
3,362
Archived Theses
14
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hakkâri kilimlerindeki motiflerin sembolik dilde çözümlenmesi
Belirli bir tarihî süreç içinde meydana gelen ve içinde milletin inancını, töresini, sanatını, edebiyatını, gelenek ve göreneğini gördüğümüz kültür, bünyesinde şekillendiği milletin aynası gibidir. Bu ayna, bir milleti tüm yönleriyle yansıtmaktadır. Toplumun tüm katmanlarını içinde gördüğümüz kültür, hayatın her alanında ve insanın olduğu her yerde vardır. Kültür denen olguyu bütün gerçekliği ile gördüğümüz bu alanlardan biri de yapımı yüzyıllardır bir gelenek olarak anneden kıza geçen ve sürekli değişip gelişen dokuma ürünü kilimlerdir. Anadolu insanını her yönüyle yansıtan kilimler Anadolu'nun her yöresinde dokunmaktadır. Kilim dokumasının gerçekleştiği bu yörelerden biri de Hakkâri ilidir. Hakkâri'de kadınlar, yüzyıllardır bir gelenek olarak kilim dokumaktadır. Hakkâri insanının doğadaki bitkilerden elde ettiği kök boyalar ile boyadığı ipliklerden oluşturduğu kilimler, Anadolu insanının kültür dünyasının gücünü vezenginliğini aynı zamanda birlik ve beraberliğindeki ortak ruhu göstermektedir. Hakkâri yöresinde geçmişte ve günümüzde dokunan kilimlerde görülen pek çok motif ve sembol, yörenin saklı kültürünü yansıtmaktadır. Yöre kadını çevresinde olup biteni, farkında olmadan bilinçaltında sakladığı sembol ve motifler ile kilimlere işlemektedir. Kadınlar, bu sanatı icra ederkenuğuruna ve dileğine denk düşen şifreler ve semboller üreterek kilimlere yansıtmaktadır. Kilimlerdeki bütün sembol ve motiflerin her birinin anlamı vardır ve bunu en iyi kilim dokuyan kadınlar bilmektedir. Kilim motiflerinde can bulan motifler, Hakkâri'nin folkloru ile birbirine karışarak yüzyıllar öncesinden hikâyeler ve sırlar ile bu güne gelmeye devam etmektedir. Bu çalışma ile amacımız Hakkâri folkloru özelinden Anadolu folkloru geneline ulaşarak birlik ve beraberlik ruhunu ortaya çıkarıp Anadolu kültürüne hizmet etmektir. Anahtar Kelimeler: Hakkâri, kilim, motif, sembol, renk, kültür
İkinci yeni şiirinde gölge
İkinci Yeni şiiri, Türk şiiri içerisinde üzerinde en çok kafa yorulan şiir oluşumlarından biridir. Bunun en temel nedeni imge yüklü bir şiir diline sahip olmasıdır. İkinci Yeni şairleri, imge hassasiyeti olan ve şiirlerinde imgesel anlatıma oldukça yer veren sanatçılardır. Bu çalışmanın temel amacı, şiir ve imge'den yola çıkarak İkinci Yeni adı altında isimleri anılan şairlerin, şiirlerindeki gölge imgesi tercihlerinin incelenmesidir. Gölgeyi, İkinci Yeni şiirinde; yoğun yaşanan, hissedilen, varlığı bilindiği halde somut bir şekilde ifade edilemeyen oluşumların, yansıması ve yanılsaması olarak görürüz. Psikolojik öğelerin çokça yer aldığı ve bilinç otomatizmi ile bilinçaltının sırlarının ortaya çıktığı şiirlerde, gölge imgesinin ifade alanı da genişlemektedir. Çağdaş bilimlerin gelişmesiyle insanın anlam dünyası üzerine yapılan çalışmalar da gelişme göstermiş ve karmaşık ruhsal durumlar çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada da şiire yansıyan, insan ruhunun çeşitli halleri, gölge imgesinin anlam olanaklarıyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma vücuda getirilirken, şiire ya da şiirsel söyleme dayalı kaynakların yanında çağdaş bilimlerden (felsefe, psikoloji, sosyoloji vb.) de yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkinci Yeni, şiir, gölge, imge.
Elazığlı halk şairi Kul Mansur (Hayatı, sanatı ve şiirlerinden örnekler)
Türkler, tarihi süreç içerisinde farklı gelenek ve kültür değerini yaşatarak günümüze kadar devam ettirmişlerdir. Bu kültürel değerler, toplumsal bir yaşamın sonucunda oluşmuştur. Böylesine köklü bir kültürün en önemli geleneklerinden biri de âşıklık geleneğidir. Âşıklık geleneği, geçmişten günümüze farklı aşamalardan geçerek ulaşmıştır. Orta Asya'da kökenleri kam ve baksıya kadar dayanan, ozanlıkla devam edip, âşıklıkla son halini alan zengin bir gelenektir. Anadolu sahasında farklı inanç yapılarınınn oluşması ve âşık tarzı şiirin bu yapılar içerisinde yeniden ele alınması yeni kültürlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu kültürlerden biri de Alevi- Bektaşi ozanlarının oluşturmuş olduğu âşıklık geleneğidir. Alevi- Bektaşi inancıyla benzerlikler taşıyan âşıklık geleneği, bu alanda güçlü âşıkların ortaya çıkmasına da neden olmuştur. Çünkü bu inanç dairesinde bulunan birey doğduğu andan itibaren saz ve sözle iç içedir. Aleviliğin önemli ibadet şekillerinden olan cem törenindeki on iki görevden biri olan zakirlik, âşıklığın protipi şeklindedir. Âşıklar günümüzde, varlığını canlı bir şekilde devam ettirmektedirler. Bu geleneği Elazığ'da icra eden ise Kul Mansur'dur. Alevi- Bektaşi inancına sahip olan Kul Mansur'un, bu inanç dairesinde âşıklığa başlaması ve Elazığ'da âşıklık geleneğinin temsilcisi olması oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Âşık, Kul Mansur, Elazığ, âşıklık geleneği, Alevi- Bektaşi kültürü
Sezai Karakoç ve Ece Ayhan şiirlerinde özgürlük sorunu
Türk edebiyatında 1950'li yılların öne çıkan şiir anlayışı İkinci Yeni şairlerinden Sezai Karakoç ve Ece Ayhan şiirlerinde Varoluşçuluk akımı açısından "özgürlük sorunu"nun değerlendirildiği çalışmamızda, bireyleşme sürecinin şiire yansımalarını değerlendirdik. "Kapalı şiir" olarak eleştirilen İkinci Yeni'nin ben'in edimlerine kayıtsız kalınmadığını gördüğümüz şiirlerde, Varoluşçu düşüncenin Türk şiirine bulunduğu etkilere değinerek Sezai Karakoç ve Ece Ayhan şiirinde ele alınış şeklini inceledik. Farklı üslup ve temaların bulunmasına rağmen varoluş görüngülerinin yer aldığı görüldü. Varoluş kaygısı nedeniyle özgürlüğün bir soruna dönüştüğü ve bireyin öz arayışının özgürlük ve hiçlik bağlamında kuşatılmışlık hissine sebep olduğu görülür. Çalışmada varoluş görüngüleri iki ana bölüm hâlinde değerlendirildi ve özgürlük sorununun açığa çıkışı farklı temalar ile örneklendirilerek bireyleşme süreci açıklandı. Anahtar Kelimeler: Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Varoluşçuluk, İkinci Yeni, özgürlük, birey.
Halit Ziya Uşaklıgil'in romancılığında kendini yıkma eğilimi
Servet-i Fünun romanı denince akla gelen ilk isim olan Halit Ziya Uşaklıgil, modern Türk romanına yarattığı karakterle çağ atlatmıştır. Uşaklıgil'in yaratığı karakterlerde görülen kendini yıkma eğilimi üzerine yaptığımız bu çalışmada, yazarın edebi hayatı boyunca kaleme aldığı sekiz romanın incelemesini yaptık. Bu eserlerde roman kahramanlarını yıkıma götüren psikolojik, sosyolojik ve felsefi sebepleri hiçlik kavramıyla birlikte ele aldık. Öncelikle romanlardaki çok yönlü karakter yapıları tespit edildi, daha sonra yıkım sürecinde etkin olan içtimai ve ailevi unsurlar tespit edildi. Bu tespitler yapılırken fikirleriyle psikoloji ve sosyolojiye yön veren bilim insanlarının görüşlerinden istifade edildi. Araştırmamızda öncelikle romanlardan yola çıkarak şahısların ruhsal dünyasını keşfederken Türk romanın kilometre taşlarından biri olan Halit Ziya Uşaklıgil'in hususi hayatının izlerini de roman karakterlerinde görme imkânı bulduk. Yaptığımız bu çalışmada karakterlerin kendini yok etme şekilleri ve bu şekiller arasındaki bağ ve farklılıkları sebeplerine göre sınıflandırırken istatistikî verilerde de bulunduk. Anahtar Kelimeler: Halit Ziya, yıkılma eğilimi, yok etme temayülü, karakter yapılanmaları, ebeveyn yoksunluğu, tecrübesizlik, intihar, kaçış, hiçlik.
Niyazî-i Mısrî Divanı üzerine bir dil incelemesi
Bu çalışmada 17. Yüzyılın etkili şahsiyetlerinden mutasavvıf, şair Niyazȋ-i Mısrȋ'nin divanında görülen dil özellikleri incelenmiştir. Hem aruz ve hem hece vezni ile dinȋ, tasavvufȋ içerikli şiirler kaleme alan Niyazȋ-i Mısrȋ'nin şiirlerinde hem klasik edebiyatın dil özelliklerine, hem de âşık edebiyatı dil özellikleri taşıyan sade bir dile rastlanmaktadır. Şairin en kapsamlı ve en çok sevilerek okunan eseri divanıdır. Bu araştırma divanının mevcut nüshalarından en çok güvenilen sekiz nüshasının karşılaştırılmasıyla oluşturularak yayımlanan tenkitli metin esas alınarak yapılmıştır. 17. yüzyıl, Türkiye Türkçesine geçiş sürecinde ilk değişmelerin başladığı yüzyıl olarak düşünülür. Türkiye Türkçesine has bazı ses ve şekil özelliklerinin ilk defa bu dönem metinlerinde başlamış olduğu tahmin edilmektedir. Çalışmamızda Niyazȋ-i Mısrȋ'nin divanındaki dil özellikleri "Ses Bilgisi, Şekil Bilgisi, Kelime Grupları, Sözcük Türleri" başlıklı dört bölüm halinde ele alınmıştır. Sonuçta eserin ses özellikleri, ses uyumları, yapım ve çekim ekleri bakımından Eski Anadolu Türkçesi ve Klasik Osmanlı Türkçesi dil özelliklerini taşıdığı; Türkiye Türkçesinin Eski Anadolu Türkçesinden farklı özelliklerine benzer her hangi bir değişmenin bu eserde yer almadığı anlaşılmaktadır. 17. yüzyıldan itibaren Türkiye Türkçesi doğrultusunda bu dönem metinlerinde görülmesi muhtemel değişmeler, imlanın klasikleşmesi dolayısıyla yazıya yansıtılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Niyazî-i Mısrî, 17. yy., Eski Anadolu Türkçesi, Osmanlı Türkçesi, Türkiye Türkçesi
Kerem ile Aslı hikâyesinin sembolik çözümlemesi
Halkın "millî" karakterini, kendine has değerleri ve kültürel birikimiyle oluşturduğu çeşitli unsurlar meydana getirmektedir. Bu unsurlardan biri, halk anlatılarının içinde önemli bir yere sahip olan halk hikâyeleridir. Kimi zaman kahramanlık kimi zaman aşk, bazen de her iki unsurun karşımıza çıktığı halk hikâyelerinde olağanüstülük ve gerçeklik, şiir ve söz iç içedir. Dinleyenleri kendine bağlayan bu özel anlatılarda dil, sembolik özelliğiyle ayrı bir işleve sahiptir. İnsanların var olduğu ve birbirleriyle iletişim kurmaya başladıkları ilk zamanlardan beri kullanılagelen semboller, modern çağa kadar uzanan süreçte çeşitli eserlere işlenmiş gizli kodlar olarak varlığını korumuştur. Bu nedenle destandan masala, halk hikâyesinden şiire ve romanlara kadar toplumun ortak bilinç dışının oluşturduğu sembollerle örülü olan her türlü eser, çözümlendiği takdirde, görünenin ardında yatan anlam ortaya çıkacak ve eserlerin, olduğundan daha değerli bir hale geldiği görülecektir. Kültürümüzde önemli bir yere sahip olan hikâyelerimizden biri Kerem ile Aslı hikâyesidir. Kerem ile Aslı hikâyesi, halk hikâyelerinin temel motiflerini taşımakla birlikte kendine has ve sembolik açıdan zengin motiflere de sahiptir. Bu nedenle Kerem'in yolculuğunu arketipsel ve sembolik bağlamda tahlil etmek, çok yaygın olarak bilinen bir hikâyede sembolik dilin nasıl kullanıldığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Anahtar Sözcükler: Kerem ile Aslı hikâyesi, sembol, arketip, erginlenme
Türk edebiyatında Gülistân tercümeleri ve 17. yüzyıl yazarlarından Hocazâde Es`ad Mehmed Efendi'nin Gül-i Handân (Terceme-i Gülistân)'ı
Türk edebiyatında Gülistân tercümeleri ve Es'ad Efendi'nin Gül-i Handân (Terceme-i Gülistân) adlı eseri, bu çalışmanın konusunu teşkil etmektedir. Gül-i Handân, Sultan I. Ahmed adına telif edilmiş olup bu güne kadar yapılmış Gülistân tercümeleri içinde aslına uygunluk bakımından ilk tercüme sayılabilir. Es'ad Efendi, Osmanlı'da bürokrasinin en üst makamlarından biri olan şeyhülislamlık makamında görev yapmanın yanında sanat ve edebiyatla da ilgilenmiştir. Arapça, Farsça, Türkçe şiirler ve mensur eserler vücuda getiren yazar, şark klasikleri arasına girmiş bir etik/ahlâk kitabını 17. yüzyılda çeşitli ilavelerle Türkçe'ye tercüme ederek hem aydın sorumluluğunu yerine getirmiş hem de Osmanlı edebiyatına önemli bir eser kazandırmıştır.Bu çalışma, ?Giriş?ten sonra dört bölümden oluşmaktadır. Giriş'te Gülistân tercüme ve şerhleri hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde Es'ad Efedi'nin hayatı, eserleri ve edebi yönü ile ilgili tatıcı bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Gül-i Handân konusu, sebeb-i telifi, söz varlığı, ahenk unsurları, yerli unsurlar, derkenâr metinlerinin inclenemesi, imlâ özellikleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde Gül-i Handân ve Gülistân yapı ve içerik yönlerinden mukayese edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra nüshaların değerlendirilmesi, metin tespiti ile ilgili hususlar ele alınıp metnin kurulması ve imlâ ile ilgili yöntem anlatılmıştır. Dördüncü bölümde ise Gül-i Handân'ın çeviri yazılı metni verilmiştir.
Mislî İsmâ'îl Hakkı ve Divanı
Bu çalışmada, divan edebiyatının artık son çırpınışlarını yaptığı, 19. yüzyıl divan şairlerinden Mislî İsmâ'îl Hakkı'nın, hayatı, edebî kişiliği ve Divan'ı üzerinde durulmaktadır.Hayatı hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız Mislî İsmâ'îl Hakkı, İstanbul'da vefat etmiştir. Şair, kuvvetli bir ihtimalle Beşiktaş Mevlevîhanesi müritlerindendir.Mislî İsmâ'îl Hakkı'nın bildiğimiz tek eseri Divan'ıdır. Divan'ın tek nüshası, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar Bölümü'nde 318 numarada kayıtlıdır. 127 varaktır. Bu nüsha İstanbul Üniversitesi kayıtlarına göre müellif hattıdır. Çalışmamız, bu müellif hattı üzerinden yapılmıştır.Çalışmamız 3 ana bölümden oluşmaktadır:1. bölüm; şairin hayatı, edebî kişiliği ve Divan adlı bölümlerden oluşmaktadır. Edebî kişiliği adlı bölüm şairin Divan'ından çıkarabildiğimiz bilgiler ışığında kaleme alınmıştır.2. bölüm; Divan'ın şekil ve muhteva özelliklerinin incelenmesinden oluşmaktadır. Bu bölümde nazım şekilleri, vezin, kafiye gibi unsurlar incelenmiş ve elde edilen bilgiler anlaşılmayı kolaylaştırmak açısından tablo ve grafiklerle gösterilmiştir. Muhteva özelliklerinde ise, Divan'da dikkat çeken unsurlar incelenmiştir. Şair, Mevlevî olduğundan, ağırlıklı olarak Divan'daki Mevlevîlik unsurları, harf simgeciliği, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Ehl-i beyt, On iki imam sevgisi ve Kerbelâ hâdisesi üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu bölümün sonunda; sonuç, kaynakça ve metnin kuruluşunda takip edilen yol başlıklı bölümler bulunmaktadır.3. ve son bölüm ise Divan'ın transkripsiyonlu metni ile dizinden oluşmaktadır. Divan, tek nüsha ve müellif hattı olduğundan metin tenkiti yapılmamıştır. Divan'daki şiir sıralamasına hiçbir şekilde müdahale edilmemiştir; ancak özellikle nazım şekilleri hususundaki izahlarımız ilgili bölümde belirtilmiştir. Her şiir parçasının beyit/bentleri kendi içerisinde numaralandırılmış ve bütün şiirlerin vezinleri verilmiştir. Bunların dışında şiirlerin varak numaraları da metnin en soluna koyu puntoyla yazılmıştır. Mısrada vezin problemi varsa bu da dipnotla belirtilmiştir. Metinde geçen âyet, hadis ve ibareler italik olarak dizilmiş ve dipnotla bu ifadelerin anlamları verilmiştir. Ayrıca bu bölümün sonuna Divan'ın geniş bir dizini koyulmuştur.
Hami Ahmed (Diyarbekri) Divanı inceleme-metin
1679/1747 yılları arasında yaşamış olan Hâmî Diyarbakırlıdır ve asıl adı Ahmed'dir. Derviş Âgâh Efendi'den ilim tahsil etmiş ve Köprülü-zâde Abdullah Paşa 'nın divan kâtipliğini yapmıştır. Paşasıyla birlikte Tebriz'in fethinde bulunmuş, ve bu fethi anlatan uzunca bir kaside yazmıştır.Kaynaklarda Hâmî'nin tespit edilen tek eseri divanıdır. Divanda 106 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin dağılımı şöyledir. 7 kaside % 7, 2 mesnevi % 2, 66 gazel % 61, 21 kıt'a %21, 2 rubai % 2 ve 8 % 7 müfred bulunmaktadır. Divanda % 24'lük oranla en çok kullanılan aruz kalıbı ise ?Mef?lü F?il?tü Mef??lü F?ilün? olmuştur.Dönemin önemli şairleri Nâbî, Nef'î ve Nedim'den etkilenmiştir. Şiirlerine mahallileşme akımının etkileri ve hikemi üslup hakimdir.Sonuç olarak, Hâmî döneminin şairleri veya ektilendiği Nâbî, Nedim ve Nef'î kadar şöhret bulamasa da, yaşadığı dönemde halkın yaşayış tarzını, zevkini, dilini ve anlayışını şiirlerine yansıtmayı başarmış, sade bir üslup kullanarak mahalli unsurlara yer vermiş, atasözleri ve özellikle de deyimleri şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.
1974 TDK Türkçe Sözlük ile 2011 TDK Türkçe Sözlük 'ün karşılaştırılması
Sözlükler bir dilin en kıymetli varlığı olan kelimeleri saklayan hazinelerdir. Bu hazineler zaman içerisinde dilde ihtiyaç duyulması halinde yeni kelimelerin dile girdiğini gösteren ve bir milleti koruma altına alan eserlerdir. Bu çalışmada TDK 1974 Türkçe Sözlük ile TDK 2011 Türkçe Sözlük karşılaştırılarak bu süre zarfında sözlüğe eklenen yeni kelimeler tespit edilmiştir. Çalışmanın giriş kısmında sözlük, tarihî sözlükler, sözlük yapma ilkeleri ve leksikografi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Birinci kısımda alfabetik sıraya göre 2011 TDK Türkçe Sözlük'e eklenen kelimeler ve bu kelimelerin sözcük türleri ile TDK 2011 Türkçe Sözlük'e eklenen yabancı kelimeler belirlenmiştir. Bulgular istatistikî verilere dönüştürülerek Türkiye Türkçesinin yaklaşık son kırk yıl içinde geçirdiği değişim tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci kısımda bütün harfler için tespitler yapılmış ve genel değişimler belirlenmeye çalışılmıştır. Üçüncü kısımda ise tespit edilen kelimeler, sayfa sırası, alfabetik sıralama düzenine göre sözcük türleri ile verilmiş, yabancı kelimeler belirtilmiştir. Bu çalışmayı inceleyenlerin bulgular ışığında Türkçenin gelecek yıllardaki değişiminin ne olacağı hususunda öngörüde bulunması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sözlük, Sözlükçülük Tarihi, Türkçenin Tarihi Sözlükleri, Leksikografi, Türkçeye Giren Yabancı Kelimeler
Hüsn ü Aşk'ın anlam dünyası ve Hüsn ü Aşk bağlamında Şeyh Galib'in üslup özellikleri
Şeyh Galib 24 yaşında Divan'ını, altı ay gibi kısa bir sürede olmak üzere 26 yaşında da divan şiirinin zirvesi kabul edilen Hüsn ü Aşk mesnevisini kaleme almıştır.Anlatma esasına bağlı bir metin olan Hüsn ü Aşk mesnevisi, temasını tasavvuftan alır. Toplumsal hayata dair birçok âdet, gelenek ve inançların şiir estetiği içinde yer verildiği eser, divan edebiyatının ortak kültür dünyasını yansıtan muhteva zenginliği ile örülüdür. Hüsn ü Aşk'ın en önemli özelliği ise ince, zarif ve parıltılı hayallerle işlenmiş bir şiir metni olmasıdır. Hüsn ü Aşk, Beşir Ayvazoğlu'nun ifadesiyle okuyanı ışıklar ve renkler dünyasına götüren çok özel bir şiir iklimidir.Bu çalışmada, Hüsn ü Aşk'ın anlam dünyasının belirlenmesi ve Hüsn ü Aşk bağlamında Şeyh Galib'in üslup özelliklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.Çalışma, Giriş bölümü dışında üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Mesnevi'nin hikâye öncesi şiirlerine yer verilmiş, ayrıca itibarî bir metin olarak hikâye bölümü öyküleme yöntemiyle incelenmiştir. İkinci bölümde kültürel dokuyu oluşturan kavramlar klasik divan tahlili yöntemiyle incelenmiş olup bu kavramların şiir estetiği içindeki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise Mesnevi dil ve üslup özellikleri yönünden incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca İbni Kemal, Bâkî, Fuzulî ve Galib kullandıkları kelime kadrosu ve bu kelimelerin kullanım sıklığı bakımından mukayese edilerek Galib'in sözü edilen şairlerle ortak ve farklı yönleri veriler ışığında analiz edilmiştir. Böylelikle Galib'in, dil ve üslup özelliklerinin belirlenmesine, onun divan şiiri ortak üslubu içindeki yerinin ve farklılıklarının tespit edilmesine çalışılmıştır.Beşir Ayvazoğlu'nun, Kuğunun Son Şarkısı olarak tavsif ettiği Hüsn ü Aşk mesnevisi kanaatimizce aynı zamanda imparatorluğun seremonisidir.
XIV. yy. Divan şiirinde sevgiliye dair benzetmeler
Selçuklu egemenliğinin sona erip beylikler ve Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemine rastlayan XIV. Yüzyıl, edebî anlamda bir dönüm noktası olmuştur. Resmi dil olarak Farsçanın terk edilişinin ardından bu yüzyılda, Türk dili Anadolu'da tamamıyla yerleşmiş ve edebiyat dili haline gelmiştir. Bu bakımdan Divan Edebiyatı'nın temelleri daha çok bu yüzyılda aranmalıdır. Çalışmamızda, Divan şiirinin merkezinde geniş bir yer işgal eden sevgili tipi derinlemesine incelenerek Divan edebiyatının oluşum sürecine ışık tutulmaya çalışılmıştır. 14. yüzyıldaki sevgili anlayışının tam anlamıyla ortaya konulması ve geleneğin oluşum sürecindeki rolünün belirlenmesi gelenek-sanatkâr-toplum ilişkisinin ortaya konularak edebi açıdan pek çok problemin çözümünü sağlayacak, sonraki yüzyılların anlaşılması ve değerlendirilmesinde yol gösterici olacaktır.Çalışmamızda, şairler tarafından ortak bir muhatap olarak benimsenen sevgili, benzetmeler çerçevesinde değerlendirilerek, sevgili tipi ile tabiat, devlet, teşkilatı, toplum yapısı, sosyal hayat, gelenek, kozmografya ilişkisi belirlenmeye, aşığın sevgili karşısındaki konumu ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Rızaeddin Fahreddin'in edebi eserleri üzerine dil ve üslup incelemesi
Bu çalışmamızda Kazan Türklerinin önde gelen isimlerinden Rızaeddin Fahreddin'in Esma yaki Amel ve Ceza, Selîme yaki İffet adlı edebî eserlerinde dil ve üslup özellikleri ele alınmıştır. Bu eserler transkribe edilmiştir. Eserler transkribe edilirken Arap harfli metinler esas alınmıştır, Kiril harfli metinlerden de kontrol sağlanmıştır. Rızaeddin Fahreddin'in yazarlığı, bu eserlerindeki üslup özellikleri, eserlerinde kullandığı anlatım biçimleri ele alınarak örneklendirilmiştir. Çalışmamızda Rızaeddin Fahreddin'in hayatıyla ilgili ?Giriş? bölümünde bilgi verilmiştir. İncelememizde kelime türleri; isim, sıfat, zamir, zarf, edat ve fiiller ele alınmıştır ve örneklendirilmiştir. İsim çekim ekleri ve fiil çekim ekleri ayrıntılı bir şekilde incelenerek örneklendirilmiştir.Çalışmamızda kelime grupları ele alınmıştır ve örneklendirilmiştir.Çalışmamızda cümle, cümle türleri ele alınarak örneklendirilmiştir.İncelememiz sırasında faydalandığımız kaynaklar, ele aldığımız konularla ilgili bilgi elde edilebilecek kaynaklar ?Kaynakça? bölümünde verilmiştir.Anahtar Kelimeler:1.Rızaeddin Fahreddin2.Kelime Türleri3.Kelime Grupları4.Cümleler5.Dil ve Üslup
Peşteli Hisali Metali'ün-neza'ir (II. cilt) inceleme-metin
Bu çalışmanın konusu, XVII. yüzyılın şair, nazire mecmuası sahibi Peşteli Hisâlî'nin Metâli'ü'n-nezâ'ir adlı eserinin II. cildinin transkripsiyonlu metninin hazırlanmasıdır. Eserin II. cildi, ?gayın ? ye? harfleri arasındaki beyitleri kapsamaktadır. (gayın ve ye harfleri dâhil) Metâli'ü'n-nezâ'ir, adından da anlaşılacağı gibi; Hisâlî'nin yüzlerce şairin nazire matlalarını topladığı mecmuasıdır. Günümüze kadar bilinen diğer nazire mecmuaları, nazire şiirleri ihtiva ederken Metâli'ü'n-nezâ'ir'in sadece matlaları bir araya getirmesi diğer mecmualardan farklı bir özelliktir. Bu çalışmada, nazire mecmuaları ve Türk Edebiyatındaki görünümleri üzerinde durulmuştur. Bunun yanı sıra Hisâlî'nin hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. Eserin transkripsiyonlu metni hazırlanarak dizini oluşturulmuştur. Peşteli Hisâlî eserinde Anadolu sahasında gelişen Türk edebiyatına mensup şairlerin matlalarının yanı sıra Balkanlar ve Orta Asya'da gelişen edebiyatımızın pek çok şairinin matlalarına da yer vermiştir. Bu açıdan bakıldığında Hisâlî'nin çok geniş bir coğrafyada gelişen, varlığını sürdüren Türk edebiyatına mensup şairlerin matlalarını biraraya getirmesi dikkat çekicidir. Metâli'ü'n-nezâ'ir'in Türk edebiyatının 13. ve 17. yüzyıllar arası şiirlerinin özeti niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz.Metâli'ü'n-nezâ'ir'in I. Cildi Bilge Kaya tarafından doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Tarafımızdan Metâli'ü'n-nezâ'ir'in II. cildi üzerinde yapılan bu çalışma ile Hisâlî'nin eserlerinin gün yüzüne çıkarılıp edebiyat dünyasına tanıtılmasına katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Bu çalışma ile aynı zamanda edebiyatımızın yüzlerce şairinin şiir örneklerinin bir arada görülmesi mümkün olacaktır.Anahtar Sözcükler1. Türk edebiyatı2. Divan şiiri3. Nazire4. Peşteli Hisâlî5. Metâli'ü'n-nezâ'ir
Abdî-i Karahisârî ve Divanı
Bu çalışma, 19. yüzyıl Divan şairi Abdî-i Karahisârî'nin Divan'ının transkripsiyonlu metin tespitini ve incelemesini temel almaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; Şairin hayatı, eserleri ve edebî şahsiyeti hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; Divan şekil ve muhteva yönünden incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Divan'ın transkripsiyonlu metni verilmiştir. Sonuç bölümünde, bu çalışma sonucunda edinilen bilgi ve kazanımlar ifade edilmiştir. Sonuç bölümünden sonra metnin kuruluşunda takip edilen yol bölümü bulunmaktadır. Çalışmamızın son kısmını, çalışmamız boyunca yararlanılan eserlerin künyelerinin yer aldığı Kaynaklar kısmı oluşturmaktadır.Anahtar sözcükler: Abdî-i Karahisârî, Divan, 19. yüzyıl, bölümler.
Mecmua-i Letaif
Ortak İslam kültüründen beslenmiş ve ortak İslam coğrafyasında şekillenmiş olan Divan edebiyatı, yüzyıllar boyu sürmüş ve birçok şekil ve türde eserler meydana getirmiş olan edebi geleneğin adıdır. Bu günlerden bakarak o günleri anlamaya çalışmak günümüz okuyucusu ve araştırmacısı için oldukça güçtür. Dolayısıyla kendisine kaynaklık edecek, o günlere dair ipuçları verecek eserlere ihtiyaç duymaktadır. Tezkireler gibi birinci elden kaynak sayılan birçok eser olmakla birlikte, dolaylı yoldan, ikinci elden kaynak olabilecek eserler de söz konusudur. Çalışmamıza konu olan eser 16 yüzyılda derlenmiş olan Bursa nüshasına göre ?Mecmûa-i Letâif?, İstanbul nüshasına göre ?Mecmûa-i Nezâir? adı taşıyan bir şiir mecmuadır. Eser, sadece bir nazire mecmuası olarak değerlendirilmemelidir. İçindeki şiir başlıklarıyla ve şairler hakkında verilen bilgilerle bu konuda günümüz okuyucu ve araştırıcılarına kaynaklık edecek, onlara dönemin edebi zevki, algılayışı ve dönemin değer yargıları ile ilgili ipuçları verebilecek bir özellik göstermektedir. Bunların yanı sıra bir edebî muhit ve bu edebî muhitin şairleri tarafından söylenmiş olan şiirlerin aynı zamanda gülmece ve hiciv özellikleri göstermesi çalışmamıza konu olan eseri daha da önemli bir hale getirmektedir. Çalışmamız sadece bir döneme ait metin neşri değildir aynı zamanda incelemesiyle döneme ışık tutan bir özellik de göstermektedir.
Tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde +lIk/+lUk isimden isim yapım eki
Ortaya koyacağımız bu çalışmada, Türkçenin başlangıcından beri en işlek isimden isim yapım eklerinden biri olarak kullanıla gelen +lIk/+lUk eki, hem tarihî Türk lehçelerinde hem de çağdaş Türk lehçelerinde incelenmeye çalışılmıştır.Tezdeki amaç, işlev ve anlam dallanmalarını tespit ederek, bunların tarihî ve çağdaş Türk lehçelerindeki örneklerini verip, art zamanlı ve eş zamanlı bir çalışma yapmaktır. Ayrıca ekin sorunlarını kavrayarak, bunlardan bir sonuç çıkarmak tezin diğer hedefleri arasındadır.Çalışmamızda ilk olarak tarihî dönemlere ait sözlükler, döneminin dil özelliklerini yansıtan metinler ve dizinler taranıp, söz konusu ekin kullanıldığı kelimeler fişlenmiştir. Daha sonra, aynı yöntem çağdaş Türk lehçelerinde de uygulanmıştır. Fişlenen kelimeler fonksiyonlarına göre tasnif edilmiş ve içlerinden uygun olanları seçilerek çalışmaya aktarılmıştır.Sonuç olarak, tezdeki örneklere dayanarak ekin işlevleri ve anlam dallanmaları tespit edilmeye çalışılmış ve ekin çekim eki vasfında da kullanıldığı kanısı oluşmuştur.Anahtar Sözcükler:1.yapım2.+lIk/+lUk3.anlam4.fonksiyon5.işlek
Türkçede benzerlik, eşitlik ifade eden isimden isim yapma ekleri
Bu çalışmada benzerlik, eşitlik ifade eden isimden isim yapma ekleri incelenmiştir. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kök, ek kavramı ve kelime türetimi hakkında genel olarak bilgi verilmiş; ikinci bölümde ise Türkçede eşitlik, benzerlik ifâde eden isimden isim yapma ekleri art zamanlı ve eş zamanlı olarak incelenmiştir. Adı geçen yapım ekleri tarihî ve çağdaş lehçelerden verilen örneklerle açıklanmıştır. Ayrıca, Derleme ve Köken Bilgisi Sözlükleri taranarak söz konusu yapım eklerinin geçtiği kelimeler morfolojik yönden incelenmiştir. Çalışmamızın son kısmını ise çalışmamız boyunca yararlanılan eserlerin künyelerinin yer aldığı Kaynaklar kısmı oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler1. yapım ekleri2. Türk lehçeleri3. benzerlik4. eşitlik.
Vakit gazetesinde edebî ve kültürel hareketlilik: 29 Ekim 1923?4 Ekim 1926
?Vakit Gazetesinde Edebî ve Kültürel Hareketlilik (29 Ekim 1923 ? 4 Ekim 1926)? başlıklı bu çalışmanın amacı söz konusu tarihler arasında Vakit gazetesinin edebî ve kültürel faaliyetlerini değerlendirmektir. Çalışmamızın sınırları, Cumhuriyet'in ilanı olan 29 Ekim 1923 ve Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girdiği gün olan 4 Ekim 1926 tarihleri arasıdır. Aşağı yukarı üç yıllık bir süreç olan bu tarihler arasında yayımlanan Vakit gazetesi nüshaları, öncelikle yazı başlıkları halinde kronolojik olarak listelenmiş daha sonra bu başlıklardan seçilen çeşitli konulardaki yazılar Latin harflerine çevrilmiştir. Çalışmalarımız sırasında 1 Kanun-i Sâni 1925 ? 1 Mayıs 1925 tarihleri arasında çıkmış olan Vakit nüshaları ?TBMM Kütüphanesi?nden, 22 Teşrîn-i Evvel 1925 ? 1 Nisan 1926 tarihleri arasında çıkan nüshalar Milli Kütüphane? den, bu tarihler dışında kalan bölümler ise ?İstanbul Beyazıt Halk Kütüphanesi?nden temin edilmiştir. Çalışmamamızda öncelikle ele aldığımız tarihler arasında Türkiye'nin ve Türk basınının bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu giriş bölümünden sonra ise Birinci bölümde Vakit gazetesi tanıtılmış, ikinci bölümde ele aldığımız tarihler arasındaki yazılar önce kronolojik daha sonra ise alfabetik birer fihrist halinde sıralanmıştır. Üçüncü bölümde ise seçtiğimiz çeşitli konulardaki yazılardan örnekler sunulmuştur. Yapılan bu çalışmalar sonucunda görülmüştür ki Vakit gazetesi, ele aldığımız tarihler arasında, yalnız haber ve fikir gazetesi değil edebî ve kültürel faaliyetleri destekleyen ve bu alanlarda bizzat yer alan bir gazete konumundadır. Güçlü yazar kadrosu yalnız siyasî ve toplumsal konularda değil, edebî ve kültürel konularda da pek çok tanıtım, değerlendirme ve eleştiri yazıları yazmıştır. Her nüshasında en az bir roman tefrikasına yer verilmesi de özellikle edebiyata ve okumaya verilen önemi gösterir niteliktedir.Anahtar Sözcükler:1.Vakit gazetesi,2.Cumhuriyet'in ilanı,3.Türk Medeni Kanunu,4.Roman,5.Tiyatro.
Latife Tekin'in romanlarında yapı, tema ve anlatım
Bu çalışmada postmodernist roman anlayışı dâhilinde eserler veren Latife Tekin'in dokuz eseri başta yapı, tema ve anlatım özellikleri itibarıyla incelenmiş; daha sonra anlatıların ortak ve farklı noktaları üzerinde durulmuştur. Latife Tekin'in Gümüşlük Akademisi isimli novella öncesinde ve Gümüşlük Akademisi isimli novella sonrasında yayınlanan anlatılar olmak üzere iki gruba ayrıldığını gördüğümüz anlatılarının tümünde metinlerarasılık, üstkurmaca, silik izleksel yapı gibi postmodern anlatılara özgü özellikler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Latife Tekin anlatılarının bazılarında postmodern anlatılara özgü parçalılık / süreksizlik ve kopukluk özelliğinin yanı sıra, geçmiş / an / gelecek zinciri kırılmış zaman unsuru özelliğinin de bulunduğu görülür.Latife Tekin anlatılarının çoğunda birbirinden kopuk halkalardan oluşan veya çerçeve öykü içindeki ada öykülerden oluşan ve metin incelemesi sırasında özel bir dikkat gerektiren olay örgüleri bulunur. Anlatılar, şahıs kadroları açısından ele alındığında metinlerde genellikle iki tane başkahramanın bulunduğu görülür. Anlatıların şahıs kadrolarında bulunan yardımcı kahramanlar, başkahramanların farklı özelliklerinin yansıtılmalarını sağlarlar. Çoğunda mekân ve zaman unsurunun silik bırakıldığı görülen Latife Tekin anlatılarının tümünde zihniyet, 1970'li ve 2000'li yıllar arasındaki süreci yansıtır.Anlatıların temalarını, postmodern özellik gösteren yapıları nedeniyle kesin olarak ifade edebilmek zordur. Yine de anlatıların ilk beşinin yoksulluk, Gümüşlük Akademisi isimli novella da dâhil olmak üzere son dördünün de doğaya dönüş olgusu etrafında şekillendiğini söylemek mümkündür. Yukarıdaki özelliklere bakılarak Latife Tekin anlatılarının yakın tarihimizdeki olayları yansıtan, politik ve postmodern anlatılar olarak Türk edebiyatında önemli yerlerinin olduğunu söylemek mümkündür.Anahtar sözcükler1. Latife Tekin2. Postmodern anlatı3. Metinlerarasılık4. Üstkurmaca5. Bilinç akışı
İkinci Yeni Şiirinde bir mekân poetiği: Oda ve duvar metaforu
İkinci Yeni şiiri mekânsal açıdan özellikle dış mekânı ana eksenine yerleştirmiş, mekânı hiper bir hale getirerek mekânlar arası geçişleri sıkça gerçekleştirmiş bir şiir topluluğudur. Bu mekân evreninde fazla bahsedilmeyen en az dış mekân kadar önem arz eden iç mekân ve bu iç mekânın ana unsuru olan odalar ve duvarlardan da bahsederek şiirler içerisinde ne kadar önem arz ettiği ne şekilde ve anlamlarda yer aldığı iç yaşam alanlarından dış mekânlara hangi unsurlarla yönelim ve açılım gösterildiği çalışma esnasında görülmüş saptanmaya çalışılmıştır. İkinci Yeni Şiiri'nin temel anlamda poetikalarında olduğu gibi çalışmamız konusunda da İkinci Yeni şairleri kendilerine ait olan temel sanat prensiplerini yansıtmışlardır. Kapalılık, çok seslilik, sürrealist ve varoluşçu bakış açısıyla, kendine has tutumlarını oda ve duvar kavramlarını ele alış biçimine de yansıttığı görülmüştür. Çeşitli örneklerle birlikte çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İkinci Yeni, Mekân, Oda, Duvar,
Vakit gazetesinde edebî ve kültürel hareketlilik (23 Nisan 1920?29 Ekim 1923)
Mütareke yıllarında İstanbul'da çeşitli amaçlara sahip pek çok gazetenin çıktığı görülür. Bu gazetelerin bir kısmı Millî Mücadele'yi desteklerken bir kısmı mücadele karşıtı davranmıştır. Vakit gazetesi Millî Mücadele yanlısı bir gazete olarak 22 Ekim 1917 (Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan yaklaşık bir yıl evvel)de okuyucusuyla buluşmuştur ve 1967 tarihine kadar devam etmiştir. Vakit Ahmed Emin Yalman ve Mehmed Asım tarafından kurulmuştur. Yazı işleri müdürlüğünü önce Ali Naci Karacan, sonra da Enis Tahsin Til yaptığı gazete elli yıllık yayın hayatı boyunca, bazı istisnalar hariç, günlük olarak yayınlamıştır. Uzun bir ömre sahip olan Vakit'in 23 Nisan 1920 ? 29 Ekim 1923 tarihleri arası tezimizin konusudur.?Giriş? kısmında, Türk halkının, düşman işgaline karşı olan bağımsızlık direnişinin anlatıldığı çalışmamız üç ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde ?Vakit'i Tanıyalım? başlığı altında Vakit gazetesinin yayınlanma serüveni, şekil özellikleri, yayın ilkeleri, yayın politikası, gazetedeki edebî ? kültürel faaliyetler ile gazetenin Millî Mücadele'den Cumhuriyet'e kadar geçirdiği dönem anlatılmıştır.İkinci bölümde ?Vakit'in Tahlilî Fihristi? başlığı altında bir döküm verildi. Bu dökümde Vakit gazetesinde yer alan başyazılar, imzalı yazılar ve bunların haricinde kalan bütün metinler, varsa yazar isimleri esas alınarak, alfabetik olarak verildi.Çalışmamızın üçüncü bölümü ve son bölümü ?Vakit'in Aynasından Yansıyanlar? adını taşır. Burada dönemin sosyal, siyasî ve edebî hayatını yansıtan metinler seçilerek on ana başlık altında sınıflandırılarak lâtin harflerine aktarıldı.Yukarıda sıraladığımız bölümlerin ardından sırasıyla ?Dizin?, ?Sonuç? ve ?Kaynakça? bölümleri gelmektedir.Anahtar Kelimeler:1.Vakit Gazetesi,2.Mütareke,3.Lozan Sulhu,4.Kurtuluş Savaşı
Tarsuslu Cûdîzâde Mehmed Tevfîk'in Nevber, Menâsim-i 'Aşk adlı eserleri (İnceleme – metin)
19. yüzyılda yaşamış olan ve Cûdîzâde lakabıyla tanınan Mehmed Tevfîk, çeşitli memurluklarda bulunmuş bir şair-yazardır. Kaynaklarda hayatı ve eserleri hakkında pek bilgi bulunmaması, yaşadığı dönemde çok fazla dikkat çekmediğini göstermektedir. Cûdîzâde eserlerinde dinî konulara ağırlık vermiştir. Cûdîzâde'nin Nevber, Menâsim-i 'Aşk, Saadetli Familya ve Nuhbetü'l-Hakîka fî Îcâbati'l-İnsâniyye isimlerinde dört eseri bulunmaktadır. Eserlerinden hareketle Arapça ve Farsça eğitimi aldığı ve klasik şiir formları içerisinde şiirlerini yazdığı görülmektedir. Çalışmanın konusunu teşkil eden Cûdîzâde'nin Nevber isimli şiir kitabında tamamen dinî konuların ele alındığı manzumeler, Menâsim-i 'Aşk isimli şiir kitabında ise dinî konularla beraber çeşitli konularda yazılmış manzumeler yer almaktadır. Çalışmada bu iki eser transkribe edilerek bu eserlerin biçim ve muhteva özellikleri üzerinde durulmuştur. Eserlerin tıpkıbasımlarına çalışmanın sonunda yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cûdîzâde Mehmed Tevfîk, Nevber, Menâsim-i 'Aşk, İnceleme,Metin.
Belçika'da âşıklık geleneğinin bir temsilcisi Kamil Sayın'ın hayatı sanatı ve şiirleri
Tezimizin amacı Âşık Kamil Sayın'ın hayatı, sanatı hakkında bilgilendirmek, Belçika'da yaşayan geleneğin temsilcilerini kısaca tanıtmaktır.Çalışmamız; önsöz, giriş, dört ana bölüm, kaynakça, özet, İngilizce özet ve sonuçtan oluşmaktadır.Giriş Bölümünde, Âşıklık geleneği hakkında genel bilgiler verilmiş, Emirdağ'dan Belçika'ya olan göçler ve sebepleri dile getirilmiş, Belçika'da yaşayan âşıklık geleneği ve âşıklar hakkında bilgilendirilmiştir..Birinci Bölümde, Âşık Kamil Sayın'ın doğumu, ailesi, hayatı hakkında bilgi verilmiş, askerliği, eşi-çocukları, yurt dışına çıkışı ve o süreçte yaşananlar ve âşıklığa başlayışı dile getirilmiştir.İkinci Bölümde, Âşık Kamil Sayın'ın edebi yönü dile getirilmiştir. Şiirlerinin ölçüsü, kafiyesi hakkında bilgi verilmiştir. Şiirlerde yer alan söz sanatlarına, anlatım şekillerine örnekler verilmiştir.Üçüncü Bölümde, Âşık Kamil Sayın'ın şiirleri konu bakımından sınıflandırılmıştır. Sayın'ın şiirleri konu bakımından sekiz başlığa ayrılmıştır. Sekiz başlık şu şekildedir: Milli Konulu Şiirler, Sosyal ve Toplumsal Konulu Şiirler, Doğa ve Mevsimler Konulu Şiirler, Dini Konulu Şiirler, Aşk Konulu Şiirler, Önemli Şahsiyetler Üzerine Şiirler, Diğer Konuların İşlendiği Şiirler, Memleket Konulu Şiirler.Dördüncü Bölümde, âşığın şiirleri hece bakımından tasnif edilip eklenmiştir. Sayın'ın şiirleri yedi heceli, sekiz heceli, on bir heceli ve on beş heceli olmak üzere yazılmıştır. Çalışmanın ana bölümlerinden sonra özet, İngilizce özet, sonuç ve kaynakça yer almaktadır.Anahtar Kelimeler1.Âşık Kamil Sayın2.Âşıklık Geleneği3.Tasavvuf4.Belçika5.Gurbet
Akyazı üzerine monografik bir inceleme
Bu çalışmamızda Sakarya'nın Akyazı İlçesi'ni monografik açıdan incelemeye çalıştık. Birinci bölümde ilçenin demografik özellikleri, ekonomik ve sosyal hayatı ile etnik yapısı hakkında bilgi verdik. Tezin ikinci bölümünde ilçenin halk edebiyatı ürünleri, ilçede uygulamakta olan geçiş dönemleri, halk hekimliği uygulamaları, bayramlar ve eğlenceler, kutsal sayılan yerler, geleneksel yemekler, halk meteorolojisi ve çeşitli inanışlar ile ilgili yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen bilgileri aktardık. İlçe çok göç alan ve bu sebepten etnik yapısı çok çeşitli bir yer olduğu için inanışlar, geleneksel yemekler, geçiş dönemi uygulamaları gibi yönlerden farklılık arz etmektedir. Bu farklılıklar zengin bir halk kültürünü oluşturmuştur.Anahtar Sözcükler:1.Akyazı2.İlçe3.Monografi4.İnanışlar5.Anonim Halk Edebiyatı
Kâbilî'nin ?Sultân-ı Hûbâna Münâsib Eş'âr? adlı şiir mecmuası
Tezimize konu olan eser, XVI. yüzyılda derlenmiş olan ?Sultân-ı Hûbâna Münâsib Eş`âr? adlı matlalar mecmuasıdır. Mecmua, kendisi de bir şair olan Kâbilî tarafından derlenmiştir. Çalışmamız, 722 şaire ait 5515 matladan oluşan tek nüshasını tespit edebildiğimiz mecmuanın metninin ortaya konulması ve bununla ilgili inceleme yapılması üzerine kurulmuştur.Eser üzerindeki incelememizin iki boyutu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, genel olarak mecmuaların niteliği ile ilgilidir. Bu bağlamda öncelikle mecmuaların tanımı, kapsamı, tarihsel gelişimi, şekil ve içerik özellikleri üzerinde durulmuş ve gelenek içerisindeki rolleriyle günümüz okuyucusuna sunduğu imkânlar tartışılmıştır. Bu bölümde mecmuaların tasnifi gözden geçirilmiş ve son zamanlarda ortaya konulan mecmua metinlerinden hareketle yeni bir sınıflandırma denemesi yapılarak bilim dünyasının dikkatine sunulmuştur. Yine bu çerçevede daha önce üzerinde durulmamış bir konu olarak mecmuaların biyografik yönleri üzerine de bir değerlendirme yapılmıştır.İncelememizin diğer boyutu da mecmuanın içeriğiyle ilgilidir. Zira sevgilinin güzellik unsurlarıyla ilgili beyitleri ihtiva etmesiyle tematik bir yönü olan mecmua, benzerlerinden farklı ve önemli bir konumdadır. Tespitlerimize göre farklı edebî türlerde işlenilen bir konunun mecmualara yansıdığı ilk örnek olması ve söz konusu mecmuadan sonra bu konuda başka mecmuaların da derlenmiş olması onu daha da önemli hale getirmiştir.Eserin içeriğiyle ilgili diğer bir nokta da şairlerle ilgilidir. Mecmuaya alınan beyitler çoğunlukla Türk şairlerden seçilmiş olmakla birlikte Fars şairlerinden de 1046 beyit alınmıştır. Bu durum, aynı unsurla ilgili olarak Türk ve Fars şairlerinin ortak ve farklı kullanımlarını tespit etme imkânı sunmaktadır. Bu yönleriyle mecmua, hem divan edebiyatı araştımacılarının bugün yapmaya çalıştıkları sevgilinin güzellik unsurlarıyla ilgili tematik çalışmalar için ve hem de derlendiği dönem itibarıyla Türk ve Fars edebiyatları/şairleri arasındaki etkişimin ortaya konulmasına yönelik olarak ilk elden yardımcı olabilecek en temel kaynaklardandır.Bu yönleriyle çalışmamız sadece bir metin neşri olmaktan çıkarak mecmualar üzerine yeni tespitlerin yapıldığı, sevgilinin güzellik unsurlarının ele alındığı ve bu temanın metinlerarasılık bağlamında Fars ve Türk şairlerince ele alınış biçimlerinin karşılaştırıldığı çok yönlü bir çalışma olmuştur.
Mustafa Nihat Özön hayatı ve edebiyat tarihçiliği
Mustafa Nihat Özön, edebiyat tarihçisi, dilci, sözlük yazarı, çevirmendir. Uzun bir zaman diliminde gazete ve dergilerde yazılar yazar. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapan Özön, 1934'te yayımladığı Metinlerle Muasır Türk Edebiyatı Tarihi ve 1936'da yayımladığı Türkçede Roman Hakkında Bir Deneme adlı eserleriyle tanınır.Çalışmamız, Mustafa Nihat Özön'ün hayatını, edebî şahsiyetini, süreli yayınlardaki faaliyetlerini, edebiyat tarihçiliğini ve eserlerini ele alır.Çalışmamız, Giriş, dört Bölüm, Sonuç ve Kaynakça'dan oluştu.Anahtar Sözcükler1.Edebiyat,2.Edebiyat tarihi,3.Edebiyat tarihçiliği,4.Süreli yayınlar,5.Çevirmen
İshâk Çelebi Divanı'nda anlatıcı âşık
Divan edebiyatı yüzyıllardır varlığını sürdürmüş ve gelenekler çerçevesinde şekillenmiştir. Bu geleneğin en önemli mirası olan şiirler, Divan edebiyatının tüm yönleriyle anlaşılmasında önemli rol oynamaktadır. Estetik açıdan da oldukça önemli olan bu şiirleri incelemek, sadece dönemin sanat hayatına değil sosyal, siyasi ve kültürel yönlerine de ışık tutulmasını sağlayacaktır. Divan edebiyatı alanında bugüne kadarki çalışmaların çoğu ?sevgili?yi anlatmak için yapılmıştır. Divan şiirinin esas kahramanı olan, sevgiliyi bize tasvir eden ve bu geleneğin okuyucuya aktarılmasında en önemli unsur olan ?âşık? tipi üzerinde çok fazla durulmamıştır.Tezimizin konusu ?İshâk Çelebi Divanı'nda Anlatıcı Âşık? tır. İlk bölümde genel olarak anlatıcı tipleri üzerinde durulmuştur. Üç temel bölümden oluşan tezimizde, üzerinde çalıştığımız divan şairimiz İshâk Çelebi'nin; hayatı, şahsiyeti, sanatı ve eserlerine yer verilmiştir. Divanda âşık ve anlatıcı tipi her yönden incelenmiş ve örnek beyitlerden yola çıkılarak tespitler yapılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Divan şiiri, İshâk Çelebi, aşk, âşık, anlatıcı.
Töre bitigi (İnceleme-metin)
Türk tarihi içerisinde çok önemli bir konuma sahip olan Kıpçaklar, batıya doğru göçler sonucunda üç kola ayrılmışlardır. Bu kollardan biri Karadeniz'in kuzeyinden Doğu Avrupa'ya doğru göç eden ve Deşt-i Kıpçak diye adlandırılan bölgeye adını veren aynı zamanda adı geçen bölgede yüzyıllarca etkin olan Kıpçaklardır. Bu Kıpçak grubunun bir kısmı göç yolları üzerindeki Ermenilerle yakın ilişkiler kurmuş ve Gregoryanlık mezhebini kabul etmişlerdir. Gregoryanlık mezhebini kabul eden Kıpçakların, Gregoryanlık mezhebinin alfabesi olan Ermeni alfabesiyle yazıya geçirdikleri eserler olmuştur. Bu çalışmamızda Gregoryan Kıpçak Türkçesiyle yazılan Töre Bitigi eserinin Avusturya nüshasının ses ve şekil bilgisini inceledik. Eserden hareketle Gregoryan Kıpçak Türkçesinin ses ve şekil bilgisi özelliklerini gözler önüne sermeye çalıştık. Ayrıca çalışmamızın giriş bölümünde alanın adlandırmasında yaşanan sorunlar üzerine görüşlerimizi belirttik. Anahtar Kelimeler: Kıpçaklar, Gregoryan Kıpçak Türkçesi, Töre Bitigi, Ses Bilgisi, Şekil Bilgisi
Dede Korkut Hikâyeleri'nde yapı
Edebî metinlerin ortaya koyduğu evrensel dönüşümler, felsefik anlamda bir yolculuğun ele alınmasını gerektirir. "Dede Korkut Hikâyeleri" de Türk edebiyatında anlatma esasına bağlı türler arasında önemli bir yere sahiptir. "Dede Korkut Hikâyeleri", genel anlamda Türk milleti, evrensel anlamda ise insan ve insanlığın yaşantısını simgesel bir dille ele alır. Türk aile yapısı, yaşantısı, ananesi, gelenek ve göreneğini folklorik değerler bütünü içinde yansıtan, "Dede Korkut Hikâyeleri", merkezine insanı alan ve Türk kültürünün ortak duyuşunu anlatan bir başyapıttır. Kolektif bilincin yarattığı değerlerle örülü bu eser, toplum ve insanlık tarihine ışık tutan bir derinlik ve yapıya sahiptir. Bu bakımdan "Dede Korkut Hikâyeleri" de mit, destan, masal ve efsaneler gibi toplumun ortak hafızasının ürünü kolektif bilincin yarattığı edebî türler yer alır. "Dede Korkut Hikâyelerinde Yapı" adlı çalışma temel iki ana başlık altında toplanarak hikâyelerin kurmaca yapısal unsurları ve bu unsurların kurgulanma biçimleri yapısal inceleme başta olmak üzere farklı yöntemler eşliğinde ele alındı. Çalışmanın "Giriş" bölümünde "Dede Korkut Hikâyeleri" hakkında genel bilgi verilirken, Birinci Bölüm'de "Dede Korkut Hikâyeleri'nin Ortaya Çıktığı Dönem ve Hikâyelerin Türk Tarihi Açısından Önemi", "Dede Korkut Hikâyeleri'nin Nüshaları" ve "Oğuz'un Bilgesi ve Tam Bilicisi: Dede Korkut" hakkında bilgi verildi. Tezin İkinci Bölümün'de "Dede Korkut Hikâyeleri'nde Yapı" adlı başlık altında olay örgüsü, bakış açısı ve anlatıcı, şahıs kadrosu, zaman, mekân irdelendi. Anahtar Kelimeler: Dede Korkut Hikâyeleri, bakış açısı, olay örgüsü, zaman, mekân, kişiler dünyası.
Tarihî Türk lehçelerinde ünsüzler
Türkçe, tarihî gelişimi içerisinde, çeşitli dil içi ve dil dışı etkiler altında ses, şekil ve cümle yapısı bakımından değişikliklere uğrayarak günümüze kadar ulaşmıştır. Dillerde en kolay değişen yapılar, ses sistemleridir. Türkçenin ses sistemi de tarihî süreçte birçok değişikliğe uğramıştır. Bu süreçte Türk dilinin ünlü varlığı, özellikle uzun ünlülerin zamanla kullanımdan kalkmasıyla, gittikçe fakirleşirken ünsüz varlığı ise gerek dil içi sebeplerle özellikle de dil dışı sebeplerle zenginleşen bir çizgide günümüze ulaşmıştır. Bu zenginleşme, bazen temel fonemlerin değişken seslerinin kullanılması olarak ortaya çıkarken bazen de karşılaşılan yeni dil, kültür ve medeniyet ortamlarından kaynaklanan yeni ünsüz seslerin kullanılmasıyla meydana gelmektedir. Tez çalışmamızda, genel olarak Tarihî Türk Lehçeleri başlığı altında toplanan; Köktürkçe, Eski Uygur Türkçesi, Karahanlı Türkçesi, Harezm Türkçesi, Kıpçak Türkçesi, Çağatay Türkçesi ve Eski Oğuz Türkçesi dönemlerindeki ünsüz değişmeleri ve gelişmeleri incelenmiştir. Çalışmamız iki ana bölüm, Birinci Bölüm (Giriş) ve İkinci Bölüm (Tarihî Türk Lehçelerinde Ünsüzlerle İlgili Ses Değişmeleri) ile Sonuç ve Kaynakça bölümlerinden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de (Giriş), önce Tarihî Türk Lehçeleri'yle ilgili bilgiler verilmiştir. Sonra ses kavramı ve özellikle de ünsüz ses kavramı bütün ayrıntısıyla verilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda dünya dillerinde kullanılan ünsüzler de tanıtılmıştır. Bunun ardından ise Türk dilinin ünsüz sisteminin tarihî gelişimi ve Tarihî Türk Lehçelerinin ünsüz varlığı tanıtılmıştır. Bu bölümün son kısmında ise dillerde görülen ses değişmelerinin sebepleri üzerinde durulmuştur. Tezimizin İkinci Bölüm'ü Tarihî Türk Lehçelerinde görülen ses olaylarına ayrılmıştır. Tezin ana konusunu oluşturan bu bölümde, Tarihî Türk Lehçelerinde ünsüzlerde yaygın olarak görülen "sedalılaşma, ünsüz ikizleşmesi, ünsüz türemesi, ünsüz benzeşmesi, ünsüz düşmesi ve yer değiştirme" olayları, tanım, sebep ve örnekleriyle verilmiştir. Tezin sonuç bölümünde ise elde edilen verilerle ilgili hükümler maddeler halinde verilmiştir. Tezimizin Kaynakça kısmında tezin hazırlanışı sırasında faydalanılan eserler ve makaleler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tarihî Türk Lehçeleri, ünsüz, ünsüz değişmeleri,sedalılaşma, ünsüz türemesi, ünsüz ikizleşmesi, ünsüz benzeşmesi, ünsüz düşmesi, yer değiştirme.
Tofa (Karagas) Türkçesi: Şekil bilgisi
Bu çalışmanın amacı bugün Sibirya coğrafyasında varlığını sürdürmekte olan Tofa Türkçesinin şekil bilgisinin tarihî-karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve Tofa Türkçesindeki biçimbirimlerin yapısal ve işlevsel özelliklerinin tespit edilmesidir. Eldeki çalışma Giriş ve İnceleme olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Tofa Türklerinin sosyokültürel tarihi, Türk lehçelerinin tasnifinde Tofa Türkçesinin yeri, Tofa Türkçesindeki harflerin tanımları ve Tofa Türkçesinin ses özellikleri üzerine bilgiler verilmiştir.Çalışmamızın esas bölümünü teşkil eden inceleme kısmında Kelime, Yapım Ekleri, Adlar, Zamir, Sıfat, Zarf, Fiil, Zaman, Görünüş, Kip ve Kiplik, Kılınış kategorileri ele alınmıştır. Tarihî-karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alınan her kategori yapısal ve işlevsel açıdan örneklere dayalı olarak işlenmiştir. Sonuç kısmında incelememizde elde ettiğimiz bulgular maddeler hâlinde sunulmuştur. Ayrıca çalışmamız süresince yararlandığımız eserler de Kaynakça kısmında yazar adlarına göre alfabetik olarak sıralanmıştır.Anahtar Kelimeler: Tofa Türkçesi, Eski Türkçe, Şekil Bilgisi, Kelime Yapımı, Fiil Çekimi.
Kitâb-ı Gazât der Mülk-i Çin (Giriş-inceleme-metin-dizin)
Bu çalışmada, Türk yazı dilinin Doğu sahasının XV.-XX. yüzyıllar arasındaki devresini oluşturan ve Çağdaş Türk Lehçelerinin oluşmasında da önemli rolü olan Çağatay Türkçesi dönemine ait Molla Bilal Nâzımî tarafından yazılmış "Kitâb-ı Gazât der Mülk-i Çin" adlı eser incelenmiştir. İncelemeye esas alınan eser, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi'nde TAEKK1528 yer numarası ve Voyna Musulman protiv kitaytsev (Müslümanların Çinlilere Karşı Savaşı), tekst nareçiya tarançi= Kitab-ı gazat der mülk-i Çin -Telif Molla Bilal b. Molla Yusuf el-Nazım" başlığı ile kayıtlıdır. Hicrî 1293 Miladî 1876/1877 tarihinde mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır. Çalışma "Giriş", "İnceleme", "Metin", "Sonuç" ve "Dizin" bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Çağatay Türkçesi hakkında bilgi verildikten sonra Molla Bilal Nâzımî'nin hayatı, eserleri ve çalışmaya konu olan "Kitâb-ı Gazât der Mülk-i Çin" adlı eser hakkında bilgi verilmiştir. İnceleme bölümünde ilk olarak eserin imlâ özellikleri tespit edilmiş, daha sonra ses bilgisinde eserdeki ses olayları incelenmiş, son olarak şekil bilgisinde ise eserdeki yapım ve çekim ekleriyle sözcük türleri ele alınmış Çağatay Türkçesi dönemi bağlamında değerlendirilmiştir. Metin bölümünde Arap harfli metin Latin harflerine transkribe edilmiştir. Dizin bölümünde eserde geçen kelimeler eserdeki anlamlarına göre çekim ekleri gösterilmek suretiyle alfabetik olarak verilmiştir. Sonuç bölümünde yapılan çalışmayla ilgili genel bir değerlendirme yapılmış; eserin sonunda ise yapılan çalışmayla ilgili olarak geniş bir kaynakçaya yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Molla Bilal Nâzımî, Kitâb-ı Gazât der Mülk-i Çin, 19.Yüzyıl, Dil İncelemesi, Çağatay Türkçesi.
Eski Uygur Türkçesinde ağızlar
Tezimizde temel olarak A. v Gabain'in Eski Uygur Türkçesinde ağızlar konusundaki görüşlerinin bir kısmı, kısaltmalar bölümünde verilen metinler kapsamında ele alınmaya, seçilen metinlerden alınan örnekler tarihsel ve bölgesel olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.Fonetik bağlamda, palatal n'nin Eski Uygur Türkçesi metinlerini n ve y ağzı olarak ayırmaya uygun olmadığı, palatal n sesinin, ekte ve kelimelerde farklı süreçler geçirerek y sesine değişmiş olabileceği, aynı metinde ikili biçimlerin görülmesinin kısmen imla ile kısmen de eski ve yeni biçimlerin bir arada olabilmesi ile açıklanabileceği; genizsillik yitiminin bir ağız özelliği olabileceği; elifli yazımların kısmî örneklerde genişletici etkisi olan ünsüzlerin neden olduğu bir genişleme hadisesini yansıtabileceği, ayrıntılı bir çalışma ile anlaşılacak olmakla birlikte genel olarak Türk dilindeki başka bir fonetik niteliğe, kısalmış ünlüye, işaret edebileceği öngörülerine varılmıştır. Vasıta ekinin ikili ve dörtlü biçimlerinin iki ayrı ağızı yansıttığı, çıkma hâlini ifade etmekte kullanılan +dA, +dAn ve +dIn eklerinin üç ayrı ağız olduğu düşünülmüştür. İlgi hâli eki, şimdiki zaman sıfat-fiil ekleri ile gereklilik çekimlerinin de A. v. Gabain'in teorisinde belirttiği şekliyle Eski Uygur Türkçesindeki ağızları izah etmekte yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Söz konusu teoride geçen maddelerin durumu, metinlerdeki ağız izlerini n ve y ağzı şeklinde bir sınıflandırmanın altında ele almaya uygun olmadığını, ağızların daha ayrıntılı bir şekilde araştırılması gerektiğini göstermektedir.Anahtar Sözcükler1. Eski Uygur Türkçesi2. Lehçeler üstü dil3. Ağızlar4. Dilin tarihsel gelişimi5. Yazı gelenekleri
Çankırı âşıklık geleneği ve Çankırılı Âşık Durmazî (Bilâl Durmaz)
Türk kültürü içinde önemli bir yere sahip olan âşıklık geleneğinin günümüzde en önemli âşıklık halkasını oluşturan İç Anadolu Bölgesi, bu geleneği geçmişten günümüze taşımıştır. İç Anadolu Bölgesi'nin bazı illeri de bu geleneğe öncülük etmektedir. Bu illerin başında İç Anadolu Bölgesi ile Karadeniz bölgesi arasında geçiş özelliği gösteren ve bu özelliği kültürel anlamda da taşıyarak âşıklık geleneğinin önemli bir halkasını oluşturan Çankırı ili gelmektedir.19. yy'da Kastamonu'da âşık atışmaları yapılmaktadır. Günümüzde işlevi değişen âşıklar, bu dönemde halk tarafından büyük itibar görmektedirler. Âşıklar, Kastamonu'ya gitmeden Yapraklı'da, önce katılacakları âşık atışmaları için öncelikle ülkenin çeşitli yerlerinden gelen âşıklarla ve kendi aralarında âşık atışmaları düzenleyerek sazına ve sözüne güç kazandırır. Daha sonra Yapraklı'daki bu panayır bitiminde Kastamonu'ya gitmektedir. Yani âşıkların yetişme şekillerine bakıldığında Çankırı, onlar için çıraklıktan ustalığa ulaştıkları yer olmuştur.Âşıklık geleneğinin Çankırı'da 19. yy'dan günümüze taşındığının en önemli göstergesi günümüz Çankırı âşıklarıdır. Bu geleneğin devamlılığını sağlayan önemli etkinlikler ve mekânlar vardır. Bunların başında Çankırı yâran kültürü gelmektedir. Bunun yanında panayırlar, festivaller, düğünler, mekân olarak eski âşık kahvehaneleri, köylerde köy odaları, medreseler âşıklık geleneğinin devamlılığında en önemli etkiye sahiptir.Geçmişten günümüze varlığını sürdüren geleneğin icracıları Çankırı'nın sözlü kaynağı âşıklardır. Çeşitli nedenlerle pek çoğu ülkemizin değişik illerine gitmiş ancak kendi memleketinden bağını koparmamıştır. Günümüz âşıklarından Çankırılı Âşık Durmazî (Bilâl Durmaz), sazı ve sözü ile gelenek içinde yerini almış; geleneğe ait özellikleri sazında ve sözünde bütünleştirmiştir.Âşık Durmazî (Bilâl Durmaz)'nin şiirleri âşıklık geleneği ölçülerinde değerlendirildiğinde şiirlerin gerek şekil, gerek içerik ve gerekse anlatım özellikleri itibariyle gelenek içinde yerini aldığını görmekteyiz.Günümüz Çankırı âşıklık geleneği işlev yönüyle ele alındığında çeşitli nedenlerden dolayı eski gücünü koruyamadığı görülmektedir. Kültürün korunması hususunda da gittikçe bilinçlenen halk sayesinde âşıklık geleneği, eski gücüne erişme gayretindedir. Bunun en önemli kanıtı, 2005 yılında Çankırı'da yapılan âşık toplantısıdır. Bu tür etkinlikler devam ettiği sürece bu gelenek canlanacak ve hakkı olan yeri alacaktır.Anahtar Sözcükler:1.Usta2.Panayır,3.Âşık Durmazî (Bilâl Durmaz),4.İşlev yönü,5.Âşık atışması.
Ahmet Midhat Efendi'nin roman ve hikâyelerinde kadın
Tanzimat dönemi Türk modernleşmesi bireysel ve toplumsal dönüşümün hedeflendiği eklektik bir sürecin başlangıcıdır. Bu süreç Tanzimat aydınları ve eserleri aracılığıyla yürütülür. Toplumun bilinçlendirilmesi için devletin en küçük yapı taşı olan ailedeki kadının yeni kimlik kazanarak edilgenliğinden sıyrılması ve etken özne konumuna yükselmesi amaçlanır. Tanzimat anlatıları, ataerkil toplumsal cinsiyetin atfettiği rollerle biçimlenen kadının 'ikincil' konumunu değiştirmeyi hedefleyerek değerler dizgesi üreten feminist teori ile kurgulanır. Batı'nın kültürel aktarımlarının kadın üzerindeki olumlu ve olumsuz yönleri seçerek toplumu eğitmeyi bir görev olarak addeden Ahmet Midhat Efendi'nin roman ve hikâyelerinde ataerkil sistemin kadına biçtiği toplumsal rol kalıplarının genişletildiği, kırıldığı ve kadının özgürleşmesi adına anlatıların şekillendirildiği görülür. Eserlerde Osmanlı kadınını bilgi çerçevesinde biçimlenen 'yeni kadın idealine' ulaştırılma çabası ve onun var oluş mücadelesi kurgulanır. Bu ideale ulaşamayan ya da farkındalık seviyesine erişemeyen kadınlar ise silikleşerek yok olurlar. Kadın-erkek ilişkilerinin özne-nesne bütününe eşitlenmesi kadını, kalıplaşan düzende erkek egemenliğini aşmak zorunda bırakır, aksi takdirde kadın nesne konumuna indirgenecektir. Bu çalışmada Ahmet Midhat Efendi'nin yaşam hikâyesinden başlanılarak anlatıları üzerinde eklektik bir yöntemle inceleme yapıldı. Ağırlıklı olarak feminist yöntem ve bunun yanında psikanalitik ve yapısalcı yöntem uygulandı. Yok Eden ve Var Eden Özgürlük: Eğitim, Aşk, Evlilik, Anne, Çalışan Kadın, Rol Ödünçlemesi: Erkek Kadın, Yozlaşmış Kadın başlıkları altında 7 ana izlek/tema oluşturuldu. Ayrıca Semavi Dinlerde Kadın, Türk Kadınının Tarihsel Süreç İçerisindeki Yeri de aktarıldı. Anahtar Kelimeler: Ahmet Midhat Efendi, Din, Türk Ailesi, Feminizm, Osmanlı Kadını ve Avrupalı Kadın.
Fuzûlî'nin Türkçe Divanında çaresizlik ve inkisar
16. yy'ın en önemli şairlerinden olan Fuzûlî'nin Türkçe Divanı, çaresizlik ve inkisar konuları çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır. Şairin Türkçe Divanına baktığımız zaman hem ilahi hem de beşeri bir aşktan bahsetmesine rağmen, bazen toplumun nabzını tutmuş ve mevcut toplum düzenindeki aksaklıkları şikâyet mahiyetinde dile getirmiştir. Çaresizlik terimi, kişinin acziyetini, elinden bir şey gelememe durumunu ifade ederken, inkisar terimi ise, sitem, güceniklik, küslük vs. gibi durumları ifade eden kavramdır. Şairin Türkçe Divanı, çaresizlik ve inkisar konuları bağlamında ele alınmaya çalışılmıştır. Fuzûlî'nin Türkçe Divanında çaresizlik ve inkisarı konu alan bu çalışmada öncelikle Fuzûlî'nin hayatı, edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Konu iki bölüm halinde incelenmeye çalışılmıştır. İlk bölümde genel anlamda çaresizlik ile ilgili bilgiler verilerek, şairin Türkçe Divanından seçmiş olduğumuz çaresizliğe dair şiirlerin; ikinci bölümde ise genel anlamda inkisar ile ilgili bilgiler verilerek, şairin Türkçe Divanından seçmiş olduğumuz inkisara dair şiirlerin açıklamaları yapılmıştır. Beyitler ve diğer türler, bünyesinde bulunduğu terimler bağlamında gruplandırılmış ve başlıklar oluşturulmuştur. Her beytin ve diğer türlerin açıklaması kendi bünyesinde yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fuzûlî, Fuzûlî'nin Türkçe Divanı, Çaresizlik, İnkisar
Rize ili Halkbilim monografisi
Anadolu'da Türk kültür varlığının ilk yayılma alanlarından birisi olup Doğu Karadeniz bölgesinin en kadim yerleşkelerinden birisi olan Rize; barındırdığı çoklu kültürel katmanlarla halk bilim incelemeleri açısından eşsiz özelliklere sahiptir. bu bağlamda Rize ilinin sözlü ve maddi kültürünü incelediğimiz bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Rize kültürünün tarihi temellerini oluşturan Rize ilinin yerleşim tarihi belgeler ve araştırmalar ışığında incelendi. Rize yöresine hangi Türk boylarının, ne zaman yerleştiği, Türklerin dışında yörede tarihi süreçte hangi kavimlerin yaşadığı ve günümüz kültürüne bu kavimlerin nasıl etki ettiği açıklığa kavuşturulmaya çalışıldı. İkinci bölümde Rize sözlü kültürünü oluşturan masal, efsane, fıkra, bilmece, türkü, atma türkü, atasözü, deyim gibi nazım ve nesir eserleri hem içerik açısından değerlendirildi hem de Türk kültür havzasının diğer bölgelerinden benzerleri ile karşılaştırılıp incelendi. Aynı bölümde Rize yöresi ağızları Türkçenin içerisindeki genel yeri açısından değerlendirildi. Üçüncü bölümde Rize yöresi gündelik hayatını oluşturan hayatın geçiş dönemi ritüelleri ile önemli günler ve bu günlerle ilgili ritüeller; Rize yöresi maddi kültürünü oluşturan geleneksel mimari, el sanatları, dokumalar gibi etnografik ürünlerin hem üretim süreçleri hem kullanılan araç gereç ve teknikler, özellikle dokumalarda kullanılan motifler ve mimaride kullanılan planlar; halk takvimi, halk tıbbı, halk veterinerliği, yaylacılık, halk müziği gibi kültürel öğeler Türk kültürünün geneli açısından karşılaştırma yaparak incelendi. Çalışmanın sonunda yöre kültürü bir bütün içerisinde değerlendirilerek Türk kültür havzası içerisindeki yeri tespit edilmeye çalışılmış; bundan sonra yöre kültürü üzerine yapılabilecek çalışmalar konusunda araştırmacılara çeşitli öneriler sunulmuştur.
Attila İlhan'ın romanlarında varoluşsal izlekler
Varoluşçuluk, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Fransa'da ortaya çıkan, temelleri Kierkegaard hatta presokratik döneme dayandırılan ve kişinin varlık problemini merkeze alan felsefi bir düşüncedir. Varoluşçuluğun felsefi bir akım olarak tanımlanamamasının altında; varoluşçulukla ilişkilendirilen birçok düşünürün (Camus, Jaspers, Heidegger, Kierkegaard vb.) kendilerini varoluşçu olarak görmemeleri, aynı kavramlara farklı açılardan bakmaları ve dine yaklaşımları gibi sebepler yatar. Bu isimlerin varoluşçuluk çatısı altında toplanmalarının temel nedeniyse; insanı merkeze alan ve sorumluluğu önceleyen felsefi görüşleridir. Varoluşçu izlek; edebi bir eserde, varoluşçu düşünceye ait temaların ve kavramların işlenmesi anlamına gelir. Varoluşçu izlekler genellikle, insanın çok katmanlı ve muğlak özünü açıklamak için kullanılır. Çünkü varoluşçuluğa göre; insanlar doğuştan belirlenmiş bir özle doğmazlar; varlıklarıyla ve seçimleriyle kendi özlerini yaratırlar. Bu temel görüşten hareketle; varoluşçu izlekler etrafında kurgulanan edebi metinlerde sorumluluk, seçim, bulantı gibi kavramlar karakterler üzerinden işlenir. Attilâ İlhan, Türk edebiyatında şair ve romancı kimliğiyle tanınan bir sanatçıdır. Onun varoluşçulukla olan teması Fransa yolculukları sırasında gerçekleşir. Edindiği bilgilerden hareketle ilk üç romanında (Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez ve Kurtlar Sofrası) Türk aydınının topluma yabancılaşma sorununu irdeler. Kurguladığı aydın tiplerini varoluşsal bunalımlar etrafında anlatır ve genellikle kendi ideal insan tiplerinin karşıtı olarak planlar. Onun savunduğu ideal aydın tipi, toplumla iç içe ve sorumluluk sahibidir. Bu yönüyle yabancılaşmış aydınlar, birer anti-kahraman özelliği taşır. Bu anti-kahramanlar, varoluşçu kavramlar olan; bulantı, sorumluluk ve anlam arayışı gibi olgular üzerinden irdelenir. Çalışma kapsamında; Attilâ İlhan'ın aydın sorununu işlediği; ilk üç romanı incelenerek varoluşçu izlekler aranacaktır. Bulunan izlekler metne kattığı anlam ve yazarın amacı bağlamında irdelenerek Türk edebiyatı açısından önemi açıklanacaktır. Anahtar Kelimeler: Varoluşçuluk, Attilâ İlhan, Varoluşsal izlekler, Roman.
Anadolu masallarında yapı, izlek ve masal kahramanlarının tip tahlili
Masallar, anonim halk edebiyatının sözlü kültürle oluşmuş edebî metinleridir. Mitsel dönemde çekirdekleşen bu anlatılarda, insanın kendini keşfediş öyküsü ve psikolojik süreçlerinin simgeleri mevcuttur. Masal metinlerinde evrensel temalar, sembolik dil aracılığıyla ve ait olduğu topluma özgü kültürel değerlerle verilir. Bu metinler, yüzyıllarca önce oluşmasına karşın insanın hayalle gerçek arasında yaşanan duygularının işlendiği temalarıyla; tüm çağlara hitap eder. Psikoloji bilim dalının geliştirdiği rüyalar aracılığıyla insanın ruhsal dünyasının incelenmesi yöntemi, insanla ilgili bilinmeyenleri ortaya koymuştur. İnsanın ruhsal yaşam alanının bir yansıması olan rüyalar gibi masallarda da hadiseler, nesne ve duygular; semboller şeklinde anlatılır. Rüyalar, insanın içsel yaşamıyla ilgili ipuçlarını ortaya çıkarır. Bu bağlamda masal metinleri de insanoğlunun ve ait olduğu toplumun ortak hafızasında saklı olan sırları sembolik bir dille anlatır. Rüyalar, mitoslar ve masallarda kullanılan sembolik dil tüm insanların ortak iletişim dilidir. Bu çalışmada; sembolik bir dille insanın yaratılış ve varoluş gerçeğini anlatan Anadolu masalları yapı, izlek ve masal kahramanlarının tip tahlili başlıklarıyla ele alınmıştır. Çalışmada ayrıca, yorumbilim yöntemiyle masal metinlerinin içerdikleri mesajlar ve konular; disiplinlerarası bir çalışmayla, ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Edebî bir metin olan masal türünün kutsal dinler, psikoloji, felsefe ve sosyoloji vb. disiplinlerle olan ilişkisi ve bunların masal metinlerindeki sembolik anlamları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Masal, sembolik dil, yapı, izlek, tip.
Nizâmî'nin dört mesnevîsinin mensûr tercümesi [Heft Peyker, İskendernâme, Hüsrev ü Şîrîn, Leylâ vü Mecnûn, inceleme-edisyon kritikli metin]
Klâsik Türk edebiyatında büyük etkiye sahip olan Nizâmî'nin Hamse'sini ihtiva eden mesnevîlerden Mahzenü'l-Esrâr hariç diğer dört mesnevîye yani Heft Peyker, İskendernâme, Hüsrev ü Şîrîn ve Leylâ vü Mecnûn'a yapılan mensûr tercümenin çeviri yazı ile günümüz alfabesine aktarımını ve incelenmesini kapsayan bu çalışma, giriş, dört ana bölüm, sonuç, yararlanılan kaynaklar ve eklerden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde, çeviri yazı çalışmalarının önemi vurgulanmış, kullanılan yöntem ve teknikler belirtilmiş ve tezin bölümlerine yönelik kısa açıklamalar yapılmıştır. Birinci bölümde, Nizâmî'nin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında geniş çaplı bilgi verilmiştir. İkinci bölümü, mensûr tercümenin şekil ve muhteva açısından incelenmesi oluşturmaktadır. Üçüncü bölümde Nizâmî'nin mesnevîleri ile bu mesnevîlere yapılan mensûr tercümeler karşılaştırılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise mensûr tercümenin nüshaları tavsif edilmiş, metnin hazırlanmasında izlenen yol belirtilmiş ve metinde kullanılan çeviri yazı alfabesi verilerek Arap alfabeli metnin günümüz alfabesine aktarımı yapılmıştır. Sonuç bölümünde, tez çalışmasının değerlendirmesi yapıldıktan sonra çalışmada elde edilen veriler özetlenmiş, çalışmanın Türk edebiyatındaki yeri ve önemi belirtilmiş ve ardından çalışmada yararlanılan kaynaklar ve ekler sunulmuştur. Nizâmî'nin Hamse'sini oluşturan mesnevîler, klâsik edebiyatımızda telif ya da tercüme olarak en çok kaleme alınan mesnevîlerdendir. Nizâmî'nin dört mesnevîsine yapılan bu mensûr tercüme, aynı zamanda bu anlatılara akıcı bir roman üslûbu kazandırmış ve çalışmanın önemini bir o kadar daha artırmıştır.
Nöro-roman ve Serkan Karaismailoğlu'nun Romanları
İnsanlığın var oluşundan itibaren beyin, sürekli araştırma ve merak nesnesidir. Nöro-bilimsel alandaki ilerlemeler, beyin ve nöronlar hakkında bilgi birikimini her geçen gün artırır. Postmodern çağın bilgi yayılımındaki hızı, farklı disiplinler arasındaki etkileşimi de beraberinde getirir. Bu bağlamda, nöro-bilimsel çalışmalar sanatsal alanla giderek artan bir ilişki içerisine girmekte; edebî metinlerde bilimsel unsurlar, bilimsel çalışmalarda da edebî anlatım biçimleri kendisine yer bulmaktadır. Edebiyatın bilimle kurduğu bu iletişim, nöro-roman olarak adlandırılan yeni bir anlatı türünün ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Nöro-roman; insan beyninin işleyişi, bilinç, zihin gibi temel konular ve nörolojik hastalıkları kurgusal bir çerçeve içerisinde ele alan, postmodern romanın bir uzantısı olarak tanımlanabilir. Bu tür, literatürde nöro-anlatı, nöro-kurgu, bilişsel kurgu, sendrom romanı ve beyin anlatıları gibi farklı adlandırmalarla da anılır. Kavram ilk olarak 1997 yılında Amerikan edebiyat eleştirmeni Marco Roth tarafından ortaya atılsa da nöro-romanın kökeni 1980'li yıllara kadar uzanır. Özellikle Amerikan edebiyatında gelişme gösteren bu tür, Türk edebiyatında yeterli düzeyde karşılık bulamaz. Akademisyen ve yazar kimliğiyle tanınan Serkan Karaismailoğlu, Türk edebiyatında nöro-roman kavramını ilk kez kullanan ve bu türde eserler verdiğini öne süren bir yazardır. Yazarın Mater Üçlemesi (Pia Mater, Arachnoid Mater, Dura Mater), tıp ve edebiyat disiplinlerini özgün bir şekilde bir araya getirme çabasının ürünüdür. Bilim kurgu ve distopik roman unsurları taşıyan Mater Üçlemesi'nde, tıbbî terminolojinin yanı sıra genel kültür ve yapay zekâ teması teknoloji bağlamında işlenir. Bu çalışma, Türk edebiyatında yeterince tanınmayan nöro-roman kavramı ve bu türün ortaya çıkışıyla temel özelliklerini incelemeyi amaçlar. Bu doğrultuda, Serkan Karaismailoğlu'nun Mater Üçlemesi; nöro-roman türünün belirleyici unsurları çerçevesinde değerlendirilecektir. Çalışma, söz konusu Üçleme'nin nöro-roman türüne olan katkısını ve Türk edebiyatındaki yerini ortaya koymayı hedefler.
Türkiye Türkçesi ağızlarında duygu fiilleri
Bu çalışmada, Anadolu insanının duygularını fiil olarak ifade ediş biçimlerinin, bu fiillerin söyleyiş farklılıklarının, kaç adet olduklarının ve türlerinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Anadolu insanının, özellikle, hangi duygu fiillerini kullandığı ve bunları hangi varyasyonlarla ifade ettiği sorularına cevap aranmıştır. Tarama ve betimleme desenlerinin bir arada kullanıldığı karma yönteme dayanan bu araştırma Türkiye'de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü'nün ekler bölümü de dahil olmak üzere 6 cildiyle sınırlandırılmıştır. Bu sözlük alfabetik bir sırayla duygu fiilleri bağlamında taranmış ve tarama sonucunda elde edilen bulgular TenHouten'ın 2007 ve 2013 tarihli çalışmalarına başvurularak birincil, ikincil, üçüncül duygu sınıflarına; olumlu, olumsuz, karma duygu değerlerine ve son olarak neşe, korku, sevgi vb. duygu türlerine göre tasnif edilmiştir. Yapılan tasniflendirme sonucunda, Türkiye Türkçesi ağızlarında 3179 adet duygu fiili tanıklanmıştır. Bu fiillerin üç farklı duygu sınıfı içerisinde, nicel açıdan çoktan aza doğru, birincil, ikincil, üçüncül duygu sınıfında yer aldığı sonucuna ulaşılırken değer bakımından da olumsuz duygu fiillerinin çoğunlukta olduğu görülmüştür. Duygu türü açısından ise üzüntü ifade eden duygu fiillerinin daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu çalışma, Anadolu insanının tarihsel ve kültürel birikiminin ağız söz varlığına, özellikle de duygu fiillerine, zenginlik olarak yansıdığını ve Türkiye Türkçesi ağızlarının çok katmanlı bir anlam ağına sahip olduğunu göstermektedir.
Dil devriminin kayıp sözcükleri
Bu çalışma, 1928–1938 yılları arasındaki Dil Devrimi sürecinde, dönemin süreli yayınlarında önerilmiş ancak günümüz Türkçesinde kullanımdan düşmüş sözcükleri incelemektedir. 1928'de gerçekleştirilen Harf Devrimi'nin ardından başlayan Dil Devrimi, Türkçeyi yabancı öğelerden arındırarak özleştirmeyi ve zenginleştirmeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda, belirtilen yıllar arasında yayımlanan Cumhuriyet, Ulus, Vakit ve Türk Dili gazeteleri taranmış; bu yayınlarda yer alan, günümüze ulaşamayan sözcükler tespit edilerek yapısal açıdan değerlendirilmiştir. Araştırma, yalnızca dijital arşivler üzerinden erişilen 1928–1938 dönemi süreli yayınlarıyla sınırlandırılmıştır. İncelenen yayınlarda tespit edilen sözcükler sınıflandırılmış, öz Türkçe sözcükler biçimbilimsel ve anlamsal açıdan değerlendirilmiştir. Bu inceleme sürecinde TDK Güncel Türkçe Sözlük, Derleme Sözlüğü, Tarama Sözlüğü, Andreas Tietze Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati, Gülensoy'un Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, Paçacıoğlu'nun VIII.-XVI. Yüzyıllar Arasında Sözcük Dağarcığı, Nişanyan Sözlük ve Kubbealtı Sözlüğü gibi etimolojik kaynak ve sözlüklerden yararlanılmış. Verilerin gazete tasnifi ve köken bakımından sınıflandırılması yapılmıştır. Bu süreçte elde edilen veriler, dilin geçirdiği dönüşümün somut örneklerini sunmakta; Türkçenin tarihsel gelişiminde unutulmuş unsurları yeniden görünür kılmaktadır. Çalışmanın amacı, Dil Devrimi döneminde önerilen ancak günümüze ulaşamayan sözcükleri gün yüzüne çıkararak Türkçenin söz varlığına tarihsel bir perspektif kazandırmaktır. Elde edilen bulgular, dilin toplumsal ve siyasal değişimlerle nasıl biçimlendiğini ortaya koymakta; Türkçenin geçmişten günümüze uzanan evrimini anlamaya katkı sağlamaktadır.
21. yüzyıl âşıklık geleneği temsilcisi Halil Daylak ve şiirleri üzerine bir inceleme
Türk kültürünün önemli miraslarından olan ve kökeni ozan-baksı geleneğine kadar uzanan âşıklık geleneği 16. yüzyılda teşekkül etmeye başlayarak günümüze kadar gelmiştir. Başlangıç noktası olan 16. yüzyıl hakkında bilgiler oldukça sınırlıdır. Âşıklık geleneğinin iki altın çağı olarak nitelendirilen 17. ve 19. yüzyıl ise geleneğin en parlak dönemlerdir. İki altın çağ arasında kalan 18. yüzyılda güçlü isimler yetişmemiştir ve şiir sayıları azdır. 20. yüzyılda yüzlerce âşık yetişmiş olmasına rağmen Tanzimat, Meşrutiyet ve I. Dünya Savaşı'nın etkisi altında kalındığı görülmektedir. Aynı zamanda 1980 yılının sonlarından itibaren ön plana çıkan elektronik kültür ortamı, âşıklık geleneğini de etkisi altına almaya başlamıştır. 21. yüzyılda ise Tanzimat edebiyatıyla birlikte gündeme gelen yeni edebi anlayışlar ortaya çıkmıştır. Söz konusu oluşumlardan etkilenen âşık şiirinde daha çok sosyal konular ele alınmaya başlanmıştır. Ayrıca sözlü kültür ortamında başlayan gelenek değişime ayak uydurarak bir nevi dijital ortam olarak adlandırılması mümkün olan noktaya kadar ulaşmıştır. Bu bağlamda 21. yüzyılda yetişen âşıklardan biri olan Halil Daylak, gelenekte yaşanan kültür değişmelerinin geldiği son noktayı saptama konusunda yardımcı olacak bir isimdir. Literatür taraması ve kaynak kişiyle temas kurularak hazırlanan bu çalışma giriş ve üç ana bölümden müteşekkildir. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu ve alanı, araştırmanın amacı, araştırmada kullanılan yöntem başlıklarına yer verilmiştir. Birinci bölüm ise Araştırma Alanı İle İlgili Bilgiler adını taşımakta ve İç Anadolu özelinde değerlendirilen âşığın, Kayserili olması hasebiyle Kayseri ilinin coğrafyası ve tarihi hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölüm için Âşık ve Âşıklık Geleneği şeklinde bir adlandırma yapılmış olup geleneğin temsilcisi âşıklar hakkında bilgi verilmiştir. Bunun yanında söz konusu bölümde geleneğin şekillenmesi açısından önemli olan diğer unsurlar da açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın esas kısmını oluşturan üçüncü bölüm ise 21. Yüzyıl Âşıklık Geleneği Temsilcisi Halil Daylak ve Şiirleri adı altında bir değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Çalışmanın sonucunda, Âşık Halil Daylak'ın âşıklık geleneği, edebi yönü, kültür ve gelenek taşıyıcılığında büyük bir görev üstlendiği ve iyi bir örnek oluşturduğu gözlemlenmiştir.
XVIII. ve XIX. yüzyıl âşık tarzı şiirde mitolojik motifler
Âşık tarzı şiir geleneği, âşık adı verilen sanatçıların icra ettiği, kökeni ozan-baksı geleneğine uzanan, XVI. yüzyılda gelenekselleşerek günümüze kadar pek çok âşık yetiştiren bir edebiyat geleneğidir. Âşık tarzı şiir geleneği XVII. yüzyıl ve XIX. yüyyıllarda zirve dönemini yaşamış, şöhretleri bir sonraki yüzyıllarda da devam ettiren güçlü âşıklar yetiştirmiştir. Sayıca fazla olsa da güçlü âşık yetiştiremeyen XVIII. yüzyıl ve âşık tarzı edebiyatın zirve yüzyıllarından birisi olan XIX. yüzyıl, âşık tarzı şiir geleneğinin seyri açısından önemli dönemlerdir. XVIII. ve XIX. yüzyıl âşık tarzı şiir geleneğinde âşıklar pek çok şiir ortaya koymuşlar ve bu şiirlerde mitolojik motiflerden yararlanmışlardır. Mitler, sözlü kültür ortamının ilk yaratmalarıdır. Motif ise metnin anlamlı en küçük parçasıdır. Bu bağlamda mitolojik motifler, metinde yer alan, mitolojik arka plana dayanan, metnin en küçük unsurudur. Bu çalışma, XVIII. ve XIX. yüzyıl âşıklarının şiirlerindeki mitolojik motiflerin tespiti ve Türk mitolojisi bağlamında değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Çalışmada XVIII. yüzyıldan seksen dört âşığın, beş yüz iki şiiri incelenmiştir. XIX. yüzyıldan yirmi beş âşığın, dört bin altı yüz on dört şiiri, toplamda ise yüz dokuz âşığın, beş bin yüz on altı şiir incelenmiştir. Çalışma, giriş ve üç ana bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu ve alanı, araştırmanın amacı, araştırmada kullanılan yöntem başlıklarına yer verilmiştir. Birinci bölüm, Âşık Tarzı Şiir Geleneği başlığını taşımakta ve Âşık Kavramı, Âşıklık Geleneği, Sözlü Kültür Ortamı, Âşık Tarzı Şiirin Dönemleri ve Temsilcileri olmak üzere dört alt başlıktan oluşmaktadır. İkinci bölüm, Mitoloji başlığını taşımaktadır. Bu kısımda Mitoloji Nedir, Mitlerin Sınıflandırılması, Mitolojik Motifler ve Türk Mitolojisi hakkında bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölüm, çalışmanın ana kısmını oluşturur ve Âşıkların Şiirlerinde Yer Alan Mitolojik Motifler başlığını taşır. XVIII. ve XIX. yüzyıl âşık tarzı şiirde mitolojik motifler, otuz iki başlık altında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Âşık Tarzı Şiir, Âşıklık Geleneği, Mitolojik Motif, XVIII. Yüzyıl, XIX. Yüzyıl.
Halk hekimliği ve Burdur'da halk hekimliği ile ilgili geleneksel tedavi yöntemleri
Bu çalışmada, Burdur ilinde halk hekimliği uygulamalarını ve bu kapsamda kullanılan geleneksel tedavi yöntemlerini incelenmiştir. Araştırma alanı olarak Burdur merkez ve Ağlasun, Altınyayla, Bucak, Çavdır, Çeltikçi, Gölhisar, Karamanlı, Kemer, Tefenni, Yeşilova ilçeleri seçilmiş; toplamda 11 belediye, 193 köy ve 127 mahalle kapsam altına alınmıştır. Tez; giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın amacı, yöntemi, kapsamı ve saha bilgileri verilmiş; ayrıca Burdur'un coğrafi ve sosyoekonomik özelliklerine yer verilmiştir. Birinci bölümde, halk hekimliği kavramı tanımlanarak Türk kültüründeki tarihsel gelişimi aktarılmış, şaman, kam, bakşı, otacı gibi geleneksel tedavi uygulayıcıları ile ateş, su, taş, ağaç gibi doğa unsurlarının sağlıkla ilişkilendirilmesi açıklanmıştır. İkinci bölümde, saha araştırmasına dayalı olarak Burdur yöresinde baş ağrısı, mide sorunları, kas-iskelet ve cilt hastalıkları gibi fiziksel rahatsızlıkların yanı sıra afakan, al basması gibi psikolojik durumlara yönelik uygulamalar ele alınmıştır. Ayrıca kadın, bebek ve çocuk sağlığına ilişkin geleneksel yöntemler de incelenmiştir. Üçüncü bölümde, halk arasında şifa amacıyla ziyaret edilen yatır, türbe, şifalı su ve dilek ağacı gibi kutsal mekânların işlevi ve inanç sistemindeki yeri değerlendirilmiştir. Bu tez, Burdur yöresine ait halk hekimliği bilgisini kayıt altına alarak geleneksel kültürün korunmasına ve bilimsel olarak incelenmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu araştırma, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri birimi tarafından desteklenmiştir (Proje No: 0996-YL-24).
Râgıp Paşa-Zâde Lutfî Dîvân'ında dinî ve tasavvufî unsurlar
Klâsik Türk şairlerinin, diğer asırlarda olduğu gibi, XIX. yüzyılda da dinî ve tasavvufî kaynakları rehber edindikleri görülmektedir. XIX. yüzyıl şairlerinden olan Râgıp Paşa-Zâde Lutfî, dinî ve tasavvufî etkiler doğrultusunda şiirler kaleme alan önemli isimlerden biridir. Râgıp Paşa-Zâde Lutfî Dîvân'ı, dinî ve tasavvufî unsurlar bakımından oldukça zengin bir eserdir. Bu dîvân, günümüzde varlığını sürdüren Nakşibendî tarîkatınden izler taşıması açısından da dikkate değer bir konumdadır. Râgıp Paşa-zâde Lutfî'nin hayatını sürdürdüğü beldeler arasında yer alan Hicaz, Mısır, Yemen ve Medine, aynı zamanda Nakşbendî-Hâlidîliğin yaygınlık kazandığı önemli merkezlerdendir. Eserin tahlili, XIX. yüzyılda Nakşî-Hâlidî tarikatının tarihsel süreç içerisindeki konumunu ortaya koyması ve tasavvufun toplumsal yapı üzerindeki etkilerini değerlendirme imkânı sunması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışma, Râgıp Paşa-Zâde Lutfî'nin Dîvân'ını, Nakşî-Hâlidî tarîkatının ortaya koyduğu tasavvuf anlayışı ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin düşünce yapısının tasavvufa katkıları doğrultusunda ele almayı amaçlamaktadır. Tez, Giriş ve Sonuç bölümü dışında iki bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde dinî unsurlar, ikinci bölümde ise tasavvufî unsurlar incelenecektir.
Osmanzâde Tâ'ib Ahmed'in Münşeatı "Gevher-i Yektâ" (Transkripsiyonlu metin-inceleme ve Türkçe kelime grupları)
Bu çalışmada öncelikle Klasik Türk Edebiyatı eserlerinden olan münşeat metinlerinde kullanılan mektup dilinin kelime grupları bağlamında nasıl bir yapı içerisinde olduğu tespit edilmeye çalışıldı. Bu amaçla, 18.yy şair, biyografi yazarı ve münşilerinden olan Osmanzâde Tâ'ib Ahmed'in Münşeat'ının gerek yurt içi gerekse yurt dışında bulunan kütüphanelerde tespit edilen nüshalarının mikrofilmleri temin edildi. Temin edilen nüshaların incelenmesinden sonra seçilen nüshanın günümüz Türk alfabesine aktarımı, diğer nüshalardan da faydalanılarak gerçekleştirildi. Bu çalışmada amaç, mektup türünün dil özelliklerini belli bir kalıpla yazıldığı söylenegelen münşeat mecmualarının bir örneği üzerinden tespite çalışmaktır. Bu tespiti yaparken çıkarılan sonuçların daha geniş bir çevreyi kapsaması adına örnek metin olarak derleme bir münşeat seçilmiştir. Bu bağlamda öncelikle seçilen eserin transkripsiyonu metne bağlı kalınarak ve 18.yy dil özellikleri de göz önünde bulundurularak gerçekleştirildi. Eserin ve mektupların içerik analizi gerçekleştirilip mektupların bölümleri tespit edilmeye çalışıldı. Daha sonra mektuplarda kullanılan dilin özellikleri, ünlü ve ünsüzlerin kullanımıyla ilgili imla özellikleri tespit edildi. Asıl olarak da Münşeat'ta bulunan tüm mektupların kelime grupları, tespit edilebilen en büyük kelime gruplarının sade parantezleme yöntemiyle çözümlenmesiyle formülleştirildi. Çalışmanın sonucunda 18.yüzyıl mektup dilinde geniş kelime gruplarının kullanıldığı, bu grupların kurucu unsurlarını başta çeşitli Türkçe kelime grupları olmak üzere Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaların oluşturduğu görüldü. Türkçenin bir temel kelime grubu içinde birçok farklı yapıda kelime grubu ile çeşitliliği artırdığı ve kurucu yapıları genişlettiği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, Münşeat, Türkçe kelime grupları, Türk dili.