
77
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Evcil kedide endokranial kastın morfolojik ve morfometrik özellikleri: Bir rekonstrüktif konik ışınlı bt çalışması
Endokranial kavite ve beyne dair önemli bilgiler sağlayan endokranial kast birçok omurgalı türünde uzun yıllardan beri araştırılmaktadır. Hazırlanmasında farklı yöntemler kullanılmakla birlikte, günümüzde en yaygın olarak bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen dijital endokranial kastlar tercih edilmektedir. Bugün dünyada en çok beslenen pet hayvanı konumundaki evcil kedinin endokranial kast morfoloji ve morfometrisine dair bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile baş bölgesi görüntülenmiş evcil kedinin dijital endokranial kastını hazırlamak, morfometrik özelliklerini belirlemek ve kast üzerinde yer alan anatomik yapıları tanımlamaktır. Bu retrospektif çalışmada 10 adet dişi ve 10 adet erkek erişkin evcil kedide KIBT ile elde edilmiş 0.2 ve 0.3 mm kesit kalınlıklı DICOM veri seti kullanıldı. Veri setleri öncelikli olarak bir DICOM görüntüleyici program kullanılarak araştırma kriterlerine uygunluk yönünden değerlendirildi. Her bir hayvana ait veri seti açık kaynak kotlu bir medikal modelleme programına (3D Slicer) aktarılarak endokranial kastın 3B modeli oluşturuldu. Programın model ekranında kasta ait hacim ve yüzey alan verileri alındıktan sonra morfolojik değerlendirmeler için 6 yönden resimlendi. Araştırmanın son basamağında veri setleri DICOM görüntüleme programında açılarak kraniometrik analizler gerçekleştirildi. Bu kapsamda baş iskeletine ait 11 adet lineer ölçüm ve 6 adet indeks hesaplaması yapıldı. Araştırmaya ait veriler uygun istatistiksel analizler kullanılarak değerlendirildi. KIBT görüntüleri ve modelleme programı kullanılarak dijital endokranial kastlar başarılı bir şekilde oluşturuldu. İnce kesitlerin kalın kesitlere oranla daha yüksek yüzey detayı sağladığı gözlendi. Dişi ve erkek bireylerde endokranial kast hacim ve yüzey alanı sırasıyla 27.7±2.03 cm3, 64.1±4.47 cm2 ve 29.0±2.54 cm3, 65.7±3.77 cm2 olarak tespit edildi. Endokranial kastın dorsal ve lateral yüzeylerinde yer alan desenler beyne dokusuna ait sulcus ve gruslarla son derece uyumlu bulundu. Ventral yüzde yer alan desenlerin ise kranial sinirlerin geçiş noktaları temsil ettiği gözlendi. Erkek bireylerde foramen magnum yüksekliği dışında tüm lineer verilerin, dişi bireylerde ise indeks değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edildi. Araştırmada elde edilen morfometrik veriler yönünden dişi ve erkek bireyler arasında istatistiki fark alınmadı (P>0.05). Evcil kedide dijital endokranial kastın araştırıldığı bu çalışma sınırlı sayıda hayvan üzerinde gerçekleştirilmiş olsa da metodoloji ve sonuçları itibariyla referans olma niteliğin taşımaktadır. Sunulan dijital modeller cavum cranii anatomi bilgisine ve eğitimine katkı sağlayabilir.
Sakroiliak-iliosakral disfonksiyonların vücut ağırlık merkezi üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Sakroiliak eklem (SİE), pelvis ve omurga arasında konumlanan, mekanik yük transferi, postür kontrolü ve dinamik stabilite sağlamada hayati bir rol üstlenen sinoviyal bir eklemdir. Bu eklem, yürüme, koşma ve statik duruş gibi aktiviteler sırasında vücut ağırlığının alt ekstremitelere dengeli dağılmasını sağlayarak biomekanik bütünlüğü korur. Ancak, travmalar, tekrarlayan mikrohasarlar, gebelik, obezite veya inflamatuar süreçler gibi faktörler, sakroiliak eklem disfonksiyonu (SİED) olarak tanımlanan fonksiyonel veya yapısal bozukluklara yol açabilmektedir. SİED, klinikte sıklıkla kronik bel ağrısı, postüral instabilite ve kas-iskelet sisteminde ikincil kompansasyonlar ile ilişkilendirilir. Vücut ağırlık merkezindeki (VAM) minimal sapmalar uzun vadede omurga eğrilikleri, pelvik rotasyon ve eklem dejenerasyonu gibi patolojilere zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, SİED'nin erken tanısı ve VAM bozulmalarının önlenmesi bireysel yaşam kalitesinin korunması ve toplum sağlığı açısındanönem taşı maktadır. Bu çalışmanın temel amacı SİED ile VAM arasındaki ilişkiyi multidisipliner bir bakış açısıyla ele almak ve Çift Terazi Testi (ÇTT) gibi non-invaziv bir yöntemin erken tanıdaki etkinliğini ortaya koymaktır.
Taze ve alkid resin tekniğiyle hazırlanan rat beyinlerinin renk, koku ve textür özelliklerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada alkid resinle hazırlanan rat beyinlerinin gerçek dokuya benzerliğini ve beyin dokusunda alkid resin yönteminin uygulanabilirliğini ortaya koymak amacıyla, taze beyin dokusu ile renk, koku, işlenebilirlik, sertlik, elastikiyet ve yapışkanlık yönünden karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmayı yapmak için 54 adet erkek wistar albino rat kullanıldı. Sıçanların anestezisi ksilazin (5-8 mg/kg) + ketamin (75-90 mg/kg) karışımıyla İP veya İM enjeksiyon yoluyla yapıldı. Anesteziye alınan sıçanlardan 20 tanesinin karın duvarına ensizyon yapılıp Aorta abdominalis'leri kesilerek kanları boşaltıldı ve beyinleri çıkarıldı. Alkid resin yöntemi ile işlenecek olan 34 rat ise anestezi sonrasında kanları boşaltılıp Aorta abdominalis'lerinden kranial ve kaudal yönlü kateter uygulaması yapılarak Spence'in kadavra tespit sıvısı ile fiksasyonları sağlandı. Alkid resin yöntemiyle işlenecek olan ratlardan 4 tanesi sergi amaçlı materyaller üretmek için istenilen pozisyonlar verildikten sonra tespit edildi. Alkid resin yöntemiyle işlenecek örnekler sırasıyla yıkama aşaması, arındırma, gömme, ön kurutma, emdirme aşaması ve son kurutma aşamalarından geçirildi. Sonrasında taze olarak çıkarılan rat beyinleriyle alkid resin yöntemiyle işlenen beyinler renk değerleri (L*, a*, b*) ve textür özellikleri bakımından (sertlik, elastikiyet ve yapışkanlık) karşılaştırıldı. Her iki yöntemle hazırlanan materyaller oluşturulan panel ile koku ve işlenebilirlik (ensizyon) yönünden birbiriyle kıyaslandı ve alkid resinli materyallerin kokusuz ve işlenebilir olduğu ortaya konuldu. Renk değerleri bakımından alkid resinli örnekler daha sarı çıkarken, taze örneklerin daha kırmızı ve beyaz olduğu gözlendi. Alkid resinli örneklerin taze dokuya göre daha sert ve elastik olduğu, ancak yapışkanlık değerinin olmadığı belirlendi. Bu çalışma ile alkid resinin beyin dokuda tespit amaçlı uygulanabileceği, alkid resinle işlenen beyin dokusunun gerçek dokuya benzerliği, elde edilen materyallerin sergi ve eğitim-öğretim amaçlı kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Alkid resin, Kadavra, Rat, Sinir Sistemi, Taze beyin
Bir aylık ve beş aylık erkek ratlarda medulla spinalis'in thoracal segment'i üzerine yapılan morfolojik ve stereolojik bir çalışma
Bu çalışmada ratlarda medulla spinalis'in thoracal bölümünün ak ve gri madde ve tüm dokunun hacim yoğunlukları stereolojik yöntem kullanılarak araştırıldı. Materyal olarak 1 ve 5 aylık olmak üzere iki farklı yaş grubundan altışar adet erkek Wistar Albino ırkı ratlar kullanıldı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Yetiştirme ve Araştırma Merkezi'nden ölü olarak temin edilen materyaller % 10'luk formaldehitle bir hafta bekletilerek tespit edildi. Daha sonra ratlar diseke edildi ve medulla spinalis'leri açığa çıkarıldı. Çalışmada 1 ve 5 aylık ratların medulla spinalis'lerinin thoracal bölümlerinden segmentler elde edildi. Kesitler alınırken ilk 15 kesit arasından rasgele bir tanesi seçildi. Onu takip eden her 50.kesit sistematik rasgele örnekleme yöntemiyle belirlendi. Böylelikle bir hayvanın medulla spinalis'inin thoracal segment'inden 5µm kalınlığında 12 adet kesit alındı. Bu kesitler hematoksilen eozin boyama tekniği ile boyanarak mikroskop altında fotoğraflandı. Cavalieri Prensibi iile SHTEREOM 1.5 programı kullanılarak noktalı alan cetveli sayesinde medulla spinalis'in thoracal bölümünün her bir segmentinde tüm dokunun, substantia alba ve substantia grisea kısımlarının hacim yoğunlukları hesaplandı. Ayrıca araştırmada thoracal segment'in tüm hacminin, substantia alba ve substantia grisea hacim değerleri ve bu hacim değerlerinin birbirlerine oranları hesaplanarak değerlendirildi.
İlköğretim birinci, beşinci ve sekizinci sınıf kız ve erkek öğrencilerinde spinal mouse ile omurga duruşu taraması çalışması
Okul ortamı, fiziksel ve sosyal çevresi ile sağlığı doğrudan etkilemektedir. Okul, sağlık ile ilgili olumlu tutum ve davranışların geliştirilmesine ya da sağlık hizmetlerinin topluca sunulmasına elverişli bir ortam olması nedeniyle, sağlık hizmetleri için önemli bir kurumdur. 1, 2. Koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında okullarda pek çok tarama programı yürütülmektedir. Bunlardan en önemlisi omurga sağlığı taramasıdır. Çocukların okula başlamasıyla gündeme gelen hareketsiz yaşam, uzun oturma süreleri, bilgisayar kullanımının artması, ağır ve yanlış çanta taşıma alışkanlıkları, gelişim çağının getirdiği duruş bozuklukları ve bu yaşa özgü gelişebilen kifoz, lordoz, skolyoz, kanat skapula gibi omurgayı ilgilendiren şekil bozukluklarını gündeme getirmektedir. Aynı zamanda bel ağrısının neredeyse bu çağlarda başladığı ve yaşla birlikte prevalansının arttığı bildirilmek- tedir. Okul omurga sağlığı taramaları, postür bozukluklarını erken dönemde saptama ve saptanan kifoz, lordoz ve skolyoz gibi bozuklukları önlemek veya azaltabilmek amacıyla yapılmaktadır. Ülkemizde ilkokul çocuklarında çeşitli sağlık taramaları yapılmakta, ama omurga sağlığı taraması ve buna bağlı olarak görülen postüral değişiklikleri belirten çalışmalar az sayıda bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ilkokul çocuklarında çanta taşıma şekli, bilgisayar kullanım sıklığı, postür bozukluklarını belirlemektir. Geçerliliği ve güvenirliği test edilmiş olan Spinal Mouse cihazı ile zararlı ışınlara gerek duyulmadan çocukların omurga eğriliklerinin tespit edilmesi ve bu eğriliklerin hangi yaş grubunda daha çok görüldüğü bu çalışmanın genel bir özetidir.
Bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak Hamdani koyunlarında cavum cranii'nin morfometrik incelenmesi
Bilgisayarlı Tomografi Görüntüleri Kullanılarak Hamdani Koyunlarında Cavum Cranii'nin Morfometrik İncelenmesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Veteriner Fakültesi, Anatomi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2024. Bu çalışma, Türkiye yerli koyun ırkları içerisinde yer alan Hamdani koyunlarında cavum cranii'nin bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri üzerinden osteometrik ölçülerini elde etmek, indeks değerlerini hesaplamak, hem morfometrik ve hem de indeks ölçüm değerlerinin seksüel dimorfizm bakımından istatistiksel olarak biyometrik farklılıklarını ortaya koymak amacıyla yapıldı. Çalışmada 8 dişi, 8 erkek olmak üzere toplamda 16 adet yetişkin, sağlıklı Hamdani koyununu kafataslarına ait BT görüntüsü kullanıldı. Cavum cranii'ye ait transversal, sagittal ve dorsal kesitlerden 26 parametre morfometrik ve 14 parametre ise indeks ölçümleri elde edildi. Bu ölçüm değerlerinin istatistik analizi yapıldı. Osteometrik ölçüm değerlerinin tamanının erkek koyunlarda dişi koyunlara göre daha fazla olduğu gözlendi. SECİ-II ve DECİ-II ölçüm değerlerinin erkek koyunlarda dişi koyunlara göre istatistik olarak anlamlı bir şekilde yüksek olduğu hesaplandı (p<0.05). Cavum cranii'ye ait hem morfometrik hem de indeks ölçümlerinde istatistik olarak anlamlı ölçüm değerleri arasında negatif korelasyonlar olmakla birlikte, çoğunlukla pozitif yönlü anlamlı korelasyonlar tespit edildi. Ölçüm değerlerine cinsiyeti öngörme açısından ROC analizi kapsamında bakıldığında, DFMU1 ölçümün belirlenen kesim değerlerinin erkek ve dişi koyunları ayırma güçlerinin yüksek düzey ve % 99.9 ayırıcılığa sahip olduğu görüldü (p<0.05). Bununla birlikte, DİCİ-I ve DECİ-II indeks ölçümlerinin belirlenen kesim değerine göre erkek ve dişi koyunları ayırma güçlerinin sırasıyla %79.7 ve %79.7 olduğu tespit edildi. Bu indeks değerlerin erkek ve dişi koyunları ayırma güçlerinin istatistik olarak anlamlı düzeyde olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, Hamdani koyunlarında cavum cranii'ye ait transversal, sagittal ve dorsal düzlemlerden elde edilen biyometrik ölçüm değerlerinin istatistiksel olarak erkek ve dişiler arasındaki farklılıkları BT görüntüleri kullanılarak tespit edildi. Elde edilen verilerin, bölge ile ilgi patolojik durumların belirlenmesinde, taksonomik çalışmalarda, veteriner klinik uygulama alanları başta olmak üzere, anatomi, cerrahi, zooarkeoloji gibi çeşitli bilim dallarındaki çalışmalara referans olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Anatomi, Bilgisayarlı Tomografi, Cavum Cranii, Hamdani Koyunu, Morfometri
Beç tavuklarında ve hindilerde hemıspherıum cerebrı'nin morfometrik ölçümlerinin hesaplanması ve hacim değerlerinin stereolojik olarak incelenmesi
Çelikezen B, Beç Tavuklarında ve Hindilerde Hemispherium Cerebri'nin Morfometrik Ölçümlerinin Hesaplanması ve Hacim Değerlerinin Stereolojik Olarak İncelenmesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Anatomi Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Van, 2025. Bu çalışmada, ortalama ağırlığı 2700 g olan 10 adet sağlıklı dişi erişkin hindi (Meleagris gallopavo) ve 1700 g olan 10 adet sağlıklı dişi erişkin beç tavuğu (Numida meleagris) kullanılmıştır. Perfüzyon sonrası hayvanlar formaldehitte tespit edilmiş, cranial diseksiyonla beyinler çıkarılmıştır. Hemispherium cerebri dikkatle ayrılmış ve her hemispherium üç parçaya bölünerek rutin doku takibi uygulanmıştır. Elde edilen bloklardan sistematik ve rastgele örnekleme ile her 30 adımda bir (1/30 oranında), üç parçaya ayrılan her bir hemispherium'dan 5 µm kalınlığında 12 kesit alınmış; kesitler jelatinli su banyosunda düzeltilerek kodlanmış lamlara aktarılmış ve hematoksilen-eozin (H&E) yöntemi ile boyanmıştır. Boyanan kesitler Olympus CX31 mikroskobunda x4 objektif ile incelenmiş, hacim analizleri Shtereom I paket programı kullanılarak Cavalieri prensibine göre yapılmıştır. Cortex ve medulla bölgelerinin ayrıca hemispherium'un tüm hacimleri belirlenmiştir. Ölçümlerin güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla hata katsayısı (HK) hesaplanmıştır. Verilerin normal dağılım gösterdiği Kolmogorov-Smirnov testi ile doğrulanmış; grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t testi, değişkenler arası ilişkilerin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Sonuçlar ortalama ± standart hata olarak sunulmuş, p<0.01 anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Beç tavuğunda hemispherium cerebri'ler genel olarak simetrik bulunmuş, ancak medulla bölgesinde hemispherium cerebri sinistrum lehine nokta sayısı (NOISE) farklılıkları saptanmış ve olası bir lateralizasyona işaret etmiştir. Hemispherium cerebri sinistrum'da tüm doku hacim ile cortex ve medulla hacimleri arasında çok güçlü pozitif korelasyonlar görülürken, hemispherium cerebri dextrum'da ilişkiler daha zayıf ancak anlamlıdır. Morfometrik parametreler hemispherium cerebri sinistrum'da hacimle daha ilişkili, dextrum'da ise daha dengeli bir örüntü göstermektedir. Hindide ise hemispherium cerebri sinistrum ve dextrum arasında tüm doku, cortex ve medulla hacimleri ile oranlar açısından anlamlı fark bulunamamış; NOISE değerleri de benzer tespit edilmiştir. Her iki hemispherium cerebri'de de hacimler arasında güçlü pozitif korelasyonlar saptanmış ve yapısal simetrinin korunduğu gözlenmiştir. Genel olarak, beç tavuğunda hemispherium cerebri bazı bölgelerde hemispherium cerebri sinistrum lehine yapısal farklılık ve lateralizasyon gösterebilirken, hindide her iki hemispherium hacimsel ve morfometrik açıdan dengeli ve simetriktir. Anahtar Kelimeler: Beç Tavuğu, Hemispherium Cerebri, Hindi, Morfometri, Stereoloji.
Evcil kaz ve ördeklerde Cranium'un osteometrik ve geometrik morfometri yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada, cranium kemiği üzerinden tür ve cinsiyet karşılaştırmaları yapmak amacıyla Türkiye'nin yerli ırk varyetelerinin melezi olan evcil kazlar ve yetiştiriciliği Türkiye'de yapılan Aylesbury ırkı evcil ördekler tercih edilmiştir. Bu amaçla 20'si dişi, 20'si erkek toplam 40 evcil kaz ve 19'u dişi, 21'i erkek toplam 40 evcil ördek kafası toplanmıştır. Toplamda 80 adet örneğin kafası uygun şartlar sağlanarak cranium kemikleri ortaya çıkarılmıştır. Bu örnekler üzerinden osteometrik ve geometrik morfometrik ölçümlerle analizler gerçekleştirilmiştir. İki boyutlu osteometrik ölçümler, elektronik kumpas yardımıyla alınmış. Daha sonra istatistiksel olarak ANOVA, diskriminant fonksiyon analizi (DFA) ve çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Cranium 3D tarama cihazıyla taranmış ve gerekli işlemlerden sonra istatistiksel olarak temel bileşen analizi (PCA) ve ANOVA analizlerine tabi tutulmuştur. Örneklerin prokrustes mesafeleri ve centroid büyüklüğü ayrıca değerlendirilmiştir. Tüm bu değerlendirmelerin sonucunda evcil kaz ve evcil ördek gruplarında istatistiksel olarak güçlü farklılıklar ve şekil varyasyonları bulunmuştur (P<0,05). Bu farklılıklar, genelde neurocranium bölgesinde gözlemlenmiştir. Evcil kazların cranium kemiği, evcil ördeklerinkine kıyasla daha geniş ve yüksek bulunmuştur. Evcil kazların cinsiyet grupları arasında istatistiksel olarak önemli farklar bulunmuştur (P<0,05). Bu gruba ait erkek bireylerin, dişi bireylere kıyasla daha büyük cranium kemiğine sahip olduğu belirlenmiştir. Evcil ördeklerin cinsiyet grupları arasında DFA'da ayrım ve ANOVA analizinde üç ölçümde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlemlenmiştir (P<0,05). Ancak şekil varyasyonu ve centroid büyüklüğü açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlemlenememiştir. Çalışmanın bir başka amacı da osteometrik ve geometrik morfometrik yöntemlerin kıyaslanmasıdır. Yöntemlerin birbirlerine üstünlük kurdukları ya da yetersiz kaldıkları hususlar değerlendirilmiştir. Diğer yandan yöntemlerin birlikte çalışmakta oldukça iyi oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumun nedeni, çalışmada uygulanan iki boyutlu osteometrik ve üç boyutlu geometrik morfometrik yöntemlerin büyük ölçüde birbiriyle tutarlı sonuçlar ortaya koymasıdır. Bunun yanı sıra, kullanılan yöntemlerden birinin açıklamakta yetersiz kaldığı bazı bulguların; diğer yöntem aracılığıyla yorumlanabilir hale gelmesi, bu yaklaşımların birbirini tamamlayıcı nitelikte olduğunu göstermiştir.
Koyun ve keçi parmak kemikleri üzerine karşılaştırmalı ve morfometrik bir çalışma
Bu çalışma, Türkiye'de yetiştiriciliği yaygın olan Karacabey Merinos koyunu ve Kıl keçisine ait parmak kemiklerinin morfometrik ve geometrik morfometrik yöntemlerle incelenmesi amacıyla yapıldı. Evcilleştirmeleri oldukça köklü bir geçmişe dayanan bu canlılar insan hayatında önemli bir yere sahiptirler. Artiodactyla sınıfına dahil olan bu canlılar farklı yaşam alanlarına uyum sağlayan ayak yapılarına sahiptirler. Sunulan çalışmada koyun ve keçilerin sahip oldukları bu farklılıkların ortaya konması hedeflenmektedir. Yapılan çalışmada 12 adet Karacabey Merinosuna ve 12 adet Kıl keçisine ait ön ve arka bacaklar Bigadiç Mezbahanesinden temin edildi. Elde edilen materyallere maserasyon işlemleri uygulandıktan sonra kumpas yardımıyla lineer ölçümler yapıldı. Ölçümlerin ardından fotoğraflanan materyallere geometrik morfometrik analiz aşamaları uygulanarak temel bileşen ve ayrım fonksiyon analizleri gerçekleştirildi. Morfometrik ölçümler sonucunda Karacabey Merinos koyununa ait elde edilen verilerin Kıl keçisine göre daha yüksek değerlere sahip olduğu görüldü. Bunun yanı sıra phalanx proximalis ve phalanx media'nın uzunluğu lateral parmaklarda daha fazla iken phalanx distalis'lerde medial parmaklarda daha fazla olduğu tespit edildi. Her iki hayvan türünde de phalanx uzunlukları ön ayaklarda arka ayaklara göre daha fazla olduğu bulundu. Parmaklara ait genişlik değerleri Karacabey Merinos koyununda arka ayaklarda daha yüksek değerde iken Kıl keçisinde ise ön ayaklarda arka ayaklara göre daha yüksek değerlerde olduğu belirlendi. Geometrik morfometri ile incelenen şekil değişimi, proksimal phalanx'da dorsal yüzde en fazla değişim sol arka ayakta corpus' un orta noktası ve corpus' un en çıkıntılı noktasında görülürken diğer ayaklarda tubercullerde ve basis phalangis proximalis'in en geniş noktasında görüldü. Phalanx proximalis'in abaxial yüzünde ise eminentia palmaris/plantaris lateralis 'de en fazla değişim olduğu tespit edildi. Phalanx media'nın dorsal yüzünde en fazla değişim ön ayaklarda trochle phalangis media'nın proksimale uzanan ucunda iken arka ayaklarda en fazla değişim epifiz plağı izinin bulunduğu bölgede görüldü. Phalanx media'da abaxial yüzde ise her ayakta farklı bir bölgede değişim gözlemlendi. Phalanx distalis'te ise hem dorsal hem de abaxial yüzde processus extensorius' ta ve margo dorsalis ile margo solearis'in kesiştiği uçta en fazla değişim görüldü. Çalışmada gerçekleştirilen incelemeler ile koyun ve keçilere ait parmaklara ilişkin verilerin elde edilmesiyle tür özelliklerinin bilinmesi, türler arası ayrımın yapılması, klinik müdahalelere ve yapılacak yeni çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Malaklı köpeklerinin böbrek anatomisi üzerine makroanatomik bir çalışma
Bu çalışma Aksaray Malaklı köpeklerinin böbreklerinin anatomik yapısının incelenmesi amacıyla yapıldı. Bu amaçla çeşitli sebeplerden ölmüş 10 (5 dişi, 5 erkek) adet Aksaray Malaklı köpeği kullanıldı. Karın boşluğundan kesilip çıkarılan böbreklerin uzunluğu, genişliği ve kalınlığı ölçüldükten sonra 2 çifti (2 sağ, 2 sol) 48 saat boyunca %10'luk formaldehit solusyonuda tutuldu ve böbreklerin hilus renalis kısmından longitudinal bir kesit yapılarak korteks ve medulla kısımları ortaya çıkarıldı. Diğer 8 çift (8 sağ, 8 sol) böbreğe korozyon kast tekniği uygulanarak arter, ven ve ureter ortaya çıkarıldı. Böbrek arter ve venlerinin uzunluğu ve çapı elektronik kumpasla ölçüldükten sonra fotoğraflandı. Böbreklerin, columna vertebralis'in sağında ve solunda bir çift olarak düz unipapiller bir tipte ve fasülye şeklinde olduğu tespit edildi. Sağ böbreğin 1.-3. lumbal vertebra hizasında, sol böbreğin ise biraz daha geride 2.-4. lumbal vertebra düzeyinde bulunduğu gözlendi. Yapılan ölçümlerde böbreğin uzunluğunun 79.49 ± 10.26 mm, genişliğinin 46.37±5.35 mm, kalınlığının ise 39.21±0.74 mm olduğu tespit edildi. Böbreği besleyen renal arterlerin abdominal aorta'nın her iki yanından çıkıp böbrek hilus'una doğru uzandığı ve sağ renal arterin sola göre biraz daha cranial'den çıktığı tespit edildi. Sağ ve sol arteria renalis'lerin böbreğin hilus'una doğru seyrederek burada dorsal ve ventral dallara ayrıldığı ve bu dallarında sırasıyla arteria interlobaris, arteria arcuata ve arteria interlobularis'leri vererek böbreğin beslenmesini sağladığı belirlendi. Yapılan ölçümlerde renal arterlerin ortalama çapının 4.18±0.85 mm, ramus dorsalis'in ortalama çapının 2.90±0.68 mm, ramus ventralis'in ortalama çapının ise 3.37 ±0.5 mm olduğu tespit edildi. Arteria renalis'lerin orijininden ortalama 39.7±8.26 mm seyrettikten sonra böbreğin hilus'una ulaştığı tespit edildi. Bu çalışmada dorsal dalın 4-6, ventral dalın ise 6-8 arasında interlober artere ayrıldığı gözlendi. Böbreğin venlerinin vena cava caudalis'ten sağlı sollu olarak vena renalis sinistra ve vena renalis dextra olarak çıktığı ve bu venlerin de daha sonra arterlerden farklı olarak vena lobaris cranialis ve vena lobaris caudalis olmak üzere iki dala ayrıldığı tespit edildi. Bu dallar daha sonra sırasıyla venae interlobares, venae arcuatae ve venae interlobulares'e ayrılarak böbreğin kirli kanını toplarlar. Sağ vena renalis'lerin ortalama çapı 7.56±0.62 mm, sol vena renalis'lerin ortalama çapı 8.44±0.56 mm, dorsal dalların ortalama çapı 5.37±0.36 mm, ventral dalınki ise 6.54±0.67 mm olarak ölçüldü. Anahtar kelimeler: Anatomi, Böbrek, Malaklı köpeği
Tekir kedilerinin dil papillalarının taramalı elektron mikroskobik incelenmesi
Dil, birçok kastan meydana gelen hareketli bir organdır. Tamamı çizgili kaslardan oluşması nedeniyle hareket kabiliyeti yüksek olan bir organdır. Dilin mukoza tabakasıyla örtülü ve sinir bakımından zengin olması çiğneme, yutma, emme ve ses çıkarmaya yardım gibi fazlaca işlevi olan bir organ olması bu organı önemli kılmaktadır (Odar, 1986; Dursun, 1991; König ve ark., 2015). Dil bu özelliklerinin dışında ayrıca hassas bir organdır. Dil, özel bir mukoza ile çevrilidir. Dorsal ve lateral bölgede dil mukozası sert olup, ventral bölgede ise daha yumuşaktır. Üst tarafında çok sayıda, değişik işlevleri olan kabartılar görülür. Bu kabartılara dil papilla'ları, papillae linguales adı verilir. Bunların çoğu gözle kolaylıkla görülebilir. Her tür ve ırk için papilla sayısı, hacmi ve dağılımı farklıdır. Papillalar iki guruba ayrılır. Bunlar mekanik papillalar ve tat papillalarıdır. Mekanik papillalar keratinize yapılardır. Genel olarak mekanik papillaların sayısı tat papillaların sayısından daha çoktur. Tat papillalarında tat almaya duyarlı tat tomurcukları yer alır. Mekanik etkili papilla'lar papillae filiformes, papillae marginales, papillae conicae ve papillae lentiformes'tir. Tat alma ile ilgili papilla'lar tat alma özelliği ile donatılmış yapılardır. Bu grupta papillae fungiformes, papillae vallatae ve papillae foliatae bulunur (Odar, 1986; König ve ark., 2015). Dilin üzerini örten epitel dokudaki papilla denilen, kabarcık ve çıkıntı şeklinde gözlemlenebilen tat tomurcukları yer alır. Bu reseptörlerin her birisi tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umami (lezzetli) olmak üzere bütün tatları alır. Yani dilin her bölgesinden her tat alınabilir. Yalnızca dil mukusunda çözünen maddelerin tadı algılanabilir. Yaşlandıkça tat tomurcuklarının sayısı azalır. Dildeki duyu reseptörleri yaklaşık 10-30 saatte bir yenilenir. Tat, ısı ve ağrı alıcılarına sahiptir (Dursun, 1991; König ve ark., 2015). Kedilerin dilleri tat alma işlevine de sahiptir. Ancak kedilerin insanlarla kıyasla daha az tat tomurcuğuna sahip olduğu kabul edilmektedir.
Silikon ve polyester plastinasyon metodu ile hazırlanmış sığır beyinlerinin yüz yüze ve çevrimiçi anatomi eğitimindeki etkinliği ve verimliliğinin değerlendirilmesi
Anatomi, veteriner hekimlik alanında çalışılması gereken en temel konulardan biri olarak kabul edilir. Öğrencilerin doğru bir şekilde eğitilebilmesi için her zaman iyi muhafaza edilmiş örneklere ihtiyaç duyulmaktadır. Nöroanatomide plastinasyon tekniğinin son birkaç yıldaki hızlı büyümesi, nörolojik örneklerin korunması için en güncel ve temel yaklaşımlardan biri olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, silikon ve polyester plastine edilmiş sığır beyinlerinin yüz yüze ve çevrimiçi nöroanatomi eğitimindeki etkinliği ve verimliliğinin değerlendirmektir. Toplam altı adet sığır kafası bir mezbahadan toplanmış ve Ankara Üniversitesi Veteriner Anatomi Anabilim Dalı'na nakledilmiştir. Sığır kafalarından üçü polyester plastinasyon, diğerleri ise silikon plastinasyon için kullanılmıştır. Diseksiyon için kullanılana kadar kafalar soğuk hava deposunda (-18 oC) saklanmıştır. Beyin, diseksiyon yoluyla çıkarıldıktan sonra dört genel plastinasyon aşaması (örnek hazırlama, dehidrasyon, zorlu imregnasyon ve kurutma ve sertleştirme) yapılmıştır. Plastine edilmiş örnekler öğrencilere hem çevrimiçi hem de yüz yüze gösterilmiştir. Uygulama derslerini takiben, öğrencilerin hazırlanan bir anketi doldurmaları istenmiştir. Toplam 108 öğrenci plastinatları yüz yüze, 131 öğrenci ise online olarak değerlendirmiştir. Plastinasyon öncesi ve sonrası tam beynin anatomik yapısının benzer olduğu belirlenmiştir. Öğrenciler, elde edilen tam beyinin kokusuz ve kuru olduğunu, hafif bir renk değişimi ve büzülme bulunduğunu belirtmişlerdir. Dilimlenmiş silikon ve polyester plastine örneklerle ilgili olarak, plastinasyon öncesi ve sonrası, dilimlerin anatomik yapısı ve renginin neredeyse aynı olduğu gözlenmiştir. Plastine edilmiş dilimlerin enine görünümünde, anatomik detayların plastinasyon öncesi dilimlerin enine görünümünde olduğu kadar belirgin olduğu tespit edilmiştir. Plastine dilimler üzerinde, beyaz ve gri madde arasında iyi bir kontrast gözlenmiştir. Bu materyallerin sadece beyaz ve gri madde ayrımı sergilemekle kalmadığı, aynı zamanda formaldehit kokusu taşımadıkları ve estetik açıdan temiz, pürüzsüz bir yüzeye sahip oldukları belirlenmiştir. Anatomi ve klinik eğitiminde, silikon plastinasyon ve polyester plastinasyon yöntemleriyle hazırlanan beyinlerin, formalinle korunmuş beyinlere alternatif olarak veya onlarla birlikte kullanılmasının eğitim kalitesini arttıracağı düşünülmektedir.
Morphological, densitometric and biomechanical evaluation of the bone strength in broilers
Objective: The main aim of this study was to determine the morphological, densitometric and biomechanical properties of the long bones of the broiler. Material and Methods: The long bones (humerus, radius, ulna, femur, and tibia) of wings and legs of 32 broiler chickens were dissected out and stored in the freezer. The bone morphometric measurements showing general and cross-sectional geometry were obtained using computed tomography images. Except for the radius and ulna, bone densities were measured by the DEXA. For biomechanical testing, three point bending was performed on right side and shear testing was conducted on the left side. Results: There was no statistically significant difference between the morphometric features of the right and left side bones. Cortical thickness indices were seen highest in the radius and lowest in the femur. The 95% confidence interval value of maximum bending strength, elastic modulus and maximum shear strength was highest for the radius (84.23-97.68 MPa, 3.64-4.36 GPa and 14.94-17.6 MPa) and lowest for the femur (25.30-30.43 MPa, 0.46-0.56 GPa and 6.09-7.65 MPa), respectively. The coefficients of variation for different biomechanical test calculations showed that generally, the variability of the three-point bending test was lower than the shear test. Conclusion: This study gives information about the cross-sectional geometry, mineral density and biomechanical properties of all the long bones of broiler obtained by different techniques. These data can be used in broilers' breeding and feeding studies for evaluation of the bone strength, by applying the most suitable method and comparing with the provided normal values.
Sıvı köpük sabun, alkol, sitrik asit karışımı ve antiseptik den oluşan fiksasyon-preservasyon solüsyonu (SEFS) ile tespit edilmiş kadavralarda jelatin ve polivinil alkolün doku sertleştiricisi olarak kullanımının araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı; sıvı köpük sabun, etanol, sitrik asit karışımı ve benzalkonyum klorür den oluşan fiksasyon-preservasyon solüsyonunu (SEFS) geliştirerek uzun süre bozulmadan saklanabilen, eğitim ve araştırma amacıyla çalışılabilen kadavralar hazırlamaya imkân veren pratik ve ekonomik bir kadavra hazırlama yöntemine ulaşmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu amaç için 6 adet Yeni Zelanda tavşanı ve 4 adet Saanen oğlak kullanılmıştır. Hayvanlar iki gruba ayrılarak modifiye edilmiş SEFS kullanılarak tespit edilmiştir. Tespit işleminin ardından damar yolundan bir gruba çeşme suyu, sığır jelatini ve gliserin karışımı (jelatin-Gls); diğer gruba ise çeşme suyu, sığır jelatini ve polivinil alkol (jelatin-PVA) karışımı uygulanmıştır. Hazırlanan kadavralar klasik diseksiyon yöntemi ile diseke edilerek diseksiyona uygunluklarına ait bulgular alınmıştır. Kadavralardan alınan doku örneklerinde renk ve sertlik analizleri, ayrıca bazı eklemlerde eklem hareket aralığı ölçümleri yapılarak her iki grupta bulunan kadavralar 12 aylık sürede karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kadavralar tespit edildikten 3 ay sonra diseksiyonlarına başlandı. Kadavraların deri diseksiyonlarına başlamadan yapılan gözlemde dokunsal ve görsel özellikleri hem grup I (jelatin-Gls) de hem de grup II (jelatin-PVA) de in vivo görünüm ve kıvamda oldukları tespit edildi. Deri kası ve deri altı bağ dokusunun doğal renginde olduğu; deri altında hiçbir alanda hipostatik konjesyona benzer sıvı birikimleri tespit edilmedi. Kasların dokunsal ve görsel muayenelerinde doğal renklerine çok yakın, canlı bir renk tonuna sahip oldukları ve sübjektif olarak kıvamlarının formaldehitle tespit edilmiş kadavraya nazaran daha yumuşak ve esnek oldukları görüldü. Pleura, akciğerler ve kalbin doğal renklerinde olduğu görüldü Akciğerler kollabe olmamış; kalp sahip olduğu normal görüntü ve hacmindeydi. Kalp içi boşluklu yapısını korumuş atriumlar ve ventriküllerin duvarları içe doğru çökmemişti. Grup II (jelatin-PVA)'nin hem göğüs hem de karın organlarının hacimlerinin korunması konusunda özellikle, kalp, akciğer, karaciğer, dalak ve böbreklerde grup I'e göre daha iyi sonuç verdiği görüldü. Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre bir tespit solüsyonu olarak SEFS ve jelatin-PVA karışımının kadavradan beklenen bazı özellikler açısından daha üstün olduğu tespit edilmiştir.
Tavşanlarda carpal bölge anatomisinin görüntüleme yöntemleriyle incelenmesi
Amaç: Bu tezde tavşanlarda el bilek bölgesinin morfolojik ve morfometrik yapısının farklı görüntüleme yöntemleri kullanılarak incelenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu tezde karpal bölgeyi incelemek amacıyla 16 adet tavşan kadavrası kullanılmıştır. Karpal bölge, iskeletinde yer alan kemiklerin proximal'den distal'e doğru sıralanışına göre altı farklı bölgeye ayrılarak incelenmiştir. Bu amaçla anatomik diseksiyon, histolojik kesit, BT ve MR (3 Tesla) görüntüleme yöntemi kullanılmıştır. Bu bölgelerden alınan kesitler ve görüntülerden elde edilen veriler karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada karpal bölgede bulunan anatomik oluşumlar morfolojik ve morfometrik olarak incelenip yöntemler arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Karpal bölgenin tavşanlarda çok küçük olması görüntüleme yöntemlerinin bu yönde kısıtlılıklarına neden olmuştur. Özellikle MR görüntüleme yöntemlerinde istenilen yumuşak doku verilerine ulaşmada zorluklar yaşanmıştır. Dolayısıyla histolojik kesit yöntemleri bölgeyi incelemede oldukça faydalı olmuştur. Karpal bölgede klinik önemi açısından karpal tünel daha detaylı incelenmiş ve tünel içinden geçen yapılar ile tüneli palmar yönde çevreleyen retinaculum flexorum'un incelenmiştir. Tavşanlarda karpal tünelin insanlara benzediği dikkati çekmiştir. Karpal tünelin kemiksel çatının alanı distal'e doğru daralırken kanalın derinliğinin arttığı, bu derinliği os carpi accessorium'un belirlediği tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan ölçümlerle karpal tünelin n. medianus'un tuzak nöropati bölgesi olabilceği gösterilmiştir. Tavşanlarda karpal tünelin biraz distal'inde kıkırdak bir yapının görüldüğü ve bu yapının köpeklerdeki torus carpi'i gibi karpal tünelden çıkan yapıları koruduğu düşünülmektedir. Sonuç: Yapılan bu tezde tavşanların karpal bölgesi özellikle burada bulunan karpal tünelin morfolojik ve morfometrik yapısı detaylı olarak sunulmuştur. Elde edilen verilerin ilerideki karpal bölgeye ait klinik ve deneysel çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Anatomi, Bilgisayarlı Tomografi, Histoloji, Karpal Tünel, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Tavşan
İki farklı kanatlı türünde kanatta bulunan patagium ve patagium'u destekleyen anatomik yapıların incelenmesi
Amaç: Kümes hayvanı olarak yetiştirilen, uçabilen ve uçamayan iki farklı kanatlı türünde, kanatlardaki patagial oluşumların olası farklılıklarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında erişkin (6 - 7 aylık) 8 erkek 7 dişi Numida meleagris (Beç Tavuğu) ile 7 erkek 7 dişi Gallus gallus domesticus (Tavuk) kullanıldı. İnceleme, dekapitasyon sonrasında, anatomik diseksiyon yöntemiyle gerçekleştirldi. Kanattaki patagiumlar'ın ligamentlerine ait ölçümler, dinlenme pozisyonunda ve kanat tam açık pozisyonda, dijital kumpas yardımıyla ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Patagium cervicale ve patagium alulae'yi destekleyen bir kasın ya da ligamentin olmadığı saptandı. Tavukta metapatagium'a, m. serratus superficialis pars metapatagialis ve m. latissimus dorsi pars metapatagialis destek verirken; Beç tavuğunda sadece m. serratus superficialis pars metapatagialis'in desteklediği gözlemlendi. Postpatagium uçuş tüyü follüküllerini sıkı bir şekilde sarmasından dolayı farklı şekilde görüldü. Beç Tavuklarında propatagium'un deri katmanları arasında, tavuklara göre daha yoğun bağdoku iplikleri içerdiği gözlemlendi. Ligamentum limitans cubiti'nin sınırları Beç Tavuklarında net görülemedi. Ligamentum propatagialenin baş ve orta kalınlıklarında her iki tür arasında önemli bir fark görülmezken son kalınlıkta Beç tavuklarındaki verilerin tavuklardan daha büyük olduğu ve istatistiksel olarak önem arz ettiği belirlendi. Ayrıca lig. propatagiale Beç Tavuklarında, tavuklardan daha kısa olduğu morfometrik olarak belirlendi. Fakat lig. propatagiale'nin uzunluğu, uzun kanat kemikleriyle her iki farklı pozisyonda da orantısal olarak aynı büyüklükte olduğu tespit edildi. Sonuç: Yapılan bu çalışma ile; kümes hayvanı olmaları dolayısıyla yaşam koşulları ve beslenme tarzları benzer olan, fakat biri uçabilen ve diğeri uçamayan iki farklı tür kanatlıda kanattaki patagium'ları oluşturan yapılar hem morfolojik hem de morfometrik olarak incelenerek, farklılıkları ortaya konulmuştur.
Scottish fold ve British shorthair ırkı kedilerde radyografik görüntüleme ile skeleton axiale'nin lumbal, sacral ve caudal bölümlerinin morfometrik analizi
Amaç: Bu tez çalışması ile; Scottish Fold ve British Shorthair ırkı kedilerde skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerinin radyografik görüntülerinin analizi ve görüntüler üzerinden alınacak morfometrik verilerin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 16 Scottish Fold ve 16 British Shorthair olmak üzere toplam 32 kedi kullanılmıştır. Skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerini oluşturan anatomik yapıların ventro-dorsal ve latero-lateral radyografileri alınmış, bu görüntüler üzerinden karşılaştırmalı makroanatomik inceleme ve morfometrik ölçümler yapılarak, elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: British Shorthair ve Scottish Fold ırkı kedilerin röntgen görüntüleri üzerinden yapılan makroanatomik incelemede, iki kedide 8 adet bel omuru ve sakralizasyon, yetişkin dört kedide tam kaynaşmamış S2-S3, on aylık bir kedide tam kaynaşmış S3-Ca1 olgusuna rastlanmıştır. Morfometrik verilerin analizinde, tüm bel omurlarının ortalama uzunluk ve genişlik değerlerinin British Shorthair, foramen vertebrale yüksekliğinin ise Sottish Fold ırkı kedilerde daha büyük olduğu görülmüştür. Irk farkı göz ardı edilerek yapılan karşılaştırmada erkeklerde, L₇ dışındaki diğer tüm bel ve kuyruk omurları daha uzun, bel omuru ortalama genişlikleri de daha büyük bulunmuştur. Sonuç: Her iki ırka ait bazı morfometrik veriler ve makroanatomik bulgular sunulmuştur. Bu çalışma sonucunda elde edilen verilerin, sağlıklı kediler yetiştirilmesi ve vertebraların stabilizasyonu için güvenli implantasyon koridorlarının tanımlanmasına yönelik araştırmalara katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar kelimeler: British Shorthair, Kedi, Morfometrik, Scottish Fold, Skeleton Axiale.
Köpeklerde corpus femur ve corpus tibia'nın geometrik özellikleri
Köpeklerde, uzun kemiklerin morfometrik özelliklerine ilişkin yaş, cinsiyet vb. faktörlere bağlı varyasyonların incelendiği araştırmalar biyomekanik veya konformasyonel farklılıkların yorumlanabilmesi için önemlidir. Diğer yandan, bu tür geometrik varyasyonlara ait veriler ortopedik çalışmalarda bazı deformitelerin düzeltilmesi ve implantların uygulama yöntemi veya tasarımlarını geliştirmek için kullanılmaktadır. Çalışmada benzer büyüklükte 41 adet köpeğe ait sağlam femur ve tibia kemikleri kullanıldı. Kemikler genç erkek (n=10), genç dişi (n=10), erişkin erkek (n=10) ve erişkin dişi (n=11) olacak şekilde dört grupta değerlendirildi. Kayıtları alınan kemiklerin röntgen görüntüleri ve bilgisayarlı tomografik kesit görüntüleri hazırlandı. Röntgen görüntüleri kullanılarak proximal ve distal spongioz kemik oranı hesaplandı. Bilgisayarlı tomografi kesit görüntülerinde kemiğin corpus'unun proximal, distal ve ortasında cavum medullare çapları ve substantia corticalis kalınlıkları ölçüldü. Kesit görüntülerinden hazırlanan üç boyutlu kemik modellerinde anatomik eksen, proximal ve distal longitudinal eksenler üç boyutlu olarak çizdirildi. Bu eksenler kullanılarak dorsal düzlem üzerinde proximal ve distal medio-lateral eğim açıları ile sagittal düzlemde proximal ve distal cranio-caudal eğim açıları ölçüldü. Elde edilen verilerden, bu ölçüm parametreleri için her yaş grubuna ve cinsiyete ait ortalama değer, standart sapma, güven aralığı değerleri, istatistiksel karşılaştırmaları ve korelasyon katsayıları tablolar halinde sunuldu. Çalışma sonunda, köpeklerde fonksiyonel anatomi ve klinik açıdan en önemli uzun kemiklerden olan femur ve tibia'daki kesit özellikleri ve eğriliklerin yaş ve cinsiyete bağlı anatomik farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmış ve çeşitli ortopedik uygulamalara ilişkin, kemik bölümlerinde tespit edilen bazı geometrik varyasyonlara göre öneriler sunulmuştur.
Bıldırcın (coturnix coturnix) ve güvercinde (columba livia), arka bacak bilek (articulatio tarsi) ve parmak (articulationes digiti pedis) eklemlerine etkiyen kasların fonksiyonel olarak makroskobik ve mikroskobik incelenmesi
Bu çalışmada kanatlı hayvanlardan güvercin ve bıldırcında ayak ve parmak eklemlerine etkiyen kaslar makroskobik ve mikroskobik olarak incelendi. Makroskobik inceleme için (10 erkek 10 dişi) 20 adet ergin bıldırcın (C. coturnix) ve (10 erkek 10 dişi) 20 adet ergin güvercin (C. Livia) olmak üzere toplam 40 adet kanatlı hayvan kullanıldı. Hayvanlar dietil eter ile inhalasyon anestezisine alındı. Canlı ağırlıkları hassas terazi ile belirlendi. Anestezi altına alınan kanatlı hayvanların sol ayaklarının ayrı ayrı radyografik görüntüleri alındı. Alınan görüntülerden İmage J programı ile ayrı ayrı PBN ölçümleri gerçekleştirildi. Daha sonra dietil eter anestezisi altında servikal dislokasyon ile ötenazileri yapıldı. Ötenazisi yapılmış hayvanların sağ ve sol bacakları gövdeden ayrıldıktan sonra sol bacakları diseksiyon için %30'luk formaldehit solüsyonunda tespit edilirken, sağ bacakları ise histolojik prosedürler için %10'luk nötral formalin solüsyonunda tespit edildi. Her iki tür içinde eş zamanlı olarak arka bacak kasları diseke edilerek makroskobik olarak incelendi. Kemik (tüm bacak, femur, TBT, TMT ve parmak kemikleri) uzunluklarının, von den Driesch'in (1976) belirttiği ölçüm noktalarına uygun şekilde morfometrik ölçümleri yapıldı. Histolojik inceleme de tespit sonrasında rutin doku takibi uygulandı ve Crossman'ın üçlü boyama tekniğine göre boyandı. Parafin bloklardan alınan 4-5 μ'luk kesitlerde SO-tip I, FG-tip IIb ve FOG-tip IIa'nın varlığı immunohistokimyasal yöntemlerden indirekt strepteavidin-biotin-kompleks yöntemi kullanılarak gösterildi. Çalışmamızın sonucu istatistiksel olarak P<0,05 ve P<0,01 olacak şekilde değerlendirildi. Hallux'un uzunluğu, TMT'a eklemleşme noktası ve iki flexor grubu kaslarda bulunan lif düzenlemeleri tüneme hareketine güvercinlerin arka bacaklarının anatomik ve histolojik olarak daha elverişli bir yapıya sahip olduğunu göstermekteydi.
Koyun, keçi ve tavşanda mandibula'nın geometrik özellikleri
Yeni cerrahi malzemeler ve operasyon yöntemleri genellikle insanlardaki klinik kullanımından önce hayvan modellerinde denenir. Bu nedenle ağız ve çene cerrahisi araştırmalarında, mandibula'nın morfolojik ve morfometrik özelliklerinin bilinmesi, uygulamaların başarısı açısından önemlidir. Bu araştırmada, hayvan modeli olarak kullanılabilen tavşan, koyun, keçide mandibula'nın geometrik özelliklerine ilişkin verilerin sunulması amaçlanmıştır. Çalışmada 12 adet tavşan, 10 adet keçi ve 6 adet koyun madibula'sı kullanılmıştır. Mandibula'ların medio-lateral yönlü röntgen görüntülerinde uzunluk, yükseklik, açı ölçümleri ve for. mentale ve for. mandibulae'nın konumunu yansıtabilecek ölçümler alınmıştır. Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen kesit görüntüleri kullanılarak, for. mentale, ilk premolar diş ve son molar diş yakınlarındaki kesitlerde kortikal kalınlık, iç ve dış çaplar ölçülmüştür. Ayrıca üç boyutlu modellerde caput mandibulae'ye ilişkin ölçümler alınmıştır. Bu çalışmada, röntgen görüntüleri, kesit görüntüler ve üç boyutlu modeller incelenerek ağız ve çene cerrahisi uygulamaları açısından dikkati çeken önemli morfolojik bulgular sunulmuştur. Morfolojik bulgular yanında morfometrik veriler de göz önüne alınarak canalis mandibulae'nın oransal olarak en kısa ve en dar olarak tavşanda bulunduğu görülmüştür. Çevresindeki kortikal doku da çalışmada kullanılan diğer hayvan türlerine göre incedir. Ramus mandibulae bölgesi tavşanda çok zayıf bir kemik yapısının olması nedeniyle vida vb. uygulamaları için çok uygun değildir. Koyun ve keçide ise bu bölge daha kalın kortikal kemik ve daha fazla trabeküler yapı içermesi nedeniyle bu tür uygulamalar için daha uygundur. Diastema bölgesi, deneysel distraksiyon osteogenesizi, kemik defekti, plak, vida tipi gibi araştırmalar için daha uygun bir bölge olarak görünse de, tavşanlarda bu bölge boyunca incisiv dişlerin köklerinin bulunduğu, koyun ve keçilerde ise mandibular kanalın varlığı araştırıcılar tarafından dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak, çalışmanın morfolojik ve morfometrik bulguları kullanılarak özellikle bu hayvan türlerinde deneysel bir cerrahi prosedür, kullanabilecek malzeme tipi ve büyüklüğü planlanabilir. Böylece, bu tür araştırmalarda daha yüksek başarı ve güvenilir sonuçlar elde edilebileceği gibi hayvan refahı da arttırılabilir.
Artırılmış gerçeklik kullanılarak hazırlanan at ön bacak kemik modellerinin veteriner anatomi lisans öğrencilerinin öğrenme etkinliğine olası katkılarının araştırılması
Amaç: Bu tez çalışması ile, at ön bacak kemiklerinden elde edilen üç boyutlu (3D) görüntülerden bir artırılmış gerçeklik uygulaması tasarlanması ve bu uygulamanın geleneksel veteriner anatomi eğitimi almış öğrenciler tarafından değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Uygulama kapsamında türünün tüm sabit anatomik özelliklerini taşıyan, herhangi bir patolojisi olmayan, sağlıklı, erişkin bir ata ait olan sol ön bacak kemiklerinden üç boyutlu görüntüler alınarak işlendi ve 9 adet kemik modeli oluşturuldu. Android işletim sistemine sahip cep telefonu ve tablet bilgisayarlar için tasarlanan bir artırılmış gerçeklik uygulaması (Spectre Anatomy Application) geliştirildi. Uygulamanın değerlendirilmesi amacıyla veteriner anatomi eğitimi almış öğrencilere anket uygulandı. Bulgular: Uygulama yüklü cihazların kameralarının işaretçilere doğrultulmasıyla artırılmış gerçeklik uygulamasının aktif hale geldiği görüldü. Anatomik oluşumların net bir biçimde görülebilmesi ve gerçeğe en yakın şekilde incelenebilmesi için kodlanan tıklama ve sürükleme hareketlerinin işlevsel olduğu saptandı. Anatomik oluşumlar, gerek bulunduğu bölgenin gerekse "Buradan Seç" sekmesinde yer alan adının tıklanması suretiyle görüntülendi. Uygulama, kullanıcılar tarafından büyük oranda başarılı olarak değerlendirildi. Sonuç: Geliştirilen bu artırılmış gerçeklik uygulamasının, anatomik model gereksinimini karşılayacağı, hayvan etiği sorununu azaltacağı, öğrencilere zaman ve mekan serbestliği, öğrenme kolaylığı ve motivasyon artışı sağlayarak, veteriner anatomi eğitimine katkı sağlayacağı kanaatine varıldı. Anahtar kelimeler: Arttırılmış gerçeklik, eğitim materyali, üç boyutlu, veteriner anatomi.
Köpeklerin farklı pozisyonlarında ergonomik ölçümler
Amaç: Köpek türünde, her ırkın vücut ölçüleri birbirinden oldukça farklıdır. Bu çalışmada, evcil hayvan sektörünün faydalanabileceği, endüstri ve veteriner hekimlik alanında köpeklere özgü ergonomik nesneler geliştirmesinde yardımcı olabilecek, köpeklerin farklı duruş ve pozisyonlarında morfometrik verilerinin paylaşılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada farklı ırklardan 37 adet köpek kullanılmıştır. Her köpek üç farklı pozisyonda ve üç ayrı yönden toplam dokuz kez fotoğraflandırılmıştır. Bu şekilde, ayakta duruş, oturur ve yatar pozisyonlarında, yandan, önden ve arkadan fotoğraflar çekilmiştir. Ayrıca köpeklerin doğrudan tanımlayıcı ölçümleri ve canlı ağırlıkları alınmıştır. Fotoğraflar üzerinden ImageJ programı yardımıyla morfometrik vücut ölçümleri alınmıştır. Bulgular: Hayvanlardan alınan morfometrik ölçümler, öncelikle ırk özelliklerine göre gruplandırma yapılarak, sonra da tüm köpekler büyük, orta ve küçük ırk köpek olarak gruplandırılarak tablolarda sunulmuştur. Hayvanların genelinde aynı morfometrik ölçümlerin farklı pozisyonlarında farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak; bu çalışmanın verileri dikkate alındığında, köpeklere yönelik yaşam alanları, taşıma kutuları, yatak, medikal eşyalar vb. beden büyüklüğü ve şekliyle doğrudan ilişkili tasarımlar planlanırken canlı ağırlık ve ırk özellikleri yanında, hayvanların farklı pozisyonlardaki duruşları ve vücudun farklı bölümlerinden alınacak morfometrik değerlendirmelerle elde edilecek tüm konformasyon özellikleri kullanılmalıdır
Büyük ruminantlarda duyu organlarının formaldehitli ve formaldehitsiz silikon plastinasyonu
Plastinasyon; doku sıvılarının reaktif bir polimer ile yer değiştirmesiyle karakterize bir anatomik preparat hazırlama tekniğidir. Birçok anatomik yönteme kıyasla daha zorlu ve ekonomik açıdan maliyetli olsa da ortaya çıkan örneklerin doğal görüntüsüne son derece benzer, ayrıca dayanıklı ve insan sağlığı için zararsız son ürünler olmaları, bu yöntemi cazip kılmaktadır. Bizim asıl amacımız plastinasyon gibi bir yöntemde kullanılan formaldehit gibi kanserojenik bir kimyasalı tamamen bertaraf etmek ve anatomi eğitiminde, sınavlarında kullanılmak üzere ülkemizde üretilmiş ve her biri orijinal olan formaldehitsiz plastinatların üretimini sağlamaktır. Bu amaçla mezbahaneden temin ettiğimiz 10'ar adet büyük ruminantın duyu organlarını 5'i formaldehitli ve 5'i formaldehitsiz olarak karşılaştırmalı plastine ederek aralarında farkı gözeterek formaldehiti bertaraf etmeyi amaçlamaktayız. Plastinasyon teknikleri içerisinde en sık kullanılanı ve örneklerin estetik açıdan etkileyici görünmesi sebebiyle en bilineni silikon plastinasyonudur. Silikon plastinasyonu temel olarak 5 aşamadan oluşmaktadır. Öncelikle örnekler fiksasyonlu ve fiksasyonsuz diseksiyona tabi tutulup istediğimiz anatomik situs'u elde edip hazır hale getirilmiştir. Daha sonra -25˚C ' de aseton banyolarında dehidrasyon aşaması gerçekleştirildikten sonra negatif basınç altında S10-S3 kimyasalı karışımı ile zorlu imregnasyon aşaması yapılmıştır. En son aşamasında ise S6 solüsyonumuzla son halini verip kurutma ve sertleştirme aşamasıyla plastinasyon süreci tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anatomi, Formaldehit, Plastinasyon, Silikon
Ratlarda ovaryum ve uterus'un yaşa göre morfolojik gelişimi
Çalışmada ratlarda ovaryum ve uterus'un puberta öncesi ve sonrası dönemlerine göre morfometrik ve makroanatomik gelişiminin belirlenmesi amaçlandı. Bununla birlikte tuba uterina ve vagina da morfometrik olarak incelendi. Bu amaçla, puberta öncesi dönem için 30 günlük, pubertal dönem için 60 günlük ve puberta sonrası dönem için 90 günlük gelişimini tamamlamış ratlar kullanıldı. Her grupta kullanılan rat sayısı en az 6 adet olarak belirlendi. Ratlar ötenazi edildikten sonra biyometrik bulguları alındı ve bir gün formaldehitte bekletildi. Formaldehitte tespit olan ratların genital organları diseksiyon edildi ve makroanatomik bulgular alındı. Genital organlar uygun şekilde fotoğraflandıktan sonra Image J programına aktarılarak toplam 12 adet morfometrik ölçüm yapıldı. Çalışma sonucunda ovaryumların regio lumbalis'te bulunduğu, pubertal dönem öncesinden sonuna doğru, regio lumbalis'in caudal'inden daha cranial'inedoğru yer değiştirdiği gözlendi. Tuba uterina ovaryum'un caudal ucunda kıvrımlı kanallardan oluşuyordu. Uterus dublex olarak belirlendi. Sağ cornu uteri'nin sol cornu uteri'den daha uzun olduğu gözlendi. Bu farklılık 30 ve 60 günlük gruplar arasında istatistiksel olarak önemliydi (P<0.05). Vagina mukozasında uzunlamasına mukozal kıvrımlar mevcuttu. Ölçülen parametrelerin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edildi. Buna göre, sağ ve sol ovaryum çapı, sağ ve sol ovaryum uzunluğu, sağ ve sol cornu uteri uzunluğu ve cervix uteri uzunluğu parametrelerinin gruplar arasında istatistiksel olarak önemli olduğu belirlendi (P< 0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçların, dişi ratlarda genital sistem üzerinde yapılacak çalışmalarda patolojik ve normal yapıların karşılaştırılmasına olanak sağlayacağı ve dişi genital sistem ile ilgili gelişimsel anatomi verilerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Makroanatomi, Morfometri, Ovaryum, Rat, Tuba uterina, Uterus, Vagina.
Holstein ve Simental ırkı sığırların metapodiumlarının morfolojik karşılaştırılması ve osteometrik indekslerinden yaş tahmini
Bu araştırmada, Isparta ve çevresindeki mezbahalardan alınan 60 adet dişi sığıra ait metapodium kemiklerinin osteometrik ölçümleri kullanılarak yaş tahmini yapılmıştır. Kemiklerin hazırlanmasında, üzerlerindeki yumuşak dokular %3'lük hidrojen peroksit çözeltisinde 72 saat bekletilerek temizlenmiş ve ardından oda sıcaklığında 48 saat kurutulmuştur. Kemiklerin her birine yaş grubu, kemik türü ve birey numarası içeren tanımlayıcı etiketler yapıştırılmıştır. Ölçümler, dijital kumpasla milimetre hassasiyetinde ve üç kez tekrarlanarak ortalamaları alınmış; osteometrik parametreler literatürde kabul gören standart referans noktalarından gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, kemik uzunluğu, genişliği ve çapı gibi ölçümlerle birlikte, kemiklerin yaşa bağlı değişimlerini daha hassas değerlendirmek amacıyla 20 farklı osteometrik indeks hesaplanmış ve mutlak boyutlardaki bireysel farklılıkların etkisini minimize ederek yaşa özgü morfolojik değişimleri ortaya koymayı hedeflemiştir. Bulgular, osteometrik ölçümlerin birbirleriyle yüksek pozitif korelasyonlar sergilediğini göstermiş; bu da kemiklerin büyüme ve gelişim süreçlerinin koordineli ve sistematik olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte, bazı indekslerin kemik uzunluğu ile ters yönlü korelasyon göstermesi, kemiklerin yaş ilerledikçe daha uzun ancak göreceli olarak daha ince bir yapı kazanma eğiliminde olduğunu göstermiştir. Yaş gruplarına göre yapılan karşılaştırmalarda, metapodium kemiklerinde uzunluk ve çap ölçümlerinde anlamlı artışlar tespit edilmiş; özellikle 1'den 5 yaşa kadar kemiklerin boyutsal gelişimi net olarak ortaya konmuştur. Bu sonuçlar, önceki çalışmalarla uyumludur ve sığır kemik gelişiminin dinamiklerini doğrulamaktadır. Araştırmada kullanılan metodolojik yaklaşım; dijital kumpasla ölçümlerin üç kez tekrarlanması, laboratuvar ortamında kemiklerin uygun koşullarda hazırlanması ve 20 farklı indeksin hesaplanması, verilerin güvenilirliği ve geçerliliğini artırmıştır. Bununla birlikte, çalışma yalnızca dişi bireylerle sınırlandırıldığı için cinsiyetler arası karşılaştırma yapılamamış, bu durum ileride yapılacak araştırmalar için bir öneri olarak sunulmuştur. Bu çalışma, osteometrik indekslerin yaş tahmininde güvenilir, pratik ve tekrarlanabilir göstergeler olduğunu ortaya koymuş, veteriner anatomi, zooarkeoloji, adli bilimler ve hayvan yetiştiriciliği alanlarında uygulama potansiyelini vurgulamıştır. Metapodium kemiklerinin hem arkeolojik hem de adli bilimlerde yaş tayini için ideal materyaller olduğu, iyi korunmaları ve yaşa bağlı morfometrik değişikliklerin net olması nedeniyle özellikle belirtilmiştir. Ayrıca, yaş tahmini çalışmalarında tür ve cinsiyetin dikkate alınması gerekliliği vurgulanmış, ileri analizlerin radyolojik ve histolojik yöntemlerle desteklenmesi ve yapay zekâ temelli modellemelerin geliştirilmesi önerilmiştir. Yaş belirleme çalışmalarında güvenilir bir yöntem sunan sığır metapodium kemiklerinin osteometrik ölçümleri ve indeksleri, bu konuda yapılacak araştırmalar için de sağlam bir temel oluşturacaktır.
Koyun kalbi üzerine bal temelli solüsyonların kadavra koruyucu etkisinin değerlendirilmesi
Araştırmada insan sağlığı üzerine oldukça zararlı olduğu bilinen formaldehite alternatif olarak, balın temelini oluşturacağı solüsyonların kadavra koruyucu etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından (Proje No: 0484-YL-17) desteklenmiştir. Çalışmada 6 aylık yaştan daha büyük 42 adet koyun kalbi kullanıldı. Kesimi takiben kalpler otolizi engelleme amacıyla yerinde % 0,9'luk tuzlu su ile perfüze edildi. Kalplerin 6 tanesinden taze kadavra özelliklerini belirlemek amacıyla doku örnekleri alındı. Deneme gruplarından solüsyona maruz bırakıldıkları 3. gün, 75. gün, 150. gün ve 225. günde histolojik, mikrobiyolojik, tekstür ve renk yönünden değerlendirmeler için örnekler alındı. Çalışmada makroskobik incelemede A ve B gruplarının I. solüsyonları için kalplerin manuplasyonunda II. ve III. solüsyonlara göre daha belirgin bir sertlik hissedildi. Kalplerin şeklini koruması yönünden yapılan değerlendirmede ise I. solüsyonda şekil kaybının (ventriküler çökme) meydana geldiği, diğer solüsyonlarda kalbin şeklini koruduğu tespit edildi. Histolojik olarak genel tespitin oldukça olumlu olduğu görüldü. Ancak ilerleyen dönemde histolojik yapının deformasyona uğradığı saptandı. Mikrobiyolojik analizde ise herhangi bir bakteriyel ya da mikotik üreme gözlenmedi. Sertlik derecesi grup içi alt gruplar bakımından yapılan karşılaştırma sonuçlarına göre istatistiksel olarak 3. günde AI, AIII, BII ve BIII, 75. günde AIII, 150. günde AII, AIII ve BIII, 225. günde AIII ve BIII solüsyonlarında bekletilen kalp dokularının taze kalp dokusuna benzediği görüldü. Sertlik derecesi bakımından gruplar arası yapılan karşılaştırma sonuçlarına göre istatistiksel olarak AI solüsyonunun 3., AIII solüsyonunun 3. ve 75., BII solüsyonunun 3., 75. ve 225. günündeki kalp dokularının taze kalp dokusuna benzediği saptandı. Çalışmada renk analizi sonucuna göre L değeri bakımından grup içi ve gruplar arası yapılan istatistiksel karşılaştırmada taze kalp dokusunun deneme grubu kalp dokularına benzemediği saptandı. Koku anketi sonuçları ise +4 ºC'de bekletilen kalplerin yüzde değerlerinin oda ısında bekletilen kalplere göre daha pozitif olduğunu gösterdi. Ayrıca diğer solüsyonlara göre I. solüsyon için de aynı durumun söz konusu olduğu belirlendi. Sonuç olarak subjektif ve objektif incelemeler sonucunda elde edilen verilerin "ideal" tespit solüsyonunu oluşturma anlamında doğru yolda ilerlendiğini göstermektedir. Bu noktadan itibaren elde edilen veriler ve tecrübeler ışığında farklı paranşim dokusuna ve karakterine sahip organlarda incelemelerde bulunulmasını takiben tam kadavra üzerinde solüsyonların değerlendirilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.
Bilgisayarlı tomografi anjiyografi ile yeni zelanda tavşanında ıntracranial arterlerin tanımlanması, üç boyutlu modellenmesi ve morfometrisi
Araştırmada bilgisayarlı tomografi anjiyografi ile Yeni Zelanda Tavşanı'nda intracranial arterlerin tanımlanması, üç boyutlu modellenmesi ve morfometrisi'nin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü tarafından desteklenmiştir (Proje No: 0580-YL-19). Çalışmada her iki cinsiyetten (10 dişi, 10 erkek) toplamda 20 adet erişkin Yeni Zelanda Beyaz Tavşanı kullanıldı. Bilgisayarlı tomografi anjiyografi çekimlerinden önce genel anestezi prosedürü uygulandı. Çekim için tavşanlara prone pozisyonu verildi. Tavşanların vena auricularis marginalis'inden kontrast madde enjekte edilerek bilgisayarlı tomografi anjiyografi çekimleri gerçekleştirildi. Elde edilen bilgisayarlı tomografi anjiyografi görüntüleri kullanılarak MIMICS 13.0 programında belirlenen noktalardan morfometrik ölçümler yapıldı. Aynı program üzerinde iki boyutlu görüntülerden üç boyutlu intracranial arter modeli oluşturuldu. İstatistiksel olarak ölçümlerin cinsiyet ve taraf karşılaştırılmaları yapıldı. Çalışmada arteria basilaris'in bilateral arteria vertebralis tarafından medulla oblangata'nın basal'ı seviyesinde oluştuğu gözlendi. Çalışmada dişi ve erkek tavşanlarda sadece arteria cerebri caudalis dextra et sinistra'nın çap değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlendi. Yön bakımından ise istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmadı. Sonuç olarak, çalışmamızda elde edilen bilgilerin ölüme yol açan hastalıklar arasında önemli bir payı olan serebrovasküler patolojilerle ilgili yapılacak çalışmalara, klinisyenlere ya da araştırmacılara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.
Honamlı keçilerinde radyografik yöntemle kalbin pozisyonu, şekli ve boyutlarına ilişkin morfometrik incelemeler
Bu tez çalışması; Honamlı keçilerinde yaş, cinsiyet göz önünde bulundurularak ırka özgü vertebral kalp skalasının belirlenmesi ve bu skalanın bazı dış morfomertrik özellikler ile korelasyonun incelenmesini esas almaktadır. Çalışmada, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Eğitim, Araştırma ve Uygulama Çiftliği'nden temin edilen kulak küpe numaraları kayıtlı her iki cinsiyetten eşit sayıda 20 yavru ve 20 erişkin toplam 40 adet Honamlı keçisi kullanıldı. Çalışma, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi – Hayvan Deneyleri Yerel Etik Kurulu'nun 21 Kasım 2018 tarihli 58-467 sayılı izni ile gerçekleştirildi. Çalışmada kullanılan hayvan materyali uygulama öncesi genel sağlık taramasından geçirildi. Sağlık taraması sonrasında vücuda ilişkin dış morfometrik ölçüler alındı. Keçilerin latero-lateral radyografisi elde edildikten sonra vertebral kalp skalası belirlendi. Elde edilen çevresel morfometrik ölçümlerin güvenilirliğinin sağlanması için aynı kişinin elde ettiği ölçümler tekrarlanarak ortalamaları kaydedildi. VHS değerinin elde edilmesinde VHS ölçüm yazılımı kullanılarak hata payı asgariye indirildi. Elde edilen VHS verileri değerlendirildiğinde; Yavru erkek, yavru dişi, erişkin erkek ve erişkin dişilerde ortalama sırayla 8.44, 8.41, 8.19 ve 8.43 olduğu görüldü. İstatistiksel olarak VHS değerinin yaş ve cinsiyet gibi parametrelere bağlı olmadığı tespit edildi. Dış morfometrik ölçümlerin VHS değeri ile korelasyon değerlendirilmesinde; Erişkin dişilerde cidago yüksekliği ile, kulak uzunluğu bakımından da erişkin keçilerde pozitif istatistiksel olarak önemli bir korelasyon (P<0.05) tespit edildi. Sonuç olarak; Ülkemizin yerli keçi ırklarından biri olan Honamlı keçilerinde kalbe ait radyografik görüntüler elde edilerek, yaş ve cinsiyet farkı da gözetilerek vertebral kalp skalasına ilişkin normatif değerler ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Yeni zelanda tavşanında medulla spinalis'in pars lumbalis'inin morfometrik ve stereolojik olarak incelenmesi
Yeni Zelanda Tavşanında Medulla Spinalis'in Pars Lumbalis'inin Morfometrik ve Stereolojik olarak İncelenmesi Çalışmada medulla spinalis'in pars lumbalis segmentinin morfometrik ve stereolojik değerlerinin incelenmesi amacıyla 12 adet (6 dişi, 6 erkek) erişkin Yeni Zelanda tavşanı (Oryctolagus cuniculus) kullanıldı. Tavşanlar ötenazi edildikten sonra biyometrik verileri (kilo, baş-kuyruk uzunluğu) kaydedildi ve %10'luk formaldehit solüsyonunda 6 gün süre ile bekletildi. Medulla spinalis'in segmentasyon işlemi gerçekleştirildi. Her bir segmentin morfometrik parametreleri belirlendi. Histolojik işlemler için takip süreci tamamlandı. Medulla spinalis'te Cavalieri prensibi ile hacim hesaplamaları yapılmadan önce ön çalışma ile metot belirlendi. Ön çalışmada her bir lumbal segmentten 5μm kalınlığında doku kesitleri alındı. Örnekleme oranı 1/200 olarak belirlendi ve her bir segmentten ortalama 10-16 arası kesit elde edildi. Elde edilen kesitler Hematoksilen Eozin ve Luxol Fast Blue boyaları ile boyandı. Boyanan kesitler fotoğraflandıktan sonra Image J programına aktarılarak substantia alba, substantia grisea ve toplam segment hacmi Cavalieri prensibine göre hesaplandı. Elde edilen bulgular istatistiksel olarak değerlendirildi. Sonuç olarak, dişi ve erkek tavşanlarda medulla spinalis'in uzunluğunun %38'inin pars lumbalis'e ait olduğu görüldü. Erkek ve dişi tavşanlar arasında morfometrik parametrelerin istatistiksel olarak farklı olmadığı belirlendi (P> 0.05). Pars lumbalis'te en büyük hacim değerine sahip olan segmentin L5 olduğu belirlendi. Dişi ve erkek tavşanlarda bu değer sırasıyla 150.30 mm3 ve 161.24 mm3 şeklindeydi. Substantia alba'nın en büyük hacim değeri L4 segmentine aitti. Dişi ve erkek tavşanlarda bu değer sırasıyla, 109.34 ± 30.18 mm3 ve 117.90 ± 27.70 mm3 olarak tespit edildi. Her iki cinsiyette de substantia grisea'nın hacim değerinin L6 segmentinde en büyük olduğu görüldü. Bu değer dişi ve erkek tavşanlarda sırasıyla 54.46 ± 8.14 mm3 ve 54.25 ± 13.42 mm3 olarak kaydedildi. Lumbal segmentlerin ortalama hacim değerleri cinsiyete göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı belirlendi (P> 0.05). Ancak, erkek tavşanlarda bu değerin daha büyük olduğu görüldü. Her iki cinsiyette de, hacim değerlerinin (Toplam lumbal hacim, substantia grisea ve substantia alba hacimleri) korelasyon değeri tavşanın kilosu ve baş-kuyruk uzunluğu ile karşılaştırıldığında, bu değerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlendi (P> 0.05). Sonuç olarak, bu çalışma, Yeni Zelanda tavşanında medulla spinalis'in pars lumbalis kısmının klinik olarak nöroanatomisini gözden geçirmeye ve bu türde yapılacak nörolojik araştırmaların lokalizasyonunda araştırmacılara referans olabileceği düşünülmektedir.
Şinşilla (chinchilla lanigera) kalplerinde atrioventriküler kapakların ve intraventriküler yapıların makroanatomik incelenmesi
Yapılan bu çalışmada 20 adet chinchilla kalbinde atrioventriküler kapaklar ve intraventriküler yapılar makroanatomik olarak incelenmiştir. Kalpler %10 formalinde tespit edildikten sonra stereo mikroskobu altında incelenerek bulguları toplanarak kaydedilmiştir. Fuji Film Finepix fotoğraf makinası kullanılarak bulgular görselleştirilmiştir. Valva atrioventricularis dextra'nın, cuspis septalis, cuspis parietalis ve cuspis angularis olmak üzere üç kapakçıklı, valva atrioventriculare sinistra'nın, cuspis septalis ve cuspis parietalis olmak üzere iki kapakçıklı olduğu belirlenmiştir. Kuspislerin serbest kenarından chordae tendineae'ların çıktığı ve m. papillaris'lere yapıştıkları tespit edilmiştir. Ventriculus dexter'de musculus papillaris subarteriosus, m. papillaris magnus ve mm. papillares parvi izlendi. Mm. papillares parvi'nin sayısı hayvandan hayvana 1 ile 3 arasında değişiklik gösterse de incelenen kalplerde sıklıkla 1 adet olarak kaydedildi. Şekillerinin ise genelde yassı bir şerit gibi olduğu belirlendi. Ventriculus sinister'de m. papillaris subauricularis ve subatrialis olmak üzere iki papiller kas kaydedildi. Bu iki kasın tüm kalplerde 1 adet bulunup çeşitli sayıda (2-5) kas koluna ayrıldıkları saptandı. Bazı kas kollarının ise direkt olarak kuspislerin serbest kenarına tutundukları kaydedildi. İncelenen kalplerin tümünde, papiller kaslardan çıkan chordae tendineae'ların her iki kuspis'e de tutundukları tespit edildi. M. papillaris subauricularis genel olarak konik şekilli (bazı kalplerde yassı bir silindir şeklinde), m. papillaris subatrialis ise genellikle silindir şeklinde olup ventriculus sinister'in dış duvarına yerleşik gözlendi.
Sıvı köpük sabun, alkol, borik asit karışımı ve antiseptikten oluşan fiksasyon-preservasyon solüsyonu ile tespit edilmiş kadavralarda farklı saklama koşullarının etkisinin araştırılması
Anatomi eğitiminde ana materyal olan kadavraların tespiti çok önemlidir. Kadavra, yaşam fonksiyonlarını kaybetmiş bir insan veya hayvan vücudunun eğitim ve araştırmalarda kullanmak için muhafaza edilir. Canlılığını kaybettikten sonra kadavrada iç ve dış organların yapısal ve biçimsel bozulmaları, kokuşma ve dokunun gerginliğini kaybetmesi, dokularda sertleşme gibi sorunlar meydana gelir. İdeal bir tespit solüsyonundan dokuları ve organları uzun süre koruması, diseksiyon için yeterli doku sertliğini sağlaması, organ ve dokuların doğal renklerini koruması beklenmektedir. Formaldehitin, çeşitli alanlarda kullanımının yanında insan sağlığına çok ciddi zararları vardır. Hem formaldehitin zararlarından korunmak hem de istenen özellikleri sağlayan tespit solüsyonları geliştirmek için çeşitli kimyasallar üzerinde çalışıldığı görülmektedir. Bu çalışmalar incelendiğinde formaldehit olmayan tespit solüsyonlarında tutulan kadavralarda belli başlı ortak sorunların görüldüğü belirlenmiştir. Bu sorunlar kadavranın genel anatomik yapısının değişmesine sebep olarak; uzun vadede eğitim materyali olarak kullanılmasına imkan vermemektedir. Bu çalışmada sıvı köpük sabun, alkol, borik asit karışımı ve antiseptik (benzalkoniyum klorür)'den oluşan fiksasyon-preservasyon solüsyonunu (SEFS) geliştirerek insan sağlığına zarar vermeyen, uzun süre anatomik formunu koruyup, üzerinde eğitim ve araştırma için çalışılabilen kadavralar hazırlamaya imkân sağlayan kolay hazırlanabilir, düşük maliyetli bir kadavra hazırlama yöntemine ulaşmak ve bu kadavraların diseksiyon derslerinde daha uzun vadede kullanılması hedeflenmektedir. Çalışmada 28 adet rat 4 eşit gruba ayrılarak kullanıldı. Kadavralar tespit edildikten sonra 3, 6 ve 9. Aylarda subjektif değerlendirmeyle birlikte sertlik ve renk yönünden analiz için örnekler alındı. Çalışmada gözlemsel incelemede I. Grup (SEFS+Sığır Jelatini SEFS solüsyonunda tutulan) ve II. Grup (SEFS+Agar Agar SEFS solüsyonunda tutulan) grupların anatomik formunu koruduğu, hacimsel olarak kaybın daha az olduğu belirlenmiştir. SEFS solüsyonunda tespit edilen kadavralar karşılaştırıldığında Agar Agarın Sığır Jelatinine göre daha etkin sonuçlar verdiği görüldü. III. Grup (SEFS+Sığır Jelatini kilitli poşette tespit edilen) ve IV. Grup (SEFS+Agar Agar kilitli poşette tespit edilen) Gruplarda renklerde bozulmalar olduğu, canlılığını kaybettiği görülmüştür. Diseksiyon sonrasında kilitli poşetlerde tutulan kadavralarda (III-IV. Grup) organlarda hacimsel olarak kaybın daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak subjektif ve objektif değerlendirmeler sonucunda ulaşılan bulgularda "ideal" tespit solüsyonunu oluşturma manasında doğru adımlar atıldığı görülmektedir.
Sincaplarda (sciurus vulgaris) tat papillalarının makroskobik ve ışık mikroskobik yapısı
Bu çalışma, sincaplarda (Sciurus vulgaris) tat papillalarının makroskobik ve ışık mikroskobik yapısını incelemek amacıyla yapılmıştır.Çalışmada, 10 adet ağaç sincabı kullanıldı.Makroskobik olarak sincap dili nispeten uzun ve dardı. Dil, yaklaşık 2.75 cm. uzunluğunda ve 0.75 cm. genişliğindeydi.Sincap dilinde papilla fungiformis ve papilla vallata olmak üzere 2 çeşit tat papillası bulunmaktaydı.Papilla fungiformis'lerin dilin üst yüzünde mantar biçiminde çıkıntılar olarak papilla filiformisler arasında dağıldıkları görüldü. Fungiform papilllalar, dilin ön yarımında 310 adet sayıldı. Arka yarımında ise 53 adet sayıldı.Papilla fungiformis'ler çok katlı yassı bir epitel ile örtülüydü ve dışında keratin lamelleri bulunmaktaydı. Papilla'nın tepesinin ortasında intraepiteliyal olarak yerleşmiş bir adet tat tomurcuğu (Caliculus gustatorius) yer almaktaydı ve bu tat tomurcuğu bir adet tat porusu ile ağız boşluğuna açılmaktaydı.Sincap'ta dilin arka kısmında, gövdesi ile kök kısmı arasında, üst yüzde etrafı derin bir hendekle çevrili üç adet papilla vallata görüldü. Bu papillalardan ortadaki daha geride bulunmaktaydı. Ters V şeklinde dizilmişlerdi.Papilla vallata çok katlı yassı bir epitelle örtülüydü. Tat tomurcukları hendeğin sadece iç duvarında ve alt yarımında intraepiteliyal olarak yer almaktaydı ve genellikle her duvarda ortalama 4 adet bulunmaktaydı. Papilla vallatada toplam 278 adet tat tomurcuğu sayılmıştır. Hendek duvar yüzey alanı da 0.58 mm² olarak hesaplanmıştır.Makroskobik olarak dilin her iki posterolateral kenarında 12 yapraktan oluşan papilla foliata görünümünde mukoza kıvrımları tespit edilmesine rağmen ışık mikroskobik yapıda tat papillasına ait hiçbir bulguya ulaşılamamıştır.Anahtar kelimeler: Sincap, Tat papillaları, Işık Mikroskop
Kobaylarda Ovarium ve Oviduct'un morfolojik ve ultrastruktural postnatal gelişimi
Bu araştırmada, kobayların ovaryum ve ovidukt'lannda postnatal dönemde meydana gelen morfolojik ve ultrastruktürel değişimler incelendi. Çalışmada; bir günlük, iki, dört, altı,,oniki,onsekiz hafta ve onsekiz haftalıktan büyük olmak üzere yedi grup oluşturuldu. Her gruptan sekiz, toplam ellialtı adet dişi kobay kullanıldı. Kobay yaşı ile vücut ağırlığı, kobay yaşı ile sağ ovaryum ağırlığı ve kobay yaşı ile sol ovaryum ağırlığı arasındaki korelasyonlar ( r=0.99, r=0.95 ve r=0.98) mükemmeldi. Işık mikroskop çalışmalarda, ovaryum'lann yüzey epitelinin basit kübik veya alçak prizmatik hücrelerden meydana geldiği gözlendi. Poliovular follikül ve polinuklear oosit'lere rastlanılmadı. Zona pellusida her zaman P.A.S. pozitif bulundu. İlk defa dört haftalıklarda, antrum şekillenmiş folliküller gözlendi. Bu folliküller ve gelişmiş sekunder folliküllerde teka interna ve eksterna belirgindi. Ovidukt basit prizmatik epitelle kaplıydı. Sekretorik hücrelerin sitoplazmaları, silyumlu hücrelerin sitoplazmalanna göre toluidin mavisi ile daha koyu boyanmıştı. Myosalpinks; içte longitudinal, dışta ise sirküler bir tabakadan oluşmaktaydı. Dört ve altı haftalıklarda, tunika mukozadaki plikalann uzunluklarında ve ovidukt lumenin çapında bir artışın meydana geldiği tespit edildi. Elektron mikroskop çalışmalarda, ovaryum'lann yüzey epitel hücrelerinin Golgi kompleksi, mitokondriyon gibi sitoplazmik yapılara sahip olduğu görüldü. Epitel altındaki bazal membranın kalınlığı tedricen artmaktaydı. Yüzey epitel hücrelerinin sitoplazmalannda çok sayıda elektron- yoğun cisimcikler ve lipid inkluzyonlan bulunmaktaydı. Nukleusların tamamına yakını belirgin bir lobulasyon göstermekteydi. Ovidukt epitel hücrelerinin çoğu ya silyumlu ya da sekretorik idi. Sekretorik hücrelerin kendine has en belirgin özellikleri iki tip granül bulundurmalarıydı. Biri elektron-yoğun homojen matriksli, diğeri ise elekron-saydam matriksli idi. Bazı granüller homojen matrikslerinde elektron-yoğun odaklara sahipti. Silya ve mikrovilluslar hücre yüzeyinden lumene uzanmaktaydı. Silyumlu hücrelerin mitokondriyon sayısı fazlaydı ve genellikle supranuklear bölgeye yerleşmişlerdi. Sonuç olarak, elde edilen makro, mikro ve ultra bulguların bazı literatür bildirimlerinden farklı olduğu görüldü. Bu farklılıkların yaş, beslenme, ırk ve ölçüm tekniklerinin uygulanması gibi etkenlerden ileri gelebileceği kanısındayız.
Oklu kirpilerde (Hystrix cristata) karın organlarının vaskülarizasyonu
. ÖZET Bu çalışma, oklu kirpilerde karın organlarının vaskülarizasyonunu ayrıntılı bir şekilde ortaya koymak ve bu alandaki bilgi birikimine katkıda bulunmak amacı ile planlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; 4 erkek ve 5 dişi, olmak üzere toplam 9 adet ergin oklu kirpi kullanılmıştır. Bu hayvanlara latex enjeksiyonu ile angiografı metotları uygulanarak, aorta abdominalis'in visceral kolları ortaya çıkarılmış ve böylece karın organlarının vaskülarizasyonu incelenmiştir. A. celiaca orijininden yaklaşık 1 cm. kadar sonra, a. phrenica caudalis'i vermektedir. Celiac arter; a. lienalis ve damarın devamı görünümündeki a. hepatica olmak üzere iki kola ayrılmaktadır. A. lienalis, pankreasın vaskülarizasyonunda görevli en önemli arter olan ramus pancreaticus'a köken teşkil etmektedir. Ramus gastrolienalis ve aa. gastricae breves mevcuttur. A. hepatica' nın ilk kolu, ince bir damar olan a. gastrica dextra'dir. Hepatik arterin en kalın kolu olan a. gastrica sinistra; ramus visceralis ve ramus parietalis olmak üzere iki kola ayrılmaktadır. Safra kesesinin vaskülarizasyonundan sorumlu a. cystica, ramus dexter medialis'den orijin almaktadır. A. pancreaticoduodenalis caudalis, a. mesenterica cranialis'den üçüncü kol olarak ayrılmaktadır. A. colica dextra, vermiş olduğu kollar ile a. colica media ve ramus colicus'la ağızlaşmaktadır. Jejenum'un vaskülarizasyonu, a. mesenterica cranialis'den ve truncus jejunalis'den orijin alan aa. jejunalis'ler tarafından yapılmaktadır. A. mesenterica cranialis, vermiş olduğu yan kollardan sonra, a. ileocolica olarak devam etmekte ve rami colici ile a. cecalis'e ayrılarak sonlanmaktadır. A. renalis'ler, rami adrenales (-supra) caudales ve ramus uretericus'a orijinolmaktadır. Sağ gonadal arterler aorta abdominalis'in lateral duvarından, sol ganadal arterler ise aorta abdominalis'in ventral duvarından doğmaktadır. Sonuç olarak; oklu kirpilerde aorta abdominalis'in visceral kolları; çıkış noktaları, seyir ve dağılışlarıyla ayrıntılı bir şekilde incelenmiş; bu damarların bazılarının evcil hayvanlarla, bazılarının da rodentialarla benzerlik gösterdiği, bir kısmının ise oklu kirpilere özgü ayrıcalıklar sergilediği tespit edilmiştir. Bu çalışma ile, oklu kirpilerde aorta abdominalis'in visceral kolları ve karın organlarının vaskülarizasyonu ilk defa ortaya konularak, konu ile ilgili bilgi birikimine katkıda bulunacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Oklu kirpi, Hystrix cristata, aorta abdominalis, anatomi.
Kobaylarda Timus'un morfolojik ve ultrastrüktürel postnatal gelişimi
1. ÖZET Bu araştırmada, postnatal dönemde kobay timuslarında (thymus) meydana gelen morfolojik ve ultrasütrüktürel değişimler incelendi. Çalışmada, bir günlük, bir, iki, dört, altı, sekiz, oniki, onaltı, yirmi ve yirmi dört haftalık olmak üzere on grup oluşturuldu. Her gruptan altı, toplam altmış adet kobay kullanıldı. Doğumdan sonra, vücut ağırlığı artışına paralel olarak timus ağırlığı da artarak, altıncı haftada maksimum düzeye ulaştı. Altıncı haftadan sonra timus ağırlığında azalma tespit edildi. Bir günlük kobaylar, tam gelişmiş bir timus'a sahipti. Korteks (cortex) ve medulla kolaylıkla ayırt edildi. Korteks'te; çok sayıda küçük lenfositler (thymocytus), lenfoblastlar, makrofajlar ve epiteliyal retikulum hücreleri (epithelioreticulocytus), medulla'da ise; lenfositler, epiteliyal retikulum hücreleri ve Hassal cisimcikleri (Corpuskulum thymicum) görüldü. İnvolüsyon belirtilerinden biri olan yağ hücreleri, ilk olarak altıncı haftada gözlendi. Artan yaşla birlikte, yağ doku miktarının artarak korteks içine girdiği ve yağ infiltrasyonu sonucu lenfosit sayısında azalma olduğu saptandı. Hassal cisimcikleri hem sayı bakımından azaldı, hem de hacim bakımından küçüldü. Medulla'da bağdoku artışı dikkati çekti. Elektron mikroskobik düzeyde, hücre sitoplazmalarında tüm organellerin tam olarak geliştiği tespit edildi. Lenfosit sitoplazmalarında çok sayıda mitokondriya bulundu. Hücre sınırları belirgindi. Epiteliyal hücre uzantıları lenfositler arasınagirmişti. Korteks'te epiteliyal hücreler ile lenfositler yakın temas halindeydi. Bu temas, timik mikroçevreyi oluşturması açısından önemli idi. İnvolüsyonla beraber, lenfositlerin sitoplazma membranlarının belirginliğini kaybettiği ve sitoplazmada organellerin azaldığı tespit edilirken, epiteliyal retiküler hücrelerde dikkate değer bir değişiklik saptanmadı. Makrofaj sitoplazmalannda, çok sayıda elektron yoğun lizozomik ve apopitotik cisimciklere rastlandı. Sonuç olarak, timus'un doğumla birlikte gelişimini tamamladığı, puberteden sonra invole olduğu ve hayat boyunca fonksiyonel aktivitesini sürdürdüğü tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Kobay, timus, involüsyon, ışık ve transmisyon elektron mikroskop.
Sığırlarda prenatal dönemde böbreklerin morfometrik gelişimi ve arteriyel vaskularizasyonu
Bu araştırmada, sığırlarda prenatal dönemde böbreklerin morfometrik gelişim analizinin ortaya konulması ve böbreklerin arteriyel vaskularizasyonunun gösterilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Diyarbakır'ın özel mezbahalarından tedarik edilen toplam 40 adet Holstein ırkı sığır fötusu kullanıldı. Fötusların alın-sağrı uzunluğu ölçülerek yaş tayinleri yapıldı ve bu yaş tayinine dayanarak gebeliğin ilk, orta ve son dönemine ait fötuslar, her grupta 10 hayvan bulunacak şekilde üç ayrı grup altında toplandı. Morfometrik ölçümlerin yapılacağı gebeliğin her üç dönemine ait toplam 30 hayvana lateks enjeksiyonu yapıldı ve morfometrik ölçüm amacıyla 60 böbrek ve a. renalis değerlendirmeye alındı. Ayrıca 10 adet 3-6 aylık sığır fötusuna da intarenal arteriyel vaskularizasyonu gösterebilmek amacıyla akrilik uygulaması yapıldı ve korozyon kast metodu ile elde edilen 20 böbrek kastı incelendi. Böbreklerin intrauterin yaşamda göstermiş olduğu morfolojik değişiklikler değerlendirildi. Böbreklere ve böbrek arterlerine ait ölçümler dijital kumpas aracılığıyla sağlandı. Bu çalışmadan elde edilen verilerin Mann-Whitney U Testi ve Pearson Korelasyon Testi ile istatistiksel analizleri yapıldı. Sağ ve sol böbrekler arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemesine karşın, gebelik dönemleri arasında önemli bir farklılık (P<0,001) olduğu saptandı. Ölçülen parametrelerin, hem sağ ve sol taraf arasında hem de gestasyonel yaş ile pozitif korelasyon gösterdiği tespit edildi. Fötuslarda 4 tip intrarenal dallanma modeli ortaya kondu. I. tip dallanma modeli, örneklerin yarısında, hem II. hem III. tip dallanma modeli örneklerin % 20'sinde ve IV. tip dallanma modeli ise örneklerin % 10'unda gözlendi. Çift a. renalis ve multiple a. renalis olguları saptandı. Elde edilen bulgular literatürdeki çalışma sonuçları ile karşılaştırılarak tartışıldı. Çalışma sonuçlarının, sonografi ve radyografi gibi tekniklerle fötal organlardan elde edilecek bulgulara, konjenital patolojilere bağlı olarak böbrek morfolojisinin normal yapıya kıyasla göstereceği değişikliklerin değerlendirilmesine yardımcı olabileceği ve prenatal dönemde organ morfolojisine dair yapılacak ileri çalışmalar için kaynak oluşturabileceği düşünülmektedir.
Köpek femur'unun iki ve üç boyutlu görüntülerinde geometrik özelliklerin değerlendirilmesi ve sonlu elemanlar yöntemi ile biyomekanik analizi
Proximal femur bölgesi geometrisinin iyi anlaşılması, özellikle total kalça arthroplastisi uygulamalarında kemik-implant uyumunun değerlendirilmesi ve yeni tasarımlarının geliştirilebilmesinde önemlidir. Veteriner hekimlikte fonksiyonel ve morfolojik özelliğinden dolayı köpeklerin ortopedik hastalıklarında önemli bir yer tutan femur'a ve buna bağlı implant tasarımlarına ilişkin morfometrik çalışmalar yetersizdir. Bu çalışmada rutin olarak kullanılan röntgen ve son yıllarda yaygın olarak kullanılmaya başlanan üç boyutlu model görüntüleri ile elde edilen köpek proximal femur ölçümleri arasında farklılık olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen, art. coxae problemlerinin sık görüldüğü ve vücut konformasyonlarında da farklılık olan Alman çoban köpeği ve Kangal köpeği proximal femur geometrisinin ırklar arasında farklılık gösterip göstermediğinin ve olası geometrik farklılıkların proximal femur mekaniğinde değişikliklere neden olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmada 21 adet (11 adet Kangal Köpeği, 10 adet Alman Çoban Köpeği) köpeğe ait temizlenmiş femur kemikleri kullanılmıştır. Femur'ların öncelikle cranio-caudal, medio-lateral röntgen görüntüleri alınmış ve daha sonra üç boyutlu modellemede kullanılmak için bilgisayarlı tomografi ile kesit görüntüleri elde edilmiştir. Elde edilen bu kesit görüntüleri kullanılarak üç boyutlu katı model görüntüleri hazırlanmıştır. Bilgisayar ortamında üç boyutlu modellerde ve iki boyutlu görüntülerde proximal femur'a ilişkin morfometrik ölçümler alınmıştır. Ayrıca üç boyutlu femur modellerinde bilgisayar ortamında sonlu elemanlar yöntemi ile biyomekanik analiz simülasyonu yapılmıştır.Köpeklerde kalça protezi tasarımı açısından önemli olan morfometrik değerlere bakıldığında; yeniden şekillendirilen caput femoris'in yeri-pozisyonu ve protezin sap kısmının yerleşeceği proximal femur'un medullar kanal geometrisi hem röntgen görüntüleri hem de üç boyutlu kemik modelleri üzerinden değerlendirilmiş ve her iki yöntem ölçümleri arasında bazı farklılıklar bulunmuştur. Ancak tasarım açısından çok değerli olan inklinasyon açısı ve canal flare indeks değerlerinde yöntemler arası farklılık görülmemiştir. Bu sonuçlara göre, üç boyutlu ölçme yöntemi ile genel olarak amaç açısından daha geçerli bir geometrik değerlendirme yapılablise de, her iki yöntemin birlikte kullanılmasının değerlendirme kolaylığı sağlayabileceği düşünülmüştür.Protezin sap kısmının yerleşeceği medullar kanal şeklinde, kesit geometrisinde, isthmus bölgesinin yerinde Alman çoban ve Kangal köpeği ırkları arasında belirgin bir farklılık görülmemiştir. Bu hayvanlarda ortalama canal flare index değerleri medio-lateral yönlü olarak 2.44-2.64 arasında, cranio-caudal yönlü olarak 1.52-1.59 arasında tespit edilmiştir. Proximal isthmus pozisyon indexi 39.59-40.43 arasında, distal isthmus pozisyon indexi ise 42.84-46.54 arasında tespit edilmiştir. Caput femoris pozisyonuna ilişkin olarak ırklar arası farklılık gösteren inklinasyon açısı değerinin Alman çoban köpeğinde ortalama 145o, Kangal köpeğinde ortalama 149o olduğu dikkati çekmiştir. Bunun yanında caput femoris merkezinin anatomik eksene mesafesinin her iki ırkta da bir birbirine eşit olması nedeniyle ve inklinasyon açısı daha yüksek olan Kangal köpeğinde caput femoris'in oransal olarak proximale daha yakın olduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar mekanik test simülasyonu sonucunda ırklar arasında bir farklılık bulunmamışsa da, morfometrik değerlendirmedeki bu farklılığın aynı tip protez kullanılması durumunda protez-kemik uyumunda beklenenin dışındaki bölgelerde ve farklı miktarlarda oluşabilecek yüklenmelere neden olabileceği ve bunun sonucunda postoperatif kırık ve benzeri sorunların riskini arttırabileceği düşünülmüştür.
Kedi ve köpek orijinli acinetobacter türlerinin izolasyonu, identifikasyonu ve antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi
oz Bu araştırma ile Aydın ve İzmir bölgelerindeki kedi ve köpeklerde şekillenen infeksiyonlarda Aclnetobacter türlerinin rolünün araştırılması ve elde edilen izolatların antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada kullanılan 100 adet svab, küçük hayvan klinikleri ve hayvan hastanelerinde bulunan köpek (70 adet svab) ve kedilerden (30 adet svab) temin edildi. Toplanan 100 adet svabtan 3 adet (% 3) A. baumannii susu izole ve identiflye edildi. Çalışmada izole ve identiflye edilen A. baumannii suşlarmm; amikasin, meropenem, sulbaktam + ampisilin, imipenem, sefoperazon + sulbaktam gibi antibiyotiklere duyarlı olduğu, sefoperazon, levofloksasin, sefepim, seftriakson, cefuroksim sodyum, ampisilin, gentamisin, amoksisilin + klavulanik asit, sefotaksim gibi antibiyotiklere dirençli olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler : Aclnetobacter baumanii, İzolasyon, İdentifikasyon, Antibiyotik Duyarlılık Testi
Kedilerde farklı görüntüleme yöntemleri ile böbreklerin morfometrik incelenmesi
Çalısmada saglıklı kedilerde böbreklerin; radyografi, ultrasonografi ve manyetikrezonans görüntüleme yöntemleri kullanılarak morfometrik ölçümleri alınıpkarsılastırılmıstır. Ortalama yasları 29.90 ± 14.13 ay ve ortalama agırlıkları 3.65 ± 0.75 kgolan 10 adet disi, 10 adet erkek saglıklı ran (Persian) kedileri kullanılmıstır. Röntgen veultrasonografi uygulamaları için kedilere anesteziye gerek duyulmamıstır ama MRIuygulamalarından önce kediler metetopimidin HCl (Domitor®, Pfizer) 0.08 ml/kg ?ketamine (Ketasol®, nterhas) 6 mg/kg kombinasyonu kas içi verilerek genel anesteziyealınmıstır. Daha sonra kediler, sırt üstü (dorso-ventral) pozisyonda masa üzerine yatırılıp,zaptı rapt edildikten sonra görüntü alınabilmistir.Farklı yöntemlerle alınan görüntülerde sag ve sol böbreklerin maksimumuzunlukları, maksimum genislikleri, maksimum derinlik ve maksimum hacimleriölçülmüstür. Daha sonra bu veriler istatistiksel baglamda karsılastırmalı olarakdegerlendirilmistir. Sonuç olarak saglıklı ran kedilerinde böbrek ölçümlerinin farklıgörüntüleme yöntemleriyle elde edilen verileri ve bunlar arasındaki farklılıklarbelirlenmistir.Anahtar kelimeler: Böbrek, Kedi, Morfometri.
Ratlarda iki farklı dayanıklılık egzersizinin bazı elektrofizyolojik değişkenler üzerine etksi
Kuvvet gelişiminde önemli rol oynayan dayanıklılık antrenmanlarının periferik sinir sisteminde bazı değişikliklere yol açtığı bilinmektedir. Sinir sisteminin birçok yapısı devam eden dayanıklılık antrenmanına adaptasyon göstermektedir. Bu yapılar supraspinal merkezler, bu merkezlerden inen nöral yollar, medulla spinalis içerisinde yer alan merkezler kas ipliği ve motor sinir arasındaki bağlantıyı sağlayan motor son plak olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada sekiz hafta süresince uygulanan iki farklı dayanıklılık egzersizinin motor sinir iletim hızı ve H-refleksi latans değeri üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç için koşma egzersizi, yüzme egzersizi ve sedanter (kontrol) grup olmak üzere 3 grupta toplamda 42 Wistar rat kullanılmıştır. Elektrofizyolojik ölçümler literatürde tanımlanmış olan dayanıklılık egzersizi programlarına tabi tutulmuş ratlarda haftalık olarak kaydedilmiştir.Çalışmada elde edilen bulgular erkek ve dişi hayvanlar arasında motor sinir iletim hızı değerleri açısında istatistiksel anlamlı farklılığının olmadığını göstermiştir. Ayrıca uygulanan yüzme ve koşma antrenmanlarının motor sinir iletim hızında istatistiksel anlamlı değişime yol açmadığı tespit edilmiştir. Sekiz haftalık antrenman programının antrenman gruplarına ait H- refleksi latans değerlerinde değişime (azalmaya) neden olduğu saptanmıştır. Koşma ve yüzme antrenmanı gruplarına ait H-refleks latans değerleri sedanter gruba ait H-refleks latans değerleri ile karşılaştırıldığında 6. haftadan itibaren hem erkek hem de dişilerde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiminin olduğu tespit edilmiştir.Bu çalışmada uygulanan dayanıklılık antrenmanı programının ratlarda motor sinir iletimi hızı üzerine etkili olmadığı, antrenman gruplarında H-refleks latans değerinin kademeli olarak istatistiksel anlamlı azaldığı ve sedanter gruplarda bu azalmanın şekillenmediğini sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Dayanıklılık egzersizi, ENMG, H-refleksi, motor sinir iletim hızı, rat
Köpeklerde arka bacağın morfometrik ölçümleri ve eklem hareket aralığı arasındaki ilişkinin araştırılması
Köpeklerde Arka Bacağın Morfometrik Ölçümleri ve Eklem Hareket Aralığı Arasındaki İlişkinin Araştırılması Köpeklerde arka bacağa ait ortopedik bozukluklara sıklıkla rastlanılmaktadır. Arka bacağın hareket sistemini oluşturan kas, eklem ve iskelet sisteminin koordinasyonundaki bozukluklar ortopedik problemlere sebep olabilmektedir. Irklara özgü morfometrik varyasyonların şekillenmesine bağlı olarak köpeğin duruşunda da farklılıklar görülebilmektedir. Yapılan literatür taramalarında, ırklardaki farklı duruş pozisyonlarını objektif olarak ortaya koyan herhangi bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle, mevcut çalışmada farklı arka bacak duruşuna sahip sağlıklı köpeklerde, duruşu etkileyen eklem açılarının, kas kitlelerinin ve bacak çevre ölçümlerinin ırka özgü referans değerlerin ve bu değerler arasındaki ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada, ortopedik olarak sağlıklı toplam 135 adet (25 adet Alman Çoban, 23 adet Golden Retriever, 23 adet Labrador Retriever, 20 adet Belçika Malinois,16 adet Rottweiler, 10 adet Boxer, 9 adet Doberman, 5 adet Kangal Çoban köpeği ve 4 adet Berner Sennenhund ırkı) erişkin köpek kullanıldı. Hayvan materyalleri, özel veteriner klinikleri veya üniversite hastanelerine gelen köpeklerden temin edildi. İlk olarak, köpeklerin arka bacakları üzerinden yükseklik ölçümleri, bacak ve uyluk çevresi ile duruş pozisyonundaki eklem açılarına ait morfometrik değerler ölçüldü. İkinci olarak, sedasyon altında köpeklerden ekstensiyon ve fleksiyon açı ölçümleri alınarak ROM ölçümleri hesaplandı. Ayrıca, sedasyon sırasında elde edilen beş ayrı röntgen görüntüsü üzerinden kas kalınlıkları, kemik uzunlukları ve Norberg açısı (NA), kuadriceps açısı (KA) ile tibial düzlem açısı (TPA) değişkenlerinin ölçümleri gerçekleştirildi. Duruş pozisyonuna direkt etkili olan ölçümler arasında, özellikle yükseklik ölçümleri ve duruş pozisyonundaki açı ölçümlerinin tamamında, ırklar arasında istatiksel olarak önemli farklılıklar tespit edildi. Elde edilen veriler ışığında, Alman çoban köpeğinin diğer ırklardan daha farklı bir duruşa sahip olduğu söylenebilir. Irka özgü duruş pozisyonlarında elde edilen veriler arka bacakla ilgili çalışmalarda referans değer olarak önemli katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda, beşeri hekimlikte, pratik bir kullanıma sahip olan ROM değerinin, köpek ırkları arasında meydana getirdiği farklılıkların dikkate alınması ve sadece ROM değil eklemlerin ekstensiyon ile fleksiyon değerlerinin de göz önüne alınması gerektiği görüşündeyiz. Sonuç olarak, mevcut çalışmada farklı arka bacak duruşuna sahip sağlıklı köpeklerde, duruşu etkileyen, eklem açılarının, kas kitlelerinin ve bacak çevre ölçümlerinin ırka özgü verileri ortaya konulmuştur. Bu değerlerin, köpek ırklarına ait arka bacak biyomekaniğinde ilgili değişikliklere yol açtığı umulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Arka Bacak, Duruş, Köpek, Morfometri, ROM.
Korozyon kast yöntemiyle pırlak ırkı koyun ve honamlı ırkı keçi böbreğinin idrar yolları anatomisinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, pırlak ırkı koyun ve honamlı ırkı keçi böbreklerinin idrar yollarının makroanatomisi araştırılmıştır. Çalışmada bahsi geçen hayvanların böbrek pelvis renalis'inin ve bu yapının böbrek içinde dallandığı kısımların incelenmesi, varyasyonlarının ortaya çıkartılması ve bu konuda yapılacak olan çalışmalara katkı sağlanması amacıyla yapılmıştır. Bu amaca yönelik olarak çalışmamızda, 14 adet pırlak ırkı koyun böbreği ve 14 adet honamlı ırkı keçi böbreği kullanıldı. Korozyon kast yöntemi uygulanarak böbreklerin pelvis renalis ve bağlı bulunduğu yapıları ortaya çıkarıldı. Koyun ve keçi böbreklerinin hepsinde 1 adet pelvis renalis olduğu saptanırken, calix renalis minor ve calix renalis major yapıları gözlemlenmemiştir. İncelemede koyun böbrek pelvis renalis hacmi ortalama 7,73 cm3, keçi böbrek pelvis renalis hacmi ortalama 8,12 cm3 olarak bulundu. 14 adet koyun böbreğinin ortalama ağırlığı 53,47 gram, 14 adet keçi böbreğinin ortalama ağırlığı 72,72 gram olarak tespit edilmiştir. Böbrek ağırlığı ile hayvan canlı ağırlığı arasında da istatistiksel olarak anlam tespit edilmiştir (p≤ 0,01). Böbrek ağırlığı ile pelvis renalis hacmi arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmuştur (p≤ 0,05). Keçi böbreklerinin ortalama ağırlığı koyun böbreklerinden fazla olarak bulunmuştur. Bu çalışmamızda, koyun ve keçi böbreğinin pelvis renalis ve ağırlıkları ortaya çıkarılmış ve arasındaki farklar saptanmıştır.
Kedilerin farklı pozisyonlarında ergonomik ölçümler
Bu tez çalışmasında evcil hayvan sektörünün faydalanabileceği, endüstri ve veteriner hekimlik alanında kedilere özgü ergonomik nesneler geliştirilmesine yardımcı olmak için Bursa yöresinde bulunan yerli ve yabancı kedi ırklarının farklı duruş ve pozisyonlarında morfometrik verilerinin paylaşılması amaçlandı. Çalışmada farklı ırklardan 40 adet kedi kullanıldı. Her kedi üç farklı pozisyonda ve üç ayrı yönden toplam dokuz kez fotoğraflandı. Bu şekilde, ayakta duruş, oturur ve yatar pozisyonlarında, yandan, önden ve arkadan fotoğraflar çekildi. Ayrıca kedilerin canlı ağırlıkları da kaydedildi. Fotoğraflar üzerinden ImageJ programı yardımıyla kedilerin morfometrik vücut ölçümleri alındı. Kedilerden alınan morfometrik ölçümler, öncelikle ırk özelliklerine göre gruplandırma yapılarak, sonra da tüm kediler yavru ve yetişkin olmak üzere gruplandırılarak çizelgelerde sunuldu. Kedilerin genelinde aynı morfometrik ölçümlerin farklı pozisyonlarında farklılıklar gösterdiği tespit edildi. Sonuç olarak; bu çalışmanın verileri dikkate alındığında, kedilere yönelik yaşam alanları, taşıma kutuları, yatak, medikal eşyalar vb. beden büyüklüğü ve şekliyle doğrudan ilişkili tasarımlar planlanırken canlı ağırlık ve yerli ve yabancı ırk özellikleri yanında, hayvanların farklı pozisyonlardaki duruşları ve vücudun farklı bölümlerinden alınacak morfometrik değerlendirmelerle elde edilecek tüm verilerin sonuçlarından faydalanılmasının önemi ortaya çıktı.
Kıl, kilis, honamlı ve saanen keçilerinde cranium'un geometrik morfometrik yöntemlerle analizi
Çalışmada Kıl, Kilis, Honamlı ve Saanen keçisi cranium'larında cinsiyet ve ırk faktörünün şekle etkisinin olup olmadığını belirlemek amaçlandı. Bu amaç için toplam 48 adet cranium kullanıldı. Kafatasları homolog landmarklar kullanılarak basal, dorsal ve sol lateral yönden, mandibula'lar ise sol lateral yönden geometrik morfometrik yöntemlerle analiz edildi. Kıl, Kilis, Honamlı ve Saanen keçisi kafatasları hem cinsiyet hem de ırk faktörleri baz alınarak değerlendirildiğinde sınırlı düzeyde bir ayrımın mümkün olduğu gözlendi. Kıl, Kilis, Honamlı ve Saanen keçisi mandibula'ları hem cinsiyet hem de ırk faktörleri baz alınarak değerlendirildiğinde kafatasları arasındaki ayrım kadar belirgin olmasa da sınırlı düzeyde bir ayrımın olduğu tespit edildi. Sonuç olarak elde edilen bilgilerin geviş getiren cranium kalıntıları için referans oluşturabileceği düşünülmektedir.
Dişi sığırlarda ovaryum üzerindeki yapıların ultrason ve kumpas ile ölçümlerinin karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında veteriner hekimliği alanında önemli bir tanısal görüntüleme aracı olan ultrason cihazını ile yapılan ölçümlerin doğruluğunu tespit etmek amacıyla Akşehir yöresinde bulunan ve kesim için mezbahaya getirilen 23 adet kültür ırkı dişi sığırların kesim öncesi ultrason cihazı ile ovaryum üzerindeki en büyük folikül ölçümü yapılıp kesim sonrası elde edilen ovaryumda yine aynı yapının ölçümü yapılarak iki ölçümün karşılaştırılması sağlanmıştır.Ayrıca elde edilen ovaryumların ağırlığı, en uzunluğu, boy uzunluğu ve hacim ölçümleri de Afyon Kocatepe Üniversitesi Veteriner Fakültesi Anatomi Labaratuvarında gerçekleştirilmiştir. Ovaryumlar üzerinde kesim öncesi ve sonrası yapılan bu ölçümler yine tablo halinde tez metni içerisinde sunulmuştur. Folikül ölçümlerinde ultrason ve kumpas ölçümleri arasında gözle görülür bir fark olmadığı saptanmış olup ultrason cihazı ölçümlerinin güvenilirliği tespit edilmiştir.
Soya (glycine max l.)' nın dişi ratlarda böbrekler üzerine etkisinin stereolojik metodla değerlendirilmesi
Bu çalışmada sadece hayvan beslenmesinde değil insan gıdalarında da çeşitli formlarda kendine yer bulan soya bitkisinin böbrek dokusu üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmanın ilk aşamasında, Türkiye'de yetişen Glycine max L. bitkisi üzerinde biyolojik aktivite taraması tayini amacıyla etil asetatlı ekstreler hazırlanarak ratlara oral yolla 100mg/kg ve 200 mg/kg dozlarda 1 ay süreyle verildi. Deney süresinin sonunda ratlar genel anestezi altında servikal dislokasyon yolu ile ötenazi edildi. Deney sonucunda ratlardan alınan böbrek dokuları stereolojik metotlar kullanılarak incelendi. Böbrek dokularının ağırlık, hacim, en ve boy ölçümleri yapılarak değerlendirmeye alındı. Stereolojik olarak böbrek doku kesitlerinde glomerul ve medulla boyut ölçümü okuler mikrometresi ile x 40 büyütmede rastgele alanlardan seçilen düzgün yapılı glomerul ve medulla üzerinde çap ölçülerek değerlendirmeye alındı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda soyanın deney öncesi ve deney sonrası böbrek ağırlık, hacim, en ve boy ortalamaları alınıp karşılaştırıldığında anlamlı bir fark görülmemiştir. Soyanın böbrekteki medulla ve korteks glomerulus çaplarında değişiklik yapmadığı görülmüştür.
12 haftalık voleybol antrenmanlarının 15-18 yaş gurubu öğrencilerin fiziksel ve motorik özellikleri üzerine etkisi
Araştırma 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Afyonkarahisar Fatih Anadolu Lisesinde öğrenim gören 40 öğrenci üzerinde yapıldı.12 hafta Voleybol antrenmanı yapıldı. Haftada 2 gün (Pazartesi, Cuma) öğrencileri zorlamayacak şekilde antrenman uygulandı. Hedef kalp atım sayıları % 40-50 şiddetinde olup, Antrenman süresi 60-75 dakika arasında yapıldı. Kontrol grubuna hiçbir egzersiz yaptırılmadı ve günlük yaşamları devam etmeleri sağlandı. Araştırmaya katılan sporculara uygulanan tüm ölçümler ve testler 12 haftalık Voleybol antrenman programı başlamadan önce (ön test) ve 12 haftalık voleybol antrenman programı bittikten sonra (son test) olmak üzere iki kez yapıldı. Araştırma verilerinin analizleri SPSS istatistik paket programında yapılıp, tüm verilerin aritmetik ortalamaları ve standart sapmaları belirlenerek, ön ve son test değerlerinin arasındaki farklılıkların tespitinde, Paired Samples t-testi kullanıldı. Bu çalışmada Denek grubu ile Kontrol guruplarının ön ve son test sonuçları değerlendirildiğinde, vücut ağırlıkları, vücut kitle indeksleri, dikey sıçrama, uzun atlama, mekik çekme, şınav çekme,30 m koşusu ve 400 koşusu değerlerinde istatistiki açıdan ileri derecede anlamlı farklılıklar tespit edildi(p<0,01). Kontrol grubunun tüm parametrelerinde istatistiki olarak anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Sonuç olarak 12 haftalık voleybol antrenmanlarının dikey sıçrama, uzun atlama, mekik çekme, şınav çekme, 30 m koşusu ve 400 m koşusu gelişimini olumlu yönde etkilediği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Voleybol, Antrenman, Fiziksel Özellikler, Motorik Özellikler,Fiziksel Uygunluk
Cypermethrin verilmiş ratların testislerinde Curcumin'in koruyucu etkisinin immunohistokimyasal ve stereolojik metodlarla araştırılması
Cypermethrin tip II sentetik piretroit grubundan bir pestisit olup, diğer sentetik piretroitler gibi memelilerde daha az toksik olduğu düşünüldüğünden oldukça yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Ancak cypermethrin'in erkek üreme sistemi de dahil birçok sistem üzerine toksik etkilerinin incelendiği araştırmalar gün geçtikçe artmaktadır. Curcumin zerdeçal (curcuma longa) bitkisinden elde edilen, son dönemde fiziksel, kimyasal birçok zararlı etkene karşı koruyucu etkisi olduğu tespit edilen bir antioksidandır. Bu çalışma cypermethrin'in rat testis'leri üzerine olumsuz etkilerinin ve curcumin'in bu olumsuz etkilerine karşı olası koruyucu etkilerinin araştırması amacıyla yapılmıştır. Üç aylık erkek ratlar, her grupta 8 hayvan olacak şekilde 6 gruba ayrıldı ve 30 gün boyunca gastrik gavaj yoluyla kimyasallar uygulandı. İlk grup çözücü olarak kullanılan mısırözü yağı verdiğimiz kontrol grubu olup, 2. grup cypermethrin, 3. grup curcumin, 4. grup ilk 15 gün cypermethrin sonraki 15 gün curcumin, 5. grup ilk 15 gün curcumin sonraki 15 gün cypermethrin, 6. grup ise cypermethrin ve curcumin'in birlikte uygulandığı gruplardı. 30 günlük uygulamanın ardından ötenazisi yapılan ratların sağ testis'leri stereolojik inceleme, sol testis'leri ise histolojik inceleme, ölçüm ve immunohistokimyasal inceleme amacıyla alındı. Stereolojik inceleme amaçlı 2 mm'lik eşit aralıklarla dilimlenen sağ testis'lerden Cavalieri metodu ile hacim hesaplandı. Sol testis'ler küçültme işlemi ve histolojik doku takibi ardından parafin bloklara gömüldü. Bloklardan 5 µm kalınlığında kesitler alındı. Kesitlerden bir kısmı histolojik inceleme ve ölçüm amacıyla Hematoksilen-Eosin yöntemiyle boyandı. Diğer kesitler ise immunohistokimyasal olarak boyandı. İncelemeler sonucunda canlı ağırlık, testis ağırlıkları, tubuli seminiferi çapı bakımından kontrol grubu ve deney grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Cypermethrin verilen grupta histolojik olarak testis yapısında olumsuzluklar tespit edilirken, cypermethrin ve curcumin'in birlikte verildiği grup ve ilk 15 gün cypermethrin ardından 15 gün curcumin verilen grupta bu olumsuzluklara rastlanmadı. İlk 15 gün curcumin ardından 15 gün cypermethrin verilen grupta ise histolojik bulgular cypermethrin verilen gruba benzerdi. Leydig hücre sayısı ve tubuli seminiferi epitel yüksekliğinin cypermethrin verilen grupta anlamlı olarak düştüğü tespit edilirken, cypermethrin ve curcumin'in birlikte verildiği grup ve ilk 15 gün cypermethrin ardından 15 gün curcumin verilen grupta bu ölçüm değerleri kontrol grubuna benzer olarak tespit edildi. İlk 15 gün curcumin ardından 15 gün cypermethrin verilen grupta ise bu ölçüm değerleri cypermethrin verilen gruba benzerdi. İmmunohistokimyasal incelemelerde ise cypermethrin verilen grupta leydig, sertoli ve peritubuler myoid hücrelerinde AR immunboyama yoğunluğu kontrol grubuna göre düşerken, cypermethrin ve curcumin'in birlikte verildiği grup ve ilk 15 gün cypermethrin ardından 15 gün curcumin verilen grupta yoğunluğun kontrol grubuna benzer olduğu saptandı. İlk 15 gün curcumin ardından 15 gün cypermethrin verilen grupta ise AR immunboyama yoğunluğu cypermethrin verilen grup ile benzerlik göstermekte idi. Sonuç olarak çalışmada cypermethrin'in rat testis'lerinde incelediğimiz parametreler bakımından olumsuz etkileri ve curcumin'in cypermethrin'e karşı koruyucu etkileri tespit edildi.
Horoz, erkek ördek ve güvercinde truncus brachiocephalicus'un dalları, seyri ve dallanması üzerine karşılaştırmalı makroanatomik araştırmalar
Bu çalışmada horoz, erkek ördek ve erkek güvercinde ön ekstremite, göğsün ön bölümü ve boyun bölgesi ile birlikte başın arteriyel vaskularizasyonunu sağlayan truncus brachiocephalicus'un dalları karşılaştırmalı olarak incelendi. Çalışmada, tamamı erişkin, yürüyen kanatlı sınıfında bulunan 10 adet horoz, yüzen kanatlı sınıfında bulunan 10 adet erkek ördek ve uçan kanatlı sınıfında bulunan 10 adet erkek güvercin olmak üzere toplamda 30 adet hayvan kullanıldı. Bu hayvanların seçilmesinin sebebi yetiştiriciliklerinin sıklıkla yapılması, veteriner klinikte en sık karşılaşılan kanatlılar olması ve kolay temin edilebilmesidir. Kanatlı hayvanlar üzerinde yapılan damar çalışmaları memeli hayvanlara oranla oldukça azdır. Özellikle tr. brachiocephalicus ve dalları ile ilgili yapılan çalışmaların kapsamı ve sayısı yetersizdir. Çalışmada kanatlı hayvanların yürüyen, yüzen ve uçan gruplarının her birinden bir örnek seçildi ve 3 farklı yöntem kullanılarak damar ağı haritası çıkarıldı. Uygulanan yöntemlerden ilkinde ürografin % 37'lik radyoaktif madde damar yolundan enjekte edilerek radyolojik görüntüleme tekniğinden yararlanıldı. İkinci yöntemde hayvanlar uyutulduktan sonra aorta abdominalis'ten girilerek renklendirilmiş metilmetakrilat ve polimetilmetakrilat karışımı verildi, karışım arterlerde donduktan sonra bütün dokular potasyum hidroksit'te eritildi ve damar ağı ortaya çıkarıldı. Üçüncü yöntemde ise aorta abdominalis'ten renklendirilmiş sıvı lateks enjekte edilerek %10'luk formaldehit solüsyonunda saklanan hayvanların diseksiyonu yapıldı ve elde edilen bulgular karşılaştırılarak yazıldı. Elde edilen bulgularda üç kanatlı türünde de tr. brachiocephalicus'un dallarının büyük oranda benzer olduğu ancak bazı küçük farklılıkların bulunduğu tespit edildi. Örneğin; güvercin ve horozda baş ve boyun bölgesinin oldukça yoğun bir damar ağıyla sarıldığı, ancak ördekte yalnızca boyun bölgesinde ve az miktarda damar ağının bulunduğu gözlendi. Güvercinde ve ördekte tr. brachiocephalicus'un çapının arcus aorta'nın çapından daha büyükken horozda bu durumun tam tersi olduğu gözlendi. Ayrıca göğüs bölgesinde ayrılan dallarda varyasyonun çok fazla olduğu belirlendi.
Sekiz haftalık pliometrik egzersizlerin 14-17 yaş futbolcuların bazı motorik özelliklerine etkisi
Sekiz Haftalık Pliometrik Egzersizlerin 14-17 Yaş Futbolcuların Bazı Motorik Özelliklerine Etkisi Yaptığımız çalışmanın amacı; 14–17 yaş grubundaki erkek sporcuların antrenmanlarına ek olarak yapılan 8 hafta süresince pliometrik antrenman çalışma programının, bazı motorik özelliklerine etkisini incelemek, önemini vurgulamak için yapılmasının yanında bu alandaki yapılan çalışmalara destek olmak ve yeni çalışmalara kaynak oluşturmaktır. Araştırmaya 14-17 yaşlarında, 25 araştırma grubunda, 25 kontrol grubunda olmak üzere toplam da ise 50 adet erkek sporcu katıldı. Araştırma da kontrol grubunda yer alan sporculara sistemli olarak futbol sezon içi branş antrenmanı yaptırılırken, deney grubunda yer alan sporculara ise ilave olarak 8 hafta süresince, haftada üç gün 45'er dakika pliometrik antrenman çalışma programı uygulandı. Antrenman öncesinde yapılan ön test ve antrenman sonrasında son test olmak üzere iki ölçüm yapıldı. İstatistiksel analizde SPSS 22.0 paket program kullanıldı. Değerlendirmede 2*2 tekrarlı ölçümler ANOVA analizi (Two-way Repeated Measures ANOVA) uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun ölçüm değerleri kıyaslandığında, antrenman öncesinde yapılan ön test ölçüm değerlerinde aradaki çıkan fark anlamlı olmazken, antrenman sonrasında yapılan son test ölçüm değerlerinde ise; Otur Uzan Eriş Testi, İllionist Çeviklik Testi, Sırt, Bacak, Kol Kuvveti Testi, Dikey Sıçrama Testi, Flamingo Denge Testi, Durarak Uzun Atlama Testi ve El Kavrama Kuvveti Testlerinde İstatistiksel olarak (P<0.05) düzeyinde oluşan farkın anlamlı olduğu görüldü. 30m. Sprint Sürat Testi değerinde ise İstatistiksel bakımdan (P>0.05) oluşan fark anlamsız olarak belirlendi. Sonuç olarak; 14-17 yaş grubundaki erkek çocuklarda, futbol branş antrenman çalışma programı ile birlikte ilave olarak yapılan 8 hafta süresince pliometrik antrenman çalışma programının, bazı motorik özelliklerine etkisi üzerinde, pozitif yönde tesirinin (etkisinin) olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler : Pliometrik, Anaerobik Güç , Dikey Sıçrama