
2,504
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Beyşehir, Eğirdir, Çivril, Suğla, Karataş, Kovada ve Gölhisar göllerinin su, sediman ve balık (Carassius gibelio) örneklerinde bazı ağır metal konsantrasyonlarının belirlenmesi
Bu çalışmada Göller Bölgesi'nde yayılış alanı gittikçe artan, göllerdeki yüksek üreme potansiyeli nedeniyle dikkat çeken ve son yıllarda gıda amaçlı tüketimine başlanan Carassius gibelio bireylerinde ve türün bulunduğu ortamda ağır metal konsantrasyonlarının araştırılması, bu bağlamda halk sağlığı ve ekolojik risk faktörlerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla Göller Bölgesi'nde coğrafik ve antropolojik olarak önem arz eden 7 adet gölden (Beyşehir, Eğirdir, Çivril, Suğla, Karataş, Kovada ve Gölhisar) belirlenen toplam 25 adet istasyondan, yağışlı ve kurak mevsimlerde alınan su ve sediman numunelerinde, Carassius gibelio bireylerine ait kas dokusu ve sindirim kanalı numunelerinde Pb, Cd, Cr, Cu ve Zn elementlerinin konsantrasyonlarını belirleme çalışmaları yapılmıştır. Ağır metal konsantrasyonlarının belirlenebilmesi için ICP-OES analiz yöntemi kullanılmıştır. Tespit edilen ağır metal konsantrasyonları ile, ulusal ve uluslar standartlarda belirlenen limit değerler karşılaştırılmış, insan sağlığı risk değerlendirmeleri ve ekolojik risk değerlendirmeleri yapılmıştır. Balıkların kas dokusundan elde edilen ortalama ağır metal yoğunluklarının ulusal/uluslararası sınır değerlerin altında kaldığı, EDI, THQ ve CR tehlike oranlarını aşmadıkları, dolayısıyla da halk sağlığı açısından bir risk olmadığı belirlenmiştir. Sindirim kanalı TF değerleri hesaplanmıştır ve Pb, Cd ve Cr için biyomagnifikasyon tespit edilmiştir. BAF sonuçlarına göre göl suyundan balık dokusuna Cu elementi yönünden birikim tespit edilmiştir. Tatlısu sediman risk faktörleri hesaplandığında, göllere ve elementlere göre değişen düşük – orta ve yüksek oranda risk ve kirlilik oranları belirlenmiştir. Mevcut çalışma, 7 gölde su, sediman ve balık dokusunda ağır metal konsantrasyonlarının belirlenmesi için eş zamanlı olarak yapılmış ilk çalışma niteliğindedir. Ayrıca halk sağlığı ve ekolojik risk faktörleri söz konusu göller için ilk kez hesaplanmıştır.
Ornidazolun Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae)'nın bazı biyolojik ve biyokimyasal parametrelerine etkisi
Büyük bal mumu güvesi Galleria mellonella L. yapay besin ortamında beslenerek nitroimidazol türevi bir antibiyotik olan ornidazolun böceğin yaşama, gelişme, eşey oranı, ergin dişi ve erkek ömür uzunluğu, yumurta verimi, açılma oranı gibi biyolojik özellikleri üzerine etkisi laboratuvar şartlarında incelendi. Ayrıca bu antibiyotiğin böceğin son evre larvalarının orta bağırsağında oksidatif stresin önemli indikatörleri lipid peroksidasyonu ürünü malondialdehid (MDA) ve protein oksidasyonu ürünü protein karbonil miktarları ile detoksifikasyon enzimi glutatyon S-transferaz (GST), aktivitesi üzerine etkisi incelendi. Böceğin birinci evre larvaları % 0,001, 0,01, 0,1 ve 1,0 oranında ornidazol içeren yapay besinler ile ergin evreye kadar beslendi. Kontrol besine göre ornidazolun denenen konsantrasyonlarını içeren besinler pup ve ergin olma oranını önemli derecede düşürdüğü halde yalnızca ornidazolun yüksek konsantrasyonlarını (% 0,1 ve 1,0) içeren besinler böceğin7'nci evreye ulaşan larva oranını önemli derecede düşürmüştür.Ornidazolun en yüksek konsantrasyonunu (% 1,0) içeren besin ergin olma oranını % 84,6 ± 2,30'den % 19,2 ± 4,15'ye önemli derecede düşürmüştür. Ornidazolun denenen tüm konsantrasyonları erkek birey oranını önemli derecede düşürürken, dişi birey oranı yalnızca en yüksek ornidazol konsantrasyonu tarafından düşürülmüştür. Ornidazolun % 1,0'lik konsantrasyonunu içeren besin erkek oranını % 8,2 ± 2,40'ye, dişi oranını % 11,0 ± 1,96'e düşürmüştür. Kontrol ile karşılaştırıldığında, bu konsantrasyon böceğin ergin evreye gelişimini 9 gün geciktirmiş, ömür uzunluğunu artırmış olup erkek erginler ortalama 7 gün, dişiler ortalama 4 gün daha fazla yaşamışlardır. Ornidazolun denenen yüksek konsantrasyonlarını içeren besinler kontrol besine göre yumurta verimini önemli derecede düşürürken bu antibiyotiğin denenen tüm konsantrasyonları yumurtaların açılma oranını önemli derecede düşürmüştür. Ornidazolun en yüksek konsantrasyonu (% 1,0) ile yetiştirilen dişilerin yumurta sayısı 89,4 ± 1,12'den 29,8 ± 6,73'e önemli derecede düşmüştür. Kontrol besininde yumurtaların % 85,6 ± 0,91'sı açıldığı halde ornidazolun en yüksek konsantrasyonu bu açılma oranını % 17,5 ± 2,02'e düşürmüştür.Ornidazolun yüksek konsantrasyonları (% 0,1 ve 1,0) 7. evre larvalarının orta bağırsak MDA ve GST miktarını önemli derecede artırmıştır. Ornidazolun en yüksek konsantrasyonu (% 1,0) kontrole göre MDA ve GST miktarını yaklaşık 3 katı oranında artırmıştır. Bu konsantrasyon GST miktarını 3,39 ± 1,01'dan 957 ± 2,75 ? mol/mg protein/dk'ya yükseltmiştir. Buna karşılık, ornidazolun tüm konsantrasyonları protein karbonil miktarını önemli derecede artırmıştır. Ornidazolun en yüksek konsantrasyonunu içeren besin protein karbonil miktarını 153,39 ± 25,7 nmol/mg protein'den 680,19 ± 35,4'a yükseltmiştir.Bu çalışma böceğin ergin biyolojik özellikleri ile orta bağırsak oksidatif düzeyi ve detoksifikasyon kapasitesinde ornidazol konsantrasyonlarına bağımlı değişimler olduğunu göstermiştir. Elde edilen sonuçlar aynı zamanda bu biyolojik ve oksidatif etkilerin ornidazolun denenen konsantrasyonları tarafından meydana getirilen oksidatif stresin düzeyine göre değişebileceğini göstermiştir.
Diritromisinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae)'nın bazı biyolojik ve biyokimyasal özelliklerine etkisi
Büyük bal mumu güvesi Galleria mellonella L. yapay besin ortamında beslenerek makrolid grubu bir antibiyotik olan diritromisinin böceğin yaşama, gelişme, eşey oranı, ergin dişi ve erkek ömür uzunluğu, yumurta verimi, açılma oranı gibi biyolojik özellikleri üzerine etkisi laboratuvar şartlarında incelendi. Ayrıca bu antibiyotiğin böceğin son evre larvalarının orta bağırsağında oksidatif stresin önemli indikatörleri lipid peroksidasyonu ürünü malondialdehid (MDA) ve protein oksidasyonu ürünü protein karbonil miktarları ile detoksifikasyon enzimi glutatyon S-transferaz (GST), aktivitesi üzerine etkisi incelendi. Böceğin birinci evre larvaları % 0,001, 0,01, 0,1 ve 1,0 oranında diritromisin içeren yapay besinler ile ergin evreye kadar beslendi. Kontrol besine göre diritromisinin denenen konsantrasyonlarını içeren besinler böceğin gelişme evrelerindeki (7. larval evre, pup ve ergin) yaşama oranını önemli derecede düşürmüştür. Diritromisinin en yüksek konsantrasyonu (%1,0) ergin olma oranını 81,9 ± 4,11'den % 15,2 ± 3,63'e düşürmüştür. Bu konsantrasyonu içeren besinden % 5,5 ± 0,00 erkek, % 9,7 ± 3,60 dişi elde edilmiştir. Diritromisinin en yüksek konsantrasyonu böceğin gelişme süresini de önemli derecede uzatmıştır. Bu besinle beslenen larvalar kontrol grubuna göre ortalama 4 gün daha geç pup evresine ulaşırken ergin evrede bu gecikme 2 gün olarak belirlenmiştir. Diritromisin erkek ve dişi erginlerin ömür uzunluğu üzerinde önemli derecede etkili olmamıştır. Diritromisinin denenen tüm konsantrasyonları kontrole göre, yumurta verimini önemli derecede düşürmüştür. Diritromisinin denenen en yüksek konsantrasyonu yumurta sayısını 83,4 ± 0,89'den 32,6 ± 2,82'ya açılma oranını ise % 72,5 ± 4,82'den % 33,7 ± 9,97'ye düşürmüştür.Diritromisinin denenen tüm konsantrasyonları 7. evre larvalarının orta bağırsak MDA ve protein karbonil miktarlarını önemli derecede artırmıştır. Diritromisinin en yüksek miktarını (% 1,0) içeren besin MDA miktarını 0,054 ± 0,002'den 0,19 ± 0,02 nmol/mg proteine yaklaşık 3,5 katı oranında, protein karbonil miktarını 113,53 ± 4,4'den 640,84 ± 48,2 nmol/mg proteine yaklaşık 6 katı oranında önemli derecede artırmıştır. Buna karşılık, yalnızca % 0,1 ve 1,0'lik diritromisin konsantrasyonları GST aktivitesinde önemli bir artışa (7 katı oranında) sebep olmuştur. Bu besinler GST aktivitesini 2,24 ± 0,8'den sırasıyla 16,01 ± 3,0 ve 16,68 ± 4,0 ? mol/mg protein/dk'ya kadar artırmışlardırBu çalışma böceğin biyolojik özellikleri ile orta bağırsak oksidatif durum ve detoksifikasyon kapasitesinde diritromisin konsantrasyonlarına bağımlı değişimler olduğunu göstermiştir. Elde edilen sonuçlar aynı zamanda bu biyolojik ve oksidatif etkilerin diritromisinin denenen konsantrasyonları tarafından meydana getirilen oksidatif stresin düzeyine göre değişebileceğini göstermiştir.
Bolu-Yukarı Gerede Vadisi bryofit florası
Bu çalışmada, içerisinde nadir bitki taksonları barındırdığı için Türkiye'nin 122 Önemli Bitki Alanı'ndan birisi olarak belirlenmiş Yukarı Gerede Vadisi, bryofloristik olarak araştırılmıştır. Bu çalışma kapsamında bölgeye 2011-2012 yılları arasında toplam 4 arazi çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu araziler sırasında 23 istasyondan toplanan örneklerin makroskobik ve mikroskobik incelenmelerinin sonucunda, alandan Marchantiophyta'dan (Ciğerotları) 8, Bryophyta'dan (Karayosunları) 81 olmak üzere toplamda 28 familya ve 52 cinse ait 89 tür ve tür altı takson teşhis edilmiştir. Alanda Anthocerophyta (Boynuzlu Ciğerotu) bölümüne ait herhangi bir örneğe rastlanılmamıştır. Teşhis edilen taksonlardan Campylium stellatum (Hedw.) Lange & C.E.O.Jensen ve Hedwigia ciliata var. leucophaea Bruch & Schimp. Henderson kareleme sistemine göre A2 karesi için yeni kayıttır. Floristik listede taksonlar sistematik hiyerarşiye uygun olarak, toplanma lokaliteleri, Türkiye ve Dünya dağılımları, bazı ekolojik özellikleri ve hayat formlarına ait bilgiler ile birlikte sunulmuştur.Ayrıca bu çalışmada, her bir taksona ait makroskobik ve ayırt edici mikroskobik özelliklerini gösteren fotoğraflar da verilmiştir.
Scorzonera Ahmet-Duranii S. Makbul & Coskunçelebi (Asteraceae)'de in vitro organogenez
Bu çalışmada, ülkemizin Güney Batı Toroslarında yetişen Scorzonera L. cinsine ait yeni keşfedilmiş olan endemik Scorzonera ahmet-duranii S. Makbul & Coskuncelebi materyal olarak kullanılmıştır. Sadece tip lokalitesinden bilinen S. ahmet-duranii orman kesimi içerisindeki dar bir alanda yayılış göstermektedir. Bu nedenle türün neslinin devamlılığı tehlike altındadır. Ayrıca Scorzonera cinsine ait türler, sahip oldukları sekonder metabolitler sayesinde halk arasında bazı hastalıkların tedavisinde şifalı bitkiler olarak kullanılmaktadır. Çalışmada S. ahmet-duranii'nin in vitro organogenezi amaçlanmıştır. Doku kültürü ortamı olarak çeşitli konsantrasyonlarda Kinetin ve Naftalen asetik asit (NAA) içeren modifiye edilmiş MS ortamı kullanılmıştır. Kallus oluşturma yüzdesi bakımından en başarılı eksplant kaynağı hipokotildir (%90). Apikal meristem, kotiledon ve hipokotil eksplantlarınınmodifiye edilmiş MS besin ortamına ekilmesi sonucunda organogenez yoluyla sürgün oluşumu gözlenmiştir.
Niklozamidin Gallerıa mellonella L. (Lepıdoptera: Pyralıdae)'nın bazı biyolojik ve fizyolojik özelliklerine etkisi
Salisilanilidler (or. Niklozamidler) barsak ~eridi gibi parazitlerin mitokondrisinde oksidatiffosforilasyonu inhibe ederek etkisini gosterirler ve bu antiparazitik ila<;lar tIpta veveterinerlikte kullamlmaktadlr. Niklozamidin potansiyel antihelmintik aktivitesi memelilerdeiyi bir ~ekilde ortaya konulmu~, bu <;ah~mada da Oalleria mellonella larvalan kullamlarakniklozamidin in vivo insektisit etkisi ara~tlfllml~tIr. Niklozamid, 7. eyre larvalan, pup, erginevrelerinin ya~ama oramm onemli derecede dli~lirlirken, en yliksek konsantrasyonu (% 1,0)erg in geli~me sliresini onemli derecede uzatml~tIr. % 0,1 'lik niklozamid ile beslenildiginde,di~ilerin yumurta verimi ylikselmi~tir; bunun yamslra en yliksek konsantrasyonda (% 1,0) hi<;yumurta elde edilememi~tir. Niklozamidin en yliksek konsantrasyonunda (% 1,0) erkek erg inomlir uzunlugu artml~tIr. Aynca, niklozamid yumurta a<;lhmml da denenen tUmkonsantrasyonlarda onemli oranda dli~lirmli~tUr. % 0,1 'lik niklozamid konsantrasyonundamalondialdehit (MDA) miktan 4 kat, glutatyon-S-transferaz enzimi (OST) aktivitesi ise 2 katartml~tIr. Kontrol besinine gore (133,24 ± 23,6 nmol/mg protein) niklozamidin denenen111Ozet (devam ediyor)konsantrasyonlan protein karbonil (peG) miktanm en az 5 kat (701,24 - 808,02 nmol/mgprotein) onemli derecede arttlrml~tIr. Bu <;ah~mada Galleria mellonella model bocek olarakkullamlarak, boceklerle mlicadelede belirli klinik oneme sahip antihelmintik ila<;lann aktif~ekilde kullamlabilirligi belirtilmi~tir. Aynca, bu <;ah~manm sonu<;lan niklozamidinprooksidan etkisine bagh olarak biyolojik ve aym zamanda bocegin antioksidan savunmacevabl lizerine negatif etkisi oldugunu gostermi~tir.Anahtar Kelimeler: Galleria mellonella, niklozamid, ya~ama oram, malondialdehid, proteinkarbonil, Glutatyon S-transferaz, beslenmeBHim Kodu: 40l.02.0l
Gemifloksasinin Galleria mellonella L. (Lepidoptera: Pyralidae)'nın bazı biyolojik özellikleri ve biyokimyasal parametrelerine etkisi
Denenen en yüksek gemifloksasin konsantrasyonu 7. evreye, pup ve ergin evrelerine ula?mak için gereken süreyi önemli derecede uzatmı?tır. Larvaların ergin evreye ula?ma süreleri kontrol grubuna göre bu besinde ortalama 7 gün gecikmi?tir. Antibiyotiğin en yüksek miktarı (% 1,0) kontrole göre orta bağırsak MDA miktarını yakla?ık 3 katı oranında önemli derecede yükseltmi?tir. Bu antibiyotik tüm konsantrasyonlarda orta bağırsak protein karbonil miktarını artırmı?tır. Gemifloksasinin % 1,0?lik konsantrasyonu orta bağırsak GST aktivitesini 2,13?den 4,78 mol/mg protein/dk?ya önemli derecede artırmı?tır. Gemifloksasin yumurta verimini de önemli derecede dü?ürmü?tür. Kontrol besini ile yeti?tirilen di?iler günde 134,46 yumurta bıraktıkları halde gemifloksasinin yüksek miktarları yumurta sayısını sırasıyla 26,75 and 53,5?e dü?ürmü?tür. Böceğin orta bağırsak oksidatif tepkisi ve detoksifikasyon kapasitesi gemifloksasin konsantrasyonlarına bağımlı bir ?ekilde deği?mi?tir. Bu oksidatif deği?imler en azından böceğin larvalarının biyolojik özelliğindeki olumsuz etkilerden sorumlu olabilir.Anahtar Kelimeler: Gemifloksasin, ya?ama, orta bağırsak, Malondialdehid, protein karbonil, Glutatyon S-transferaz, Galleria mellonella
Borik asitin drosophıla melanogaster'in bazı biyolojik özellikleri ve antioksidan enzim aktiviteleri üzerine etkisi
Tarımsal zararlılar ile mücadelede sentetik organik insektisitler yoğun olarak kullanılmaktadır
Oksfendazolün yapay besin ile beslenen Galleria mellonella L. (Lepidoptera:Pyralidae) larvalarının bazı biyolojik özellikleri üzerine etkisi
Benzimidazol türevi antihelmintik bir antibiyotik olan oksfendazol içeren yapay besin ile Galleria mellonella (L.)'nın birinci evre larvaları ergin evreye kadar yetiştirildi. Besinler farklı konsantrasyonda oksfendazol içermektedir, bu konsantrasyonlar % 0,0015, 0,015, 0,15 ve 1,5'dur. Bu tezde oksfendazolün büyük bal mumu güvesi G. mellonella 'nın yaşama, gelişme, dişi ve erkek ergin ömür uzunluğu, yumurta bırakma ve yumurta açılımı üzerine etkisi araştırıldı. Oksfendazolün denenen konsantrasyonlarını içeren besinler, kontrol besine göre pup ve ergin evredeki yaşama oranını önemli derecede düşürmüştür. Benzer şekilde 7. evreye ulaşan larva oranı da oksfendazolün denenen konsantrasyonları (% 0,15 ve 1,5) tarafından önemli derecede düşürülmüştür. Bu antibiyotiğin en yüksek konsantrasyonunu (% 1,5) içeren besin ergin olma oranını % 84,9 ± 1,42'den % 34,9 ± 1,45 'ye önemli derecede düşürmüştür. Kontrol ile karşılaştırıldığında, bu konsantrasyon böceğin ergin evreye gelişimini 4 gün geciktirmiş, ömür uzunluğu kısalmış olup erkek erginler ortalama 2 gün, dişiler ortalama 3 gün daha az yaşamışlardır. Oksfendazolün denenen konsantrasyonlarını içeren besinler kontrol besine göre yumurta verimini önemli derecede düşürürken bu antibiyotiğin denenen tüm konsantrasyonları yumurtaların açılma oranını önemli derecede düşürmüştür. Oksfendazolün en yüksek konsantrasyonu (% 1,5) ile yetiştirilen dişilerin yumurta sayısı 93,8 ± 1,72 'den 30,8 ± 0,94'e önemli derecede düşmüştür. Kontrol besininde yumurtaların % 88,9 ± 1,92'si açıldığı halde oksfendazolün en yüksek konsantrasyonu (% 1,5) bu açılma oranını % 53,7 ± 1,43'e kadar azaltmıştır. Bu sonuçlara göre oksfendazolün G. mellonella'nın yaşama, gelişme, dişi ve erkek ergin ömür uzunluğu, yumurta verimi ve yumurta açılımı üzerinde olumsuz etkilere neden olduğu görülmüştür.
Gevne Vadisi (Antalya - Konya) Briyofit florası
Bu çalışma ile pek çok endemik ve tehlike altında çiçekli bitki taksonunu barındıran Gevne Vadisi ve yaban hayatı geliştirme sahası içerisinde bulunan Dimçayı Vadisi'nin briyofit florası ortaya çıkarılmıştır. Çalışma kapsamında Kasım 2012 - Eylül 2013 tarihleri arasında yapılan arazi çalışmalarıyla, 71 istasyondan toplanan bitki örnekleri değerlendirilmiş, değerlendirme sonucu Anthocerotophyta'dan 1, Marchantiophyta'dan 20 ve Bryophyta'dan 124 olmak üzere toplamda 42 familyaya ait 145 tür ve tür altı taksonun kaydı verilmiştir. Bu taksonlardan Pterygoneurum compactum M. J. Cano, J.Guerra & Ros ve Orthotrichum speciosum var. brevisetum F.Lara, Garilleti & Mazimpaka'nın ilk kez ve Riccia canaliculata Hoffm.'nın da ikinci kez Türkiye Briyofit Florası için kaydı bu çalışma ile verilmektedir. Bunlara ilaveten, Riccia bifurca Hoffm., Lejeunea cavifolia (Ehrh.) Lindb., Cololejeunea rossettiana (C. Massal.) Schiffn., Buxbaumia viridis (Moug. ex Lam. & DC.) Brid. ex Moug. & Nestl., Timmia bavarica Hessl., Physcomitrium pyriforme (Hedw.) Bruch & Schimp, Grimmia dissimulata E.Maier., Fissidens crassipes subsp. warnstorfii (M.Fleisch.) Brugg.-Nann., Hymenostylium recurvirostrum (Hedw.) Dixon, Epipterygium tozeri (Grev.) Lindb., Plagiomnium affine (Blandow ex Funck) T.J.Kop., Plagiomnium elatum (Bruch & Schimp.) T.J.Kop., Philonotis caespitosa Jur., Orthotrichum schimperi Hammar, Brachythecium glareosum (Bruch ex Spruce) Schimp., Hypnum cupressiforme var. filiforme Brid., ve Myurella tenerrima (Brid.) Lindb. taksonları, Henderson'un 1961'de yaptığı Türkiye Kareleme Sistemi'ne göre, C12 için yeni kare kayıtlarıdır. Floristik listede taksonlar sistematik hiyerarşiye uygun olarak, teşhis anahtarları, toplanma lokaliteleri, Türkiye ve Dünya dağılımları, bazı ekolojik özellikleri ve hayat formlarına ait bilgiler ile birlikte sunulmuştur. Ayrıca bu çalışmada, her bir taksona ait makroskobik ve ayırt edici mikroskobik özelliklerini gösteren fotoğraflar da verilmiştir.
Türkiye dikenli faresi Acomys Cılıcıcus (Mammalıa: Rodentıa)'un yayılış alanının belirlenmesi
Türkiye dikenli faresi, Acomys cilicicus, Türkiye'de bulunan altı endemik memeli türünden birisidir. Tür ilk defa 1978 yılında Silifke'nin 20 km. doğusundan yakalanan örneklere dayanarak Spitzenberger tarafından tanımlanmıştır. Bu çalışma ile bilinen yayılış alanından başlanarak diğer yönlere doğru türün yayılış alanı araştırıldı. Çalışmada Sherman tipi canlı yakalama kapanları kullanıldı ve her kapanın konulduğu noktanın GPS ile kaydı alındı. Çalışma boyunca 18 farklı lokaliteye toplam 1783 kapan kuruldu. Yakalanan örneklerin dağılımına göre tür Silifke ile Kumkuyu arasındaki bölgede deniz kenarından itibaren 6-7 km kadar iç kesimlere kadar ilerleyen ve rakımın 510 m.'ye kadar olduğu yaklaşık 80-90 km2'lik bir alanda yayılış göstermektedir. Yayılışın en yoğun olduğu bölge Kızkalesi-Narlıkuyu arasındaki sahile yakın alanlardır. Tür yayılış alanını başlıca Apodemus mystacinus ile paylaşmaktadır. Göksu nehrinin batısındaki uygun görünen 2 habitata kurulan kapanlarda dikenli farenin yakalanmamış olması türün Göksu nehrinin batısına geçememiş olduğunu göstermektedir. Türün tipik habitatı zemini taşlık, kayalık yapıdaki bozulmamış maki alanlarıdır. Tür bölgede oldukça küçük bir alanda yayılış gösterdiği için türün varlığının sürdürülebilmesi için yayılış alanındaki uygun habitatların titizlikle korunması gerekli görülmektedir.
Sodyum tetraboratın Drosophila melanogaster'in bazı biyolojik ve biyokimyasal özellikleri üzerine etkisi
Borun bir türevi olan sodyum tetraboratın Drosophila melanogaster'in yapay besin ortamına eklenerek, böceğin yaşama oranı, gelişme süresi, erkek ve dişi ömür uzunluğu, yumurta verimi üzerine etkisi laboratuvar şartlarında incelendi. Bu bor türevi böceğin son evre larvası, pup ve erginlerinde lipid peroksidasyonu ürünü malondialdehid (MDA) ve protein oksidasyonu ürünü protein karbonil miktarları ile antioksidan enzim olan glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (CAT), süperoksit dismutaz (SOD) ve detoksifikasyon enzimi glutatyon S-transferaz (GST) aktivitesi üzerine etkisi incelendi. Larvalar; 10, 30, 150, 300 ve 400 mg/L sodyum tetraborat içeren yapay besinler ile beslendi. 3. evreye ulaşan larva oranını, pup ve ergin olma oranını, sodyum tetraboratın denenen tüm konsantrasyonları önemli derecede düşürmüştür. Kontrol besininde % 100,00 ± 0,00 oranında 3. evre larvası elde edilmesine karşın denenen en yüksek konsantrasyon olan 400 mg/L'de bu oran % 59,16 ± 6,49' a düşmüştür. Benzer sonuçlar pup ve ergin olma oranında gözlemlenmiştir. Sodyum tetraborat, ergin evreye kadar gelişme süresi ile ergin dişi ve erkek ömür uzunluğu üzerinde önemli bir etki yapmıştır. Kontrol besininden elde edilen dişilerden 9,46 ± 0,57 yumurta elde edilmiş olup bu sayı 300 mg/L' lik sodyum tetraborat konsantrasyonu tarafından 1,92 ± 0,30'a önemli derecede düşürülmüştür. Ayrıca, sodyum tetraboratın en yüksek konsantrasyonu dişilerin yumurta bırakmasını engellemiştir. Böceğin 3. larva evresinde, sodyum tetraboratın en düşük konsantrasyonunda MDA miktarında kontrol besini ile karşılaştırıldığında istatistiki anlamda azalma olduğu gösterilmiştir. Bunun aksine kontrol besini ile karşılaştırıldığında sodyum tetraboratın en yüksek konsantrasyonu, pup ve erginde MDA miktarını önemli derecede artırmıştır. Sodyum tetraboratın en yüksek konsantrasyonu kontrol besini ile karşılaştırıldığında 3. evre larvası, pup ve erginde, GST ve CAT aktivitesini önemli derecede artırmıştır. Kontrol besini ile sodyum tetraboratın en yüksek konsantrasyonu karşılaştırıldığında böceğin 3. evre larvası ve ergininde GPx ve SOD aktivitesinde, istatistiksel olarak önemli bir artış varken, pup evresinde ise bunun tam tersi yani GPx ve SOD aktivitesinde bir azalma gözlemlenmiştir. Sodyum tetraboratın en yüksek konsantrasyonu (400 mg/L) pup ve erginde protein karbonil miktarını artırmış ancak 3. larva evresinde ise protein karbonil miktarında azalma kaydedilmiştir. Bu çalışma böceğin ergin biyolojik özellikleri ile 3. evre larvası, pup ve erginde oksidatif seviye ile antioksidan enzimatik savunma ve detoksifikasyon kapasitesinde sodyum tetraboratın konsantrasyonlarına bağımlı değişimler olduğunu göstermiştir.
Zonguldak ilinde yayılış gösteren Apodemus ve Myodes (Mammalia:Rodentia) türlerinin populasyon yapısı ve bu türlerin taşıdıkları kuduz (Lyssavirus)'un belirlenmesi
Bu çalışmada, Zonguldak ilinin Çaycuma ilçesinde bulunan 15 lokaliteden toplam 242 Apodemus spp. ve Myodes glareolus türlerine ait örnekler kullanıldı. Bu örneklerden elde edilen beyin dokularından Rabies virus (RABV) taraması yapılmış, pozitif bant elde edilen lokalitelerdeki 45 örneğin kas ve dalak dokularından mikrosatelit belirteçler kullanılarak populasyonların genetik çeşitliliği incelenmiştir. PZT yöntemi ile RABV taraması sonuçlarına göre 8 örnekte RABV pozitifliğine rastlanmıştır.Ancak sekans sonuçları gözlenen pozitifliği desteklememiştir. Genetik karakterizasyonu çalışması sonuçlarına göre Myodes populasyonlarına ait toplam 60, Apodemus populasyonlarına ait 96 farklı allel belirlenmiştir. Heterozigotluk değerleri incelendiğinde Myodes populasyonlarında gözlenen heterozigotluk değerinin (Ho) 0,000 ile 0,625 arasında, Apodemus populasyonlarında gözlenen heterozigotluk değerinin (Ho) 0,367 ile 0,833 arasında değiştiği belirlenmiştir. Populasyonlar için hesaplanmış olan Fis değerleri Myodes populasyonları için -0,233 ile 0,600 arasında, Apodemus populasyonları için -1 ile 0,056 arasında değişim göstemektedir. Çalışmada Myodes populasyonları için Hardy-Weinberg dengesinden sapma olmadığı tespit edilirken, Apodemus populasyonlarında sadece Filyos populasyonunda 2 lokus açısından Hardy-Weinberg dengesinden sapma görülmüştür. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk defa kemiricilerde ters transkriptaz PZT yöntemi ve sekans analizi ile RABV taraması yapılmış, hem de ilk defa Myodes ve Apodemuspopulasyonlarında mikrosatelit belirteçler kullanılarak genetik karakterizasyon çalışması yapılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar çerçevesinde kemirici populasyonları ve taşıdıkları kuduz virüsü arasındaki korelasyonun saptanması içintemel oluşturulmuştur.
Bryum capillare hedw., Sphagnum palustre L. ve thamnobryum alopecurum (Hedw.) gangulee'nin doku kültürü yöntemleriyle çoğaltılması, biyolojik aktivite ve fenolik içeriklerinin tesbiti
Bu çalışmada Bryum capillare Hedw., Sphagnum palustre L. ve Thamnobryum alopecurum (Hedw.) Gangulee türlerinin in vitro doku kültürü, antioksidan aktivitesi, total fenol içeriği ve 12 fenolik bileşik standardı kullanılarak HPLC-UV analiziyle kantitatif miktar tayininin yapılması amaçlandı. B. capillare ve T. alopecurum türlerinin olgun kapsüllerinin sporları ve gametofitin uç sürgünleri kullanılarak, S. palustre'nin ise sporofit evresine rastlanmadığından yalnızca gametofitin kapitulum kısımları kullanılarak in vitro kültürleri yapıldı. 8 farklı modifiye MS (Murashige and Skoog, 1962) besin ortamına (farklı konsantrasyonlarda bitki büyüme düzenleyicileri ve/veya şeker eklenerek) ekimi yapılan bu üç türün in vitro doku kültürü ile rejenerasyonları başarıyla sağlandı. B. capillare spor kültürü ve gametofit kültüründe en iyi büyüme gösteren ortam MS3 (30 g/l sakkaroz, 0,5 mg/l kinetin, 0,5 mg/l 2,4 D)'tür. S. palustre gametofit kültüründe en iyi büyümenin görüldüğü ortam MS1 (şekersiz, bitki büyüme düzenleyicisiz)'dir.T. alopecurum spor kültüründe en iyi büyümenin gerçekleştiği ortam MS3(30 g/l sakkaroz, 0,5 mg/l kinetin, 0,5 mg/l 2,4 D) iken gametofit kültüründe bu MS1 (bitki büyüme düzenleyicisiz ve şekersiz)'dir. Üç türün doğadan toplanan taze örneklerinin antioksidan aktivitesi, DPPH (2,2 difenil 1, pikril hidrazil) serbest radikali giderim aktivitesi metoduyla, total fenol miktarı ise Folin-Ciocaltaeu metoduyla yapılmıştır. BHT (Butil Hidroksi Toluen), BHA (Bütilhidroksianisol) ve askorbik asit ile bu üç türün antioksidan aktivitesi karşılaştırıldığında en yüksek DPPH serbest radikali giderme etkisi %85 civarında B. capillare'de görüldü. Total fenol içeriği bakımından gallik asit eşdeğerine göre en yüksek B. capillare ekstraktının ortalama 0,034±0,004 mg/g, S. palustre 0,032±0,004 mg/g ve T. alopecurum ise 0,0065±0,0015 mg/g içeriğe sahip olduğu saptanmıştır. Üç türün doğadan Kasım ve Mayıs (2012) aylarında toplanmış taze örnekleri, farklı tarihlerde toplanmış B. capillare ve T. alopecurum herbaryum örnekleri ile in vitro doku kültürü ile üretilen örnekler arasında 12 farklı fenolik bileşiğin (gallik asit, kafeik asit, p-kumarik asit, taksifolin, rosmarinik asit, kaempferol, genistein, quercetin, biokanin A, daidzein, formononetin, şikimik asit) HPLC-UV ile kantitatif tayinleri yapıldı. Türler arasında 12 farklı bileşikte en yüksek miktarı veren tür B. capillare oldu. B. capillare spor kültüründe en yüksek miktarda MS4 ortamında şikimik asit 261,65±21,84 mg/g, gametofit kültüründe en yüksek miktarda MS6 ortamında şikimik asit 220,4±17,3 mg/g, herbaryum örneklerinde ise en yüksek miktarda 9. ayda toplanan ekstraklarında gallik asit 1,20±0,4 mg/g.S. palustre gametofit, T. alopecurum spor ve gametofit kültürlerinde en yüksek miktarda şikimik asit sırasıyla MS4 251,88±88,3 mg/g, MS8 120,92±41,4 mg/g, MS1 118,6±47,7 mg/g ortamlarında saptanmıştır. Ancak herbaryum örneklerinde ise en yüksek miktarda 4. ayda toplanan ekstraklarında şikimik asit 3,52±1,84 mg/g olarak belirlendi. Elde edilen sonuçlara göre bu üç tür, etkin bir şekilde in vitro kültür ortamlarında üretildi veayrıca fenolik bileşikler yönünden zengin ve dikkate değer antioksidan aktiviteye de sahip oldukları saptandı.
Globularıa trıchosantha ssp. trıchosantha bitkisinden üretilen kallusların ince yapısı
Globularia cinsi Türkiye'de 11 takson ile temsil edilmektedir. Globularia trichosantha ssp. trichosantha hemoroit tedavisinde kullanılan tıbbi bir bitkidir. Ayrıca kan glukoz seviyesini düşürdüğü, histamin salgılanmasını azalttığı, idrar arttırıcı, midevi ve kuvvet verici, başağrısını engelleyen ve terletici ajan olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada, bitki doku kültürü metoduyla G. trichosantha ssp. trichosantha bitkisinin tohumları çimlendirildikten sonra, aseptik fidelerinden alınan eksplantlar ile kallus üretimi gerçekleştirildi. Üretilen kallusların elektron mikroskobu preperasyonu yapılarak kallus hücrelerinin ince yapısı incelendi. G. trichosantha ssp. trichosantha tohumları steril edilerek bitki büyüme düzenleyicisi içermeyen Murashige ve Skoog (MS) ortamında çimlendirildi. 30 günlük aseptik fidelerden hipokotil, kotiledon, ilk yaprak, epikotil, apikal meristem ve kök eksplantları alındı. Eksplantlar kallus üretimi için farklı konsantrasyonlarda 6-benzilaminopürin, indol asetik asit ve 2,4 dikloro fenoksi asetik asit içeren MS ortamına aktarıldı. En iyi kallus üretimi IAA+BAP içeren MS ortamında görülürken en iyi kallus üreten kök eksplantları oldu. İki Tip kallus gelişimi belirlendi. Üretilen sarı renkli kalluslar (Tip 1), renk ve görünüm bakımından siyahlaşma görülen gelişim özelliklerini kaybetmeyen siyah kalluslar (Tip 2) geçirimli elektron mikroskobunda (TEM) incelendi. Tip 1 kalluslarda hücreler dairesel ve büyüktür. Kallus hücrelerinde genellikle bir tane nükleus ve nükleolus vardır. Aynı zamanda hücrelerde çok büyük bir vakuol, granüllü endoplazmik retikulum, golgi aygıtı, mitokondri, ribozomlar, plastidler gibi organeller vardır. Tip 2 kalluslarda dairesel hücreler ve şekil bozukluğu gösteren hücreler belirlendi. Tip 1 kalluslardan farklı olarak daha küçük vakuol ve daha çok sayıda mitokondri gözlendi.
Türkiye Nannospalax'larının (mammalıa: rodentıa) sismik iletişim özelliklerinin incelenmesi
Nannospalax bireyleri birbirleri ile iletişim ve yönlerini bulmak için toprak altındaki yaşamlarında başlarını tünel tavanına vurarak gösterdikleri ritmik vurma hareketi sonucu oluşturdukları sismik sinyalleri kullanırlar. Sismik sinyal yapılarını belirlemek için Trakya bölgesinde yayılış gösteren N. leucodon'un 2n = 56 sitotipi ile Anadolu'da yayılış gösteren N. xanthodon'un üç sitotipinden (2n = 38, 52 ve 60) örnekler kullanılarak ritmik vurma davranışı incelendi. Ritmik vurma davranışının incelenmesi hem laboratuvarda ses kaydı yöntemi hem de arazi ortamında jeofiziksel yollarla elde edilen kayıtlardan oluşturulan verilere dayanmaktadır. Arazi ortamında yapılan jeofiziksel kayıtlar ile de körfare sismik sinyallerinin genlik, frekans ve hız gibi parametreleri ele alındı. Laboratuvar kayıtlarından elde edilen veriler ile sitotpiler arasındaki sinyal varyasyonu, sitotip içerisindeki NF varyasyonları arasındaki sinyal yapıları, iklim ve toprak tipi varyasyonları arasındaki sinyal yapıları, tekrarlı ölçümler arasındaki sinyal yapıları ve son olarak da sinyal yapılarının saldırganlık davranışı ile ilişkisi incelendi. Arazi ortamına taşınan körfarelerin meydana getirmiş oldukları ritmik vurma davranışları sonucunda oluşan sinyaller 25 ile 50 Hz arasında değişir iken genlikleri ise 5 ile 20 birim arasındadır. Körfarelerin meydana getirdikleri sismik sinyaller bireyden 17 m yarı çapında uzaklığa ulaşıp toplamda 907 m2 bir alanda etkilidir. Laboratuvarda yapılan kayıtlar ile elde edilen verilerin değerlendirilmesiyle ulaştığımız sonuçlara göre, sitotip varyasyonları arasında değerlendirilen parametrelerden en belirleyici olanı sinyal hızı olup canlının iki kez başını vurması arasında geçen süre (Ta) 2n = 60 sitotipinde ortalama 0,70 sn iken 2n = 38 sitotipinde en yavaştır ve bu değer ortalama 0,110 sn kadardır. 2n = 52 sitotipinde ise Ta değeri 2n = 38 sitotipine çok yakın olup 0,115 civarındadır. Diğer taraftan, 2n = 60 en kısa sinyalleri oluşturmaktadır ve ortalama sinyal uzunluğu (Tu) en fazla 0,424 sn'dir. 2n = 38 daha uzun sinyaller oluşturur ve bu uzunluk 0,720 sn'ye kadar ulaşır. En uzun sinyalleri oluşturan 2n = 52 sitotipinde sinyal uzunluğu (Tu) 1,2 sn'dir. Bir sinyalde en fazla tepe bulunduran bireyler 2n = 52 sitotipindedir ve ortalama 10 adet olabilir. 2n = 60 sitotipinde bu değerler 6 iken 2n = 38 sitotipinde 4 adettir. Tekrarlı ölçümlerin değerlendirilmesi sonucunda ritmik vurma hareketleri arasında istatistiksel olarak farklılık çıkmadı. Ayrıca iklim ve toprak tipi bakımından farklı ekolojik koşullarda yayılış gösteren Anadolu körfareleri sitotip içerisinde benzer sinyal yapılarını kullanmaktadırlar. 2n = 52 ve 60 sitotipleri içerisindeki NF varyasyonları arasında sinyal yapılarının benzer olduğu bulunmuştur. Her iki eşeydeki körfareler aynı ritmik vurma davranışını gösterdiği bulunmuştur. Populasyodaki tüm bireyler ritmik vurma davranışını göstermeyip, saldırgan olanlarda görülmüştür. Siotipler arasında ritmik vurma davranışında farklılıklar bulunur. Körfarelerin, sismik sinyalleri uzak mesafeli iletişimde kullandıklarına dair bu çalışma ile yeni kanıtlar elde edilmiştir. Farklı sitotip varyasyonları arasında belirlenmiş olan ritmik vurma yapıları arasındaki farklılık davranışsal izolasyona işaret etmektedir ve böylelikle körfareler kendi sitotipinden olan bireyleri tanırlar. Sitotipin içersinde yer alan NF varyasyonları arasında ritmik vurma davranışlarındaki benzerlik davranışsal izolasyonun olmadığını göstermektedir. Körfareler teritoryal amaçlar için sismik sinyalleri kullandığından eşeyler arasında sinyal yapısında farklılıklar bulunmaz. Sismik sinyalleri oluşturmak saldırganlık ile korelasyonlu olup aralarındaki ilişki, davranış sendromu ile açıklanabilir.
Zonguldak ili atmosferinde Ambrosia sp., Poaceae, Betulaceae polenleri ile Alternaria ve Cladosporium cinslerine ait küf sporlarının 10 ay süre ile saatlik olarak izlenmesi (2014-2015)
Atmosferdeki biyolojik partiküller ile meteorolojik parametreler arasındaki ilişkinin belirlenmesi alerjik hastalıkların kontrolü için oldukça önemlidir. Bu çalışmada Zonguldak atmosferindeki bazı polen ve küf sporlarının on ay süreyle izlenmesi ve meteorolojik parametrelerle bağlantısının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Burkard polen ve spor tuzağı, Bülent Ecevit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi çatısına yerleştirilmiştir. Alnus, Carpinus, Corylus, Ostrya, Betula, Ambrosia cinsi ile Poaceae familyası polenlerinin bir metreküp havadaki saatlik ve günlük konsantrasyonları belirlenmiştir. Cladosporium ve Alternaria sporları da aynı dönemde incelenmiştir. Sekiz farklı meteorolojik parametre ile arasındaki ilişkiyi belirlemek için, Spearman'ın düzey korelasyon kat sayısı her polen ve spor türü için hesaplanmıştır. Cins düzeyinde, Alnus polen konsantrasyonu aynı zamanda yağış ve nispi nem pozitif korelasyon göstermiştir. Corylus polenleri ise yağmur ve nispi neme ilaveten basınç ile de pozitif korelasyon göstermiştir. Ostrya polen konsantrasyonuna etki eden tek parametrenin rüzgâr hızı olduğu bulunmuştur. Carpinus polenleri ile sıcaklık arasında pozitif korelasyon bulunmasına rağmen, sıcaklıktan ters etkilenmektedir. Ambrosia polen konsantrasyonu aynı zamanda rüzgâr hızıyla da olumlu yönde etkilenmektedir. Diğer ilginç bir bulgu da 2014 yılında Ambrosia polen konsantrasyonun ilk kez duyarlı hastalar için yüksek düzeye ulaşmasıdır. Küf sporları ile meteorolojik parametreler arasındaki korelasyon analizi sonucunda, rüzgar hızının Alternaria spor konsantrasyonunu etkileyen tek parametre olduğu belirlenmiştir. Cladosporium spor konsantrasyonu ise sıcaklık ve basınçla olumlu yönde etkilenmektedir. Betulaceae polenlerinin büyük bir kısmı gece ve gündüz saatlerinde izlenirken, Ambrosia polenleri ise öğleden sonra ve gece saatlerinde görülmüştür. Bu durum Ambrosia polenlerinin uzun mesafeli taşınmasına işaret etmektedir.
Bafra ilçesi (Samsun) briyofit florası
Bu çalışma Samsun ili Bafra ilçesinin briyofit çeşitliliğini ortaya koymaktadır. Araştırma alanına 2014-2015 yılları arasında arazi çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda 40 farklı noktadan 476 briyofit örneği toplanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda alandan Marchantiophyta'dan (Ciğerotları) 33 ve Bryophyta'dan (Karayosunları) 133 olmak üzere, toplamda 50 familya ve 99 cinse ait, 166 tür ve tür altı taksonun kaydı verilmiştir. Tespit edilen taksonların familyalara göre dağılımına bakıldığında, en zengin familyalar karayosunları için Pottiaceae (25), Brachytheciaceae (24), Mniaceae (10), Orthotrichaceae (10) ve Amblystegiaceae (9); ciğerotları için Lophocoleaceae (4), Marchantiaceae (3), Porellaceae (3)'dir. En zengin cinsler karayosunları için Orthotrichum (9), Plagiomnium (6), Hypnum (6) ve Fissidens (5); ciğerotları için ise Marchantia (3), Lophocolea (3) ve Porella (3)'dır. Ancak, çalışma alanından toplanan örnekler arasında Anthocerotophyta'ya (Boynuzotları) ait herhangi bir taksona rastlanmamıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda, 47 tür ve tür altı takson Henderson (1961) Kareleme Sistemi'ne göre A3 karesi için, Scapania scandica (Arnell & H. Buch) Macvicar ise Türkiye Briyofit Florası için yeni kayıt olarak belirlenmiştir. Floristik listede taksonlar sistematik hiyerarşiye uygun olarak, toplanma lokaliteleri, Türkiye ve Dünya dağılımları, bazı ekolojik özellikleri ve hayat formlarına ait bilgiler ile birlikte sunulmuştur.
Kocaeli bölgesinde hava kalitesinin karayosunları kullanılarak araştırılması
Biyomonitörler, ucuz ve pratik uygulamaları nedeniyle hava kalitesi çalışmalarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Karayosunları geniş yayılış alanlarının bulunması ve az gelişmiş yapılarından dolayı, yüksek bitkilerden daha iyi biyomonitördürler. Bu çalışma ile, iki karayosunu türü kullanılarak Kocaeli ilinin atmosferik polisiklik aromatik hidrokarbon (PAH) ve ağır metal konsantrasyonları araştırılmıştır. Mayıs-Haziran 2016 aylarında önceden belirlenmiş 52 alandan; 52 Hypnum cupressiforme Hedw. ve 22 Pseudoscleropodium purum, (Hedw.) M.Fleisch. toplam 74 karayosunu örneği toplanmıştır. Örneklerdeki PAH ve ağır metal konsantrasyonları sırasıyla yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ve indüktif eşleşmiş plazma-kütle spektrometresi (ICP-MS) ile belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, Kocaeli bölgesinde ortalama PAH konsantrasyonu 193.84 ng/g olarak bulunmuştur. Ayrıca çalışılan alanda hakimiyeti en yüksek bileşikler sırasıyla PHE (60.98 ng/g) ve BkF (22.60 ng/g)'dır. PAH'ların kaynak analizi, diagnostik oranlar kullanılarak yapılmış ve bulunan sonuçlar bu bileşiklerin endüstriyel faaliyetler ve trafik kaynaklı olabileceğini ortaya koymuştur. Ağır metal analizleri sonucunda ortalama birikim miktarlarına bakıldığında en yüksek birikimin 4639,87 µg/g ile alüminyuma, en az birikimin ise 0,3 µg/g ile kadmiyuma ait olduğu tespit edilmiştir. Konsantrasyon değerlerine göre metallerin büyükten küçüğe Al>Fe>Zn>Cu>Cr>Pb>Ni>V>Sn>Co>Mo>As>Sb>Hg>Cd şeklinde sıralandığı gözlenmiştir. PAH ve Ağır metaller arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi (SPSS Version 16.0) ile araştırılmış ve PAH ve ağır metaller arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca aynı noktalardan toplanan Hypnum cupressiforme ve Pseudoscleropodium purum örneklerinden elde edilen sonuçlar t testi ve regresyon analizleri kullanılarak karşılaştırılmıştır.
Kızılçam orman topraklarında yangın sonrası fenolik madde değişimi ve bu değişimin kızılçam fide gelişimi ile ilişkilendirilmesi
Bu çalışmada, yangınların vejetasyon tarafından salgılanan ve toprakta biriken allelopatik fenolik maddeler üzerindeki etkisi ve yangın nedeniyle fenolik madde miktarında ortaya çıkabilecek potansiyel değişimin kızılçam (P. brutia Ten.) tohum çimlenme ve fide gelişimi ile toprağın fiziksel ve kimyasal parametreleri üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda Muğla'nın Fethiye İlçesi'ne bağlı Göcek bölgesinde 2019 yılında meydana gelen örtü ve tepe yangınları ile tahrip olan alanlardan ve yanmamış alanlardan alınan toprak örnekleri fenolik madde miktarları, fiziksel ve kimyasal toprak özellikleri, kızılçam tohum çimlenmesi ve fide gelişimi açısından karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, toprak örneklerine ait toplam fenolik madde miktarları düşük ve birbirine yakın bulunmuştur. Tohum çimlenmesi ve fide gelişimi değeri açısından en yüksek toplam boy, gövde ve kök uzunluğu değerleri örtü yangın alanı topraklarında, en yüksek kuru ağırlık ve taç uzunluğu değerleri yanmamış alana ait topraklarda tespit edilmiştir. En yüksek çimlenme oranı tepe yangın alanı topraklarında bulunmuştur. Toprak analizleri sonucunda örtü yangın alanı topraklarında satürasyon, organik madde, toplam organik karbon, azot, potasyum, magnezyum ve katyon değişim kapasitesi değerleri yüksektir. Tepe yangın alanı topraklarında elektriksel iletkenlik, kireç, fosfor ve kalsiyum değerleri, yanmamış alan topraklarında ise pH değeri en yüksek bulunmuştur. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, çalışma alanlarında toplam fenolik madde birikimin allelopatik etkilere neden olabilecek miktarlarda olmadığını ancak yangının toprağın fiziksel ve kimyasal parametreleri üzerinde önemli etkiler meydana getirebileceğini ve bu değişimlerin kızılçam tohum çimlenmesini ve fide gelişimini etkileyebileceğini göstermektedir
Hypericum L. (Hypericaceae) cinsine ait Drosanthe (SPACH) ENDL. seksiyonunun kloroplast genomunun kodlanmayan "trn" bölgelerine göre karşılaştırmalı filogenetik analizi
Angiosperm?lerden Malpighiales ordosuna ait Hypericaceae familyasının 9 cinsinden biri de Hypericum?dur. İçerdiği hyperisin ve pseudohyperisin gibi maddelerden dolayı antibakteriyel, antimikrobiyal, antidepresan ve antioksidan aktivitesine sahip olan Hypericum cinsi tıbbi bir bitki olarak kabul görmüştür. Ayrıca cins, içerdiği uçucu yağlar nedeniyle de potansiyel tat ve koku endüstrisinde önemli bir hammadde kaynağı olmuştur. Son zamanlarda cins içindeki akrabalık ilişkilerini daha ayrıntılı bir şekilde otaya koymak, morfolojik benzerlik ve farklılıklardan kaynaklanan taksonomik sorunlara yeni bir bakış açısı getirmek ve birbirine yakın olduğu belirtilen taksonlar arasındaki taksanomik sınırları belirlemek ve mevcut problemleri gidermek amacıyla, cins üzerinde yapılan moleküler ve filogenetik tabanlı çalışmalar hız kazanmıştır. Bu çalışmada, dünyanın değişik bölgelerinde ve Türkiye?de doğal yayılış gösteren Hypericum L. cinsi Drosanthe (Spach) Endl. seksiyonu üyelerinin kloroplast genomundaki kodlanmayan transfer ribonükleik asit bölgesinin (trnL-F) dizi analiz bilgileri kullanılarak, seksiyon içindeki taksonların birbirine olan genetik yakınlığı ve uzaklığının belirlenmesi, taksonlar arası akrabalık, sistematik ve filogenetik ilişkilerin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu seksiyona ait 9 takson endemik olup, 20 taksona ait 58 bireyin yapraklarından DNA izolasyonu, trnL-F bölgesinin e-f primerleri kullanılarak PCR?da çoğaltılması ve sekans diziliminin belirlenmesi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmeleri Mega 5.1 programı kullanılarak yapılmış ve Maksimum Likelihood yönteminden yararlanılarak da filogenetik ağaç hazırlanmıştır. Çalışılan bireylerin T, C, A ve G bazlarının oranları bakımından birbirinden çok farklı olmadığı, baz kompozisyonlarının hemen hemen benzer olduğu, bireylerdeki A-T oranın % 69,3 ve G-C oranının % 30,7 olduğu, yani bireylerin A-T?ce daha zengin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, korunmuş bölge (C) sayısının 162, varyasyonlu bölge (V) sayısının 6, bilgi verici bölge (Pi) sayısının 6, homolog baz çifti (ii) sayısının 144, transitiyonal (si) ve transversiyonal (sv) çiftlerin sayısının 1 olduğu, birden çok grup arasında uzaklık değerinin bulunmadığı (0.00) ve en yüksek uzaklık değerinin ise Grup 11 (H. helianthemoides) ile Grup 21 (H. kamtschaticum) arasında olduğu (0.05) tespit edilmiştir. Gruplar arasındaki nükleotid çeşitliliği ve standart hata da (SE) 0.01 olarak bulunmuştur. trnL-F bölgesinin sekans diziliminden yararlanarak hazırladığımız filogenetik ağaca göreDrosanthe seksiyonu üyelerinin polifiletik bir grup oluşturduğunu söylemek mümkündür. Morfolojik olarak birbirinden oldukça farklı bir profil çizen seksiyon üyelerinin çalışılan moleküler bölge bakımından da farklı kladlarda yer alması taksonlar arasındaki yüksek farklılık oranlarını doğrulamaktadır.Anahtar Kelimeler: Hypericum, Drosanthe, Kloroplast DNA, trnL-F Bölgesi, Polifiletik.
Diyabetik nöropati oluşturulan ratlarda taurinin Nrf2/HO-1 sinyal yolağı üzerine etkisi
Diyabet hastalığında önemli sekonder komplikasyonlardan biri olan diyabetik nöropatinin olumsuz etkilerinin giderilmesi, hasta bireylerin yaşam kalitelerini artırmak açısından önem taşımaktadır. Taurin, metiyonin ve sistein metabolizmasından türeyen endojen antioksidan özelliğe sahip yarı esansiyel bir amino asittir. Bu çalışmanın amacı; taurinin, streptozotosin (STZ) ile diyabetik nöropati oluşturulan ratların beyin dokusundaki, nükleer faktör E2 ilişkili faktör 2 (Nrf2) ve hem oksijenaz 1 (HO-1) sinyal yolağı üzerine muhtemel etkilerinin araştırılmasıdır. Ayrıca; glukoz taşıyıcı protein 1 (GLUT1), glukoz taşıyıcı protein 3 (GLUT3) proteinlerinin düzeyleri ile serum malondialdehit (MDA) düzeyleri üzerine taurinin etkisi incelenmiştir. Araştırmada, toplam 40 adet (180±20 g), 8 haftalık yaşta, erkek Wistar albino ırkı rat kullanıldı. Hayvanlar her grupta 10?ar adet rat olacak şekilde rastgele 4 gruba ayrıldı. (i) Kontrol grubu (n=10): tek doz serum fizyolojik (SF) enjekte edilen grup. (ii) Taurin grubu (n=10): SF enjekte edilen ve çalışma boyunca içme suyuna taurinin %2 (w/v) karıştırılarak verilen grup. (iii) STZ grubu (n=10): STZ?nin (60 mg/kg i.p.) tek doz olarak uygulandığı grup. (iv) STZ+Taurin grubu (n=10): STZ?nin (60 mg/kg i.p.) tek doz olarak uygulandığı ve çalışma boyunca taurinin %2 (w/v) oranında içme suyuna karıştırılarak verildiği grup. Araştırma 8 hafta sürdü. Çalışma sonunda, STZ grubunda, kontrol grubuna kıyasla MDA düzeyinin yükseldiği (P<0.001), STZ+Taurin grubunda ise STZ grubuna oranla önemli ölçüde düştüğü belirlenmiştir (P<0.05). Beyin dokusunda; GLUT1 ve GLUT3 proteinlerinin düzeylerinin, STZ grubunda önemli ölçüde azaldığı görülürken (P<0.001), bunun aksine STZ+Taurin grubunda STZ grubuna oranla anlamlı bir artış gösterdiği gözlenmiştir (P<0.05). Nrf2 ve HO-1 proteinlerinin düzeylerine bakıldığında ise; STZ grubunda, kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde bir azalma (P<0.001), STZ+ Taurin grubunda ise STZ grubuna kıyasla Nrf2 ve HO-1 proteinlerinin düzeylerine anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır (P<0.001). Sonuç olarak, diyabetik nöropati oluşturulan ratlarda taurin suplemantasyonunun, Nrf2 protein düzeyini artırarak Nrf2/HO-1 sinyal yolağını aktifleştirdiği ve diyabetik nöropati gelişiminde önemli rol oynayan oksidatif hasarı önlemeye yardımcı olduğu belirlenmiştir.
Diyabet oluşturulan ratlarda resveratrolün pankreas ve kas dokularında visfatin/sırt-1 sinyal yolağı üzerine etkisi
Diyabet, insülinin üretilmemesi ya da kullanılamaması ile ilgili mekanizmalardaki aksaklıklardan kaynaklanan ve çeşitli sekonder komplikasyonlara neden olan bir sağlık problemidir. Diyabet komplikasyonlarının meydana gelmesinde başlıca etkili faktörlerden biri oksidatif stres olarak bildirilmektedir. Resveratrol, özellikle üzümde yüksek oranda bulunan, antioksidan etkili bir polifenoldür. Bu çalışmanın amacı; Streptozotosin (STZ) uygulaması ile diyabet oluşturulan ratlarda; resveratrolün, canlı ağırlık değişimi, kan glukoz değerleri, lipit peroksidasyonun bir göstergesi olan malondialdehit (MDA) düzeyleri ile pankreas ve kas dokularında pre-B hücre koloni gelişim faktörü 1 [PBEF/Nikotinamid fosforiboziltransferaz (NAMPT)/Visfatin], Sirtüin 1 (SIRT1), glukoz taşıyıcıları (GLUT2, GLUT4) ve insülin proteinlerinin ekspresyonları üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmada 8 haftalık yaşta Wistar albino ırkı ratlar (n=40) rastgele dört gruba ayrılmıştır. Gruplar: Standart diyet ile beslenen ve serum fizyolojik (her gün %0,9 NaCl 1ml/kg i.p.) uygulanan grup, Kontrol grubunu; Resveratrol ve serum fizyolojik uygulanan grup (günde 20 mg/kg CA i.p.), Resveratrol grubunu; streptozotosin (tek doz STZ, 55 mg/kg i.p.) ve serum fizyolojik uygulanan grup, STZ grubunu; Resveratrol ve STZ uygulanan grup ise STZ+Resveratrol grubunu oluşturmuştur. Deneme 8 hafta devam etmiştir. Çalışma sonunda, canlı ağırlık değerleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında STZ grubunda azalırken, STZ+Resveratrol grubunda artmıştır (P < 0.001). Kan glukoz değerleri STZ uygulanan gruplarda zamanla yükselirken, resveratrol uygulaması ise bu artışı yavaşlatmaktadır (P < 0.05). Serum MDA düzeyi; STZ grubunda yükselirken, resveratrol uygulamasının MDA seviyesini kontrol grubuna yaklaştırdığı görülmüştür (P < 0.001). Kas ve pankreas dokularında PBEF/NAMPT/Visfatin, SIRT1, GLUT2 ve GLUT4 ekspresyonları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında; STZ grubunda azalırken, Resveratrol uygulaması ile artmıştır (P < 0.05). İnsülin protein ekspresyon düzeyi, pankreas dokusunda STZ grubunda azalmış ve Resveratrol uygulaması ile STZ grubuna göre artmıştır (P < 0.001). Sonuç olarak, diyabet oluşturulan ratlarda Resveratol uygulamasının, lipit peroksidasyonu azalttığı, PBEF/NAMPT/Visfatin ve dolayısı ile SIRT1 yolağı üzerine ve glukoz taşıyıcı proteinleri üzerine olumlu etki gösterdiği, kas ve pankreas insülin ekspresyonunu kısmen artırdığı ve böylece diyabet tedavisinde destekleyici ve komplikasyonları hafifletici özellik gösterdiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Resveratrol, Visfatin, Sirtüin, Glut2, Glut4, İnsülin, Rat
Patojen Clostridium perfringens nöraminidaz enzimi monoklonal antikor ve tanı kiti geliştirme çalışmaları
Clostridium perfringens insan ve hayvanların enterik sisteminin doğal bir parçası olan, belirli koşullar altında hızla çoğalan ve çok sayıda toksin üreten önemli bir patojendir. Ortaya çıkacak olan patojenitenin tipi ve şiddeti, bakteri tarafından üretilen toksinlerle yakından ilişkilidir. Patolojilerinin hızlı seyretmesi, ciddi ekonomik kayıplara yol açması ve ölümle sonuçlanabilmesi ise etmenin hızlı tanısını önemli kılmaktadır. Nöraminidazlar, bütün C. perfringens suşları tarafından üretilen, hem bakteri metabolizmasında hem de virülansında işlev gören, patojeniteye elverişli koşullarda ise üretimi arttırılan bir toksin grubudur. Bu doktora tez çalışmasında, C. perfringens nöraminidazlarını tanıyabilecek monoklonal antikorların hibridoma tekniği kullanılarak geliştirilmeye çalışılması ve üretilebilecek antikorlar ile nöraminidaz aracılı C. perfringens tanısının incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, başarılı monoklonal antikor üretimi halinde, C. perfringens için ELISA tanı kiti prototiplerinin oluşturulması da hedeflenmiştir. Çalışmalar sonucunda 26 hibrit hücresi elde edilmiş, bunlardan seçilen prototip adaylarının antikorları ise, geniş ölçekte üretilmiş, saflaştırılmış ve tiplendirilmiştir. Bu antikorların kullanıldığı, sandviç ELISA tekniğine dayanan sahada C. perfringens tanısı denemeleri ve C. perfringens tanı kiti prototiplerinde ise başarı elde edilememiştir. Western blot tekniği kullanılarak yapılan ek incelemeler üretilen 1C7, 3C5 ve 5A9 monoklonal antikorlarının NanI'ya özgün olduğunu, çalışmalar sırasında kullanılan ticari nöraminidaz ürününün safsızlıklar taşıdığını ve bu safsızlıklara karşı da antikor yanıtı geliştiğini göstermiştir. Ek olarak, çalışmalar sırasında tesadüfen sığır serum albüminine yüksek afinite gösteren, IgM tipindeki 4F3 monoklonal antikoru da elde edilmiştir. Sonuçlar, çok yönlü doğrulama yapmanın antikor geliştirme çalışmaları için önemini de ortaya koymaktadır.
Gölhisar gölü (Burdur)'nde yayılış gösteren sumiğferi (Utricularia vulgaris L.)'nin zooplankton üzerine etkisinin incelenmesi ve bazı biyokimyasal değerlerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında Göller Yöresi'nin önemli sulak alanlarından olan, sığ ve yoğun bitkili bir tatlısu ekosistemi olan Gölhisar Gölü'nde yayılış gösteren Utricularia vulgaris L. (su miğferi) türünün böcekçil beslenme özelliklerinin, zooplankton üzerine etkisinin ve bazı biyokimyasal besin bileşenlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 2020 yılı Haziran-Ekim aylarını kapsayan dönemde göl üzerinden seçilen iki örneklem noktasından alınan bitki ve zooplankton örnekleri incelenmiştir. Laboratuvar çalışmalarımızda, her örneklem periyodunda her bir istasyonu temsil eden on farklı bitkiden alınan 10'ar adet kese olmak üzere toplamda 1000 adet kese mikroskop altında açılarak; kese içerisindeki av organizmalarının tür tanısı yapılmış ve yoğunlukları belirlenmiştir. Aynı dönemde göl suyunun zooplankton içeriği de nitel ve nicel yönden olmak üzere belirlenmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde, U. vulgaris keselerinde, çok yoğun olarak bulunan Euglena ve Arcella gibi protozonlar haricinde, zooplanktonu temsilen 43 Rotifera, 20 Cladocera ve 10 Copepoda olmak üzere toplam 73 takson belirlenmiştir. Aynı dönemde gölü temsilen 20 Rotifera, 14 Cladocera ve 6 Copepoda olmak üzere toplam 40 takson belirlenmiştir. Kese içeriğinde belirlenen takson sayısının gölden daha fazla olması Utricularia'nın çok etkili bir avcılık yaptığını göstermektedir. Genel zooplankton grupları dışında avlanan diğer gruplar Collembola, Hydracnidia, Ephemeroptera, Tardigrada, Nematoda, Diptera ve diğer insecta üyelerinin temsilcileridir. Kese içeriklerinde zooplanktonu temsilen Rotifera grubunun 0,67±0,29 org./kese ile en yüksek; Cladocera, Copepoda ve Ostracoda gruplarının ise eşit miktarda (sırasıyla 0,54±0,21, 0,54±0,14, ve 0,54±0,23 org./kese) dağılım gösterdikleri görülmektedir. Haziran ve Temmuz ayları, keselerin en çok av içerdiği dönem olmuştur. Tüm araştırma dönemi boyunca, kese başına düşen ortalama av organizması yoğunluğu 2,79 organizma olarak bulunmuştur. Haziran (3,21 org./kese) ve Temmuz (3,70 org./kese) ayları en çok av yakalanan aylar olmuştur (P<0,05). Bulgulardan hareketle, türün av tercihlerinin büyüklük ve çeşitlilik açısından oldukça geniş olduğu görülmüştür. Büyüklüğünün uygun olması durumunda, suda yaşayan her organizmanın türün av listesinde yer aldığı belirlenmiştir. Yapılan istatistiki analizler keselerin av içerikleri ile göl suyu arasındaki zooplankton etkileşimi arasında anlamlı bir ilişkinin varlığını ortaya koymamıştır (P>0,05). Yapılan biyokimyasal analizlerde ise bitkinin, yüksek kül ve selüloz içeriğine sahip olduğu görülmüştür. Bitkinin temel besin maddeleri olan ham kül %30,65-33,99; ham yağ %1,61-1,78; ham protein %7,82-15,41 ve ham selüloz %8,45-21,35 aralığında belirlenmiştir. Bu değerlerin hayvan besleme açısından bir potansiyel oluşturduğu görülmüştür. Bu çalışmanın bulgu ve sonuçları, ülkemiz tatlısu göllerinde yayılış gösteren Utricularia taksonlarının kese av içerikleri konusunda yapılan ilk araştırma olması bakımından önemli olup, sonraki süreçte, göllerimizde giderek yaygınlaşan bu türün özellikle trofik durum ile olan ilişkisinin, zooplankton üzerine etkisinin, sivrisinek gibi vektör canlıların kontrolü ve balık avcılığına etkilerinin ve ekonomik alanda kullanılabilme potansiyelinin daha kapsamlı ve multidisipliner bir yaklaşımla araştırılması gerekmektedir.
Astragalus tigridis Boiss. ve Astragalus scabrifolius Boiss. türlerinin (Fabaceae) taksonomik yönden incelenmesi
Bu çalışmada, Elazığ ili yöresinde yetişen Astragalus L. cinsinin Proselius Bunge. seksiyonuna ait Astragalus tigridis ve Astragalus scabrifolius (Fabaceae) türlerinin morfolojik, anatomik, karyolojik ve palinolojik özellikleri incelendi. Yapılan anatomik çalışmalarda taksonların kök ve yaprakçık anatomileri ortaya konuldu. Morfolojik çalışmalar çerçevesinde toplanan bitki örneklerinin kök, yaprak ve çiçek yapıları incelendi. İncelenen türlerin, kromozom çalışmaları için tohumlarından yararlanıldı. Bölünür somatik hücrelerde yapılan çalışmalar sonucunda türlerin kromozom sayımları ve karyotip analizleri yapılarak idiyogramları çizildi. A. tigridis ve A. scabrifolius türlerinin kromozom sayısı 2n=16 olarak bulundu. Kromozomların; median bölgeli (m) ve submedian (sm) sentromerli oldukları tespit edildi. Çalışılan A. tigridis ve A. scabrifolius türlerinin polen şekillerinin isopolar, apertür tiplerinin trizonokolporat, Amb şekilerinin semiangular ve ornemantasyonlarının ise mikroretikulat olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Astragalus L., Fabaceae, Morfoloji, Anatomi, Karyoloji, Palinoloji
Sinop yarımadası briyofit florası
Çalışma alanı olarak belirlenen Sinop Yarımadası Türkiye'nin kuzeyinde Orta Karadeniz Bölgesinde yer almaktadır. 2015 – 2016 yılları arasında farklı mevsimlerde düzenlenen arazi çalışmalarında, alandaki vejetasyon tiplerini yansıtacak 36 örnekleme noktası belirlenmiştir. Toplanan 406 örneğin değerlendirilmesi sonucunda Marchantiophyta'dan (Ciğerotları) 16 familyaya ait 16 cins ve 21 tür, Anthocerotophyta'dan (Boynuzotları) 2 familyaya ait 2 cins ve 2 tür, Bryophyta'dan (Karayosunları) 26 familyaya ait 62 cins ve 100 tür ve tür altı takson, toplamda ise 44 familya ve 80 cinse ait 123 tür ve tür altı takson tespit edilmiştir. Toplanan örnekler içerisinde 18 takson Henderson (1961) Kareleme sistemine göre 3. kare için yenidir. Floristik listede taksonlar sistematik hiyerarşiye uygun olarak, lokalite bilgileri, dağılımları, bazı ekolojik özellikleri ve hayat formlarına ait bilgiler ile birlikte sunulmuştur.
Tip-1 ve tip-2 diyabet oluşturulmuş sıçanlarda hiperglisemi üzerine çam ve acı badem yağlarının etkileri
Bu çalışmada streptozotosin ile diyabet oluşturulmuş sıçanlarda acı badem ve çam yağının kas, karaciğer, böbrek, beyin ve kan dokusundaki bazı biyokimyasal parametreler ile hiperglisemi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla çalışmada 78 adet sıçan kullanıldı. Bu sıçanlara düşük ve yüksek doz streptozotosin verilerek deneysel Tip-1 ve Tip-2 diyabet oluşturuldu. Daha sonra bu sıçanlar rastgele 7 gruba dağıtıldı: Diyabet olmayan kontrol, STZ-Diyabet Tip-1, STZ-Diyabet Tip-1+Acı Badem, STZ-Diyabet Tip-1+Çam Yağı ve STZ-Diyabet Tip-2, STZ-Diyabet Tip-2+Acı Badem, STZ-Diyabet Tip-2+Çam Yağı. Diyabet oluşumu belirlendikten sonra, 2 ay boyunca acı badem ile çam yağı intraperitoneal olarak uygulandı ve hedef dokularda lipit peroksidasyon, indirgenmiş glutatyon, lipofilik vitamin, kolesterol, sterol, yağ asidi ve hiperglisemi üzerindeki etkileri ölçüldü. Tip-1 ve Tip-2 diyabet gruplarında kan glukoz düzeyinin anlamlı bir şekilde arttığı (P<0.001), acı badem ile çam yağı uygulaması sonucunda kan glukoz düzeyinin anlamlı bir şekilde azaldığı (P<0.001), ayrıca bu süre zarfında sıçanların canlı ağırlıklarında artış olduğu saptandı. Tip-1 ve Tip-2 diyabet gruplarında lipit peroksidasyon düzeyinin belirgin bir şekilde arttığı (P<0.001), indirgenmiş glutatyon düzeyinin ise belirgin bir şekilde azaldığı (P<0.001), acı bademin ile çam yağı uygulanması sonucunda hem lipit peroksidasyon hem de indirgenmiş glutatyon düzeyinde anlamlı düzelmelerin (P<0.001) olduğu tespit edildi. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, diyabet gruplarının incelenen tüm dokularında yağ asidi kompozisyonunda önemli değişikliklerin olduğu (P<0.001), uygulanan acı bademin ile çam yağının bazı dokularda yağ asidi kompozisyonunda ortaya çıkan değişiklikleri önleyerek, kontrol grubu değerlerine yaklaştırdığı belirlendi (P<0.001, P<0.001). Kontrol gruplarına göre diyabet gruplarının incelenen tüm dokularında lipofilik vitamin, kolesterol ve sterol düzeylerinde anlamlı değişikliklerin olduğu (P<0.001), acı badem ile çam yağı uygulanan grupların bazı dokularında lipofilik vitamin, kolesterol ve sterol düzeyinin kontrol grubu değerlerine yakın olduğu saptandı (P<0.001).
Bergama (İzmir) semt pazarlarındaki bitkilerin etnobotanik özellikleri
Bu çalışma, 2021-2022 yılları arasında, İzmir ili Bergama ilçesinin farklı bölgelerinde kurulan semt pazarlarında satışı yapılan bitkilere odaklanmıştır. Çalışma kapsamında ilçe merkezine ait üç farklı semt pazarlarındaki bitkilerin etnobotanik özelliklerine ilişkin veriler; farklı yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyine sahip kişiler üzerinde yapılan anketlerden elde edilmiştir. Anket çalışması, toplam 259 kaynak kişi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmadan elde edilen verilere göre ilçe merkezindeki semt pazarlarında, toplam 34 familyaya ait 69 cins ve 73 adet tür ve alttür seviyede bitki taksonu kayıt altına alınmıştır. Bergama (İzmir) ilçe semt pazarlarında yapılan araştırma sonucunda, etnobotanik açıdan kayıt altına alınan bitkilerden 55 taksonun gıda, 43 taksonun tıbbi ve 3 taksonun ise diğer (araç-gereç, boya ve inanç) amaçla yörede kullanım alanlarına sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, Bergama ilçesi kültür hazinesi içinde yer alan bitkilerin etnobotanik özelliklerinin belirlenmesi ve bu bilgilerin gelecek nesillere aktarılmasının yanı sıra, doğal kaynakların doğru kullanım yöntemlerinin belirlenmesinde bilim dünyasına katkı sağlamayı da amaçlamaktadır.
Prunus cerasifera cv. Pissardii nigra'nın fitokimyasal içeriği ve antimikrobiyal özellikleri
Bu çalışmada, Elazığ ilinde toplanan Prunus cerasifera cv. ?Pissardi Nigra? ekstraktlarının fitokimyasal içeriği ve antimikrobiyal aktiviteleri araştırıldı. Çalışmada DPPH serbest radikal temizleme aktivitesi, flavonoid, resveratrol ve şeker içerikleri, lipit peroksidasyon (LPO), yağ asidi düzeyi, vitamin değerleri, protein ve element miktarları ölçüldü. Antimikrobial aktivite çalışmaları 13 bakteri, 3 maya ve 2 dermofit türü fungus üzerinde belirlendi. Sonuçlara göre, in vitro ortamda FeCl grubunda LPO düzeylerinin kontrol grubuna göre yüksek miktarlarda arttığı, meyve ekstraktı ve FeCl2 içeren gruplarda ki LPO seviyelerinin belirli oranlarda azaldığı görüldü. Meyve ekstraktlarının LPO seviyesini düşürücü etkisinin içeriğindeki flavonoid gibi fitokimyasallardan ileri geldiği belirlendi. Meyve örneklerin de ergosterol, stigmasterol ve ß-sitosterol saptandı. Örneklerde yüksek oranda E vitamini belirlendi. Meyvelerin düşük oranda şeker içerdiği tespit edildi. Protein miktarı en fazla 1.45 mg/g olarak tespit edildi. Örneklerde en çok bulunan element Ca olarak tespit edildi. Meyve ekstraktlarının en yüksek antimikrobial aktiviteyi Enterococcus faecium'da en düşük etkiyi ise Listeria monocytogenes' de gösterdi. Anahtar Kelimeler: Prunus, antimikrobial aktivite, fitokimyasal içerik
Carfilzomib dirençli multipl miyelom hücrelerinde kanser testis antijenlerinin ifadelerinin araştırılması
Multipl miyelom (MM), kemik iliğinde aşırı miktarda tek tip antikor üreten anormal plazma hücrelerinin proliferasyonu sonucu oluşan ve klinik anemi, böbrek yetmezliği, kemik yıkımı ve hiperkalsemi bulgularının varlığı ile karakterize edilen en yaygın ikinci hematolojik kanser tipidir. Son yıllarda tedavisindeki çarpıcı gelişmelere rağmen çoğu hastanın kaçınılmaz bir şekilde relaps ve mevcut tedavilere dirençli hale gelmesinden (refrakter) dolayı MM hâlâ öldürücü maligniteler arasında yer almaktadır. MM'da proteazom inhibisyonu, hücre içi proteinlerin birikip hücrenin ölümüne sebep olmasından dolayı ilk nesil PI'ü Bortezomib (BTZ) MM hastalarının sağ kalım sürelerini iyileştirmede devrim yaratmıştır. İkinci nesil PI'ü Karfilzomib (CFZ), klinikte BTZ dirençli hastalarda oluşan direncin üstesinden gelerek ölüm riskinde önemli bir azalma sağlamaktadır. Ancak, relaps/refrakter hastaların tedavi rejimlerinde kullanılan CFZ'e karşı gelişen direncin üstesinden gelebilmek için MM'da maligniteyi yönlendiren moleküler mekanizmaların daha iyi anlaşılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Kanser/Testis Antijenleri (CTA'lar), fizyolojik koşullar altında ekspresyonu testis ile sınırlı olan ancak birçok kanser çeşitlerinde ekspresyonu artan bir protein grubu olmalarından dolayı immünoterapi için çekici hedeflerdir. MM hücre hatları ve MM hastalarından elde edilen primer hücrelerde farklı CTA'ların farklı seviyede eksprese edildikleri tespit edilmiştir. Bu çalışmada, ilk defa iki farklı CFZ dirençli MM hücre hattında CTA ailesi üyelerinden MAGE-C1, MAGE-C2, MAGE-A3, COX6B2, KIAA0100, LDH-C4, ve SPATA19'un mRNA ifade seviyeleri kantitatif PCR (qPCR) yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. qPCR sonuçları, ilgili genlerin mRNA ekspresyon seviyelerinin CFZ hassas RPMI 8226 ve U266 hücrelerine kıyasla CFZ dirençli hücrelerde istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığını göstermektedir.
Tip-I ve tip-II diyabet oluşturulmuş sıçanlarda hiperglisemi üzerine altın çilek ve acı bakla ekstraktlarının etkileri
Bu çalışmada, streptozotozin ile diyabet oluşturulmuş sıçanlarda altın çilek ve acı baklanın kas, karaciğer, böbrek ve beyin dokularında lipit peroksidasyonu ve antioksidan sisteme ait bazı parametreler üzerine etkisi araştırılmıştır. Enjeksiyonla streptozotozin verilerek tip-1 ve tip-2 diyabet oluşturulmuştur. Çalışmada albino ırkı sıçanlar her grupta 10 adet olmak üzere altı gruba ayrılmıştır: Diyabetik olmayan kontrol, STZ-Diyabet tip-1, STZ-Diyabet+Altın çilek tip-1, STZ-Diyabet+Acı bakla tip-1 ve STZ-Diyabet tip-2, STZ-Diyabet+Altın çilek tip-2, STZ-Diyabet+Acı bakla tip-2. Enjeksiyondan bir hafta sonra sıçanlara 2 ay süreyle altın çilek ve acı bakla enjeksiyonla verilmiş ve doku homojenatlarında lipit peroksidasyonun bir göstergesi olan malondialdehit ve glutatyon ile kolesterol ve yağ asidi değerleri ölçülmüştür. Çalışma başlangıcında ve sonunda glukoz değerleri ve sıçanların ağırlıkları belirlenmiştir. Tip-1 ve tip-2 diyabet gruplarında, malondialdehitin kontrol gruplarına göre, belirgin bir yükseliş gösterdiği, diğer dokularda ise azaldığı, streptozotozin ile diyabet oluşturulan grupların tümünde, glutatyon değerinin düşük olduğu belirlenmiştir. Tip-1 diyabette, eritrositler, kas, karaciğer ve böbrek, tip-2 diyabette, eritrositler, kas ve karaciğer dokularında diyabet gruplarında kolesterol değerinin yüksek olduğu görülmüştür. Benzer dozlarda uygulanan altın çilek ve acı baklanın, kan glukoz düzeylerini azalttığı ve antioksidan sistemi desteklediği tespit edilmiştir. Kan örneklerinde ise, altın çilek ve acı bakla, malondialdehit ve kolesterol değerlerini azaltmış, glutatyon değerlerini arttırmıştır. Tip-1 diyabette, diyabet gruplarında, kas ve böbrek dokularında palmitik, palmitoleik, oleik, linoleik asit değerlerinin azaldığı, stearik, araşidonik ve dokosaheksaenoik asit değerlerinin yükseldiği, tip-2 diyabette ise, diyabet gruplarında, kas dokusunda stearik ve linoleik asit değerlerinin yüksek, palmitik, palmitoleik, oleik, araşidonik ve dokosaheksaenoik asit değerlerinin düşük olduğu bulunmuştur.
Endojen kannabinoidlerin iskemi/reperfüzyon ile uyarılan aritmiler üzerine etkisi
Endokannabinoid sistem iştah, ağrı duyumu, duygu durum ve bellek gibi etkinliklerde nöronal sinaptik iletişimi etkileyen nöromodülatör ve reseptör sistemidir. Kannabinoidler, çeşitli kimyasal yapılarda bulunan farmakolojik olarak aktif moleküllerdir. Endokannabinoidler, bitkisel kannabinoidler ve sentetik kannabinoidler olarak üçe ayrılırlar. Endokannabinoidler etkilerini hücrelerdeki kannabinoid reseptörlerini modüle ederek gösterirler. Kannabinoidlerin miyokardiyal hücrelerde, kannabinoid 1 (KB1) ve kannabinoid 2 (KB2) olmak üzere iki ayrı reseptörü tespit edilmiştir. Bu çalışmada endojen kannabinoidlerin iskemi reperfüzyon (I/R) ile uyarılan aritmiler üzerine etkisi araştırılmıştır. Projede 59 adet Wistar Albino türü sıçan kullanılmıştır. Bu çalışma 3 grupta planlanmıştır. Grup I (n=13) Kontrol; DMSO (1ml/kg/i.v), Grup II (n=17) AM251 (1mg/kg/i.v) ve Grup III (n=17) AM630 (1mg/kg/i.v) ligasyondan 10 dakika önce verilmiştir. Anestezi altındaki sıçanlarda sol koroner arter bağlanarak 6 dakika iskemi, tıkanan damar gevşetilerek 10 dakika reperfüzyon yapılmıştır. KB1 antagonisti AM251 reperfüzyon periyodunda ölüm oranını, ventriküler taşikardi (VT) ve ventriküler fibrilasyon (VF)'nun görülme sıklığını, VF süresi ile toplam aritmi süresi ve aritmi skorunu kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artırmıştır. AM251 ortalama arteriyel kan basıncını ligasyondan önce anlamlı olarak artırmıştır. KB2 antagonisti AM630 ölüm oranında, reperfüzyon aritmilerinin süre ve sıklığında anlamlı bir değişime neden olmamıştır. Bu sonuçlar iskemi reperfüzyonda meydana gelen endojen kannabinoidlerin KB1 reseptör aktivasyonu ile ventriküler aritmilerin oluşumunu azaltıcı bir etkiye sahip olabileceğini göstermektedir.
Disülfiram ile muamele edilen multipl miyelom hücrelerinde ferroptozis hücre ölüm yolağının araştırılması
Multipl miyelom (MM), kemik iliğinde anormal plazma hücrelerinin çoğalması sonu-cu oluşan dünyada en yaygın ikinci kan kanseri tipidir. MM tedavisinde son terapötik ge-lişmeler MM hastalarının sağ-kalım sürelerinin artmasında oldukça etkili olmasına rağmen çoğu hastanın kaçınılmaz bir şekilde relaps ve mevcut tedavilere dirençli hale gelmesinden dolayı MM, hâlâ öldürücü maligniteler arasında yer almaktadır. Bu nedenle, MM'da malig-niteyi yönlendiren farklı moleküler yolları hedefleyen yeni ajanların geliştirilmesine gerek duyulmaktadır. Disülfiram (DSF), ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) onaylı alkolizm tedavisinde yıl-lardır kullanılmakta ve çeşitli kanser türlerinde antikanser etkiler sergilediği bilinmektedir. Yakın zamanda, DSF'ın özellikle kanser hücrelerinde ferroptozisi uyararak kanser gelişimini ve metastazını baskıladığı gösterilmiştir. Ferroptozis, demire bağımlı artan lipid peroksidasyonu ile karakterize apoptotik ol-mayan düzenli bir hücre ölümü şeklidir. DSF'ın MM hücrelerinde ferroptozis üzerine olan etkisi bilinmediğinden, bu tez çalışmasında DSF'ın MM'da ferroptozis hücre ölümü üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. MM hücre hatlarında (NCI H929, U266 ve RPMI 8226) DSF'ın antikanser etkinliği MTT yöntemi ile teyit edilmiştir. Sonrasında lipid peroksidasyon belirteci olarak kullanılan malondialdehit (MDA) miktarının tayini MDA analizi ile tespit edilmiştir. Sitozolik ROS belirteci olan H2DFCDA ve mitokondriyal membran yoğunluğunun göstergesi olan JC-1 boyalarının akış sitometrisinde değerlendirilmesi ve son olarak ferroptotik biyo-belirteçlerin mRNA ekspresyon seviyelerinin kantitatif eş-zamanlı PCR analizi ile ferroptozis araştırıl-mıştır. Elde edilen sonuçlar, her üç MM hücre hattında DSF'ın lipit peroksidasyonunu, si-tozolik ROS'u ve mitokondriyal membran yoğunluğunu önemli miktarda arttırdığını, fer-roptotik biyo-belirteçlerden GPX4, transferrin SAT1 ve SLC7A11 mRNA ekspresyon se-viyelerini ise azalttığını gösterdi. Sonuç olarak, elde ettiğimiz veriler DSF'ın MM hücrele-rinde ferroptozisi uyardığını göstermektedir.
Sideritis vulcanica Hub. Mor. (Lamıaceae) türünün (Endemik) taksonomik yönden incelenmesi
Bu çalışmada, Elazığ yöresinde doğal olarak yetişen, Sideritis L. cinsinin Empedoclia (Rafin) Bentham seksiyonuna ait, endemik Sideritis vulcanica Hub.-Mor. (Lamiaceae) türü taksonomik amaçlı olarak incelenmiştir. Bu tür, morfolojik, morfometrik, anatomik, karyolojik, palinolojik ve uçucu yağ özellikleri yönünden araştırılmıştır. Morfolojik çalışmalar çerçevesinde türe ait bitki örneklerinin kök, yaprak, brakte, çiçek ve nutlet yapıları incelenmiştir. Morfolojik karakterler Türkiye Flora'sıyla karşılaştırılmış ve yeni morfolojik karakterler tespit edilmiştir. Yapılan anatomik çalışmalarda türün kök, gövde, gövde yaprağı ve taban yaprağı anatomileri aydınlatılmıştır. Karyolojik çalışmalarda, türün kromozom sayımı ve karyotip analizleri yapılarak, idiogramları çizilmiştir. S. vulcanica'nın kromozom sayısı 2n=32 (X=16) olarak bulunmuştur. Kromozomların, median (m) ve submedian (sm) sentromerli oldukları tespit edilmiştir. Yapılan palinolojik çalışmalarda S. vulcanica'nın polen şeklinin oblate-spheroidal, apertür tipinin trizonocolpate, ornamentasyonunun reticulate olduğu tespit edilmiştir. Kimyasal çalışmalarda S. vulcanica'nın toprak üstü kısımlarından su distilasyonu ile elde edilen uçucu yağlar GC ve GC/MS sistemiyle analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, uçucu yağ verimi 0.1-0.2 ml olarak belirlenmiştir. Toplam olarak 38 bileşen tanımlanmıştır. Bu bileşenlerin toplam yağın %98.9'unu oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu analizde ana bileşenler olarak Thymol (%67), p- cymene (%10) ve ?- terpinene (%5.5) tanımlanmıştır. Sonuç olarak, yeni bulguların ışığı altında bazı yeni karakterler tespit edilerek türün sistematiğine katkı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sideritis, Sideritis vulcanica, Lamiaceae, Morfoloji, Anatomi, Palinoloji, Uçucu yağ, Karyoloji, Kromozom sayısı, Sitotaksonomi, Karyotip, Dağ çayı
Bazı Scutellarıa L. (Lamıaceae) türlerinin morfolojik, anatomik, palinolojik ve kimyasal yönden (uçucu yağ) araştırılması
Bu çalışmada, Elazığ ve çevresinde doğal olarak yetişen Scutellaria orientalis L., S. bicolor Hochst; J.A. Lorent ve S. sintenisii Hausskn. Ex Bornm. türlerinin farklı lokalitelerden toplanan örneklerinin morfolojik, anatomik ve palinolojik özellikleri incelenmiştir. Ayrıca toprak üstü kısımlarının uçucu yağlarının kimyasal bileşimleri analiz edilmiş ve kemotaksonomik yönden değerlendirilmiştir. Taksonların morfolojik ve anatomik karakterleri ışık mikroskobu yardımıyla, polen özellikleri ise hem ışık mikroskobu hem de taramalı elektron mikroskobu (SEM) yardımıyla belirlenmiştir. Türlerin polenleri izopolar olup her üç türün de polen tipi trikolpat, mezokolpium ornemantasyonu biretikülat ve apokolpium ornemantasyonu perforat olarak tespit edilmiştir. Bitkilerden su distilasyonu ile elde edilen uçucu yağlar GC ve GC-MS sistemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda uçucu yağ veriminin 100 gr. kuru örnekte 0.1-0.3 ml. arasında olduğu saptanmıştır. Uçucu yağların kalitatif ve kantitatif kompozisyonu %97.7 ile %98.3 oranında tanımlanmıştır. İncelenen Scutellaria taksonlarında ana bileşenler; germakren D, bisiklogermakren, spatulenol, ?-kadinol, ß-karyofilen, ?-humulen, karyofilen oksit, karvakrol, ?-kadinen, p-simen, timol ve linalool-L olarak tespit edilmiştir. Türlere ait morfolojik, anatomik ve palinolojik özellikler cins içi taksonomik ilişkiler bakımından değerlendirilmiş ve tartışılmıştır.
Multipl miyelom hücrelerinde CLpP inhibisyonunun integrin sinyalizasyonu üzerindeki etkisinin araştırılması
Multipl miyelom (MM), kemik iliğinde monoklonal antikor üreten plazma hücrelerinin aşırı proliferasyonu sonucu oluşan kan kanseridir. Mevcut tüm tedaviler küratif potansiyele sahip olmadığından ve hastaların çoğunluğunda nüks oluştuğundan MM tedavi edilemez bir malignite olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, MM biyolojisinin altında yatan moleküler mekanizmaların iyi anlaşılmasına gerek vardır. MM hücreleri çoğalabilmek ve monoklonal antikor üretebilmek için mitokondriyal fonksiyonlarının sürdürülmesine ihtiyaç duymaktadır. Ancak, mitokondrilerin hipoksi, reaktif oksijen türleri (ROS) ve artmış protein homeostazına maruz kalması ile oluşan stres sonucunda fonksiyonları bozulabilir. Mitokondriyal homeostazın korunmasında rol oynayan mekanizmalardan biri olan mitokondriyal katlanmamış protein yanıtı (UPRmt)'nda görevli kazeinolitik proteaz proteolitik alt birim (CLpP) mitoproteazı, oksitlenmiş proteinleri elimine ederek ve yanlış dizilmiş veya katlanmamış polipeptitleri parçalayarak mitokondride kalite kontrol gözetimini sağlar. Ayrıca, MM hücre adezyonunu, göçünü, homingini, invazyonunu ve kemo-direncin düzenlenmesinde VLA-4 (α4 β1), VLA-5 (α5β1) ve integrin β7 integrinlerinin rol oynadıkları gösterilmiştir. Ancak, MM hücrelerinde CLpP'nin VLA-4 ve VLA-5 integrinleri üzerine olan etkisi bilinmediğinden, bu tez çalışmasında CLpP'nin VLA-4 ve VLA-5 integrinleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmamızda insan MM hücre hatları NCI H929 ve RPMI 8226'da CLpP'nin inhibisyonu shRNA lentivirüs yöntemi ile gerçekleştirilmiş ve bu inhibisyonun integrin ailesinden VLA4 ve VLA-5'in mRNA ifadeleri üzerindeki etkisi kantitaif eş-zamanlı PCR (qPCR) ile belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, MM hücrelerinde kontrol hücrelere kıyasla CLpP inhibisyonunun sağlandığı hücrelerde VLA4, VLA-5 integrin β7'nin mRNA ekspresyonundaki önemli azalışlara yol açtığını göstermiştir. Sonuç olarak, CLpP'nin MM hücrelerinde VLA4 ve VLA-5 ifadelerini uyardığı anlaşılmaktadır.
Kimyasal olarak sentezlenen bazı benzofuran sübstitüe α-β doymamış keton türevlerinin biyolojik etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, yeni sentezlenmiş ve daha önce herhangi bir biyolojik aktivite testine tabi tutulmamış, bazı benzofuran sübstitüe α-β doymamış keton türevi bileşiklerinin, Saccharomyces cerevisiae bulunan anaerobik kültür ortamında ve in vitro da antioksidan etkileri araştırıldı. Çalışmada lipit peroksidasyon (LPO), yağ asidi düzeyi, lipofilik vitamin değerleri, protein ve glutatyon miktarları ve MDA düzeyleri ölçüldü. Bu amaçla kontrol, fenton reaktifi (FR) ve organik maddeleri içeren gruplar kullanıldı. Bulgularımıza göre organik maddelerin DPPH serbest radikal temizleme etkisi karşılaştırıldığında; D5 ve D6 kodlu maddelerin diğer maddelere göre oldukça belirgin oranda radikal temizleme etkisinin olduğu belirlendi. Artan konsantrasyonlara bağlı olarak bu grupların etkinliği karşılaştırıldığında ise; D5, D6 ve D8 kodlu maddelerin DPPH serbest radikal temizleme etkisinin belirgin düzeyde arttığı saptanmıştır (p<0.001). Madde gruplarının in vitro ortamda LPO üzerine etkileri kontrole göre karşılaştırıldığında; D5ve D8 kodlu maddelerin MDA miktarını önemli ölçüde azalttığı saptandı (p<0,001). D1, D2, D5, D7, D9, D8, D10, D11 kodlu maddelerin kontrole kıyasla; ergosterol miktarında belirgin düzeyde artışa neden olduğu (p<0,001), dolayısıyla mayadan ergosterol sentezini arttırmak için yapılan çalışmalara yardımcı olabileceği ve böylece biyoteknolojik alanda da önemli olduğu gösterilmiştir.
Deneysel diyabetik ratlarda Taurinin böbrek dokusunda Papr?, Irs-1, Hsp-27, Hsp-72 düzeyleri üzerine etkisi
Kronik böbrek hastalığının en yaygın sebebi olan diyabet, fonksiyonel ve yapısal olarak ciddi komplikasyonlara yol açar. Diyabetin tedavisinde insülin takviyesinin yanı sıra oksidatif stresin olumsuz etkilerini de gidermek gerekir. Bu çalışmanın amacı da, kuvvetli bir antioksidan olan taurinin streptozotosin ile diyabet oluşturulan sıçanların (ratların) böbrek dokusunda PPAR?, IRS-1, HSP-27, HSP-72 proteinlerinin düzeyleri üzerine etkilerini araştırmaktır. Standart deneysel hayvan çalışmaları etik kurallarına uygun olarak yürütülen çalışma, 8 haftada 4 gruba ayrılmış 40 adet erkek Wistar albino ırkı sıçanlar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubuna serum fizyolojik, taurin grubuna %2 içme suyuna taurin ekleyerek, STZ grubuna 60 mgkg i.p. (tek doz) ve STZ+Taurin grubuna ise Taurin ve STZ uygulanarak oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucunda, PPAR? (p<0.01), IRS-1 (p<0.001), HSP-27 (p<0.01) ve HSP-72 (p<0.001) düzeylerine bakıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Taurin uygulanmış gruplarda PPAR? (p>0.05), IRS-1 (p>0.05), HSP-27 (p>0.05) ve HSP-72 (p>0.05) düzeylerinde kontrol grubuna göre anlamlı bir değişim gözlenmezken, STZ uygulanmış gruplarda PPAR? (p<0.01), IRS-1(p<0.001) ve HSP-72 (p<0.001) düzeylerinde anlamlı bir düşüş gerçekleştiği görülmektedir. Ancak, HSP-27 (p<0.01) düzeyinde STZ uygulanmış grupta belirgin bir artış gözlenmiştir. STZ + Taurin uygulanmış gruplarda ise, PPAR? (p<0.05), IRS-1 (p<0.001) ve HSP-72 (p<0.05) düzeylerinde STZ uygulanmış gruplara göre artış olduğu tespit edilirken, HSP-27 (p<0.05) düzeyinde düşüş olduğu belirlenmiştir. Kontrol ve taurin grubundaki sıçanlardan alınan böbreklerde herhangi bir patoloji gözlenmemiştir. Ancak, STZ verilen grupta histopatolojik değişiklikler gözlenmiştir. Taurin + STZ grubunda ise STZ?nin indüklediği histopatolojik değişikliklerin şiddetinin azaldığı görülmüştür. Bu sonuçlara göre, STZ ile diyabetik nefropati oluşturulan sıçanlarda taurin uygulanmasının nefropatiyi yavaşlatıcı ve iyileştirici etkisinin olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, STZ, Taurin, PPAR?, IRS-1, HSP-27, HSP-72.
Physalıs peruvıana L. (altın çilek) meyvesi ile Lınum usıtatıssımum L. (keten) tohumu ekstraktlarının endüstriyel ve toksik özellikli bazı kimyasallara karşı koruyucu etkileri
Bu çalışmada, toluen (T), karbontetraklorür (CCl4), methanol (M) ile oksidatif stres oluşturulmuş Sprague Dawley ırkı erkek sıçanların, karaciğer, böbrek, beyin, kas dokuları ile eritrositlerde lipit peroksidasyon (LPO), indirgenmiş glutatyon (GSH), yağ asidi ve lipofilik vitaminler üzerine altın çilek (AÇ) ve keten tohumu (KT) ekstraktlarının etkisi araştırıldı. Çalışmada sıçanlar kontrol, Toluen, Toluen+AÇ, Toluen+KT, CCl4, CCl4,+AÇ, CCl4,+KT, Methanol, Methanol+AÇ, Methanol+KT olmak üzere 10 gruba ayrıldı. Toluen, CCl4 ve methanol intraperitoneal enjeksiyonla verildi. Enjeksiyondan iki hafta sonra sıçanlara, 2 ay süreyle metanol ve hekzanizopropanol karışımıyla hazırlanan AÇ ve KT ekstraktları intraperitoneal enjeksiyonla verildi. Ayrıca bu süre içerisinde AÇ ve KT toz haline getirilerek sıçanların içme sularına 2g/L düzeyinde ilave edilerek almaları sağlandı. Çalışmanın başlangıcından sonuna kadar sıçanların ağırlıkları haftalık olarak tartıldı. Deney sonunda sıçanlar etik kurallar doğrultusunda dekapite edilerek dokuları alındı ve analize kadar -70 ?C'de korundu. Doku örnekleri homojenize edilerek MDA, GSH, lipofilik vitaminler ile kolesterol ve yağ asidi düzeyleri ölçüldü. Toksik madde uygulanan grupların tümünde LPO düzeyinin kontrol gruplarına göre belirgin bir yükselme gösterdiği, diğer gruplarda ise azaldığı ve GSH seviyesinin azaldığı belirlendi. AÇ ve KT verilen gruplarda LPO düzeyinde azalma, GSH düzeyinde ise yükselme tespit edildi. Toluen ve CCl4 uygulanan sıçanların karaciğer ve beyin dokusundaki palmitik, stearik ve araşidonik asit miktarının kontrol grubuna göre önemli düzeyde azaldığı belirlendi. Karaciğer, böbrek ve beyin dokusunda AÇ ve KT ekstraktı uygulanan gruplardaki palmitik, stearik, oleik, dokosaheksaenoik ve araşidonik asit miktarının kontrol grubuna göre yüksek olduğu saptandı. Toksik madde verilen grupların karaciğer ve beyin dokularında vitamin ve sterol değerlerinde önemli azalmalar saptandı. AÇ ve KT uygulanan grupların dokularındaki vitamin değerleri, toksik madde uygulanan gruplara göre kontrol grubu değerlerine yakın olduğu gözlendi. AÇ ve KT'nin karaciğer, beyin ve böbrek dokularında kolesterol düzeyini azalttığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Malondialdehit, Altın çilek, Keten tohumu, Toluen, Karbontetraklorür, Methanol, İndirgenmiş glutatyon, Yağ asidi, Kolesterol, Lipofilik vitaminler.
Ardahan yöresinde üretilen bazı bal çeşitlerinin biyokimyasal analizi ve Saccarharomyces cerevisiae kültüründe besinsel değerinin ölçülmesi
Bu çalışmada, Türkiye'nin Ardahan yöresinden hasat edilen farklı orijinlere ait bazı bal örneklerinin biyokimyasal analizleri yapıldı. Çalışmada, Ardahan yöresinin Yol Ağzı, Demir Döven, Türk Gözü, Dal Gözü, Kale Önü ve Kol köyleri ile Posof ilçesinden toplanan yedi farklı bal örneği kullanıldı. Bal örneklerinin flavonoid, hidroksimetil furfural (HMF), şeker, total fenolik düzeyleri, antioksidan aktiviteleri ölçülerek, ayrıca in vitro ortamda maya hücresinin gelişimi üzerine etkisi incelendi, HPLC cihazı ile yapılan analiz sonuçlarına gore, 5 ve 7. grup balların flavonoid, şeker ve total fenolik düzeyleri doğal balların özelliklerine benzerlik gösterdi. Ayrıca bu bal örneklerinin HMF değerleri diğer bal örneklerinden düşük bulundu. Bulgularımızda, tüm bal örneklerinin DPPH radikali üzerinde temizleme özelliğine sahip olduğu saptandı. Bal örnekleri üzerinde değişik biyokimyasal analizler yapıldıktan sonra, Saccarharomyces cerevisiae'nin kültür ortamına glukoz yerine bal ilave edilerek, maya hücresinin yağ asidi, ADEK vitamin ile fitosteroler, total protein, GSH ve MDA düzeyleri üzerinde etkileri incelendi. S.cerevisiae'nin kültür ortamında yapılan deney sonucuna göre, total protein, GSH, ADEK vitamin ile fitosterol miktarının kontrole göre arttığı belirlendi. Sonuçlarımıza göre, günlük yaşamda sıkça tükettiğimiz balların in vitro şartlarda S.cerevisiae'in kültür ortamında biyokimyasal parametreler üzerinde farklı etkilere sahip olduğu belirlendi. Ayrıca, 2 bal örneği hariç diğerlerinin maltoz miktarı yüksek bulundu. Maltoz içeriğinin yüksek olması bal örneklerinin doğal koşullarda üretilmediğinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Çünkü maltoz bitki öz sularında doğal olarak bulunmaz. Nişastanın hidrolizi sonucu oluşur. Anahtar Kelimeler: Ardahan balları, Antioksidan aktivite, HMF, Saccharomyces cerevisiae, Total protein, Redükte glutathione
Hypericum perforatum L. (Sarı Kantaron) (Hyperıcaceae) bitkisinin morfolojik, kimyasal (uçucu yağ ve flavonoid) varyasyonlarının araştırılması
Bu çalışmada, Elazığ ve çevresinde doğal olarak yetişen Hypericum perforatum L.'ye (Sarı Kantaron) ait bitki örnekleri 7 farklı lokaliteden çiçeklenme döneminde toplandı. Toplanan örnekler morfolojik ve kimyasal (flavonoid ve uçucu yağ) içerikleri bakımından değerlendirildi. Çiçekli Hypericum perforatum örneklerinden su distilasyonu ile elde edilen uçucu yağlar GC ve GC-MS yöntemiyle analiz edildi. Analiz sonucunda örneklerdeki uçucu yağ verimi kuru örnekte 0.2 – 1.0 ml. (100 gr.) arasında, tanımlanan 21 - 74 tane bileşenin toplam yağın % 90.1 - % 97.2' sini oluşturduğu tespit edildi. Bununla birlikte bitkinin çiçeğinden ve yapraklarından alınan 1'er gr. kuru örnek ekstrakte edilerek HPLC yöntemi ile flavonoid içeriği belirlendi. Örneklerde uçucu yağlardan en yüksek orandaki bileşenin % 60 ile α-pinen olduğu belirlendi. Bununla beraber önemli olan diğer majör uçucu yağ bileşenleri ise; Ödesma-4 [14],11-dien (% 1.8 – 20.0), α-selinen (% 1.5 – 13.0), α-amorfen ( % 4.5 – 10.0), Thujopsene (% 1.5 – 10.0), Karyofillen (% 1.5 – 9.0), Germakren D (% 1.5 – 8.5), δ-himakalen (% 0.0 – 8.0), Karyofillen oksit (% 1.5 – 7.5), 1- deken (% 3.5 – 4.6), β selinen (% 1.0 – 4.0), Spatulenol (% 0.9 – 4.0) ve Oktan 2-metil (% 0.6 – 4.0) saptanmıştır. Sarı kantaron örneklerinde flavonoidlerden en yüksek miktardaki bileşenin çiçek ve yaprakta rutin olduğu tespit edildi. Çiçekteki rutin miktarı 5,2955 – 10,159 µg /gr arasında ve yaprakta ise 2,935 – 10,558 µg /gr olarak tespit edildi. Çiçekteki ve yaprakta tespit edilen flavonoid bileşenleri ise mirsetin, morin, kuersetin ve kamferoldür. Çiçekteki mirsetin değeri 0.0035 – 0.02 µg /gr, morin değeri 0.007 – 0.062 µg /gr, kuersetin değeri 0.033 – 0.0915 µg /gr, kamferolün değeri 0.6175 – 2.1045 µg /gr olarak belirlendi. Yapraktaki mirsetin değeri 0.013 – 0.0705 µg /gr, morin değeri 7 – 881 µg /gr, kuersetin değeri 0.0055 – 0.052 µg /gr, kamferolün değeri 0.0205 – 1.7165 µg /gr olarak belirlendi. İncelenen morfolojik özellikler bakımından fazla farklılık olmadığı kimyasal karakterler bakımından ise varyasyonun olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hypericaceae, Hypericum perforatum L., Flavonoid, Uçucu yağ, Morfoloji, Varyasyon.
Göksu nehri ve Lamas çayı havzalarının su kenesi (Hydrachnidia: acari)faunası
Bu çalışmada, Göksü Nehri ve Lamas Çayı Havzalarının Su Keneleri (Hydrachnidia: Acari) Faunası değerlendirilmiş, toplam 13 familyaya ait 61 tür tespit edilmiştir. Bunlardan; Protzia iranica, Pešić & Smit 2021, Protzia tiesnanensis Pešić & Smit 2021, Protzia uralensis Tuzovsky, 2021, Lebertia (s.str.) harrenarum Laska, 1953, Limnesia connata Koenike, 1895 Türkiye faunası için yeni kayıttır. Monatractides yildirimi n. sp., Atractides (s.str.) andreji n. sp., Neumania arvenae n. sp., Mideopsis (s.str.) boyacii n. sp., Arrenurus (s.str.) ermani n.sp., Arrenurus (Megaluracarus) pesici n. sp., Arrenurus (Micruracarus) gereckei n. sp. bilim dünyası için yeni olarak tanımlanmıştır. Teşhis edilen tüm türlerin morfolojik özellikleri, tanımları, çeşitli vücut kısımlarının ölçümleri ve çizimleri yapılmıştır. Ayrıca familyaların ve cinslerin güncel tanımları verilmiş, familya, altfamilya, cins, altcins ve tür teşhis anahtarları düzenlenmiştir. Ek olarak, yaşam ortamları ile dünyadaki yayılışları da verilmiştir.
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) İstiklal Yerleşkesinin tohumlu bitki çeşitliliği
Bu araştırma Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) İstiklal Yerleşkesinin tohumlu bitki çeşitliliğini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma alanı Davis'in Grid sistemine göre C3 karesi içinde yer almaktadır. Araştırma alanından toplanan yaklaşık 354 bitki örneğinin değerlendirilmesi sonucu 45 familya, bu familyalara ait 138 cins ve bu cinslere ait 183 tür ve türaltı seviyede takson tespit edilmiştir. Araştırma alanında tespit edilen taksonların fitocoğrafik bölgelere göre dağılımları; İran-Turan Elementi %16,39 (30 takson), Akdeniz Elementi %20,77 (38 takson), Avrupa-Sibirya Elementi %2,19 (4 takson), Geniş yayılışlı veya fitocoğrafik bölgesi tanımlanmamış taksonların oranı ise %60,66 (111 takson) olarak belirlenmiştir.
Yüksek yağlı diyetle beslenen obez ratlarda kombu çayı uygulamasının endoplazmik retikulum stresi üzerine etkileri
Obezite dünyada ve ülkemizde giderek artan metabolik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Endoplazmik Retikulum (ER) stresi ve sensörlerinin obezite, insulin direnci ve Tip 2 Diyabet gibi birçok metabolik rahatsızlıkta artmış olması, ER-stresini azaltabilecek müdahalelerin bu hastalıkların tedavisinde terapötik değerinin olabileceğini gündeme getirmiştir. Çeşitli sağlık faktörleri üzerine etkileri bilinen kombu çayının, neden olduğu kilo kaybı, lipaz inhibisyonu ile bağlantılı olan hipolipidemik etki ve bunun sonucunda kalori alımının kısıtlanması gibi etkilerinin olması sebebiyle obezite üzerinde muhtemel faydalarının olabileceği düşünülmüştür. Bu nedenle çalışmamızda kombu çayının yüksek yağlı diyetle beslenen obez ratlarda ER stresi üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda 8-12 haftalık, 50 adet Wistar albino cinsi erkek rat kullanılmıştır. Ratlar kontrol grubu, kombu grubu, yüksek yağlı diyet (YYD) ile obezleştirilen grup ve YYD ile obezleştirildikten sonra kombu çayı uygulanan grup (YYD+kombu) olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. İlk 10 hafta yüksek yağlı diyetle obezleştirilen ratlardan oluşan gruplardan birine 5 hafta boyunca oral olarak 5ml/kg dozda kombu çayı uygulaması yapılmıştır. Çalışma sonunda ratların kan serumlarından total kolesterol, trigliserid, HDL, glukoz, ALT ve AST değerleri analiz edilmiştir. Kombu çayı uygulanan grupların ağırlık artışının, diğer gruplara göre daha az olduğu tespit edilmiştir. Ratların karaciğer dokularından ise western blot yöntemi ile p-IRE1, ATF6, eIF2a, p-eIF2a, Total JNK, p-JNK ve GRP78 proteinlerinin ekspresyon düzeylerine bakılmıştır. Sonuç olarak yüksek yağlı diyetle beslenen obez ratlara kombu çayı uygulaması ile p-IRE1, ATF6, p-JNK, Total JNK, p-JNK/Total JNK, Total eIF2a, p-eIF2a, p-eIF2a/Total eIF2a ve GRP78'in ekspresyon seviyelerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmasa da sayısal olarak azalma görülmüştür. Buradan yola çıkıldığında, çalışmamız sonucunda kombu çayının ER stresi üzerinde olumlu etkilerinin olduğu tespit edilmiştir.
Ağır metal dirençli bakterilerin ağır metal biyodegradasyonu ve bitki gelişimi üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında Burdur Gölü'nden izole edilen ve ağır metal dirençliliği tespit edilmiş yedi farklı bakteri suşu kullanılarak kurşun, çinko, bakır, kadmiyum, arsenik ve cıva giderimi ve bu metaller tarafından kontamine edilmiş topraklarda bitki gelişimi araştırılmıştır. Bu amaçla laboratuvar ortamında hazırlanmış ağır metal içeren besiyerlerinde bakteriler geliştirilmiş ve farklı zamanlarda alınan örneklerden ICP-OES cihazı ile ağır metal ölçümleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizlere besiyeri ortamlarında çinko için %35,9 (Pseudomonas sp. As30), kadmiyum için %72,5 (Delftia tsuruhatensis As23), arsenik için %85,1 (Delftia sp. As37), bakır için %31,1 (Delftia sp. As37), kurşun için %89,4 5 (Delftia tsuruhatensis As23) ve cıva için %96,1 (Delftia sp. As37) olarak en yüksek metal miktarı düşüşü gözlemlenmiştir. Bakterilerin bitki gelişimi üzerine etkisini görmek için ağır metal ile zenginleştirilmiş torfa arpa (Hordeum vulgare) ekilmiş ve yedi suşun aktif kültürleri eklenmiştir. Bitki denemeleri sonunda morfolojik, kromotografik ve moleküler teknikler kullanılarak ölçümler yapılmıştır. Yapılan ölçüm sonuçlarına göre bakteri kültürlerinin eklenmesinin bitki gelişiminde anlamlı artışa, alınan torf numunelerinde ağır metal kirliliğinde azalmaya neden olduğu belirlenmiştir. Torflardan yapılan ölçümlerde çinko için %60 (Pseudomonas sp. As30), kadmiyum için %93 (MİX), arsenik için %83 (MİX), bakır için %38 (MİX), kurşun için %68 (MİX) ve cıva için %43 (Ochrabactrum anthropi As7) olarak en yüksek metal miktarı düşüşü gözlemlenmiştir. Metal giderimi ve bitki gelişimi parametreleri beraber değerlendirildiği zaman, Delftia tsuruhatensis As 23 ve Delftia sp. As 37 suşlarının diğer suşlara göre istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturmuştur. Ağır metal gideriminde ve toprak kirliliği nedeni ile azalan tarım alanlarının geri kazanılmasında, verimin arttırılmasında kullanım potansiyeline sahiptir. Yapılan çalışma ile biyoteknolojik potansiyelleri ortaya çıkarılmış olan bakteri suşları dünya ve ülkemizde yaşanan ağır metal kirliliği ve bu duruma bağlı gelişen tarımsal verim problemleri için önemli bir çözüm önerisi getirecektir.
Karbon tetraklorür (CCl4) ile karaciğer hasarı oluşturulmuş ratlarda deve dikeni (Silybum marianum L.)'nin kaspaz-3, kaspaz-9, bax, BCL-2 proteinlerinin ekspresyonu ve DNA hasarı üzerine etkisi
Deve dikeni (DD), özellikle karaciğer üzerinde koruyucu etkileri olan güçlü bir antioksidan bitkidir. İçme suyu yoluyla alınan deve dikeninin, karbon tetraklorür (CCl4) ile karaciğer hasarına uğratılmış ratlar üzerindeki etkilerini araştırdığımız bu tez çalışmasında, 28 adet erkek Wistar albino rat kullanıldı. Gruplar 4'e bölündü ve her grupta 7'şer rat yer aldı. CCl4 ve CCl4+DD gruplarındaki ratlara dört hafta boyunca haftada iki kez intraperitoneal (karın zarı içine) olarak CCl4 (2 ml/kg canlı ağırlığı [CA]) enjekte edilmiştir. Ratların tümü standart diyetle beslendi. NK ve CCl4 gruplarına normal içme suyu; PK ve CCl4+DD gruplarına ise kaynatılmış % 10'luk deve dikeni ekstraktı ilave edilen içme suyu verildi. 4 hafta sonra ratlar dekapite edilerek karaciğer dokuları incelendi. Karaciğer dokusunda bax, bcl-2, kaspaz-3, kaspaz-9 protein ekspresyon düzeylerini Western blotlama tekniğiyle belirledik. Karaciğer dokusundaki DNA hasarını DNA agaroz jel elektroforezi ile tespit ettik. Karaciğer dokusunda meydana gelen lipit peroksidasyonunu MDA (malondialdehit) analizleriyle belirledik. Deve dikeni uygulaması, CCl4+DD grubunda, CCl4 grubuna göre bax, bcl-2, kaspaz-3, kaspaz-9 protein ekspresyonları bakımından anlamlı bir fark oluşturdu (p<0.05). Deve dikeni uygulamasıyla kaspaz-3 ve kaspaz-9 protein ekspresyon düzeyleri artış gösterirken, bax ve bcl-2 protein ekspresyon düzeyleri azalış gösterdi. TUNEL metodu incelemelerinde, CCl4+DD grubunda CCl4 grubuna göre apoptotik indeks oranının daha düşük olduğu gözlendi. Deve dikeni uygulaması, CCl4+DD grubunda, CCl4 grubuna göre DNA hasarı düzeyi bakımından azalış gösterdi. Bu sonuçlar, deve dikeninin Wistar albino ratlarda karaciğer hasar oranını azalttığını göstermektedir ve bu bulgular, deve dikeni uygulamasının insanlarda da karaciğer hasarını önleyici etkisini araştırmada yol gösterici olabilecektir.
Karbonhidrat sindirici enzimler üzerine bazı pinus türlerinden elde edilen ekstraktların inhibitör etkileri ve tip-2 diyabetin iyileştirilmesinde kullanılması
Bu çalışmada, streptozotocin (STZ) ile Tip-2 diyabet oluşturulan Sprague Dawley ratlarda hipergliseminin kontrolü için çam ağacının çıra kısımlarından elde edilen sulu ekstraklar kullanıldı. Çalışmada 50 adet 2,5 aylık erkek rat kullanıldı. Ratlar; kontrol, diyabet, diyabet+çam çırası olmak üzere gruplara ayrıldı. Çalışma başlangıcında bütün grupların ağırlıkları ve açlık kan şekeri (AKS) değerleri ölçüldü. Bütün grupların AKS değerleri 85-95 mg/dL düzeyinde olduğu belirlendi. Kontrol grubu dışındaki sıçanlara 45 mg/kg düzeyinde intraperitoneal olarak STZ verilerek Tip-2 diyabet oluşturuldu. Diyabet oluşumundan sonra sıçanların içme sularına ortalama 400 g/L çam çırası eklenerek içmeleri sağlandı. Deney süresince bütün gruplar ad libitum olarak beslendi. Çalışma süresince haftalık kan şekeri değerleri ölçüldü. Bütün ölçümlerde kontrol grubu kan şekeri değerinin 82-112 mg/dL arasında olduğu belirlendi. Diyabet grubunun kan şekeri değerleri 172-259 mg/dL arasında değiştiği gözlendi. Diyabet oluşturulmuş ve çam çırası suyu verilen gruplardaki kan şekeri değişiminin diyabet grubuna göre daha düşük olduğu saptandı. Haftalık olarak ölçülen kan şekeri değerlerinin, çam çıra ekstraktı verilen diyabet gruplarında ortalama % 65-85'inin kontrol grubu değerlerine yakın olduğu tespit edildi. İn vitro ortamda yapılan çalışmalarda, sığır, domuz pankreası, mantar ve bakterilerden elde edilen amilaz enzimlerinin aktivitesi üzerine çam ekstraktının inhibitör etki yapmadığı gözlendi. Ayrıca disakkaritleri hidroliz eden α-glukozidaz enzimi üzerine de çam çırasının inhibitör etkiye sahip olmadığı saptandı. Ratlar üzerinde yaptığımız çalışmada, diyabet gruplarında kan şekerinin azalması ve kontrol grubu değerlerine yakın olması, kan dolaşımındaki glukozun hücrelere alınmasını artırarak etkili olduğu sonucuna varıldı. Tip-2 diyabetli bireylerin diyetlerine dikkat etmeleri durumunda, çamdan elde edilen sulu ekstraktı kullandıkları zaman hipergliseminin önlenmesinde önemli bir doğal ürün olduğu söylenebilir. Ancak, kullanılmadan önce toksik etkisinin olup olmadığı ve içeriğindeki ağır metallerin bilinmesi gerekir. Anahtar kelimeler: Tip-2 diyabet, Sprague Dawley ratlar, Hiperglisemi, Nişasta, disakkaritler, Amilaz ve glukozidaz enzimleri.
Şahnahan deresi (Malatya) bentik alg florası ve mevsimsel değişimleri
Şahnahan Deresi bentik alg florası Mayıs 2012-Nisan 2013 tarihleri arasında, belirlenen 5 istasyonda ve farklı habitatlardan (epipelik, epilitik ve epifitik) aylık periyotlarda alınan örneklerde incelenmiştir. Diyatomeler (Bacillariophyta), bentik alg topluluklarının en önemli üyeleri olurken, bu topluluklar içerisinde yer alan Chlorophyta, Cyanophyta, Euglenophyta, Dynophyta ve Xantophyta daha az önemli olmuştur. Bentik diyatomelere ait 220 takson belirlenmiş olup, bunlardan Nitzschia palea, Cymbella minutum, Navicula angusta, Cocconeis placentula var. lineata, Gomphonema parvulum, Gomphonema olivaceum, Navicula cincta en dikkat çekicileri olmuştur. Diyatomeler bentik alg toplulukları içerisinde her mevsimde çoğalma eğiliminde olmuşlarsa da en iyi gelişimlerini ilkbahar ve sonbahar aylarında gerçekleştirmişlerdir. Diyatomelere bağlı olarak hazırlanan veriler OMNİDİA software programında hesaplanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Bentik Algler, Şahnahan Deresi, OMNİDİA software
Malus floribunda' siebold ex. van houtte (Süs Elması) 'nin fitokimyasal içeriği ve antimikrobiyal özelliklerinin belirlenmesi
Malus floribunda' siebold ex. Van Houtte (Süs Elması) 'nin Fitokimyasal İçeriği Ve Antimikrobiyal Özelliklerinin Belirlenmesi Bu çalışmada, Elazığ ilinde toplanan Malus floribunda' siebold ex. Van Houtte'nin ekstraktlarının fitokimyasal içeriği ve antimikrobiyal aktiviteleri araştırıldı. Çalışmada DPPH serbest radikal temizleme aktivitesi, flavonoid, resveratrol ve şeker içerikleri, lipit peroksidasyon (LPO), yağ asidi düzeyi, vitamin değerleri, protein, element miktarları belirlendi. Antimikrobial aktivite çalışmaları 13 bakteri, 3 maya ve 2 dermofit türü fungus üzerinde araştırıldı. Sonuçlara göre, in vitro ortamda FeCl grubunda LPO düzeylerinin kontrol grubuna göre yüksek miktarlarda arttığı, meyve ekstraktı ve FeCl2 içeren gruplarda ki LPO seviyelerinin belirli oranlarda azaldığı görüldü. Meyve ekstraktlarının LPO seviyesini düşürücü etkisinin içeriğindeki flavonoid gibi fitokimyasallardan ileri geldiği belirlendi. Meyve örneklerin de ergosterol, stigmasterol, β-sitosterol ve retinol saptandı. Örneklerde yüksek oranda E vitamini belirlendi. Meyvelerin farklı oranda şeker içerdiği tespit edildi. Ca örneklerde en çok bulunan element olarak tespit edildi. Meyve gruplarında protein miktarı en yüksek 1.68 mg/g olarak belirlendi. Meyve ekstraktları Bacillus megatarium'da en yüksek, Candida tropicalis'te en düşük antimikrobiyal etkiyi gösterdi. Anahtar Kelimeler: Malus, fitokimyasal içerik, antimikrobial aktivite.