Atatürk University
Discipline

İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Atatürk University

327

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Kanserli hastalarda kemoterapiye bağlı alopesi algısı ve bütüncül iyilik halinin değerlendirilmesi

Daha sonra doldurulacaktır.ÖZET "Kanserli Hastalarda Kemoterapiye Bağlı Alopesi Algısı ve Bütüncül İyilik Halinin Değerlendirilmesi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2024. Giriş ve Amaç: : Tanımlayıcı ve kesitsel planlanan bu çalışma; kemoterapi alan kanserli hastalarda kemoterapiye bağlı alopesi algısı ve bütüncül iyilik halini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, Ekim 2022- Mart 2023 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin Medikal Onkoloji Kliniği'nde tedavi gören 207 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri sosyodemografik bilgileri içeren anket formu, Kemoterapiye Bağlı Alopeside Yaşam Kalitesi Ölçeği, Alopesi Yönetim Ölçeği ve Bütüncül İyilik Hali ölçekleri kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlardan (sayı,yüzde,ortalama vb.) bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (One- way ANOVA), Pearson korelasyon testi ve çok değişkenli linear regresyon modellemesinden yararlanıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 58,93±11,88, %72,9'nun kadın, %83,1'nin evli, %56'sının jinekolojik kanser tanısına sahip olduğu ve %84'ünün şiddetli alopesi yaşadığı saptandı. Hastaların Alopesi Yönetim Ölçeği toplam puan ortalaması 57,49±4,62, Kemoterapiye Bağlı Alopeside Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalaması 64,05±17,65 ve Bütüncül İyilik Hali Ölçeği toplam puan ortalaması 145,60±17,01 ile orta seviyede olarak hesaplandı. Yaş, yalnız yaşama durumu, saçlarının tekrar geri geleceğini bilme durumu, saç dökülmesini eksiklik olarak görme durumu ile Alopesi Yönetim Ölçeği; cinsiyet, alkol tüketimi, tanı, saç dökülme düzeyi, saç dökülmesini eksiklik olarak görme durumu, psikolojik desteğe ihtiyaç varlığı ile Kemoterapiye Bağlı Alopeside Yaşam Kalitesi Ölçeği; eğitim düzeyi, aktif olarak çalışma durumu, performans skoru, ek kemoterapi alma durumu, saç dökülmesini eksiklik olarak görme durumu ile Bütüncül İyilik Hali Ölçeği arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Hastaların genel alopesi algısı arttıkça kemoterapiye bağlı alopeside yaşam kalitesi (r=; -0,355; p<0,001) ve bütüncül iyilik halinin (r=-0,202; p=0,003) istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı. Ayrıca, hastaların kemoterapiye bağlı alopeside yaşam kalitesi düzeyi arttıkça bütüncül iyilik halinin de istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı saptandı (r=0,532;p<0,001).Hastaların yalnız yaşama durumu ve saç dökülmesini eksiklik olarak görme durumunun alopesi algısını; artan bütüncül iyilik halinin ve saç dökülmesini eksiklik olarak görme durumunun alopesi ile ilgili yaşam kalitesini; artan eğitim düzeyi ve artan alopesi ile ilişkili yaşam kalitesinin hastaların bütüncül iyilik halini artıran bağımsız değişkenler olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak hastaların alopesi algısı ve bütüncül iyilik halinin orta seviyede olduğu; alopesi algısı arttıkça bütüncül iyilik halinin azaldığı belirlendi. Hastaların sosyodemografik ve hastalık ile ilgili özelliklerinin (yaş, cinsiyet, tanı, saç dökülme düzeyi, eğitim düzeyi, çalışma durumu vb.) hastaların alopesi algısını ve bütüncül iyilik halini etkileyen faktörler olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin kanserli hastaların sosyodemografik ve hastalık ile ilgili özelliklerini dikkate alarak bireyi fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak etkileyen alopesi semptomunu değerlendirmeli ve uygun hemşirelik girişimlerini planlaması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Kanserli hasta, kemoterapi, alopesi, iyilik hali, hemşirelik bakımı

Ümmihan Candan
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanseri hastalarının dispne ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanan bu çalışma, akciğer kanseri hastalarında dispne ve uyku kalitesini değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, Ekim 2023- Mart 2024 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin Medikal Onkoloji Kliniği'nde tedavi gören 205 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri sosyodemografik bilgileri içeren Kişisel ve Hastalık ile İlgili Özellikler Bilgi Formu, Kanser Dispne Ölçeği ve Richards Campbell Uyku Ölçeği kullanılarak toplandı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 61,42±9,68 yıl olduğu, %60,5'inin erkek, %64,4'ünün sigarayı bıraktığı belirlendi. Hastaların günlük ortalama uyku süresinin 6,19±1,39 saat olduğu saptandı. Hastaların Kanser Dispne Ölçeği (KDÖ) toplam puan ortalamasının 15,24±8,40 ile düşük seviyede olduğu belirlendi. Hastaların Richard Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) toplam puan ortalamasının ise 61,22±16,87 ile orta seviyede olduğu saptandı. Hastaların ECOG performans skoru kötüleştikçe, tanı süresi uzadıkça uyku kalitesinin düştüğü; günlük uyku süresi arttıkça uyku kalitesinin arttığı belirlendi. Geliri giderini karşılamayan, sigara ve alkol tüketimi olan hastaların dispne şiddeti daha yüksekti. ECOG performans skoru kötüleşen, hastalık tanısı üzerinden 1 yıl ve daha fazla geçen hastaların dispne düzeyinin daha yüksek olduğu belirlendi. Günlük uykusunu yeterli ve düzenli gören hastaların dispne düzeyinin daha düşük olduğu saptandı. Artan dispne düzeyi, ECOG performans skoru ve düzensiz uykunun hastaların uyku kalitesini düşüren, artan günlük uyku süresinin ise uyku kalitesini arttıran bağımsız değişkenler olduğu belirlendi. Sonuç: Sonuç olarak hastaların dispne düzeyinin düşük seviyede olduğu, uyku kalitesinin ise orta seviyede olduğu belirlendi. Hastaların dispne şiddeti arttıkça uyku kalitesiyle ilişkili olan rahatsızlık seviyesinin de arttığı belirlendi. Hastaların performans durumu, tanı süresinin uzaması, uyku süresi, sigara ve alkol kullanımı, vb. değişkenlerin hastaların dispne ve uyku kalitesini etkilediği belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin akciğer kanseri hastalarının hastalık ve tanı ile ilgili özelliklerini dikkate alarak dispne şiddetini ve uyku kalitesini değerlendirmesi, uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması önerilebilir.

Yaren Duvar
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan meme kanserli hastalarda bulantı-kusma, yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışma kemoterapi alan meme kanserli hastalarda bulantı-kusma, yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlandı. Gereç ve Yöntemler: Çalışma Kasım 2023- Mart 2024 tarihleri arasında bir üniversitesi hastanesinin medikal onkoloji kliniğinde tedavi gören 205 hasta ile yüz yüze görüşme metodu ile gerçekleştirildi. Çalışma verileri, sosyodemografik bilgileri içeren anket formu, Rhodes Bulantı – Kusma ve Öğürme Endeksi (RHODES), Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (YŞÖ) ve Kanser Tedavisinin İşlevsel Değerlendirmesi Ölçeği (FACT-G) kullanılarak toplandı. Bulgular: Hastaların yaş ortalamalarının 54,99 ± 11,48 olduğu, %56,6'sının tamamen aktif (ECOG 0) olduğu belirlendi. Hastalara uygulanan ortalama kemoterapi kür sayısı 7,97±8,45 idi. En sık uygulanan kemoterapi ajanlarının ise Herceptin (%52,7) ve Paklitaksel (%25,4) olduğu belirlendi. Hastaların RHODES ölçeğine ait toplam puan ortalaması 1,35±4,09 olarak bulunmuş olup bulantı-kusmanın çok düşük seviyede olduğu belirlendi. Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) puan ortalaması 3,97 ± 1,28 olup yorgunluğun düşük seviyede olduğu saptandı. Hastaların yaşam kalitesi ölçeği (FACT-G) toplam puan ortalaması 83,90±14,71 olup meme kanseri hastalarının genel yaşam kalitesi düzeyinin iyi seviyede olduğu belirlendi. Evli, çalışan ve ECOG performans skoru 1 olan hastaların bulantı-kusma düzeyinin daha az olduğu belirlendi. Gelir düzeyi düşük, sigara kullanan, ailesinde meme kanseri öyküsü olan ve bulantı-kusma öyküsü olan hastaların bulantı-kusma düzeyinin daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). 50 yaş ve altındaki, gelir düzeyi yüksek ve ECOG skoru 0 olan hastaların daha az; günlük uyku süresi 8 saatten az olan hastaların ise daha fazla yorgunluk yaşadığı belirlendi (p<0.05). Gelir düzeyi düşük olan hastaların yaşam kalitesinin daha düşük; sigara kullanmayan veya bırakmış olan, günlük uyku süresi 8 saat ve üzerinde olan, ECOG performans skoru 0 olan, 8 ve daha fazla kür kemoterapi gören hastaların yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Hastaların gelir düzeyi, uyku süresi, ECOG performans skorunun yorgunluk şiddettini; gelir düzeyi ve daha önce kusma öyküsü varlığının bulantı-kusma şiddetini; ECOG skoru, yorgunluk şiddeti, bulantı-kusma deneyiminin yaşam kalitesini etkileyen bağımsız faktörler olduğu belirlendi. Sonuç: Sonuç olarak kemoterapi alan meme kanserli hastaların bulantı-kusma ve yorgunluğu çok düşük seviyede deneyimlediği, bulantı-kusma ve yorgunluk şiddeti arttıkça ise yaşam kalitesinin de düştüğü belirlendi. Hastaların sosyodemografik, hastalık ve tedavi ile ilgili özelliklerinin (yaş, medeni durum, çalışma durumu, aile öyküsü, kemoterapi kürü vb.) hastaların bulantı-kusma, yorgunluk ve yaşam kalitesini etkileyen faktörler olduğu saptandı. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin meme kanserli hastaların sosyodemografik, hastalık ve tedavi ile ilgili özelliklerini dikkate alarak bu semptomları değerlendirilmesi ve uygun hemşirelik girişimlerini planlaması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, bulantı-kusma, yorgunluk, yaşam kalitesi, hemşirelik bakımı

Hatice Yıldız Zorbozan
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik bireylerde bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesi ve kronik hastalık bakımına etkisi

Bu çalışmayla; diyabetik bireylerde bakım gereksinimlerinin yaşam kalitesi ve kronik hastalık bakımına etkisinin incelenmesi amaçlandı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'nde Ocak- Haziran 2017 tarihleri arasında tip 2 diyabet tanısıyla takip edilen hastalar arasından, çalışmaya katılmaya gönüllü olanlar araştırmanın örneklemini (n=150) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım ve Bakım Yönetimi Değerlendirme Formu", "Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği (EQ-5D-5L)" ve "Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-Hasta Formu (PACIC)" kullanıldı. Formlar araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde Oneway Anova test ve Tukey HDS test, bağımsız iki grup t testi, Kruskal Wallis testi, Mann Whitney U testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan diyabetlilerin kronik hastalık yönetiminin iyi olduğu, PACIC skoru toplam puan ortalamasının 3,78±0,79 ve EQ-5D-5L genel sağlık skoru ortalama puanının ise 0,84±0,17 değeriyle kusursuz sağlığa yakın olduğu saptandı. Diyabetlilerin EQ-5D-5L indeks puanları ile PACIC skoru karar verme desteği ve amaç belirleme/rehberlik alt boyut puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki, beden kitle indeksi ve HbA1c değerleri ile EQ-5D-5L genel sağlık skoru arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptandı. Diyabetlilerin şu anki diyabet tedavi uyumu ile EQ-5D-5L genel sağlık skoru ve PACIC skoru toplam puanı arasında anlamlı ilişki olduğu saptandı. Diyabetlilerin diyabet eğitimi alma durumuna göre PACIC skoru karar verme desteği ve amaç belirleme/rehberlik alt boyut puanları bakımından anlamlı fark olduğu görüldü. Araştırma sonucunda, diyabetlilerin kronik hastalık bakım yönetiminde; genel tedaviye uyumu için sağlık eğitimi ve danışmanlık programları planlanması önerilebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hasta bakımı+3
Şenay Zuhur
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

SCOPA uyku ölçeği Türkçe versiyonunun geçerliği ve güvenirliği

Uyku bozuklukları, Parkinson hastalarında sık görülen nonmotor semptomlardandır ve uyku sorunlarının azaltılabilmesi için öncelikle hastanın uyku alışkanlıklarının ve uyku problemlerinin doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Araşırma amacımız; Parkinson hastalarının uyku kalitelerini değerlendirmek için Marinus ve diğ. tarafından geliştirilmiş olan "SCOPA Uyku Ölçeği"nin (SCOPA Sleep Scale) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yaparak ölçeğin Türk toplumunda kullanılabilirliğini kanıtlamaktır. Mayıs-Aralık 2017 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 105 İdiopatik Parkinson hastası ile yüz yüze görüşülerek, Hasta Tanılama Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Epworth Uykululuk Skalası ve SCOPA Uyku Ölçeği uygulandı. Test tekrar test güvenilirliği için ilk uygulamadan 15 gün sonra hastalara ikinci kez SCOPA Uyku Ölçeği uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılım, ortalama, faktör analizi, Pearson korelasyon testi, cronbach α güvenirlilik katsayısı analizleri kullanıldı. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 71,08±1,01 yıl olup, %53,3'ünün erkek, %49,5'inin okuryazar, %59'unun evli, %95,2'sinin çalışmadığı saptandı. Faktör analizi sonucunda ölçeğin iki faktörlü olduğu, madde toplam puan korelasyonlarının 0,73 ile 0,87 arasında değiştiği belirlendi. İç tutarlık analizinde cronbach alfa güvenirlik katsayısı gece uykusu alt boyutu için 0,907, gündüz uykululuğu alt boyutu için 0,906 olarak bulundu. Test-tekrar test analizinde, her iki uygulama arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak SCOPA Uyku Ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özelliklerinin iyi düzeyde ve kabul edilebilir olduğu, ölçeğin Türk toplumunda kullanılabileceği sonucu elde edildi. Anahtar Kelimeler: Parkinson hastalığı, Uyku, Ölçekler, Geçerlik, Güvenirlik

GeçerlikGüvenilirlikGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Neşe Sönmez
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastalarda tat alma değişikliği ve malnütrisyon riski

Bu çalışmayla; kemoterapi alan hastalarda tat alma değişikliği ve malnütrisyon riskinin incelenmesi amaçlandı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Kliniği ve Günübirlik Kemoterapi Ünitesi'ne Aralık 2016-Temmuz 2017 tarihleri arasında başvuran ve kemoterapi alan hastalar arasından, çalışmaya katılmaya gönüllü olanlar çalışmanın örneklemini (n=200) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kemoterapi Alan Hasta Tanıtımı Formu", "Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeği (K-TADÖ)" ve "Malnütrisyon Evrensel Tarama Aracı (MUST)" kullanıldı. Formlar yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde KolmogorovSmirnov dağılım testi, Pearson Ki-Kare testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan hastaların %59'unun erkek, yaş ortalamasının 58,22±12,63 olduğu saptandı. En sık karşılaşılan kanserler arasında ilk sırada akciğer (%23) kanserinin olduğu bulundu. Çalışmaya katılan hastalarda kullanılan kemoterapi protokollerinin %17'sinin sisplatin/karboplatin, %15'inin eloxatin, 5 Fu, folinik asid ve %12'sinin paklitaksel/doxetakselden oluştuğu saptandı. Hastaların K-TADÖ alt boyutlarına göre karşılaştırıldığında; yaş, cinsiyet, tanı grupları, kemoterapi protokolleri, kilo kaybı ve ağız kuruluğunda anlamlı fark bulundu (p<0,05). K-TADÖ alt boyutlarından "Fantoguzi ve paraguzi" ve "Genal tat alma değişiklikleri" alt boyutları ile MUST arasında anlamlı fark olduğu görüldü. Tat alma değişikliği yaşayan hastaların malnütrisyon riskinin yüksek olduğu sonucuna varıldı. Araştırma sonuçları doğrultusunda, tat alma değişikliği ve malnütrisyon riskinin yönetiminde; tat değişikliğine gerekli önemin verilmesi, bu konu üzerine daha geniş çalışmaların yapılması ve diyet danışmanlığı planlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kanser, kemoterapi, malnütrisyon, tat alma değişikliği

Beslenme incelemeleriKanser hastalarıMalnütrisyon+5
Didem Çetin
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vardiyalı çalışma sisteminin ve sirkadyen özelliklerin uyku kalitesine etkisi

Bu çalışma hemşirelerin sirkadyen özellikleri, uyku kalitesi ve gündüz uykululuk durumlarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Haziran-Ekim 2018 tarihleri arasında, Tekirdağ ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bulunan hastanelerden 50 ve daha fazla sayıda hemşirenin çalıştığı Tekirdağ Devlet Hastanesi, Tekirdağ Çorlu Devlet Hastanesi, Tekirdağ Malkara Devlet Hastanesi, Tekirdağ Çerkezköy Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın yürütüldüğü hastanelerde çalışan 504 hemşire araştırmada yer almıştır. Veriler "Hasta Tanılama Formu", "Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği", "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği", "Epworth Uykululuk Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, t testi, Mann Whitney U testi, Pearson ki-kare, Kruskal Wallis, ANOVA, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada yer alan hemşirelerin yaş ortalaması 32,32±7,02 yıl olup, %85,9'u kadın, %59,3'ü bekâr, %67,1'i lisans düzeyinde eğitim almıştı. Hemşirelerin Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği toplam puan ortalaması 6,24±3,02 olarak hesaplanmış, %56,2'sinin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Epworth Uykululuk Ölçeği'den aldıkları toplam puan ortalaması 6,64±4,54 olarak hesaplanmış ve %17,9'unda (n=90) artmış gündüz uykululuğu saptanmıştır. Sabahçıl-Akşamcıl Ölçeği toplam puan ortalaması 48,56±8,42 olup, hemşirelerin %11,3'ünün (n=57) kronotip özelliğinin sabahçıl, %20,2'sinin (n=102) akşamcıl ve %68,5'inin (n=345) ara tipte olduğu belirlenmiştir. Gündüz çalışanların %48,4'ünde, vardiyalı çalışanların %57,2'sinde uyku kalitesi kötü olup, vardiyalı çalışanlarda gündüz uykululuğu daha fazladır (p<0,05). Kronotip özelliklerine göre akşamcıl özelliğe sahip olan hemşirelerin uyku kalitesi daha kötü ve gündüz uykululuğu daha fazla bulunmuştur (p<0,01). Sonuçlar doğrultusunda, hemşirelerin uyku kalitesinin artırılması için çalışma düzenlerinin oluşturulmasında sirkadyen özelliklerinin dikkate alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Vardiyalı Çalışma, Uyku Kalitesi, Hemşire, Sirkadyen Özellikler.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Emine Alcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesindeki kanıt temelli non-farmakolojik düzenlemelerin deliryumu önlemedeki etkisi

Deliryum yüksek morbidite, mortalite oranları ve tedavi maliyeti artışı ile ilişkili olup, görülme sıklığı yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) daha fazladır. Bu araştırmada, YBÜ'de non-farmakolojik düzenlemelerin deliryum gelişimine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmamız Haziran 2017-Ocak 2018 tarihleri arasında, dahiliye YBÜ'de yürütülmüştür. Veriler Hasta Tanılama Formu, APACHE II, Glasgow Koma Skalası, Richmond Sedasyon-Ajitasyon Skalası, Yoğun Bakım Ünitesinde Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği, Richard-Campbell Uyku Ölçeği ve Günlük İzlem Formu kullanılarak hastaların izlenmesi ile elde edilmiştir. Ayrıca eş zamanlı olarak YBÜ'de gürültü düzeyinin sürekli ölçümleri sağlanmıştır. Araştırma örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden,YBÜ'de en az 24 saat kalmış, Glasgow Koma Skalası puanı ≥10 ve RASS -3 ve üzeri puan almış, iletişim kurulabilen toplam 78 hasta oluşturmuştur. YBÜ rutinlerinde hiçbir değişiklik yapılmaksızın kontrol grubu verileri elde edilmiştir. Aynı değerlendirme formları "Yoğun Bakımda Analjezi, Sedasyon ve Deliryum Yönetimi için Kanıt ve Görüş Temelli Rehber (2015)" de yayınlanan ışık ve gürültü azaltmaya yönelik non-farmakolojik önlemler alınarak yeni hasta grubunda tekrar uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan hastaların yaş ortalaması 70,01±13,18'dir. Çalışmamızda deliryum görülme sıklığı; kontrol grubunda yer alan hastalarda %60, müdahale grubunda yer alan hastalarda %44,7 olarak hesaplanmıştır (p>0,05). Alınan önlemler sonrası, YBÜ ortalama gürültü seviyesi 70,89±3,81 dB(A)'den 62,66±3,45 dB(A)'e gerilemiş (p<0,01), Richard-Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması 48,29±1,39'den 62,05±1,81'e yükselmiştir (p<0,01). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda deliryum görülme oranlarının azaldığı ve gürültü seviyesindeki azalmanın hastanın uyku kalitesini pozitif yönde etkilediği saptanmıştır. Düzenlemelerin etkinliğinin daha iyi gösterilmesi için daha geniş örneklem gruplarında araştırmanın tekrarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Deliryum, yoğun bakım ünitesi, uyku kalitesi, gürültü, hemşirelik.

DeliryumGürültüHemşirelik+6
Nihal Topçu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin yaşlı bireye ilişkin tutumlarının bakım davranışlarına etkisi

Bu çalışma, hemşirelerin yaşlı bireylere ilişkin tutumlarının, bakım davranışlarına olan etkisinin değerlendirilmesi amacı ile tanımlayıcı tipte planlanmıştır. Çalışma, Mayıs 2018-Kasım 2018 tarihleri arasında Tekirdağ ilinde bulunan üniversite ve devlet hastanesinde çalışan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 400 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler " Sosyodemografik Özellikleri ve Yaşlı Bakımına İlişkin Görüşleri İçeren Anket Formu", "Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği" (YATÖ), ve "Bakım Davranışları Ölçeği-24" (BDÖ-24) kullanılarak, yüz yüze görüşme yöntemi elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Mann Whitney U , Kruskal Wallis-H ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmamıza katılan hemşirelerin yaş ortalaması 33,36±7,53 olup, %86,2'si kadın, %65,5'i evli, %94,7'si çekirdek aile tipinde ve %41'i lise mezunudur. Katılımcı hemşirelerin %59,7'si yaşlı ile aynı evde yaşamış, %80,5'i çalışma yaşamında yaşlı bireye bakım vermiştir. Katılımcıların %84,5'i personel sayısındaki yetersizliğin yaşlı bakımı etkilediğini ve %72,7'si eğitimlerde yaşlı bakımına ilişkin konuların yeterli olmadığını ifade etmişlerdir. YATÖ toplam puan ortalaması 75,56±10,61, BDÖ-24 toplam puan ortalaması 4,96±0,57 olarak bulunmuştur. Her iki ölçek ve alt boyut puanları cinsiyet ve aile tipinden etkilenmemiştir (p>0,05). Hemşirelerin yaşlı ile aynı evde yaşama, şuan çalıştıkları klinikte yaşlı bireye bakım verme ve hemşirelik eğitimi yada hizmet içi eğitimlerde yaşlı bakımına ilişkin eğitim alma durumu ile, YATÖ ve BDÖ-24 toplam ve alt boyut puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). YATÖ ve BDÖ-24 toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve aynı yönlü bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda; yaşlıya olan olumlu tutumun bakım davranışlarını da olumlu olarak etkileyeceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, yaşlılık, yaşlı ayrımcılığı, hemşirelik bakımı

GeriatriHemşire-hasta ilişkileriHemşirelik+6
Müge Baştürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli hastalarda düşme riskinin değerlendirilmesi: Üç düşme risk değerlendirme aracının karşılaştırılması

Bu araştırma yaygın olarak kullanılan İtaki, Morse ve Hendrich II Düşme Riski Değerlendirme Ölçeklerinden hangisinin hastanede yatan, inme hastalarında düşme riskinin belirlenmesinde en iyi tahmin gücüne sahip olduğunun belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Temmuz 2018-Aralık 2018 tarihleri arasında elde edildi. Çalışma bir devlet hastanesinin nöroloji servisinde tedavi gören 125 inme hastası ile gerçekleştirildi. Araştırmada literatür taraması ile araştırmacı tarafından oluşturulan Hasta Tanılama Formu ile Glaskow Koma Skalası, İtaki Düşme Riski Ölçeği, Hendrich II Düşme Riski Ölçeği, Morse Düşme Ölçeği kullanıldı. Hastaların fonksiyonel durumu Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ile değerlendirildi. Hastalarda meydana gelen düşme olayları Düşme Bildirim Formu ile kayıt altına alındı. Düşme riski değerlendirmesi ve düşme olayları için hastalar yatış süresince günlük olarak izlendi. Düşme riski ölçeklerinin değerlendirilmesinde duyarlılık-özgüllük analizleri ve ROC eğrisi kullanıldı. Çalışmaya katılan 125 inme hastasının yaş ortalaması 71,47±11,16 olarak saptandı. Hastanede yatış süreleri ortalama 8,66±1,80 gün olan hastaların %9,6'sında (n=12) hastanede düşme tespit edildi. Düşen 12 hastanın 11'inde 1 defa, 1 hastada ise tekrarlı düşme kaydedildi. Hastanede meydana gelen düşmeler en fazla hasta odasında (%61,5) gerçekleşti. Düşen hastaların çoğu kadındı (%58,3). Çalışmada kullanılan düşme risk değerlendirme araçlarından İtaki Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği için duyarlılık 75,0, özgüllük 63,7, Hendrich II Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği için duyarlılık 83,3, özgüllük 50,4, Morse Düşme Ölçeği için duyarlılık 91,7, özgüllük 73,5 olarak hesaplandı. ROC analizi değerlendirme sonuçlarına göre ölçeklerin cut off değerleri; İtaki Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği için 14, Hendrich II Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği için 4,5, Morse Düşme Ölçeği için 66,2 olarak saptandı. Sonuç olarak; Morse Düşme Ölçeğinin duyarlılık ve sözgüllüğünün diğer ölçeklere göre daha yüksek olması nedeni ile hastanede yatan inme hastalarında kullanımı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnme, düşme riski, hemşirelik, duyarlılık, özgüllük

Düşme kazalarıDüşme kazalarıHasta güvenliği+6
Özge Arslan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Prediyaliz hastalarının depresyon, umutsuzluk durumları ve böbrek nakline bakış açıları

Bu çalışma, prediyaliz hastalarının depresyon ve umutsuzluk durumlarını belirlemek, hastaların böbrek nakline bakış açılarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Araştırma, Nisan-Eylül 2018 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Nefroloji Bilim Dalı Polikliniğinde yapıldı. 18 yaş ve üzeri, kronik böbrek yetmezliği tanısı alan, hemodiyaliz ve periton diyalizi almıyor olan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 208 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler, 'Hasta Bilgi Formu', 'Beck Umutsuzluk Ölçeği', 'Beck Depresyon Ölçeği' formları kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, medyan, sıklık, oran, student t, ANOVA, Kruskal Wallis, Pearson Ki-Kare, Mann Whitney U, Pearson korelasyon ve Spearman's korelasyon testleri kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmamızdaki hastaların yaş ortalaması 64,29±12,03 olup, %52,9'unun erkek olduğu saptandı. Prediyaliz hastalarının %39,9'unun 2-5 yıldır kronik böbrek hastası, %36,5'inin üçüncü evrede olduğu, %80,8'inin böbrek nakli hakkında bilgi sahibi olmadığı saptandı. Prediyaliz hastalarının, Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 17,67±11,53 olup, hastaların %67,8'inde depresyon olduğu, Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamasının 9,55±3,56 olup, hastalarda orta düzeyde umutsuzluk olduğu saptandı. Hastaların depresyon ve umutsuzluk durumları arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (r:0,389, p:0,001). Prediyaliz hastalarının ileri yaş, kadın cinsiyet ve hastalığı ile ilgili endişeli olma halinin depresyon durumunu etkilediği ve umutsuzluk durumunun ise ileri yaş, bekar olma durumu ve düşük eğitim düzeyinden olumsuz etkilendiği bulundu (p<0,05). Böbrek nakli ile ilgili olumlu görüş bildiren hastaların umutsuzluk puan ortalamalarının ve depresyon görülme durumunun daha az olduğu saptandı.

Böbrek hastalıklarıBöbrek nakliBöbrek yetmezliği+4
Filiz Malkoç
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eritrosit transfüzyonu alan hastaların yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ve disiplinler arası kan transfüzyon pratiği farklılıklarının araştırılması

Çalışmamızda disiplinler arası kan transfüzyonu pratiği farklılıklarının ortaya konması, transfüzyon öncesi yaşam kalitesinin disiplinler arasındaki farklılığının gösterilmesi, transfüzyonun yorgunluk üzerine etkisinin her disiplin için ayrı ayrı ortaya konması ve eritrosit süspansiyonu transfüzyonu (EST)'nun etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Mayıs 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Tekirdağ ilinde bulunan üniversite hastanesinde EST alan 60 hasta ile yürütülmüştür. Veriler Genel Bilgi Formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form-36 (Short Form-36:SF-36), Yorgunluk Şiddet Ölçeği (The Fatigue Severity Scale:FSS:YŞÖ), hasta dosyası ve araştırmacının kendi gözlemleriyle elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodların (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma) yanında, t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis, One Way ANOVA ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler yapılırken p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bütün hastalar ele alındığında eritrosit süspansiyonu transfüzyonu öncesi hemoglobin (hgb)değeri 7,98±1,25 g/dL olarak bulunmuş olsa da disiplinler arasında farklı idi. (p<0,05). Eritrosit transfüzyonu alacak olan hastaların tamamında transfüzyon öncesi yaşam kalitesi tüm alt boyutlarda düşük bulunmuştur. Eritrosit transfüzyonu alan hastaların transfüzyon öncesi ve sonrasında yorgunluklarını değerlendirdiğimizde; transfüzyon öncesi en fazla 6,31±0,80 puan ortalaması ile onkoloji hastalarının yorgun olduğu görülmüştür. Disiplinler arası transfüzyon pratiği farklılıklarına bakıldığında; transfüzyonların %90'ı periferik yoldan uygulanmıştır. Hastaların %35'inden kan transfüzyon onam formu alınmasına rağmen yalnızca %13,3'ü alına onamın farkındadır. Transfüzyon başladıktan sonra ilk 15 dk boyunca hastaların %48,3'ünde hayati bulgular takibi yapılmamıştır. Çalışmaya katılan hastaların %8,4'ünde kan transfüzyon reaksiyonu gelişmiştir. Transfüzyon formlarının %43,3'ü eksik doldurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Eritrosit Transfüzyonu, Anemi, Yaşam Kalitesi, Yorgunluk

AnemiEritrosit transfüzyonuEritrositler+4
Dilek Urtekin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Perception of social support and compliance with treatmen in hypertensive patients

This study was planned to investigate the relationship between perception of social support and compliance with treatment in patients with hypertension. Between January 2016 and January 2017, 285 patients who were admitted to the Internal Medicine Outpatient Clinic and Internal Medicine Department of Marmaraereğlisi Public Hospital, followed up with the diagnosis of hypertension and accepted to participate in the study constituted the sample of the study. Data were collected by using the Patient Information Form, Multidimensional Scale of Perceived Social Support (MSPSS) and Medication Adherence Self-Efficacy Scale (MASES). The data were analyzed by parametric tests because the research data were suitable for normal distribution. Independent group t-test analysis was used for comparison of binary groups and ANOVA test was used for comparison of multiple groups. In order to test the relationship between the research variables, Pearson correlation analysis was performed. The mean age of the patients was 64.26±11.08 years, 64.2% were women, 81.1% were married and 67.7% were secondary and high school students. The mean total score of the patients in the Multidimensional Scale of Perceived Social Support was 81.65±21.81 and the total score obtained from the Medication Adherence Self-Efficacy Scale was 70.61±11.2. The mean scores were higher than the intermediate level. In the study, it was determined that compliance with treatment was affected by factors such as marital status, education, income level, the person he / she lived with, frequency of blood pressure measurement, tea-coffee consumption and diet (p<0.05). Also it was determined that social support was affected by factors such as education, how to drink antihypertensive drugs, frequency of blood pressure measurement, frequency of hypertension controls (p<0.05). According to research results, there was no significant correlation between perception of social support and compliance with treatment in patients with hypertension. Keywords: Hypertension, compliance with treatment, social support

Perceived social supportHypertensionSocial support+2
Gülay Akbulut
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

MS'li bireylerde tedaviye uyumu etkileyen faktörler

MS hastalarında parenteral tedaviyi de içeren uzun süreli tedavi uygulanmakta, hastalarda çeşitli nedenler ile tedavi uyumunda sorun yaşamaktadır. Bu çalışma MS hastalarının tedavi uyumunu etkileyen faktörleri saptamak ve tedavi uyumlarını arttırmaya yönelik öneriler geliştirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma verileri Nisan-Ekim 2018 tarihlerinde, Tekirdağ ve Edirne illerindeki üniversite hastanelerinin nöroloji polikliniğinde MS tanısı ile takip edilen 211 hasta ile yüz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Araştırmada "Hasta Tanılama Formu", "Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği", "Beck Depresyon Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Hastalık Algısı Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada yer alan hastaların yaş ortalaması 40,03±10,82 olup, hastaların %70,1'i kadındır. Hastaların Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği'nden aldıkları puan ortalama 0,78±0,90 olarak hesaplanmış ve hastaların %48'inin tedaviye uyumunun iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. MS hastalarında Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nden ortalama 64,79±16,53 puan alınmış olup, sosyal destek algısı daha iyi olanlarda tedavi uyumu da daha yüksek bulunmuştur (p<0,01). Hastaların %35,5'inde depresif semptomatoloji saptanmıştır. En düşük Beck Depresyon Ölçeği puanı, tedaviye uyum düzeyi yüksek olanlardan elde edilmiştir (p<0,01). MS hastalarında hastalık algısının tedavi uyumuna etkisi gösterilememiştir (p>0,05). Tedavi uyumları kötü olan hastaların tedavi uyumu iyi olan hastalara oranla poliklinik kontrollerini daha fazla aksattığı (p<0,01) ve MS nedeniyle daha fazla hastanede yattığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak MS hastalarının yarısında tedavi uyumu yetersizdir. Tedavi sürecinde hasta ailesi ile daha fazla işbirliği sağlanması, poliklinik kontrollerinin aksatılmaması için hatırlatma gibi önlemler alınması, hastaların depresif semptomatoloji yönünden taranması tedavi uyumunun artmasında etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Multipl Skleroz, Tedavi Uyumu, Sosyal Destek, Depresyon, Hastalık Algısı

AlgıDepresyonHastalık+3
Derya Girgin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanserli hastalarda metabolik durumun immün sistem üzerine etkileri

bu çalışma akciğer kanserli hastaların metabolik durumlarının immün sistem üzerine etkisini görmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çalışma, Mayıs 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında Tekirdağ ilinde bulunan üniversite hastanesinde akciğer kanseri tanısı ile başvuran 57 hasta ile yürütülmüştür. Veriler Hasta Tanılama Formu, Antropometrik Ölçümler, Nutritional Screening-2002 (NRS-2002) Tarama Aracı kullanılarak ve hasta dosyasından biyokimyasal belirteçlere, flow sitometrilerine bakılarak elde edilmiştir.. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis, ANOVA, ki-kare, kullanılmıştır. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 61,3±7,95 yıl olup, %75,4'ü erkekti. Hastaların %71,9'unda istemsiz kilo kaybı vardı. Son üç aydaki kilo kaybı ortalaması 3,47±5,03 kg, son altı aydaki kilo kaybı ortalaması 3,63±5,79 kg , %12,3'ün iştahı kötüydü. Hastaların % 8,8'inin BKİ ≤ 20 kg/m²'in altındaydı. NRS 2002 skor ortalamaları 2,35±1,12 idi ve %45,6'sında malnütrisyon riski mevcuttu. Erkek cinsiyette olma, sukamöz tip akciğer kanseri tanısı olma, sosyal güvencenin bulunmaması ve her gün et balık tüketme durumunun IgG düzeyini etkilediği ve daha yüksek olduğu görülmüştür (p˂0,05). Ayrıca sosyal güvencesi olmayan hastaların son altı aydaki kilo kaybının daha fazla olduğu, BKİ'nin ve kol çevresinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p˂0,05). İştahı kötü olan hastaların NRS 2002 skorunun anlamlı derecede yüksek olduğu (p˂0,05); her gün sebze/meyve tüketenlerin albümin düzeyini ve lenfosit alt tiplerinden T helper ( cd3/cd4), T sitotoksik (cd3/cd8), doğal öldürücü lenfositleri (cd3-/cd56) etkilediği (p˂0,05); her gün et/balık tüketenlerin son üç aydaki kilo kaybını anlamlı fark yarattığı ve kilo kaybının daha az olduğu bulunmuştur (p˂0,05). Kemoterapi sayısının sağ el ikinci ölçüm ile sol elin birinci ve ikinci ölçümlerini etkilediği görülmüştür (p˂0,05). Anahtar Kelimeler: Kanser, akciğer kanseri, immün sistem, malnütrisyon.

AkciğerAkciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmları+3
Derya Mercan İbiş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hematopoetik kök hücre nakli farkındalığının üniversite öğrencilerinde gönüllü verici olma durumuna etkisi

Bu çalışma, hematopoetik kök hücre nakli farkındalığının üniversite öğrencilerinde gönüllü verici olma durumuna etkisini belirlemek amacı ile, tek gruplu ön test-son test tasarımlı yarı deneysel olarak planlandı. Araştırma, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi'nde 2018-2019 eğitim-öğretim döneminde kampüs sınırları içerisinde ulaşılabilen ve kurum izni alınan fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarına devam eden öğrenciler ile yapıldı. Yaşları 18-25 arasında olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 1216 öğrenci araştırmanın örneklemini oluşturdu. Araştırmanın verileri; araştırmacılar tarafından hazırlanan anket ile toplandı. Anket üç bölümden ve toplam 46 sorudan oluşmaktadır. Demografik özellikler, hematopoetik kök hücre nakli hakkında bilgi soruları ve katılımcıların tutumlarını ölçen sorular ile bağış motivasyonunu etkileyen çoklu seçenekli sorulardan oluşmaktadır. Anket formunun uygulanmasının ardından katılımcılara verilen eğitim sonrası bilgi ve tutum sorularından oluşan form tekrar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, medyan, frekans, minimum, maksimum, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis, Pearson ki-kare, Spearman's korelasyon testleri kullanıldı. Sonuçlar %95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırma kapsamındaki katılımcıların yaş ortalaması 20,34±1,62, %67,8'i kadın ve %82,5'i lisans eğitimi almaktadır. Öğrencilerin hematopoetik kök hücre nakli ile ilgili bilgi puan ortalaması eğitim öncesinde 28,72±22,01 iken; eğitim sonrasında 81,41±15,90 olarak hesaplanmıştır. Öğrencilerin eğitim öncesine göre eğitim sonrası hematopoetik kök hücre nakli bilgi puanındaki ortalama 52,68±24,35 birimlik artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,01). Türkiye'deki hematopoetik kök hücre bağışçı ihtiyacının farkındalığı eğitim öncesinde %51,9 iken eğitim sonrasında %92,1'e yükselmiştir. Eğitim öncesi öğrencilerin %25,5'i hematopoetik kök hücre bağışı yapmayı kesinlikle istediğini belirtirken, eğitim sonrası bu oran %45,9'a çıkmıştır. Öğrencilerin cinsiyetlerine ve okuduğu bölümlerine göre hematopoetik kök hücre bağışı yapmayı istemeleri arasında eğitim öncesi ve sonrasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,01). Araştırmada öğrencilerin hematopoetik kök hücre nakli konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu, verilen eğitimin hematopoetik kök hücre bağışına ilişkin bilgi ve tutumlarına olumlu etkisi olduğu sonucuna varıldı.

BilgiDonörlerFarkındalık+6
Nazan Karakaçan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İnme geçiren hastalarda fonksiyonel bağımlılık durumunun depresyon ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma, inme geçiren hastaların fonksiyonel bağımlılık durumlarının, depresyon ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Nisan 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Servisi, Ayaktan Tedavi Ünitesi ve Polikliniği'nde yapıldı. Araştırmanın örneklemini, 18 yaş ve üzerinde inme tanısı almış çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hasta oluşturdu. Veriler; araştırmacı tarafından, 'Hasta Veri Toplama Formu', 'Beck Depresyon Envanteri', 'Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği', 'Barthel İndeksi' ve 'İnme Etki Ölçeği 3.0', formları kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, Pearson korelasyon testi, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanıldı. Sonuçlar %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Hastaların yaş ortalamaları 57,14±14,05 olup, %61,6'sı erkek, %56'sı ilköğretim mezunudur. Hastaların, %51,2'si 2-5 yıldır inme hastası olup, çoğunluğunun (%74,4) inme tipi iskemik inmedir. Hastaların; Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği toplam ortalama puanı 77,04±19,44 olup, %80,8'inin yarı bağımlı olduğu, Barthel İndeks toplam ortalama puanı 46,36±23,4 olup, %59,2'sinin ileri derecede bağımlı olduğu belirlenmiştir. Beck Depresyon Ölçeği ortalama puanı 21,2±10 olup, %55,2'sinde depresif belirti bulunduğu ve İnme Etki Ölçeği 3,0 toplam ortalama puanı 169,21±27,28 olduğu ve yaşam kalitelerinin olumsuz yönde etkilendiği saptanmıştır. Çalışma sonucunda; hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri arttıkça yaşam kalitelerininde arttığı saptanmıştır (p<0,001). Fonksiyonel bağımlılık durumunun artmasının ise depresif belirti düzeylerinin artmasına yol açtığı belirlenmiştir (p<0,001). Hastaların depresif belirti durumları ile yaşam kaliteleri arasında ise negatif yönlü istatistiksel açıdan ileri derecede anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,001). İnmeli hastaların fonksiyonel bağımlılık durumlarının yaşam kalitesini ve depresif belirtileri etkilediği belirlenmiştir.

Bakıma muhtaç kişilerDepresyonFonksiyonel yetkinlik+4
Yasemin Turan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Akut iskemik inmede hastaneye başvuru süresini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Bu araştırmada akut iskemik inme tanısı ile hastaneye yatan hastalarda ilk şikayetlerin başlamasından hastaneye başvuruya kadar geçen süre ve bu süreyi etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Haziran 2019- Ekim 2019 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin nöroloji servisinde tedavi gören 111 iskemik inme hastası ile yürütülmüştür. Veriler hasta ve yardım arama davranışında bulunan kişilerin sosyodemografik özellikleri, inme risk faktörleri ve inme belirtileri bilgilerini kapsayan "Hasta Bilgi Formu" ile "Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü İnme Skalası (NIHSS)" ve "Sağlık Algısı Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir.Çalışmadaki hastaların yaş ortalaması 68,24±11,15 yıl olup, %50,5'i kadındır. İnme belirtilerinin başlamasından sonra hastaların %72,1'i iki saat içinde hastaneye ulaşmıştır. Hastanın gelir durumunun orta düzeyde olması, belirti başlangıç zamanını hatırlaması, hastaneye gelmeye/yardım çağırmaya karar verme süresinin kısa olması, hastaneye gelmeye/yardım aramaya karar verdikten sonra hastaneye ulaşım süresinin kısa olması, hastaneye başvuru saatinin 08.00-17.00 arasında olması, yardım çağrısında bulunan bireyin evli olması, gelir durumunun orta düzeyde olması halinde hastaneye erken başvuru daha fazladır (p<0,05). Hastanın inme belirtilerini bilmesi, hipertansiyon ve diyabet hastalığının olması, warfarin kullanması, ilk belirtilerin hasta tarafından farkedilmesi, belirtiler başladığında hastanın yalnız olması, NIHSS puanının yüksek olması, inmenin anlama güçlüğü belirtisi ile başlaması halinde hastaneye başvuruda daha fazla gecikme yaşanmıştır (p<0,05). Yardım arama davranışında bulunan bireylerin sağlık algıları hastaneye erken başvuru yapanlarda farklı bulunmamıştır (p>0,05). Anahtar kelimeler: İnme, hastane öncesi dönem, hemşirelik, sağlık algısı

AlgıHasta başvurusuHemşirelik+2
Ebru Macit
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli hastalarda tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerinin kullanımı

Bu çalışma inmeli hastaların tamamlayıcı alternatif tedavi (TAT) kullanım durumunu ve etkileyen faktörleri belirlemek, sağlık personelinin dikkatini bu konuya çekerek hastayı bütüncül olarak değerlendirebilmek amacıyla tanımlayıcı türde planlanmıştır. Araştırma için 01.07.2018-21.12.2018 tarihleri arasında Tekirdağ ilindeki bir hastanenin nöroloji ile fizik tedavi ve rehabilitasyon polikliniklerinde inme tanısı almış 227 hasta ve yakınıyla görüşülmüştür. Veriler 'Hasta Bilgi Formu', 'Barthel İndeksi' ve 'Hastalık Algısı Ölçeği' ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde en az-en çok değerleri, sayı-yüzde, ortalama, Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı, bağımsız örneklem t testi, Ki-kare testi, Levene testi kullanılmıştır. Çalışmadaki inmeli hastaların yaş ortalaması 67,7±13,2 olup, hastaların %44,1'i kadındır. Hastaların TAT kullanım oranı; yöntemler arasına dua dahil edildiğinde %85,5, dahil edilmediğinde %51,5 olarak saptanmıştır. Hastaların %74,2'si TAT kullanımına dair sağlık personelini bilgilendirmemekte, bu hastaların %68,8'i tedaviyi etkilemediğini düşünerek bilgilendirmeyi 'gereksiz' görmektedir. Hastaların %58,3'ü TAT kullanımına dair öneriyi arkadaş/aileden almışlardır. İki hasta TAT kullanımından zarar gördüğünü ifade etmiştir. Kadınların, gelir düzeyini 'kötü' algılayanların, inme rehabilitasyonuna devam edenlerin, rekürren inme geçirenlerin, bulantı yakınması olanların, Barthel İndeksine göre orta düzeyde bağımlı olanların daha fazla TAT kullandıkları belirlenmiştir (p<0,05). TAT kullanımına göre hastalık hakkındaki görüşlere ait; kişisel kontrol, tedavi kontrolü, süre (döngüsel) ve duygusal temsiller alt başlıklarında fark saptanmıştır (p<0,05). İnmenin olası nedenlerini bağışıklık ile ilişkilendirme TAT kullanan hastalarda daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak TAT kullanımı inme geçiren hastalar arasında oldukça yaygın olup, rehabilitasyonu sürdürmeyi olumsuz etkilememektedir. Tedavinin aksamaması, TAT kullanımı ile etkileşmemesi için hastaların TAT kullanımı yönünden sorgulanması ve kanıta dayalı yönlendirmelerin yapılması ile karşılaşabileceği olası risklerin azaltılması önemlidir.

Tamamlayıcı tedavilerTedaviTıp-geleneksel+2
Melek Yalçın Arslan
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik lenfositik lösemili hastalarda semptom şiddeti ve semptom yönetimi

Bu araştırmada kronik lenfositik lösemi (KLL) hastalarının yaşadığı semptomları şiddeti ile birlikte ortaya koyarak, semptomları azaltmak veya önlemek için hastalar tarafından kullanılan nonfarmakolojik ve farmakolojik yöntemlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma Haziran 2019- Kasım 2019 tarihleri arasında bir sağlık uygulama ve araştırma merkezinin hematoloji polikliniğine rutin kontrol amacıyla gelen 92 KLL olgusu ile yürütülmüştür. Veriler hastaların sosyodemografik özellikleri ve tedavi sürecine ilişkin bilgileri kapsayan ''Hasta Tanılama Formu'', hastanın fonksiyonel kapasitesini değerlendiren ''Karnofsky Performans Skalası (KPS)'', hastanın yaşadığı semptomları ve şiddetini değerlendiren ''Memorial Semptom Tanılama Skalası (MSTS)'' kullanılarak elde edilmiş, hastaların semptomlara karşı aldığı önlemler "Semptomlarla Başetme Uygulamaları Formu'' oluşturularak kaydedilmiştir. Bu çalışmadaki hastaların yaş ortalaması 64,71±11,42 yıl olup, %65,2'si erkektir. Hastalarının KPS puanları 70 ile 100 puan arasında değişmekte olup, ortalama puan 86,30±8,98'dir. Çalışma kapsamında incelenen olguların MSTS toplam puanı 0,34±0,19 olup, ölçeğin genel durum indeksi puanı 1,05±0,83, fiziksel durum indeksi puanı 0,71±0,65, psikolojik durum indeksi puanı 1,05±0,91 olarak hesaplanmıştır. MSTS psikolojik semptomlar alt boyutunda kendini üzgün hissetme (%55,4) en fazla görülen semptom iken; MSTS fiziksel semptomlar alt boyutunda halsizlik (%72,8) en fazla görülen semptom olarak belirlenmiştir. Hastalık sürecinde hastaların sosyal destek kaynakları çoğunlukla eş (%75) ve çocukları (%64,8) olup, MSTS puanları sosyal destek kaynaklarına göre değişmemiştir (p>0,05). Sosyal destek algısı yeterli olan hastaların (%34,8) MSTS puanı yetersiz olanlara göre daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Çalışma kapsamında incelediğimiz hastaların, yaşadıkları semptomları azaltmaya veya gidermeye yönelik olarak aldıkları önlemler içerisinde çeşitli relaksasyon uygulamaları başta olmakla birlikte, spiritüel uygulamalar da önemli yer tutmuştur.

AlgıBelirti ve semptomlarLösemi+2
Müge Çakır
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bu kanser hastalarında sanal gerçeklik gözlüğü kullanılarak uygulanan solunum egzersizlerini akciğer kapasitesine etkisi

Sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması ile hastaların solunum egzersizi uygulamasına aktif katılımını sağlamak, etkili, doğru bir egzersiz uygulaması ile akciğer kapasitesini arttırmak amaçlanmıştır. Öntest sontest randomize kontrollü deneysel tipte gerçekleştirilen çalışma, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Karaciğer nakil ve karaciğer safra yolları cerrahi servisinde yatan 33 kanser hastasında 15.09.2022-30.01.2023 tarihlerinde gerçekleştirildi. Araştırmaya katılmayı kabul eden hastalara "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu" doldurulmuştur. Deney ve kontrol grubundaki hastalardan işlem öncesi "Tanıtıcı Bilgi Formu" doldurulmuştur. Çalışmayı kabul eden hastaların işlem öncesinde SpO2 ve triflow topu kaldırma seviyeleri kayıt edilmiştir. Postop 5.günde işlem tekrarlanmış ve kayıt edilmiştir. Deney grubu hastalarına sanal gerçeklik gözlüğü tanıtılmış ve uygulama onayı alınmıştır. Uygulamaya başlamadan 2-3 dakika önce hasta sanal gerçeklik gözlük uygulamasıyla video izlemeye başlamıştır ve 5 defa top üfleme işlemi bitimine kadar devam etmiştir. İşlem sonrası hastalara memnuniyet durumları sorulmuş ve kayıt edilmiştir. Postop 5.günde işlem tekrarlanmış ve kayıt edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Independent Samples t Testi, Gruplar t Testi kullanılmıştır ve Ki kare Testi kullanıldı. Deney SpO2 POST ortalamasının Kontrol SpO2 POST ortalamasından %99 güvenle anlamlı yüksek olduğu (p=0,000<α=0,01) ve Deney Triflow POST ortalamasının Kontrol Triflow POST ortalamasından %99 güvenle anlamlı olduğu (p=0,001<α=0,01) tespit edilmiştir. Kontrol ve deney gruplarının PRE değerleri incelendiğinde ise SpO2 ve Triflow karşılaştırmalarında anlamlı fark bulunmamıştır. Sanal gerçeklik gözlüğü ile solunum egzersizi uygulaması yeni ve etkili bir uygulamadır. Sanal gerçeklik gözlüğü ile solunum egzersizi yaygınlaştırılıp hasta eğitimine eklenmesi önerilmektedir.

HemşirelikKanser
Sultan Palantöken Engin
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabet tanısı almış insülin kullanan hastalarda metaverse evrende hazırlanan ameliyat öncesi stres yönetimi eğitiminin ameliyat sonrasındaki süreçte kan şekeri, yaşam parametreleri ve anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi

Günümüzde ciddi bir sağlık sorunu haline gelen ve mevcut hastalık halinde çeşitli komplikasyonlar oluşturarak büyük maddi ve manevi kayıplara sebep olan Diyabet; birçok ülkede hastalığa bağlı ölüm nedenlerinde ilk sıralardadır. Diyabetin en yaygın formu olan Diabetes Mellitus Tip 2 (Tip 2 DM), insülin direnci ve beta hücre fonksiyon kaybı ile karakterize kronik bir hastalıktır. Diyabet görülme sıklığındaki artış ve diyabetin cerrahi girişim gerektiren komplikasyonları nedeni ile cerrahi müdahale yapılan diyabetli bireylerin sayısı giderek artmaktadır. Bununla birlikte ameliyat öncesi oluşabilen cerrahi stres nedeni ile bazı hormonlar artarak, insülin salgısını inhibe edip, kan şekeri regülasyonunda da bozulmaya sebep olabilmektedirler. Bu araştırma Diabetes Mellitus Tip 2 tanısı alarak insülin tedavisi başlanmış olan hastalarda, metaverse evrende hazırlanan ameliyat öncesi stres yönetimi eğitiminin ameliyat sonrasındaki süreçte kan şekeri, yaşam parametreleri ve anksiyete düzeyine etkisinin incelenmesi amacıyla; randomize kontrollü bir çalışma olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Süleyman Demirel Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Genel Cerrahi Servisi'ne preoperatif dönemde yatan, hastaneye yatışından daha eski bir tarihte Tip 2 DM tanısı alarak insülin tedavisi kullanmaya başlamış olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden hastalar oluşturmuştur. Örnekleme alınacak hasta sayısını belirlemek amacıyla G. power analizi yapılmış, toplam 60 hasta kapalı zarf randomizasyon yöntemi kullanılarak deney ve kontrol grubuna ayrılmıştır. Deney grubundaki hastalara metaverse evrende hazırlana stres yönetimi videosu ameliyat öncesi iPad 9.Nesil 64GB Wi-Fi 10.2 ile izletilmiş, kontrol grubuna ise geleneksel anlatım yöntemi ile eğitim verilmiştir. Araştırmanın verileri: Hasta tanılama formu, anksiyete değerlendirmesi için DASS-21 ölçeği, stresin fizyolojik bulgularını değerlendirmek için geliştirilen form yardımı ile toplanmıştır. Hastaların yaşam parametrelerinin değerlendirmeleri hastanın ameliyatından önce (24 saat, 12 saat ve hemen önce) ve ameliyattan sonra (12 saat ve 24 saat) olacak şekilde 5 farklı zaman diliminde yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; Kruskal-Wallis, Mann Whitney-U, anova ve eşleştirilmiş gruplarda t testleri kullanılmıştır. Tüm çalışma grubundaki hastaların %51,70'i kadın, %81,70'i evli, yaş ortalaması 55,88±11,14, ortalama diyabet süresi 24,75±9,36 yıl ve son HbA1c değeri ortalama %7,26±0,63 olarak bulunmuştur. DASS-21 ölçek puanları incelendiğinde ilk ölçümlerde deney ve kontrol grupları arasında hiçbir alt boyutta anlamlı farklılık görülmezken; son ölçek puanları arasında tüm alt boyutlar arasında ileri düzeyde anlamlı farklılık izlenmiştir (p<0,001). Deney grubunun anksiyete, stres ve depresyon puanları kontrol grubundan istatistiksel anlamlılık göstrecek şekilde daha fazla azalmıştır. Stresin fizyolojik göstergesi olarak değerlendirilen parametreler açısından 5 farklı zamanda yapılan ölçümler değerlendirildiğinde deney ve kontrol gruplarında kan şekeri, nabız, sistolik ve diyastolik kan basınçları, solunum sayısı ve oksijen saturasyonu parametrelerinin zaman*grup ikili interaksiyonlarının anlamlılık gösterdiği izlenmiştir (p< 0,05). Çalışma sonuçlarına dayanarak; ameliyat öncesi kan şekeri regülasyonu, yaşam parametreleri stabilizasyonu ve anksiyetenin giderilmesine katkı sağladığı için stres yönetimi eğitiminin verilmesinin önemli olduğunu ve bu eğitimlerde seçilecek yöntemin eğitim etkinliğini değiştirdiğini göstermektedir. Metaverse evrende verilen eğitim geleneksel anlatım yöntemiyle verilen eğitime göre daha etkin bir yöntem olduğu için hasta eğitimlerinde tercih edilebilir bir eğitim yöntemidir.

AnksiyeteDiabetes mellitus-tip 2Eğitim+1
Havva Kuşçu
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetli bireylerde amputasyon korkusu ölçeği: Bir ölçek geliştirme çalışması

Günümüz araştırması, diyabetli bireylerin amputasyon korkularına yönelik ölçek geliştirmek amacıyla planlanmış metodolojik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini Isparta Şehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniklerine başvuran diyabetli bireyler oluşturmaktadır. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastalardan 276 tanesi örneklem sayısını oluşturmuştur. Veriler "Diyabetli Bireylerde Amputasyon Korkusu Ölçeği Taslağı" anket formu üzerinden toplanmıştır. Verilerin analizin de ise SPSS 22 ve Amos 26 programları kullanılmıştır. Oluşturulan 20 maddelik taslak ölçeğinin uzman görüşleri alınmış ve kapsam geçerlilik indeksinin 0,989 olduğu saptanmıştır. Madde toplam korelasyonları 0,30 ve altındaki maddeler çıkartılmıştır. Geriye kalan madde korelasyonları 0,331-0,614 arasındadır. Açıklayıcı faktör analizinin yapılması ile dört faktörlü (sosyal korku, dışlanma korkusu, duygusal korku ve hareketsizlik korkusu) ve 15 maddelik bir yapı meydana gelmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonrası uyum istatistikleri χ2/sd=3,07, GFI=0,9, AGFI=0,9, CFI= 0,92, RMSEA= 0,06, RMR=0,07'dir. Ölçeğin zamana karşı güvenirliliği için test-tekrar test yöntemi kullanılmıştır. Her iki ölçümden elde edilen ortalama puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (t:,312, p:,812) olmadığı; pozitif yönlü, güçlü ve anlamlı bir ilişki olduğu (r:,68, p=0.000) bulunmuştur. Cronbach alfa katsayısının 0,839 olduğu ve alt boyutların 0,609 – 0,942 arasında olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak diyabetli bireylerin amputasyon korkusunu ölçmek amacıyla geliştirilen "Diyabetli Bireylerde Amputasyon Korkusu Ölçeği" diyabetli bireylerin örnekleminde geçerli ve güvenilir bir ölçek olarak kullanılabileceği saptanmıştır.

Osman Bal
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Düzensiz kan basıncının bireylerin Beden Kitle Indeksi (BKI) ile ilişkisinin incelenmesi

Tanımlayıcı – analitik nitelikte planlanan bu çalışma, sağlıklı bireylerde beden kitle indeksi ile düzensiz kan basıncı arasındaki ilişkisinin incelenmesi amacı ile gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemini Mayıs 2024- Haziran 2024 tarihleri arasında, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Avcılar'da hizmet veren Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 350 sağlıklı birey oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı Sosyo-Demografik Veri Formu, boy uzunluğu, ayakkabısız ve ayaklar birleşik ve Frankfurt düzlemde (göz ve kulak kepçesi üstü aynı hizada ve baş ile boyun arasındaki açı 90 derece) yükseklik ölçer ile ölçüldü. Kilo ölçümü için hassas bir terazi ve kan basıncı ölçümü için masaüstü erişkin civalı tansiyon aleti kullanıldı. Çalışmaya katılmaya uygun katılımcılarda Sosyo-Demografik Veri Formu kullanılarak verilerin toplanmasına başlandı. Takiben bireylerin boy ve kilosu ölçülüp kaydedildi ve kan basıncı ilk oturur pozisyonda, daha sonra supine pozisyonunda ve 5 dakika dinlendikten sonra ayakta ölçüldü. Bu işlemler ortalama 10 dakika sürdü. Son olarak bireye değerlendirme sırasında herhangi bir şikâyeti olup olmadığı sorgulanarak veri toplama süreci tamamlandı. Verilerin analizinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı ile analiz edildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, McNemar x2, eşleşmiş gruplarda ve bağımsız gruplarda t testi gibi parametrik testler kullanıldı. Veriler arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Korelasyon analizi yapıldı. Yapılan istatistiksel testlerde güven aralığı %95 ve anlamlılık seviyesi p<0.05 olarak kabul edildi. Çalışma grubununun %64,5'ini 40 yaşın altında olan, BKİ'i obez ve kan basıncı prehipertansiyon sınıfında olan hastalar oluşturdu. Ayağa kalktıktan sonra ölçülen sistolik/diyastolik kan basıncı değerlerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde düşüş olduğu saptandı. Katılımcıların %20'sinde sistolik ve %33,4'ünde diyastolik ortostatik hipotansiyon geliştiği ve en sık görülen şikâyetin göz kararması olduğu belirlendi. Ayrıca katılımcıların kan basıncı değerinin ve ortostatik hipotansiyon gelişiminin beden kitle indeksinden etkilenmediği saptandı.

Ecem Çolak
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Mesane doluluğunun kan basıncına etkisi

Bu çalışma 2 farklı örneklem grubu üzerinde; normotansif ve hipertansif hastaların mesane doluluğu ve kan basıncı arasındaki farkı incelemek amacıyla yapıldı. Kan basıncı, cıvalı sphygmomanometer ile ölçüldü. İlk örneklemde (N=70) sırasıyla normotansif bireylerin idrar çıkışı sonrası 5 dk dinlendirilerek (boş mesane) ölçülen KB değeri kaydedildi. İlk ölçümün ardından bireylere 1000 ml-oral su içirilerek bekletildi ve birey idrara sıkıştığını belirttiğinde (dolu mesane) KB değeri tekrar ölçüldü ve kaydedildi. Daha sonra bireylerin mesanesini tekrar boşaltıp (idrar çıkışı sonrası) dinlendirilerek boş mesane ile ölçülen KB değeri tekrardan kaydedildi. İkinci örneklemde (N=80) ilk örneklemdeki işlemler sırasıyla tekrardan ölçüldü ve kaydedildi. Elde edilen bulgulara göre ilk ölçüm yaptıktan sonra, ikinci yapılan ölçümle; mesane doluluğunun sistolik kan basıncını arttırdığı ve bu artışın normotansif bireylerde 7.85±0.002 mmHg, hipertansif olan kişilerde artış sistolik kan basıncında ortalama 7.81±0.002 mmHg olduğu görüldü. İkinci ölçümden sonra yapılan üçüncü ölçümde ise mesanenin boşaltılmasının arkasından sistolik kan basıncında düşüş görüldü. Bu düşüş; normotansif kişilerde 8.12±0.07 mmHg; hipertansif kişilerde 6.99±0.06 mmHg'dır. Mesane doluluğunun diyastolik kan basıncında yaptığı değişiklikler her ölçüm zamanında incelendiğinde; boş mesane ile ölçüm yaptıktan sonra yapılan ikinci ölçüm sonucunda, mesane doluluğunun diyastolik kan basıncını arttırdığı ve bu artışın normotansif kişilerde 5.97±0.11 mmHg; hipertansif kişilerde ortalama 6.53±0.11 mmHg olduğu görüldü. İkinci ölçüm sonrası yapılan üçüncü ölçüm sonucuna göre de, mesane boşaltıldıktan sonra diyastolik kan basıncında düşüş görüldü. Bu düşüş; normotansif kişilerde 4,88±0,04 mmHg, hipertansif kişilerde 5.42±0.04 mmHg olmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada mesane doluluğunun kan basıncını arttırdığı; normotansif ve hipertansif bireylerdeki sistolik ve diyastolik kan basınçlarındaki artış ortalama 5-10 mmHg olduğu tespit edildi.

Kan basıncı
Fatma Gül Turan
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda yatan KOAH'lı hastalarda müzik terapinin dispne şiddeti ve yaşam bulgularına etkisi: randomize kontrollü bir çalışma

Çalışma, 2. basamak yoğun bakım ünitesinde KOAH tanısı ile yatan hastalarda müzik terapinin dispne şiddeti ve yaşam bulguları üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü çalışma olarak yapılmıştır. Bu çalışma bir ilçe devlet hastanesi 2. basamak yoğun bakım ünitesinde, 01.01.2024-19.04.2024 tarihleri arasında yatan 60 hasta ile yapılmıştır. Müzik terapi için deney grubuna (n=30) bir gün süre ile sabah saatlerinde, toplam 30 dakika kulaklık ile Hüseyni makamında enstrümantal pasif müzik dinletisi uygulanmıştır. Kontrol grubuna (n=30) hiçbir uygulama yapılmamıştır. Verilerin toplanması için Demografik Veri Formu, Modifiye Borg Ölçeği ve Yaşam Bulguları Kayıt Çizelgesi kullanılmıştır. Veriler SPSS-27 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Sosyodemografik veriler için sayı ve yüzdelikler hesaplanmıştır. Deney ve kontrol grupları arasındaki farklılıkları incelemek için normal dağılan verilerde bağımsız örneklem t-testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi uygulanmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda veriler normal dağılıyor ise, bağımlı değişken T-testi, normal dağılmıyor ise Wilcoxon testi uygulanmıştır. Analizler 0,05 anlamlılık düzeyinde uygulanmıştır. Deney ve kontrol gruplarının demografik özellikleri, sağlıkla ilişkili özelliklerinin homojen olduğu tespit edilmiştir. Deney ve kontrol grubu dispne şiddeti ve yaşam bulguları açısından karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Ancak deney grubunun grup içi ön-test son-test karşılaştırmalarında hem ilk ölçüme (1. ölçüm) hem de müzik terapiden hemen önceki ölçüme göre (2. ölçüm) müzik terapi uygulandıktan sonraki ölçümlerde (3. ve 4. ölçüm) dispne şiddeti, sistolik kan basıncı ve nabız hızında azalma meydana geldiği; oksijen satürasyonunda ise artma sağlandığı bulunmuştur. Kontrol grubunda ise sadece 1. ölçüme göre 3. ve 4. ölçümlerde istatistiksel fark bulunmuştur. Sonuç olarak müzik terapinin dispne şiddeti ve yaşam bulguları üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı söylenebilir. Hemşireler hastalarda dispne şiddeti, yaşam bulguları ve genel rahatlama açısından kısa süreli rahatlama sağlamak için müzik terapiyi kullanabilirler. Gelecek araştırmalarda geniş örneklem grupları ile farklı müzik türlerinin etkisi incelenebilir; farklı kontrol değişkenleri dikkate alınarak yeni çalışmalar planlanabilir. Ayrıca fizyolojik değişimlerin ve çevresel faktörlerin etkisi göz önünde bulundurulmalı; müzik terapi uygulama süresi artırılmalıdır.

Hafize Aydemir
Süleyman Demirel University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalıkla yaşam ölçeği'nin türk toplumunda geçerlik ve güvenirliğin incelenmesi

Bu araştırma, kronik hastalıklardan en yaygın görülen Diabetes Mellitus (DM), Hipertansiyon (HT) ve diğer kronik hastalık tanısı olan bireylerde Kronik Hastalıkla Yaşam Ölçeği'nin (Escala de Convivencia Con un Proceso Crónico) Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin incelemek amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı olarak iki aşamada yapıldı. Birinci aşama metodolojik, ikinci aşama tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışmanın metodolojik aşamasının örneklemini bir devlet hastanesinin iç hastalıkları kliniğine başvuran DM ve HT tanılı 500 birey, tanımlayıcı aşamasının örneklemini ise DM, HT ve diğer kronik hastalıklara sahip 700 birey oluşturdu. Metodoloji aşamada; ölçeğin geçerliği için dil, kapsam, yüzey ve yapı geçerliliği, yakınsak geçerlik, güvenirliği için iç tutarlılık (Cronbach Alfa), zamana karşı değişmezlik incelendi. Zamana göre değişmezlik için test tekrar test yöntemi kullanıldı. 30 hastaya on dört gün arayla iki kez ölçek uygulandı. Tanımlayıcı aşamada ise ortalama, standart sapma, sayı ve yüzde değerler hesaplandı ve gruplar arası karşılaştırmalarda bağımsız gruplarda t testi, ANOVA, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis testi yapıldı. Elde edilen istatiksel sonuçlar %95 güven aralığında, p<0,05 düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Veriler kişisel bilgi formu, Kronik Hastalıkla Yaşam Ölçeği ile toplandı. Kronik Hastalıkla Yaşam Ölçeği'nin metodolojik aşamasında; kapsam geçerlik indeksi (Ö-KGİ) 0,959 bulundu. Doğrulayıcı faktör analizi (DFA) sonucunda ölçeğin orijinalinde olduğu gibi 5 alt boyutlu yapı ve 26 madde olarak doğrulandı. DFA sonucuna göre uyum indeksi değerleri (χ²/df) 3,91; RMSEA 0,076; SRMR 0,075; RMR 0,90; GFI 0,80; CFI 0,97; IFI 0,97; RFI 0,96; NFI 0,97; NNFI 0,97 olarak belirlendi. Bu değerler kabul edilebilir ve mükemmel uyum sınırları içindedir. Yakınsak geçerlik sonuçlarında CR değerleri 0,777-0,917 arasında, AVE değerleri ise 0,469- 0,651 arasında değişti. Ölçeğin cronbach alfa katsayısı 0,940 ve test tekrar test korelasyon katsayısı 0,99 bulundu. İki yarı güvenilirliğinde ise istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (t=-48,48; p=0,000) belirlendi. Tanımlayıcı aşamada ise; cinsiyet grubunda fark bulunmadı (p>0,05). Yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, kronik hastalık türü, kronik hastalık tanısı aldıkları yıl ve sürekli kullandığı ilaç sayısına göre kronik hastalıkla yaşam düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). 18-65 yaş bireylerin diğer yaş gruplarından, bekarların evlilerden, üniversite mezunlarının diğer eğitim düzeylerinden, sadece bir kronik hastalığa sahip olanların birden fazla kronik hastalığa sahip olanlardan, bir yıldır kronik hastalığa sahip olanların birden fazla yıldır sahip olanlardan kronik hastalıkla yaşam düzeyleri daha yüksek bulundu (p<0,05). Yapılan çalışmanın sonunda Kronik Hastalıkla Yaşam Ölçeği'nin Türk dili için geçerli ve güvenilir olduğu belirlendi.

Merve Can
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda external nitrik oksit (NO) uygulamasının yara iyileşmesine etkisinin incelenmesi

Amaç: Preklinik, in vivo ve deneysel olarak tasarlanmış olup laboratuvar koşullarında gerçekleştirilmiş olan bu çalışmanın amacı; yara modeli oluşturulan ratlarda yara iyileşmesini hızlandırmak, yaranın iyileşmesini sağlamak ve kötüleşmesini engellemek için NO uygulamasının (inhaler, topikal ve inhaler+topikal) etkisini, spontan iyileşen yaralarla karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya başlamak için Süleyman Demirel Üniversitesi Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu'ndan izin alınmıştır. Çalışma kapsamında 28 adet rat rastgele dört gruba ayrılmıştır. Birinci gruba sadece inhaler NO (Grup İ), ikinci gruba sadece yara üzerine topikal NO (Grup T), üçüncü gruba kombine olarak hem inhaler hem topikal NO (Grup İ+T), uygulanırken dördüncü grup kontrol grubu (Grup K), olarak belirlenmiştir. Tüm gruplardan 5. 10. ve 15. günlerde alınan doku örnekleri optimal protokollerden geçirilmiş Hematoksilen&Eozin (H&E) ve Masson Trikrom (MT) boyamaları yapılarak histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel olarak da yorumlanmıştır. Bulgular: Topikal ve kombine NO uygulamalarının, inflamasyonun daha erken ortadan kalkmasını sağladığı ve rejeneratif/remodeling fazlarını da anlamlı şekilde hızlandırdığı gözlemlenmiştir. İyileşme sürecinin sıralaması, Grup İ+T > Grup T > Grup İ > Grup K şeklinde saptanmıştır. Sonuç: NO'nun yara iyileşmesini destekleyici etkileri olduğu görülmekle birlikte, bu etkinin optimum doz ve uygulama yoluna bağlı olduğu da görülmektedir. Özellikle topikal ve kombine uygulamaların rejeneratif/ remodeling süreçlerde daha etkili olduğu saptanmıştır. NO'nun tedavi edici potansiyelinin klinik uygulamalara aktarılabilmesi için dozaj, uygulama süresi ve farmakokinetik parametrelerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Nitrik oksitYara iyileşmesi
Sinan Topuz
Süleyman Demirel University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan bireylerde büzük dudak solunum egzersizi ve kahkaha terapisinin dispne, sağlık durumu ve bakım bağımlılığına etkisi

Bu araştırma büzük dudak solunum egzersizi ve kahkaha terapisinin Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde dispne şiddeti, sağlık durumu ve bakım bağımlılığına etkisinin belirlenmesi amacıyla, tek kör, dikkat eşleştirilmiş kontrol gruplu, randomize, deneysel bir çalışmadır. Araştırma Ankara'da buluna bir kamu hastanesinin göğüs hastalıkları biriminde toplam 63 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastalar sigara içme durumu ve KOAH Değerlendirme Testi puanlarına göre tabakalandırılıp, randomize şekilde 2 müdahale grubu ve 1 kontrol grubuna atanmıştır. Müdahale gruplarındaki hastalara ilk görüşme esnasında müdahale eğitimi ve uygulaması yaptırılarak eğitim videosu ve broşür verilmiştir. Kontrol grubundaki hastalara da akciğer yapısı ve işleyişi hakkında yüz yüze eğitim gerçekleştirilip, broşür verilerek dikkat eşleştirmesi yapılmıştır. Büzük dudak solunum egzersizi ve kahkaha terapisi müdahale gruplarındaki hastalardan 8 hafta boyunca haftada 3 gün (pazartesi, çarşamba, cuma) bu uygulamaları yapmaları istenmiş ve belirlenen bir günde görüntülü görüşme ile hasta ile beraber yapılmıştır. Dispne 12 Ölçeği, KOAH Değerlendirme Testi ve Bakım Bağımlılığı Ölçeklerinin uygulaması ve verilerin analizinde gruplar körlenmiştir. Araştırmada büzük dudak solunum egzersizi ve kahkaha terapisinin KOAH hastalarında dispne şiddetini azaltılması (p<0.05) ile sağlık durumunun iyileştirilmesinde etkili olduğu (p<0.05) ve bununla birlikte 4 hafta ara verilmesinin ardından dispne şiddeti üzerine olumlu etkinin devam ettiği (p<0.05) görülmüştür. Ek olarak büzük dudak solunum egzersizi ve kahkaha terapisinin bakım bağımlılığına herhangi bir etkisi olmadığı (p>0.05) sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Büzük Dudak Solunum Egzersizi, Dispne, Kahkaha Terapisi, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, Sağlık Durumu

Goncagül Aldan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

65 yaş ve üzeri hipertansif bireylerde öz bakım, tedaviye uyum ve kırılganlık: Korelasyonel bir çalışma

Bu çalışmanın amacı, 65 yaş ve üzeri hipertansif bireylerde öz bakım, tedaviye uyum ve kırılganlık düzeyini belirlemek ve bu değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkisini incelemektir. Bu korelasyonel araştırma, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Polikliniğinde 30 Kasım 2022-30 Eylül 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma örneklemini, 65 yaş ve üzeri hipertansif bireyler (n=224) oluşturmuştur. Katılımcılara, "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hipertansiyon Öz Bakım Ölçeği", "Hill-Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği" ve "Edmonton Kırılganlık Ölçeği" yüz-yüze görüşme yoluyla uygulanmıştır. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, medyan, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U, ANOVA testi, Kruskal Wallis testi, çoklu lojistik regresyon analizi ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Bireylerin %66,5'i kadın olup, yaş ortalaması 75,61±6,03 yıldır. Katılımcıların %92,0'ının öz bakım düzeyinin yetersiz olduğu, tamamında tedaviye uyumsuzluğun bulunduğu, %20,5'inin hafif ve 6,7'sinin şiddetli kırılgan olduğu belirlenmiştir. Evde düzenli kan basıncı ölçtüren, kan basıncındaki değişimi fark eden ve hipertansiyona yönelik eğitim alan bireylerin öz bakım puanları daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Kadın, bekâr ve ilkokul mezunu olanların kırılganlık düzeyleri daha yüksektir (p<0,05). Öz bakım düzeyi arttıkça tedaviye uyum ve kırılganlığın azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Test edilen yapısal eşitlik modeline göre, öz bakımın kırılganlık üzerinde (R2=-0,379), tedavi uyumunun öz bakım üzerinde (R2=-0,516) direkt etkileri olduğu belirlenmiştir (p<0,05). İlgili modelin Edmonton Kırılganlık Ölçeği puanlarındaki varyansın %26,6'sını açıkladığı görülmüştür. Hemşirelerin 65 yaş ve üzeri hipertansif bireyleri öz bakım ve tedaviye uyum açısından yakın izlemeleri ve rutin olarak kırılganlık değerlendirmesi yapmaları önemlidir. Öz bakımın geliştirilmesi ve kırılganlığı etkileyebilen diğer değişkenlerin belirlenmesi için ileri çalışmalar önerilmektedir.

Kübra Çili
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Roper, logan ve tierney günlük yaşam aktiviteleri modeline göre yapılandırılan ve farkındalıkla desteklenen eğitim programının hipertansif bireylerde öz bakım, ilaç uyumu ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisi

Bu randomize kontrollü araştırmanın amacı, Roper, Logan ve Tierney günlük yaşam aktiviteleri modeline dayalı, farkındalıkla desteklenen eğitim programının hipertansif bireylerde öz bakım, tedavi uyumu ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisinin değerlendirilmesidir. Mart 2023-Mayıs 2024 tarihlerinde, Sağlık Bakanlığı Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji polikliniğinde evre I hipertansiyon tanısı olan bireyler tabakalı randomizasyon ile müdahale (n=35) ve kontrol (n=35) gruplarına atanmıştır. Müdahale grubuna 8 hafta boyunca haftada bir defa, her biri 45 dakika süren, Roper, Logan ve Tierney günlük yaşam aktiviteleri modeline dayalı ve farkındalıkla desteklenen çevrimiçi eğitim verilmiştir. Kontrol grubuna ise rutin bakım dışında ek bir müdahalede bulunulmamıştır. Araştırma verileri, Katılımcı Bilgi Formu, Hipertansiyon Takip Formu, Metabolik Kontrol Değişkenleri İzlem Formu, Hipertansiyon Öz Bakım Profili Ölçeği, Hill-Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Hipertansiyon Bilgi Değerlendirme Formu yardımı ile kardiyoloji polikliniğinde yüz-yüze toplanmıştır. Verilerin analizinde Student t, Mann-Whitney U, eşleştirilmiş t ve Friedman testleri kullanılmıştır. Araştırmada müdahale grubunda, sistolik ve diyastolik kan basıncı değerlerinde düşme, öz bakım, tedavi uyumu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve bilinçli farkındalık puanlarında 8. ve 12. haftada kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artış olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu bulgulara ek olarak, 8. haftada müdahale grubunda kontrol grubuna göre açlık kan şekeri, düşük dansiteli lipoprotein ve serum sodyum düzeyi daha düşük, yüksek dansiteli lipoprotein ve serum potasyum düzeyi daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Son olarak, 8. haftada müdahale grubunun hipertansiyon bilgi düzeyi kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonuçları, günlük yaşam aktiviteleri modeline dayalı olarak geliştirilen ve farkındalıkla desteklenen hipertansiyon öz yönetim eğitim programının hipertansiyona yönelik bilgi düzeyi, sistolik ve diyastolik kan basıncı, öz bakım, tedaviye uyum, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını geliştirmede ve bilinçli farkındalığı arttırmada katkılar sağladığını ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular doğrultusunda, klinik uygulamalarda hipertansiyonun yönetimine destek olmada hemşirelik teorilerine dayalı sunulan programların arttırılması gereklidir. Ayrıca, hipertansiyon tedavisine uyumun desteklenmesi ve hedeflenen sağlıklı yaşam bçimi davranışlarının kazandırılmasında daha büyük örneklem gruplarıyla uzun vadeli izlemi hedef alan ileri klinik araştırmaların tasarlanması önerilmektedir.

Hastane hemşireleriKardiyovasküler hemşirelikPrimer bakım hemşireliği
Hacer Eroğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellitus hastalarına hemşire liderliğinde verilen diyabetik ayak öz-yönetim eğitim programının diyabetik ayak bilgisi, ayak bakım davranışı, hasta uyumu ve öz etkililik düzeyine etkisi: randomize kontrollü çalışma

Araştırma, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM) hastalarına hemşire liderliğinde verilen diyabetik ayak öz-yönetim eğitim programının (DAÖYEP) diyabetik ayak bilgisi, ayak bakım davranışı, hasta uyumu ve öz etkililik düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü müdahale çalışması tasarımında gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ocak 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında, Ankara Etlik Şehir Hastanesi Genel Hastane Endokrinoloji polikliniklerinde müdahale (n=25) ve kontrol (n=23) grubu olacak şekilde 48 katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırmada blok randomizasyon yöntemi kullanılmıştır. Müdahale grubundaki katılımcılara sekiz hafta boyunca DAÖYEP uygulanırken, kontrol grubundaki katılımcılara araştırmanın başlangıcında yalnızca bir kez olmak üzere pankreas anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili genel bilgiler anlatılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Diyabetik Ayak Bilgi Ölçeği, Ayak Bakımı Davranış Ölçeği, Kronik Hastalıklar Uyum Ölçeği, Diyabetik Ayak Bakımı Öz-Etkililik Ölçeği, Diyabetik Ayak Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Müdahale grubunda DAÖYEP sonrası diyabetik ayak bilgi puanlarının zaman içerisinde anlamlı bir şekilde arttığı (p=0,001) belirlenmiştir. Ek olarak, müdahale grubunun ayak bakım davranışları (p<0,001) ve öz etkililik düzeylerinde de (p=0,008) dördüncü ve sekizinci haftaların sonunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı bir artış olduğu saptanırken; kronik hastalık uyum puanları açısından anlamlı bir farklılık olmadığı (p=0,988) bulunmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda, Tip 2 DM hastalarına hemşire liderliğinde verilen DAÖYEP'in bireylerin diyabetik ayak bilgisi, ayak bakım davranışı ve öz etkililik düzeyini artırmada etkili bir müdahale olduğu sonucuna varılmıştır. Hemşire liderliğinde yürütülecek DAÖYEP'in mevcut diyabet eğitim polikliniklerinde sürdürülen diyabet eğitim uygulamalarına dahil edilerek yaygınlaştırılması önerilmektedir.

Emine Çelik Polat
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabeti olan bireylerde psikososyal uyum ve hastalık algısının tedavi uyumuna etkisi

Araştırma, Tip 2 diyabeti olan bireylerde psikososyal uyum ve hastalık algısının tedavi uyumu üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak 16 Ekim 2023- 05 Nisan 2024 tarihleri arasında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniği'nde Tip 2 diyabet tanısı ile takip edilen 150 katılımcı ile yürütülmüştür. Veriler Tanıtıcı Bilgiler Formu, Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği, Hastalık Algısı Ölçeği ve Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler ile bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi; üç ve daha fazla grubun karşılaştırılması için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Katılımcıların Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği toplam puanı ortalamaları 73,51 ± 9,18 olduğu ve kötü psikososyal uyum düzeyine sahip oldukları belirlenmiştir. Katılımcıların hastalık algısının olumsuz olduğu saptanmıştır. Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği toplam puanı ortalamaları 66,17 ± 6,97 ve tedavi uyumunun orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Diabetes Mellitus Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği puanları ile Hastalık Algısı Ölçeğinin Süre (Akut/Kronik), Süre (Döngüsel), Kişisel Kontrol ve Tedavi Kontrolü alt ölçekleri arasında negatif, Sonuçlar alt ölçeği arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Hastalık Algısı Ölçeğinin kişisel kontrol alt ölçeği ile HbA1c düzeyinin pozitif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği toplam puanları ile Hastalık Algısı Ölçeğinin Sonuçlar alt ölçeği arasında pozitif ve Tedavi Kontrolü, Hastalığı Anlayabilme, Süre (Döngüsel) alt ölçekleri arasında negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Çalışma sonuçlarına göre tip 2 diyabet tanısı olan bireylerin psikososyal uyumlarına etki eden faktörlerin belirlenmesi, hastalık algılarını olumlu etkileyerek tedavi uyumlarını güçlendirecek eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir.

Kadriye Bilgin Gündere
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tamamlayıcı ve integratif müdahalelerin erişkin yoğun bakım hastalarında ağrı ve deliryum yönetimi üzerindeki etkileri: sistematik derleme ve meta-analiz çalışması

Ağrı ve deliryum yoğun bakım hastalarında oldukça sık karşılaşılan durumlardır. Yoğun bakım şartlarının günümüzde iyileşmiş olması mortalitenin düşmesine aynı zamanda yoğun bakımda kalış süresinin de uzamasına sebep olmaktadır. Yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) yatan birçok hasta tedavi için yapılan invaziv girişimlere ek olarak istirahat halinde bile ağrı hissetmektedir. Yoğun bakımda geçirilen bu süre zarfında hastalar hissettikleri ağrıya bağlı olarak, uyku sorunları yaşamaktadırlar. Dolayısıyla uykusuzluk da hastaların deliryum atakları geçirmelerine neden olmaktadır. Hastaların yoğun bakım sürecinde yaşadıkları ağrı ve deliryum hastaların tedaviye uyumlarını olumsuz etkileyip iyileşmede gecikmeye sebep olur. Bu nedenle yoğun bakım sürecinde hastaların ağrılarını azaltılmak ve deliryum atakları geçirmelerinin önüne geçebilmek amacıyla tamamlayıcı ve integratif yöntemlerin kullanılması önerilmektedir. Bu araştırmada tamamlayıcı ve integratif müdahalelerin yoğun bakım hastalarında ağrı ve deliryum yönetimi üzerindeki etkisini araştıran çalışmaların incelenmesi ve meta-analizinin yapılması amaçlanmaktadır. Verilerin Toplanması Bu sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasına dahil edilecek çalışmalardan ilgili verileri elde etmek için veri kodlama formu oluşturulacaktır. Bu formda incelenen her araştırma için araştırmanın detaylı özellikleri kaydedilecektir. Verilerin Değerlendirilmesi Verilerin değerlendirilmesinde araştırmaya dahil edilecek çalışmaların özellikleri, tanımlayıcı istatistikler kullanılarak sunulacaktır. Comprehensive Meta-Analysis yazılımı, sü rüm 3.0 (Biostat Englewood, NJ) kullanılarak meta-analiz yapılacaktır. Ağrı şiddeti ve deliryum süresinin etki büyüklüğü vb gibi değerlendirmelerde standartlaştırılmış ortalama fark, ağrı ve deliryum insidansı gibi değerlendirmelerde odds ratio değerleri hesaplanacaktır. Bir alt grup analizi olarak, bireysel müdahaleler için sonuç değişkenleri için etki büyüklükleri hesaplanacaktır. Ek bir analiz olarak, istatistiksel olarak anlamlı bireysel müdahaleler arasındaki etki büyüklüğündeki farkı analiz etmek için varyansın meta-analizi kullanılacaktır. Çalışma kalitesinin ve tasarımının etki büyüklüğü entegrasyonu üzerindeki etkisini değerlendirmek için duyarlılık analizinden faydalanılacaktır. Huni grafiği ile çalışmalardaki yanlılık incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım, kritik hasta, tamamlayıcı müdahale, integratif müdahale, randomize kontrollü çalışma, yarı deneysel çalışma

Sabahat Sivri Dağlı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer tanılı bireylerin bakım verenlerinin desteklenmesine yönelik hemşirelik öğrencilerine verilen oyunlaştırılmış standart hasta eğitiminin bilgi, memnuniyet ve algılanan öğrenme düzeyine etkisi

Araştırmada Alzheimer tanılı bireylerin bakım verenlerinin desteklenmesine yönelik hemşirelik öğrencilerine verilen oyunlaştırılmış standart hasta eğitiminin bilgi, memnuniyet ve algılanan öğrenme düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize deneysel çalışma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi bölümü 2. Sınıfta olup İç Hastalıkları Hemşireliği dersi alan 52 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmada öğrenciler Alzheimer Hastalığı ve Hemşirelik Bakımı teorik dersini aldıktan sonra Müdahale Grubu 1 ve Müdahale Grubu 2 olmak üzere iki gruba ayrılmış, Müdahale grubu 1'de bulunan öğrencilere oyunlaştırılmış standart hasta, müdahale grubu 2 grubunda bulunan öğrencilere ise yalnızca oyunlaştırma uygulanmıştır. Araştırmada veriler Alzheimer Hastasının Bakımına İlişkin Bilgi Testi, Öğrencilerin Öğrenme Çıktılarından Memnuniyeti Anketi (ÖÖÇMA) ve Algılanan Öğrenme Ölçeği (AÖÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum, Shapiro Wilk testi, bağımsız örnekler t testi, Mann Whitney U, eşli örnekler t testi, Wilcoxon testi ve Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre müdahale 1 ve 2 grubu arasında bilgi, memnuniyet ve algılanan öğrenme düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Araştırmanın sonuçları oyunlaştırmanın hemşirelik eğitiminde kullanılabilecek yenilikçi eğitim uygulamalarından biri olabileceğini ve diğer yenilikçi eğitim uygulamalarına entegre edilerek daha da etkili hale gelebileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, oyunlaştırılmış standart hastanın hemşirelik eğitimine entegre edilmesi için daha çok çalışmanın yapılması önerilmektedir.

Alzheimer hastalığıÖğrenciler-hemşirelik
Murat Gökhan Kabal
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kırılganlık gelişiminin bütünleştirici modeline göre yoğun bakım ünitesinde yatan yaşlı bireylerde kırılganlığa yol açan faktörlerin incelenmesi

Tanımlayıcı, kesitsel tasarımı olan bu araştırmanın amacı yoğun bakımda yatan yaşlı bireylerde kırılganlığa yol açan risk faktörlerini, Kırılganlık Gelişiminin Bütünleştirici Modeli kapsamında incelemektir. Çalışma Kasım 2022- Mart 2023 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi, Genel Hastane Yoğun Bakım Ünitelerinde yapılmıştır. Araştırma örneklemini 256 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBD-2), Mini Nütrisyonel Değerlendirme Ölçeği (MND) ve Edmonton Kırılganlık Ölçeği kullanılmıştır. SPSS 23 programında Spearman korelasyon katsayısına bakılmış; Mann Whitney–U testi, Kruskal Wallis testi ve çoklu doğrusal regresyon çözümlemesi yapılmıştır. Analiz sonucunda hastaların kırılganlık puan ortalaması 7,36±4,55 olarak saptanmıştır. Kırılganlık ile ileri yaş (p<0,001), kadın cinsiyet (p=0,048), düşük eğitim seviyesi (p=0,022), düşük gelir düzeyi (p<0,001), akut böbrek yetersizliği ön tanısına sahip olma (p=0,028), son bir yılda hastaneye yatırılma öyküsü (p<0,001) ve son bir yılda düşme öyküsü (p=0,039) değişkenleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). SYBD-2 ölçek puanı (r: -0,625) ve MNA ölçek puanı (r:-0,660) ile kırılganlık arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Yaş arttıkça, SYBD-2 ölçek puanı ve MNA ölçek puanı azaldıkça kırılganlık düzeyleri artmaktadır (p<0,001). Yoğun bakımda yatan yaşlı bireylerde Kırılganlık Gelişiminin Bütünleştirici Modeli kapsamında kırılganlık risk faktörlerinin erken dönemde taranması ve kapsamlı hemşirelik bakımının planlanması önerilmektedir.

Müberra Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

65 yaş üstü kırılgan bireylere bakım verenlerde bakıma hazır oluşluk, bakım yükü ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin aktör partner karşılıklı bağımlılık modeline göre incelenmesi

Bu araştırma, 65 yaş üstü kırılgan hastaya bakım verenlerde bakıma hazır oluşluk, bakım yükü ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeline (APKBM) göre incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmaya 65 kırılgan birey ve 65 bakım veren dahil edilmiştir. Araştırma verileri 65 yaş üstü bireyler için; Tanıtıcı Bilgi Formu, Edmonton Kırılganlık Ölçeği, Bakım Bağımlılığı Ölçeği, 65 yaş üstü bireylere bakım verenler için; Bakım Veren Tanıtıcı Bilgi Formu, Bakım Vermeye Hazır Oluşluk Ölçeği, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği (ZBYÖ) ve Kısa Form-36 (SF-36) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde; Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli için oluşturulan teorik modelde, ölçekler arası ilişkilerde yol analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; Edmonton Kırılganlık Ölçeği toplam puan ortalamaları 9,89 (Q1-Q3: 9-11), Bakım Bağımlılığı Ölçeği puan ortalamaları 48,84 (Q1-Q3: 34-65), Bakım Vermeye Hazır Oluşluk Ölçeği puan ortalamaları 23,01 (Q1-Q3: 18-29), Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği puan ortalamaları 42,56 (Q1-Q3: 28-56) olarak bulunmuştur. Bakım verenlerin yaşam kalitesi puan ortalaması en düşük emosyonel rol güçlüğü (39,46 puan), en yüksek fiziksel fonksiyon (74,38 puan) alt boyuttadır. Kırılganlık ile bakım bağımlılığı puanı arasında istatistiksel açıdan negatif ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Edmonton kırılganlık puanının; yaşam kalitesinin emosyonel rol güçlüğü puanını negatif ve istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde etkilediği saptanmıştır (Beta=-5,782) (p<0.05). Kovaryans ilişkilerine bakıldığında, bakım vermeye hazır oluşluk puanı ile bakım yükü puanı arasında negatif; yaşam kalitesinin ağrı, genel sağlık, vitalite, sosyal fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü ve mental sağlık düzeyi arasında pozitif ve istatistiksel açıdan anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (sırasıyla; B=-56,409; B=51,124; B=40,779; B=44,773; B=49,415; B=66,689; B=45,369) (p<0,05). Bakım verme yükü puanı ile yaşam kalitesi fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, vitalite, sosyal fonksiyon, emosyonel rol güçlüğü ve mental sağlık düzeyi arasında pozitif yönlü istatistiksel açıdan anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (sırasıyla; B=-117,492; B=-166,860; B=-219,437; B=169,313; B=-303,550; B=-280,982; B=-311,393; B=-210,758) (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, 65 yaş üstü kırılgan bireylere bakım verenlerde bakıma hazır oluşluk, bakım yükü ve yaşam kalitesi arasında ilişki olduğu söylenebilir.

Pınar Gürün
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatör takılan hastalara kanıta dayalı rehber ile verilen bakımın kabullenme, memnuniyet, özetkililik ve sonuç beklentilerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, ilk defa implante edilebilen kardiyoverter defibrilatör takılacak hastaların implantasyon işlemi öncesi ve sonrası hemşirelik bakım uygulamalarını içeren kanıta dayalı rehber ile verilen hemşirelik bakımının implante edilebilen kardiyoverter defibrilatörü kabullenme, hasta memnuniyeti, öz etkililik ve sonuç beklentileri düzeyine etkisini değerlendirmektir. Yarı deneysel müdahale çalışması olarak yürütülen araştırma, 16 Ağustos 2021- 17 Kasım 2022 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Yüksek İhtisas Kalp-Damar Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Pre-op/Post-op koroner anjiyografi ünitesine ilk defa implante edilebilen kardiyoverter defibrilatör takılmak üzere başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 60 hasta (30 kontrol ve 30 müdahale grubu) ile tamamlanmıştır. Araştırmanın hazırlık aşamasında, kanıta dayalı rehber adaptasyonu yapılmıştır. Adapte edilen rehber doğrultusunda bakımın klinikte uygulanması ve kanıtların kliniğe aktarılması Johns Hopkins Kanıta Dayalı Uygulama Modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın uygulaması öncelikle klinikte uygulanan rutin hemşirelik bakımını alan kontrol grubu ile yapılmıştır. Müdahale grubuna araştırmacı rehberliğinde hemşireler tarafından implante edilebilen kardiyoverter defibrilatör implantasyon işlem öncesi ve sonrası dönemde kanıta dayalı rehber ile bakım verilmiştir. Araştırma verileri Hasta Tanıtım Formu, Taburculuk Formu, Florida Hasta Kabullenme Ölçeği, İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatör İKD İmplantasyonundan Sonra Öz Etkililik ve Sonuç Beklentileri Ölçeği ile taburculuktan sonra 7. ve 30. günde ve taburculukta Newcastle Hemşirelik Bakımından Memnuniyet Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma sonucunda; kanıta dayalı rehber ile verilen bakımın implante edilebilen kardiyoverter defibrilatör implantasyon sonrası implante edilebilen kardiyoverter defibrilatörü kabullenmeyi sağladığı, öz etkililik, sonuç beklentileri ve hemşirelik bakımından memnuniyeti arttırdığı saptanmıştır (p<0,05). Bu sonuçlara göre; ilk defa implante edilebilen kardiyoverter defibrilatör takılacak hastaların hemşirelik bakımı için geliştirilen rehberin klinikte kullanılması ve bakımın işlem öncesi dönemde başlaması önerilmektedir.

Defibrilatörler-implante edilebilirHasta bakımıHemşireler+3
Arnel Böke Kılıçlı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi ilişkili periferik nöropatinin biyopsikososyal modele göre incelenmesi

Tanımlayıcı kesitsel tasarıma sahip bu araştırmanın amacı, kemoterapi ilişkili periferik nöropatinin (KİPN) biyopsikososyal model kapsamında biyolojik sağlık, algılanan esenlik ve sosyal iyilik durumları ile arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma 20 Eylül-2021-24 Mart 2023 tarihleri arasında Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Onkoloji Klinik ve Polikliniklerinde yapılmıştır. Araştırma örneklemini, dahil edilme kriterlerini sağlayan 109 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında Hasta Bilgi Formu Kemoterapiye Bağlı Periferik Nöropati Ölçeği (EQRTC QLQ CIPN 20), Algılanan Esenlik Ölçeği ve Sosyal İyi Olma Ölçeği kullanılmıştır. SPSS 23 programında Pearson korelasyon testi, Bağımsız örneklem t testi ve ANOVA testi yapılmıştır. Analiz sonucunda, EQRTC QLQ CIPN 20'nin duyusal, motor ve otonomik alt boyutları ile Algılanan Esenlik Ölçeği'nin fiziksel alt boyutu arasında negatif yönlü zayıf korelasyon saptanmıştır (p˂0,05). EQRTC QLQ CIPN 20'nin otonomik alt boyutu ile Algılanan Esenlik Ölçeği'nin sosyal alt boyutu arasında negatif yönlü zayıf düzeyde ilişki saptanmıştır (p˂0,05). Lise ve üzeri seviye eğitim alanlarda (ilkokul ve altı gruba göre) EQRTC QLQ CIPN20 puanı daha yüksek saptanmıştır (p˂0,05). Yaş arttıkça, erkeklerde, kemoterapiye ek immünoterapi almayanlarda, ek stresörü olmayanlarda, çalışmayanlarda, evde eşinden bakım desteği alanlarda, eşiyle yaşayanlarda algılanan esenlik düzeyi yüksek bulunmuştur (p˂0,05). Yaş ve kür sayısı arttıkça, kök hücre nakli olmayanlarda, ek stresörü olmayanlarda, ilkokul ve altı düzey eğitime sahip olanlarda ve yalnız yaşayanlarda sosyal iyi olma düzeyi daha yüksek bulunmuştur (p˂0,05). KİPN semptomlarının biyolojik, psikolojik ve sosyal semptomlar yönünden bütüncül değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kemoterapi, kanser, periferik nöropati, biyopsikososyal model

Biyopsikososyal yaklaşımNeoplazmlarNöropatiler+1
Selin Sevinçelli
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasiteye etkisi

Bu ön test-son test randomize kontrollü araştırmanın amacı romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesinin Romatoloji Polikliniğinde ılık tuzlu su (n=18), ılık su (n=18) ve kontrol grubu(n=18) olacak şekilde 54 hasta ile yürütüldü. Araştırmada randomizasyon yöntemi kullanıldı. Hastalar ağrı skoruna göre (5-7) ve (8-10) olarak tabakalandırıldı. Ilık tuzlu su ve ılık su grubundaki hastalara uygulamanın nasıl yapılacağı video eğitimi ile anlatıldı. Bu gruptaki hastalar verilen eğitim doğrultusunda altı hafta boyunca haftada üç kere 41°C ılık tuzlu ve ılık su banyosunu uyguladı. Kontrol grubundaki hastalara rutin tedavi ve bakım dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Araştırmada Visual Analog Skala, Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, Sağlık Değerlendirme Anketi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ılık tuzlu su, ılık su ve kontrol grupları arasında ön test ve son test ağrı ve yorgunluk düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05) ağrıda ılık tuzlu suyun ılık suya göre; yorgunlukta ılık suyun ılık tuzlu suya göre daha etkili olduğu sonucuna varıldı. Üç grup arasında fonksiyonel kapasite ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir fark yokken (p>0,05) ılık tuzlu ve ılık suyun uyku üzerinde aynı etkiye sahip olduğu; fonksiyonel kapasite üzerinde ise yalnızca ılık tuzlu suyun etkisi olduğu belirlendi. Romatoid artritli hastalarda semptom yönetimi için verilecek eğitim ve uygulamalarda ılık tuzlu su banyosu ve ılık su banyosuna da yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, fonksiyonel kapasite, hemşire, ılık su banyosu, ılık tuzlu su banyosu, romatoid artrit, uyku kalitesi, yorgunluk.

Artrit-romatoidAyakAğrı+7
Okşan Aktaş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşemenin kaşıntı, anksiyete ve dermatolojik yaşam kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi

Bu randomize kontrollü çalışmada, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme girişimlerinin, kaşıntı semptomu, anksiyete ve dermatolojik yaşam kalitesi üzerine etkisininin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 4 Ocak 2020-26 Şubat 2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Diyaliz Ünitesi ve Başkent Üniversitesi Ümitköy ve Çiğdem Diyaliz Merkezlerinde üç grupta toplam 47 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalar hemodiyaliz tedavi yılı ve 5-D Kaşıntı Ölçeği puanları dikkate alınarak blok randomizasyon yöntemi ile müdahale (sanal gerçeklik oyun, otojenik gevşeme) ve kontrol gruplarına atanmıştır. Sanal gerçeklik oyun (n: 15) ve otojenik gevşeme (n: 16) müdahale gruplarındaki hastalara ilk hafta sanal gerçeklik ya da otojenik gevşeme uygulaması öğretimi yapılmıştır. Kontrol grubu hastalarına ilk hafta (n: 16) böbrek fonksiyonu öğretimi yapılmıştır. Müdahale grubundaki hastalar evde, dört hafta boyunca hemodiyaliz seansından bir gün önce haftada üç kez sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme uygulaması yapmış ve iki hafta uygulamalara ara verilmiştir. Araştırma verileri birinci haftanın ilk hemodiyaliz seansında (t0) ve üçüncü seansında (t1), beşinci haftanın son seansında (t2) ve yedinci haftanın son seansında (t3) yüz yüze toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, 5-D Kaşıntı Ölçeği, Durumluk-Süreklik Kaygı Ölçeği ve Dermatoloji Yaşam Kalitesi İndeksi kullanılmıştır. Müdahale gruplarındaki hastaların, beşinci ve yedinci haftada 5-D Kaşıntı Ölçeği ve Durumluk-Süreklik Kaygı Ölçeği puanlarında anlamlı düzeyde azalma ve beşinci haftada Dermatoloji Yaşam Kalitesi İndeksi puanında anlamlı düzeyde azalma görülmüştür. Hemodiyaliz hastalarında görülen kaşıntı semptomuna yönelik olarak sanal gerçeklik oyun uygulaması ve otojenik gevşeme girişimlerini içeren bakım yaklaşımlarının klinik protokollerde yer alması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: anksiyete, dermatolojik yaşam kalitesi, hemşirelik, kaşıntı, otojenik gevşeme, sanal gerçeklik.

AnksiyeteGevşemeHemşireler+6
Neşe Altınok Ersoy
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında sıcak ve soğuk kompres uygulamalarının kas krampları, yorgunluk ve hemodiyaliz konforuna etkileri: Plasebo kontrollü randomize çalışma

Bu çalışmanın amacı hemodiyaliz hastalarında intradiyalitik dönemde uygulanan sıcak ve soğuk kompres uygulamalarının kas krampları, yorgunluk ve hemodiyaliz konforuna etkisinin belirlenmesidir. Araştırma, randomize şekilde sıcak kompres (grup A=23), soğuk kompres (grup B=23) ve plasebo kontrol (grup C=23) gruplarına dağıtılan 69 hemodiyaliz hastası ile tamamlanmıştır. Araştırmanın müdahalesi kapsamında, 12 hemodiyaliz seansı boyunca araştırmacı tarafından Termo Jel Kompress® kullanılarak Grup A'daki hastalara sıcak, Grup B'deki hastalara soğuk; Grup C'daki hastalara oda ısısında plasebo uygulama yapılmıştır. Araştırmanın verileri uygulama öncesi veri toplama seansı (t0), uygulama seansları (t1-12) ve uygulama sonrası takip amaçlı izlem seansında (t13) Hasta Tanıtıcı Form, Kramp Epizotu Takip Çizelgesi, Piper Yorgunluk Ölçeği ve Hemodiyaliz Konfor Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Sıcak ve soğuk kompres uygulamaları, hastalarda kramp gelişimini ve yorgunluk şiddetini anlamlı derecede azaltmıştır (p<0,05). Aynı zamanda hemodiyaliz hastalarında konfor düzeyini anlamlı şekilde artırmıştır (p<0,05). Soğuk kompres uygulamaları karşılaştırıldığında, sıcak kompresin krampların önlenmesi, yorgunluk şiddetinin azaltılması ve konforun artırılmasında daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,05). Hemodiyaliz hastalarında kramp ve yorgunluğun yönetiminde ve konfor düzeyinin artırılmasında sıcak uygulama öncelikli olmak üzere sıcak ve soğuk kompres kullanımı önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Hemşirelik bakımı, Kas Krampları, Konfor, Sıcak Uygulama, Soğuk Uygulama, Yorgunluk.

Hasta bakımıHemşirelikHemşirelik bakımı+6
Gülşah Kesik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarına bakım verenlerin karşılanmayan destekleyici bakım gereksinimleri, bakım memnuniyeti ve bakım yükünün 65 yaş altı ve üzeri gruplar açısından karşılaştırılması.

Araştırma, ayaktan kemoterapi tedavisi alan kanser hastalarına bakım veren 65 yaş altı ve üzeri bireylerin karşılanmayan destekleyici bakım gereksinimleri, bakım yükü ve bakım memnuniyetini belirlemek ve karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Ankara Şehir Hastanesi ayaktan kemoterapi ünitesine başvuran kanser tanısı ile izlenen ikinci ve üçüncü kür kemoterapi tedavisi alan 112 hastanın primer bakım verenleri alınmıştır. Araştırmada veriler, Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu, Bakım Veren Tanıtıcı Bilgi Formu, Bakım Verenler İçin Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği, Bakım Verenlerin Memnuniyeti Değerlendirme İndeksi ve Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 65 yaş altı bakım veren bireylerin karşılanmamış destekleyici bakım gereksinimleri toplam puanı 104,48±20,52, 65 yaş ve üzeri bakım veren bireylerin karşılanmamış destekleyici bakım gereksinimleri toplam puanı 100,96±19,12 bulunmuştur. Bakım Verenlerin Memnuniyeti Değerlendirme İndeksi toplam puanı 65 yaş altındaki bakım verenler için 51,16±6,91, 65 yaş ve üzeri bakım verenlerin ise 51,46±7,25 olup, her iki yaş grubundaki bakım verenlerin bakım memnuniyeti benzer düzeyde bulunmuştur.Araştırmamızda 65 yaş altı bakım verenlerin bakım yükünün 26,00±13,86, 65 yaş ve üzeri bakım verenlerin ise 27,23±15,28 olduğu saptanmış, her iki yaş grubundaki bakım verenlerin bakım yükü hafif düzey olarak değerlendirilmiştir. Altmış beş yaş altı bakım verenlerin destekleyici bakım gereksinimleri ile memnuniyet indeksi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, ters yönlü, orta dereceli bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca 65 yaş altı bakım verenlerin destekleyici bakım gereksinimleri ile bakım verme yükü arasında istatistiksel olarak anlamlı, doğrusal ve güçlü bir ilişki, 65 yaş ve üzeri bireylerin destekleyici bakım gereksinimleri ile bakım verme yükü arasında ise istatistiksel olarak anlamlı, doğrusal ve orta dereceli bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Araştırmamızda 65 yaş altı ve üzerindeki bakım veren bireylerin destekleyici bakım gereksinimleri, bakım memnuniyeti ve bakım yükü benzer düzeyde bulunup, yaş bağlamında anlamlı fark bulunmamıştır. Araştırma sonucuna göre; bakım yükünü azaltmak ve bakım memnuniyetini artırmak için bakım verenlerin değerlendirilmeleri, destek ihtiyacı olan konuların belirlenmesi önerilmektedir.

Bakım verme yüküHasta bakımıHasta memnuniyeti+5
Büşra Akdoğan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin yoğun bakım ünitelerinde izlenen yaşlı bireylerin deliryum riski ve gelişme durumunun belirlenmesi

Araştırma, erişkin yoğun bakım ünitelerinde izlenen yaşlı bireylerin deliryum riski ve deliryum gelişme durumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve prospektif olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini; Kasım 2020 - Şubat 2021 tarihleri arasında yoğun bakım ünitelerine kabul edilen, yatış tanısında deliryum tanısı olmayan, Richmond Sedasyon ve Ajitasyon Ölçek puanı -3 ve üzeri olan 65 yaş ve üzeri 150 hasta oluşturmuştur. Veriler, "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Richmond Sedasyon ve Ajitasyon Ölçeği", "Deliryum Risk Tahmin Modeli (DEMO)" ve "Yoğun Bakım Ünitesinde Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (CAM-ICU)" ile toplanmıştır. Hastaların yatışlarının ilk gününde DEMO ile deliryum riskleri belirlenmiş, 24. saat, 3. gün ve 5. günde CAM-ICU ile deliryum gelişme durumları değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde ortalama, standart sapma, yüzde, sıklık ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya alınan hastaların %42'sinde yatış esnasında deliryum riski saptanmış, yatış izlemlerinde ilk 5 günde %34,7'inde deliryum gözlenmiştir. Deliryum hastaların %28,7'sinde ilk 24 saat içerisinde, %32'sinde 3. günde, %34,7'sinde 5. günde gelişmiştir. Araştırmada predispozan faktörlerden ileri yaş ve duyusal bozukluğu olan; presipitan faktörlerden hipotansif, uyku sorunu yaşayan, tedavisinde 5'ten fazla ilacı olan ve DEMO risk faktörlerine göre psikoaktif ilaç tedavisi alan hastalarda deliryum gelişmiştir (p<0,05). Araştırma sonucunda yaşlı bireylerin deliryum risklerinin yatışlarının ilk 24 saatinde tanımlanması ve ileri yaş (75 ve üzeri), nörolojik, bilişsel ve psikolojik sorunu olan, tedavisinde 5'ten fazla ilacı olan, uyku sorunu yaşayan ve hipotansiyon ile izlenen hastaların deliryum gelişimi açısından yakından takip edilmesi önerilmektedir.

DeliryumGeriatriRisk faktörleri+3
Necla Yıldız
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Evde parenteral beslenme uygulanan hasta ve yakınlarının donabedian modeline göre deneyimlerinin belirlenmesi

Üçüncü basamak bir üniversite hastanesinden evde parenteral beslenme (EPB) ile taburcu edilen, EPB uygulanan hasta ve yakınlarının deneyimleri, yaşadıkları güçlükler ve baş etme durumlarının belirlenmesi amacıyla 19.10.2020-30.11.2021 tarihleri arasında yapılan bu araştırma Donabedian Modeli çerçevesinde yapı, süreç ve sonuç bağlamlarında yapılandırılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desene göre yürütülen araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme, gözlem ve ileriye dönük izlem yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmaya EPB alan 11 erişkin hasta ve uygulamayı yapan 11 hasta yakını dahil edilmiştir. Verilerin analizi bilgisayar destekli nitel veri analiz programı olan MAXQDA kullanılarak, Colaizzi'nin önerdiği içerik analizi yöntemine göre yapılmıştır. Çalışmamızda; yapı göstergeleri başlığı altında hasta ve yakınları için 3 ana tema (evde bakım ve izlem desteği, evde multidisipliner ekip tarafından destek alma gereksinimi ve malzeme temininde zorluk); süreç göstergeleri başlığı altında hasta ve yakınları için 4 ana tema (EPB' ye uyum, EPB'ye ilişkin duygular, EPB'de yaşanan sorunlar, EPB'de baş etme becerisi ve yönetimi), sonuç göstergeleri başlığı altında ise hasta ve yakınları için 4 ana tema (memnuniyet, yaşamın devamlılığına katkı, EPB komplikasyonları, fiziksel ve sosyal kısıtlılık) ve hasta yakınları içinde ayrıca artmış bakım yükü olmak üzere toplamda 12 tema belirlenmiştir. Çalışmamızın sonucunda; hasta yakınlarının EPB uygulama basamaklarına ve kurallarına tam olarak uymadığı, EPB sürecine uyumu etkileyen önemli faktörlerin; mali yük, beslenme destek ekibine ulaşım, evde izlem gereksinimi ve multidisipliner bakım desteği olduğu, hasta ve yakınlarının ev ortamlarında EPB almaktan ve destek görmekten memnun kaldıkları belirlenmiştir. Çalışmamızda EPB'de komplikasyonlarını önleyerek olumlu sonuçları ve yaşam memnuniyetini artırmak için; taburculuk öncesi verilen iyi yapılandırılmış EPB eğitimine, bu eğitimlerin evde tekrarlanmasına, evde multidisipliner ekip tarafından hastanın bütüncül takibine ve sosyo-ekonomik desteklere gereksinim duyulduğu belirlenmiş olup, EPB alan hasta ve yakınlarının bu konulardaki gereksinimlerini gideren bakım uygulamalarının oluşturulmasını önermekteyiz.

Bakım verenlerBeslenmeBeslenme desteği+4
Fatma Tamer
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanserde Aile bakım deneyimi modeli kapsamında ileri evre kanser hastalarına bakım veren aile üyelerinin deneyimlerinin incelenmesi: Gömülü karma yöntem araştırması

Kanserde aile bakım deneyimi modeli ile yürütülen çalışma, ileri evre kanserli hastaların bakım veren aile üyelerinin yaşam kalitelerini etkileyen stresörleri ve bağlamsal faktörleri incelemeyi, bakım verme deneyimlerini ele almayı amaçladı. Gömülü karma yönteme sahip araştırma, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Eylül 2020-Temmuz 2021 tarihlerinde arasında yürütülmüştür. Araştırmanın nicel aşamasına 125 ileri evre kanser tanılı hastalar ile bakım veren aile üyeleri; nitel aşamasına ise 21 bakım veren aile üyesi dahil edildi. Nicel verilerin analizi SPSS 25.0 istatistik programında, nitel veriler ise Collaizi'nin yedi basamaklı tanımlayıcı çözümleme yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirildi. Bağımlı değişken olarak belirlenen yaşam kalitesi, Kanserli Hastalara Bakım Verenlerde Yaşam Kalitesi Ölçeği (CQOLC) ile değerlendirildi. Kanserde aile bakım deneyimi modeli içerisinde stres süreci ile ilgili değişkenlerden semptom, bakım bağımlılığı ve bakıma hazır oluşluk düzeyi bakım veren aile üyelerinin CQOLC puanları üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir (p<0,001). Semptom şiddeti ve bakım bağımlılığı fazla olan hastaların aile üyeleri ile bakıma hazır oluşluk düzeyi düşük olan aile üyelerinin CQOLC puanları daha düşüktür. Bağlamsal faktörler arasında gelir düzeyi, çalışma durumu ve günlük bakım verme süresi, bakım veren aile üyelerinin CQOLC puanları üzerinde doğrudan bir etki göstermiştir (p<0,05). Yapılan nitel görüşmelerden dört tema ortaya çıkmıştır: bakım verme sürecinin dinamiğini anlamak, bakım verme sürecinde hayatın kontrolünü kaybetmek, bakım verme sürecinde sosyo-ekonomik özgürlüğün sınırlanması ve bakım verme sürecinde hayata tutunma çabası şeklindedir. Tüm sağlık çalışanları bakım veren aile üyelerinde yaşam kalitesinin değerlendirilmesi gerektiğini unutmamalı ve aile üyelerine yönelik eğitim programları yapılandırılmalıdır.

Bakım verenlerBakım verme yüküBelirti ve semptomlar+3
Aylin Helvacı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnsülin kullanan tip 2 diyabetli bireylerde diyabet belirtileri, öz yönetim ve bakım bağımlılığını etkileyen değişkenler

Bu tanımlayıcı araştırmanın amacı, Tip 2 diyabetli bireylerde diyabet belirtileri, öz yönetim ve bakım bağımlılığı düzeyleri ile bu durumları etkileyen değişkenlerin belirlenmesidir. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Erişkin Hastanesi dahiliye klinikleri ve polikliniklerinde 6 Nisan 2021 ve 15 Ağustos 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma örneklemini Tip 2 diyabetli (n=245) hasta oluşturmuştur. Katılımcılara, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Diyabet Belirtileri Kontrol Listesi Ölçeği", "Diyabet Öz Yönetim Ölçeği" ve "Bakım Bağımlılığı Ölçeği" yüz-yüze görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Verilerin analizinde ortanca, çeyrekler arası dağılım aralığı, minimum ve maksimum, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve çoklu doğrusal regresyon (stepwise) analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %53,5'i kadın olup, yaş ortancası 58 yıldır. Araştırmada hastaların en sık genel bitkinlik/tükenmişlik hissi, duygusal değişimler, halsizlik, uyku hali/sersemlik, ağız kuruluğu, sabah uykudan kalkınca bitkinlik hissi, ayaklarda uyuşma, gün içinde bitkinlikte artma, aşırı susama ve yemekten önce sinirlilik hali belirtilerini yaşadıkları, Diyabet Kontrol Listesi Ölçeği ortanca puanlarının 100 (63-172) olduğu ve Diyabet Kontrol Listesi Ölçek puanındaki değişimin %20'sinin komorbidite, hipertansiyon ve sosyal destek alma durumu bağımsız değişkenleri tarafından açıklandığı belirlenmiştir (R2=0,208). Hastaların Diyabet Öz Yönetim Ölçeği puanlarındaki toplam değişimin %21'inin katılımcıların komorbidite, eğitim durumu, KBH ve hastalıkla ilgili eğitim alma durumu değişkenleri tarafından açıklandığı belirlenmiştir (R2=0,214). Bakım Bağımlılığı Ölçeği ortanca puanı 67 (17-85) olarak belirlenmiştir. Bakım bağımlılığı düzeyindeki toplam değişimin %39'unun komorbidite, yaş, kronik böbrek hastalığı, hiperlipidemi ve koroner arter hastalığı bağımsız değişkenleri tarafından açıklandığı belirlenmiştir. (R2=0,393). Bu çalışmada, yaş, komorbid hastalıklar, eğitim durumu, diyabet ile ilgili eğitim alma durumu, sosyal destek durumu değişkenleri diyabet belirtileri, öz yönetim ve bakım bağımlılığını anlamlı olarak etkilemiştir (p<0,05). Ayrıca, diyabet belirtileri arttıkça öz yönetimin azaldığı ve bakım bağımlılığının arttığı bulunmuştur. Hemşirelerin Tip 2 diyabette diyabet belirtileri ve öz yönetim düzeylerini izlemeleri ve bakım bağımlılığı açısından hastaları değerlendirmeleri önerilmektedir.

BağımlılıkBelirti ve semptomlarDiabetes mellitus+5
Damla Nur Bozkaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemşirelik eğitimi için geliştirilen ciddi oyun ve standart hasta uygulamasının öğrencilerin bilgi düzeyi, eleştirel düşünme, problem çözme becerisi, memnuniyet ve öğrenmede kendine güvenine etkisi

Araştırmada, hemşirelik eğitimi için geliştirilen ciddi oyunun öğrencilerin bilgi düzeyi, eleştirel düşünme, problem çözme ve öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güvene etkisini belirlemek amacı ile yarı deneysel ve öğrencilerin konuya ilişkin görüşlerini belirlemek için nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma ciddi oyunun geliştirilmesi, nicel verilerin toplanması ve nitel görüşme olarak üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşamasında, hemşirelik eğitiminde kullanılmak üzere, araştırmacı tarafında oyun uygulaması geliştirilmiş, ikinci aşamasında etkinliğini belirlemek üzere bir grup öğrenciye oyun oynatılmış, diğer gruba ise standart hasta uygulaması yapılarak gruplar arası değerlendirme yapılmıştır. Araştırmanın 3. aşamasında ise oyun oynayan öğrencilerin görüşlerinin alınmasına yönelik odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Araştırmanın hedef grubu Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde, İç Hastalıkları Hemşireliği dersini başarı ile tamamlamış 2. sınıf öğrencilerinden oluşmuştur. Araştırma, gönüllü 72 öğrenci ile tamamlanmıştır. Öğrencilere ciddi oyun ve standart hasta uygulaması olarak iki farklı müdahale yöntemi uygulanmıştır. Nicel veriler "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Problem Çözme Envanteri", "Eleştirel Düşünme Eğilimi Ölçeği", "Öğrenci Memnuniyeti ve Öğrenmede Kendine Güven Ölçeği" ve "Odak Grup Görüşme Soru Formu" ile toplanmıştır. Nitel veriler, mekanik-dinamik-estetik modeli kapsamındaki kategorilere göre alt kategoriler oluşturulmuştur. Araştırmanın sonucunda ciddi oyun grubu öğrencilerinin bilgi düzeyi, öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güven puanları standart hasta grubuna göre yüksektir. İki grup arasında problem çözme ve eleştirel düşünme puanları açısından anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Ciddi oyun ve standart hasta uygulaması sonrasında öğrencilerin eleştirel düşünme ve problem çözme beceri puanlarında artma gözlenmiştir. Ciddi oyun grubu ile yapılan odak grup görüşmelerinde ortaya çıkan alt temalar; rozet, ipuçları, ödüller, geri bildirim, zaman, duygular, ifade etme, meydan okuma, kurgu ve iş birliğidir. Öğrencilerin oyunla ilgili genel görüşlerinde oyunun bilgiyi işlemede yararlı olduğu, oyun içi verilen geri bildirimlerin öğrenmeye katkı sağladığı, hızlı karar vermeye yardımcı olduğu, gerçekçi bir ortam sunduğu belirtilmiştir. Araştırmanın sonuçları ciddi oyun ve standart hasta uygulamasının hemşirelik öğrencilerinde bilgi düzeyi, eleştirel düşünme, problem çözme, öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güveni geliştirdiğini göstermiştir. Her iki yöntemin de hemşirelik eğitimine entegre edilmesi ve yaygınlaştırılmasını öneririz. Dijital alt yapının geliştirilmesiyle birlikte klinik eğitim hemşirelik eğitimde ciddi oyun kullanılması önemli hale gelmektedir. Bu kapsamda hemşirelik profesyonellerinin ciddi oyun geliştirmesi ve alanda uzman kişiler yetiştirmesi desteklenmelidir.

Eleştirel düşünceHastalarHemşireler+6
Afra Çalık
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililik arasındaki ilişki

Bu tanımlayıcı araştırma, kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililik arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, iki farklı hastanede 10 Nisan 2021-29 Nisan 2022 tarihleri arasında ayaktan kemoterapi alan, evre IV meme kanseri tanılı 122 hasta ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında, Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, MD Anderson Semptom Envanteri (MDASE), Fonksiyonel Yaşam Ölçeği-Kanser (FYÖ-Kanser) ve Meme Kanserinde Kemoterapi Semptom Yönetimi Öz-Etkililik Ölçeği (MKKSYÖ) kullanılmıştır. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman korelasyon testleri ve path analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortancasının 54 yıl olduğu, %42,6'sının ilköğretim mezunu olduğu ve %64,8'inin gelir durumunu gelir-gidere eşit olarak tanımladığı görülmüştür. MDASE semptom şiddeti ortanca puan değerinin 4,54 (orta), yaşam üzerindeki etkisi ortanca puan değerinin 6,5 (orta), FYÖ-Kanser ortanca puan değerinin 96,5 (orta) ve MKKSYÖ ortanca puan değerinin 176 (orta) olduğu bulunmuştur. Eğitim düzeyi düşük olan bireylerde semptom yükünün daha fazla; öz-etkililik düzeyi ve fonksiyonel durumun ise daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). Gelir düzeyi düştükçe fonksiyonel durumun kötüleştiği belirlenmiştir (p<0,05). MDASE semptom şiddeti ile FYÖ-Kanser ve MKKSYÖ puanları arasında negatif ve orta düzey bir ilişki; FYÖ-Kanser ile MDASE semptomların yaşam üzerindeki etkisi boyutu arasında çok güçlü ve negatif bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). FYÖ-Kanser ve MKKSYÖ arasında orta düzey ve pozitif bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır (p<0,001). Kurulan path modeli semptom şiddetinin öz-etkililik üzerinde doğrudan, fonksiyonel durum üzerinde ise dolaylı bir etkisinin olduğunu ve öz-etkililiğin fonksiyonel durumu doğrudan etkilediğini göstermiştir (p<0,001). Araştırmada, ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü arttıkça, öz-etkililiğin azaldığı ve fonksiyonel durumun kötüleştiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kemoterapi alan ileri evre meme kanseri hastalarında semptom yükü, fonksiyonel durum ve öz-etkililiğin birlikte değerlendirilmesi, semptom yükünü hafifletmek ve fonksiyonel durumu iyileştirmek için hastaların öz-etkililik düzeyini destekleyecek müdahalelerin planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel durum, hemşirelik, kemoterapi, meme kanseri, semptom yükü, öz-etkililik.

Belirti ve semptomlarFonksiyonel yetkinlikMeme hastalıkları+5
Beyza Erdemsoy
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği hastalarında konfor ile semptom şiddeti, öz-bakım davranışları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, kalp yetersizliği hastalarının konfor ile semptom şiddeti, öz-bakım davranışları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma evreni Ankara Bilkent Şehir Hastanesi kardiyoloji servisleri ve koroner yoğun bakım ünitelerindeki kalp yetersizliği hastaları olarak belirlenmiştir. Örneklem sayısı güç analizi yapılarak mevcut kardiyoloji servisleri ve koroner yoğun bakım ünitelerindeki 123 kalp yetersizliği hastasından oluşmuştur. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarıma sahip bu araştırma, Şubat 2022- Mayıs 2022 tarihleri arasında Hasta Tanılama Formu, Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği, Minnesota Kalp Yetmezliği ile Yaşam Anketi, Avrupa Kalp Yetersizliği Öz-bakım Davranışları Ölçeği-12 ve Genel Konfor Ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda kalp yetersizliği hastalarında konfor düzeyinin; hastaların yaşadığı semptom şiddeti ve yaşam kalitesi tarafından etkilendiği (p<0.05), öz bakımdan etkilenmediği (p>0.05) bulunmuştur. Semptom şiddeti ve yaşam kalitesinin konfor düzeyini %62,3 oranında açıkladığı bulunmuştur. Çalışmayan, yaşlı, bakım vereni olan, ileri evre, oksijen kullanan, hastaneye yatış ve acile başvuru sayısı fazla olanların konfor düzeyinin düşük olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda kalp yetersizliği hastalarında; hasta merkezli bakım çerçevesinde, hemşirelerin konfor kuramının kullanımını yaygınlaştırması ve bakıma entegre etmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: kalp yetersizliği, konfor, semptomlar, öz-bakım, yaşam kalitesi

Belirti ve semptomlarHastalık şiddetiKalp+5
Büşra Nur Durmaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00