
2,922
Archived Theses
9
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye imalat sanayinde KOBİ'lerde emeğin ortalama verimliliği alt sektörler kıyaslamaları ve trend analizleri
Sadece ekonomik hayatın değil, sosyal hayatın da vazgeçilmez unsurları olan KOBİ'lerin emek yoğun çalışmalarından dolayı istihdama katkıları, bölgesel farklılıkları ortadan kaldırmaları, sağladıkları verimlilik, vergi gelirlerine katkıları vb. birçok özelliklerine rağmen, kendi yapılarından ve dış etmenlerden dolayı bir çok sorunla karşı karşıya kaldıkları, ulusal ve uluslararası kaynaklardan yeterince yararlanamadıkları ve ekonomiye katkı açısından ortalamaların çok altında kaldıkları görülmektedir.Üretiminin büyük bir bölümünü imalat sektöründe gerçekleştirmekte olan ve emek yoğun üretim biçimini benimsemiş KOBİ'lerimizin üretimdeki payı, ülke ekonomisinin gelişmesi açısından büyük önem taşımaktadır.Tezimizin amacı; KOBİ'lerin mevcut durumu ve ekonomiye katkılarını ortaya koymak, özellikle imalat sanayindeki KOBİ'lerin ortalama emek verimliliklerinin analizini yaparak yansımalarını değerlendirmektir.Bu çerçevede; tezimizde KOBİ'lerimizin sahip olduğu önem, avantaj ve dezavantajları, yaşadıkları sorunlar incelenmiş, KOBİ'lerdeki istihdam ve çalışma koşulları ve bu koşulların iyileştirilmesine yönelik çalışmalar değerlendirilmiş, KOBİ'lerin toplam istihdam içindeki payı çeşitli kaynaklardan sağlanan istatistiklerle analiz edilmeye çalışılmıştır.Ayrıca, KOBİ'lere kamu ve kamu dışı sağlanan finansal ve diğer destekler, detaylı olarak anlatılmıştır. Çalışmada; Türkiye imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ'lere ilişkin veriler, sektörel ve ölçeksel bazda değerlendirilmiş, bu inceleme yapılırken resmi kurumların istatistiki verileri kullanılmış, kütüphaneler, ağ sayfaları ve çeşitli kuruluşların raporları detaylı olarak taranmıştır.Sonuç olarak bu çalışmada; KOBİ'lerin ekonomimize sağladığı katkılar genel hatlarıyla ele alınmış, imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ'lerin üretimdeki payı, imalat sanayi, hizmet sektörü ve Türkiye'de çeşitli işletme büyüklükleri için kişi başına yıllık ücret, emeğin ortalama verimliliği, ?emekçi-yıl? başına yaratılan sermaye geliri ve emeğin üretimdeki payı ortalama değerlerinin KOBİ'lerde aldığı değerlere oranı analiz edilmiş ve imalat sanayinde istihdamın her yıl bir önceki yıla göre önemli ölçüde artış göstermesine rağmen, KOBİ'lerde harcanan emeğin yeterince verimli olmadığı sonucuna varılmıştır.Anahtar Sözcükler1.KOBİ (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler)2.İmalat Sanayi3.Emek4.Verimlilik5.Katma Değer
1929 krizi ve 2008 küresel ekonomik krizlerinin karşılaştırmalı analizi
2007 yılında ABD konut kredisi piyasasında patlak veren paniğin, 2008 yılında derinleşerek küresel bir krize dönüşmesiyle başlayan 2008 Küresel Ekonomik Krizi, çıkış özellikleri nedeniyle birçok ekonomist tarafından, Büyük Bunalım'ın çıkış sürecine benzetilmiş ve 2008 Küresel Ekonomik Krizi'nin başlamasıyla birlikte ?yine 1930'lardaki gibi büyük bir bunalım yaşanır mı? sorusu gündeme getirilmiştir. Her iki de kriz çıkış süreci yönünden birbirine benzese de, krize karşı alınan önlemler bakımından ve her iki krizin ortaya çıkmış olduğu dönemlerin özellikleri itibarıyla önemli farklılıklar sözkonusudur.Her iki krizin sözkonusu benzerlikleri ve farklılıkları, yani Büyük Bunalım ve 2008 Küresel Ekonomik Krizi'nin karşılaştırmalı analizi, bu tez çalışmasının ana eksenini oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında, her iki krizin de ortaya çıkış süreçlerinin, gelişiminin, derinleşmesinin detaylı olarak incelenmesi ve benzerlikleri ve farklılıklarıyla her iki krizin karşılaştırmalı analizinin incelenmesi amaçlanmıştır.2008 Küresel Ekonomik Krizi'ndeki birçok makroekonomik veri, Büyük Bunalım'daki makroekonomik verilerle benzerlik göstermektedir. Bununla birlikte, her iki krizin de ABD kaynaklı olması ve ABD'de başladıktan sonra küresel bir kriz haline gelmesi, her iki krizden önce de; bankaların ve finansal kuruluşların tehlikeli finansal faaliyetler içerisine girmiş olmaları, yetersiz düzenleme ve denetleme sisteminin varlığı, ABD'de menkul kıymet arz faaliyetlerinin artmış olması ve bu nedenle de finans piyasalarında spekülatif bir balonun oluşmuş olması, başlıca önemli benzerliklerdir.Büyük Bunalım döneminin öncesinde, yatırımcıların borçlanarak hisse senedi piyasasında yatırım yapması şeklinde kendisini gösteren spekülatif faaliyetler, 2008 Küresel Ekonomik Krizi'nde konut kredilerine dayanarak çıkarılan türev ürünlerin, denetime tabi olmaksızın tüm sisteme yayılması şeklinde kendisini göstermiştir.Anahtar Sözcükler:1- Büyük Bunalım,2- 2008 Küresel Ekonomik Krizi,3- Konut Kredisi,4- Deflasyon,5- New Deal Politikaları.
Finansal sistem içerisinde ödeme sistemleri ve hizmetleri: Türkiye örneğinde gözetim ve Avrupa Birliği uyum süreci
Bu çalışmada amaç, sorunsuz çalışan ödeme ve mutabakat sistemlerinin özelde finansal istikrar açısından merkez bankaları genelde de ülke ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyabilmek ve bu konuda ülkemizde gözetim ve yasal altyapı konusunda yapılması gerekenler konusunda tavsiyelerde bulunmaktır.Ödeme sistemleri alanında gözetim rolü bulunan ve bu alana ilgisi son yıllarda giderek artan merkez bankalarının temel amaçlarından birisi, bu sistemlerin tasarım ve işleyişlerinde ortaya çıkabilecek risklerin azaltılmasını sağlayacak tedbirler almaktır. Finansal istikrarı sağlamayı temel hedeflerinden birisi kabul eden merkez bankalarının ödeme sistemlerinin gözeticisi olarak rolü, bu sistemlerden kaynaklanabilecek risklerin özellikle de sistemik riskin önlenmesidir.Ödeme ve mutabakat sistemleri alanında faaliyet gösteren CPSS veya IOSCO gibi kuruluşlar sistemlerinin tasarım ve işleyişinin daha etkin ve güvenilir olmasını sağlamak amacıyla temel ilkeler belirlemiş ve bu temel ilkelerin uygulanmasında da merkez bankalarının sorumluluklarını ortaya koymuştur. Söz konusu kuruluşlar aynı zamanda sistemlerin temel ilkelere uygunluğunun gözetimini yapacak merkez bankaları için gözetim alanında genel ilkeler ve yöntemler belirlemişlerdir.Ödeme ve mutabakat sistemlerinin gözetimi konusunda uluslararası uygulamalar incelendiğinde, merkez bankalarının bir çoğunun uluslararası standartlarla uyumlu ve belli bir yöntemle gözetim faaliyetini yürüttüğü tespit edilmiştir. Benzer şekilde, bazı ülkelerde söz konusu sistemlere ilişkin olarak merkez bankası kanunlarında yer alan genel hükümler dışında bu alanı düzenleyen özel kanunların yer aldığı görülmüştür. Bu özel kanunlar ödeme ve mutabakat sistemlerinin işleyişini ve gözetimini sağlam bir yasal altyapı ile desteklemektedir.Ülkemizde de söz konusu sistemlere ilişkin yürütülen gözetim faaliyeti yeterli görülmemektedir. Bu faaliyetin Merkez Bankasınca, uluslararası standartlara uygun olarak sistematik olarak ve ülkedeki tüm sistemleri kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir.Söz konusu gözetim faaliyetini desteklemek ve ödeme ve mutabakat sistemleri ile ödeme hizmetleri alanındaki yasal altyapıyı güçlendirmek için AB müktesebatını da dikkate alarak bu alana özel düzenlemeler yapılması, finansal istikrara katkı yapacak ve bu alandaki ihtiyacı da giderecektir.Anahtar Sözcükler1) Ödeme sistemleri2) Mutabakat3) Merkez bankaları4) Gözetim5) Finansal istikrar
Beşeri sermayenin unsurlarından eğitimin ekonomik kalkınma üzerindeki etkileri: 1980- 2008 dönemine ilişkin İran örneği
Beşeri sermaye, daha iyi eğitilmiş ve beceri kazandırılmış insan kaynağıdır. İyi eğitilmiş insan gücü ekonomik kalkınmanın önemli faktörüdür. Azgelişmiş ülkelerin çoğunda esas sorun, doğal kaynakları yönünden bir yoksulluk değil, insan unsurunun gelişmiş olmasıdır. Dolayısıyla bu unsurun en önemli sorunu insan kaynaklarının geliştirilmesidir. İran bilgi toplumu haline gelebilmesi için önünde ciddi sorunlar vardır. Bunların başında devletin yetersiz eğitim harcamaları, yükseköğretimden mezun olan kişilerin işsizlik sorunları kabul edilebilir. İran bilgi çağının stratejik kaynağı oluşturan bilgiyi üretecek insan gücü bakımından, gelişmiş toplumların gerisindedir.Bu çalışmada, beşeri sermayenin unsurlarından eğitimin ekonomi kalkınma üzerinde etkisi ortaya konulmasıyla birlikte bu açıdan İran gerçeği ele alınmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Ekonomik Kalkınma2.Beşeri Sermaye3.Eğitim4.İran Örneği
Dünyada ve Türkiye'de su sorunu ve çok uluslu şirketler
Bu tez, hayatın devamını sağlayan, temel ihtiyacımız olan suyun, artan talebi karşılayabilmesinin çözümü olarak, özelleştirme politikasının önerilmesini irdelemek amacıyla yazılmıştır. Su sorununun boyutları belirlenerek, konu ile ilgili uluslararası alanda yapılan tartışmalar ve alınan kararlar neticesinde şebeke suyu hizmetinin özel sektöre devredilmesi ve uygulamaları incelenmiştir. Artan talep karşısında temiz suya erişimin sağlanması ve/veya arttırılması için gerekli altyapı yatırım ihtiyacının büyüklüğü ile özellikle GOÜ'deki finansman zorluklarını gösteren uluslararası kuruluşlar, su sorunun vahimiyetini vurgulayarak, suyu serbest mal statüsünden çıkararak kıt mal olarak kabul ettiler. Ekonomik bir mal haline gelen suyun en iyi özel sektör tarafından yönetileceği fikri, ÇUŞ'ların da desteğiyle örgütler ve kuruluşlar tarafından ülkelere empoze edilmeye başlandı. Kredi kuruluşları ülkelere kredi verirken özelleştirmeyi şart koştu. Böylece şirketlerin önü açıldı ve desteklenen bu şirketler dünya devleri haline geldiler.Bahsedilen süreç ve özelleştirme uygulamalarının sonuçlarının araştırıldığı bu tezde, özelleştirmenin tek ve iyi bir yöntem olup olmadığı üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak tezde, özelleştirme uygulamalarının başarısızlıkları neticesinde, şebeke suyu hizmetinin tüketici kooperatifleri tarafından verilmesinin daha etkin ve etkili olacağı düşüncesine varılmıştır.Anahtar Sözcükler1.Su Sorunu2.Su Hakkı3.Uluslararası kuruluşlar4.Özelleştirmeler5.Çok Uluslu Şirketler
Uluslararası reel faiz oranı serisindeki kalıcılığın yapısal kırılma durumunda incelenmesi
Çalışma, reel faiz oranı serilerindeki yapısal kırılmaların dikkate alınması durumunda, reel faiz oranlarındaki kalıcılığın oldukça düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. İncelenen ülkelerin Tayland hariç hepsinde bir şokun reel faiz oranı üzerindeki yarı ömrünün ortalama olarak çeyrek yıl olduğu görülmektedir. Yapısal kırılmaların analize dahil edilmesinin reel faiz oranlarının kalıcılığı konusundaki bulguları değiştirdiği görülmekte olup, bu sonuçların teorik modeller üzerindeki etkilerinin incelenmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Yapısal Kırılma2.Reel Faiz Serisinin Kalıcılığı
Bankacılık sektöründe sermaye düzenlemelerinin makroekonomik etkileri: Türk bankacılık sektörü üzerinden bir inceleme
İktisat politika belirleyicilerinin temel hedefi düşük enflasyon oranı ile istikrarlı ve kabul edilebilir bir büyüme oranını yakalamaktır. Bu hedef doğrultusunda para politikası ekonomik politikalar içinde önemli bir yere sahiptir. Para politikasının en azından kısa vade ekonomik faaliyet üzerinde belirgin etkileri olduğu konusunda bir fikir birliği söz konusu olmakla birlikte etkilerin boyutları farklılık arz etmektedir. Nitekim birçok araştırmacı bu etkileşim kanalının detaylarını ve işleyiş mekanizmasını merak etmiş incelemiştir. Bu kapsamda en geniş haliyle parasal aktarım mekanizması çerçevesi oluşmuştur. Bu çerçevenin içinde ise farklı alt kanalların gözlemlerle veya kuramsal olarak kurulduğu görülmektedir. Bu farklı kanalların ayrıştırılmasına duyulan ihtiyaç ise esas olarak finansal piyasaların yapısı, gelişmişliği gibi farklılaşmalardan kaynaklanmaktadır. Nitekim bankacılık sektörünün finansal sistem ve ekonomi içindeki rolü, kredi kanalı olarak adlandırılan kanalın öne çıkmasına neden olmuştur. Kredi kanalının varlığı ise klasik politika araçlarının etkilerinin artmasına neden olmaktadır. Klasik kredi kanalında bankacılık sektörünün etkili bir biçimde ekonomik sistem içinde yer aldığı, ancak bankacılığın pasif yapısının sisteme tanıştırılmadığı görülmektedir. Bankacılık sektörünün pasifleri üzerinden ekonomiye olan etkileri, iktisat politikasından uzak bir biçimde kredi sıkışması ve banka sermaye düzenlemeleri yazınlarında irdelenmiştir. Bu çalışmada kredi sıkışması ve banka sermaye düzenlemeleri yazınındaki unsurlardan yararlanarak, kredi kanalının hem tek kalemli olarak ele alınan yükümlülüklerine sermaye kalemi eklenerek, kredi kanalının sermaye kanalı ile yeniden tesisi yapılmıştır. Buradan elde edilen çerçeve de Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 31 adet mevduat bankası için sınanmıştır. Elde edilen ekonometrik sonuçlar söz konusu sermaye kanalının istatistikî olarak anlamlı olmadığı sonucunu verirken, bu sonuçların, ekonomik konjonktürdeki değişimle ve küresel borçlanma olanaklarındaki farklılaşma ile değişeceği düşünülmektedir. Ayrıca Türk Bankacılık Sektörünün yasal alt sınırların üzerinde sermaye yeterliliğine sahip olduğu bu konjonktürün, banka sermaye düzenlemesine yönelik yeni küresel eğilimlere bağlı olarak değişecek olması, bu kanalın etkililiğini artırması beklenmektedir. Nitekim ekonometrik sonuçlarda ilgili değişkenin işareti hep beklenen yönde elde edilmiştir. Ayrıca diğer bir önemli sonuç, bankacılık sektörünün pasif yapısına ilişkin daha detaylı bilgilerle, modelin daha geliştirilebileceği ve bankacılık sektörü aktifinin de daha detaylandırılmasıyla sermaye düzenlemeleri kavramının küresel eğilimlere paralel bir biçimde makro sağlamlılık düzenlemeleri olarak genişletilmesine fayda görülmektedir. Bu sınamaların yapılması için uygun veri ve perspektifin gelişmesi gereklidir.
Enflasyon hedeflemesi ve Türkiye'de para politikası kuralı uygulaması
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de 2002-2005 yılları arasında örtük, 2006 yılından itibaren ise açık bir biçimde uygulanan enflasyon hedeflemesi stratejisinin temel özelliklerini ortaya koyarak, bu dönemde Merkez Bankası'nın geriye dönük reaksiyon fonksiyonunu tahmin etmektir. Taylor Kuralı'nın açık ekonomi modelinden yola çıkılarak aylık veriler üzerinden Genelleştirilmiş Momentler Metodu ile yapılan tahminde, reel mevduat faizlerinin enflasyonun hedeflenen değerlerinden sapmasına, ekonomideki çıktı açığına ve kurlardaki oynaklığa olan duyarlılığı incelenmiştir. Analiz sonucunda enflasyon hedeflerinden sapma, çıktı açığı ve döviz kurlarındaki oynaklığın faiz kararlarının belirlenmesinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Para kavramı üzerine karşılaştırmalı bir analiz: Marx, Keynes, Simmel
Bu çalışmada Marx, Keynes ve Simmel'ın teorik katkıları çerçevesinde paraya ilişkin kavramsal bir analiz geliştirilmiştir. Paraya ilişkin kavramsal analizin temel çıkış noktalarından birini, ?para nedir?? şeklindeki kavramsal soru oluşturmaktadır. Bu soru bu Tez'de nesnel bir varlık olarak para ile bir toplumsal ilişki olarak para arasındaki kategorik ayrım temelinde tartışılmıştır. Böylelikle para verili bir nesne olarak alınmak ya da görünüşteki işlevselliği içinde değerlendirilmek yerine, parayı ortaya çıkaran toplumsal ilişkiler analiz edilmiş, para kavramsal bir olgu olarak tanımlanmıştır.Ele alınan yazarların, özelde parayı ve genel olarak iktisadı nasıl kavramsallaştırdıkları tartışması, bu çalışmanın özünü oluşturmaktadır. Bu analiz kavramsal ve yöntemsel bir içerikte yürütülmüş olup, bir yandan yazarlar karşılaştırmalı olarak ele alınırken, diğer yandan da özgün bir yaklaşım geliştirilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'nin kaynak gereksinimi çerçevesinde reel sektörün dış borçlanması
Bu çalışmada, TCMB Sektör Bilançoları kullanılarak, finansal krizlere ?bilanço? yaklaşımı çerçevesinde, 1998-2009 dönemi için Türkiye'deki finansal olmayan firmalar kesimine ilişkin ?olumsuz bilanço etkisi?nin varlığı ile yükümlülük dolarizasyonunun belirleyenleri araştırılarak; Türk Lirası'ndaki reel değer kayıplarının söz konusu kesimin yatırımlarını ne yönde etkilediği incelenmiştir. Ayrıca, küresel likidite koşulları ve risk algılamalarındaki olumsuz bir değişiklik karşısında, aynı kesimin bilanço kaynaklı çeşitli kırılganlıkları irdelenmiş ve ekonomik büyüme için gerekli olan dış kaynak gereksinimi çerçevesinde, Türkiye'de finansal olmayan firmalar kesimince sağlanan dış kaynağın ne ölçüde üretken kapasite ve dış borç geri ödeme kabiliyetini arttırıcı faaliyetlerde kullanıldığı tartışılmıştır.Çalışma sonucunda ulaşılan temel bulgular aşağıdaki şekilde özetlenebilir: İlk olarak, yurt içi tasarrufların ekonomik büyümenin finansmanında yetersiz kalması nedeniyle Türkiye ekonomisi sürekli bir dış kaynak gereksinimi içerisindedir. İkinci olarak, döviz cinsinden yükümlülüklerini döviz cinsinden gelirleri ile eşleştirmeyen ve dolayısıyla kur riskine açık olan Türkiye'deki finansal olmayan firmalar kesimi için ?olumsuz bilanço etkisi? önermesi geçerlidir; Türk Lirası'ndaki reel değer kaybı, daha yüksek yükümlülük dolarizasyonuna sahip sektörler için daha düşük bir yatırım seviyesine işaret etmektedir. Üçüncü olarak da, Türkiye'nin dış kaynak kullanımı, bir taraftan, tasarruf kısıtını hafifletirken, diğer taraftan da, sürdürülebilir büyümeye tehdit oluşturan bazı kırılganlıkları arttırmaktadır.
Doğrudan yabancı sermaye ve CO2 emisyonu ilişkisi: Türkiye örneği (1974-2010)
Küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte ülkeler arsındaki sınırlar ortadan kalkmış ve DYY dünyanın bir ucundan öteki ucuna akmaya başlamıştır. Sıkı çevresel düzenlemelerin yokluğu gibi nedenlerden ötürü kirli endüstrilerin gelişmiş ülkelerden, gelişmekte olan ülkelere doğru kayması ve gelişmekte olan ülkelerde kirlilik emisyonlarının artması söz konusu olmuştur. Literatürde bu durum "kirlilik sığınağı hipotezi" olarak belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de DYY ve CO2 emisyonu arasındaki ilişkileri belirlemektir. Bu çalışmada Engle-Granger Eşbütünleşme testi ve Toda ve Yamamoto Nedensellik testi kullanılarak, CO2 emisyonu ve DYY arasındaki ilişki 1974-2010 dönemi için yıllık verilerle incenmiştir. Eşbütünleşme testinden elde edilen sonuçlar CO2 emisyonu ve DYY'ın eşbütünleşik olduğunu göstermiştir. Ayrıca Hata Düzeltme modeli ve Toda ve Yamamoto nedensellik test sonuçları DYY ve CO2 emisyonu arasında çift yönlü bir nedensellik olduğunu göstermektedir. Amprik çalışmadan elde edilen sonuçlar Türkiye için Kirlilik Sığınağı Hipotezinin geçerli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Sermaye, Eşbütünleşme, Nedensellik, Kirlilik Sığınağı Hipotezi
Avrupa Birliği ve Türkiye'de ihracata yönelik devlet yardımlarının ihracat performansına etkisi: Ekonometrik bir analiz
Bu çalışmada, AB ve Türkiye'de uygulanmakta olan ihracata yönelik devlet yardımlarının ihracatı etkileme derecesini ortaya koymak; böylece AB ve Türkiye'nin belirlemiş oldukları hedeflere ulaşıp ulaşamayacağı konusunda bazı öngörülerde bulunabilmek ve elde edilecek bilgiler dâhilinde Türkiye özelinde, politika uygulayıcılarına yönelik bazı önerilerde bulunma amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda, devlet yardımlarının ihracat performansına etkisi AB 15 ülkeleri ile Türkiye'ye ait 1996 – 2013 dönemine ait veriler kullanılarak panel veri yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen bulgular, ihracata yönelik devlet yardımlarının AB 15 ülkeleri ve Türkiye'nin ihracat performansları üzerindeki etkisinin pozitif ve anlamlı olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İhracat Teşvikleri, İhracat Performansı, Devlet Yardımları
Türkiye ekonomisinde enerji tüketimi ile ekonomik büyüme ilişkisi (1972-2011)
Enerji bazı biyofiziksel modellerde üretim sürecinde iş gücü ve sermaye tarafından kullanılan önemli bir faktör olarak kabul görmektedir. Özellikle Sanayi Devrimi ve 1973 petrol krizinden sonra enerji tüketimi Dünya'da önemli ölçüde artış göstermiştir. Bu çalışmada enerji tüketimleri (petrol, elektrik, kişi başına ve toplam birincil enerji tüketimi, karbon dioksit salınımı) ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkileri 1972-2011 döneminde Türkiye ekonomisi için Johansen-Juselius eş-bütünleşme testi, Dolado-Lütkepohl VAR, genelleştirilmiş etki-tepki ve varyans ayrıştırma analizleri kullanılarak tahmin edilmiştir. Johansen-Juselius eş-bütünleşme testi sonuçlarına göre uzun dönemde enerji tüketimi ve ekonomik büyüme arasında herhangi bir ilişki bulunamamış, fakat Dolado-Lütkepohl VAR analizi sonuçları enerjinin kısa dönemde Türkiye ekonomisi için önemli bir girdi olduğunu göstermiştir. Tek yönlü nedensellik petrol, elektrik, birincil enerji tüketimi ve karbondioksit salınımından ekonomik büyümeye doğrudur ancak ampirik bulgular tersi yönde bir nedensellik ilişkisini desteklememektedir. Genelleştirilmiş etki-tepki ve varyans ayrıştırma analizleri Dolado-Lütkepohl VAR analizinin bulgularını desteklemektedir.
Enflasyon - nispi fiyat değişkenliği ilişkisi: Türkiye örneği
Günümüzde pek çok ekonominin enflasyon sorunu ile karşı karşıya olduğu ve enflasyonun adeta yaşamın bir parçası haline geldiği bilinmektedir. Enflasyonun nispi fiyat değişkenliği üzerinde etki yaratarak reel ekonomik değişkenleri etkileyebileceği uzun süredir kabul edilmektedir. Yüksek enflasyon dönemlerinde ekonomik birimlerin nispi/mutlak, geçici/sürekli fiyat değişimlerini doğru olarak algılamaları zorlaştığından nispi fiyatların ekonomik kararlara sinyal verme özelliği azalmaktadır. Bu nedenle, enflasyon nispi fiyatlarda değişkenliğe sebep olduğunda kaynakların etkin dağılımı engellenmekte ve refah kayıpları ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı enflasyon oranı ile nispi fiyat değişkenliği arasındaki ilişkiyi Türkiye ekonomisinde hem harcama hem de bölge bazında ayrı ayrı test etmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmada öncelikle, 31 harcama grubunun 26 bölgedeki 2003: 01-2014: 01 dönemi tüketici fiyat endekslerinden yararlanılarak her bir harcama grubu ve bölgeye ilişkin enflasyon oranı ve nispi fiyat değişkenlik ölçütleri hesaplanmıştır. Daha sonra söz konusu iki değişken arasındaki ilişkinin yönü ve derecesini belirlemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Ardından 31 harcama grubu ve 26 bölgenin her biri için ayrı ayrı oluşturulan ikili değişkenlerin Vektör Otoregresyon (VAR) modeli çerçevesinde Granger nedensellik testi, varyans ayrıştırması ve etki-tepki analizleri yapılmıştır. Harcama bazında yapılan analiz sonuçları, bazı harcama grupları için herhangi bir nedensellik ilişkisi tespit edilmemiş olmakla birlikte genellikle iki değişken arasında çift yönlü nedensellik ya da enflasyondan nispi fiyat değişkenliğine doğru bir nedensellik ilişkisi olduğunu göstermiştir. Bölge bazında yapılan test sonuçları ise harcama gruplarından farklı olarak birçok bölgede nedenselliğin yönünün nispi fiyat değişkenliğinden enflasyona doğru olduğunu göstermiştir.
Politik konjonktür dalgaları ve geleneksel fırsatçı modelin Türkiye'ye uygulanması (1950-2013)
Seçim dönemlerinde, politik nedenlerden dolayı ekonomik göstergelerde meydana gelen değişim politik konjonktür dalgaları olarak adlandırılmaktadır. Teorinin temelini, oy maksimizasyonu güdüsüyle hareket eden siyasal iktidarın makroekonomik politikalar aracılığıyla, iktisadi dalgalanmaları önlemek yerine bu süreci daha da hızlandırdığı düşüncesi oluşturmaktadır. İktidardaki politikacıların, seçimleri kazanabilmek amacıyla seçim öncesi işsizlikle; seçim sonrası enflasyonla mücadele etmesinin sonucu olarak, ekonomik göstergelerde seçim dönemleriyle eş zamanlı dalgalanmalar olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, geleneksel fırsatçı modele göre Türkiye'de politik konjonktür dalgalarının varlığını analiz etmektir. Bu amaçla 1950-2013 döneminde yapılan 16 genel, 12 yerel seçim dönemi ile seçilen göstergeler arasındaki uyum, oran analizi yöntemiyle test edilmiştir. Politika araçları olarak genel bütçe gelir ve giderleri, M2 para arzı ile belediye gelir ve giderleri; politika çıktıları olarak enflasyon, işsizlik ve GSYİH kullanılmıştır. Göstergelere ait yıllık reel veriler alınarak yıllara göre değişim oranları, beş farklı dönem (1950-1959, 1960-1979, 1980-2000, 2001-2013 ve 1950-2013) halinde analiz edilmiştir. Alt dönemlere ve göstergelere ait ayrıntılar metin içinde yer almaktadır. Tüm yılları kapsayan 1950-2013 dönemi için yapılan analizde, göstergelerin %56,25 oranında teori ile uyumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlginç olan, bu oranın genel ve yerel seçimler için aynı olmasıdır. Anahtar Sözcükler: Politik Konjonktür Dalgaları, Seçim Ekonomisi, Geleneksel Fırsatçı Model, Türkiye Ekonomisi, Politik Konjonktür
Türkiye işgücü piyasasına yönelik histeri etkisi analizi: Ratchet model uygulaması
Ülke ekonomilerinde yaşanan şokların ardından işsizlik oranlarının uzun dönem denge düzeyine dönmemesi histeri yaklaşımının ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Histeri yaklaşımına göre, NAIRU değeri cari işsizlik oranlarını otomatik olarak takip etmektedir. Söz konusu yaklaşım çerçevesinde tek ülke veya ülke grupları için İşsizlik oranları üzerinde histeri etkisi varlığını araştıran çok sayıda çalışma mevcuttur. Bununla birlikte konuyu Türkiye işgücü piyasası açısından ele alan çalışmaların sayısı sınırlıdır. Bu motivasyon ile 1988-2015 dönemine ait altışar aylık genel (15+ yaş), tarım dışı (15+ yaş), erkek (15+ yaş), kadın (15+ yaş), genç (15-24 yaş) ve yetişkin (25+ yaş) işsizlik verileri kullanılan çalışmada, Ratchet modeli yardımıyla Türkiye'nin işsizlik oranları üzerinde histeri etkisi varlığı araştırılmıştır. Ratchet modelinden elde edilen veriler analiz edildiğinde, yetişkin işsizliği dışındaki işsizlik oranları üzerinde histeri etkisinin mevcut olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar, Türkiye ekonomisinde yaşanan bir şokun ardından yetişkin nüfusa ait işsizliğin dışındaki işsizlik oranlarının uzun dönem denge düzeyine dönmediğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Histeri Etkisi, Ratchet Modeli, Türkiye işgücü piyasası, Ratchet Etkisi
Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme ilişkisi (1984-2013)
Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), çok uluslu şirketlerin (ÇUŞ) veya ülkelerin kendi ülkeleri dışında yatırım yapması ile meydana gelen sınırlar arası ticareti ifade etmektedir. İkinci Dünya savaşı sonrasında yaygınlaşan DYY 1980'li yıllarda meydana gelen küreselleşme hareketleri ile Dünya ekonomisinde önemli bir yer edinmiştir. Bu çalışmada Türkiye ekonomisi için 1984-2013 döneminde, DYY ile ekonomik büyüme, istihdam ve sermaye birikimi değişkenleri arasında nedensellik ilişkisi incelenmiştir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi incelenirken Johansen-Juselius eş-bütünleşme testi, Granger nedensellik testi, Hsiao'nun Granger nedensellik testi, geliştirilmiş Sims nedensellik testi ve Toda-Yamamoto nedensellik testi uygulanmıştır. Johansen-Juselius eş-bütünleşme testi sonuçlarına göre DYY ile ekonomik büyüme, istihdam ve sermaye birikimi değişkenleri arasında uzun dönem ilişkisine rastlanmamıştır. Kısa dönem nedensellik ilişkisinin sınandığı Granger, Hsiao, geliştirilmiş Sims, Toda-Yamamoto nedensellik testlerinde benzer sonuçlar elde edilmiştir. Ampirik sonuçlar, ekonomik büyüme ve sermaye birikiminden DYY'ye doğru pozitif ve tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğunu, ancak DYY ile istihdam arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin olmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: DYY, Ekonomik Büyüme, İstihdam, Sermaye Birikimi, TodaYamamoto, Türkiye
Stagflasyon kavramı: 1987-2014 Türkiye örneği
1973 yılında gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan kriz, ekonomi bilimine yeni bir kavram kazandırdı. Hem durgunluğun hem de enflasyonun bir arada meydana geldiği, bu yeni krize stagflasyon adı verildi. 1970'li yılların iktisatçılarına göre, bu durumun en belirgin nedeni OPEC üyesi ülkelerin petrol fiyatını yaklaşık üç kat artırmalarıydı. Keynesyen iktisada göre, hem durgunluk hem de enflasyonun bir arada görülmesi imkansızdı. Sonuç olarak, bu krize açıklama getiremeyen Keynesyen iktisat popülerliğini kaybetti. Türkiye'de 1977 yılında yaşanan durgunluğa enflasyonunda eşlik etmesi ile Türkiye ilk kez stagflasyon ile karşı karşıya kaldı. Türkiye'de çeşitli dönemlerde farklı krizler meydana gelmiştir. Bu çerçevede Türkiye ekonomisinde 1994, 2000, 2001 ve 2008 yıllarında meydana gelen krizler önemlidir. Yüksek enflasyon, sermaye hareketlerinde serbestleşme, bankacılık sektöründeki aksaklıklar ve gelişmiş ülkelerde meydana gelen krizlerin çeşitli kanallardan ülkemizi etkilemesi, bu krizlerin sebepleri arasında sayılabilir. Bu çalışma 1987:1-2014:4 döneminde Türkiye için stagflasyon üzerinde kamu harcamaları, kur, faiz oranı, para arzı ve petrol fiyatı etkisini ortaya koymaya amaçlamıştır. Bu doğrultuda stagflasyon, ilgili dönemde durgunluk ve enflasyonun bir arada görülmesi durumunda 1 tersi durumunda 0 değerini alan kesikli bir seri olarak oluşturulmuştur. İlgili makroekonomik göstergelerin stagflasyon üzerindeki etkileri logit model ile tahmin edilmiştir. Elde edilen bulgular 1987:Ç1-2014:Ç4 döneminde para arzı ve kamu harcamaları göstergelerinin stagflasyon üzerinde sırasıyla pozitif ve negatif yönde bir etki oluşturduğunu ortaya koymuştur. Diğer taraftan kur, faiz oranı ve petrol fiyatı göstergelerinin stagflasyon üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi tespit edilememiştir. Bulgular bütün olarak değerlendirildiğinde stagflasyon ile mücadele için para arzının artırılmaması, kamu harcamalarının artırılması gerektiği tespit edilmiştir.
Uluslararası dijital bölünmeyi etkileyen faktörler: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için bir uygulama
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, gelişmiş sanayi toplumlarında yaşanan hızlı teknolojik gelişmeler, toplumsal yaşamın hemen her alanında önemli değişimler yaratmıştır. Bu süreçte bilgi ve iletişim teknolojilerindeki büyük gelişmelerin etkisiyle yeni bir toplumsal ve ekonomik yapı ortaya çıkmıştır. Teknoloji, ülke ekonomilerinin gelişmesinde ve toplum refahının artırılmasında önemli bir role sahiptir. Saat ve demiryolu tarifesi sanayi çağının simgeleridir. Bunlar zamanı saatler, dakikalar ve saniyeler olarak ifade eder. Bilgi çağının simgesi olan bilgisayar milyarda bir saniye içinde, binlerce mikrosaniye içinde düşünür. Bilgisayarın yeni iletişim teknolojisiyle bir araya gelmesi böylece modern topluma kökten yeni bir mekan ve zaman çerçevesi sunmaktadır. Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin (BİT) mevcudiyeti ile bu teknolojilere erişim ve kullanımda yaşanan eşitsizliği anlatan dijital bölünme; sosyal, ekonomik ve politik faktörlere bağlı olabildiği gibi coğrafi şartlara da bağlı oluşabilmektedir. Bu çalışmada; "dijital bölünme" kavramı nedenleri ve türleriyle açıklanarak gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde dijital bölünmeye neden olan faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle dijital gelişmişlik indeksi (IDI), Uluslararası Telekomünikasyon Birliğinin geliştirdiği yöntemle hesaplanarak bağımlı değişken olarak kullanılmıştır. Çalışmada 20 gelişmiş ve 16 gelişmekte olan ülke için 1995-2013 dönemini kapsayan dinamik panel regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Bütün ülkeler modelinde; bağımlı değişkenin gecikmeli değeri (network etkisi), patent, kişi başına düşen gelir, mal ve hizmet ithalatı, mevzuatın kalitesi, şehir nüfusu dijital bölünmeyi açıklamakta anlamlı bulunmuştur. Gelişmiş ülkeler modelinde; bağımlı değişkenin gecikmeli değeri, kişi başına düşen gelir, mevzuatın kalitesi ve şehir nüfusu ülkelerin dijital gelişmişlik düzeyini açıklamakta anlamlıdır. Gelişmekte olan ülkeler modelinde ise; bağımlı değişkenin gecikmeli değeri, kişi başına düşen elektrik tüketimi, kişi başına düşen gelir değişkenleri ülkelerin dijital gelişmişlik düzeyini açıklamakta anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilgi, Teknoloji, Dijital Bölünme, BİT Gelişmişlik Indeksi.
2007-2009 küresel finans krizinin incelenmesi ve kriz sonrası Türkiye'de makro ihtiyati politika uygulamaları
Küresel finansal kriz öncesinde dünya genelinde uygulanan para politikalarına bakıldığında, genellikle fiyat istikrarı odaklı bir yapı dikkat çekmektedir. Nitekim söz konusu yapı içerisinde finansal istikrar ya geri planda kalmakta ya da bazen tamamen göz ardı edilmektedir. Merkez bankaları arasındaki hakim görüş fiyat istikrarı hedefine sıkı sıkıya bağlı kalındığı takdirde, hem makroekonomik hem de finansal istikrarın kendiliğinden gerçekleşeceği yönündedir. Ancak küresel kriz para politikasında ezberleri bozmuş, para politikası ile finansal düzenlemelere dair yeni bir dönem başlatmıştır. Yaşanan kriz; merkez bankalarının fiyat istikrarı yanında finansal istikrarı da gözetmeleri ve varlık fiyatlarındaki aşırılıklara karşı duyarsız kalmamaları gerektiğini açık bir biçimde ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı, 2007-2009 küresel finans krizinin incelenmesi ve krizin merkez bankacılığına yansımalarını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak; krizin nedenleri, krizden çıkış sürecinde uygulanan politikalar, para politikası stratejisine ilişkin krizden çıkarılan dersler ve varlık fiyat balonlarının yönetimde merkez bankalarının rolü incelenmiştir. Daha sonra Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)'nın 2010 yılının sonlarından itibaren, fiyat istikrarından ödün vermeden finansal istikrarı destekleyici bir amaç olarak gözeterek tasarladığı yeni politika stratejisine ilişkin detaylı bilgiler verilmiştir. TCMB tarafından asimetrik faiz koridoru, zorunlu karşılıklar ve rezerv opsiyon mekanizmasının gerektiğinde döngüsellik karşıtı makro ihtiyati bir araç olarak kullanıldığı görülmüştür. Makro ihtiyati politikaların uygulanmasından sonra Türkiye'nin küresel faktörlere karşı duyarlığının önemli ölçüde azaldığı ve yeni politika stratejisinin oldukça başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Küresel Finansal Kriz, Finansal İstikrar, Varlık Fiyat Balonu, Makro İhtiyati Politikalar
Bağımsızlık sürecinden sonra Tacikistan'da sosyo-ekonomik gelişmeler
Tacikistan Cumhuriyeti'nin sosyo-ekonomik yapısının değerlendirilmesi amacıyla hazırlanan bu çalışmada, ülkenin mevcut sosyo-ekonomik yapısı belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca ülkenin gelişmesini engelleyen sorunlar üzerinde durulmuş ve gelişmeye hız verecek öneriler belirtilmiştir. Bunlara ilaveten yeri geldiğinde Tacikistan ekonomisi ile bazı Asya ve Orta Asya ülkeleri karşılaştırılmıştır. Gerçekçi sonuçlara varabilmek için ülkenin sosyo-ekonomik yapısının nitel yönden tarihsel olarak analizi yapılmıştır. Tacikistan Cumhuriyeti'nde sosyo-ekonomik alanlarda reformlar, genişlemeler, yenilenmeler iç savaş sonrasında başlamıştır. 2000 yılına geldiğimizde Tacikistan yeni demokratik hükümetin kuruluşu itibariyle sosyo-ekonomik alanlarda ve ülkenin göstergelerinde gelişmeler ortaya çıkmıştır. Tezin içinde esas olarak ülkenin gelişme ve yenilenme sürecinde sosyo-ekonomik yapımın gösterdiği gelişim ve özelikler incelenmiştir. Hâlihazır duruma baktığımızda Tacikistan Cumhuriyeti hem mutlak hem de görecelik açısından zayıf ve kırılgan bir sosyo-ekonomik yapıya sahiptir. Anahtar Kelimeler: Tacikistan, Geçiş ekonomileri, Orta Asya ekonomileri, SSCB ve Sonrası, ekonomik ve sosyal dönüşüm
Türkiye'de yatırım kararlarının rasyonellik değerlendirmesi: Davranışsal iktisat bağlamında nitel bir çalışma
İktisadın temel konusunun iktisadi olayları sebep ve sonuçlarıyla değerlendirmek olduğunu savunan neo-klasik iktisat, insanı ve insan davranışlarını araştırmalarının uzağına itmiştir. İnsan, her zaman rasyonel karar alma süreci içerisinde aklıyla ekonomik çıkarları için hareket eden, tam bilgi ve mükemmel öngörüye sahip rasyonel bir birey olarak kabul edilir. Neo-klasik iktisat, iş dünyasında firmaların da yatırım kararlarını rasyonel karar alma sürecine göre alacağını varsaymaktadır. Bu görüşe karşın davranışsal iktisatçılar, neo-klasik iktisatçıların geliştirmiş oldukları varsayımlarla iktisadı gerçek yaşamdan soyutladıklarını savunmaktadır. Günümüzde yaşanan krizlerin etkisinin uzun sürmesi ve ülkelerin ekonomik sorunlarına kalıcı çözümler bulamaması neo-klasik iktisadın varsayımlarının eleştirilmeye başlamasına sebep olmuştur. Bu çalışmanın amacı, saha çalışmaları ile Türkiye'de neo-klasik iktisat varsayımlarının geçerliliğini değerlendirmektir. Araştırmanın kapsamı içerisinde, üretim yöntemine göre hesaplanan gayrisafi milli hasılanın oluşumunda en yüksek paya sahip yedi farklı sektörden 13 katılımcıyla yüz yüze derinlemesine mülakat görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, belirlenmiş sektörlerin lider firmalarının profesyonel yöneticilerinden oluşmaktadır. Mülakatlar esnasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış ve elde edilen bulgular betimsel ve içerik analiz teknikleri yardımıyla analiz edilmiştir. Bu çalışma sonucunda Türkiye'de ekonomik istikrarın olmamasının alınan yatırım kararlarını rasyonellikten uzaklaştırdığı ve neo-klasik iktisadın temel varsayımları olan homo-economicus, rasyonel insan, tam bilgi, maliyetsiz bilgi ve mükemmel öngörü varsayımlarının Türkiye ekonomisi için zayıf kaldığı görüşüne ulaşılmıştır. İstatistik kurumlarının firmalara sektörel bazda sağlayacağı tam ve doğru bilginin, firmaların kurumsal yönetim anlayışında atacakları adımların ve Türk Hukuk Sistemi'nde şeffaflaşma yönünde yapılacak reformların alınacak yatırım kararlarında rasyonelliği artıracağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Davranışsal İktisat, Homo-Economicus, Rasyonel Davranış, Belirsizlik, Beklenti.
Ekonomik özgürlükler ve kalkınma
Günümüzde Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ve Azgelişmiş ülkelerle karşılaştırıdığında dünyada çok daha az sayıdadırlar. Pek çok ülke ise gelişme ya da kalkınma çabası içerisindedir. Kalkınma için ekonomik büyüme en temel gerekliliklerden biridir. Böyle eşitsiz bir dünyada hiç kuşkusuz ki gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerler de kendi içlerinde farklı gelişmişlik düzeyindedirler. 1980 sonrasındaki dönemde dünyada serbestleştirici politikalar ağırlık kazanmışlardır. Küreselleşme ve serbestleşme dalgası gelişmiş ülkelerden başlayarak pek çok ülkeyi etkisi altına almış, gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkeler de hızla bu politikaları uygulamaya koyulmuşlardır. Serbestleştirici politikalar genel olarak ekonomik özgürlük olarak ifade edilmekte ve gelişmiş ülkelerce, uluslararası kuruluşlarca ve pek çok akademisyen tarafından bu ülkelere önerilmektedir. Bu çalışmanın araştırma sorusu gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelere ısrarla önerilen ve büyüme ile kalkınma için reçete gibi görülen bu serbestleştirici politikaların, kalkınma üzerinde gerçekten etkisinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda geniş bir teorik temel incelenmiştir. Büyüme ve kalkınma için temel iktisadi yaklaşımlar incelenmiş ve ilgili literatür araştırılmıştır. Çalışmanın ampirik bölümündeyse, ekonomik özgürlük endeksi'nin kişi başına gayri safi yurtiçi hâsıla üzerindeki etkisi panel veri analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmada gelişmiş 27 gelişmiş, 25 gelişmekte olan, 10 azgelişmiş ülke ve hepsinin toplamı 62 ülke için ayrı ayrı analizler yapılmıştır. Çalışmada mümkün olduğunca uzun bir zaman diliminin kapsanması için 1995-2013 arasındaki 19 yıllık dönem ele alınmıştır. Çalışmanın sonucunda tüm ülkeler için ekonomik özgürlüklerin, kalkınma için tek başlarına yeterli olmamakla birlikte pozitif etkisinin olduğu; gelişmiş ülkelerler ve gelişmekte olan ülkeler için de bu etkinin pozitif olduğu görülmüş; ancak, azgelişmiş ülkeler açısından uzun dönemde değişkenler arasında bir ilişki saptanamamıştır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Özgürlük, Kişi Başına Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla, Kalkınma, Büyüme, Panel Veri, Yatay Kesit Bağımlılığı.
Cari açık ve tasarruf ilişkisi:Türkiye örneği
Cari işlemler dengesi, ekonomi literatüründe sıklıkla araştırılan önemli konulardan birisidir. Cari işlem açıklarının temel bir makro istikrar göstergesi olması ve diğer istikrar göstergeleri üzerindeki etkileri konuyu güncel bir boyuta taşımaktadır. Bu anlamda, Türkiye'de temel bir sorun haline gelen cari açık probleminin içeriğinin, boyutlarının ve belirleyici değişkenlerinin ortaya çıkarılması gereklidir. Bu doğrultuda kurgulanan çalışma, elde edilen bulgular ışığında öneriler sunmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, kavramsal açıklamalara, teorik yaklaşımlara, cari açığın belirleyicileri ile ilgili temel bilgilere ve cari işlemler açığının tarihsel sürecine değinilmiştir. İkinci bölümde Türkiye tarihinde cari işlemler dengesinin seyri ve tarihsel süreç içinde yaşanan gelişmeler özetlenmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmada kullanılacak olan yöntemlerin teorik açıklamalarına yer verilmiş ve ardından uygulama aşamasına geçilmiştir. Bu aşamada Türkiye ekonomisinin 1980-2015 dönemine ait yıllık verileriyle, cari açık üzerinde etkili olan yurtiçi tasarruf ekonomik büyüme ve dışa açıklık oranı değişkenleri ARDL Sınır Testi ile analiz edilmiştir. Ayrıca kullanılan Toda-Yamamoto nedensellik testi, EKK analizi ve korelasyon analizi ile çalışmaya derinlik kazandırılmıştır. Analiz sonucunda, diğer değişkenler için beklenen yönde ilişkiler saptanırken, sadece cari işlem açıkları ile tasarruflar arasında pozitif ve anlamlı bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Caldéron argümanı ile paralellik arzeden bu ilişkinin beklentilerin aksine olması nedeniyle yatırımlar ve tasarrufların büyüme korelasyonları karşılaştırılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda, Türkiye'de büyüme-yatırım korelasyonunun, büyüme-tasarruf korelasyonundan fazla olduğu belirlenmiştir. Bu sonuç, tasarruf artışına rağmen cari açıkların artmasını içeren temel çalışma bulgusunu destekler niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Büyüme, Cari Açık, Tasarruf, Dışa Açıklık, ARDL
Sabri F. Ülgener ve İdris Küçükömer'in perspektifinden Osmanlı-Türk toplumunda iktisadi geri kalmışlık analizi
İktisadi geri kalmışlık sorunsalı, Sanayi Devrimi sonrası süreçte çeşitli ölçütlere vurgu yapılarak gelişmiş olduğu kabul edilen Batı toplumları ile gelişmemiş öteki toplumlar arasında süregelen önemli bir tartışma konusudur. Tartışma zemininin zaman içerisinde, kültürel-etnik farklılıklardan ekonomik temellere, buradan da gelişmenin temel dinamiği olan "insan" faktörüne doğru dönüşüm geçirdiği gözlemlenmektedir. Bu çalışmada, Sabri F. ÜLGENER ve İdris KÜÇÜKÖMER'in perspektifiyle Osmanlı-Türk toplumunda iktisadi geri kalmışlıkta etkili olan nedenleri tespit etmek ve buradan hareketle Türkiye'nin sosyo-ekonomik gelişmesini sürdürülebilir kılmada, insan faktörünün önemini merkeze alan düşünce çizgisine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Bu amaçla, Ülgener ve Küçükömer'in yaklaşımları anahtar kavramlar temelinde analitik olarak ele alınmış, iktisadi geri kalmışlıkta ihmal edilen insan faktörünü kuşatan maddi ve manevi-kültürel etkenler ana hatlarıyla ortaya konulmuştur. Çalışmada yapılan analizler ışığında insan-madde, insan-insan, insan-toplum ve insan-devlet ilişkilerinde, bireyi sorumluluk ve şahsiyet sahibi kılarak özne konumuna yükseltmenin gerekliliği sonucuna varılmıştır.
Beşeri sermaye kaynağı olarak diaspora: Almanya'daki Türkiye kökenli bilim insanlarının Türkiye ile olan bağlarının tersine beyin göçü üzerine etkileri
Birçok ülke kendi kalkınma politikalarının odak noktasına beşeri sermayeyi, beşeri sermaye stokunu artırmayı ve ticarileştirilebilir inovatif ürünler üretmeyi koymuştur. Bu durum ülkelerin beşeri sermaye kaynakları için birbirleriyle rekabet etmelerine neden olmuştur. Bazı gelişmekte olan ülkeler bu yarıştan daha fazla pay elde edebilmek için bu projelerin yanı sıra alternatif kaynaklara da yönelmişlerdir. Bu kaynakların başında beyin kazanımı stratejisi adı altında uygulanan tersine beyin göçü programları gelmektedir. Genel olarak "geriye dönüş ve diaspora seçeneği" olmak üzere iki başlık altında toplanan bu programların hedefi geçmişte çeşitli nedenlerle ülkeyi terk eden beşeri sermaye stokunu tekrar ülkeye kazandırarak mevcut beşeri sermaye stokunu arttırmaktır. Bu çalışmanın amaçları; Avrupa Birliği Bölgesi'nde en çok Türk ve/veya Türk kökenli nüfusun yaşadığı ülke olan Almanya'da yaşayan Türk Diasporası içerisinde yer alan bilim insanlarının anavatanlarıyla olan ilişkilerinin tersine beyin göçü ve fikirsel anlamda (beşeri sermaye) tersine beyin göçü olasılığı üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu bilim insanlarının anavatanlarıyla ilişkilerinin akademik verimlilikleri üzerinde etkisinin olup olmadığını test etmektir. Bu amaçla ilgili literatür göz önünde bulundurularak oluşturulan araştırma modeli, Almanya'daki üniversite ve araştırma merkezlerinde akademik faaliyetlerini devam ettiren 466 Türk ve/veya Türk kökenli bilim insanından elde edilen veriler ile Logit Regresyon Analizi ve Doğrusal Regresyon Analizi yöntemleri kullanılarak test edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, diasporadaki bilim insanlarının anavatanlarıyla olan ilişkileri hem tersine beyin göçü ve fikirsel anlamda tersine beyin göçü olasılığını hem de akademik verimliliği pozitif yönde etkilemektedir. Ancak ilişki türleri ve etkileri arasında farklılıklar vardır. Anahtar Sözcükler: Diaspora, Bilimsel Diaspora, Göç, Beşeri Sermaye, Fikirsel Anlamda Tersine Beyin Göçü, Ekonomik Büyüme
BIST'te işlem gören kimya, ilaç, petrol ve plastik sektörlerinde finansal ve ekonomik performansın PSI RB-Cobra yöntemiyle değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören kimya, ilaç, petrol ve plastik ürünler sektöründe faaliyet gösteren firmaların finansal ve ekonomik performanslarını bütüncül bir çerçevede değerlendirmektir. Geleneksel finansal oran analizleri tek başına yeterli olmadığından, çalışmada çok kriterli karar verme yöntemlerinden PSI (Preference Selection Index) ile RB-COBRA (Picture Fuzzy Comprehensive Distance-Based Ranking) yöntemleri entegre edilerek kullanılmıştır. Çalışmada öncelikle sektörün Türkiye ekonomisindeki yeri, makroekonomik göstergelerle ilişkisi, büyüme–yatırım–dış ticaret etkileşimleri ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Daha sonra, 2023/12 dönemine ait veriler kullanılarak BİST'te işlem gören 15 firmanın 14 kriter üzerinden değerlendirilmesi yapılmıştır. Kriter ağırlıkları, farklı uzman gruplarından oluşan karar vericilerin görüşleri doğrultusunda belirlenmiştir. Analiz sürecinde önce PSI yöntemiyle kriterlerin önem dereceleri tespit edilmiş, ardından RB-COBRA yöntemiyle firmalar ideal ve anti-ideal çözümlere olan uzaklıkları açısından sıralanmıştır. Sonuçlar, sektör firmalarının finansal sağlamlık ile ekonomik rekabetçilik açısından farklı düzeylerde performans sergilediğini ortaya koymaktadır. Bulgulara göre, Ar-Ge yatırımları yüksek, ihracat kapasitesi güçlü ve borçluluk oranı dengeli olan şirketler daha üst sıralarda yer alırken; borçluluk oranı yüksek, Ar-Ge ve inovasyon kapasitesi sınırlı firmalar alt sıralarda kalmıştır. Araştırmanın katkıları üç boyutta öne çıkmaktadır: (i) Türk kimya sektöründe finansal ve ekonomik göstergelerin birlikte analiz edilmesi, (ii) literatürde sınırlı uygulaması olan PSI–RB-COBRA yöntem entegrasyonunun sektöre uyarlanması ve (iii) yatırımcılar, yöneticiler ve politika yapıcılar için stratejik karar destek aracı sunması. Çalışmanın sonuçları, sektörün sürdürülebilir büyüme kapasitesini ve rekabet gücünü artıracak politika ve yatırım stratejilerinin geliştirilmesine ışık tutmaktadır.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) desteklerinin kırsal kalkınmadaki rolü: Burdur ili örneği
Bu tez çalışmasında, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarından itibaren, beş yıllık kalkınma planlarında ve Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejileri'nde (UKKS) kırsal kalkınmaya yönelik destek kalemleri incelenmiştir. Bu yönüyle bu tez çalışmasının amacı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun (TKDK) kurulması ile birlikte, kırsal kalkınmaya yönelik desteklerin hangi başlık ve hangi alanlarda olduğunu göstermektir. Bu amaçla tez çalışmasında, TKDK destekleri kapsamında kurulan Burdur İl Koordinatörlüğü'nün, Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı Kırsal Kalkınma (Instrument for Pre-Accession Assistance for Rural Development [IPARD]) desteklerinin IPARD I, IPARD II ve IPARD III kapsamında kırsal kalkınma ile ilgili desteklerin hangi konularda olduğu ve ne kadarlık bir hibe desteğinin sağlandığı araştırılmıştır. Bununla birlikte çalışmada aday ülke Türkiye'nin, Avrupa Birliği kırsal kalkınma hibe desteklerinin dağıtımından, ödenmesinden ve takibinden sorumlu kurumu olan TKDK'nin, hangi illerde kurulduğu ve IPARD desteklerinin hangi sektörleri kapsadığı incelenmiştir. Çalışma sonucunda, TKDK tarafından tamamlanan 25.904 projenin olduğu, toplamda 1.94 Milyar Avro hibe desteğinin verildiği, 25.904 projenin toplam yatırım tutarının ise 4,1 Milyar Avro olduğu görülmüştür. Bu desteklerle toplamda 105.728 kişiye istihdam sağlandığı verisine ulaşılmıştır. 25.904 projenin 14.540 yatırımcısının genç yatırımcı (40 yaş altı) olduğu ve 7.263 yatırımcının ise kadın yatırımcı olduğu tespit edilmiştir. TKDK yatırımcıları açısından TKDK Burdur İl Koordinatörlüğü olarak, fesih edilen ve ret olunan projeler hariç olmak üzere, toplam 517 proje sözleşmesinin imzalanmış ve biten projeler için yaklaşık olarak 37.839.808 Avro tutarında bir hibe ödemesinin yapıldığı, devam eden projeler için ise proje uygulamasına müteakip ödemesinin yapılacağı sonucuna ulaşılmıştır. Burdur İl Koordinatörlüğünün hibe destekleri ile hayat bulan 517 projenin 255'i genç yatırımcı ve 151'i de kadın yatırımcıdan oluşmaktadır. Ayrıca bu yatırımlarla 1.369 kişiye de istihdam sağlanmıştır. IPARD I sürecinde TKDK Burdur İl Koordinatörlüğü olarak alınan projelerin sayısının 287 olduğu, IPARD II döneminde ise bu sayının 195 olarak gerçekleştiği görülmüştür. IPARD III süresince şuana kadar da 35 proje alınmıştır.
Doğrudan yabancı yatırımların belirleyicileri: Yükselen piyasa ekonomileri için panel veri analizi
Bu çalışma, 2000-2015 dönemindeki 27 yükselen piyasa ekonomisinde doğrudan yabancı yatırım girişlerini etkileyen ülkeye özgü faktörleri incelemektedir. Çalışmada panel regresyon yöntemi kullanılmaktadır. Panel regresyon sonuçları, inceleme dönemi itibariyle piyasa hacminin, dışa açıklık derecesinin, altyapının ve politik istikrarın yükselen piyasa ekonomilerine yönelen doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde pozitif etkisi olduğunu, makroekonomik istikrarsızlığın ise negatif etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ancak işgücü maliyetleri ile doğrudan yabancı yatırımlar arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, küresel finansal kriz doğrudan yabancı yatırımları negatif etkilemektedir. Bulgular daha yüksek kişi başına gelir seviyesine sahip, dış ticarete açık, sağlam altyapıya ve makroekonomik istikrara sahip ülkelerin doğrudan yabancı yatımlar için cazibe merkezi olduğunu göstermektedir. Ayrıca ülkelerin yasal sistemindeki ve mülkiyet haklarındaki ilerlemeler doğrudan yabancı yatırımları olumlu etkilemektedir. Anahtar kelimeler: Doğrudan Yabancı Yatırım, Yükselen Piyasa Ekonomileri, Panel Veri Analizi
Burdur ili süt piyasasında asimetrik fiyat davranışı
Bilgi, bilgiyi elinde bulunduran kişi için güç kaynağı, toplumlar için ise gücüne güç katan bir yapı taşı olarak görülmektedir. Dolayısıyla günümüzde bilgi yadsınamayacak derecede önemlidir. Bilgi, iktisat literatüründe de önemli bir yere sahiptir. Piyasadaki tarafların (alıcı ve satıcıların) ihtiyaç duydukları tüm bilgiye sahip oldukları varsayılmaktadır. Piyasaya hiçbir müdahalenin söz konusu olmamasına rağmen kıt kaynakların etkin kullanımının gerçekleşmemesi yani pareto optimumun sağlanamaması durumda piyasa başarısızlığı (market failure) ortaya çıkmaktadır. Piyasa başarısızlığının altında yatan nedenlerden biri asimetrik bilgidir. Asimetrik bilgi, piyasada bulunan karar birimlerinden birinin diğerine göre daha fazla bilgiye sahip olmasıdır. Piyasa katılımcıları aldıkları kararları, eksik bilgiye sahip olarak verebilmektedirler. Eksik bilginin varlığı taraflar arasındaki bilgi simetrisini bozmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı; sahip olunan hayvan sayısında 19'uncu sırada, bir yıl içinde sağılan süt miktarında 10'uncu sırada ve büyük baş hayvan başına elde edilen süt miktarında ise 1'inci sırada yer alan Burdur iline ait süt piyasası aktörleri arasındaki fiyat asimetrisi olgusunun varlığını incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, üretici ve tüketici fiyat serileri arasındaki uzun dönemli ilişki, eşbütünleşme analizi ile kısa dönemli ilişki ise hata düzeltme modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda; pozitif hata terimlerinin gecikmeli değerlerini ifade eden ECT+ ve negatif hata terimlerinin gecikmeli değerlerini ifade eden ECT- bağımsız değişkenlerinin katsayıları % 1 güvenirlilik düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Bulunan katsayıların mutlak değerleri karşılaştırıldığında, ECT-'nin mutlak değerinin ECT+'dan büyük olduğu görülmektedir. Perakendeciler, kar marjlarını daraltacak bir şoka (üretici fiyatındaki yükselmeye), söz konusu marjı genişletecek bir şoktan (üretici fiyatlarındaki bir düşüşten) daha hızlı tepki vermektedir.
Türkiye'de kayıt dışı ekonominin ölçülmesi ve belirleyicileri: 1970-2014
Kayıt dışı ekonomi, devletten gizlenerek yapılan iktisadi faaliyet ve işlemlerden oluşan bir yapıdır. Bu faaliyet ve işlemler; devletin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin azalmasına, ekonomi politikalarının yanlış belirlenmesine, ahlaki normların zayıflamasına, ülkede işlenen suçların artmasına ve işlemlerini kayıt içi ekonomide yapan vergi mükelleflerinin vergi yükünün artmasına neden olur. Bu çalışmanın amacı 1970-2014 dönemi yıllık zaman serisi verilerini kullanarak, Türkiye ekonomisine ait kayıt dışı ekonominin boyutlarını istihdam yöntemi, fiziksel girdi yöntemi ve sabit parasal oran yöntemlerini kullanarak ölçmektir. Ayrıca vergi yükü, kişi başı gayrisafi yurtiçi hasıla, mevduat faiz oranları, enflasyon oranları, ekonomik büyüme ve işsizlik oranları değişkenlerinin kayıt dışı ekonomiye etkilerini incelemektir. Çalışmada hesaplanan kayıt dışı ekonominin boyutları kullanılan yönteme göre, Türkiye için %-3.22 ve %100.21 arasında değişen değerlerde bulunmuştur. Değişkenlerin kayıt dışı ekonomi üzerindeki uzun ve kısa dönemli etkilerini incelemek için yıllık zaman serisi verileri kullanılarak uygun Vektör Otoregresif (VAR, Vector Autoregressive) modelleri kurulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre vergi yükü, kişi başı gayrisafi yurtiçi hasıla, mevduat faiz oranları ve enflasyon oranları uzun dönemde kayıt dışı ekonominin belirleyicileri çıkmıştır. Kısa dönemde enflasyon oranları, ekonomik büyüme ve işsizlik oranlarından kayıt dışı ekonomiye doğru ve kayıt dışı ekonomiden vergi yüküne doğru tek yönlü nedensellik ilişkileri bulunmuştur. Kayıt dışı ekonomi ile mücadelede, kısa dönemde enflasyon oranlarını düşürücü, ekonomik büyümeyi artırıcı ve işsizlik oranlarını azaltıcı politikalar etkin olacaktır. Uzun dönemde ise, vergi yükünü azaltıcı, kişi başı gayrisafi yurtiçi hasılayı artırıcı ve mevduat faiz oranlarını azaltıcı politikalar kayıt dışı ekonomiyi azaltmada etkin olacaktır.
Türkiye demir çelik sektörü uluslararası rekabet gücünün ampirik analizi
Demir çelik sektörü gelişmekte olan ülkeler açısından hayati öneme sahip sektörler arasında yer almaya devam etmektedir. Demir çelik sektörü; inşaat, otomotiv, savunma, beyaz eşya ve gemi yapımı gibi pek çok sektöre girdi sağlamaktadır. Sektörün uluslararası alandaki rekabet potansiyelinin belirlenmesi söz konusu ülkelerde sektörün geleceği açısından son derece önemlidir. Türkiye demir çelik sektörü uluslararası rekabet gücünün belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışmada açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan, 2007-2016 yıllarını kapsayan dış ticaret verileri Birleşmiş Milletler Mal Ticareti İstatistikleri veri tabanından elde edilmiştir. Türkiye demir çelik sektörünün, dünya karşısındaki rekabet gücü önce üç haneli alt sektör bazında analiz edilmiştir. Ardından üç haneli sektörlerin daha ayrıntılı analizi amacı ile bunların alt sektörleri olan dört haneli alt sektörler de analize dahil edilmiştir. Bu amaçla Balassa'nın ve Vollrath'ın geliştirdiği endeksler ayrı ayrı hesaplanmış, birbiri ile karşılaştırılmış ve yorumları yapılmıştır. Çalışma sonucunda; Türkiye demir çelik sektörünün, katma değeri yüksek ürünlerin üretiminde kullanılan yassı mamuller grubunda rekabet gücünün düşük olduğu ancak katma değeri düşük uzun mamuller grubunda ise rekabet gücünün yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Rekabet Gücü, Demir Çelik Sektörü, Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler, Balassa Endeksi, Vollrath Endeksi.
BRICS ülkelerinin ihracat rekabet güçlerinin belirlenmesi ve Türkiye ile bir karşılaştırma
Bu tez çalışmasının amacı, BRICS ülkelerinin ve Türkiye'nin ihracat rekabet güçlerini, Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük Katsayılarını kullanarak belirlemek, BRICS ülkeleri ile Türkiye'nin ihracat rekabet güçlerini karşılaştırmaktır. Ayrıca hem BRICS ülkelerinin hem de Türkiye'nin ihracat rekabet güçlerinin küresel çapta değerlendirilerek Türkiye'nin ihracat ve ithalat politikalarında bir yol haritası önermek de bu çalışmanın amaçları arasındadır. Bu çalışmada, ülkelerin ihracat rekabet güçlerini belirlemek için söz konusu ülkelerin 1999-2018 yıllarını kapsayan 20 yıllık ihracat-ithalat verileri (ABD doları cinsinden) kullanılmış ve çeşitli Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (RCA) indeksleri ile analiz edilmiştir. Üç bölümden oluşan tezin birinci bölümünde, rekabet ve rekabet gücü kavramları teorik bağlamda ele alınmış ve ihracat rekabet gücünün ölçümünde kullanılan indekslere yer verilmiştir. Sonrasında ise konuyla ilgili literatür taraması yapılmıştır. Tezin ikinci bölümünde, BRICS ülkelerinin ortak özellikleri, kuruluş amaçları ve hedefleri, tarihsel gelişimleri ve BRICS zirveleri ele alınmıştır. Daha sonra ise bu ülkelerin sosyokültürel ve makroekonomik göstergeleri Türkiye verileriyle karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Tezin son bölümü olan üçüncü bölümde ise analiz sonuçlarına yer verilmiştir. Ticaret Açıklık (Bağımlılık) İndeksi sonuçlarına göre; 2018 yılı GSYH içindeki dış ticaret payı en yüksek olan ülkelerin Türkiye ve Güney Afrika olduğu tespit edilmiştir. İhracat Benzerlik İndeksine göre; 2018 yılında Türkiye ile en fazla ihracat benzerliği gösteren ülkelerin %49 ile Hindistan ve Çin olduğu belirlenmiştir. Teknoloji sınıflandırmasına göre; Brezilya'nın hammadde yoğun ve sermaye yoğun, Rusya'nın hammadde yoğun, Hindistan'ın hammadde yoğun ve emek yoğun, Çin'in emek yoğun ve kolay taklit, Güney Afrika'nın hammadde yoğun ve sermaye yoğun, Türkiye'nin ise emek yoğun ve sermaye yoğun malların ihracatında karşılaştırmalı rekabet gücü elde ettiği tespit edilmiştir. Vollrath İndeksi sonuçlarına bakıldığında; Brezilya'nın 73, Rusya'nın 43, Hindistan'ın 88, Çin'in 99, Güney Afrika'nın 76 ve Türkiye'nin ise 93 mal grubunda küresel ölçekte rekabet avantajı elde ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Net İhracat İndeksi sonuçlarına göre; Brezilya'nın 102, Rusya'nın 71, Hindistan'ın 121, Çin'in 142, Güney Afrika'nın 90, Türkiye'nin ise 93 ürün grubunda rekabet avantajı elde ettiği belirlenmiştir. Endüstri İçi Ticaret İndeksi 20 yıllık aritmetik ortalama sonuçları göz önünde bulundurulduğunda ise en yüksek endüstri içi ticaret değerine sahip ürün kodunun Brezilya için 516, Rusya için 278, Hindistan ve Çin için 629, Güney Afrika için 679 ve Türkiye için ise 664 olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca çalışmanın en son kısmında, Standart Uluslararası Ticaret Sınıflandırması (SITC), Spearman Korelasyon Katsayısı kullanılarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İhracat Rekabet Gücü, Karşılaştırmalı Üstünlük, Vollrath İndeksi, Teknoloji Sınıflandırması, RCA, BRICS, Spearman Korelasyon.
Dış girdi bağımlılığının Türk dış ticareti üzerine etkileri: İmalat sanayi
Ülkeler arasındaki ticari ilişkilerin yeni bir boyut kazandığı ve giderek geliştiği günümüz dünyasında gelir dağılımın bozulması ve ülkelerin dışa bağımlı hale gelmeleri özellikle gelişmekte olan ekonomiler açısından büyük bir sorun teşkil etmektedir. Dış girdi bağımlısı ülkeler büyüme ve kalkınmalarını gerçekleştirirken dışarıya kaynak aktarmakta ve bu nedenle de ülke fertlerinin hayat standartlarında bir kötüye gidiş gözlenmektedir. Ayrıca dış girdi bağımlılığı dolayısıyla ülkelerin başta büyüme olmak üzere enflasyon, işsizlik ve faiz oranları gibi iç makroekonomik göstergelerinde istikrarsızlıklar da meydana gelmektedir. Bu bağlamda bu çalışmada Türkiye ekonomisinin uluslararası rekabette önemli bir yer edinebilme ile sürdürülebilir ihracat artışları hedefleri doğrultusunda dış girdi bağımlılığı analiz edilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde dış ticarete ilişkin kuramsal ve teorik çerçeveye yer verilmiş olup dış girdi bağımlılığının tanımı ve bağımlılık teorileri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye ekonomisinin dış ticaret yapısının tarihsel seyrine değinilip ithalatın mal gruplarına ve ihracatın temel sektörlere göre dağılımı araştırılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise üretimin ve ihracatın kilit sektörü olan imalat sanayi sektörünün dış girdi bağımlılığı analiz edilmiştir. Öte yandan döviz kurlarında meydana gelen değişmelerin imalat sanayi sektörü üzerine etkileri ve Türkiye ekonomisinde dış girdi bağımlılığının sürdürülebilirliği ortaya koyulmuştur. Çalışmanın sonucu olarak, Türkiye ekonomisinde döviz kurları ile imalat sanayi girdi fiyatları-maliyetleri arasında kuvvetli bir ilişkinin var olduğu ve Türkiye ekonomisinin mevcut döviz yükümlülüğü dolayısıyla ithal girdi bağımlılığının sürdürülebilirliğinin gittikçe zorlaşmaya başladığı gözlenmiştir.
Güçlü Ekonomiye Geçiş Programının Türkiye ekonomisine reel etkileri
Türkiye ekonomisi finansal serbestleşme politikalarını uygulamaya koyduğu 1980 yılından itibaren belirli dönemde finansal krizlerle sarsılmıştır. Bu krizler finansal sektör, reel kesim ve kamu tarafından kaynaklanmıştır. 2001 yılında yaşanan bankacılık krizi sonrasında IMF ile yapılan anlaşma sonrası Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı adı altında bir dizi yapısal reform gerçekleşmiştir. Bu çalışmada Güçlü Ekonomi Geçiş Programı öncesinde ve sonrasında Türkiye ekonomisinde oluşan gerçekleşmeler ele alınmıştır. Ayrıca program kapsamında çıkartılan stratejik yasaların uzun vadede yansıması değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda Ülke ekonomisi program sonrasında kamu maliyesi alanında bir disiplin sağlamış olsa da son dönemde Hazinenin kefil olduğu yada garanti verdiği projeler uzun vadede bütçe üzerinde yük oluşturmaktadır. Program öncesinde dış borcun üstlenicisi kamu sektörü iken program sonrasında ve devamında özel sektör ciddi döviz borcu içine girmiştir. 2018 yılı sonunda GSYH'nın yaklaşık yarısı kadar dış borç yükümlülüğü bulunmaktadır. IMF tarafından çıkarılması istenen şeker ve tütün kanunun uzun vadede tarım sektöründe verim ve istihdam kaybına neden olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmada Türkiye ekonomisinin büyüme, enflasyon, işsizlik verileri yorumlandığında program sonrasında bir miktar iyileşme gözükse de son dönemde yüksek enflasyon, çift haneli işsizlik ve düşük büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır.
Piyasa ekonomisine geçiş süreci ve sonrasında Türkiye – Rusya federasyonu ekonomik ilişkiler
Politika yapıcıları tarafından seçilen ekonomi politikası ve bu politikanın sağlıklı işleyişi ülkelerin ekonomik yapısının gelişmişliği üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda merkezi planlı ekonomi ile yeterli iktisadi büyümeyi sağlayamayan eski sosyalist ülkeler piyasa ekonomisine geçmeyi tercih etmişlerdir. 1990'lı yılların başında Sovyet Birliği'nin dağılması ile önemini kaybeden sosyalist sistemin yerini alan piyasa iktisadi yapısı, bazı ülkelere kısa sürede Avrupa Birliği kapılarını açsa da bazı ülkeleri beklenmedik bir takım şokla karşı karşıya bırakmıştır. Yaşanan şoku atlatma sürecinde olan ülkeler için geçiş ekonomileri terimi ortaya çıkmıştır. Geçiş ekonomileri, merkezi planlı ekonomiyi terk ederek, piyasa ekonomi sistemine geçiş reformlarını gerçekleştirmeye çalışan eski sosyalist ülkeleri ifade etmektedir. Piyasa ekonomisine geçiş sürecinde fiyatların serbest olması beraberinde üretim düşüşlerini getirmiştir. Bu süreçte eski sosyalist ülkelerden biri olan Rusya Federasyonu, ekonomik gücünü kaybetmiş ve iç karışıklıklar ekonomik buhranı ortaya çıkarmıştır. Piyasa ekonomisine geçiş sürecinde ekonomik buhranda olan Rusya Federasyonu, sahip olduğu enerji kaynaklarının ve yabancı sermaye yatırımlarının etkinliği için ekonomik ilişkilerinin Sovyetler Birliği dönemine dayandığı Türkiye ile daha fazla yakınlaşmayı tercih etmiştir. Rusya'nın, Türkiye ile ekonomik bağlarını sıkı tutmak istemesinin nedenlerinden biri coğrafi yakınlık diğeri ise her iki ülke ekonomilerinin birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasıdır. Öte yandan, Türkiye Rusya Federasyonu açısından büyük ticari bir pazardır. Bu çalışmada Türkiye - Rusya Federasyonu ekonomik ilişkilerini, dış ticaret, müteahhitlik hizmetleri, enerji kaynakları ve turizm açısından istatistiki veriler kullanılarak nitel araştırma yöntemi ile analiz edilmiş, iki ülke arasında yaşanan siyasi gerginliklerin ekonomik dalgalanmalara neden olduğu, dolayısıyla da her iki ülke ekonomisinin bu durumdan olumsuz yönde etkilendiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Geçiş Ekonomisi, Ekonomik İlişkiler, Piyasa Ekonomisi, Türk - Rus İlişkileri
Küresel iktisadi sorunlar karşısında ahilik iktisadı
Günümüzde küreselleşme giderek gelişen ve hızla yayılan bir süreç olarak bilinmektedir. Küreselleşme, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklı etkiler oluşturmasının yanında dünya üzerinde olumlu veya olumsuz birçok sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada, küreselleşmenin olumsuz sonuçları içerisinde yer alan gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluk ve çevrenin tahrip edilmesi gibi ekonomik ve sosyal sorunlar ele alınmıştır. Bu sorunların gün geçtikçe artmasındaki en önemli sebeplerin başında; hiçbir ahlaki değere önem vermeden sermeye birikimi, kişisel fayda ile kar maksimizasyonu hedefini benimsemiş ve dünyanın birçok ülkesinde alternatifsiz olarak uygulanan neo-liberal politikaların geldiği bilinmektedir. Uygulanagelen neo-liberal politikalar neticesinde, zenginin daha da zenginleştiği yoksulluğun ise boyutlarını arttırdığı görülmektedir. Neo-liberal politika uygulamalarının dünya genelinin refah ve mutluluk seviyesini yükseltemeyeceği ortadadır. Bu nedenle bu çalışmada, uygulanan mevcut neo-liberal politikalar yerine, 13. ve 18. yüzyıllarda Anadolu'da askeri, sosyal ve iktisadi olarak Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan gelişimine her alanda etkinliğinin artmasına katkı sağlamış, bireysel zenginlik yerine toplumsal refahı öne çıkarabilecek, kapsayıcı yeni iktisadi politikaların ahilik ilkelerinden yararlanmak suretiyle ortaya konabileceği vurgulanacaktır.
Türkiye kiraz ihracatının pazar gücü
Kiraz dünyada yetiştirme alanı geniş olan meyvelerden birisidir. Fakat ticari olarak üretimi Türkiye, ABD, Şili, Özbekistan, İspanya ve Kanada gibi ülkelerde yapılmaktadır. Kirazın küresel düzeyde en erken verilerine ulaşıldığı 1961 yılından 1980'li yıllara kadar üretiminde ve sınırlı da olsa ticaretinde ABD, Almanya, İtalya, SSCB, ve Fransa gibi ülkeler ön plandadır. Fakat 1980'li yıllarda hem kiraz yetiştiriciliği konusunda dünya çapında ilerlemeler kaydedilmesi hem de dış ticaretteki gelişmelerin etkisi ile Türkiye, Şili, ABD, Kanada, Özbekistan ve İspanya gibi ülkeler üretimde ve rekabette üstünlük sağlayıp ön plana çıkan ülkeler olmuştur. Yıllara ve mevsim şartlarına bağlı olarak üretim düzeyi değişmekle birlikte dünya kiraz üretiminde Türkiye açık ara lider konumda yer almaktadır. Coğrafi yapısı iklim şartları itibariyle kiraz üretiminde Türkiye avantajlı bir ülkedir. 1980 yılından itibaren kiraz yetiştiriciliğinde ve dış ticaretin serbestleşmesi konusunda olumlu gelişmelerin etkisi ile kiraz üretimi ve ticaretinde hızlı bir şekilde ön plana çıkmaya başlamıştır. Türkiye 2017 yılı itibariyle dünya kiraz üretiminin %25'ini karşılamaktadır. Fakat bu başarıyı henüz kiraz ihracatına yansıtamamıştır. Türkiye toplam dünya kiraz ihracatından sadece %5'lik pay almaktadır. Ayrıca Türkiye, kiraz üretiminin sadece %8-15'lik kısmını ihraç etmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada; Türkiye'nin kiraz ihacat piyasasındaki pazar gücü Yeni Endüstriyel Organizasyon yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. 1994-2017 dönemleri arasındaki yıllık veriler kullanılarak yapılan çalışmada; Hausman testi sonucunda eşanlılık ilişkisi elde edilemediğinden Görünürde İlişkisiz Regresyon (SUR) yöntemi kullanılmıştır. Yapılan ekonometrik analiz sonucunda; Türkiye'nin kiraz ihracat piyasasındaki pazar gücü katsayısı, 0,18 olarak hesaplanmıştır. Dolayısıyla Türkiye kiraz ihracatının oligopolistik bir yapıya sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pazar Gücü, Kiraz İhracatı, Yeni Endüstriyel Organizasyon Yöntemi, Eşanlı Denklem Sistemi, Türkiye
Kırsal kalkınmada tarım ve hayvancılığın rolü ve önemi: Burdur kırsalı örneği
Bu çalışmanın amacı, kırsal kalkınma üzerinde hem dünyada hem de Türkiye'de tarım ve hayvancılığın rolü ve önemini çeşitli göstergeler ve veriler ile incelemektir. Bu temel amaç özelinde, çalışmanın bir diğer amacı; Burdur süt sığırcılığı işletmelerinin mevcut durum ve sorunlarının tespit edilmesi ve tarım ve hayvancılığın Burdur ilinin kırsal kalkınmasındaki öneminin ortaya koyulmasıdır. Bu kapsamda, Burdur kırsalında süt sığırcılığı ile uğraşan 66 işletmeye yüz yüze anket görüşmesi yapılarak, söz konusu işletmelerin demografik, sosyo-ekonomik ve hayvancılığa ilişkin istatistikleri toplanmıştır. Buna ilave olarak işletmelerin güçlü ve zayıf yönleri, işletme sahiplerinin beyanlarına dayanılarak elde edilmiş, ardından işletmelerin Burdur kırsalında hayvancılık faaliyetlerinde karşılaştıkları sorunlar farklı kategoriler itibariyle analiz edilmiştir. Bu sorunlar; (1) hayvan besleme, (2) süt, (3) teşvikler ve politikalar, (4) üretim ve maliyetler, (5) satış, pazarlama ve markalaşma, (6) hayvan hastalıkları, (7) işbirliği, eğitim ve danışmanlık faaliyetleri olarak yedi başlıkta kategorize edilmiştir. Analiz sonucunda genel anlamda üreticilerin maliyetlerin düşmesi ve hayvancılık sektöründe desteklerin arttırılmasını bekledikleri sonucuma ulaşılmıştır. Sektörde devamlılığın sağlanabilmesi için, ağırlıklı olarak teşvik ve destek şartlarının düzenlenmesi ve maliyet oluşturucu unsurların üreticilere özel olarak hafifletilmesi gerekmektedir. Sonuçlar aynı zamanda tarım ve hayvancılık sektörünün Burdur ilinin kırsal kalkınmasında oldukça önemli olduğunu göstermektedir.
Cumhuriyet'ten günümüze uygulanan tarımsal destekler ve OECD ülkeleriyle mukayesesi
Bu çalışmanın amacı, ülkemizde tarım sektörünün yıllar içindeki yapısını ve uygulanan tarımsal destek ve politikaların üretime etkisini anlamaktır. Bu nedenle Cumhuriyet'ten günümüze uygulanan tarımsal destekler incelenmiş ve sonuçları daha doğru değerlendirmek için OECD ülkeleriyle mukayese edilerek ele alınmıştır. Değerlendirme ise TUİK, WORD BANK, DPT, OECD gibi resmi kurumlardan alınan tarım verileri üzerinden yapılmıştır. Ülkemizde tarımsal destekler Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze kadar devam etmiştir. Ancak 1980 yılından sonra uygulanan tarımsal desteklerde azaltılmaya gidilmiştir. Bunun üretime etkisi, sektördeki çözülmeyi arttırırken, büyüme hızını düşürmüştür. Birçok tarım ürünü üretiminde kendi kendine yeterlilik seviyesi azalırken, gıda ürünleri tüketiminde ithalata yönelmeler başlamıştır. Günümüzde tarım ürünleri üretiminde ve ticaretinde özellikle OECD ülkeleri önemli konuma sahiptir. Bu ülkelerin ekonomilerinde tarımın payı düşük, ancak birçok tarım ürününde yeterlilik seviyesinin üzerinde üretim yapılmaktadır. Toplam tarım ürünleri ihracatında ilk sıralarda yine bu ülkeler yer almaktadırlar. Bunun en önemli nedeni, bu ülkelerin daha önceki yıllarda tarım sektörlerinin ihtiyacına yönelik ve istikrarlı olarak uyguladıkları desteklerdir. Anahtar Kelimeler: Tarımın Önemi, Tarımsal Destekler, Tarım Üretimi, Tarımın Ekonomideki Yeri.
Doğrudan yabancı yatırımlar, ekonomik büyüme ve dış ticaret ilişkisi: Türkiye örneği
Küreselleşme ile birlikte ticaret ve sermaye hareketlerindeki serbestleşme yaygınlaşmıştır. Teknolojideki hızlı ilerlemeler küreselleşmeye hız kazandırırken, finansal piyasa işlemlerinde etkinliği arttırmış ve işlem maliyetlerini azaltmıştır. Böylece, uluslararası serbest ticaretin gelişmesiyle birlikte doğrudan yabancı yatırımlar da önem kazanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya bulunduğu tasarruf yetersizliği, bu ülkeleri dış kaynaklar ve doğrudan yabancı yatırımlardan yararlanma yoluna itmiştir. Birçok gelişmekte olan ülke gibi Türkiye de dışa açılma politikaları çerçevesinde 1980?lerin başında yabancı sermaye hareketlerini teşvik etmeye başlamıştır. 2000?li yıllara kadar beklenen düzeyde gerçekleşmeyen doğrudan yabancı yatırımları teşvik etmede başlıca amaç, ülkenin ekonomik büyüme ve dış ticaretine katkı olmuştur. Bu çalışmada; uluslararası piyasalarla bütünleşen Türkiye?de doğrudan yabancı yatırımların, ekonomik büyüme ve dış ticarete etkisi incelenmeye çalışılmıştır. 1974-2011 dönemindeki yıllık verilerle doğrudan yabancı yatırımlar, ekonomik büyüme, ihracat ve ithalat değişkenleri arasındaki ilişki Toda-Yamamoto (T-Y) nedensellik analizi yardımıyla test edilmiştir. Ampirik analiz sonucunda doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme arasında bir nedensellik olmadığı; ekonomik büyüme ve ihracat arasında ise tek taraflı bir nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine, ithalattan ihracata ve ihracattan da doğrudan yabancı yatırımlara tek taraflı nedensellik ilişkisi olduğu sonucu elde edilmiştir. Son olarak çalışmada, ithalat ve doğrudan yabancı yatırım arasında karşılıklı nedensellik ilişkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Türkiye?de doğrudan yabancı yatırımın ekonomik büyüme ve dış ticarete katkı yapması için özellikle imalat sanayi gibi reel sektörlere doğrudan yabancı yatırımın gelmesi teşvik edilmelidir.
Zonguldak Kozlu'da kömür madenciliği: İşletmecilik ve çalışma hayatı (1848-1921)
Bu çalışmada, Zonguldak Kozlu bölgesinin 1848-1921 Osmanlı dönemi kömür madenciliğinde işletmecilik ve çalışma şartları incelenmiştir. Çalışmada, kömür madenciliği tarihindeki değişimleri açıklamak için konuyla ilgili diğer çalışmalardan farklı olarak iktisadi bir dönemlendirme kullanılmıştır. Daha sonra bu dönemlendirme, süreç içerisinde değişen kömür madenciliğinin işgücü üzerindeki etkilerini ortaya koymak için de kullanılmıştır. Havzada önceden mevcut ve daha sonra kurulan işletmelerin madencilik faaliyetleri ve devletin tahakküme dayalı olarak yeterli işgücü oluşturma gayretleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Özellikle arşiv kaynaklarından elde edilen bulgulara göre işletmeler, kar güdüsünün arttığı 1882 yılından sonra havzada yatırımlarını hızlandırmıştır. Yurtiçi yatırımlar yeterli olmayınca havzaya yabancı sermayenin yatırım yapması kaçınılmaz olmuştur. Ancak bu şekilde kömür istihsali yeterli bir seviyeye çıkarılmıştır. Havzadaki işçi profili belirli dönemlerdeki gelişmelerin oluşturduğu etkiye göre değişmiş ve çeşitlenmiştir. Sermayedeki artış işgücü arzını artırarak, işgücü piyasasının kısmi olarak serbestleşmesini sağlamıştır. Fakat, mükellef işçilerin yarı zamanlı ve köy hayatına bağlı yaşamları, havzanın Osmanlı döneminde aktif işçi hareketlerinin ve örgütlerinin oluşumunu engellemiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Zonguldak Kozlu, Kömür Madenciliği, Çalışma Hayatı.
İktisadi büyüme sürecinde kadın istihdamının rolü ve Türkiye'de kadın istihdamı
Bu çalışmada, Türkiye'de kadın istihdamının durumu ve iktisadi büyüme üzerindeki etkisi araştırılmıştır. İstihdam ekonomik ve sosyal temelleri olan bir kavram olmakla beraber günümüzde hem gelişmiş ülkelerin hem de gelişmekte olan ülkelerin ekonomik ve sosyal yapısına ilişkin önemli bir sorunu oluşturmaktadır. Ülkelerin iktisadi büyüme hedeflerine ulaşabilmeleri için; istihdam politikalarının çözüm odaklı olmaları beklenmektedir. Bu hedefe ulaşabilmek için kadının çalışma hayatında daha fazla yer alması sağlanmalıdır. Kadınların işgücü içerisinde yer alması sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir faktörü olarak kabul edilmektedir. İktisadi kalkınmanın sağlanabilmesi için fiziksel yatırımların yeterli olmadığının farkına varılması üzerine, kalkınmanın odak noktasında insan olduğu gerçeği kabul edilmeye başlanmıştır. Bu noktada kadınların bir üretim faktörü olarak iktisadi büyüme ve kalkınma üzerindeki rolü de önem kazanmıştır. Çalışmada Türkiye'de kadının çalışma hayatındaki yeri ve iktisadi büyümenin kadın istihdamı üzerindeki etkinlik analizi istatistiki bilgiler yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, Türkiye ekonomisi baz alınan 2000-2013 yılları arasında pozitif büyüme gösterdiği halde, kadın istihdamının bu büyümeye tepkisi düşük kalmaktadır. Oysa dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturan ve karşılaştığı cinsiyet temelli engeller nedeniyle çalışma hayatına dâhil olamayan kadınların ekonomiye katılımlarının sağlanması işsizliği azaltacağı gibi iktisadi büyümeyi de önemli ölçüde destekleyecektir.
Kriz, kurumsal kalite ve ekonomik büyüme ilişkisi
Kurumları, iktisadi analizin merkezine yerleştiren kurumsal iktisat yaklaşımı, özellikle 1990?lı yıllarla birlikte büyüme analizlerinde sıkça yer almaktadır. Kurumsal iktisat yaklaşımı, iktisadi faktörlerin yanı sıra, kurumlar, kurumsal yapı ve kurumsal kalite gibi iktisadi olmayan faktörlere de büyüme analizlerinde yer vermektedir. Literatürde kurumsal kalite ve ekonomik büyüme ilişkisi konusunda uzlaşma olmasına rağmen, son 30 yılda meydana gelen ekonomik krizler, ülkelerin kurumlarının yeniden dizaynı ile sonuçlanmıştır. Bu tezde krizlerin, kurumsal kalite aracılığıyla ülkelerin iktisadi büyümeleri üzerinde etkili olup olmadığı incelenmiştir. Mankiw, Romer ve Weil (MRW) büyüme modeli ve ekonometrik tahmin yöntemi olarak da panel veri analizi kullanılarak araştırılan çalışmada, Latin Amerika ülkelerinden Arjantin, Meksika ve Brezilya?nın, Asya ülkelerinden Tayland, Malezya, Filipinler, Endonezya ve Güney Kore?nin, son olarak da Türkiye?nin 1984-2010 dönemi verileriyle ampirik analizler yapılmıştır. Yapılan tahminler neticesinde hukuk ve düzen, dinsel çatışmalar, politikada askeri müdahale düzeyi, demokratik katılım düzeyi, içsel ve dışsal çatışmalar değişkenlerininin iktisadi büyümeyi pozitif yönde etkileyen önemli kurumsal değişkenler olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca kurumsal kalite göstergeleri krizin etkisi ile birlikte değerlendirildiğinde; iktisadi büyüme düzeyini pozitif yönde etkileyen kurumsal değişkenlerin; bürokratik kalite, sosyoekonomik koşullar, yatırım profili ve demokratik katılım olduğu tahmin edilmiştir. Sonuç olarak; krizler, kurumsal kalite düzeyini değiştirmektedir ve bu değişim iktisadi büyümeyi pozitif yönde etkilemektedir.
Türkiye'de hizmet sektörünün gelişimi ve ekonomik büyümeye etkisi
Bu çalışmada, Türkiye?de hizmet sektörünün gelişimi ve ekonomik büyümeye etkisi araştırılmıştır. Hizmet sektörü tarihsel olarak, ekonomik kalkınma aşamalarında sektörlerde görülen yapısal değişmenin önemli bir parçası olarak gelişmiştir. Türkiye?de hizmet sektörünün, özellikle son 20-30 yılda dünyadaki genel eğilime uygun bir şekilde diğer sektörlere göre daha hızlı büyüdüğü ve ekonomi içindeki ağırlığının arttığı görülmektedir. Çalışmada Türkiye?de sektörel yapının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, hizmet sektörü odağında ekonometrik olarak analiz edilmiştir. 1968-2006 dönemi verileriyle VAR ve nedensellik testleri kullanılarak yapılan zaman serisi analizleri sonucunda, Türkiye?de tarım ve hizmet sektörlerinin hem ekonomik büyüme üzerinde etkili oldukları hem de ekonomik büyümeden etkilendikleri tespit edilmiştir. Tarım sektörü gibi hizmet sektörünün de istihdam ve gelir yaratma kapasitesinin yüksek olması ekonomi içindeki ağırlığını artırmaktadır. Sanayi sektörü ile ekonomik büyüme arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bunun nedeni olarak, sanayi sektöründe istihdam artışının pahalı ve artan makineleşme nedeniyle zor olması gösterilebilir.
Ekonomik özgürlükler üzerine karşılaştırmalı analiz
Özgürlük bir toplumda yaşayan bireylerin en temel değerlerinden birisidir. Çeşitli özgürlük türleri olmakla birlikte ekonomik özgürlük türü daha büyük bir önem teşkil etmektedir. Bireylerin ve toplumların daha fazla refaha ulaşabilmelerinde en temel faktör ekonomik açıdan özgür olmalarıdır. Gelişmiş ülkelerin başarılı olmalarının arkasında da ekonomik özgürlükler alanında göstermiş oldukları gelişmeler yatmaktadır. Ekonomik özgürlük gibi bireylerin ekonomik, politik ve sosyal alanlarda haklarının teminini sağlayan unsurların ülkelerin kurumsal yapılarının değişiminde ve gelişmesinde önemli rol oynaması ve kurumsal yapının toplum yaşamını etkileyen önemli bir unsur olarak düşünülmesi kurumsal yapının ekonomik özgürlük bağlamında incelenmesini gerektirmektedir. Bu çalışmada ülkeler beş kategoriye ayrılarak ekonomik özgürlük durumları incelenmiş ve bunlar en küçük kareler yöntemi kullanılarak doğrusal regresyon analizi yardımıyla test edilmiştir. Analiz 117 ülke üzerinde yapılarak, ülkelere ilişkin veriler Heritage Foundation'ın resmi internet sitesinden elde edilmiştir. İstatistiki modelin test edilmesinde EViews 7.1 ve SPSS 15.0 programlarından yararlanılmıştır. Yapılan çalışmada, ülkelerin kurumsal yapılarının ve gelişmişlik düzeylerinin ekonomik özgürlüklerini etkilediği ve İslami ülkelerin en az özgürlük düzeyine sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Özgürlük, Kurumsal Ġktisat, En Küçük Kareler Yöntemi, Regresyon Analizi.
Bireysel kredilerin hanehalkı ekonomisi üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik bir alan araştırması: Zonguldak örneği
Küreselleşen dünya ile birlikte hızla değişen ekonomik koşullar, bireylerin istek ve ihtiyaçlarının artmasına neden olmaktadır. Belli bir tüketim düzeyini korumaya çalışan bireyin geliri ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediği zaman birey borçlanmayı bir seçenek olarak görmektedir. Finansal piyasaların türü olan kısa vadeli fonların yer aldığı para piyasalarının sağladığı kredi olanakları bireyler için fırsat oluşturmaktadır. Türkiye'de özellikle 2002 yılından itibaren hızla artan bireysel kredilerin kullanımı ile hanehalklarına ilişkin borçlar da giderek yükselmiştir. Bu çalışmada; hanehalkının tüketici kredisi ve kredi kartı biçimindeki para piyasalarına erişimlerinin hanehalkına etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Mevcut literatürde kredi kullanım olanaklarının hanehalkı ekonomisi üzerine etkileri ile ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı yaklaşımlar, kredi kullanımının hanehalkının ödeme güçlüğü sorununun çözümüne katkı sağlayarak, hanehalkı ekonomisi üzerinde olumlu etkiler meydana getireceğini ileri sürmektedir. Bazı yaklaşımlar ise kredi kullanım olanaklarının yaygınlaşmasının kontrolsüz ve plansız satın alma faaliyetlerini tetikleyerek, hanehalkının uzun vadede gelir gider dengesinin bozulmasına ve borç krizleri yaşamasına yol açacağını öne sürmektedir. Hanehalklarının bireysel kredilere erişimlerinin ekonomilerine etkilerini tespit amacıyla Zonguldak ili Merkez ilçesindeki hanehalklarına bin adet anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilere değişkenlerin özelliklerine göre Ki-Kare, T-Testi, F-Testi, Korelasyon Testi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda Zonguldak ilinde hanehalkının özellikleri ve para piyasalarına ulaşımın hanehalkı ekonomisi üzerindeki etkileri açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hanehalkı, Bireysel Krediler, Hanehalkı Borcu, Kredi Kartı.
Serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye'nin dış ticaretine etkisi: Panel veri analizi
Gelişmekte olan ülkeler dış ticaretlerini artırmak, yeni pazarlara ulaşmak ve ihracat yapılarını çeşitlendirebilmek için Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA'lar) imzalamaktadır. Türkiye de 1990'lı yıllardan itibaren bu gerekçelerle çeşitli ülkelerle STA'lar imzalamıştır ve ileriki dönemlerde yeni STA'lar yapmayı planlamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin imzaladığı bu anlaşmaların dış ticaret hacmine etkisi incelenmiştir. Çalışmada, 16 ülkeyle imzalanmış olan STA'ların Türkiye'nin dış ticaretine etkisi ekonometrik olarak analiz edilmiştir. 2000-2012 dönemindeki yıllık veriler kullanılarak Türkiye'nin ticaret hacmi ile GSYİH, kişi başına GSYİH, döviz kuru, mesafe, ortak sınır, ortak dini inanca sahip olma ve STA değişkenleri arasındaki ilişki, kurulan 6 model yardımıyla havuzlanmış regresyon modeli çerçevesinde tahmin edilmiştir. Ayrıca, çalışmada Türkiye'nin STA imzaladığı ülkelerle ortak sınıra ve ortak dini inanca sahip olmasının ve 2008 krizinin Türkiye'nin dış ticaret hacmi üzerindeki etkisini ölçmek için de gerekli değişkenler modele dahil edilerek analizin kapsamı genişletilmiştir. Ampirik analizler sonucunda, taraflara karşılıklı tarife indirimi gibi avantajlar sağlayan serbest ticaret anlaşmaları ile Türkiye'nin dış ticaret hacmi arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiş ve STA'ların Türkiye'nin dış ticaret hacmini artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda Türkiye, yürürlükte olan STA'ları daha etkin hale getirmeli, onay ve müzakere sürecinde olan anlaşmaların bir an önce tamamlanması için çaba sarf etmeli ve bu süreçlere henüz başlanmamış ülkelerle de yeni STA'lar yapmak için çalışmalara en kısa sürede başlamalıdır.
Zonguldak Karabük Bartın illerinde mutluluk ekonomisinin karşılaştırmalı analizi
Mutluluk kavramı son yıllarda iktisadi çalışmalarda gittikçe artan öneme sahip bir konudur. Davranışsal iktisadın bir alt dalı olarak bilinen mutluluk konusu ile ilgili yapılan çalışmalarda mutluluğu etkileyen sosyodemografik ve ekonomik faktörler incelenmektedir. Bu çalışmada, TR81 Düzey II bölgesinde mutluluk düzeyini etkileyen sosyodemografik faktörler sıralı lojistik regresyon yardımıyla araştırılmıştır. Analiz için, TÜİK 2013 Yaşam Memnuniyeti Araştırması verileri kullanılmıştır. Mutluluk değişkeninin bağımlı değişken olduğu analizlerde her il için farklı bağımsız değişkenler seçilerek analiz yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda Zonguldak ve Karabük illerinde kadınların, kırda yaşayan bireylerin ve son bir yıl içinde araba alanların mutlu olma olasılığı daha yüksek çıkmıştır. Karabük'te yaş ile mutluluk arasında literatüre uygun olarak U biçiminde bir ilişki vardır. Karabük'te mutlu olma olasılığı medeni durum değişkeni için yüksekten düşüğe sıralandığında evli, eşi ölen, hiç evlenmeyen ve boşanan birey sıralaması şeklindedir. Elde edilen analiz sonuçları literatürdeki çalışmalar ile örtüşmektedir. Diğer bağımsız değişkenler ise sadece bu çalışmaya özgü olarak seçilen değişkenlerdir. Bu durum konu hakkında yeni yapılacak çalışmalar için yol gösterici niteliktedir.
Orta gelir tuzağını aşmada sektörel dönüşüm rotasının belirlenmesi: Türkiye için ampirik analiz
Ulusal ve uluslararası düzeyde birçok akademik çalışma, orta gelir tuzağına düşmemenin yollarını ya da orta gelir tuzağına düşen ülkelerin nasıl bu tuzaktan kurtulacağını incelemeye odaklanmıştır. 2008 yılından bu yana orta gelir tuzağına yakalanmış olduğuna dair güçlü sinyaller olan Türkiye ekonomisinin bu durumdan çıkabilmesi, ekonomide yapısal bir dönüşümün gerekliliğini zorunlu kılmaktadır. Orta gelir tuzağından çıkabilmek için; sanayide çeşitlendirmeyi gerçekleştirebilmek, katma değeri yüksek ürünlere odaklanmak ve sektörel önceliklendirme yapmak gerekmektedir. Bu çalışma kapsamında, Türkiye'nin üretim ve ihracatının niteliğini artırma potansiyeli taşıyan ve aynı zamanda mevcut üretim becerileriyle örtüşen sektörlerin tespit edilmesine yönelik analizler gerçekleştirilmiştir. Analizlerde, Harvard Üniversitesi Uluslararası Kalkınma Merkezi'nin ürün uzayı metodolojisinde yer alan hesaplama yöntemleri Türkiye ekonomisi için kullanılmıştır. Sofistikasyon göstergesi olan ekonomik karmaşıklık endeksi (ECI) değişkeninin, kişi başına gelirin büyümesine olan etkisi panel veri yöntemi ile test edilmiş ve aralarında pozitif bir ilişki görülmüştür. Araştırmada, Türkiye'nin üretim niteliğini ve rekabetçi olma potansiyelini yükselteceği öngörülen sektörler, iki aşamalı bir politika yaklaşımı benimsenerek tespit edilmiştir. İlk aşamada kısa vadede sıçrama yapılabilecek sektörler, ikinci aşamada ise tespit edilen sektörlerde rekabet gücü sağlandıktan sonra uzun vadede odaklanılabilecek sektörler belirlenmiştir. Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi için odaklanılması gereken sektörlerin; makine, kimya ve sağlıkla ilgili ürünler ile elektronik sektörleri olduğu ortaya konulmuştur.