
182
Archived Theses
31
DOIs Assigned
17%
DOI Rate
Discipline
Amasya merkez ilçesinin kaya düşmesi tehlikesi açısından değerlendirilmesi
Orta Karadeniz Bölümü'nde bulunan ve Yeşilırmak'ın kenarında dar bir vadi içerisine kurulmuş olan Amasya bulunduğu coğrafya itibariyle sel, taşkın, kaya düşmesi ve deprem gibi doğal afetlerle daima karşı karşıya kalmıştır. Geçmişten günümüze kadar kaya düşmelerinin yaygın olarak gerçekleştiği Amasya merkez ilçesinde kaya düşmesi tehlike ve riski devam etmektedir. Bu çalışmada yüksek çözünürlüklü sayısal yüzey modelleri (SYM) üzerinden gerçekleştirilen üç boyutlu (3B) kaya düşmesi modelleri ile kent merkezindeki kaya düşmesi tehlikesi olan alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Yüksek çözünürlüklü SYM verilerinden kaya düşme potansiyeline sahip kaynak zonlar ve düşmüş kaya bloklarının ortalama boyutlarına göre RAMMS: Rockfall Version 1.7.65 programından 192 bin adet kaya düşmesi simülasyonu gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, çalışma alanının büyük bir bölümü; kentin kuzey kesiminde Kırklar Dağı ve Harşena Dağı eteklerinde, güney kesiminde ise Çakallar mevkiinde, olası model sonuçlarına göre kaya düşmesi tehlikesi devam etmektedir. Bu sonuçlara göre, kaya bloklarının kinetik enerji, hız ve sıçrama yüksekliğine ait değerler maksimum hasara neden olma derecesine sahipken, bunun yanısıra düşen blokların ilerleme potansiyeli göz önüne alındığından, birçoğunun yerleşim birimlerine ulaştığı görülmüştür.
Türkiye'de iklim değişikliği ve orman yangınları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Akdeniz Bölgesi örneği
Tez çalışmasında,Akdeniz Bölgesi'nde yer alan Antalya, Adana, Isparta, Burdur, Osmaniye, Mersin, Hatay illerinde meydana gelen orman yangınları ile iklim değişikliği arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışmada ilk olarak iklim değişikliği, iklim değişikliğinin nedenleri ve etkileri, sera gazı etkisi, afetler gibi konularda literatür taraması yapılmış olup, sonrasında afet türlerinden biri olan orman yangınları ile iklim değişikliğinin ilişkisi incelenmiştir. Bu tez çalışmasında; Orman Genel Müdürlüğü'nden orman yangın sayıları ve yanan alan ile ilgili veriler alınmıştır. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden ise iklim parametrelerine ait veriler(sıcaklık, nem, rüzgar hızı, yağışlı gün sayısı) alınmıştır. Çalışma alanı olarak seçilen illerde meydana gelen orman yangın sayılarının meteorolojik parametreler ile arasındaki ilişkinin belirlenmesi adına IBM SPSS 23.0 programı ile korelasyon ve regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; doğal nedenlerle meydana gelen orman yangın sayıları Antalya ilinde rüzgar hızı, Isparta'da sıcaklık, Burdur ve Osmaniye'de ise yağışlı gün sayısı ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki içerisindedir.
Halk sağlığı için afetlerde nükleer atık ve tıbbi radyoaktif atık yönetimi
Nükleer tehlike, nükleer izotopların parçalanması (fisyon) veya iki atomun birleşmesi (füsyon) sonucunda meydana gelen güçten yararlanmasıyla oluşturulan; yıkıcı basınç dalgasının, ölüme sebep olan radyasyonun ve yüksek ısının ortaya çıktığı hususları ifade etmektedir. Radyoaktif malzemelerin bulunduğu santral ve tesislerde meydana gelebilecek kaza ve olaylar sonucu olarak radyoaktif madde yayılımı gözlemlenmektedir. Bu tesislerde ortaya çıkan kaza ve olayların nedenleri arasında doğal afetler de yer almaktadır. Oldukça büyük bir alanı etkisi altına alabilecek böyle bir durumda radyoaktif salınımının kesilmesi, önlenmesi ve radyasyon etkisinin önlenmesi gibi hayati önem arz eden birtakım planlar yapılmalıdır. Çok kısa bir vakitte ve kısıtlı imkanlar ile planlanan ve hayata geçirilmesi gereken aksiyonları ilgilendiren bu durumun başarılı olabilmesi, afet öncesi hazırlık aşamasındaki eylemlere bağlıdır.Bu çalışmamda ilk ve temel olarak afet çeşitleri, radyasyon türleri ve radyasyon salınımının insanlarda görülme durumunda meydana gelebilecek durumları,nükleer ve radyolojik risk ve tehlikeleri, bazı ülkelerdeki nükleer ve radyoaktif atıklar ve bu atıkların yönetimi ve oluşturduğu riskler de dikkatle incelenerek Türkiye bakımında değerlendirilmesi yapılmıştır.Radyoaktif atıkların çevreye salınımı bu elementlerin daha çok kullanıldığı tıp, nükleer santraller ve nükleer silah kullanımı yüksek bölgelerdedir. Radyoaktif maddeler salınım yapıldıkları bölgede ışımaya devam ederek doğaya zarar verirler.
Acil sağlık hizmetleri çalışanlarının KBRN ve kişisel koruyucu donanım bilgi düzeyinin belirlenmesi; Kayseri 112 örneği
Araştırmanın evrenini Kayseri ilinde hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde çalışan 687 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi %95 güven aralığında %5 hata payıyla 247 sağlık çalışanı olarak hesaplanmıştır. Çalışmaya 01 Ocak - 29 Mart 2024 tarihleri arasında, araştırmaya katılmayı kabul eden 359 çalışan üzerinde yürütülmüştür. Çalışma kapsamında KBRN ve KKD konuları ele alınmış olup sağlık sektörünün en önemli menfaat grupları arasında yer alan sağlık çalışanlarının KBRN ve KKD bilgi düzeylerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda araştırmada bağımlı ve bağımsız olarak iki değişken yer almaktadır. Bağımsız değişken demografik sorulardan oluşurken bağımlı değişkenler ise KBRN ve KKD bilgi düzeyidir. Anketlerin istatistiksel analizi için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 21.0 programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; acil sağlık hizmetleri çalışanlarının KBRN bilgi düzeyleri ile yaş, iş ve çalışma süresi değişkenlerine ve KKD düzeyleri ile çalıştığı birim, meslek, eğitim durumu ve çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur.
Depremler sonrası ikincil afetler olarak yangınlar ve endüstriyel ihtisas alanı uygulaması
Türkiye sık sık doğal afetlere maruz kalan bir ülke konumundadır ve bu afetler sosyolojik, ekonomik ve fiziksel olumsuzluklara neden olmaktadır. Ülkenin maruz kaldığı en büyük afetler depremler nedeniyle meydana gelmiştir. Depremler büyük can ve mal kayıplarına yol açmakta olup deprem sonrası meydana gelen yangınlar da afetin büyüklüğünü artıran ikincil bir afet olarak görülmektedir. Özellikle endüstriyel tesislerde meydana gelen yangınlar hem birincil hem de ardıl etkileri nedeniyle büyük ekonomik zararların oluşmasına neden olmaktadır. Afetlerin meydana getirdiği bu zararları azaltabilmenin yolu afet yönetiminin aşamalarından olan risk ve zarar azaltma çalışmalarının öncelenmesine bağlıdır. Deprem sonrasında meydana gelen endüstriyel yangınların da hem tehlike hem de risk açısından değerlendirilip önleme, sakınma, tehlike ve risklerin azaltılması ve müdahale çalışmalarının geliştirilmesi son derece önem arz etmektedir. Ampirik yaklaşımla tasarlanan örnek bir otomotiv ihtisas bölgesinde gerçekleşebilecek deprem sonrası yangınların tehlike ve risklerinin azaltılmasının daha olası hale geleceği gösterilmiş ve hazırlanan çalışma ile de olası deprem sonrası yangınlarla nasıl baş edileceği gibi müdahale yöntemleri belirlenmiştir. Bu sayede de katma değeri yüksek olan otomotiv sektörünün bu tür afet ve acil durumlardan en az etkilenerek hem insan faktörünün hemde sektörün ekonomik zararları azaltılacaktır. Sonuç olarak tasarlanan örnek ihtisas bölgesinde iyi bir planlama ve alınacak önlemler ile meydana gelebilecek yangınların zararının önemli ölçüde azaltılabileceği belirlenmiştir. Bu sonucun otomotiv ihtisas bölgesi planlamasına dikkate değer bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Türkiye 2021 Temmuz-Ağustos orman yangınları: Afet lojistiği açısından bir inceleme
Afetler insan yaşamında olumsuz sonuçlar doğuran, fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olan olaylardır. İnsan kaynaklı afetlerde, doğa kaynaklı afetlerde oldukça fazla can kayıplarına neden olmaktadır. Doğa kaynaklı afetler kategorisinde olan orman yangınları, küresel ısınmanın etkilerinin artmasıyla birlikte her geçen yıl daha fazla yaşanmaktadır. Orman yangınlarının önlenmesinde ve yangın esnasındaki müdahalelerde lojistik planlamaların ve faaliyetlerin önemi oldukça fazladır. Bu kapsamda Türkiye'de sıkça yaşanan orman yangınlarında yaşanan lojistik sorunları tespit etmek ve çözüm önerileri getirmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Çalışmada, nitel bir araştırma yürütülmüştür. Araştırmada amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak 2021 orman yangınlarına katılan 14 itfaiye eriyle yarı-yapılandırılmış soru formları üzerinden yüz yüze görüşmeler yoluyla veri toplanmıştır. Görüşmelerde ses kaydı alınmıştır. Yapılan içerik analizi sonucunda afet lojistik unsurlarının yeterli olduğu ancak afet anındaki iletişim ve koordinasyon faaliyetlerinde önemli aksamalar olduğuna dair bilgilere ulaşılmıştır.
AFAD İstanbul arama kurtarma birliği çalışanlarının ekip çalışmasına yatkınlığı
Bu araştırma AFAD İstanbul Arama Kurtarma Birliği çalışanları ile ekip çalışmasına yatkınlık arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma 02.11.2018-01.01.2019 tarihleri arasında İstanbul'da Afet ve Acil Durum Müdürlüğü Arama Kurtarma Birliğinde çalışan 67 kişiyle gerçekleştirildi. Veriler Tanımlayıcı Bilgi formu ve Takım Çalışmasına Yatkınlık Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Araştırmaya katılan çalışanların yaş ortalaması 39,58±5,81 olup, %89,6 'sı erkektir. % 23,9 'u önlisans %70,1'i lisans mezunudur. %77,6'sı evlidir. %52,2'si şu anki kurumda 15 yıldan daha uzun süredir çalışmaktadır. %53,7'sinin toplam çalışma süresi 15 yılın üzerindedir. %19,4'ü tarım bölümünden mezundur. %58,2'si arama kurtarma teknisyeni olarak görev almaktadır. Çalışanlar ekip çalışmaları durumlarını %29,9 çok iyi, %31,3 iyi olarak değerlendirmekte iken %53,7'si ekip çalışmasıyla ilgili bir sorunla karşılaştığını belirtti. 40 yaş ve altında olanların güven alt boyutu puan ortalaması, 40 yaş üzerinde olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p:0,020; p<0,05). Lise/ön lisans mezunu olanların problemi teşhis ve analiz etme alt boyutu puan ortalaması, lisans ve üzeri mezunlarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek tespit edildi (p:0,039; p<0,05). Lise/ön lisans mezunu olanların yüksek iç motivasyon alt boyutu puan ortalaması, lisans ve üzeri mezunlarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p:0,024; p<0,05). Ekip çalışmasının çok iyi olduğunu düşünenlerin sorumluluk alt boyutu puan ortalaması, orta ve alt olduğunu düşünenlerden anlamlı şekilde yüksek saptandı (p:0,015; p<0,05). Ekip çalışmasının çok iyi olduğunu düşünenlerin iş birliği ve ekip çalışması alt boyutu puan ortalaması, orta ve altı (p:0,001) ve iyi (p:0,020) olduğunu düşünenlerden anlamlı şekilde yüksek tespit edildi (p<0,05; p<0,01). Ekip çalışmasının çok iyi olduğunu düşünenlerin yüksek iç motivasyon alt boyutu puan ortalaması, orta ve altı (p:0,019) ve iyi (p:0,029) olduğunu düşünenlerden anlamlı şekilde yüksek bulundu (p<0,05). Ekip çalışmasının çok iyi olduğunu düşünenlerin liderlik, ikna, azim alt boyutu puan ortalaması, orta ve altı (p:0,001) ve iyi (p:0,01) olduğunu düşünenlerden anlamlı şekilde yüksek saptandı (p<0,01). Ekip çalışması sırasında sorunla karşılaşanların iş birliği ve ekip çalışması alt boyutu puan ortalaması, karşılaşmayanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p:0,017; p<0,05). Çalışanların ekip çalışması olma durumunu iyi olarak değerlendirdiği fakat ekip çalışması sırasında sorunlarla karşılaştığı saptandı. Bu çalışmada afet ve acil durumlarında alınacak tedbirler ve olay anında yapılacak müdahalelerde ekip çalışmasının hayati önem taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bezmialem Vakıf Üniversitesi hastanelerinde çalışan hemşirelerin afetlere hazır oluşluluk durumları
Bu araştırma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanelerinde çalışan hemşirelerin afetlere hazır oluşluluk durumlarını tespit etmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma, 01.11.2018 - 01.02.2019 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi (Vatan Kampüsü)'nde çalışan 360 hemşire ve Bezmialem Vakıf Üniversitesi Dragos Hastanesi'nde çalışan 70 hemşire olmak üzere toplam 430 hemşire ile gerçekleştirildi. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Hemşirelerin Afetlere Hazır Oluşluluklarında Temel Yeterlilikler Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 26,06±6,05 olarak, çalışma süresi ortalaması ise 6,24±5,86 olarak saptandı. Hemşirelerin %76,8'inin kadın, %64,8'inin bekar, %38'inin lise, %31,7'sinin önlisans, %28,2'sinin lisans mezunu olduğu saptandı. Hemşirelerin %53,5'inin servis hemşiresi olarak çalışmakta olduğu; %60,6'sının afetler ile ilgili herhangi bir eğitim almadığı tespit edildi. Hemşirelerin %69'u afet öncesinde, %90,1'i afet sırasında, %93,7'si afet sonrasında hemşirelerin rolünün olduğunu belirtti. Hemşirelerin afetlere hazır oluşluluk algı puan ortalaması 5,03±2,38 (min-max:0-10) olarak bulundu. Hastane afet planı bilgi durumu algı puan ortalaması 4,27±2,53 (min-max:0-10) olarak bulundu. Hemşirelerin çok olası olarak gördükleri afetler %63,4 ile deprem ve trafik kazaları; afet hazırlığı için en gerekli gördüğü kurs %47,9 ile afet yönetimi kursu olarak tespit edildi. Hemşirelerin Afetlere Hazır Oluşluluklarında Temel Yeterlilikler Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 141,46±32,48 olup, en düşük alt boyut puan ortalaması 11,49±3,42 ile kritik düşünme becerileri, en yüksek alt boyut puan ortalaması ise 48,23±12,21 ile teknik beceriler olarak bulundu. Kritik düşünme becerileri ile afetlere hazırlıklı olma durumunu değerlendirme arasında pozitif zayıf anlamlı bir ilişki saptandı (r=0,170). Özel tanılama becerileri ile de afetlere hazırlıklı olma durumu arasında pozitif zayıf anlamlı bir ilişki saptandı (r=0,197). Meslek grupları ortanca değerleri kritik düşünme becerileri alt boyutuna göre lisans mezunu hemşirelerden kaynaklı farklılık gösterdiği bulundu (p=0,027). Çalışmada hemşirelerin afetlere hazırlık düzeyleri "orta" olarak saptandı.
Çocuk merkezli afet yönetiminde acil yardım müdahale personellerinin travma bilgi düzeyleri
Bu araştırma İstanbul 112'de çalışan acil yardım müdahale personellerinin çocuk travma bilgi düzeylerini tespit etmek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırma, 01.09.2019 – 01.12.2019 tarihleri arasında İstanbul 112 Avrupa Bölgesi İl Ambulans Servisi Başhekimliği'ne bağlı komuta kontrol merkezi ve acil yardım istasyonlarında çalışan 400 acil yardım müdahale personeli ile gerçekleştirildi. Veriler literatür doğrultusunda geliştirilen anket formu kullanılarak toplandı. Anket formu; demografik özelliklerin yer aldığı Tanıtıcı Bilgi Formu ve Çocuk Travma Müdahale Bilgi Düzeyi testi olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır. 25 sorudan oluşan Çocuk Travma Müdahale Bilgi Düzeyi testinde; pediyatrik-yenidoğan ileri yaşam desteği algoritmaları, yetişkin ve çocuk hava yolu anatomik farklılıkları, çocuklarda şok tablosu, çocuk travma vakalarında dikkat edilecek hususlar ile ilgili sorular yer almaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 24.0 kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde; frekans ve yüzde analizleri, ortalama, standart sapma analizleri, ikili gruplar için bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla gruplarda tek yönlü Anova analizi; çoklu grupların analizinde p değerinin 0.05'ten küçük çıkması durumunda farklılığın hangi gruptan kaynaklandığının tespiti amacıyla post-hoc testlerinden Scheffe testi, Ki-kare analizi, örneklem grubu için tutarlılığın test edilmesinde cronbach's alpha güvenirlik kat sayısı kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmaya katılanların %42,0'ı (n=168) 20-25 yaş aralığında olup, %51,0'ı (n=204) kadındır. %61,0'ı (n=244) önlisans, %26,3'ü (n=105) lise, %12,8'i (n=51) lisans mezunudur. Meslek gruplarına göre çalışmaya katılanların %57,5'i (n=230) AABT/Paramedik, %42,5'ı (n=170) ise ATT olarak çalışmakta olup; görev yapılan birimde deneyim sürelerine bakıldığında %52,0'ının (n=208) 1-3 yıl, %21,8'inin (n=87) 10 yıl ve üzeri, %13,5'inin (n=54) 4-6 yıl, %12,8'inin (n=51) 7-10 yıl çalıştığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; cinsiyet, meslek grupları, eğitim durumu, alınan eğitimler ile travma bilgi düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. 36 yaş ve üzerinin diğer yaş gruplarına göre travma bilgi düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p=0.000, p<0.05). Yaş, mesleki deneyim ve görev alınan birimdeki deneyim süreleri ile yıl süresi arttıkça travma bilgi düzeyinin de arttığı tespit edildi. Görev yapılan birimlere bakıldığında; acil yardım istasyonlarında çalışanların komuta kontrol merkezinde çalışanlara göre travma bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu saptandı (p=0.000; p<0.05). 17 yaşının altında çocuğu olanların olmayanlara göre travma bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p=0.001; p<0.05). Bir afet/olağan dışı durumda görev alanların almayanlara göre travma bilgi düzeyleri daha yüksek olarak saptandı (p=0.000; p<0.05). Çocuk vakalarıyla karşılaşma oranları %10'dan fazla olanların diğer gruplara göre travma bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edildi.
Ortaokul yedinci sınıf öğrencilerinin afet bilgi düzeyleri ve farkındalıkları: Sapanca örneği
Bu araştırma, ortaokul yedinci sınıf öğrencilerinin afetler konusundaki bilgi düzeyleri ve farkındalıklarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Bu tanımlayıcı ve kesitsel araştırma Sapanca'da 9 ortaokulda öğrenim gören 389 öğrenci ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından hazırlanan Tanıtıcı Bilgi ve Afet Farkındalık Formu ile 'Çocuklarda Afet Bilgi Düzeyi testi' kullanıldı.Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel testler, Kolmogorov Smirnov testi, Anova, Student-t testi, Ki-Kare testi, Continuity (Yates) düzeltmeli ve Fisher Tam Ki-Kare testi ve Pearson Korelasyon testi kullanıldı. Öğrencilerin yaş ortalaması 12,17±0,73 olup, %50,4'ü erkekti. Öğrencilerin %48,6'sının okul başarı durumlarının iyi, %29'unun orta olduğu belirlendi. Öğrencilerin daha önce %82,5'inin deprem, %53,8'inin sel yaşadıkları tespit edildi. Öğrencilerin %76,1'inin afetler konusunda daha önceden eğitim aldığı ve %30,7'sinin AFAD, %67,2'sinin okuldan eğitim aldığı tespit edildi. Öğrencilerin afetler ile ilgili soruları %20,3 ile %67,6 arasında doğru cevaplandırdığı saptandı. Öğrencilerin afet bilgi düzeyi testi puan ortalaması 11,69±3,87'dir. Daha önce afet yaşayan ve afet eğitimi alan öğrencilerin afet bilgi düzeyi testi puan ortalamasının, diğer öğrencilere göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Anne eğitimi ve baba eğitimi ilkokul olan öğrencilerin afet bilgi düzeyi testi puan ortalamasının diğer öğrencilere göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi (p<0,01). Okul başarı durumu kötü olan öğrencilerin Afet Bilgi Düzeyi Testi puan ortalamalarının, okul başarı durumu orta, iyi ve çok iyi olanlara göre istatistiksel açıdan anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi (p<0,01). Kız öğrencilerin, ekonomik durumu ve okul başarı durumu orta, iyi ve çok iyi olan, daha önce afet eğitimi alan ve afetler hakkında eğitim almayı düşünen öğrencilerin deprem sırasında "Güvenli bir yerde ÇÖK-KAPAN-TUTUN pozisyonunu uygulamayı düşünme durumunun daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Daha önce afet yaşayan ve afet eğitimi alan öğrencilerin kimyasal madde sızıntısı durumunda bulunulan ortamda varsa nemli havlu ile burnunu kapatmayı düşünme durumunun, daha önce afet yaşamayan ve afet eğitimi almayanlara göre daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Annesi çalışan, ekonomik durumu orta, iyi ve çok iyi olan, daha önce afet eğitimi alan ve afetler hakkında eğitim almayı düşünen öğrencilerin şartlar uygunsa ve sel varsa yüksek bir alana çıkmayı düşünme durumunun, diğer öğrencilere göre yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Afet ile ilgili programları takip eden öğrencilerin, sel esnasında uyarılar için TV ve radyo dinlemeyi düşünme durumunun, takip etmeyenlere göre daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Daha önce afet yaşayan, afet ile ilgili eğitim alan ve afetler konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünen öğrencilerin bulunulan yerdeki kapalı alanda kalıp fırtınanın dinmesini beklemeyi düşünme durumunun, diğer öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Baba eğitimi ilkokul olan, okul başarı durumu kötü olan ve daha önce afet yaşayan öğrencilerin heyelan sırasında uygun şekilde bulunulan yeri terk edip aşağıya inmeyi düşünme durumunun, diğer öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Kız öğrencilerin, daha önce afet yaşayanların ve afetler konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu düşünen öğrencilerin yangın sırasında uygun olan en hızlı şekilde bulunulan yeri terk etmeyi düşünme durumunun, diğer öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Öğrencilerin yaş ortalaması ile Afet Bilgi Düzeyi Testi arasında anlamlı çok zayıf negatif ilişki bulundu (p<0,05). Araştırma sonucunda, öğrencilerin afetler ile ilgili bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlendi. Daha önce afet yaşayan, afet eğitimi alan, okul başarısı yüksek olan, anne ve baba eğitimi yüksek olan öğrencilerinin afetler ile ilgili bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı.
İstanbul ili kamu, özel ve üniversite hastaneleri çalışanlarına verilen Hastane Afet ve Acil Durum Planları (HAP) uygulayıcı eğitimlerinin değerlendirilmesi.
Bu çalışmanın amacı, İstanbul'da düzenlenen "Hastane Afet ve Acil Durum Planları (HAP) Uygulayıcı Eğitimleri"nin, kamu, özel ve üniversite hastaneleri çalışanlarının hastane afet ve acil durum planları konusunda bilgi düzeyine etkisini araştırmaktır. Araştırmanın çalışma grubu, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı Afetlerde Sağlık Hizmetleri Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri Birimi tarafından düzenlenen, Hastane Afet ve Acil Durum Planları Uygulayıcı Eğitimlerine Ocak 2017 - Haziran 2019 tarihleri arasında katılan ve halen İstanbul'da çalışmaya devam eden kamu, özel ve üniversite hastaneleri çalışanlarıdır. Hastane Afet ve Acil Durum Planları Uygulayıcı Eğitimine katılmış, eğitim öncesinde ve sonrasında uygulanan ön test ve son test değerlendirmelerini tamamlamış 49 ayrı oturumda eğitime katılmış 1066 Kamu, Özel ve Üniversite Hastaneleri Çalışanlarının dosya ve arşiv kayıtları retrospektif olarak incelenmiş, personelin demografik değişkenleri açısından bilgi düzeyleri karşılaştırılmış ve Hastane Afet ve Acil Durum Planları Uygulayıcı Eğitimine ilişkin değerlendirmeleri saptanmıştır. Çalışmada sonuç olarak kadınlarda ve erkeklerde ön test puanı medyanı sırasıyla, 70(28-88) – 70(3-88) iken, eğitim verildikten sonra son test puanlarına bakıldığında kadınlar ortalamayı 80 puana çıkarırken, erkeklerin daha geride kaldığı görülmüştür. Evli kişilerin ön test puan medyanı 70(13-88), bekar kişilerin ön test puan medyanı 68(3-85), eğitim sonrasında ise; bekar kişilerde 78(75-98)'e, evli kişilerde ise80(70-100) olarak saptanmıştır. Çalışmaya alınan 1066 katılımcının yaş ortalaması 38.81±8.26 yıldı, kadın-erkek oranının eşit olduğu görüldü ve %71,8'i evliydi. Çalıştıkları kurum türüne bakıldığında; kamu ve özel kurumda çalışanların oranları birbirine yakındı ve sırasıyla %44-45 idi. Ayrıca üniversitede çalışanlar tüm katılımcıların %9,2'ini (N:98) oluşturuyordu.Çalışmaya katılan kişilerin 656 (%61,7)'sının komisyon üyesi olmadığı saptanmıştır. Meslekler arasında soruların geneline bakıldığında puan ortalamaları karşılaştırmasında anlamlı bir fark bulunmadı. Kadın katılımcıların erkek katılımcılara oranla bilgi düzeyinde anlamlı farklılık mevcuttur. (P <0.001). Medeni durum bakımından evli kişilerin bilgi düzeyi bekar katılımcılara göre artışı istatistiksel olarak anlamlıdır (P <0.001). Özel ve Üniversite hastaneleri katılımcılarının, kamu katılımcılarına oranla bilgi düzeyinde anlamlı farklılık mevcuttur. (P <0.001). Komisyon üyesi olanlarda, olmayanlara oranla bilgi düzeyinde anlamlı farklılık mevcuttur. (P <0.001). Hastane afet ve acil durumu planı hazırlığından sorumlu personelin HAP Uygulayıcı Eğitimi alması, hastane çalışanlarının tamamının ise HAP ve afet konusunda farkındalık ve hizmetiçi eğitimlerini alması önem arzetmektedir. Anahtar kelimeler:Hastane, afet, acil durum, plan
Medikal kurtarma ekibi üyelerinin acil durum/afetlere yönelik bireysel hazırlıkları ve afet sonrası iş sürekliliği değerlendirmesi: İstanbul Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi örneği
Bu çalışmanın amacı; İstanbul UMKE çalışanlarının afete hazırlık planı öz yeterliliklerini tespit etmek, 'Afetlerde Sağlık Hizmetleri'nde iş sürekliliğine yönelik tutumlarını tespit etmek, demografik değişkenlerin ve UMKE katılım bilgilerinin, bilgi ve tutum düzeyine etkilerini anlamaktır. Araştırma İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı Afetlerde Sağlık Hizmetleri Birimi'nde 01.07.2019-01.06.2020 tarihleri arasında İstanbul UMKE'de görevli ve gönüllü personellerin katılımıyla yapıldı. Veriler personellerin demografik ve UMKE katılım bilgileri yanında afet kavramına genel bakış, acil durum ve afetlere bireysel hazırlık, katılımcıların bireysel ve ailesel hazırlıkta etkilendikleri kişiler ve yararlandıkları kaynaklar, afetlerde iş sürekliliği, afet öncesi bireysel hazırlık sürecinde ve afet sonrasında ihtiyaç duyabilecekleri teknik yeterlilikler konularında sorular içeren bir anket aracılığı ile elde edildi. Çalışmaya farklı eğitim düzeyleri ve farklı görevleri olan 351 katılımcı (191 kadın, 160 erkek) dahil edildi. Katılımcıların ortalama yaşı 32.5±7.8 yıl idi. Mesleklerinde geçirdikleri ve UMKE'de gönüllü olarak bulundukları ortalama süre sırasıyla 10.9±7.6 yıl ve 4.1±3.5 yıl olarak bulundu. Katılımcıların %78.1'inin çalıştıkları kurum ya da sivil toplum kuruluşunda afetlere bireysel hazırlık içerikli "afet bilinci eğitimi" aldığı öğrenildi. Katılımcıların %27.1'inin daha önce bir acil durum/afet yaşadığı, %32.8'inin herhangi bir acil durum/afette görev aldığı tespit edildi. Katılımcıların 248 (%70.65)'i yakın zamanda bir afet ile karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünmekte olup, 320 (%91.16) katılımcı kendilerinin de bu afetten etkilenebileceği görüşünde idi. Afet kavramına genel bakış bölümünde tam puan 30, hesaplanan ortalama puan 19.37 olup, başarı yüzdesi ortalama %64.58 saptanmıştır. Kadın katılımcılarda, daha önce afete maruz kalan kişilerde ortalama puan daha yüksek saptanmıştır. Afete bireysel ve ailesel hazırlık ile ilgili yöneltilen sorulara verilen cevapların analizi sonucunda 80 tam puan üzerinden hesaplanan ortalama puan 64.1, başarı yüzdesi %80.15'dir. Toplam puan en yüksek teknik personelde, en düşük ise tıbbi sekreterlerde saptanmıştır. Özel kurumlarda çalışan personelde, afet bilinci eğitimi alanlarda, daha önce herhangi bir afette görev yapanlarda, temel eğitim dışında geliştirme eğitimleri ve tatbikatlara katılmış olanlarda puan daha yüksek saptanmıştır. Katılımcılar afet ve acil durumlara bireysel ve ailesel hazırlıkta etkilenilen kaynakları azalan sıklık sırası ile fikrine önem verdiği kişiler, konu ile ilgili politikaların, aile bireyleri, arkadaşlar, kitap, gazete ve broşürler olarak belirtmiştir. Bu bölümde tam puan 30 olup hesaplanan ortalama puan 19.9'dur. Afet bilinci eğitimi alan katılımcıların puanının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Acil durum ve afet durumlarında iş sürekliliği ile ilgili sorulara verilen yanıtların analizinde 60 tam puan üzerinden hesaplanan ortalama puan 44 ve ortalama başarı yüzdesi %73.26'dır. En yüksek puan teknik personelde, en düşük ise paramedik ve acil tıp teknisyenlerinde tespit edilmiştir. Afet bilinci eğitimi alanlarda, daha önce herhangi bir afette görev alanlarda, UMKE eğitimlerinin tümünü alan ve tatbikatlara katılanlarda puan daha yüksek saptanmıştır. Acil durum ve afetlerde müdahale için gerekli teknik yeterlilikler ile ilgili sorulara katılımcıların verdiği yanıtların analizinde 45 tam puan üzerinden hesaplanan ortalama puan 36.3 ve ortalama başarı yüzdesi %80.68'dir. Erkeklerde, özel kurumlarda çalışanlarda, anestezi teknikerlerinde, afet bilinci eğitimi alanlarda, daha önce afette görev alanlarda ve UMKE eğitiminin tümünü alıp tatbikatlara katılanlarda daha yüksek puan tespit edilmiştir. İş sürekliliği ile ilgili anket bölümünde alınan puan, UMKE gönüllülük süresi, bireysel hazırlık bölümünden alınan toplam puan, bireysel ve ailesel hazırlıkta etkilenilen kişi ve kaynaklar bölümünden alınan puan ile pozitif korele bulunmuştur. UMKE eğitimleri içerisinde afete genel bakış konusunda bilgilendirme ve yönlendirmeyi sağlayacak etmenlerin eklenmesi gerektiği, görev tecrübesinin kişinin afete hazırlık konusundaki bilincini arttırdığı, afete genel bakış konusunda bilinçlendirme arttırılırsa bireysel hazırlık düzeyinin de artacağı çıkarımı yapılmıştır. Bireysel hazırlık konusunda yeterli yanıt alınamayan bireylerde başlıca nedenler, katılımcıların afete hazırlık yapmaktan daha önemli sorumluluklarının olduğunu düşünmesi, yeterli bilgi, maddi kaynak ve zaman olmaması olarak tespit edilmiştir. Bu konuda aksiyon alınması bireysel hazırlık sürecini olumlu etkileyecektir. Görev tecrübesi arttıkça daha doğru kaynaklardan yararlanıldığı düşünülmüştür. Personelin eğitimini pekiştirmek ve bireysel hazırlıklarını teşvik etmek amaçlı olarak broşür ve görsellerin kullanılmasının yararlı olabileceği düşünülmüştür. UMKE personelinin afet sonrası kendi yakınlarının güvende olacağı bir ortam sağlanması iş sürekliliğini olumlu etkileyecektir ki bunun için de kendileriyle beraber hayatlarından endişe duyacakları insanlarında afete hazırlanmasının önemli olduğu düşünülmüştür. Sonuçlarımız UMKE personellerinin gönüllüğünü ortaya koyarak, ihtiyaç halinde UMKE ile iletişime geçip kısa sürede göreve hazır hale gelme eğilimde olduklarını göstermektedir. Ancak iş süreçleri ile ilgili bazı konularda belirsizlikler olduğu ve bu konuların standartlarının ortaya konması ile acil durum/afetler sonrası göreve katılım oranlarını arttıracağı gözlenmiştir. Katılımcıların mesleki donanım olarak kendilerini yeterli gördüğü ancak yaşam alanlarındaki insanlarla organizasyon konusunda eksiklikler olduğu anlaşılmaktadır. Teknik yeterlilik ne kadar iyi ise bireysel hazırlığın daha iyi yapılacağı, daha doğru kaynaklardan faydalanılacağı ve sonuç olarak da iş sürekliliğinin daha iyi olacağı çıkarımı yapılmıştır. Anahtar Kelimler: Afet, Medikal Kurtarma, Afete Bireysel Hazırlık, Afetlerde İş Sürekliliği
İstanbul Avrupa Yakası 112 Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarına verilen tıbbi kimyasal biyolojik radyolojik nükleer farkındalık eğitimlerinin değerlendirilmesi
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer (KBRN) tehlikeler, acil sağlık hizmetleri açısından ciddi riskler oluşturmaktadır. Sahada çalışan acil sağlık hizmetleri personelinin (112 Acil Sağlık Hizmetleri personeli) KBRN olaylarına yönelik farkındalığının artırılması, KBRN materyalleri hakkında bilgi edinmesi, KBRN kişisel donanımlarının tanınması, korunma ve arınma işlemlerinin nasıl yapılacağının ve doğru yaklaşım/müdahale tekniklerinin öğretilmesi amacıyla 2017 yılından bugüne kadar İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Tıbbi KBRN Farkındalık Eğitimleri verilmektedir. Bu araştırma Tıbbi KBRN Farkındalık Eğitimlerinin 112 Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarının bilgi ve beceri düzeyini etkileyip etkilemediğini anlamak amacıyla retrospektif olarak planlandı. Çalışmaya eğitim öncesi ön test ve sonrası son test ölçümleri bulunan 668 Acil Sağlık Hizmetleri personeli dahil edildi. Çalışmada eğitimlere katılan personelin demografik özellikleri, eğitim değerlendirme anketleri ile ön test ve son test verileri toplandı. Analiz sonuçlarına göre çalışmaya katılanların %49,41'inin kadın (N=338), %50,59'unun (N=330) erkek olduğu; eğitime katılanların %38,02'nin ATT ve %43,11'inin AABT olduğu; %35,18'inin (N=235) lise, %7,63'ünün (N=51) lisans, %53,15'inin (N=355) önlisans, %4,04'ünün (N=27) yüksek lisans derecesine sahip olduğu; %14,97'sinin (N=100) 20-24 yaş aralığında, %65,57'sinin (N=438) 25-28 yaş aralığında, %15,87'sinin (N=106) 29-32 yaş aralığında, %3,59'unun (N=24 kişi) 33-37 yaş aralığında olduğu; %77,20'sinin (N=516) 1-3 yıl, %19,50'sinin (N=130) 4-6 yıl, %2,55'inin (N=17) 7-9 yıl, %0,75'inin (N=5) 10 yıl üzeri mesleklerinde çalışma sürelerine sahip olduğu; ön test puan ortalamasının 60,00, son test puan ortalamasının 75,00 olduğu ve iki ölçüm arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<.000); kadınların öntest puan ortalamasının 75,00, erkeklerin öntest puan ortalamasının 65,00 olduğu ve bu farkın anlamlı olmadığı; kadınların sontest puan ortalamasının 85,00, erkeklerin sontest puan ortalamasının 80,00 olduğu ve bu farkın anlamlı olmadığı (p>.05) tespit edildi. Bu bulgular ışığında eğitimlerde görsel materyaller ile uygulamalı yöntemlerin geliştirilerek kullanılması, bir gün süren Tıbbi KBRN Farkındalık Eğitiminin, Sağlık Bakanlığı tarafından Temel Modül, ÇİLYAD vb. gibi standart modül eğitimlerine dönüştürülmesi, KBRN olaylarının karmaşıklığı göz önünde bulundurularak eğitim çalışmalarında sade, yalın ve anlaşılır materyallerin hazırlanması, KBRN eğitimlerinde senaryo, demonstrasyon, tatbikat vb. tekniklerden de yararlanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: KBRN, Sağlık, Acil, 112, Afet
Tekirdağ ilindeki kimyasal yaralanmaların değerlendirilmesi
Günümüzde yaşamın her alanında kullanılan kimyasal maddelerin 100.000'den fazla çeşidi olduğu ve her yıl ortalama 500 milyon ton üretilerek piyasaya sürüldüğü biliniyor. Kimyasalların kullanımı sırasında, ihmal, kasıt ya da kaza nedeniyle çeşitli kimyasal yaralanmalar gelişebilir. Bu olguların patofizyolojilerinin farklı olması nedeniyle, tüm yaralanmalar içerisinde nicelik olarak az bir bölüm oluştursalarda, mortalite ve morbitide oranları yüksektir. Kimyasal yaralanmaların sıklıklarının belirlenmesi amacıyla çalışma bölgesi olarak, büyükşehir statüsünde nüfus popülasyonuna sahip, büyük endüstri faaliyetleri ve geniş tarım arazileriyle, kimyasal madderle temasının yüksek olduğunu düşündüğümüz Tekirdağ ili seçilmiştir. İlin kimyasal yaralanma verileri değerlendirerek bölgenin kimyasal yaralanma riskleri belirleyip, önlemler hakkında fikirler sunmak ve bu yolla literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır. Kimyasal yaralanma sıklıklarının ve özelliklerinin belirlenmesi için 01.01.2016- 01.09.2019 tarihleri arasında,Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı 112 Acil Sağlık Hizmetleri biriminin il genelinde müdehale ettiği vakalar retrospektif olarak incelendi. Kimyasal yaralanma özelliği gösteren olgular; fabrika tipi kimyasallar ile bulaş, tarım ilacı zehirlenmeleri, korozif madde yaralanmaları, karbonmonoksit zehirlenmeleri, solunum yolu ile zehirlenmeye neden olan kimyasallar, kimyasal yanıklar, kimyasal patlamalar, sebebi belirtilmemiş kimyasallarla temas sonucu yaralanma ve diğer olarak kategorize edildi. Elde edilen veriler SPSS programına kaydedilerek istatiksel analiz yapıldı. Belirtilen tarihler arasında kimyasal yaralanmalar ile uyumlu olan 1858 olgu tespit edilerek çalımamıza dahil edildi. Vakaların (n=879) %47.3'ünün karbonmonoksit, (n=297) %16.0'ının korozif madde, (n=192) %10.3'ünün fabrika tipi kimyasal, (n=285) %15.3'ünün sebebi bilinmeyen kimyasal, (n=128) %6.9'unun solunum zehirleyen kimyasal ve (n=77) %4.1'nin ise diğer kimysal nedenler ile gerçekleşmiş olduğu tespit edildi. Tüm kimyasal yaralanmaların (n=804) %43.3'ü kadın, (n=1054) %56.7'si erkekti. Mevsimlere göre dağılım; olguların (n=541) %29.1'inin ilkbahar, (n=445) %24.0'ının yaz, (n=346) %18.6'sının sonbahar, (n=526) %28.3'ünün kış mevsiminde olduğu tespit edildi. Çalışmamızda olay saati ile etkilenme nedeni karşılaştırılması sonuçlarına göre değişkenler arasındaki ilişki %95 güven düzeyinde anlamlı(X2=186.499 p=0.000 p<0.05) olarak görülüp olguların; karbonmonoksitten en çok (n=235) %26.7 oranı ile 18:00-00:00, korozif maddeden en çok (n=125) %42.1 oranı ile 12:00-18:00, fabrika tipi kimyasallardan en çok (n=55) %28.6 oranı ile 12:00-18:00, sebebi bilinmeyen kimyasallardan en çok (n=110) %38.6 oranı ile 12:00-18:00, solunum zehirlenmesi nedeniyle en çok (n=55) %43 oranı ile 12:00- 18:00 ve diğer nedenlerden dolayı ise en çok (n=32) %41.6'sının 12:00-18:00 saatleri arasında etkilendikleri belirlendi. Çalışmamızda bölgedeki en fazla patolojik etkiye sahip olan kimyasalın karbonmonoksit olduğu belirlenirken, korozif madde yaralanmalarının, sebebi bilinmeyen kimyasallar ile yaralanmaların, endüstriyel toksikolojik yaralanmaların ve diğer kimyasal yaralanmaların da çalışma bölgesinde görüldüğü belirlendi. Kimyasal yaralanmalar konusundaki durumunun tespiti için yapılan bu çalışma, sonuçların değerlendirilmesiyle yetkililerce alınanbilecek koruyucu sağlık hizmetleri hakkında fikir edinilmesini sağlamaktatır. Ayrıca elde edilen bulgular, Tekirdağ ili başta olmak üzere özellikle sanayi bölgelerinde farkındalık sağlanması ve koruyucu kampanyaların oluşturulması için kullanılabilir. Artan farkındalık ve önlemler sonucunda kimyasal madde maruziyetlerinde insan ve maddi kayıpları azalabileceği öngörülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kimyasal yaralanma, Korozif madde, Karbonmonoksit, Tekirdağ, Endüstriyel Toksik Yaralanma
COVID-19 pandemisi sırasında değişik derecelerde etkilenen hastaların taburculuk sonrası tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Tüm dünyayı etkisi altına alan ve küresel bir salgına dönüşen COVİD-19 sadece bir solunum yolu hastalığı değildir. Çalışmamızda COVİD-19 pandemisi sırasında hastalıktan farklı derecelerde etkilenen bireylerin taburculuk sonrası tutum ve davranışlarında meydana gelen değişiklikler değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile uzun yıllar devam edecek gibi görünen COVİD-19'a karşı kişisel ve toplumsal hazırlığımızı zinde tutmak için gerekli önlemleri almak ve yeni çalışmalara katkı sunmak amaçlanmıştır. Acil Servisine 03.2020-05.2020 tarihleri arasında başvuran Covid-19 tanısı almış 18 yaş ve üzeri hastalar dahil edilerek yapılmıştır. Pandemi dönemi önlemleri kapsamında çalışmaya katılmayı kabul eden kişilerle telefonda birebir görüşülerek bilgi alınmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında hazırladığımız "Sosyodemografik Bilgi Formu'' ve ''Pandeminin Kişisel ve Sosyal Etkileri Anketi''kullanılmıştır. Covid-19 tanısı konulan hastaları hastanede yatırılanlar veya evde izolasyona alınarak tedavi olanlar olarak 2 grupta topladık ve sonuçları karşılaştırdık. Acil Servise 03.2020-05.2020 tarihleri arasında başvuran ve COVİD-19 tanısı konulan toplam 453 hasta bulunuyordu. Bunlardan 44'ü yoğun bakımda olmak üzere toplam 353'ü hospitalize edilmişti, 100 hasta ise evde izolasyona alınmıştı. Süreç içerisinde 35 hasta ölmüştü. Verileri tam olmayan, iletişim kurulamayan ve çalışmaya dahil olmak istemeyenler ayrıldığında toplam 125 hasta ile çalışma tamamlandı. Hastaların %57'si erkekti, %44.8'i 18-30 yaş grubundaydı ve %66'sı non-hospitalize idi. COVİD-19 pandemisi sosyal hayat, mesleki yaşantı, eğitim ve sağlık sisteminde önemli değişikliğe neden olmuştur. İnsanlarda gıda ve temizlik malzemesi stoklamaya (%54.4) iten bu süreçte katılımcıların %36'sında sosyal ortamlardan kaçınma isteği gelişmiştir. Hastaların %46'sı bulaş korkusu ile artık toplu taşıma kullanmamaktadır. İyileşen hastaların %82.4'ünde herhangi bir nedeni olmaksızın kontrol amaçlı acil servislere başvurduğu belirlendi. Psikolojik olarak oluşan anskiyeteden kaynaklı sağlık sistemin meşgul edilmesi, sağlıklı beslenme çabası (%80.8), hasta olmadığı halde ilaç kullanım isteği (%52.8), sürekli yorgun hissetmek (%40.8) ve uyku düzeni bozukluğu (%51.2) gelişmiştir. Buna rağmen katılımcıların sadece %24'ü psikolojik destek almıştır.
Adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin küresel pandemi yönetim stratejileri hakkındaki görüşlerinin SARS-CoV2 pandemisi üzerinden değerlendirilmesi
Severe Acute Respiratory Syndrome – Corana Virus2 (SARS-CoV2) pandemisi milyonlarca insanın hayatını tehdit eden bir pandemi olarak hayatımıza girmiştir. Bu çalışma, adli bilimler alanında çalışan uzman ve tekniker tüm Adli Tıp Kurumu personelinin, SARS-CoV2 pandemisi sürecinde uygulanan stratejiler, teknolojik gelişmeler ve gelecek senaryoları hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca bu çalışma, prospektif, tanımlayıcı bir araştırma olup ATK'de görevli 244 (adli tıp uzmanı, adli tıp uzmanlık öğrencisi, tekniker, diğer uzman/görevli, diğer uzman doktor) kişiye uygulanan anket formu ile gerçekleştirilmiştir. Oluşturulan 40 soruluk anket, katılımcıların pandemi hakkındaki bilgi düzeyi algıları, önlemlerin yeterliliği/gerekliliği, teknolojik uygulamalar ve küresel yönetim stratejilerinin geleceği ile ilgili tutumları hakkında sorular içermekteydi. Katılımcıların %24,2'si (n=59) adli tıp uzmanı, %29,5'i (n=72) adli tıp uzmanlık öğrencisi, %18,9'u (n=46) tekniker, %17,2'si (n=42) diğer uzman doktor ve %10,2'si (n=25) diğer uzman/mühendis idi. Katılımcıların %93,8'inin (n=229) pandemi ve bulaş yolları hakkında bilgi sahibi olduğunu düşündüğü, %54,1'inin (n=132) uygulanan pandemi yönetim stratejilerini etkin ve doğru bulduğu ve %76,6'sı (n=187) gelecek senaryoları içinde teknolojik altyapıların kullanılmasının gerekli olduğunu belirttiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, toplamda eğitim düzeyi, meslek türü ve meslek deneyimi parametrelerine göre sınıflanmış 80 tabloda yüzlerce tanımlayıcı istatistik sonucu ile, ATK adli bilim uzmanları arasında bazı faktörlere göre grup eğilimleri farklılıklar göstermekle birlikte genel anlamda pandeminin rutin gereklerine uyum gösterilmesi yanında, küresel stratejilere tereddütlü bir yaklaşımın olduğu; alışılmış teknolojik gelişmelerin kullanılmasına daha sıcak bakılırken, hiç günlük hayatta var olmamış teknolojilerin daha uzak görüldüğü; fikrim yok yanıtlarının birçok grup soruda büyük yüzdelerde yer almasının çoğu bireyin kanıtlanamayan olasılıklar içinde yoluna el yordamıyla kararlar almak zorunda hissettiğini ya da oluşan fikri varsa da ifade etme konusunda tereddütlerinin olduğunu düşündürmüştür. Ayrıca, sonuçlara göre, spesifik özelliklere göre dizayn edilmiş dünyada herhangi bir grupta, kolayca toplum mühendisliğinin uygulanabileceği değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler : Pandemi, SARS-CoV2, adli bilimler, adli tıp, anket
Adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin SARS-CoV2 pandemisi hakkındaki bilgi ve anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi
Bu araştırma T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığında çalışan adli bilim uzman ve teknikerlerin Severe Acute Respiratory Syndrome – Corona Virus2 (SARS-CoV2) Pandemisi bilgi ve anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri 01/10/2020 – 30/11/2020 tarihleri arasında İstanbul'da Adli Tıp Kurumu Başkanlığı içerisinde çalışan 295 kişi üzerinde uygulanan kişisel bilgiler, Koronavirüs 19 Fobisi (C19P – S) ölçeği, literatür doğrultusunda oluşturulan bilgi düzeyi sorularını içeren bir anket formu ile toplanarak elde edildi. Kaydedilen yanıtlara göre oluşan değerler, IBM SPSS 20.0 (IBM Corp.,Armonk,NY,USA) programı kullanılarak analizleri yapıldı. Veri analizlerinde, tanımlayıcı istatistik uygulamaların yanı sıra, verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığını kontrol için Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ve karşılaştırma analizlerinde Spearman's korelasyon katsayısı, T testi, Mann Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi uygulandı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmaya katılan adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin %56,3'ünün erkek, %43,7'sinin kadın olduğu, %60'ının lisansüstü, %20,3'ünün lisans, %19,7'sinin ise önlisans mezunu olduğu, %24,4'ünün 18-27 yaş, %51,2'sinin 28-37 yaş, %13,6'sının 38-47 yaş, %8,1'inin 48-57 yaş aralığında, %2,7'sinin ise 58 yaş üzeri olduğu, %67,8'sinin ihtisas dairelerinde, %32,2'sinin ise ihtisas kurullarında görev yaptığı, %17,3'ünün adli tıp uzmanı, %26,8'inin adli tıp uzmanlık öğrencisi, %8,1'inin diğer uzman doktor, %10,8'inin diğer uzman / görevli, %12,2'sinin mühendis, %24,7'sinin tekniker olduğu tespit edildi. Katılımcılara bilgi değerlendirmesi amacıyla yöneltilen sorulara verilen cevaplarda cinsiyete, çalıştığı birime göre anlamlı bir ilişki ve fark bulunamadı. Eğitim durumuna göre bilgi değerlendirmesinde lisans mezunu(16,57±7,51) katılımcıların bilgi toplam puanları önlisans(23,74±6,52) ve lisansüstü(23,29±6,63) gruplardan düşük olarak bulundu. Meslek grubuna göre bilgi değerlendirmesi toplam puanı en düşük olan grubun mühendis(12,00±4,95) katılımcılarda olduğu tespit edildi. Sağlık ile direkt ilişkili olan adli tıp uzmanı(24,78±5,98), adli tıp uzmanlık öğrencisi(24,78±5,53) ve teknikerlerin(23,84±6,61) bilgi toplam puanında diğer meslek gruplarından daha yüksek puan aldığı bulundu. Katılımcıların psikolojik alt boyut puan ortalaması 18,69±5,73, psikosomatik alt boyut puan ortalaması 8,93±3,72, sosyal alt boyut puan ortalaması 14,65±4,47, ekonomik alt boyut puan ortalaması ise 8,54±3,39 olarak bulundu. C19P – S ölçeği toplam puan ortalaması 50,80±14,56 olarak bulundu. Kadın katılımcıların psikolojik ve toplam C19P – S ölçek puanları erkeklere göre daha yüksek, ihtisas dairelerinde çalışan katılımcıların C19P – S toplam puanı ihtisas kurulunda çalışan katılımcılardan yüksek bulundu. En yüksek C19P – S ölçeği toplam puanı tekniker olarak görev yapan katılımcılarda tespit edildi. Katılımcıların eğitim durumuna göre C19P – S toplam puanı karşılaştırmasında istatiksel anlamlı fark bulunamadı. Çalışmada adli bilim uzman ve teknikerlerinin bilgi ve anksiyete düzeyleri "orta" olarak saptandı. Bu çalışmanın bulguları adli bilim çalışanlarının salgın sürecinde yüksek bulaş riskiyle çalışmanın getirdiği stresin yanında, enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında ertelenen uygulamalar, dolayısıyla birikebilen iş yükü vb. nedenler ile psikolojik olarak etkilenebildiğini, ancak başa çıkma oranlarının da stres düzeyini "orta" seviyesinde tutmaya yetecek güçte olduğunu; bilgi puanlarının da orta düzeyde bulunmasının bireylerin SARS – CoV2 özelinde daha fazla sağlık okuması ve araştırması yapması gerekliliğini ortaya koyabileceği gibi, SARS – CoV2 süreçleri ile ilgili belirgin bilgi kirliliği de bilgi puanları üzerinde etkin olabilir şeklinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: SARS – CoV2, pandemi, adli tıp, adli bilimler, anket
COVID-19 pandemisi sürecinde acil sağlık hizmetleri çalışanlarında anksiyete, koronavirüs fobisi, uyku kalitesi ve psikolojik esneklik durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma; Covid-19 pandemi döneminde Acil Sağlık Hizmetleri çalışanlarının anksiyete durumlarında, uyku düzenlerinde ve psikolojik esnekliklerinde herhangi bir değişiklik olup olmadığının araştırılması ve varsa bu değişikliklerin koronavirüs enfeksiyonu ile ilişkisinin ortaya konması amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla; salgınla mücadelede büyük rol oynayan, hastaların tedavi ve tanı süreçlerinde bizzat bulunan yoğun çalışma temposu, riskli alanlarda çalışma ve ölüm haberleri üzerine salgınla mücadele eden sağlık çalışanlarının, özellikle birinci basamakta olan sağlık personeli tercih edilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel araştırma Ağustos 2020 – Ocak 2021 tarihleri arasında İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Acil Servis çalışanları, Siirt Devlet Hastanesi Acil Servis çalışanları, VM Medicalpark Kocaeli Hastanesi Acil Servis çalışanları ile Kocaeli 112 Acil Sağlık Hizmetleri sağlık çalışanları ile gerçekleştirilmiştir. Veriler uzman görüşleri ve literatür bilgisi çerçevesinde; Sosyodemografik Bilgi Formu, Koronavirüs 19 Fobisi (Cp19-S) Ölçeği, Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Ölçeği (YAB-7), Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve Kabul ve Eylem Formu-2 (KEF-2) anket formları ile toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular SPSS 21.0 programında değerlendirilmiştir. Normal dağılıma uygun verilerin analizinde parametrik testler student t testi ve One way Anova, Pearson Korelasyon Analizi ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar %95 güven aralığında ve anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmadaki 287 katılımcının %43,2'si erkek, %56.8'i kadın, %78'i 20-34 yaş arası, %22'si 35-55 yaş arası, %46,3'ü evli, %53,7'si bekar, %63,1'i çocuksuz, %19,5'i 1 çocuk sahibi, %16,0'ı 2 çocuk sahibi, %1,4'ü 3 çocuk sahibi iken; katılımcıların %35,2'si 0-5 i, %41,1'i 6-10, %23,7'si 11 yıl ve üstü çalışma süresine sahiptir. %36,9'u haftada 0-48 saat, %38,7'si haftada 49-64 saat, %24,4'ü haftada 65 saat üzeri çalışmaktadır. %32,1'i ATT, %28,2'si AABT, %7,3'ü sağlık memuru, %20,9'u hemşire ve %11,5'i doktor olarak görev yapmaktadır. 62,11 ortalama ile en yüksek koronavirüs fobisi ATT'lerde görülmüştür. Somatik ve Sosyal alt boyut değerleri sırasıyla 13,14 ve 16,70 ortalama ile en yüksek ATT'lerde, YAB-7 değeri 9,46 ortalama ile en yüksek ATT'lerde, PUKİ ortalaması 11,28 ile en yüksek Siirt DH'sinde, PUKİ ortalaması 9,85 ile en yüksek hemşirelerde, PUKİ ortalaması 9,47 ile en yüksek bekarlarda, uykuda geçirilen saat değerleri 6,51 ortalama ile en yüksek evlilerde, haftalık çalışma saat değerlerine göre PUKİ ortalaması 10,27 ile en yüksek 0-48 saat aralığı çalışanlarda, uykuda geçirilen saat ortalaması 6,59 ile 49-65 saat aralığı çalışanlarda gözlemlendi. Araştırma sonucunda koronavirüs fobisinin en yüksek olduğu meslek grupları ATT ve sağlık memurları iken onları AABT'ler ve hemşireler izledi, en düşük fobi düzeyi doktorlarda tespit edildi. Anksiyete düzeyleri en yüksek ATT'lerde tespit edildi, ATT'leri sırasıyla; AABT'ler, doktorlar, hemşireler izledi, en düşük oran sağlık memurlarında tespit edildi. Sağlık personellerindeki uyku kalitesi en düşük olan sağlık kurumu Siirt Devlet Hastanesi olarak tespit edilirken, onu sırasıyla; Kocaeli 112 ve Göztepe EAH izlerken, kurumlar arasındaki en iyi uyku kalitesine sahip sağlık çalışanlarının Kocaeli Özel VM Medikalpark'ın sağlık çalışanları olduğu belirlendi. En düşük uyku kalitesi hemşirelerde tespit edildi, hemşireleri sırasıyla; ATT'ler, AABT'ler, doktorlar ve sağlık memurları izledi. Evlilerin bekarlara göre uykuda geçirilen saat değeri ve uyku kaliteleri daha yüksek tespit edildi. En düşük uyku kalitesi ve uykuda geçirilen en düşük saat değerleri, haftalık çalışma saatleri 0-48 saat arasında olanlarda tespit edilirken onları sırasıyla; haftalık 65 saat ve üstü çalışanlar ve 49-65 arası haftalık çalışma saati olanlar izledi. Psikolojik esneklik düzeyleri düşük tespit edilen sağlık çalışanlarında; anksiyete düzeyleri ile Covid-19 fobileri daha yüksek gözlemlenirken uyku kalite düzeylerinin de daha düşük olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Uyku Kalitesi, Anksiyete, Psikolojik Esneklik, Sağlık Çalışanları
Hastanenin özellik arz eden riskli birimlerinde (acil, yoğun bakım, görüntüleme merkezi) çalışan personelin KBRN tehlikesine karşı korunma bilgi düzeyinin araştırılması
Bu çalışmada hastanelerde çalışan özellikle riskli alanlarda görev alan sağlık çalışanlarının olası bir kimyasal, biyolojik, radyolojik ya da nükleer olaylarda kişisel koruyucu ekipman kullanımı ve bilgi düzeylerinin belirlenmesini tespit etmek amaçlanmıştır. Bu sayede KBRN olayına müdahale eden sağlık personelinin bilinçli ve etkin bir şekilde hazır olmasını sağlamak hedeflenmiştir. Bu çalışmada, veri toplama aşaması Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesinde 01/10/2020 – 01/03/2021 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışma kapsamında 20 sorudan oluşan bir anket hazırlanmıştır. Sorular sağlık çalışanlarının görev farklılıklarına özel olmayacak şekilde hazırlanmıştır. Etik kuruldan alınan onay neticesinde ankete başlanmıştır. 270 kişi ankete katılarak soruları cevaplamıştır. Katılımcılardan; Bezmialem Üniversitesi tarafından hazırlanan "bilgilendirilmiş gönüllü olur formu"nu okuyarak araştırma hakkında bilgi sahibi olmaları ve neticesinde çalışmaya gönüllü olarak katılıp/katılmama kararını vermeleri ve katılma kararı veren katılımcıların "çalışmaya katılma formu"nu imzalamaları istenmiştir. Ankete katılmayı kabul eden 270 katılımcının tamamı gönüllü olarak ankete katılmayı kabul etmiştir. Çalışmada katılımcıların kadın ya da erkek olmaları KBRN tehlikesine karşı korunma bilgi düzeylerini anlamlı etkilemediği görülmüştür. Bu katılımcıların 40'ı (% 14,8) tekniker, 161'i (% 59,6) hemşire ve 69'u (% 25,6) doktordur. Mesleki farklılık ele alındığında hemşire olan katılımcıların KBRN tehlikesine karşı korunma bilgi düzeyleri tekniker ve doktor olan katılımcılara göre anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Ülkemizin jeopolitik konumu düşünüldüğünde KBRN konularının iyi bilinmesi ve uygun müdahale edilmesi elzemdir. Böylesine önemli bir müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık personelinin öncelikle kendi güvenliğini sağlaması gerekir. Çalışmada KBRN ifadesinin açılımını bilen katılımcıların KBRN tehlikesine karşı korunma bilgi düzeyleri KBRN ifadesinin açılımını bilmeyen katılımcılara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. KBRN tehdit yelpazesi geniştir. Kimyasal tehditler, hastalık oluşturan bakteriler, pandemiye sebebiyet veren virüsler, radyolojik tehditler, nükleer silahlar, etrafa yayılan radyasyon gibi çeşitli tehditlere karşı korunmak için önce konu hakkında detaylı bilgi edinmek gereklidir. Çalışmada KBRN eğitimi alan katılımcıların KBRN tehlikesine karşı korunma bilgi düzeyleri KBRN eğitimi almayan katılımcılara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte KBRN vakasına şahit olan katılımcıların KBRN tehlikesine karşı korunma bilgi düzeyleri KBRN vakasına şahit olmayan katılımcılara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: KBRN savunma, hastane, bilgi düzeyi
Acil servise ateşli silah yaralanması ile başvuran hastaların analizi
Amaç ve Hipotez: Acil servise yüksek kinetik enerjili silahla yaralanma nedeniyle başvuran hastaların mortalitesi üzerine etkisi olan durumları araştırmak. Bu amaçla; Hastaların demografik yapısı, yaralanma yeri, cerrahi endikasyonları, laboratuvar değerleri ve travma skorları karşılaştırarak, ülkemiz genelinde ve dünyada yapılan çalışmalarla farklılıklarını ve bunların nedenlerini tartışmaktır. Yöntem: Çalışmamız 01 Ocak 2016 ve 31 Aralık 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Hastalar yaşayan ve ölenler olarak iki gruba ayrıldı.Yaş, cinsiyet, olayın oluş şekli, vital bulgular, yaralanma yeri, birden fazla anatomik alan içermesi, cerrahi tedavi gerekliliği, kırık cerrahisi yapılıp yapılmadığı, göğüs tüpü takılma durumu, laboratuvar parametreleri açısından karşılaştırıldı. Yaşayan ve ölen hastaların olduğu gruplar arasında ISS, RTS ve TRISS skorları karşılaştırıldı. ROC analizi yapılarak cut of değerleri hesaplandı. Mortalite tahmininde ne kadar kullanışlı oldukları araştırıldı. Araştırma verileri IBM SPSS Statistics for Windows, sürüm 21.0' e kaydedilerek istatistiksel analizleri yapıldı. Bulgu: Acil servise yüksek kinetik enerjili silahla yaralanma nedeniyle başvuran 18 yaş üzerinde olan ve alandan direkt getirilen-gelen 127 hasta dahil edildi. Hastalar yaşayan ve ölenler olarak iki gruba ayrıldı. Hastalara ait laboratuvar bulgular incelendiğinde; Travma skorlarına bakıldığında yaşayan bireylerin ISS ortalamalarının ölen bireylere kıyasla daha düşük olduğu, RTS VE TRISS skorlarının yaşayan bireylerin ortalamasının ölen bireylere kıyasla daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaşayan bireylerin Sistolik Kan Basıncı ortalamaları ölen bireylere kıyasla daha düşük, ölen bireylerin solunum sayısı yaşayan bireylere kıyasla daha yüksek, ölen bireylerin GKS ortalamaları yaşayan bireylere kıyasla anlamlı olarak daha düşüktür. Sonuç: Bireysel Ateşli silah yaralanması ile acil servise getirilen hastalarda vital bulgular ve laboratuvar testleri hızlıca değerlendirilip ISS, RTS ve TRISS gibi etkinliği kanıtlanmış travma skorları hesaplanmalıdır. Bu travma skorları ölen ve sağ kalan hastalar arasında farklılık göstermiştir. Baş, boyun ve spinal yaralanması olan ateşli silah yaralanmalarında mortalitenin yüksek olduğu bilinmelidir. Bunun yanında özellikle vasküler yaralanması olan hastalara öncelik verilmelidir. Ateşli silah yaralanması olgularında olayın oluş şekli, yaralanma bölgesi, vital bulguları, laboratuvar değerleri ve travma skorlarından faydalanarak elde edilen kanıta dayalı bulgularla karar vermek en doğru yöntemdir. Anahtar Kelimeler: Ateşli Silah, Travma Skoru, Mortalite
Bir eğitim araştırma hastanesi acil servis personellerinin afete hazırlık algı düzeyi
Bu araştırmanın amacı, Balıkesir Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde görev alan personellerin afete hazırlık algı düzeyinin tespit edilerek, afete hazırlık algı düzeyine etki eden faktörlerin neler olduğunu belirlemektir. Araştırmanın evrenini acil serviste görev alan 200 personel oluşturmaktadır. Araştırmada evren içerisinde yer alan 169 personele ulaşılmıştır. Bu araştırmada nicel araştırma modelleri içerisinden tarama modeli ile ilişkisel tarama modeli kullanılarak veri toplamaya yönelik 16 Soru barındıran Demografik Form ve kullanım izni alınan 20 maddelik Afete Hazırlık Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 169 katılımcıdan elde edilen verilerin analizi IBM SPSS Statistics 22 (SPSS Inc., Chicago, IL) programında uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Ölçek toplam puanları ve bu alt boyutların puan karşılaştırmaları yapılırken parametrik testler kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeğin genel puanının ve alt boyut puanlarının güvenirlik analizleri yapılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçek toplam ve alt boyut puanları için iki grup karşılaştırmalarında Independent Sample T Testi, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) analizi kullanılmıştır. Yapılan araştırma neticesinde elde edilen bulgulara göre Balıkesir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servis personellerinin cinsiyet ve medeni durum değişkenleri algı düzeylerinde anlamlı bir farklılık oluşturmamıştır. Acil servis personellerinin afetlere hazırlık evresi için algı düzeylerinin çok yüksek olduğu, müdahale ve afet sonrası evre için hazırlık algılarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda acil servis personellerine sık aralıklarla afetlere yönelik tatbikatlar ve eğitimler düzenlenerek personellerin daima güncel ve hazırlıklı kalmaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Acil Sağlık Hizmetleri, Afetler, Afete Hazırlık Algısı
Artvin ormanlarında yangınların dağılımı ve büyük yangınların değerlendirilmesi
Bu çalışmada, 01.01.2015-31.12.2021 tarihleri arasında Artvin Orman Bölge Müdürlüğü'nde meydana gelen orman yangınlarının genel durumu, sayı ve alan bakımından Orman İşletme Şefliklerine ve yerleşim yerlerine göre gösterdikleri dağılımı, iklim verilerinin yangın sayı ve alanına yaptığı etkiyi, yangınlara karşı alınan tedbirler ve müdahale usullerinin nasıl yapıldığını ve bunların etkinlikleri incelenmiştir. Araştırmanın evrenini, Artvin ilinde 01.01.2015-31.12.2021 tarihleri arasında meydana gelen orman yangınlarına ait tüm raporlar oluşturmaktadır. Veri girişi ve analizinde "Statiscial Package for Social Sciences (SPSS) 25" programı kullanılmıştır. Analizlerde kayıt altına alınan değişkenlere ait sayı ve yüzde dağılımları yapılmış ve veriler arasındaki anlamlı ilişki düzeyine bakmak için Pearson Corelasyon değerlerine bakılmıştır. Araştırmada 84 adet orman yangını detaylı incelenmiştir. Borçka en fazla orman yangınının görüldüğü (n=29 , %35) ilçe olarak tespit edilmiştir. 7 Yıl boyunca meydana gelen orman yangınları en fazla ilkbahar mevsiminde (n=28, %33,33), Mart ayında (n=12, %14, 29), Çarşamba günleri (n=16, %19,05) ve 12:00-17:59 saatleri (n=54, %64,29) arasında meydana geldiği saptanmıştır. 00:00-05:59 Saatleri arasında hiç yangın olmamıştır. Orman yangınları sonucu toplam 70,22ha ormanlık alan yanarak yok olmuştur. Borçka en çok alanın yandığı (n=18,237, %26) ilçe olmuştur. Orman yangınlarının çıkış sebeplerinin sırası ile (n=40, %47,62) en fazla ihmal ve dikkatsizlik, (n=18, %21,43) faili meçhul, (n=17, %20,24) doğal olaylar (yıldırım), (n=5, %5,95) kaza (elektrik hattı), (n=4, %4,76) bilinmeyen sebeplerden meydana geldiği tespit edilmiş ve nedeni bilinmeyen sebepler ile beraber (n=62, %73,81) yangının en çok çıkış sebebi olarak insan faktörü tespit edilmiştir. Araştırmada yanma türü en fazla örtü yangını (n=81, %96,43), tepe ve örtü yangını karışık olarak (n=3, %3,57) gerçekleşmiştir. Orman yangınlarında meydana gelen yangınlar ağaç türü bakımından değerlendirildiğinde en çok yanan ağaç türü (n=17, 20,24) sarıçam, en az yanan ağaç türleri (n=1, %1,19) karaçam, (n=1, %1,19) gürgen, (n=1, %1,19) ardıç olarak belirlenmiştir. Artvin Orman Bölge Müdürlüğü'nde meydana gelen yangınlarındaki aylık toplam yağışın yanan alan ve söndürme sürelerine olan etkisi incelenmiş ve aynı yönde ilişki olduğu görülmüş, toplam yağış toplam yanan alan ve söndürme süresine aynı yönde etki ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca aylık toplam yağışın söndürme süresi üzerine etkisi bakılmış ve söndürme süresine aynı yönde etki ettiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Müdahale, Orman yangını, yangınların dağılımı, İklim Faktörü, Artvin
T.C. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığının 2020 yılı araç yangını kayıtlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, 01.01.2020-31.12.2020 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşen araç yangınlarının genel durumu, sayısı, aylara göre sayı değişikliği, nedenlerine göre sayıları, aylara göre yangın çıkış nedenleri, ilçelerindeki araç yangın sayıları v.b bakımından ilçelerine, nedenlerine ve aylara göre gösterdikleri dağılımı, yangınlara karşı alınan tedbirler ve müdahale aşamasında kullanılan araç ve ekipmanın neler olduğu ve bunların araç yangınını nasıl etkiledikleri incelenmiştir. Araştırmanın evrenini, İstanbul ilinde 01.01.2020-31.12.2020 tarihleri arasında meydana gelen araç yangınlarına ait tüm veriler oluşturmaktadır. Verilerin girişi ve analizinde "Statiscial Package for Social Sciences (SPSS) 25" programı kullanılmıştır. İncelemeler sonucu verilerin sayı ve yüzde dağılımları yapılmış ve aralarındaki anlamlı ilişkilerini anlayabilmek için Pearson Corelasyon değerlerine bakılmıştır. Araştırmada 1509 araç yangını verileri incelenmiştir. Araç Yangınlarının en fazla olduğu ilk 3 ilçe sırasıyla %5,9 (n=89) Esenyurt, %5,2 (n=78) Pendik, %5,1 (n=77) Ümraniye, en az olduğu ilçeler, %0,9 (n=14) Beyoğlu, %0,8 (n=12) Beşiktaş, %0,8 (n=12) Şile' dir. Araç Yangınlarının nedenleri olarak 2020 yılı içinde en sık meydana gelen nedenler %59,6 (n=900) ile Elektrik, %13,1 (n=199) Tespit Edilemedi ve %11,0 (n=166) ile Kızışma olurken en az sıklıkta araç yangını görülen nedenler %3 (n=4) ile Kimyasal Madde Tutuşması, %0,2 (n=3) ile Bilgisayar ve %0,2 (n=3) ile Yangın Zannı olmuştur. Toplam araç yangının en sık meydana geldiği ilçeler %5,9 (n=89) ile Esenyurt, %5,2 (n=78) ile Pendik ve %5,1 (n=77) ile Ümraniye olurken en az araç yangının meydana geldiği ilçeler %0,9 (n=14) ile Beyoğlu, %0,8 (n=12) ile Beşiktaş ve%0,8 (n=12) ile Şile olmuştur. Araç Yangınlarının en sık meydana geldiği aylar %10,7 (n=162) ile Ocak, %10,2 (n=154) ile Ekim ve %10,1 (n=152) ile Haziran olurken en az sıklıkta araç yangını görülen aylar %5,4 (n=81) ile Mayıs, %5,8 (n=88) ile Nisan ve %6,6 (n=100) ile Aralık olmuştur. Araç Yangınlarının ay ve nedenlerine göre incelendiğinde ocak ayında en sık meydana gelen %7,2 (n=109) ile elektrik nedenli araç yangınlar olurken bilgisayar ve lpg oto nedenli araç yangınlar hiç karşılaşılmamıştır. Şubat ayında en sık meydana gelen %5,1 (n=77) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen ve kimyasal madde tutuşması nedenli araç yangınları hiç karşılaşılmamıştır. Mart ayında en sık meydana gelen %4,9 (n=74) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen, sabotaj, kimyasal madde tutuşması, bilgisayar ve benzin parlaması nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Nisan ayında en sık meydana gelen %3,2 (n=48) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen, lpg oto, kimyasal madde tutuşması ve bilgisayar nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Mayıs ayında en sık meydana gelen %3,0 (n=46) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken bilgisayar, lpg oto ve sabotaj nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Haziran ayında en sık meydana gelen %6,8 (n=102) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen, araç yangınları olurken bilgisayar, kimyasal madde tutuşması, lpg oto ve sigara nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Temmuz ayında en sık meydana gelen %5,3 (n=80) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen ve sabotaj nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Ağustos ayında en sık meydana gelen %4,2 (n=64) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen, sabotaj, lpg oto, kimyasal madde tutuşması ve bilgisayar nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Eylül ayında en sık meydana gelen %5,6 (n=85) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen, sabotaj, kimyasal madde tutuşması, bilgisayar ve benzin parlaması nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Ekim ayında en sık meydana gelen %6,2 (n=94) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen, kimyasal madde tutuşması ve lpg oto nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Kasım ayında en sık meydana gelen %4,8 (n=72) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken yangın zannı olarak tespit edilen ve lpg oto kaynaklı araç yangınları ile karşılaşılmamıştır. Aralık ayında en sık meydana gelen %3,3 (n=49) ile elektrik nedenli araç yangınları olurken kimyasal madde tutuşması, bilgisayar ve benzin parlaması nedenli araç yangınları ile karşılaşılmamıştır.
Hemşirelerde duygusal zekâ ve afete müdahale öz-yeterlilik ilişkisi
Bu araştırma, hemşirelerin duygusal zekâ düzeylerinin afete müdahale özyeterlilikleriyle olan bağlantısının literatüre kazandırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi'nde görev yapan 390 ve İstanbul UMKE'de görev yapan 689 hemşire olmak üzere toplam 1079 hemşire, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden 565 hemşire oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak 14 maddelik "Sosyodemografik Bilgi Formu", 41 maddelik "Gözden Geçirilmiş Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği (GGSDZÖ)" ve 19 maddelik "Afete Müdahale Öz-Yeterlilik Ölçeği (AMÖYÖ)" uygulanmıştır. Verilerin analizinde sayı/yüzde, ortalama, Student's t-test, Mann-Whitney U, One-Way ANOVA, Kruskal Wallis, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Çalışma grubunun %66,7'si (n=377) kadın, %33,3'ü (n=188) erkektir. Hemşirelerin %25,7'si (n=145) 24 yaşın altında, %39,8'i (n=225) 25-34 yaş aralığında, %34,5'i (n=195) 35 yaş ve üzerindedir. Hemşirelerin %56,5'i (n=319) evli, %43,5'i (n=246) bekardır. Hemşirelerin %39,8'inin (n=225) çocuğu yokken, %34,7'sinin (n=196) bir çocuğu, %25,5'inin (n=144) iki ve daha fazla çocuğu vardır. Hemşirelerin %66,4'ü (n=375) çekirdek, %33,6'sı (n=190) geniş aileye sahiptir. Hemşirelerin %28,7'sinin (n=162) geliri giderden fazla, %38,9'unun (n=220) geliri giderle eşit ve %32,4'ünün (n=183) geliri giderden azdır. Hemşirelerin %25,0'i (n=141) lise, %11,3'ü (n=64) ön lisans, %41,4'ü (n=234) lisans, %14,7'si (n=83) yüksek lisans ve %7,6'sı (n=43) doktora mezunudur. Hemşirelerin %88,1'i (n=498) en az bir afet ile karşılaşmış ve %79,8'i (n=451) en az bir doğal afette görev almıştır. Çalışma bulguları; hemşirelerin yaş, cinsiyet, medeni durum, aile tipi, gelir durumu ve daha önce afet yaşama durumuna göre GGSDZÖ ve AMÖYÖ alt boyut ve toplam puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki görülmediğini (p>0.05) göstermiştir. Eğitim durumu, çalıştığı kurum, çalıştığı birim, meslekte çalışma süresi ve daha önce afette görev alma durumuna göre GGSDZÖ ve AMÖYÖ alt boyut ve toplam puan ortalamaları arasında ise anlamlı bir ilişki görüldüğü (p<0.05) saptanmıştır. Çocuk sayısı ile toplam GGSDZÖ ortalama puanıyla istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Bununla birlikte, afet yaşama durumuna göre GGSDZÖ ve AMÖYÖ puanları arasında anlamlı bir ilişki görülmezken, afette görev alma durumuna göre anlamlı ilişki görülmüştür (p<0.05). Yapılan korelasyon ve regresyon analizi sonucunda duygusal zekâ ile afete müdahale öz-yeterlilik arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu (r=0,885, p<0,05) ve duygusal zekâ ölçeğinin afete müdahale öz-yeterliliği pozitif yönde anlamlı bir şekilde etkilediği (β =1,660, p<0,05) bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda; duygusal zekâ düzeyi ve afete müdahale öz-yeterliliği düşük olan hemşirelerin bu alanda geliştirilmesi gereken grup olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Hemşirelerin lisansüstü eğitimlerinin desteklenmesi, eğitim ve kurs programlarının geliştirilmesi, afet hemşireliğinin özel dal olmasının sağlanması, hastanenin acil ve diğer birimlerinde çalışan hemşirelerin beceri ve klinik tecrübe kazanmalarına fırsat sağlayacak çalışma programlarının oluşturulması, tatbikatlar düzenleyerek hemşirelerin deneyim kazanmalarının sağlanması, STK ve gönüllülük hizmetlerinin desteklenmesi önerilmektedir. Gelecekteki araştırmalar için hemşirelerde duygusal zekâ ve afete müdahale öz-yeterliliğin farklı evren ve örneklem üzerinde tekrarlanarak araştırılması ve hemşirelerde duygusal zekâ ve afete müdahale öz-yeterliliklerinin geliştirilmesinin faydalarının belirlenmesi önerilmektedir.
Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı çalışanlarında uyku kalitesi ve iş performansı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı çalışanlarında uyku kalitesi ve iş performansı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma 01.09.2019 – 15.12.2019 tarihleri arasında Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında çalışan 187 kişiyle gerçekleştirildi. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi(PUKİ) ve İş Performans Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Araştırmaya katılan çalışanların yaş ortalaması 34,36±8,18 olup tamamı erkektir. %21,8 'i lisans %34,1 'i önlisans %26,8 'i lise %17,3 'ü diğer eğitim grubundadır. %59,2 'si evlidir. Çalışanların %14,5 'i büro personeli %67,6 'sı itfaiye eri %13,4 'ü şoför %4,5 'i teknisyendir. %20,1 'i sürekli gündüz %79,9 'u gece ve gündüz değişen vardiyada çalışmaktadır. Çalışanlardan %79,3 'ü mesai saatlerindeki değişimin uyku problemine yol açtığını belirtti. Çalışanlar geçen ay boyunca uyku kalitesini %15,6 'sı çok iyi %40,8 'i neredeyse iyi %26,8 'i neredeyse kötü %16,8 'i ise çok kötü olarak ifade etti. Geçen ay boyunca uyku problemlerinin işlerini istekle yapmasında problem olma derece sıklığı dağılım bilgileri incelendiğinde %29,1 'i hiç %27,9 'u haftada 1'den az %31,8 'i haftada iki kez ve %11,2 'si haftada 3 veya daha fazla yanıtını verdi. Ankete katılanların iş performansları genel olarak orta seviyede (3,73) bulundu. Çalışanların iş performansları ile yaşları arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunamazken (p=.388>.05), eğitim durumlarının da, iş performanslarını anlamlı etkilemediği görüldü. Çalışanların mesai saatlerindeki değişimin uyku problemine yol açtığını düşünmeyenlerin iş performansı, düşünenlere göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksekti. Uyku kalitesi çok iyi olanların; neredeyse kötü ve çok kötü olanlara göre iş performansları istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksekti. Ayrıca uyku kalitesi neredeyse iyi olanların çok kötü olanlara göre iş performansları istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksek bulundu. Çalışmanın sonunda kötü uyku kalitesinin itfaiye çalışanlarının performansını olumsuz yönde etkilediği sonucu ortaya çıkmıştır. Uyku kalitesinin sık aralıklarla değerlendirilmesinin vardiyalı çalışan itfaiye personelinin iş performansını etkileyeceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: İtfaiye, Uyku kalitesi, İş performansı, Vardiya.
Üniversite öğrencilerinin afet okuryazarlığı düzeylerinin analizi: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hemşirelik Bölümü pilot çalışması
Bu araştırma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi'nde eğitim alan Hemşirelik Bölümü öğrencileri'nin Afet Okuryazarlığı (AFOY) ölçeği ile afetlerin evrelerine özgü bilgilerini değerlendirmek amacıyla yapılmış pilot çalışmadır. Çalışma Temmuz -Haziran 2023 tarihleri arasında Hemşirelik bölümü öğrencileri (235 kişi) ile tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Evrenin tamamına ulaşılması planlanmış ve AFOY ölçeği yüzyüze uygulanarak 208 kişiye ulaşılmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler analiz edilirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmeleri nedeniyle t ve ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testinde farklılık olması durumunda varyansların homojenliği varsayımı dikkate alınarak Tukey testi ile farklılıklar hesaplanmıştır Sürekli değişkenler arası ilişki bakılırken korelasyon testinden yararlanılmıştır.Çalışmaya katılan 208 öğrencinin demografik verileri incelendiğinde;186 (%89.42) katılımcının kadın, 22 (%10.58) katılımcının erkek olduğu ve katılımcıların yaş ortalamasının 20.99±1.36 yıl olduğu, Çalışmaya katılan 208 katılımcıdan, 76 öğrenci 1. Sınıf, (%36,23),32 öğrenci 2 Sınıf.(%15,38),60 öğrenci 3 Sınıf (%28,84) ve 40 öğrenci 4. Sınıf .(%19,25) olduğu görülmektedirAfet Okuryazarlılıklarının orta düzeyin altında bir ortalamaya sahip olduğu bulunmuştur. Zarar azaltma indeks puanlarının 19,85-50 değerleri arasında 36,78±6,44 ortalama, hazırlık indeks puanlarının 15,63-50 değerleri arasında 35,83±6,53 ortalama, müdahale indeks puanlarının 22,12±50 değerleri arasında 37,61±6,75 ortalama, iyileştirme indeks puanlarının 14,17±50 değerleri arasında 35,22±7,61 ortalama ve afet okuryazarlık indeks puanlarının 18,65-50 değerleri arasında 36,32±6,14 ortalama ile dağılım gösterdiği görülmektedir. Afet okur yazarlık düzeyleri açısından sınıflar arası farklılık görülmüştür (p<0,05). 1.ve 2.Sınıfta okuyanların afet okur yazarlık düzeyleri 4.sınıf ve 3.sınıfta okuyanlara göre düşüktür. Hazırlık, müdahale,zarar azaltma ve iyileştirme düzeyleri arttıkça afet okuryazarlık de paralel olarak artmaktadır.Yapılan araştırmadan elde edilen bulgular, öğrencilerin afet farkındalıklarını artırmaları açısından katkı sağlayacağı, gönüllülük çalışmalarına yönlenmelerinin de afetlerle ilgili anlamlı faaliyetleri destekleyeceği düşünülmektedir.
Kahramanmaraş depremlerinde görevlendirilen İstanbul Avrupa yakası 112 acil ambulans çalışanlarının travma sonrası stres bozukluğunun değerlendirilmesi
Travma, kişinin zihinsel ve fiziksel varlığını tehdit eden, normal yaşam akışını ve işlevselliğini bozan, korku ve çaresizlik gibi duygulara neden olan her çeşit olay için kullanılan bir kavramdır.Psikolojik travma ise, ölüm veya ölüm tehdidi, ciddi yaralanma veya fiziksel bütünlüğe yönelik diğer tehditleri yaşama, tanık olma veya bunlara maruz kalma ve kişinin bu olaylardan aşırı derecede korkması, çaresizliği ve korkusu olarak tanımlanabilir. Deprem, kasırga ve sel gibi doğal afetlerin yanında trafik kazaları, intihar, saldırı, hastalanma, iflas, bir yakınını kaybetme, tutuklanma, tecavüz ve terör saldırıları gibi çeşitli olayların travmatik olaylar olduğu görülmektedir.TSSB(Travma sonrası stres bozukluğu) travmatik olaylardan sonra en fazla çalışılan ve sık görülen psikiyatrik bozukluklardan biridir. Travma sonrası yaşanan psikiyatrik bozukluklar konusunda yapılmış araştırmalar, TSSB'nin ortaya çıkan tek ve bağımsız bozukluk olmadığını, sıklıkla depresyon ile birlikte ortaya çıktığını göstermiştir (Briere ve Scott, 2016). 112 acil ambulans personelleri yaptıkları işin gereği olarak pek çok travmatik olayla karşılaşmaktadırlar. Dolayısıyla bu personellerin ruhsal durumları incelenmesi ve rehabilite edilmesi gereken bir durumdur. Bunun da tespit edilmesi ve sorunun ortaya net bir şekilde konulabilmesi önemlidir. Bu yönüyle çalışmanın amacı 112 acil ambulans personellerinin TSSB( Travma Sonrası Stres Bozukluğunun) değerlendirilmesi ve buna yönelik çalışmaların yapılmasına destek olmaktır.
Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin deprem bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi ve afet gönüllülük çalışmalarına etkisi: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi örneği
Bu araştırmada, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin deprem bilgi düzeyleri ve bu bilgi düzeyinin afet gönüllülük çalışmalarına katkılarını değerlendirmek amaçlanmaktadır. Afetler, toplumsal yaşamı olumsuz etkileyen ve acil müdahale gerektiren olaylardır. Depremler, en yıkıcı doğa kaynaklı afetlerden biri olarak büyük can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. Bu tür olaylarda, hızlı ve etkili bir müdahale hayati öneme sahiptir ve bu noktada afet gönüllüleri devreye girer. Afet gönüllüleri, afet anında ve sonrasında profesyonel ekiplerle iş birliği yaparak, hayat kurtarma ve yaralıları tedavi etme gibi kritik görevlerde bulunurlar. Gönüllülerin etkinliğini artıran temel unsur, afet öncesinde aldıkları eğitim ve bilgi düzeyidir. Deprem gibi sıkça karşılaşılan doğa kaynaklı afetlere yönelik bilgi sahibi olmak, gönüllülerin etkinliğini ve müdahale kapasitesini artırır. Bu çalışmada, öğrencilerin deprem bilgi düzeyleri ve bu deprem bilgi düzeyinin gönüllülük çalışmalarına olan etkilerini değerlendirmek amacıyla anket formları ve ölçek kullanılacaktır. Çalışmanın evrenini, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde bulunan toplam 1200 öğrenci oluşturmaktadır. Örneklem seçimi için minimum 275 öğrenci belirlenmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni, öğrencilerin deprem bilgi düzeyleridir. Bağımsız değişkenler ise öğrencilerin sosyodemografik bilgileri ve afet gönüllülük çalışmalarındaki katılım düzeyleridir. Veri toplama aracı olarak anket katılımcı formu, afet gönüllülük çalışmaları formu ve deprem bilgi düzeyi ölçeği kullanılacaktır. Bu ölçek, öğrencilerin deprem bilgi düzeyini değerlendirmek amacıyla tasarlanmıştır. Toplanan veriler, istatistiksel analiz için SPSS yazılımı kullanılarak incelenecektir. Bu veriler, öğrencilerin deprem bilgi düzeylerinin gönüllülük çalışmalarına olan etkilerini ve ilişkilerini ortaya koymak için kullanılacaktır. Araştırmanın sonuçları, öğrencilerin deprem konusundaki bilgi düzeylerini ve afet gönüllülüğü ile olan ilişkisini inceleyerek, olası eksikliklerin tespit edilmesine ve bu konuda yapılacak eğitimlerin yönlendirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Afetlerde muhtarların hazır bulunuşluklarının çalışmalarına etkisinin değerlendirilmesi, 6 Şubat 2023 depremleri (İstanbul ili örneği)
Bu çalışma, 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında İstanbul ili muhtarlarının afete hazır bulunuşluklarının çalışmalarına etkisini anlamayı amaçlamaktadır. Afetler, toplumun güvenliğini ve refahını tehdit eden, olağan yaşamın akışını bozan, ciddi can ve mal kayıplarının yaşandığı olaylardır ve etkileri genellikle büyük ölçekli ve karmaşıktır. Bu nedenle, afetlere hazırlığın tam olması ve etkili bir müdahale sağlamak oldukça kritiktir. Muhtarlar, yerel yönetimlerin temel bir parçası olarak toplumla doğrudan iletişim kurabilen ve ihtiyaçları en iyi şekilde anlayabilen, ayrıca birebir mahalle sakinleri tarafında tanınıp seçilen kişilerdir. Afet durumunda, muhtarlar, halkın güvenliğini sağlamak, ihtiyaçları belirlemek ve acil yardım hizmetlerini koordine etmek gibi kritik görevleri yerine getirirler. Ayrıca, muhtarlar, afet öncesinde ve sonrasında toplumu bilgilendirmek, eğitimler düzenlemek ve afetlere karşı farkındalığı artırmak gibi önleyici çalışmalara da katkıda bulunurlar. Bu nedenle, muhtarların afet yönetimi sürecindeki rolü ve etkinliği, toplumun afetlere karşı direncini ve iyileşme sürecini etkileyen önemli bir faktördür. Bu araştırmada, muhtarların afete hazır bulunuşluklarının çalışmalarına katkılarını ve etkinliklerini değerlendirmiştir. Çalışmanın evreni İstanbul ili genelindeki toplam 963 muhtar oluşturmaktadır. Örneklem seçimi için minimum 275 muhtar belirlenmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni, muhtarların afete hazır bulunuşluk çalışmalarına olan etkisidir. Bağımsız değişkenler ise muhtarların sosyodemografik bilgileri ve çalışmalarındaki faaliyetleri gibi katılım düzeyini içermektedir. Veri toplama aracı olarak anket formu ve ölçek kullanılmıştır. Anket formu, muhtarların afetlere yönelik hazırlık çalışmaları, eğitim durumu, afet bilinci ve katılım düzeyi gibi konuları kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Ölçek ise muhtarların afete hazır bulunuşluk düzeyini değerlendirmek amacıyla kullanılmıştır. Toplanan verilerin istatistiksel analizi için SPSS yazılımı kullanılmış, bu analizler, muhtarların afete hazır bulunuşluk çalışmalarına olan etkilerini ve ilişkilerini ortaya koymak için kullanılmıştır.
Afetlerde kullanım için hidrojenli ve hidrojensiz elde edilmiş kırmızı pancar ekstresi ile zenginleştirilmiş fonksiyonel besin geliştirilmesi
Olağan hayat akışını bozan Afetler ve acil durumlarda toplum sağlığı birçok risk faktörüyle karşı karşıya kalmaktadır. Yaşamın devamlılığı için gerekli olan en elzem faktör ise beslenme faaliyetinin devamının sağlanabilmesidir. Afet öncesi planlamalarda önem verilmesi gereken başlıklardan birisinin beslenme sağlığının korunması olmalıdır. İlk saatlerde afetzedelere besin zenginliği kısıtlı yiyecekler ulaştırılmaktadır. Bu sebeple olağandışı durumlarda toplum sağlığını koruyucu, bireylerin gereksinimlerini sağlıklı şekilde giderebileceği; afet öncesi planlama ve sonrasında depolamada karmaşıklık yaratmayan paketli olmasıyla güvenli ve en önemlisi afetler ve acil durumlar gibi hallerde tedariği oldukça çabuk sağlanabilecek fonksiyonel besin barı üretimi planlanmıştır. Güvenilir besin olan bu fonksiyonel besin bar desteklerinin tedariği ile afet içerisinde afet yaşanması gibi risklerde daha tolere edilebilir olacaktır. Çalışmamızda ülkemizde üretilen kırmızı pancarın, hidrojenle ekstraksiyonundan hidrojenli kırmızı pancar ekstraktının dahil edilmesi ile kontrol grubuna kıyasla antioksidanlığı araştırılmıştır. Antioksidanların halk sağlığını koruyucu, tedavi edici etkilerinin olduğu da bilinmektedir. Bu çalışmanın ülke ekonomisine katkılar sağlayacak bir proje olduğu öngörülmektedir. Literatürde hidrojenle ekstre edilmiş kırmızı pancar ekstratı kullanılarak afet ve acil durumlar için tasarlanmış başka bir fonksiyonel besin bar desteği çalışması bulunmamaktadır.
İklim değişikliği endişesinin sürdürülebilir tüketim davranışlarının üzerine etkisi
Bu araştırma, öğrencilerin iklim değişikliği endişesi ile sürdürülebilir tüketim davranışları düzeylerini belirlemek ve iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören 784, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden 258 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak, 10 maddelik "Kişisel Bilgi Formu", 10 maddelik "İklim Değişikliği Endişesi Ölçeği" ve 17 maddelik "Sürdürülebilir Tüketim Davranışı Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS versiyon 27.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma olarak verilmiş, değişkenler arasındaki ilişkiler Student's t-test, One-way ANOVA, Pearson korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleri kullanılarak incelenmiştir. Öğrencilerin %70.5'i (n=182) kadın, %29.5'i (n=76) erkek olup, yaş ortalaması 22.18 ± 3.02'dir. 258 öğrencinin 89'u (%34.5) hemşirelik, 55'i (%21.3) fizyoterapi ve rehabilitasyon, 45'i (%17.4) beslenme ve diyetetik, 31'i (%12.0) sağlık yönetimi, 20'si (%7.8) odyoloji ve 18'i (%7.0) ergoterapi bölümünde okumaktadır. 72 öğrenci (%27.9) 1. sınıfta olduğunu belirtirken, 75 öğrenci (%29.1) 2. sınıfta olduğunu, 51 öğrenci (%19.8) 3. sınıfta olduğunu ve 60 öğrenci (%23.3) 4. sınıfta olduğunu belirtmiştir. İklim değişikliği konusunda eğitim alan öğrenci 46 (%17.8) iken, iklim değişikliği ile ilgili etkinliklere katılan öğrenci sayısı 74'dür (%28.7). İklim değişikliği endişesi ile yaş ve sınıf düzeyi arasında anlamlı bir farklılık gözlemlenmezken; cinsiyet, bölüm, iklim değişikliği konusunda eğitim alma ve iklim değişikliği ile ilgili etkinliklere katılma arasında anlamlı bir farklılık gözlemlenmiştir (p < 0.05). Sürdürülebilir tüketim davranışı ile yaş arasında anlamlı bir farklılık gözlemlenmezken; cinsiyet, bölüm, sınıf düzeyi,iklim değişikliği konusunda eğitim alma ve iklim değişikliği ile ilgili etkinliklere katılma arasında anlamlı bir farklılık gözlemlenmiştir (p < 0.05). Korelasyon analizi sonucunda iklim değişikliği endişesi ile sürdürülebilir tüketim davranışı arasında orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = 0.440, p < 0.001). İklim değişikliği endişesi, sürdürülebilir tüketim davranışı pozitif yönde etkilemekte (β = 0.386, p < 0.001) ve sürdürülebilir tüketim davranışındaki varyansın %19,4'ünü açıklamaktadır. Bulgular, üniversite düzeyinde sürdürülebilirlik eğitimi ve bilinci artırmaya yönelik çabaların önemini vurgulamaktadır. Bu kapsamda, üniversitelerin iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konusunda daha fazla farkındalık yaratmak için çeşitli etkinlikler düzenlemesi, müfredatlarda bu konulara daha fazla yer verilmesi ve öğrencilere bu konuda rehberlik edilmesi önerilmektedir. Ayrıca, toplum genelinde sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve bu konuda farkındalığın artırılması için çeşitli kampanya ve projelerin desteklenmesi gerekmektedir. Bu şekilde, iklim değişikliği ile mücadelede daha etkili adımlar atılabilir ve sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir adım atılmış olur. Anahtar Kelimeler: İklim, iklim değişikliği, sürdürülebilirlik, tüketim, davranış
Ordu ilinde ikamet edenlerin afete hazırlık ve risk algı düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada, Ordu ilinde ikamet eden bireylerin afete hazırlık ve risk algı düzeylerinin incelenmesi ve afete dirençli bir toplumun inşa edilmesine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Araştırma betimsel tarama modelinde desenlenmiş olup, mevcut durum nitel verilerle betimlenmiştir. Veri toplama yöntemi olarak ise anket yöntemi kullanılmış, 2023 yılının son çeyreği ile 2024 yılının ilk çeyreği arasında Ordu ilinde ikamet eden 465 katılımcıya ulaşılmıştır. Veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Normallik analizi için Kolmogorov Smirnov testi kullanılmıştır. İkili gruplar arasındaki farklar için Mann Whitney U, ikiden fazla gruplar arasındaki farklar için Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre erkek katılımcıların afet hazırlık puanları, istatistiksel olarak anlamlı şekilde kadın katılımcıların afet hazırlık puanlarından daha yüksektir (p<0.05). Afet Hazırlık puanı istatistiksel olarak anlamlı şekilde en yüksek 34-41 arası yaşa sahip olan katılımcılarda görülmüştür (p<0.05). Eğitime göre Afet Risk Algısı puanının en yüksek değeri ön lisans mezunlarında, Afet Hazırlık puanı ise lise mezunlarında en yüksek düzeydedir ve her iki ölçeğin de puanlarının eğitim grupları arasındaki farkı istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Afet Risk Algısı puanı Ordu'da 20 yıldan fazla yaşayanlarda en yüksek düzeydeyken, Afete hazırlık puanı ise Ordu'da 11-20 yıl arası süreyle yaşayanlarda daha yüksek düzeydedir (p<0.05). Afet eğitimi alanlarda hem Afet Risk Algısı puanı, hem de Afet Hazırlık puanı istatistiksel olarak anlamlı şekilde, afet eğitimi almayan katılımcılardan daha yüksek düzeydedir (p<0.05). Afet planı olduğunu ifade eden katılımcılarda her iki ölçeğin puanı istatistiksel olarak anlamlı şekilde, afet planı olmadığını ifade eden katılımcılardan daha yüksek düzeydedir (p<0.05). Genel olarak her ne kadar afet ile ilgili bilgi ve bilinç düzeyi düşük olsa da, afet ile ilgili eğitim alanlarda, hazırlık ve bilgi düzeyleri daha yüksektir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, Ordu ilinde yaşayan vatandaşların büyükçe bir bölümünün afete hazırlık ve risk algısı konusunda yeterli bilgi sahibi olmadığı görülmüştür. afet hazırlık ve risk yönetimi temelli eğitimlerde, toplumun tüm taraflarına hitap edecek olan eğitimler düzenlenebilir.
Afet lojistiğinin Türkiye afet müdahale planı kapsamında değerlendirilmesi: Bozkurt sel felaketi örneği
Bu araştırmanın amacı, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) çerçevesinde afet lojistiğinin yapılandırılmasını ve Bozkurt sel felaketindeki işleyişini anlamaktır. Araştırmada, afet lojistiği uygulamalarının etkinliği, müdahale planına uygunluğu ve karşılaşılan zorluklar ele alınmıştır. Sonuçlar, afet lojistiği ile afet müdahale planlaması arasındaki ilişkinin anlaşılması, akademik literatüre katkıda bulunmayı ve afet yönetimi politikalarının geliştirmesini hedeflemektedir. Ayrıca, Bozkurt sel felaketindeki lojistik süreçlerin değerlendirilmesi, benzer afetlerde karşılaşılabilecek sorunlara yönelik stratejilerin oluşturulmasına ışık tutacaktır. Araştırma, Bozkurt sel felaketinde görev yapan 6.552 kişilik bir evrene ve 187 katılımcıya dayanmaktadır. Veri toplama için sosyodemografik bilgi formu ve planlama, iletişim ve operasyon alt boyutlarını içeren afet lojistiği değerlendirme formu kullanılmıştır. SPSS 27.0 programı ile analiz edilen veriler, çeşitli istatistiksel testlerle değerlendirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 39.04 ± 8.25, ortalama tecrübe yılı 10.21 ± 7.74 olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların %87.7'si erkek, %44.9'u kamu kurum çalışanı, %77.5'u geçmişte afet yaşama tecrübesine sahip ve %91.4'ü afette görev alma tecrübesine sahiptir. Afet çalışma tecrübeleri alt kategorilerinde ise katılımcıların, %25.1 hazırlık, %20.1 zarar azaltma, %32.7 müdahale ve %22.1 iyileştirme süreçlerinde görev aldığı görülmüştür. Bozkurt sel felaketinde görev alan katılımcıların %45.5'i ilk 12 saat içerisinde görevlendirilmiş, %40.7'si iyi ve detaylı bilgilendirildiğini, %41.7'si ön değerlendirme ekibi gönderildiğini belirtmiştir. Çalışmada en düşük güvenirlik değerinin 0.673 ile iletişim alanında olduğu, en yüksek güvenirliğin ise 0.925 ile planlama boyutunda olduğu sonucuna varılmıştır. Daha önce afet deneyimi yaşama durumunun planlama çalışmaları alt boyutunda ve müdahale öncesi bilgilendirilme durumunun planlama çalışmaları, iletişim, lojistik alt boyutları ve toplam anket puanı üzerinde, ön değerlendirme ekibi gönderme durumunun da planlama çalışmaları, iletişim alt boyutları ve toplam anket puanı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklar yarattığı belirlenmiştir. Araştırmada, Bozkurt sel felaketinde genel olarak TAMP'ın başarılı bir şekilde uygulandığını, ancak operasyonel ayrıntıların daha iyi bir şekilde ele alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bunun gelecekteki müdahale ve iyileştirme çalışmalarına katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Afyonkarahisar Valiliğinde çalışanların afet tehdidi için psikolojik hazırlık düzeyleri ile afet hazır bulunuşluluğun değerlendirilmesi
Bu çalışmada yerel yönetimin en yetkili resmi kurumlarından birisi olan valiliğin afetlerde görev alan çalışanların psikolojik hazırlık düzeyleri ve afet hazır bulunuşluklarını incelemek ve önemini dikkat çekmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla daha önce afet yaşamış bölge açısından risk teşkil eden Afyonkarahisar ilinin valilik çalışanları tercih edilmiştir. Tanımlayıcı araştırma Şubat 2024 – Mart 2024 tarihlerinde Afyonkarahisar ilinde görev alan Valilik çalışanları ile yapıldı. Veriler uzman görüşleri ve literatür ışığında Demografik Bilgi Formu, Afet Tehdidi için Psikolojik Hazırlık Ölçeği ve Afet Hazırbulunuşluk Ölçeği formları ile toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulguların analizinde iki bağımsız grubun ortalama karşılaştırmasında student t testi, ortanca karşılaştırmasında Mann Whitney U testi kullanılacaktır. İki den fazla grubun ortalama karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi, ortanca karşılaştırmasında Kruskall Wallis testi kullanılacaktır. Çoklu karşılaştırmalarda Tukey ve Dunn testlerinden yararlanılacaktır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alınacak, hesaplamalarda SPSS (version 26) paket programı kullanılacaktır. Araştırmaya katılan gönüllü 142 valilik çalışanı bireylerin yaş aralığı 22-64 arasında olup, yaş ortalaması 37,82±9,35'dur. Valilik çalışanlarının deneyim süresi 1 ila 40 yıl arasında değişmekte olup, ortalama 10,75±8,94 yıldır. Katılımcıların dağılmını incelediğimizde %59,9'ü (n=85) erkek, %71,8'i (n=102) evli, %88,7'si (n=126) çekirdek aile, %35,21'i (n=50) çocuk sahibi değildir, %64,8'i (n=92) üniversite, %64,7'si (n=92) kendi evinde yaşamaktadır, %89,4'ü (n=127) apartmanda, evlerinin ruhsatı %71,8'i (n=102) 2000 yılı sonrasına aittir. Katılımcıların %88'i (n=125) herhangi bir afette yakınını kaybetmemiştir ve %85,2'si (n=121) afet çantasına sahip değildir. Valilik çalışanlarının aile yapısı, eğitim düzeyi, yaşadıkları yer, yaşadıkları yerin türü, evin ruhsatı, daha önce afet yaşama durumu, daha önce afette yakınını kaybetme durumu, tanı almış hastalık durumu değişkenlerine göre ATPHÖ ve AHBÖ toplama ve alt boyut ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Valilik çalışanlarının cinsiyet ile kişinin sosyal çevresinin yönetimi ve toplam ATPHÖ ortalama puanıyla istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunurken (p<0,05), AHBÖ ortalama puanlarıyla anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Erkek valilik çalışanlarının kişinin sosyal çevresinin yönetimi ve toplam ATPHÖ ortalama puanıyla kadın valilik çalışanlarına göre anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur. Valilik çalışanlarının medeni durumu ile AHBÖ alt boyutu olan fiziksel koruma puanıyla istatiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0,05), ATPHÖ ortalama puanıyla anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Evli valilik çalışanlarının AHBÖ alt boyutu olan fiziksel koruma puanıyla bekar valilik çalışanlarına göre anlamlı bir şekilde yüksek bulunmuştur. Valilik çalışanlarının afetlere yönelik eğitim alma durumuna göre ATPHÖ ve AHBÖ puanları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar görülmüştür. Valilik çalışanlarının afet çantası bulundurma durumlarına göre ATPHÖ ve AHBÖ puanları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar görülmüştür. Psikolojik hazırlığın geliştirilmesi için öncelikle valilik çalışanlarının kendi bireysel özelliklerini, güçlü ve zayıf yönlerini tanımaları ve olaylara karşı verecekleri tepki karşısında duygusal olarak kendilerini değerlendirmeleri sağlanmalıdır. Valilik çalışanlarının psikolojik hazırlık düzeylerini geliştirmeye yönelik konularda kurum tarafından eğitimler düzenlenmeli ve bu alanda uzman kişilerce seminer, konferans vb. faaliyetler düzenlenmelidir. Valilik çalışanlarının psikolojik dayanıklıklarını arttırmaya yönelik faaliyetler düzenlenmeli bu alanda verilecek eğitimlerin uygulama, stresti yönetebilme, iletişimin kuvvetlendirilmesi, sosyal çevrenin geliştirilmesi ve ekip çalışmasının arttırılması konularından hizmet içi eğitim programlarıyla pekiştirilmesi önerilmektedir. Ülkemizde görülebilen afet çeşitliliği ve sayısı fazla olduğu göz önünde bulundurulduğunda valilik çalışanlarının görev ve sorumluluklarının bilincinde olması afet yaşanmadan düzenli olarak bilgilendirme ve mevzuat düzenlenmelerin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Yönetimi, Psikolojik Hazırlık, Afet Hazırbulunuşluk
Afet ve acil durumlarda gönüllü bir arama kurtarma birliğinde nosacq-50 iş güvenliği kültürü araştırması
Bu araştırma, afet ve acil durumlarda arama kurtarma faaliyetlerine katılan gönüllü bireylerin iş güvenliği kültürü algılarını incelemeyi ve bu alandaki literatüre katkı sağlamayı amaçlayarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, bir arama kurtarma derneğinde gönüllü üye olarak görev yapan 720 kişi oluşturmuştur. Örneklem seçimi yapılmadan, evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmış ve 604 gönüllüye ulaşılmıştır. 17 katılımcının verileri eksik veya hatalı olduğu için analiz dışı bırakılmış ve araştırmaya 587 gönüllü dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak 13 maddelik "Demografik Bilgi Formu", 50 maddelik "NOSACQ-50 İş Güvenliği Kültürü Anketi" uygulanmıştır. Verilerin analizinde, sayı ve yüzde dağılımları, ortalama ve standart sapma değerleri ile parametrik testler, bağımsız gruplar t-testi, ANOVA, LSD testi ve korelasyon analizleri uygulanmıştır. Araştırmaya katılan gönüllülerin yaş ortalaması 31.31 ± 9.79'dur. Gönüllülerin arama kurtarma ekibindeki deneyim süresi ortalaması 2.40 ± 2.58 yıldır. Gönüllülerin %65.2'si (n=383) erkek, %66.1'i (n=388) bekar, %64.4'ü (n=378) çocuğu yoktur ve %65.6'sı (n=385) üniversite mezunudur. %55.9'u (n=328) haftada 40 saatten fazla çalışmakta, %75.3'ü (n=442) İSG eğitimi almış, %64.2'si (n=377) ramak kala olayı yaşamamış, %85.2'si (n=500) son 5 yıl içinde tetanos aşısı yaptırmış, %94.0'ı (n=552) iş kazası geçirmemiş, %91.7'si (n=538) sağlık problemi olmadığını belirtmiş ve mesleki geçmişte %23.9'u (n=140) eğitim sektöründe çalışmakta olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların demografik özelliklerine göre iş güvenliği kültürü algılarında farklılıklar gözlemlenmiştir. Medeni durum, çocuk sayısı, eğitim durumu, haftalık çalışma saati, İSG eğitimi alma durumu, tetanos aşısı yaptırma durumu ve iş kazası geçirme durumu ile NOSACQ-50 alt boyutları ve toplam puan ortalamaları arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca, yaş ile deneyim süresi arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Bu sonuçlar ışığında, iş güvenliği kültürü düşük olan gönüllülerin, geliştirilmesi gereken öncelikli grup olarak belirlenmesi gerektiği görülmüştür. Gönüllülere alanında uzman kişilerden eğitim verilmesi, İSG ve kaza raporlama kültürlerinin güçlendirilmesi, uygulamalı prosedürlerin etkinleştirilmesi, kişisel koruyucu ekipman kullanımının denetlenmesi, psikolojik destek sağlanması, iletişim altyapısının güçlendirilmesi ve kaza bildirim formlarının kullanılması önerilmektedir. Ayrıca yasal boşlukların doldurularak afetlere özel iş sağlığı ve güvenliği yasaları oluşturulması ve gönüllülerin sigorta kapsamına alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Gelecekteki araştırmalar için, bu bulguların farklı evrenlerde ve daha geniş kitlelerle test edilerek etkinliğinin değerlendirilmesi önerilmektedir.
Birey ve aileler için afetlere hazırlık eğitim ihtiyacının belirlenmesi: Kahramanmaraş merkezli depremler örneği
Bu çalışmanın amacı, depremi deneyimlemiş bireylerin bakış açısından hareketle, bireylerin ve ailelerin afet eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu doğrultuda politika önerilerinin sunulmasıdır. Çalışma nitel şekilde planlanmış olup, fenomenoloji deseni benimsenmiştir. Veriler Şubat–Mart 2025 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış görüşme formu ile yüz yüze mülakat tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin analizi, nitel araştırmalarda yaygın olarak kullanılan lisanslı MAXQDA programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın her aşamasında uzman görüşüne başvurulmuştur. Çalışma kapsamında, katılımcıların çoğunluğunun deprem anında güvensiz davranışlar sergilediği ve yoğun korku ile çaresizlik yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların çoğunluğu, tahliye süreçlerinin organizasyonunda sorunlar olduğunu dile getirmiştir. Deprem sonrası afet eğitimi alma yönünde olumlu tutum ve davranış geliştiren katılımcıların sayısının fazla olduğu değerlendirilmiştir. Afet ve depremle ilgili bilgilerin büyük ölçüde okul ve sosyal medya gibi kaynaklardan edinildiği anlaşılmıştır. Bununla birlikte, olası bir afette can ve mal kayıplarının azaltılmasında bireysel afet hazırlık sürecinin önemli bir rol oynadığı değerlendirilmiştir. Bu veriler ışığında, toplumsal ve bireysel düzeyde afet eğitimi ihtiyacının belirlenmesinin önemli olduğu, birey odaklı afet eğitim planlarının oluşturulması ve afet farkındalık eğitimlerinin davranış temelli olarak gerçekleştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Hava kurtarma ve yangınla mücadele ekiplerinin (ARFF) takım çalışmasına yatkınlıkları ve örgütsel bağlılıklarının değerlendirilmesi: İstanbul bölgesi Avrupa yakası havalimanları örneği
Bu araştırma, Hava Kurtarma ve Yangınla Mücadele (ARFF) ekiplerinin takım çalışmasına yatkınlıkları ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi literatüre kazandırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni, İstanbul Havalimanı ve Atatürk Havalimanı'nda görev yapan toplam 395 ARFF personelinden oluşmaktadır. Örneklem, araştırmaya katılmayı kabul eden 215 ARFF personelinden oluşmuştur. Veri toplama araçları olarak, 8 maddelik "Sosyodemografik Bilgi Formu", 28 maddelik "Takım Çalışmasına Yatkınlık Ölçeği (TÇYÖ)" ve 15 maddelik "Örgütsel Bağlılık Ölçeği (ÖBÖ)" uygulanmıştır. Verilerin analizinde, frekans, yüzde, ortalama, Student's t-testi, Mann-Whitney U, One-Way ANOVA, Kruskal-Wallis, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Katılımcıların %84,7'si (n=182) erkek, %15,3'ü (n=33) kadındır. Bunların %49,8'i (n=107) evli, %50,2'si (n=108) bekardır. Eğitim düzeyleri incelendiğinde, %80,0'ı (n=172) ön lisans, %13'ü (n=28) lisans ve %7'si (n=15) yüksek lisans mezunudur. Görev dağılımına bakıldığında, %74,4'ü (n=160) müdahale ekibi, %15,8'i (n=34) ARFF Dispatcher ve %9,8'i (n=21) idari biriminde çalışmaktadır. ARFF ekiplerinin hizmet süresi Ort±SS= 4,98±3,73 yıl olup, minimum 1 yıl, maksimum 34 yıl olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %62,8'i (n=135) ekip çalışması ile ilgili sorun yaşadığını, %37,2'si (n=80) ise herhangi bir sorun yaşamadığını belirtmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, ARFF ekiplerinin takım çalışmasına yatkınlık düzeyleri sosyodemografik değişkenlere göre farklılık göstermektedir. Erkekler ve evli bireyler, iç motivasyon ve liderlik becerilerinde daha yüksek puan almıştır. Eğitim düzeyi arttıkça örgütsel bağlılık artmış; ancak ön lisans mezunları bazı alt boyutlarda daha düşük puanlar almıştır. Görev dağılımı açısından idari birimde çalışanlar, diğer gruplara göre hem takım çalışması hem de örgütsel bağlılık düzeylerinde daha yüksek sonuçlar göstermiştir. Örgütsel bağlılık üzerinde cinsiyet ve medeni durum anlamlı fark yaratmazken, eğitim düzeyi ve görev dağılımı belirleyici olmuştur. Takım çalışmasında sorun yaşamayanların örgütsel bağlılık düzeyleri daha yüksektir. Pearson korelasyon analizine göre, yaş ve hizmet süresi ile bazı takım çalışması alt boyutları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Özellikle iç motivasyon, liderlik, sorumluluk ve iş birliği gibi faktörler hem takım çalışması hem de örgütsel bağlılıkla güçlü şekilde ilişkilidir. Yapılan basit doğrusal regresyon analizine göre ise örgütsel bağlılığın takım çalışmasına yatkınlıktaki varyansın %12,7'sini açıkladığını ve anlamlı bir pozitif ilişki olduğu, örgütsel bağlılık düzeyinin artmasının takım çalışmasına yatkınlık düzeyinde anlamlı bir yükselmeye neden olabileceğini ortaya koymaktadır. Bu bulgular doğrultusunda; ekip içi iletişimi ve iş birliğini artırmaya yönelik eğitimler, liderlik ve problem çözme becerilerini geliştiren uygulamalar, çalışan motivasyonunu destekleyen ödül ve kariyer planlamaları önerilmektedir. Ayrıca, etkili kriz yönetimi ve yönetsel destek mekanizmaları ile örgütsel bağlılık güçlendirilebilir.
Türkiye hudut ve sahiller sağlık denetleme merkezlerinde çalışan personellerin afet bilinci algı düzeyi
Bu araştırma, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Denetleme Merkezi (THSSDM) Personellerinin Afet Bilinci Algı Düzeyini tanımlayıcı olarak incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 15.11.2024-15.05.2025 tarihleri arasında THSSDM'de görevli olarak çalışan 435 personele, Google forms aracılığıyla, gerekli kurumsal izinler dahilinde uygulanmıştır. Araştırmada, Demografik Bilgi Formu (DBF), Afet Bilinci Algı Ölçeği (ABAÖ) uygulanmıştır. Veriler SPSS-27 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. İkili gruplar için Bağımsız Örneklem T-Testi ve Mann Whitney U Testi; üç ve daha fazla gruplar için Kruskal Wallis-H analizi uygulanmıştır. Ölçekler arası ilişkiyi belirlemek için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre; 41 yaş ve üzeri bireylerin Afet Eğitimi Bilinci Puanı (AEBP), Afet Öncesi Bilinç Puanı (AÖBP), Yanlış Afet Bilinci Puanı (YABP), Afet Sonrası Bilinç Puanı (ASBP) ve Afet Bilinci Algı Ölçeği Puanı (ABAÖP) 40 yaş ve altındaki diğer bireylere göre anlamlı ve yüksektir (p<0,05). Cinsiyet değişkeninde ise erkeklerin YABP, ASBP ve ABAÖP ortalamaları, kadınlardan anlamlı düzeyde yüksek olup (p<0,05), her iki cinsiyette AEBP ve AÖBP farkı istatistiksel olarak anlamlı değil (p>0,05). Medeni durum değişkeni ile AEBP, AÖBP, YABP, ASBP, ABAÖP puanları arasında istatistiksel anlamda fark yoktur (p>0,05). Çocuk sahibi olan bireylerde, olmayanlara göre AEBP, AÖBP ortalaması anlamlı olup (p<0,05), çocuk sahibi olan bireylerde ASBP, YABP ve ABAÖP ortalamaları arasında fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Daha önce afet yaşama durumu ile AEBP, AÖBP, ASBP, ABAÖP puanları arasında istatistiksel anlamda fark yoktur (p>0,05), afet yaşama durumu ile YABP arasında istatistiksel anlamda fark anlamlı olup (p<0,05) daha önce afet yaşayan bireylerde daha yüksektir. Afete yönelik eğitim alan bireylerde AÖBP, YABP, ASBP, ABAÖP arasında istatistiksel anlamda farklılık göstermemektedir (p>0,05), afet eğitimi alma ile AEBP puanı arasındaki ilişki anlamlı olup eğitim alan bireylerde afet bilinci artmaktadır (p<0,05). Son üç yılda afette yakın kaybı olan bireylerde AEBP istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Bir afette yakın kaybı yaşamış bireylerde AÖBP, YABP, ASBP, ABAÖP ortalamaları anlamlı derecede yüksek olup (p<0,05), yakın kaybı yaşayan bireylerde afet bilinci ve farkındalık düzeyi artmaktadır. Afetlere yönelik daha önceden hazırlık yapan bireylerde AEBP, AÖBP ve ASBP puanları anlamlı derecede (p<0,05) yüksek olup, afete hazırlık yapan bireyler ile YABP ve ABAÖP ortalamaları arasında istatistiksel anlamda farklılık yoktur (p>0,05). Eğitim durumu açısından ise lise mezunlarının AEBP ve AÖBP ortalamaları, üniversite mezunlarından anlamlı düzeyde yüksektir (p<0,05). Lise ve üniversite mezunları arasında YABP, ASBP, ABAÖP ortalamaları arasında anlamlı farklılık yoktur (p>0,05). Orta gelir düzeyine sahip bireylerde, ABAÖP ortalaması, düşük ve yüksek gelir grubuna göre daha yüksek ve anlamlıdır (p<0,05). Çalışma yılı daha uzun olan bireylerin AEBP, AÖBP, YABP, ASBP, ABAÖP ortalamaları kısa çalışma yılına sahip bireylere göre istatistiksel olarak yüksek ve anlamlıdır (p<0,05).
Humanitarian aid assistance in Olive Branch area: Problems and resolutions
The Syrian civil war, which began in 2011, has had a profound and direct impact on millions of people. Delivering humanitarian aid programs in such a complex crisis environment has become a critical challenge. The multifaceted nature of these environments, coupled with various variables and actors, makes it challenging to provide effective assistance to fragile communities. Often, the divergence between needs and available resources hampers the desired impact of aid programs. Additionally, the continuity and quality of programs are susceptible to disruption by secondary factors. In the pursuit of enhancing the effectiveness of future humanitarian aid programs in the Afrin region, this study was initiated in 2021 and evolved over a 2-year period. Planning commenced in the latter part of 2021, with field implementation taking place between October- December 2023, specifically in the Afrin region. Active participation in the study included NGO personnel in Afrin, Local Council representatives, and AFAD officials. The study's focus encompassed the analysis of humanitarian aid programs conducted by NGOs in the region, addressing the various challenges encountered during implementation. Deliberations revolved around the duties and responsibilities of different stakeholders involved in these programs. The most important outcomes of this study were outlined to minimize challenges both in the region and during the execution of humanitarian aid initiatives. Another crucial outcome of the study was the identification of more effective and high-quality types of humanitarian aid, shedding light on areas necessitating development and transformation. Keywords: Humanitarian Aid, NGO, Syria, Afrin, Disaster Management
Muş ili 112 Acil Sağlık Hizmetleri personelinin afet hazırlığının genel öz yeterlilik inancı ile ilişkisi
Son yıllarda afetlerde meydana gelen artış ve afetlerin ortaya çıkardığı fiziksel, sosyal, ekonomik kayıplar nedeniyle kamuoyunu meşgul eden bir olgu haline gelmiştir. Hazırlık çalışmalarına birey, toplum ve işletmeler eş zamanlı ve bir bütün olarak dahil edilmesi afetlerin olumsuz etkilerini azaltmada önemli strateji olmaktadır. Bireysel afet hazırlıkları, bireylerin zarar görebilirliğini azaltmasının yanı sıra toplumun ve işletmelerin de zarar görebilirliğinin azalmasında rol oynamaktadır. Genel öz yeterlilik inancı, bireylerin afet öncesi edindiği bilgi ve tecrübeleri afet anında etkin kullanmasında yardımcı olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, 112 personelinin afet hazırlığının genel öz yeterlilik inancı arasındaki ilişkiyi irdelemektir. Çalışma, Muş 112 Acil Sağlık Hizmetlerinde görevli 156 sağlık personeli arasından 146 tanesine uygulanmıştır. Böylece çalışma, evreninin tamamına değil %95,4' üne ulaşmıştır. Kesitsel çalışmanın verileri; çalışanların sosyo-demografik özelliklerini ve afet hazırlıklarını özetleyen 33 soruluk anket, 17 sorudan oluşan genel öz yeterlilik inanç ölçeği ile toplandı. Katılımcı personelin %50'si herhangi bir afet eğitimi almamıştır. Bunun yanında afetlerde can ve mal kaybını azaltacak en önemli evrenin hazırlık aşaması olduğunu düşünenlerin oranı %45,2'dir. Muş'ta meydana gelebilecek bir afetin kötü yönetilmesinin ana sebebini koordinasyon eksikliği olacağını düşünenlerin oranı %76,7'dir. Katılımcıların ölçek puan ortalaması 63,44 olup; 112 personelinin kitlesel olaylarda bulunması gereken konumu bilme, görevde yaralanma durumunda tazminat hakkını bilme, kurumunda afet tatbikatı yapılması ile Genel Öz-Yeterlilik İnancı puanı ortalaması arasında anlamlı fark bulunmuşken (P<0,05); afetler hakkındaki mevzuatları ile genel öz-yeterlilik inancı puanı ortalaması arasında anlamlı fark bulunmamıştır(P>0,05). Yaş, deneyim ve öğrenim ile genel öz yeterlilik puanı arasında anlamsız bir korelasyon ortaya çıkmıştır. Afet öncesinde öz yeterlilik inancını artıracak etkinlikler geliştirilmelidir. Katılımcıların iş güvenliği mevzuatları sağlık personelini kapsayacak şekilde güncellenmeli ve sağlık personelinin afet hazırlığı çabaları desteklenmelidir. Anahtar kelimeler: Afet, Afet Hazırlığı, Muş İli, 112 Personeli, Öz Yeterlilik.
Türkiye'nin Afetlere Hazırlık Politikalarının Toplum Algısı Üzerinden Karşılaştırmalı Analizi: Van-Bitlis Örneği
Bu çalışmada, Türkiye'nin afetlere hazırlık politikalarının toplum algısı üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, araştırma Van ve Bitlis illerinde gerçekleştirilmiştir. Bu illerin seçilme nedeni; yakın tarihte afetin yaşandığı (2011-Van) ve yaşanmadığı (Bitlis) iki ilde afetlere hazırlık politikalarının etkinliği ve bu politikalar çerçevesinde yapılan faaliyetlerin vatandaşlar tarafından ne düzeyde bilindiği ve iki il arasında farklılık olup olmadığının tespit edilmesidir. Araştırmanın ana kütlesini her iki ildeki üniversitenin personeli, örneklemi ise, bu iki üniversiteden araştırmaya basit tesadüfi yöntemle gönüllü katılım sağlayan personel oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında ilk olarak afet olgusu ele alınmış, daha sonra Türkiye'nin afet politikaları ve Van ve Bitlis illerinin afetselliğine yer verilmiş, son olarak araştırma kapsamında elde edilen veriler doğrultusunda analizler yapılmıştır. Elde edilen veriler, tanımlayıcı istatistiki analizlerin yanı sıra, faktör, korelasyon, T testi ve ANOVA analizlerine tabi tutulmuştur. Analizler sonucunda genel olarak ülkemizdeki afetlere hazırlık politikalarının araştırmanın örneklemi kapsamında etkin bir düzeyde olmadığı görülmüştür.
Kentsel afet yönetim planının hazırlanması "Bitlis örneği"
Afetler, kitlesel can ve mal kayıplarına sebep olmakta ve bunların büyük bir bölümü insanların kontrolü dışında oluşmaktadır. Afetler bir anlamda doğal çevrenin yıkımı olmakla beraber ortaya çıkardığı sonuçlar açısından önlem alınma zorunluluğu bulunan olaylardır. Afet risklerinin minimum seviyede tutulabilmesi için afet yönetim planlaması uygulanmaktadır. Bu planlama zaman içerisinde gelişmekte ve süregelen bir süreç olup ayrıntılı risk yönetim ilkelerini içermekte ve özellikle yerel bazda kurumsal ve stratejik planlama aşamaları ile bir bütünlük arz etmektedir. Ülkemiz, afetlerin sıkça yaşandığı ve bunların sonucunda önemli can ve mal kayıpların olduğu bir coğrafya üzerinde yer almaktadır. İnsan yaşamının kesintiye uğramaması için afet risklerin belirlenerek, afet öncesi, anı ve sonrasında yönetilmesi modern afet yönetiminin bir gereğidir. Ülkemizde hem ulusal, hem bölgesel hem de yerel bazda bu planlama süreci farklı kurumların karşılıklı koordinesi ile yürütülmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, Doğu Anadolu Bölgesinde stratejik bir geçiş konumu bulunan ve farklı afetlerin sıklıkla yaşandığı Bitlis ili örnek olarak seçilmiştir. Tez çalışması kapsamında afet yönetim planlaması ile ilgili terimler hakkında bilgiler verilmiştir. Ülkemizdeki afet yönetiminin iş ve işleyişi belirtilerek, Bitlis ili özelinde afet yönetim planlama süreci hakkında bilgiler verilmiştir. Tez çalışması kapsamında Bitlis ilinin afet riskleri hakkında detaylı bilgiler verilmiştir.
Türkiye'deki belediye stratejik planlarının afet risk yönetimi açısından değerlendirilmesi, engeller ve öneriler
Toplumsal yaşamı derinden etkileyen afetler, insanlık tarihi boyunca can ve mal kayıplarına yol açmış felaketlerdir. Günümüzde yaşanan nüfus artışı, kentleşme ve küresel iklim değişikliği gibi unsurlar, afetlerin etkilerini daha yıkıcı hale getirmektedir. Bu sebeple insanlara en yakın kurum olarak hizmet sunan belediyeler, yaptıkları çalışmalar ile afetlere dirençli bir yaşam inşa etmek durumundadırlar. Risk analizi yapılmasından, planlama ve koordinasyona kadar afet yönetimiyle ilgili çeşitli görevleri bulunan belediyeler, söz konusu görevleri yerine getirmek üzere stratejik planlarında yürütecekleri çalışmalara yer vermektedirler. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki belediye stratejik planlarının incelenerek afet risk yönetimine dair durum tespiti yapılması, risk ve zarar azaltma aşamasının öncelikli olmasını engelleyen durumların belirlenmesi ve çözüm önerileri geliştirilmesidir. Amaca uygun olarak öncelikle stratejik plan hazırlamış tüm büyükşehir ve il belediyelerinin stratejik planları doküman incelemesi tekniğiyle değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda hazırlanan görüşme soruları aracılığıyla belediye personeli ve akademisyenler ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme verileri bilgisayar destekli veri analizine tabi tutularak üç tema altında bulgular ortaya koyulmuştur. Çalışma neticesinde; belediyelerde risk yönetimi yaklaşımına yönelik bir farkındalığın olduğu, ancak afet risk yönetiminin kendi içindeki dağılımı incelendiğinde, hazırlık faaliyetlerinin risk ve zarar azaltma faaliyetlerinden daha fazla yer aldığı belirlenmiştir. Bu duruma yol açan en önemli engeller arasında uzman personel eksikliği, çalışmaların yüksek maliyeti, siyasi önceliklerin farklılaşması, kurumsal koordinasyon eksiklikleri, belediyelerin kaynak eksiği, mevzuat sorunları ve halkın farkındalığının yetersizliği tespit edilmiştir. Bu nedenleri ortadan kaldırmak için personel ve bütçeyi kapsayan kaynakların güçlendirilmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, mevzuat reformu ve toplumsal farkındalığın artırılması önerileri sunulmaktadır.
Arama ve kurtarma gönüllülerinin afet ve acil durumlarda ilk yardım öz yeterlik düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, arama ve kurtarma faaliyetlerinde görev alan gönüllü bireylerin afet ve acil durumlarda ilk yardım uygulamalarına yönelik öz yeterlik düzeylerini kapsamlı bir şekilde belirlemek ve bu düzeylerin çeşitli demografik ve deneyimsel değişkenlerle ilişkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Türkiye genelinde İHH İnsani Yardım Vakfı'na bağlı farklı illerde aktif bir şekilde görev yapan 449 gönüllü oluşturmuştur. Veriler, kişisel bilgi formu ve Gülmez Dağ & Çapa Aydın (2015) tarafından geliştirilen İlk Yardım Öz-Yeterlik Ölçeği kullanılarak toplanmış ve elde edilen verilerin analizinde, istatistiksel çözümlemeler için SPSS ve Python programlarından etkin bir şekilde yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, gönüllülerin genel olarak orta-yüksek düzeyde bir öz yeterlik algısına sahip oldukları tespit edilmiştir. Detaylı analizler sonucunda özellikle ilk yardım eğitimi almış, arama kurtarma faaliyetlerine katılmış ve 5 yıl ve üzeri gönüllülük deneyimi bulunan bireylerin öz yeterlik düzeyleri, diğer gruplara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksek bulunmuştur. Bu durum, doğrudan deneyimin ve eğitimli olmanın öz yeterlik algısını güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyi gibi demografik değişkenlerin öz yeterlik düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Çoklu regresyon analizi sonuçları, ilk yardım eğitimi almanın ve arama kurtarma deneyimine sahip olmanın öz yeterlik düzeyini anlamlı şekilde yordadığını ortaya koyarken, gönüllülük süresi ile öz yeterlik arasında ise zayıf düzeyde pozitif bir ilişki saptanmıştır. Elde edilen bu bulgular, Bandura'nın Öz Yeterlik Kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, doğrudan deneyim ve uygulamalı öğrenmenin bireylerin öz yeterlik algılarının gelişiminde belirleyici bir rol oynadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Araştırma sonucunda, afet ve acil durumlara etkin bir şekilde müdahale edebilecek gönüllü bireylerin niteliklerinin artırılmasında yapılandırılmış eğitim programlarının, pratik uygulamaların ve saha deneyiminin kritik önemi vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, gönüllü yönetim sistemlerinin yalnızca katılımcı sayısına odaklanmak yerine, aynı zamanda bireylerin eğitim düzeylerine ve deneyimsel yeterliliklerine dayalı olarak yapılandırılması önerilmektedir. Bu yaklaşım, afet ve acil durum müdahale kapasitesinin artırılmasına ve gönüllülerin sahada daha etkili rol almasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İlk yardım, öz yeterlik, gönüllülük, afet yönetimi, arama kurtarma, deneyim.
Türkiye'de afet yönetim sisteminin mevcut durumu ve stratejik iyileştirme önerileri
Afetler, toplumda çeşitli kayıplara sebep olan, hayatın akışını tamamen ya da kısmen kesintiye uğratan, toplumların baş etme kapasitesini aşan doğal, teknoloji ya da insan kaynaklı olaylar olarak tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda afet; deprem, sel, çığ vb. değil, bunların beraberinde getirdiği kayıplar ve sonuçlar olarak değerlendirilmektedir. Afet yönetim sistemlerini iyileştirmek ve oluşan kayıpları azaltmak için için tarihte birçok uluslararası çerçeve oluşturulmuştur. Bu çerçeveler arasında geniş kapsamlı, açık hedefli ve çok katılımcılı olmaları sebebi ile Yokohoma Stratejisi ve Eylem Planı, Hyogo Çerçeve Eylem Planı ve son olarak Sendai Çerçeve Eylem Planı öne çıkmaktadır. Literatürde bu çerçevelerin birbirlerinin devamı şeklinde hazırlandığı vurgulanmaktadır. En son oluşturulan Sendai Çerçeve Eylem Planı'nın 2015-2030 yılları arasında geçerli olmasına karar verilmiştir ve bu sebeple günümüzde devamlılığını sürdürmektedir. Dünya'da uygulanan afet yönetim sistemleri incelendiğinde; temelde Geleneksel Afet Yönetim Sistemi, Modern Afet Yönetim Sistemi, Toplum Tabanlı Afet Yönetim Sistemi ve Bütünleşik Afet Yönetim Sistemi olarak ayrıldıkları görülmektedir. Geleneksel Afet Yönetim daha çok afetler meydana geldikten sonra oluşan duruma odaklanır, bu sistemin kriz yönetimi odaklı olduğu ileri sürülmektedir. Modern Afet Yönetimi ise zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme/yeniden inşa aşamalarının her birine özellikli olarak yaklaşılması gerektiğini savunmaktadır. Sistem daha çok teknoloji odaklı şekilde yürütülmektedir. Toplum Tabanlı Afet Yönetimi, bahsi geçen her aşamaya toplumun dahil edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Son olarak ülkemizde de uygulanan Bütünleşik Afet Yönetimi, belirtilen aşamaların birbiri ile bağlantılı olduğunuve aşamalara yönelik olarak çalışmalar yapılması gerektiğini savunmaktadır. Geçmişte meydana gelen afetler incelendiğinde, oluşturduğu sonuçlar doğrultusunda Türkiye'de en çok can ve mal kaybına sebep olanın deprem olduğu görülmektedir. Bu anlamda 1939 ve 1992 Erzincan, 1999 Marmara, 2011 Van, 2020 İzmir ve son olarak da 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri örnek olarak gösterilmektedir. Bu depremlerde afet yönetim sistemine bağlı olarak çok fazla kayıp meydana gelmiştir. Özellikle 1999 Marmara ve son yaşanan 6 Şubat 2023 Kahramanmaş depremleri getirdiği kayıplar, sonuçlar ve etkiledikleri alan büyüklükleri bakımından benzerlik göstermektedir. Meydana gelen kayıpların azaltılması için afet yönetim sisteminin tüm aşamalarının bütüncül olarak ele alınması gerektiği görülmektedir. Fakat literatüre bakıldığında, yapılan çalışmaların çoğunlukla koordinasyon, iş birliği, gönüllülük, temel ihtiyaçların karşılanması ya da hazırlık, zarar azaltma, müdahale, iyileştirme/yeniden inşa gibi tek parametreye veya aşamaya odaklandığı, buna bağlı olarak istenen bütüncül yaklaşımı içermediği gözlemlenmiştir. Bu nedenle çalışmada, geçmişte yaşanan büyük depremler doğrultusunda, afet yönetim sistemine etki eden çoklu parametrelerin değerlendirilmesi, akabinde iyileştirilme önerilerinin sunulması hedeflenmiştir. Amaç doğrultusunda, ilk aşamada Türkiye'de geçmişte meydana gelen depremler ve Dünya'daki afet yönetim yaklaşımları hakkındaki literatür incelenerek ülkemizdeki mevcut sistem hakkında bilgi edinilmiştir. Çalışmada, derinlemesine bilgi edinmek amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden faydalanılmıştır. Yine aynı amaç doğrultusunda nitel araştırma desenleri arasında bulunan fenomenolojik yöntem benimsenmiştir. Çalışmaya uygun ölçüm aracını bulmak için detaylı bir literatür taramasının ardından iki tezde kullanılmış yarı yapılandırılmış görüşme formlarından sorular alınarak bir form oluşturulmuştur. Bazı sorular çalışma amacına uygun olmadığı gerekçesine bağlı olarak dışlanmıştır. Oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu toplam 10 sorudan meydana gelmiştir. Formların uygulanmasına yönelik olarak amaçlı örnekleme yöntemi ile katılımcılar, 1999 Marmara depremi veya 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş görev almış personeller veya bu anlamda lisansüstü eğitimi bulunan bireyler olarak belirlenmiştir. Kriterlere uygun 24 birey e-posta veya telefon yoluyla araştırmaya davet edilmiş, ardından kabul eden 17 katılımcıya oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmış ve derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların onayları doğrultusunda daha sonra yazıya aktarılmak üzere görüşmeler ses kaydına alınmıştır, onay verilmemesi durumunda ise araştırmacı tarafından anlık olarak yazıya aktarılmıştır. Toplam 17 katılımcı ile yapılan görüşmeler sonrasında verilerin analizi gerçekleştirilmiştir. Veri analizi gerçekleştirilirken ilk aşamada ses kayıtları yazıya aktarılarak 17 katılımcıya ait 62 sayfalık bir veri seti elde edilmiş, ardından tekrarlı okumalar yapılarak başlangıç kodları oluşturulmuştur. Oluşturulan kodlar arasındaki uyum değerlendirilerek alt temalar, alt temalar arasındaki uyum değerlendirilerek ise ana temalar oluşturulmuştur. Toplam 10 adet ana tema, 42 adet alt tema ve yüzlerce kod elde edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, afet yönetim sistemini etkileyen çeşitli parametrelerin varlığı ve bağlantılı oldukları tespit edilmiştir. Bulgular, koordinasyon ve iş birliği problemlerinin, müdahale sürecini geciktirdiğini; denetim konusundaki yetersizliklerin ve uygunsuz yapı tasarımlarının, binaların hazırlıksız olmasına yol açtığını; afet farkındalığının ve eğitim eksikliklerinin, toplumun bilinç düzeyini olumsuz etkilediğini; mevcut durumdaki bilinçsizliğin, toplumun baş etme kapasitesini yetersiz kıldığı; yerel yönetimlerin sisteme dahil edilmediğini, bu doğrultuda kriz zamanlarında çeşitli zorlukların meydana geldiğini; teknoloji ve erken uyarı sistemlerinin yeterince aktif kullanılmadığını; istihdam alanlarındaki yanlış uygulamaların, afet yönetiminin her aşamasında yetersizlik oluşturduğunu; personellerin bilgi düzeyinin ve ekipmanlarının yetersiz olmasının, müdahalede seçiciliğe neden olduğunu vb. ortaya koymuştur. Bu bulgular doğrultusunda, afet yönetim sisteminin işlevselliğini artırmak ve meydana gelmesi muhtemel olan kayıpları azaltmak adına çok paydaşlı bir yapı benimsenmesi; denetim ve yapı uygulamaları konusunda mevcut problemlerin giderilmesi adına çalışmalar yapılması; toplumdaki afet bilincini oluşturmak için küçük yaşlarda eğitimlere başlanması ve gruplara özgü eğitim içeriklerinin oluşturulması; Coğrafi Bilgi Sistemleri tabanlı teknolojilerin afet yönetimine entegre edilerek, bu alanda yapılan yatırımların artırılması; teknoloji ve erken uyarı sistemlerinin afet yönetimine dahiliyetinin artırılması; nitelikli insan kaynağı istihdamının sağlanması ve tüm kurumların ekipman desteğinin eşit olması gerektiği başlıca vurgulanan öneriler olmuştur. Ayrıca gönüllülük sistemi hakkında olumsuz yorumlar birçok görüşmede ifade edilmiştir. Bu doğrultuda gönüllü bireylerin eğitimlerinin artırılması ve afet yönetim sistemine entegrasyonunun sağlanması önerilmektedir. Özellikle afet yönetiminin her aşamasının ayrı bir uzmanlık alanına ihtiyaç duyduğu ve buna bağlı olarak bu alanda uzman personellerin, sorunun çözümüne önemli bir katkı sunacağı kanaatine varılmıştır. Bilimsel anlamda yapılan çalışmaların, sistemin gelişmesi adına önemli sonuçlar sunduğu ve afet yönetim sisteminin bu çalışmalar doğrultusunda düzenlenmesi gerektiği düşünülmektedir. Araştırma bulguları, afet yönetiminin çok önemli ve kapsamlı bir alan olmasına rağmen ülkemizde yeterince ilerleme kaydedilmemiş olduğunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, problemlere yönelik olarak sunulan önerilerin uygulanması ile mevcut sistemin daha iyi hale getirilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca çalışma sonucunda elde edilen bulguların ileride yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Afet yönetimi, Deprem, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Türkiye.
Makine öğrenmesi yöntemleri ile yangın verilerinin analizi ve sınıflandırılması
Yangınlar, hem doğal süreçlerin hem de insan kaynaklı faaliyetlerin sonucu olarak ortaya çıkabilen ve yerleşim yerlerinden sanayi alanlarına kadar geniş bir coğrafyada ciddi can ve mal kayıplarına neden olan afetler arasında yer almaktadır. Artan kentleşme, iklim değişikliği ve sanayileşme yangın riskini artırmakta; bu durum, geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek veri odaklı karar destek sistemlerine olan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, yangın verileri üzerinde makine öğrenmesi algoritmalarını uygulayarak yangın türlerinin sınıflandırılması ve elde edilen modellerin performanslarının karşılaştırılmasıdır. Araştırma kapsamında, 2015–2023 yılları arasında bir ilin yerel itfaiye kayıtlarından elde edilen 29.135 adet yangın verisi kullanılmıştır. Veriler ön işleme tabi tutulmuş, ardından Ki-Kare testi ile en etkili öznitelikler belirlenmiştir. Sınıflandırma sürecinde üç farklı makine öğrenmesi algoritması olan Karar Ağacı (Fine Tree), Gaussian Naive Bayes (GNB) ve Lineer Destek Vektör Makineleri (Linear SVM) kullanılmıştır. Tüm modeller, 5 katlı çapraz doğrulama yöntemiyle test edilmiş; doğruluk oranı, karışıklık matrisi, F1-Skoru ve ROC eğrisi (AUC) gibi performans ölçütleriyle değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda, en yüksek doğruluk oranı %61,4 ile Linear SVM modelinde elde edilmiş; onu %61,2 ile Karar Ağacı ve %58,5 ile GNB modeli takip etmiştir. AUC değerleri açısından da Linear SVM modeli 0,7511 ile en yüksek ayırt etme gücüne sahip model olarak öne çıkmıştır. Karar Ağacı modeli, yorumlanabilirliği sayesinde karar vericiler için avantaj sağlamış; GNB ise düşük hesaplama maliyeti ile dikkat çekmiştir. Modellerin "Tamamen" yangın sınıfını sınıflandırmada zorlandığı gözlemlenmiş ve bu durum, örnek dengesizliği ile açıklanmıştır. Çalışma, literatüre; kentsel ve kırsal yangınları birlikte ele alan, gerçek saha verilerine dayalı geniş kapsamlı bir sınıflandırma sunması; farklı makine öğrenmesi algoritmalarının aynı veri seti üzerinde karşılaştırmalı olarak analiz edilerek en uygun modelin belirlenmesi; ve özellik seçiminin model başarısına etkisinin somut olarak ortaya konması açısından katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak bu tez, yangın tahmin süreçlerine yönelik makine öğrenmesi tabanlı yaklaşımıyla yerel yönetimlerin müdahale stratejilerine bilimsel bir temel sunmakta; özellikle kaynak planlaması, risk yönetimi ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesine destek olmaktadır. İleride yapılacak çalışmalarda, farklı coğrafi bölgelerin verileriyle desteklenmiş ve sınıf dengesi sağlanmış veri kümeleriyle modelin genellenebilirliğinin artırılması önerilmektedir.
Küresel iklim değişikliği farkındalığı ve eko-anksiyete arasındaki ilişkisinin, ekolojik afetler ve toplum ruh sağlığı çerçevesinde incelenmesi
Küresel iklim değişikliği, yalnızca doğal ekosistemleri tehdit eden bir çevre sorunu olmaktan çıkarak, günümüzde insan sağlığı, psikolojisi, sosyal ilişkileri ve kolektif yaşam biçimleri üzerinde çok yönlü etkiler yaratan bir kriz haline gelmiştir. İklim krizinin yalnızca fiziki çevreyi değil, bireylerin ve toplumların ruhsal yapısını da dönüştürdüğü görülmektedir. Özellikle son yıllarda iklim değişikliğine bağlı olarak artan orman yangınları, seller, kuraklıklar ve hava sıcaklıklarındaki ekstrem artışlar; bireylerde kaygı, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik gibi karmaşık psikolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tepkiler arasında, literatürde giderek daha fazla ilgi gören ve "eko-anksiyete" olarak adlandırılan durum, iklim krizi karşısında bireylerin deneyimlediği sürekli çevresel kaygı, korku ve stres hâli olarak tanımlanır. Bu çalışmada, Türkiye'de 18-65 yaş arası bireylerin küresel iklim değişikliği farkındalık düzeyleri ile eko-anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Aynı zamanda bu ilişkiyi etkileyen demografik faktörler (cinsiyet, yaş, eğitim durumu, gelir düzeyi) ve bireylerin yaşadığı ekolojik afet deneyimleri de analiz edilmiştir. Ayrıca, iklim farkındalığı ve eko-anksiyete düzeylerinin çevresel eylemlere etkisi de değerlendirilmiştir. Nicel yöntemle gerçekleştirilen araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Türkiye genelinden 400 kişi çevirimiçi anket yöntemi ile araştırmaya katılmıştır. Veri toplama sürecinde; demografik bilgi formu, Küresel İklim Değişikliği Farkındalık Ölçeği (KİDFÖ) ve Hogg Eko-Anksiyete Ölçeği (HEAS-13) kullanılmıştır. Veriler Python programlama dili kullanılarak analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizi, bağımsız örneklem t-testi ve çoklu regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın kuramsal çerçevesi, iklim değişikliği, toplum ruh sağlığı ve eko-anksiyete arasındaki dinamik bağlara dayanmaktadır. Küresel ölçekte yapılan araştırmalar, iklim krizinin bireysel ve kolektif psikoloji üzerindeki etkilerini doğrulamakta; özellikle gençlerde ve kadınlarda iklim kaynaklı endişe ve stresin arttığını göstermektedir. Bununla birlikte, çevresel farkındalığın artması, bireyleri pasif bir endişe hâlinden aktif çevresel davranışlara yönlendirebilme potansiyeline de sahiptir. Araştırma bulguları, iklim değişikliği farkındalığı ile eko-anksiyete düzeyleri arasında pozitif yönlü, anlamlı bir korelasyon olduğunu göstermiştir. Yani bireylerin iklim değişikliği konusunda bilgisi ve duyarlılığı arttıkça, çevresel sorunlara dair kaygı düzeylerinde de artış gözlemlenmektedir. Özellikle kadın katılımcıların, erkek katılımcılara kıyasla daha yüksek düzeyde eko-anksiyete yaşadığı bulunmuştur. Ayrıca eğitim düzeyi arttıkça farkındalık düzeyinin yükseldiği ve bu durumun dolaylı olarak anksiyete düzeyine etki ettiği belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, daha önce sel, orman yangını, kuraklık gibi ekolojik afet deneyimi yaşamış yada tanık olmuş bireylerin hem farkındalık düzeylerinin hem de eko-anksiyete puanlarının anlamlı şekilde daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Bu durum, çevresel travmaların bireyin hem bilgi hem de duygu düzeyinde daha yoğun bir etki yarattığını göstermektedir. Çalışmada ayrıca eko-anksiyetesi yüksek bireylerin çevresel davranışlara yönelme eğiliminin de daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Örneğin bu bireylerde daha az plastik tüketmek, enerji tasarrufuna dikkat etmek ve iklim değişikliği ile ilgili sosyal sorumluluk projelerine katılmak gibi eylemler gözlemlenebilmektedir. Bu bulgular, eko-anksiyetenin hem bir risk faktörü hem de bir eylem güdüsü olabileceğini ortaya koymaktadır. Eko-anksiyete, bireylerin ruh sağlığını tehdit eden bir unsur olmakla birlikte, aynı zamanda bireyleri çevre dostu davranışlara ve sürdürülebilir yaşam biçimlerine yönlendiren psikolojik bir tetikleyici rolü de üstlenmektedir. Bu durum, çevresel eğitimlerin yalnızca bilgiye değil, aynı zamanda duygusal farkındalık ve başa çıkma becerilerine de odaklanması gerektiğini göstermektedir. Toplum ruh sağlığı açısından bakıldığında, iklim değişikliği kaynaklı psikolojik etkilerin görmezden gelinmesi, bireysel düzeyde kronik kaygı, depresyon ve işlevsellikte azalma gibi sonuçlara; toplumsal düzeyde ise güvensizlik ve kolektif umutsuzluk gibi duygusal dalgalanmalara neden olabilir. Araştırmanın sonuçları ışığında şu öneriler geliştirilebilir: (1) İklim değişikliği eğitimleri, psikolojik direnç, stres yönetimi ve çevresel yas gibi konuları içerecek şekilde yeniden tasarlanmalıdır. (2) Afet bölgelerinde yaşayan bireyler için iklim travmasına yönelik psikolojik destek programları oluşturulmalıdır. (3) Kamu politikaları, iklim krizinin yalnızca fiziksel değil, ruhsal sonuçlarını da dikkate alacak şekilde multidisipliner bir yaklaşımla şekillendirilmelidir. (4) Eğitim müfredatlarına iklim farkındalığı ve psikolojisi dersi eklenmeli ve özellikle gençlerin bu alanda duygusal dayanıklılık geliştirmesi desteklenmelidir. Bu tez çalışması, Türkiye özelinde iklim değişikliği farkındalığı ile eko-anksiyete ilişkisini çok boyutlu biçimde ele alarak literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Aynı zamanda, toplum temelli ruh sağlığı politikalarının geliştirilmesi için bilimsel bir temel sağlamaktadır. Çalışma, çevresel krizlerin psikolojik yansımalarının daha görünür ve müdahale edilebilir hale getirilmesine katkı sunarken, aynı zamanda sürdürülebilir çevresel eylemlilik için psikolojik kaynakların ne denli önemli olduğunu da göstermektedir
Bursa bölgesi depremleri ve yerleşimler üzerindeki etkileri
Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) ve Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ) olarak adlandırılan iki önemli fay sistemi Türkiye'de deprem tehlikesinin en önemli kaynağı olan tektonik unsurlar olup gerek tarihsel (1900 yılı öncesi) dönemde gerekse aletsel (1900 yılı sonrası) dönemde büyük ve yıkıcı depremler üretmişlerdir. Kuzey Anadolu Fay Zonu, Marmara Bölgesi'nde Kuzey, Orta ve Güney kollar olarak isimlendirilen üç kol halinde uzanmaktadır. Bu kollardan özellikle Kuzey Kol'un diğer kollara göre çok daha diri-aktif olduğu ve Orta ve Güney kolların da birbirine benzer diriliğe-aktifliğe sahip oldukları önceki çalışmalarda belirlenmiştir. Marmara Bölge'sinde MS1000 yılından sonra meydana gelmiş 26 Kasım 1143 Bursa (MS=6.4), 12 Mayıs 1327 Karacabey (MS=6.4) ve 11 Nisan 1855 Bursa (MS=6.3) depremleri hariç, büyüklüğü MS ≥ 6.8 olduğu düşünülen 31 depremin meydana geldiği belirlenmiştir. Bu depremlerin büyük çoğunluğu dirilik farkını doğrular şekilde Kuzey Kol üzerinde meydana gelmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de deprem riskinin en yüksek olduğu Marmara Bölgesi'nde Bursa ve İznik gibi önemli iki tarihsel yerleşimi ve yakın çevresini içeren ve burada Bursa Bölgesi olarak isimlendirilen bölgede deprem tehlikesi ve depremlerin yerleşimler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bursa Bölgesi olarak seçilen alan 39.8o-40.6o Kuzey enlemleri ile 27.75o-30.25o Doğu boylamları arasında kalan bölgedir. Seçilen bölgede Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun Orta ve Güney kolları uzanmaktadır. Özellikle MS1000 sonrası Bursa Bölgesi'ni etkileyen önemli depremler ve oluşturdukları etkiler tarihi deprem çalışmalarından derlenmiştir. Ayrıca 1970 yılı sonrası aletsel dönem deprem etkinliğinin istatistiksel analizi yapılarak deprem tehlikesi matematiksel olarak değerlendirilmiştir. Kuzey Kol üzerindeki depremlerin Bursa Bölgesi'nde görece daha az etki oluşturduğu belirlenmiştir. MS1000 yılı sonrası Bursa Bölgesi'nde görece büyük etki oluşturan depremlerin Orta ve Güney kolları üzerinde oluşan 1065 İznik, 1143 Bursa, 1327 Karacabey, 1419 Bursa, 1556 Güney Marmara Denizi-Erdek ve Şubat-Nisan 1855 Bursa depremlerinin olduğu görülmüştür. Büyük depremlerin bölgedeki yerleşimlerde refah seviyesini etkileyen ve hatta oluşturdukları sosyal ve ekonomik zayıflıkla düşman işgaline yol açan sonuçlar doğurduğuna dair bilgilere ulaşılmıştır. Bölgedeki yerleşimlerdeki tarihi ve kültürel eserlerinin gördükleri hasarlar ve onarımlara dair aralarında Bursa Ulu Camii ve İznik'deki bir su kemerinin olduğu birçok örnek sunulmuştur. Bursa Bölgesi'ndeki faylar boyunca açılan fay hendeklerinden sıralanan depremlere kanıtlar önceki çalışmalardan elde edilmiştir. Manyas civarındaki fay hendeğinden son iki deprem arasında 1964-1327=637 yıl deprem tekrarlanma aralığı olduğu anlaşılmıştır. Bursa'nın hemen batısındaki fay hendeğinden son iki deprem arasında 1855-1143=712 yıl bir zaman aralığı olduğu görülmüştür. Dolayısıyla fay hendeği çalışmaları Güney Kol boyunca bir konumda 650-700 yıl civarı bir zaman aralıklarıyla büyük depremlerin oluştuğu önerilmiştir. Bursa Bölgesi'nde deprem istatistiği için başlangıçta 1970 ile 2020 yılları arasını kapsayan MW ≥ 2.5 depremlerden oluşan bir veri önceki bir çalışmada verilen Türkiye homojen depremsellik kataloğundan seçilmiştir. İstatistiksel hesaplamalar öncesi depremsellik kataloğu ayrıntılı bir şekilde analiz edilmiş ve kataloğun 1977 yılı sonrası daha homojen hale geldiği ve MW ≥ 2.7 depremler için tam olduğu görülmüştür. Büyük olasılıkla 1977 yılı sonrası deprem izleme ve kayıt ağında bir iyileşme olduğu değerlendirilmiştir. Bundan dolayı daha da güvenilir bir istatistiksel analiz için 1977 yılı sonrası MW ≥ 2.8 depremleri içeren yeni bir katalog oluşturularak arındırma işlemi uygulanmıştır. Arındırma işlemiyle öncü ve artçı depremler olabildiğince matematik olarak ayıklanarak sadece normal deprem etkinliği elde edilmeye çalışılmıştır. Böylelikle toplamda 1536 adet deprem içeren sonuç deprem kataloğu inceleme bölgesi için deprem istatistiğinin temel bağıntısı Gutenberg-Richter bağıntısının elde edilmesinde kullanılmıştır. Hesaplanan Gutenberg-Richter bağıntısından a-değeri (yıllık) 4.81 ve b-değeri 1.17 olarak belirlenmiştir. Gutenberg-Richter bağıntısındaki a-değeri (yıllık) ve b-değeri kullanılarak Bursa Bölgesi'nde hedeflenen 3 büyüklük değeri (Mh=6.5, 6.8 ve 7.0) için deprem tekrarlanma aralıkları 624, 1399 ve 2398 yıl olarak hesaplanmıştır. Bursa Bölgesi'nde belirtilen büyüklüklerdeki depremlerin istatistiki olarak önümüzdeki 30 yıl içinde olma olasılıklarının sırasıyla %5, %2 ve %1 olduğu belirlenmiştir. Fay hendeği çalışmalarından belirlenen 650-700 yıllık tekrarlanma zamanının deprem istatistiğinden MW=6.5, 6.8 ve 7.0 büyüklükleri için hesaplanan sırasıyla 624, 1399 ve 2398 yıllık deprem tekrarlanma zamanları ile karşılaştırılabilir olduğu değerlendirilmiştir. Orta Kol boyunca oluşan 1419 Bursa depreminden bu yana 605 yıl ve 1556 Güney Marmara Denizi-Erdek depreminden bu yana 468 yıl geçtiği düşünüldüğünde büyük deprem tekrarlanma aralığının dolmaya yakın olduğu önerilmiştir. Hesaplanan b-değeri zaman değişimlerinin 2006 yılı sonrası gösterdiği düşüş bu artan deprem tehlikesinin bir belirteci olarak yorumlanmıştır. Bursa Bölgesi'ndeki büyük depremlerin önemli ölçüde afetlere yol açtığı ve gelecekte de bir deprem tehlikesinin olduğu düşünüldüğünde afet yönetimi bağlamında deprem tehlikesinin yapılacak çalışmalarla devamlı güncellenmesi, güncellenen tehlike temelli deprem senaryolarının hazırlanması ve deprem riskinin azaltılması gerektiği önerilmiştir.
Eğitim –öğretim kurumlarınd a afet yönetimi, afet öncesi ve sonrası çevresel ve toplumsal farkındalıklar ile deprem bilincinin değerlendirilmesi: Sakarya ili örneği
Afetler insanlığın var olduğu günden bu yana meydana geldiğinde günlük yaşamı etkileyen, kesintiye uğratan ve olumsuzluklar yaratabilen doğal süreçlerdir. Afetlerin meydana getirdiği olumsuz etkilerin büyümesinde insan faktörü de oldukça önemlidir. Afetlere dair bilinçli olan toplumlarda afetler öncesi alınan tedbirler ile afetler sırasında ve sonrasında meydana gelebilecek sonuçlara dair yapılan hazırlıklar bu olumsuzlukları en aza indirmektedir. Bu nedenle insanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için hayati riskler meydana getirecek afetlere dair bilinçli olması, yaşadığı çevrenin ve toplumsal yapının özelliklerini bilmesi, farkında olması, riskleri en aza indirecek tedbirleri alması oldukça önemlidir. Bu çalışma Sakarya ilinde özel veya kamu himayesindeki eğitim öğretim kurumlarında aktif olarak görev alan öğretmenler üzerinde uygulanmıştır. Çalışma kapsamında öğretmenler özel bir sebepten dolayı örneklem grubuna alınmıştır. Bu sebep öğretmenlerin süreklilik arz eden bir nesil yetiştirme ve mevcut bilgileri bu nesillere aktararak bilgilerin toplumda daha geniş kitlelere yayılmasını sağlayabilmesidir. Çalışma öğretmenlerin afetlere dair genel bilinç düzeyi, çevresel ve toplumsal farkındalıklarını incelemek üzere ele alınmıştır. Çalışmanın afetler ile öğretmenlerin afet bilinci arasındaki ilişkiye bağlı olarak literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Nicel verilere yer verildiği gibi nitel bir çalışma da olan bu tezde farklı kademede görev alan 208 öğretmen ile online olarak hazırlanmış anketlerden veriler elde edilmiştir. Çalışma kapsamında yaş, cinsiyet, eğitim kademesi gibi çeşitli farklılar sağlanmaya çalışıldığından örneklem grubu üzerinde yalnızca eğitim sektöründe öğretmen olarak fiili görev almak kriteri aranmıştır. Anket içeriği üç başlığa ayrılarak örneklem grubunun genel bilgilileri, afet bilinci ve çevresel toplumsal farkındalık düzeyi hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Veriler Microsoft Office Excell programında bazı veriler arasında korelasyonlar elde edilmiştir. Yine anketler ile elde edilen veriler google formlar üzerinden sağlanan grafiklere dönüştürülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda ve öncesinde bazı hipotezler kurulmuş bu hipotezlere cevap aranmaya çalışılmıştır. Verilere dair oluşan grafik ve korelasyon değerleri aynı zamanda yorumlanarak hipotezlere cevap aranmıştır. Elde Edilen sonuçlar ışığında örneklem grubundaki öğretmenlerin büyük çoğunluğunun hayatında en az bir afet yaşadığı tespit edilmiştir. Afet yaşamışlığa bağlı olarak beklenen hazırlıklı olma, bilinci artırmak için eğitimlere katılma gibi durumların yeteri kadar görülmediği tespit edilmiştir. Özellikle öğretmenlerin çevresine dair farkındalıklarında yüksek sayılır bir sonuç elde edilemediği gibi görev aldıkları bölgede ve kurumlarda da afetlere dair gözle görülür bir tedbirin alınmadığı tespit edilmiştir.
9 Ağustos 1912 Mürefte Şarköy depreminin (M 7,4) afet yönetimi açısından incelenmesi
Ağustos 1912 Mürefte-Şarköy depremi (MS 7.4), Kuzey Anadolu Fay Zonu (KAFZ) boyunca meydana gelmiştir. Yapılan son yer bilimi çalışmaları, depremin fay kırılmasının sadece Ganos Fay Segmentini değil, aynı zamanda Marmara Denizi'nin Orta Havzasına kadar uzandığını ortaya koymuştur. Bu deprem özellikle Şarköy ve Mürefte'yi etkilemiş ve bu yerleşim yerlerindeki binaların neredeyse tamamı kullanılamaz hale gelmiştir. Deprem bölgesinde Mürefte'de 707, Şarköy'de 183 olmak üzere yaklaşık 1115 kişi hayatını kaybetti. Bu çalışmada, depremin etkileri Sadi (1912), Ambraseys ve Finkel'in (1987) çalışmalarından derlenmiş ve Mürefte İlçesinin Kaymakamının vermiş olduğu rapor da yer almıştır. Söz konusu çalışmaalarda hasarlı binalar, can kaybı ve yaralılar üzerinden bildirilen etkiler karşılaştırılmıştır. Bu kaynaklar farklı rakamlar vermekle birlikte, Mürefte ve Şarköy ilçelerinin en çok etkilenen yerleşim yerleri olduğu, Tekirdağ ve Çanakkale illerinin merkez yerleşim yerlerinde ise etkilerin görece daha ılımlı olduğu konusunda hemfikir oldukları sonucuna varılmıştır. Gelibolu ilçesindeki etki ağır ve orta olarak sınıflandırılmıştır. Fay kırılması boyunca uzun fakat dar bir alan olarak gözlenen deprem bölgesi ağır etkilerin mekansal dağılımı, tehlikenin kayıplardaki rolünü yansıtan KAFZ'nun faylanma özelliği ile ilişkilendirilmiştir. Fay boyunca yer almasına rağmen Gelibolu ilçesinde fay boyunca Mürefte ve Şarköy ilçelerine göre daha az etki, tehlikeye veya faya olan mesafenin ve zemin koşullarının etkisi olarak yorumlanmıştır, bu da fiziksel maruz kalma ve kırılganlığın toplam kayıplar üzerindeki rolünü düşündürmektedir. Depremlerden hemen sonra meydana gelen yangınlar, ikincil deprem tehlikelerinin önemini göstermiştir. Deprem sonrası yapılan yardım ve iyileştirme çalışmalarının ayrıntılı incelenmesi, Osmanlı Donanması birliklerinin özellikle nakliye ve deniz suyu arıtmada kullanıldığını ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK), özellikle Hilal-ı Ahmer (şimdiki adıyla Kızılay'ın) ve gönüllüler tarafından çeşitli afet yardımlarında bulunduğunu göstermiştir. Böylelikle deprem sonrası afet yönetiminde STK, Kızılay ve gönüllüler yapıcı bir şekilde destekleyici bulunmuştur. Bununla birlikte, 1912 Balkan Savaşı'nın olumsuz etkileri ve depremin olduğu bölgede azınlıkların varlığının yabancı ülkeler tarafından manipüle edilmesinin afet yönetimini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Ayrıca, yıkımakta olan Osmanlı Devleti'nin böyle bir afete hazır olmadığı, siyasi ve ekonomik durumu itibariyle oldukça iyi tepki verdiği sonucuna varılmıştır.