
4,149
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Doğu Akdeniz bölgesi bitkileri
öz YÜKSEK LİSANS TEZÎ DOĞU AKDENİZ BÖLGESİ BİTKİLERİ DENİZ KARAÖMERLİOĞLU ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman:Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ Yıl: 1999, Sayfa:203 Jüri:Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ Doç. Dr. K. Tuluhan YILMAZ Yrd. Doç. Dr. Necattin TÜRKMEN Bu çalışma; Doğu Akdeniz Bölgesi'nin sahip olduğu bitki türlerini ve bunların botaniksel özelliklerini ortaya koymak amacı ile yürütülmüştür. Doğu Akdeniz Bölgesine ait bitkiler ve bu bitkilere ait bilgiler (sistematik bilgiler, ömürleri, yapılan, hayat formları, kromozom sayılan, ilk ve son çiçeklenme zamanı, spor olgunlaşma zamam, Türkiye'de Grid sisteme göre bulunduğu kareler, Doğu Akdeniz Bölgesinde bulunduğu yerler, Türkiye'deki genel dağılımı, Dünyadaki genel dağılımı, habitat özellikleri, Türkiye'de bulunduklan minimum ve maksimum yükseklikleri, tip örnekleri, tanımlandığı yerler, endemizim durumu, fitocoğrafik bölgeler, Türkiye'deki tehlike sınıflan, Türkçe adlan, zehirli olanlar, tıbbi özelliğe sahip olanlar, sanayide kullanılanlar, gıda olarak değerlendirilenler, süs bitkisi olarak değerlendirilenler, kültürü yapılanlar) bir araya getirilmiş ve bu bilgilerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Buna göre; Doğu Akdeniz Bölgesi florasının; 145 familya'ya ait 927 cins ve bu cinslere ait toplam 4106 tür ve tür altı düzeyde taksondan oluştuğu saptanmıştır. Bölge florasının en hakim familyalar olan Legüminosae 472 takson ve Composüae 463 takson içermektedir. En çok tür içeren ilk iki cinsten Astragalus 117 takson ve Verbascum 80 taksona sahiptir. Endemik takson sayısı ise 996 olup endemizm oram %24,4'dür. Bunlardan 933'ü Red Data Book'a göre beş farklı tehlike sınıfı içerisinde yer alır. Araştırma alanında saptanan 4106 bitkiden; 1291'i Akdeniz, 1017'si İran-Turan, 358'i Avrupa-Sibirya elementi ve 107'si kozmopolit taksonlardır. Araştırma alanında bulunan taksonlardan 828 takson tıbbi amaçlı olarak kullamlmaktadır. Saptanan taksonlardan 465 takson zehirli sınıfına girmektedir. 4106 taksondan 238'i gıda, 23'ü süs bitkisi, 78'inin kültürü yapılmakta ve 114'ü sanayi alanlarında kullamlmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Flora, Takson, Fitocoğrafya, Endemizim.
Bazı Tanacetum L. türlerinde antimikrobiyal aktivite ve minimum inhibitör konsantrasyon tayini
Toprak izolatı Pseudomonas suşlarının pestisit biyo parçalama düzeyleri
Bu çalışmada toprak izolatı Pseiıdomonas sp. suşlarmın klorpirifos'u biyolojik olarak parçalaması ve parçalanma ürünleri araştırılmıştır. Pestisit uygulanmış topraktan izole edilen ve P3, P4 ve P15 suşlan Pseiıdomonas sp. olarak tanımlanmış ve çalışmalarda kullanılmıştır. Bu suşlann minimal tuzlar besiyerinde klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. P3 ve P15 suşlannın klorpirifos'lu besiyerindeki bakteri gelişimi klorpirifos'suz besiyerindekinden iki kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Klorpirifos miktarmdaki en yüksek düşüşün olduğu periyotlarda, toplam bakteri sayısında en yüksek artışın olduğu belirlenmiştir. Klorpirifos'un besiyerlerindeki azalışı gaz kromotografisi (GK) ile analiz edilmiştir. P4 susunu diğer suşlardan daha hızlı olarak klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. İnkübasyonun 12 saatinde besiyerinde klorpirifos'un %89.1'inin azaldığı belirlenmiş 48. saatte besiyerinde klorpirifosun başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %4.3'ünün kaldığı tespit edilmiştir. P3 susu ilk 12 saatte başlangıçtaki klorpirifos'un %76.1'ini parçaladığı, P15 susunun ise %51.2'sini parçaladığı belirlenmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarındaki azalış bakteriyle yapılan çalışmalara oranla çok fazla olmadığı tespit edilmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarında inkübasyonun 12. saatinde başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %3.4'ünün azaldığı tespit edilmiştir. 96. saatte bakterili besiyerlerinde hiç klorpirifos tespit edilemezken kontrol besiyerinde klorpirifos'un %42.3'ünün sıvı çözeltide parçalanmadan kaldığı belirlenmiştir. 96. saatteki parçalanma ürünlerinin tayini gaz koromatografisi kütle spektrometresi (GK-KS) birleşik sistemi kullanılarak belirlenmiştir. Bakteriyle çalışılan besiyerlerinde klorpirifos'un parçalanma ürünü olan 3,5,6-trikloro-2-piridinol (TKP) tespit edilmiştir. Kontrol besiyerinde ise besiyerinde kalan klorpirifos piki oldukça belirgin bir şekilde gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pseudomonas sp., Klorpirifos, Biyolojik Parçalanma, TKP, GK-KS
Aksu (Kahramanmaraş) nehrinin bakteriyolojik kirlilik düzeyinin belirlenmesi ve Enterobacteriaceae üyelerinde antibiyotik ve ağır metal dirençliliği
Bu çalışmada Aksu nehrindeki Enterobacteriaceae grubuna ait bakteriler, bu bakterilerin antibiyotik ve ağır metal dirençliliği ile bu dirençliliğin eliminasyonu ve dirençlilik transferi incelenmiştir. Aksu nehrinde bakteriyel kirliliğin yoğun olduğu belirlenmiştir. Su örneklerinden Enterobacteriaceae familyasına ait 67 suş izole edilmiş olup, izolatlar arasmda E. coli %612, Klebsiella sp. %29.8, Citrobacter sp. %1.5, Pseudomonas sp. %1.5 oranında temsil edilmektedir. tzole edilen suşlarda KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER, CTX antibiyotiklerine karşı dirençlilik testi yapılmış olup, %76.1'inde çoklu antibiyotik dirençliliği tesbit edilmiştir. Bu izolatlann Ni, Cd, Cu, Cr ağır metalleri için dirençlilik frekansı belirlenmiştir. Bu ağır metallere karşı bakterilerin %94'ünün çoklu ağır metal dirençliliği gösterdiği bulunmuştur. Nitrocephin metoduna göre bakterilerin beta-laktamaz üretme yetenekleri test edilmiş ve bu izolatlann %49.3'ünün beta-laktamaz ürettiği bulunmuştur. Beta-laktamaz testi sonucu pozitif olan 1 1 suş Ethidium Bromid ile dirençlilik eliminasyon testine tabi tutulmuş ve KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER antibiyotikleri için farklı oranlarda dirençlilik eliminasyonu saptanmıştır. E.coli ve Klebsiella sp. cinsleri arasmda yapılan konjugasyon denemelerinde KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER antibiyotikleri için konjugasyon gerçekleşmiştir. Konjugantlardan plazmid izolasyonu yapılarak, plazmid DNA' sı agaroz jel elektroforezinde separe edilmiş, plazmid saptanamamıştır. Herhangi bir arıtma işlemine tabi tutulmadan şehirsel ve endüstriyel atıkların akarsular gibi yüzey sularına verilmesinin bakterilerde antibiyotik ve ağır metal dirençliliğini artırdığı, enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakteriler ile antibiyotik ve ağır metal dirençliliğinin akarsular tarafından geniş alanlara yayıldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aksu Nehri, Enterobacteriaceae, Dirençlilik, Konjugasyon.,
Pimplea turionellae L. erginlerinin eşey oranına suda çözünen vitamin karışımının farklı derişimlerinin etkileri
Bu çalışmada, farklı derişimlerdeki suda çözünen vitamin karışımının bir endoparazitoid hymenopter türü olan Pimpla turionellae L. (Hymenoptera: Ichneumonidae) erginlerinin eşey oranı üzerine etkileri kimyasal yapısı belirli sentetik besinler kullanılarak incelenmiştir. Besinin vitamin karışımım içermemesi toplam ergin çıkışım önemli derecede etkilememiştir. Besindeki vitamin karışımının kontrole oranla iki katma çıkartılması (%0.426) böceğin eşey oranına kontrole oranla önemli bir etkide bulunmazken, vitamin oranının kontrolün yarısına düşürülmesi (%0.142) veya besinin vitamin içermemesi dişi birey çıkışını önemli düzeyde etkileyerek düşürmüştür. P. turionellae erginlerinin maksimum sayıda dişi birey üretebilmeleri için besinlerinde en azından %0.284 oranında vitamin karışımı içermesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Pimpla turionellae, eşey oranı, vitamin.
Cyprinus carpio'da bakırın karaciğer ve solungaç dokularında birikimi ve metal bağlayıcı protein sentezine etkisi
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ CYPRİNUS ÇARPIMDA BAKIRIN KARACİĞER VE SOLUNGAÇ DOKULARINDA BİRİKİMİ VE METAL BAĞLAYICI PROTEİN SENTEZİNE ETKİSİ Özgür FIRAT ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Ferit KARGIN Yıl:2004., Sayfa :59 Jüri: Prof. Dr. Ferit KARGIN : Prof. Dr. Seyhan TÜKEL : Yrd. Doç. Dr. Hatice K. GÜVENMEZ Bu araştırmada 0.1 ve 1.0 ppm derişimlerinde Cu içeren ortama 10 ve 20 günlük sürelerle bırakılan Cyprinus carpiö'mm. karaciğer ve solungaçlarında bakırın birikimi ve metal bağlayıcı protein düzeylerine etkisi incelenmiştir. Denenen tüm koşullarda organlardaki bakır birikimi süreye ve ortam derişimine bağlı olarak artmıştır. En yüksek bakır birikimi karaciğerde bulunmuş, bunu solungaç dokusu izlemiştir. C. carpiö>ram karaciğer ve solungaç proteinleri SDS-poliakrilamid jel elektroforez yöntemiyle saptanmıştır. Çalışılan tüm konsantrasyonlarda, karaciğerde 40-54 kDa arasında orta molekül ağırlıkta (OMAP) 5 band, 66-170 kDa arasında yüksek molekül ağırlıklı (YMAP) 6 band olmak üzere toplam 11 protein bandı, solungaçlarda ise 64-101 kDa arasında YMAP'den 4 band ve 25-48 kDa arasmda OMAP'den 5 band olmak üzere toplam 9 protein bandı saptanmıştır. Deney gruplarının tümünde karaciğerde saptanan 11 protein bandının densitometredeki ölçümlerin de 170, 136, 113 ve 88 kDa olan YMAP bantlarında ve 40 kDa OMAP bandının protein yoğunluğu kontrol balıklarıyla karşılaştırıldığında önemli derecede artmıştır. Solungaçlarda ise 90 ve 72 kDa olan YMAP bandlannda ve 30, 26 ve 25 kDa olan OMAP bantlarının protein yoğunluklanmn önemli oranda arttığı belirlenmiştir. Hem karaciğer hem de solungaçlarda protein bantlanndaki yoğunluk artışı derişim ve süre açısından bir ayrım göstermemiştir. Anahtar Kelimeler :Bakır, Balık, Birikim, Metal Bağlayıcı Protein, Cyprinus carpio
Kadmiyum'un Clarias lazera (Valenciennes, 1840)'nın solungaç, karaciğer, böbrek, dalak ve kas dokularındaki birikim ve eliminasyonu
oz YÜKSEK LİSANS TEZİ KADMİYUM'UN Clarias lazera (Valenciennes, 1840)'nın SOLUNGAÇ, KARACİĞER, BÖBREK, DALAK ve KAS DOKULARINDAKİ BİRİKİM ve ELİM İNASYONU Serda KARAYAKAR ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Cahit ERDEM ikinci Danışman Yü Jüri Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK 2004, Sayfa: 34 Prof. Dr. Cahit ERDEM Prof. Dr. Nevin ÜNER Doç.Dr. M. Z Lugal GÖKSU Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yrd. Doç. Dr. Özcan AY Clarias lazera ile yapılan bu araştırmada kadmiyumun 0.25, 0.50 ve 1.00 ppm ortam derişimlerinin etkisinde 30 gün süre ile solungaç, karaciğer, böbrek, dalak ve kas dokularındaki birikimi ile bunu izleyen 15, 30 ve 45 günlük periyotlarda bu dokulardan depurasyon düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Doku metal düzeylerinin belirlenmesinde ICP-AES spektrofotometrik yöntemi kullanılmıştır. Denenen ortam derişimlerinin etkisinde kadmiyum birikiminin kontrole oranla tüm dokularda önemli düzeyde arttığı, en fazla birikimin böbrek dokusunda olduğu, bunu sırasıyla karaciğer, dalak, solungaç ve kas dokularının izlediği saptanmıştır. Farklı ortam derişimlerinin 30 gün etkisi sonunda belirlenen depurasyon periyotlarında ise dalak ve karaciğer dokusunda herhangi bir değişim gözlenmemiş, solungaç ve kas dokusundaki metal düzeyinde genel olarak bir azalma, böbrek dokusunda ise bir artış belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Clarias lazera, Kadmiyum, Birikim, Depurasyon
Kadmiyumun Cyprinus carpio (L. 1758)'da serum parametrelerine etkileri ve doku birikimi
ÖZ DOKTORA TEZİ KADMİYUMUN Cyprinus carpio (L. 1758)'DA SERUM PARAMETRELERİNE ETKİLERİ VE DOKU BİRİKİMİ SahireKARAYTUG ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Cahit ERDEM İkinci Danışman : Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yd : 2004, Sayfa: 50 Jüri : Prof. Dr. Cahit ERDEM Prof. Dr. Nevin ÜNER Doç. Dr. M.Z. Lugal GÖKSU Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yrd. Doç. Dr. Özcan AY Cyprinus carpio 1, 3, 15 ve 30 gün sürelerle kadmiyumun 0.1, 0.2, 0.4 ve 0.8 ppm ortam derişimlerinin etkisinde bırakılarak yürütülen deneylerde metalin solungaç, karaciğer, böbrek, dalak, kas ve beyin dokularındaki birikimi ile serum aminotransferaz, total protein, albumin ve glukoz düzeylerindeki değişimler belirlenmiştir. Doku metal düzeylerinin belirlenmesinde ICP-AES, serum parametrelerinde ise otoanalizatör spektrofotometrik yöntemler kullanılmıştır. Kadmiyum etkisinde çalışılan tüm dokularda kontrole oranla önemli düzeyde birikim belirlenirken, dokular arasında aşağıdaki ilişki saptanmıştır; Böbrek > Solungaç > Karaciğer > Dalak > Kas > Beyin Metalin kısa süreli etkisinde, serum aminotransferaz, total protein, albumin ve glukoz düzeylerinin kadmiyumdan etkilendiği, sürenin uzamasıyla bu etkinin ortadan kalktığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cyprinus carpio, Kadmiyum, Birikim, Serum, Enzim
Doğu Akdeniz kıyı kumul ekosistemlerindeki bitki süksesyonu ile mikoriza arasındaki ilişkiler üzerine bir çalışma
This research was carried out to investigate relation between arbuscular- mikorizal colonization, vegetation structure and soil properties in the coastal sand dunes of the district Tuzla/Karataş-TURKEY In this research, four vegetational stages namely embryonic, mobile, and fixed and remnant sand dunes determined with analyzing 18 quadrates taking from 9 sand dunes. The arbuskular-mycorrhizal colonization and mycorrhizal spore number with vegetation structure and soil properties belonging to four dunes stages were analyzed As conclusion, 64 plant taka including 5 endemics belonging to 30 families which are peculiar to sand dunes. In the total taxa, sixty-teen taxa determined as non- mycorrhizal and eighty-four taxa found as arbuscular mycorrhizal (AM) colonization. A positive correlation had been found between arbuscular-mycorrhizal colonization and increased plant taxa richness, total and shrub coverage. The lowest arbuscular-mycorrhizal found in embryonic sand dunes, but the highest ratio was found in fixed sand dunes stage where shrub taxa dominant. Organic matter and nitrogen in soil with arbuscular-mycorrhizal colonization increased together along the successional dunes stages and show a high positive correlationKey words: arbuscular-mycorrhizal colonization, sand dunes vegetation, Succession
Adana, Mersin ve Osmaniye illerinde bulunan pyraloidea (lepidoptera) faunası üzerine taksonomik-sistematik çalışmalar
Öz DOKTORA ADANA, MERSİN VE OSMANİYE İLLERİNDE BULUNAN PYRALOIDEA (LEPIDOPTERA) FAUNASI ÜZERİNE TAKSONOMİK-SİSTEMATİKÇALIŞMALARErol ATAY ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. İskender EMRE Yıl: 2005, Sayfa: 267 Üye : Prof. Dr. Rıfat ULUSOY Yrd. Doç. Dr. Erdal SERTKAYA Yrd. Doç. Dr. Pınar ÖZALP Yrd. Doç. Dr. Mehmet SULANÇ Bu çalışmada; Adana, Mersin ve Osmaniye illerinde bulunan Pyraloidea (Lepidoptera) faunası türlerinin tespit edilmesi amaçlanmışta. Örnek toplama işleri Mart 2003-Kasım 2004 tarihleri arasında Doğu Akdeniz Bölgesi'nde, Adana, Mersin ve Osmaniye il merkezleri ve bu illere bağlı ilçe ve köyler, Aladağlar ve İç Toroslar'da farklı yükseklikler, farklı iklim koşullan ve değişik türlerdeki bitki örtüsüne sahip lokalitelerde, atrap, beyaz perde ve ışık tuzağı kullanarak yapılmışta. Ayrıca arazide toplanan tırtıllar ve pupalar laboratuara getirilmiş ve bunlardan erginler elde edilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda, Adana, Mersin ve Osmaniye Pyraloidea faunasına ait Pyralidae ve Crambidae familyaları, 12 alt familya, 69 cins ve 92 tür tespiti yapılmışta. Ayrıca, Pyraloidea faunasına ait 9 tür ülkemiz için yeni kayıt niteliğindedir. Bu örneklere ait familya, altfamilya ve tür tam anahtarları hazırlanarak teşhiste kullanılan önemli morfolojik karakterlerin şekilleri verilmiş ve erginlerin fotoğrafları verilmiştir. Türlerin tarifleri yapılarak her biri hakkında biyolojik bilgiler verilmiştir. Anahtar kelimeler: Adana, Mersin, Osmaniye, Pyraloidea, sistematik.
Brachidontes pharaonis'de ağır metal, total protein ve MDA düzeyleri ile enzim aktivitelerinin mevsimsel değişimi
ÖZ DOKTORA TEZİ Brachidontes pharaonis'de AĞIR METAL, TOTAL PROTEIN VE MDA DÜZEYLERİ İLE ENZİM AKTİVİTELERİNİN MEVSİMSEL DEĞİŞİMİ Fahri KARAYAKAR ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Cahit ERDEM İkinci Danışman: Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yd : 2005, Sayfa: 80 Jüri : Prof. Dr. Cahit ERDEM Prof. Dr. Nevin ÜNER Prof. Dr. Ö.Osman ERTAN Yrd. Doç. Dr. Bedii CİCİK Yrd. Doç. Dr. Özcan AY Bu araştırmada Mersin sahil şeridinde yaygın olarak bulunan Brachidontes pharaonis'ia solungaç, hepatopankreas ve kas dokularındaki Cu, Zn, Cd, Cr ve Pb birikim düzeyleri ile total protein, lipid peroksidasyonu ve antioksidant enzim aktivitelerinin mevsimlere bağlı incelenmesi ve çalışılan yörede bu türün biyoindikatör tür olma olasılığının saptanması amaçlanmıştır. Araştırma 2002-2003 yıllarında Mersin kıyı şeridinde belirlenen 4 istasyonda aylık örneklemelerle yürütülmüştür. Belirlenen dokulardaki ağır metal düzeyleri atomik absorbsiyon spektrofotometrik, biyokimyasal parametreler ise spektrofotometrik yöntemler kullanılarak saptanmıştır. Dokulardaki metal düzeyleri ve MDA miktarının kışa doğru artma, yazın düşme, buna karşın total protein düzeyi ile antioksidant enzim aMvitelerinin yazın artma, kışın azalma gösterdiği saptanmıştır. Kışın metal düzeyi ile MDA miktarındaki artış lipit peroksidasyonunun metal kaynaklı olduğunu göstermektedir. Total protein düzeyi ve antioksidant enzim aktivitelerinde yaz mevsiminde belirlenen artış bölgedeki organik madde zenginHğinin bir göstergesi olabilir. Bu sonuçlar da B. pharaonis'm ortamda bulunan kirletici ajanlara karşı duyarlı bir tür olduğunu gösterir. Anahtar Kelimeler: Brachidontes pharaonis, Doku Birikimi, Ağır Metal, Enzim, Protein
Krom (VI) birikiminin Chlorella vulgaris'te hücre sayısı, klorofil, büyüme hızı, protein ve şeker miktarlarına etkileri
ÖZYÜKSEK LİSANSKROM (VI) BİRİKİMİNİN Chlorella vulgaris'TE HÜCRE SAYISI,KLOROFİL, BÜYÜME HIZI, PROTEİN VE ŞEKER MİKTARLARINAETKİLERİÖzge ÖZDİŞÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Doç.Dr. Saadet SAYGIDEĞERYıl: 2005, Sayfa: 101Jüri : Doç.Dr. Saadet SAYGIDEĞERProf.Dr. Cahit ERDEMYrd.Doç.Dr. Fatma ÇEVİKBu araştırmada, 0.1, 1, 5, 10, 25 ve 50 mg/L'lik derişimlerde krom (VI) içerenortama 9 gün süreyle bırakılan Chlorella vulgaris hücresindeki krom (VI)'nın birikimi vekrom (VI)'nın C. vulgaris'in biyokonsantrasyon faktörleri (BKF), hücre sayısı, büyüme hızı,protein, şeker, klorofil a, klorofil b ve pH üzerine etkisi incelenmiştir.Çalışmada krom (VI) birikimi, BKF, hücre sayımı, klorofil a, b ve pH analizleri hergün; protein ve şeker analizleri 1, 3, 6 ve 9. günlerde yapılmıştır. Denenen tüm koşullarda C.vulgaris'teki krom (VI) birikimi, süreye ve ortam derişimlerine bağlı olarak artmıştır. BKFdeğerleri, 10 ve 25 mg/L'lik derişimler hariç diğer derişimlerde 1'in üstüne çıkmıştır. Krom(VI) etkisinde, C. vulgaris'te hücre sayısı, büyüme hızı, klorofil a, klorofil b miktarlarıazalmıştır. Bu prosesler üzerine krom (VI)'nın toksik etkisinin düşük derişimlere (0.1, 1 ve 5mg/L) oranla yüksek derişimlerde (10, 25 ve 50 mg/L) daha fazla olduğu belirlenmiştir.Araştırmada, C. vulgaris'in fizyolojik ve biyokimyasal prosesleri üzerine krom(VI)'nın toksik etkisinin algdeki krom (VI) birikimiyle doğrudan ilişkili olduğu, algdekikrom (VI) birikimi artıkça bu proseslerdeki inhibisyonun arttığı belirlenmiştir. Ortamın pH'ıda krom (VI)'nın derişimine bağlı olarak azalmıştır.Araştırmada, C. vulgaris'in krom (VI)'ya oldukça hassas olduğu ve ortamdaki krom(VI)'nın toksik etkisini değerlendirmek için biyoindikatör bir tür olarak kullanılabileceğibelirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Krom (VI), Chlorella vulgaris, alg, fizyolojik etki, biyokimyasal etkiI
Gıda tatlandırıcısı olarak kullanılan maltitolun insan lenfositlerinde sitogenetik etkileri
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİGIDA TATLANDIRICISI OLARAK KULLANILAN MALTİTOL'UN İNSANLENFOSİTLERİNDE SİTOGENETİK ETKİLERİSemir CANIMOĞLUÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Doç. Dr. Eyyüp RENCÜZOĞULLARIYıl : 2005, Sayfa: 87Jüri : Doç. Dr. Eyyüp RENCÜZOĞULLARIProf. Dr. Mehmet TOPAKTAŞProf. Dr. Rüştü HATİPOĞLUBu çalışmada şeker alkolleri (poliol) sınıfına giren düşük kalorili yapaytatlandırıcı maltitol'un insan periferal lenfositlerinde kardeş kromatid değişimi(KKD), kromozom anormalliği (KA) ve mikronükleus (MN) oluşumu üzerindekietkileri araştırılmıştır.Tüm dozlarda (1.25, 2.5 ve 5 mg/ml) ve muamele sürelerinde (24 ve 48 saat)maltitol, KKD sayısını istatistiksel olarak önemli derecede artırmamıştır. Aynışekilde, tüm dozlarda maltitol KA sayısını kontrol grubu ile karşılaştırıldığındaartırmış, fakat bu artış istatistiksel olarak önemli bulunamamıştır. Halbuki, maltitol24 ve 48 saatlik muamele sürelerinde MN oluşumunu istatistiksel olarak önemli birşekilde (P<0.05) artırmıştır, fakat bu artışın doza bağlı olmadığı saptanmıştır.Maltitol, tüm dozlarda ve muamele sürelerinde hem RI'ni hem de MI'ietkilememiştir. Ayrıca maltitol besi yerinin pH ve osmolitesini de değiştirmemiştir.Sonuç olarak maltitol'un in vitro insan lenfositlerinde zayıf genotoksik risktaşıyabileceğini fakat sitotoksik etkiye sahip olmadığını söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Maltitol, İnsan periferal lenfositleri, Kardeş kromatid değişimi,Kromozom anormallikleri, Mikronükleus
Pestisitlerin Alcaligenes denitrificans ve Alcaligenes xylosoxidans ile mikrobiyal bozunmasının spektrofotometrik tespiti
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİPESTİSİTLERİN Alcaligenes denitrificans ve Alcaligenes xylosoxidans İLEMİKROBİYAL BOZUNMASININ SPEKTROFOTOMETRİK TESPİTİÖzlem ÖZTÜRKMENÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Doç. Dr. Sadık DİNÇERYıl: 2005 Sayfa: 72Jüri: Doç. Dr. Sadık DİNÇERJüri: Doç. Dr. Hatice GÜVENMEZJüri: Doç. Dr. Mehmet Macit İLKİTBu çalışmada bölgemizde yaygın olarak kullanılan 2,4-Diklorofenoksiasetikasit (2,4-D) herbisitinin, Na-Montmorillonit (MM), Ca-MM ve MM üzerineadsorbsiyonu ve topraktan izole edilen iki Alcaligenes türü ile biyo parçalanmasıaraştırılmıştır.2,4-D'nin, Na-MM, Ca-MM ve MM üzerine adsorbsiyonu başarıylayapılmıştır. 2,4-D'nin Na-MM'den ilk 72 saatte desorbe olduğu sıvı-sıvıekstraksiyonu ile belirlenmiştir. Ca-MM için 2,4-D, 72. saatten sonra desorbeolmuştur ve MM için ise 2,4-D başlangıçta Minimal tuz besiyerine desorbe olduğumiktarı korumuştur. Çalışmalar, zamana bağlı olarak 2,4-D abiyotik parçalanmayauğramadığını göstermiştir.Topraktan izole edilen Alcaligenes xylosoxidans ve Alcaligenes denitrificansbakterileri API 20NE test kiti ile tanımlanmış ve çalışmalarda kullanılmıştır. 2,4-D'nin Alcaligenes xylosoxidans bakterisi ile parçalanması çalışmalarında Na-MM'eadsorbe olmanın bakterinin herbisiti parçalamasını %70.8 oranında, Ca-MM'eadsorbe olması %76.4 oranında ve MM'e adsorbe olması %61.6 oranında azalttığıgözlenmiştir. Alcaligenes denitrificans bakterisi için 2,4-D'nin Na-MM'e adsorbeolması bakterinin herbisiti parçalamasını %71.0 oranında, Ca-MM'e adsorbe olması%77.2 oranında ve MM'e adsorbe olması %86.1 oranında azalttığı gözlenmiştir.2,4-D'nin Minimal tuz besiyerinden azalışını tayin etmek için örnekler etilasetat ile ekstrakte edilmiş ve UV spektrofotometrede 282 nm'de okunmuştur.Minimal tuz besiyerinde 2,4-D Alcaligenes xylosoxidans tarafından %28.4oranında biyo parçalanmaya uğrarken, Alcaligenes denitrificans bakterisi tarafından%25.9 oranında biyo parçalanmaya uğradığı gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: 2,4-D, Alcaligenes sp., Adsorpsiyon, Montmorillonit, BiyolojikParçalanmaI
İlköğretim fen bilgisi dersi biyolojik çeşitlilik, çevre kirliliği ve erozyon konularının yapıcı (constructivist) öğrenme kuramına göre öğretiminin, akademik başarıya ve kalıcılığa etkisi
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİİLKÖĞRETİM FEN BİLGİSİ DERSİ BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK, ÇEVREKİRLİLİĞİ VE EROZYON KONULARININ YAPICI ( CONSTRUCTIVIST )ÖĞRENME KURAMINA GÖRE ÖĞRETİMİNİN, AKADEMİK BAŞARIYAVE KALICILIĞA ETKİSİMehmet Duran ÖZNACARÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof. Dr. Atabay DÜZENLİYıl : 2005, Sayfa : 291Jüri : Prof. Dr. Atabay DÜZENLİYrd. Doç. Dr. Pınar ÖZALPYrd. Doç. Dr. Mahinur KARATAŞ COŞKUNBu deneysel araştırmanın temel amacı, İlköğretim 5. sınıf öğrencilerininbiyolojik çeşitlilik, çevre kirliliği ve erozyon konularının yapıcı öğrenme kuramınadayalı olarak öğretiminin akademik başarıya ve kalıcılığa etkisini araştırmaktır.Yapıcı öğrenme teorilerinin uygulanmasında, anlamlı öğrenme, proje tabanlıöğrenme, işbirliğine dayalı öğrenme, gibi yöntemlerin uygulandığı deney gurubu ilegeleneksel yöntemin uygulandığı kontrol grubunun akademik başarıları ve kalıcılıkpuanları arasında anlamlı farkların olup olmadığı sınanmıştır. Araştırma 2004-2005öğretim yılı güz dönemi Adana İli Seyhan İlçesi sınırları içerisinde yer alanŞakirpaşa' da alt sosyo ekonomik düzeyde bir devlet okulu olan Şehit İlbey Gülbeyİlköğretim Okulu 5. sınıf öğrencileri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmayakatılan öğrenciler arasından araştırma süresince işlenen derslerin tümüne katılanöğrenciler denek olarak kabul edilmiş ve yalnızca bu öğrencilerin puanları üzerindegerekli çözümlemeler yapılmıştır. Bu yolla deney grubunda 34, geleneksel öğretimgrubunda da 29 olmak üzere toplam 63 öğrenci denek olarak belirlenmiştir.Uygulama toplam 4 hafta ve 25 ders saati sürmüştür. Ölçme aracı olarak araştırmacıtarafından geliştirilen geçerlilik güvenirlilik çalışmaları yapılan? Biyolojik Çeşitlilik,Çevre Kirliliği ve Erozyon Konularına Yönelik Başarı Testi? her iki gruba ön test,son test ve kalıcılık testi olarak verilmiştir. Araştırmanın bulguları, akademik başarıve kalıcılık açısından yapıcı öğrenme kuramı ile geleneksel öğretim arasında yapıcıöğrenme kuramı lehine anlamlı bir fark (p<0.0001) olduğunu göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Akademik başarı, Biyolojik Çeşitlilik, Erozyon ve ÇevreKirliliği, Yapıcı Öğrenme Kuramı.I
Doğu Akdeniz bölgesinde iki farklı anamateryalden oluşan toprak üzerinde yetişen Olea europaea L., Pinus brutia ten., Pistacia terebinthus L.'un bazı ekolojik özelliklerinin mevsimsel değişimlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
ÖZDOKTORA TEZİDOĞU AKDENİZ BÖLGESİNDE İKİ FARKLI ANAMATERYALDENOLUŞAN TOPRAK ÜZERİNDE YETİŞEN OLEA EUROPAEA L., PINUSBRUTIA TEN., PISTACIA TEREBINTHUS L.'UN BAZI EKOLOJİKÖZELLİKLERİNİN MEVSİMSEL DEĞİŞİMLERİNİNKARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİHüsniye AKA SAĞLIKERÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof. Dr. Cengiz DARICIYıl : 2005, Sayfa: 87Jüri : Prof. Dr. Cengiz DARICIProf. Dr. Zülküf KAYADoç. Dr. Sadık DİNÇERDoç. Dr. Hatice KORKMAZ GÜVENMEZYrd. Doç. Dr. Ayşe EVERESTBu çalışmada, Doğu Akdeniz Bölgesinde iki farklı anamateryalden (marn vekonglomera) oluşan toprak üzerinde yetişen Olea europaea L., Pinus brutia Ten. vePistacia terebinthus subsp. palaestina L.'nın yaprak, dal, ölüörtü ve topraklarının C,N, P ve K içerikleri, topraklarının C ve N mineralizasyonu ile humik ve fulvik asitiçeriklerinin zamana bağlı değişimleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ölçülenözellikler üzerinde anamateryal, bitki, zaman etmenleri ve bunların etkileşimlerininistatistiksel açıdan değerlendirilmesi sonucunda (TUKEY, P<0.05) üçlüetkileşimlerden sadece toprak azotu önemli bulunmuş olup diğerleri anlamlıbulunmamıştır. Aynı zaman dilimi içerisinde bitkilerin yaprak, dal, ölüörtü ve toprakbesin elementi içerikleri sadece anamateryal farkına göre kıyaslandığında ise Olea'daanlamlı bir fark bulunmamışken, Pinus'un ölüörtü karbonu (Mart 2000); Pistacia'nınise yaprak azotu (Haziran 2000), fosforu (Eylül 1999) ve potasyumu (Eylül 1999 ve2000) ile dal fosforu (Mart 2000) ve toprak karbonu (Eylül 1999 ve 2000) ile azotu(Eylül 1999, Mart 2000 ve Eylül 2000) anlamlı farklar yaratmıştır. Tüm bufarklılıklar öncelikle bitki türlerinin farklı olması ile ilişkili olarak bitkilerinvejetasyon periyotlarının, metabolik işlevlerinin ve ekolojik isteklerinin farklı olmasıile alakalıdır. Toprakların karbon mineralleşme oranları ile FA/OM (FulvikAsit/Organik Madde) oranları anamateryal farklılığına göre sadece Pinus'ta anlamlıiken bu farklılığın diğer bitkiler için karakteristik olmadığı gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Makro Besin Elementleri, Marn, Konglomera, MikrobiyalFaaliyet, Humin Maddeleri
Ceratophyllum demersum L.'de kadmiyum klorür, sodyum klorür ve bunların kombinasyonlarının fizyolojik ve morfolojik etkileri
ÖZDOKTORA TEZİCeratophyllum demersum L.'DE KADMİYUM KLORÜR, SODYUM KLORÜRVE BUNLARIN KOMBİNASYONLARININ FİZYOLOJİK VE MORFOLOJİKETKİLERİMuhittin DOĞANÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Doç. Dr. Saadet SAYGIDEĞERYıl: 2005, Sayfa: 137Jüri: Doç. Dr. Saadet SAYGIDEĞERProf. Dr. Cengiz DARICIProf. Dr. Ferit KARGINDoç. Dr. Elman İSKENDERDoç. Dr. Levent ÖZTÜRKBu çalışmada, farklı derişimlerdeki Cd (0, 0.01, 0.1 ve 1 mg L-1) ve NaCl (0, 20, 40 ve 80mM) ile bunların kombinasyonlarının (0, 0.01+20, 0.1+40 ve 1+80 mg L-1+mM) etkisinde 96 saatbırakılan Ceratophyllum demersum L.'de meydana gelen bazı fizyolojik ve morfolojik değişiklikleraraştırılmıştır.Cd, NaCl ve Cd+NaCl uygulamalarının düşük derişimlerinde dikkate değer morfolojikdeğişim olmamış, yüksek derişimlerde ise yapraklarda dökülmeler ve kısmi doku yumuşamalarınınolduğu görülmüştür. 0.01, 0.1 ve 1 mg Cd L-1 etkisinde yetiştirilen makrofitlerin Cdkonsantrasyonlarının kontrole göre sırasıyla 15.4, 33.5 ve 160.0 kat arttığı bulunmuştur. 0.01+20 ve0.1+40 Cd+NaCl etkisinde ise Cd derişimindeki bu artışların sırasıyla 14.4 ve 28.1 kat olduğubulunmuştur. Yalnız NaCl'li koşullarda yetiştirilen makrofitlerde 80 mM'lık derişimde Na derişimi2.31 kat, 0.1 mg Cd L-1 + 40 mM NaCl'li kombinasyonda ise 1.92 kat artmıştır. Makrofitin Cdderişimleri, ayrı ayrı Cd ve NaCl uygulamaları ile karşılaştırıldığında Cd+NaCl uygulamasındaazalmalar göstermiştir. Makrofitin makro- ve mikro-nutrient derişimlerinin Cd ve NaCl'denetkilendiği bulunmuştur. Makro-elementlerden K derişimleri Cd etkisinde %49-%132 artarken, NaClve Cd+NaCl etkisinde ise azalmıştır. P ve N derişimlerinin ise her üç uygulamada azaldığıbulunmuştur. Cd ve NaCl uygulamalarında mikro-elementlerden Mn derişimi artarken, Cu ve Znderişimlerinin önemli düzeylerde azaldığı bulunmuştur. Makrofit dokularının Fe derişiminde önemlibir değişim olmamıştır. Uygulanan stres faktörlerinin yüksek derişimleri klorofil-a ve klorofil-bmiktarlarının önemli oranlarda azalmasına neden olmuştur. Ancak karotenoid miktarlarında kaydadeğer değişme olmamıştır. Cd ve NaCl derişimleri ile bunların kombinasyonları özellikle yüksekderişimlerde toplam çözülebilir karbohidrat ve glukoz miktarlarında azalmalara neden olmuştur.Aminoasitlerden prolin ve sistein miktarlarında artışların olması, bu aminoasitlerin Cd ve NaCltoksisitesine yanıtta rol aldıklarını göstermektedir. İndirgenmiş askorbat miktarında belirlenen enyüksek artışlar Cd için 1 mg L-1'de %72, NaCl için 40 mM'da %82 ve Cd+NaCi için 0.1 mg L-1 + 40mM'da %92 düzeylerinde bulunmuştur. Lipid peroksidasyonunda artış olması membranlarda Cd veNaCl streslerinden kaynaklanan bir oksidatif hasarlanma olduğunu göstermektedir.Anahtar kelimeler: Ceratophyllum demersum L., kadmiyum stresi, NaCl stresi, etkileşim, fizyolojikve morfolojik değişmeler.I
Çukurova Üniversitesi kampusunda doğal olarak yetişen bazı çok yıllık tıbbi bitkilerin toprak özellikleri ile sabit ve uçucu yağ içeriklerinin belirlenmesi
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ KAMPUSUNDA DOĞAL OLARAK YETİŞENBAZI ÇOK YILLIK TIBBİ BİTKİLERİN TOPRAK ÖZELLİKLERİ İLESABİT VE UÇUCU YAĞ İÇERİKLERİNİN BELİRLENMESİSongül YAŞARÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Prof. Dr. Cengiz DARICIYıl:2005, Sayfa:43Jüri: Prof. Dr. Cengiz DARICIProf. Dr. Menşure ÖZGÜVENYrd. Doç. Dr. Sema DÜZENLİÇukurova Üniversitesi kampusunda üç farklı alanda doğal olarak yetişen çokyıllık dört tıbbi bitkinin (Ceratonia siliqua L., Eucalyptus camaldulensis Dehnh,Nerium oleander L., Olea europaea L.) yapraklarındaki yağ içerikleri iletopraklarındaki organik karbon, toplam azot, C/N oranları, pH, kireç içerikleri,toprak renkleri, bünye tipi ve tarla kapasitesindeki nem değerleri belirlenmiştir.Bitkilerden sırasıyla 3.22, 3.33, 3.44, 2.33 (%) düzeylerinde sabit yağ elde edilmiş,uçucu yağ ise sadece Eucalyptus camaldulensis'de ( %0.98 ) gözlenmiştir.Anahtar Sözcükler : Uçucu yağ, Ceratonia, Eucalyptus, Nerium, OleaII
Farklı kadmiyum oranlarının ergin Pimpla turionallae L'nin sentezlediği protein ve glikojen miktarına etkileri
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİFARKLI KADMİYUM ORANLARININ ERGİN Pimpla turionellae L.'NİNSENTEZLEDİĞİ PROTEİN VE GLİKOJEN MİKTARINA ETKİLERİ.Tamer KAYIŞÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Prof.Dr. İskender EMREYıl: 2005, Sayfa: 38Jüri Prof.Dr. İskender EMREYrd.Doç.Dr. Fatma ÇevikYrd.Doç.Dr. Pınar ÖzalpKadmiyumun farklı oranlarının (%0.05, %0.10, %0.50 ve %1.00) erginPimpla turionellae'nin sentezlediği protein ve glikojen miktarı üzerine günlere göre(10., 15., 20., 25. ve 30.) olan etkileri kimyasal yapısı bilinen sentetik besinlerkullanılarak araştırıldı.Deneylerde kullanılan kadmiyum derişimleri erkek P. turionellae bireylerininsentezlediği protein miktarını genelde etkilemezken, dişi bireylerde düşük derişimler(%0.05 ve %0.10) protein miktarını arttırmış, yüksek derişimler ise (%0.50 ve%1.00) azaltmıştır. Erkek bireylerdeki glikojen miktarı deney periyodunun ilkgünlerinde kadmiyum derişimlerinden etkilenmezken, kadmiyuma maruz kalmasüresinin artmasına bağlı olarak glikojen miktarı azalmıştır. Dişi glikojen miktarıgenelde günlere ve derişimlere bağlı olarak dalgalanmalar göstermekle beraber, 20.ve 25. günlerde kadmiyum derişiminin artmasına paralel olarak glikojen miktarındabir azalma gözlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Pimla turionellae, Kadmiyum, Protein ve Glikojen SenteziI
Farklı civa oranlarının ergin Pimpla turionellae L'nin sentezlediği protein ve glikojen miktarına etkileri
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİFARKLI CİVA ORANLARININ ERGİN Pimpla turionellae L.'NİNSENTEZLEDİĞİ PROTEİN VE GLİKOJEN MİKTARINA ETKİLERİ.Kadir KOCALARÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Yrd.Doç.Dr. Pınar ÖZALPYıl: 2005, Sayfa: 40Jüri : Yrd.Doç.Dr. Pınar ÖZALPProf.Dr. İskender EMREYrd.Doç.Dr. Fatma ÇevikBu çalışmada, civanın (Hg+2) farklı oranlarının (%0.05, %0.10, %0.50 ve%1.00) bir endoparazitoid hymenopter türü olan ergin P.turionellae L.'ninsentezledikleri protein ve glikojen miktarı üzerine etkileri, kimyasal yapısı bilinensentetik besinler kullanılarak aseptik koşullarda beslemek suretiyle incelenmiştir.Deneylerde, besine ilave edilen %0.05, %0.10 ve %0.50'lik civa dozları,kontrol grubuna göre; dişi böceklerin protein ve glikojen seviyelerinin önemliderecede azalmasına neden olmuştur. Bununla beraber, P. turionellae erginerkeklerinin yaşam süreleri boyunca sentezledikleri protein ve glikojen miktarlarındabütün konsantrasyonlarda azalmalar olmamıştır.Anahtar Kelimeler: Pimpla turionellae, Civa, Protein ve Glikojen SenteziI
Fenthion içeren ortamda BSO ve NAC'nın Oreochromis niloticusda beyin dokusunda glutatyon metabolizması, lipid peroksidasyonu ve asetilkolinesteraz aktivitesine etkileri
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİFENTHİON İÇEREN ORTAMDA BSO ve NAC'nin Oreochromis niloticus'daBEYİN DOKUSUNDA GLUTATYON METABOLİZMASI, LİPİDPEROKSİDASYONU ve ASETİLKOLİNESTERAZ AKTİVİTESİNEETKİLERİPetek PİNERÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Prof. Dr. Nevin ÜNERYıl : 2005, Sayfa: 112Jüri : Prof. Dr. Nevin ÜNER: Prof. Dr. Cahit ERDEM: Doç. Dr. Bedii CİCİKBu çalışmanın amacı juvenil Oreochromis niloticus'da beyin dokusundaorganofosforlu insektisid fenthion içeren ortamda GSH sentezi inhibitörü bütiyoninsülfoksimin (BSO) (50 mg/kg) ve antioksidant ve GSH öncüsü N-asetilsisteinin (NAC) (100mg/kg) intraperitonal dozlarının tek başına ve birlikte uygulanmalarının GSH ve GSH ileilişkili enzimlere, lipid peroksidasyonuna ve AChE enzim aktivitesine etkilerinibelirlemektir. Bu amaçla 24, 48 ve 96 saat süreyle bu bileşiklerin GSH sistemine etkilerinibelirlemek üzere GSH ve GSSG miktarları ile GSH/GSSG oranı, GPx, GR, GST, γ-GT ve γ-GCS enzim aktiviteleri, lipid peroksidasyonuna etkilerini belirlemek üzere MDA miktarı venörotoksik etkilerini belirlemek üzere AChE enzim aktivitesi spektrofotometrik yöntemlerlearaştırılmıştır. Uygulanan %20 LC50 fenthion derişimi (0.45 ppm) APHA protokolüne göreyürütülen LC50 çalışması ile belirlenmiştir. Ayrıca çalışılan parametrelerdeki değişimler 24,48 ve 96 saat süreli depurasyon uygulamaları ile incelenmiştir.Fenthion etki sürecinde GSSG miktarında, GSH/GSSG oranında ve GPx aktivitesindeartışa neden olmuştur. BSO etkisinde fenthion GSH miktarını, GSH/GSSG oranını ve GRaktivitesini azaltmış, GSSG miktarı ile GPx ve γ-GT aktivitelerini arttırmıştır. Yüksek dozdaNAC, fenthion etkisinde GSH miktarının ve GPx aktivitesinin azalmasına, GSH/GSSG oranıile GST aktivitesinin ise artmasına neden olmuştur. Lipid peroksidasyonunda kontrole görebir değişim hiç bir grupta gözlenmemiştir. Tüm fenthion uygulamaları AChE aktivitesiniazaltmıştır. BSO ve NAC uygulaması AChE aktivitesinde artışa neden olmuştur.Bu çalışmada, fenthionun toksik etkisinde GSH ve GSH ile ilişkili enzimlerin rolaldığı belirlenmiştir. Fenthionun BSO ile birlikte uygulanmasında toksik etkide artışbelirlenmiştir. NAC'nin yüksek dozda beyinde oksidatif strese neden olduğu saptanmıştır. O.niloticus'da beyin dokusunda γ-GCS aktivitesi belirlenememiştir. BSO ve NAC'nin AChEaktivitesini arttırdığı ilk kez bu çalışma ile gösterilmiştir. Belirlenen etkilerin dört günlükdepurasyon süresinde giderilemediği bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Balık, Fenthion, N-asetilsistein, Bütiyonin sülfoksimin,GlutatyonI
Nasturtium officinale R. Br.'de kurşunun strese bağlı enzimlerin aktivitelerine, gelişmeye, mineral ve klorofil içeriğine etkileri
ÖZDOKTORA TEZİNasturtium officinale R. Br.'DE KURŞUNUN STRESE BAĞLI ENZİMLERİNAKTİVİTELERİNE, GELİŞMEYE, MİNERAL VE KLOROFİL İÇERİĞİNEETKİLERİGonca KESERÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Doç. Dr. Saadet SAYGIDEĞERYıl: 2005, Sayfa: 95Jüri: Doç. Dr. Saadet SAYGIDEĞERDoç. Dr. Oya IŞIKDoç. Dr. H. Yıldız DAŞGANYrd. Doç. Dr. Elif ORUÇYrd. Doç. Dr. Nisa ÜNALDI CORALSunulan bu çalışmada, doğal ortamından toplanan N. officinale R. Br. kontrollüşartlar altında kurşunun farklı derişimlerinin etkisinde (0, 25, 50, 100, 200, 250 ve500 ppm) 14 gün boyunca bırakılmıştır. Uygulama periyodu sonunda fotosentetikpigment, su içeriği, lipit peroksidasyonu, Mn, Cu, Mg, Ca, Fe, Zn, Pb miktarları,antioksidant enzimler süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon redüktaz (GR), askorbatperoksidaz (AP) ve katalaz (CAT) aktiviteleri ile belirlenmiştir. N. officinale'ningövde ve yapraklarındaki Pb miktarlarının uygulanan metal miktarıyla artmıştır.Düşük Pb (25-50 ppm) derişimleriyle muamele edilen N. officinale'nin yaprakdokularında fotosentetik pigment içeriklerin artmıştır. Uygulanan Pb derişimine bağlıolarak kök, gövde ve yapraklarda su içeriği azalmıştır. 200, 250 ve 500 ppm Pbderişimlerinde Mn ve Cu miktarları azalmıştır. Kurşunun yüksek konsantrasyonları(250-500 ppm) Ca ve Fe miktarlarını arttırırken Mg miktarını azaltymıştır.Dokularda Pb derişimi uygulama miktarıyla artmıştır. Pb muameleli bitkileryapraklarında malondialdehit içeriğinin artışının kanıtı olan lipit peroksidasyonuartma göstermiştir. Kurşun stresi antioksidant enzimlerin aktivitesinde önemlideğişikliklere neden olmuştur. Gövdede SOD, AP, CAT ve GR aktiviteleri 500 ppmderişiminde azalmıştır. Sonuçlar 500 ppm Pb'nin toksik konsantrasyon olduğunu vePb toksisitesinin oksidatif stresi ve bitki kısımlarında antioksidant enzimleri farklışekilde tetiklediğini göstermektedir.Anahtar kelimeler: Nasturtium officinale, kurşun, antioksidant enzimler, lipidperoksidasyonu, gelişme.I
Lamivudin'in insan periferal lenfositlerinde in vitro genotoksit etkileri
Bu çal man n amac , hepatit B virüsü ile enfekte bireylerin tedavisinde kullan lanlamivudin'in genotoksik etkisi olup olmad n insan periferal lenfositlerinde in vitro kardekromatid de i imi (KKD), kromozom aberasyonu (KA) ve mikronükleus testleri ileara t rmakt r. Hücreler 75, 100, 125 ve 150.g/ml konsantrasyonlar ndaki lamivudin ile 24 ve48 saat muamele edilmi lerdir.Bu çal mada, lamivudin'in genel olarak KKD'yi art rd ve meydana gelen buart n hem 24 saatlik muamele süresinde hem de 48 saatlik muamele süresinde istatistikselolarak önemli oldu u saptanm t r. Ayr ca lamivudin'in insan periferal lenfositlerinde tümkonsantrasyonlarda hem 24 saatlik hem de 48 saatlik muamele süresinde yap sal kromozomaberasyonunu istatistiksel olarak önemli derecede art rm t r. Bunun yan nda lamivudin'inhem replikasyon indeksini (RI) hem de mitotik indeksi (MI) tüm konsantrasyonlarda ve heriki muamele süresinde istatistiksel olarak önemli derecede dü ürmü tür. Ayr ca lamivudin'ininsan periferal lenfositlerinde MN olu umunu uyard , ancak bu uyar lman n 24 saatlikmuamele süresinde en yüksek konsantrasyonda (150.g/ml), 48 saatlik muamele süresindeise son üç konsantrasyonda (100, 125 ve 150.g/ml) önemli oldu u saptanm t r.Anahtar kelimeler: Lamivudin, 7nsan Periferal Lenfositleri, Karde Kromatid De i imi(KKD), Kromozom Aberasyonu (KA), Mikronükleus (MN)
Sodyum metabisülfit'in sıçan kemik iliği hücrelerinde in vivo genotoksik etkileri
ÖZDOKTORA TEZİSODYUM METABİSÜLFİT'İN SIÇAN KEMİK İLİĞİ HÜCRELERİNDE İNVİVO GENOTOKSİK ETKİLERİAhmet KAYRALDIZÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof. Dr. Mehmet TOPAKTAŞYıl : 2005, Sayfa: 67Jüri : Prof. Dr. Mehmet TOPAKTAŞProf. Dr. Rüştü HATİPOĞLUDoç. Dr. Eyyüp RENCÜZOĞULLARIDoç. Dr. Gökhan CORALYrd. Doç. Dr. Hasan Basri İLABu çalışmanın amacı, gıdalarda antimikrobial madde olarak kullanılan SodyumMetabisülfit (SMB)'in sıçan kemik iliği hücrelerinde in vivo genotoksik etkileriniaraştırmaktır.Bu çalışmada SMB, intraperitonal (ip) uygulamada anormal hücre yüzdesini (AH) veKA/hücre genel olarak tüm muamele sürelerinde (6, 12, 24 Saat) ve konsantrasyonlarda(250, 500, 750 ve 1000 mg/kg vücut ağırlığı (v.a.)) kontrole göre önemli ölçüde arttırmıştır.Ancak bu artış pozitif kontrol (Ethyl Carbamate) kadar olmamıştır. SMB, 6 saatlik muamelesüresinde mitotik indeksi (MI) sadece 750 ve 1000 mg/kg v.a. dozlarda kontrole nazaranönemli derecede düşürürken, bu düşüş 12 ve 24 saatlik muamele sürelerinde ise tümkonsantrasyonlarda önemli derecede bulunmuştur.SMB, gavage (gv) uygulamada anormal hücre yüzdesini (AH %) ve KA/hücresayısını 6 saatlik muamele süresinin tüm konsantrasyonlarında hem kontrol hem de pozitifkontrole göre önemli ölçüde arttırmamıştır. Halbuki SMB, 12 saatlik muamele süresinde vetüm konsantrasyonlarda AH %'si ve KA/hücre sayısını kontrole göre önemli ölçüdeartırmıştır. 24 saatlik muamele süresinde ise SMB, AH%'si ve KA/Hücre sadece 750 ve1000 mg/kg v.a. konsantrasyonlarda kontrole göre önemli ölçüde artırmıştır. SMB gavageuygulamada 6 saatlik muamele süresinde sadece 1000 mg/kg v.a. konsantrasyonunda MIpozitif kontrole nazaran düşürürken, 12 saatlik muamele süresinde 250 mg/kg v.a.konsantrasyonu hariç tüm konsantrasyonlarda, 24 saatlik muamele süresinde ise tümkonsantrasyonlarda MI'i hem kontrol hem de pozitif kontrole nazaran önemli ölçüdedüşürmüştür.Anahtar Kelimeler: Gıda Katkı Maddesi, Sodium Metabisülfit, In vivo KromozomAberasyonu, SıçanI
Gıda katkı maddesi olan potasyum bromatın insan periferal lenfositlerinde in vitro genotoksik etkileri
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİGIDA KATKI MADDESİ OLAN POTASYUM BROMAT'IN İNSANPERİFERAL LENFOSİTLERİNDE IN VITRO GENOTOKSİKETKİLERİFatma Funda KAYAÇukurova ÜniversitesiFen Bilimleri EnstitüsüBiyoloji Anabilim DalıDanışman : Prof. Dr. Mehmet TOPAKTAŞYıl: 2005, Sayfa: 82Jüri: Prof. Dr. Mehmet TOPAKTAŞProf. Dr. Rüştü HATİPOĞLUDoç. Dr. Eyyüp RENCÜZOĞULLARIBu çalışmanın amacı, unda beyazlatıcı madde olarak kullanılan Potasyum bromat'ıninsan periferal lenfositlerinde genotoksik etkiye sahip olup olmadığını kardeş kromatiddeğişimi (KKD=SCE), kromozom aberasyonu (KA) ve mikronukleus (MN) testleri ilearaştırmak ve bu testler yardımı ile insanlar için herhangi bir genotoksik risk oluşturupoluşturmadığını saptamaktır. Hücreler 400, 450, 500, 550 µg/ml konsantrasyonlardaPotasyum bromat'la 24 ve 48 saat muamele edilmiştir.Bu çalışmada, Potasyum bromat 24 saatlik muamele süresinde KKD'yi kontrolenazaran genel olarak artırmış fakat bu artışın istatistiksel olarak önemli olmadığıbulunmuştur. Halbuki 48 saatlik muamele süresinde ise KKD'yi tüm konsantrasyonlardakontrole nazaran önemli derecede uyarmıştır. KA, kontrole göre tüm dozlarda ve 24 saatlikmuamele süresinde uyarılmıştır. 24 saatlik muamele süresinde tüm dozlarda saptanan AHyüzdesinin pozitif kontroldekinden (MMC) yüksek olduğu, fakat aradaki farkın önemliolmadığı saptanmıştır. Potasyum bromat'la 24 saat muamele edilen kültürlerde hücre başınadüşen anormallik sayısının (KA/hücre) kontrolden istatistiksel olarak önemli derecedeyüksek olduğu ve bu artışın da doza bağlı olduğu bulunmuştur. Potasyum bromat'la 48 saatmuamele edilen kültürlerde AH oranının tüm muamele sürelerinde kontrole nazaran önemliderecede yüksek olduğu saptanmıştır. Bu muamele süresinde hücre başına düşen anormalliksayısının kontrolden önemli derecede yüksek olduğu belirlenmiştir. 48 saatlik muamelesüresinde hücre başına düşen anormallik sayısının doza bağlı artış gösterdiği saptanmıştır.Bunun yanında, Potasyum bromat'ın 24 ve 48 saatlik muamelelerde hem replikasyonindeksini (RI) hem de mitotik indeksi (MI) olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Potasyumbromat 24 saatlik muamelede mikronukleus oluşumunu doza bağlı olarak uyarmıştır. 48saatlik muameleli kültürlerde ise mikronukleuslu hücre oranının kontrole nazaran dahayüksek olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: İnsan periferal lenfositleri, potasyum bromat, Kardeş KromatidDeğişimi (KKD), Kromozom Aberasyonu (KA), Mikronukleus (MN)I
Kızıldağ (Hatay) vejetasyonunun araştırılması
ÖZDOKTORAKIZILDAĞ (HATAY) VEJETASYONUNUN ARAŞTIRILMASIHikmet YOLCUÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman: Prof. Dr. Atabay DÜZENLİYıl: 2005, Sayfa: 87Üye : Prof. Dr. K. Tuluhan YILMAZ: Doç. Dr. Latif KURT: Yrd. Doç. Dr. Halil ÇAKAN: Yrd. Doç. Dr. Necattin TÜRKMENÇalışma alanı Hatay ilindeki Kızıldağ'ı kapsar. Kızıldağ; Batıda Akdeniz,Kuzeybatıda İskenderun Körfezi, Kuzeyde Dörtyol ilçesi, Güneyde Samandağ veGüneydoğu'da Antakya merkez ilçesi, Doğuda Kırıkhan ve Kuzeydoğuda Belenilçeleri tarafından kuşatılmıştır.Araştırma sırasında 840 bitki örneği toplanmıştır. Bu örneklerin teşhisinden430 tür ve tür altı takson tespit edilmiştir. Farklı bitki birliklerinin bulunduğubölgelerden konumları GPS ile belirlenen 108 adet örneklik alan alınmıştır. Buörneklik alanların 89 tanesinin değerlendirilmesi ile üç farklı sınıfa (Quercetea ilicis,Cisto micromeria ve Quercetea pubescentis), dahil edilen alyansa ait toplam 7 bitkibirliği tespit edilmiştir. Bu bitki birliklerinden üç tanesinin (Cisto-Corydothymetumcapitatus ass. nov. birliği, Rubo-Quercetum cerridis ass. nov. birliği ve Platano-Alnetum pubescentis ass. nov. birliği) yeni olduğu yapılan çalışmalarla tespitedilmiştir. Gerekli görülen örneklik alanların bazılarından toprak örnekleri alınmıştır.Toprakların analizleri Toros Gübre fabrikalarının toprak inceleme laboratuarlarındayapılmıştır.Anahtar kelimeler: Hatay, Kızıldağ, Vejetasyon, FloraI
Benzol peroksit'in insan perifenal lenfositlerinde in vitro genotoksik etkileri
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİBENZOL PEROKSİT'İN İNSAN PERİFERAL LENFOSİTLERİNDEIN VITRO GENOTOKSİK ETKİLERİArzu YAVUZÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİFEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜBİYOLOJİ ANABİLİM DALIDanışman : Prof. Dr. Mehmet TOPAKTAŞYıl: 2005, Sayfa: 132Jüri : Prof. Dr. Mehmet TOPAKTAŞProf. Dr. Rüştü HATİPOĞLUDoç. Dr. Eyyüp RENCÜZOĞULLARIBu çalışmanın amacı, unda beyazlatma maddesi olarak kullanılan benzolperoksit'in genotoksik etkisinin olup olmadığını insan periferal lenfositlerinde invitro kardeş kromatid değişimi (KKD), kromozom aberasyonu (KA) vemikronükleus (MN) testleri ile araştırmaktır. Hücreler 25, 50, 75 ve 100 μg/mlkonsantrasyonlarındaki benzol peroksit ile 24 ve 48 saat muamele edilmiştir.Bu çalışmada, benzol peroksit'in genel olarak KKD'yi arttırdığı, ancak buartışın sadece en yüksek konsantrasyondaki (100 μg/ml) benzol peroksit ile 48 saatlikmuamele süresinde istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır. Ayrıca benzolperoksit insan periferal lenfositlerinde 24 saatlik muamele süresinde 75 μg/ml ve 100μg/ml konsantrasyonlarda, 48 saatlik muamele süresinde tüm konsantrasyonlardaanormal hücre yüzdesini ve hücre başına düşen kromozom aberasyonu sayısını(KA/Hücre) arttırmıştır. Bu artış doza bağlı bir durum göstermiştir. Bunun yanındabenzol peroksit'in 24 ve 48 saatlik muamele sürelerinde genel olarak hemreplikasyon indeksini (RI) hem de mitotik indeksi (MI) olumsuz yönde etkilediği,ancak bu durumun sadece 48 saatlik muamele süresinde istatistiksel olarak önemliolduğu belirlenmiştir. Ayrıca benzol peroksit'in insan periferal lenfositlerinde MNoluşumunu uyardığı, ancak bu artışın, yüksek iki konsantrasyonda (75 μg/ml ve 100μg/ml) 48 saatlik muamele süresinde kontrole göre önemli olduğu saptanmıştır.Anahtar kelimeler: İnsan Periferal Lenfositleri, Benzol Peroksit, Kardeş KromatidDeğişimi (KKD), Kromozom Aberasyonu (KA), Mikronükleus (MN)I
Tanacetum zahlbruckneri (Nãb.) grierson bitkisi üzerinde fitokimyasal araştırmalar
Bu çalışmada, 2000 yılında Van'dan toplanan Tanacetum zahlbruckneri (Nãb.) Grierson bitkisinin sekonder metabolitleri ve biyolojik aktiviteleri araştırılmıştır. Bitki toplandıktan sonra gölgede kurutuldu. Kurutulan bitki öğütülerek sırayla hekzan, etilasetat, metanol ile maserasyon tekniğine göre ekstre edildi. Bu tezde bitkinin etilasetat ekstresi ile çalışıldı. Bitkinin etilasetat ekstresindeki sekonder metabolitleri, ince tabaka kromatografisi, preparatif ince tabaka kromatografisi, kolon kromatografisi ve moleküler elek kromatografisi (Sephadex LH-20).kullanılarak izole edilip saflaştırıldı. Etilasetat ekstresinden 3 madde elde edildi; 1 seskiterpen, bir triterpen ve yapı aydınlatma çalışmaları devam eden B bileşiği. Bitkiden izole edilen maddelerin yapı aydınlatma çalışmalarında, UV, IR, 1D ve 2D NMR teknikleri yaralanıldı. Hekzan, etilasetat, metanol ekstrelerinin sitotoksik aktiviteleri brine shrimp (Artemia salina) ön tarama metodu ile incelenmesi sonucunda, hekzan, etilasetat ve metanol ekstreleri arasında Artemia salina `ya karşı en fazla etkiyi, etilasetat ekstresinin göstermesi nedeniyle bu tezde Tanacetum zahlbruckneri bitkisinin etilasetat ekstresi üzerinde fitokimyasal ve biyolojik aktivite çalışmaları yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tanacetum zahlbruckneri (Nãb.) Grierson , seskiterpen, triterpen, Compositae, Asteraceae, biyolojik aktivite, insektisid aktivite, antibakteriyal aktivite, antifungal aktivite, brine shrimp aktivite
Bir SBR tesisinde farklı kirlilik yüklerinin çamur indeksi, arıtma düzeyi ve azot eliminasyonu üzerine etkilerinin araştırılması
ÖZYÜKSEK LİSANS TEZİ BİR SBR TESİSİNDE FARKLI KİRLİLİK YÜKLERİNİN ÇAMUR İNDEXİ, ARITMA DÜZEYİ VE AZOT ELİMİNASYONU ÜZERİNE ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI Gülcihan GÜZELDAĞ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANA BİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Ömer ÇOLAK Yıl: 2001, Sayfa: 85 Jüri: Prof. Dr. Ömer ÇOLAK : Prof. Dr. Nedim UYGUN : Doç. Dr. Burhan AR1KAN Bu çalışmanın amacı; biyolojik atık su arıtma sistemlerinde problem yaratan konvensiyonel uygulamaların alternatifi olarak ortaya atılmış olan çeşitli işletme ve yapısal teknolojik modifikasyonlar arasından seçtiğimiz SBR (Sequencing Batch Reactor) teknolojisinin laboratuar koşullarında işletme ve nitrifıkasyon ve denitrifıkasyon dahil olmak üzere arıtma başarısı bakımından incelenmesi ve bölgemiz uygulamasına kazandırılmasıdır. Bu amaçla laboratuar boyutlarında tam otomatik olarak bir SBR tesisi kurulmuş ve ana karbon kaynağı melas olan yapay atık su biyolojik olarak arıtılmıştır. Çalışma süresince daha önceden seçilen optimal işletme kriterlerine bağlı olarak kirlilik yükleri değiştirilmiş ve çamur indexi yardımı ile aktif çamur yapısında meydana gelebilecek değişiklikler gözlenmiştir. Ayrıca azot eliminasyonu, nitrifıkasyon ve denitrifıkasyon başarısı ile kimyasal oksijen ihtiyacı (KOI) giderimi saptanarak genel biyolojik arıtma düzeyi araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre ; Kimyasal oksijen ihtiyacı giderimi : % 93.7 Toplam azot giderimi : % 85.8 Amonyum azotu giderimi : % 93.8 Nitrat azotu düzeyi : 22.5 \ug NO3" N/ml düzeyinde gözlenmiştir. Çamur indexi : Ortalama 71.5 ml/g düzeyinde gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler : SBR, Nitrifıkasyon, Denitrifıkasyon, KOI, Çamur İndexi
Farklı E vitamini derişimlerinin Pimpla turionellae L. erginlerinin eşey oranı üzerine etkileri
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ FARKLI E VİTAMİNİ DERİŞİMLERİNİN PIMPLA TURIONELLAE L. ERGİNLERİNİN EŞEY ORANI ÜZERİNE ETKİLERİ Mustafa COŞKUN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof.Dr. İskender Emre Yıl: 2001, Sayfa 43 Jüri : Prof.Dr. İskender Emre Prof.Dr. Nedim Uygun Yrd.Doç.Dr. Pınar Özalp Bu çalışmada %0.0010, %0.0015 ve %0.0020 oranlarındaki E vitamini derişimlerinin ergin Pimpla turiortellae L. (Hymenoptera: Ichneumonidae) nın eşey oranı üzerine olan etkileri üç farklı besleme metodu kullanılarak araştırıldı. Maksimum dişi birey çıkışı için besinin %0.0015 oranında E vitamini içermesi ve her iki eşeyin de E vitaminli besinle beslenmesi gerektiği bulunmuştur. Yüzde 0.0015 orandaki E vitamini, dişi birey çıkışım böceğin yumurta bırakma periyodu süresine yayarak arttırmış, maksimum dişi birey çıkışını ise 25. günde %82.41 düzeyinde gerçekleştirmiştir. Anahtar Kelimeler : Pimpla turionellae, E vitamini, eşey oranı
Çöp depolama sahalarının drenaj sularından izole edilen enterobacteriaceae üyelerinde antibiyotik dirençlilik profili ve transfer edilebilirliği
Bu çalışmada Çöp Depolama Sahalarının Drenaj Sulan izolatlarındaki toplam aerop bakteri, toplam koliform, fekal koliform sayısı, tür tayini, çeşitli enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde kullanılan antibiyotiklere dirençlilik frekansı, Ethidium Bromid ile plasmid eliminasyonu, plasmid-kodlu dirençlilik taşıdığı belirlenen suşlarla, hassas suşlar arasında konjugasyon ve konjugasyon frekansını belirlenmesi araştırılmıştır. Deneme istasyon örneklerinin tamamında fekal koliformlara rastlanmıştır. Ancak farklı zaman periyotlarında fekal kontaminasyon düzeyi farklılık göstermiştir. Örneğin 2. zaman diliminde tüm istasyonlardan alınan örneklerde fekal kontaminasyona rastlanırken, 5. zaman diliminde ise bu oran azalmıştır. Fekal koliform düzeyi 1. istasyondan 5. istasyona doğru gittikçe artmakta yine aynı zamanda sıcaklığın arttığı dönemlerde (6. ve 7. Dönemlerde) fekal koliform düzeyinde artış saptanmışlar. İzolatlar biyokimyasal testlere tabii tutulmuş ve toplam 138 izolattan 81 tanesi Kcoli olarak tiplendirilmiştir. İzolatlar antibiyogram testine tabii tutularak antibiyotik dirençliliği aranmıştır. Test edilen bütün izolatların IMP ve MER antibiyotiklerine karşı hassas olduğu saptanmış ve AMP antibiyotiğine ise dirençli olduğu saptanmıştır. Diğer antibiyotikler ise; %2.8'nin CRP, %2.,8'nin CAZ, %4.3'nün GEN'e, %0.72 CRO'ya, %22.4 FOX'a, %0.72 CTX'e, %31.8 CZ'ye dirençli olduğu saptanmıştır. 138 örneğe nitrosefin testi yapılarak (3-laktamaz üretip üretmedikleri araştırılmıştır.. Bunlardan 81 tanesinde (%59) bu enzimin varlığına rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kcoli, Dirençlilik, Antibiyotik
Birecik Baraj Gölü alanı bitkileri, tehlike sınırları ve korunması
öz DOKTORA TEZİ BİRECİK BARAJ GÖLÜ ALANI BİTKİLERİ, TEHLİKE SINIFLARI VE KORUNMASI MUSTAFA ASLAN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman Yrd. Doç. Dr. Necattin TÜRKMEN Yıl : 2002, Sayfa ; 182 Jüri : Yrd. Doç. Dr. Necattin TÜRKMEN Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ Prof. Dr. Hasan ÖZÇELİK Doç. Dr. K.Tuluhan YILMAZ Yrd. Doç, Dr. Halil ÇAKAN Bu araştırma; 1997-2001 yıllan arasında C 7 ve C 8 karesinde yer alan Birecik Barajı ve çevresindeki bitkilerin; floristik özelliklerini, tehlike sınıflarını ve tıbbi bitkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Alandan yaklaşık olarak 1200 bitki örneğinin değerlendirmesi ile 71 familyadan 309 cins ve 621 tür ve türaltı seviyesinde takson saptanmıştır. Bu taksonlardan 107 'si C6 ve C7 karesi için yeni kayıt olarak belirlenmiştir. Tesbit edilen bitkilerin 16'sı (% 2.57) ülkemiz için endemiktir. Physalis ixocarpa Brot. ex Hornem. (Solanaceae) Türkiye florası için yeni bir kayıttır. Toplam 621 taksonun l'i Ptmdophyta, 620'si Spermatophyta divizyonlanna aittir. Gymnospermm alt divizyosu I taksonk, Angiospermae alt 4ivizyosu 619 taksonla temsil edilmiştir. Angiosperm'lerden 71 'i Monocotyledoneae, 548'i Dicotyledoneae sınıfına aittir. İhtiva ettikleri takson sayısına göre, çalışma alanındaki büyük familyalar; Fabaceae (113), Asteraceae (78), Poaceae (48), Brassicaceae (39), Lamiacae (33), Apiaceae (30), Çaryophyllaceae (22), Scrophukmaceae (18), Papaveraceae (14), Rosaceae (14) Ranunculaceae (13), Bomginaceae (13), Euphorbiaceae (12), Solanaceae {11) ve Liliaceae (10)'dır. Araştırma alanında fîtocoğrafik elementlerin dağılımı şöyledir; İran-Turan 138 (% 22.2), Akdeniz 114 (% 18.25), Avrupa-Sibirya 20(% 3.21), Kozmopolit 12 (% 1.93), Saharo- Indıan 1 (% 0,16) ve 336 (% 54.1) taksonun fitoçoğrafik bölgesi bilinmemektedir. IUCN Red Data Booka' göre 33 takson tehlike kategorilerine girmektedir. Bu bitkilerden 16'sı endemik, 17'si de endemik olmayan taksonlardır. Bu araştıma da 41 takson tıbbi bitki olarak tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler : Flora, GAP Bölgesi, Birecik Barajı, tehlike altındaki bitkiler, halk ilaçlan.
Aşırı yükle çalışan biyolojik atıksu arıtma tesislerinde biyolojik fosfor eliminasyon başarısı ve laktoz pozitif bazı enterobacteriaceae üyeleri arasında konjugasyon ile R-alasmid transfer düzeyi
52 6. ÖZET Bu çalışmada, aktif çamurlu biyolojik atıksu arıtma tesislerinde fosfor eliminasyonu ve tesisin çeşitli ünitelerinde (anaerob, aerob, denitrifikasyon ve son dinlendirme) farklı bakteri grupları arasında plasmid transferi olayları araştırılmıştır. Ana akım yöntemi temel alınarak çalıştırılan arıtma tesisinde denitrifikasyon aşamasına verilen ham atıksu sırasıyla aerob, denitrifikasyon ve anaerob döngü içinde içerdiği fosfordan arıtılmaya çalışılmıştır. Bu sistem içerisinde aerob aşamada fosforu absorbe eden çamur denitrifikasyon ünitesinde azotu, anaerob ünitede ise fosforu bırakmıştır. Anaerob ünitede toplanan ve fosfor bakımından zengin olan su ortamdan uzaklaştırılmıştır. Tesisin giriş, çıkış ve anaerob ünitelerinde su sıcaklığı da dikkate alınarak yapılan fosfor ölçümlerinde çıkış suyunda çözünmüş fosfor miktarı '/»69.21 oranında azalırken anaerob ünitede yaklaşık y.100 fosfor birikimi sağlanmıştır. Farklı bakteri grupları arasındaki plasmid transferi deneylerinde Enterahacter sp. (donor) verici ve Escherichia cali (E. cali) (recipient) alıcı suşları kullanılmıştır. Su sıcaklığındaki değişime bağlı olarak tesisin değişik ünitelerinde yapılan konjugasyon deneyleri sonunda son dinlendirme ünitesinde V.38 anaerob ünitede %££ ve denitrifikasyon ünitesinde 'Al 1 düzeyinde plasmid transferinin meydana geldiği saptanmıştır (ZOX antibiyotiği için). Havalandırma ünitesinde ise herhangi bir dirençlilik transferi gerçekleşmemiştir. Verici olarak kullanılan Enterabacter sp. susu Ceftriaxone (CRD), Cefotaxime (CTX ) ve Cetizoxime(ZOX) antibiyotiklerine karşı */.100 plasmide bağlı dirençlilik informasyonu taşımaktadır.
Tilapia Nilotica'da bakırın karaciğer,solungaç,kas,böbrek beyin ve kan dokularındaki birikimi ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
IV ÖZ Bu araştırmada, 0.1, 0.5, 1.0 ve 5.0 ppra Cu ortam der isimler inde bakırın Tilapia nilotica' da karaciğer, solungaç, kas, böbrek, beyin ve kandaki birikimi ile metalin kan hemoglobin ve hematokrit düzeyleri üzerine etkilerinin 1, 7, 15 ve 30 günlük sürelerde belirlenmesi amaçlanmıştır. incelenen dokularda bakır birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresine bağlı olarak artmıştır. Bakır birikimi en fazla karaciğer, en az ise beyin dokusunda olduğu bulunmuş ve dokular arasında birikim ilişkisinin; Karaciğer > Böbrek > Solungaç > Kas > Beyin şeklinde olduğu saptanmıştır. Kandaki bakır düzeyleri genelde düşük olup, etkide kalma süresi ve derişim artışına paralel olarak artmıştır. Kan hematokrit yüzdesi ve hemoglobin miktarı deney süresine ve ortam derişimine bağlı olarak değişim göstermiştir. Genel olarak belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması ile bu parametrelerde başlangıçta bir artma, daha sonra tekrar düşme gözlenmiştir.
Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır+çinko karışımında solungaç karaciğer ve ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri
ÖZ Cyprinus carpio (L.)'da bakır, çinko ve bakır + çinko karışımında solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki metal birikiminin nicel protein, glikojen ve kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri, üç seri halinde metallerin tek tek ve karışımları için belirlenen ortam derişimlerinde 1, 7, 15 ve 30 gün olmak üzere dört farklı zaman sürecinde belirlenmiştir. Deney serilerinde, bakır ve çinkonun solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresindeki artışa bağlı olarak artmış, ancak karışımın etkisinin incelendiği seride doku ve organlardaki metal birikimi metallerin tek tek etkisinde saptanan birikimden daha az olmuştur. Bakır, çinko ve bakır + çinko karışımının ayrı ayrı etkisinde solungaç ve karaciğer dokusundaki protein derişimi, belirli bir sürede ortam derişimindeki artışa ve belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresindeki artışa paralel olarak artarken kas dokusunda azalmıştır. Belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması karaciğer ve kas dokularındaki glikojen düzeylerini düşürürken, serum glikoz, total protein ve kolesterol düzeylerini arttırmıştır.
Cyprinus carpio (L)'de azinphosmethyl'in solungaç, böbrek, beyin ve dalak dokularında total proteinin kantitatif değişimine etkisi
rv OZ Bu çalışmada, organofosforlu insektisit AzinphosmethyTin 0,20 ve 0,35 ppm derişimlennin kültür balığı Cyprtnus carpio (L)' de solungaç, böbrek, beyin ve dalak dokularında total protein düzeylerine etkileri 1, 2, 3, 4, 15 ve 30 gün sürelerle incelenmiştir. Azinphosmethyl'in başlangıçta düşük derişimde tüm dokularda, yüksek derişimde ise dalak dışındaki dokularda protein miktarını azalttığı belirlenmiştir. İlerleyen sûre içerisinde bu miktarın her iki derişimde dalgalanmalar göstererek, yüksek derişimde beyin dokusu dışındaki tüm dokularda kontrol düzeyine ulaştığı gözlenmiştir. Pestisit stresinde besin alınamaması nedeniyle proteinlerin enerji ihtiyacını karşılamak üzere kullanılması, pestisitin enzim aktivitelerini inhibe ederek işlevsel aksaklıklar oluşturması veya incelenen dokularda histolojik deformasyonlar oluşturarak protein sentezinin engellendiği ve bu nedenlerle de protein miktarında azalmalar görüldüğü düşünülmektedir, ilerleyen sürelerde balığın ortam şartlarına adaptasyon göstererek protein miktarını düzenlemeye çalıştığı tahmin edilmektedir.
Irak hastanelerinden izole edilen Gardnerella vaginalis üzerinde grafen oksit nanopartiküllerinin antibakteriyel ve antibiofilm etkisi
In this study, data from 250 high vaginal swaps performed on female patients at Al Karama Hospital and Al-Yarmouk Hospital between July 1, 2022 and October 30, 2022 were gathered and analyzed. the presence of Clue cells in vaginal secretions also serves as persuasive evidence for the presence of G. vaginalis. Out of a total of 200 specimens, 19 (9.5) isolates of G. vaginalis were found with the use of the Vitek 2 Compact. There were only twelve G. vaginalis isolates found out of a total of 100 (50%) specimens that had white secretions and a pH range of 5–6.5. Only 5 (7.4%) of the 68 (34% of the total) specimens had yellow secretions, and G. vaginalis was found in only those with a pH range of 6.0 to 7.0. This indicates that the most common pathogen is G. vaginalis and most of its isolates are biofilm producing (100%), and Pregnant women are most vulnerable to BV than non-pregnant. Meropenem resistance was present in all 19 bacteria isolates (100%). According to the findings, 3/19 (15.8%) were somewhat positive, 13/19 (68.4%) were very positive, and 3/19 (15.8%) were negatively. The results of this study showed that 12/19 (63.2%) isolates of G. vaginalis are highly capable of forming biofilms, 3/19 (15.7%) are somewhat capable of doing so. The results showed that the lowest inhibitory concentration (Sub-MIC) of GO nanomaterials for three of the isolates respectively was 100 g/ml, 125 g/ml, 175 g/ml.
Cyprinus carpio'nun karaciğer, solungaç ve kas dokularındaki kurşun birikimi üzerine ortam derişimi ve sürenin etkileri
18 ÖZET Cyprinwt carpio\ia KARACİ?ER, SOLUNGAÇ VE KAS DOKULARINDA KURŞUN BİRİKİMİ ÜZERİNE ORTAM DERİŞİMİ VE SÜRENİN ETKİLERİ Bu araştırmada farklı ortam derişimlerindeki kurşunun C.carpio'nun solungaç, karaciğer ve kas dokularında etkide kalma süresine bağlı olarak birikimi incelenmiştir. Deney balıklan 0.01 ppm, 0.05 ppm 0.5 ppm ve 1.0 ppm Pb ortam derişimlerinde l, 7, 15 ve 30 gün sürelerle bırakılarak, solungaç, karaciğer ve kas dokularındaki kurşun birikimi atomik absorbsiyon spektrofotometrik yöntemlerle saptanmıştır. Deneyler süresince denenen ortam derişimlerinin hiç birinde balıklarda nıortalite gözlenmemiştir. Kurşun birikimi denenen tüm derişimlerde karaciğerde kasa oranla daha fazla olmuştur. Karaciğerlerdeki birikim ortam derişimi ve etkide kalma süresine bağlı olarak artış göstermiştir. Kas dokusunda ise 1.0 ppm Pb ortam deıişiminde 15. günde azalmaya başlamış, 30. günde yapılan ölçümlerde azalma devam etmiştir. Solungaçlardaki kurşun birikimi 0.01 ve 0.05 ppm ortam derişimlerinde 15. günden sonra azalma göstermiş, 0.5 ve 1.0 ppm Pb ortam derişimlerinde ise karaciğer ve kas kurşun birikiminden daha yüksek düzeye çıkmıştır.
Oral yolla alınan organofosfatlı insektisit malathion'un pimpla turionellae L. dişilerinin yaşam süresi, yumurta verimi ve açılımına etkisi
IV öz Oral yolla alman organofosfath insektisit Malathion'un, Pimpla turionellae L. (Hymenoptera: Ichneumonidae) ergin dişilerinin yaşam süresi, yumurta verimi ve açılımı üzerine artan derişimlerine bağlı olarak farklı etkiler yapmıştır. 1.000 ppm Malathion derişimi 24 saat içerisinde böceklerin %100'ünün ölümüne neden olurken, 0.500 ppm ve 0.100 ppm oranları ise en fazla 6 gün yaşamalarına neden olmuştur. P. turionellae ergin dişileri için sublethal derişimler olan 0.050 ppm ve 0.010 ppm, yaşam süresini ve toplam yumurta üretimini önemli derecede azaltmış, yumurta açılımına ise önemli bir etki yapmamıştır. Denenen derişimlerden 0.001 ppm, yaşam süresine ve yumurta açılımına önemli bir etki yapmamasına karşın, yumurta üretiminin artmasına neden olmuştur.
SDS-PAGE, agarose cellulose asetat teknikleri kullanılarak farelerde (Musmusculus var. albinus) oluşan anyonik immünglobülin prodiksiyonunun saptanması
76 6. ÖZET Bu çalışmada çeşitli bakteri antijenleri ile aşılanmış Mus muscutus var. albinos farelerinde immün cevap oluşumunun saptanmasında çeşitli elektroforez tekniklerinin başarı düzeyi araştırılmıştır. Aşılama için P. aeruginosa, Klebsiella sp., S. albus, S. aureus ve Streptococcus bakterileri kullanılmıştır. Değişik periyodfarda ve konsantrasyonlarda subkutan antijen uygulamasından sonra dalak, kalp, böbrek, karaciğer ve serum örnekleri çeşitli elektroforez teknikleri kullanılarak analiz edilmişlerdir. Ayırma ortamı olarak homojen SOS-PAGE, Gradient SDS-PAGE, Nativ- PAGE, Agarose ve selluloz asetat teknikleri kullanılmıştır. Homojen jeller % 7.5- to konsantrasyonlarda kullanılırken, gradient Jeller % 3.5-25 arasında değişen konsantrasyonlarda uygulanmıştır. Agarose jeller % 0.8, nativ jel ise % 7.5 konsantrasyonda tatbik edilmiştir. Analizler sonucunda kalp ve karaciğer (toplam 10 farklı protein fragmenti ortaya çıkmıştır) dokularının İmmün cevabın gelişmesinde diğer sistemlere göre daha iyi sonuç verdikleri bulunmuştur. Kullanılan bakteri antijenlerinin immünojenik etkisi en fazla 5. albus antijeninde görülmüş ve bunu sırasıyla Klebsiella sp., ve S.aureus antijenleri izlemiştir. Elektroforez teknikleri arasında en başarılı separasyon gradient jeilerte gerçekleştirilmiştir (toplam 29 protein fragmenti). En başarısız separasyon agarose ve sellulose asetat tekniklerinde görülmüş ve toplam 4 protein fragmenti saptanabilmiştir. Denature edilen örneklerde iyi bir separasyon sağlanmasına karşın, denature edilmemiş örneklerde birbirinden ayrılmış protein fragmenti saptanamamıştır. Selüloz asetat yöntemi ile separe edilen protein fragmentleri densitometrik olarak değerlendirilmiş ve antijen uygulanmış bütün örneklerde, albumin düzeyinde azalma olduğu görülmüştür.
Kadınlarda toksoplazmoz enfeksiyonu nedeniyle tekrarlanan düşük olgularında insan serum interlökin-10 düzeyinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın temel amacı, tekrarlayan düşüklere neden olabilecek ve menopozdan ölüme kadar potansiyel olarak yaşamı tehdit eden enfeksiyon olan toksoplazmozun erken teşhisinde biyobelirteç olarak insan interlökin-10'un serum seviyelerinin kullanılma olasılığının incelenmesidir. Bu çalışmaya toksoplazmoz enfeksiyonu olan 60 hasta ve 30 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Enfekte kadınların yaş ortalaması (29,4±6,75) yıl iken, kontrollerin yaş ortalaması (23,20±4,89)'dur. Enfekte vakaları vücut kitle indeksi (VKİ) ile karşılaştırdığımızda pozitif vakalarda VKİ ortalaması (24,813±1,788 idi) negatif vakalarda ise (24,867±2,44)'dür. Pozitif ve negatif vakalar arasında toksoplazmoz açısından oldukça hassas anlamlılık bulunmuştur. IL-10 ortalaması pozitif vakalarda (23,80±6,14), negatif vakalrda (4,75±2,51), IgM düzeyleri pozitif vakalarda (26,913±6,100) ve negatif vakalarda (1,40±0,744), IgG düzeyleri ise pozitif vakalarda (25,73±8,44), negatif vakalarda (2,40±1,053) olarak tespit edilmiştir.
Güney Irak'ta gebe kadınlarda idrar yolu enfeksiyonuna neden olan bakterilerin izolasyonu ve antibiyotik direnç genlerinin moleküler teknikler ile tanımlanması
Bu tezde, gebe kadınlarda İYE'lerin nedensel ajanlarını kültür, vitek 2 ve multipleks PZR ile tanımlamak, izolatların antibiyotik direnç/duyarlılık durumunu belirlemek, bazı direnç genlerinin varlığını araştırmak, mecA ve CTX-M genlerinin dizi ve filogenetik analizlerini yapmak amaçlanmıştır. Bu amaçla, Eylül 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında Güney Irak bulunan Dhi Qar şehrindeki özel laboratuvarlar ve Al-Rifai Hastane'sinde idrar yolu enfeksiyonuna (İYE) sahip olan 18 ile 47 yaşları arasında 320 adet gebe kadından idrar örneği alınmıştır. Alınan 320 idrar numunesinden 50 (%15,6)'sinde bakteri üremesi pozitif iken 270 (%84,4) örnekte bakteri üremesi görülmemiştir. Alınan örneklerden bakterileri tanımlamak için geleneksel morfolojik, biyokimyasal testler ve VITEK2 sistemi kullanılmıştır. İYE'ye neden olan bakteriyel patojenlerin sıklığı; Escherichia coli 18 (%36), Staphylococcus aureus 12 (%24), Klebsiella pneumoniae 9 (%18), Proteus mirabilis 6 (%12) ve Pseudomonas aeruginosa 5 (%10) olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmada yer alan bakteri izolatlarının antibiyotik duyarlılıkları; benzil penisilin ve oksasilin (%100), eritromisin (%88,8), sulfametoksazol (%80,55), levofloksasin (%72,22), fusdik asit (%65,55), gentamisin (%66,7) ve amoksisilin (%63,2) olarak belirlenmiştir. TEM, SHV, AMpC mecA ve CTX-M direnç genlerinin tespiti PZR tekniği kullanılarak yapılmıştır. Bakteri izolatlarinda -TEM -28 (%73,6), SHV 1 (%2,6), CTX-M- 26 (%68,4), AmpC- 9 (%23,6) ve mecA geni-12 (%100) olarak bulunmuştur. Bu çalışma, gebelerde idrar yolu enfeksiyonunu (İYE) değerlendirmek ve GSBL gibi dirençli bakterileri saptamak için idrar kültürü ve duyarlılık testine ihtiyaç olduğunu ve bu hastaların bu hastalığın tedavisinde güvenli ve etkili tedavi almalarının önemli olduğunu göstermektedir.
Çankırı ilinde kullanılan hayvan yemlerinde fungal flora tespiti üzerine araştırmalar
Çankırı ilinde çiftçilerin kullanmış oldukları büyükbaş hayvan yemleri üzerinde fungal floralarının tespiti amaçlanmıştır. Bu amaç ile bölgemiz çiftçilerinden otuz sekiz adet yem örneği alınmıştır. Toplanan yem örnekleri üzerinde standart nemli hücre (blootter) yöntemi ve agar yöntemiyle fungal flora tespiti yapılmıştır. Yem örnekleri üzerinde yapılan standart nemli hücre yöntemi ile fungal flora tespiti sonucunda tüm yem örneklerinde Rhizopus stolonifer, 16 yem örneğinde Penicillium spp., 3 yem örneğinde Aspergillus spp. ve 1 yem örneğinde ise Fusarium sp. tespit edilmiştir. Agar yöntemiyle yüzey sterilizasyonu gerçekleştirilen ve PDA ortamına alınan otuz sekiz yem örneğinin fungal flora tespitleri sonucunda 20 yem örneğinde bakteriyel gelişmeler, 16 yem örneğinde Rhizopus stolonifer, 3 yem örneğinde Penicillium spp., 2 yem örneğinde Aspergillus spp.,1 yem örneğinde Aspergillus niger ve 1 yem örneğinde ise Alternaria sp. tespit edilmiştir. Çankırı ilinde kullanılan büyükbaş hayvan yemleri üzerinde fungal floralarının tespiti yapılmıştır. Hayvan yemlerinde gelişim gösteren fungusların, yemlerde oluşacak toksin maddeleri ve bu yemleri tüketen hayvanların sağlıkları üzerinde meydana gelebilecek olan olumsuzlukların dikkate alınması gerekmektedir. Bu yemleri tüketen hayvanlarda meydana gelebilecek toksik etkilerin, hayvansal ürünlerle beslenen diğer canlılar ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olacağı düşünülmektedir.
Statistical investigation of miRNA alteration in hyperthyroidism patients in al-anbar province
Women of reproductive age often suffer from thyroid conditions and autoimmune diseases of the thyroid gland, which are linked to adverse pregnancy outcomes such as miscarriage and premature birth. The most common cause of thyroid problems is autoimmune thyroid disease (TD). Thyroid autoimmunity is defined by the presence of thyroid antibodies (ATA), specifically thyroid peroxidase antibodies (TPO-Ab) and thyroglobulin antibodies (TG-Ab) (TAI). Women who test positive for thyroid antibodies tend to experience more frequent miscarriages in the first trimester of pregnancy. The aim of the study was to determine how thyroid disorders affect pregnant women who experienced recurrent miscarriage and to evaluate how thyroid antibodies affect abortion in the first trimester of pregnancy. Pregnant women who applied to the Women's and Children's Hospital in Ramadi were included in this study. 120 blood samples were taken from women with a history of miscarriage in the first trimester of pregnancy and were determined as the study group. The forty five blood samples were taken from healthy women who did not have a miscarriage in the first trimester of their pregnancy and were used as a control group. Both groups completed the questionnaire, but all women with metabolic morbidity, hypertension, and diabetes were excluded. After statistical evaluation and comparison, there was a significant increase (P 0.05) in the thyroid stimulating hormone concentration of the study group as well as non-significant increases in Serbs t3 and free T4 concentrations (P = 0.391 and P = 0.628, respectively). It has been discovered that pregnant women who are overweight (n=35) according to body mass index have higher mean miscarriage rates than normal weight pregnant women (85). This change was not statistically significant (P=0.524). Four age groups were examined in the study to determine the maximum abortion rate. Statistical analysis revealed a highly significant difference (p<0.001) in low levels between age groups (26 - 32 years) and other age groups (19 - 25, 33 - 40, 41 - 46). RT-PCR results were analyzed to detect expression of the micRNA146A gene and compared between control and patient groups. Comparative threshold cycle (CT) approach (2-Ct) was used to calculate relative changes in expression levels.
Subkutan ve oral yolla enjekte edilen bakırın mus musculus var. albinus'un dokularındaki birikimi ve bu dokuların nicel protein ve glikojen düzeyleri ile bazı kan parametreleri üzerine etkileri
VII OZ Mus musculus var. albinus 'un çeşitli bakır derşimlerinin etkisinde karaciğer, dalak, böbrek, kas, testis ve beyin dokularındaki metal birikiminin nicel protein derişimine, kas ve karaciğer glikojen düzeyleri ile kandaki bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.. Deneylerde oral ve subkutan şekilde enjekte edilen bakır derişimi arttıkça dokulardaki metal birikimide artma göstermiştir. Ancak birikimdeki artışın subkutan enjeksiyonda daha fazla olduğu saptanmıştır. İncelenen dokular arasında en fazla metal birikimi karaciğerde gözlenirken en az birikimin kas dokusunda olduğu belirlenmiştir. İncelenen dokulardan karaciğer, dalak, böbrek, beyin ve testis de metal birikimine paralel olarak doku protein düzeyleri artarken, kas dokusu protein düzeyi azalmıştır. Her iki enjeksiyon şeklinde de enjekte edilen bakır derişiminin artması karaciğer ve kas dokularındaki glikojen düzeylerini düşürürken, serum glikoz, total protein ve kolesterol düzeylerini arttırmıştır.
Genotyping and detection of virulence genes for bacteria isolated from urinary tract infections in Salahuddin Hospital (Iraq)
This study is about the detection of microbial pathogens of urinary tract infection at Salah Al-Din General Hospital in Iraq in 2022. Urine samples were collected from 120 people with urinary tract infections aged between 2 and 70 years, after microscopic examinations and biochemical tests were performed to obtain (90) specimens (E.coli, Staphylococcus aureus and P. mirabilis) causing urinary tract infection and demographically has been distributed. An antibiotic susceptibility test was performed on 14 different antibiogram discs,90 specimens, E.coli, S.aureus and proteus mirabilis had the highest resistance to amikacin, nitrophenyl and imipenem, but were sensitive to amoxicillin, penicillin and cefixime. Polymerase chain reaction (PCR) was performed for four previously identified resistance genes (coA, rsbA, fimH and cnf1) for each of the following bacteria (E.coli, S.aureus and P. mirabilis) that were previously isolated.16S rRNA sequences were then studied using the DNA sequences method and all results were identical to those recorded in the NCBI program. From this study, we concluded that E. coli bacteria had the highest incidence of urinary tract infections as well as the highest rates of antibiotic resistance, it was for E. coli bacteria, followed by S. aureus and then P. mirabilis. For this reason, it is recommended that research to control these bacteria, which has increased recently in the hospital community, should focus on modern methods and control methods in hospitals.
Evaluation of the ability of cytokine levels to influence immunity in group vaccinated with COVID-19 Pfizer vaccine
In addition to all the information obtained in studies on the SARS agent SARS-CoV and the MERS agent MERS-CoV, during the COVID-19 pandemic caused by SARS-CoV-2, the immunogenic capacity of the S and N structural proteins of coronaviruses and also vaccine candidates using the S protein as the antigen have been shown to induce a protective immune response mediated by neutralizing antibodies. The primary cause of death in COVID-19 patients was initially defined as acute respiratory infection with severe pneumonia. Cardiovascular problems and coagulation problems due to severe systemic inflammatory state have attracted attention as aggravating factors in the clinical picture of people infected with SARS-CoV-2. Biomarkers that can guide prognosis have also been investigated. It has been reported that serum levels of MCP-3 (monocyte chemotactic protein-3) and IP-10 (interferon gamma-induced protein-10) chemokines are elevated in studies conducted in COVID-19 patients hospitalized in the intensive care unit and progressing to a fatal process. During the pandemic process, it has emerged that protective vaccines against the COVID-19 epidemic must be rapidly produced on a large scale and distributed all over the world.
Hastane enfeksiyonlarından Pseudomonas aeruginosa in izolasyonu ve yüzey virülans faktörünün (BLAIMP) moleküler yöntemle araştırılması
Pseudomonas aeruginosa, mevcut antibiyotiklere karşı artan direnci nedeniyle küresel bir tehdit haline gelmiştir. Bu çalışmada Musul şehir hastanelerinden izole edilen P.aeruginosa izolatlarının teşhisi ve antimikrobiyal direnci araştırılmıştır. Başvuran hastalardan topladığımız 150 izolat, morfolojik, ve kültürel özelliklerine göre teşhis edilmiştir. Bunun için MacConkey agar gibi besi ortamları kullanılmış ve mikroskobik incelemeler yapılmıştır. Ayrıca katalaz (+), gram (-), sitrat (+) gibi biyokimyasal testlere göre de teşhis edilmiştir. İzole edilen 21 P. aeruginosa örneğinin 8'i klinik ve 13'ü çevresel kaynaklardan toplanmıştır. Bu 21 izolattan RNA izolasyonu yapılarak, moleküler yöntemlerle dirençden sorumlu olan (blaimp) aktivitesi belirlenmiştir. . Son olarak, tüm direnç suşları arasından iki örnek, gen ekspresyonu sırasıyla 6,995424 ve 2,876179 değerleri ile yukarı regülasyon için anlamlı bir sonuç gösterirken, geri kalan diğer suşlar anlamlı olmayan gen aktivitesi göstermiştir. Bu 21 örnekten sadece 2 tane P. aeruginosa izolatında Imipenem'e karşı direnç saptanmıştır.
Detection of polymorphism and mutation in gilbert syndrome gene in patients with suspected hepatitis
This study aims to estimate the levels of liver enzymes in patients with liver disorders or similar symptoms like yellowing skin and eyes, abdominal pain, lethargy, or who have a genetic history of Gilbert syndrome. 100 sample were collected, with age range 20 to 50 years, in addition to 100 healthy volunteers, with age range 22 to 48 years. There was a great difference in GPT, GOT and G6PD enzyme concentration and total bilirubin between the two groups. Genetic study results showed that the genotype (TC) had the highest frequency of 10 % in patients versus the control group of 1%. The genotype (TT) had a frequency of 90% in patients compared to 99 % in control group. The results also showed that the genotype (GC) had the highest rate of 6% in patients. The genotype (GG) had a frequency of 94 % in patients compared to 100 % in control group. As a conclusion from 200 sample, the blood groups O and A have the highest frequencies among patients, indicating that these blood groups may be more susceptible to elevation bilirubin in patients with liver disorders. The differences in serum level of G6PD between study groups referred that this enzyme may have an important role in hyperbilirubinemia condition among patients. High frequency of genotypes TC of G6PD Aures (143 T→C) and GC of UGT1A1 (position 179G>C) genes polymorphisms in patients in comparison with control, indicated that these genotypes may play an important role in variation in the level of G6PD, abnormality in liver enzymes as well as hyperbilirubinemia.
Determination of the genetic structure of Pseudomonas aeruginosa isolated from Ramadi population/Iraq by using RAPD-PCR
Totally 100 samples were taken from patients at two Ramadi Teaching Hospitals in Ramadi. These samples were collected from patients depending on the origins of their illnesses. The isolates were obtained from wounds, ear infections, and urine infections. The 75 samples of P. aeruginosa were characterized and identified by using enrichment, selective media, and biochemical testing. The genomic DNA of 12 P. aeruginosa isolates were extracted from these various sources and the concentration and purity of these genomic DNA samples were determined to be adequate for RAPD-PCR analysis. The amplification process with the two primers produced 27 bands and 24 of which were polymorphic and ranged in size from 250 to 1500 bp. The phylogenetic connection dendrogram among 12 P. aeruginosa isolates were constructed using 24 polymorphic RAPD markers, the genetic distance, and cluster analysis among different P. aeruginosa isolates were estimated by using a Jaccard matrix of similarity and analyzed by the UPGMA computer program to supply a phylogenetic tree. The results show the RAPD-PCR analysis is a good epidemiological screening method to detect genetic variation among P. aeruginosa isolates.