
46
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Transteoretik modele dayalı postpartum kontraseptif yöntem danışmanlığının kontraseptif yöntem kullanımına etkisi
Amaç: Çalışmada, 18-45 yaş aralığındaki primipar kadınlara postpartum dönemde Transteoretik modele(TTM) dayalı motivasyonel görüşme yöntemi ile sunulan kontraseptif yöntem danışmanlığının kontraseptif yöntem kullanımına etkisi değerlendirildi. Yöntem: Ön test- son test kontrol gruplu bu eğitim müdahale çalışması, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Doğum Kliniği'nde Ağustos 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini dahil etme kriterlerine uyan ve Katılımcı Çalışmaya Dahil Etme Listesi'ne göre yerleştirilen, doğum sonu dönem maksimum 72. saatinde bulunan 80 (30 girişim, 50 kontrol) primipar kadın oluşturmuştur. Çalışma, girişim grubu 26, kontrol grubu 43, toplam 69 kadın ile tamamlanmıştır. Veriler, Katılımcı Tanılama Formu (KTF), Aile Planlaması Tutum Ölçeği (APTÖ), Kontraseptif Yöntemlere İlişkin Bilgi Testi (KYİBT), Transteoretik Modele Dayalı Kontraseptif Yöntem Danışmanlığına Özgü Öz Yeterlilik Testi ve Değişim Aşamaları Değerlendirme Formu (DADF) kullanılarak toplanmıştır. Hastanede gerçekleşen ilk görüşmede girişim ve kontrol gruplarına veri formları doldurulmuş, takiben Amaç: Çalışmada, 18-45 yaş aralığındaki primipar kadınlara postpartum dönemde Transteoretik modele(TTM) dayalı motivasyonel görüşme yöntemi ile sunulan kontraseptif yöntem danışmanlığının kontraseptif yöntem kullanımına etkisi değerlendirildi. Yöntem: Ön test- son test kontrol gruplu bu eğitim müdahale çalışması, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Doğum Kliniği'nde Ağustos 2022-Ocak 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini dahil etme kriterlerine uyan ve Katılımcı Çalışmaya Dahil Etme Listesi'ne göre yerleştirilen, doğum sonu dönem maksimum 72. saatinde bulunan 80 (30 girişim, 50 kontrol) primipar kadın oluşturmuştur. Çalışma, girişim grubu 26, kontrol grubu 43, toplam 69 kadın ile tamamlanmıştır. Veriler, Katılımcı Tanılama Formu (KTF), Aile Planlaması Tutum Ölçeği (APTÖ), Kontraseptif Yöntemlere İlişkin Bilgi Testi (KYİBT), Transteoretik Modele Dayalı Kontraseptif Yöntem Danışmanlığına Özgü Öz Yeterlilik Testi ve Değişim Aşamaları Değerlendirme Formu (DADF) kullanılarak toplanmıştır. Hastanede gerçekleşen ilk görüşmede girişim ve kontrol gruplarına veri formları doldurulmuş, takiben girişim grubuna yüzyüze kontraseptif yöntem danışmanlığı sunulmuş ve eğitim broşürü verilmiştir. Girişim grubu ile motivasyon ve bilgi pekiştirme amaçlı 10 telefon, bir görüntülü görüşme olmak üzere toplam 12 görüşme, kontrol grubu ile bir yüzyüze iki telefon görüşmesi olmak üzere toplam üç görüşme yapılmıştır. Tüm katılımcıların altıncı ve 12. ayda telefonla yöntem kullanımları sorgulanmış, 12. ayda her iki gruba telefonla "KYİBT" uygulanmıştır. Bulgular: Girişim ve kontrol gruplarındaki kadınların tanımlayıcı özellikleri, APTÖ toplam puanları ile KYİBT ön test puanları benzer bulunmuştur (p>0,05). Girişim grubunun KYİBT son test puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,01). Doğum sonrası 12. ayda girişim grubunda RİA kullanma oranı, kontrol grubunda ise geri çekme yöntemini kullanma oranı anlamlı derecede yüksektir (p<0,01). Girişim grubunda 12. ayda kontraseptif yöntem kullanma oranı anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: TTM' e dayalı motivasyonel görüşme yöntemi ile sunulan kontraseptif yöntem danışmanlığının doğum sonu dönemdeki kadınların kontraseptif yöntem bilgi düzeyleri, kontraseptif yöntem kullanımına başlama ve modern kontraseptif yöntem seçimi üzerine olumlu yönde etki sağladığı sonucuna varılmıştır.
Premenopozal kadınlara çevrimiçi bilişsel farkındalık temelli hemşirelik desteğinin vazomotor semptomlar, stres ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma premenopozal kadınlara çevrimiçi bilişsel farkındalık temelli hemşirelik desteğinin (MenoMind) vazomotor semptomlar, stres ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü yapılan bu çalışma İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde 16.05.2022-30.06.2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma verileri jinekoloji polikliniğinde toplandı. Araştırmanın örneklemini dahil edilme kriterlerine uyan, randomizasyon yapılarak yerleştirilen 90 (45-MenoMind, 45-kontrol) premenopozal dönemindeki kadın oluşturdu. MenoMind grubu 37, kontrol grubu 37 olarak toplam 74 katılımcı ile tamamlandı. Verilerinin elde edilmesinde Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Vazomotor Semptomlara Yönelik Visual Analog Skalası (VAS), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) kullanıldı. MenoMind ve kontrol grubundaki kadınlara ilk olarak araştırmanın ön testleri uygulandı. Sonrasında MenoMind grubundaki kadınlara sekiz hafta boyunca MenoMind programı uygulandı ve kontrol grubundaki kadınlar rutin klinik bakıma bırakıldı. Araştırmanın sekizinci haftasında MenoMind grubundaki kadınların MenoMind programını değerlendirmesi için "MenoMind Değerlendirme Formu" uygulandı. Araştırma tamamlandıktan bir ay sonra da MenoMind ve kontrol grubuna son testler yapıldı. Bulgular: MenoMind ve kontrol grubundaki kadınların tanıtıcı özellikleri benzerdi. MenoMind programı öncesinde MenoMind ve kontrol grubundaki kadınların ön test BİFÖ, VAS, ASÖ ve MÖYKÖ toplam puan ortalamalarının benzer olduğu bulunmuştur. MenoMind grubundaki kadınların MenoMind programı sonrasında BİFÖ toplam puanında artma, gün içinde ve gece terleme düzeyinde, ASÖ ve MÖYKÖ toplam puan ortalamalarında azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunurken, kontrol grubunda bu fark anlamlı bulunmadı. Sonuç: MenoMind programı premenopozal dönemdeki kadınların bilinçli farkındalık düzeyini ve yaşam kalitesini artırdığı ve stres ve vazomotor semptomları azalttığı belirlendi. Bu sonuç doğrultusunda, premenopozal dönemdeki kadınların vazomotor semptomlarını ve stres düzeylerini düşürmek, yaşam kalitesi düzeylerini artırmak için hemşirelik bakımında farkındalık temelli stres azaltma programı girişimlerinin uygulanması önerilir.
Preeklampsili gebelerde anksiyete düzeyinin özbakımına etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma preeklampsili gebelerde anksiyete düzeyinin özbakım gücüne etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı olarak vaka-kontrol çalışması şeklinde tasarlanan bu çalışma, Haziran-Aralık 2022 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan bir kamu hastanesinin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde yürütülmüştür. Polikliniğe başvuran, 18-42 yaş aralığındaki gebelerden rastgele seçilen 100 preeklampsi tanısı konulan gebe (vaka grubu) ve 200 sağlıklı gebe (kontrol grubu) örnekleme dahil edilmiştir. Araştırma verileri "Gebe Tanıtım Formu", "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" ve "Özbakım Gücü Ölçeği (ÖBGÖ)" kullanılarak yüz yüze görüşme yoluyla elde edilmiştir. Verilerin analizi bir istatistiki paket programında gerçekleştirilmiştir. BAÖ puanı ortalaması vaka grubunda 17,44±11,10 ve kontrol grubunda 9,94±7,66 olduğu belirlenmiş olup, gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,001). BAÖ puanlarına göre anksiyete düzeyinin vaka grubunda %19 "düşük", %30 ''hafif'', %30"orta" ve %21"yüksek" bulunmuştur. Anksiyete düzeyinin kontrol grubunda %48 "düşük", %33 ''hafif'', %15"orta" ve %4"yüksek" bulunmuştur. ÖBGÖ puanı ortalaması vaka grubunda 99,21±17,54 ve kontrol grubunda 107,32±18,08 olduğu belirlenmiş olup, gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır, Preeklampsili gebelerin özbakım gücünün sağlıklı gebelere göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Sonuç olarak elde edilen verilere göre preeklampsili gebelerin BAÖ puanı düzeyleri ile ÖBGÖ puanları arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Preeklampsili gebelerin anksiyete düzeyi azaldıkça özbakım gücünün arttığı belirlenmiştir.
Spontan gebe kalan ve infertilite tedavisi sonrası gebe kalan kadınların gebelikteki yakınmaları ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması
Özet: Gebelerin yaşadığı fiziksel ve psikolojik değişikliklerin getirdiği sınırlılıklar ve olası yakınmlar gebelerin yaşam kalitesini negatif yönde etkiler. Amaç: Bu araştırma spontan gebe kalan ve infertilite tedavisi sonrası gebe kalan kadınların gebelikteki yakınmaları ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma karşılaştırmalı–tanımlayıcı desene sahip 15 Nisan 2022 – 15 Eylül 2022 tarihleri arasında Türkiye'de tüp bebek merkezi ve gebe polikliniği olarak hizmet veren özel bir klinikte, 110 spontan gebe kalan ve 110 infertilite tedavisi sonrası gebe kalan toplam 220 gebe ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri gebelerden tanıtıcı bilgi formu ve Gebelikteki Yakınmalar ve Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği ile 10-15 dakikada yüz yüze görüşmeyle toplandı. Bulgular: Spontan gebelerin yaş ortalaması 31,17±4,70, IVF gebelerin yaş oratlaması 34,50±4,83 olarak bulundu. Spontan gebe kalan kadınların GYYKEÖ puan ortalaması 52,00±25,04 (min:2- max:136), infertilite tedavisi sonrası gebe kalan kadınlarda ise 49,70±27,14 (min:10-max:35) olarak bulundu. Gruplar arasında GYYKEÖ puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Gebelikte yaşanan yakınmalar gebelerin yaşamını kısıtlamaktadır. Hemşireler öncelikle gebelerin en çok yakındığı ve yaşamının kısıtlandığı yakınmayı belirleyip gebeye gereken bilgilendirme ve yakınmalarla baş etme yöntemlerini eğitim verebilir, gebede görünen rahatsızlık ve yakınmaları azaltarak gebenin yaşam kalitesini arttırabilir.
Cinsiyet değiştirme sürecinde olan bireylere bakım veren hemşirelerin deneyim ve tutumları: Nitel bir çalışma
Bu çalışma, cinsiyet değiştirme sürecindeki bireylere bakım veren hemşirelerin deneyim ve tutumlarını derinlemesine irdelemek amacıyla nitel bir çalışma olarak planlandı. Çalışma Mart 2023- Temmuz 2023 tarihleri arasında cinsiyet değiştirme sürecindeki bireylere bakım veren 25 hemşire ile kartopu yöntemiyle toplandı. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan "Katılımcı Bilgi Formu" ve "Yarı-yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanıldı. Görüşmeler yüz yüze derinlemesine görüşme tekniği ile yapıldı. Verilerin analizinde kuramsal tematik analiz yaklaşımı kullanıldı. Cinsiyet değiştirme sürecindeki bireylere bakım veren hemşirelerin deneyim ve tutumlarına ilişkin alıntılar; Hemşirelerin Tutumları, Hemşirelerin Tutumlarını Etkileyen Faktörler, Hemşirelerin Bakım Deneyimleri, Bakımı Etkileyen Prosedürler ve Bakımın Kalitesini İyileştirmeye Yönelik Öneriler olmak üzere 5 ana tema altında toplandı. Hemşirelerin bakım deneyimlerini ve tutumlarını etkileyen birçok faktör olduğu belirlendi. Hemşirelerin en çok hastalarla iletişim kurma ve hastaların mahremiyetini sağlama konularında zorluk yaşadıkları belirlendi.
Gebelikte uygulanan pelvik taban kas egzersizinin cinsel fonksiyon, alt üriner sistem semptomları ve doğum sürecine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma gebelikte uygulanan pelvik taban kas egzersizlerinin cinsel fonksiyon, alt üriner sistem semptomları ve doğum sürecine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarımdaki bu araştırma, İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniğinde Aralık 2022-Ekim 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma 35 deney grubu, 35 kontrol grubu olmak üzere 70 gebe ile yapıldı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ), Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Sorgulama Ölçeği-Kadın Alt Üriner Sistem Semptomları Uzun Formu (International Consultation on Incontinence Questionnaire‐Female Lower Urinary Tract Symptoms Long Form (ICIQ-FLUTS LF)), Ara Değerlendirme Formu, Doğum Süreci Takip Formu ve Pelvik Taban Kas Egzersizi Takip Formu" kullanıldı. Her iki gruba veri toplama formları 18-20. gebelik haftası, 26. gebelik haftası, 32. gebelik haftası ve doğum sonrası 3-7. günler arasında uygulandı. Deney grubuna rutin bakım uygulamalarına ek olarak araştırmacı tarafından oluşturulan "Gebelikte Cinsel Yaşam ve Pelvik Taban Sağlığı" başlıklı eğitim kitapçığı ve pelvik taban kas egzersizinin uygulanışına dair eğitim videosu ile 18-20. gebelik haftasında eğitim verildi. Gebelere 20. gebelik haftasından başlanarak 12 hafta boyunca pelvik taban kas egzersizleri uygulatıldı. Kontrol grubundaki gebelere sadece veri toplama formları uygulanarak rutin bakım uygulamaları yapıldı. Bulgular: Deney ve kontrol grubu sosyo-demografik, genel sağlık özellikleri, obstetrik ve jinekolojik özelliklerine ilişkin bulgular açısından benzerdi (p>0,05). Deney grubundaki gebelerin KCİÖ ilk değerlendirme ve son değerlendirme toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,001 p<0,05). Gebelerin KCİÖ son değerlendirme toplam puanlarının ilk değerlendirme toplam puanlarına göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü (p<0,05). KCİÖ alt boyut puan ortalamalarına bakıldığında Uyarılma, Lubrikasyon, Orgazm ve Doyum Alt Boyut ilk değerlendirme ve son değerlendirme toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Deney grubunda yer alan gebelerin ICIQ-FLUTS LF ilk değerlendirme ve son değerlendirme toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,017 p<0,05). Gebelerin ICIQ-FLUTS LF son değerlendirme puanları ilk değerlendirme puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktü (p<0,05). Gruplar arasında perineal ağrı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p=0,027, p<0,05). Deney grubuna göre kontrol grubundaki gebelerin daha yüksek oranda perineal ağrı yaşadığı saptandı. Sonuç: Deney grubuna gebelikte uygulanan pelvik taban kas egzersizinin kontrol grubuna kıyasla cinsel fonksiyonu olumlu yönde etkilediği, alt üriner sistem semptomlarını ve doğum sonu perineal ağrıyı azalttığı belirlendi.
Cerrahi menopoza bağlı semptomların ve cinsel işlevlerin değerlendirilmesi
Bu çalışma cerrahi müdahale sonucu menopoza giren kadınlarda menopoz semptomları ve cinsel işlevlerin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte tasarlanan bu çalışma 01.11.2023-01.05.2024 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığına bağlı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde histerektomi ve/veya bilateral salpingooferektomi ameliyatı olan 43 kadın ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Menopoz Semptom Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ)", "Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ)" kullanılarak ameliyat öncesi en az iki hafta önce ve ameliyat sonrası 6-8. Haftalar arasında yüz yüze görüşme yoluyla toplandı. Veriler bir istatistik paket programında analiz edildi. Menopoz dönemindeki kadınların yaş ortalamaları 45,510±2,694 (Min=40; Max=49), MSDÖ toplam puan ortalaması 9,861±4,357 olduğu ve çalışmaya katılan kadınların düşük derecede semptom yaşadıkları en fazla psikolojik en az somatik şikayetleri olduğu belirlendi. Yaş, sigara ve alkol tüketimi ve jinekolojik ameliyat öyküsü ile MSDÖ puanları arasında anlamlı farklılık bulundu. Kronik hastalık öyküsü olan kadınlarda MSDÖ toplam puanları daha düşük bulundu. Menopoz dönemindeki kadınların ameliyat öncesi KCİÖ puan ortalaması 25,570±8,814 ve ameliyat sonrası KCİÖ puan ortalaması 20,277±8,258 bulunmuş olup ameliyat sonrasında anlamlı bir düşüş olduğu görülmüştür (p<0.05). KCİÖ ameliyat sonrası puanları ile MSDÖ puanları arasında negatif yönlü orta derece bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Çalışma sonucunda cerrahi menopoza giren kadınlarda cinsel işlev ölçeğinin tüm altboyutlarında düşüş olduğu belirlenmiştir.
Aromaterapinin menopozal yaşam kalitesi ve vazomotor semptomlara etkisi
Amaç: Bu araştırma doğal menopoza giren vazomotor yakınması olan kadınlara sprey şeklinde yüze püskürtme yolu ile uygulanan aromaterapinin menopozal yaşam kalitesi ve vazomotor semptomlara etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü bu çalışma Kuzey Kıbrıs'ın Gazimağusa ilçesinde Mart – Aralık 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma verileri Gazimağusa belediyesine bağlı, Mağusa Gelişim Merkezi (MAGEM)'de toplandı. Araştırmanın örneklemini dahil edilme kriterlerine uyan, randomizasyon yapılarak yerleştirilen 66 menopozal dönemdeki kadın oluşturdu. Nane yağı grubu 22, gül yağı grubu 22 ve plasebo grubu 22 katılımcı ile tamamlandı. Verilerin elde edilmesinde Tanıtıcı Bilgi Formu, Visual Analogue Scale / Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS/GKÖ), Menopoza Özgü Sıcak Basması Ölçeği (MÖSBÖ), Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ), Aromaterapi İzleme Çizelgesi kullanıldı. Kadınların çalışmaya dahil edilebilmesi için ilk olarak, Visual Analogue Scale / Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS/GKÖ) kullanıldı ve 5 üzeri puan alan kadınlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm kadınlara ön test uygulandı. Sonrasında ise 12 hafta boyunca nane ve gül yağı gruplarının hazırlanan yağları kullanması, plasebo grubunun ise içme suyu ile hazırlanan spreyAmaç: Bu araştırma doğal menopoza giren vazomotor yakınması olan kadınlara sprey şeklinde yüze püskürtme yolu ile uygulanan aromaterapinin menopozal yaşam kalitesi ve vazomotor semptomlara etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü bu çalışma Kuzey Kıbrıs'ın Gazimağusa ilçesinde Mart – Aralık 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma verileri Gazimağusa belediyesine bağlı, Mağusa Gelişim Merkezi (MAGEM)'de toplandı. Araştırmanın örneklemini dahil edilme kriterlerine uyan, randomizasyon yapılarak yerleştirilen 66 menopozal dönemdeki kadın oluşturdu. Nane yağı grubu 22, gül yağı grubu 22 ve plasebo grubu 22 katılımcı ile tamamlandı. Verilerin elde edilmesinde Tanıtıcı Bilgi Formu, Visual Analogue Scale / Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS/GKÖ), Menopoza Özgü Sıcak Basması Ölçeği (MÖSBÖ), Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ), Aromaterapi İzleme Çizelgesi kullanıldı. Kadınların çalışmaya dahil edilebilmesi için ilk olarak, Visual Analogue Scale / Görsel Kıyaslama Ölçeği (VAS/GKÖ) kullanıldı ve 5 üzeri puan alan kadınlar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil olan tüm kadınlara ön test uygulandı. Sonrasında ise 12 hafta boyunca nane ve gül yağı gruplarının hazırlanan yağları kullanması, plasebo grubunun ise içme suyu ile hazırlanan sprey şişelerini kullanılarak aromaterapi çizelgelerine hazırlanan aromaterapi karışımları ne zaman kullandıklarını not etmeleri istendi. Uygulama sonrası 12. haftada üç gruba da son test uygulaması yapıldı. Bulgular: Aromaterapi gruplarının uygulama sonrası MÖYKÖ ve MÖSBÖ puanlarının uygulama öncesi ve plasebo grubu puanlarına göre azaldığı belirlendi. Aromaterapi gruplarının yaşam kaliteleri artarken, menopozal semptomlarının azaldığı görüldü. Plasebo grubunun uygulama öncesi ve uygulama sonrası MÖYKÖ ve MÖSBÖ puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik belirlenmedi. Sonuç: Sprey şeklinde yüze püskürtme yolu uygulanan Aromaterapi'nin menopozal yaşam kalitesi ve vazomotor semptomlara olumlu etkisinin olduğu belirlendi. Bu sonuç doğrultusunda araştırmada kullanılan nane ve gül yağı grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. Ancak kullanılan her iki yağında dördüncü haftadan itibaren olumlu etkiler yarattığı belirlenmiştir. Aromaterapi yöntemleri sayesinde kadınların menopozal dönemde yaşadıkları semptomların azaltılması ve yaşam kalitelerinin yükseltilebilmesi için düşük maliyetlerle çözüm bulma şansımız bulunmaktadır
Endometriozisli kadınlarda yoganın pelvik ağrı ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Bu çalışma, endometriozis tanısı olup pelvik ağrı deneyimleyen kadınlara uygulanan yoganın ağrı deneyimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Randomize kontrollü, ön test-son test tekrarlayan izlemli prospektif tipte yapılan bu çalışmaya Ocak 2024-Ocak 2025 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir hastanenin Endometriozis Kliniği'nde, dahil etme kriterlerine uyan 60 kadın (30 deney, 30 kontrol) dahil edilmiştir. Deney grubundaki kadınlara ilk seansta yazılı eğitim materyali eşliğinde verilen endometriozis eğitimi ve yoga pratikleri hakkında yüz yüze uygulamalı eğitimin ardından, haftada en az 3 gün her bir seansın 80 dakika sürdüğü, 2 ay araştırmacı eşliğinde online ve 1 ay da bireysel yoga pratiklerini kendilerinin devam ettirdiği toplam 3 aylık yoga müdahalesi programı uygulanmış ve 4.,8. ve 12. haftalarda telefon görüşmeleri ile izlenmiştir. Ayrıca katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanan endometriozise özgü yoga programı akışı video olarak paylaşılmış, hatırlatıcı mesajlarla yoga grubu desteklenmiştir. Kontrol grubuna ise ilk seansta yalnızca yazılı eğitim materyali eşliğinde endometriozis hakkında yüz yüze eğitim verilerek aynı süreçte izlenmiştir. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Endometriozis Sağlık Profil Anketi-5 (EHP-5), Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), McGill Ağrı Ölçeği Kısa Form (MAÖ-KF) ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİOÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun tanıtıcı özellikleri ve ilk değerlendirmedeki GKÖ, EHP-5, MAÖ-KF ve PİOÖ ön test puanları benzerlik göstermiştir (p>0,05). Müdahale sonrası değerlendirmelerde deney grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında GKÖ, EHP-5, MAÖ-KF ve PİOÖ puanlarında iyileşmeler olduğu ve aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Deney grubundaki kadınların menstrüasyon sırasındaki GKÖ skorları izlem boyunca belirgin bir azalma göstermiş, 1. izlemde ortalama 7,63 ± 1,88 olan GKÖ değeri, 4. izlemde 5,2 ± 1,3'e düşmüştür (p=0,004). Benzer şekilde McGill Ağrı Ölçeği Kısa Form toplam puanlarında deney grubunda izlem süreci boyunca anlamlı bir düşüş saptanmıştır (p<0,001). EHP-5 yaşam kalitesi ölçeği puanlarında, deney grubunun izlemler arası çekirdek, modüler ve toplam puanlarda anlamlı bir iyileşme bulunmuştur (p<0,001). Ayrıca deney grubunun ortalama PİOÖ puanlarında anlamlı düzeyde artış gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Yoga uygulamalarının endometriozisli kadınlarda ağrı düzeyini azalttığını, psikolojik iyilik halini desteklediğini ve buna bağlı olarak yaşam kalitesini artırdığını göstermiştir. Endometriozis hastalarının bakımını desteklemek üzere non farmakolojik bir yöntem olarak yoga yapılması önerilebilir.
Gebelikte web tabanlı mindful emzirme programının doğum sonu emzirmeye etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, web tabanlı Mindful Emzirme Programı'nı (Mind-EP) geliştirmek ve gebelik döneminde uygulanacak web tabanlı Mind-EP'in doğum sonrası emzirme farkındalığı, adaptasyonu ve öz-yeterliliğine etkisini belirlemektir. Yöntem: Tek kör, randomize kontrollü, deneysel tipte yapılan bu çalışmaya Temmuz 2024-Şubat 2025 tarihleri arasında Instagram üzerinden eğitim duyurularına ulaşan, dahil etme kriterlerine uyan 65 gebe dahil edilmiştir. Gebeler basit randomizasyon ile deney (n=33) ve kontrol grubuna (n=32) atanmıştır. Deney grubuna; haftada 2 oturumdan oluşan ve 4 hafta süren online eğitimlerin yanı sıra oluşturulan web sitesinden eğitim videoları ve meditasyon ses kayıtlarının da katılımcılarla paylaşıldığı Mind-EP sunulmuştur. Eğitimlerin başlangıcından doğum sonu 1. aya kadar Mind-EP WhatsApp© gruplarından motivasyonel mesajlar atılmıştır. Kontrol grubuna standart emzirme eğitimi tek oturumda online olarak verilmiştir. Doğum sonrası 3.-5. günler arasında her iki gruptaki annelerin emzirmeleri telefon görüşmesi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada Tanıtıcı Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BFÖ), Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-21), Emzirmede Farkındalık Ölçeği (EFÖ), Emzirme Adaptasyon Ölçeği (EAÖ), Antenatal-Postnatal Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçekleri (AEÖ-PEÖ), Sistem Kullanılabilirlik Skalası (SKS) ve Mind-EP Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Gruplara doğum sonu 1. ayda son testler uygulanmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun tanıtıcı özellikleri ve BFÖ, DASS-21, AEÖ ön test puanları benzerlik göstermiştir (p>0,05). Müdahale sonrası deney grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında BFÖ, EFÖ, EAÖ ve PEÖ puanlarının daha yüksek, DASS-21 puanlarının daha düşük olduğu ve aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Etki büyüklükleri incelendiğinde EAÖ'nin orta, diğer tüm ölçeklerin yüksek etki düzeyinde olduğu görülmüştür. SKS toplam puan ortalamasına (88,56±8,63) göre oluşturulan web sitesinin iyi kullanılabilirliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Mind-EP Değerlendirme Formu, program katılım oranları, ev ödevlerinin yapılma durumu ve mindful emzirme davranışları değerlendirildiğinde Mind-EP'in kabul edilebilir ve uygulanabilir olduğu saptanmıştır. Sonuç: Mind-EP'in, doğum sonrası annelerde bilinçli farkındalığı, emzirme farkındalığını, adaptasyonu ve öz-yeterliliği artırırken, stres, anksiyete ve depresyon düzeylerini azaltmada etkili olan kabul edilebilir ve uygulanabilir bir program olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilinçli Farkındalık, Emzirme, Emzirme Farkındalığı, Emzirme Adaptasyonu, Emzirme Öz-yeterliliği
Jinekolojik kanserli kadınlarda ameliyat öncesi prehabilitasyon programının postoperatif iyileşme üzerine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, jinekolojik kanser tanısı alan kadınlara ameliyat öncesinde uygulanan prehabilitasyon programının postoperatif iyileşme üzerine etkisini belirlemektir. Yöntem: Tek kör, randomize kontrollü deneysel çalışma, Nisan 2024 - Mart 2025 tarihlerinde İstanbul'da bir şehir hastanesinin jinekolojik onkoloji polikliniğine başvuran ve dahil etme kriterlerine uyan 44 katılımcıdan oluşmuştur. Basit randomizasyon yöntemiyle katılımcılar deney (n=22) ve kontrol (n=22) grubuna ayrılmıştır. Deney grubuna standart bakıma ek olarak preoperatif dönemde ortalama 2 hafta, önce yüz yüze eğitim ve uygulama yapılarak daha sonra haftalık telefon görüşmeleriyle operasyon gününe kadar prehabilitasyon programına dahil edilmiştir. Katılımcılara kitapçık verilmiştir. Araştırma postoperatif 6. haftada sonlandırılmıştır. Veri toplama için; Yapılandırılmış Tanıtıcı Bilgi Formu, Mini Nütrisyonel Değerlendirme Ölçeği (MNA), 2 Dakika Yürüme Testi, Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS 21), İyileşme Kalitesi Ölçeği (QOR-15), WHODAS Yeti Yitimi Öz Bildirim Formu, Hasta Takip Formu ve Jinekolojik Kanserler Semptom Formu kullanılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunda sosyodemografik, genel sağlık, jinekolojik kanser özelliklere ait verilerde anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Müdahale sonrası deney grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında MNA ve QOR-15 puanlarının daha yüksek, DASS-21 puanının daha düşük olduğu ve aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Etki büyüklüklerine bakıldığında DASS depresyon puanlarında orta, MNA, DASS Stres ve Anksiyete puanlarında büyük etki görüldü. Preoperatif dönem semptomlarından bel/sırt ağrısı, vajinal kanama, iştahsızlık, yorgunluk, dolgunluk/şişkinlik ve kilo kaybı değişkenlerinde kontrol grubu şiddetinin deney grubundan daha yüksek olduğu saptandı. Program sonrasında deney grubu katılımcılarının 2 dakika yürüme testine göre daha uzun mesafe yürüyebildikleri ve zamana göre değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Postoperatif dönem takipleri, komplikasyon varlığı ve WHODAS yeti yitimi ölçeği açısından deney ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Deney grubunun hastanede yatış günü 6,36 ± 1,73 iken kontrol grubu yatış günü 7,36 ± 2,01 olarak bulundu. Sonuç: Prehabilitasyon programlarının fonksiyonel kapasiteyi geliştirerek postoperatif dönem iyileşmeyi artırdığı saptanmıştır. Preoperatif dönemde hemşirelik bakımında prehabilitasyon programlarının kullanılması önerilir. Anahtar kelimeler: Prehabilitasyon Programı, Preoperatif Dönem Eğitim Programı, Preoperatif Dönem Hemşirelik Bakımı, Postoperatif Dönem İyileşme
Travmatik doğum algısına sahip gebelere uygulanan psikoeğitim programının maternal bağlanma, emzirme ve postpartum depresyon düzeyine etkisi
Amaç: Bu çalışma doğuma yönelik travmatik algıya sahip gebelere prenatal dönemde uygulanan psikoeğitim programının travmatik doğum algısı, maternal bağlanma, emzirme ve postpartum depresyon üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarımdaki bu araştırma Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Kliniğine bağlı Gebe Polikliniğinde Nisan 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma 40 deney grubu, 40 kontrol grubu olmak üzere 80 gebe ile yapıldı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu, Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ), Anne-Bebek Bağlanması Ölçeği (ABBÖ), Emzirme Öz-yeterlilik Ölçeği Kısa Formu (EÖYÖ), Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ)" kullanıldı. Her iki gruba veri toplama formları 22-32. Gebelik haftası, 26-36. Gebelik haftası, doğum sonrası 8. Haftada uygulandı. Deney grubundaki gebelere rutin bakımın yanı sıra, 1 hafta ara ile 50 dakikalık toplam 5 oturum grup psikoeğitimi uygulandı. Kontrol grubundaki gebelere veri toplama formları uygulandı ve rutin gebelik izlemleri devam etti. Bulgular: Deney ve kontrol grubundaki gebelerin sosyodemografik özellikleri, gebeliğe ve doğuma yönelik özelliklerine ilişkin bulguları benzerdi (p>0,05). Gruplara göre katılımcıların eğitim öncesinde Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Psikoeğitim sonrası deney grubundaki gebelerin 2.değerlendirmede ve son değerlendirmede "Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden" aldıkları puanlar istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki kadınların "Anne-Bebek Bağlanma Ölçeğinden" aldıkları puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki gebelerin kontrol grubuna kıyasla daha az bağlanma sorunu yaşadığı saptandı. Deney grubundaki gebelerin Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeğinden" aldıkları toplam puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki kadınların "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeğinden" aldıkları toplam puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,045; p<0,05). Sonuç: Travmatik doğum algısına sahip gebelere uygulanan psikoeğitim programının travmatik doğum algısını azalttığı, anne bebek bağlanmasını güçlendirdiği, emzirme öz yeterliliğini arttırdığı ve postpartum depresyon riskini azalttığı belirlendi.
Jinekolojik onkoloji cerrahisi uygulanan hastalara verilen mobil tabanlı eğitimin yaşam kalitesine etkisi
Giriş: Kadınlarda görülen morbidite ve mortalite nedenlerinin başında jinekolojik kanserler yer almaktadır. Jinekolojik onkoloji hastalarında tanı sonrası tedavi ile birlikte yaşam süresindeki artışlara bağlı olarak hastaların yaşam kalitelerinin artırılması önem kazanmaktadır. Hastaların yaşam kalitesini desteklemede pek çok yenilikçi yaklaşım ile hasta eğitimleri verilebilmektedir. Bu yaklaşımlardan biri de mobil tabanlı uygulamalardır. Amaç: Bu araştırmanın amacı, ameliyat sonrası dönemde jinekolojik onkoloji hastalarına verilen mobil tabanlı eğitimin yaşam kalitesine etkisini belirlemektir. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarımdaki bu araştırma 1 Şubat-30 Eylül 2024 tarihleri arasında 38 deney grubu, 39 kontrol grubu olmak üzere toplam 77 hasta ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Kanser Hastası Yaşam Kalitesi Ölçeği, Ameliyat Sonrası Semptom Değerlendirme Formu, Distres Termometresi kullanıldı. Hastalar ile ameliyat öncesi ve taburculukta yüz yüze görüşme, taburculuk sonrası birinci hafta ve ikinci hafta telefon ile görüşme yapıldı ve veri toplama formları dolduruldu. Bulgular: Hastaların sosyodemografik özellikleri, genel sağlık durumu, kanser tanısı, ameliyat türü ve taburculuğa ilişkin bulguların benzer olduğu görüldü (p>0,05). Kontrol grubunun taburculuk sonrasında deney grubuna oranla daha fazla sağlık sorunu yaşayarak hastaneye başvurduğu belirlendi (p<0,05). Ameliyat öncesi ilk görüşmede, deney ve kontrol grubundaki kadınların yaşam kalitesi puan ortalaması arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p=,095). Ameliyat sonrası birinci ve ikinci izlemde deney grubundaki kadınların yaşam kalitesi puan ortalaması kontrol grubundan anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p=,000). Ameliyat sonrası mobil uygulama temelli eğitim alan ve birinci ve ikinci izlemlerle takip edilen deney grubunda görülen semptom şiddetlerinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu belirlendi. Deney ve kontrol grubundaki kadınların distres termometresi puanı arasında ameliyat öncesi ilk görüşmede (p=,616) ve ameliyat sonrası taburculukta (p=,077) anlamlı bir farklılık bulunmadı. Kontrol grubunun deney grubuna göre distres termometresi puanı taburculuk sonrası birinci izlemde (p=,004) ve ikinci izlemde (p=,044) anlamlı derecede daha yüksek saptandı. Sonuç: Jinekolojik onkoloji ameliyatı olmuş hastalara verilen mobil tabanlı eğitimin yaşam kalitesini artırdığı belirlendi.
Alt üriner sistem semptomları olan kadınların tedaviden beklentilerinin belirlenmesi
Araştırma alt üriner sistem şikayeti olan kadınların tedaviden beklentilerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel bir çalışma niteliğindedir. Araştırmanın evrenini, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ürojinekoloji Bilim Dalı'na Kasım 2010 – Mart 2013 tarihleri arasında alt üriner sistem şikayeti ile başvuran 300 kadın oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak literatür doğrultusunda geliştirilen çok sorulu anket formu, kadınlarda alt üriner sistem semptomlarında yaşam kalitesi için 7 soruluk ''İnkontinans Etki Soru Formu (IIQ-7)'' ve semptom indeksi için 6 soruluk ''Ürogenital Distress Envanteri (UDI-6) ''ve ürolojik semptomları objektif olarak belirlemek amacıyla Bristol Kadın Alt Üriner Yol Semptomları Soru Formu kullanıldı. İstanbul Tıp Fakültesi Etik Kurulu'ndan etik onay alındı. Veriler SPSS yazılımı kullanılarak frekans, ort±SS, ki-kare, t testi ve tek yönlü ANOVA ile analiz edildi. Kadınların yaş ortalaması 48,71±8,72 idi ve 5,30±3,83 yıldır idrar kaçırma sorunu yaşıyordu. UDI-6 toplam puanı 7,18±3,54 (min=0 maks=18) idi. IIQ toplam puanı 12,27±6,67 (min=0 maks=24) idi. BFLUTS toplam puanı 26,47±8,41 (min=6 maks=51) idi. Kadınların çoğu (%75) genel olarak tam bir iyileşme beklerken, %25'i daha iyi başa çıkabileceğini bekliyordu. Beklenti düzeyi ile BFLUTS, UDI-6 ve IIQ-7 puanları arasında fark yoktu. İdrar kaçırma süresi ve idrar kaçırma tipleri tedavi beklentisi düzeyini etkilememiştir. Genel olarak kadınların alt üriner semptomlar için tedavi beklentileri yüksektir. Semptomların şiddeti ve düşük yaşam kalitesinin tedaviden beklenti düzeyini etkilemediği belirlenmiştir. Hastalar semptomların şiddetiyle ilgili şikayetleri düşük olsa da tedaviden beklentileri yüksek olabilir. Bu nedenle şikayetlerin şiddeti ne olursa olsun tedavi sırasında başarı düzeyiyle ilgili beklentiler açıklanmalıdır.
Artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisi ile geliştirilen pap-smear testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarına etkisi
Giriş: Serviks kanseri, kadınlar için önemli bir sağlık sorunu olup, 2020 verilerine göre en sık görülen dördüncü kanser türüdür. Erken evrede genellikle belirti vermemesi, tarama programlarının önemini artırmaktadır. Pap smear testi, kanser öncesi lezyonların erken tanısında etkili bir yöntemdir. Teknolojik gelişmelerle öğretilen Pap smear uygulamaları sayesinde, örnek alma, teknik ve saklama hataları azaltılabilmektedir. Bu gelişmelerden biri de mobil Artırılmış Gerçeklik uygulamasıdır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Artırılmış Gerçeklik teknolojisiyle geliştirilen Pap-Smear Testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarına etkisini incelemektir. Yöntem: Kontrollü yarı deneysel desenle yürütülen bu çalışma, Kasım 2024 - Nisan 2025 tarihleri arasında 46'sı deney, 45'i kontrol grubunda olmak üzere toplam 91 hemşirelik öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, HPV Bilgi Ölçeği, Servikal Kanser Bilgi Ölçeği Türkçe Versiyonu, HPV-DNA Numune Alma Becerisi Değerlendirme Formu ve Artırılmış Gerçeklik Uygulamaları Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Veri toplama formları öğrencilere eğitim öncesi, eğitim sonrası ve bir ay sonra kalıcılığı değerlendirmek amacıyla uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamında deney ve kontrol grupları yaş, akademik başarı ve dijital araç kullanımı açısından benzer özellikler göstermiştir; ancak deney grubundaki öğrencilerin cinsiyet dağılımı ve daha önce artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisi kullanma deneyimi kontrol grubundan farklılık göstermektedir. Deney grubundaki katılımcıların HPV ve servikal kanser konularındaki bilgi düzeylerinde, servikal HPV-DNA alma becerilerinde ve AR uygulamalarına yönelik tutumlarında anlamlı düzeyde artış gözlenmiştir. Eğitim öncesi bilgi düzeyleri kontrol grubuna göre daha düşük olan deney grubu, eğitim sonrası ve izlem ölçümlerinde kontrol grubunu geçmiştir. Ayrıca, AR destekli eğitim, katılımcıların tutumlarını olumlu yönde etkileyerek memnuniyet, kaygı ve kullanım isteği boyutlarında da anlamlı gelişmeler sağlamıştır. Bu bulgular, AR tabanlı eğitimin bilgi, beceri ve tutum gelişiminde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç: Artırılmış Gerçeklik teknolojisiyle geliştirilen Pap-Smear Testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarını olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Eylül 2025 , 147 sayfa. Anahtar kelimeler: Artırılmış gerçeklik, Pap smear testi, hemşirelik eğitimi
Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin kadın sağlığı ve hastalıkları hemşireliği beceri uygulamalarına etkisi
Bu araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği beceri uygulamalarına, öğrencilerin memnuniyet düzeylerine ve öğrencilerin beceri uygulaması öncesinde ve sonrasında anksiyete düzeylerine etkisini incelemek amacıyla planlanmış yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, 2016-2017 öğretim yılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ikinci sınıfta öğrenim gören, Sağlıklı Yaşam ve Hemşirelik II Dersi "Hasta ve Hastane Ortamı-I" modülü dersini alan öğrencilerden çalışmaya katılmayı kabul eden basit rastgele örneklem tekniği ile belirlenen toplam 80 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmaya alınacak örneklem büyüklüğünü belirlemek amacıyla Power analiz yapılmıştır. İki grup arasındaki farkı ortaya koymak amacıyla d=0.3 (etki büyüklüğü orta) ɑ=0.05, 1-β=0.80 olarak alınmıştır. Örneklem hesaplamada 32 öğrenci alınmasının yeterli olacağı belirlenmiş ve olası örneklem kayıpları düşünülerek girişim ve kontrol gruplarına 40'ar öğrenci alınmasına karar verilmiştir. Araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim grubu (girişim) ve demonstrasyon grubu (kontrol) olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Öğrenciler, cinsiyet, yaş ve başarı düzeyi eşleştirmesi yapılarak gruplara ayrılmıştır. Her iki gruptaki öğrencilerin e-posta adresleri alınmış ve öğrencilere konuya ilişkin ders notları, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberleri e-posta ile gönderilmiş demonstrasyona çalışarak gelmeleri istenmiştir. Girişim grubundaki öğrencilerin hazırlanan web sitesindeki videoları izleyebilmeleri için her öğrenciye kullanıcı adı ve şifre verilmiştir. Böylelikle öğrencinin sınıf dışında, internet ve bilgisayarını kullanarak, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerilerine yönelik web sitesindeki eğitim videolarını izlemesi sağlanmıştır. Kontrol grubundaki öğrencilere beceri laboratuarında araştırmacı tarafından demonstrasyon yöntemi kullanılarak eğitim verilmiştir. Öğrencilerin psikomotor beceri düzeyi, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberlerine uygun olarak yapılan puanlamadan aldığı puanla belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin ödem muayenesi uygulama beceri puanı ve emzirme tekniği eğitimi uygulama beceri puanı dışında diğer uygulama beceri puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi ile eğitim alan girişim grubundaki öğrencilerin uygulama beceri puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin beceri öncesi ve sonrası durumluk-sürekli kaygı puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi hemşirelik öğrencilerinin gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri öğrenme ve uygulamalarını olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar kelimeler; Web tabanlı eğitim; video model yöntemi; gebe muayenesi; postpartum muayene; anksiyete
Evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri: Bir gömülü kuram çalışması
Giriş ve Amaç: Engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri tüm dünyada farklı boyutlarda ve oranlarda görmezden gelinen, karşılanamayan ve yok sayılan bir paradoksun içinde yer almaktadır. Araştırmanın amacı; gömülü kuram yöntemi ile evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık ile ilgili yaşam deneyimlerinin nasıl olduğunu belirlemek ve bu deneyimlerini etkileyen kavram ve süreçleri açıklayıcı bir çerçeve ile ortaya koyan bir kuram geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma gömülü kuram tasarımı ve yöntemi ile yürütülmüştür. Veriler 12 görme engelli kadın ve 13 ortopedik engelli kadın ile yapılan derinlemesine görüşme ve verileri kayıt etme, araştırmacı gözlem yoluyla notlar alma, analitik not alma (hatırlatıcı not alma) ve ikincil veri kaynakları ve sürekli karşılaştırma yöntemi ile doygunluk oluşuncaya kadar ve verilerin analiz aşaması ile eş zamanlı olarak gömülü kuramın analiz basamakları (açık, eksensel ve seçici kodlama) doğrultusunda toplanmış ve analiz edilmiştir. Veriler 2016-2018 yılları arasında 15 ayda ses kaydına alınmış bireysel yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler ile gerçekleşmiştir. Bulgular: Evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri sürecini tanımlayan odak kategoriler; "Toplumsal Algı", "Yakın Çevresel Algı", "Ailesel Algı", "Eş Algısı" ve "Engelli Birey Algısı" , "Baş etme Mekanizmaları" ve "Çözüm Önerileri" olarak belirlenmiştir. Odak kategoriler; engellilik, cinsellik, engelli cinselliği, evlilik ve aile kurma, çocuk istemi kategorilerinin etkisi altındadır ve bu doğrultuda açıklanmıştır. Sonuç: Geliştirilen gömülü kuramın her aşaması, evli olan fiziksel engelli kadınların özellikleri, cinsellik ve cinsel sağlık ile ilgili yaşam deneyimlerinin birbiri ile olan ilişkileri, bağlamsal ve karşılaştırmalı faktörleri ile zamana ve deneyime göre değişen karmaşık bir yapıdan etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler; Engellilik; engelli birey; cinsellik; cinsel sağlık, hemşirelik, gömülü kuram.
HPV DNA (+) kadınların sağlık inanç modeli'ne göre izlem sürecindeki deneyimleri: Nitel bir çalışma
Amaç: HPV DNA (+) kadınların Sağlık İnanç Modeli (SİM)'ne göre smear testini yaptırmada etkili tutum ve davranışlarını, izlem sürecindeki deneyimlerini ve bununla ilişkili inançlarını tanımlamaktır. Yöntem: Araştırmada, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın kavramsal çerçevesini SİM oluşturmuştur. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, HPV DNA 16, 18 (+), LGSIL (+), HGSIL (+), ASCH (+) ve kolposkopi yapılan grup dışında kalan, belli aralıklarla pap smear ve/veya HPV DNA testi ile izlenmesi gereken HPV DNA (+) kadınlar (n: 16) oluşturmuştur. Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan kadınlar SİM'in bileşenlerine göre davranışlar ve inançlar deneyimlemişlerdir. Modele göre algılanan duyarlılık ile ilgili temalar; "Kansere yakalanma riski", "Tanının kabulü", ciddiyet teması altında; "Olumsuz etkileme", "Ölüm", "Kanser olma korkusu", "Sağlığın bozulması endişesi", "Kanser olmuş hissetme", "Kanserin getirmiş olduğu yük ", algılanan yarar temaları; "Serviks kanserine yakalanma riskinin azaltılması/önlenmesi", algılanan engel; "Sosyal destek eksikliği", "Randevu alamama", "Bilgi eksikliği", "Kendini muayeneye hazır hissetmeme", "Doktorun yaklaşımı", "Aile sürecinde bozulma", "Hastalığa özgü rahatsızlığın olmaması", "Muayeneden hoşlanmama", "Hastanenin konumu", "Çalışma durumu", "Muayene için bekleme süresinin uzunluğu", "Hastalık hakkında yanlış bilgi", "Hastaneye gelmenin yıpratıcı olması", "Hastanenin bakımsız ve pis olması", "Fiziksel engelli olma", sağlık motivasyonu temaları; "Gereksinim", "Sağlık/çare arama davranışı", "Deneyimleme" ve "Umut", öz yeterlilik; "Gerçek performans", "Başkalarının deneyimleri", "Sözel ikna", "Öznel algılar", eyleme geçiriciler; "İç ve Dış uyarı", sosyo-demografik faktörlerden "Sosyal destek varlığı" alt temaları belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada, SİM'e göre kadınların deneyimleri açıklanarak tanı sonrası izlem sürecine yönelik önemli veriler elde edilmiştir. HPV DNA (+) tanısı alındıktan sonra sadece kadınların değil aile bireylerinin de etkilendiği belirtilmiştir. Veriler doğrultusunda kadınlara sağlık personelleri tarafından bilgi, destek sağlanması, belirli aralıklarla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi ve belirtilen engellerin giderilmesi izlem sürecinin daha olumlu geçirilmesini sağlayabilir. Anahtar Kelimeler; HPV DNA; Sağlık İnanç Modeli; Nitel Araştırma; Hemşirelik
Vajinal doğum öz yeterlilik ölçeği (VDÖYÖ)'nin Türk toplumuna uyarlanması
Amaç: Bu araştırma, kadınların vajinal doğuma ilişkin öz yeterlilik düzeylerini belirlemek üzere yurtdışında geliştirilmiş Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)'nin Türk kültürüne uyarlanarak geçerlilik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yürütülmüş metodolojik tipte bir araştırmadır. Yöntem: Araştırmanın evrenini 15 Mayıs 2018-15 Mayıs 2019 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran 14-40 haftalık (2. ve 3. Trimester) gebeler ve doğum sonu 1. ayında olan aynı grup lohusa kadınlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem sayısının alt sınırını, ölçekte yer alan madde sayısının 5 ila 10 katı kadar sayıda bireye ulaşılması gerekliliği belirlemiştir. Belirlenen tarihlerde araştırmaya katılmak için gönüllü olan, gebelik süresince vajinal doğum yapmasına engel teşkil eden herhangi bir durumu bulunmayan, tek bebek gebeliğe ve sağlıklı bir fetüse sahip olan, herhangi bir psikiyatrik bozukluğu bulunmayan, okuma yazma bilen, 18-45 yaş arasındaki primipar 165 gebe ile birlikte çalışılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik, jinekolojik/obstetrik ve postpartum dönem özelliklerine ilişkin 17 adet sorudan oluşan "Birey Tanıtım Formu", 9 maddeden oluşan "Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği Türkçe Formu (VDÖYÖ)" ve 32 maddeden oluşan "Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği-Kısa Formu (DÖYE)" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliğinin sağlanmasında dil, kapsam, yapı ve ölçüt-bağımlılık geçerlilikleri; güvenirliğinin sağlanmasında iç tutarlılık ve zamana göre değişmezlik analizleri yapılmıştır. Bulgular: Ölçeğin dil geçerliğinin sağlanması için ölçek; her iki dili de iyi düzeyde bilen, ölçek terminolojisine hakim ve konuya ilişkin veri toplama/görüşme deneyimine sahip olan alanında uzman kişiler tarafından Brislin metodu kullanılarak önce Türkçe'ye ardından ise İngilizce'ye geri çevirilmiştir. Çeviriler sonrasında kavramsal, anlamsal, deyimsel, dilsel ve bağlamsal farklılıklar karşılaştırılarak en uygun ifadeler seçilmiş ve ortak bir paydada buluşturulmuştur. Çeviri aşamasının ardından kapsam geçerliliğinin değerlendirilmesi amacı ile uzman görüşleri alınmış, Davis tekniğine göre kapsam geçerlik indeksi (KGİ) hesaplanmıştır. Madde bazında KGİ değerleri 0.80'in üzerinde bulunmuştur. Öneriler doğrultusunda maddeler üzerinde ilgili düzenlemeler yapılarak ölçeğe son hali verildikten sonra İngilizce çevirisi bir dil uzmanı tarafından tekrar yapılmış ve anlam/içerik bakımından değerlendirilmek üzere yazarın onayına sunulmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliğinin sağlanması için doğrulayıcı faktör analizi (DFA)'nden yararlanılmıştır. İlgili analizler sonrası 9 maddeli ölçeğin tek faktör altında toplandığı saptanmıştır. Ölçüt-bağımlılık geçerliliğinin sağlanmasında Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)" ve "Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği-Kısa Formu (DÖYE)" arasında anlamlı pozitif yönde doğrusal bir korelasyon olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin güvenirliğinin değerlendirilmesinde iç tutarlılık değeri Cronbach alfa katsayısı 0.870 olarak saptanmıştır. Zamana karşı değişmezliğin değerlendirildiği test tekrar test analizinde ölçek 15 kişiye 15 gün sonra tekrar uygulanmıştır. Bu bağlamda sınıf içi korelasyon katsayısı 0.924 ile oldukça yüksek uyum olarak belirlenmiştir. Sonuç: Tamamlanan istatistiksel analizler sonrası uyarlaması yapılarak literatüre kazandırılmış olan "Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)"nin alanda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir nitelikte bir ölçüm aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğum; Öz-Yeterlilik; Ölçek
HIV/AIDS tanısı alan hastalarda yaşam doyumu ve sosyal destek ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, HIV (Human Immunodeficiency Virus-İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü)/AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome-Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu) tanısı almış bireylerin yaşam doyumu ile sosyal destek ilişki düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma İzmir İlinde bulunan Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesin'de Nisan- Ekim 2016 tarihleri arasında bu hastanelerde tedavi ve takip edilen hastalar içerisinden 75 HIV/AIDS tanısı alan hastanın katılımıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında literatür ve benzer çalışmalardan yararlanılarak araştırmacı tarafından hazırlanan "Aydınlatıcı Onam Formu", "Tanıtıcı Bilgi Formu" , "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Verilerin analizinde t testi, Kolmogorov-Smirnov testi,Wilcoxon testi ve Man Whitney Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ANOVA testi, Post Hoc, Kruskal Wallis testi kullanılmışdır. Araştırmaya katılan hastaların 14'ü kadın, 61'i erkek olup hastaların %52'si bekardır. Hastalar en fazla heteroseksüel ilşki ve fuhuş çalışanı yoluyla hastalık bulaşını almışlardır. HIV/AIDS tanısını daha çok sağlık sorunları nedeniyle başvuruda aldıkları saptanmıştır. Hastaların meslek grubu değişkenleri, sosyo ekonomik durum, gelir düzeylerini algılayışları, düzenli antiretroviral tedavi alma durumları, HIV(+) arkadaşa sahip olmalarının yaşam doyumu düzeylerini etkilediği tespit edilmiştir. HIV/AIDS hastalarının sosyal destek ve yaşam doyumu düzeyleri arasında anlamı pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Çalışmada HIV/AIDS tanısı alan alan hastaların hastalıklarını çevresiyle paylaşma durumları ile kadın hastaların yaş artışlarına bağlı sosyal destek düzeylerinin etkilendiği bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak; araştırmada sosyal destek ölçeğinden alınan puan arttıkça yaşam doyumu da artmıştır. Anahtar Kelimeler : HIV/AIDS, Yaşam Doyumu, Sosyal Destek
Üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi
AMAÇ: Tanımlayıcı tipte hazırlanan bu araştırma, üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlemek için yapılmıştır. YÖNTEM: Araştırma 1 Ekim- 30 Kasım 2018 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü hazırlık sınıfında öğrenim gören, sadece lisans derecesindeki hazırlık sınıflarında öğrenim gören 2500 öğrenci araştırmanın evrenini, 350 öğrenci ise örneklemi oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan 20 soruluk birey tanılama formu, Champion'un meme kanseri ve taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ve Champion'un testis kanseri taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde SPSS 20 paket programı kullanılmış, sonuçlar değerlendirilirken yüzde, ortalama, spearmans rho testi ve ki-kare testi uygulanmıştır. BULGULAR: Araştırmadaki kadın öğrencilerin yaş ortalaması, 18.71±1.52, erkek öğrencilerin yaş ortalaması ise; 19.39±1.84 olarak bulunmuştur. Kadın öğrencilerin %9.5'i meme kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %90.5'i önceden eğitim almadığını %67.0'si önceden KKMM'yi duyduğunu, %33.0'ü ise önceden KKMM'yi duymadığını, %8.5'i düzenli olarak KKMM yaptığını, %91.5'i ise yapmadığını, %58.5'i KMM'yi daha önceden duyduklarını, %41.5'i ise daha önceden duymadıklarını, %3.5'i klinik meme muayenesi yaptırdığını, öğrencilerin %90.0'ı erken tanı yöntemlerini duyduklarını, %10.0'u erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Erkek öğrencilerin %8.8'i testis kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %91.2'si önceden eğitim almadığını, %23.5'i önceden KKTM'yi duyduklarını, %76.5'i ise önceden KKTM'yi duymadıklarını, %2.9'u düzenli olarak KKTM yaptığını, %97.1'i ise düzenli olarak KTMM yapmadığını, %34.7'si daha önceden KTM duyduklarını, %65.3'ü ise daha önceden duymadığını, sadece %1.2'si klinik testis muayenesi yaptırdığını, %66.5'i erken tanı yöntemlerini duyduklarını belirtirken, %33.5'i erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Kadın öğrencilerde korelasyon analizi yapıldığında; SİM'e göre duyarlılık ve önemseme/ ciddiyet, sağlık motivasyonu ve KKMM yararları, mamografi yararları ve KKMM yararları, KKMM engelleri ve mamografi engelleri ölçek alt boyutları arasında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Erkek öğrencilerde, SİM'e göre duyarlılık, KKTM yararları ve KKTM engelleri alt boyutlarında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Kadın ve erkek öğrencilerde, ailede kanser tanısı olan kişi olma durumu, meme/testis kanseri hakkında önceden eğitim alma durumu duyarlılığı etkilemektedir. SONUÇLAR: Üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmının, meme ve testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi sahibi olmadıkları ve ayrıca, düzenli olarak KKMM/KKTM uygulamadıkları belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucuna göre; ileriki çalışmalarda üniversite öğrencilerinde meme/testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi düzeyini arttırma amaçlı sağlık eğitimleri planlanması ve uygulanması önerilir.
Teorilerüstü modele dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve kısa mesaj gönderiminin gebelerde sigarayı bırakma davranışı üzerine etkisi
Bu araştırma, ön test-son test, randomize kontrollü, yarı deneysel bir müdahale araştırmasıdır ve Teorilerüstü Model'e dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve değişim aşamalarına göre hazırlanmış kısa mesajların cep telefonuna gönderiminin gebe kadınlarda sigarayı bırakma davranışı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 01 Haziran 2018-30 Nisan 2019 tarihleri arasında Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 60 gebe kadın oluşturmuştur. Araştırmada örnekleme alınması gereken en az birey sayısı hesaplanmış ve effect size:0.39 olarak saptanmıştır. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesi için güç analizi yapılmış (Gpower 3.1.9.2 ile effect size:0.39, alfa:0.05 power:0.90 ve df:1) ve örnekleme alınması gereken en az birey sayısının 40 olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kayıp yaşama olasılığına karşın 30 gebenin girişim grubuna, 30 gebenin kontrol grubuna alınması planlanmıştır. Girişim grubuna ayrılan dört gebe izlemlere devam etmemiş, bir gebe de düşük yaptığı için analiz dışı kalmıştır. Kontrol grubunda bulunan iki gebenin adres ve telefon bilgileri değiştiği için katılımcılara ulaşılamamış, iki gebe erken doğum, bir gebe düşük yaptığı için analiz dışı kalmıştır. Girişim grubunda 25 gebe, kontrol grubunda 25 gebe toplam 50 gebe ile çalışma yürütülmüştür. Girişim grubuna teori temelli motivasyonel bireysel danışmanlık girişimi uygulanmış ve cep telefonlarına görüşmelere destek olması amacıyla haftada üç gün değişim aşamalarına uygun olarak WhatsApp kısa mesajı gönderilmiştir. Bu araştırmanın verilerinin analizi SPSS 21 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Girişim grubu gebe kadınların görüşmelerde belirlenen değişim aşamaları karşılaştırılmış ve değişim aşamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0.05). Doğum sonrası izlem karşılaştırmasında girişim ve kontrol grupları arasında Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalamaları açısından anlamlı farklılığın olduğu ve kontrol grubunda Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalamalarındaki yüksekliğin istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir IV (p<0.05). Girişim grubundaki gebe kadınların son izlemde sigara içme davranış değişimleri ile Karar Verme Dengesi Ölçeği toplam puanları arasında yüksek dereceli, negatif ve anlamlı bir ilişki görülmüştür (r=-0.73; p<0.05). Gebe kadınların ön izlem, son izleme göre karbonmonoksit (CO) ölçüm ortalamaları girişim grubunda 1.9±2.1 ile anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur (p<0.05). Girişim grubundaki gebe kadınların hepsi "İkiniz İçin Bırakın" mesaj programını sigara içen ve bırakmak isteyen arkadaşlarına tavsiye edeceklerini ve bu tip kısa mesaj programı hizmetlerinin aile sağlığı merkezleri ve hastaneler tarafından verilmesini istediklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları gebe kadınlarda sigara bırakmada Teorilerüstü Model'e dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve değişim aşamalarına göre hazırlanmış kısa mesajların cep telefonuna gönderiminin gebe kadınların Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanlarını ve CO düzeylerini düşürdüğü, davranış değişiminde olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler; Gebe Kadın; Teorilerüstü Model; Motivasyonel Görüşme; Kısa Mesaj; Sigara Bırakma
Gebelerin psikososyal sağlık durumlarının beden algısı ile ilişkisi ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu araştırma gebelerin psikososyal sağlık durumlarının beden algısı ile ilişkisi ve etkileyen faktörleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma; İzmir ili Kamu Hastaneler Birliği Kuzey Genel Sekreterliği Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine Nisan-Kasım 2017 arasında antenatal kontrollere gelen 376 gebe ile yürütülmüştür. Veriler; "Kişisel Bilgi Formu", "Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği (GPSDÖ)" ve "Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik dağılım, ortalama, Kruskall Wallis, Mann Whitney U ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Gebelerin, %35.1' inin 25-30 yaş grubunda yer aldığı, %33.2'sinin ortaokul mezunu olduğu, %77.4' nün çalışmadığı, evlilik sürelerinin %56.6' sının 1-5 yıl ve %85.9'nun çekirdek aileden oluştukları belirlenmiştir. Gebelerin, GPSDÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasının 3.08±0.38 olduğu, VAÖ'den alınan toplam puan ortalamasının ise 141.00±28.12 olduğu saptanmıştır. Gebelerin; gelir durumu algısı, gebelik sayısı, gebeliğin planlanma durumu ve eşin gebeliği istemesi durumunun psikososyal sağlığı etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Gebelerin sosyo-demografik özellikleri, obstetrik özellikleri ve şimdiki gebeliğine ait özelliklerinin beden algısını etkilemediği belirlenmiştir (p>0.05). Gebelerin eşlerinin eğitim düzeyi ve eşin gebelikteki beden algılaması gebelerin gebelikteki beden sağlığını etkilediği saptanmıştır (p<0.05). GPSDÖ puan ortalamaları ile VAÖ puanları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; Gebelerin psikososyal sağlık durumları ile beden algısı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur ( p<0.01, r= 0.254). Sonuç: Gebelerin, GPSDÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasına göre psikososyal sağlıklarının orta düzeyde ve VAÖ'den aldıkları toplam puana göre ise beden algılarının iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. Psikososyal sağlık düzeyi arttıkça beden algısının da arttığı belirlenmiştir.
Preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminin kullanımının hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi
Preeklampsili Hastanın Bakımının Yönetiminde Simülasyona Dayalı Eğitim Yönteminin Kullanımının Hemşirelik Öğrencilerinin Memnuniyet ve Anksiyete Düzeyleri Üzerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Araştırma, preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminin kullanımının hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amacı ile ön test-son test kontrol gruplu, yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde 2017-2018 eğitim-öğretim yılı güz döneminde üçüncü sınıfta okuyan 102 hemşirelik öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma, girişim ve kontrol grubu olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Araştırmada; girişim grubuna simülasyona dayalı eğitim yöntemi, kontrol grubuna ise vaka çalışması eğitim yöntemi uygulaması yapılmıştır. Çalışmada girişim grubuna uygulanan simülasyona dayalı eğitim uygulaması Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi bünyesinde araştırmacı tarafından oluşturulan simülasyon laboratuvarında, kontrol grubuna uygulanan vaka çalışması ise sınıf ortamında yapılmıştır. Öğrenciler gruplara ayrılırken basit rastgele örnekleme tekniğine göre gruplara ayrılmıştır. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin yaş, cinsiyet ve başarı ortalaması eşleştirmesi yapılarak (p>0.05) gruplar arasında homojen dağılım sağlanmıştır. Araştırma verileri toplanırken Demografik Veri Toplama Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Eğitim Yöntemlerinden Memnuniyet Anketi, Eğitim Uygulamasını Değerlendirme Formu ve Simülasyon Tasarım Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlardan frekans, yüzde, ortalama, standart sapma analizleri uygulanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu olmadığı için niceliksel verilerin gruplar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi kullanılırken, uygulama öncesi ve sonrası verilerin değerlendirmesinde ise Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada yer alan öğrencilerin %80.4'ü kadındır, %57.8'i 21 yaş aralığındadır. Hemşirelik mesleğini seçme nedenlerine bakıldığında öğrencilerin %58.8'i iş bulma olanağının fazla olduğu için seçtiği görülmüştür. Öğrencilerin %50'si hemşirelik bölümünde okumaktan kısmen memnundur. Araştırmaya alınan öğrencilerin %69.6'sı kendilerini başarısız olarak görmektedir. Araştırma sonuçlarına göre simülasyon eğitim yönteminin uygulandığı girişim grubunun eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede kontrol grubundan yüksek olarak saptanmıştır (p=0.000<0.001). Araştırmadan elde edilen bulgulara göre kontrol grubundaki öğrencilerin girişim grubuna göre simülasyona dayalı eğitim uygulaması sonrası durumluk kaygı envanteri puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0.010<0.05; p=0.049<0.05). Sonuç: Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre hemşirelik öğrencilerinin preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminden memnun olduğu ancak bu yöntem ile girişim grubundaki öğrencilerin, kontrol grubundaki öğrencilere göre anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak simülasyona dayalı eğitim yönteminin hemşirelik öğrencileri üzerinde yararlı olduğu öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Simülasyona dayalı eğitim; memnuniyet, anksiyete, hemşirelik, preeklampsi
Üriner inkontinans tanısı alan kadınlarda semptom şiddeti ve yaşam kalitesi
AMAÇ: Üriner inkontinans, kadınlarda yaşam kalitesinde azalmaya neden olan yaygın görülen bir sağlık sorunudur. Bu araştırma, üriner inkontinans tanısı alan kadınların semptom şiddeti ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. MATERYAL ve METOD: Mart-Haziran 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ürojinekoloji Polikliniği'ne üriner inkontinans şikayeti ile başvuran 160 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan ve 26 sorudan oluşan "Birey Tanılama Formu" ve "King Sağlık Anketi (KHQ)" ile yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 52.78±10.89 yıl, %45'i obez, %41.9'u ilköğretim mezunu, %61.3'ü ev hanımıdır. İleri yaş, BKİ, doğum sayısı, doğum şekli, pelvik cerrahi geçirme, konstipasyon, kronik hastalıklar, kronik öksürük, hareketsiz yaşam tarzı, ağır cisim kaldırma, kafeinli içecek tüketme gibi faktörlerin kadınların Üİ'ye bağlı yaşam kalitelerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmaya katılan olguların King Sağlık Anketi birinci bölümünde; "Genel Sağlık Durumu" alt boyut puan ortalaması 41.09±20.48; "İnkontinans Etkisi" alt boyut puan ortalaması 56.46±28.47; "Rol Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 41.04±33.43; "Fizik Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 46.67±33.01;, "Sosyal Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 31.94±30.26; "Kişisel İlişki" alt boyut puan ortalaması 15.94±25.72; "Emosyonlar" alt boyut puan ortalaması 43.61±34.82 "Uyku Enerji Düzeyi" alt boyut puan ortalaması 27.71±27.97 "Ciddiyet Ölçümleri" alt boyut puan ortalaması 38.46±24.56 olarak saptanmıştır. Ölçeğin ikinci bölüm (Semptom Ciddiyet Skalası) alt boyut puan ortalaması 9.56±5.97 olarak saptanmıştır. Semptom değerlendirme sorusuna hastaların %45'i hiç ya da az (birinci grup) cevabı vermiş ve %55'i orta ya da çok cevabı (ikinci grup) vermiştir. İkinci gruptaki kadınların King Sağlık anketi yaşam kalitesi bölümünün tüm alt boyutularından aldıkları puanlar, birinci gruptaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Üİ semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. SONUÇ: Kadınlarda inkontinans varlığının yaşam kalitesini orta düzeyde etkilediği, inkontinans semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: kadın; üriner inkontinans; yaşam kalitesi; semptom şiddeti
Öğrenci hemşirelerin kadına uygulanan şiddete ilişkin tutumları ve etkileyen faktörler
Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2015-2016 akademik yılında öğrenim gören öğrencilerin, kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı ve ilişkisel bir alan çalışmasıdır. Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2015-2016 akademik yılı güz döneminde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan toplam 1432 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 1086 kişi oluşturmuştur. Araştırmanın örnekleminin evreni temsil etme gücü %75.8 olarak bulunmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Veri Toplama Formu" ve "Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; frekans, yüzde, pearson ki-kare ve fisher'ın kesin ki-kare testi, One Way Anova ileri analizinde Dunnett's T3, Bonferroni ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma kapsamına alınan 1086 öğrencinin yaşları 17–28 arasında olup, yaş ortalamaları 20.99±1.54 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin %84.4'ünün kadın, %15.6'sının erkek olduğu, % 21.2'sinin 1.sınıf, %30.9'unun 2. sınıf, %29.6'sının 3.sınıf, 18.3'ünün ise 4. sınıf (intörn) öğrencisi oldukları bulunmuştur. Öğrencilerin %60.3'ünün annesinin ilköğretim, %21.8'inin ise lise düzeyinde eğitime sahip olduğu, babalarının ise %50.1'inin ilköğretim, % 30.5'inin lise, % 11.3'ü ise lisans düzeyinde eğitim aldıkları saptamıştır. Öğrencilerin %32.5'inin eğitim hayatları boyunca herhangi bir zamanda kadına yönelik şiddete ilişkin bir eğitim aldıkları, %67.5'inin ise hiçbir eğitim almadıkları saptanmıştır. Kadına yönelik şiddete ilişkin eğitim aldığını ifade eden öğrencilerin %46.5'i bu eğitimi lisede, %42.8'i lisans eğitimi esnasında, %4.5'i hem lisede hem de lisansta aldıkları saptanmıştır. Araştırma kapsamına aldığımız öğrencilerin %21.6'sı aile içi şiddete tanık olurken, %78.4'ü tanık olmadığı, %40.1'i yaşamları boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldığı, %59.9'u ise herhangi bir şiddete maruz kalmadıklarını bildirmişlerdir. Öğrencilerin Kadına Uygulanan Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 33.68±10.22'dir. Kadına Uygulanan Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği; "Ekonomik şiddet" alt grup puanı (11.49±4.72), "Duygusal, psikolojik, cinsel şiddet" alt grup puanı (11.82±4.53), "Meşrulaştırıcı mitler" alt grup puanı (4.50±2.07), "Neden açıklayıcı mitler" alt grup puanı (5.87±2.29) olarak bulunmuştur. Öğrencilerin birlikte yaşadıkları kişiler, ailelerinin en uzun süre yaşadığı bölge, öğrencilerin en uzun süre yaşadıkları bölge, aile tipleri, babalarının eğitim durumları, mezun oldukları lise, kadına yönelik şiddet eğitimi alma durumları, şiddet eğitimi almak isteme durumları, şiddet karşısında bildirim yapıp yapmama düşünceleri, bir arkadaşı veya tanıdığının şiddet yaşıyor olma durumunun mesleki yaklaşımına etkisi, yaşamlarında herhangi bir şiddete maruz kalma durumları ile öğrencilerin kadına uygulanan şiddete yönelik tutum ölçeği toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, öğrenci hemşirelerin yaklaşık beşte birinin aile içi şiddete tanık olduğu ve beşte ikisinin yaşamları boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldıkları saptanmıştır. Öğrenciler içerisinde de şiddete maruz kalma oranlarının azımsanmayacak kadar yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca, öğrenci hemşirelerin büyük çoğunluğunun daha önce şiddet konusunda eğitim almadıkları, ancak "Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği" puanlarının düşük olduğu, dolayısıyla şiddete yönelik çağdaş görüşe sahip olduklarını göstermektedir. Bu sonuçlar, öğrenci hemşirelerin şiddete yönelik olumlu tutuma sahip olduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler; kadına yönelik şiddet; öğrenci hemşireler; tutum
Prekanseröz servikal lezyon tanısı alan hastaların roy uyum modeline göre uyum durumlarının incelenmesi
Amaç: Prekanseröz servikal lezyon tanısı alan hastalar ve eşlerinin Roy Uyum Modeli ile uyumlu/uyumsuz davranışların incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, niteliksel araştırma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın kavramsal çerçevesini Roy Uyum Modeli oluşturmuştur. Veriler "Birey Tanılama Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini, prekanseröz servikal lezyonlu hastalar (n: 23) ve eşleri (n:5) oluşturmuştur. Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hastalar ve eşleri, roy uyum modelinin dört alanında da, uyumlu/uyumsuz davranışlar deneyimlemiştir. Prekanseröz servikal lezyonlu hastalar ve eşlerin Roy Uyum Modeli'ne göre Uyum grubunda; fizyolojik uyum alanı ile ilgili temalar "Kendini İyi Hissetme", "Önlem Alma", benlik kavramı alanı ile ilgili temalar; "Umut", "Kaderci Yaklaşım", rol fonksiyonu uyum alanı ile ilgili temalar; "Primer Rolleri Sürdürme", karşılıklı bağlılık uyum alanı ile ilgili temalar "Sosyal Destek Alma", Uyumsuzluk grubunda; fizyolojik uyum alanı ile ilgili "Zorlanma", benlik kavramı alanı ile ilgili temalar; "Kanser Algısı", "Korku", "Kendini Yargılama", "Cinsellik Algısı", rol fonksiyonu uyum alanı ile ilgili temalar; "Primer Rolleri sürdürememe", "Annelik Rolünde Bozulma", karşılıklı bağlılık uyum alanı ile ilgili temalar ise; "Eş İlişkilerinde Problem Yaşama", "Sosyal Destek Yetersizliği", "Sosyal İzolasyon", "Bilgi Gereksinimi", "Kadınlara Öneriler" olarak belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada Roy uyum modeline göre hastaların deneyimleri açıklanarak tanı sonrası uyum süreci ile ilgili önemli veriler elde edilmesini sağlamıştır. Prekanseröz servikal lezyon tanı ve tedavi sürecinde hastaların yanı sıra tüm aile bireylerinin özellikle eşlerin etkilendikleri ifade edilmiştir. Bu doğrultuda hastalara ve eşlerine tanı aşamasından itibaren sağlık profesyonellerinin bilgi ve destek sağlaması, bakım ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi hastalar ve eşlerinin birçok olumsuz deneyimlemelerini, uyumsuz davranışlarını önleyebilir ve bu sürecin daha olumlu bir şekilde yönetilmesini kolaylaştırabilir. Anahtar Sözcükler: Prekanseröz Servikal Lezyon, Hemşirelik, Roy Uyum Modeli, Nitel Araştırma.
Epizyotomi bakımında kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısına etkisi
Epizyotomi bakımında kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısına, yara iyileşmesine ve kadınların memnuniyetlerine etkisini incelemek amacıyla quasi randomize, kontrollü bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, 2015 Mayıs ve 2015 Eylül tarihleri arasında; Nazilli Devlet Hastanesi obstetri servisinde doğumda epizyotomi uygulanan, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmayı kabul eden 32 lavanta grubu, 31 buz grubu ve 33 kontrol grubu olmak üzere toplam 96 kadın ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak; hasta tanıtım formu, Visual Analog Skala (VAS), REEDA (Redness, Oedema, Ecchymosis, Discharge, Approximation) Skalası kullanılmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ki-kare, Kruskal Wallis test, Mann-Whitney U test ve Wilcoxon Signed Ranks test kullanılmıştır. Çalışma ve kontol grubu arasında uygulama sonrası perineal ağrı seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonuçlarına göre; doğum sonrası kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısını azalttığı ve iyileşmeyi hızlandırdığı bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda; doğum sonrası uygulanan lavanta yağı ve buz uygulmasının perineal ağrıyı azaltmakta ve dolayısıyla doğum sonrası dönemde yara iyişemesini hızlandırmaktadır. Dolayısıyla doğum sonrası uygulanan non-farmakolojik yöntemlerden lavanta yağı ve buz uygulaması sağlık personeli tarafından desteklenirse doğum sonu dönemde kadının yaşam kalitesini artırmada önemli bir yere sahip olacağı düşünülmektedir.
Jinekolojik kanserler farkındalık ölçeği'nin geliştirilmesi ve sosyal öğrenme kuramına dayandırılan planlı bir eğitim ile farkındalığın arttırılması
JİNEKOLOJİK KANSERLER FARKINDALIK ÖLÇEĞİ'NİN GELİŞTİRİLMESİ VE SOSYAL ÖĞRENME KURAMINA DAYANDIRILAN PLANLI BİR EĞİTİM İLE FARKINDALIĞIN ARTTIRILMASI Amaç: Bu araştırmanın amacı; Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği'nin (JİKFÖ) geliştirilmesi ve sosyal öğrenme kuramına dayandırılan planlı bir eğitim ile farkındalığın arttırılarak kadınlarda olumlu davranış değişikliğinin oluşmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. İlk aşamasında; kadınların jinekolojik kanserlere ilişkin farkındalıklarını belirlemek üzere bir ölçme aracı geliştirilmiştir. İkinci aşamasında ise; sosyal öğrenme kuramına göre yapılan eğitim ile jinekolojik kanserlere ilişkin farkındalığın arttırılmasına yönelik eğitim/müdahalesi yapılmıştır. Araştırma Tunceli il merkezinde bulunan üç Aile Sağlığı Merkezi'nde (1, 2, 3 nolu ASM) yürütülmüştür. Araştırmanın ilk aşaması 700 kadın, ikinci aşaması ise 50 kadınla tamamlanmıştır. Araştırmanın birinci ve ikinci aşamasında bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS 21.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasınada verilerin değerlendirilmesinde; Cronbach alpha analizi, açıklayıcı faktör analizi, test tekrar test analizi, Kaiser Mayer Olkin testi Madde–toplam korelasyonları, doğrulayıcı faktör analizi, sayı ve yüzde dağılımları hesaplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında; verilerin değerlendirilmesinde, yüzde, ortalama, standart sapma, kolmogorov-smirnov dağılım testi, bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmanın birinci aşamasında; Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeğinin cronbach alpha değeri 0.944 olarak bulunmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliğinin ortaya koymak için açıklayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Yapılan Barlett testi sonucunda (p=0.000<0.05) faktör analizine alınan değişkenler arasında ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Kaiser Mayer Olkin değeri 0.943>0.60 bulunmuş, faktör analizi uygulanması için örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu tespit edilmiştir. Faktör analizi sonucunda, değişkenler toplam açıklanan varyansı %60.53 olan dört faktör altında toplanmıştır. Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeğinin rutin kontrol ve ciddi hastalık algısı farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.979, açıklanan varyans değeri %36.566; jinekolojik kanser riskleri farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.843, açıklanan varyans değeri %10.191; jinekolojik kanserlerden korunma farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.778, açıklanan varyans değeri %7.962; jinekolojik kanserlerde erken tanı ve bilgi farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.708, açıklanan varyans değeri %5.811 olarak saptanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında; kadınların ön test ve son test JİKFÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sosyal öğrenme kuramına göre yapılan eğitim sonrasında kadınların, %62.0'sinin kadın hastalıkları doktoruna muayeneye gittiği; %92.0'sinin dış üreme organlarını kendi kendine muayene ettiği; %26.0'sının PAP-Smear yaptırdığı; kadınların hiçbirinin HPV aşısı yaptırmadığı; %14.3'ünün aile planlaması yöntem olarak prezervatif kullandığı ve %53.6'sının kullanmakta olduğu aile planlaması yöntemi için sağlık personelinden danışmanlık aldığı saptanmıştır. Sonuç: Geliştirilen Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Sosyal öğrenme kuramına dayalı yapılan eğitim ile kadınların; pap-smear yaptırma davranışı, düzenli kondom kullanma davranışı, kendi kendine vulva muayenesi yapma davranışı, jinekolojik kontrole gitme davranışı, kombine oral kontraseptif kullanımında danışmanlık alma davranışları artmıştır. Anahtar Kelimeler: Jinekolojik Kanser; Ölçek Geliştirme; Farkındalık; Pap-Smear; Sosyal Öğrenme Kuramı.
Doğurganlık sorunu envanterinin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışma,infertilite kaynaklı stresin ölçümünde kullanılan Doğurganlık Sorunu Envanteri(DSE) (Fertility Problem Inventory –FPI)'nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırma, Mayıs 2013- Kasım 2015 tarihleri arasında T. C. Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneler Birliği İzmir Kuzey Bölgesi Genel Sekreterliği Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek kliniğinde yapılmıştır. Tüp Bebek kliniğine tedavi için başvuran tüm çiftler araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uygun olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden çiftler örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada 250 kadın ve 250 erkek bireye ulaşılmıştır. Envanter katılımcılara verilerek cevaplamaları istenmiştir. Ayrıca test tekrar test güvenirliği için 20 kadın, 20 erkek bireye, envanter 15 gün sonra tekrar verilmiş ve tekrar cevaplamaları istenmiştir. Envanterin önce dil geçerliği çalışmaları yapılmıştır. Envanterin içerik geçerliğine yönelik uzman görüşlerinin analizi Kendall Uyuşum Katsayısı hesaplanarak yapılmış, uzmanların görüş birliğinde oldukları saptanmıştır (W= 0.355, p=0.000; p<0.001).Araştırmanın faktör analizi Principal Component faktör çıkarma ve Promax faktör döndürme ile yapılmış ve 5 faktörlü orijinal yapı kabul edilmiştir. Ancak alt ölçeklerde yer alan maddeler farklılık göstermiştir. Araştırma sonuncunda Doğurganlık Sorunu Envanterinin tüm katılımcılar için Cronbach Alpha değeri 0.883, kadın katılımcılar için 0.891, erkek katılımcılar için ise 0.870 bulunmuştur. Envanterin alt ölçeklerle korelasyonu incelendiğinde hepsi pozitif yönde ve anlamlı sonuçlar elde edilmiştir (p<0.001). Araştırmada zamana göre değişmezlik Test tekrar test güvenirliği ile hesaplanmış ve envanter genelinin Cronbach alpha değeri 0.926 hesaplanmıştır. Test - tekrar test korelasyon sonuçları pozitif yönde ve anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Araştırma sonucunda Doğurganlık Sorunu Envanterinin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olduğu belirlenmiştir. Envanter infertilite kaynaklı stresin ölçümünde hem kadın, hem de erkek bireyler için kullanılabilecektir.
Üriner inkontinanslı kadınlarda biyofeedbackli pelvik taban kas egzersizi eğitimi ile manyetik sandalyenin inkontinans ve yaşam kalitesine etkisi
ÖZET ÜRİNER İNKONTİNANSLI KADINLARDA BİYOFEEDBACKLİ PELVİK TABAN KAS EGZERSİZİ EĞİTİMİ İLE MANYETİK SANDALYENİN İNKONTİNANS VE YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ Araştırma, stres üriner inkontinanslı kadınlara elektromyelografik biyofeedbackle (EMG-BF) öğretilen pelvik taban kas egzersizi (PTKE) ve ekstrakorporeal manyetik innervasyonun (ExMI) Stres üriner inkontinans, cinsel fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla ön test-son test randomize kontrollü ve deneysel olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Eylül 2015- Eylül 2016 tarihleri arasında; Ege Üniversitesi Hastanesi ürojinekoloji polikliniğinde muayene olan SÜİ'li (n= 86) hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, Eylül 2015-2016 tarihleri arasında; SÜİ tanısı alan araştırmaya alınma kriterlerine uyan 70 hasta oluşturmuştur. İlk karşılaşmada bütün hastalara bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatılmış, olgu rapor formu, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği (I-QQL), kadın cinsel işlev ölçeği (FSFI) doldurulmuş, Q tip test, rezidü idrar volumü, bir saatlik ped testi uygulanmış, perineometre ve modifiye oxford skalası ile kas gücü ölçümü yapıldıktan sonra üç günlük mesane günlüğü hakkında bilgi verilerek evde uygulaması istenmiştir. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrılarak; her iki gruba da eğitim kitapçığı ile bilgi verilmiş, evde bu egzersizleri uygulamaları ve PTKE takip formuna işaretlemeleri istenmiş, buna ek olarak birinci gruba sekiz hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika EMG BF-PTKE uygulaması yapılmış, ikinci gruba sekiz hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika EMG BF -PTKE ve sonrasında 20 dakika ExMI uygulaması yapılmıştır. Sekizinci haftada; tüm hastalara I-QOL, FSFI doldurulmuş, Q tip test, rezidü idrar volumü, bir saatlik ped testi uygulanmış, perineometre ve modifiye oxford skalası ölçümü, üç günlük mesane günlüğü uygulamaları tekrarlanmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 15.0 paket programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken frekans, yüzde, sayı, ortalama, standart sapma, minimum-maximum değerleri ile çalışma ve kontrol grubu arasında homojenlik testi için demografik değişkenler ve diğer niteliksel-niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-Kare, t test, gruplararası karşılaştırılmalarda tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Normal dağılım göstermediği saptanan değişkenler parametrik olmayan analiz tekniği Brunner-Langer modeli ile incelenmiştir. Örneklem sayısını belirlemek ve araştırmanın güçlülüğünü ortaya koyabilmek için güç analizi yapılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. BF grubunun yaş ortalaması 51.539.00 (min:38-max:69) BF+Manyetik sandalye (BF+MS) grubunun 50.288.89 (min:30-max:66) olarak belirlenmiştir. BF grubundaki hastaların %42.3'ünün, BF+MS grubundaki hastaların %24'ünün ilkokul, BF grubundaki hastaların %65.4'ünün, BF+MS grubundaki hastaların %20'sinin çalışmadığı, BF grubundaki hastaların %61.5'inin, BF+MS grubundaki hastaların %40'ının gelirinin giderinden az olduğu, BF grubundaki hastaların %73.1'inin, BF+MS grubundaki hastaların %64'ünün şehir merkezinde yaşadığı bulunmuştur. Hastaların I-QQL ve FSFI'dan aldıkları puan ortalamalarına göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası puan ortalamaları açısından ölçümler arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Puan ortalamalarındaki artış hızı açısından grupların birbirine benzer olduğu belirlenmiştir. Her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında I-QQL ve FSFI puan ortalamalarında benzer oranda artış olduğu saptanmıştır. Hastaların modifiye oxford skalası, perineometre, Q tip test, rezidü idrar volümü, idrar yapma sayısı medyan değerlerine göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası ölçümler arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Medyan değerlerindeki artış hızı açısından grupların birbirine benzer olduğu belirlenmiştir. Her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında Modifiye Oxford Skalası, perineometre, Q tip test, rezidü idrar volümü, idrar yapma sayısı değerlerinde benzer oranda artış olduğu saptanmıştır. Hastaların ped testi ve idrar kaçırma sayısı medyan değerlerine göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası ölçümler arasındaki farkın anlamlı olduğu, BF+MS grubunun medyan değerlerindeki azalma hızının daha yüksek olduğu, her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında medyan değerlerinde benzer oranda azalma olduğu bulunmuştur. EMG BF-PTKE'nin 8 hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika uygulanmasının kadınların yaşam kalitesini ve cinsel fonksiyonlarını arttırdığı ve inkontinans şikayetlerini azalttığı ancak EMG BF-PTKE'ne ilave olarak ExMI'nın kullanılmasının yaşam kalitesi, cinsel fonksiyon ve inkontinans şikayetleri üzerine ilave bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Üriner inkontinans; Biyofeedback; Manyetik Sandalye; Yaşam Kalitesi; Cinsel İşlev
Stresli gebelerin stres yönetiminde yoga'ya ilişkin deneyimlerinin belirlenmesi
Amaç: Araştırma stresli gebelerin stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini ve yoganın stres algısına etkisini ortaya koymak amacıyla tasarlanmıştır. Araştırmada gebelerin stres düzeyleri Görsel Kıyaslama Ölçeğine (GKÖ) göre puan olarak belirlendikten sonra, yoga müdahalesinin stres algısına etkisini değerlendirmek ve eş zamanlı olarak da gebelerin yoga müdahalesinden önce ve sonra stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini görüşmelerle ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, stresli gebelerin stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini ve stres algısına etkisini ortaya koymak amacıyla 'karma desen' olarak yürütülmüştür. Araştırma grubu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniği ve T.C. Sağlık Bakanlığı İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniği'ne 1 Aralık 2015 ve 03 Haziran 2016 tarihleri arasında başvuran, okur yazar, 19-35 yaş arasında, 12.-28. gebelik haftasında, primipar ve GKÖ'ye göre stres algı puanı beş ve üzerinde olan gebelerden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak Stresli Gebelerin Stres Yönetiminde Yogaya İlişkin Deneyimlerinin Belirlenmesi Anket Formu, GKÖ ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu için örnek büyüklüğü hesaplanırken güç analizi yapılmış ve araştırmanın gücü %100 olarak belirlenmiştir. Nitel veri seti ise Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu eşliğinde yapılan birinci görüşme (21 gebenin ses kaydı) ve ikinci görüşme (15 gebenin ses kaydı)'den elde edilen veri setiyle tamamlanmıştır. Yoga uygulama grubundaki gebelere dört hafta süresince, haftada iki gün olacak şekilde stres algısını azaltmaya yönelik 60 dakika süren odaklanma, nefes, duruş ve gevşemeyi kapsayan yoga yaptırılmıştır. Yoga uygulamasının başında, ortasında ve sonunda olmak üzere üç ölçüm yapılmıştır. Kontrol grubundaki gebelere ise hiçbir müdahale yapılmamış, poliklinikteki görüşme ile birlikte ikişer hafta ara ile toplamda üç kez ölçüm yapılmıştır. Nicel veri çözümlemesinde SPSS 16.0 kullanılmıştır. Yoga uygulama grubu ve kontrol grubundaki gebelerin tanımlayıcı özellikleri yüzde dağılımlarıyla, ortalama değerler standart hataları ile birlikte verilmiştir. Yoga uygulama ve kontrol grubundaki gebelerin GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, GKÖ stres algı puan ortalamalarının arasındaki farkın karşılaştırılmasında Wilcoxon İşaretli Sıra değeri, grup içi GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Friedman Varyans Çözümlemesi, bağımsız değişkenler ile GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Kruskall Wallis Varyans Çözümlemesi kullanılmıştır. Yoga Uygulama ve Kontrol Grubundaki Gebelerin GKÖ stres algı ölçüm puan ortalamalarının bağımsız değişkenler ile ilişkisi Spearman Sıra Korelasyonu işlemi ile saptanmıştır. Anlamlılık için p değerinin 0.05'den düşük saptanması koşulu aranmıştır. Nitel araştırma veri analizinde kodlama, temaların ortaya çıkarılması, nitel verilerin sayısal analizi, bulguların görsel olarak sunulması gibi süreçlerde NVİVO 11.0 plus istatistik programı kullanılmıştır. Tümevarımcı yaklaşımla sistematik olarak yanıtlar satır satır incelenerek kategoriler oluşturulmuştur. Kodlamalar tamamlandıktan sonra tablolar, grafikler, harita ve modeller oluşturulmuştur. Bulgular: Yoga uygulama ve kontrol grubundaki gebelerin grup içi birinci, ikinci, üçüncü GKÖ stres algı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Yoga uygulama ve kontrol grubunun kendi içinde, birinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ile ikinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ve üçüncü GKÖ stres algısı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Benzer şekilde ikinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ile üçüncü GKÖ stres algısı puan ortalaması arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Yoga uygulaması öncesi gebelerin stresi fiziksel, psikososyal, bireysel ve toplumsal olmak üzere dört farklı tema üzerinden ifade ettikleri saptanmıştır. Yoga uygulaması sonrası yoganın etki durumu ana teması altında fiziksel etkilenme ve zihinsel etkilenme birinci alt temaları oluşturulmuştur. Yoganın fiziksel etkisini tanımlarken en sık kullanılan rahat, zihinsel olarak ise sıklıkla pozitif olmaya çalışma ifadeleri kullanılmıştır. Gebeler yoga uygulaması sonrası stresi tanımlarken sıklıkla stres algısında azalma ifadesini kullanmışlardır. Sonuç: Yoga uygulaması sonrası gebelerin stres algısı anlamlı olarak azalmıştır. Gebelerin sağlıklı ve rahat bir gebelik geçirdikleri saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre yoganın yoğun stres yaşayan gebeler için ve beraberinde sağlıklı bir doğum eylemine hazırlık için önemli bir müdahale olduğu düşünülmektedir. Araştırmadan elde edilen sonuç yoganın genelde kadın sağlığını geliştirdiği, özelde ise gebelerin stresini azalttığı yönündedir.
Gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma
Amaç: Çalışma gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisini saptamak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışma, bir üniversite hastanesinin Obstetri Polikliniği'ne I. trimester tarama testi sonuçlarının değerlendirilmesi için gelen, infertilite öyküsü ve yüksek riskli gebeliği olmayan, 20-35 yaş, primipar gebeler ile gerçekleştirilen randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Katılımcılar paralel karşılaştırma gruplarına tek merkez tarafından rasgele atanmıştır. Çalışmanın örnek seçim süreci CONSORT kriterlerine göre uygulanmış, çalışmanın uygulandığı merkezden tahsis edilen kayıtlara permütasyon yöntemi ile blok randomizasyon yapılmıştır. Veri toplama sürecinde körleme yöntemi uygulanamamış sadece veri analizinde uygulanmıştır. Çalışmaya uygunluğu değerlendirilen 430 gebeden 46'sı randomize edilmiş, kontrol grubu için 17, gebe masajı grubu için 13 gebenin verileri analiz edilmiştir. Çalışmanın gücünün %90-99 ve etki büyüklüğünün 0.52-1.89 arasında olduğu, gruplardaki örnek sayılarının yeterli olduğu saptanmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkeni gebe masajı uygulaması, bağımlı değişkenleri maternal ve fatal iyilik hali, gebenin genel iyilik hali algısı, prenatal bağlanma düzeyi, prenatal distres düzeyi, biyofizik profil (BFP) ve gebe masajı memnuniyet düzeyidir. Etik kurul ve kurum izinleri alındıktan sonra, araştırmacı gebe masajı eğitimlerini tamamlamış, gebelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamlarını aldıktan sonra çalışma uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Uygulamalar çalışma kapsamında oluşturulan masaj ofisinde gerçekleştirilmiştir. Rutin gebelik izlemleri devam eden gebelere; kontrol grubunda 30. ve 34. gebelik haftalarında elektronik fetal monitörizasyon (EFM), BFP, yaşamsal bulgular, fetal kalp atım hızı (FKH) değerlendirmesi yapılmış ve Gebe Tanıtım Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE), Prenatal Distres Ölçeği (PDÖ) uygulanmıştır. Gebe masajı grubunda 30-34. haftalar arası beş hafta boyunca her hafta, haftada bir kez, 60 dk derin doku ve İsveç masajı yöntemlerini içeren gebe masajı uygulanmıştır. Uygulamalar esnasında gebelere özgü tasarlanmış Yan Yatış Pozisyon Alma Sistemi kullanılmıştır. İlk görüşmede gebe masajı öncesi ve son görüşmede gebe masajı sonrası kontrol grubundaki gibi tüm formlar ve ölçümler uygulanmıştır. 31-33. gebelik haftalarında da masaj öncesi ve sonrası GKÖ ve diğer ölçüm verilerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca her gebe masajı sonrası Görsel Analog Hasta Tatmini Skalası (GAHTS) ile memnuniyet düzeyi ölçülmüştür. Çalışma sürecinde uygulamaya bağlı herhangi önemli bir yan etki oluşmamıştır. Veri toplama aşamasının tamamlanma kararı PASS programı ile yapılan güç analizi ile belirlenmiştir. Çalışma verilerinin çözümlenmesi ise SPSS 16 programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda; maternal ve fetal sağlık göstergelerinin kontrol ve gebe masajı grubunda ilk ve son görüşmelerde gruplar içi ve gruplar arası anlamlı olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın başlangıcında grupların sosyodemografik ve ölçek puanları açısından anlamlı olarak benzer oldukları saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın sonunda ölçek puanları açısından her iki grup arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05) ve kontrol grubunun ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları arasında anlamlı değişme olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Gebe masajı grubunda ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları değerlendirildiğinde gebenin genel iyilik halinin ve prenatal bağlanma düzeyinin anlamlı bir şekilde arttığı, prenatal distres düzeyinin anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05) ve BFP düzeyinin çalışma sürecinde anlamlı bir şekilde hep iyi düzeyde olduğu saptanmıştır (p>0.05). Ayrıca her gebe masajı öncesi ve sonrası gebenin genel iyilik halinin anlamlı olarak iyi yönde artış gösterdiği (p<0.05) ve gebelerin gebe masajından memnuniyetlerinin %99 olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmanın birincil sonucu gebe masajının fetusa ve gebeye zarar vermediği, kadınların genel iyilik halini belirgin bir şekilde arttırdığı, prenatal bağlanmayı arttırdığı ve prenatal distresi belirgin bir şekilde azalttığıdır. İkincil sonuçlar ise gebelerin ilk uygulamadan son uygulamaya kadar tüm masajlardan memnuniyetlerinin oldukça yüksek olduğudur. Bu uygulamanın bölgesel ya da tüm vücut masajı şeklinde doğuma hazırlık sınıfları ve gebe polikliniklerinde hizmet veren ebe ve hemşireler tarafından öğrenilerek rutin gebelik hizmetleri içinde verilmesi önerilmektedir. Hatta ebe ve hemşirelerin masaj merkezlerinde gebe masajı uygulamaları için istihdam edilme imkanlarının sağlanması, ülkemizde bu uygulamanın öncelikle oluşturulup sonra geliştirilmesi için çalışma bulgularından yola çıkılarak eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir. Gebe masajının yüksek riskli gebelik ve fetus üzerine etkisini saptamaya yönelik araştırmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Masaj terapi; Fetus; Prenatal; Distres; Ebe; Hemşire. Not: Araştırma Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında 16-ASYO-017 proje numarası ile desteklenmiştir.
Bakuba şehrinde acil servis hemşireleri arasında iş doyumunun değerlendirilmesi
Bu çalışmada Irak'ın Bakuba şehrinde acil serviste çalışan hemşirelerin iş doyumu değerlendirilmiştir. Araştırma evrenini Irak'ın Bakuba Valiliğinde hastanelerde çalışan, tüm hemşireler oluşturmuştur. Ayrıca, örnek toplamak için Job Descriptive Index (İş Tanımlayıcı İndeks) (JDI) , Job In General (Genel iş) (JIG) ve İş Doyum Ölçeği (JSS) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik paket programı ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonunda şu bulgular elde edilmiştir. JSS ölçeği ücret, terfi, idare, sosyal yardım ve haklar, çalışma prosedürleri, çalışma arkadaşları, işin doğası, iletişim alt boyutları cinsiyet, medeni durum, ailede çocuk varlığına, yaş, eğitim durumu, ve mesleki tecrübeye göre farklılık göstermemiştir. JSS (Toplam) Ölçeği cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiştir. JDI Ölçeği iş alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiştir. JDI Ücret Alt Boyutu cinsiyete göre farklılık göstermemiş, ancak yaş, eğitim durumu, ve mesleki tecrübeye göre farklılık göstermemiş, ancak medeni duruma göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği Terfi alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık farklılık göstermemiş ancak aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği Yönetim alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği İş Arkadaşları alt boyutunun cinsiyet, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, yaşa göre farklılık göstermiştir. JIG (Genel İş Tatmin Ölçeği) Ölçeğinin cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir.
Evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeylerinin ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeyleri ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak tasarlanmıştır. Araştırma Irak'ın Dhi Qar Valiliği, Al-Rifai İlçesi'ndeki birinci basamak sağlık merkezlerinde 01.04.2022-01.07.2022 tarihleri arasında 154 evli kadın ile yürütülmüştür. Kullanılacak anket maddelerinin anlaşılabilirliğini test etmek için dâhil edilme kriterlerine uyan 20 evli kadın ile ön uygulama yapılmıştır. Veri toplama işlemi araştırmacı tarafından yüz yüze yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kadınların %26'sı 30-34 yaş aralığında, %57,1'i lise mezunu, %58,4'ü ev hanımı, %53,2'sinin geliri gidere eşit, %48,1'i ilçede yaşamakta, %64,9'unun 1-5 arası sayıda çocuğa sahip, %48,1'inin 1-5 yıl arası evli oldukları tespit edilmiştir. Kadınların %65,6'sının aile planlaması yöntemi kullandığı ve aralarından %13,6'sının rahim içi araç, %38,3'ünün hap ve %11,7'sinin enjeksiyon yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim seviyesi, gelir arttıkça aile planlaması bilgi düzeyinin artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca ev hanımlarının çalışanlara, ilçede yaşayan kadınların şehir merkezinde yaşayanlara ve çocuk sayısı fazla olan kadınların diğerlerine göre aile planlaması hakkında daha az bilgiye sahip oldukları belirlenmiştir. (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, toplumun üreme sağlığı konusundaki bilgi seviyesini yükseltmek için aile planlaması ile ilgili yenilikçi, kapsamlı, eğitici programlar geliştirilmeli, bu programlara mümkün olduğunca çok kadının katılımının sağlanması hedeflenmelidir.
Irak'ın Diyala şehrinde yaşayan kadınların pap smear testi yaptırma durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Rahim ağzi kanseri, kadınlarda görülen kanserlerin gelişmemiş ülkelerde %15'ini, gelişmiş ülkelerde ise %3,6'sını oluşturmakta ve kanserin sebep olduğu kadın ölümlerinde de dördüncü sırada yer almaktadır. Araştırma, Diyala şehrindeki dört birinci basamak sağlık merkezlerine başvuran 367 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 28-37 yaş aralığında olan kadınların rahim ağzı kanseri duyarlılık düzeylerinin düşük, sağlık motivasyonlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Köyde yaşayan kadınların duyarlılık ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük bulunmuştur Geliri az olan kadınların engel ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük olarak tespit edilmiştir. 3 ve daha az çocuğa sahip kadınların sağlık motivasyonları daha yüksektir. Sağlık durumu çok iyi olanların duyarlılık düzeyleri düşük, sağlık motivasyonları yüksektir. Sonuç olarak kadınların pap smear testi yaptırma durumları birçok değişkene göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle kadınların pap smear testlerini yaptırmaları için gereken eğitim mutlaka kadınlara sağlanmalıdır.
Mülteci kadınların cinsel yaşam deneyimleri
Amaç: Bu çalışma mülteci kadınların cinsel yaşam deneyimlerini incelemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın türü nitel araştırma tasarımlarından fenomenolojik desendir. Araştırma 01.10.2022-01.11.2022 tarihleri arasında Mardin ilinde mültecilerin yaşadığı bir sahada yapıldı. Araştırma amaçlı rastgele örneklem yöntemiyle belirlenen 33 mülteci kadın ile yapıldı. Araştırma veri doygunluğuna ulaşıldıktan sonra sonlandırıldı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanıldı. Nitel veri değerlendirmesi kuramsal tematik analiz yaklaşımı ile yapıldı. Bulgular: Verilerin analizinde mülteci kadınların cinsel yaşam deneyimlerinde 5 ana tema ve 12 alt tema olduğu belirlendi. Bu temalar ilk cinsel deneyim zamanı, cinsel deneyim isteme durumu, evlilik içi zorla cinsel birliktelik yaşama nedeni, göçün cinsel yaşama etkisi ve cinsel sağlığı etkileyen faktörler şeklinde tanımlandı. Sonuç: Bu çalışmada sonuç olarak, mülteci kadınların göç sürecinde ve iltica ettikleri ülkede birçok zorluklara maruz kaldıkları, bu zorlukların cinsel yaşamlarını ve üreme sağlıklarını olumsuz etkilediği ve sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamadıkları saptandı. Kadın sağlığı hemşireleri, mülteci kadınların cinsel ve üreme sağlığını korumak, geliştirmek ve iyileştirmek için kadınların ihtiyaçlarını saptamalıdır, uygun girişimleri planlamalıdır ve uygulamalıdır. Anahtar Sözcükler: Cinsel Yaşam, Cinsel Sağlık, Mülteci Kadın, Üreme Sağlığı.
Sadece anne sütü ile besleme Sosyal Destek Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirlilik çalışması
Amaç: Bu araştırma Sadece Anne Sütü ile Besleme Sosyal Destek Ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini yapmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, metodolojik tipte tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırma, Dicle Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Poliklinikleri'ne başvuran ile emzirme odasını kullanan 320 emziren anne ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında 'Tanıtıcı Özellikler Veri Formu' ve 'Sadece Anne Sütü ile Besleme Sosyal Destek Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizler IBM SPSS 25 ve AMOS 23 programında gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Geçerlik analizi kapsamında, önce dil ve kapsam geçerliği sağlanmış,İngilizce-Türkçe çeviri ve geri çeviri yöntemiyle anlam benzerliği kontrol edilmiştir. Uzman görüşleriyle kapsam geçerliği test edilmiş ve KGİ = 0.95 ile ölçek bazında, madde bazındaki KGİ = 0.80-1 arasında değerler almıştır. Açıklayıcı Faktör Analizi sonucunda faktör yükleri 0.615 ile 0.905 arasında bulunmuştur. Ölçek, üç faktör altında toplanmış ve toplam varyansın %79,728'ini açıklamıştır. Ölçeğin genel Cronbach alfa değeri 0.947 iken, fiziksel alt boyutu 0.943, duygusal alt boyutu 0.915 ve bilgilendirme alt boyutu 0.942 olarak hesaplanmıştır. Ölçek toplam ortalama puanı 30,92±9,27 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin test-tekrar test güvenilirliği, 30 kişiye 4 hafta arayla yapılan ölçümlerle korelasyon katsayısı r=0.922, p<0.001 olarak bulunmuştur. İki yarıya bölme güvenirlik analizi sonucunda, birinci bölümün Cronbach alfa değeri 0.891, ikinci bölümün 0.932 olarak bulunmuş, iki bölüm arasındaki iç tutarlılık katsayısı 0.801 ve Spearman-Brown ile Guttman Split-Half katsayıları 0.889 olarak hesaplanmıştır. Uç değer analizi sonucunda veri setinde uç değere rastlanmamıştır. Son olarak, modelde yapılan iyileştirmelerle uyumu artıran kovaryanslar belirlenmiş ve yenilenen uyum indeksleri RMSEA = 0.072, GFI = 0.927, AGFI = 0.88, CFI = 0.975, χ² = 182.665 (p < 0.001) olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Sadece Anne Sütü ile Besleme Sosyal Destek Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliği oldukça yüksek bulunmuştur. Bu bulgular, ölçeğin Türk toplumunda yapılacak araştırmalarda kullanılmaya uygun olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Emzirme, sosyal destek, anne sütü, güvenirlik, geçerlik
Gernç kızlarda primer dismenore ve vücut kitle indeksi
Bu çalışma genç kızlarda primer dismenore ile vücut kitle indeksi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan araştırmanın örneklemini, İstanbul Üniversitesine bağlı Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi ve Bakırköy Sağlık Yüksekokulu?nda okuyan 366 genç kız oluşturmuştur. Veriler, soru formu ve genç kızların boy ve kilolarının araştırmacı tarafından ölçülmesiyle toplanmış, WHO?nun belirlediği kriterlere vücut kitle indeksileri zayıf, normal ve şişman olarak gruplandırılarak primer dismenore ile ilişkisi incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar, ki kare, t testi, korelasyon ve odds ratio kullanılmıştır. Genç kızların büyük çoğunluğu 18?24 yaşları (%97) arasında olup menarş yaşı yaklaşık 13?dür. %77?sinin menstrual siklusları düzenli olan genç kızlar yaklaşık 27 günde bir 6 gün süren menstrual kanama yaşamaktadır. Genç kızların %88,5?i zaman zaman ya da her zaman dismenore yaşadığını belirtmiştir. Aile üyelerinin %68,2?sinde dismenore sorunu vardır. Primer dismenore kriterlerine göre irdelendiğinde, genç kızların %64,2?sinin primer dismenore yaşadığı saptanmıştır. Primer dismenoreye sahip genç kızların %48,1?inin ağrısı, adetten önceki 24 saat içinde başlamakta ve %53,6?sının adet başladıktan sonra 24 saat içinde sona ermektedir. Primer dismenoresi olan genç kızların ağrılarının VAS?a göre değerlendirildiğinde %63,5?nin adet sırasında hissettikleri ağrı orta şiddetlidir. Genç kızların kiloları yaklaşık 58 kg, boyları 162 cm olup vücut kitle indeksi ise yaklaşık 22 kg/m²?dir. Genç kızlarda primer dismenore ile vücut kitle indeksi arasındaki ilişkiye bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir bağıntı olmadığı saptanmıştır (p=0.121 ve x²=4.220). Genç kızların kilo ve boyları ile primer dismenore görülme sıklığı karşılaştırıldığında, primer dismenoresi olanların olmayanlara göre 1 cm?den daha uzun oldukları ve aralarındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p=0.048). Genç kızlar vücut kitle indeksine göre, zayıf olanlar/olmayanlar, normal olanlar/olmayanlar ve şişman olanlar/olmayanlar olarak gruplandırılıp primer dismenore ile ilişkisine bakıldığında; zayıf olanların olmayanlara göre istatistiksel olarak daha fazla primer dismenore yaşadığı (p=0.028) saptanmıştır. Vücut kitle indeksinin 20?nin altında olması primer dismenore için bir risk faktörüdür. Buna göre irdelendiğinde vücut kitle indeksi 20 kg/m² altında olanların olmayanlara göre daha fazla oranda dismenore (p=0.010) ve primer dismenore (p=0.016) yaşadığı saptanmıştır. Hemşireler ve gençlere hizmet veren sağlık personeli dismenore/primer dismenorenin giderilmesinde farmakolojik ve nonfarmakolojik tedavi yöntemlerini bilmelidir. Ayrıca genç kızlar yeterli, dengeli beslenmenin ve uygun vücut kitle indeksine sahip olmanın, dismenore ile baş etmede önemi konusunda bilinçlendirilmelidir. Dismenore ve primer dismenore genç kızlarda yaygın bir sağlık sorunudur. Bu nedenle, ders kitaplarında ve medyada bu konu daha fazla yer almalıdır. Anahtar kelimeler; genç kızlar, primer dismenore, kilo, boy, vücut kitle indeksi.
Gebelikte sigara kullanımı, gebelikte sigara kullanımına anksiyetenin ve mutluluğun etkisinin incelenmesi
Araştırmanın amacı gebelikte sigara kullanımı, sigara kullanan gebelerin özellikleri, gebelikte sigara kullanımını etkileyen faktörler ve sigara kullanımına anksiyetenin ve mutluluğun etkisinin incelenmesidir. Araştırma kesitsel-analitik olarak tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 187 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu, Beck Anksiyete Ölçeği ve Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki kare, lojistik regresyon analizi, Kolmogorov-Smirnov, Mann-Whitney U testi ve ROC analizi kullanılmıştır. Kadınların sigara kullanma oranı gebelik öncesi %32,1 ve gebelikte %13,9 olarak bulunmuştur. Sigara kullanan gebelerin %42,3 lise mezunu, %73,1'i ev hanımı idi. Sigarayı bırakan gebelere nedenleri sorulduğunda en fazla oranda (%77,8) bebeğe zararlı olacağından bıraktıklarını belirtmişlerdir. Bırakma konusunda da hemşire tavsiye ve desteği almadıkları bulunmuştur. Resmi nikahlı olmaması, gebelerin taşınma durumu yaşaması gebelikte sigara, içmeyi artırmaktadır. Gebelik öncesi sigara kullanma ve içilen sigara sayısı ile gebelikte sigara kullanımı arasında yapılan istatistiksel analizde gruplar arası fark olduğu bulunmuştur. Eşinin ya da başka birinin gebe ile aynı ortamda sigara içmesi de gebenin sigara içmesini arttırdığı belirlenmiştir. Gebelerin anksiyete ölçek puanları ile gebelikte sigara kullanımı arasında yapılan istatistiksel analizde gruplar arası farkın olmadığı, fakat mutluluk ölçek puanları ile gebelikte sigara kullanımı arasında gruplar arası farkın anlamlı olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak mutluluğun, eşinin veya başka birinin gebenin yanında sigara içmesinin, gebelik öncesi sigara içmesinin, içilen sigara miktarının gebelikte sigara kullanmayı etkilediği belirlenmiştir. Hem gebenin hem de eşinin ve çevresinin gebelikte sigarayı bırakma konusunda eğitime gereksinimleri olduğu düşünülmektedir. Ayrıca çalışmada hemşireler tarafından gebelerin sigarayı bırakma konusunda desteklenmediği görülmüştür. Bu konuda da sağlık profesyonellerinin farkındalıklarının arttırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sigara içme, gebelik, mutluluk, anksiyete
Doğum sonrası yorgunluğun annenin özbakım gücü ile ilişkisi
Amaç: Araştırmanın amacı kadınların doğum sonrası ikinci ayında görülen yorgunluk düzeyi ile öz-bakım gücü arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Araştırma analitik-kesitsel olarak gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 313 doğum sonrası kadın ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri kadınların tanıtıcı, obstetrik, doğum ve doğum sonrası dönem özelliklerinin sorgulandığı kişisel bilgi formu, Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası, Öz-bakım Gücü Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t-testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamındaki kadınların yaş ortalaması 25,36±3,67 (aralık: 18-35)'dir. Kadınların %52,1'i gelir düzeylerini düşük olarak algıladıklarını bildirmişlerdir. Kadınların %14,1'inin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. Kadınların %87,5'inin çekirdek ailede yaşadığı, %77,3'lük kısmının çalışmamakta ve %31'inin de sağlık güvencesinin bulunmadığı görülmüştür. Kadınların YİGBS puanı ile düşük gelir düzeyi EDPS puanı arasında pozitif ilişki, ÖBGÖ puanı ile ev işlerinde ve bebek bakımında destek olan birinin yokluğu arasında negatif ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmada doğum sonrası yaşanılan yorgunluğun annenin öz-bakım gücünü olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar ile öz-bakım gücü arasındaki ilişki değerlendirilebilir, kadının yorgunluk ile baş etme yöntemleri geliştirmesine yardımcı olunabilir, doğum öncesi ve doğum sonrası bakım hizmetlerinin planlanması ve sunumunda kullanılması ile anne/bebek sağlığının gelişimine, korunmasına, desteklenmesine katkı sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Doğum sonrası, yorgunluk, anne sağlığı, hemşirelik/ebelik bakımı, hemşire/ebe
İstanbul ilinde gebelikte fekal inkontinans sıklığı ve ilişkili faktörler
Bu çalışmanın amacı ülkemizde gebelik döneminde sağlık ekibi tarafından ihmal edilen bir konu olan fekal inkontinans sıklığının ve risk faktörlerinin belirlenmesi ile koruma/önleme, tedavi ve bakıma ilişkin veri tabanı oluşturmasına katkı sağlanmasıdır. İstanbul ilinde yaşayan gebeleri temsil edecek bir prevalans ve risk belirleme çalışmasıdır(n=1140). Çalışmada gebelik süresince dışkılama ve gaz problemleri nedeniyle duygusal/ psikososyal değişiklik ifade edenlerin %5,4 (n=62) olduğu görülmüştür. Gebelik süresince dışkılamaya engel olamama ya da kazara dışkılama varlığı ifade edenlerin %0,7'si (n=8) olduğu görülmüştür. Gebelik süresince dışkılama veya gaz problemleri nedeniyle sosyal hayatta sorun varlığı ifade edenlerin %11,1'i (n=127) olduğu görülmüştür. Wexner Kontinans Değerlendirme Skalası Toplam Puanı "5 puandan az" arasında bulunan %88,2 oranında (n=1005), "5 puan ve üzeri" aralığında olanlar ise %1,8 (n=135) oranında olduğu bulunmuştur. Çalışma sonucunda; daha önce doğum yapmış olma, sosyo ekonomik düzeyin düşük olması, önceki doğum hikayesinin normal vajinal doğum olması, müdahale hikayesi ve hemoroid veya anal fissür varlığının fekal (anal) inkontinans görülme olasılığını arttırdığı bulunmuştur. Çalışmamızda fekal inkontinans görülme sıklığını hemoroid /anal fissür varlığı 30,511 kat; gebelikte alınan kilonun 13kg'nin üzerinde olması 1,847 kat arttırırken; eğitim düzeyinin lise altında olmasının 0,464 kat ve üriner inkontinans problemi varlığının eşlik ettiği durumda 0,142 kat oranında azalttığı görülmektedir.
Gebelerde düşme riski ölçeğinin geliştirilmesi
Araştırma gebelerin düşme riskini belirlemek amacıyla Gebelerde Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği geliştirmek için planlandı. Araştırma, metadolojik bir çalışma olup, Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Gebe Polikliniği'nde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Kasım 2016-Kasım 2017 tarihleri arasında polikliniğe başvuran bütün gebeler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü I. trimesterden 105, II. trimesterden 210, III. trimesterden 320 gebe (toplam 630) oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak; gebeyi tanımaya yönelik 10 sorudan oluşan Gebe Bilgi Formu ve çalışma sırasında geliştirilen Gebelerde Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği kullanıldı. Ölçek geliştirme sürecinde; önce 63 soruluk madde havuzu taslağı oluşturularak 10 uzman görüşüne sunuldu. Yapılan kapsam geçerlilik içerik analizi sonucu maddelerin ortalaması 0,95 geçerlilik iyi bulundu ve uzmanların önerileri doğrultusunda ölçek madde sayısı 42 ye düşürüldü. Bu taslağın 30 kişiye pilot çalışması uygulanarak ölçeğe son şekli verildi. Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0,604 orta düzeyde güvenilir bulundu. Ölçekle ilgili CART ve QUEST algoritmasının gebelerin düşme durumlarını tahmin etmek için son derece başarılı bir model olduğu görüldü. Sonuç olarak gebelerin düşme riskini belirlemek amacıyla 42 maddeden oluşan Gebelerde düşme riski değerlendirme ölçeği geliştirildi ve ölçeğin gebelerin düşme risklerini belirlemede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Gebe, düĢme, risk, ölçek geliĢtirme, travma
Menopoz dönemindeki kadınların yaşadıkları deneyimlerin geçiş teorisine göre incelenmesi
Araştırma, kadınların menopoza geçiş deneyimlerini, bununla ilişkili duygu, düşünce ve davranışlarını geçiş teorisine göre derinlemesine görüşmeler ile ortaya koymak amacıyla fenomenolojik (olgu bilimi) niteliksel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, amaçlı örneklem yöntemi ile belirlenen Nisan - Temmuz 2014 tarihleri arasında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran menopoz dönemindeki 13 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; Birey Tanılama Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Veri toplama yöntemi olarak; ortalama yarım saat süren yüz yüze derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış ve görüşmeler ses kayıt cihazına kaydedilmiştir. Kayıtlar bilgisayar ortamında yazılı döküm haline getirilmiş, veriler kodlanıp temalara göre sınıflandırılmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 'Geçiş Özellikleri' grubu içerisinde; farkındalık, paylaşma/bilgi arama, fiziksel değişim ve farklılık, psikolojik değişim ve farklılık, sosyal değişim ve farklılık olmak üzere beş ana tema; 'Geçiş Koşulları; kolaylaştıran, önleyen' grubu içerisinde etkileyen faktörler; 'Yanıt Şekilleri' grubu içerisinde sürece ilişkin ve sonuca ilişkin, 'Terapötik Hemşirelik' grubu içerisinde danışmanlık alma isteği ana teması elde edilmiştir.Araştırmada kadınların menopoza yönelik bilgi edinmek için doktora başvurdukları, çevreyle ve aileyle bu deneyimi paylaştıkları, internet/kitap gibi materyalleri kullandıkları, bu dönemde başlıca vazomotor semptomlar olmak üzere fiziksel, psikolojik ve sosyal değişim ve farklılıklar yaşadıkları saptanmıştır. Kadınlar için menopozun rahatlık, zorluk, yaşlılığa geçiş gibi anlamlar ifade ettiği saptanmıştır. Çalışmada kadınların aile üyelerine bakım verme ya da ailevi ve ekonomik sorunlar sebebiyle menopoza odaklanamadıkları, bu süreçte üzüntü, özgüven duyguları yaşadıkları ve başetme yöntemleri geliştirdikleri, dönem sonunda ise kabullenme ve olgunlaşma hissettikleri saptanmıştır.
Gestasyonel diyabetli gebelerin öz-bakım gücünün ve sosyal desteklerinin değerlendirilmesi
Araştırma gestasyonel diyabetli gebelerin öz-bakım gücünü ve sosyal destek düzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Araştırma; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ağustos 2012- Ocak 2013 tarihlerinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda gestasyonel diyabet tanısı alıp yatan 71 gebe oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında, ilgili literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından geliştirilen "Gebe Tanıtım Formu" (Ek 1), "Öz-Bakım Gücü Ölçeği" (Ek 2) ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin Gözden Geçirilmiş Formu" (Ek 3) kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (Ortalama, Standart Sapma, Medyan, Frekans, Oran, Minimum, Maksimum), Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Parametreler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde de Spearman's Korelasyon Analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Değerlendirmede şu sonuçlar elde edilmiştir: Olguların Öz-bakım gücü ölçeği puanları 66 ile 140 puan arasında değişmekte olup, ortalama 127.74±10.81 puandır. Olguların Sosyal Destek toplam puanları 36 ile 84 puan arasında değişmekte olup, ortalama 66±15.32 puandır. Sosyal destek alt boyut puanları 4 ile 28 puan arasında değişmekte olup, ortalamaları aile desteği için 27.21±3.16, arkadaş desteği için 23.08±7.42, özel insan desteği için 15.7±10.64 olarak bulmuştur. Gebelerin yaş ortalamasının 31.38±5.13 olduğu saptanmıştır. Gebelerin %49.3'ünün ilköğretim mezunu, %66.2'sinin çalışmadığı, %88.7'sinin planlayarak gebe kaldığı, %95.8'inin kendi bakımını kendi sağlayabildiği, %40.8'inin gebeliğinde en çok eşi ve ailesinin yardım ettiği, %88.7'sinin daha önceki gebeliklerinde diyabet tanısı almadığı, şimdiki şekerleri değerlendirildiğinde % 64.8'inin şeker düzeylerinin regüle olduğu belirlenmiştir. Gebelerin eşlerinin eğitim durumlarına göre olguların sosyal destek ölçeği toplam puanı ve özel insan desteği puanları anlamlı derecede farklılık göstermekte, eğitim durumu arttıkça sosyal destek puanı da artmaktadır. Çalışma durumlarına göre gebelerin sosyal destek, arkadaş desteği ve özel insan desteği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptanmış (p<0.05), çalışan gebelerin puanları daha yüksek bulunmuştur. Eşlerin mesleklerine göre gebelerin sosyal destek ölçeği özel insan puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmış (p<0.05), diğer meslek grubunda olanların puanları daha yüksek bulunmuştur. Bakıma yardımcı kişilerin varlığında öz-bakım gücü ve aile desteği ölçeği skorları anlamlı derecede artmaktadır. Aile desteği artarken öz-bakım gücünün de arttığı pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı zayıf bir ilişki saptanmıştır. Gestasyonel diyabetli gebelerin günlük aktivitelerini ve kendi bakımlarını maksimum seviyede gerçekleştirebilmeleri açısından, hemşirelerin öz-bakım gücünün önemi konusunda bilgi sahibi olmaları ve gebelere öz-bakımın nasıl yapılacağı konusunda eğitim vermeleri gerekmektedir. Sağlık çalışanları gebelik dönemindeki kontrollerde sadece bebeğin durumunu değil annenin de ruhsal durumunu değerlendirmeli, anneyi etkileyen ve etkileyebilecek durumlarla nasıl başa çıkabileceklerini ve destek sistemlerini arttırmaya ve kaliteli olmasına yönelik çalışmalarda bulunmalıdırlar. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabet; öz-bakım gücü; sosyal destek.
Riskli gebelerde gebeliğe uyumun ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Riskli gebelerde gebeliğe uyum ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi postpartum dönemde gebelikte karşılaşılacak problemlerin giderilmesinde ve önlenmesinde yol gösterilecektir. Bu tanımlayıcı ve kesitsel araştırma, riskli gebelerin gebeliğe uyumunu ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni; İzmir Kamu Hastaneler Birliği Güney Sekreterliği Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doğum Servisi'nde ve İzmir Kamu Hastaneler Birliği Kuzey Sekreterliği Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Perinatoloji Servisi'nde tedavi gören riskli gebelerden oluşmaktadır (N: 2235) Araştırmanın örneklemi; belirtilen hastanelerdeki bir önceki yıla ait riskli gebe sayısı göze alınarak Evreni Bilinen Örneklem Formülü ile belirlenen 479 riskli gebeden oluşmuşturAraştırma verileri; Mart 2014- Mart 2015 tarihlerinde toplanmıştır. Araştırma kapsamına, izinli hastanelerde riskli gebelik tanısı ile tedavi gören ve herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan, Türkçe konuşan, araştırmaya katılmaya gönüllü gebeler alınmıştır. Veri toplama aracı olarak; Gebe Tanılama Formu, Prenatal Kendini Değerlendirme Formu (PKDÖ) ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizi, bilgisayarda Statistical Package for Social Science (SPSS) 16.0 paket programında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak verilerin analizinde; sayı, yüzde, Student t test, Varyans analizi, Mann Whitney U analizi, Kruskal Wallis Varyans analizi ve Korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, riskli gebelerde, gebenin tedavi gördüğü hastane, yaşı, eğitim durumu, çalışma durumu, medeni durumu, eşin eğitim durumu ve çalışma durumu, medeni durumu, evlilik yılı, sosyal güvence varlığı, aile tipi, gelir durumu, gebelerin eşlerinin eğitim durumu, eşlerin çalışma durumu, eşlerin gebeliğe karşı tutumu, gebelik sayısı, doğum sayısı, gebeliğin planlı olması, gebelik haftası, önceki gebelik problemi, kronik hastalığının olup olmaması ve prenatal bağlanma ile PKDÖ ve alt ölçekleri puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmada PKDÖ ve PBE arasında yapılan korelasyon analizinde; iki ölçek arasında negatif yönde düşük bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=- 0,457, p<0.05). Bu bulguya göre, PKDÖ puanı azaldıkça PBE puanı artmaktadır. Buna göre, gebeliğe uyum arttıkça, bağlanma da artmaktadır. Bu çalışmanın sonucunda; riskli gebelerde gebeliğe uyumu birçok faktörün etkilendiği bulunmuştur. Hemşireler, riskli gebelerde gebeliğe uyumu arttırarak, gebelik ve doğum sonrasında oluşan problemlerin azalmasını sağlayabilirler. Anahtar kelimeler; Gebeliğe uyum, Bağlanma, Prenatal kendini değerlendirme