analizi sonucunda, kaygılı bağlanma ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınmanın kısmi aracı; kaçıngan bağlanma ile internet bağımlılığı arasındaki ilişkide yaşantısal kaçınmanın tam aracı rolde olduğu görülmüştür. Bulgular, alan yazındaki bilgiler ile tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnternet bağımlılığı, Kaygılı bağlanma, Kaçıngan bağlanma, Yaşantısal kaçınma, Sosyal telafi hipotezi
İnternette oyun oynama bozukluğunun çevrimiçi dissosiyasyon, duygudüzenleme ve duygu durum ile ilişkisi
İnternet oyun oynama bozukluğu; bilgisayar veya mobil cihazlarda uzun süre sağlıksız bir şekilde oyun oynanması sonucu ortaya çıkan bir davranışsal bir bağımlılıktır. Oyuncular gerçek dünya ile etkileşimde bulunmak yerine zamanlarının çoğunu çevrimiçi oyunlarda geçirebilir ve çevrimiçi ortamda olduğundan daha farklı veya gerçek dünyada aslında olmadıkları kimliklere sahip olabilirler. Bireyler oyunların oyun esnasında alınan zevk ve oyuna dalma özelliğinden dolayı gerçek dünyada karşılaştıkları zorlayıcı durumları çevrimiçi ortamda unutabilir veya görmezden gelebilirler. Bu davranışı gerçek dünyada yaşadıkları sorunlarla baş edebilmek için sanal dünyaya yönelip gerçek dünyadan uzaklaşabilmek için sık sık kullanabilir ve yeni sorunlarla karşılaşabilirler. Mevcut çalışmada ise, internette oyun oynayan bireylerin çevrimiçi dissosiyatif yaşantılarını, duygu durumunu ve duygu düzenleme becerilerini incelemeyi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, oyun bağımlılığı ve 7 alt boyutu çevrimiçi dissosiyasyon, duygu durumu, duygu düzenleme değişkenleri ve yaş, cinsiyet, çalışma durumu, günlük oyun oynama süresi, günlük başkalarının oynadığı oyunu izleme süresi gibi demografik bilgiler kullanılarak çoklu regresyon modeli ile incelenmiştir. İlgili değişkenleri ölçmek için Oyun Bağımlılığı Ölçeği (OBÖ) (Baysak ve ark., 2016), Van Çevrimiçi Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (Boysan ve ark., 2019), Duygu Düzenleme Anketi (Totan, 2015), Depresyon stres anksiyete-21 Ölçeği (DASÖ-21) (Yıldırım ve ark., 2018) ve çalışma için oluşturulan demografik bilgi formu kullanılmıştır. Çalışmaya çevrimiçi form yoluyla 245'i kadın (%59,2), 169'u erkek (%40,8) olmak üzere 414 çevrimiçi oyun oynayan kişi katılmıştır. Analizlerimiz sonucunda, oyun bağımlılığı ve çevrimiçi disosiyatif yaşantılar arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Özellikle, "günlük oynama süresi" ile oyun bağımlılığı alt boyutları arasında pozitif ve belirgin bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgu, daha fazla oyun oynama süresinin, oyun bağımlılığına olan eğilimi artırabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca bulgular, gerçeklikten kopma ve internet oyun oynama bozukluğu arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Oyun bağımlılığı, dissosiyasyon, duygu düzenleme, duygu, duygu durumu, davranışsal bağımlılık
Felsefi danışmanlık eğitiminin klinik psikoloji öğrencilerinde psikolojik iyi oluş ve mesleki yeterlilik düzeylerine etkisi
Felsefenin insanlara sıkıntı veren ve onları rahatsız eden gündelik hayat sorunlarına çözüm arayışı psikoterapi tarihinden de eskiye dayanmaktadır. Benzer şekilde, felsefe ve psikolojinin ilişkisi de çok eskiye dayanmaktadır. Geçmişten günümüze önemli birçok noktada birbirlerinden ayrılsalar da aslında iyi bir yaşam için çabalama noktasında birbirlerini tamamlayan ve destekleyen iki ayrı disiplindir. Bu bağlamda, mevcut araştırmada felsefi danışmanlık eğitiminin klinik psikoloji yüksek lisans öğrencilerinin psikolojik iyi oluş düzeyleri ve mesleki yetkinlik ve yeterlilikleri üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Veriler, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi klinik psikoloji yüksek lisans programında yer alan felsefi danışmanlık eğitimi almış 10 öğrenciden nitel araştırma yöntemlerinden odak grup görüşmesi yapılarak toplanmıştır. Veriler, Tematik Analiz yöntemi ile MAXQDA24 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, felsefi danışmanlık eğitiminin öğrencilerin psikolojik iyi oluşları üzerinde "kendini kabul", "bireysel gelişim", "otonomi/özerklik", "başkalarıyla olumlu ilişkiler" ve "yaşam amacı" alt boyutları üzerinde olumlu etkileri olduğu ortaya çıkmıştır. Yalnızca "çevresel hakimiyet" alt boyutuna dair bir etkiye rastlanmamıştır. Bununla birlikte, felsefi danışmanlık eğitiminin öğrencilerin mesleki yetkinlik ve yeterlilikleri noktasında da olumlu yönde etkileri olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle çalışma, felsefi danışmanlık eğitiminin pek çok yönüyle faydalı olduğunu göstermiş ve bu alanda daha fazla çalışmaya gereksinim olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Felsefi danışmanlık, Psikolojik iyi oluş, Mesleki yetkinlik ve yeterlilik
İntihara karşı tutumun depresif belirtiler, bilişsel çarpıtmalar, kişilik özellikleri ve sıkıntıya dayanma düzeyi ile yordanması
Mevcut çalışma, kişilerin intihara karşı sahip oldukları tutumları ile depresif belirtileri, bilişsel çarpıtmaları, kişilik özellikleri ve sıkıntıya dayanma düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmanın örneklemini 18-63 yaş (M = 28.32, SD = 7.57) aralığında, 269'u kadın 115'i erkek toplamda 385 katılımcı oluşturmuştur. Çalışmanın amacı doğrultusunda, Eskin İntihara Karşı Tutumlar Ölçeği (E-İKTÖ), Hasta Sağlık Anketi-9 (HSA-9), Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeğinin 5 Maddelik Ultra Kısa Formu, On Maddeli Kişilik Ölçeği (OMKÖ), Sıkıntıya Dayanma Ölçeği (SDÖ), Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 (YAB-7) testi ve araştırmacı tarafından oluşturulan Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. E-İKTÖ faktörleri ile katılımcılardan elde edilen demografik ve klinik bilgilerden yararlanılarak t-testi, tek yönlü ANOVA (varyans analizi) ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların medeni durumlarında, intihara karşı tutumları açısından bir farklılık gözlenmemiş olsa da cinsiyetin, eğitim süresinin, geçmişte kişinin kendisinde ya da ailesindeki bir bireyin psikiyatrik veya psikolojik tanısının olma koşullarında E-İKTÖ faktörleriyle çeşitli ilişkiler ve türlü etki büyüklüklerine sahip anlamlı farklılıklar bulunmuştur. E-İKTÖ faktörleri ile HSA-9, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeğinin 5 Maddelik Ultra Kısa Formu, OMKÖ dışa dönüklük alt boyutu, SDÖ ve YAB-7 testi arasında korelasyon analizi yürütülmüştür. Bulgular, intiharın kabul edilebilirliği (E-İKTÖ faktörü) ile depresif belirtilerin ve bilişsel çarpıtmaların pozitif, kişilik özelliklerinden dışa dönüklük ve sıkıntıya dayanma düzeyinin ise negatif korelasyonlara sahip olduğunu göstermiştir. E-İKTÖ faktörlerini yordamak için HSA-9, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeğinin 5 Maddelik Ultra Kısa Formu, OMKÖ dışa dönüklük alt boyutu ve SDÖ kullanılarak hiyerarşik çoklu regresyon analizi de hesaplanmış olup hepsinde yaş, cinsiyet, eğitim süresi, evvelde kişinin kendisinin ya da ailesindeki bir ferdin psikiyatrik/psikolojik tanıya sahip olma durumu ve YAB-7 testi ile elde edilen kaygı düzeyi kontrol değişkenleri görevi görmüştür. Analiz sonuçlarına göre, yalnızca intiharın açıkça yazılması ve tartışılması E-İKTÖ faktörü anlamlı bir biçimde yordanamamış olsa da diğer beş faktördeki varyanslar %6 ila %27 arasında değişen oranlarda anlamlı bir biçimde açıklanmıştır. Çalışma bulguları, ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Sosyal kaygı ı̇le psı̇kolojı̇k kontrol arasındakı̇ ı̇lı̇şkı̇de öz şefkatı̇n aracı rolü
ÖZET Bu çalışmanın temel amacı sosyal kaygı ile ebeveynden algılanan psikolojik kontrol arasındaki ilişkide öz şefkatin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemi 18-25 yaş aralığında, beliren yetişkinlik dönemindeki 168'i kadın (%63.4) 97'si erkek (%36.6) olmak üzere toplam 265 üniversite öğrencisinden (Xyaş = 20.6, SS = 1.9) oluşmaktadır. Çalışmanın hedefleri doğrultusunda katılımcılara, Demografik Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Psikolojik Kontrol Ölçeği (PKÖ), Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu (ÖŞÖ-KF) ve Sosyal Öz Şefkat Ölçeği (SÖŞÖ) uygulanmıştır. Araştırmada SÖŞÖ'nün Türkçeye çevirisi yapılmış, psikometrik özellikleri incelenmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 22.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, SÖŞÖ'nün geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu ortaya konmuştur. Kadın ve erkek farklarının belirgin olarak izlenmesiyle araştırmada aracı model testi her iki cinsiyet için ayrı şekilde incelenmiştir. Kadınlarda sosyal öz şefkatin, anneden algılanan psikolojik kontrolün sosyal kaygı üzerindeki etkisinde tam aracılığa sahip olduğu belirlenmiştir. Erkeklerde ise sosyal öz şefkatin, anneden algılanan psikolojik kontrolün sosyal kaygı üzerindeki etkisinde kısmi aracılığa sahip olduğu belirlenmiştir. Cinsiyet farklılıklarına ek olarak, araştırma modelinde ebeveynden algılanan psikolojik kontrolün alt boyutları açısından ortaya çıkan farklılıklar dikkat çekmiştir. Buna göre, kadın ve erkeklerin sosyal kaygı deneyimlerinin ebeveynlerinden algıladıkları psikolojik kontrolün farklı alt boyutları ile ilişkili olduğu incelenmiştir. Ayrıca aracı modelde erkekler için kardeş sayısının belirleyici olduğu görülmüştür. Sonuçlar hem sosyal kaygının ebeveyn psikolojik kontrolü ve öz şefkat aracılığıyla incelenmesi hem de klinik alana katkıları açısından tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Sosyal Kaygı, Psikolojik Kontrol, Öz Şefkat, Sosyal Öz Şefkat, Beliren Yetişkinlik
Yetişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve yaygın anksiyete bozukluğu ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, yetişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) tanısı konmuş olan olgularda bu iki bozukluğun karşılıklı eş tanı oranlarını saptamak ve her iki tanının birlikte görüldüğü olgulardaki belirti profillerini karşılaştırmalı olarak incelemektir. Araştırma örneklemine, Eylül 2023 - Haziran 2024 tarihleri arasında Ankara'daki iki özel klinikte daha önce DEHB ve/veya YAB tanısı almış 59 olgu ile daha önce herhangi bir psikiyatrik tanı/tedavi almamış, psikiyatrik yakınmaları olmayan 30 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 89 kişi dahil edilmiştir. Tüm katılımcılarla, SCID-5-CV (DEHB Modülü) ve MINI (YAB Modülü) yapılandırılmış tanı görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Ardından DEHB belirtilerini ölçmek amacıyla Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS-v1.1) ve Wender-Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ile YAB belirtilerini değerlendirmek amacıyla ise Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Ölçeği (YAB-7) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) uygulanmıştır. Veriler hem yüz yüze hem çevrim içi olarak toplanmıştır. Çalışmaya DEHB ön tanısı ile alınan 59 kişiden 53'ü (%89.8) DEHB tanı kriterlerini karşılamış olup 39'unda (%66.1) DEHB-Bileşik görünüm, 11'inde (%18.6) DEHB- Dikkat Eksikliği Baskın Görünümü, 3'ünde (%5.1) DEHB-Hiperaktivite/Dürtüselliğin Baskın Görünümü saptanmıştır. 59 kişi MINI (YAB Modülü) ile YAB için değerlendirildiğin 57'si (%96.6) YAB tanı kriterlerini karşılamış olup YAB + DEHB-Bileşik görünüm kriterlerini karşılayan kişi sayısı 38 (%64.4), YAB + DEHB-DE 10 (%16.9), YAB + DEHB-HD sayısı 3 (%5.1), Yalnızca YAB tanısı alan 6 kişi (%10.2), Yalnızca DEHB tanı kriterlerini karşılayan sayısı da 2 (%3.4) kişi olmuştur. Araştırma grubundaki 11 DEHB- Dikkat Eksikliği Baskın Görünüm (DEHB-DE) olgusu bir grupta (n=11); 39 DEHB-Bileşik Görünüm olgusu ile 3 DEHB-Hiperaktivite / Dürtüsellik (DEHB-HD) olgusu (n=42) ise ayrı bir grupta (DEHB-Diğer); sadece YAB tanısı alan 6 olgu da bir grup olarak incelenmiştir. Bulgular alt gruplar arasında karşılaştırıldığında bu iki tanının birlikte görülme oranı ise %86.4 olup, çalışmada DEHB ve YAB arasında yüksek düzeyde bir eş tanı ilişkisi tespit edilmiştir. Özbildirim ölçeklerinden elde edilen puanlara göre, DEHB-DE, DEHB-Diğer ve Yalnızca YAB grupları arasında anlamlı farklar bulunmuş. Özellikle DEHB-Diğer grubunda bulunan katılımcılar, tüm ölçeklerde hem dikkat hem dürtüsellik belirtileri hem de anksiyete düzeyleri bakımından en yüksek puanları almıştır. Korelasyon analizleri, ASRS toplam ve alt boyut puanları ile anksiyete ölçekleri (YAB-7 ve BAÖ) arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur. DEHB belirti spektrumu daha genişledikçe anksiyete belirtilerinin de arttığı anlaşılmaktadır. Benzer şekilde, BAÖ toplam puanı ile WUDÖ toplam puanı, WUDÖ-Davranış Sorunları/Dürtüsellik alt boyutu ve WUDÖ-İrritabilite alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu durum, çocukluk döneminden itibaren süregelen DEHB belirtilerinin yetişkinlikte anksiyete düzeyini artırabileceğine işaret etmektedir. Bu bulgular, DEHB belirtilerinin şiddetinin artmasının anksiyete belirtilerinde paralel bir artışla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu bulgular doğrultusunda, DEHB ve YAB'nin erişkinlikte sıklıkla birlikte görüldüğü, bu birlikteliğin belirti profillerini anlamlı düzeyde etkilediği ve klinik değerlendirmelerde bu tanılardan birini alan olgularda diğer tanının da olası varlığının araştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Borderline kişilik özelliklerinin şema mod modeli çerçevesinde incelenmesi
Bu araştırmada, borderline kişilik özelliklerinin klinik olmayan bir örneklemde Şema Terapi Mod modeli çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda işlevsiz ebeveyn modları, çocuk modları, uyum bozucu başa çıkma modları ve Sağlıklı Yetişkin modunun borderline kişilik özellikleri üzerindeki yordayıcı rolüne bakılmıştır. Bunun yanı sıra borderline kişilik özellikleri erken dönem uyumsuz şema alanları ve şema modları açısından değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu 18-65 yaş arasında 437 kadın ve 107 erkek olmak üzere 544 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma verileri, demografik bilgi formu, Şema Mod Envanteri Versiyon-3 (ŞME), Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3) ve Borderline Kişilik Envanteri (BKE) ölçüm araçları aracılığıyla toplanmıştır. Analizlere geçilmeden önce katılımcılar BKE'de belirtilen kesme puanına göre Yüksek Risk Grubu ve Düşük Risk Grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Katılımcıların erken dönem uyumsuz şemalar ve şema modları açısından farklılık gösterip göstermediğini değerlendirmek için yapılan Tek Yönlü Çok faktörlü Varyans Analiz (MANOVA) bulguları, Yüksek Risk Grubu'nun tüm şema alanlarında düşük risk grubuna göre daha yüksek puan aldığını göstermiştir. Kadın katılımcılar Zedelenmiş Otonomi ve Yüksek Standartlar şema alanlarında erkek katılımcılardan daha yüksek puan almıştır. Bunun yanı sıra Yüksek Risk Grubu'nun tüm uyumsuz modlardan Düşük Risk Grubu'na göre daha yüksek, adaptif modlardan daha düşük puan aldığı bulunmuştur. Yürütülen bağımsız örneklemler için t-testi bulguları, borderline şiddetinin kadınlarda daha yüksek olduğunu göstermiştir. Araştırmada şema modlarının borderline kişilik özelliklerini yordayıcı etkilerini incelenmek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yürütülmüştür. Analiz bulgularına göre, Öfkeli Çocuk, Dürtüsel Çocuk, Kopuk Korungan, Kopuk Kendini Yatıştırıcı ve Sağlıklı Yetişkin modları borderline kişilik özelliklerinin yordayıcıları olarak bulunmuştur. Analiz edilen bu model, borderline kişilik özelliklerinin görülme varyansının %56.8'ini açıklamaktadır. Diğer taraftan Cezalandırıcı Ebeveyn modu tek başına borderline kişilik özelliklerinin görülme varyansının %29.5'ini açıklamıştır. Sonuç olarak, Borderline Kişilik Bozukluğu kuramsal Mod modelinin kısmen doğrulandığı görülmüştür. Kuramsal çerçeveyi ve uygulamaları destekleyen bu bulgular, alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Borderline Kişilik Özellikleri, Şema Modları, Erken Dönem Uyum Bozucu Şemalar, Şema Terapi, Şema Mod Model
Sağlık anksiyetesi bağlamında kendi kendine tanı süreci: Psikoloji bilgisi, bilgi kanalları ve akademik olgunluğun etkisine dair nitel bir araştırma
Günümüz dünyasının güvenilir bilgiye erişmek konusundaki zorlukları ne yazık ki psikoloji alanına da yansımaktadır. Alanın içinden güvenilir bilgilerle yetişen psikolog ve klinik psikolog adaylarının, psikopatoloji bilgilerine doğrudan erişimi bulunmaktadır. Edinilen psikopatoloji bilgileri ve kendi yaşantısı arasında benzerlik bulunan kimi psikoloji öğrencileri, kendi kendilerini tanılayabilmektedir. Bu sebeple araştırma kapsamında; kendi kendine psikopatolojik tanı koyma sürecinin psikoloji alan bilgisinde uzmanlık düzeyine göre farklılaşmasının, sağlık anksiyetesi semptomları bildiren kişilerde incelenmesi amaçlanmaktadır. 18 yaşından büyük, psikoloji lisans veya klinik psikoloji yüksek lisans öğrencisi olan ve kendi kendine psikopatolojik tanı koyma deneyimine sahip olan katılımcılar Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'nden alınan toplam puanların hesaplanması sonucunda seçilerek yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler gömülü teori yöntemi esas alınarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda "tanıyla kurulan psikososyal konfor alanı: psikoloji öğrencilerinin çok katmanlı deneyimi", "fırsat eşitsizliği ve tanılama güvencesiyle uzmanlarla teması azaltma", "kişinin kendine ve deneyimine tanısal mesafe alarak yabancılaşması", "maruz kalınan asılsız psikopatoloji bilgisinin yol açtığı anlam aşınması" ve "tanılamada psikoloji eğitiminin etik duyarlılık aracılığıyla sorumluluk inşası" olmak üzere toplam 5 kategoriden oluşan gömülü teori oluşmuştur. Oluşan teori alanyazın ve alt kategoriler ışığında tartışılarak açıklanmıştır.
Gelişim zihniyeti ve kişilik hakkında örtük inançlar ölçeklerinin Türkçe formu: Geçerlik ve güvenilirlik çalışmaları
Bu çalışmanın amacı, zihniyet teorisi kapsamında değerlendirilen Gelişim Zihniyeti ve Kişilik Hakkında Örtük İnançlar kavramlarını ölçmeye yönelik iki farklı ölçeğin Türkçe formunu geliştirmek ve formların geçerlik ve güvenirliğini incelemektir. Bu doğrultuda Gelişim Zihniyeti Ölçeği ile Kişilik Hakkında Örtük İnançlar Ölçeği Türkçeye uyarlanmış ve 18-65 yaş aralığında yetişkin bireylerden oluşan iki farklı örneklem üzerinde psikometrik özellikleri test edilmiştir (N = 201, N = 211). Ölçeklerin yapı geçerliliği açısından faktör yapıları incelenmiştir. Bulgular, Gelişim Zihniyeti Ölçeğinin tek faktörlü, Kişilik Hakkında Örtük İnançlar Ölçeğinin ise iki faktörlü yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Paralel analiz sonuçları, Gelişim Zihniyeti Ölçeğinin tek faktörünün toplam varyansın %72,2'sini açıkladığını, Kişilik Hakkında Örtük İnançlar Ölçeğinin ise birinci ve ikinci faktörlerinin sırasıyla varyansın %46 ve %17,7'sini açıkladığını ortaya koymuştur. Bu bulgular, ölçeklerin faktör yapısının ve maddeler aracılığıyla ölçülen yapının Türkçe formlarda da doğrulandığını göstermektedir. İç tutarlılık analizleri sonucunda, Gelişim Zihniyeti Ölçeğinin Omega katsayıları iki farklı örneklem için .89 ve .92; Cronbach's Alpha katsayıları ise .88 ve .92; Kişilik Hakkında Örtük İnançlar Ölçeği için ise Omega katsayıları iki farklı örneklem için .84 ve .88; Cronbach's Alpha katsayıları ise .86 ve .88 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca maddeler arası korelasyonlar yüksek düzeyde olup ölçek bütünlüğünü destekler niteliktedir. Bu çalışma, zihniyet kavramına ilişkin Türk kültüründe kullanılabilecek geçerli ve güvenilir ölçme araçlarının sayısını artırarak alana önemli bir katkı sunmaktadır. Özellikle benzer teorik yapılara sahip iki ölçme aracının aynı araştırma kapsamında Türkçeye uyarlanmış olması, bu çalışmayı özgün kılan güçlü yönlerden biridir.
Bağlanma stilleri ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün yaygın kaygı bozukluğu üzerinde etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada bağlanma stilleri ve belirsizliğe tahammülsüzlüğün yaygın kaygı bozukluğu ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de en az üniversite düzeyinde eğitim görmekte olan kişiler oluştururken, örneklemi ise çalışmaya katılmayı kabul eden 372 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada demografik bilgilerin edinilmesi için "Demografik Bilgiler Veri Formu", bağlanma stillerinin belirlenmesi için '' Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II '', belirsizliğe tahammülsüzlüğün belirlenmesi için "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeğı̇ (BTÖ-12)" ve klinik düzeyde anksiyetenin belirlenmesi için '' Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 (YAB-7)'' kullanılmıştır. Katılımcıların ortalama yaşı 28,53 olarak belirlenmiş, cinsiyet bazında %64,2'si kadın, %35,5'i erkek ve %0,3'ü diğer cinsiyet kategorisinde olduğu bulunmuştur. Medeni durum dağılımı incelendiğinde, %75,8'i bekar, %20,2'si evli, %1,3'ü dul ve %2,7'si diğer kategorisinde yer almaktadır. Eğitim düzeyi incelendiğinde katılımcıların en az lisans öğrencisi düzeyinde eğitimini sürdürdüğü, en yüksek eğitim düzeyinin ise doktora olduğu görülmektedir. Çalışma durumu ele alındığında katılımcıların %61,3'ü çalışıyorken, %38,7'si ise çalışmamaktadır. Verilerin analizi için bağımsız t testi, hiyerarşik regresyon ve lojistik regresyon analizleri kullanılmıştır. Test edilen hipotez sonuçlarına göre klinik düzeyde anksiyetesi olan bireyler, olmayan bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek belirsizliğe tahammülsüzlük puanına sahip olduğu (p < .001, Cohen's d = 0.86); klinik düzeyde anksiyetesi olan bireyler, olmayan bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek kaygılı bağlanma puanına sahip olduğu (p < .001, Cohen's d = 0.37); klinik düzeyde anksiyetesi olan bireyler, olmayan bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek kaçınan bağlanma puanına sahip (p < .001, Cohen's d = 0.30) olduğu bulunmuş ve hipotezler desteklenmiştir.
Okul öncesi öğretmenlerinin tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, özel kurumlarda çalışan okul öncesi öğretmenlerinin mesleklerindeki tükenmişlik ve iş doyumu düzeylerinin yaş, hizmet yılı, mezun olunan okul türüne göre anlamlı bir farklılık olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Adana ili Çukurova ilçesinde yer alan okul öncesi kurumlarda görev yapan 150 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan grubun, tükenmişlik düzeylerinin belirlemek amacıyla 'Tükenmişlik Ölçeği' ve iş doyumu düzeylerini belirlemek için ise 'İş Doyum Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan veriler SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tükenmişlik ile iş doyumu düzeylerinin yaş, mezun olunan okul türü, hizmet yılına göre anlamlı bir fark olup olmadığını anlamak için varyans analizi yapılmıştır. Katılımcıların yaş değişkeni açısından tükenmişlik alt ölçekleri ve iş doyumu düzeylerine göre anlamlı farklılıklar olmadığı, katılımcıların mezun olunan okul türü değişkeni açısından tükenmişlik alt ölçekleri ve iş doyumu düzeylerine göre anlamlı farklılıklar olmadığı görülmüştür. Katılımcıların hizmet yılı değişkeni açısından tükenmişlik alt ölçekleri düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğu, tükenmişliğin özellikle 21-25 yıl hizmet süresi olan öğretmenlerde yoğun yaşandığı, iş doyumu düzeylerine göre anlamlı farklılıklar olmadığı görülmüştür. Araştırma sonucunda yaş ve hizmet yılı değişkeni arttıkça öğretmenlerin mesleklerindeki tükenmişlik düzeyleri arttığı ve iş doyumlarının azaldığını, mezun olunan okul türü değişkeninin tükenmişlik ve iş doyumu düzeyini etkilediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Okul öncesi öğretmenler, Tükenmişlik, İş Doyumu
Havacılık sektöründe vardiyalı ve normal mesaili çalışanların bazı demografik değişkenlere göre SCL 90 açısından incelenmesi
Havacılık sektörü günümüzün en hızlı büyüyen sektörlerinden biridir. Aynı zamanda sektör, vardiyalı çalışmanın en yoğun olduğu sektörlerden biridir. Bu bağlamda çalışmamız, Türkiye'de havacılık sektöründe vardiyalı çalışanlar ve normal mesaili çalışanların bazı demografik değişkenlere göre SCL90 açısından incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırma örneklemi, 62 normal mesaili ve 90 vardiyalı olmak üzere toplam 152 havacılık sektörü çalışanıdır. Örneklem, Adana, Ankara, Antalya, Batman, Bodrum, Muğla, Elazığ, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Nevşehir, Sivas, Trabzon illerinde çalışan personellerden seçkisiz örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmaya katılan personellerin kişisel bilgileri, araştırmacı tarafından hazırlanmış "Kişisel Bilgi Formu" ile, psikolojik belirtilerine ilişkin veriler ise SCL 90 belirti tarama ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 20.0 programı aracılığı ile t-test ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Katılımcıların psikolojik belirtileri üzerinde, vardiyalı çalışanlar ile normal mesaili çalışanlar arasında SCL90'ın belli alt boyutlarında (somatizasyon, depresyon, kişiler arası duyarlılık, fobik anksiyete) anlamlı farklılıklar tespit edilirken, diğer alt boyutlarda anlamlı farklılık tespit edilememiştir. Cinsiyet değişkeni incelendiğinde ise "Somatizasyon" alt boyutu haricinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Korelasyon analizi sonucunda, SCL90'ın "Anksiyete", "Obsesyon" ve "Depresyon" alt boyut indekslerinin çalışma yılı (kıdem) değişkeni ile yüksek korelasyon gösterdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Yaş değişkeni incelendiğinde ise "Anksiyete", "Obsesyon" ve "Depresyon" alt boyut indeksleri ile birlikte "Kişiler Arası Duyarlılık" alt boyut indeskinin de yüksek korelasyon gösterdiği bulgusu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çalışma, İşgücü, Vardiyalı çalışma, Gece çalışması, Havacılıksektörü, Havacılık tarihi, Endüstriyel gelişim, SCL90.
Çocuklarda bilgisayar oyunu bağımlılığı ile duygu ayarlayabilme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bağımlılık insanların, ruh ve beden sağlığına ya da sosyal hayatına zarar vermesine rağmen, birtakım eylemleri tekrarlamaya yönelik engellenemez bir istek duymaları durumudur. Kendini engelleme eyleminde söz konusu çocuklar olunca daha karmaşık bir otokontrol yapısı vardır. Gelişen bilgisayar teknolojisi ile sanal gerçekliğin doruk noktalara ulaştığı bilgisayar oyunları, bilgisayar tabanlı cihazlar (Akıllı telefon, tablet, oyun konsolu) ile kolay ulaşılabilir hale gelmiştir. Durum böyle olunca çocuklarda bilgisayar oyun bağımlılığına sık rastlanılır olmuştur. Yapılan araştırmalar bağımlılık derecesinde bilgisayar oyunu oynayan çocukların zihinsel, duygusal ve fiziksel gelişimlerinin olumsuz etkilendiğini ortaya koymuştur. Bilgisayar oyunu bağımlısı çocuklar, duygusal açıdan sıkça tutarsızlık yaşamakta (saldırgan, asosyal, içine kapanık, öz güvensiz, vb. ) ve duygularını kontrol etme aşamasında sıkıntıya düşmektedirler. Duygularını ayarlayabilme açısından zayıf kalmaktadırlar. Bu araştırma, çocuklarda (6-13 yaş) bilgisayar oyunu bağımlılığı ile duygu ayarlayabilme arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile yapılmıştır. Yapılan bu çalışmada çocukların bilgisayar oyunlarına olan bağımlılık derecesi ve duygularını ayarlayabilme yetkinlikleri çeşitli değişkenler göz önünde bulundurularak tespit edilmeye çalışılmış ve bu iki olgu arasındaki ilişki saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada tarama türü bir araştırmadır. Araştırma da nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Mersin İli Merkezi ve İlçelerinde yaşayan, 6-13 yaşları ve aralığında bilgisayar oyunu oynayan çocuk sahibi 220 anne ve bu 220 çocuk oluşturmaktadır. Veriler geçerliği, güvenirliği sağlanmış, bilgisayar oyun bağımlılığına ve duygu ayarlayabilme yetisine yönelik ölçekler kullanılarak toplanmıştır. Bilgisayar ortamına aktarılan veriler, istatistiksel teknikler kullanılarak analiz edilip, yorumlanmıştır. Araştırma bulgularına göre çocuklarda (6-13 yaş) bilgisayar oyunlarını oynayama yönelik bağımlılık sık rastlanılan bir durum olmakla beraber cinsiyet, yaş, annenin eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Bununla beraber çocukların duygu ayarlayabilme yetkinliğinin cinsiyet, annenin eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu iki olgu arasında ki ilişki incelendiğinde çocuklarda bilgisayar oyunlarına olan bağımlılık ile duygu ayarlayabilme yetkinliği açısından anlamlı bir ilişki olduğu ifade edilebilir. Anahtar Sözcükler: Çocuk, bilgisayar oyun bağımlılığı, duygu ayarlayabilme.
İnternet bağımlılık düzeyinin TEOG ders puanları ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışmada ortaokul 8. sınıf öğrencilerinin internet bağımlılık düzeyinin TEOG ders puanları ve bazı değişkenlere (cinsiyet, anne-baba eğitim, birliktelik, öz üvey olma durumları, aile gelir düzeyi, evde bilgisayar ve internet olma, internet kullanım süresi) göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Çalışma evrenini Adana ili Seyhan ilçesi Orta Okul 8. sınıfta öğrenimlerini sürdüren öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini, uygun (elverişli) örnekleme yöntemi ile belirlenen Dede Korkut Orta Okulu 8. sınıfta eğitimlerine devam eden 187 kız, 230 erkek öğrenci olmak üzere toplam 417 öğrenci oluşturmaktadır. Bu çalışmada öğrencilerin internet bağımlılık düzeylerini belirlemek için Young (1998) tarafından geliştirilen ve Bayraktar (2001) tarafından uyarlama çalışmaları yapılan "İnternet Bağımlılığı Ölçeği" ve araştırmacının çalışmanın hedefine uygun hazırladığı Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda: İnternet bağımlılığı açısından 417 öğrenciden 327'sinin (%78,4) semptom göstermediği, 90'ının (%21,6) sınırlı semptom gösterdiği ve internet bağımlısı olan öğrenci olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların TEOG Fen Bilimleri, Matematik, Türkçe, İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders puanları ile internet bağımlılık düzeyi arasında negatif yönlü ve zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kişilerin internet bağımlılık düzeyi arttıkça TEOG Fen Bilimleri, Matematik, Türkçe, İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ders puanlarının düşüş gösterdiği tespit edilmiştir. Öte yandan, katılımcıların cinsiyet, anne-baba birliktelik durumları, aile gelir seviyesi, anne ve babanın öz- üvey olma durumu ve anne eğitim düzeyine göre internet bağımlılık düzeyinin farklılık göstermediği ancak evlerinde bilgisayar ve internet olma, İnternet kullanım süresi ve baba eğitim durumlarına göre internet bağımlılık düzeyinin farklılaştığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ġnternet, Ġnternet Bağımlılığı, TEOG Ders Puanı
12-14 yaş aralığındaki öğrencilerin bilişsel çarpıtmaları ile sosyal fobi belirti düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi -Adana ili örneği-
Bu çalışmada ilk ergenlik dönemi (12-14 yaş) öğrencilerinde bilişsel çarpıtma düzeyi ile sosyal fobi belirti düzeyleri arasındaki ilişki ve bu düzeyleri etkileyen faktörler incelenmiştir. Adana il merkezinde eğitim alan ve basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile çalışmaya alınan toplam 591 öğrenciden 257'si erkek, 334'ü kızdır. Ölçme araçları olarak, "Ergenler İçin Mantıkdışı İnançlar Ölçeği (EMİÖ)" ve "Çapa Çocuk ve Ergenler Sosyal Fobi Ölçeği (ÇESFÖ)" kullanılmıştır. Elde edilen bulgular incelendiğinde, EMİÖ puanları arttıkça ÇESFÖ puanlarının da arttığı görülmüştür (r=0.66). Başarı odaklı olma puanı (mantık dışı inançlar alt ölçeği) arttıkça sosyal fobi ölçeği puanlarının arttığı görülmüştür (r=0.41). Mantık dışı inanç düzeyleri azaldıkça öğrenci ortalama başarı düzeyi yükseldiği (p<0,05) görülmüştür. Anne baba tutumlarını ilgisiz olarak tanımlayan öğrencilerin ÇESFÖ puanlarının arttığı görülmüştür (p<0,05). Çalışmadan elde edilen sonuçlar; mantık dışı inanç düzeyinin yüksek olmasının sosyal fobi belirti düzeyinin de yüksek olmasına neden olabileceğini düşündürmektedir. Öğrencilerin ders başarısı, aile yapısı gibi faktörlerin mantık dışı inançlar düzeyi ve sosyal kaygı düzeyleri üzerinde etkili olduğu anlaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Bilişsel çarpıtmalar, mantık dışı inançlar, sosyal fobi, ilk ergenlik.
Yönetici kadınlar ve orta yetişkinlik dönemleri arasındaki etkileşimin iş tatminleri üzerine etkisine dair görgül bir çalışma
Bu çalışmanın amacı; yönetici kadınlar ve orta yetişkinlik dönemleri arasındaki etkileşimin iş tatminleri üzerine etkisini ortaya koymak, iş tatmin düzeylerinin yaş dönemlerine göre farklılaşmasını incelemek ve yaş dönemleri ile iş tatmin düzeyleri arasındaki ilişkiyi tespit edebilmektir. Araştırmanın evrenini, 2016 yılında, Adana ve Mersin bölgesindeki sanayi ve hizmet sektörlerinde çalışan kadın yöneticiler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 2016 Mayıs-Temmuz aylarında Adana ve Mersin'de sanayi ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Adana Ticaret Odası, Adana Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, Mersin GİŞKAD, Adana İŞKAD'a bağlı çalışan kadın yöneticilerden tesadüfî olarak seçilerek oluşturulmuştur. Bu araştırmada, araştırma modeli olarak nicel araştırma türlerinden olan tarama modellerinden, ilişkisel (korelasyonel) tarama modeli kullanılmıştır. Ölçeklendirilmiş tüm sorular için ve temel boyutlar için geçerlilik/güvenilirlik analizi yapılmıştır. Güvenirlik analizi sonucunda anket ,645 derecede güvenilir olarak tespit edilmiştir. Araştırmada kullanılan anket formu iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde demografik bilgilerle ilgili soruların olduğu kişisel bilgi formu (Ek1), ikinci bölümde iş tatminini ölçmek amacıyla Spector'un İş Tatmin Ölçeği (Ek2) kullanılmıştır. Anketlerin toplanmasından sonra verilerin istatistiksel analizinde SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sürekli ölçümlerse ortalama ve standart sapma olarak özetlenmiştir. Gruplar arasındaki sürekli ölçümlerin karşılaştırılmasında dağılımlar kontrol edilmiş, parametrik dağılım ön şart varsayımı sağlandığından Tek Yönlü Varyans Analizi ve Bağımsız Grup T testi kullanılmıştır. Üç ve üzeri değişken içeren grupların ikili karşılaştırmalarda Post-Hoc Tukey analizi kullanılmıştır. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alıınmıştır. Araştırma sonucunda yaş değişkenine göre ileri yaş dönemindeki kadın yöneticilerde, medeni durum değişkenine göre dul olan kadın yöneticiler, çocuk sahibi olma durumu değişkenine göre çocuğu olan kadın yöneticiler, eğitim durumu değişkenine göre lise mezunu olan kadın yöneticiler, kıdem değişkeni durumuna göre 1-6 yıl arası ve 23 yıl ve üzeri kıdem yılına sahip olan kadın yöneticiler, statü durumuna göre üst kademe yöneticisi olan kadın yöneticiler, aylık gelir değişkenine göre 3501-5000 arasında gelire sahip olan kadın yöneticiler daha yüksek iş tatmin düzeyine sahiptirler. Toplam iş tatmin durumuna göre kadın yöneticiler, iş tatminin yeterli olduğuna kısmen katıldıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca yaş değişkeni ile iş tatmini arasında pozitif yönde ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. (r=,177) (p,003). Anahtar Kelimeler: İş tatmini, Yönetici, Yöneticilik, Kadın yönetici, Orta yetişkin,menopoz, Spector iş tatmini ölçeği
Ortaöğretim öğrencilerinde kişisel sorumluluk ve ruh sağlığı düzeyleri arasındaki ilişki: Adana Çukurova ilçesi örneği
Bu araştırma ortaöğretim öğrencilerinin kişisel sorumluluk düzeyleriyle ruh sağlıkları arasındaki ilişkiyi konu edinmektedir. Örneklem Adana İli Çukurova İlçesi Anadolu Lisesi ve İmam Hatip Lisesinde 11. sınıfa devam eden öğrenciler arasında tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Uygulama her iki okul türünden toplam 427 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Ölçme araçları olarak "Öğrenci Kişisel Sorumluluk Ölçeği" ve "Kısa Semptom Envanteri" kullanılmıştır. Bağımsız değişenler okul türü, cinsiyet, ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, ebeveynin eğitim düzeyi ve birliktelik durumu, kardeş sayısı ve sırası, internet ve sosyal ağların kullanım düzeyidir. Ulaşılan bulgulara göre ergenlerin devam ettikleri okul türü ile bireysel sorumluluk düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ayrıca anne-baba eğitim düzeyi, birlikteliği ve çalışma durumunun ergenlerin sorumluluk üstlenmesinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte kız öğrencilerin erkek öğrencilere nispetle sorumluluk düzeyinin fazla olduğu, öğrencilerin internette ve sosyal medyada geçirdiği süre arttıkça sorumluluk düzeyinin azaldığı, ilk çocukların sorumluluk düzeylerinin yüksek, tek çocukların sorumluluk düzeylerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. KSE Depresyon, Anksiyete, Olumsuz Benlik, Somatizasyon ve Hostilite alt testlerinde kızlar lehine anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Tek ve ortanca çocukların olumsuz benlik imajlarının daha yüksek olduğu, anne eğitim seviyesinin ruh sağlığı üzerinde etkili olmadığı, baba eğitim seviyesinin hostilite düzeyinde anlamlı olduğu, ebeveynin birliktelik, çalışma ve ekonomik durumunun ergenlerin ruh sağlığı üzerinde etkili olmadığı bulunmuştur. Ayrıca internet kullanımı ile KSE üzerinden ruh sağlığı parametreleri arasında anlamlı fark bulunmuştur. Öğrenci bireysel sorumluluk ölçeği ile KSE alt ölçekleri arasında negatif, KSE alt ölçekleri ise kendi arasında pozitif yönde ilişki göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Ergenlik, Sorumluluk, ruh sağlığı, anksiyete, depresyon,somatizazyon, olumsuz benlik, hostilite,
Adana ili 12-16 yaş öğrencilerde sosyal fobi görülme yaygınlığı ve etkileyen faktörler
Araştırma ortaokul ve lise öğrencilerinde sosyal fobi görülme yaygınlığı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla kesitsel bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma 2015-2016 Eğitim ve Öğretim Yılında Nisan 2016- Mayıs 2016 tarihleri arasında Adana merkez ilçelerinde tesadüfi olarak seçilen 4 ortaokul ve 4 lisede yapılmıştır. Ortaokulların 6,7,8 liselerin 9 ve 10. sınıflarda öğrenim gören 233 kız, 230 erkek olmak üzere toplam 463 öğrenci örnekleme alınmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik değişkenlerden oluşan bireysel bilgi formu, Çapa Çocuk ve Ergenler için Sosyal Fobi Ölçeği (ÇESFÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılmıştır.Tanı yüz yüze görüşmelerle konmuştur.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin % 13,6 'sının sosyal fobi tanısı aldığı saptanmıştır. Kız öğrencilerin (%8,2) erkek öğrencilerden (%5,4)daha fazla sosyal fobi tanısı aldığı görülmüştür. Sosyal fobi tanısı alan öğrencilerin anksiyete düzeyleri yüksek bulunmuştur. Sosyal fobinin akademik başarıyı etkilediği saptanmıştır. Sosyal fobi ergenlik döneminde oldukça sık görülen bireyin gelişimini ve yaşam kalitesini etkileyen bir anksiyete bozukluğudur. Erken yaşlarda tanınıp tedavi edilmesi bireyin hem yaşam kalitesinin yükselmesini, hem de sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesini sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal fobi, yaygınlık, ortaokul lise öğrencileri,
Okul psikolojik danışmanları ile psikolojik danışman adaylarının olumsuz otomatik düşüncelerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul psikolojik danışmanları ile psikolojik danışman adaylarının olumsuz otomatik düşüncelerinin karşılaştırmalı olarak incelenmektir. Araştırmanın diğer bir amacı da, olumsuz otomatik düşünceleri ile çeşitli değişkenler (çalışma grubu, cinsiyet, ilerde çalışmak istedikleri kurum, mesleki çalışma süreleri, mesleki algıları) arasında anlamlı farklar olup olmadığını belirlemektir. Araştırmanın örneklemini 2016-2017 Adana ili merkez İlçelerinde görev yapan 163 kadın, 93 erkek olmak üzere 256 okul psikolojik danışmanı ve Çukurova Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışma Programında okuyan 145 kadın, 74 erkek olmak üzere 219 3. ve 4. Sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırma verileri, Otomatik Düşünceler Ölçeği (ODÖ)" ve geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde independentsample t testi veya tek yönlü varyans analizi, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde ise Mann whitney U veya Kruskall Wallis testi ve kategorik değişkenlerin analizinde ise ki-kare testi kullanılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgularda psikolojik danışman adaylarının olumsuz otomatik düşünceler alt ölçeklerinde (kendine, şaşkınlık ve kaçmaya, kişisel uyumsuzluğa, yalnızlığa, ümitsizliğe yönelik) ve toplamda okul psikolojik danışmanlarından daha fazla olumsuz otomatik düşüncelere sahip oldukları bulunmuştur Cinsiyete göre olumsuz otomatik düşünceler toplam çalışma grubunda ve psikolojik danışman grubunda ,"kendine yönelik" olumsuz düşünceler alt ölçeği hariç, kadınların erkeklere göre daha yüksek ortalama puanlara sahip olduğu bulunmuştur. Psikolojik danışman adaylarının olumsuz otomatik düşünceleri cinsiyete göre ve mezun olduklarında çalışmak istedikleri kuruma göre alt ölçek ve toplam puan ortalamalarında anlamlı bir fark gözlenmemektedir Mesleki deneyimi 16 yıl ve daha fazla olanların daha az olumsuz otomatik düşüncelere sahip olduğu saptanmıştır. Psikolojik danışmanların meslek algısına göre, kendilerini "psikolojik danışman" olarak algılayanların puan ortalamaları "rehber öğretmen" olarak algılayanlardan anlamlı olarak olduğu yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Davranışçı Terapi, Olumsuz Otomatik Düşünce,Psikolojik Danışman, Psikolojik Danışman Adayı
8. sınıf öğrencisinin matematik dersine karşı tutumu ile TEOG sınav sonuçları arasındaki ilişki
Çalışmanın örneklemini 2015-2016 eğitim öğretim yılında ilköğretim 8. Sınıfta okumakta olan 43 erkek, 25 kız olmak üzere toplam 68 öğrenci oluşturmaktadır. Demografik bilgiler öğrencilere uygulanan anket yoluyla elde edildikten sonra toplam 38 maddeden oluşan matematik tutum ölçeği öğrencilere uygulanarak analizi yapılmıştır. Araştırmada demografik bilgiler öğrencilere uygulanan anket yoluyla elde edildikten sonra Duatepe ve arkadaşlarının geliştirmiş olduğu matematik tutum ölçeği öğrencilere uygulanmıştır. Öğrencilerin matematik dersine ait TEOG sonuçları ile tutum puanları kıyaslanmıştır. Verilerin analizi konusunda; Tanımlayıcı istatistikler frekans, yüzde, ortalama, standart sapma değerleri ile sunulmuştur. Çalışmadaki yöneticiye faktör yapısını tespit etmek amacı ile Açımlayıcı faktör analizi uygulaması yapılmıştır. Örneklem yeterlilik düzeyinin tespiti için KMO ve faktör yapılarının testi için Barlett testi uygulanmıştır. Boyutların iç tutarlılığının test edilmesi amacı ile Co. Alpha analizi kullanılmıştır. Elde edilen boyutlardaki iki grubun ölçüm değerleri arasındaki farkın analizinde t testi kullanılmıştır. Üç evre grubun karşılaştırılmasında Varyans analizi (ANOVA) testi ve ikili karşılaştırmalar (post. hoc.) için Sidak testi kullanılmıştır. Boyutlar arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amacı ile korelasyon analizi uygulanmıştır. Çalışmada 0,05'den küçük p değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Analizler SPSS 22.0 paket programı ile yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre katılımcıların TEOG puanı ile Korku-Güven boyutu arasında (r=0,289,p<0,05) ve Mesleki Önem boyutu arasında (r=0,248,p<0,05) pozitif düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların TEOG puanı ile İlgi ve Sevgi boyutu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür (r=0,04,p>0,05). Katılımcıların TEOG puanı ile zevk boyutu arasında negatif düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir(r=-0,139,p<0,05). Anahtar Kelimeler: Matematik Tutum Ölçeği, İlköğretim, TEOG
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin psikolojik sağlamlık ile mizah tarzları ve mutluluk düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Üniversitede mesleki bilgi ve beceri geliştirmek bireyin yaşamında karşılaştığı önemli zorluklardan biridir. Özellikle tıp fakültesi eğitimi, diğer eğitim alanlarına göre daha uzun sureli, stresli ve yoğun bir süreçtir. Eğitim süreci içerisinde mesleki beceri geliştirme kaygısı yanı sıra öğrenciler sıklıkla bireysel travmalar olarak algılanabilecek (hastalık, sakatlık, mutsuzluk, ölüm, vs) durumlara tanıklık etmektedirler. Bu tarz zorluk ve strese maruz kaldığı düşünülen tıp fakültesi öğrencilerinde sağlık hizmeti sunarken sorunlarla baş edebilme, çözüm bulabilme ve olumlu duyguları sürdürebilme becerisi geliştirilebilmesi ayrıca önem kazanmaktadır. Bu nedenle geleceğin hekim adaylarının psikolojik sağlamlık, mutluluk düzeyi ve olumlu mizahı kullanabilme yetenekleri ileriki yaşantılarında önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi bir, iki ve üçüncü sınıflarında öğrenim gören genç hekim adaylarına psikolojik sağlamlıkları ile mizah tarzları ve mutluluk düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın diğer amacı da psikolojik sağlamlık, mizah tarzları ve mutluluk düzeylerinin demografik değişkenlere göre gösterdiği farklılıklarının belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemini 2015-2016 yılı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi bir, iki ve üçüncü sınıflarında öğrenim gören 185 erkek 208 kadın öğrenci olmak üzere toplam 393 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin psikolojik sağlamlık düzeyi ile mutluluk düzeyi arasında orta düzeyde pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır (r=0,63). Psikolojik sağlamlılık düzeyi ve Mizah Yaşantıları ile ilişkisi incelendiğinde; KPSÖ ile Katılımcı mizah (r=0,38), Kendini geliştirici mizah (r=0,49) ile orta düzeyde pozitif bir korelasyon saptanırken, Saldırgan mizah (r=-0,29) ve Kendini yıkıcı mizah (r=-0,26) arasında negatif yönde zayıf korelasyon olduğu saptanmıştır. Mutluluk düzeyinin Mizah Yaşantıları ile ilişkisi incelendiğinde ise; katılımcı mizah (r=0,50), Kendini geliştirici mizah (r=0,52) ile orta düzeyde pozitif bir korelasyon saptanırken, Saldırgan mizah (r=-0,42) ve Kendini yıkıcı mizah (r=-0,43) arasında negatif yönde orta düzeyde korelasyon olduğu saptanmıştır. Veri toplama aracı olarak Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ), Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu (OMÖ-K) ve Mizah Yaşantıları Ölçeği (MYÖ) kullanılmıştır. Öğrencilerin öğrenim gördüğü sınıf düzeyine göre Psikolojik Sağlamlık Puanı ile Kendini Geliştirici Mizah Puan ortalaması ikinci sınıf öğrencilerinde düşük iken Saldırgan ve Kendini Yıkıcı Mizah Puanları ikinci sınıf öğrencilerinde diğer sınıflara göre daha yüksektir. Psikolojik Sağlamlık Puanı, cinsiyetlere göre anlamlı fark gösterirken diğer parametreler cinsiyete göre anlamlı bir fark göstermemektedir. Psikolojik sağlamlık puanı erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu gözlemlenmektedir. Akademik başarısı yüksek olan öğrencilerin psikolojik sağlamlık, mutluluk ve mizah tarzlarına katılımcı ve kendini geliştirici mizah ile olumlu yönde anlamlı derecede yüksek puan aldığı saptanmıştır. Elde edilen bulgulara dayanarak psikolojik sağlamlık ile mutluluk düzeyi ve mizah tarzları arasında cinsiyete, akademik başarı, aile yapısı, babanın eğitim düzeyi ve sınıf düzeyine göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikolojik sağlamlık, mutluluk, mizah, mizah tarzları
Üniversite öğrencilerinin eş seçimi tutumlarının bireysel özellikleri açısından incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin bireysel özelliklerinin eş seçimi tutumlarına etkisi incelenmiştir. Araştırmanın deseni, tarama modelinde tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarım olarak belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2015-2016 öğretim yılı, bahar döneminde, Çağ Üniversitesi'nde öğrenim gören 220' si kız, 87'si erkek olmak üzere toplam 307 kişi oluşmaktadır. Katılımcıların bireysel özelliklerini belirlemek için "Kişisel Bilgi Formu", eş seçimi tutumlarını belirlemek için "Romantizm Ve Eş Seçimi Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Katımcıların bireysel özellikleri olarak; cinsiyet, güncel ilişki, ilişki durumu, ilişki süresi, evlilik düşüncesi, evliliğin gerçekleşeceği yol, evlilik planı için verilen süre ve ebeveynlerin birliktelik durumları ele alınmıştır. İstatistiksel bulgulara göre, eş seçimi tutumları; cinsiyete göre "beraber yaşama" ( p<0,05), güncel ilişkiye göre "idealleştirme" ( p<0,05), evlilik düşüncesine göre "aşk yeterli", "çaba göstermeme", "zıt kutuplar", "beraber yaşama", "idealleştirme" (p<0,05), evlilik planı için verilen süreye göre, "beraber yaşama", "zıt kutuplar", "çaba göstermeme", "tam güven", "idealleştirme" ve "aşk yeterli" (p<0,05), evliliğin gerçekleşeceği yola göre, "aşk yeterli", "çaba göstermeme", "tam güven" ve "zıt kutuplar" ( p<0,05), alt boyutları için anlamlı bir farklılık göstermiştir. Buna karşın, eş seçimi tutumları; ilişki süresi, ilişki durumu ve ebeveynlerin birliktelik durumları açısından anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Araştırma bulguları literatür dahinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: eş seçimi, eş seçimi tutumları, evlilik, eş seçimi mitleri, üniversite öğrencisi
Ortaokul öğrencilerinde akran zorbalığı ile okula yabancılaşma arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, ortaokulda okuyan öğrencilerin akran zorbalığına maruz kalma düzeyleri ile öğrencilerin yabancılaşma algıları arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığını incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi,5, 6, 7,ve 8. Sınıfa devam eden 193 kız 207 erkek toplam 400 öğrenci, Adana ili Seyhan, Çukurova ve Yüreğir ilçelerinde yer alan 3 ortaokuldan evrendeki oranlarına uygun olarak tabakalı ve seçkisiz örnekleme yöntemine göre oluşturulmuştur. Araştırmaya katılanların, akran zorbalığı ile okula yabancılaşma düzeyleri arasındaki ilişkiyi ölçmek amacıyla "Öğrenci Yabancılaşma Ölçeği" ile "Akran Zorbalığını Belirleme Ölçeği" kullanılmıştır." Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda akran zorbalığı derecesi arttıkça okula yabancılaşma puanlarının da arttığı görülmektedir. Düşük düzeyde akran zorbalığına maruz kalan öğrencilerin okula yabancılaşma algısı daha az olurken yüksek düzeyde akran zorbalığına maruz kalan öğrencilerin okula yabancılaşma algılarının en fazla olduğu görülmektedir. Öğrencilerin cinsiyet ve yaş değişkenlerinin okula yabancılaşma algısı üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akran zorbalığı, Saldırganlık, Şiddet, Yabancılaşma
Eğitim kurumlarındaki kadın yöneticilere karşı tutumlar
Cinsiyet eşitliğinin ve kadının toplumdaki yerinin sıklıkla tartışıldığı günümüz Türkiye'sinde, halen eğitim sistemindeki kadın yönetici sayısının azlığı dikkati çekmektedir. Okul yönetimindeki cinsiyet ayrımcılığı ve kadınların yönetici olmasını engelleyen faktörler konusunda pek çok araştırma yapılmıştır. Kadın yönetici sayısının az olmasının nedenleri arasında kadın yöneticilere yönelik tutumların önemli bir yeri olduğu vurgulanmıştır. Bu araştırma; kadın yöneticilere karşı, öğretmen ve yöneticilerin tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana ili Seyhan, Çukurova, Yüreğir ve Sarıçam ilçelerinde bulunan ve 2015-2016 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı; kadın yöneticinin görev yaptığı okullarda çalışan öğretmen ve yöneticiler oluşturmaktadır. Örneklemini ise bu okullarda, öğretmen ve yönetici olarak görev yapan toplam 818 kişi oluşturmaktadır. Araştırma, tarama yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Kişisel Bilgiler Formu ve "Kadın Yöneticilere Karşı Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında ve SPSS istatistik programı kullanılarak çözümlenmiştir. Katılımcıların özelliklerinin gösteriminde frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerde ise t testi ve Anova testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; cinsiyet, yaş, kurumdaki görev, okulun öğretim düzeylerine göre gruplar arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Fakat öğrenim durumlarına göre gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın Yöneticiler, Kadın Yöneticilere Karşı Tutumlar, Tutum,Yönetim
Çocuğun değeri: Adana araştırması
Bu çalışmanın amacı "Günümüzde neden çocuk yaparız?", "Çocuğun değeri nedir?", "Cinsiyetin çocuğun değeri açısından önemi var mı?" ve "Çocuktan ne bekleriz?" gibi sorulara yanıt bulmaktır. Bu kapsamda 2016 yılında Adana ilinde yaşayan insanların "çocuk" kavramına bakışı ve düşünceleri öğrenilmeye çalışılmıştır. Çocuğun anne ve babasının gözündeki değeri, bunun doğurganlıkla ilişkisi, anne babaların çocuğa yaptıkları/planladıkları yatırım ile çocuktan psikolojik, sosyal ve maddi beklentileri incelenmiştir. Ayrıca yapılan çocuk sayısına ve cinsiyetin etkilerine de bakılmıştır. Çalışmanın Adana ilinde yapılmasında Adana'nın çok kültürlü yapısı, farklı bakış açıları ve değerleri ile farklı sosyoekonomik düzeylerdeki insanları bir arada barındırıyor olması ve bulunduğu bölgenin metropol kenti olması etkili olmuştur. Bu çalışma, betimleyici bir araştırmadır ve bilgiler tarama (survey) yöntemi ile toplanmıştır. "Çocuğun Değeri" araştırması ilk kez 1975 – 1980 yılları arasında Kore, Filipinler, Singapur, Tayvan, Tayland, Türkiye, Endonezya (Java ve Sudan), ABD ve Almanya'da paralel çalışmalar şeklinde evli kişiler üzerinde yürütülmüştür. Bu çalışmanın Türkiye'deki ayağını Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı (1981) yapmıştır. Bu çalışmada da Kağıtçıbaşı (1981)'nın kullandığı formun kısaltılmış hali kullanılarak, Adana'nın dört merkez ilçesinden çalışmaya katılan katılımcılardan elde edilen sonuçlar, Kağıtçıbaşı (1981) ve bu çalışmanın kısmi tekrarları olan Kağıtçıbaşı ve Ataca (2005) ile Kağıtçıbaşı, Ataca ve Diri (2005)'nin elde ettiği bulgular ile kıyaslanarak zaman içerisindeki değişimi incelenmiş ve "Aile Değişimi Kuramı" üzerinden yorumlanmıştır. Sonuçlar incelendiğinde çocuğun maddi/faydacıl değeri azalırken psikolojik değerinin yükseldiği; bununla beraber yapılan çocuk sayısı, cinsiyetin önemi ve çocuktan beklentilerinde değiştiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çocuk Kavramı, Aile Yapısı, Çocuğun Değeri, Psikolojik Beklentiler, Faydacıl / Maddi Beklentiler.
Ana haber bültenlerinin travmatik etkileri
Günümüzde haberi yayma işlevi kitle iletişim araçları ile sağlanmaktadır. Kitle iletişimi, profesyonel insanlar tarafından, endüstriyel bir yapı içerisinde oluşturulan mesajların, teknolojik aygıtlar aracılığıyla, mekansal olarak uzaklardaki, eğitim, gelir, yaş ve cinsiyet açısından farklı kitlelere ulaştırıldığı, etkileri ve sonuçları açısından karmaşık bir süreç olarak tanımlamak mümkündür. (DİE,05..5.2016,www.acıkogretimadalet.com) Gününüzde kitle iletişim araçları denenince akla gelen en yaygın türleri gazete , radyo, sinema, İnternet ve televizyondur. Bireylerin kendilerince farklı amaçlarıyla izlendikleri televizyonun önemini koruyan program türleri içinde televizyonda yayınlanan ana haber bültenleri bulunmaktadır. Ana haber bültenleri , gün içinde ülkemizde ve dünyada yaşanılan gerçek olayları izleyiciye sunma iddiasında olan bir program türüdür. Ancak gün içinde yaşanılan olayları evlerimize getiren ana haber bültenleri , toplum hafızasında kalıcı izler bırakabilecek olayları da evlerimize getirmekte ve bu olayların şok edici , korkutucu veya üzücü etkileri kişilerde travmatik izler bırakabilmektedir. Bu çalışmada, ana haber bültenlerinin travmatik etkileri üzerinde durulmaktadır. Yaşanılan gerçek olayların profesyoneller tarafından haberleştirilmesi ve kitle iletişim araçlarıyla izleyiciye aktarılması sürecinde haberin, haber değeri kadar önemli olan unsur haberin algılanış biçimidir. Haberi izleyen birey haberin içeriğindeki travmatik olaydan etkilenerek, kendi yaşantısında gerçekleşen travmatik olayı hatırlayabilir yada travmatik olayı yaşayan kişi ile empatik bir bağ kurabilir. Kurulan bu empatik bağ haberi izleyen kişi açısından ikincil travmalara sebep olabilir. İkincil travmalar izlenilen travmatik olayın kişinin kendi başına da gelebileceği düşüncesiyle suç korkusuna sebep olabilir. On gün boyunca izlenen iki ayrı televizyon kanalının haber bültenlerinde yayınlanan haberlerin içinden travmatik etkileri olduğu düşünülen haberler belirlenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda incelenen toplam 417 haber içinde iki yüz bir tanesi travmatik bulunmuştur. İncelenen ana haber bültenlerinden Show Tv Ana Haber Bülteni'nin de verilen toplam haberin % 44.60'ı , Fox Tv Ana Haber Bülteni'nin de verilen toplam haberin %45.32 ' sinin travmatik içerikli haberler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Verilen haberlerin neredeyse yarısını travmatik içerilikli olduğu düşünüldüğünde ana haber bültenlerinin travmatik etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kitle iletişimi , Televizyon Haberleri , Travma , İçerik Analizi
Sekiz istasyonlu dairesel antrenman programının, 10-12 yaş arası çocukların bourdon dikkat testi sonuçları üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma, Sekiz İstasyonlu Dairesel Antrenman Programının, 10-12 yaş arası çocukların Bourdon Dikkat Testi sonuçları üzerine etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklemi, uygun örnekleme (Convenience Sampling) yöntemiyle Adana İli Çukurova İlçesi'ne bağlı bir ortaokuldan seçilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 11.13 ± 0.6yıl olan, düzenli spor yapmayan sadece beden eğitimi derslerine katılan gönüllü 46 kişiden oluşmaktadır. (20 Kız, 26 Erkek). Katılımcılar, random yöntemi ile çalışma (24 kişi) ve kontrol (22 kişi) grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Çocukların dikkat beceri düzeylerini belirlemek amacıyla "Bourdon Dikkat Testi (BDT) Harf Formu" kullanılmıştır. Çalışma grubuna yaptırılan 6 haftalık antrenman programı, sekiz istasyondan oluşan ve dikkat becerisinin gelişimini destekleyen hareket serilerinden oluşturulmuştur. Kontrol grubu ise, bu süreç içerisinde düzenli bir aktiviteye katılmamıştır. Tüm katılımcı ailelerinden onam formu alınmıştır. Ayrıca çocukların demografik özelliklerini tespit etmede Kısa Bilgi Formu oluşturularak uygulanmıştır. İstatistiksel verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi, grup içi karşılaştırmalarda ise, Wilcoxon testi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma gurubunun grup içi ön ve son test karşılaştırmalarında, son test değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.000). Ayrıca, kontrol grubunun ön ve son test sonuçları arasında da anlamlı bir farklılığa rastlanmıştır (p=0,002). Ancak, kontrol grubunun dikkat düzeyi, çalışma grubunun dikkat düzeyine oranla daha düşük çıkmıştır. Çalışma ve kontrol gurubunun son test sonuçlarına bakıldığında ise istatistiksel olarak çalışma grubu lehine anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir (p=0.000). Sonuç: Sekiz İstasyonlu Dairesel Antrenman Programının (SİDAP), BDT sonuçları üzerine anlamlı bir etkisinin olduğu görülmüştür. Bu bağlamda, SİDAP çalışmalarının 10-12 yaş arası çocuklarda dikkat, konsantrasyon ve odaklanma becerilerinin gelişmesine yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Bourdon Dikkat Testi, Dairesel Antrenman, İstasyon,Odaklanma.
Y kuşağı üniversite öğrencilerinin beş faktör kişilik özellikleri ve liderlik algıları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Kişilik, psikoloji alanında geniş kapsamı olan kavramlardan biridir. İnsanların gösterdikleri bireysel farklılıklar bu kavramın tanımlanmasının yanı sıra etkilerinin de değerlendirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Buna bağlı olarak liderlik kavramı da bireylerin, toplumların, kültürlerin, kuşakların algılamalarına göre farklılık göstermektedir. Gelecekte Türkiye'nin ve dünyanın siyaseti, iş yaşamı, sosyal yaşamı ve insanlık tarihinin akışında karar alıcı ve uygulayıcısı konumunda yer alacak olan Y kuşağı bireylerinin, hem kişilik özellikleri hem de liderlik konusundaki beklentileri, algıları önemle değerlendirilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada Y Kuşağının liderlik algılarını beş faktör kişilik özellikleri boyutunda araştırmayı amaçlanmıştır. Araştırma vakıf ve kamu olmak üzere Mersin ilinde faaliyet gösteren, Çağ ve Mersin üniversitelerinin, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi ve Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Y kuşağı üyeleri olan, son sınıfta okuyan 456 öğrenciden oluşan katılımcılardan elde edilen verilerin değerlendirilmesi ile sonuca ulaşılmıştır. Bulgulara ulaşmak için, görüş ve inançların belirlenmesini sağlaması ve geniş örneklem grubuna uygulanması nedeniyle tarama modeli seçilmiştir. Anket Formu ile birlikte 30 Maddeden oluşan Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi ve yine 30 Maddeden oluşan Liderlik Uygulamaları Envanteri uygulanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS16.0 istatistik paket programı ile sağlanmıştır. Bağımsız değişkenlere göre karşılaştırma ve ilişkilerin belirlenmesi amacıyla verilerin parametrik değerlendirmeleri yapılmıştır. Katılımcıların kurum ve cinsiyetlerine ilişkin bulgularında frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri belirlenmiştir. İstatistiksel analizlerde ''Mann Whitney U Testi'' kullanılmıştır. Her iki tür üniversite öğrencilerinin kişilik özellikleri ve liderlik uygulamalarına ilişkin görüşlerinin, vakıf veya kamu üniversitesi öğrencisi olmalarına göre farklılık yaratmadığı bulunmuştur. Kişilik özelliklerinin ve liderlik uygulamaları alt boyutlarının büyük bölümü arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür yardımı ile değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: KiĢilik, Liderlik, Y KuĢağı, BeĢ Faktör KiĢilik
Anadolu lisesi öğrencilerinde akademik erteleme davranışının incelenmesi
Bu çalışmada Anadolu Lisesi öğrencilerinin akademik erteleme davranışlarının cinsiyet, yaş, doğum sırası, sınıf seviyesi, anne baba eğitim durumu, hedef belirleme ve akademik başarı ile olan ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın evrenini 2015-2016 eğitim öğretim yılında Adana İli Çukurova, Seyhan ve Yüreğir ilçelerindeki Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Anadolu Liselerinde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Adana İli Çukurova, Seyhan ve Yüreğir ilçelerindeki Anadolu liselerinin 9., 10. ve 11. sınıflarında öğrenim gören öğrencilerden tesadüfü örnekleme yöntemi ile seçilen 527 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada; öğrencilerin akademik erteleme eğilimlerini belirlemek amacıyla Çakıcı (2003) tarafından geliştirilen "Akademik Erteleme Ölçeği" (AEÖ) ve araştırmacı tarafından geliştirilen değişkenlerin yer aldığı 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılmıştır. Araştırma sonucundan öğrencilerin akademik erteleme düzeyleri ortalamanın üzerinde çıkmıştır (x ̅=54,28). Akademik erteleme davranışı düzeylerinin cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, doğum sırası ve anne eğitim durumu bağımsız değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık oluşturmadığı, hedef belirleme düzeyi, akademik başarı düzeyi ve baba eğitim durumu bağımsız değişkenlerine göre ise anlamlı bir farlılık oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulguların sonuçlarına göre önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Akademik Erteleme, Akademik Başarı, Cinsiyet, Doğum Sırası
Anaokuluna devam eden 48-71 ay aralığındaki çocukların yaratıcılık düzeyleri ile sosyal becerileri arasındaki ilişki
Bu çalışma anaokullarındaki öğretmenlerin görüşlerine ve çocukların test sonuçlarına dayalı olarak, Anaokuluna devam eden 48-71 ay aralığı çocukların, yaratıcılık düzeyleri ile sosyal becerileri arasındaki ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada "Tarama Modeli" çerçevesinde "Anket Yöntemi" kullanılmıştır. Çalışma evrenini 2015/2016 eğitim öğretim yılında Adana ili Yüreğir ve Çukurova ilçelerindeki iki bağımsız anaokulu öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışma örneklemi 121 kız ve 125 erkek olmak üzere 246 çocuktan oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemi uygun (elverişli) örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Araştırmada, veriler üç bölümden oluşan kişisel bilgi formu, ölçek ve test ile toplanmıştır. Araştırmacının çalışmanın hedefine uygun hazırladığı Kişisel Bilgi Formu (Ek-1), Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği (SBDÖ) (Ek-2) ve Torrance Yaratıcı Düşünce Testi (Ek-3) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Araştırmada frekans (f), yüzde (%), ortalama (x), standart sapma (Ss), korelasyon katsayısı (r), t testi, ANOVA, Sidak testi ve Regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, Çocukların Sosyal Beceri Ölçeği alt boyutları ile TYDT şekilsel toplam puan arasında alt boyutlar bazında pozitif yönde (doğru orantılı) ve anlamlı bir ilişki olduğu çocukların soysal beceri düzeylerinin yükselmesinin çocukların TYDT şekilsel toplam puanlarını yükselteceği görülmektedir. Çocukların Görev Tamamlama Becerileri, Sözel Açıklama Becerileri ve Akran Baskısı İle Başa Çıkabilme Becerileri boyutlarındaki artışların çocukların şekilsel yaratıcılık boyutları üzerinde yükseltici düzeyde etkili olduğu görülmektedir. Görev Tamamlama Becerileri, Sözel Açıklama Becerileri ve Akran Baskısı ile Başa Çıkabilme Becerileri yüksek olan çocukların yaratıcılık düzeylerinin de yüksek olduğu görülmektedir. Çocukların TYDT Şekilsel toplam puanları ile cinsiyet, anne- baba eğitim düzeyi, anne- baba yaşı, kardeş sayısı ile şekilsel toplam puan arasında anlamlı bir ilişki olmadığı ancak; çocukların yaş, anne baba birliktelik durumu, aile aylık gelir düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaratıcılık, Sosyal Beceri, Okul Öncesi Eğitim, Anaokulları
Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati düzeylerinin karşılaştırılması: Kesitsel bir çalışma
Araştırmanın amacı duygusal zeka ve duygusal zeka modellerinin açıklanması, empatinin bileşenleri ve empati kuramlarının incelenmesinin yanında Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati düzeylerinin çeşitli sosyal ve demografik değişkenlerle incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma metodu olarak anket yöntemi kullanılmış olup anket form Kişisel Bilgi Formu, Empatik Eğilim Ölçeği ve Schutte Duygusal Zeka Ölçeğinden oluşmaktadır. Bulgular ise 308 öğrenciden elde edilmiştir. Öğrencilerin 161'i (%52,3) Mersin Mehmet Akif Ersoy Sosyal Bilimler Lisesi, 147'si (47,7) Mersin Yahya Akel Fen Lisesi öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın önemli sonuçları içerisinde Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesinde okuyan öğrenciler arasında empati ölçek puanı bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Fakat iyimserlik ölçek puanı bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir. Fen Lisesinde okuyan öğrencilerin iyimserlik puanı Sosyal bilimler Lisesinde okuyan öğrencilerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal Bilimler Lisesi ve Fen Lisesi öğrencilerinin duygu değerlendirme ve duygu kullanımı ölçek puanları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Duygusal zeka, empati, empatik eğilim.
Sosyometrik bağlamda reddedilen, ihmal edilen ve popüler olan 9-10 yaş çocuklarının depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı çocukların sosyometrik durumlarına göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin incelenmesidir. Araştırma Adana Çukurova Edebali İlkokulu 9 ve 10 yaş grubu 532 çocuk ile yapıldı. Çocukların sosyometrik statüleri sosyometri testi (Moreno, 1963) ile belirlendi. Sosyometrik statü popüler çocuklar, reddedilen çocuklar, ihmal edilen çocuklar, ihtilaflı çocuklar, ortalama çocuklar ve diğer çocuklar (Gülay, 2008) şeklinde kategorilendirildi. 9-10 yaş çocuklarının sosyometri testi uygulandıktan sonra amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 157 öğrencinin sosyometrik statülerine göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceleyen, tarama modelinde tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır. Popüler, reddedilen ve ihmal edilen çocuklara Çocuklar için Sosyal Anksiyete -Yenilenmiş Biçim(Social Anxiety Scale for Children-Revised), Çocuklar için Depresyon (Children's Depression Inventory) ölçekleri uygulandı. Çocukların Sosyometrik statülerine göre depresyon ve sosyal anksiyete düzeyleri karşılaştırıldı. Sosyometrik statülerin yaşa göre anlamlı bir fark olmadığı, cinsiyete göre anlamlı bir fark olduğu, depresyon ve sosyal anksiyete düzeylerinin yaşa ve cinsiyete göre anlamlı bir fark olmadığı, sosyometrik bağlamda reddedilenlerin depresyon düzeyi popüler çocuklara göre yüksek, ihmal edilenlerin sosyal anksiyete puanlarının popüler öğrencilere göre yüksek olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: reddedilme, ihmal edilme, popüler, sosyometri, sosyometrik statü, sosyalleşme, depresyon, sosyal anksiyete
Okul öncesi dönem çocuğuna sahip annenin çocuk yetiştirme tutumu ile çocuğun dinleme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan araştırmanın, annenin çocuk yetiştirme tutumunun çocuğun dinleme becerisi arasındaki ilişkiyi incelemektir. 2015-2016 eğitim-öğretim yılı Mersin ilinin Erdemli ilçesine bağlı Limonlu, Kumkuyu, Esenpınar mahallelerinde bulunan, M.E.B'e bağlı ana sınıfındaki çocuklara ve annelerine uygulanmıştır. Çocuk özellikleri: 5 yaş 6 ay, 6 yaş 6ay aralığı, anne özellikleri: lise mezunu, çiftçilik yapan, 23-34 yaş. Bu özelliklere uyan 47 çocuk ve annesiyle çalışılmıştır. Bu 47 anneye "ebeveyn tutum ölçeği" uygulanmış ve bu annelerin çocuklarına da "dinleme becerileri" testi uygulanmıştır. Uygulanan ebeveyn tutum ölçeği 46 maddeden oluşmaktadır. Bunlardan 17 tanesi demokratik tutuma, 9 tanesi izin verici tutuma, 9 tanesi aşırı koruyucu tutuma ve 11 tanesi de otoriter tutuma ait maddelerdir. Ebeveyn tutum ölçeği 5'li likert tarzındadır ve şu şekildedir: Her zaman böyledir (5), çoğunlukla böyledir (4), bazen böyledir (4), nadiren böyledir (2), hiçbir zaman böyle değildir (1) . Çocuklara uygulanan dinleme becerisi testi ise harita şeklindedir. Haritada ev, kuşlar, göl, deniz, ağaç, köpekler, çadır, ev, orman ve gemi vardır. Başlangıç ve bitiş yerleri "x" ile gösterilmektedir. Çocuğun kavramları bilip bilmediği kontrol edilir, bilmiyorsa öğretilir ve çocuktan tekrar söylemesi istenir. Kavramaları söylerken de eliyle ismini söylediği nesneyi göstermesi beklenir. Testi uygulayan kişinin elinde harita ile ilgili 9 tane yönerge vardır ve bu yönergeleri sırasıyla çocuğa söyler ve çocukta yönergeye uygun haritada bir rota oluşturur ve yönergelerle haritayı çizerek bitirir. Burada amaç söyleneni dinleme, dinlediğini anlama ve anladığını uygulamaktır. Her doğru çizilen rota için "1" puan verilir. 5 puan ve altı başarısız, 6-7 doğru orta, 8 ve üzeri ise başarılı sayılır. Araştırma sonucunda, annenin demokratik, otoriter, izin verici alt boyutları ve araştırmaya katılan çocukların dinleme becerisi arasında istatiksel olarak ilişki bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Dinleme becerisi, Okul öncesi dönem, Annenin çocuk yetiştirme tutumu
Ergenlerin sürekli öfke ve öfke ifade tarzlarının anne baba tutumlarıyla ilişkisi
Bu araştırma, ergenlerin sürekli öfke ve öfke ifade tarzları ile anne baba tutumları arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığını incelemek amacıyla yapılmıştır.Araştırma örneklemi, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Adana ili Çukurova, Seyhan, Yüreğir ve Sarıçam ilçelerindeki 12 farklı ortaöğretim kurumunun 9, 10, 11, 12. sınıfında okuyan 500 kız 500 erkek olmak üzere toplam 1000 öğrenciden oluşmaktadır.Araştırmada veri toplamak amacıyla Özer (1994) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarz Ölçeği", anne baba tutumlarını ölçmek amacıyla Kuzgun ve Eldeleklioğlu (2005) tarafından geliştirilen "Ana Baba Tutum Ölçeği" ve araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde, çok yönlü varyans analizi (MANOVA) ve anlamlı farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığını belirlemek üzere tamamlayıcı Post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular .05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırma sonucuna göre, ergenlerin sürekli öfke düzeyleri ve öfke ifade tarzları ile anne baba tutumları arasında anlamlı bir fark olduğu görülmektedir. Bulgulara göre, ailelerin demokratik tutum düzeyi yükseldikçe ergenlerin sürekli öfke, öfkeyi içte tutma ve öfkeyi dışa yansıtma durumunun azaldığı ve öfke kontrolünün arttığı; anne babaların otoriter ve koruyucu/istekçi tutum düzeyi yükseldikçe ergenlerin sürekli öfke, öfkeyi içte tutma ve öfkeyi dışa yansıtma durumunun arttığı ve öfke kontrolünün azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Demokratik tutuma sahip olan ailelerde; kızların sürekli öfke, öfkeyi içte tutma ve öfkeyi dışa yansıtma düzeyinin erkeklerden yüksek olduğu; ayrıca, erkeklerin kızlara göre öfkelerini daha fazla kontrol ettikleri görülmektedir. Otoriter ve koruyucu/istekçi tutuma sahip olan ailelerde; kız ve erkeklerin sürekli öfke, öfke dışa yansıtma ve öfke kontrol düzeyinin aynı olduğu, kızların öfkeyi içte tutma düzeyinin erkeklerden yüksek olduğu görülmektedir.
Öğretmenlerin bazı demografik özelliklerine göre bilişsel esneklik düzeyleri ile öğrencilerinin bilişsel esneklik düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin bazı demografik özelliklerine göre bilişsel esneklik düzeyi ile öğrencilerinin bilişsel esneklik düzeyi arasında anlamlı farklılıklar olup olmadığını incelemektir. Araştırmanın örneklemi, 13–19 yaşları arasında, 211 kız, 127 erkek, 338 öğrenci ile 20-50+ yaşlarında 185 kadın, 153 erkek 338 öğretmen olmak üzere toplam 776 kişidir. Araştırmanın örneklemi Adana ili, Çukurova, Seyhan, Sarıçam ve Yüreğir ilçelerinde yer alan yedi ortaokul, sekiz lisenin evrendeki oranlarına göre Tabakalı ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile oluşturulmuştur. Araştırmaya katılan öğrenci ve öğretmenlerin, bilişsel esneklik puanlarını belirlemek için "Bilişsel Esneklik Ölçeği", kullanılmış, araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Öğretmenlerin bilişsel esneklik düzeylerine göre öğrencilerin bilişsel esneklik puan ortalamaları arasında fark olup olmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi, öğretmenlerin bilişsel esneklik düzeyi ve cinsiyet, yaş, kıdem yılı ve branşlarının öğrencilerin bilişsel esneklik puanları üzerinde ortak etkisi olup olmadığını belirlemek içinde iki faktörlü varyans analizi yapılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin bilişsel esneklik düzeylerine göre öğrencilerin bilişsel esneklik puanları ortalamaları arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin bilişsel esneklik düzeyine ve cinsiyetlerine göre öğrencilerinin bilişsel esneklik puanlarının anlamlı fark göstermediği görülmüştür. Bilişsel esneklik ve cinsiyet etkileşimininde anlamlı bir fark yaratmadığı görülmektedir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin bilişsel esneklik düzeyine ve yaşlarına göre öğrencilerinin bilişsel esneklik puanlarının anlamlı fark göstermediği görülmüştür. Bilişsel esneklik ve yaş etkileşimininde anlamlı bir fark yaratmadığı görülmektedir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin bilişsel esneklik düzeyine ve branşlarına göre öğrencilerinin bilişsel esneklik puanlarının anlamlı fark göstermediği görülmüştür. Bilişsel esneklik ve branş etkileşimininde yine anlamlı bir fark yaratmadığı görülmektedir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin bilişsel esneklik düzeyine ve kıdem yıllarına göre öğrencilerinin bilişsel esneklik puanlarının anlamlı fark göstermediği görülmüştür. Bilişsel esneklik ve kıdem yıllarının etkileşimininde yine anlamlı bir fark yaratmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Esneklik, Ergen, Öğretmen
3-6 yaş grubu otizmli ve normal gelişim gösteren çocukların sözcük dağarcığı düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada, 3-6 yaş grubu otizmli ve normal gelişim gösteren çocukların sözcük dağarcığı düzeylerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada; "3-6 Yaş Grubu Otizmli ve Normal Gelişim Gösteren Çocukların Sözcük Dağarcığı Düzeylerinin İncelenmesi" ile ilgili belirlemelerde bulunulabilmesi amacıyla, "Tarama Modeli" çerçevesinde "Betimsel Yöntem" kullanılmış ve veri toplama tekniği olarak "Anket Tekniği" uygulanmıştır. Bu araştırmanın evrenini, 2015-2016 Eğitim öğretim yılında Adana İl sınırlarında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Özel eğitim merkezine devam eden, 3-6 yaş grubu otizm tanısı almış ve normal gelişim gösteren 3-6 yaş grubu çocuklar ile anne-babaları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Adana İli Seyhan ve Yüreğir İlçelerinde ikamet eden 38 kız ve 32 erkek olmak üzere 70 çocuk ile onların anne babaları oluşturmaktadır. Bu çocukların 36'sı otizmli olup, Turuncu Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezinden kişisel gelişimlerine yönelik yardım almaktadırlar. Çocukların 34'sü ise, Adana İli Yüreğir İlçesi'nde Solaklı İlkokulunda okul öncesi eğitim alan ve burada yaşayan ailelerin çocukları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem grubu, rastgele örneklem seçimi ile Seyhan ve Yüreğir ilçelerinden seçilmiştir. Araştırmaya katılan kişilerin demografik özellikleri hakkında bilgi elde etmek için araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda oluşturulan " Kişisel Bilgi Formu " ve örnekleme alınan çocukların sözcük dağarcığını belirlemek üzere " Peabody Resim Kelime" Testi uygulanmıştır. Veriler SPSS 20.0 proğramına girilerek analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; Frekans Analizi, Bağımsız Gruplarda t – Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Çalışmada bağımsız değişkenlere verilen yanıtların dağılımına ilişkin frekans analizi yapılmıştır. Ayrıca bağımsız değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Gruplar arasında fark olup olmadığını belirlemek için ikili değişkenlerde ''t'', ikiden fazla değişkenleri belirlemek için ise ''F'' testi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; normal gelişim gösteren bireyler ile otizmli bireylerin ortalamaları arasında anlamlı farklılık bulunduğu belirlenmiştir. Normal gelişim gösteren bireylerin ortalamaları, otizmli bireylerin ortalamasından anlamlı derecede büyüktür. Cinsiyete göre veriler incelendiğinde, normal gelişim gösteren bireylerde kız ve erkek çocukların puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmamaktadır. Otizmli bireylerde kız ve erkek çocukların puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılık olup (p<0,05), kızların ortalamaları erkeklerin ortalamasından anlamlı derecede daha büyüktür. Takvim yaşına göre veriler incelendiğinde, Normal gelişim gösteren bireylerde 3-4 yaş grubu çocuklar ile 5,1 – 6 yaş grubu kişilerin puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılık olup, 5,1 – 6 yaş grubu kişilerin ortalaması anlamlı derecede daha yüksektir. Otizmli bireylerde yaş gruplarına göre veriler incelendiğinde, puanlar anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir (p<0,05). 5,1 – 6 yaş grubu kişilerin ortalaması, 4,1 – 5 yaş kişilerin ortalamasından anlamlı derecede daha fazladır. 3-4 yaş grubunda 1 kişi olduğu için değerlendirilememiştir. Alıcı dil yaşına göre veriler incelendiğinde, normal gelişim gösteren bireylerde alıcı dil yaşı gruplarına göre puanlar anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir. 6,1 – 7 alıcı dil yaş grubu kişilerin puan ortalaması, 5,1 – 6 alıcı dil yaşı grubu kişilerden anlamlı derecede daha yüksektir. 4,1 – 5 yaş grubunda 1 kişi olduğundan dolayı diğer gruplarla karşılaştırılamamıştır. Otizmli çocuklarda ise , 2-3 alıcı dil yaşı grubu ile 3,1 – 4 alıcı dil yaşı grubu kişilerin ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmakta olup, 3,1 – 4 alıcı dil yaşı grubu kişilerin ortalaması anlamlı derecede daha büyüktür. Anahtar Kelimeler:3-6 Yaş Grubu, Otizm, Normal Gelişim Gösteren Çocuklar,Peabody Kelime Testi, Sözcük Dağarcığı.
Bazı demografik özelliklere göre farklı kuşakların yaşam doyumlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, farklı kuşaklara ait bireylerin cinsiyet, ekonomik düzey, eğitim durumu, geçmiş yaşam memnuniyetleri ve gelecek hedeflerine dair oluşturdukları algılar ile yaşam doyumları arasında anlamlı farklılık olup olmadığını incelemektir. Çalışmanın evreni, 2015-2016 eğitim öğretim yılı içerisinde Adana ilinin merkez dört ilçesinde bulunan ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin aileleri, ayrıca da kendilerinden oluşmaktadır. Örneklem ise, Adana ili Seyhan, Çukurova, Yüreğir ve Sarıçam'da bulunan tüm okullardan tabakalı örneklem yöntemine uygun olarak seçilen öğrenci ve ailelerinden oluşmaktadır. Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğünden edinilen veriler doğrultusunda her bölgenin öğrenci nüfusuna göre tabakalama yapılarak, seçkisiz olarak belirlenen 1337 kişi ile çalışılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaşam doyum düzeylerinin ölçümlenmesi amacıyla "Yaşam Doyum Ölçeği" , bağımsız değişkenlerimiz olan kuşak bilgisi (yaş aralığı), cinsiyet vb demografik bilgilerin belirlenmesi amacıyla da "Kişisel Bilgi Formu" uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, kuşaklara göre yaşam doyumu anlamlı bir farklılık göstermiş olup, Sessiz kuşağın yaşam doyum düzeyinin BB, X ve Y kuşağından daha düşük olduğu; BB kuşağının yaşam doyum puan ortalamasının da X kuşağından fazla olduğu son olarak da Z kuşağının yaşam doyum düzeyinin BB, X ve Y kuşaklarından fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kuşak ve gelecek algısı ortak etkisinin yaşam doyum düzeyi açısından anlamlı bir fark göstermediği bulgulanmış ancak yaşam doyumu ile gelecek algısı arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Kuşak ve geçmiş algısı ortak etkisinin yaşam doyum düzeyi açısından anlamlı bir fark oluşturmadığı, buna karşın yaşam doyum ile geçmiş algısı arasında anlamlı bir fark olduğu edinilen diğer bir sonuç olmuştur. Yaşam doyum puanları üzerinde, aylık gelir düzeyi ana etkisine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır, ancak kuşak ve aylık gelir düzeyi ortak etkisinin yaşam doyum düzeyi açısından bakıldığında anlamlı bir fark oluşturduğu görülmektedir. Eğitim düzeyi ve yaşam doyumu ayrıca cinsiyet ve yaşam doyumu arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Aynı şekilde, kuşak ve eğitim düzeyi ortak etkisi açısından, ek olarak kuşak ve cinsiyet ortak etkisinin de yaşam doyum düzeyi açısından anlamlı bir fark oluşturmadığı sonuçları da çalışma sonucunda elde edilen diğer bulgulardır. Anahtar Kelimeler: Kuşak, Kuşak Farklılıkları, Yaşam Doyumu, Değişim
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı almış çocuklarda obsesif belirtiler
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu bireylerin aşırı hareketlilik ve dikkat odaklı problemler ve dürtüsellik ile karakterize edilen bir nörogelişim odaklı sorundur. Bu çalışmanın amacı, Çocukluk dönemi problemi olarak nitelendirilen dikkat eksikliği ve hiperakivite bozukluğu tanısı konulan çocuklarda obsesif belirtilere ilişkin semptomların görülme sıklığını saptamaktır. Çalışma, Mersin İli Özel bir muayene de tanısı konmuş çocukların obsesif belirtilerinin tarandığı kesitsel bir araştırmadır. Çalışma aracı olarak "semptom tarama listesi" kullanılmıştır. Obsesif verilere ait 10 semptomun görülme sıklığı; mikroplardan korku %19,6, hastalık kapma ya da hasta olma korkusu %21,6, zehirli ya da tehlikeli maddelere temas etme korkusu %27,8, kir korkusu %24,7, bazı şeyleri yapmayı unutma korkusu %21,6, birini istemeden yaralama korkusu %20,6, istemeden kötü, ahlaksız ya da utandırıcı bir şey söyleme ya da yapma korkusu %35,0, yanlış yapma korkusu 33,0, işlerin mükemmel olmayacağı korkusu %26,8, kural dışı şeyler yapma korkusu %21,7 olarak saptanmıştır. Yapılan faktör analizine göre alt ölçek dağılımı incelendiğinde fiziksel dış faktörlere yönelik korku görülme sıklığı %20,6, kendine dair korku görülme sıklığı %20,6, toplumsal ve ahlaki kurallara dair korku görülme sıklığı %63 olarak saptanmıştır. Özet olarak elde edilen sonuçlar şu şekilde sıralanabilir, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocuklar da yaş, hiperaktivite, hafif zeka geriliği ve dürtüsellik tanılarının konması cinsiyete göre farklılık göstermemiştir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların içinde dürtüsellik tanısı koyulan çocukların hiperaktivite tanısının da aldığı gözlenmiştir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların %74'üne hiperaktivite, %15'ine hafif zeka geriliği ve %16'sına dürtüsellik tanısı konmuştur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı koyulan çocukların, bir obsesif belirti semptomu olan "hastalık kapma yada hasta olma korkusu" çocukların yaşlarına göre belirgin olarak farklılaşmıştır. Netice itibariyle 8 yaşından daha küçük olan çocukların hastalık kapma ya da hasta olma korkusunu, 9 yaş ve üzerindeki çocuklara göre daha az veya hafif yaşamaktadır. Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Obsesif Kompülsif Bozukluk
Zihinsel yetersizliği olan çocuklara sahip annelerin olumsuz otomatik düşüncelerinin incelenmesi
Bu araştırmada, zihinsel yetersizliği olan çocuklara sahip annelerin olumsuz otomatik düşüncelerini etkileyen faktörler araştırılmıştır. Örneklem; Adana Yüreğir Rehberlik ve Araştırma Merkezine eğitsel tanılama hizmetleri amacıyla gelen zihinsel yetersizliği olan çocuğa sahip 90 anneden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Otomatik Düşünceler Ölçeği kullanıldı. Bulgular; çocuğun yetersizlik düzeyi (hafif, orta ve ağır) ve cinsiyetine göre annelerin otomatik düşünceleri arasında anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Travma sonrası büyüme gösteren annelerin otomatik düşüncelerinin alt ölçek puanlarında (kendine yönelik, şaşkınlık ve kaçma, kişisel uyumsuzluk, yalnızlığa yönelik) ve toplam puanda anlamlı olarak daha düşük çıktığı saptanmıştır (p<0.05). Zihinsel yetersizliği olan çocuğun ilk tanılamasından sonraki geçen süre arttıkça, annelerin otomatik düşüncelerinin alt ölçek puanında (kendine yönelik) anlamlı olarak arttığı saptanmıştır (p<.05). Sonuç; Annelerin otomatik düşünce düzeyi zihinsel yetersizlik şiddeti ve diğer tanımlayıcı özelliklere göre değil; çocuklarının zihinsel yetersizlik tanısı alması ile başlayan süreçte olumlu yönde değişim gösteren annelere göre anlamlı olarak farklılık göstermektedir.
İlkokuldan ortaokula geçişe bağlı olarak çocuklarda yaşanan psikolojik sorunların duygusal gelişim açısından incelenmesi
Bu araştırma 9- 10 yaş grubunda çocukların ilkokuldan ortaokula geçişe bağlı olarak çocuklarda yaşanan psikolojik sorunların duygusal açıdan incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma 9-10 yaş grubu 140 ilkokuöğretim öğrencileriyle yürütülmüştür. Araştırmada Koppitz'in "Bir İnsan Çiz" testinin duygusal gelişim düzeyinin belirlenmesine yönelik kriterleri dikkate alınmıştır. Elde edilen verilerin analizinde " Önemlilik Testi" kullanılmıştır. Araştırma sonunda cinsiyet ve yaş bakımından dürtüsellik, yetersizlik-güvensizlik, utangaçlık-çekingenlik davranışı yönünde kız ve erkek çocukların çizimleri ile yaş açısından anlamlı bir farklılık bulunmazken. Erkek öğrencilerde kızgınlık ve saldırganlık sonucunda aldıkları puanlar yönünden anlamlı bir fark görülmüştür. Yaş bakımından kız ve erkeklerde herhangi bir fark görülmemiştir. Anahtar kelimeler: Korunmaya muhtaç çocuk, çocuk resimleri, duygusal gelişim, insan figürü çizimi.
Madde kullanım bozukluğu olan bireylerde dürtüsellik ve karmaşık dikkat işlevlerinin incelenmesi -Adıyaman ili örneği-
Bu araştırmada; bir grup madde kullanım bozukluğu olan bireylerin dürtüsellik ve karmaşık dikkat işlevleri, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırmanın deseni, vaka kontrol bir araştırma olarak belirlenmiştir. Araştırmanın evrenini, Adıyaman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri polikliniğine başvuran madde kullanım bozukluğu olan hastalar oluşturmaktadır. Bu hastalardan çalışmaya katılmayı kabul eden 18-65 yaş grubunda olan 33'ü (%94,3) erkek, 2'si kadın toplam 35 kişi ise çalışma örneklemini oluşturmaktadır. Cinsiyet ve yaş bakımından benzer olan basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen madde kullanım bozukluğu olmayan 23'ü (%92,0) erkek, 2'si kadın toplam 25 kişiden kontrol grubu oluşturulmuştur. Araştırmada, Barratt Dürtüsellik Ölçeği ve İz Sürme Testi ölçme araçları olarak kullanılmıştır.Çalışmada elde edilen bulgular; madde kullanım bozukluğu olanların düşüncelerin yarışması, konsantrasyon, hazzı erteleme, uygun karar verme, ve tepki engellemede zorlandıkları bulunmuştur. Çalışmada elde edilen diğer önemli bulgu ise; madde kullanım bozukluğu olanların karmaşık dikkat işlevlerinde bozulmalar daha fazladır. Bu sonuca göre madde kullanım bozukluğu olanların; uyarıcı setleri arasında kurulumu değiştirebilme, ardışıklığı takip edebilme ve zihinsel esneklik gibi görevlerde bozulmalar daha fazla görülmektedir. Madde kullanımı ile dürtüsellik ve karmaşık dikkati içeren yürütücü işlevler arasındaki karşılıklı ilişkilerin daha iyi anlaşılması için uzun süreli takip çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Madde kullanım bozukluğu, dürtüsellik, karmaşık dikkat
Otizmli çocuğa sahip ebeveynlerde benlik saygısı üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı otizm tanısı almış çocukların ebevenyleri ile bu tanıyı almamış çocukların ebeveynlerinin benlik saygısı açısından karşılaştırılmasıdır. Çalışmada 94 otizm tanısı almış çocuğu olan 94 ebeveyn deney grubuna, otizm tanısı almamış çocuğa sahip 94 ebeveyn ise kontrol grubuna atanmıştır. Kişilerin benlik saygısı ölçeğini belirlemek için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve sosyo demografik veri formu kullanılmıştır. İlk olarak deney grubu ve kontrol grubu benlik saygısı açısından karşılaştırılmış, daha sonraki analizde ise otizm tanısı almış çocuğa sahip ebeveynler cinsiyet açısından karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20.0 programı ile analiz edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırma için Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda otizmli çocuğa sahip ebeveynlerin bu tanıyı almamış ebeveynler ile karşılaştırıldıklarında daha düşük benlik saygısına sahip oldukları görülmektedir. Öte yandan otizm tanısı almış ebeveynler cinsiyet açısından karşılaştırıldığında erkeklerin kadınlara göre daha yüksek benlik algısı puanları aldıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Otizm, Benlik Saygısı, Düşük Benlik Saygısı
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda otistik belirtilerin incelenmesi-Adıyaman ili örneği-
Bu çalışmanın amacı, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda otistik belirtilerin yaygınlığının Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC) ile araştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemini, Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri ve çocuk psikiyatri polikliniğine 01/03/2016- 31/05/2016 tarihleri arasında başvuran 8-18 yaş aralığındaki DEHB tanısı almış 42 erkek, 9 kız olmak üzere 51 kişi ve yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi bakımından benzer olan, DEHB olmayan 48 erkek, 10 kız olmak üzere 58 kişi oluşturmaktadır. Araştırma verileri, geliştirilmiş sosyodemografik bilgi formu ve Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC) ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin analizinde bağımsız örneklem t testi, normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin analizinde, Mann- Whitney U testi, kategorik değişkenlerin analizinde ise ki-kare testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgularda DEHB'li bireylerin ABC ölçeğinden almış oldukları toplam ölçek puanı ve alt ölçek puanları DEHB'li olmayan bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). DEHB'li bireylerin birinci derece akrabalarında DEHB görülme olasılığı kontrollere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Elde edilen başka bir bulgu ise; çalışmamıza dahil edilen DEHB'li çocukların annelerinin kontrol grubu annelerine kıyasla daha az çalıştığı tespit edilmiştir (p=,023). Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), otistik belirtiler, Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC).
Evli ve boşanmış ebeveynlerin çocuklarında barrat dütüsellik ölçeği puanlarının sosyodemografik verilerle birlikte değerlendirilmesi
Ergenliğin bir karar çatışması, kimlik bulma çabası, riskli ve tehlikeli davranışların kazanıldığı, aileden uzaklaşma isteğinin arttığı dönem olarak değerlendirildiğinde, bu dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılmasında ebeveynlerin birlikteliğinin etkisi tartışılmaktadır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, gelişim dönemi açısından kritik bir öneme sahip olan ergenlik dönemindeki dürtü denetim sorunlarının evli ve boşanmış çiftlerin ergen yaştaki çocuklarında karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Örneklem: Çalışma 12 – 17 yaş aralığındaki ailesi boşanmış 50 kız 50 erkek ve ailesi boşanmamış 50 kız 50 erkek ergenin katılımıyla toplam 200 ergenle birlikte çalışılarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma kesitsel bir çalışmadır ve örneklem grubu rastgele seçilmiştir. Metod: Dürtü kontrol seviyeleri Barrat Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirmiştir. Ebeveynlerin eğitim durumu, ergenin cinsiyeti, yaşı, kardeş sayısı, ergenin hangi ebeveynde kaldığı, boşanma üzerinden geçen sürenin dürtü kontrol düzeyine etkisi incelenmiştir. Bulgular: BDÖ toplam puanı evli ailelerin çocuklarında 61,4±12,8 iken boşanmış ailelerin çocuklarında puan ortalaması benzerdir (61,6±13,0) (p=0,743). BDÖ toplam puanı ve tüm alt ölçek puanları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermemiştir. Annenin ve babanın eğitim düzeyi ve çocuğun cinsiyetine göre fark saptanmazken, yaş grubu, ayrılık süresi ve kardeş sayısına göre dürtü denetim düzeyleri farklılık göstermektedir. Sonuç: Ebeveyn ayrılığının-boşanmasının ergenlerin dürtü denetim puan seviyelerini belirleyen bağımsız bir faktör olmadığı saptanmıştır. Dürtü denetiminin farklı etkenler ile birlikte incelenmesinde yarar vardır.
(Y) kuşağında liderlik tarzı beklentisine etki eden kişilik faktörü üzerine kesitsel bir çalışma
Bu çalışmanın hedefi, Y kuşağının liderlik tarzı beklentilerini belirlemek ve bu doğrultuda Y kuşağına ilişkin bireysel özellikleri tespit ederek incelemektir. Bu kapsamda, Y kuşağı ile yönetim ilişkisinin liderlik tarzı beklentileri sorgulanarak, Y kuşağının yöneticiye ve yönetime bakışı yönetim fonksiyonları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Y kuşağına mensup bireylerin kişilik özelliklerinin tespit edilmesi amacıyla Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi (HBBKT), Y kuşağı-yönetim ilişkisi liderlik tarzı beklentilerinin tespit edilmesi için ise katılımcılara Liderlik Uygulamaları Ölçeği uygulanmıştır. 212 katılımcının yardımı ile Y kuşağına mensup bireylerin kişilik özelliklerinin ve liderlik tarzı beklentilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın evrenini, 18-36 yaş arasındaki Mersin merkezde yaşayan Y kuşağına mensup bireyler oluşturmaktadır. Bu çalışmanın örneklemini ise, Mersin merkezde yaşayan en az lise ve üniversite düzeyinde öğretim görmüş olan 212 (124 kadın, 88 erkek) Y kuşağına mensup bireyler oluşturmaktadır. Katılımcılardan verilerin elde edilmesinde rastgele (randomize) örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışma yedi bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde kuşak kavramı, ikinci bölümünde Y kuşağı kavramı ve üçüncü bölümde ise liderlik kavramı alt başlıkları ile açıklanmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise Y kuşağı ile liderlik arasındaki ilişki üzerinde durulmuş ve birbirlerini etkileyen unsurlar literatürdeki örnekleri ile anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise araştırmanın amacı, hedefi, yöntemi ve kullanılan analiz teknikleri üzerine bilgiler verilmiştir. Bulgular ve yorumların olduğu altıncı bölümde ise veri analizi ile elde edilen sonuçların genel bir değerlendirmesi yapılarak literatür desteğiyle de yedinci bölümde sonuç ve öneriler kısmı yazılmıştır. Yapılan araştırmanın sonucunda kişilik özelliklerinin liderlik tarzı beklentisi üzerinde etkili olduğu, Y kuşağının kişilik özelliklerinin liderlik tarzı beklentisini etkilediği, medeni durum ve eğitim düzeyi değişkenlerinin Y kuşağına mensup bireylerin liderlik tarzı algısı üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Y kuşağı, liderlik
Annelerde kaygı düzeyi ve evlilik doyumunun ebeveyn rolüne ilişkin kendilik algıları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, annelerin kaygı düzeyi ve evlilik doyumunun ve bazı sosyodemografik özelliklerinin ebeveyn rolüne ilişkin kendilik algılarına etkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Adana İli Seyhan ilçesine ait iki özel okul velileri (anneleri) oluşturmaktadır. Araştırma verileri, ebeveyn rolüne ilişkin kendilik algısı ölçeği, sürekli kaygı ölçeği, evlilik yaşam ölçeği ve sosyodemografik bilgi formu kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda ebeveyn rolüne ilişkin kendilik algısıyla evlilik doyumu arasında herhangi bir ilişki bulunmazken, sürekli kaygı durumu ile annelerin ebeveynlik konusunda kendilik algısı arasında pozitif bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Ebeveyn rolüne ilişkin kendilik algısı ölçeğinin ve bazı alt boyutlarının bazı sosyodemografik değişkenlerden etkilendiği ortaya konulmuştur. Ayrıca annelerin ebeveynlik rolünden aldıkları doyumun kaygı düzeyinden ve incelenen hiçbir sosyodemografik değişkenden etkilenmediği çalışma bulguları arasındadır. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn rolüne ilişkin kendilik algısı, sürekli kaygı, evlilik yaşamı.
OKB tanısı almamış beliren yetişkinlikte obsesif-kompulsif belirtilerin ve belirti şiddetlerin cinsiyet açısından dağılımının incelenmesi
Bu çalışma Adana ilinde bir özel öğretim kurumunda lise mezunu 18-25 yaş aralığındaki katılımcılarda obsesif-kompulsif bozukluk tanısı almamış 160 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Obsesif-Kompulsif belirtilerin sağlıklı kişilerde dağılımı, kadın ve erkek arasında belirti ve şiddeti açısından anlamlı bir farklılık olup olmadığı incelenmiştir. Obsesif-kompulsif belirtilerin yoğunluğu cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık bulgulanmamıştır. Kadınlarda en sık görülen obsesyonlar sırasıyla; kirlenme obsesyonları, saldırganlık obsesyonları, diğer obsesyonlar, somatik obsesyonlar, biriktirme/saklama obsesyonları, dini obsesyonlar, büyüsel düşünce/batıl inanç obsesyonları, cinsel obsesyonlar gelmektedir. Erkeklerde ise; diğer obsesyonlar, saldırganlık obsesyonlar, kirlenme obsesyonları, somatik obsesyonlar, biriktirme/saklama obsesyonları, dini obsesyonlar, cinsel obsesyonlar, büyüsel düşünce/batıl inanç obsesyonları gelmektedir. Kadınlarda en sık görülen kompulsiyonlar sırasıyla; kontrol etme kompulsiyonları, diğer kompulsiyonlar, yıkama/temizleme kompulsiyonları, tekrarlayıcı törensel davranışlar, sıralama/düzenleme kompulsiyonları, sayma kompulsiyonları, biriktirme/toplama kompulsiyonları, aşırı büyüsel düşünceler/batıl davranışlar, diğer insanları içeren törensel davranışlar gelmektedir. Erkeklerde ise; kontrol etme, yıkama/temizleme kompulsiyonlar, diğer kompulsiyonlar, tekrarlayıcı törensel kompulsiyonlar, sıralama/düzenleme kompulsiyonları, sayma kompulsiyonları, biriktirme/toplama kompulsiyonları, aşırı büyüsel düşünceler/batıl davranışlar, diğer insanları içeren törensel davranışlar gelmektedir. Belirti ve şiddeti açısından bir fark görülmemiştir. Araştırma bulgularına göre obsesif-kompulsif belirtilerin bir alt tipi olan "diğer insanları içeren törensel davranışlar" kompulsyonu kadınlarda daha fazla görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Obsesif kompulsif belirtiler, cinsiyet, belirti yoğunluğu