Bingol University
Discipline

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

Bingol University

95

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Triple p olumlu anne-babalık eğitimi'nin anksiyete bozukluğu olan 8-12 yaş arası çocuklarda ve ebeveynlerinde anksiyete düzeyi ve ruh sağlığı üzerine etkilerinin araştırıldığı randomize kontrollü bir çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı Triple P Olumlu Anne-Babalık Eğitim Programı?nın çocuklarda Anksiyete Bozukluğu üzerine etkisi yanısıra, çocukların davranışsal ve duygusal sorunları, çocuklardaki anksiyete düzeyi, anksiyete bozukluğunun şiddeti ve çocukların psikososyal işlevselliği üzerine etkilerini değerlendirmektir. Triple P Olumlu Anne-Babalık Eğitim Programının Anksiyete Bozukluğu olan çocukların ebeveynlerinin, kendi anksiyete düzeyi ve ruh sağlığı üzerine olası etkilerini değerlendirmek de çalışmanın bir diğer amacıdır. Yöntem: Araştırma randomize kontrollü prospektif desende bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemi Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY) ile Anksiyete Bozukluğu tanısı konulmuş 74 çocuktan oluşmaktadır. Örneklemin eşit olarak iki gruba randomizasyonunu takiben olgu grubunun ebeveynleri 8 hafta boyunca Grup Triple P Olumlu Anne Baba Eğitim Programına katılırken, kontrol grubunun ebeveynleri katılmamıştır. İki grup eğitimden (girişimden) hemen önce ve eğitim (girişim) sonrasında sosyodemografik, duygusal ve davranışsal değişkenlerle karşılaştırılmıştır. Veriler, Sosyodemografik Veri Toplama Formu, Çocuklar için Genel Değerlendirme Ölçeği (ÇGDÖ), Klinik Global İzlenim Ölçeği-Hastalık Şiddeti (), Çocuklarda Anksiyete Tarama Ölçeği Ebeveyn ve Çocuk Formu (ÇATÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Genel Sağlık Anketi?28 (GSA?28) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri Mann Whitney-U testi, Willcoxon işaretli sıralar testi, ki-kare analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada Triple-P Olumlu Anne-Babalık Eğitim Programı uygulamasının ardından olgu grubunda ÇGDÖ?de anlamlı artış (düzelme) (p<0,001), KGİÖ-HŞ?de anlamlı düşme (p<0,001) olduğu bulunmuştur. Ayrıca GGA akran ilişkisi ve duygusal problemler alt ölçekleri skorlarında ve toplam güçlük puanı skorunda anlamlı azalma saptanmıştır (p=0,02, p=0,001, p=0,008, sırasıyla). Triple P Eğitim Programının ardından çocukların anksiyete düzeyinin olgu grubunda hem ÇATÖ-çocuk formunda hem de ebeveyn formunda anlamlı olarak düştüğü belirlenmiştir (p<0,001, p<0,001, sırasıyla). Çocukların sosyal davranışları ile ebeveynlerin anksiyete düzeyi ve ebeveynlerin ruh sağlığı üzerine ise olgu grubu içinde program öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında anlamlı gelişme saptanırken (p=0,06, p=0,001, p=0,015 sırasıyla), olgu ve kontrol grubu arasında eğitim sonrasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,426, p=0,380, p=0,567, sırasıyla). Sonuç: Triple P Olumlu Anne babalık Eğitim Programının ülkemizde yaygınlaştırılmasına ve uygulanan diğer ülkelerde de Anksiyete Bozukluğu üzerine etkilerinin araştırılmasına gereksinim vardır. Çalışmanın sonuçları Triple P Olumlu Anne Babalık Eğitim Programının çocuklarda Anksiyete Bozukluğunun tedavisinde kullanılabileceğini düşündürmektedir; ancak bu konuda yapılacak başka çalışmalara da ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Triple P Olumlu Anne Babalık Eğitim Programı, çocuklarda anksiyete bozukluğu, ebeveyn ruh sağlığı, ebeveyn anksiyetesi.

Ana-babaAna-baba eğitimiAnksiyete bozuklukları+2
Gonca Özyurt
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuklarda plazma dopamin ve noradrenalin düzeylerinin araştırılması

Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) patogenezi büyük oranda bilinmemekle birlikte çok sayıda kaynaktan gelen kanıtlar birincil olarak dopaminerjik ve noradrenerjik sistemi işaret etmektedir. Bu çalışmanın amacı DEHB tanısı konulmuş olguların tedavi öncesi plazma dopamin (DA) ve noradrenalin (NA) düzeylerini saptamak ve bu düzeyleri sağlıklı kontrol grubundaki DA ve NA düzeyleriyle karşılaştırmaktır.Yöntem: Çalışmaya 6-12 yaş arasında 50 DEHB tanısı alan çocuk ve 50 sağlıklı kontrol çocuk alınmıştır. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran ve öncesinde psikiyatrik ilaç tedavisi öyküsü olmayan DEHB tanısı alan olgular çalışmaya dahil edilmiştir.Bulgular: Bu çalışmada DEHB tanısı alan hastalarda plazma NA ve DA düzeyleri araştırılmış ancak DEHB tanısı alan hastalar ile sağlıklı kontroller arasında plazma NA düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamış; olgu ve kontrol grubu arasında plazma DA düzeyleri açısından ise DEHB olgularında daha düşük plazma DA düzeyleri olacak şekilde sınırda anlamlı bir fark saptanmıştır. DEHB olgularında, plazma NA ve DA düzeyleri DEHB alt tipleri açısından karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır.Sonuç: DEHB'nin ortaya çıkmasına yol açabilecek nörobiyolojik nedenlerle ilgili kanıtlar, biliş ve hareketler üzerinde katekolaminerjik yolakların olası rolünü desteklemektedir. DEHB'de katekolaminerjik sistemin rolünün daha iyi anlaşılması, hem bozukluğu daha iyi kavramaya hem de bozukluğa yönelik tedavi rejimlerinin belirlenmesine yardımcı olabilir.Anahtar Kelimeler: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, dopamin, noradrenalin, katekolamin

DopaminHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuKatekolaminler+2
Handan Özek
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklar için yaşam kalitesi ölçeğinin 13-24 aylık bebek formunun Türkçe geçerlik ve güvenirliği

Amaç: PedsQL bebek ölçeği 13-24 ay formu, 13-24 ay arasındaki bebeklerin fiziksel ve psikososyal durumlarını değerlendiren, bedensel işlev, bedensel semptom, duygusal işlev, toplumsal işlev, bilişsel işlev olmak üzere 5 faktörden oluşan, literatürde farklı örneklem gruplarında geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış genel bir yaşam kalitesi ölçeğidir. Bu çalışmanın amacı, PedsQL bebek ölçeği 13-24 ay Türkçe formunun uygulanabilirliğini, iç tutarlılığını ve yapı geçerliliğini değerlendirerek Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmaktır. Yöntem: Kesitsel nitelikte olan çalışmamızın örneklemini, Karadeniz Teknik Üniversitesi Pediatri ve Çocuk–Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları polikliniklerine başvuran, yaş ortalaması 19,2 (±4,6) ay olan 13-24 ay aralığındaki 224 bebek ve ebeveynleri oluşturmaktadır. Bebekler hastalık durumlarına ve sürelerine göre sağlıklı, akut ve kronik vaka grubu olmak üzere 3 grupta değerlendirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik veri formu, PedsQL bebek ölçeği 13-24 ay formu, Bebeklerin ebeveynlerinin yaşam kalitesini değerlendiren SF-36 yaşam kalitesi ölçeği kullanılmıştır. PedsQL bebek ölçeği 13-24 ay formunun geçerliği, bilinen grup yöntemleriyle sağlıklı, akut ve kronik hastalığı olan grupların PedsQL bebek ölçeği puan ortalamaları karşılaştırılarak, ölçeğin iç tutarlılığı Cronbach Alfa, madde silindiğinde Cronbach Alfa ve madde toplam korelasyon değerleri ile, yapı geçerliği doğruayıcı faktör analizi ve açımlayıcı faktör analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Güvenirlik bulguları incelendiğinde Cronbach Alfa değeri 0,939 olarak bulundu. Bedensel işlev, bedensel semptom, duygusal işlev, toplumsal işlev ve bilişsel işlev alt ölçekleri için Cronbach Alfa değerleri sırasıyla 0,884, 0,836, 0,879, 0,808 ve 0,899 olarak saptandı. Geçerlilik kapsamı içinde, yapı geçerliliğinin değerlendirilmesi amacı ile yapılan faktör analizinde özdeğer istatistiği 1'den büyük olan toplam varyansın % 66,93'ünü açıklayan 10 faktör elde edildi. Orijinal ölçekteki faktör yapısı olan 5 faktörlü yapıya sadık kalınarak istatistiksel analiz ve doğrulayıcı faktör analizi uygulandı. Kronik hastalık grubunun PedsQL bebek ölçeği puanlarının genel olarak sağlıklı ve akut vaka grubundan düşük olduğu, akut vaka grubunun PedsQL bebek ölçeği puanlarının sağlıklı olgu grubundan düşük olduğu tespit edilmiştir. Örneklemimizdeki bebeklerin PedsQL bebek ölçeği puanları ve bebeklerin ebeveynlerinin SF-36 ölçek puanları arasında düşük-orta, anlamlı düzeyde korelasyon olduğu, akut ve kronik vaka grubundaki bebeklerin ebeveynlerinin SF-36 yaşam kalitesi emosyonel rol güçlüğü boyutunun, sağlıklı gruba göre anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Sonuçlar: Bu çalışma, Türkiye'de 13-24 ay bebeklerin yaşam kalitesi ölçeğinin geçerlik ve güvenirliğini değerlendiren ilk çalışmadır. Araştırmamızda elde ettiğimiz bulgular PedsQL bebek ölçeği 13-24 ay formunun geçerli ve güvenilir olduğu konusunda açık kanıtlar sağlamıştır. Anahtar kelimeler: Bebek, sağlık ile ilişkili yaşam kalitesi, PedsQL

BebeklerGüvenilirlik ve geçerlilikTürkçe uyarlama+3
Yasemin Demirci
Karadeniz Technical University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğunda hastalığın şiddeti, tekrarlayan davranışlar, sosyal içe çekilme ve gastrointestinal sistem belirtilerinin kalp hızı değişkenliği, kolesistokinin ve oksitosin düzeyi ile ilişkisi: Bir vaka kontrol çalışması

Amaç: Bu çalışmada otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı çocuklarda otonomik fonksiyonun ve olası otonomik disregülasyonun OSB klinik görünümü ile ilişkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla OSB tanılı çocuklarda, otonomik fonksiyonu yansıtan dinlenme halindeki kalp hızı değişkenliği (KHD) ve otonomik sinir sistemi ile yakından ilişkili oksitosin (OXT) ve kolesistokinin (CCK) nöropeptit hormonlarının otizm şiddeti, otizmde görülen sosyal disfonksiyon, tekrarlayıcı davranışlar ve gastrointestinal sistem (GIS) belirtileri ile ilişkisi incelenmiştir. Yöntem: Çalışmanın örneklemi Eylül 2020 ile Şubat 2021 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran, DSM-5 tanı kriterlerine göre otizm spektrum bozukluğu tanısı konmuş, herhangi bir akut veya kronik tıbbi hastalığı olmayan, 3-8 yaş arası 29 çocuk (1 kız, 28 erkek) ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları veya Genel Pediatri polikliniğine başvuran 3-8 yaş arası 31 sağlıklı çocuktan (2 kız, 29 erkek) oluşmuştur. Klinisyen tarafından ebeveynden bilgi alınarak ve klinik değerlendirme ile Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ), Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi - Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu - Türkçe Uyarlaması (ÇDŞG-ŞY-T) ve 6-Maddeli Gastrointestinal Şiddet Ölçeği (6-GŞÖ), ebeveyn tarafından ise Sorun Davranış Kontrol Listesi (SDKL) doldurulmuştur. Ardından 10 dakikalık bazal kalp hızı değişkenliği ölçümü yapılmıştır. Ölçüm sonrasında oksitosin ve kolesistokinin düzeyleri için hastadan biyokimya tüpüne 5 cc kan alınmış, çalışılana kadar -80°C'de saklanmak üzere Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Laboratuvarı'na transferi sağlanmıştır. Elde edilen veriler, IBM SPSS 22 kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Tüm katılımcıların %91.1'i (n= 57) erkeklerden oluşup yaş ortalaması 64.68 ± 19.62 aydı. Vaka ve kontrol grubu arasında cinsiyet ve yaş açısından anlamlı bir fark yoktu. OSB tanılı çocukların %79.3'ü psikiyatrik eş tanıya sahipti. Kontrol grubunda yalnızca iki çocukta enürezis nokturna saptandı. Bu çalışmada, bazal kalp hızı değişkenliği değerleri açısından OSB tanılı grup ile sağlıklı kontroller arasında anlamlı fark saptanmadı. OSB tanılı çocuklarda serum OXT seviyeleri sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşük saptanırken (p< .001); serum CCK seviyeleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek tespit edildi (p< .001). OSB tanılı grupta tekrarlayıcı davranış şiddeti ile bazal KHD değerleri, serum OXT ve CCK seviyeleri arasında herhangi bir ilişki tespit edilmedi. Öte yandan; bu grupta sempatik baskınlığı gösteren LF/HF oranının ÇODÖ toplam puanları ile pozitif yönlü ilişki (r= .502 p= .006), parasempatik baskınlığı gösteren HF değerinin ise negatif yönlü ilişki gösterdiği (r= -.379 p= .043) tespit edildi. LF/HF oranı ve SDKL sosyal içe çekilme alt ölçek puanları arasında pozitif yönlü sınırda korelasyon (r= .365 p= .052) saptandı. Ek olarak OXT seviyeleri; ÇODÖ toplam (r= .383 p= .040), SDKL sosyal içe çekilme alt ölçek (r= .477 p= .009) ve GŞÖ şişkinlik skorları (r= .438 p= .017) ile pozitif yönlü ilişki gösterdi. CCK seviyeleri ile ÇODÖ toplam puanları arasında bir ilişki görülmezken (p= .200), CCK ve SDKL sosyal içe çekilme skorları (r= .417 p= .024) pozitif yönlü ilişki gösterdi. Ayrıca, CCK seviyeleri GŞÖ ishal skorları ile negatif yönlü ilişki gösterdi (r= -.390 p= .036). Bu çalışmada otonomik fonksiyon göstergeleri olarak incelenen KHD değerleri, serum OXT ve CCK seviyeleri arasında herhangi bir ilişkiye rastlanmadı. Ancak, KHD'nin sempatik baskınlığı yansıtan LF değeri ile CCK seviyeleri arasında eş tanı varlığı kontrol edildikten sonra pozitif yönlü ilişki saptandı (r= .404 p= .033). Sonuç: Sonuç olarak, bu çalışmada otonomik fonksiyon göstergeleri olarak kullandığımız KHD değerleri açısından OSB tanılı grup ile kontrol grubu arasında bir fark bulunmazken, OSB grubunda serum OXT seviyelerinin kontrol grubuna göre düşük, serum CCK seviyelerinin yüksek olduğu saptanmıştır. OSB tanılı grupta hastalık şiddeti ve sosyal içe çekilme semptomlarındaki bozulma arttıkça sempatik baskınlığı yansıtan KHD değerinin arttığı, aynı zamanda OXT seviyesinin de paradoksal olarak arttığı gösterilmiştir. OSB hastalık şiddeti ile CCK seviyeleri arasında bir ilişki olmadığı; ancak, CCK seviyesi arttıkça OSB'nin çekirdek belirtisi olan sosyal içe çekilme semptomlarındaki bozulmanın arttığı bulunmuştur. Bu çalışmada otonomik sistem belirteci olarak kabul edilebilecek KHD değerleri, OXT ve CCK seviyeleri arasında bir ilişki bulunmadığı; ancak eş tanı varlığı kontrol edildiğinde KHD'nin sempatik baskınlık değeri ile CCK arasında pozitif ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca otonomik sistemin bir parçası kabul edilen enterik sisteme ilişkin GIS semptomları ile KHD değerleri arasında ilişki bulunmadığı görülmüş, OXT ve CCK seviyeleri açısından ise elde edilen sonuçları destekleyecek geniş örneklemli yeni araştırmalara ihtiyaç olduğu düşünülmüştür. Sonuç olarak bu çalışma, OSB tanılı çocuklarda otonomik disfonksiyon hipotezini desteklemekte olup OSB semptomatolojisi ile CCK seviyeleri arasındaki ilişkinin gösterildiği ilk çalışmadır. Hastalarımıza eşlik eden tanı gruplarındaki CCK seviyelerinin ve CCK'nin OSB tedavisindeki potansiyel rolünün araştırıldığı yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: otizm spektrum bozukluğu, otonomik disregülasyon, kalp hızı değişkenliği, oksitosin, kolesistokinin

Gastrointestinal sistemHastalık şiddeti indeksiKalp hızı+4
Berire Çekin Yılmaz
Karadeniz Technical University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve özgül öğrenme bozukluğu olan çocuklarda duygusal yüz ifadelerini tanıma, sosyal-empati becerileri ve bunların ebeveyn sosyal beceri ve depresyon düzeyleri ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışma dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı, özgül öğrenme bozukluğu tanılı ve sağlıklı çocuklarda sosyal cevaplılık, duygusal yüz ifadelerini tanıma, empati becerileri ile ebeveyn depresyon düzeyi, geniş otizm fenotipi bulgularını ve bunlar arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma örneklemini 1 Şubat 2020 – 01.04.2021 tarihleri aralığında K.T.Ü Tıp Fakültesi Çocuk-Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran 8-12 yaş aralığında DSM-V tanı kriterlerine göre DEHB tanısı konan dikkat eksikliği baskın tip (DE-DEHB) 37 çocuk, bileşik tip (BİL-DEHB) 41 çocuk, ÖÖB tanısı konan 41 çocuk ve sağlıklı 42 çocuk oluşturmuştur. Tüm çocuklar ile Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Formu-Şimdi ve Yaşam boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY) görüşmesi yapılmış ve ÖÖB tanısı konan çocuklar için ÖÖB bataryası uygulanmıştır. Tüm çocukların çocuklarda anksiyete ve depresyon ölçeği (ÇADÖ-Y), KA-Sİ empati ölçeğini doldurması ve duygusal yüz ifadelerini değerlendirmek amacıyla the emotion recognition task (ERT) bilgisayar programı üzerinden yönergeleri takip etmesi istenmiştir. Ayrıca ebeveynler tarafından çocukların sosyal becerilerini değerlendiren sosyal cevaplılık ölçeğini (SCÖ) doldurması istenmiştir. Son olarak ebeveynlerin kendi depresyon belirtilerini değerlendirmek amacıyla Beck depresyon ölçeği ve geniş otizm fenotipi özelliklerini değerlendirmek için otizm spektrum anketi (OSA) doldurması istenmiştir. KA-Sİ empati ölçeğinde yüksek puan alma yüksek empati becerisini gösterirken, SCÖ'den yüksek puan alma sosyal bozulmanın daha yüksek olduğunu gösterir. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programına girilmiş ve gerekli istatistiksel analizler yapılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 9,81 ± 1,45 yıl olup %55,9'u erkek (n=90), %44,1'i (n=71) kızdı. BİL-DEHB, DE-DEHB, ÖÖB ve sağlıklı gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu. Tüm çalışma grupların anksiyete düzeyi sağlıklı gruba göre anlamlı olarak yüksekti (p<0.001). BİL-DEHB dışında diğer gruplarda depresyon düzeyinin sağlıklı gruba göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. BİL-DEHB, DE-DEHB ve ÖÖB tanılı çocuklarda sağlıklı kontrollere göre sosyal cevaplılık ölçeği toplam puan anlamlı olarak yüksek ( tüm p <0,001), KA-Sİ empati eğilim ölçeği toplam puan ortalamaları anlamlı olarak düşük bulunmuştur (tüm p<0,001). BİL-DEHB ve ÖÖB tanılı çocuklarda sağlıklı kontrollere göre ERT toplam puan ortalamaları anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Tüm çocukların en az tanıyabildiği duygu "korku" duygusu olduğu bulunmuştur. BİL-DEHB grubunda sağlıklı kontrole göre korku duygusunu tanıma anlamlı düzeyde düşük olduğu bulunmuştur (p = 0.031). Ayrıca Beck depresyon ölçek puanları BİL-DEHB, DE-DEHB ve ÖÖB tanılı çocukların annelerinde sağlıklı çocukların annelerine göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (sırasıyla p=0,002, p=0,006, p=0,001). OSA/toplam skor ortalamaları ise tüm hasta gruplarındaki çocukların annelerinde sağlıklı çocukların annelerine göre daha yüksek olduğu ancak arada anlamlı fark olmadığı gözlenmiştir. Sadece ÖÖB grubundaki çocukların annelerinin OSA/sosyal beceri ve hayal gücü alt ölçek puanları sağlıklı çocukların annelerine göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti (sırasıyla p= 0,026, p=:0,027). DE-DEHB grubunda SCÖ toplam puan ile anne Beck depresyon ölçek puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p= 0,027; r=0,365). BİL-DEHB grubunda ERT toplam skoru ile annenin OSA toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,006; r=-0,424 ). BİL-DEHB, DE-DEHB ve ÖÖB gruplarındaki katılımcılardan konuşma bozukluğu öyküsü olanlarda ERT toplam skor ortalaması konuşma bozukluğu öyküsü olmayanlara göre anlamlı oranda düşük olduğu belirlenmiştir (sırasıyla p=0,005, p=0,012, p=0,041). Sonuç: Bu çalışmada DEHB ve ÖÖB tanılı çocukların sosyal cevaplılık, duygusal yüz ifadelerini tanıma, empati becerilerini ölçen testlerde sağlıklı çocuklara göre literatür ile uyumlu biçimde daha kötü performans sergilediği gösterilmiştir. Ancak bu iki bozukluk arasında çocukların sosyal becerilerini ölçen testler arasında farkın olmadığı görülmüştür. Bu sonuç etiyolojik açıdan ortak temellere dayalı olduğu bilinen DEHB ve ÖÖB olgularının sosyal beceriler açışından benzer klinik özellikler gösterdiğini işaret etmektedir. Bu olgularda sosyal cevaplılık, empati becerileri ve duygusal yüz ifadelerini tanıma gibi sosyal becerilerinin biyolojik temellerini aydınlatmaya yönelik yeni araştırmalara ihtiyaç olduğu düşünülebilir. Öte yandan DEHB ve ÖÖB tanılı çocukların annelerinin sağlıklı çocukların annelerine göre depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu ve geniş otizm fenotipi özelliklerini daha fazla gösterdiği bulunmuştur. Ancak bu araştırmada araştımanın kesitsel dizaynın, anneler ve çocukların sosyal becerileri öz bildirime dayalı ölçekler ile değerlendirilmiş olmasının aradaki ilişkiyi değerlendiren analiz sonuçlarını etkilemiş olabildiği düşünülmüştür. Bu kapsamda klinisyen değerlendirmesini içeren uzunlamasına takip araştırmalarına ihtiyaç olduğu söylenebilir. Son olarak araştırmada konuşma bozukluğu öyküsünün yüz ifadelerini tanıma becerilerini tüm gruplarda olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Konuşma becerisinin gelişimsel olarak sosyal becerinin önemli bir bileşeni olduğu bilinmektedir. Özellikle konuşma bozukluğu olup DEHB veya ÖÖB kliniği olan çocuklarda konuşmaya yönelik destekleyici müdahalelerin bu bozukluklara eşlik eden yüz tanıma becerilerinin yetersizliğine karşı koruyucu olabileceği düşünülmüştür. Bu yönde takip araştırmalarına ihtiyaç vardır. DEHB ve ÖÖB tanılı çocuklarda akademik anlamda olduğu kadar sosyal anlamda da yıkıcı sonuçlar ile karşılaşılabileceği bu çocukların kişilerarası çatışmaların çözüm yöntemlerinde daha çok zorlandığı, daha az olumlu davranışlar sergilediği ve ergenlik döneminde akranlarına göre daha fazla uyum problemi yaşadığı bilinmektedir. Bu yüzden belirlenen alanlardaki sosyal yetersizliklere yönelik erken dönemlerde sosyal beceri eğitimleri gibi müdahale programlarının ve ebeveyn psikopatolojisi bulunan ailelerde aile temelli müdahalelerin önem kazandığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: DEHB, ÖÖB, sosyal beceri, depresyon, geniş otizm fenotipi

DepresyonEmpatiEmpatik beceri+7
Sevda Hızarcı Bulut
Karadeniz Technical University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Triple P olumlu anne babalık eğitimi'nin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan 7-12 yaş arası çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri üzerine etkilerinin araştırıldığı randomize kontrollü bir çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı alan ve en az 2 ay ilaç tedavisi almış olan 7-12 yaş arası çocuklarda Üç P Olumlu Anne-Babalık Eğitim Programı'nın çocuklardaki DEHB belirtileri üzerine etkisini değerlendirmektir. Bu değerlendirmeye ek olarak DEHB olan ve en az 2 ay ilaç tedavisi alan 7-12 yaş arası çocuklarda, anne-babaların Üç P Olumlu Anne-Babalık Eğitim Programı almış olmalarının, çocukların işlevselliği, çocuklardaki DEHB hastalık şiddeti ve yine çocuklardaki davranışsal ve duygusal sorunlar üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma randomize kontrollü olarak planlanmıştır. Araştırmanın olgu grubu 23 çocuk ve ebeveyninden, kontrol grubu ise 25 çocuk ve ebeveyninden oluşturulmuştur. Sosyo-demografik Veri Toplama Formu, Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY), Çocuklar için Genel Değerlendirme Ölçeği (ÇGDÖ), Du Paul DEHB Değerlendirme Ölçeği, Klinik Global İzlenim Ölçeği- hastalık şiddeti (KGİÖ-HŞ) klinisyen tarafından değerlendirilmiştir. Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (ÇYTÖ), Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ), ailelere verilerek ailelerin doldurması sağlanmıştır. Olgu grubuna 8 hafta süren Triple P Olumlu Anne babalık Eğitim Programı uygulanmıştır. Veriler eğitim başlamadan önceki hafta ve eğitimden hemen sonraki hafta toplanmıştır. Veriler Mann Whitney-U testi, Willcoxon işaretli sıralar testi, ki-kare analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan olguların yaş ortalaması 10,25±1,39, katılanların 10 tanesi kız (%20,8), 38 tanesi erkek (%79,2), ebeveynlerin yaş ortalaması 39,69±6,00 olarak saptanmıştır, Triple P Olumlu Anne Babalık Eğitim Programının olgu grubu içinde program öncesi ve sonrası karşılaştırıldığında; ÇGDÖ puanlarında anlamlı artış ve KGİÖ-HŞ puanlarında anlamlı azalma; GGA alt ölçeklerinde; emosyon, davranış, hareketlilik, akran ilişkileri puanlarında anlamlı azalma; Du Paul DEHB dikkat eksikliği, hiperaktivite alt testlerinde ve toplam puanda istatistiksel olarak anlamlı azalma, bulunmuştur. ADÖ alt ölçeklerinden problem çözme, iletişim, aile içi roller, affektif duyarlılık, davranış kontrolü ve genel işlevsellik alt ölçek puanlarının istatistiksel olarak anlamlı azalma, ÇYTÖ alt ölçeklerinden ise aşırı anne-babalık tutumu, düşmanca ve reddedilme turumu ve otoriter tutum açısından istatistiksel olarak anlamlı azalma, demokratik tutumda ise istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır. Tartışma: Bulgularımız Triple P Olumlu Anne-Baba Eğitiminin DEHB belirtileri, anne baba tutumları ve aile işlevselliği üzerine olumlu etkileri olduğunu göstermektedir ancak daha geniş örneklemlerle desteklenmeye ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Triple P Olumlu Anne-Baba Eğitimi Programı, DEHB, çocuk, ebeveyn

Ana-babaAna-baba eğitimiBelirti ve semptomlar+2
Yusuf Öztürk
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik tik bozukluğu bulunan çocuk ve ergenlerin yaşam kalitesi ve benlik saygısının değerlendirilmesi, dikkat eksikliği hiperaktivite komorbiditesinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı Kronik Motor veya Vokal Tik Bozukluğu ve Tourette Sendromu olan çocuk ve ergenlerin benlik saygısı ve yaşam kalitelerinde, hastaneye başvuran, ağır medikal veya psikiyatrik hastalığı bulunmayan çocuk ve ergenlere göre farklılık olup olmadığını belirlemek ve varsa bu farklılığı etkileyen etmenleri saptamak, DEHB komorbiditesini araştırmaktır. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine başvuran, DSM-IV'e göre Kronik Motor veya Vokal Tik Bozukluğu ve Tourette Sendromu tanısı konmuş, 6-16 yaş grubu 57 çocuk ve ergen, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş tıbbi ya da ruhsal ağır kronik hastalığı bulunmayan, hastaneye farklı nedenlerle başvuran 57 çocuk-ergenden oluşmuştur. Çocuk ve ergenlere Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği, Yıkıcı Davranım Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği anne-baba ve öğretmenlerine uygulanmıştır. Çocuk ve ergenlerde depresyon, anksiyete ve obsesif kompulsif bozukluk semptomlarının belirlenmesi için Çocuklar için Depresyon Envanteri (CDI), Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Bozukluk Ölçeği uygulanmıştır. İstatistiksel analiz için SPSS 13.0 programı kullanılmıştır. p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Çocuğun bildirdiği duygusal ve sosyal işlevsellik alanı dışında tüm alanlarda hem çocuk hem de ebeveyn bildirimlerinde Tourette Sendromu ve Kronik Tik Bozukluğu bulunan gruptaki çocuk ve ergenlerde yaşam kalitesi kontrol grubundan daha düşük olarak saptanmıştır. Tik bozukluğu bulunan çocuklarda benlik saygısı, kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur. Eşlik eden bozukluklar içinde DEHB %40,4 ile birinci sırayı almaktadır. Kronik tik bozukluğu yaşam kalitesini ve benlik saygısını etkileyen bir bozukluktur. Bozukluğun tedavisi planlanırken hastanın yaşam kalitesi ve benlik saygısı dikkate alınarak karar verilmesi uygun olabilir.

Selma Tural Hesapçıoğlu
Karadeniz Technical University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk-Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran çocuk ve ergenlerin demografik özellikleri ve belirti dağılımı

Bu çalışmanın amacı, Doğu Karadeniz Bölgesinde tek hizmet veren Çocuk-ergen ruh sağlığı ve hastalıkları kliniği olmamız nedeniyle bölgemiz demografik özelliklerini, belirti dağılımını saptamak ve bunun diğer illerdeki Çocuk-ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniklerinde yapılan çalışmalardan bölgesel farklılığın olup olmadığını araştırmaktır. Karadeniz Teknik Üniversitesi Çocuk-ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniğine 1 Ocak 2003- 30 Haziran 2003 tarihleri arasında aileleri tarafından çeşitli belirtilerle ilk kez başvuran 632 çocuk-ergen çalışmaya alınmıştır. Her çocuk-ergen için yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veriler elde edilmiştir. Bu çocuk ve ergenlerin demografik özellikleri, ilk başvuru yakınmalarının dağılımı araştırılmış, demografik özelliklerin başvuru yakınmaları ile ilişkisi araştırılmıştır. Bu çalışmada KTÜ Tıp Fakültesi Çocuk-ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniğine başvuran olguların belirti dağılımlarının ve demografik özelliklerinin diğer bölgelerdeki çocuk-ergen ruh sağlığı kliniklerindeki belirti dağılımlarına benzerlik gösterdiği saptanmıştır. Çocukta psikopatolojinin gelişimine neden olan risk faktörleri belirlenerek, ruh sağlığıyla ilgili olumlu ya da olumsuz faktörler epidemiyolojik çalışmalar ile tanımlanabilir ve bozuklukları önlemeye yönelik koruyucu, yeni ve etkili programlar oluşturulabilir.

Demografik özellikler
Tülin Yöntem
Karadeniz Technical University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikiyatrik yakınmalarla başvuran çocuk ve ergenlerde akran zorbalığının ve buna ait etmenlerin değerlendirilmesi

Amaç: Zorbalık, tüm insanları; yaşına, cinsiyetine, etnik kökenine, dini inancına veya sosyoekonomik durumuna bağlı olmaksızın, her ortamda, bir veya birden çok zamanda etkileyebilen ve dünyanın her yerinde yaygın olarak görülen bir sorundur. Tüm dünya ülkelerini ilgilendiren zorbalığın okullarda yaygınlaşması çocukların ve gençlerin fiziksel ve psikososyal sağlığını tehdit etmektedir. Zorbalığın öğrenciler için ciddi bir travma olduğu etkilerinin okul dönemi ile sınırlı kalmayıp yaşam boyu sürdüğü ve toplum sağlığını da olumsuz etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada ruhsal yakınması olan çocuk ve ergenlerde akran zorbalığı ve buna ait etmenlerin değerlendirilmesi, zorbalık yapan veya zorbalığa uğrayan olguların duygusal ve davranışsal sorunlarının zorbalık yapmayan ve zorbalığa uğramayan kontrol grubuyla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Nisan 2014- Ağustos 2014 arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran 9-16 yaş arasındaki çocuk ve ergenler dahil edilmiştir. Olgu grubu için 58, kontrol grubu için 56 çocuk ve ergen çalışmaya alınmıştır. Araştırmaya katılan çocuk/ergenlerin ailelerine klinisyen tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu verilmiştir. Çocuk ve ergenler, Olweus öğrenciler için akran zorbalığı anketini (Revised Olweus Bully/Victim Questionnaire), internet üzerinden uygulanan yapılandırılmış tanı koyma aracı olan Gelişim ve Ruhsal Sağlık Değerlendirmesi Ölçeğini (Development and Well-being Assesment) - (DAWBA) ve Güçler ve Güçlükler Anketini doldurmuşlardır. Bulgular: Zorba alt grubunda sigara ve madde kullanımı, evde fiziksel şiddet öyküsü anlamlı düzeyde daha fazla bulunmuştur. Kurban ve kurban/zorba alt gruplarında genel başarı ortalaması daha düşük saptanmıştır. Olgu grubunda ruhsal bozukluk tanısı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha fazla saptanmıştır (p=0,002). Kurban/zorba alt grubunda DEHB tanısı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha fazladır (p=0,001). Kurban grubunda bulunan öğrencilerin kontrol grubuna göre daha fazla depresif olduğu bulunmuştur. Ancak kurban ve kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. Kurban/zorba grubunun %54,6'sının, kontrol grubunun ise %11,8'inin okulunu sevmediği belirlenmiştir (p=0,015). Kontrol grubundaki çocuk ve ergenlerin yakın arkadaş sayısı olgu grubuna göre anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p=0,023). Sonuç: Akran zorbalığı ve/veya buna maruz kalmak çocuğun eğitimsel, sosyal ve duygusal uyumunun sağlıklı bir şekilde gelişmesi önünde önemli bir problemdir. Çalışmamızda ruhsal bozukluk tanısı olan çocuk ve ergenlerin akran zorbalığı ile ilişkisinin anlamlı düzeyde yüksek saptanmış olması bu konuda alınacak önlemler açısından önemli bir sonuçtur. Literatürdeki diğer araştırma sonuçlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, akran zorbalığı ile psikiyatrik belirtiler arasında güçlü bir ilişkinin olduğunu söylemek mümkündür. Ruhsal bozuklukların ve diğer psikososyal değişkenlerin akran zorbalığını yordama güçlerine ilişkinolarak geniş örneklemli prospektif çalışmalarla daha sağlıklı sonuçlara ulaşılabilir. Zorbalığa neden olan durumlar anlaşıldığında, tanımlanan problem alanına ilişkin en uygun multidisipliner girişimler planlanarak uygulanırsa, öğrenciler yaşamları boyunca daha sağlıklı ilişkiler geliştirebileceklerdir.

Akran zorbalığıErgenlerMental bozukluklar+4
Murat Kaçar
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğunun klinik tanısında DSM-IV-TR ve DSM-5 tanı sistemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran, DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre YGB tanısı alan çocuk ve ergenlerin DSM-5 tanı sistemine göre aldıkları tanıları karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya Şubat 2014 – Kasım 2014 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'nde izlenen DSM-IV-TR'ye göre Yaygın Gelişimsel Bozukluk tanısı almış olan 3-15 yaş arasındaki 150 çocuk ve ergen alındı. Olguların kendileri ve aileleri ile görüşülerek çalışma hakkında bilgi verildi ve katılmak isteyenlerden yazılı onam alındı. Çalışma kapsamında Yaygın Gelişimsel Bozukluk tanısı ile izlenen çocuk ve ergenlerin ebeveynler tarafından bildirilen ve değerlendirme sırasında saptanan belirtileri DSM-IV-TR ve DSM-5 ölçütlerine göre psikiyatrik değerlendirme yapılarak tekrar gözden geçirildi. Olgu ve ailelerinden alınan bilgiler sosyodemografik veri formuna her olgu için ayrı olarak kaydedildi. Olgulardaki belirtilerin klinik şiddeti Çocukluk Çağı Otizmi Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ) ve Otizm Davranış Kontrol Listesi (ODKL) kullanılarak belirlendi. Bulgular: Tanı koyma oranında DSM-5 ölçütleri ile DSM-IV-TR'ye göre % 19,3'lük (n=29) bir düşüş saptanmış ve bu bulgu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Asperger Bozukluğu ve Yaygın Gelişimsel Bozukluk-Başka Türlü Adlandırılmayan (YGB-BTA) bireyler bu çalışmada DSM-5 ile tanı almamıştır. DSM-5 ile tanı alan ve almayan olguların hem yaş gruplarının hem de yaş ortalamalarının karşılatırmasında anlamlı farklılık tespit edilmişken cinsiyetlerin karşılaştırmasında anlamlılık gözlenmemiştir. DSM-5 ölçütlerinde yeni bir değişiklik olan B4 ölçütü %83,3 ile olgular tarafından en sık karşılanan ölçüttür. DSM-5 ile tanı alan olguların Çocukluk Çağı Otizmi Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ) ve Otizm Davranış Kontrol Listesi (ODKL) toplam puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Yapılan istatistiksel analizlerle DSM-5 Otizm Spektrum Bozukluğu A ve B ölçütleri için belirtilen şiddet düzeylerinin, ÇODÖ ve ODKL toplam puan ortalamalarıyla anlamlı ilişkisi belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmada saptanan bulgular, DSM-IV-TR ile YGB tanısı olan bir grup bireyin DSM-5 ölçütleri ile tanı almayabileceğini göstermektedir.

ErgenlerMental bozukluklarOtistik bozukluklar+4
Ferhat Yaylacı
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konversiyon bozukluğu tanisi alan ergenlerde kendilik ve çevre algisi: Repertuar grid tekniği ile değerlendirme

Bu araştırmada Konversiyon Bozukluğu (KB) tanısı almış ergenlerin kendilerini ve çevrelerindeki önemli diğer bireyleri nasıl algıladıkları, algılama şekilleri ile bu ergenlerin benlik saygıları, KB'ye eşlik eden psikopatolojiler, yaşadıkları travmatik deneyimler arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya çalışma grubu olarak Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniğinde Konversiyon Bozukluğu tanısı almış ve izlemde olan 12-18 yaş aralığındaki 20 kız ergen alınmıştır. Kontrol grubu olarak daha önce herhangi bir nedenle çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvurusu olmayan, yaş, cinsiyet, eğitim durumu açısından hasta grubu ile eşleştirilmiş 20 sağlıklı ergen alınmıştır. Ergenlerin kendisini, ailesini ve çevresini algılayışlarını ve yapılanma sistemlerini değerlendirmek için Repertuar Grid Tekniği kullanılmıştır. Mevcut psikopatolojileri Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (K-SADS-PL) ile değerlendirilmiştir. Benlik saygısı ölçümü için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) kullanılmıştır. Konversiyon belirtileri Konversiyon Bozukluğuna Ait Belirti Tarama Listesi ile sorgulanmıştır. RGT değerlendirmesinde KB tanılı ergenler ile kontrol grubundaki ergenlerin aile bireyleri ve çevrelerindeki diğer önemli kişileri birbirinden farklı olarak yapılandırmaları, KB tanılı ergenlerin kendilerini en çok ideal benlerine, anne ve babalarına yakın tanımlaması böyle bir bozukluğu olmayan yaşıtlarının ise anne ve baba elemanlarını kendilerinden uzak, kardeş ve kız-erkek arkadaşlarını kendilerine yakın olarak tanımlaması dikkat çekmiştir. İki grup arasında böyle bir farkın olması ergenlik sürecindeki anne- babadan ayrışma bireyselleşme ve özerklik kazanımı süreçlerinin KB tanılı ergenlerde kontrol grubuna göre daha farklı bir paternde yaşandığını göstermektedir. Ayrıca KB'nin benlik saygısını olumsuz etkilediği görülmüştür. KB tanılı ergenlerin %85'inin en az bir psikiyatrik psikiyatrik bozukluğunun olduğu saptanmıştır. Depresif Bozukluk, KOKGB ve TSSB en sık konulan tanılar olmuştur. Özetle KB tanılı ergenlerin böyle bir bozukluğu olmayan yaşıtlarına göre daha yüksek psikopatolojiye, daha düşük benlik saygısına sahip oldukları ve ebeveynden ayrışma-bireyselleşme ve kimlik gelişimi süreçlerini sağlıklı olarak yaşayamadıkları, ebeveyn bağımlılıklarının devam ettiği, akranları ile özdeşim kurma ve hayatlarındaki önemli insanları hatta kendilerini idealize etme konularında sağlıklı yaşıtlarının gerisinde oldukları gözlenmiştir. Bu sonuçlar, KB'li ergenlerin eşlik eden ruhsal sorunlarının, kendileri ve çevrelerini sağlıklı yaşıtlarına göre farklı algıladıklarının tanımlanması ve tedavi süreçlerinde tüm bunların dikkate alınmasının gelecekteki olumsuz sonuçları azaltmada etkili olabileceğini göstermektedir

Benlik saygısıErgenlerKişilik+3
Seda Aybüke Sarı
Akdeniz University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Astım tanılı çocuk ve ergenlerde psikopatoloji, yaşam kalitesi ve ebeveyn tutumlarının incelenmesi

Astım yüksek oranda psikiyatrik semptomatoloji ve komorbidite ile giden bir hastalıktır. Bu çalışmada astım tanısı almış olan 8-18 yaş arası çocuk ve ergenlerde psikopatoloji, benlik saygıları, ebeveyn tutumları, yaşam kalitesi algıları, bazı psikososyal özellikleri ve bunların birbiriyle olan ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Astım tanısı almış 32 hasta (17 erkek, 15 kız), 32 sağlıklı gönüllü (16 erkek, 16 kız) ile karşılaştırıldı. Astım tanısı olan ve kontrol grubundaki olgulara, çocuklarda gözlenebilen psikiyatrik hastalıkları sorgulayan "Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY/K-SADS-PL)" uygulanarak klinik görüşme yapıldı. Her iki gruba da benlik saygılarını değerlendirmeye yönelik Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve çocuk ve ergenlerin yaşam kalitelerini değerlendirmeye yönelik, çocuk ve ergenlere ve ebeveynlerine "Çocuklar İçin Yasam Kalitesi Ölçeği (ÇiYKÖ)" verildi. Ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarının ve stresle başa çıkma becerilerinin değerlendirilmesi için, her iki gruba "Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği (AHÇYTÖ)" ve "Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği (BÇSÖ)" verildi. Sosyodemografik verilerden baba yaşı, anne ve baba eğitimleri dağılımlarına bakıldığında astımlı grupta bu değişkenlerin ortalamaları belirgin olarak daha düşüktü. Gruplar aile yaşam kalitesi alt ölçek puanları açısından karşılaştırıldığında kontrol grubunda aile ölçek toplam puanı ve psikososyal sağlık toplam puanı çalışma grubuna kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olarak izlendi. Gruplar çocuk yaşam kalitesi alt ölçek puanları açısından karşılaştırıldığında kontrol grubunda çocuk ölçek toplam puanı, fiziksel sağlık toplam puanı ve psikososyal sağlık toplam puanı çalışma grubuna kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olarak izlendi. Astımı olan grupta daha yüksek oranda psikiayatrik komorbidite saptandı. Gruplar aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumu ölçeği alt faktör puanları açısından karşılaştırıldığında, hasta grubunda olumsuz tutumlar olan aşırı annelik (F1) ve eşler arası geçimsizlik (F4) alt faktör puanı kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olarak izlendi. Bu çalışmada astımı olan olgularda yüksek oranda psikopatoloji saptanmıştır. Gruplar yaşam kalitesi açısından karşılaştırıldığında astımlı grupta daha kötü iken, astıma eşlik eden psikiyatrik komorbidite varlığında yaşam kalitesinin daha da bozulduğu saptanmıştır. Astımı olan olguların ebeveynlerinde anlamlı oranda uygunsuz başa çıkma yöntemleri kullanıldığı görülmüştür. Psikososyal işlevselliğin korunması için bu durumların birbiriyle olan ilişkisini bilmek önemli olup daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Astım, aile tutumu, psikiyatrik komorbidite, yaşam kalitesi, benlik saygısı

Hicran Doğru
Akdeniz University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel istismara uğramış çocuklarda ve ebeveynlerinde travma sonrası stres bozukluğu

Bu araştırmada cinsel istismara (Cİ) maruz kalmış çocuklarda ve ebeveynlerinde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) öncelikli olmak üzere diğer psikopatolojilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniğine `cinsel istismar nedeniyle başvuran 6- 17 yaşları arasında 36 çocuk ve ergen ile anne ve babaları çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubunu ise Antalya İl Sağlık Müdürlüğü?ne bağlı merkez 2 no?lu sağlık ocağına başvuran, daha önce herhangi bir nedenle çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvurusu olmayan, yaş ve cinsiyet açısından hasta grubu ile eşleştirilmiş 54 çocuk ve ergen ile anne ve babaları oluşturmuştur. Hasta ve kontrol grubundaki çocuklardaki mevcut psikopatolojileri Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (K-SADS-PL) ile ve TSSB ise Klinisyen Tarafından Uygulanan Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeği (CAPS-CA) ile değerlendirilmiştir. Çocuklarda algılanan sosyal destek ise Sosyal Destek Değerlendirme Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Ebeveynlerdeki TSSB için Klinisyen Tarafından Uygulanan Travma Sonrası Stres Bozukluğu Ölçeği (CAPS) kullanılmıştır. Cinsel istismara uğrayan çocukların %75inin en az bir psikiyatrik tanı aldığı, bu oranın kontrol grubunda ise %25 olduğu saptandı (p<0,05). Cİ grubunda TSSB, depresyon ve anksiyete bozukluğu en sık konulan tanılardı. Bu çocukların hem anne hem de babalarında TSSB kontrol grubu ebeveynlerine göre daha sık görülmektedir (p<0,0000001). Cİ mağduru olan çocukların sosyal destek ölçeğindeki aldıkları puanlarının kontrol grubu çocuklarından farklı olmadığı saptandı. (p>0,05). Bu çalışmada cinsel istismara uğramış çocuklarda ve ebeveynlerinde daha fazla oranda TSSB görüldüğü saptanmıştır. Çocuk cinsel istismarı sonrası sadece çocuğun değerlendirilmesinin yeterli olmayacağı, ebeveynlerinde değerlendirilmeye dahil edilmesi gereklidir.

Ana-babaCinsel suçlarCinsel taciz+7
Şeref Şimşek
Akdeniz University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sosyal iletişim ölçeği Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliği

Amaç: Yaygın gelişimsel bozuklukların değerlendirilmesinde pek çok tanısal araç kullanılmaktadır. Yaygın gelişimsel bozuklukların taranmasında yaygın olarak kullanılan, 40 maddeden oluşan Sosyal İletişim Ölçeği (SİÖ, Social Communication Questionnaire [SCQ]) geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Otizm sendromu olan çocuklar ile otizmi olmayan gelişimsel olarak engelli çocukları ile otizmi olan çocukları ayırt etmek amacı ile geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkçe Sosyal İletişim Ölçeği Yaşamboyu formunun geçerlik ve güvenirlik analizini gerçekleştirmektir. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle Sosyal İletişim Ölçeği'nin çeviri ve geri çevirileri yapılarak Türkçe formu elde edilmiştir. Ölçeğin Türkçe formunun iç tutarlılığı, test-tekrar test tutarlılığı, yapı geçerliği, örneklem grubunun uç grupları için ayırt ediciliği, ölçeğin Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ), Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC) ve Klinik Global İzlenim- Hastalık Şiddeti (CGI- SI) ölçeği ile karşılaştırılması yapılmıştır. ROC analizi yapılarak Türkçe Sosyal İletişim Ölçeği için en uygun kesme puanı belirlenmiştir.Yöntem: Çalışma 4-18 yaş arasında, DSM-IV-TR ölçütlerine göre yaygın gelişimsel bozukluk (YGB) tanısını karşılayan 50, zihinsel gerilik (ZG) tanısını karşılayan 50 çocuk ve ergenden oluşan, toplam 100 kişilik bir örneklem ile yapıldı. YGB hastalarına sosyodemografik veri formu, Sosyal İletişim Ölçeği (SİÖ), Çocukluk Otizmini Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ), Otizm Davranış Kontrol Listesi (ABC), Klinik Global İzlenim (CGI), kontrol grubuna ise sosyodemografik veri formu ve Sosyal İletişim Ölçeği uygulandı. Değerlendirmeler klinisyen tarafından yapıldı. Test-tekrar test ölçümü için 50 Yaygın Gelişimsel Bozukluk olgusu aynı klinisyen tarafından 60±10 gün ara ile değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular SİÖ'nün geçerli ve güvenilir olduğu konusunda açık kanıtlar sağlamıştır.Güvenirlik bulguları incelendiğinde SİÖ ortalaması için Cronbach alfa katsayısı 0.80, karşılıklı sosyal etkileşim boyutu için 0.77, iletişim boyutu için 0.56, sınırlı, yineleyici ve basmakalıp davranışlar boyutu için 0.69 olarak bulundu.Test-tekrar test tutarlılığı ölçümü amacı ile 50 çocuk aynı klinisyen tarafından 60±10 gün ara ile değerlendirildi, gruplar arası korelasyon katsayısı (Intraclass correlation coefficients-ICC) değerleri 0.87 ile 0.96 arasında bulundu. Birinci ve ikinci görüşmede uygulanan SİÖ maddelerinin anlamlı düzeyde birbirleri ile korelasyon gösterdiği saptandı.Geçerlik kapsamı içinde, yapı geçerliği, ölçüt geçerliği ve ayırt edici geçerlik incelendi. Yapı geçerliğinin değerlendirilmesi amacı ile yapılan faktör analizinde, özdeğer istatistiği 1'den büyük olan dağılımın %73.3'ünü tanımlayan 13 faktör elde edildi. Ölçeğin 3 boyutlu yapısına uygun olarak daha kolay yorumlanabilmesi ve daha anlamlı olduğu için varimax döndürme işlemine göre dağılımın %43.0'ünü açıklayan ve özdeğeri 1'in üstünde olan 4 faktör değerlendirmeye alındı.Ölçeğin kesme puanı 15 olarak belirlendi.Ölçüt geçerliğinin değerlendirilmesi amacı ile SİÖ toplam puanları ÇODÖ toplam puanı, CGI puanı ve ABC toplam puanı ile karşılaştırıldı. Orta derecede korelasyon bulundu. Ölçeğin otizmi olan ve olmayan zihinsel özürlü (ZÖ) grup arasında iyi derecede ayırt ediciliğinin olduğu (p< 0.001) gösterildi.Sonuç: Sosyal İletişim Ölçeği standardize ölçüm aracı özelliklerini taşımaktadır. Sosyal İletişim Ölçeği'nin Yaygın Gelişimsel Bozukluklar alanında yapılan çalışmalara ve klinik uygulamaya katkıda bulunacağı düşünülmüştür.

GeçerlikGüvenilirlikGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Sibelnur Avcil
Dokuz Eylül University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ergenlerin bağlanma stilleri ile ebeveynlerinin bağlanma stilleri arasındaki ilişki

Bu araştırmada, ergenlerin bağlanma stili ile ebeveynlerinin bağlanma stilleri arasındaki ilişkiyi ve bağlanmayı etkileyen faktörlerin ergenlerin bağlanma stilleri üzerine olan etkilerini ortaya koymayı hedefledik. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine başvuran 12-17 yaş arasındaki 100 gönüllü ve onların ulaşılabilen anne ve/veya babaları çalışmaya dahil edilmiştir. Bağlanmayı etkileyen faktörler ile bazı kişisel özellikleri belirlemek için tüm deneklere sosyodemografik veri formu ve bağlanma stillerini belirlemek için ergenlere ve beveynlerine sırasıyla İlişki Ölçekleri Anketi-Ergen Formu ve İlişki Ölçekleri Anketi verilmiştir. Ayrıca Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, ergenler için Güçler Güçlükler Anketi- ergen formu ve ebeveynler için SCL-90-R kullanılmıştır. Ergenlerin bağlanma stilleri ile annelerin bağlanma stilleri arasında anlamlı bir ilişki saptanırken, aynı ilişki babaların bağlanma stilleriyle ergenlerin bağlanma stilleri arasında bulunmamaktadır. Kızların erkeklere göre daha yüksek oranda korkulu bağlanma stiline sahip oldukları, korkulu bağlanmanın cinsel istismara maruz kalma ve kendine zarar verici davranış ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Örneklemin klinik örneklem olması nedeniyle, toplum kökenli daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışma, bağlanma konusunda annenin öneminin ergenlik döneminde de devam ettiğini, ergen-anababa ilişkisinin birbirini etkileyen çift yönlü bir ilişki olduğunu ve güvenli bağlanmanın ergenin her açıdan iyilik halini etkilediğini vurgulayan sonuçlara ulaşmıştır.

Aile içi iletişimAile içi ilişkilerAna-baba+2
Senem Turan Akdağ
Akdeniz University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anne veya babasında bipolar duygudurum bozukluğu olan ergenlerde bağlanma örüntüleri ve psikopatoloji

Bu araştırmada, BDB?si olan ebeveynlerin ergen çocukları ile kontrol grubunu bağlanma örüntüleri ve psikopatoloji açısından karşılaştırmayı hedefledik. Araştırmaya ebeveynlerinden herhangi birisinde BDB olan 25 ergen, kontrol grubuna ise 28 sağlıklı ergen ve onların sağlıklı ebeveynleri dahil edildi. Katılan ergenler 12-17 yaş aralığında idi. Araştırma ve kontrol grubundaki ergenlere; sosyodemografik veri formu ve İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA-E) verilmiş ve K-SADS (Okul çağı çocukları için duygudurum bozuklukları ve şizofreni görüşme çizelgesi Şimdi ve yaşam boyu versiyonu) uygulanmıştır. Araştırma grubundaki BDBsi olmayan ebeveyne ve kontrol grubundaki her iki ebeveyne SCID-I Klinik Versiyon (DSM-IV Eksen I Bozuklukları İçin Yarı Yapılandırılmış Klinik Görüşme) uygulanarak psikopatoloji dışlanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların bağlanma örüntüleri ÖA-E?ye göre değerlendirilmiş olup araştırma grubundaki ergenlerde sağlıklı kontrollere göre kayıtsız bağlanma örüntüsü puanları istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca değerlendirmeler sonucunda, araştırma grubundaki 25 ergenin 12 (%48)sinde kontrol grubunda ise 28 ergenin 5 (%18)inde en az bir DSM-IV Eksen I tanısı saptanmıştır. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Ancak psikiyatrik tanılar ayrı ayrı değerlendirildiğinde ise anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuçlarımıza göre; BDBsi olan ebeveynlerin ergen çocuklarında ruhsal hastalık gelişme riski yüksek bulunmuştur ayrıca bu çocuklarda kayıtsız bağlanma örüntüsü puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu sonuçları genellemek için daha geniş katılımlı çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.

Ana-babaBağlanmaBipolar bozukluk+2
Mustafa Erkan
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik ve toplum örneklemlerinde anne babalık ve aile uyum ölçeği (parenting and family adjustment scale-PAFAS)'nin, 2-12 yaş aralığındaki çocukların anne babaları için Türkçe geçerlik ve güvenirlik özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, Sanders ve arkadaşları (2010) tarafından geliştirilen, anne babalık tutumları ve anne baba çocuk ilişkisinin kalitesini ölçen Anne babalık Ölçeği ile anne ve babanın ruhsal durumu ve anne babalık sırasında eş ve aile desteğini ölçen Aile Uyum Ölçeği'nden oluşan; Anne Babalık ve Aile Uyum Ölçeği (PAFAS Türkçe Formu)'nin, Türkçe geçerlik ve güvenirlik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamız, hem toplum hem de klinik örneklemde, 2-12 yaş aralığındaki çocukların anne babaları ile yapılmıştır. Klinik örneklem, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı (ÇERSAH AD) polikliniğine ilk kez başvuran ya da ilk 1 aylık değerlendirme süreci içinde bulunan 201 anne ya da babadan oluşurken; toplum örneklemi ise Balçova ilçesinde yaşayan, 202 anne ya da babadan oluşmuştur. Çalışma grubundaki tüm anne babalara; Anne Babalık ve Aile Uyum Ölçeği (PAFAS Türkçe Formu), Anne Babalık Stilleri ve Boyutları Ölçeği (ASBÖ), Evlilik Yaşamı Ölçeği (EYÖ), Genel Sağlık Anketi (GSA) ve Sosyodemografik Veri Toplama Formu uygulanmıştır. Aynı zamanda test-tekrar test güvenirliği ölçümü için, toplum örnekleminde bulunan 58 anne babaya ölçekleri doldurduktan iki hafta sonra aynı araştırmacı tarafından PAFAS Türkçe Formu tekrar uygulanmıştır. Ölçeğin psikometrik özellikleri, Türkçe'ye uyarlamaları daha önce yapılmış olan ASBÖ, EYÖ ve GSA ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: PAFAS Türkçe Formunun tüm ölçek iç tutarlığı 'yüksek derecede güvenilir' (Cronbach α:0.847) bulunurken; alt ölçekler incelendiğinde ise Anne babalık alt ölçeğinin iç tutarlığı 'oldukça güvenilir' (Cronbach α:0.700), Aile uyum ölçeği alt ölçeğinin iç tutarlığı ise 'yüksek derecede güvenilir' bulunmuştur (Cronbach α:0.830). PAFAS Türkçe Formu alt ölçekleri ve faktör yapılarının ortalama puanlarının test–tekrar test uygulamasında bağımlı örneklem T testi sonuçlarında anlamlı farklılık göstermediği ve PAFAS Türkçe Formu Anne babalık alt ölçeği (r:0.747, p<0.001) ile Aile uyumu alt ölçeklerinin (r:0.706, p<0.001) güçlü düzeyde bir korelasyon gösterdikleri; alt ölçeklerde yer alan faktör yapıları incelendiğinde, Anne babalık alt ölçeğinde yer alan Anne baba tutarlılığı faktörünün orta düzeyde, Anne babalık alt ölçeği ve Aile uyumu alt ölçeklerinde yer alan diğer faktör yapılarının tümünün ise güçlü düzeyde korelasyon gösterdikleri saptanmıştır. Hesaplanan korelasyon katsayı değerleri 0.497 ile 0.747 arasında olup, tümü istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Geçerlik değerlendirme sonuçlarında ise PAFAS Türkçe Formunun toplum ve klinik örneklemlerini ayırt edici gücünün ise yüksek olduğu; açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizinde beş faktörlü bir yapı geçerliğine sahip olduğu; ASBÖ, EYÖ ve GSA ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde eşzamanlı ölçüt geçerliğine sahip olduğu saptanmıştır. Sonuç: PAFAS Türkçe formunun 2-12 yaş aralığındaki çocukların anne babaları için iyi düzeyde geçerli ve güvenilir bir gereç olduğunu destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Anne Babalık ve Aile Uyum Ölçeği (PAFAS), geçerlik ve güvenirlik, anne babalık, aile

AileAile uyumuAna-baba+5
Barış Güller
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerde bağlanma biçimleri ve ebeveynlerindeki psikopatolojilerin bağlanmaya etkisi

Bu çalışmada DEHB'li ergenlerin bağlanma örüntüleri ve ebeveynlerindeki psikopatolojinin bu örüntüler üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya DEHB tanısı olan 30 ergen ve onların ebeveynleri, kontrol grubuna ise 30 sağlıklı ergen ve onların sağlıklı ebeveynleri dahil edildi. Katılan ergenler 12-17 yaş aralığında idi. DEHB ve kontrol grubundaki ergenlere; sosyodemografik veri formu ve İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA-E) verilmiş ve K-SADS (Okul çağı çocukları için duygudurum bozuklukları ve şizofreni görüşme çizelgesi ? Şimdi ve yaşam boyu versiyonu) uygulanmıştır. DEHB ve kontrol grubundaki her iki ebeveyne SCID-I Klinik Versiyon (DSM-IV Eksen I Bozuklukları İçin Yarı Yapılandırılmış Klinik Görüşme) ve SCID-II (DSM-III-R Kişilik Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme) uygulanarak psikopatolojileri belirlenmiştir. Çalışmaya alınan çocukların ebeveynlerinin DEHB belirtilerini sorgulamak amacıyla Wender-Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ve Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Öz Bildirim Ölçeği (ASRS) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda deneklerimizin İÖA-E'dan aldıkları puan ortalamalarına bakıldığında tüm bağlanma tipleri bakımından DEHB ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. DEHB grubunda en yüksek ortalama kayıtsız bağlanma alt tipinde, kontrol grubunda en yüksek ortalama güvenli bağlanma alt tipinde görülmüştür. DEHB'li ergenlerin ebeveynlerinin (n=21, %35) psikopatoloji oranları sağlıklı ergenlerin ebeveynlerinden (n=9, %15) anlamlı düzeyde daha fazla olduğu bulunmuştur (p=0.012). Ebeveynlerinde psikopatoloji bulunan ergenlerin kayıtsız bağlanma örüntüsü puanları anlamlı oranda yüksek bulunmuştur. Ayrıca ebeveynlerinde DEHB olan ergenlerin kayıtsız bağlanma örüntüsü puanları anlamlı oranda yüksek olduğunu saptanmıştır. Sonuçlarımıza göre; DEHB'li ergenlerin kayıtsız bağlanma örüntüsü puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür ayrıca ebeveynlerde psikopatoloji bulunması çocuklarında güvensiz bağlanma gelişme riski yüksek bulunmaktadır. Bu sonuçları genellemek için daha geniş katılımlı çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: DEHB, bağlanma, psikopatoloji, ergenlik, ebeveyn

Ana-babaBağlanmaErgenler+2
Salih Gençoğlan
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tik bozukluklarında oksidatif stresin incelenmesi

Amaç ve hipotez: Tik bozuklukları çocukluk çağının sık görülen nörogelişimsel bozukluklarından biri olmasına rağmen etiyolojisi ve patofizyolojisi hakkındaki kısıtlı bilgiler hastalığa olan ilgiyi artırmaktadır. Tik bozukluklarının etyopatogenezinde genetik, çevresel, biyokimyasal nedenler gibi pek çok faktör rol oynamaktadır. Tik bozukluklarında biyokimyasal nedenlerine yönelik çok az çalışma yapılmıştır.Bu çalışmanın amacı, oksidatif stres parametreleri ile tik bozuklukları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Çalışmaya DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre tik bozukluğu tanısı almış, ek psikiyatrik ve kronik fiziksel hastalığı olmayan 6-17 yaş arasında 27 olgu ve yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş 27 sağlıklı gönüllü alındı. Olgu grubuna sosyodemografik veri formu, yarı yapılandırılmış 'Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu' (ÇDŞG-ŞY),Yale Genel Tik Ağırlığını Derecelendirme Ölçeği (YGTADÖ)ve sağlıklı gönüllülere sosyodemografik veri formu ve yarı yapılandırılmış '(ÇDŞG-ŞY) uygulanmıştır.Kan örnekleri alınmış hasta ve sağlıklı gönüllülerin serum örneklerinin 2cc'lik kısmından oksidatif stres parametrelerinden malondialdehit (MDA) ve nitrik oksit (NO) ve antioksidan moleküller süperoksit dismutaz-1 (SOD1), glutatyon peroksidaz-1 (GPx1), paraoksonaz-1 (PON1) ve tiyol düzeylerine bakılıp oksidatif stres değerleri açısındanhasta ve sağlıklı kontrol grupları arası farklılıklar ve oksidatif stres değerlerinin hastalık şiddetiyle ilişkisi incelenmiştir. Bulgular: Oksidatif stres parametrelerinden biri olan NO, tik bozukluğu grubunda kontrol grubuna oranla anlamlı derecede yüksek bulundu. Lipid peroksidasyonun göstergesi olan MDA, istatistiksel olarak anlamlı olmasa da tik bozukluğu grubunda kontrol grubuna göre yüksek bulundu. Antioksidan belirteçler SOD-1, GPx, PON-1 ve tiyol düzeyleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Oksidatif stres parametreleri ile hastalık şiddeti arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Bu çalışma tik bozukluklarında oksidatif stresin incelendiği ilk çalışmadır. Bu çalışma, oksidan ve antioksidan parametrelerin yüksek düzeyde olması nedeniyle tik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde oksidatif stresin varlığını desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Tik bozuklukları, çocuk ve ergen,oksidatif stres.

ErgenlerOksidatif stresTik bozuklukları+4
Nevzat Yılmaz
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanılı çocuk ve ergenlerde sosyal biliş ve aleksitimi ilişkisinin incelenmesi

Giriş: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) sık görülen bir nörogelişimsel bozukluktur ve DEHB tanılı çocukların sosyal ipuçlarını yakalamakta zorlandıkları, sosyal biliş yeteneklerinin daha az geliştiği bilinmektedir. Çalışmamızda, DEHB tanılı çocuk ve ergenlerin sosyal biliş becerileri, empati düzeyleri ve aleksitimik özelliklerinin birbiri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine Eylül 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında başvuran 8-16 yaş aralığındaki DEHB tanılı (n=40) ve herhangi bir psikiyatrik tanı almayan (n=40) sağlıklı çocuklar ve ebeveynleri dahil edildi. Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli ve DSM-5'e dayalı klinik görüşme ile değerlendirildi. Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği ÇAÖ), KA-Sİ empatik eğilim ölçeği çocuk ve ergen formu, Gözlerden Akıl Okuma Testi (GAOT), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ), Çocuk ve Ergenlerde Davranış Bozuklukları İçin DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği (ÇEDBÖ) ve Güçler ve Güçlükler anketi (GGA) ebeveyn formu kullanıldı. Elekronik medya kullanımı süresi ebeveynden ve çocuktan alınan bilgiye göre değerlendirildi. Veriler IBM SPSS 23.0 istatistik programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda DEHB ve kontrol grubundaki çocuk ve ergenlerin sosyodemografik özellikleri arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı olan olguların %82,5'i (n=33) erkekti ve erkek/kız oranı 4,71 idi. DEHB grubunun yaş ortalaması 10,7±2, kontrol grubunun yaş ortalaması 11,3±2 olarak bulundu (p>0,05). Günlük elektronik medya kullanımı süresi DEHB grubunda daha fazlaydı (p<0,05). Sosyal bilişi değerlendiren GAOT puanı DEHB grubunda daha düşük bulundu ve yaş arttıkça GAOT doğru cevap sayısının her iki grupta da artığı saptandı (p<0,05). Empati ve aleksitimi düzeyleri ve ebeveynlerinin aleksitimi düzeyleri değerlendirildiğinde gruplar arası farklılık saptanmadı (p>0,05). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu grubunda ÇAÖ toplam puanı ile GAOT doğru cevap sayısı arasında ters yönde bir ilişki vardı (p<0,05). Tüm katılımcılar birlikte değerlendirildiğinde ÇAÖ duygu tanımada güçlük puanı ile TAÖ toplam puan ve TAÖ duygu ifade etmede güçlük puanı arasında pozitif yönde, TAÖ duygu tanıma ile negatif yönde bir ilişki saptandı (p<0,05). Tartışma: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerin sağlıklı kontrol grubuna göre sosyal biliş yetenekleri daha düşük ancak empati ve aleksitimi düzeyleri benzerdir. Ayrıca aleksitimik özellikler arttıkça sosyal biliş becerileri azalmaktadır. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tedavisinde farmakolojik tedavinin yanında sosyal biliş ve ilişkili etmenlerin de değerlendirilmesi ve bu alana yönelik terapötik müdahalelerin eklenmesi DEHB'in iyileştirilmesine katkı sağlayabilir.

Affektif semptomlarAleksitimiEmpati+6
Kutay Taş
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı olan çocuklarda zihin kuramı becerilerinin yavaş bilişsel tempo üzerindeki etkisinin sağlıklı çocuklarla karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç ve hipotez: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı olan çocuklarda yıkıcı-saldırgan davranışlardan kaynaklanan sosyal sorunlar yaygın olarak görülmekte olup işlevselliği belirgin şekilde bozmaktadır. Buna karşın Yavaş Bilişsel Tempo (YBT)'da sosyal sorunlar içe dönüklük ve akran izolasyonu şeklinde kendini göstermekte olup DEHB'den farklı profildedir. Zihin kuramı becerileri etkin sosyalleşme için öngörücüdür ve DEHB'li çocukların zihin kuramı testlerinden daha düşük puan aldıkları bildirilmektedir. Yazın incelendiğinde DEHB'li çocuklarda YBT ve zihin kuramı arasındaki ilişkiyi inceleyen bir çalışmaya rastlanılmamıştır. YBT belirtilerinin sosyal alanda yaşanan sorunlar ile farklı ilişkilerinin bulunması sebebiyle çalışmamızda DEHB tanısı olan çocuklarda sağlıklı kontroller ile karşılaştırmalı olarak YBT semptomlarının zihin kuramı becerileri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmadaki birincil hipotezimiz, daha düşük zihin kuramı becerilerinin YBT üzerinde olumsuz etkisi olduğudur. Yöntem:Çalışmaya DEHB tanısı olan, 8-14 yaş arası 50 olgu ve 40 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılar ÇDŞG-ŞY-T ve DSM-5'e göre yapılan klinik görüşme ile psikiyatrik tanılar açısından değerlendirilmiş, psikotrop ilaç kullanımı veya eş tanısı olan olgular çalışmadan çıkarılmıştır. Klinik değerlendirme sonrasında ebeveynlere Turgay Çocuk ve Ergenlerde Yıkıcı Davranış Bozuklukları Değerlendirme Ölçeği (T-DSM-IV-Ö) anne-baba formu, Barkley Çocuk Dikkat Anketi (BÇDA) ve davranış değerlendirme ölçeği verilmiş, öğretmenlere T-DSM-IV-Ö öğretmen formu, BÇDA ve öğretmen bilgi formu gönderilmiştir. Çocuklara zihin kuramı testleri (Birinci-ikinci düzey yanlış inanç, Gözlerden Zihin Okuma (GZOT), Beklenmedik Sonuçlar, Kavrama Testleri) klinisyen tarafından uygulanmıştır. Bulgular:Tüm zihin kuramı testlerinde DEHB grubu kontrol grubuna göre daha kötü performans göstermiştir. Regresyon analizlerinde yanlış inanç ve gözlerden zihin okuma testlerinin (GZOT) gruplar arasındaki farkı açıklamada en önemli değişkenler olduğu saptanmıştır. DEHB-dikkatsizlik belirtileri sosyal sorunlar ile, hiperaktivite ise sosyal sorunlar ve dışa yönelim sorunları ile ilişkili bulunurken YBT belirtileri sosyal içe dönüklük/depresyon ile ilişkilidir. Zihin kuramı testlerinden dikkatsizlik ile yalnızca kavrama testi negatif yönde; YBT ise yalnızca beklenmedik sonuçlar testi ile pozitif yönde korele bulunmuştur. Regresyon analizlerinde dikkatsizlik, baba yaşı ve beklenmedik sonuçlar testinin anne-baba tarafından bildirilen YBT'yi bağımsız olarak yordadığı saptanmıştır. Ek olarak ebeveynler tarafından bildirilen sosyal sorunların hiperaktivite, YBT ve 2. Düzey zihin kuramı; öğretmenler tarafından bildirilen sosyal sorunların dikkatsizlik ve 1. Düzey zihin kuramı tarafından etkilendiği bulunmuştur. Sonuç:Çalışmamızda daha kötü zihin kuramı testi performansı yüksek dikkatsizlik belirtileri ile ilişkili bulunurken beklenmedik sonuçlar testindeki daha yüksek puanlar yüksek YBT belirtileri ile ilişkili bulunmuştur. Bu sonuçlara göre zihin kuramının YBT ile, DEHB ile olandan farklı bir ilişki içerisinde olabileceği, sosyal sorunlarda DEHB ve YBT arasında farklı görünümlerin zihin kuramı farklılıklarından kaynaklanabileceği düşünülmüştür. Zihin kuramı, YBT ve yürütücü işlevlerin birlikte değerlendirildiği geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, sosyal sorunlar, yavaş bilişsel tempo, zihin kuramı

BilişHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuSosyal sorunlar+1
Doğa Sevinçok
Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerin ilk tanı zamanı, hastalık şiddeti ve ebeveynin algıladığı sosyal destek ile ebeveyn yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi.

Amaç: Bu tez çalışmasında OSB'li çocukların ilk tanı zamanı, hastalık şiddeti ve ebeveynin algıladığı sosyal destek ile annelerinin yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır.Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalına, Ocak 2020 – kasım 2020 tarihleri arasında başvurmuş ve DSM-5 tanı ölçütlerini karşılayan 2-18 yaş arası 97 çocuk ve ebeveynleri(anne) çalışmaya alınmıştır. OSB olgu grupları için belirlenen dâhil edilme/dışlama ölçütlerini karşılayan ve çalışmaya katılım onamı alınmış tüm çocuklar, araştırmacı çocuk psikiyatristi tarafından DSM-5'e dayalı tanısal psikiyatrik görüşme ile değerlendirilerek OSB tanısı almış ve /veya tanıları doğrulanmıştır. Tanısal doğrulamayı takiben araştırmacı çocuk psikiyatristi tarafından belirtilerin klinik gözlemi ve aile bildirimlerinden faydalanarak Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği (CODÖ) uygulanmıştır. Takiben olgu grupların ebeveynlerinin sosyodemografik veri formu, Belirti Tarama Testi (S C L –90 R), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Otizmde Yaşam Kalitesi Anketi– Ebeveyn sürümü (OYKA-E) ölçeklerini doldurmaları sağlanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda yer alan her iki olgu grubundaki çocuklar arasında tanı alma yaşları açısından; ağır OSB grubundakilerin hafif OSB grubundakilere kıyasla daha geç yaşta tanı aldığı saptanmış, ancak tanı alma yaşları ile ebeyen yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki olmadığı bulunmuştur (p= 0, 063). Hastalık şiddeti ile ebeveyn yaşam kalitesi puanları arasında anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur (p=0, 010). Çalışmamızda yer alan olgu gruplarının annelerinin algılanan sosyal destek puanları ile ebeveyn yaşam kalitesi paunları arasında anlamlı ilişki olduğu bulumuştur (p= 0, 001). Grupların ebeveynlerinde (annelerinde) psikiyatrik belirtileri değerlendiren SCL-90-R (Symptom Checklist-90 Revised) ölçeğinde alt gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0, 277). Yaşam kalitesi ortalama puanı ile SCL-90-R ölçeğindeki alt gruplar karşılaştırıldığında somatizasyon belirtisine ek olarak Anksiyete, Obsesyon, Depresyon, Kişiler arası duyarlılık, Psikotik, Paranoid, Öfke, Fobik, Ek belirti alt grupları ile yaşam kalitesi arasında anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Grupların ebeveynlerinde(annelerin) depresyon ve anksiyete belirtilerini ölçen BDÖ ve BAÖ ölçek puanları arasında her iki grubun annelerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0, 287, p=0, 366). Yaşam kalitesi ortalama puanı ile her iki gruptaki çocukların annelerin beck depresyon ve beck anksiyete ölçek puanları arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu bulunmuştur (p=<0, 001, p=0, 013). Çalışmamızın sonuçları hafif-orta otizmli çocukların annelerinin ağır osb grubundaki çocukların annelerine kıyasla yaşam kalitesi puanlarının daha yüksek olduğu ve bu yüksekliğin istatiksel olarak anlamlı olduğunu göstermektedir (p=0, 001).Sonuç: Çalışmamızın OSB tanılı çocukların ilk tanı zamanı, hastalık şiddeti ve algılanan sosyal destek ile annelerinin yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin bir arada değerlendiren ilk çalışma olması nedeniyle yazına katkı sunacağını düşünmekteyiz. Çalışmamızda olgu grupların hastalık şiddeti ile ebeveyn yaşam kalitesi puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ancak olgu grubundaki çocukların tanı alma zamanı ile ebeveyn yaşam kalitesi arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Her iki olgu grubundaki annelerin algılanan sosyal destek puanları ile ebeveyn yaşam kalitesi puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca çalışmamızda ağır şiddetteki çocuğa sahip annelerin yaşam kalitesi ortalama puanı hafif – orta şiddet OSB grubundaki annelere göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Çalışmamızdan elde edilen bulguların genellenebilmesi için toplum temelli, daha geniş örneklemlerle tekrarlayan çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Algılanan sosyal destek, Anne, Ebeveyn yaşam kalitesi, Hastalık şiddeti, Otizm spektrum bozukluğu, Ruhsal belirti, Tanı zamanı, İletişim adresi: ismet.ashik@gmail.com

Ana-babaErgenlerHastalık şiddeti+7
İsmet Aşıkhasan
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda yavaş bilişsel tempo bağlanma ve mizaç ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmada YBT'nin eşlik ettiği ve etmediği DEHB'li olgularda bağlanmanın ve mizaç karakter özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya katılmaya gönüllü olan, DSM-5'e göre yapılan klinik görüşme ile DEHB ölçütlerini ve çalışmaya dahil edilme ölçütlerini karşılayan toplam 80 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Sosyodemografik veri formu ve Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi – Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY) klinisyen tarafından yüzyüze klinik görüşme ile doldurulmuştur. Eş tanısı olan olgular çalışmaya dahil edilmemiştir. Ebeveynlerden Turgay Çocuk ve Ergenlerde Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği (T-DSM-IV-Ö) anne-baba formu, Barkley Çocuk Dikkat Anketi (BÇDA)'ni doldurmaları istenmiştir. Barkley Çocuk Dikkat Anketi puanlarına göre YBT eşlik eden ve etmeyen DEHB olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Değerlendirmeye alınan çocuk ve ergenlerden Kerns Güvenli Bağlanma Ölçeği ve Çocuklar İçin Mizaç ve Karakter Envanteri'ni doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda YBT'nin eşlik ettiği gruptaYBT'nin eşlik etmediği gruba göre YBT BÇDA, Turgay Dikkatsizlik puanları, zarardan kaçınma ve yenilik arayışı mizaç özellikleri anlamlı olarak daha yüksek, KGBÖ puanları ve konuşma zamanı anlamlı olarak daha düşük saptandı. Regresyon analizlerinde dikkatsizliğin ve zarardan kaçınma mizaç özelliğinin YBT grubunu belirlemede önemli etkisi olduğu bulundu. Çalışmamızda tüm DEHB'li olguların YBT belirtilerinin yaş ve zarardan kaçınma mizaç özelliği ile pozitif yönde, güvenli bağlanma özellikleri ile negatif yönde; Turgay hiperaktivite puanlarının kendini yönetme mizaç özelliği ile negatif yönde ve bağlanma özellikleri ile yenilik arayışı ve zarardan kaçınma mizaç özelliklerinin negatif yönde, ödül bağımlılığı, sebat etme, kendini yönetme ve iş birliği yapma mizaç karakter özelliklerinin pozitif yönde ilişkili olduğu tespit edildi. Yavaş Bilişsel Tempo'nun eşlik ettiği DEHB'li olgularda YBT BÇDA puanları ile ödül bağımlılığı mizaç özelliği arasında negatif yönde; bağlanma özellikleri ile yenilik arayışı mizaç özelliği arasında negatif yönde, ödül bağımlılığı, kendini yönetme ve iş birliği yapma mizaç karakter özellikleri arasında pozitif yönde ilişki saptandı. Regresyon analizlerinde yaşın, Turgay dikkatsizlik puanlarının ve zarardan kaçınma mizaç özelliğinin YBT belirtileri üzerinde, zarardan kaçınma ve kendini yönetme mizaç karakter özelliklerinin ise bağlanma özellikleri üzerinde bağımsız bir etkisi olduğu tespit edildi. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızın YBT tanısı olan DEHB'li çocuklarda bağlanma ve mizaç karakter ilişkisini değerlendiren ilk çalışma olması nedeniyle alanyazına katkı sunacağını düşünmekteyiz. Çalışmamızda YBT'nin eşlik ettiği DEHB'li grubun daha güvensiz bağlanma özellikleri gösterdiği ve ödül bağımlılığı mizaç özelliği ile negatif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda zarardan kaçınma mizaç özelliği ve dikkatsizlik belirtilerinin hem YBT'nin eşlik ettiği DEHB grubunu belirlemede hem de YBT belirti şiddeti üzerine doğrudan etkisi olduğu saptanmıştır. Yavaş bilişsel tempo, bağlanma ve mizaç karakter ilişkisinin inceleyen geniş örneklemli daha çok çalışma yapılmasının yazına katkı sağlayacağını öngörmekteyiz. Anahtar kelimeler: Yavaş Bilişsel Tempo, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Bağlanma, Mizaç, Karakter

BağlanmaBilişsel işlevlerBilişsel tempo+6
Hasan Can Özbay
Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnternet oyunu oynama bozukluğu olan ergenlerde başa çıkma stratejileri, psikolojik dayanıklılık ve algılanan stres arasındaki ilişkinin incelenmesi

Giriş: Bu çalışmada İOOB tanılı ergenlerde başa çıkma stratejileri, psikolojik sağlamlık ve algılanan stres arasındaki ilişkinin sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Young İnternet Bağımlılık Ölçeği'nden 50 puan ve üzerinde alan ve DSM-5 tanı kriterlerine göre İOOB tanısını karşılayan 12-18 yaş arası 60 ergen çalışmayla ilgili bilgilendirme yapıldıktan ve onam alındıktan sonra olgu grubu olarak dâhil edilmiştir. Kontrol grubuna sağlıklı gelişim gösteren çalışmaya gönüllü olan ve Young İnternet Bağımlılık Ölçeği'nden 50 puan altında olan 12-18 yaş arasındaki 60 ergen dahil edilmiştir. Psikiyatrik değerlendirme "Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli" kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya alınan olgu ve kontrol gruplarına Sosyodemografik Veri Formu, Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği-12 (ÇGPSÖ-12), Algılanan Stres Ölçeği, Başa Çıkma Stratejileri Kısa Formu (BÇS -Brief COPE), Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği ve Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği (ÇATÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda İOOB tanılı ergenlerde sağlıklı ergenlere göre problem odaklı başa çıkma alt boyut toplam puanı ve bu boyutun tüm alt ölçek punları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük saptanmıştır. İşlevsel olmayan başa çıkma alt boyutu ile bu boyutun duygu dışavurumu, davranışsal uzaklaşma, dikkatini başka yöne yöneltme, inkar ve kendini suçlama alt ölçek toplam puanları İOOB tanılı ergenlerde sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. İOOB tanısı olan ergenlerin sağlıklı ergenlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek algılanan stres yaşadıkları saptanmıştır. Psikolojik sağlamlık açısından değerlendirildiğinde İOOB tanılı ergenlerde sağlıklı ergenlere göre psikolojik sağlamlık puanları anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. İOOB tanılı ergenlerde psikolojik sağlamlık toplam puanı ile problem odaklı başa çıkma arasında pozitif korelasyon; algılanan stresle arasında negatif yönde korelasyon saptanmıştır. Algılanan stresle problem odaklı başa çıkma arasında negatif korelasyon, işlevsel olmayan başa çıkma ile arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Çalışmamızda İOOB tanılı ergenlerde psikolojik sağlamlığın algılanan stres ve internet bağımlılığı şiddeti arasında kısmi aracı rolünün olduğu gösterilmiştir. Sonuç: Çalışmamızın İOOB tanılı ergenlerde baş etme, psikolojik sağlamlık ve algılanan stres arasındaki ilişkiyi değerlendiren ilk çalışma olması nedeniyle literatüre katkı sunacağını düşünmekteyiz. İOOB tanılı ergenler daha fazla stres yaşamakta ve muhtemelen stresle oyun oynayarak başa çıkmaktadır. Çalışmamızda özellikle daha düşük psikolojik sağlamlığa sahip olan İOOB tanılı ergenlerin işlevsel olmayan başa çıkma stratejilerini kullanma olasılıklarının daha yüksek, problem odaklı başa çıkma stratejilerini kullanma olasılıklarının daha düşük olduğu saptanmıştır. İOOB'ye yönelik müdahaleler özellikle daha düşük düzeyde psikolojik sağlamlığa sahip olan ergenler arasında aktif başa çıkma ve planlama stratejileri gibi problem odaklı başa çıkmayı teşvik etmelidir.

BağımlılıkBaşa çıkmaErgenler+7
Begüm Özcan
Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizmde yaşam kalitesi anketi- ebeveyn sürümünün Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği

Amaç ve hipotez: Otizm spektrum bozukluğuna özgü olan Otizmde Yaşam Kalitesi Anketi- Ebeveyn Sürümünün (OYKA-E) Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasının yapılması amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya 2-18 yaş arasında DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre yaygın gelişimsel bozukluk tanısı konmuş olan 162 olgu ve ebeveynleri alındı. Ebeveynler OYKA-E, Otizm Davranış Kontrol Listesi, KINDL-ebeveyn sürümü, WHOQOL-BREF, WHO-5 iyilik durumu indeksi ve sosyodemografik veri formlarını doldurdu. Hastalığın şiddeti klinisyen tarafından Klinik Global İzlenim Ölçeği doldurularak belirlendi. Güvenilirlik analizinde madde-toplam puan korelasyonu, tavan-taban etkisi, iç tutarlılık, test-tekrar test yöntemi uygulandı. Geçerlilik analizinde yapı geçerliliği ve ölçüt geçerliliği uygulandı. Bulgular: Olguların 34'ü (%21) kız, 128'i (%79) erkekti. Tüm olguların yaş ortalaması 6,3±4,0 yıldı. Cronbach alfa katsayısı OYKA-E Bölüm A için 0,928, Bölüm B için 0,944 bulundu. Test-tekrar test sınıf içi korelasyon katsayısı Bölüm A ve B için sırası ile 0,68 ve 0,76 saptandı. Bölüm A puanları ile WHOQOL-BREF, WHO-5; Bölüm B puanları ile KINDL-ebeveyn formunun pozitif yönde korelasyonu olduğu belirlendi. Ölçüt geçerlilik analizi (duyarlılık) sonucu mükemmel çıktı. Hastalığın şiddeti artarken anketin ilgili bölüm puanlarında kötüleşme olduğu saptandı. Sonuç: Yapılan geçerlilik ve güvenilirlik analizi sonuçlarına göre OYKA-E ölçeği Türkçe formunun psikometrik özellikleri yüksek düzeyde geçerli ve güvenilirdir. Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocuğa sahip ebeveynlerin yaşam kalitesini değerlendirmede ve tedavi müdahalelerinin yaşam kalitesine olan etkilerini belirlemede OYKA-E ölçeği kullanılabilir.

AnketlerGüvenilirlik ve geçerlilikOtistik bozukluklar+4
Börte Gürbüz Özgür
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu tanılı ergenlerde tedavi hizmetlerinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Gençler arasındaki madde kullanım davranışı ve yaygınlığı birçok ülke için önemli bir endişe kaynağı olup, son yıllarda ülkemizde ve dünyada madde kullanımında artış olduğu bildirilmektedir. Ergenlerin madde kullanmaya başlama açısından önemli bir risk grubunu oluşturduğu göz önüne alındığında bu yaş grubunda madde kullanımını anlamak ve tedavi etmek giderek önem kazanmaktadır. Bu nedenle de bu konuda çalışan özel merkezlere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Çocuk ve Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezlerinde (ÇEMATEM) yapılacak bilimsel araştırmalar risk gruplarının saptanması ve önlem alınması konusunda yol gösterici olacaktır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de az sayıda bulunan ÇEMATEM kliniklerinden birinde uygulanan tedavinin etkinliğini, işlevsellik değerlendirmeleri ile belirlemek ayrıca yataklı tedavi etkinliğini ayaktan tedavi etkinliği ile karşılaştırmak ve bu alanda ülkemize ait verilerin oluşturulmasına katkıda bulunmaktır. Yöntem: Çalışmaya Tepecik EAH ÇEMATEM kliniğine başvuran, DSM-5 tanı ölçütlerine göre MKB tanısı alan, 12-18 yaş arası, poliklinikte ayaktan tedavi alan 30 ergen, yataklı tedavi alan 30 ergen ve aileleri alınmıştır. Kontrol grubuna ise DEUTF (Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi) Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran, aktif psikopatoloji saptanmayan 30 ergen ve ailesi dahil edilmiştir. Poliklinik tedavisi ve yatalı tedavinin etkinliğini tedavi başlangıcı ve 8 haftalık tedaviden sonra değerlendirildiği çalışmada ölçümler iki zaman diliminde yapılmıştır. T1 zamanında olgu ve kontrol grubu, T2 zamanında yataklı ve ayaktan tedavi alan olgu grubu ile tekrar değerlendirmeler yapılmıştır. Her ergen ve ailesine T1 zamanında MKB'ye eşlik eden tanıların saptanması amacıyla Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY) uygulanmış ve T1-T2 zamanlarında işlevsellik değerlendirmeleri için CGAS ölçeği değerlendirilmiştir. Aile işlevlerini değerlendirmek amacıyla ebeveynlerden Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ), genel psikiyatrik belirtileri değerlendirmek amacıyla olgulardan ve ailelerinden Güçler Güçlükler Anketi (GGA) ve HoNOSCA ölçekleri doldurması istenmiştir. Ayrıca yataklı tedavi alan grupta T1 ve T2 ölçümlerinde tedavi ekibinin puanladığı HoNOSCA ölçeği değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan olgu ve kontrol grubu arasındaki ilk değerlendirmede MKB tanısı olan olgu grubunda kontrollere göre CGAS puanı anlamlı olarak daha düşük, ADÖ alt ölçek puanları, GGA ve HoNOSCA toplam skor ve alt ölçek puanları anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. MKB tanısı alan grubun 8 haftalık tedaviden sonra değerlendirmelerinde; her iki grupta CGAS puanlarında ki artışın, GGA ve HoNOSCA ölçeklerinde toplam skor ve alt ölçek puanlarında azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olduğu; genel işlevsellik ve psikiyatrik belirtilerdeki bu iyileşmenin yataklı tedavi alan grupta poliklinik tedavisi alan gruba göre anlamlı olarak daha fazla olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın bulguları MKB tanısı alan ergenlerde 8 haftalık tedavi ile genel işlevselliğin arttığı, psikiyatrik belirtirde anlamlı iyileşme olduğu; bu iyileşmenin yataklı tedavi alan grupta anlamlı olarak daha fazla olduğunu göstermektedir. Sonraki çalışmaların uzun dönem izleme ilişkin verileri de kapsayacak biçimde oluşturulmasına gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: Madde Kullanım Bozukluğu, yataklı tedavi, ayaktan tedavi, işlevsellik

Ayakta tedavi merkezleriErgen psikiyatrisiErgenler+7
Berrin Bilgiç
Dokuz Eylül University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sendromik olmayan otizm spektrum bozukluğu tanılı ikisi de etkilenmiş ikiz çocuk ve ergenlerin ve anne-babalarının genomlarının ve transkriptonlarının tüm genom dizileme ve RNA dizileme yöntemi ile analizi

Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) gibi karmaşık ve heterojen etiyolojiye sahip hastalıkların genetik nedenlerinin araştırılması için, maliyeti gün geçtikçe azalan Yeni Nesil Dizileme (NGS) yöntemlerinin kullanılabilirliği gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmada multipleks ailelerin genomik ve transkriptomik değerlendirilmesiyle etkilenmiş olgulardaki otizm etiyolojisinin saptanması; ayrıca bozukluğun şiddeti ve bireylerin özellikleri ile bu verilerin sonuçları arasında bağ kurulması amaçlanmaktadır. Bunun yanında ilerideki araştırmalara kaynak oluşturacak yüksek çıktılı verilerin elde edilmesi planlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya bilinen bir genetik sendromun eşlik etmediği, DSM-5 tanı ölçütlerine göre OSB tanısı olan ikisi de etkilenmiş 5-18 yaş arası üç çift dizigot ikiz (DZ) çocuk ve ergen ile onların anne-babalarından oluşan toplam 12 birey dahil edilmiştir. OSB'ye eşlik eden tanıların saptanması amacıyla çocukların ailesinden alınan bilgilere dayanarak Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY), otizmin şiddetini ölçmek ve tanıyı doğrulamak için ise Çocukluk çağı otizmi değerlendirme ölçeği (ÇODÖ) ve Otizm davranış kontrol listesi (ODKL) uygulanmıştır. Anne-babalara ise DSM-IV için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID) ile Geniş Otizm Fenotipi açısından değerlendirmek için Otizm spektrum anketi (OSA) uygulanmıştır. DNA örnekleri Tüm Genom Dizileme (WGS), RNA örnekleri ise Tüm RNA Dizileme (RNA-seq) yöntemi ile dizlendikten sonra elde edilen genomik ve transkriptomik veriler çeşitli biyoinformatik araçlarla olguların ve anne-babalarının özellikleri ve ölçek puanları da dikkate alınarak anlamlandırılmıştır. Bulgular: Tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde olgular için olası patojenik aday varyantlar belirlenmiştir. Yalnızca bir olguda aday varyant belirgin olarak az tanımlanmış, bu olgunun transkriptomik analizlerde de diğer katılımcılardan farklı konumlanması dikkat çekmiştir. Transkriptomik verilerin fonksiyonel analizinde ise mitokondri ilişkili genlerin rol oynadığı saptanmıştır. Sonuç: WGS yöntemi OSB gibi oldukça heterojen ve karmaşık etiyopatogeneze sahip bir bozukluğun genetik etiyolojisini araştırmada oldukça faydalı kapsamlı ve faydalı bir yöntemdir. RNA-seq de gelecekte endofenotip belirlemede ve bozukluğun gidişini öngörmede faydalı bir yöntem adayı olabilir. Bu yöntemlerle elde edilen bu kapsamlı veriler pek çok araştırma için de zengin bir kaynak sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Otizm spektrum bozukluğu, Geniş otizm fenotipi, ikiz çalışması, genomiks, transkriptomiks, Tüm genom dizileme, Tüm RNA dizileme, biyoinformatik

Ana-babaBiyoinformatikDizi analizi-DNA+7
Pelin Ünal Varış
Dokuz Eylül University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran, ebeveynleri boşanmış olan ve olmayan çocukların ruhsal sorunlar, psikolojik sağlamlık, öz-kavramı ve ebeveyn kabul/reddi açısından ve annelerinin benlik saygısı ve algılanan sosyal destek açısından karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran, ebeveynleri boşanmış olan ve olmayan çocukların ve annelerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma grubu Polikliniğe başvuran 9-17 yaşlarındaki ebeveynleri boşanmış 41 kız ve 59 erkek çocuk ve annesi (olgu) ile ebeveynleri boşanmamış 36 kız ve 64 erkek çocuk ve annesinden (kontrol) oluşmuştur. Çocuklar, Piers Harris Çocuklar için Öz-Kavramı Ölçeği, Ebeveyn Kabul/Red Ölçeği, Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği; annelerse Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Çocuk ve Gençler için Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇDDÖ) (ebeveyn formu) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği doldurmuşlardır. Bulgular: Boşanmış grupta tek çocuk olmanın, anne eğitim düzeyinin, annenin çalışıyor olmasının, algılanan anne ve baba reddinin ve ebeveyne yabancılaşmanın istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde fazla olduğu; ailedeki çocuk sayısının, aile gelirinin, ruhsal yakınmaların süresinin, Piers Harris Çocuklar için Öz-Kavramı Ölçeği puanlarının anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır. ÇDDÖ puanları karşılaştırıldığında; olgu grubunda Düşünce Sorunları dışındaki tüm Problem Davranış alt testleri ile İçe Yönelim, Dışa Yönelim ve Toplam Problem puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu; Etkinlik ve Toplam Yeterlik puanlarının ise anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır. Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği puanları açısından boşanmış grupla evli grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Tüm ölçek puanları, ebeveyne yabancılaşma olup olmamasına göre karşılaştırıldığında, sadece boşanmış gruptaki babaya yabancılaşması olan çocukların babalarını anlamlı düzeyde daha reddedici olarak algıladıkları bulunmuştur. Sonuç: Klinik grupta boşanmış ailelerdeki çocukların psikiyatrik sorunlar, benlik kavramı, ebeveyn kabul/reddi ve ebeveyne yabancılaşma açısından boşanmamış ailelerdeki çocuklardan farklılık gösterdiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Boşanma, öz kavramı, psikolojik sağlamlık, ebeveyn kabul/reddi, psikiyatrik sorunlar, ebeveyne yabancılaşma, benlik saygısı, algılanan sosyal destek

Algılanan sosyal destekBenlik saygısıBoşanma+4
Emin Çağlar
Dokuz Eylül University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnternet bağımlılığı olan ergenlerin yürütücü işlevlerinin sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması

Amaç:Bu çalışmada İnternet Bağımlılığı olan, 12-17 yaş arasındaki çocuk ve ergenlerin yürütücü işlevlerinin nöropsikolojik testler aracılığıyla değerlendirilmesi, yürütücü işlevlerinin sağlıklı kontroller ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Yöntem:Çalışmaya dahil edilme ve dışlama ölçütlerine uyan ergenler Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı hasta kayıtları taranarak saptanmıştır. Poliklinik takipleri devam eden veya ilk kez polikliniğe başvuran olgular ise telefon bağlantısı ile çalışmaya davet edilmiştir. Sertifikasyonu olan deneyimli bir klinisyen tarafından KSADS-PL klinik yarı yapılandırılmış görüşmesi uygulanarak olguların herhangi bir psikiyatrik tanısı olup olmadığı belirlenmiş ve olgu grupları oluşturulmuştur. Tüm katılımcılara çalışma amaçları doğrultusunda tarafımızca hazırlanan sosyodemografik ve klinik veri formu uygulanmıştır. Her iki grupta Young İnternet Bağımlılık kriterleri sorgulanmış ve olgulardan Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Durumluluk ve sürekli kaygı envanteri (STAI) ve Beck Depresyon Ölçeğini (BDÖ) işaretlemeleri istenmiştir. Tüm katılıcılara sırasıyla Wisconsin Kart Eşleme Testi, Stroop Testi, Stop-Sinyal Testi uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler IBM SPSS (The Statistical Package for Social Sciences) 22.0 paket programı kullanılarak istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Ölçümle belirtilen değişkenler normal dağılıma uygunluk durumuna göre t testi ya da Mann Whitney U testi ile karşılaştırılmıştr. Sayımla belirtilen değişkenler ki kare testi ile değerlendirilmiştir. P değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel açıdan anlamlılık olarak kabul edilmiştir. Bulgular: İB grubunda, kontrol grubuna göre WKET tamamlanan kategori, Stroop1 süre, Stroop3 hata, Stroop4 hata, Stroop5 düzeltme alt testlerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük skorlar elde edilmiştir. İB grubunda kontrol grubuna göre daha uzun DİTS, daha kısa DİG ve oTS kaydedilmiş, Dur İşareti Sırasında Tepki Verme Olasılığı ise İB olan grupta yüksek bulunmuştur. Yapılan istatistiksel analizlerde Dur İşareti Gecikmesi, Ortalama Tepki Süresi, Dur İşareti Tepki Süresi, Dur İşareti Sırasında Tepki Verme Olasılığı açısından gruplar arası anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç: İB grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre nörobilişsel testlerde anlamlı farklılık saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnternet Bağımlılığı, Yürütücü İşlevler

BağımlılıkBilişBiliş bozuklukları+3
Seçil Gündüz Ünsal
Dokuz Eylül University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar I bozukluklu annebaba çocuklarının yıkıcı davranış bozuklukları ve duygudurum bozuklukları yönünden değerlendirilmesi

ÖZET Bizim bu çalışmadaki amacımız B.B. açısından risk taşıyan çocuklarda; öncül belirtilerin saptanması, DSM IV'e göre yıkıcı davranış bozukluklarının(YDB) (DEHB,KOKGB,DB) tanısının saptanması, kontrol grubuna göre duygudurum belirtilerin ince ve ayrıntılı olarak şiddetinin ve/veya oranının saptanması, DSM IV'e göre duygudurum bozuklukları tanılarının saptanması, Aile yüklülüğünün ve annebabanın hasta olmasının tanıya etkisinin saptanmasıdır. Olgu grubu DEÜTF Psikiyatri A.D. B.B. birimince izlenen B.B. tip I tanılı 29 annebabanın 7-18 yaş arası 35 çocuğu, kontrol grubu alandan sağlanan 29 sağlıklı annebabanın 7-18 yaş arası 33 çocuğundan oluşmuştur. Olgu grubundaki ve kontrol grubundaki annebaba, öğretmen ve çocuklara, sosyodemografik veri formu, Turgay DSMIV YDB ölçeği, CÖDÖ 28, WASH-U-KSADS afektif bozukluklar modülü uygulanmıştır. Kontrol grubundaki annebabalara SCID-CV uygulanarak ruhsal yönden sağlıklı oldukları belirlenmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde, B.B.'lu annebaba çocuklarında psikiyatrik tanı alma oranı, sağlıklı annebaba çocuklarına göre oldukça yüksek bulunmuştur. Olgu grubunu oluşturan B.B.'lu annebaba çocuklarında ensık görülen tanı grubu yıkıcı davranış bozuklukları, ikinci sırada duygudurum bozuklukları ve ayrılık anksiyetesi bozukluğu, üçüncü sırada enüresiz nokturna olmuştur. Olgu grubundaki B.B.'lu annelerin daha anlamlı olmak üzere hem annelerin hem babaların birinci dereceden akrabalarında duygudurum bozukluğu olması çocuklarında psikiyatrik tanı alma riskini artırmaktadır. Turgay DSM IV YDB ölçeğine göre olgu grubunu oluşturan B.B.'lu annebaba çocuklarında hiperaktivite ve dikkat eksikliği belirtisi, kontrol grubunu oluşturan sağlıklı annebaba çocuklarına göre, daha yüksek orandadır. CÛDÛ 28 4 alt ölçeğinin skorları değerlendirildiğinde; dikkat eksikliği ve edilginlik belirtileri dışında tümünde olgu grubundaki çocuklarla kontrol grubundaki çocukların arasında istatistiksel yönden anlamlı fark saptanmıştır. 80Olgu grubundaki çocuklarda DEHB belirtilerinin kontrol grubundaki çocuklara göre yüksek oranda olması bunların B.B.'un gelişimsel döneme özgü öncülleri olabileceğini akla getirmiştir. Olgu grubunda WASH-U KSADS B.B. ve Depressif Bozukluklar bölümlerinde pekçok belirti "ılımlı" ve "şiddetli" oranda saptanmıştır. Bu belirtilerden, disforik duygulanım, olumlu çevre koşullarına bağlı depresse yada irritabl duygudurum yanıtı, özel durumlarla yada zihinsel uğraşılarla birlikte depressif yada irritabl duygudurumun derecesi gibi depressif belirtilerin kızlarda, motor hiperaktivite, anormal enerjik olma, artmış ve hızlı konuşma gibi B.B. belirtilerinin ise erkeklerde ön planda olduğu görülmüştür. Bu belirtilerin B.B.'un. cinsiyete özgü mizaçsal öncüleri olabileceği düşünülmüştür. Bu belirtilerin B.B. dönüş olasılığını anlayabilmek için olgu sayısının daha yüksek olduğu ileriye dönük izlem çalışmalarına ihtiyaç vardır. 81

F. Neslihan İnal Emiroğlu
Dokuz Eylül University
2001
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prematüre çocuklarda gelişimsel, davranışsal, coşkusal özellikler ile bunlara etki eden etmenler

ÖZET Prematürite beraberinde türlü gelişimsel riskleri getiren ve işlevselliğin tüm alanlarını etkileyebilecek bir durumdur (53). Son yıllarda prematürelerin yaşama oranlarındaki artış (64) beraberinde gelişimsel sonuçlara odaklanılması ve bu çocukların gelişim özellik ve sorunlarına ilginin artmasına yol açmıştır. Prematür çocuğun gelişimine prenatal, perinatal ve postnatal tıbbi durumu ve süreçleri (43, 63,78,), içinde yaşadığı ailenin sosyoekonomik özellikleri ve kendisine yönelen ebeveyn tutumlarının etki edebileceği düşünülmektedir (31,34,47,75). Yazında prematuritenin kısa, orta ve uzun dönem dönem sonuçlarına odaklanan çok sayıda çalışma dikkati çekmektedir (2,37,45,80). Ancak prematür grubun karşılaştıkları prenatal, perinatal ve postnatal etmenlerin çok farklılık ve çeşitlilik göstermesi nedeniyle oldukça heterojen bir grup olması, konuya ilişkin çalışmalarda gözlenen yöntemsel farklılıklar elde edilen bilgileri karşılaştırma ve sentezleme güçlüklerine yol açmaktadır (57). McCormick (1997) bu konudaki yazısında nörolojik olmayan gelişimsel süreçlere odaklanan az sayıda çalışma olması, doğum kilosu ve doğum haftası gibi özgül sınıflandırmaların yapılmasındaki farklılığın ulaşılan sonuçlarda uyumsuzluklara yol açabildiğini belirtmektedir (34). Patricia ve arkadaşları ise (1996) çoğu çalışmada kontrol grubunun olmadığına dikkat çekmekte ve bu durumun çalışma sonuçlarının yorumlanmasında güçlüklere yol açtığını bildirmektedir (57). Bu çalışmada nörogelişimsel süreçlerin yanı sıra davranış ve coşkusal gelişim de ele alınarak, bu süreçlere etki edebilecek prenatal, perinatal, postnatal etmenler, içinde yaşanılan ailenin özellikleri ve ebeveyn tutumları incelenmiştir. Çalışmaya Şubat 2001 -Nisan 2001 tarihleri arasında kronolojik yaşları 4 yaş 0 ay ile 5 yaş 6 ay arasında olan, gebelik haftası 37 haftadan önce doğmuş, yenidoğan döneminde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde izlenmiş 43 prematür ve kontrol grubu olarak benzer yaş ve sosyoekonomik düzeye sahip 37 zamanında doğan çocuk alınmıştır. Olgu grubu oluşturulurken yenidoğan yoğun bakım ünitesi dosya bilgilerinde konjenital anomali, intrakranial hemoraji, kistik genişlemelerle seyretmiş periventriküler lökomalazisi olan, hipoksik iskemik ensefalopati bulunduğuna ilişkin verilerin 95olduğu çocuklar çalışma dışında bırakılarak perinatal etmenler bu açılardan sabitlenmeye çalışılmıştır. Prematüre çocuklardan oluşan olgu grubu, çok düşük doğum ağırlıklı (1500g. altında doğum kilosuna sahip) ve düşük doğum ağırlıklı (1501-2500g. arası doğum kilosuna sahip) olarak iki alt grupta değerlendirilmiştir. Çok düşük doğum ağırlıklı grup 15, düşük doğum ağırlıklı grup ise 28 çocuktan oluşmaktadır. Kimi çalışmacılara göre doğum kilosu sonraki gelişim ile yakından ilişkili olarak düşülürken (48,26,47,83), kimi araştırıcılar gebelik yaşını gelişim alanları için daha belirleyici olarak bildirilmiştir (74). Bu çalışmada, yazında ağırlıklı olarak doğum ağırlığına göre sınıflandırma yapan çalışma bulunması göz önüne alınarak, örneklem grubunun istatistiğe uygun sayıda olabilmesi gibi pratik nedenlerle de doğum kilosuna göre sınıflama yapılması uygun görülmüştür. Çalışmada pre, peri ve postnatal süreçler ve özgeçmiş bilgileri, aile özelliklerine ait bilgiler sosyodemografik veri formu ile toplanmıştır. Olguların gelişimsel özellik ve sorunları ile davranış ve coşkusal özellik ve sorunları ruhsal bakı ile değerlendirilmiştir. Ruhsal bakı sırasında elde edilen veriler belirti düzeyinde ve tanı alacak düzeyde olmak üzere iki alt başlıkta ele alınmıştır. Olguların nörolojik gelişimleri ve durumları Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Nörolojisi bölümünce yapılan nörolojik bakı ile değerlendirilmiştir. Çalışmada yer alan çocukların gelişim düzeylerini belirlemek amacıyla ruhsal bakının yanı sıra Ankara Gelişim Tarama Envanteri uygulanmıştır. Davranış ve coşkusal özellik ve süreçlerde ruhsal bakıya ek olarak ebeveynler tarafından doldurulan Çocuk ve Gençler için Davranış Değerlendirme ölçeği (CBCL) ile araştırılmıştır. Gelişimsel süreçlere etki edebileceği düşünülen ebeveyn tutumlarında, ülkemizde bu yaş grubu çocuklar için bulunan tek ölçek olan Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu ölçeği (PARİ) değerlendirilmiştir. Bunlara ek olarak, yenidoğan döneminde yapılmış kranial ultrasonografi bulguları ile gelişimsel süreçler ve davranış ilişkisi araştırılmıştır. Bu amaçla olguların kranial ultrasonografi sonuçları dosya bilgilerinden elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarında prematüre çocuklarda oluşan olgu grubunun ruhsal tanı alma oranları ile psikiyatrik izlem gerektirme oranları kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksektir. Çok düşük doğum ağırlıklı grupta gelişim geriliği 96tanısı anlamlı oranda yüksek saptanmıştır. Gelişim geriliği dışarıda bırakılarak yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda, düşük doğum ağırlıklı grubun anlamlı düzeyde ruhsal tanı almayı sürdürdüğü, çok düşük doğum ağırlıklı grubun ise bu açıdan kontrol grubuna benzerlik gösterdiği belirlenmiştir. Her iki olgu grubunun nörolojik bakı sonuçları da kontrol grubuna göre daha fazla bozukluk içermektedir. Ayrıca, Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE) sonuçlarına bakıldığında hem çok düşük, hem de düşük doğum ağırlıklı grubun genel gelişim düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Çok düşük doğum ağırlıklı grubun dil-bilişsel gelişimi de kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde geri olarak belirlenmiştir. Çocuklar için Davranış Değerlendirme ölçeğinin (CBCL) sonuçlarında her iki olgu grubunda somatik sorunlar anlamlı düzeyde yüksek olarak saptanmıştır. Ebeveyn tutumlarını araştıran Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme ölçeği (PARI) sonuçlarında, prematüre çocukları olan ebeveynlerin demokratik tutum sergileyen ve eşitlik tanıyan ebeveyn tutumlarını anlamlı düzeyde yüksek gösterdikleri belirlenmiştir. Bu sonuçların birbirleriyle ilişkilerine bakıldığında ise genel gelişim düzeyinin doğum kilosu, yenidoğan dönemindeki tıbbi sorunlar ve olumsuz ebeveyn tutumlarıyla anlamlı ilişkili gösterdiği, aşırı annelik (PARİ-I boyutu) ve aşırı baskı ve disiplin (PARİ-V boyutu) uygulayan ebeveyn tutumlarının CBCL ile saptanabilen sosyal sorunları arttırdığı belirlenmiştir. Olguların sosyoekonomik düzeyi ise demokratik ebeveyn tutumu dışındaki tüm ebeveyn tutumları, CBCL ile araştırılan sosyal içe dönüklük, sosyal sorunlar ve dışa yönelim davranışları ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. 97

Aylin Özbek
Dokuz Eylül University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otistik çocukların anne-babalarında geniş otizm fenotipinin nörobilişsel görünümünün araştırılması

ÖZET Amaç: Bu çalışmada otistik bozukluğu (OB) olan çocukların anne ve babalarında geniş otizm fenotipinin bilişsel görünümünün belirleyebilmek ve bu bilişsel görünümün zeka puanlarına olan etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya DEÜTF çocuk ve ergen ruh sağlığı AD polikliniğinde izlenmekte olan, 4-18 yaş aralığında, DSM-IV tanı ölçütlerine göre OB tanısı almış 32 çocuğun anne ve babası (11=64) katılmıştır. Down Sendromlu (DS) 30 çocuğun anne ve babası (n=60) kontrol grubu olarak seçilmiştir. Her iki gruba yürütücü işlevler, dikkat, inhibisyon, sözel bellek, sözel öğrenme ve zeka işlevlerini değerlendiren Wisconsin Kart Eşleme Testi (Card Sorting Test) (WCST), Stroop Testi, Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi (Rey Auditory Verbal Learning Test) RAVLT ve Wechsler Erişkin Zeka Testi (Wechsler Adult Intelligent Test) WAIS uygulanmıştır. Bulgular ve sonuç: Yürütücü işlevleri değerlendiren WCST'de olgu grubu anneleri kontrol grubu annelerinden anlamlı derecede üstün beceri göstermişlerdir. Dikkat ve inhibisyon becerisini ölçen Stroop testinde gruplar arasında farklılık gözlenmemiştir. Sözel bellek ve sözel öğrenme yetilerini değerlendiren RAVLT'de olgu ve kontrol grubu annelerinde farklılık bulunmazken, babalar arasında, düşük işlevli otistiklerin babaları anımsama becerisinde üstün performans göstermiştir. WAIS testinde, olgu ve kontrol grubu anne-babalan arasında sözel ve performans zeka bölümleri (ZB) açısından arasında farklılık bulunmamıştır. Düşük işlevli otistiklerin anne-babalan alt testlerde bazı üstün beceriler gösterseler de bunlar ZB puanlarına yansımamıştır. Tartışma: Bulgular OB'li çocukların anne-babalarında farklı bilişsel özelliklerin olduğunu düşündürmektedir. Yüksek ve düşük işlevli otistik bireylerin anne ve babalarında da farklı bilişsel işlevler bulunabilir. Fakat test sonuçları OB'li bireylerin anne ve babalarında prototip bir bilişsel profilin varlığını kanıtlayamamıştır. Geniş otizm fenotipine özgü bilişsel yetersizlik gösterilememekle birlikte anne ve babalarda bazı bilişsel avantajlar gösterilmiştir. Anne ve babalarda görülen bazı bilişsel avantajlar ve farklı bilişsel profil, geniş otizm fenotipinin bilişsel görünümünün ipuçları olabilir. Bu bilişsel özellikler, geniş otizm fenotipindeki sosyal ve iletişim alanlarındaki yetersizliklerle baş etmeyi kolaylaştırabilir.

Burak Baykara
Dokuz Eylül University
2003
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi çocuk psikiyatri polikliniğine konsülte edilen hastaların sosyodemografik özellikleri, konsültasyon istem nedenleri ve konulan psikiyatrik tanıların değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde ayaktan ve yatarak tedavi gören çocuk ve ergenler için istenen psikiyatri konsültasyonlarının geriye dönük incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada 01.01.2014-01.06.2018 tarihleri arasındaki sürede konsültasyonu istenen ayaktan ve yatarak tedavi gören hastaların kayıtları geriye dönük olarak taranmıştır. Araştırmacı tarafından Konsültasyon Bilgi Formuna; demografik özellikler, konsültasyon isteyen bölüm, konsültasyon istem nedeni, hastanın tıbbı tanısı, değerlendirme sonrası konulan psikiyatrik tanı ve önerilen tedavi verileri doldurulmuştur. Veriler SPSS 20.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: 4 yıl 6 aylık süre içinde ayaktan ve yatarak tedavi gören 818 çocuk ve ergen hastadan psikiyatri konsültasyonu istenmiştir. Değerlendirilen 818 hastanın %57.3'ü kız, %42.7'i erkek olarak bulunurken, olguların yaş ortalaması 11.53 ± 4.26 yıl olarak saptanmıştır. Olguların %52.9'unu yatarak tedavi gören, %47.1'ini ayaktan takip edilen hastalar oluşturmaktadır. En sık konsültasyon isteyen klinikler; sırasıyla genel pediatri (%38.8), çocuk acil (%17.4) ve çocuk nöroloji-nöroloji (%8.2) kliniğidir. Olguların %23.3'ü değerlendirilen kesitte psikiyatrik tanı almamıştır. Psikiyatrik tanılar; en sık %11.1 oranla uyum bozukluğu, ikinci sıklıkta %9.8 oranla depresif bozukluk, üçüncü sıklıkta %7.6 oranla dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanılarıdır. Olguların % 11.5'inin intihar girişiminde bulunduğu saptanmıştır. Değerlendirilen olguların %52.9'una medikal tedavi uygulanmıştır. En sık %22.4'üne SSGI grubu antidepresanlar önerilmiştir. Sertralin (%14.7) en sık önerilen psikotropik moleküldür. Sonuç: Bu çalışmada, ayaktan veya yatarak tedavi gören hastalardan, psikiyatri konsültasyonu istenen çocuk ve ergenlerde, yüksek oranda psikopatoloji saptanmıştır. Konsültasyon sürecinin sağlıklı işlemesi bakımından klinikler arası işbirliğinin önemli olduğu düşünülmektedir. Çocuk acil servisinin en sık konsültasyon isteyen 2. birim olması dolayısıyla, acil servis ile işbirliğinin arttırılması ve acil servislerde psikiyatrik değerlendirme için fiziki şartların iyileştirilmesi önerilmektedir. Ülkemizde Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği öncülüğünde, konsültasyonlar için ortak bir değerlendirme ve uygun tedavilerin yaygınlaşması adına KLP kılavuzu hazırlanmasının faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Konsültasyon, Liyezon, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi,

Yunus Emre Avşar
Afyonkarahisar Health Sciences University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akne tanılı ergenlerde izotretinoin tedavisinin hipokampus temelli öğrenme, ruhsal bozukluk semptomları, zihin kuramı ve bilişsel duygu düzenleme becerilerine etkilerinin değerlendirilmesi

ÖZET: Amaç: Cilt hastalıkları ve psikiyatrik bozuklukların ilişkisi uzun zamandır araştırılmaktadır. Bu tez çalışmasında akne vulgaris (AV) tanısı alan ve on iki haftalık izotretinoin tedavisi kullanan ergenlerde, tedavi öncesi ve sonrasında yarı yapılandırılmış görüşme ile DSM-5 ölçütlerine göre psikopatolojilerin, öz bildirim ölçeği ile değerlendirilen depresyon, anksiyete, obsesyon yakınmaları, beden algısı ve benlik saygısının, bellek ve görsel-uzamsal işlevlerin, bilişsel duygu düzenleme becerilerinin, empati, aleksitimi ve geniş otizm spektrum bozukluğu fenotipi belirtilerinin değişiminin değerlendirilmesi amaçlanmıştır Yöntem: Tek merkezli, prospektif, klinik temelli bu çalışmada Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Dermatoloji polikliniğine Kasım 2023- Kasım 2024 tarihleri arasında başvuran 12-18 yaş arasındaki ergen katılımcılar değerlendirilmiştir. Katılımcılara İzotretinoin tedavisine başlamadan önce klinisyen tarafından psikopatoloji ve şiddetlerini değerlendirmek amacıyla Okul çağı çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi (K- SADS-PL) ve Klinik Global İzlem Ölçeği (KGİ) uygulanmıştır. Öznel olarak bildirdikleri depresyon ve anksiyete yakınmalarını değerlendirmek için Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği- Gözden Geçirilmiş Çocuk Formu (RCADS-CV) kullanılmıştır. Duygu düzenleme becerileri, empati, aleksitimi ve benlik saygısı düzeyleri, eşik altı otizm spektrum bozukluğu (OSB) belirtileri, vücut algılarını değerlendirmek amacıyla sırasıyla Çocuk ve Ergenlerde Duygu Düzenleme Ölçeği (ÇEDDÖ), Duygu Düzenleme Güçlükler Ölçeği (DERS), KA-Sİ Empati Ölçeği Ergen Formu (KA-Sİ-E), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Otizm Spektrum Anketi- Ergen Formu (OSA-E), Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılmıştır. Bilgi işlem hızı ve seçici dikkat/ çeldiricilere karşı koyabilme becerisi için Stroop testi (SCWT), işitsel ve sözel algı ve kısa süreli bellek için görsel işitsel sayı dizileri (GİSD A ve B formları), kısa süreli bellek için sayı dizisi öğrenme testi (SDÖT-9) ve zihin kuramı (ZK)/ emosyon tanıma becerileri için gözlerden zihin okuma testi (RMET) kullanılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özellikleri değerlendirmek amacıyla Sosyodemografik Veri formu kullanılmıştır. Testler 12 haftalık tedavi sonrasında tekrarlanmıştır. Bulgular: Çalışmaya çoğunluğu kız (n= 49, % 62,8) ve on ikinci (n= 36, % 46,2) sınıf öğrencisi olan toplam 78 ergen dahil edilmiştir. Akne tanılı kız ergenlerin akademik başarıları erkek ergenlerinkine göre anlamlı ölçüde daha yüksektir. Tüm örneklemde akne süresi ortancası 24.0 (IQR= 24.0) aydır. Kızların akne süre ortancaları erkeklere göre anlamlı derecede daha yüksektir. Tüm örneklemde iki ergenin geçmişte Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) (biri kız, % 50.0), üçünün Özgül Fobi (biri kız, % 33.3), beşinin Obsesif Kompulsif Bozukluk (üçü kız, % 60.0), birinin enürezis (kız, % 100.0), ikisinin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu (DEHB) (biri kız, % 50.0), ikisinin Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu (KOKGB) (biri kız, % 50.0) ve birinin Motor Tik Bozukluğu (erkek, % 100.0) tanılarını karşıladığı görülmüştür. Diğer yandan değerlendirme sırasında dört ergenin Majör Depresif Bozukluk (MDB) (üçü kız, % 75.0), ikisinin Panik Bozukluk (biri kız, % 50.0), ikisinin YAB (biri kız, % 50.0), üçünün Özgül Fobi (biri kız, % 33.3), beşinin OKB (üçü kız, % 60.0), birinin enürezis (kız, % 100.0), ikisinin DEHB (biri kız, % 50.0), ikisinin KOKGB (biri kız, % 50.0) ve birinin motor tik bozukluğu (erkek, % 100.0) tanılarını karşıladığı saptanmıştır. Tedavi öncesi kız ergenlerin separasyon anksiyetesi ve panik bozukluğu alt ölçek puanlarının ortancalarının erkeklerinkine göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür. Kız ergenlerin klinik olarak anlamlı panik bozukluğu yakınmaları bildirme oranları erkeklerinkine göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. ÇEDDÖ- Yeniden değerlendirme alt ölçek puan ortalamalarının erkeklere göre anlamlı ölçüde yüksek olduğu görülmüştür. Erkek ve kız AV tanılı ergenlerin DERS alt ölçek ve toplam puanları ortancalarının anlamlı fark göstermediği görülmüştür. Kız ergenlerin duygusal, bilişsel ve toplam empati puanlarının ortalamalarının erkeklerinkine göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. TAÖ-20 alt ölçek puan ortalamaları cinsiyetler arasında anlamlı fark göstermemektedir. Erkek ergenlerin OSA-E hayal gücü alt ölçeği puan ortalamalarının kızlarınkine oranlara anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptanmıştır. Erkek ve kızların VAÖ toplam puan ortalamaları birbirlerinden anlamlı fark göstermemektedir ancak vücut imajından yüksek memnuniyet bildiren kızların (n= 39, % 79.6) oranı erkeklerinkinden (n= 16, % 55.2) anlamlı derecede daha yüksektir. Cinsiyetler arasında GİSD- A ve B ve SDÖT-9 puan ortalamaları ve RMET doğru yanıtları bakımından anlamlı fark saptanmamıştır. Korelasyon analizleri ile AV tanılı ergenlerin akne sürelerinin RCADS-CV Yaygın Anksiyete Bozukluğu ve Major Depresif Bozukluk puanları ile anlamlı, pozitif ve zayıf korelasyon gösterdiği görülmüştür. Erkeklerde akne süresinin ÇEDDÖ – Yeniden değerlendirme puanları ile anlamlı korelasyon göstermediği (rho= 0.31, p=0.107) ancak ÇEDDÖ- Bastırma puanları ile anlamlı, pozitif ve orta düzeyde korelasyon gösterdiği görülmüştür (rho= 0.49, p=0.007). Erkeklerde akne süresi ile OSA-E dikkati kaydırma alt ölçeği puanları anlamlı, negatif ve zayıf-orta korelasyon göstermektedir (rho= -0.40, p=0.034). AV tanılı ergenlerde akne süresi ile Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) toplam puanları arasında anlamlı, negatif, zayıf korelasyon saptanmıştır (Spearman non-parametrik korelasyon analizi, rho= -0.30, p=0.008). Bu ilişki erkeklerde anlamlı bulunmamıştır (rho= -0.30, p=0.117). Kızlarda ise anlamlılık düzeyine erişmektedir (rho= -0.32, p=0.026). Kızlarda akne süresinin RBSÖ Kişiler arası ilişkilerde tehdit hissetme puanı ile anlamlı, pozitif ve zayıf korelasyon gösterdiği (rho= 0.29, p=0.046) görülmüştür. Akne süresi ile SCWT-5-Hata sayısının anlamlı, pozitif ve zayıf korelasyon gösterdiği görülmüştür (rho= 0.23, p=0.046). Erkeklerde akne süresi ile SCWT-5 hata sayısı arasındaki korelasyonun orta dereceye yükselmektedir (rho= 0.45, p=0.014). Tüm örneklemde akne süresi ile GİSD- İşitsel Sözel test puanları anlamlı, pozitif ve zayıf korelasyon göstermektedir (rho= 0.26, p=0.021). Kızlarda akne süresi ile GİSD- İşitsel Sözel test puanları arasında anlamlı, pozitif ve zayıf (rho= 0.32, p=0.026), GİSD- Görsel Sözel test puanları arasında ise anlamlı, negatif ve zayıf (rho= -0.30, p=0.035) korelasyon gözlenmiştir. Erkeklerde akne süresi ile RMET doğru yanıt sayıları arasında anlamlı, pozitif ve zayıf düzeyde korelasyon saptanmıştır (rho= 0.37, p=0.046). Çalışmanın ikinci aşamasına 31 hasta katılım göstermiştir. 12 haftalık İzotretinoin tedavisi sonrası yapılan değerlendirmede dört katılımcının MDB tanısını karşıladığı (tümü kız), iki katılımcının YAB tanısı aldığı (tümü kız), üç ergenin ÖF tanısı aldığı (biri kız), birinin DEHB (kız) ve bir diğerinin de motor tik bozukluğu (erkek) tanısı aldığı görülmüştür. Kız AV tanılı ergenlerin RCADS-CV panik bozukluk alt testi ortancalarının erkeklerinkine göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür. RCADS-CV MDB alt ölçek puan ortancalarının tedaviyi tamamlayanlarda anlamlı derecede arttığı (Z= -2.2, p=0.030) görülmüştür. DERS- Hedefler, Dürtü ve Stratejiler alt ölçek puan ortancalarının tedavi sonrası anlamlı ölçüde arttığı görülmüştür. DERS- Farkındalık alt ölçeği puan ortancaları tedavi sonrası azalma eğilimindeyken, DERS- toplam puan ortancalarının tedavi sonrası artma eğiliminde olduğu saptanmıştır. İzotretinoin tedavisini tamamlayan ergenlerin tedavi sonrası KASİ-EEÖ Bilişsel ve Toplam Empati puan ortancalarının tedavi öncesine göre anlamlı derecede azaldığı görülmüştür. İzotretinoin tedavisi öncesi ve sonrası TAÖ-20 alt ölçekleri puanlarının ortancaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Tedavi sonrası OSA-E ayrıntıya dikkat alt ölçeği puan ortancalarının tedavi öncesine göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Tedavi sonrası VAÖ ortancaları cinsiyetler arası anlamlı fark göstermemektedir. İzotretinoin tedavisinin on ikinci haftasını tamamlayan kız ergenlerin SCWT-4 hata ve düzeltme sayı ortancalarının erkeklerinkine göre anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. AV tanılı ergenlerden izotretinoin tedavisini tamamlayanların tedavi sonrası SCWT-2 ve 5 sürelerinin ortancalarının tedavi öncesine göre anlamlı derecede daha düşük olduğu saptanmıştır. İzotretinoin tedavisinin tamamlanması sonrasındaki RMET toplam doğru yanıt ortancaları tedavi öncesine göre anlamlı derecede daha düşüktür (Wilcoxon İşaretli Sıralar testi, Z= - 4.1, p=0.000). Sonuç: Bulgularımız ergenlerde AV tanısının hem tedavi öncesi hem de izotretinoin tedavisi sonrası içe yönelim sorunları ile ilişkili olabileceğini ve izotretinoin tedavisinin duygu düzenleme üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu, empati becerilerinde azalmayla ilişkili olduğunu, zihin kuramı becerilerini olumsuz yönde etkilediğini düşündürmektedir. Dermatolojik tedavi yanında ruhsal ve psikososyal işlevselliklerinin de değerlendirilerek saptanan sorunlara erkenden müdahale edilmesi önerilebilir. Ayrıca İzotretinoin tedavisinin psikopatolojiye uzun dönem etkileri, beden algısı ve benlik saygısı, bellek ve görsel-uzamsal işlevler, bilişsel duygu düzenleme becerileri, empati, aleksitimi ve geniş otizm spektrum bozukluğu fenotipi belirtilerine etkisinin değerlendirilebilmesi için ek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Hansa Betül Öz Genişoğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayıcı davranışların boyutsal değerlendirmesi Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Giriş: ''Tekrarlayıcı davranışlar'' veya '' kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışlar'' (KTD), tekrarlama, katılık, bağlama uygun olmama ve uyuma dönük olmama gibi özelliklerle karakterize edilen bir grup olağan dışı davranışı tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışların epidemiyolojisi ile ilgili çalışmalar, daha çok Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanılı bireylere odaklanmış olup, genel popülasyondaki yaygınlığına dair veriler oldukça kısıtlıdır. KTD'lerin değerlendirilmesi, tanı konulması ve müdahale planlanması açısından büyük önem taşımasına rağmen, bu belirtilerin sistematik olarak değerlendirildiği çalışmaların sayısı sınırlıdır. Bu bağlamda, Kısıtlı ve Tekrarlayıcı Davranışların Boyutsal Değerlendirmesi Ölçeği ("Dimensional Assessment of Repetitive and Restrictive Behaviors", DARB) gibi diğer nörogelişimsel bozukluklar için de kullanılabilecek bir ölçeğin Türkçe geçerlik ve güvenirliğinin değerlendirilmesi planlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, KTD'lerin değerlendirilmesi, tanı konulması ve müdahale planlanması süreçlerinde kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçme aracının Türkçe diline uyarlanmasıdır. Yöntem: Bu çalışma, T.C. Bolu Abant İzzet Baysal ÜTF İzzet Baysal EAH Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya Dikkat Eksikliği/ Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Özgül Öğrenim Güçlüğü (ÖÖG), Tik Bozuklukları/ Obsesif Kompulsif Bozukluk (Tik-OKB), Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), Zeka Geriliği/ Gelişim Gecikmesi (ZG/ GG) olmak üzere beş grup dahil edilmiştir. Çalışmaya 3-18 yaş arası 148 çocuk ve ergen katılmıştır. DARB'ın geçerliliğini test etmek amacıyla; Tekrarlayıcı Davranışlar Ölçeği- Revize Türkçe Sürümü (TEDÖ-R-TV), Dunn Duyu Profili, Sosyal Yanıtlılık Ölçeği, Sosyal İletişim Ölçeği, Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeğini, Adolesan Yetişkin Duyu Profili ölçekleri kullanılmıştır. Bulgular: DARB güvenilirliği için hesaplanan Cronbach alfa katsayısı örneklemimizde 0.97 olarak saptanmıştır. İlk olarak, örneklemin faktör analizine uygun olup olmadığı 98 madde ile Kaiser- Meyer- Olkin (KMO) örneklem yeterliği ve Bartlett küresellik testi ile değerlendirilmiştir. KMO değeri 0.783 olarak saptanmış ve bu değer > 0.70 olduğu için örneklemin faktör analizi için yeterli olduğu düşünülmüştür. Bileşen sayısını değerlendirebilmek için yamaç grafiği ile değerlendirme yapılmıştır. Madde- bileşen korelasyon matrisi, DARB'ın tüm maddelerinin varsayılan on üç bileşenden en az biri ile ≥ ± 0.30 korelasyon gösterdiğini desteklemiştir. Dolayısıyla ölçekten madde çıkarılmasına gerek olmadığı düşünülmüştür. Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile varyansın %55.0'ini açıklayan sekiz faktör belirlenmiştir. DARB'ın 8 faktörlü yapısı için hesaplanan HTMT oranları bu yapının ayırt edici geçerliğini desteklemektedir. Kullanılan ölçeklerle karşılaştırılmasında, DARB'ın özgün alt ölçek puanlarının dış geçerliğini destekleyebileceği düşünülmüştür. Sonuç: DARB ölçeği, Türkçe dilinde geçerli ve güvenilir bulunmuş olup standardize bir ölçüm aracı özelliklerini taşımaktadır. DARB ölçeğinin, yaygın gelişimsel bozukluklar alanında yürütülen çalışmalara ve klinik uygulamalara önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: DARB, geçerlik, güvenirlik, kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışlar, OSB, ölçek

Buse Akıncı
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği/ hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerde üstbilişsel beceriler, çalışma belleği, zihin kuramı ve psikolojik sağlamlığın tedavi ile ilişkisi

Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olgularında belirtilerin ilaçla yönetiminde ilaç tatili halen uygulanabilen ancak kanıta dayalı temeli kısıtlı bir yaklaşımdır. Çalışmamızın amacı Kasım 2023- Aralık 2024 tarihleri arasında kliniğimizde Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı ile takip edilen ve ilaç tedavisi başlanan Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olgularının tedavi öncesi, sonrası ve ilaçlarına ara veren olgularda ilaç tatili sonrası üst bilişsel becerileri, çalışma belleği, zihin kuramları, stresle başa çıkma becerileri ve psikolojik dayanıklılıklarının değerlendirilmesidir. İkincil hedef olarak 12 yaş ve üzeri ergen Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olgularında tedavi öncesi ve sonrası yeme davranışı değerlendirilmiştir. Yöntem: Katılımcılara tedavi öncesi, en az 8 hafta tedavi sonrası ve ilacına ara verenlerde en az 2 hafta ara sonrası sosyodemografik form, Okul çağı çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi (K- SADS-PL), Klinik Global İzlem Ölçeği (KGİ), Üstbiliş Ölçeği- Çocuk ve Ergen Formu (ÜBÖ-ÇE), Sözel Olmayan İpuçlarını Algılama Becerileri Testi (SOİAB), Gaf Tanıma (Faux-Pas) Testi- Çocuk Formu (GTT-Ç),Sayı Dizisi Öğrenme Testi (SDÖT), Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (ÇGPSÖ-12), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA), Çocuk ve Ergenler İçin Stresle Başa Çıkma Ölçeği (ÇESBÖ) ve Çocuk ve Ergenlerde Davranım Bozuklukları İçin DSM -IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği (ÇEDBTDÖ) uygulanmıştır. Analizlerde Wilcoxon işaretli sıralar ve Friedman non-parametrik varyans analizi kullanılmış ve p 0.05 olarak alınmıştır (çift yönlü). Bulgular: Çalışmaya 11.0 ± 2.6 yaşında DEHB tanılı (% 75.0 Bileşik, % 25.0 Dikkat eksikliği önde gelen) 56 olgu (% 76.8 erkek) dahil edilmiştir. Tedavi sonrası 32, ilaç tatili sonrası 12 olgu değerlendirilebilmiştir. Tedavi sonrası KGİ belirti şiddetinin tedavi öncesine göre anlamlı derecede azaldığı ve ilaç tatili sonrası belirti şiddetinin tedavi sonrası şiddete benzer olduğu görülmüştür. Ebeveyn bildirimleri tedavi sonrası ve ilaç tatili sonrası hiperaktivite/ dürtüsellik belirtilerinin tedavi öncesine göre anlamlı derecede düşük ve benzer olduğunu desteklemektedir. Tedavi sonrası GTT-Ç doğru yanıtları anlamlı derecede artmış ve ilaç tatili sonrası ile benzer bulunmuştur. Diğer testlerde tedavi öncesi, sonrası ve ilaç tatili sonrası performans anlamlı fark göstermemektedir. Sonuç: Bulgularımız ilaç tedavisinin klinisyen tarafından değerlendirilen DEHB belirtilerinin ve ebeveynlerce değerlendirilen hiperaktivite/ dürtüsellik semptomlarının şiddetini azalttığını, zihin kuramı performansını artırabileceğini ve bu etkinin iki haftalık ilaç tatili sonrası devam edebileceğini düşündürmektedir. DEHB tanılı çocuklarda ilaca daha uzun süre verilen araların etkileri ek çalışmalarla değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: çalışma belleği, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, üst bilişsel beceriler, psikolojik dayanıklılık, stresle başa çıkma becerileri, yeme davranışı, zihin kuramı

Merve Köksal
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Juvenil miyoklonik epilepsi ve pediyatrik migren olgularında emosyonel şemalar, emosyon düzenleme sorunları ve öznel yakınmalar arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi ve emosyonel şemalar ve emosyon düzenleme sorunlarının kontrol grubu ile karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırmanın amacı, juvenil miyoklonik epilepsi (JME) ve pediyatrik migren tanılı 12-18 yaş ergenlerde emosyonel şemaları (erken dönem uyumsuz şemalar), duygu düzenleme becerilerini ve öznel psikiyatrik yakınmaları değerlendirmek; bu değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek ve klinik grupları sağlıklı ergenlerle karşılaştırmaktır. Yöntem: Tek merkezli, klinik temelli vaka-kontrol tasarımındaki çalışma 01.09.2024-01.02.2025 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Anabilim Dalı polikliniğinde ve Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğinde yürütülmüştür. JME (n=30) ve pediyatrik migren (n=30) tanılı ergenler ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş sağlıklı kontrol grubu (n=20) çalışmaya dahil edilmiştir (toplam N=80). Katılımcılara Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği (EİDDÖ), Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Stroop Testi-TBAG Formu (SCWT) uygulanmış; migren grubunda Pediyatrik Migren Özürlülük Değerlendirme Ölçeği (PedMIDAS) ile işlevsel özürlülük değerlendirilmiştir. Psikiyatrik tanılar K-SADS-PL görüşmesi ile belirlenmiş, klinisyen değerlendirmesiyle belirti şiddeti Klinik Global İzlem Ölçeği-Şiddet (KGİ-Ş/CGI-S) üzerinden puanlanmıştır. Veriler gruplar arası karşılaştırmalar ve korelasyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: YŞÖ-KF3 alt ölçeklerinde JME grubunun iç içelik puanı migren ve kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,009). Kendini feda etme ve dayanıksızlık/karamsarlık (zarar görmeye açıklık-kötümserlik) şemaları ise her iki klinik grupta kontrol grubuna kıyasla daha yüksektir (sırasıyla p=0,026 ve p=0,029). EİDDÖ alt ölçek puan ortalamaları gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir (p=0,452); ancak hem migren hem JME grubunda bazı şema alanları ve işlevsiz duygu düzenleme puanları KSE anksiyete, depresyon ve olumsuz benlik gibi öznel yakınmalarla pozitif ilişkili bulunmuştur. KSE alt ölçek puan ortalamaları açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Buna karşın klinisyen tarafından KGİ ile değerlendirilen belirti şiddeti gruplar arasında farklılık göstermiş; klinik gruplarda daha yüksek şiddet düzeyleri gözlenmiştir (p<0,001). Nöropsikolojik değerlendirmede, hasta gruplarında özellikle SCWT-2 hata ve düzeltme sayıları daha yüksek; interferens koşulunda (SCWT-5) tamamlanma süresi JME grubunda daha uzun bulunmuştur. Sonuç: JME ve pediyatrik migren tanılı ergenlerde belirli erken dönem uyumsuz şemaların daha belirgin olması ve bu şemaların öznel psikiyatrik yakınmalarla ilişkili bulunması, kronik nörolojik hastalıklarda biyopsikososyal yaklaşımın önemini desteklemektedir. Bu nedenle nörolojik izlem ve tedavinin yanı sıra, ergenlerin psikososyal açıdan da değerlendirilmesi; şema odaklı yaklaşımlar ve duygu düzenleme becerilerini hedefleyen psikososyal müdahalelerin tedavi planına entegre edilmesine ihtiyaç duyulabilir. Anahtar Kelimeler: Juvenil miyoklonik epilepsi, pediyatrik migren, ergen, erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenleme, Stroop testi.

Mustafa Çobaner
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği/ hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerde görsel uzamsal becerilerin nöropsikolojik testler ve özbildirim ölçekleri ile değerlendirilmesi ve yaşam kalitesi ile ilişkilerinin belirlenmesi

Çocuk ve ergen psikiyatri klinik pratiğinde en sık görülen hastalıklardan biri olan Dikkat Eksikliği/ Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) nörogelişimsel bir hastalıktır. Son yıllarda DEHB'de yürütücü işlevlerle ilgili çalışmalar daha fazla ilgi çekmektedir. DEHB'de görme bozuklukları da DEHB olmayanlara göre daha yüksek oranlarda görülmektedir. Bu çalışmada DEHB tanılı çocuk ve ergenlerin görsel uzamsal becerilerinin renkli ve renksiz nöropsikolojik testlerle ölçülmesi, bunun yaşam kalitesi ve görme becerileriyle değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma Bolu ve Bursa illerinde 2017 Nisan ve 2018 Ocak ayları arasında yürütülmüştür. Gruplar 10-18 yaş aralığındaki çocuk ve ergenlerden oluşmuştur (DEHB=41, Kontrol=45). Ebeveynlere Weiss İşlevsel Bozukluk Değerlendirme Ölçeği- Ebeveyn Formu (WİDÖ-E) ve Turgay DSM-IV Kökenli Yıkıcı Davranış Bozuklukları Belirti Tarama Ölçeği doldurtulmuştur. Çocuklar ise K-SADS-PL ile değerlendirme formu, Stroop- TBAG Formu, Benton Çizgi Yönü Belirleme Testi (BÇYBT) ve Görsel Etkinlikler Ölçeği (GEÖ) ile değerlendirilmiştir. Çalışma verileri SPSS 22.0 programı kullanılarak Gruplar arası karşılaştırmalarda dağılım özelliklerine göre parametrik veya nonparametrik yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Yaş ortalaması kontrol grubunda 13.4 (SD= 2.0), DEHB grubunda 12.8 (SD=2.0) yıl olarak saptanmıştır. DEHB grubundaki cinsiyet dağılımı; erkeklerin oranı % 75.6, kızların ki ise % 24.4 olarak bulunmuştur (Erkek= 31; Kız=10). Kız grupta DEHB-DE önde giden tip daha sık görünürken (% 60.0), erkek grupta DEHB-Bileşik tip daha sık görülmekteydi (% 64.5). Bu DEHB grubunun % 58.5'inde (n= 24) en az bir eş tanı bulunduğu saptanmıştır. Saptanan eş tanılar sıklıklarına göre; Karşıt olma Karşı gelme Bozukluğu (KOKGB) (% 41.5, n=17), Davranım bozukluğu (% 19.5, n=8), Major Depresif Bozukluk (% 7.3, n=3), Ayrılık Kaygısı Bozukluğu (% 4.9, n=2) ve Özgül Fobiler (% 4.9, n=2) olarak sıralanmaktadır. Stroop-TBAG formunda TBAG-1 süre; TBAG-2 süre; TBAG-3; TBAG-4; TBAG-5 süre, hata ve düzeltme DEHB grubunda yüksek bulunmuştur. DEHB-DE alt tipleri ise testin ikinci bölümündeki hata ve düzeltme sayıları bakımından anlamlı fark göstermektedir. DEHB olguları kontrollere göre BÇYBT ile daha yüksek sorun göstermektedir. DEHB grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında WİBÖ'deki puanların DEHB grubunda tüm alt ölçeklerde anlamlı derecede yüksekti. DEHB olgularının GEÖ'nin yansıma nedenli işlev bozukluğu hariç tüm alt ölçeklerinde daha yüksek düzeyde sorun bildirmiştir. DEHB olgularında özbildirimle değerlendirilen aydınlık-karanlık uyum sorunları ile WİDÖ-riskli davranışlar alt ölçeği negatif korelasyon göstermektedir. Görsel tarama ve işlem hızı ise benlik algısı ile pozitif korelasyon göstermektedir. DEHB'nin aile işlevlerini etkilediği ve KOKGB'nin DEHB'ye ek olarak aile işlevselliğine etkilerinin olduğu anlaşılmıştır. DEHB tanılı çocuklarda renkli ve renksiz görsel uyaranların algılanmasında sorunların olduğu görülmüştür. DEHB tanılı çocuklar, göz bozukluğunun kontrol edildiği çalışmamızda, öz bildirimlerinde gündelik hayatlarında görsel işlevlerle ilgili yaygın sorunlar tanımlamışlardır. Anahtar kelimeler: DEHB, yürütücü işlevler, Benton Çizgi Yönü Belirleme, Stroop, Weiss

ErgenlerGörmeHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+4
Mehmet Akif Cansız
Bolu Abant Izzet Baysal University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Özgül öğrenme bozukluğu olan çocukların otonomik deri iletkenliği göstergeleri ve empati becerilerinin sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması: Kontrollü bir araştırma

Amaç: Özgül Öğrenme Bozukluğu (ÖÖB) olan çocukların sözel olmayan ipuçlarını algılamayla ilgili güçlükleri literatürde gösterilmiştir. Sözel olmayan ipuçlarını algılama sırasındaki elektrodermal aktivite (EDA) değişimlerini incelemeye yönelik çalışma sayısı ise oldukça azdır. Çalışmamızın amacı ÖÖB tanılı ve kontrol grubunda olan çocukların duygusal ve davranışsal güçlükler açısından, sözel olmayan iletişim becerileri açısından, duyguları anlama ve bu sırada ölçülen EDA değişimleri ve yanıt latansları açısından ve empati düzeyleri açısından karşılaştırılmaları ve bu değişenlerin korelasyonlarının incelenmesidir. Yöntem: Çalışma kesitsel, ileriye dönük bir çalışma olarak dizayn edilmiştir. Çalışmamız Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerinde Temmuz 2019-Eylül 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma grubundaki çocuklarda tanı klinik olarak konmuş; komorbiditeler için Kiddie- Okul Çağı Çocukları için Afektif Bozukluklar ve Şizofreni Görüşme Envanteri- Şimdi ve Yaşam boyu Versiyonu uygulanmış; çalışma ve kontrol grubundaki çocuklara Klinik Global İzlenim Ölçeği (KGİÖ), Öğrenme Bozukluğu Belirti Tarama Listesi, Conners Öğretmen Derecelendirme Ölçeği, Conners Ebeveyn Derecelendirme Ölçeği, KA-Sİ Empati Eğilimi Ölçeği (KA-Sİ EEÖ) Çocuk Formu, Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ve Sözel Olmayan İpuçlarını Algılama Becerileri Testi (SOİAB) kullanılmış elektrodermal aktivite ölçümü için GSR/derman@ aygıtı kullanılmıştır. Çalışmada istatistiksel olarak "p" değeri 0.05'in altı anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Belirtilen zaman aralığında araştırmamıza 31 ÖÖB tanılı ve 31 sağlıklı çocuk dâhil edilmiştir. ÖÖB grubunun yaş ortalaması 10.50 ± 1.07 yıl; kontrol grubunun yaş ortalaması 10.06±1.06 olarak tespit edilmiştir. İki grup arasında yaş, cinsiyet ve sosyodemografik değişkenler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p> 0.05). Gruplar Conners ebeveyn ve öğretmen derecelendirme ölçeklerine göre değerlendirildiklerinde öğretmen derecelendirme ölçeği bakımından aralarında anlamlı fark olduğu; ebeveyn derecelendirme ölçeğinde ise bu farkın olmadığı görülmektedir. SOİAB sonuçları değerlendirmesinde ÖÖB'li çocukların, yüz ifadeleri, duruş ve hareketleri, ses tonlarını ve sosyal hikâyelerdeki sözel olmayan ipuçlarıyla aktarılan duyguları tanımak ve yorumlamakta kontrol grubuna göre daha fazla sorun yaşadıkları ve ÖÖB grubunda doğru yanıt sayılarının daha az olduğu görülmüştür (p değerleri sırasıyla 0.001; 0.001; 0.001; 0.005). ÖÖB grubunda kontrollere kıyasla, SOİAB testi içerisinde yer alan resim, video, ses ve hikâye uyaranlarına daha uzamış yanıt latansları görülmüştür (p değerleri sırasıyla 0.001; 0.001; 0.019; 0.006). SOİAB alt testlerinde saptanan EDA değişimleri açısından ÖÖB ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. ÖÖB ve kontrol grubu KA-SI empati eğilimleri açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında duygusal empati puanı (p = 0.346) ve empatik eğilim puanları (p = 0.127) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı; bilişsel empati (p = 0.05) açısından ise istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu ve ÖÖB grubunun duygusal empati becerilerinin literatürle uyumlu olarak daha düşük olduğu görülmüştür. ÖÖB ve kontrol grubu GGA puanları açısından karşılaştırıldıklarında gruplar arasında akran sorunları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (p = 0.002); diğer alt ölçekler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı (tümü için p> 0.05) görülmektedir. KA-SI empatik eğilimleri ölçeği ile EDA aktivitesi arasında anlamlı korelasyon bulunmamıştır (p>0.05). ÖÖB tanılı çocukların empati düzeyleri ile duygusal ve davranışsal alanda yaşadıkları güçlükler arasında korelasyon incelendiğinde; duygusal empati düzeyi, bilişsel empati düzeyi ve toplam empatik eğilim puanı ile duygusal sorunlar, davranış sorunları, dikkat eksikliği ve hareketlilik sorunları alt ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyon bulunurken; sosyal sorunlar alt ölçeği arasında ise istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular ÖÖB grubunda sözel olmayan ipuçlarını algılama, empati ve duygusal ve davranışsal sorunların sağlıklı kontrollere göre daha fazla saptamamız literatürle uyumludur. Sözel olmayan ipuçlarını algılama değerlendirmesi sırasındaki deri iletkenliği değişiminin sağlıklı kontrollerden farklı olmadığı görülmüş olup literatüre bu açıdan katkı sağlayacağı düşünülmüştür; ancak bu konuda daha geniş örneklemli ileri çalışmalara gereksinim vardır.

EmpatiEmpatik beceriGalvanik deri cevabı+3
Mesut Sari
Bolu Abant Izzet Baysal University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği/ hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerde yürütücü işlevlerin ve uyku alışkanlıklarının tedaviyle olan ilişkisi

Dikkat Eksikliği/ Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)'li olgularda sık görülen yürütücü işlev bozukluklarının tedaviyle iyileşme gösterdiğini bildiren pek çok çalışma mevcuttur. DEHB'li olgularda uyku problemlerinin de sık gözlendiği bilinmektedir. DEHB tedavi sürecinde metilfenidatın yan etkileri nedeniyle ilaç tatili verilip verilmemesi konusu halen tartışılmaktadır. Literatürde ise ilaç tatilinin DEHB belirti şiddeti üzerine etkilerini inceleyen kısıtlı sayıda çalışma bulunmakla birlikte ilaç tatilinin yürütücü işlevler ve uyku problemleri üzerine etkisini inceleyen çalışma bulunamamıştır. Çalışmamızda, DEHB'li olgularda tedavi öncesi, en az 8 hafta metilfenidat tedavisi sonrası ve en az 8 hafta ilaç tatili verildikten sonra olmak üzere üç kez yürütücü işlevler ve uyku problemleri değerlendirilmiş ve ilaç tedavisinin ve ilaç tatilinin yürütücü işlevler ve uyku problemleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmamız uzunlamasına bir çalışma olarak dizayn edilmiş ve Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğinde Eylül 2018- Eylül 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmamıza Eylül 2018-Kasım 2018 tarihleri arasında polikliniğe başvuran, 7-18 yaş arasında olan, DEHB tanısı almış ve dahil edilme kriterlerini karşılamış olan 51 olgu katılmıştır. Çalışmaya katılan olgulara tedavi öncesi, tedavi sonrası ve ilaç tatili verdikten sonra Stroop testi ve Klinik Global İzlenim Ölçeği (KGİÖ) uygulanmıştır. Aynı zaman dilimlerinde ebeveynler tarafından doldurulmak üzere Conners Ebeveyn Derecelendirme Ölçeği-Kısa Formu (CEDÖ) ve Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ve öğretmen tarafından doldurulmak üzere Conners Öğretmen Derecelendirme Ölçeği-Kısa Formu (CÖDÖ) verilmiştir. Çalışma sonuçlarımıza bakıldığında takip sürecinde olguların 22'sinin (%43) tedaviyi bıraktığı gözlenmiştir. Çalışmamızda tedaviye devam eden ve tedaviye devam etmeyen gruplar karşılaştırıldığında sosyo-demografik veriler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamış (p>0.05), sadece kardeş sayısı tedaviye devam etmeyen grupta anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur (p=0.045). Tedaviye devam eden ve tedaviye devam etmeyen gruplar arasında hastalık şiddeti açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır. Çalışmamıza katılan olgular KGİÖ ile değerlendirildiğinde, tedavi öncesine göre, tedavi sonrasında olguların istatistiksel olarak anlamlı daha düşük puan aldığı (p0.001) ve ilaç tatili verildikten sonra puanlarda anlamlı bir artış olduğu bulunmuştur (p0.001). Çalışmamıza katılan olguların CEDÖ alt ölçek puanları incelendiğinde, tedavi sonrasında tedavi öncesine göre DE alt ölçeğinde anlamlı derecede azalma olduğu gözlenmiştir (p0.001). Çalışmamıza katılan olguların CÖDÖ alt ölçek puanları incelendiğinde, tedavi sonrasında tedavi öncesine göre DE ve DS alt ölçeği puanlarında azalma olduğu gözlenmiştir (p değerleri sırasıyla: 0.014, 0.012). Çalışmamıza katılan olgulara uygulanan Stroop testi verileri incelendiğinde, tedavi sonrasında, tedavi öncesine göre 5 bölümde de tamamlama sürelerinde kısaldığı saptanmıştır. Tedavi sonrasında, tedavi öncesine göre Stroop 5'te daha az hata ve daha az düzeltme yaptıkları bulunmuştur (p=0.005, p=0.007). İlaç tatili verildikten sonra ise tedavi sonrasına göre Stroop 5'te daha fazla hata yaptıkları gözlenmiştir (p=0.037). Çalışmamıza katılan olguların ebeveynleri tarafından doldurulan ÇUAA alt ölçek puanları incelendiğinde, tedavi sonrasında, tedavi öncesine göre parasomnialar alt ölçeğinde anlamlı düzelme olduğu saptanmıştır (p=0.026). Çalışmamızın sonuçları genel olarak incelediğinde; DEHB tedavisinin yürütücü işlev bozukluklarında ve uyku problemlerinde iyileşmeye neden olduğu gözlenmiştir. Yaz tatilinde verilen ilaç tatilinin ise yürütücü işlevleri bozduğu ve uyku problemleri üzerine etkisi olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak, ilaç tatili kararının, klinisyen tarafından bireysel olarak kar-zarar dengesi gözetilerek verilmesi uygun olacaktır.

BilişBilişsel işlevErgenler+5
Güler Göl Özcan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeme bozukluğu tanılı ergenlerde olumsuz çocukluk çağı yaşam olaylarının emosyon regulasyonu ve aleksitimi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı yeme bozukluğu(YB) tanılı ergenlerin olumsuz ve olumlu/yardımcı yaşam olayları maruziyetleri ile emosyon regülasyon(ER) becerileri ve aleksitimi özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemek, yeme bozukluğu tanı kaybı olan grup ve olgu gruplarındaki psikiyatrik eştanılara sahip klinik kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Çalışmamız Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Polikliniğine başvuran, 80 ergenle gerçekleştirilmiştir. YB olan 32 ergen, geçmişte YB olan 16 ergen ve bunlarla psikiyatrik komorbiditeler açısından eşlenmiş 32 ergen olacak şekilde 3 grup oluşturulmuştur. K-SADS-PL-DSM-5 ile YB tanısı ve eşlik eden psikiyatrik tanılar belirlenmiş, sosyodemografik veri formu doldurulmuştur. Katılımcılara "Olumlu, destekleyici ve olumsuz çocukluk çağı yaşam olayları" yarı yapılandırılmış görüşmesi ve Çocuklar İçin Depresyon Değerlendirme Ölçeği Gözden Geçirilmiş Formu(CDRS-R) ölçeği uygulanmıştır. Ergenlerden öz bildirim ölçekleri olan Yeme Bozukluğu İnceleme Ölçeği(YBİÖ), Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği(ÇAÖ), Ergenler için Duygu Düzenleme Ölçeğini(EİDDÖ) doldurmaları istenmiştir. Klinisyen tarafından Çocuklar İçin Genel Klinik İzlenim-Şiddet formu(CGI-S) doldurulmuştur. Olumlu/yardımcı yaşam olaylarının sayısı, kontrol grubunda, yeme bozukluğu grubuna göre daha fazla saptanmıştır; ancak olumsuz yaşam olaylarının sayısı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Herhangi bir zamanda yeme bozukluğu tanısı olan grupta, kontrol grubuna göre, duygusal ihmal daha fazla saptanmıştır. YB grubu ve kontrol grubu karşılaştırıldığında, YB grubunda içsel işlevsel olmayan ER stratejileri ve duyguları tanımlamada zorluk anlamlı şekilde daha fazla saptanmıştır. YB grubunda olumsuz yaşam olayları ile içsel işlevsel olmayan ER stratejileri ve ÇAÖ-tüm puan arasında pozitif orta bir ilişki; olumlu/yardımcı yaşam olayları ile içsel işlevsel olmayan ER stratejileri ve ÇAÖduyguları açıklamada güçlük arasında negatif orta bir ilişki, dışsal işlevsel stratejiler arasında pozitif orta bir ilişki saptanmıştır.

Seren Ateş Derviş
Dokuz Eylül University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geçmişte otizm spektrum bozukluğu tanısı alan olgularda tedavi ve özel eğitim ardından ortaya çıkan tanı kaybının ve olguların karakteristik özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniğinde Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı ile takip edilen bir grup olguda tanı kaybının ve mevcut klinik durumlarının değerlendirilmesi ve tanı kaybı saptanan olguların sosyodemografik ve klinik özelliklerinin Yüksek İşlevli Otizm tanısı ile halen izlenmekte olan olgular ile karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Bu çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniğinde klinisyenler tarafından DSM-IV (2013 öncesi) veya DSM-5 tanı kriterlerine göre Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı konmuş 4-18 yaş arası olgulardan izlemde tanı kaybı düşünülen olgular ile halen Yüksek İşlevli Otizm tanısını karşılayan toplam 60 olgudan oluşmaktadır. Çalışma için gerekli verilere hastaların tıbbi kayıtlarının geriye dönük incelenmesi ve yapılan klinik görüşmede alınan bilgiler ile ulaşılmıştır. Eşlik eden patolojilerin değerlendirilmesi için Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi – Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG – ŞY) görüşmesi yapılmıştır. Semptom şiddeti ve klinik özelliklerin değerlendirilmesi için Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Sorun Davranış Kontrol Listesi (SDKL) ve Sosyal İletişim Ölçeği (SİÖ) uygulanmıştır. Bilişsel düzey değerlendirmesi için tıbbi kayıtlarda mevcut ise standart zeka ve gelişim test sonuçları kaydedilmiştir. Bulgular: Tanı kaybı grubu, Yüksek İşlevli Otizm grubuna göre anlamlı olarak daha erken yaşta tanı almış ve özel eğitime başlamıştır (p=0.001). Okul öncesi eğitim süresi de tanı kaybı grubunda anlamlı olarak daha fazladır (p=0,023). Hem tanı anında hem de mevcut durumda ÇODÖ ile değerlendirilen semptom şiddeti tanı kaybı grubunda anlamlı olarak daha azdır (p<0.001, p<0.001). Erken verbalizasyon becerileri ve WÇZÖ-R puan ortalamalarında iki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Tanı kaybı grubunun %80'inde en az bir psikiyatrik tanı mevcuttur. SİÖ toplam puan ve SDKL toplam puanları YİO grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur(p<0.001, p=0.001). GGA Akran sorunları alt ölçek puanı ve toplam güçlük puanı YİO grubunda anlamlı olarak daha yüksektir (p=0.001, p=0.014). SİO toplam puanı ile tanı kaybına kadar geçen süre arasında pozitif yönlü orta düzeyde korelasyon olduğu saptanmıştır (p=0.004, r=0.507). Sonuç: Çalışmamızda otizm tanısı almış bir grup olguda özel eğitim ardından ortaya çıkan tanı kaybı tanımlanmaktadır. Tanı kaybı olsa dahi eşik altı semptomlar ve OSB dışı psikiyatrik tanılar yüksek oranda devam etmektedir. Erken tanı ve özel eğitim başlangıcı ile tanı anında daha az şiddetli OSB semptomları, olumlu gidişi etkileyen önemli etkenlerdendir.

Belirti ve semptomlarOtistik bozukluklarOtizm spektrum bozukluğu+3
Zeynep Ayaslan
Dokuz Eylül University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar düşüncesi ve girişimi olan ergenlerde psikolojik dayanıklılık ve erken dönem maladaptif şemaların incelenmesi

Erken dönem maladaptif şemalar (EDMŞ) psikopatoloji gelişimi için risk faktörleri arasında yer almakta, yetişkin örneklemlerinde yapılan çalışmalarda bildirildiği üzere intihar davranışına (İD) yatkınlık yaratabilmektedirler. Psikolojik dayanıklılık (PD) ise yaşamsal stresörler veya intiharla ilişkili risk faktörleriyle karşı karşıya kalındığında, bireyi intihar girişiminden alıkoyan en önemli içsel koruyucu faktördür. Çalışmamızda neden bazı bireylerin sadece intihar düşüncesine sahipken bazılarının intihar girişiminde bulunduğu sorusu psikolojik dayanıklılık ve erken dönem maladaptif şemalar bağlamında araştırılmıştır.10-18 yaş aralığındaki çalışma kriterlerine uygun hastalar, DSM-5 tanı kriterleri göz önüne alınarak psikiyatrik değerlendirmeleri yapılarak çalışmaya dahil edildi. Son 3 ay içinde intihar girişimi olan grup (İG), son 1 ay intihar düşüncesi olan grup (İD) ve klinik kontrol (KK) grubu olarak 3 grup oluşturuldu. İntihar davranışları Columbia İntihar Riskini Derecelendirme Ölçeği ile; psikolojik dayanıklılık düzeyleri Ergen Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Duygusal Yılmazlık Ölçeği ile; maladaptif şemalar ise Çocuk ve Ergenler için Erken Dönem Uyumsuz Şema Ölçekler Takımı ile değerlendirildi. İD ve İG gruplarında klinik kontrollere göre sigara kullanımı daha sık, geçmiş intihar girişim öyküsü daha fazla, yaşamboyu kendiliğinden durdurulan girişimler daha fazla, kendine zarar verici davranış sıklığı daha yüksek, toplam psikolojik dayanıklılık düzeyleri daha düşük, İD grubunda 5 şema alanında, İG grubunda 3 şema alanında puanları daha yüksek bulunmuştur. İG grubunda, İD grubuna göre ise daha sık alkol kullanımı, daha fazla başkası tarafından engellenen girişim öyküsü ve daha sık gerçek girişim öyküsü görülürken iki grup arasında psikiyatrik tanılar, psikolojik dayanıklılık düzeyleri, duygusal yılmazlık düzeyleri, şema alanı ve şema alt ölçek puanları açısından anlamlı fark saptanmamıştır. İD grubunda şema alanı ve şema alt ölçek puanlarının daha yüksek oluşu dikkat çekmiştir. Kopukluk ve Reddedilmişlik Şema Alanı ile toplam psikolojik dayanıklılık seviyeleri arasında orta düzeyde korelasyon saptanmıştır. Toplam duygusal yılmazlık seviyelerinin ise Başkalarına Yönelimlilik Şema Alanıyla orta düzeyde, kalan tüm diğer şema alanlarıyla ise yüksek düzeyde korelasyon saptanmıştır. İD ve İG gruplarının benzer psikolojik dayanıklılık özelliklerine sahip olmaları göz önüne alındığında erken dönem maladaptif şemaların aktifleşmesi için olası tetikleyicilerin belirlenmesini konu alan çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca benzer psikolojik dayanıklılık düzeyleri, İD ve İG gruplarının ayrımında koruyucu faktörlerden öte risk faktörlerinin önemine tekrar dikkat çekmektedir.

Bilişsel şemalarErgenlerErken dönem uyum bozucu şemalar+3
Berkin Akbaydar
Dokuz Eylül University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yıkıcı davranış bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin ortam terapisinden faydalanımının değerlendirilmesi

Amaç: Yıkıcı davranış bozuklukları, çocuk ve ergenlerde psikiyatri başvurularının en sık nedenlerinden biridir. Çocuk ve ergenlerde yıkıcı davranış bozuklukları ailesel, akademik ve toplumsal alanlarda ciddi bozulmalara yol açmaktadır. Bu bozukluklar tedavi edilemediğinde yarattığı sorunlar yetişkin hayatta da artarak devam etmekte, suç davranışlarına ve antisosyal kişilik bozukluklarına sebebiyet vermektedir. Yıkıcı davranış bozukluklarının ortaya çıkardığı bu durum, bu bozuklukların etkin tedavisinin önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı, Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları yataklı tedavi biriminde yıkıcı davranış bozukluğu tanısı ile takip edilmiş çocuk ve ergenlerde ortam terapisinden faydalanımın incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklem grubunu Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı yataklı tedavi biriminde DSM-IV veya DMS-V'e göre davranım bozukluğu veya karşıt olma karşı gelme bozukluğu tanısı ile takip edilmiş çocuk ve ergenler oluşturmuştur. Hastaların dosyaları geriye dönük olarak taranarak çalışma için gerekli verilere ulaşılmıştır. Çalışmaya 78 olgu alınmıştır. Olguların servisten yararlanımları Çocuklar İçin Genel Değerlendirme Ölçeği (The Children's Global Assessment Scale-CGAS) ve HoNOSCA-TR Klinik Gidiş Değerlendirme Ölçeği (Health of the Nation Outcome Scales - Children and Adolescents) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Servis tedavisi sonunda olguların ortalama CGAS ölçek puanları 34,19'dan 53,08'e yükselmiş, ortalama HONOSCA-TR ölçek puanları 30'dan 19,94'e inmiştir. İki ölçekteki değişim de anlamlı düzeydedir (p< ,001). Yararlanım 13 yaş ve üzeri olgularda, 13 yaşın altındaki olgulara göre anlamlı düzeyde yüksektir (p= ,046). Yararlanım cinsiyetlere, DEHB eşlik durumuna, ebeveyn eğitim düzeyine göre farklılık göstermemektedir. Bireysel ve ailesel risk puanları yararlanıma anlamlı düzeyde etki etmemektedir. Yatış sırasındaki yüksek HONOSCA-TR puanı HONOSCA-TR değişim puanı ile pozitif yönde, orta düzeyde, istatiksel olarak anlamlı şekilde korelasyona (p< ,001), CGAS değişim puanı ile pozitif yönde, düşük düzeyde, istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyona sahiptir (p= ,031). Yatış süresi ile CGAS değişim puanları pozitif yönde, orta düzeyde, istatiksel olarak anlamlı korelasyona (p= ,002), HONOSCA-TR değişim puanları pozitif yönde, düşük düzeyde, istatiksel olarak anlamlı korelasyona (p= ,015) sahiptir. Sonuç: Çalışmamızda yıkıcı davranış bozukluğu tanısı ile servise yatışı yapılan çocuk ve ergenlerin ortam terapisinden faydalandıkları bulunmuştur. Literatürde ortam terapisinin çeşitli psikiyatrik bozukluklara etkisini araştıran çalışmalar mevcut olsa da, yıkıcı davranış bozukluklarına etkisini araştıran çalışma sayısı oldukça kısıtlıdır. Çalışmamızın sonuçlarına göre olgular sadece yıkıcı davranış bozuklukları semptomları açısından değil, işlevselliğin birçok alanında ortam terapisinden fayda görmektedir. Bu bulgular, yıkıcı davranış bozukluklarının tedavisinde ortam terapisinin diğer tedavi yöntemlerine bir alternatif olduğunu göstermektedir. Çalışmamızda faydalanımın ebeveynin eğitim düzeyinden ve bireysel ve ailesel risklerden etkilenmediği bulunmuştur. Bu bulgu da ortam terapisinin geniş bir hasta popülasyonuna uygulanabilir olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Yıkıcı davranış, Davranım bozukluğu, Karşıt olma karşı gelme bozukluğu, Ortam terapisi, Yataklı servis

Davranış bozukluklarıErgenlerHastaneye yatırma+4
Oğuzhan Şimşek
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği/ hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde aile işlevselliği ve yürütücü işlevlerin aile işlevselliğine olan etkileri

Amaç: Son yıllarda DEHB'nin altta yatan sebebinin yürütücü işlev bozukluğu ile ilgili olduğu hipotezler ortaya konulmuştur (Russell A. Barkley,1997, Thomas Brown 2009). Bu hipotezlerin sonucu olarak hem performansa dayalı ölçümlerle, hem de ebeveyn ve öğretmenlere dayalı ölçekler aracılığıyla DEHB'de hangi yürütücü işlev bozukluklarının görüldüğü araştırılmaya başlanmıştır. DEHB ebeveyn-çocuk ilişkilerini ve aile işlevlerini etkileyen bir bozukluktur (Kandemir ve ark., 2014). Bu çalışmada, DEHB'nin aile işlevlerine etkilerinin ve DEHB'de görülen yürütücü işlev bozuklarının aile işlevlerine olan etkilerinin araştırılmasını amaçladık. Yöntem: Bu çalışma 2016 Ekim ve 2017 Mayıs ayı arasında AİBÜ Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran 8-17 yaş arasındaki DEHB tanılı hasta grubuyla yürütülmüş, kontrol grubu Bolu ilindeki ilk ve orta dereceli okullardan toplanmıştır. Sosyodemografik bilgiler araştırmacı tarafından oluşturulan sosyodemografik veri formu ile sorgulanmıştır. Araştırmaya katılan çocuk ve ergenlerdeki psikopatolojiler K-SADS formu aracılığıyla taranmıştır. Yürütücü işlevler stroop testi ve BRIEF-Ebeveyn formu aracılığıyla ölçülmüştür. DEHB belirtilerinin ve davranış sorunlarının şiddeti Turgay DSM-IV Kökenli Yıkıcı Davranış Bozuklukları Belirti Tarama Ölçeği aracılığıyla ölçülmüştür. Aile işlevlerinin değerlendirilmesi için Aile İşlevleri Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) kullanılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda dağılım özelliklerine göre parametrik veya nonparametrik yöntemler kullanılmıştır. Yürütücü işlevlerin aile işlevine etkisi yol analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda DEHB'de en sık görülen alt tipin kombine tip olduğu ve DEHB'nin erkek çocukların kız çocuklara oranının 2.6 olduğu bulunmuştur. DEHB'ye % 70.4 oranında komorbid bir psikopatolojinin eşlik ettiği bulunmuştur. En sık eşlik eden komorbiditenin KOKGB olduğu ve DEHB'ye % 57.4 oranında eşlik ettiği belirlenmiştir. DEHB'ye en sık eşlik eden komorbiditelerin KOKGB ve anksiyete bozuklukları olduğu sonucu elde edilmiştir. Çalışmamızda DEHB ile kontrol grubu arasında ADÖ-Gereken İlgiyi Gösterme ve ADÖ-Duygusal Tepki Verme alt ölçeklerinde farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Eşlik eden KOKGB tanısı alan ve almayan DEHB olgularının ADÖ'nün iletişim, roller, gereken ilgi ve duygusal tepki alt ölçeklerinde farklılıklar gösterdiği bulunmuştur. Kız kontroller ve kız DEHB olgularının sadece Stroop TBAG-5 testi düzeltme sayıları bakımından anlamlı fark gösterdiği, erkek kontroller ve kız DEHB olgularının sadece Stroop TBAG-5 testi düzeltme sayıları bakımından anlamlı fark gösterdiği, erkek kontroller ve erkek DEHB olgularının da Stroop TBAG-3 süresi bakımından anlamlı fark gösterdiği belirlenmiştir. BRIEF ölçeğinde Dikkat Eksikliği Baskın Tip ve Hiperaktivite ve Dürtüselliğin önde geldiği tipin BRIEF- Başlatma alt testi bakımından anlamlı fark gösterdiği görülmüştür. Dikkat Eksikliği Baskın Tip, bileşik alt tipten ise Bastırma alt testi puan ortancaları bakımından anlamlı fark göstermektedir. Hiperaktivite ve Dürtüselliğin önde geldiği alt tip ise Bileşik tipten; bastırma, planlama ve organizasyon, materyal düzenleme, gözlem, davranış düzenleme ve üst biliş indeksleri ve global yürütücü işlevler bakımından anlamlı fark göstermektedir. DEHB olgularında hiperaktivite-dürtüsellik alt testi puanları ADÖ- Roller ve Genel İşlevler, KOKGB puanları ise ADÖ- İletişim ve Gereken İlgi alt test puanları ile anlamlı ilişki göstermektedir. DEHB olgularında BRIEF-Emosyonel kontrol alt testinin ADÖ-roller, gereken ilgi, davranış kontrolü ve genel işlevler alt ölçekleriyle ilişkili olduğu; üst biliş indeksi ve global yürütücü işlevlerin ADÖ-Davranış kontrolü alt ölçeğiyle ilişkili olduğu; davranış düzenleme indeksinin ADÖ-problem çözme alt ölçeği dışındaki tüm alt ölçeklerle ilişkili olduğu gösterilmiştir. BRIEF testi alt test puanları ile en yakın ilişkinin Stroop TBAG Testi dördüncü bölüm hata sayılarında gözlendiği saptanmıştır. Stroop TBAG-4 hata sayısının, BRIEF'in bastırma ve gözlem alt testinden oluşan toplam yürütücü işlev puanı ve ADÖ-Genel işlevler alt ölçeği ile ilişkili olduğu, AT-KOKGB ve DB puanlarından oluşan davranış sorunları puanıyla ADÖ genel işlevler alt ölçeğinin ilişkili olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda DEHB olgularının gereken ilgi gösterme ve duygusal tepki verme alt ölçeklerinde bozukluklar olduğu belirlenmiştir. KOKGB'unun DEHB'li olgularda aile işlevselliğinin bozulmasına ek katkı sağladığı saptanmıştır. DEHB'li bireylerde kontrol grubuna göre yürütücü işlev yetersizlikleri olduğu gösterilmiştir. DEHB'de davranış sorunlarının şiddeti arttıkça aile işlevlerinin daha fazla etkilendiği bulunmuştur. DEHB'de görülen yürütücü işlev bozukluklarının aile işlevselliğindeki bozukluklarla ilişkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: DEHB, yürütücü işlevler, aile işlevleri

AileAile işlevleriBiliş+4
Uğur Savcı
Akdeniz University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde görülen saldırgan davranışların narsisistik belirtiler ve benlik saygısı ile olan ilişkisi

Bu çalışmada Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde; benlik saygısı, narsisistik belirtiler, saldırgan davranışlar ve ilişkili faktörlerin araştırılması planlanmıştır. Bu amaçla Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı polikliniğinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısıyla takip edilen 9-14 yaş erkek hastalar ve herhangi bir psikiyatrik tanısı olmayan, daha önce psikiyatriye başvurmamış cinsiyet ve yaş olarak hasta grubuyla eşleştirilmiş sağlıklı gönüllülerden oluşan kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Çocuk ve ergenlerin sosyodemografik özelliklerini tespit etmek için sosyodemografik veri formu, var olabilecek psikopatolojileri saptamak için; Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY-T) [Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Age Children–Present and Lifetime Version, K-SADS-PL] uygulandı. Ebeveynlere Güçler ve Güçlükler Anketi (Ebeveyn Formu), Çocuklar için Saldırganlık Ölçeği ailelere uygulanan Anne-Baba Formu (ÇSÖ-ABF), Narsisistik Kişilik Envanteri, Turgay DEHB Belirti Tarama Ölçeği uygulandı. Çocuk ve ergenlere yönelik Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Çocukluk Çağı Narsisizm Ölçeği kullanıldı. Hasta ve kontrol grupları sosyodemografik veriler açısından anlamlı farklılık göstermedi. Hasta ve kontrol gruplarını benlik saygısı açısından karşılaştırdığımızda kontrol grubunun benlik saygısını anlamlı olarak daha yüksek bulduk. Hasta grubunun narsisistik özelliklerinin, kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha fazla olduğunu saptadık. Hasta grubunun ebeveyn GGA toplam güçlük puanını kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulduk. Hasta grubunda saldırganlık davranışını silah kullanımı alt ölçeği haricindeki tüm alt ölçeklerde kontrol grubundan anlamlı seviyede fazla bulduk. Hasta grubunun ebeveyn GGA toplam puanları ile rosenberg çocuk benlik saygısı puanları arasında negatif yönlü orta derecede anlamlı korelasyon vardı. Çalışmamızdaki hasta grubunun rosenberg çocuk benlik saygısı puanları ile çocuk narsisizm ölçeği puanları arasında pozitif yönlü orta derecede anlamlı korelasyon saptandı. Sonuç olarak; DEHB tanısı ile takip edilen çocuk ve ergenlerin bir psikiyatrik tanısı olmayan çocuk ve ergenlere kıyasla daha düşük benlik saygısına, daha fazla narsisistik özelliklere ve daha fazla saldırganlık davranışına sahip olma ihtimali vardır. DEHB tanılı çocuklar; duygusal olarak, davranışsal olarak, akran ilişkilerinde ve sosyal hayatta daha fazla güçlük yaşayabilir. Narsisistik özelliklerin, kişinin hayatında bireysel ve ilişkisel alanlarda sorunlara yol açma riski göz önüne alındığında; DEHB'li çocuk ve ergenlerin hem tanının hem komorbiditelerin getirdiği davranış ve duygu düzenleme sorunlarının da eklenmesiyle işlevsellikleri daha da olumsuz etkilenebilir. DEHB'li çocuk ve ergenlerde narsisistik özelliklerin saptanması saldırgan davranışların azaltılmasına katkı sağlayabilir.

Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu
Gökçe Kırlı Öcal
Akdeniz University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Seperasyon anksiyetesi olan çocukların ve annelerinin plazma oksitosin düzeyleri ve tedavi sonrası anksiyetedeki değişimle ı̇lişkisinin ı̇ncelenmesi

Arka plan ve Amaç: Oksitosinin bağlanmadaki rolü ve seperasyon anksiyetesi bozukluğu (SAB) etyolojisinde güvensiz bağlanmanın rolü bilinmekle birlikte; oksitosinin SAB biyolojik temelleri üzerindeki etkisi açıklığa kavuşturulmamıştır. Çalışmamızda SAB tanılı çocukların ve annelerinin plazma oksitosin düzeylerinin sağlıklı kontroller ile karşılaştırılması ve oksitosin düzeylerinin tedaviden 3 ay sonra anksiyetedeki değişimle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 6-12 yaş arası SAB tanılı 30 çocuk ve anneleri ile, 30 sağlıklı çocuk ve anneleri dâhil edilmiştir. Tüm olgular ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T ile değerlendirildi. Ardından çocuklara anksiyete, depresyon, bağlanmayı değerlendirmek için ÇADÖ-Y, AKDÖ-ÇF, YİYE II ölçekleri ve annelerine depresyon ve anksiyeteyi değerlendirmek için YAAA, HDDÖ, HADÖ ölçekleri verilmiştir. Klinisyen KGİ doldurmuştur. Hasta grubu rutin takip ve tedavisi ardından, 3 ay sonra anneleri ile tekrar değerlendirilmiştir. Her iki gruptan ve annelerinden tedavi öncesi ve sonrası plazma oksitosin düzeylerini değerlendirmek için kan alınmıştır. Bulgular: Çalışmamızda SAB olan çocukların annelerinin plazma oksitosin düzeyleri kontrollere kıyasla anlamlı olarak düşük bulunmuştur; SAB olan çocukların annelerinin oksitosin düzeyi, çocuklarının tedavisi sonrası 3. ayda anlamlı düzeyde yükselmiştir. SAB olan çocukların plazma oksitosin düzeyleri ile kontrol grubu arasında bir farklılık saptanmamıştır. SAB olan çocukların plazma oksitosin düzeyleri tedavi sonrasında anlamlı düzeyde azalmıştır. SAB olan çocukların tedavi öncesi oksitosin düzeyleri ile tedavi öncesi bağlanma puanları arasında negatif bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Sonuçlarımız SAB'unda annelerin oksitosin düzeylerinin çocuklarınkinden daha fazla önemli olabileceğini göstermektedir. Ayrıca tedavi sonrası hem çocuklarda hem de annelerde plazma oksitosin düzeylerinin değişmesi oksitosinin SAB etyolojisinde önemli olabileceğini düşündürmektedir. SAB ile oksitosin düzeyleri arasındaki ilişki için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Seperasyon anksiyetesi, bağlanma, oksitosin, SSGI

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıFluoksetin+2
Nur Seda Gülcü Üstün
İstanbul University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar, sağlıklı kardeşleri ve sağlıklı kontrollerde nörofilament hafif zincir ve Tau protein seviyelerinin incelenmesi

Otizm spektrum bozukluğunun (OSB) etiyolojisinde çevresel ve genetik faktörlerin rolu bilinmektedir. Son yıllarda nöroaksonal hasar ve nörodejenerasyonun OSB etiyolojisindeki rolü üzerinde bazı araştırmalar ve çalışmalar yapılmıştır. Nörofilament Hafif Zincir (NfL) ve Tau Proteini nöroaksonal hasar ve nörodejenerasyonun birer belirteci olarak kullanılmaktadır. Literatürde ise birçok nörodejeneratif hastalığın etiyolojisine yönelik NfL ve Tau çalışmaları mevcut olup OSB ile bu iki proteinin ilişkisini inceleyen çalışmaların sayısı kısıtlıdır. Bu çalışmanın temel amaçları OSB teşhisi konulmuş çocuklardaki serum NfL ve Tau seviyelerinin OSB teşhisi konulmuş çocukların sağlıklı kardeşleri ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması, ek klinik özellikler ve hastalık şiddetinin bu biyobelirteç adaylarının serum düzeyleri ile olası ilişkisinin araştırılmasıdır. Çalışmamız DSM-5 tanı kriterlerine göre OSB teşhisi almış vaka grubu, OSB' li çocukların sağlıklı kardeşleri ve sağlıklı kontrol grubu olmak üzere 3 ayrı gruptan oluşmaktaydı. Vaka grubu ve sağlıklı kardeşlere 43 katılımcı, sağlıklı kontrollere 42 katılımcı dâhil edilmiş olup vaka grubu ile sağlıklı kontroller yaş ve cinsiyet açısından benzer tutuldu. Çalışma örnekleminin klinik ve sosyodemografik özelliklerini değerlendirmek için sosyodemografik veri formu, psikiyatrik tanıları değerlendirmek için Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli DSM-5-Türkçe (ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T) kullanıldı. Ayrıca olgu grubunun klinik özelliklerini değerlendirmek için Çocukluk Çağı Otizm Değerlendirme Ölçeği, Sorunlu Davranış Kontrol Listesi, Güçler Güçlükler Anketi kullanıldı. Her üç gruptan kan örnekleri alındı. Serum örnekleri ELISA yöntemi ile değerlendirilerek NfL ve Tau düzeyleri ölçüldü. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS 26.0 programı kullanıldı. Vaka grubu 8 kız ve 35 erkek, sağlıklı kardeşler 19 kız ve 24 erkek ve sağlıklı kontroller 7 kız ve 35 erkekten oluşmaktaydı. Vaka grubunun yaş ortalaması ay olarak 72,20±28,60 iken, sağlıklı kardeşlerin yaş ortalaması 84,83±39,32, sağlıklı kontrollerin yaş ortalaması 73,85±27,67 idi. Ortalama yaş açısından vaka grubu ve sağlıklı kontroller benzerdi (p=0,149). Vaka grubunun serum NfL düzeyleri her iki kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (sırasıyla p=0,031 ve p=0,008). Vaka grubunun serum Tau düzeyi ile her iki kontrol grubu arasında anlamlı fark bulunmadı (sırasıyla p=0,21 ve p=NS). OSB şiddetiyle NfL ve Tau düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık veya korelasyon saptanmadı (sırasıyla p=0,465, r=0,134 ve p=0,167, r= -0,250). Bu çalışmanın neticesinde OSB etiyolojisinde serum NfL düzeylerinin önem teşkil edebileceği düşünülmüştür. Ayrıca bazı OSB vakalarında da Tau' nun rol oynayabileceği düşünülmüştür. Serum NfL düzeyinin vaka grubu ile kontrol grupları arasında farklılık göstermesi OSB' de nöroaksonal hasarın varlığının olabileceğini düşündürmektedir. NfL ve Tau ile ilgili daha geniş örneklemlerde, uzunlamasına ve multidisipliner bir yaklaşımın olduğu daha çok çalışmaya ihtiyaç mevcuttur.

BiyobelirteçlerEndofenotipNörodejeneratif hastalıklar+5
Fırat Öz
İstanbul University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ve bilişsel kopma sendromu tanısı alan hastalarda Retinol Bağlayıcı Protein-4, Oreksin-A ve adipsin düzeyleri

Dikkatsizlik, hiperaktivite/dürtüsellik veya kombine tip olarak tanımlanan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında en sık görülen nörogelişimsel bozukluktur. DEHB ile ilgili yapılan meta-analizlerde tüm dünyada sıklığının %5.29-7.1 arasında bildirilmiştir. Son yıllarda hayal kurma, boş bakma, uykulu görünme, yavaş hareket etme ve dikkatsizlik belirtileriyle seyreden bilişsel kopma sendromu (BKS) tanımlanmıştır. DEHB ve BKS ile ilgili yapılan araştırmalarda tanısal bir biyobelirteç tanımlanamamıştır. Bu çalışmanın amacı çocuk ve ergenlerde BKS tanısı alanlarda, DEHB tanısı alanlarda ve sağlıklı kontrol gruplarında Retinol Bağlayıcı Protein-4 (RBP-4), Oreksin A ve Adipsin düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Araştırmamıza Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine başvuran, 6-18 yaş arası çocuk ve ergenlerden araştırmaya katılmaya gönüllü BKS, DEHB ve sağlıklı kontrol grubundan oluşan toplam 85 çocuk ve ergen dahil edilmiştir. BKS tanısı alanların yaş ortalaması 12.172±2.86, DEHB tanısı alanların yaş ortalaması 10.5±2.71 ve kontrol grubunun yaş ortalaması 11.642±2.93'tür. Araştırmamızda Oreksin-A düzeyleri BKS ve DEHB gruplarında kontrollere göre düşük saptanmıştır. Davranım bozukluğu belirtileri olan DEHB'lilerde Oreksin-A düzeyleri artmaktadır. BKS grubunda Adipsin düzeyleri DEHB ve kontrol gruplarından daha yüksek saptanmıştır. Araştırmaya katılan BKS, DEHB ve kontrol gruplarının RBP-4 düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Araştırmamızda Oreksin-A düzeyleri literatürle benzer olarak DEHB'lilerde daha düşük saptanmıştır. Hipotalamustan üretilen ve başlıca uyku uyanıklık döngüsü, fiziksel aktivite ve iştahı düzenlemekten sorumlu olan Oreksin-A, serebral korteks ve serebellumda farklı bölgelerde de tespit edilmiştir. BKS grubunda da Orexin-A düzeyleri kontrollere göre düşük saptanmıştır. Çalışmamızda BKS grubunda Adipsin düzeyleri yüksek saptanmıştır. Araştırmalarda otoimmünite ile Adipsin ilişkisi dikkat çekmiştir ancak BKS ve DEHB ile ilgili literatürde başka bir araştırmaya rastlanmamıştır. DEHB ve BKS gruplarında RBP-4 ile ilgili anlamlı bir fark bulunmamıştır. Araştırmamız literatürde gözlendiği kadarıyla BKS ve DEHB gruplarının karşılaştırıldığı ilk biyomarker çalışmasıdır. Biyobelirteçten bahsedebilmek için daha büyük bir örneklem ve randomize kontrollü çalışmalarla desteklenmeye ihtiyaç vardır. Çalışmamız bu bağlamda literatüre başlangıç seviyesinde bir çalışma olmaktadır. Anahtar Kelimeler: DEHB, BKS, Adipsin, Oreksin-A, RBP-4

Emine Esra Varkal Toprak
Akdeniz University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu tanılı hastalarda bipolar bozukluk gelişimi ile VEGF, IGF-1 ve FGF-2 faktörlerinin ilişkisinin incelenmesi

Arka plan ve amaç: Otizm spektrum bozukluğu (OSB), belirtileri çocukluk çağında başlayan, sosyal alanda yetersizlikler ve sınırlı, tekrarlayıcı davranışlar ve ilgi alanları ile seyreden nörogelişimsel bir bozukluktur. OSB; dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), anksiyete bozuklukları, duygudurum bozuklukları gibi diğer psikiyatrik bozukluklarla sıklıkla birlikte bulunabilir. Birlikte ortaya çıkan duygudurum sorunları, OSB tanılı olguların yaşam kalitesi üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu nedenle OSB tanılı olgularda bipolar bozukluğun (BB) doğru tespiti, daha hedefe yönelik bir tedavi verilmesini sağlayabilir ve hastaların işlev düzeyini ve yaşam kalitesini iyileştirebilir. Bununla birlikte, OSB tanılı gençlerde komorbid bozuklukların doğru bir şekilde tanılanması, semptom sunumundaki önemli örtüşmeler, tanısal gölgeleme, standart tanı kriterlerinin uygunluğuna ilişkin sorunlar ve fenomenolojik verilerin yetersizliği nedeniyle zor olmuştur. OSB tanılı olgularda duygudurum bozukluklarının etiyolojik yolları, birbirleriyle etkileşim halinde olan genetik, bilişsel, sosyal/davranışsal sistem ve fizyolojik/nörobiyolojik mekanizmalar içerir. Literatür incelendiğinde, beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF), vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), fibroblast büyüme faktörü (FGF)-2, sinir büyüme faktörü (NGF), insülin benzeri büyüme faktörü (IGF)-1 vb. gibi çoklu nörotrofik ve/veya büyüme faktörü sistemlerinin nöroplastisitede anahtar rol oynadığı görülmekte ve nörotrofik/büyüme faktörü sistemlerinin disfonksiyonunun, duygudurum bozukluklarının patofizyolojisinde ve tedavisinde kritik bir rol oynayabileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle OSB tanılı olgularda BB gelişimi ile VEGF, IGF-1 ve FGF-2 faktörlerinin ilişkisinin incelenmesi hastalığın patofizyolojisi, tanı ve tedavisine yönelik önemli katkılar sağlayabilir. Yöntem: Çalışma, olgu grubu ve kontrol grubu olmak üzere iki gruptan oluşmaktaydı. Olgu grubuna DSM-5 tanı kriterlerine göre OSB ve BB tanısı almış 40 katılımcı, kontrol grubuna DSM-5 tanı kriterlerine göre OSB tanısı almış ancak duygudurum bozukluğu tanısı bulunmayan 40 katılımcı dahil edildi. Olgu grubu ve kontrol grubu yaş ve cinsiyet açısından benzerdi. Çalışma örnekleminin klinik ve sosyodemografik özelliklerini değerlendirmek için sosyodemografik veri formu, psikiyatrik tanıları değerlendirmek için Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli DSM-5-Türkçe (ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T), otizm şiddetini değerlendirmek için Çocukluk Çağı Otizm Değerlendirme Ölçeği, sorunlu davranışlarını ve uykularını değerlendirmek için Sorun Davranışlar Kontrol Listesi ve Çocuklar için Uyku Bozukluğu Ölçeği, yaşam kalitesini değerlendirmek için Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği okul ile ilgili sorunlar bölümü kullanıldı. Ayrıca olgu grubunun klinik özelliklerini değerlendirmek için Klinik Global İzlenim Ölçeği ve Çocukların Klinik Genel Değerlendirme Ölçeği kullanıldı. Her iki gruptan yaklaşık 5-8 ml venöz kan alınmıştır. Serum örnekleri ELISA yöntemi ile değerlendirilerek VEGF, IGF-1 ve FGF-2 düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular: Olgu grubunun serum VEGF ve FGF-2 düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0.002, p=0.021). İki grup arasında serum IGF-1 düzeyleri arasında fark saptanmamasına rağmen, IGF-1 düzeyleri olgu grubunda BB şiddeti ile negatif, BB epizod sayısı ile pozitif korelasyon göstermekteydi. Olguların BB ilk tanı yaşı küçüldükçe VEGF düzeyi artmıştır. Olguların CGAS skoru ile serum FGF-2 düzeyi negatif korelasyon göstermekteydi. Faktör düzeyleri ile OSB şiddeti, sorunlu davranışlar, uyku bozuklukları ve yaşam kalitesi arasında bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Bu çalışmadaki veriler serum VEGF ve FGF-2 düzeylerindeki farklılığın OSB tanılı çocuklarda BB gelişiminin etiyopatogeneziyle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. VEGF ve FGF-2, OSB tanılı çocuklarda BB gelişimini saptamak açısından potansiyel bir biyobelirteç olabilir. Bunun için daha geniş örneklemlerde, daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Otizm Spektrum Bozukluğu, bipolar bozukluk, duygudurum bozukluğu, VEGF, IGF-1, FGF-2, biyobelirteç

Bipolar bozuklukFibroblast büyüme faktörüOtistik bozukluklar+3
Gökçe Güldiken
İstanbul University
2022
00