Baskent University
Discipline

Ophthalmology

Baskent University

249

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaş gruplarına göre makuler otofloresans değişimlerinin, lipit profilinin, serum lutein ve zeaksantin seviyelerinin kıyaslanması

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, Visucam 500 cihazı ile ölçtüğümüz makula pigment dansitesi ve fundus otofloresans (FAF) ölçümünde elde edilen lipofuksin dansitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu ölçümlerin yaş, lipit profili, serum lutein ve zeaksantin değerleri ile bağlantısının araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD) tanısı alan 80 kişilik hasta grubu ile sağlıklı 80 kişilik kontrol grubu çalışmamıza dahil edildi. Yaşları 50-90 arasında değişen olgular klinik özelliklerine göre bir ile üç ay arasında prospektif olarak ortalama 15,8 ay süreyle izlendi. Kuru tip YBMD olan gözler Grup 1, yaş tip YBMD olan gözler Grup 2 ve kontrol grubu Grup 3 olarak sınıflandırıldı. Hasta gruplarına günlük 10 mg lutein ve 2 mg zeaksantin başlandı ve kontrol grubu ilaçsız olarak izlendi. Çalışmaya alınan olgulara her muayenede renkli fundus fotoğrafı (RFF), optik koherans tomografi (OKT) ile santral makula kalınlığı (SMK), FAF ve makula pigment optik dansitesi (MPOD) ölçümleri yapıldı. Tüm olgulardan her muayenede serum lutein ve zeaksantin seviyelerini saptamak için kan örnekleri alındı ve yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) yöntemiyle çalışıldı. Başvuru anında tüm olguların lipit profillerine bakıldı. Gruplar kendi içinde dekatlara ayrılarak yaş gruplarına göre ve birbirleri arasında kıyaslandı. İstatistiksel analiz SPSS 17.0 ile yapıldı. Sonuçlar: Çalışmamıza yeni tanı alan 80 YBMD olgusunun 147 gözü ve 80 kontrol olgusunun 153 gözü alındı. Hasta grubunda yaş tip YBMD'si olan 48 göz, kuru tip YBMD'si olan 99 göz vardı. Çalışma grubunda 43 hasta (%53,75) kadın, 37 hasta (%46.25) erkek idi. Kontrol grubunda 39 (%48,14) kadın 41 (%51,86) erkek olgu vardı. Grupların yaş ortalaması sırasıyla 71,17±8,32 yıl ve 69,26±9,08 yıl idi. Gruplar birbiriyle kıyaslandığında en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) Grup 2'de diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı. EİDGK ile çalışmadaki diğer parametrelerin ilişkisine bakıldığında yaş, SMK, maxMPOD ve FAF bulguları ile anlamlı ilişki olduğu saptandı. Santral makula kalınlığının çalışmadaki diğer parametrelerle ilişkisine bakıldığında EİDGK ve FAF ile arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü. Santral makula kalınlığının yüksek olduğu gözlerde FAF'ın azalmış olduğu ve EİDGK'nin düşük olduğu saptandı. Başvuru ve son kontrol MPOD değerleri için gruplar birbiri arasında ve kendi içinde yaş gruplarına göre kıyaslandığında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Hasta gruplarına lutein (L) 10 mg ve zeaksantin (Z) 2 mg başlandıktan sonra yapılan takiplerde 6. aya kadar MPOD'nin istatistiksel anlamlı olarak arttığı ve bu artışın serum L ve Z seviyelerindeki artışla korele olduğu görüldü. Başvurudaki ortalamaMPOD seviyeleri ile yaş, cinsiyet, FAF bulgusu, lipit tipleri arasında anlamlı ilişki saptanmazken EİDGK ve SMK ile istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptandı. Lipit tipleri açısından gruplar birbiri arasında kıyaslandığında yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) değerleri Grup 1'de diğer gruplara göre istatistiksel anlamlı yüksek saptanırken (p=0,020) diğer lipit tipleri açısından anlamlı farklılık yoktu. Başvuru serum lutein ve zeaksantin seviyeleri açısından gruplar birbirleri arasında ve kendi içinde yaş gruplarına göre kıyaslandığında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda Visucam 500 cihazı ile MPOD ve FAF ölçülmüş olup bu değerler arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Makula pigment dansitesinin yaş, cinsiyet, YBMD varlığı ve YBMD tipinden etkilenmediği görülmüştür. YBMD hastalarında destek tedavisi ile MPOD'nin en azından ilk 6 ay için arttığını gözlemledik. Çalışmadaki sonuçlarımızın ışığında, makula pigment dansitesinin RPE ve koroid seviyesinde meydana gelen patolojiler sonucunda değişmediğini düşünüyoruz.

Göz hastalıklarıLipidlerLutein+3
Ayhan Özyurt
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retinal ven tıkanıklığına bağlı maküla ödeminde deksametazon implant kullanımı

Amaç: Retinal ven tıkanıklıklarına (RVT) ikincil maküla ödemi olan hastalarda intravitreal deksametazon implantın etkinliği ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi ile görsel prognoza etki edebilecek faktörlerin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: İntravitreal deksametazon implant uygulanan ve takiplerine en az altı ay boyunca düzenli gelen 61 hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. Tüm olguların enjeksiyon öncesi ve sonrası düzeltilmiş en iyi görme keskinliği (DEİGK), optik koherens tomografi (OKT) ve floresein anjiyografi (FA) değerlendirilmelerini içeren detaylı oftalmolojik muayeneleri yapılmıştır. Başlangıç DEİGK, intraretinal kist çapı, seröz retina dekolmanı varlığı, fotoreseptör iç segment dış segment (ISOS) bandı bütünlüğü, retina pigment epiteli (RPE) atrofisi ve epiretinal membran (ERM) varlığının görsel prognoz üzerine etkileri değerlendirildi. Her bir göz için tedavi başarısı anatomik olarak SMK'nın ≤250 µm saptanması olarak tariflenirken, fonksiyonel olarak DEİGK'nın ≥3 sıra artması şeklinde tanımlandı. Bulgular: RVT tanılı 61 hastanın (34 kadın, 27 erkek) 63 gözüne toplam 92 doz intravitreal deksametazon implant yapılmıştır. Ortalama yaş 63.5±12.1 (38-91) idi. Etkilenen gözlerin 27'sinde santral retinal ven tıkanıklığı (SRVT), 36'sında retinal ven dal tıkanıklığı (RVDT) mevcuttu. Başlangıç DEİGK 0.93±0.50 logMAR (0.30-2.00), SMK 628±266 µm (268-1726) saptanırken, bu değerler enjeksiyon sonrası birinci ayda sırasıyla 0.65±0.44 logMAR (p<0.001) ve 324±186µm (p<0.001), üçüncü ayda 0.67±0.45 logMAR (p<0.001) ve 366±200 µm (p<0.001), altıncı ayda ise 0.81±0.49 logMAR (p=0.004) ve 530±233 µm (p<0.001) olarak saptandı. Fonksiyonel başarı birinci ve üçüncü aylarda olguların %33.9'unda saptanırken, altıncı ayda %14.5 olarak bulundu. Anatomik başarı ilk ayda %59.7, üçüncü ayda %48.4 ve altıncı ayda %19.4 olarak saptandı. Seröz retina dekolmanı varlığı anatomik ve fonksiyonel başarıyı istatistiksel anlamlı bir şekilde etkilemezken; OKT'de intraretinal kist çapı ˃600 µm saptanan gözlerde üçüncü ayda görsel prognoz, kist çapı <300 µm ve 300-600 µm olanlara göre daha kötü saptandı (sırasıyla p=0.011, p=0.033). Tedavi öncesi ISOS bandı bütünlüğü bozuk olan gözlerin %50'inde, RPE atrofisi olanların %66.7'sinde, ERM olanların %75'inde deksametazon implant uygulaması sonrası görme keskinliğinde iyileşme olmadığı görüldü. Başlangıç görme keskinliği ≥1.0 logMAR olan gözlerde tedavi ile görme keskinliğinde artış elde edilirken (p<0.001), başlangıç görme keskinliği <1.0 logMAR olanlarla kıyaslandığında görsel prognozunun daha kötü olduğu saptandı (p<0.001). Deksametazon implant uygulaması sonrası birinci ayda göz içi basıncında bazale göre ≥10 mmHg artış oranı %13.5 saptanırken, takip döneminde GİB ˃30 mmHg saptanan göz oranı %6.5 bulundu. Bu süreçte fakik gözlerin %13.2'sinde katarakt geliştiği gözlemlendi. Sonuç: İntravitreal deksametazon implant RVT'ye bağlı maküla ödeminde etkili ve güvenilir bir ajandır; ancak enjeksiyon öncesi görme keskinliği ≥1.0 logMAR, intraretinal kist çapı ˃600 µm, ISOS bandı bütünlüğü bozuk, RPE atrofisi veya ERM olan gözlerde elde edilen etki sınırlı kalmaktadır.

DeksametazonGöz hastalıklarıMakula ödemi+6
Eser Çatal
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve oküler hipertansiyonda görme alanı, optik koherens tomografi ve heidelberg retinal tomografinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Primer Açık Açılı Glokom (PAAG), Normal Tansiyonlu Glokom (NTG) ve Oküler Hipertansiyonda (OHT) Görme Alanı (GA), Heidelberg Retinal Tomografi (HRT), Optik Koherens Tomografinin (OCT) etkinlik ve korelasyonu araştırıldı.Çalışmaya 29 PAAG' li hastanın 55, 16 OHT' lu hastanın 32 ve 13 NTG' li hastanın 26 gözü alındı. Tüm hastalara 6 ay ara ile en az 3 kez detaylı oftalmolojik muayene, GA, HRT 3 ve OCT ile Optik Disk (OD) ve Retina Sinir Lifi Tabakası (RSLT) incelendi.Hastaların 32' si kadın, 26' sı erkekti. Ortalama yaş 66,4±10 yıldı. Ortalama takip süresi 22±2.2 ay olarak hesaplandı. GA' da Mean Deviasyon (MD) ve Patern Standart Deviasyon (PSD) değerleri, PAAG ve NTG' li gözlerde OHT' li gözlerden daha yüksekti. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı saptandı. (p<0.05). PAAG ve NTG' li gözlerde, GA' da MD ve PSD değerleri ile HRT 3' de Disk Alanı (DA) ve Kontür Hattının Yükseklik Değişkenliği (HVC) dışındaki parametreler arasında korelasyon saptandı. Ayrıca PAAG' li gözlerde, MD ve PSD değerleriyle OCT' de DA ve Rim Alanı (RA) dışındaki parametreler arasında korelasyon saptandı. NTG grubunda; MD ile OCT' de DA dışındaki parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon izlenirken, PSD ile OCT' de DA ve ortalama RSLT kalınlığı dışındaki parametreler arasında korelasyon saptandı. OHT' li gözlerde ise MD ve PSD değerleriyle hiçbir HRT parametresi arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olmazken, OCT' de sadece RA ile MD ve PSD arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon izlendi. Tüm gruplarda, ilk ve son vizitteki MD ve PSD değerleri ile OCT ve HRT ile ölçülen ortalama RSLT kalınlıklıkları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı progresyon saptanmadı.Bu çalışmada; GA, HRT 3 ve OCT parametrelerinin glokom hastalığının tanı ve takibinde yardımcı olduğu, genelde sonuçların birbiriyle korelasyon gösterdiği, hastalığın progresyonu hakkında uzun dönem takiplerde yararlı olabileceği gözlendi

GlokomGlokom-geniş açılıGöz hastalıkları+4
Ziya Ayhan
Dokuz Eylül University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oküler hipertansiyonlu hastalarda santral korneal kalınlık, optik sinir başı analizi ve retina sinir lifi kalınlığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

ÖZET DAHA SONRA YÜKLENECEKTİR

GlokomKorneaOküler hipertansiyon+3
Abdulkadir Alış
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

23 gauge vitrektomi sonuçlarımız

: Çalışmamızda çeşitli vitreoretinal hastalıkların tedavisinde uyguladığımız 23 G pars plana vitrektominin (PPV) etkinlik ve güvenilirliğini belirlenmeyiincelenmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Aralık 2010 ? Ağustos 2012 tarihleri arasında 23 G PPV uygulanan 144 olgunun 144 gözü çalışmaya alındı. Olguların postoperatif görme keskinlikleri (GK) ve göz içi basınçlarındaki (GİB) değişiklikleri ile cerrahi öncesinde ve sonrasında oluşan komplikasyonlar incelendi. Çalışmaya alınan hastaların cerrahi endikasyonları; regmatojen retina dekolmanı (RRD), traksiyonel retina dekolmanı (TRD), vitreus içi hemoraji (VİH), idiyopatik makuler delik (İMD), epiretinal membran (ERM), lens parçalarının vitreusa dislokasyonu, göz içi lensin (GİL) vitreusa dislokasyonu, intraoküler yabancı cisim, vitreus opasiteleri ve endoftalmiydi. Bulgular: Çalışmamıza 76?sı erkek (%52.8) ve 68?i kadın (%47,2) olmak üzere toplam 144 olgunun 144 gözü alındı. Hastaların ortalama yaşları 61,3±13,9 idi. Takip süresi ortalama olarak 9,4 (3-19) ay idi. Ortalama GK?nde, preoperatif değere göre, postoperatif 1. ve 3. günde anlamlı bir azalma saptanırken (sırasıyla p<0,001,p<0,001), postoperatif 1. ay ve son kontroldeki muayenede ise istatistiki olarak anlamlı bir yükselme görüldü (sırasıyla p<0,001,p<0,001). Postoperatif hipotoni (<10 mmHg) erken dönemde 4 gözde (%2,8), glokom (>21 mmHg) 29 gözde (%20,1) saptandı ve 2 gözde (%1,4) koroidal dekolman gelişti. Oküler hipertoni saptanan 29 gözden 19?una (%65,5) anti-glokomatöz damla, 7?sine (%24,2) kısmi silikon yağı alınması ve 3 göze (%10,3) glokom cerrahisi (2 göze trabekülektomi, 1 göze seton cerrahisi) uygulandı. Vitre içi hemorajili 41 olgunun 5?inde (%12.1) nüks VİH nedeniyle ikinci kez operasyon uygulandı. Regmatojen retina dekolmanlı 42 olgudan sadece 1?inde (%2,3) eş zamanlı serklaj bant geçirildi ve hiçbir olguda nüks gelişmedi. Pars plana vitrektomi ile fakoemülsifikasyon cerrahisi 35 göze (%24,3) uygulandı ve bu gözlerin dördünde (%11,4) postoperatif ön kamarada fibrin reaksiyon izlendi. Çalışmamızdaki 144 gözün postoperatif reaksiyonu değerlendirildiğinde; 129 gözde (%89,6) ön kamara sakin, 9 gözde (%6,3) fibrin reaksiyon, 3 gözde (%2,1) ön kamara +1/+4 reaksiyon, 3 gözde (%2,1) hipopion izlendi. Postoperatif hipopion gelişen 3 olgu (%2,1) endoftalmi kabul edildi. Sklerotomilere sütür ihtiyacı 25 göze (%17,4) gerekti. Sonuç: Vitreoretinal hastalıkların cerrahi tedavisinde 23 G vitrektomi tekniği etkin ve güvenilir bulunmuştur. Genişleyen endikasyonlar ve yüksek hasta konforu nedeniyle, diğer vitrektomi metodlarına ciddi bir alternatif oluşturmaktadır. Cerrahinin etkinlik ve güvenilirliğinin artması için, cihazların, mikrocerrahi enstrümanlarının ve tekniklerin geliştirilmesine ve daha geniş serili ve kontrol gruplu çalışmalara ihtiyaç vardır.

Cerrahi-gözGüvenilirlikKomplikasyonlar+2
Ahmet Eroğlu
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dizinsersiyon + distal kas rezeksiyonu + tucking yönteminin alt oblik kas cerrahisindeki yeri ve makülaya etkisinin optik koherens tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Alt oblik kas zayıflatma cerrahisi olarak uygulanan dizinsersiyon + distal kas rezeksiyonu + tucking cerrahi prosedürünün başarısını değerlendirmek ve maküla üzerindeki etkilerini optik koherence tomografi (OCT) ile incelemek. Gereç ve Yöntem: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları kliniği şaşılık biriminde Ocak 2012 – Haziran 2013 tarihleri arasında alt oblik kas dizinsersiyon + distal kas rezeksiyonu + tuckingcerrahisi uygulanan 20 olgunun 27 gözü çalışma kapsamına alındı. Tüm olguların görme keskinliği, refraksiyon ölçümü, ön segment ve dilate pupilden yapılan fundus muayenesi ve rutin şaşılık muayenesinin preoperatif ve postoperatif değerleri karşılaştırıldı. Uygulanan zayıflatma prosedürünün başarı oranı ve karşılaşılabilecek komplikasyonlar değerlendirildi. Olguların tümüne operasyon öncesi, operasyon sonrası 2. gün, 1. hafta, 1. ay, 3. ay ve 6. ay OCT tetkiki yapıldı ve sonuçlar değerlendirildi. Bulgular: Ortalama takip süresi 13.75 ± 5.6 ay (6-24 ay) olan14' ü erkek (% 70) ve altısı kadın (% 30) toplam 20 olgunun 27 gözü incelendi. Olguların ortalama yaşları 10.65 ± 5.9 yıl(5–27 yıl) bulundu. Operasyon öncesi ve sonrasındaki ölçümlerinde refraksiyon değişikliği tespit edilmedi. Görme keskinliği ölçümlerinde operasyon sonrası dönemde değişiklik görülmedi. Primer alt oblik kas hiperfonksiyonu 11 (%55), sekonder alt oblik kas hiperfonksiyonu dokuz (%45) olgudaizlendi.Ameliyat öncesi ortalama hiperfonksiyon derecesi + 3.7 olarak bulundu. Ameliyat sonrası 21 gözde hiperfonksiyon görülmedi, beş gözde +1, bir gözde +2 alt oblik kas hiperfonksiyonu görüldü. Operasyon başarı oranı %77.8 olarak bulundu. Operasyon sırasında veya sonrasında komplikasyon görülmedi.Operasyon sonrası OCT ile yapılan maküla kalınlık analizlerinde hiçbir olguda istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Bu çalışmada alt oblik kas hiperfonksiyonu olan olgularda uygulanan değişik cerrahi tekniklerin başarı oranı ve sonrasında karşılaşılan komplikasyonlar irdelenmeye çalışıldı. Buradaki amaç kullanılan tekniğin avantaj ve dezavantajlarının vurgulanıp, daha sonra yapılacak karşılaştırmalı çalışmalara olanak tanımaktır. Uzun süreli sonuçları ortaya çıkarmak için daha çok çalışma gerekmesine karşın biz, alt oblik kas hiperfonksiyonlu olgularda hiperfonksiyonu düzeltmede inferior oblik kasın dizinsersiyon + distal kas rezeksiyonu + tucking işleminin makülaya morfolojik olarak zarar vermeyen güvenli, basit ve etkili bir yöntem olduğu sonucuna vardık. Anahtar kelimeler: Alt oblik kas hiperfonksiyonu, dizinsersiyon, distal kas rezeksiyonu, optik koherence tomografi, maküla kalınlık analizi.

Cerrahi-gözGöz hastalıklarıOkülomotor kaslar+1
Mehmet Erkan Doğan
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Derin anterior lamelller keratoplasti sonuçlarımız

Kliniğimizde 2007-2013 yılları arasında uygulanmış olan derin anterior lameller keratoplasti (DALK) sonuçlarının değerlendirilmesi. Descemet zarını ve korneal endoteli etkilemeyen korneal stromal patolojisi olan 105 hastanın 120 gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmanın verileri retrospektif olarak elde edildi. DALK cerrahisi esnasında büyük hava kabarcığı teknği uygulandı. Büyük hava kabarcığı tekniği uygulanamayan hastalarda künt spatula ile manuel diseksiyon yöntemi uygulandı. DALK cerrahisi uygulanan hastaların en sık endikasyonu keratokonus (80 göz), korneal distrofi (20 göz), travmatik yüzeyel nefelyon (8 göz) idi. Hastalar ortalama takip süresi 36,1 ± 3,9 aydı. DALK cerrahisi 100 gözde (%83,3) uygulanabildi. Büyük hava kabarcığı tekniği 96 gözde (%80) başarıyla uygulanabildi. Descemet membran perforasyonu 29 gözde (%24,1) gelişti ve 19 gözde DZ makroperforasyon nedenli penetran keratoplastiye geçildi. Gelişen komplikasyonların zaman içinde azalmış olduğu kaydedildi. En iyi düzeltilmiş görme keskinliği 100 gözün 74'ünde 5/10 ve üzerinde bulundu. Hiçbir hastada greft reddi gelişmedi. Uygun endikasyonlarda uygulandığında başarılı görsel ve refraktif sonuçlar sağlayabilen, greft reddi gibi ciddi komplikasyonların daha az görüldüğü bir cerrahi olan DALK, geliştirilen yeni tekniklerle kornea endoteli ve Descemet zarı sağlam olan olgularda ilk tercih keratoplasti yöntemi olabilir. Anahtar Kelimeler: Lameller keratoplasti, Descemet zarı, endotel, greft ömrü

EndotelinlerGöz hastalıklarıKornea+4
Aslı Çetinkaya
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yırtıklı retina dekolmanı nedeni ile pars plana vitrektomi cerrahisi uygulanan hastalarda görme prognozunu etkileyen faktörler

Çalışmamızda regmatojen retina dekolmanı(RRD) nedeni ile PPV(pars plana vitrektomi) uygulanan hastalarda, spektral domain optik koherens tomografi(OKT) yardımıyla retinadaki mikroyapısal değişiklikleri değerlendirmek, bu değişikliklerin postoperatif görme keskinliği ile ilişkisini saptamak ve görme prognozunu etkileyen diğer faktörleri belirlemeyi amaçladık. Aralık 2010–Temmuz 2013 tarihleri arasında RRD nedeni ile PPV uygulanan 41 hastanın 41 gözü çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızdaki hastalar iki grupta incelendi. Grup 1'de; postoperatif 6. aydan sonra en iyi düzeltilmiş görme keskinliği(EİDGK) artan 24 hasta; grup 2'de ise postoperatif 6. aydan sonra EİDGK sabit kalan 14 ve azalan 3 hasta olmak üzere toplam 17 hasta vardı. Preoperatif ve postoperatif tüm hastaların tam oftalmolojik muayeneleri yapılarak veriler kaydedildi. Hastaların postoperatif 1, 3, 6. ay ve 6. aydan itibaren 6 aylık aralar ile OKT tetkikleri yapıldı. Hastalarımızın 29'u erkek (% 70,7), 12'si kadındı (% 29,3). Hastalarımızın ortalama yaşı 61,24±9,49 idi. Hastalarımızın ortalama takip süresi 16,93±7,511 aydı. Hastaların şikayetlerinin başlamasından retina dekolmanı tanısı konuluncaya kadar geçen süre grup 1'de ortalama 12,04(ortanca 6;aralık 2-90 gün) gün iken, grup 2'de 9,06 (ortanca 5;aralık 2-45 gün) gün idi. Retina dekolmanı tanısı ile cerrahi tedavi arasında geçen ortalama süre grup 1'de ortalama 4,79(ortanca 3,5;aralık 0-14 gün) gün iken, grup 2'de 7,47(ortanca 6;2-28 gün) gün idi. Çalışmamıza dahil edilen 26(% 63,4) hastada makula dekole iken 15(% 36,6) hastada makula tutulumu izlenmedi. Grup 1'de 15(% 62,5) hastada makula tutulumu var iken grup 2'de ise 11(% 64,7) hastada makula dekole idi. Makula tutulumu olmayan hastalarda hem preoperatif hem de postoperatif EİDGK istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu(p <0,001). Grup 1'de preoperatif EİDGK ortalama logMAR 1,37(ortanca 1,4; min. 0,15, maks. 2,10) iken grup 2'de ise logMAR 1,26(ortanca 1,51; min.0, maks. 2,10) idi. Grup 1'de postoperatif EİDGK ortalama logMAR 0,17(ortanca 0,18; min.0, maks. 0,4) iken grup 2'de ise logMAR 0,58(ortanca 0,52; min. 0, maks 2,10) idi. OKT'ler kıyaslandığında grup 1'de düzgün fotoreseptör IS/OS bileşkesi olan hasta sayısı fazla iken, grup 2'de ise devamlılığı bozulmuş fotoreseptör IS/OS bileşkesi olan ve foveal ERM'si olan hasta sayısı fazla idi. Ancak hasta sayısı az olduğu için istatistiksel analiz yapılamadı. Retina dekolmanı tedavisinde pars plana vitrektomi etkili bir cerrahi tedavi yöntemidir. RRD olan hastalarda görsel prognozu etkileyen birçok faktör mevcuttur. Başarılı bir vitrektomi operasyonu sonrası makula anatomik olarak yatışık olsa da görme keskinliği düşük olabilmektedir. Bu da makulanın anatomik olarak yatışık olmasının fonksiyonel olduğu anlamına gelmeyeceğini göstermektedir. Spektral domain OKT, foveal mikroyapısal değişikliklerin anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır ve anatomik olarak başarılı RRD ameliyatlarından sonra görme keskinliğindeki değişikliklerin muhtemel sebeplerini açıklayan değerli bilgiler sağlayabilir. Anahtar Kelimeler : Optik koherens tomografi, retina dekolmanı

Cerrahi-gözGörmeGöz hastalıkları+4
Emin Utku Altındal
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üveitli hastalarda serum immünoglobinli değerleri

F. Burcu Çelik
Akdeniz University
1987
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez, fazla kilolu ve sağlıklı gönüllülerde göz içi basınç ve santral kornea kalınlık değerlerinin karşılaştırılması

Obezite çağımızın epidemisi haline gelmiĢtir, tüm vücut sağlığına olumsuz etkilerinin yanında göz sağlığını da tehdit etmektedir. Obezite hem kadın hem erkeklerde artmıĢ göz içi basıncı için bağımsız risk faktörüdür. ÇalıĢmamız Haziran 2017 - Kasım 2017 tarihleri arasında, Adnan Menderes Üniversitesi Göz Hastalıkları polikliniğine baĢvuran tüm hastalar içinden göz içi basıncı yüksekliğine sebep olacak hastalığı olmayan olgulardan, yaĢ aralığı uygun olan kadın ve erkek hastaların dahil edildiği prospektif kontrollü bir çalıĢmadır. Bu çalıĢma öncesinde Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi GiriĢimsel Olmayan Etik Kurul‟undan onay alınmıĢtır. (Protokol No: 2017/1179 ) ÇalıĢmamıza 18 ile 90 yaĢ aralığında, diabet ve hipertansiyon gibi sistemik hastalığı olmayan, glokom, korneal yüzey hastalığı ve korneal ödemi bulunmayan hastalar dahil edildi. Bu kriterlere sahip 115‟i kadın, 57‟si erkek; 172 hasta 344 göze en iyi düzeltilmiĢ görme keskinliği, biomikroskopi ve göz dibi incelemesi, non-kontakt tonometre kullanılarak göz içi basıncı (GĠB) ölçümleri ve optik koherens tomografi yöntemi ile pakimetri yapıldı. Hastaların boy ve kilo ölçümü alındı. Beden kitle indeksi (BKĠ) hesaplandı. Hastalar beden kitle indeksi (BKĠ) ne göre 18.5-24.9 kg/m² olanlar normal kilolu Grup 1‟e, 25.0-29.9 kg/m² olanlar fazla kilolu Grup 2‟ye ve 30 kg/m² ve üzeri olanlar obez Grup 3‟e dahil edildi. Ġstatiksel olarak veriler analiz edildi. Ġstatistiksel olarak verilerin değerlendirilmesi Mann-Whitney U, Kruskal Wallis H ve Spearman testi kullanılarak yapıldı. Testlerin değerlendirilmesinde "p" değerinin 0.05‟den küçük olması (p<0.05) istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Gruplar arasında karĢılaĢtırma yapıldığında yaĢ ( p = 0,459), pakimetri ( p = 0,0843) ve görme keskinliği (p=0,627) bakımından anlamlı fark olmamakla birlikte gruplar arasında GĠB (p=0,003) açısından anlamlı fark vardır. Beden kitle indeksi arttıkça GĠB da artıĢ göstermektedir, BKĠ ile GĠB arasında pozitif yönde zayıf düzeyde korelasyon bulunmuĢtur (r =0,191). Korelasyon bulunan gruplar arasında anlamlı fark vardır (p=0,003). Post-hoc analiz yapıldığında Grup 3‟deki obez hasta grubunun GĠB değerlerinin anlamlı Ģekilde Grup 1 ve 2 den yüksek olduğu; Grup 1 ve 2 arasında ise GĠB açısından fark olmadığı bulunmuĢtur. (Ortalama GĠB Grup 1 :15,7± 3,2; Grup 2: 16,1± 3,3; Grup 3: 17,6± 4,5) Obez grubun diğer iki gruptan pakimetri değerleri arasında anlamlı fark yoktur ( p = 0,371). (Ortalama pakimetri Grup 1: 539,1±35,7; Grup 2: 537,8±30,9; Grup 3: 539,9±37,4) Kadın hasta grubunun erkeklere göre GĠB‟ı daha yüksek (p˂0,001), (Ortalama GĠB kadın: 17,1±4; erkek: 15,4±3,3); yaĢı daha genç (p=0,001) ), (Ortalama yaĢ kadın: 53,2±12,2 ; erkek: 57,4± 13,3), BKĠ daha fazladır (p˂0,001) (Ortalama BKĠ kadın: 30,9±7,5 ; erkek: 27,1±4,3). Pakimetri ölçümleri arasında anlamlı fark yoktur (p=0,674) (Ortalama pakimetri kadın: 539±35,9; erkek: 538,9±32,9). Hipertansiyonu ve diyabeti olmayan obez hastalar bile göz içi basıncı artıĢı açısından risk grubu içindedir. ÇalıĢmamızda BKĠ‟nde her 10 kg/m² lik artıĢın 1,4 mmHg GĠB artıĢına sebep olacağı sonucunu vermektedir. Obezitenin tüm dünyada giderek artan bir sağlık sorunu haline geldiği, GĠB artıĢının körlüğe sebep olduğu düĢünüldüğünde; GĠB düzenlenmesi için kilo kontrolü önem kazanmaktadır. ÇalıĢmamızın az sayıdaki literatüre katkı sağlamakla birlikte, ileride daha geniĢ hasta serilerini içerecek, günün aynı saatlerinde ölçümlerin yapıldığı çalıĢmalara ihtiyaç olduğu kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Obezite, Göz Ġçi Basıncı, Santral Kornea Kalınlığı, Beden Kitle Ġndeksi

GözGöz hastalıklarıKornea+3
Mehtap Saguş Aydın
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşa bağlı lens kesifliklerinde hipertansiyon ve bazı risk faktörleri

Yılmaz Özgürel
Akdeniz University
1996
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansif retinopatide renkli doppler ultrasonografi

Çile Kılınç
Akdeniz University
1998
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korneal neovaskülarizasyonda mikro-RNA'ların rolü ve VGF ile ilişkisi

Korneal Neovaskülarizasyonda Mikro-RNA'ların Rolü ve VEGF ile İlişkisi Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, korneal neovaskülarizasyonda(KNV) Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü(VEGF) ilişkili miRNA düzeyindeki değişikliklerin araştırılarak; korneal neovaskülarizasyon oluşum sürecinin aydınlatılması, sonraki yapılacak deneysel, klinik çalışmalara ve ilaç tedavilerine zemin hazırlanmasının sağlanmasıdır. Yöntem: On iki adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan randomize olarak altışarlı iki gruba ayrılmış ve her bir sıçanın iki korneası da kullanılmıştır. Bütün gruplarda KNV gümüş nitrat çubuklar ile oluşturulmuştur. Çalışma sonunda sıçanlar eterli anestezi altında servikal dislokasyonla sakrifiye edilerek korneaları çıkarılmıştır. Kornealarda VEGF ve miRNA ekspresyon düzeylerine bakmak için qRT-PCR Array ve qRT-PCR metodları kullanılmıştır. Data analiz web bazlı olarak PCR Array data software kullanılarak yapılmıştır (http://www.sabiosciences.com/pcrarraydataanalysis.php). Bulgular: Korneal neovaskülarizasyon oluşturulan ratların korneaları ile kontrol ratlarının korneal örnekleri karşılaştırıldığında, VEGF düzeylerinde; Fold-regulation değeri >2 olarak istatiksel anlamlı bir fark gözlemlendi (p0.05). miRNA PCR Array bulgularında her iki grupta under ve over ekspresyon verilerine göre; 9 gende Fold-regulation degeri <-2 ve Fold-regulation değeri >2 olarak istatiksel anlamlı fark saptandı (p0.05). Korneal neovaskülarizasyon oluşturulan rat korneaları ile kontrol grubu ratlarının korneal örnekleri karşılaştırıldığında mo-miR-21_2, mo-miR-126_1 ve mo-miR-150_1 genlerinin istatiksel düzeyde anlamli over ekspresyonu (Fold-regulation değeri >2) saptandı (sırasıyla p= 0.002443, p= 0.030146, p= 0.000348). Aynı karşılaştırmada mo-miR-184_1 geninin Fold-regulation degeri <-2 olarak istatiksel anlamlı under ekspresyonu saptandı (p= 0.006428). Ayrıca iki grubun karşılaştırılmasında mo-miR-31_1 geninin Fold regülasyon değeri -2`ye yakın olarak istatiksel anlamlı düzeyde under ekspresyonu saptanmıştır (p= 0.005082). Sonuç: Çalışma sonunda, deneysel yanık oluşturulan korneal neovaskülarizasyon grubunda VEGF ekspresyonun istatiksel olarak arttığı; mo-miR-21_2, mo-miR-126_1 ve mo-miR-150_1 genlerinin VEGF ekspresyonunu up regüle ettiği ve mo-miR-184_1 geninin VEGF ekspresyonunu down regüle ettiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Korneal neovaskülarizasyon, vasküler endotelyal büyüme faktörü, micro-RNA, miRNA, eş zamanlı

GözGöz hastalıklarıKornea+4
Mimbay Yaşar
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retinopatisiz ve zemin retinopatili diyabetik hastalarda retinal kan akımı ve görsel uyarılmış potansiyellerin (Vep) incelenmesi

Bülent Tosun
Akdeniz University
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel glokom modelinde eritropoetinin nöroproteksiyon üzerine etkileri

Amaç: Glokom, dünya genelinde körlüğün başlıca sebeplerinden olup, progresif, irreversible optik nöropatidir. Çalışmamızda Eritropoetinin glokom üzerindeki nöroprotektif etkisinin göstermek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Adnan Menderes Üniversitesi Deneysel Hayvan Merkeziden on ikişer adet erkek ve dişi Albino Wistar cinsi rat (6 haftalık; 220±40 gram) kullanılmıştır. Ratlar kontrol, glokom, subkonjonktival eritropoetin tedavi, topikal eritropoetin grubu olmak üzere 4 grup olarak ayrılmış olup her grupta 6 adet rat bulunmaktadır. Anestezi ve analjezi uygulamasında intramüsküler 50 mg/kg ketaminhidroklorür ve 5 mg/kg ksilazinhidroklorid kombinasyonu kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda ganglion hücre tabakası, iç pleksiform tabaka, retina kalınlığı, ganglion hücre kompleksi kalınlığı en az glokom grubunda, en fazla kontrol grubunda izlenmiştir. Eritropoetin uygulama yolları arasındaysa fark izlenmemiştir. Sonuç: Eritropoetinin nöroprotektif etkisi gösterilmiş olup daha geniş çalışma gruplarıyla çalışmanın tekrarlanmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Eritropoietin, Glokom, Nöroproteksiyon,

EritropoietinGlokomGöz hastalıkları+1
Yusuf Onay
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retinal ven tıkanıklarında klinik özellikler ve oküler hemodinami

Ersal Demirtaş
Akdeniz University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bilateral pterijiumlularda serbest konjonktival otogreft transplantasyonu ve çıplak sklera tekniğinin nüks yönünden değerlendirilmesi

Mehtap Abay
Akdeniz University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel uveit modelinde ebselen`in etkisi

Nilüfer H. Demirbaş
Akdeniz University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göz tutulumu olmayan behçet hastalarında optik kohorens tomografi bulguları ve koroidal vaskülarite indeksi ölçümü

Amaç: Bu çalışmada optik kohorens tomografi (OKT) kullanılarak göz tutulumu olmayan Behçet hastalarında retinal bulguların, koroidal kalınlığın ve yeni bir parametre olan koroidal vaskülarite indeksinin (KVİ) ölçümü ve sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalına dermatoloji ve romatoloji bölümlerinden konsulte edilen Behçet hastalığı tanılı hastalar ve rutin poliklinik muayenesi olan sağlıklı olgular çalışmaya dahil edildi. OKT ile santral maküler kalınlık (SMK), retinal sinir lifi tabakası (RNLF), gangliyon hücre kompleksi (GCC), koroidal kalınlık (KK), KVİ, çukurluk/disk oranı ve optik disk ile ilgili bilgiler elde edildi. Bu değerler gruplar arasında karşılaştırıldı. Bu değerlerin hastalık süresi ile korelasyonu değerlendirildi. Çalışmaya alınan hastalardaki Behçet bulguları incelendi. Bu bulguların KVİ ve KK ile korelasyonu incelendi. Bulgular: Göz tutulumu olmayan Behçet hastalığı tanılı 48 hastanın 91 gözü ve sağlıklı kontrol grubunda 53 kişinin 105 gözü çalışmaya dahil edildi. Göz tutulumu olmayan Behçet hastaları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında; hasta grupta KK artmış olarak bulundu (p<0,001). Hasta grupta kontrol grubuna göre koroidal luminal alan azalırken stromal alan artmış bulundu (p<0,001, p<0,001). KVİ'nin hasta grupta sağlam gruba göre anlamlı derece azaldığı tespit edildi (p<0,001). SMK göz tutulumu olmayan Behçet hastaları grubunda sağlıklı gruba göre anlamlı derecede incelmiş saptandı (p=0,004). RNFL kalınlıkları arasında anlamlı bir fark saptanmadı. GCC kalınlıkları arasında ortalamada, superior nazalde, inferior temporalde ve superior temporalde hasta grupta anlamlı derecede azalma saptandı (p=0,008, p=0,014, p=0,017, p=0,009). Optik disk bulguları açısında çukurluk/disk oranı, optik disk alanı ve çukurluk alanı arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,420, p=0,168, p=0,391). Hastalık süresi göz tutulumu olmayan Behçet hastalarında ortalama 10,1 yıldı. Çalışmamıza alınan göz tutulumu olmayan Behçet hastalarının %84,6'sında oral aft, %60,4'ünde genital aft, %52,7'sinde eritema nodosum benzeri cilt döküntüleri öyküsü bulunmaktadır. %34,1 hastanın paterji testi pozitiftir. Hastaların %8,8 inde daha önce geçirilmiş venöz tromboz öyküsü bulunmaktadır. Hastaların %54,9'u non spesifik ağrı tariflemektedir. Hastaların %26,4'ünde Behçet hastalığı ile ilgili aile öyküsü bulunmaktadır. Göz tutulumu olmayan Behçet hastalarının %78'i kolşisin tedavisi almaktadır Oral aft varlığı ve venöz tromboz öyküsü olan hastalarda KK istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı (p=0,038, p=0,001). KK artışı ile genital aft, paterji testi pozitifliği, eritema nodosum benzeri cilt döküntüsü, venöz tromboz öyküsü ve nonspesifik ağrı varlığı artmış olarak bulunsa da istatistiksel olarak anlamlı değildi. Kolşisin tedavisi alan grupta ve kolşisin + ek medikasyon alanlarda istatistiksel olarak anlamlı derecede KK daha fazla saptanmıştır. Sonuç: Göz tutulumu olmayan Behçet hastalarında retina ve koroiddeki değişiklikler OKT ile subklinik dönemde tespit edilebilir. Göz tutulumu olmayan Behçet hastalarının tanı, takip ve prognoz tahmini yapılabilmesinde KVİ girişimsel olmayan alternatif bir ölçümdür. KVİ düşük saptanması koroid tulumunun bir belirteci olabilir. Bu parametrelerin henüz klinik olarak gözlemlenmemiş göz tutulumunu tahmin edip edemeyeceği sorusunu cevaplamak için daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır.

Behçet sendromuGöz hastalıklarıKoroid+2
Yusuf Burak Kurtuluş
Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ayarlanabilir sütür tekniği ile konkomitan horizontal şaşılık cerrahisi sonuçlarımız

Bu çalışmada hoıizontal konkomitan şaşılığı olan hastalarda ayarlanabilir sütili tekniğiyle yapılan şaşılık ameliyatı sonuçlar mm değeılendirilmesi yapılmıştır 1999 Mart-200 1 Ekim tarihleri arasmda, Akdeniz Vniversitesi I ıp Fakültesi Göz Kliniği Ana Bilim Dalı Şaşılık Biriminde, konkomitan hoıizontal şaşılığı olan 23 hastaya ayarlanabilir sütür tekniği ile şaşılık ameliyatı uygulandı ve sonuçlar retıospektif olarak incelendi. Çalışmamız yaşlan 1 O ila 50 arasında değişen 12 kadın ve ll erkekten oluşan toplam 23 hastayı kapsadı Hastalann !9'unda ekzotıopya, 4'ünde esotıopya vardı Ondört hastanın ilk ameliyatı, 9 hastanın ikinci ameliyatıydı Yirmiüç hastanın 31 gözüne ayarlanabilir sütilile geriletme yapıldı Altı hastada kısaltına yapılacak kasa ayarlanabilir sütili ile geriletme ilave edildi. Onyedi hastada ameliyat soruası birinci günde ayarlama yapıldı Altı hastada ayarlama yapmaya gerek kalmadı Ekzotıopya hastalannın %73.6'sına, esotıopya hastalaıınm %75'ine, ilk defa ameliyat olanların %78 S'ine ve reopeıasyon geçitenierin %66 6'ına ameliyat sonrası ayar yapıldı. Sütüı ayaılaması yapılarak en fazla 20 prizın dioptrilik kayma düzeltildi .. İki hastada fazla düzeltme olmamasına karşılık, kasm hareket yönünde kısıtlılık ve diplopisi oıtaya çıktığı için, süttir ayaılaması yapılarak bu komplikasyonlar düzeltildi Ameliyat sonrası 6'sı ekzotıopya ve biri esotıopya olmak üzere toplam 7 hastada başansız sonuç elde edildi. Başarı oranı ekzotıopya hastalannda %68.4, esotropya hastalarında %75, ilk defa ameliyat olanlaıda %64 2 ve ıeoperasyon geçirenlerde %77 7 olarak elde edildi Ekzotıopya ve esotropya hastalannın kayma açısı derecelerinin, ameliyat öncesi ölçüınleriyle, ayar öncesi ve son muayenedeki ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edildi Hastalar ilk defa ameliyat olanlar ve reoperasyon geçirenler olarak incelendiklerinde, ameliyat öncesi ölçümleriyle, ayar öncesi ve son muayenedeki ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu beliılendi Ameliyat sonrası dönemde tekrar kayması gelişen hastaların oıjinal kaymalarına doğru kayması geliştiği saptandı Ciddi kamplikasyon olarak bir hastada kayınış kas, bir hastada da kalıcı diplopi oluştu Diplopi hastanın uzak gözlüğüne pıizınatik cam uygulanarak oıtadan kaldıııldı

Mehmet Bulut
Akdeniz University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prematüre retinopatisinde risk faktörleri

Mehmet Metinsoy
Akdeniz University
2003
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda alfa-lipoik asitin vitreusun antioksidan sistemi ve lipid peroksidasyonu üzerine etkisi

Onursal Gözkaya
Akdeniz University
2003
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ayarlanabilir sütür tekniği kullanılarak yapılan trabekülektominin göz içi basıncı üzerine uzun dönem etkisi

AMAÇ: Çalışmanın amacı maksimum medikal tedaviye rağmen göz içi basıncı (GİB) yüksek seyreden glokom hastalarında ayarlanabilir sütürlü trabekülektominin GİB üzerine uzun dönem etkisini araştırmaktır.GEREÇ VE YÖNTEM: 30 hastanın 35 gözü çalışmaya dahil edildi. Bütün hastalara 3 dakida 0.2mg/cc mitomisin-C (MMC) uygulaması ile birlikte ayarlanabilir sütür tekniği kullanılarak trabekülektomi yapıldı. 8 göze eş zamanlı olarak fakoemülsifikasyon yöntemi ile katarakt cerrahisi ve göz içi lens uygulaması yapıldı. Gerektiği durumlarda transkonjonktival sütür ayarlaması, subkonjoktival 5-fluorurasil enjeksiyonu, argon sütürolizis (ASL) ve/veya parmak masajı yapıldı. İlaç kullanmadan GİB ?18mmHg değerleri tam başarı, bu değerin bir ya da daha fazla ilaç kullanılarak elde edilmesi durumu kısmi başarı, ilaç kullanılmasına rağmen GİB>18mmHg değerler ya da ek cerrahi gereksinimi başarısızlık olarak kabul edildi.BULGULAR: 35 gözden 13'ü primer açık açılı glokom (PAAG) 18'i psödoeksfolyasyon glokomu (PEG), birer tanesi de pigmenter glokom, üveite sekonder glokom, juvenil glokom ve kronik açı kapanması glokomuydu. Ortalama 30,0±10,5 mmHg olan preoperatif GİB 595±435 gün takip sonunda 10,8± 4,6mmHg'ya düştü (P<0,001). 7 gözde postoperatif ilk günden itibaren 7 gözde hedeflenen GİB değerine ulaşıldığı için sütür ayarı yapılmadı. Kalan 28 gözde hedeflenen GİB değerine ulaşılamadığı için postoperatif ilk ay içerisinde (özellikle ilk hafta) sütür ayarı gerekti. Ortalama 3,0±1,6 ayar yapıldı. Sütür ayarına rağmen GİB düşmeyen 8 gözde ASL uygulandı. Preoperatif 2,6 ± 0,5 kutu olan ilaç kullanımı postoperatif dönemde 0,3 ± 0,6 kutuya düştü (P<0,001). 28 (%80) gözde tam başarı, 5 (%14) gözde kısmi başarı elde edilirken 2 (%6) göz ise başarısızlıkla sonuçlandı. Bir hastada intraoperatif konjonktiva yırtılması görüldü. Bir hastada ASL'yi takiben koroid dekolmanı, bir hastada ise sütür ayarlaması sırasında suprakoroidal hemoraji meydana geldi, herhangi bir tedavi uygulanmadan kendiliğinden iyileşti. Birer hastada ise tenon kisti, epitelyum defekti, sütür ekspozisyonu izlendi. Bunlar için tedavi gereksinimi duyulmadı. 2 hastada postoperatif ilk haftada görülen bleb sızıntısı bandaj kontakt lens ile başarılı şekilde tedavi edildi. Bir hastada ise bleb revizyonuna (needling) ihtiyaç duyuldu.TARTIŞMA: Trabekülektomi cerrahisinde ayarlanabilir sütür kullanılarak arzu edilen GİB düzeylerine ulaşılabilir. ?18mmHg GİB başarı kriteri olarak kabul edildiğinde, ortalama 595 gün takip sonrasında %80 başarı sağlanmıştır Cerrahinin kendisine bağlı ciddi bir komplikasyon izlenmemiştir. Ayarlanabilir sütürlü trabekülektomi cerrahisinin etkili ve güvenli olduğuna inanıyoruz.ANAHTAR KELİMELER: Trabekülektomi, ayarlanabilir sütür, mitomisin-C

Göz hastalıklarıMitomisinSütür teknikleri+3
Ahmet Kaplan
Adnan Menderes University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yırtıklı retina dekolmanı hastalarımızda primer vitrektomi cerrahisi sonuçlarımız

Amaç: primer vitrektomi ve göz içi tamponad olarak silikon yağı uyguladığımız hastalarımızda anatomik ve fonksiyonel başarı oranlarımızı ve postoperatif dönemde görülen komplikasyonları değerlendirmektir.Metod: Aralık 2006- Haziran 2010 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göz Servisinde yırtıklı retina dekolmanı nedeniyle primer vitrektomi ve göz içi silikon yağı uygulanan 34 hastanın 34 gözüne ait veriler retrospektif olarak incelendi ve olgular anatomik ve fonksiyonel başarı ile postoperatif komplikasyonlar açısından değerlendirildi.Bulgular: Hastaların yaşları 11 ile 80 arasında olup ortalama 59 ± 16 idi. Olgular ilişkili faktörlere göre incelendiğinde herhangi bir etyolojik faktör saptanamayan grup % 56, psödofaki % 20, travma % 15 ve miyopi % 9 olarak saptandı. Cerrahi öncesi EDGK'liği 0.04 ± 0.08 (EH-0.5) olan olguların dekolman süreleri 1-150 gün arasında ( ortalama 24 ± 31 gün ) değişmekteydi. Ameliyat öncesi hastalarımızda % 12 dev yırtık, % 20 birden fazla yırtık, % 18 PVR ve % 15 vitreus hemorajisi saptandı. Primer vitrektomi ve silikon yağı uygulanan ve cerrahi sonrası takip süreleri ortalama 16 ± 11 ay (3-39ay) olan 34 olgunun 26'sında (%76.5) anatomik başarı elde edildi. Olguların cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası ortalama EDGK arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı ve son kontrolde % 47 hastamızda fonksiyonel başarı elde edildi. Cerrahi sonrası 19 hastada (%55) GİB artışı, 19 fakik hastanın 13'ünde (%68) çeşitli derecelerde katarakt oluşumu, 5 olguda ise (%14.7) maküler pucker gelişti. Anatomik olarak başarısız olan olgular incelendiğinde 6 olguda (% 17.6) PVR ve 2 olguda (%5.9) silikon alımı sonrası redekolman oluştuğu görüldü.Sonuç: Primer vitrektomi cerrahisi yırtıklı retina dekolmanı hastalarımızda primer anatomik ve fonksiyonel sonuçları incelendiğinde başarılı bulunmuş olup konvansiyonel skleral çökertme cerrahisi yerine alternatif bir tedavi olarak düşünülebilir.

Cerrahi tedaviCerrahi-gözGöz hastalıkları+4
Abdulvahap Hakan Yücel
Adnan Menderes University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Down sendromlu olgularda göz bulguları

Fahrettin Bişkin
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda alfa-lipoik asitin retina antioksidan sistemi ve lipid peroksidasyonu üzerine etkisi

Mehmet Günerli
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pterijium cerrahisinde amniyotik membran transplantasyonu

Selda Kıvrakdal
Akdeniz University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda alfa-lipoik asitin lens antioksidan sistemi ve lipid peroksidasyonu üzerine etkisi

Semir Hacıoğulları
Akdeniz University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şaşılık cerrahisinin oküler kan akımı üzerindeki etkilerinin doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada, şaşılık cerrahisi uygulanan hastaların göz hemodinamisindeki olası değişiklikleri, renkli Doppler ultrasonografi ile değerlendirmeyi amaçladık. Şaşılık yakınması ile kliniğimize başvuran 18 hastanın cerrahi tedavi uygulanan 20 gözü ile kırma kusuru hariç oftalmolojik yada sistemik problem olmayan ve hasta grubuyla yaş ve cinsiyet açısından uyumlu 20 gönüllü bireyin sol gözleri (toplam 40 göz), renkli Doppler ultrasonografi ile değerlendirildi. Her iki grupta da oftalmik arter, santral retinal arter, kısa posterior silier arter, uzun posterior silier arter ve santral retinal venden alınan spektral Doppler dalga formları incelenerek, piksistolik hız (PSH), enddiastolik hız (EDH), resistivite indeksi (Rİ), pulsatilite indeksi (Pİ), akselerasyon indeksi (Aİ) ve akselerasyon zamanı (AZ) değerleri kaydedildi. Hasta grubunda postoperatif 1. gün ve 1. ayda tetkikler tekrarlandı. Tek kas cerrrahisi uygulanan 7 göz ile iki kas cerrahisi uygulanan 13 göz arasında, preoperatif yada postoperatif Doppler değerleri açısından anlamlı istatistiksel farklılık oluşmadı. Ayarlanabilir sütür tekniği uygulanan ve uygulanmayan hasta gruplarına ait Doppler değerleri de istatistiksel olarak farklı değildi. Ayrıca, tüm hasta grubunun preoperatif Doppler değerleri ile postoperatif 1. gün yada 1.ay değerleri karşılaştırıldığında da istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Çalışmanın sonunda; daha önce bazı yayınların aksine, tek yada iki horizontal rektus kasına yönelik şaşılık cerrahisinin oküler kan akımı üzerine belirgin etkisi olmadığı kanısına varılmıştır.

Ayşe İpek Akyüz Ünsal
Adnan Menderes University
2003
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fakoemülsifikasyon sonrası intrakameral kokteyl ve topikal damlalarının karşılaştırılması

Amaç: Fakoemulsifikasyon cerrahisi sonrası ön kamaraya verilen ilaç karısımı kokteyl ile konvansiyonel postoperatif topikal antibiyotik ve steroid kullanımının karsılastırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Retrospektif olarak yapılan çalısmada topikal anestezi ile ameliyat edilen 60 hastanın 60 gözü dahil edildi. Kokteylin içinde vancomycin, ceftazidime, diclofenac, dexamethasone, triamcinolone acetonide ve dengeli tuz solüsyonu bulunuyordu. Ameliyat öncesi ve ameliyattan sonraki 1., 4., 8., 15. ve 29. günlerde tashihli görme keskinligi ve göz içi basıncı ölçülen hastalar çalısmaya dahil edildi. Bulgular: Yapılan takiplerde iki grup arasında tashihli görme keskinligi ve göz içi basıncı ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Kokteyl grubunda postoperatif 1. günde 5mmHg veya daha fazla yükselme 9(%30) gözde, Topikal grubunda 3(%10) gözde görülmüstür. Ancak fark istatistiksel olarak anlamlı degildir (p=0,053). Sonuç: Fakoemulsifikasyon sonrası ön kamaraya verilen kokteyl, postoperatif topikal ilaç kullanımı kadar etkin ve güvenlidir. Aynı günde üç veya daha fazla ameliyat yapıldıgında kokteyl kullanımı daha ekonomiktir. Ayrıca kokteyl verilen hastalarda topikal ilaç kullanımına baglı uyum sorunu ortadan kalkmaktadır. Anahtar kelimeler: Fakoemulsifikasyon, vancomycin, ceftazidime, diclofenac, dexamethasone, triamcinolone acetonide, göz içi basıncı, görme keskinligi

Harun Çakmak
Adnan Menderes University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şaşılık cerrahisinin orbscan korneal topografi üzerindeki etkileri ve şaşılık cerrahisi sonrası refraksiyon değişiklikleri

Amaç: Şaşılık cerrahisi sonrası refraksiyon değişikliklerini ve şaşılık cerrahisinin orbscan korneal topografi üzerindeki etkilerini değerlendirmek amaçlandı.Yöntem: Bu prospektif çalışmada şaşılık cerrahisi uygulanan 26 hastanın 36 gözü incelendi. Çalışmaya katılan hastaların preoperatif ve postoperatif birinci hafta, birinci ay, ve üçüncü ayda. sikloplejinli refraksiyon değerleri ve Orbscan II (Orbtek, Inc) ile korneal topografi ölçümleri alındı. Orbscan ile ön kamara derinliği, keratometrik değerler, santral kornea kalınlığı, preoperatif ve postoperatif olarak kaydedildi. Rektus kas cerrahisi yapılanlar grup 1, oblik kas cerrahisi yapılanlar grup 2, ameliyatta restriksiyonu olanlar grup 3 olarak adlandırıldı.Bulgular: Tüm hastalar için sferik eşdeğer farkı, sadece postoperatif birinci haftada istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,00). Grup 1'de sferik eşdeğer farkı postoperatif birinci haftada ve meridyenel eşdeğer farkı 90°'de birinci ve üçüncü ayda istatiksel olarak anlamlı iken (p=0,00, p=0,001, p=0,00), grup 2 ve grup 3'de istatiksel olarak anlamlı bulunmadı. Tüm hastaların tanjansiyel güç keratometrik haritasının 3 mm'lik zonlarında, postoperatif üçüncü ayda 180 derecede ve postoperatif birinci haftada 270 derecede elde edilen değerleri, preoperatif değerleri ile karşılaştırıldığında aralarındaki fark anlamlı idi (p=0,003, p=0,006). Grup 1'in tanjansiyel güç keratometrik haritasının 3 mm'lik zonlarında 180 derecede üçüncü ayda (p=0,002) ve 270 derecede birinci haftada (p=0,007) ve 5 mm'lik zonlarında 90 derecede üçüncü ayda (p=0,007) ve 270 derecede birinci aydaki (p=0,006) değerleri ile preoperatif değerleri arasındaki fark istatistik olarak anlamlı idi. Grup 1'in tanjansiyel güç anterior haritalarının 3 mm'lik zonlarında 180 derecede üçüncü ayda, 5 mm'lik zonlarında 90 derecede üçüncü aydaki değerleri preoperatif değerlere göre anlamlı oranda farklı idi (p=0,009, p=0,004). Tanjansiyel güç posterior haritalarında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.Sonuç: Şaşılık ameliyatları içinde rektus kas cerrahisinden sonra ilk üç ay içinde, bazı geçici korneal topografi ve refraksiyon değişiklikleri gelişebilir. Klinisyen, şaşılık cerrahisinden üç ay sonraki refraksiyon kusurlarının yeniden değerlendirilmesinin gerekebileceğini göz önünde bulundurmalıdır.Anahtar kelimeler: şaşılık, orbscan, refraksiyon, tanjansiyel harita

Tuba Yelda Gökçe Balcı
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zaraccom F260 ve Sensar AR40e göz içi lenslerinin görsel sonuçlarının ve arka kapsül kesafeti oranlarının karşılaştırılması

Amaç: Zaraccom F160 ve Sensar AR40e GİL implantasyonu yapılan hastaları görsel sonuçları ve AKK gelişimi açısından karşılaştırmak.Yöntem: Önceden cerrahi geçirmemiş ve oküler hastalık öyküsü olmayan ve senil kataraktı olan 66 hastanın fakoemulsifikasyon sonrası Zaraccom F160 implantasyonu yapılmış olan 40 gözü ile Sensar AR40e implantasyonu yapılmış olan 40 gözü karşılaştırıldı. Hastaların preoperatif ve postoperatif 1. ay ve 1.yıl sonunda tashihli görme keskinlikleri, GİB ölçümleri, biyomikroskop ile ön segment ve fundus muayeneleri yapıldı. Postoperatif 1. yıl muayenesinde maksimum dilatasyon yapıldıktan 30 dakika sonra retroilluminasyonda arka kapsülün standart fotoğrafları alındı ve arka kapsül kesafetleri EPCO 2000 ile skorlandı.Bulgular: Gruplar arasında ortalama yaş, cinsiyet ve takip süresi bakımından farklılık saptanmadı (p>0.05). Zaraccom grubunda postoperatif 1 ay sonra Snellen eşeline göre ortalama tashihli görme keskinliği 0.805±0.177 ve Sensar grubunda 0.850±0.212 olarak bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı(p=0.312). Postoperatif 1. yıl kontrolünde Zaraccom grubunda ortalama tashihli görme keskinliği 0.780±0.204 ve Sensar grubunda 0.825±0.224 olarak bulundu ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.770). Postoperatif 1. yıl kontrolünde ortalama EPCO skoru optik zonda Zaraccom grubunda 0.0714±0.0179 ve Sensar grubunda 0.1072±0.1818'di ve aradaki fark anlamlı değildi(p=0.380). Tüm optik ortalama EPCO skoru Zaraccom grubunda 0.3796±0.6505 ve Sensar grubunda 0.4218±0.6392 olarak bulundu ancak aradaki fark anlamlı değildi (p=0.770).Sonuç: Türkiye'de üretilen ilk GİL olan Zaraccom F160 ile AKK'nin yeni nesil GİL'lerine benzer düzeyde olduğu ve güvenli bir kullanıma sahip olduğu görülmüştür. Ancak daha kesin sonuçlar için daha uzun süreli takiplerin değerlendirilmesi yararlı olabilir.pılan hastaları görsel sonuçları ve AKK gelişimi açısından karşılaştırmak.Yöntem: Önceden cerrahi geçirmemiş ve oküler hastalık öyküsü olmayan ve senil kataraktı olan 66 hastanın fakoemulsifikasyon sonrası Zaraccom F160 implantasyonu yapılmış olan 40 gözü ile Sensar AR40e implantasyonu yapılmış olan 40 gözü karşılaştırıldı. Hastaların preoperatif ve postoperatif 1. ay ve 1.yıl sonunda tashihli görme keskinlikleri, GİB ölçümleri, biyomikroskop ile ön segment ve fundus muayeneleri yapıldı. Postoperatif 1. yıl muayenesinde maksimum dilatasyon yapıldıktan 30 dakika sonra retroilluminasyonda arka kapsülün standart fotoğrafları alındı ve arka kapsül kesafetleri EPCO 2000 ile skorlandı.Bulgular: Gruplar arasında ortalama yaş, cinsiyet ve takip süresi bakımından farklılık saptanmadı (p>0.05). Zaraccom grubunda postoperatif 1 ay sonra Snellen eşeline göre ortalama tashihli görme keskinliği 0.805±0.177 ve Sensar grubunda 0.850±0.212 olarak bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı(p=0.312). Postoperatif 1. yıl kontrolünde Zaraccom grubunda ortalama tashihli görme keskinliği 0.780±0.204 ve Sensar grubunda 0.825±0.224 olarak bulundu ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.770). Postoperatif 1. yıl kontrolünde ortalama EPCO skoru optik zonda Zaraccom grubunda 0.0714±0.0179 ve Sensar grubunda 0.1072±0.1818'di ve aradaki fark anlamlı değildi(p=0.380). Tüm optik ortalama EPCO skoru Zaraccom grubunda 0.3796±0.6505 ve Sensar grubunda 0.4218±0.6392 olarak bulundu ancak aradaki fark anlamlı değildi (p=0.770).Sonuç: Türkiye'de üretilen ilk GİL olan Zaraccom F160 ile AKK'nin yeni nesil GİL'lerine benzer düzeyde olduğu ve güvenli bir kullanıma sahip olduğu görülmüştür. Ancak daha kesin sonuçlar için daha uzun süreli takiplerin değerlendirilmesi yararlı olabilir.

Pınar Genç Özgören
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farelerde deneysel alerjik konjonktivit modeli oluşturulması

Amaç: Alerjik hastalıkların fizyopatogenezinin daha iyi anlaşılması ve yeni ilaçların geliştirilmesi için yapılacak çalışmalarda kullanılmak üzere insandaki alerjik konjonktiviti simüle eden bir hayvan modeli geliştirmek.Yöntem: 12 erkek Balb/c fare, her birinde 6 fare bulunan 2 gruba ayrıldı. Duyarlılaştırma için, Grup 1'deki farelere, birinci ve sekizinci günlerde, 5mg/ml ovalbümin (OVA) ve 15mg/ml aliminyum hidroksit karışımının 0.2 ml'lik solüsyonu; Grup 2'deki farelere ise 0.2 ml'lik salin solüsyonu intraperitoneal olarak enjekte edildi. Deneysel alerjik konjonktiviti indüklemek için, Grup 1'deki farelerin gözlerine OVA solüsyonu (5mg/ml) ile 15. ve 18. günlerde antijen uyarımı (challenge) yapılırken; Grup 2'deki farelerin gözlerine ise Human Balanced Salt Solution damlatıldı. Klinik inceleme için konjonktival ödem, palpebral ödem, konjonktival hiperemi ve sulanma değerlendirildi. Histopatolojik inceleme için eksize edilen göz küreleri, göz kapakları ve lakrimal glandları, doku laboratuvarının olağan akışına uygun olarak hazırlandı. Hematoksilen-Eozin ve Toluidin Blue boyamalarına ek olarak Mast-hücre triptaz ile Labeled Streptavidin?Biotin amplifikasyon yöntemi ve 3,3´-diaminobenzidine kullanılarak immünohistokimyasal değerlendirme yapıldı.Bulgular: Grup 1'deki farelerin gözlerinde belirgin olarak palpebral ve konjonktival ödem oluştuğu, sulanma ve konjonktival hiperemi ortaya çıktığı gözlemlendi. Grup 2 (5.6 ± 3.1 hücre/mm2) ile karşılaştırıldığında, subkonjonktival dokuyu infiltre eden ortalama mast hücre yoğunluğunun anlamlı olarak Grup 1'de (alerji grubu, 23.2 ± 7.5 hücre/mm2, p<0.0001) daha yüksek olduğu bulundu. Her iki grupta da subkonjonktival dokuda eozinofil ve lenfosit sayısında ve vasküler yoğunlukta artış izlenmedi.Sonuç: Geliştirilen fare modeli insanlardaki alerjik konjonktivite klinik ve patofizyolojik açıdan benzerlik göstermektedir ve yapılacak yeni çalışmalara temel oluşturacak niteliktedir.Anahtar kelimeler: alerjik konjonktivit, fare modeli, ovalbümin (OVA)

Tolga Kocatürk
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ratlarda intravitreal triamsinalon asetonidin retinada vasküler endotelyal büyüme faktörü salınımına etkisi

Amaç: : Bu çalışmada treptozosin ile diyabetik hale getirilmiş ratların retinalarında intravitreal triamsinalon asetonidin (İVTA) vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) salınımı üzerine etkinliğini değerlendirdik.Gereç yöntem: Erkek wistar ratlar çalışmaya alındı. Ratlara 50 mg/kg streptozosin tek doz halinde periton içine verildi. Ratların diyabetik olup olmadığı 3. ve 7. günlerde kuyruk venlerinden alınan kanda glikoz düzeyleri ölçülerek kontrol edildi. Kan glikoz seviyesi 250 mg/dL ve üzerinde olanlar çalışmaya alındı.Streptozosin verildikten 15 gün sonra , hamilton iğnesi ( 30 gauge) ile ratların sağ gözlerine İVTA, diğer gözlerine dengeli tuz solüsyonu enjeksiyonu yapıldı. Ratlar birinci ayda sakrifiye edildi ve tüm gözler enüklee edildi. Enüklee edilen gözlerin retinaları VEGF antikorları ile boyanarak immunhistokimyasal yöntemle incelendi.Bulgular: İVTA verilen ratların retina tabakalarının tümünde, dengeli tuz solüsyonu verilen ratların retina tabakalarına göre VEGF salınımında yaklaşık olarak yarıya yakın azalma görüldü. Ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamadı.Sonuç: Bu sonuçlar intravitreal triamsinalon asetonidin diyabetik ratlarda VEGF salınımında değişikliğe neden olmadığını ve dolayısıyla anjiojenezisi inhibe etmeyebileceğini düşündürmektedir.Anahtar kelimeler: Streptozosin, diyabetik rat, vasküler endotelyal büyüme faktörü, triamsinolon asetonid

İlker Berkit
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ratlarda intravitreal triamsinolon asetonidin retinada VEGF, Endotelin-1, ICAM-1, E Selektin ve PECAM salınımına etkisi

AMAÇ: Bu çalışmada streptozosin ile diyabetik hale getirilmiş ratlarda intravitreal triamsinolon asetonid'in retinada VEGF, Endotelin-1, ICAM-1, E-Selektin ve PECAM salınımı üzerine etkinliği değerlendirildi.METOD: Ratlara 50 mg/kg streptozosin tek doz halinde periton içine verildi. Ratların diyabetik olup olmadıkları 3. ve 7. günlerde kuyruk venlerinden alınan kanda glukoz düzeyleri ölçülerek kontrol edildi. Kan glukoz seviyesi 250 mg/dl ve üzerinde olanlar çalışmaya alındı. 14. günde, Hamilton iğnesi (30 gauge) ile intravitreal triamsinolon asetonid (320 µg/ 8 µl) verildi. Kontrol grubuna ise intravitreal dengeli tuz solüsyonu (BSS) yapıldı. Ratlar 1. ayda sakrifiye edildi ve tüm gözler enüklee edildi. Tüm gözler VEGF, Endotelin-1, ICAM-1, E-Selektin ve PECAM salınımları yönünden immunhistokimyasal yöntemle analiz edildi.BULGULAR: Enüklee edilen gözlerden alınan patolojik kesitlerde, retinanın tüm anatomik tabakaları immunhistokimyasal olarak VEGF, Endotelin-1, ICAM-1, E-Selektin ve PECAM işaretleyici maddelerle incelendi. İstatistiksel olarak triamsinolon verilen gözlerin bazı retina tabakalarında kontrol grubuna göre VEGF, Endotelin-1, PECAM salınımında anlamlı azalma saptanırken, ICAM-1 ve E-Selektin salınımında azalma saptanmamıştır.SONUÇ: Bu sonuçlar intravitreal triamsinolon asetonid'in diyabetik ratlarda retinanın bazı tabakalarında VEGF, Endotelin-1, PECAM salınımında azalmaya neden olduğunu, ancak E-Selektin ve ICAM-1 salınımında azalmaya neden olmadığını göstermektedir.Anahtar sözcükler: Diyabetik retinopati, triamsinolon asetonid, VEGF, Endotelin, ICAM-1, E-Selektin ve PECAM

Pınar Apaydın
Adnan Menderes University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psödoeksfoliyasyon sendromlu hastalarda Oküler Pulse Amplitüdü'nün dinamik kontur tonometre ile değerlendirilmesi

Amaç: İntraoküler basıncın sabit bir değeri yoktur. İntraoküler basınç değeri sistol sırasında en yüksek iken diastol sırasında en düşüktür. Bu çalışmanın amacı psödoeksfoliyasyon sendromlu hastalarda «ocular pulse amplitude» değerinin «pascal dynamic contour tonometry» kullanılarak değerlendirilmesidir.Metod: 32 psödoeksfoliyasyon sendromlu ve yaş ile cinsiyet uyumlu 32 normal hasta çalışmaya alındı. Tüm olgular «pascal dynamic contour tonometry» kullanılarak `ocular pulse amplitude' ölçülmesini de içeren tam bir oftalmolojik mueyeneden geçirildi.Bulgular: Hasta grupta aplanasyon tonometre ile ölçülen intraoküler basınç ortalaması 15,0±3,5 mmHg, pascal dinamik kontur tonometre ile ölçülen intraoküler basınç ortalaması 18,0±4,0 mmHg, OPA değeri ortalaması 2,60±0,92 mmHg olarak bulundu. Kontrol grubunda aplanasyon tonometre ile ölçülen intraoküler basınç ortalaması 15,0±3,7 mmHg , pascal dinamik kontur tonometre ile ölçülen intraoküler basınç ortalaması 17,0±3,0 mmHg , OPA değeri ortalaması 2,24±0,87 mmHg olarak tespit edildi. Bağımsız örneklerde t-testi yapılarak aplanasyon ile ölçülen intraoküler basınç (p=0,534), pascal dinamik kontur tonometre ile ölçülen intraoküler basınç (p=0,524) ve «ocular pulse amplitude» (p=0,085) değerleri arasında bir fark bulunmadı. Sağlıklı bireylerde OPA değerleri ile dinamik kontur tonometre ve aplanasyon tonometre kullanılarak ölçülen intraoküler basınç arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon bulduk. Psödoeksfoliyasyon grubunda OPA değeri ile aplanasyon tonometre kullanılarak ölçülen intraoküler basınç arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon varken dinamik kontur tonometre kullanılarak ölçülen intraoküler basınç arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon yoktu.Sonuç: Ülkemizde sıkça görülen psödoeksfoliyasyon sendromlu olgulardaki, kan akımı ile intraokular basınç arasındaki ilişkiyi yansıtan «ocular pulse amplitude» değerini kontrol olguları ile karşılaştırdık. İstatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edemedik.Anahtar kelimeler: «ocular pulse amplitude», psödoeksfoliyasyon sendromu, Pascal dinamik kontur tonometre, Goldmann aplanasyon tonometresi

Işıl Işıklıgil
Adnan Menderes University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ambliyopi tedavisinde başarıyı etkileyen faktörler

AMAÇ: Ambliyopi tedavisinde kapama yönteminin etkinliği ve başarıya etki eden faktörleri belirlemekGEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 1997 ile Haziran 2011 tarihleri arasında unilateral ambliyopi nedeniyle kapama tedavisi yapılan 173 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. Tedavi başlangıcındaki yaşın, başlangıç görme keskinliğinin, ambliyopi tipinin, kapama süresinin(tam gün, kısmi) ve refraksiyon kusurunun başarı ve son görme keskinliği üzerine etkisi araştırıldı.BULGULAR: 173 hastanın 74'ü(%42,8) anizometropik, 56'sı(% 32,4) strabismik , 43'ü ( % 24,9 ) strabismik-anizometropik ambliyopiliydi. Ortalama tedaviye başlama yaşı 6,18 ± 1,50 yıl ( 3-10 yıl) ve ortalama takip süresi 44,35 ± 27,17 ay ( 24-128 ay) idi. Tedavi sonunda görme keskinliğinde 3 ve üzerinde sıra artışı olan hasta sayısı 142 ( % 82,1) olup başarı strabismik-anizometropik grupta diğer iki gruba göre anlamlı düzeyde daha düşük saptandı ( p= 0,003). Görme keskinliğindeki ortalama artış gruplar arasında benzer bulundu ( anizometrik ambliyopide 0,41 ± 0,37 logMAR, strabismik ambliyopide 0,36 ± 0,23 logMAR, strabismik-anizometropik ambliyopide 0,39 ± 0,24 logMAR). Hem tam gün hem kısmi kapama yapılan hastalarda görme keskinliği artışı anlamlı bulundu ( sırasıyla p<0,001, p<0,001). Görme keskinliği artışı yönünden iki grup arasında anlamlı fark yoktu ( p=0,948). Ambliyopi grupları içinde tam gün ve kısmi kapama ile başarıya ulaşma süresi karşılaştırıldığında anizometropik ambliyop ve strabismik ambliyoplarda farklı bulunmamış ancak strabismik-anizometrop ambliyopili hastalarda tam gün kapama yapılanlarda kısmi kapama yapılanlara göre anlamlı derecede daha kısa sürede başarıya ulaşılmıştır. Başlangıç görme keskinliğinin ve tedaviye başlama yaşının son görme keskinliği üzerinde en etkili faktörler olduğu bulundu (sırasıyla p<0,001, p<0,001). Kapama süresinin ve refraksiyon kusurunun, görme keskinliği artışı üzerine etkisi olmadığı belirlendi.SONUÇ: Başarıyı etkileyen en önemli faktörler tedaviye başlama yaşı ve ambliyopi tipi olarak saptanmıştır. Sonuç görme keskinliğini belirleyen en önemli faktörler tedaviye başlama yaşı ve başlangıç görme keskinliğidir. Strabismik-anizometropik ambliyopili hastalarda tam gün kapama yapılanlarda kısmi kapama yapılanlara göre anlamlı derecede daha kısa sürede başarıya ulaşılmıştır. Anizometropik ve strabismik ambliyopili hastalarda tam gün ve kısmi kapama ile başarıya ulaşma süreleri arasında fark saptanmamıştır.ANAHTAR KELİMELER: Ambliyopi, kapama tedavisi, görme keskinliği, anizometropi, strabismus

AmbliyopiAnizometropiGörme keskinliği+1
Aykut Özdemir
Adnan Menderes University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pseudoeksfoliatif glokomlu hastalarda görme alanı progresyon analizi

Amaç: Pseudoeksfoliatif glokomun (PEG) ilerlemesi ile ilişkili faktörleri değerlendirmek.Materyel ve Metot: 1998 ve 2011 yılları arası izlenmiş, PEG'li 72 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. Yaş, görme keskinliği düzeyi, göz içi basıncı (GİB), görme alanı indexi (VFI) (%), ortalama sapma (MD) (dB), patern standart deviasyon (PSD) (dB), görme alanı indexi progresyon oranı (%/yıl), ilaç türü, cerrahi öyküsü incelenmiştir.Sonuçlar: PEG'li 72 hastanın 91 gözü çalışmaya dahil edildi. Ortalama yaş 74,37 ± 7,49, ortalama izlem süresi 5,65 ± 3,25 yıldır. 47 erkek (%65,27) , 25 kadın (%34,73) hasta kapsanmıştır. Başlangıç ve tedavi halinde ortalama GİB 22,30 ± 6,32 mmHg ve 15,59 ± 2,66 mmHg'dır. Ortalama VFI progresyon oranı -0,65 (-11,9-[23,2]) %/yıl)'dır. Ortalama VF1 %94,00 (43-100), VF2 %88,00 (1-100) ve MD1 ?4,18 (-20,13-16,82), MD2 -6,76 (-30,20-0,92) ve PSD1 3,69 (1,23-14,69), PSD2 5,41± 3,27 (1,19-13,11) saptanmıştır.Çıkarım: Yetmiş yaşından ileri PEG'li hastalarda progresyon daha hızlı seyretmektedir. GİB %30 düşürülen gözlerde progresyon azalmaktadır ama yine de devam etmektedir

GlokomGörme alanlarıGöz hastalıkları+2
Fatih Coşkun
Adnan Menderes University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diabetik makula ödeminde optik koherens tomografi bulgularının görme keskinliği ve glisemik kontrol ile ilişkisi

Amaç: Tip II DM olgularında gelişen diabetik makula ödeminde (DMÖ), optik kohorens tomografi (OKT) ile elde ettiğimiz bulguların, görme keskinliği (GK) ve glisemik kontrol ile ilişkisini araştırmakYöntem: Kliniğimizde 2011-2012 yılları arasında izlenmiş DMÖ olan 61 olgunun kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. DMÖ tipleri OKT'ye göre diffüz retina kalınlaşması (DRK) ve kistoid makula ödemi (KMÖ) olmak üzere iki gruba ayrılmış, bu gruplar da kendi içlerinde seröz retina dekolmanı (SRD) ve vitromakuler yüzey anomalisi (VMA) varlığına göre alt gruplara ayrılmıştır.Olguların yaş, cinsiyet, diabetik retinopati (DR) tipi, daha önce fokal laser fotokoagülasyon (LFK) yapılıp yapılmadığı, düzeltilmiş en iyi görme keskinlikleri (GK), OKT bulguları ve HbA1c değerleri değerlendirilmiştir.Bulgular: Çalışmamıza 61 olgunun 87 gözü dahil edildi. Ortalama yaş 61,6'dıydı. Olguların 48'i (%55,2) erkek, 39'u (%44,8) kadındı. En sık görülen ödem tipi KMÖ idi (%83.9) (n= 73). DRK olan olguların %14,3'ünde (n:2) SRD, %42,8'inde (n:6) VMA mevcuttu. KMÖ olan olguların %26'sında (n:19) SRD, %23,2'sinde VMA mevcuttu. SRD ve VMA'nin, KMÖ'de DRT'ye göre daha sık görüldüğü saptandı (p<0,05). KMÖ olan olguların RK ortalamasının (451,96 ± 11,58µm), DRK olan olguların RK ortalamasından (372 ± 22,92 µm) daha büyük olduğu saptandı (p=0,008). GK ile MTV arasında düşük derecede bir korelasyon (r=0.264) izlenirken, GK ile RK arasında orta derecede bir korelasyon (r=0.371) görüldü (p=0,000). MTV ve RK arasında ise yüksek derecede korelasyon (r=0.573) saptandı. Olguların %97,7'sinde HbA1c normal değerin üzerindeydi ancak HbA1c'nin DMÖ tipleri ve GK ile ilişkisi gösterilemedi.Sonuç: Çalışmamızda DMÖ'nin OKT'ye göre morfolojik tiplerinin RK ile ilişkili olduğu saptandı. GK'nin de RK ve MTV ile korelasyon gösterdiği görüldü. HbA1c ile DMÖ tipleri ve GK arasında anlamlı ilişki gösterilemedi.

Diabetes mellitusGlisemik indeksGörme keskinliği+4
Hilal Biten
Adnan Menderes University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası cerrahiye bağlı astigmatizma

Amaç: Bu çalışmanın amacı iki farklı cerrah tarafından (TK ve HÇ) 2,8 mm'lik üst limbal (TK) ve üst saydam korneal (HÇ) kesilerden uygulanan fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası oluşan cerrahiye bağlı astigmatizmayı karşılaştırmaktır. Yöntem: Eylül 2012 - Eylül 2013 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvurarak katarakt tanısı almış ve fakoemülsifikasyon ve göz içi lens implantasyon cerrahisi uygulanmış 31'i kadın ve 37'si erkek olan 65 hastanın 68 gözü çalışmamıza dahil edildi. Tüm ameliyatlar iki cerrah (TK, HÇ) tarafından uygulandı ve hastalar cerrahlara göre iki gruba ayrıldı. Grup 1'de 2,8 mm'lik üst limbal kesi, Grup 2'de 2,8 mm'lik üst saydam korneal kesi uygulandı. Gruplar arasında cerrahi yöntem olarak kesi tipi dışında fark yoktu. Tüm hastalar 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda olağan muayenelerine ek olarak topografi ölçümleri ile değerlendirildi. Cerrahi öncesi ve sonrası astigmatizma değerleri vektör analiz yöntemi ile hesaplanarak, kesi yerinin cerrahiye bağlı astigmatizmaya etkisi karşılaştırıldı. Bulgular: Vektör analiz yöntemi ile hesaplanan ortalama cerrahiye bağlı astigmatizma değerleri ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda Grup 1'de sırasıyla 1,13±0,67 D, 0,89±0,47 D, 0,77±0,37 D iken Grup 2'de 1,42±0,62 D, 1,15±0,54 D, 0,94±0,47 D olarak saptandı. Vektör analiz yöntemine göre Grup 1'de ortalama cerrahiye bağlı astigmatizma, Grup 2'den daha az olmakla birlikte bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Sonuç: Fakemülsifikasyon ve GİL implantasyonu cerrahisinde 2,8 mm'lik üst limbal ve üst saydam korneal kesilerle meydana gelen cerrahiye bağlı astigmatizma miktarları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı olmasa da; üst limbal kesi grubunda ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda daha az astigmatizma geliştiği gözlendi. Anahtar kelimeler: Katarakt, fakoemülsifikasyon, cerrahiye bağlı astigmatizma

AstigmatizmCerrahiCerrahi-göz+3
Derya Buran Kağnıcı
Adnan Menderes University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Göz içi enjeksiyon uygulanan hastalarda gözün ön ve arka segment morfolojisinde değişiklikler

Göz İçi Enjeksiyon Uygulanan Hastalarda Gözün Ön Ve Arka Segment Morfolojisinde Değişiklikler Amaç: Tek doz intravitreal (iV) anti-VEGF enjeksiyonunun gözün ön ve arka segment morfolojisi üzerine olan etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntem: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, diyabetik makula ödemi, reti¬na ven tıkanıkları ve santral seröz retino¬pati tanılarıyla İV anti-VEGF enjeksiyonu uygulanmış, 120 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Enjeksiyon öncesi, üçüncü saat, birinci gün, birinci hafta ve birinci ay olmak üzere optik biyometri cihazı ile santral kornea kalınlığı (SKK), ön kamara derinliği (ÖKD), lens kalınlığı (LK), aksiyel uzunluk (AU), korneal K1, K2, astigmatizma (AST) değerleri ve non kontakt tonometre ile göz içi basınç (GİB) ölçümleri kaydedildi. Bulgular: Yüz yirmi hastanın 81' i erkek (% 67,5), 39' i kadın (% 32,5) , yaş ortalama 67,20 ± 10 idi. Enjeksiyon öncesine göre, birinci günde GİB' de azalma (p=0,003), üçüncü saatte K1' de bir azalma (p=0,015), üçüncü saatte ÖKD' de artış (p˂0,001), üçüncü saatte SKK' da artış (p˂0,001), birinci gün AST' da (p=0,001) artışın olduğu izlendi. AU' da birinci ayda, enjeksiyon öncesine ve üçüncü saate göre artışın (p˂0,001), K2' de birinci günde,,üçüncü saat ve birinci haftaya göre artışın (p˂0,001), LK' da üçüncü saatte, birinci hafta ve birinci aya göre azalışın (p˂0,001) olduğu izlendi. Sonuç: Tek doz İV anti-VEGF enjeksiyonu sonrası SKK, ÖKD, LK, AU, K1, K2, AST ve GİB' de değişiklikler saptandı. Daha uzun süreli ve prospektif izlem çalışmaları literatüre ek katkılar sağlayabilir. Anahtar kelimeler: İntravitreal enjeksiyon, Anti-VEGF, Santral korneal kalınlık, Ön kamara derinliği, Göz içi basıncı, Aksiyel uzunluk

EnjeksiyonlarGözGöz hastalıkları+6
Mehmet Özbağçıvan
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korneal neovaskülarizasyonda interferon alfa 2b'nin etkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, korneal neovaskülarizasyonda (KNV) interferon-alfa 2b'nin anti-vasküler endotelyal büyüme faktörü (anti-VEGF) etkisinin olup olmadığını, eş zamanlı polimeraz zincir reksiyonu (PCR) ve immünohistokimyasal boyama yöntemleriyle araştırmaktır.Yöntem: Otuz adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan randomize olarak onarlı üç gruba ayrılmış ve her bir sıçanın iki korneası da kullanılmıştır. Bütün gruplarda KNV gümüş nitrat çubuklar ile oluşturulmuştur. Her iki göze gümüş nitrat uygulanımı sonrası iki hafta süreyle günde iki damla olacak şekilde birinci gruba 1 milyon İÜ/ mL ve ikinci gruba 3 milyon İÜ/ mL dozunda interferon-alfa 2b; kontrol grubuna ise izotonik salin topikal olarak uygulanmıştır. Çalışma sonunda sıçanlar eterli anestezi altında servikal dislokasyonla sakrifiye edilerek her iki göz korneaları çıkarılmıştır. Sağ kornealar immmünohistokimya boyamada, sol kornealar ise eş zamanlı PCR çalışmasında kullanılmıştır.Bulgular: Mitojen aktive edici protein kinaz-1 gen ekspresyon düzeyi, 1 milyon İÜ/ml ve 3 milyon İÜ/ml gruplarında kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır (p=0.014, p=0.008, sırasıyla). Vasküler endotelyal büyüme faktörü reseptörü 2 gen ekspresyonu düzeyi 3 milyon İÜ/ml grubunda kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır (p=0.028). Kontrol grubu ile 1 milyon İÜ/ml grubu ve 1 milyon İÜ/ml ile 3 milyon İÜ/ml grubu arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Vasküler endotelyal büyüme faktörü A gen ekspresyonu da 3 milyon İÜ/ml grubunda kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır (p≤0.05). Kontrol grubu ile 1 milyon İU/ml grubu ve 1 milyon İU/ml ile 3 milyon İÜ/ml grupları arasında yine istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Ekstrasellüler sinyal düzenleyici kinaz gen ekspresyon düzeyinde ise gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=0.545). İmmunhistokimyasal boyamada grupları karşılaştıracak düzeyde yeterli boyanma elde edilememiştir. Sonuç: Çalışma sonunda, normalde anti-VEGF aktivitesi bilinen interferon-alfa 2b'nin KNV'de gen ekspresyonu düzeyinde anti-VEGF etkisinin olmadığı görülmüştür. Farklı denekler ve tedavi süresi ile farklı sonuçlar elde edilebilir. Anahtar kelimeler: Korneal neovaskülarizasyon, vasküler endotelyal büyüme faktörü, interferon-alfa 2b, eş zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu, immünohistokimya.

Göz hastalıklarıKorneaKorneal hastalıklar+5
Müjdat Karabulut
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Katarakt operasyonunun retina sinir lifi (RNFL) kalınlığına etkisinin araştırılması

Amaç: Fakoemülsifikasyon cerrahisinin RNFL üzerine etkisinin OCT ve GDx ile araştırılması. Yöntem: Nisan 2014 - Ekim 2015 tarihleri arasında, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalına başvurarak katarakt tanısı almış ve tek cerrah tarafından (AİAÜ) yapılan, komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon göz içi lens implantasyon cerrahisi uygulanmış 32 erkek 22 kadın toplam 54 hastanın 66 gözünün verileri çalışmada kullanıldı. Bu amaçla katarakt cerrahisi öncesi hem cerrahi geçirecek göze hemde cerrahi olmayacak göze GDx-VCC, OCT-RNFL, OCT-makula topografisi yapılmıştır ve aynı ölçümler postoperatif 6. aylık dönemde de çekilmiştir. Bulgular: Elde edilen veriler postoperatif 6. aylık dönemde GDx-VCC ölçümlerinde TSNIT verisinde kalınlığın azaldığını fakat OCT-RNFL verilerinde kalınlık artışı olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde makula kalınlığının da artmış olduğunu göstermektedir. Sonuç: Çalışmada diğer çalışmalarla korele bulgular saptanmıştır. Çalışmada olgu sayısının fazla olması, tek tip katarakt cinsi ile çalışılmaya çalışılması ,tek cerrah tarafından ameliyatların yapılması ve ameliyat olmayan göz bulgularının değişiminin de ölçülmesi güvenilirliliği artırmıştır. Diğer çalışmalardan farklı olarak GDx-VCC ölçümlerindeki RNFL kalınlığının azalmış bulunması uzun işlem süresi ve katarakt yoğunluğu nedeniyle hastaların makineye uyumunun bozulmasına bağlanmıştır. Fakemülsifikasyon ve GİL uygulamasının optik sinir başı kalınlığında ve makula RNFL kalınlığında artış sağladığı ve bunun görme artışı ve görme artışının sürdürülmesine olumlu etki yapacağı düşünülmektedir. 6 aydan daha uzun ölçüm aralıkları olan ileri çalışmalar daha net veriler elde etmemize yardımcı olacaktır. Anahtar kelimeler: Katarakt, Fakoemülsifikasyon, Tarayıcı Lazer Polarimetrisi, Optik Koherans Tomografisi, Retina, Optik Sinir

FakoemülsifikasyonGöz hastalıklarıKatarakt+5
Gökhan Evren Evliçoğlu
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Glokom birimimizde takipli hastaların korneal biyomekanik özelliklerinin oküler cevap analizörü cihazı ile karşılaştırılması

Amaç: Glokom hastalarının (primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu) Oküler Cevap Analizörü ile elde edilen korneanın biyomekanik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu tanısı ile takip edilen 114 hasta ve polikliniğe başvuran 45 sağlıklı gönüllü (kontrol grubu), toplam 159 olgu çalışmaya alındı. Çalışmaya olguların sağ gözleri dahil edildi. Oküler Cevap Analizörü cihazı ile olguların korneaya göre düzeltilmiş göz içi basıncı, Goldmann'a göre düzeltilmiş göz içi basıncı, kornea histerezisi ve kornea direnç faktörü ölçüldü. Bulgular: Olguların yaş ortalaması primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu ve kontrol gruplarında sırasıyla 64,84 66,86 68,40 ve 67,93 idi (p=0,272). Korneaya göre düzeltilmiş göz içi basıncı değerleri, primer açık açılı glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu gruplarında, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p değerleri sırasıyla 0,030 ve 0,005). Kornea histerezisi değerleri pimer açık açılı glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu gruplarında, kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,001). Psödoeksfoliasyon glokomu grubunda, normal tansiyonlu glokom grubuna göre kornea histerezisi değeri anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,031). Kornea direnç faktörü değeri psödoeksfoliasyon glokomu grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,001). Goldmann'a göre düzeltilmiş göz içi basıncı değeri farklılıkları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı çıkmadı (p=0,477). Sonuç: Primer açık açılı glokom, normal tansiyonlu glokom ve psödoeksfoliasyon glokomu hastalarında kornea histerezisinin düşük olması kornea biyomekaniğinin glokom hastalarının tanı ve takibinde dikkat edilmesi gereken bir parametre olduğunu düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Glokom, Oküler Cevap Analizörü, korneanın biyomekanik özellikleri.

BiyomekanikGlokomGlokom-geniş açılı+2
Sinan Bekmez
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik retinopati taramasında fundus fotoğraf, optik koherens tomografi ve klinik muayene bulgularının karşılaştırması

Amaç: Diabetes Mellitus' u (DM) olup daha önceden diyabetik retinopati (DR) için tedavi almamış hastalardaki DR bulgularını saptamada fundus fotoğraf, klinik muayene ve optik koherens tomografi (OKT) bulgularını karşılaştırmak Yöntem: Prospektif olarak gerçekleştirilen çalışmada; Endokrinoloji polikliniğinde DM tanısı önceden konulmuş ve takip edilen veya yeni tanı konulmuş hastalardan daha önceden DR için tedavi almamış olan 150 hastanın 292 gözü dâhil edildi. Tam oftalmolojik muayene bulguları tek bir hekim tarafından; ETDRS protokolüne uygun çekilmiş renkli fundus fotoğrafları ve OKT çekimleri tek bir teknisyen tarafından kaydedildi. Çekilen fundus fotoğrafları, hastaların muayenesini yapan hekim tarafından hasta toplama süreci bitiminde hastalara kör bir şekilde değerlendirildi. Bulgular: Olguların DR evrelerini belirlemek için yapılan stereoskopik fundus muayenesinde; 76 gözde (%26) DR bulgusu saptanmadı. Hafif proliferatif olmayan diyabetik retinopati (PODR) 76 olguda (%26), orta PODR 44 olguda (%15,1), ağır PODR 78 olguda (%26,7) ve proliferatif DR 18 olguda (%6,2) saptandı. DR evrelemesi için ETDRS protokolüne göre çekilen fundus fotoğrafları incelendiğinde ise 79 gözde (%27,1) DR bulgusu saptanmazken, hafif PODR 81 olguda (%27,7), orta PODR 50 olguda (%17,1), ağır PODR 68 olguda (%23,3) ve proliferatif diyabetik retinopati (PDR) 14 olguda (%4,8) saptandı. DR evrelemesi için ETDRS protokolü Alan 2 fundus fotoğrafı incelendiğinde ise 98 gözde (%33,5) DR bulgusu saptanmazken, hafif PODR 84 olguda (%28,8), orta PODR 52 olguda (%17,8), ağır PODR 48 olguda(%16,4) ve PDR 10 olguda (%3,4) saptandı. OKT ile toplam 106 gözde (%36,3), klinik muayene ile 100 gözde (%34,2) diyabetik makula ödemi (DMÖ) saptandı. Klinik muayene bulguları ile ETDRS protokolüne uygun çekilen fundus fotoğraflarındaki bulgulara dayanılarak yapılan DR ciddiyet ölçümü önemli derecede uyum gösterdi (p<0,001). Klinik muayene bulguları ile ETDRS protokolü Alan 2 fundus fotoğrafındaki bulgulara dayanılarak yapılan DR ciddiyet ölçümü orta derecede uyum gösterdi (p<0,001). Klinik muayene bulguları ile OKT bulgularına dayanılarak konulan DMÖ tanısı da önemli derecede uyum gösterdi (p<0,001). ETDRS fotoğraflarından elde edilen bulgular ile OKT bulgularına dayanılarak konulan DMÖ tanısı orta derecede uyum göstermiştir (p<0,001). Sonuç: ETDRS protokolüne göre çekilmiş fundus fotoğraflarına göre yapılan DR ciddiyeti evrelemesi klinik muayene ile önemli derecede uyum göstermektedir. ETDRS protokolü Alan 2 fundus fotoğrafına göre yapılan DR ciddiyeti evrelemesi klinik muayene ile orta derecede uyumlu bulundu. Klinik muayene bulgularımız DMÖ varlığını tespit etmede etkili bir yöntemdir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiFizik muayene+3
Erol Erkan
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromu glokom ilişkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS) tanısı almış hastalarda Heidelberg Retinal Tomografi (HRT), Optik Koherens Tomografi (OCT) ve görme alanı kullanılarak glokom sıklığı ve glokoma olan yatkınlık araştırıldı.Hastalar ve Yöntem: Polisomnografi ile OUAS tanısı almış 64 hasta ve 32 kontrol olgusu çalışma grubunu oluşturdu. Çalışma grubuna detaylı oftalmolojik muayene, görme alanı, HRT III ve OCT ile disk ve sinir lifi tabakası (RSLT) analizi yapıldı. OUAS'lı hastaların yirmi dört saatlik göz içi basıncı (GİB) eğrisi çıkarıldı. OUAS'lı hastalar AHI'ne göre üç gruba ayrıldı. Glokoma eğilimli olgular progresif takip edilerek RSLT'daki değişim incelendi. Sonuçlar kontrol grubuyla karşılaştırıldı.Bulgular: Hafif, orta ve ağır OUAS'lı hastalarda, AHI (Apne-hipopne İndeksi) ile MD (Ortalama sapma) ve sinir lifi kalınlığı (HRT 3 ve OCT ölçümleri) arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı (p<0.05). Çalışma sonunda 64 OUAS'lı hastadan sekiz hastanın 16 gözünde glokom saptandı. Glokom sıklığı %12.5 olarak bulundu. Bu hastalardan birine primer açık açılı glokom (PAAG), kalan yedisine ise normal basınçlı glokom (NBG) tanısı kondu. Glokom tanısı konan sekiz hastadan (16 göz) beş tanesi (10 göz) ağır OUAS'lı grupta yer aldı. Glokomlu olguların çoğunun ağır OUAS'lı grupta yer alması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.033). Takibi yapılan 25 olgunun son muayenedeki sinir lifi kalınlığı ölçümleri ilk muayene ölçümlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı olacak şekilde düşük bulundu (p=0.007).Sonuç: Bu çalışma OUAS'lı hastaların, özellikle patogenezinde vasküler faktörlerin rol aldığı NBG'a yatkın olabileceğini ve bu hastaların glokom gelişimi açısından dikkatli takip edilmesi gerektiğini gösterdi. Erken görme alanı defektlerinin tespiti için mavi-sarı görme alanı yapılmasının önemi görüldü. Retina sinir lifinde progresif incelme olabileceği için takiplerde sinir lifi değerlendirmesinin önemli olduğu saptandı. Aynı zamanda OUAS'ın şiddetinin glokom sıklığında önemli bir faktör olması dikkat çekici bir özellik olarak karşımıza çıktı.Anahtar Kelimeler: Glokom, görme alanı, Heidelberg Retinal Tomografi III, Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, Optik Koherens Tomografi, Polisomnografi

Mehmet Özgür Zengin
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşa bağlı makula dejeneresansında tekil fotodinamik tedavi ile üçlü kombine tedavinin karşılaştırılması

Amaç: Yaşa bağlı makula dejeneresansında (YBMD) fotodinamik tedavi (FDT) ile FDT'ye kombine intravitreal triamsinolon asetonid (İVTA) ve vasküler endotelyal büyüme faktörü inhibitörü (anti-VEGF) tedavisinin etkinliklerinin karşılaştırılmasıMetod: Çalışmaya Ocak 2005-Temmuz 2008 tarihleri arasında eksüdatif tip YBMD'ye sekonder subfoveal koroidal neovaskülarizasyon (KNV) tanısı konan 80 hastanın 80 gözü dahil edildi. Uygulanan tedavi şekline göre hastalar iki gruba ayrıldı. Grup I'deki 40 göze FDT uygulanırken, grup II'deki 40 göze FDT'ye kombine 4 mg İVTA ve anti-VEGF (20 göze 1.25 mg bevacizumab, 20 göze 0.3 mg pegabtanib sodyum) uygulaması yapıldı. İVTA enjeksiyonundan ortalama 4-5 gün sonra FDT uygulaması ve FDT'den 45 dakika sonra intravitreal anti-VEGF enjeksiyonu yapıldı. Her iki gruptaki bütün hastalar 1.ay, 3.ay ve 6.ay takiplerini eksiksiz tamamladı. Grup I'de 8, grup II'de 15 hastanın henüz 12 aylık takip süresi dolmadı. Bu yüzden 12.ay değerlendirmesine grup I'den 32, grup II'den 25 hasta alındı. Bütün hastalara tedavi öncesi ve sonrası oftalmolojik muayene yapıldı, floresein anjiografi (FA) ve optik kohorens tomografi (OKT) çekildi.Bulgular: Ortalama takip süresi grup I'de 11.93±0.99 ay, grup II'de 10.90±1.58 aydı. Grup I ve grup II'de tedavi öncesi ortalama en iyi görme keskinliği (EİGK) sırasıyla 0.95±0.34 logMAR ve 0.90± 0.43 logMAR, tedavi sonrası 12.ayda sırasıyla 1.24± 0.42 logMAR ve 0.71±0.09 logMAR ölçüldü (p<0.05). Grup I'de tedavi öncesine göre 12.ayda 2.88 logMAR sırası azalma, grup II'de 1.95 logMAR sırası artış tespit edildi (p<0.05). Grup I ve grup II'de 3 sıradan az kayıp oranı 6. ayda sırasıyla %67.5 ve %87.5, 12. ayda %56.3 ve %80 bulundu (p>0.05). Grup I ve grup II'de 3 sıra ve üzeri görme artışı 12.ayda sırasıyla %6.3 ve %32 idi. (p<0.05). Tedavi öncesine göre 12.ayda, OKT'deki santral fovea kalınlığında (SFK) grup I'de 50 ?m, grup II'de 125 ?m azalma oldu. Oniki ayda grup I'de ortalama 2.00 seans FDT, grup II'de ortalama 1.15 seans kombine tedavi yapıldı. Grup II'de 13 (%32.5) göze anti-VEGF ya da anti-VEGF+İVTA enjeksiyonu yapıldı. Grup II'de komplikasyon olarak %12.5 glokom ve %16.1 katarakt progresyonu gelişti.Sonuç: YBMD'ye sekonder KNV'nin tedavisinde FDT monoterapisine göre FDT'ye kombine İVTA ve anti-VEGF uygulaması hem mevcut görmenin korunması hemde görme artışı yönünden daha etkin ve güvenilirdir. Kombinasyon tedavisi, görsel başarıyı sağlamak için uygulanan monoterapi sıklığını ve sayısını azaltır.

Ahmet Selim
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antimalaryal ilaç kullanan hastalarda retina sinir lifi kalınlığının değerlendirilmesi

Amaç: Klorokin ve hidroksiklorokin kullanan hastalarda retina sinir lifi kalınlığının Heidelberg retinal topografi (HRT) ve oküler koherans tomografi (OCT) ile değerlendirilmesiMetod: Vaka kontrol çalışması şeklinde olan bu çalışmada 46 antimalaryal ilaç kullanan hasta ile 32 yaş uyumlu daha önce klorokin kullanım hikâyesi olmayan sağlıklı bireyin retina sinir lifi kalınlığı HRT ve OCT ile değerlendirildi. Peripapiller sinir lifi kalınlığı her iki grup arasında karşılaştırıldı.Bulgular: Hasta grubu 40 (%87) bayan, 6 (%13) erkek içermekteydi. Hastaların 18 (%39,1)'inde sistemik lupus eritematozus (SLE), 5 (%10,8)'inde diskoid lupus eritematozus (DLE), sekiz (%17,3)'inde romatoid artrit (RA), dokuz (%19,5)'unda Sjögren sendromu ve altısında (%13)'sında bağ dokusu hastalığı mevcuttu. Kontrol grubu 25 (%78,1) bayan,7 (%21,9) erkekten oluşmaktaydı.Hastaların HRT ile RNFL kalınlıkları başlangıçta, altıncı ve 12. ayda sağ göz için 0.26±0.06 mm, 0.27±0.05 mm ve 0.27±0.05 mm, sol göz için 0.27±0.07 mm, 0.28±0.06 mm ve 0.26±0.06 mm idi. Kontrol grubunun HRT ile RNFL kalınlıkları sağ ve sol göz için 0.27±0.09 mm ve 0.25±0,05 mm idi.Hastaların OCT ile ortalama RNFL kalınlıkları başlangıçta, altıncı ve 12. ayda sağ göz için105.3±12.3 mm, 104.5±11.0 mm ve 100.6±11.5 mm; sol göz için 104.8±12.2 mm, 103.9±13.1 mm ve 100.0323±8,99809 mm idi. Kontrol grubunun OCT ile ortlama RNFL kalınlığı sağ ve sol göz için 99.5±11.5 mm ve 97.1±11.3 mm idi.Hasta ve kontrol grubunda ölçülen RNFL kalınlıkları arasında anlamlı fark tespit edilmedi.Sonuç: Sistemik hastalıklara bağlı antimalaryal ilaç kullanan hastalarda hem HRT hem de OCT ile RNFL kalınlığında incelme tespit edilmedi.Anahtar kelimeler: Antimalaryal ilaçlar, Heidelberg retinal tomografi, oküler koherans tomografi, retina sinir lifi kalınlığı, retinal toksisite

Orhan Yılmaz
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Goldmann aplanasyon tonometrisi ve pascal dinamik kontur tonometrenin karşılaştırılması ve santral kornea kalınlığının göz içi basıncı ölçümlerine etkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız, primer açık açılı glokom (PAAG), oküler hipertansiyon (OHT) ve kontrol grubu olgularında Goldmann aplanasyon tonometrisi (GAT) ve Pascal dinamik kontur tonometre (DKT) yöntemlerini karşılaştırmak, santral kornea kalınlığı (SKK) ve diğer kornea özelliklerinin ölçümlere etkisini değerlendirmektir.Hastalar ve Yöntem: PAAG'lu 50 olgu, OHT'lu 43 olgu ve 50 kontrol grubu olgusunun GİB, GAT ve DKT yöntemleriyle ölçüldü. Tüm olguların SKK, ultrasonik pakimetri ile belirlendi. Olguların korneal kurvatür ve astigmatizma değerleri tespit edildi. Tüm gruplarda sağ ve sol gözlerde GAT ve DKT yöntemleri karşılaştırıldı. SKK ve diğer kornea özelliklerinin GİB ölçüm yöntemlerine etkisi incelendi.Bulgular: Tüm gruplarda GAT ve DKT yöntemleri ile yapılan ölçümler birbiri ile korelasyon gösterdi. DKT ile yapılan ölçümler PAAG ve kontrol grubunda GAT'a göre anlamlı derecede yüksekti. OHT grubunda DKT ve GAT ölçüm değerleri arasında anlamlı fark yoktu. DKT ve GAT arasındaki GİB değeri farkı, düşük GİB değerlerinde daha fazla iken yüksek GİB değerlerinde farkın azaldığı tespit edildi. SKK, OHT grubundaki olgularda PAAG ve kontrol grubundaki olgulara göre anlamlı derecede kalındı. GAT ve DKT değerlerinin SKK ile korelasyon gösterdiği görüldü fakat GAT ve SKK arasındaki korelasyon GAT ve DKT arasındaki korelasyona göre daha fazlaydı. DKT ile GAT arasındaki GİB değeri farkı ince kornealarda kalın kornealara göre daha fazla idi. GAT ve DKT yöntemlerinin, korneal kurvatür, korneal astigmatizma ve yaş faktörleri ile ilişkili olmadığı belirlendi.Sonuç: GAT'a göre SKK'ından daha az ekilenen DKT yöntemi, günlük pratikte kullanılabilecek bir yöntemdir. Glokom teşhisinde DKT yöntemi için yeni eşik GİB değerleri belirlenmelidir.Anahtar Kelimeler: Pascal dinamik kontur tonometre, Goldmann aplanasyon tonometrisi, primer açık açılı glokom, oküler hipertansiyon, santral kornea kalınlığı

Eyyüp Karahan
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cup/disk oranı tespitinde optik sinir başı analiz yöntemleri arasındaki uyumluluk, tekrarlanabilirlik ve ölçüm sonuçlarını etkileyen faktörlerin analizi

Amaç: Glokom tanısı olan, glokom şüphesi veya aile hikayesi nedeni ile tetkik edilen hastaların DPRDF , HRT 3 ve Stratus OCT ile değerlendirilen cup/disk oranları arasındaki uyum, tekrarlanabilirlik; eğik disk, peripapiller atrofi ve miyopinin ölçüm sonuçları üzerindeki etkisini incelemek.Metod:100 hastanın 188 gözü çalışmaya dahil edildi. Hastalar normal, eğik disk, peripapiller atrofi ve miyopi grubu olarak kategorilendirildi. Cup/disk oranları DPRDF, HRT 3 ve Stratus OCT ile değerlendirildi. İstatiksel analizde sınıf içi korelasyon analizi (ICC), paired t test, Blant Altman plots kullanıldı.Bulgular: Normal grupta HRT 3-DPRDF, Stratus OCT-DPRDF ve HRT 3-Stratus OCT ile elde ölçülen VCDR için ; ICC:0,83, 0,7, 0,755, HCDR için ; ICC: 0,793, 0,7, 0,65 idi. Metodlar arasında orta-iyi uyum gözlenirken, Blant- Altman analizlerinde Stratus OCT ile daha büyük ölçümler alındığı gözlendi.Eğik disk grubunda HRT 3-DPRDF, Stratus OCT-DPRDF ve HRT 3-Stratus OCT ile ölçülen VCDR değerleri için; ICC: 0,0554, 0,29, 0,833, HCDR için ; ICC: 0,378, 0,44, 0,455 idi. Özellikle VCDR ölçümlerinde HRT 3 `ün ölçüm kalitesinin bozulduğu, Blant-Altman analizlerinde Stratus OCT ile daha büyük ölçümler alındığı gözlendi.Peripapiller atrofi grubunda DPRDF-HRT 3, Stratus OCT-DPRDF , Stratus OCT-HRT 3 ile ölçülen VCDR için ; ICC: 0,68, 0,7, 0,777, HCDR için; ICC: 0,753, 0,7, 0,642 idi. Peripapilller atrofinin HRT 3'ün ölçüm kalitesini bozduğu, Blant Altman analizlerinde özellikle VCDR için, HRT 3 ile daha büyük ölçümler alındığı gözlendi.Miyopi grubunda DPRDF-HRT 3, Stratus OCT-DPRDF, Stratus OCT-HRT 3 ile ölçülen VCDR için; ICC: 0,344, 0,75, 0,165, HCDR için ; ICC: 0,604, 0,60, 0,151 idi. VCDR için, Stratus OCT`nin DPRDF ile daha uyumlu olduğu, Stratus OCT ile daha büyük ölçümler alındığı, artan CDR değerleri için sonuçların birbirine yaklaştığı gözlendi.HRT 3 ve Stratus OCT ile yapılan iki ayrı ölçümün yakınlığını değerlendirmek amacı ile VCDR ve HCDR için sırası ile ; ICC:0,9364, 0,9174 ve 0,6794, 0,6721 olarak ölçüldü, HRT 3'ün tekrarlanabilirliğinin daha iyi olduğu görüldü.Sonuç: Hekimin optik disk başını görerek yaptığı analizler altın standart olarak hala önemini korumaktadır.Anahtar Kelimeler: Cup(çukurluk)/disk oranı, DPRDF, HRT 3, Stratus OCT, peripapiller atrofi, eğik disk, miyopi.

Tülin Kaçmaz
Dokuz Eylül University
2008
00