Fırat University
Discipline

Family Medicine

Fırat University

892

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nondiyabetik hasta popülasyonunda HbA1c değerinin ve koroner arter hastalığı tanısının korelasyonu

Amaç: Koroner arter hastalığı tüm dünyada en önde gelen morbidite ve mortalite nedenleri arasında sayılmaktadır. Koroner hastalıklar açısından koruyucu hekimliğin temelinde ise hastaların daha sağlıklı ve uzun yaşam sürelerinin daha düşük maliyetler ile sağlanabilmesi yatmaktadır. Bu sebeple koruyucu hekimlik görevinde koroner arter hastalığı riskinin belirlenebilmesine olanak sağlayacak biyokimyasal belirteçlere ihtiyaç vardır. Bizim çalışmamız HbA1c'nin koroner arter hastalığının öngörülmesinde kullanılabilirliğini sorgulamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2016 ve Haziran 2018 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kardiyoloji polikliniklerine başvuru yapan ve çeşitli nedenlerle anjiografi endikasyonu konulan hastalar retrospektif olarak taranmıştır. Bilinen diyabet hastalığı olanlar veya HbA1c değeri 6,5 ve üzerinde olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Toplam 247 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Yaş aralığı 30-90 olarak belirlenmiştir. Darlık gruplarına göre karşılaştırmalı HbA1c verileri elde edilmiş ve istatistiksel anlamlılık aranmıştır. İstatistiksel analizler için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 (Kaysville, Utah, USA) programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Student t Test, Oneway Anova Test, Bonferroni test, Kruskal Wallis test ve Bonferroni-Dunn test kullanılmıştır. Stenoz pozitifliği üzerine etki eden risk faktörlerinin incelenmesinde Lojistik Regresyon analizi (Backward Stepwise) kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Pearson Ki-Kare testi ve Fisher- Freeman-Halton testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Herhangi bir koroner arterde darlığı olmayan 120 hasta, sadece bir koroner arterde >%50 darlık tespit edilmiş 56 hasta, birden fazla koroner arterde >%50 darlık tespit edilmiş 71 hasta çalışmaya alınmıştır. Stenoz derecesine göre HbA1c ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Anlamlı farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını saptamak için yapılan ikili karşılaştırmalar sonucu; stenoz derecesi multiple >%50 olan grubun HbA1c ölçümleri, stenoz derecesi <%50 olan (p=0,001) ve stenoz derecesi single >%50 olan (p=0,001) gruplardan yüksek bulunmuştur (p<0,01). HbA1c düzeyi 5,7-6,5 olan olgularda stenoz (+) oranı, HbA1c düzeyi <5,69 olan olgulardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). HbA1c düzeyinin 5,7-6,5 olması stenoz görülme riskini 6,260 katına çıkartmaktadır. HbA1c için ODDS oranı 6,260 (%95 CI: 3,160- 12,401)'dir. Stenoz pozitifliğine göre HbA1c için cut off noktası 5,6 ve üzeri olarak saptanmıştır. Yapılan regresyon analizinde de HbA1c koroner arter hastalığı için ağımsız bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmıştır. HbA1c ölçümlerindeki bir birimlik artış stenoz pozitif olma riskini 12,424 katına (%95 CI: 5,990-25,767) çıkartmaktadır. Sonuç: Yaptığımız geriye yönelik gözlemsel çalışmada diyabetik olmayan bireylerde HbA1c'nin koroner arter hastalığını belirlemede ve hastalığın şiddetini göstermede bağımsız bir belirteç olarak kullanılabileceğini gösterdik. Bu sonucun koruyucu hekimlikte, hangi hastaların risk altında olduğu veya koruyucu sağlık işlemlerine alınması gerektiğini göstermesi açısından bize fikir verebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Nondiyabetik, HbA1c, koroner arter hastalığı

BiyobelirteçlerHemoglobin A-glikolizeKalp hastalıkları+2
Yıldız Kayalı
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ABO kan grubu ile COVID-19 arasındaki ilişki

Amaç: Çin'in Wuhan Şehrinde, 31 Aralık 2019'da etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarının bildirilmesiyle başlayan ve kitlesel olarak yaşam tarzını değiştirip, çok sayıda ölüme sebep olan Covid-19 pandemisi tüm dünyada etkisini sürdürmeye devam etmektedir. Ülkemizde ilk Covid-19 vakası 11 Mart 2020'de saptanmış ve vaka sayıları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artış göstermiştir. Covid-19 hastalık şiddetinde ve SARS-CoV-2 bulaşıcılığında etkili faktörlerle ilgili bulgular literatüre eklenmeye devam etmektedir. Covid-19 hastalığına yatkınlıkla herhangi bir biyolojik belirteç arasında henüz bir ilişki kurulamamıştır. Kan grubu antijenlerinin ekspresyonundaki farklılıklar enfeksiyonlara karşı konak duyarlılığını etkileyebilir ve kan grupları doğrudan bir reseptör ya da koreseptör olarak enfeksiyona neden olabilir. Bizim çalışmamız da ABO kan grubunun Covid-19 ile ilişkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'ne 01.03.2020-30.06.2020 tarihleri arasında başvuran ve PCR testi ile "Kesin Covid-19" tanısı almış hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Hastaların yaş, cinsiyet, kan grupları, laboratuvar bulguları, Toraks BT bulguları, eşlik eden kronik hastalıklarına ek olarak hastane yatış sürelerindeki klinik seyirleri incelenerek kaydedilen Satürasyon düşüklüğü, Ateş yüksekliği, YBÜ ihtiyacı oluşup oluşmadığı ve tedavi sonucunda hayatta kalma durumları incelenmiştir. İstanbul ilinin kan grubu dağılımını temsil ettiği düşünülen, 2020 yılında 136.231 kişi ile yapılan bir çalışma referans alınarak kontrol grubu oluşturulmuştur. Kan gruplarının Covid-19 hastalığı ile ilişkisi incelenmiş ve istatistiksel anlamlılığı araştırılmıştır. İstatistiksel analizler "IBM® SPSS© 24 yazılımı" kullanılarak yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Man Whitney U, Ki-kare testleri, Kruskal-Wallis Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve İkili Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan bireylerin kan grubu dağılımı referans değerlerle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p<0,05) ve A kan grubu Covid-19 hasta bireyler arasında en sık gözlenen grup, AB kan grubu ise en az gözlenen grup olarak bulundu. Çalışmamızda O kan grubuna sahip bireylerin %6'sında YBÜ yatışı ihtiyacı gözlemledik ve kan grupları arasında en az YBÜ ihtiyacı oluşma riskini O kan grubunda saptadık. Ayrıca YBÜ yatışları açısından O/NonO karşılaştırmasında da O kan grubunda daha az YBÜ yatışı olduğunu ve bu xv farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğunu tespit ettik (p<0,05). Satürasyon düşüklüğü açısından kan gruplarının (A, B, AB, O) kıyaslanmasında fark bulamasak da O/NonO grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit ettik (p<0,05). O kan grubunda daha az satürasyon düşüklüğü gözlemledik. İkili lojistik regresyon analizinde ABO kan gruplarının (A kan grubu referans alınarak) YBÜ yatışı ve taburculuk/ölüm üzerindeki etkilerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit etmedik (p>0,05). Sonuç: ABO kan grubunun, SARS-Cov-2 bulaşıcılığında ve Covid-19 hastalık şiddetinde rolünün ortaya koyulması için ek çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte biriken kanıtlar, ABO kan grubunun Covid-19 hastaları arasındaki bulaşıcılığı belirlemede ve hastalığın şiddetini göstermede bir belirteç olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Ancak Covid-19'un seyrinde kronik hastalıkların, yaş gibi kişiye özel faktörlerin ve uygun tıbbı bakıma zamanında erişmenin, bulaşıcılıkta rolü olan davranışsal değişikliklerin etkisinin daha baskın olduğu ve ABO kan gruplarının ikincil rol üstlendiğini düşünmekteyiz. ABO kan grubu ile Covid-19 ilişkisi, koruyucu hekimliğin en temel uygulamalarından birisi olan aşılamadaki stratejilerin belirlenmesinde yol gösterici olabilir ancak bu ilişkinin daha kapsamlı çalışmalarla aydınlatılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Hastalığı, SARS-CoV-2, ABO Kan Grubu

ABO kan grup sistemiCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+3
Gizem Karagözlü
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lipid profili ile COVİD-19 arasındaki ilişki

Amaç: İlk olarak Çin'in Wuhan bölgesinde tespit edilen ve ardından hızlıca tüm dünyayı etkisi altına alarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilmesine sebep olan COVİD-19, halihazırda birçok ülke için ciddi bir sağlık sorunudur. Çalışmamız Covid-19 hastalarında lipid profillerini değerlendirerek, diğer laboratuvar parametreleriyle olan ilişkisini ve bunların prognoza etkisini göstermeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Covid-19 enfeksiyonunun Türkiye'de ilk tanı konulduğu 11 Mart 2020 ile Haziran 2020 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatarak tedavi gören, PCR sonucu pozitif olan hastalar alınarak retrospektif şekilde hazırlanmıştır. Çalışmamızda hastaların ilk yatışı esnasında alınan anamnez bilgileri, vital bulguları, laboratuvar parametreleri ve BT bulguları retrospektif olarak incelenmiş, çalışmamıza uygun parametreleri içermeyen hastalar çalışmadan çıkarılmıştır. Ayrıca hastaların takipleri sonucu taburculuk durumları, yoğun bakım ünitesi ihtiyacı olup olmadığı da çalışmaya eklenmiştir. İstatistiksel analiz için SPSS (versiyon 21) yazılımı kullanılmıştır. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğuna Kolmogrov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri ile Q-Q plot ve histogram grafikleri ile bakıldı. Analiz sonucunda normal dağılan değişkenler ortalama ± standart sapma ile normal dağılmayanlar ortanca (minimum- maksimum) olarak gösterildi. Kategorik veriler frekans (yüzde) ile gösterildi. Sürekli verilerde iki grup karşılaştırmaları veriler normal dağıldığında Bağımsız örneklem t testi, normal dağılmadığında Mann Whitney U testi ile, üç grup karşılaştırması normal dağıldığında Tek Yönlü Varyans Analizi testi, normal dağılmadığında Kruskal Wallis testi ile yapıldı. Kategorik veriler Fisher'in kesinlik testi ile karşılaştırıldı. Sürekli veriler arası ilişki, veriler normal dağılmadığı için Spearman korelasyon ile bakıldı. Anlamlılık için p<0,05 değeri kabul edildi. Bulgular: Çalışmada incelenen 147 hastanın 67 (%45,6)'si kadın, 80 (%54,4)'i erkekti. Hastaların yaş aralığı 19 ile 88 arasında, yaş ortalaması 53,7  15,9 olarak saptandı. Tüm hastaların lipid profilleri incelendiğinde; total kolesterol değeri en düşük 86 mg/dl iken en yüksek 297 mg/dl ve ortalaması 167,11  39,21 mg/dl olarak saptandı. Trigliserit değeri en düşük 45 mg/dl iken en yüksek 393 mg/dl ve ortalaması 126,57  66,69 mg/dl olarak belirlendi. LDL değeri en düşük 42 mg/dl iken en yüksek 269,1 mg/dl ve ortalaması 111,0  38,51 mg/dl olarak hesaplandı. HDL değeri en düşük 18,8 mg/dl iken en yüksek 76 mg/dl ve ortalaması 40,67  12,32 mg/dl olarak hesaplandı. HDL değeri ortalamaları sırasıyla; steroid tedavisi alan hastalarda 32,48  6,66 mg/dl, steroid tedavisi almayan hastalarda 40,67  12,58 mg/dl'idi. Bulunan fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,001). HDL medyan değerleri sırasıyla; oksijen tedavisi alan hastalarda 42 (18,8-76) mg/dl, oksijen tedavisi almayan hastalarda 32,9 (20,4-62,8) mg/dl idi. Bulunan fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,027). Trigliserid değeri ile CRP ve hastane yatış süresi arasında pozitif korelasyon bulundu. Trigliserit ile CRP r=0,178 (p<0,05) çok zayıf ilişkili, trigliserit ile hastane yatış süresi r=0,276 (p<0,01) zayıf ilişkili bulundu. HDL değeri ile CRP, prokalsitonin, ferritin, LDH ve hastanede yatış süresi arasında negatif yönlü korelasyon tespit edildi. HDL ile CRP r=-0,263 (p<0,01) zayıf ilişkili, HDL ile prokalsitonin r=-0, 245 (p<0,01) çok zayıf ilişkili, HDL ile ferritin r=-0,351 (p<0,01) zayıf ilişkili, HDL ile LDH r=-0, 253 (p<0,01) çok zayıf ilişkili ve HDL ile hastane yatış süresi r=-0, 301 (p<0,01) zayıf ilişkili olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda lipid parametrelerinden HDL kolesterol değerleri ile CRP, prokalsitonin, ferritin ve LDH arasında negatif kolerasyon saptanmıştır. Negatif korelasyon saptanan CRP, prokalsitonin, ferritin ve LDH değerlerinin yüksekliğinin genellikle Covid-19'un kötü prognozuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle HDL'nin düşük değerlerinin kötü prognozu tahmin açısından fikir verebileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Covid-19, HDL, CRP, Prokalsitonin, LDH

C reaktif proteinCOVID 19HDL+4
Mert Çeliktaş
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite indekslerinin insülin direnci ile olan ilişkisinin incelenmesi

Amaç: İnsülin direnci (İD), kompansatuar hiperinsülinemi ve β hücre disfonksiyonu gelişmesinin ardından diyabete ilerleyebilen klinik açıdan anlamlı bir anormalliktir. İnsulin direnci açısından yüksek riske sahip kişilerin erken tespiti, insulin direncinin erken tanısı ve tedavisi, diyabeti ve komplikasyonlarını önlemenin bir yolu olabilir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında laboratuvar tetkikleri oldukça sınırlıdır. Biz de çalışmamızda sınırlı laboratuvar tetkik imkanları bulunan birinci basamakta İD'yi öngörebilmek ve DM gelişmesini önleyerek hastayı diyabetin komplikasyonlarından korumak, buna bağlı mortalite ve morbiditeyi azaltmak için obezite indekslerinin İD'ni öngörebilmek amacıyla kullanılabilirliğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne Ocak 2016-Haziran 2020 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arasında, herhangi bir endokrinolojik rahatsızlığı olmayan hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Hastaların yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, alkol kullanımı, egzersiz, ailede diyabetes mellitus öyküsü, medeni durum, eğitim durumu, eşlik eden hastalıkları sorgulanmıştır. Muayene sırasında bakılmış olan obezite indeksleri (boy, kilo, beden kitle indeksi (BKİ), vücut yağ oranı, bel çevresi, bel/boy oranı, deri kıvrım kalınlıkları) ile 8 saat açlık sonrası bakılmış olan kan tahlillerinden Cr, BUN, AST, ALT, açlık glukoz, insülin, HOMA-IR, HBA1C, HDL, LDL, TG, Total kolesterol, Non-HDL kolesterol kayıt altına alınarak değerlendirilmiştir. Obezite indekslerinin HOMA-IR ile ilişkisi incelenmiş ve istatistiksel anlamlılığı araştırılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Youden indeksi, Kolmogrov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri, Q-Q plot ve histogram grafikleri, bağımsız örneklem t-testi, Mann Whitney U Pearson Ki-kare testi, Fisher'in kesin testi, ROC eğrisi (Receiver Operating Characteristic curve) analizi, eğri altında kalan alanların (AUC) hesaplanması, pROC paketi, Spearman korelasyonu, binary lojistik regresyon analizi kullanılarak p<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 110 insülin direnci olan, 117 insülin direnci olmayan olmak üzere; 175'i kadın, 52'si erkek toplam 227 hasta dahil edildi. BKİ, bel çevresi, yağ oranı, bel/boy oranı, biceps deri kıvrım kalınlığı, triceps deri kıvrım kalınlığı, subscapular deri kıvrım kalınlığı ile HOMA-IR arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü korelasyon saptandı (p<0,001). İnsülin direnci olma durumu ve obezite indeksleri binary lojistik regresyon ile analiz edildiğinde değişkenlerin tümü istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte, obezite indekslerinin İD ilişkisini ortaya koymaktadır. İD ile obezite indeksleri arasındaki en güçlü ilişki subskapular deri kıvrım kalınlığı ile saptanmıştır. Klinik şartlarının elverdiği ölçülerde antropometrik ölçümlerin rutin pratiğe eklenmesi pre-diyabet teşhisi açısından ek yarar sağlayabilir. Bununla beraber ülkemizde bu konuda yeterince çalışma olmaması nedeniyle çalışmamızın Türkiye populasyonu için önem arz ettiğini düşünüyoruz. Önceki literatür verilerini göz önüne alırsak Türkiye'de yapılacak daha geniş çaplı çalışmalar ile bu konunun desteklenmesi, insülin direncini ayrıntılı laboratuvar tetkiklerinin olmadığı durumlarda da tanımamızı, diyabet ve buna bağlı komplikasyonlar gelişmeden koruyucu hekimlik kapsamında önlem almamızı sağlayarak mortalite ve morbiditede iyileştirmeye katkı sunacaktır. Anahtar Kelimeler: İnsülin Direnci, Obezite İndeksleri, Antropometrik Ölçümler

AntropometriObeziteİnsülin+1
İrem Elif Çetintaş
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aralıklı açlık diyetinin erişkin bireylerde vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi: Prospektif gözlemsel bir çalışma

Amaç: Obezite ve obezite ilişkili hastalıkların prevalansı tüm dünyada artmaktadır. Obez ve fazla kilolu hastaların kilo verme hedefli beslenme şekli değişikliğinin sağlık sunucuları tarafından önerilmesi ve takiplerinin yapılması gerekmektedir. Güncel kılavuzlar obezitenin beslenme tedavisinde, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğün rejimini önermektedir. Ancak, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğünlü beslenmede diyet uyumu ve uzun süreli kiloyu korumada çeşitli sorunlar olduğu için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Zaman kısıtlı beslenme şeklinde, aralıklı açlık uygulaması obezitenin beslenme yoluyla tedavisi için bir seçenek olabilir. Zaman kısıtlı beslenmenin rutin önerilmesinden önce, bilimsel çalışmalarla kanıt düzeyinin arttırılması gerekmektedir. Birinci basamak hekimleri olarak kişilerin sağlık sistemiyle ilk temas noktası olan aile hekimleri; kişiye özel, kapsamlı, bütüncül bir bakım sağlayarak obezite ile olan mücadelede etkin bir konumda ve ön safta yer almaktadır. Bu çalışma, aile hekimliği polikliniği şartları altında obezite ve obezite ilişkili hastalıklar ile mücadelede, uygun hastalarda kolay anlatılabilir ve uygulanabilir olan zaman kısıtlı beslenme şeklini, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline bir seçenek olarak sunmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız İstanbul'da bulunan bir aile sağlığı merkezine 01.11.2021-01.07.2022 tarihleri arasında başvuran, 18-65 yaş arasındaki, BKİ>25 kg/m2 olan, çalışmanın dahil olma kriterlerini karşılayan ve çalışma şartlarını kabul edip gönüllü olur formunu imzalayan katılımcılar ile tamamlanmıştır. Örneklem analizinde, 63 hasta üç ana üç ara öğünlü grupta, 63 hasta ise zaman kısıtlı beslenme grubunda olmak üzere, toplamda 126 katılımcıyla çalışılması gerektiği belirlenmiştir. 174 hasta süreçte çalışmaya dahil edilmiş, ancak çeşitli nedenlerle 37 hasta çalışmayı tamamlayamamıştır. Bu doğrultuda, çalışma 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. Katılımcıların diyet listeleri, hesaplanan günlük toplam gereken enerji miktarından 400-500 kcal eksik olacak ve benzer besin içeriğine sahip olacak şekilde hazırlanmıştır. 88 kişi 16:8 zaman kısıtlı beslenme grubuna, 86 kişiyse üç ana üç ara öğün beslenme grubuna alınmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, sigara veya alkol kullanımı, eğitim durumu ve haftalık spor süreleri sorgulanmış; antropometrik ölçümleri (kilo, boy, bel çevresi, bel/boy oranı, kalça çevresi), vücut kompozisyonu, kan basıncı ölçümleri çalışmanın öncesinde ve 8 haftalık süreç sonunda alınmıştır. Yine, çalışma öncesi ve 8 haftalık süreç sonrasında, 8 saat açlık sonrasında sabah alınan kan numunelerinde tam kan sayımı, açlık kan şekeri, ALT, AST, total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, HbA1c, kreatinin, TSH, ferritin ve CRP değerleri incelenmiş; katılımcıların yeme tutum test puanları ve kardiyovasküler risk skorları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda, kişilerin aynı diyete devam etme istekleri ve diyete uymadıkları gün sayıları sorgulanmıştır. Grupların kendi içinde öncesi sonrası ve gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken Kolmogrov Smirnov testi, Pearson Ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon testi ve Wilcoxon testinden faydalanılmış, P-değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 21 erkek 116 kadın olmak üzere ve 69'u zaman kısıtlı beslenme grubunda, 68'i üç ana üç ara öğün grubunda olmak üzere 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. İki gruptaki dağılıma bakıldığında cinsiyet, yaş, boy, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve diyete uyulmayan gün sayısı bakımından istatistiksel fark bulunmamaktaydı (p>0,05). Eğitim durumu açısından ise, lisans ve lisans üstü katılımcıların oranı, aralıklı açlık grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı (p=0,012). Zaman kısıtlı beslenme grubunun iki aylık diyet öncesindeki değerleri, sonrasındaki değerlerle karşılaştırıldığında kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel* çevresi, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, ALT, AST, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın istatistiksel anlamlı olarak düştüğü; CRP, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (p<0,05). Üç ana üç ara öğünlü beslenen grupta ise kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel çevresi*, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, diyastolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, LDL, total kolesterol, CRP, ALT, kardiyovasküler risk skoru, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın azaldığı; ferritin, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arasında elde edilen parametreler karşılaştırıldığında, zaman kısıtlı beslenen grupta üç ana üç ara öğün beslenen gruba göre kilo kaybının, BKİ'nde düşmenin, bel/boy oranındaki (WHtR)* azalmanın, obezite derecesinde azalmanın istatistiksel daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üç ana üç ara öğün grubunda ise, zaman kısıtlı beslenme grubuna göre LDL değerindeki azalmanın fazlalığı istatistiksel anlam kazanmıştır (p<0,05). Aynı diyet şekline devam etmek isteyen katılımcı sayısı da zaman kısıtlı beslenen grupta istatistiksel anlamlı olarak fazladır (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte olup zaman kısıtlı beslenmenin kilo kaybı, yağ oranında azalma, sistolik tansiyonda düşme sağladığı ve metabolik parametreler bakımından olumlu etkilerinin olduğu saptanmıştır. Kilo kaybı bakımından üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline göre daha avantajlı olduğunun ortaya konulması önemlidir. HDL, LDL, total kolesterol ve trigliserit değerlerine etkileri bakımından literatürde rastlanan çalışmalardan farklı olarak HDL değerini iki grupta düşürmüştür, ancak iki grup arasında bu düşüş bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. LDL değerini düşürme açısından ise, üç ana üç ara öğünlü beslenme grubu istatistiksel anlamlı olarak daha başarılı bulunmuştur. Sonuç olarak, her iki diyet yaklaşımının da olumlu sonuçlar sağladığı saptanmış; zaman kısıtlı beslenme şeklinin, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline, kilo verme tedavisinde iyi bir alternatif olduğu gözlenmiştir. Obezitenin beslenmeyle tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yöntemi, yapılacak olan daha uzun süreli ve randomize kontrollü çalışmalarla desteklenerek rutin önerilebilir hale gelebilir.

Aralıklı açlıkBeslenmeBeslenme incelemeleri+7
Merve Yüzbaşıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezine kan tahlili yaptırmak isteğiyle başvuran hastalarda depresyon görülme sıklığı ve Beck depresyon ölçeği ile skorun ölçülmesi

Birinci basamak sağlık hizmetlerine kan tahlili yaptırmak için başvuran hastaların şikayetleri sorgulandığında halsizlik, yorgunluk gibi psikiyatrik ve fiziksel hastalıklarda ortak olarak görülebilen semptomlar ile karşılaşılmaktadır. Herhangi bir şikayeti olmayıp kronik hastalıklarının takibi için belirli aralıklarla kan tahlili yaptıran veya anemi, diyabet, hipotiroidi gibi fiziksel hastalıkların varlığının araştırılmasını isteyen hastalar da aile sağlığı merkezlerine başvurmaktadır. Aile sağlığı merkezlerine başvuruların önemli bir kısmını kan tahlili yaptırmak isteyen hastalar oluşturmaktadır. Bu hastaların şikayetlerinin depresyon ile ilişkili olabileceği veya herhangi bir şikayet belirtmeseler dahi depresyon açısından risk grubunda olabilecekleri aile hekimleri tarafından göz önüne alınırsa Beck depresyon ölçeği gibi uygulanması kolay ve hızlı bir yöntemle depresyon semptomlarının varlığı ve şiddeti araştırılabilir. Bu çalışmayla aile hekimlerine depresyon tanı ve tedavisi konusunda farkındalık kazandırılmak istenmiştir. Birinci basamaktaki hekimlerin depresyon ile ilgili bilgi ve tutumlarının geliştirilmesiyle hastaların depresyon ile ilişkili fiziksel ve psikolojik semptomları henüz depresyon tanı kriterlerini karşılayacak sayı ve şiddete ulaşmadan fark edilebilir. Hastalara fiziksel egzersiz, psikososyal desteğin arttırılması ve düzenli aile hekimi izlemleri gibi koruyucu tedbirler sunulabilir. Aile hekimleri tarafından depresyon tanısı konulması sayesinde mükerrer ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti başvuruları sırasında tedavisi geciken ve hastalığının şiddeti artan bireylerin hayat kalitesi yükseltilebilir. Bu çalışmada aile hekimlerinin depresyonla mücadelede etkin rol üstlenmesinin toplum ruh sağlığının geliştirilmesine katkısı vurgulanmak istenmiştir.

Aile sağlığı merkeziBeck Depresyon ÖlçeğiBirinci basamak sağlık hizmetleri+4
Gülvan Özkal
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabetes mellituslu hastalarda mikroalbuminüri ile nötrofil/lenfosit oranı arasındaki ilişki

Amaç: Diyabetes mellitus(DM), relatif ya da mutlak insülin eksikliği veya periferik dokularda insülin etkisine karşı gelişmiş olan 'insülin direnci' sebebiyle ortaya çıkan, pek çok organı etkileyerek multisistemik tutuluma sebep olan hiperglisemi ile karakterize kronik ve geniş spektrumlu bir metabolizma bozukluğudur. Diyabetik nefropati glomerüler ve tübüler yapısal ve fonksiyonel değişiklerle seyreden glukoz homeostasis bozukluğu sebepli ilerleyici bir böbrek hastalığıdır. Kronik inflamasyon, tip 2 diyabet oluşum ve gelişim aşamasında önemli bir role sahiptir. İdrar albümin seviyeleri (albümin/kreatinin oranı,24 saatlik idrarda mikroalbumin miktarı) klasik olarak diyabetik nefropati ciddiyetini belirlemekte kullanılır . Nötrofil lenfosit oranı da subklinik inflamasyonun ucuz ve kolay bir göstergesidir. Bu çalışmada Tip2 DM'li hastalarda mikroalbuminüri düzeyi ile Nötrofil/Lenfosit arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Kasım 2011-Kasım 2020 tarihleri arasında başvuran 29-79 yaş arasında, 57 erkek 70 kadın olmak üzere herhangi bir böbrek hastalığı olmayan Tip2 DM'li hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Muayene sırasında bakılmış olan 24 saatlik idrarda mikroalbumin miktarı ile NLO(nötrofil lenfosit oranı),A1c,LDL,TG,kreatinin,sedim,crp,ferritin değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmadaki gruplar arasında yaş ortalaması, cinsiyet,kreatinin, TG, LDL, AST, ALT, CRP arasında anlamlı fark yoktu. Normoalbuminürik grubun nötrofil lenfosit oranı 1.68 (0.7-10.2), ve mikroalbuminürik grubun nötrofil lenfosit oranı 2.15 (0.98-18.14) bulundu. Gruplar arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. (p<0,001). Sonuç: Mikroalbuminürik hastalar ve normoalbuminürik hastalarla nötrofil lenfosit oranı arasında anlamlı fark saptandı. İdrarda toplam albümin miktarı ile nötrofil lenfosit oranı arasında anlamlı korelasyon saptanamadı. Nötrofil lenfosit oranı diyabetik nefropatinin erken evrelerinin bir belirteci olabilir. Anahtar Kelimeler: Nötrofil Lenfosit Oranı, 24 saatlik İdrarda Mikroalbumin

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Mikroalbüminüri+1
Ayşegül Öztürk
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisi ile HbA1C arasındaki ilişki

Amaç: Demir eksikliği anemisi toplumda oldukça sık gözlenen bir sağlık sorunudur. Dünya popülasyonunun yaklaşık %24,8'i anemik olarak saptanmıştır. Bu anemik hastaların yaklaşık olarak 500 milyonunda ise demir eksikliği anemisi görülmüştür. Glukoz regülasyonu takibinde HbA1c değeri ölçümleri oldukça önemli olup günlük pratikte tercih edilmektedir. Demir eksikliği anemisinin HbA1c'ye olan etkisi günümüzde halen tam olarak netlik kazanamamıştır. Biz de bu çalışmamızda diyabetes mellitus hikayesi bulunmayan bireylerde demir eksikliği anemisinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası HbA1c düzeyine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamızda Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine Aralık 2020- Aralık 2021 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arası 75 birey retrospektif olarak çalışmaya alındı. Hemoglobin değeri 12 mg/dl'nin altında olan bu bireyler anemik hasta grup olarak tanımlandı. Demir tedavisi başlanmış olan bu hastaların, tedavi aldıktan 8-12 hafta sonra bakılmış olan kan sonuçları incelendi. Dışlama kriterlerine sahip olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya alınan grupların hemogram, biyokimya ve diğer demir parametrelerinin (demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin) tedavi öncesi ve tedavi sonrası HbA1c ile arasındaki ilişki araştırıldı. Bulgular: Çalışmadaki gruplar arasında yaş ortalaması, vücut kitle indeksi, kan biyokimya değerlerinden; AST, ALT, Üre, Kreatinin, Folat düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Hastaların tedavi öncesi B12 medyan değeri 262(127-540) pg/ml iken, tedavi sonrası B12 medyan değeri 354,5(127-1345) pg/ml'dir. İki medyan değeri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark mevcuttur(p<0,001). Demir eksikliği anemisi tedavisi öncesi serum HbA1c düzeyi 5,33±0,37 ve tedavi sorası HbA1c 5,08±0,44 olarak bulundu. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Hastaların tedavi öncesi glukoz ortalama değeri 91,27±8,5 mg/dl iken, tedavi sonrası glukoz ortalama değeri 88,32±9,37 mg/dl'dir ve iki ortalama değeri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur(p=0,008). Sonuç: Demir eksikliği anemisi olan hastalarda serum HbA1c düzeyi istatiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptandı. Demir eksikliği anemisi hastalarının tedavi edilmesiyle hem primer olarak aneminin olumsuz etkileri düzeldiği hemde HbA1c değerinde anlamlı olarak düşüş saptandı. Anahtar Kelimeler: Demir Eksikliği Anemisi, HbA1c

AnemiAnemi-demir eksikliğiHemoglobin A-glikolize
Hale Nur Yaman
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum magnezyum seviyesi ve plazma aterojenite indeksi arasındaki ilişki

Giriş: Magnezyum, yüzlerce enzim aktivasyonunda ve karbonhidrat metabolizmasında görevli enzimler için önemli bir kofaktördür. Potasyumdan sonra hücre içinde en çok bulunan ikinci katyondur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda magnezyum eksikliğinin hipertansiyon, tip 2 diyabetes mellitus, metabolik sendrom ve aterosklerotik değişiklikler ile ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Plazma Aterojenite İndeksi (PAİ), açlık lipid profilinin komponentlerinden olan Trigliserit (TG) ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) değerlerinin 10 tabanındaki logaritması [log (TG/HDL)] şeklinde kısa sürede, non-invaziv elde edilen bir parametredir. Bu oranın kardiyovasküler hastalıklarda risk ve prognostik değerlendirmedeki önemi çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. PAİ, aterojenik küçük LDL ile HDL partiküllerinin varlığını, koroner aterosklerozu ve kardiyovasküler riski öngörür. Aynı zamanda koruyucu ve aterojenik lipoproteinler arasındaki dengeyi yansıtmaktadır. Bu çalışmada amacımız kardiyovasküler riski göstermede etkin, birinci basamakta bakılması kolay bir indeks olan PAİ ve aterojenik değişiklere sebep olabilecek bir faktör olan magnezyum arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bağcılar'da bir Aile Sağlığı Merkezi'ne Ocak 2022- Mayıs 2022 tarihleri arasında başvuran 18 ve 65 yaş arasında, herhangi bir kronik rahatsızlığı olmayan, dahil olma kriterlerini karşılayan hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Çalışmamızda 152 kadın, 46 erkek olmak üzere 198 hasta geriye dönük incelenmiştir. Hastaların sonuçları, yaş, cinsiyet, boy, kilo, kronik hastalık ve ilaç kullanım öyküsü muayene notları, E-nabız ve Aile Hekimliği Bilgi Sistemi'nden (AHBS) taranmıştır. Hastaların 8 saat açlık sonrası bakılmış olan kan tahlillerinden glukoz, CRP, magnezyum, sodyum, potasyum, fosfor, kalsiyum, ürik asit, HBA1C, HDL, LDL, trigliserit, total kolesterol değerleri kayıt altına alınarak incelenmiştir. Hastaların aterojenite indeksleri hesaplanmış ve serum magnezyum değeri ile arasındaki korelasyona bakılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza 152 kadın ve 46 erkek toplam 198 hasta dahil edildi. Plazma Aterojenite İndeksi değeri ile magnezyum değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p=0.365). PAİ değeri ile LDL, total kolesterol, glukoz, CRP, ürik asit, HBA1C değerleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.260, r=0.278, r=0.260, r=0.366, r=0.335, r=0.267, p<0.001). PAİ değeri ile sodyum değeri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.156, p=0.032). Ayrıca PAİ değeri ile BKİ değeri pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.397, p<0.001). PAİ değeri ile fosfor, potasyum, kalsiyum değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p>0.05). PAİ değeri ile yaş arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.295, p<0.001). Sonuç: Çalışmamızda serum magnezyum değeri ve PAİ arasında anlamlı bir ilişki saptamadık. Ancak hücre içi sıvıda ve doku düzeyinde yapılacak magnezyum ölçümleriyle, daha büyük popülasyonla ve çok merkezli yapılan çalışmalarla bu ilişkinin yeniden değerlendirilmeye ihtiyacı vardır.

Aterojenite indeksiHiperlipidemilerMagnezyum+1
Ece Sevim Engür
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hashimato tiroiditi olan hastalarda nötrofil/lenfosit oranının değerlendirilmesi

Amaç: Hashimato tiroiditi (HT), otoimmün etyolojiye sahip en sık görülen tiroidit formudur. Edinsel hipotiroidizmin de en sık görülen nedeni olup histopatolojik olarak tiroid parankiminde diffüz mononükleer hücre infiltrasyonu, parankimal atrofi, fibrozis ve oksifilik hücre metaplazisi ile kendini gösterir. Nötrofil/Lenfosit oranı(NLO) subklinik inflamasyonun ucuz ve kolay bir göstergesidir. Bu çalışmada HT tanısı olan hastalarla, sağlıklı kişilerin Nötrofil/Lenfosit oranları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve Metot: Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne 01/06/2020-01/06/2022 tarihleri aralığında başvuran 18-70 yaş aralığında, Hashimato Tiroiditi tanısı almış hastalar ve kontrol grubu olarakta ek herhangi bir hastalığı olmayan sağlıklı kişilerden oluşturuldu. 50 Vaka ve 50 Kontrol grubu olmak üzere 100 kişi alınmıştır. Hastanesin Nücleus sistemi retrospektif olarak taranmış ve belirtilen tarihler aralığında başvuruda Hemogram, CRP, TSH, T4, T3, Anti-TPO, Anti-Tiroglobulin ve Tiroid USG bakılmış hastalar; Hashimato Tiroiditi tanısı alan hastalar (vaka grubu) ve sağlıklı kişiler (kontrol grubu) olarak ikiye ayrılmıştır. Vaka ve Kontrol grubu arasındaki Nötrofil/Lenfosit oranı(NLO) arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmadaki gruplar arasında yaş ortalaması, cinsiyet, Lenfosit, Hemoglobin, Hematokrit, CRP, T3, T4 arasında anlamlı fark yoktu. HT hasta grubunda Lökosit, Nötrofil, TSH ortalama değerleri sağlıklı gruba göre yüksek bulunmuştur ve istatistiksel olarak anlamlıdır(sırayla p:0.026, p<0.001, p:0.002). HT grubunun Nötrofil/Lenfosit oranı 2.14(1-3,76) ve sağlıklı hasta grubunun Nötrofil/Lenfosit oranı(NLO) 1.48(0.81-3.5) bulundu. Gruplar arasında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,001). Hasta grubunda HT tanısında da kullanılan anti-TPO ve anti-Tiroglobulin değerleri kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. Sonuç: HT grubunun NLO'su (2.14 [1-3.76]), kontrol grubuna göre (1.48 [0.81-3.5]) anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0.001). NLO subklinik inflamasyonun ucuz ve kolay bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. HT tiroid bezinin lenfositik enflamasyonu ile giden, belirgin bir inflamatuar yük ile karakterize hastalıktır. Bu çalışmada kontrollere kıyasla HT hastalarında görülen artmış NLO değeri kronik inflamasyonun bir sonucu olması muhtemeldir. Anahtar Kelimeler: Hashimato Tiroiditi, Nötrofil/Lenfosit oranı

Hashimoto hastalığıNötrofil/lenfosit oranıTiroid hastalıkları
Kadir Ugar
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İstanbul'daki aile hekimlerinin ve aile hekimliği asistanlarının Skabiyez hakkındaki bilgi beceri tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Skabiyez dünya genelinde görülen ve birçok ülkede halk sağlığı açısından tehlike arz eden bir hastalıktır. Birinci basamakta görev yapan birçok aile hekimi günlük pratiklerinde skabiyez ile sıklıkla karşılaşmakta ve zaman zaman tanı ve tedavide güçlükler yaşamaktadır. Bu çalışmada son yıllarda artan skabiyez vakalarına dikkate çekmekle birlikte İstanbul'da görev yapan aile hekimlerinin ve aile hekimliği asistanlarının skabiyez hakkındaki bilgi düzeylerinin ölçülmesi, skabiyez teşhis ve tedavisinde beceri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamız İstanbul da görev yapan aile hekimleri ve aile hekimliği uzmanlığı eğitimi alan asistanlar arasında gerçekleştirilmiştir. Kesitsel tipte, analitik ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Literatür taraması yapılarak oluşturulan anket formları Ocak 2024 ile Nisan 2024 tarihleri arasında araştırmaya katılmayı kabul eden hekimler tarafından yüz yüze görüşülerek doldurulmuştur.26 sorudan oluşan anket formunda sosyodemografik özellikler, skabiyez hakkında bilgileri, tedavi süreçlerindeki tutum ve davranışları sorgulanmıştır. Katılımcıların kişisel verileri ilgili kanuna uygun olarak korunmuştur. Bulgular: Çalışmaya 160 kişi erkek 219 kişi kadın olmak üzere toplamda 359 kişi katılmıştır. Çalışmaya alınan hekimlerin yaş ortalaması 41,56±9,72 olarak bulunmuştur Araştırmaya katılan hekimlerin ünvanı incelendiğinde ise Sözleşmeli Aile Hekimliği Uzmanlığı (SAHU) asistanı 87 kişi, Aile Hekimliği Uzmanlığı asistanı 17 kişi, Aile hekimi 203 kişi ve Aile Hekimliği Uzmanı 52 kişidir. Görev yapılan kuruma bakıldığında ise 331 kişi ile en fazla Aile Sağlığı Merkezi görülmüştür. Hekimlerin %92,76'sı (n= 333) tıp eğitimi sırasında skabiyez hakkında eğitim aldıklarını ifade ederken, asistanlık sırasında skabiyez hakkında eğitim alanlar katılımcıların %20,06'sını (n =72) oluşturmaktadır. Katılımcıların %75,14'ü hekimlik pratiği sırasında skabiyezle ilgili hizmet içi eğitim almamıştır. Tüm bilgi sorularına verilen yanıtlar incelendiğinde, bilgi puan toplamı 61,36±10,52 medyan 60,47 olarak bulunmuştur. Katılımcıların skabiyeze yönelik tutum ve davranışları yaş, cinsiyet, ünvan ve görev yapılan kuruma göre karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç: Yaş, Cinsiyet, Ünvan ve Görev yapılan kurumlar arasında bilgi puanı karşılaştırması yapılmış ve anlamlı p değerleri elde edilmiştir. Buna göre >50 yaş olanların bilgi puan ortalaması, 31-39 ve 40-49 yaş gruplarına göre daha düşüktür. Kadınların bilgi puan ortalaması, erkeklere göre daha yüksektir. Aile hekimi/Pratisyen hekim olanların bilgi puanı ortalaması, SAHU Asistanı ve Aile hekimliği uzmanı olanlara göre daha düşüktür. Mezuniyet sonrası ve hizmet içi eğitim planlamalarında skabiyeze yer verilerek hem hekimlerin bilgileri güncellenmeli hem de sürekli gelişimlerine katkı sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Skabiyez (Uyuz), aile hekimi, hekim bilgi, beceri, tutum ve davranışları

Hidayet Diril Göğüş
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Maternal aneminin fetal doğum ağırlığına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın temel amacı, gebeliğinde maternal anemi tanısı almış kadınların yenidoğanlarının doğum ağırlıklarının, sağlıklı gebelere kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olup olmadığını saptamaktır. Maternal anemi, maruziyet süresi ve şiddeti açılarından incelenilerek düşük doğum ağırlığına etkisini aydınlatmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, 10/2023 -10/2024 tarihleri arasında İstanbul ili Esenler ilçesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinde takip edilmiş 18-35 yaş aralığındaki gebelerin dahil edildiği retrospektif, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmaya dahil edilen gebeler maternal aneminin varlığına göre dört gruba ayrılmıştır. Çalışma grubunu, anemik gebeler oluşturdu. Anemik gebeler, üç grupta incelendi. Gebelik süresince en az iki trimesterde anemik olanlar, sadece bir trimesterde anemik olanlar ve herhangi bir noktada anemi tanısı almış gebeler. Bu gebelerin yaş, parite, doğumda gebelik haftası, bebek doğum ağırlığı verileri hasta kayıtlarından elde edildi. Oluşturulan dört grubun yenidoğanları, düşük doğum ağırlıkları açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Sağlıklı gebeler ve anemik gebeler karşılaştırıldığında düşük doğum ağırlığı açısından anlamlı bir fark gözlendi. Maruziyet süresi dikkate alındığında ise sağlıklı gebeler ile bir trimesterde anemik gebeler karşılaştırıldığında düşük doğum ağırlığı açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Sağlıklı gebeler ile en az iki trimesterde anemik gebeler karşılaştırıldığında ise yenidoğan doğum ağırlığı istatiksel olarak anlamlı idi. Bir trimesterde anemik gebeler ve iki trimesterde anemik gebelerin yenidoğan doğum ağırlıkları kendi aralarında karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir sonuç bulundu. Sonuç: Çalışmanın sonucunda, anemik gebelerin yenidoğan doğum kilolarında anlamlı bir düşüş bulunmuştur. Aneminin, iki trimester devam etmesinin yalnızca bir trimesterde saptanmasına karşın daha anlamlı bir düşüşe neden olması, maruziyetin önemine dikkat çekmektedir. Gebelik sonuçlarını iyileştirmek için gebelik süresince demir desteği yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Doğum ağırlığı, maternal anemi, trimester

İbrahim Taha Dağlı
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prediyabet ve Tip 2 diyabette magnezyumun Hba1c ve HOMA-IR üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, prediyabet ve tip 2 diyabet hastalarında serum magnezyum düzeylerinin Hba1c ve HOMA-IR üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, retrospektif tanımlayıcı tipte olup Ocak 2023–Nisan 2024 yılları arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinin iç hastalıkları ve endokrinoloji polikliniklerine başvuran 269 hastanın tıbbi kayıtları incelenerek gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, Hba1c düzeylerine göre prediyabet ve tip 2 diyabet gruplarına ayrılmıştır. Serum magnezyum, HOMA-IR, yaş, cinsiyet gibi demografik ve biyokimyasal veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Serum magnezyum düzeyi ile Hba1c arasında ters yönlü, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). HOMA-IR düzeyleri ile de benzer şekilde anlamlı bir negatif korelasyon gözlenmiştir. Prediyabet grubunda magnezyum düzeyleri daha yüksek, Hba1c ve HOMA-IR düzeyleri ise daha düşük bulunmuştur. Sonuç: Elde edilen bulgular, magnezyum düzeylerinin glisemik kontrol ve insülin direnci üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir. Prediyabet ve tip 2 diyabetli bireylerde magnezyum düzeylerinin izlenmesi, erken tanı ve metabolik kontrol açısından faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: Prediyabet, Tip 2 Diyabet, Magnezyum, Hba1c, HOMA-IR

Gülşan Şahin
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık kuruluşuna başvuran 50-70 yaş arası bireylerin kolorektal kanser tarama davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Kolorektal kanser (KRK), dünya genelinde yaygın görülen ve yüksek mortalite oranına sahip kanser türlerinden biridir. Ülkemizde de hem erkeklerde hem kadınlarda en sık görülen üçüncü kanser olarak dikkat çekmektedir. KRK'nin görülme sıklığı 40 yaşın altında nadir olmakla birlikte, özellikle 40-50 yaş aralığından sonra belirgin bir artış göstermektedir. Vakaların %85'i 50 yaş ve üzerinde teşhis edilmektedir. Tarama programları, kolorektal kanserlerin erken evrede tespit edilmesi ve buna bağlı mortalite ve morbiditenin azaltılmasında kritik rol oynamaktadır. Bu bağlamda çalışmamızda, birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuran 50-70 yaş arası bireylerin kolorektal kanser tarama davranışlarını ve bu davranışları etkileyen faktörleri araştırmayı amaçlıyoruz. Materyal ve Metot: Temmuz 2024 ile Ağustos 2024 tarihleri arasında, Demirkapı Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 50-70 yaş aralığındaki 276 bireyden, 31 sorudan oluşan "Kolorektal Kanser Tarama Davranışları Yarar ve Engel Algısı Ölçeği" anketini doldurmaları istenmiştir. Ölçeğin orijinali Rawl tarafından 2001 yılında geliştirilmiş, Türkçe geçerlik güvenirlik çalışması 2016 yılında Temuçin ve Nahcivan tarafından yapılmıştır. İki bölümden oluşan anket formunun ilk bölümünü yaş, cinsiyet, medeni durum gibi sosyodemografik özelliklerin yanısıra ailede KRK hastasının olup olmadığı, kronik hastalık, egzersiz, beslenme alışkanlıkları gibi KRK risk durumunu anlamaya yönelik sorular yer almaktadır. Katılımcılar, demografik bilgilerini ve anket sorularını araştırmacı ile yüz yüze görüşme esnasında yanıtlamıştır. Bulgular: Çalışmaya 276 birey katılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 56,97±5,38 yıl olduğu belirlenmiştir bunların %54,7'si kadındır. Birinci derece yakınında kanser hastası olanlar %42,4, birinci derece yakınında kolorektal kanseri olanlar %13,4 saptanmıştır. Ailesinde iltihabi bağırsak hastalığı olanlar %11,2 dir. Daha önce dışkıda gizli kan testi (DGKT) yaptıranlar %22,5 tir ve daha önce kolonoskopi yaptıranlar %22,5 olarak tespit edilmiştir. "Daha önce Kolonoskopi ve DGKT yaptırmanız önerildi mi?" sorusuna bireylerin %37,0'si evet yanıtını vermiştir. Bireylerin DGKT yarar algısı puan ortalaması 9,45±1,47, DGKT engel algısı puan ortalaması 18,05±4,35, kolonoskopi yarar algısı puan ortalaması 12,35±1,98, kolonoskopi engel algısı puan ortalaması ise 31,54±7,41'dir. Katılımcıların engel algıları yarar algılarından daha yüksektir. Cinsiyet, gelir durumu, medeni durum, sosyal güvence durumu, vücut kitle indeksi (VKI), sigara içme durumu ve bazı beslenme alışkanlıklarından; kırmızı et, sucuk, salam tüketme durumu, yeterli sebze, meyve, tahıl ve baklagil tüketme durumuna göre bireylerin DGKT yarar algısı, DGKT engel algısı, kolonoskopi yarar algısı, kolonoskopi engel algısı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Lise mezunlarının ilkokul mezunlarına kıyasla DGKT yarar algıları yüksektir. Daha önce DGKT ve kolonoskopi önerilenlerde, kolonoskopi yaptıranlarda kolonoskopi yarar algısı yüksektir. Birinci derece yakınında kolorektal kanser hastası olan bireylerin olmayanlara göre, DGKT yarar algıları yüksektir. Çalışma durumuna göre; emekli bireylerin diğerlerine kıyasla DGKT yarar algısı en yüksek, sonra çalışan bireyler daha sonra ev hanımları en son çalışmayan bireyler gelmektedir. Kronik hastalığı olanların kronik hastalığı olmayanlara kıyasla DGKT engel algısı daha düşüktü. Birinci derece yakınında iltihabi bağırsak hastalığı olanlarda DGKT engel algısı ve kolonoskopi engel algısı yüksekti. Daha önce DGKT yaptırma durumuna göre gelir düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (2=8,023, p=0,018). Daha önce DGKT yaptıranların % 46.2 geliri giderinden azdır. Daha önce kolonoskopi yaptırma durumuna göre gelir düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (2=6,795, p=0,033). Kolonoskopi yaptıranların çoğunluğunun % 41.9 geliri giderine eşittir. Daha önce DGKT testi ve kolonoskopi yaptırma durumuna göre diğer demografik özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda, 50-70 yaş arasındaki bireylerin kolorektal kanser taraması yaptırma oranlarının ve taramalar hakkındaki bilgi düzeylerinin oldukça düşük olduğunu tespit ettik. Bu düşük oranların artırılabilmesi için, hem sağlık çalışanlarına hem de hastalara yönelik farkındalık çalışmalarının önemi büyüktür. Tarama oranlarının yükseltilmesi, erken teşhis ve tedavi şansını artırarak hastalığa bağlı mortaliteyi önemli ölçüde azaltabilir.

Sultan Kocalar
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

20-69 yaş arası kadınların meme kanseri farkındalığı, sağlıklı yaşam davranışları ve tarama programlarına katılımlarının analizi: Bir aile sağlığı merkezi örneği

Amaç: Bu araştırma, kadınlarda meme kanseri farkındalığı, tarama programlarına katılım düzeyi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının sosyodemografik özelliklerle ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Prospektif gözlemsel nitelikte tasarlanan araştırma, İstanbul Bağcılar Demirkapı Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 20-69 yaş aralığındaki 410 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Veriler yüz yüze görüşme tekniğiyle demografik bilgi formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları II Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 25.0 programı kullanılmış, normallik değerlendirmesi Shapiro-Wilk testi ile yapılmış, gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 41,39±11,20 yıl olup %82'si evlidir. Eğitim düzeyi yükseldikçe SYBD puanlarının anlamlı şekilde arttığı belirlenmiştir; üniversite mezunlarının medyan puanı 132, okur-yazar olmayanların ise 116'dır (p<0,001). Yaş ilerledikçe SYBD puanlarında belirgin azalma gözlenmiş, 20-29 yaş grubunda medyan puan 136 iken 50 yaş üzerinde 114'e gerilemiştir (p<0,001). Bekar kadınların SYBD puanları evlilerden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (136'ya karşı 124, p<0,001). Vücut kitle indeksi artışıyla SYBD puanlarında düşüş saptanmış, normal kilolularda medyan puan 131 iken obez bireylerde 124'tür (p<0,001). Çocuk sayısındaki artış SYBD puanlarını olumsuz etkilemiş, çocuksuz kadınlarda medyan puan 136 iken dört ve üzeri çocuğu olanlarda 116'ya düşmüştür (p<0,001). Komorbidite varlığında SYBD puanları belirgin olarak azalmıştır (126'ya karşı 116, p<0,001). Elli yaş üzerindeki kadınlarda özgeçmişte meme kanseri öyküsü %50 oranıyla en yüksek düzeydedir (p=0,017). Meme kanseri öyküsü bulunan kadınların tamamının ultrason ve mamografi taraması yaptırdığı tespit edilmiştir (p<0,001). Sonuç: Eğitim düzeyi, yaş, medeni durum, parite ve komorbidite durumu kadınların sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirleyen temel faktörlerdir. Özellikle ileri yaş, düşük eğitim düzeyi ve yüksek parite grubundaki kadınlar risk altında olup, bu gruplara yönelik hedeflenmiş sağlığı geliştirme müdahalelerine ihtiyaç bulunmaktadır.

Nurgül Yenice
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana'da lise öğrencilerinde hepatit B hakkındaki bilgi düzeyelerinin ve hepatit B serprevalansının değerlendirilmesi

Adolesan dönemi çocuklukla erişkinlik arasındaki gelişme, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir ve 10-19 yaşlarını kapsar. Genel anlamda halk sağlığı bakımından önemli olan enfeksiyon hastalıklarından korunma ve bağışıklama nüfusunun çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ülkemiz için özellikle önemlidir. Bu çalışmanın amacı Adana il merkezindeki liselerde eğitim gören öğrencilerin hepatit B ile ilgili bilgileri hakkında fikir sahibi olmak ve aynı gruptaki hepatit B seroprevalansını saptamaktır. Araştırmaya Adana il merkezindeki liselerden tabakalı örneklem yöntemiyle rastgele seçilen on liseden 2352 öğrenci katıldı, aynı gruptan 1512 öğrenci hepatit B belirteçleri belirlemek üzere seçildi. 1512 öğrenciden %78.3'ünün hepatit B ile hiç karşılaşmamış olup %21.7'sinin virüsle karşılaştığı bulundu. Öğrencilerin %28'i hepatit B'nin karaciğeri etkilediğinin bilicindeydi, öğrencilerin sadece %3,9'u hepatit B'nin vücut sıvıları ile temas yoluyla yayıldığını bildi, %9.7'si ise hepatit B açısından yüksek riskli grupları bildi. Hepatit B ile ilgili bilgi düzeyi anne ve babanın eğitim düzeyi ile paralel bir ilişki gösteriyordu ve sorulardan biri dışında hepsinde ailenin ortalama aylık geliri arttıkça doğru cevap verme oranının arttığı gözlendi (p<0.05). Sınıf, okul, yaş ve cinsiyet ile doğrudan ilişki bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak, Adana'daki lise öğrencilerinin hepatit B hakkındaki bilgi düzeylerinin yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Bu durum, okulardaki eğitim programlarında değişiklik yapılarak ve yaygın eğitim yöntemleri ile bilgi düzeylerinin artırılması ile düzeltilebilir. Hepatit B ile karşılaşmamış olanların aşılanmaları gerektiğini, karşılaşmış olanların da komplikasyonlar yönünden izlenmesi gerektiğini söyleyebiliriz.

Çiğdem Gereklioğlu
Çukurova University
2001
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp sağlığı taraması için başvuran erişkinlerin fiziksel aktivite durumlarının saptanması ve bunun sosyodemografik özellikler, alışkanlıklar ve hastalıklar ile ilişkisinin değerlendirilmesi

ÖZET Kalp Sağlığı Taraması İçin Gönüllü Olarak Başvuran Erişkinlerin Fiziksel Aktivite Durumlarının Saptanması ve Bunun Sosyodemografik Özellikleri, Alışkanlıkları ve Hastalıklarıyla İlişkisinin Değerlendirilmesi Kalıtsal faktörler gibi değiştirilemeyen risk faktörleri sağlığın belirlenmesinde önemli rol oynasalar bile, fiziksel aktivite, beslenme alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı, kişiye bağlı, değiştirilmesi mümkün olan önemli risk faktörleridir. Araştırmalar, düzenli ve etkili yapılan egzersizin başta kardiyovasküler problemler olmak üzere pek çok hastalıkta yararlı etkileri olduğunu göstermektedir. Çalışmamızda hastaneye kalp hastalıkları taraması için gönüllü olarak başvuran kişilerin, fiziksel aktivite durumlarının saptanması, bu kişilerin fiziksel aktivite durumlarının sosyodemografik özellikleri, beslenme, sigara, alkol alışkanlıkları ve hastalıklarıyla ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Mayıs-Haziran 1999'da araştırmamıza katılan 756 kişinin laboratuvar tetkikleri için kanlan alınmış, kan basınçları, boy ve kiloları ölçülmüş, elektrokardiyografileri çekilmiştir. Yüz yüze anket uygulandıktan sonra fizik muayeneleri yapılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Baecke fiziksel aktivite anketinin 3 soru ile genişletilmiş versiyonu kullanılarak elde edilen bütün indeksler (iş, boş zaman, spor, toplam) değerlendirmeye alınmıştır. Veriler Epi Info 6.04 ve SPSS 9.0 bilgisayar programlan kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların %27,6'sı spor yaptığını ifade etmiştir. Boş zamanlarda en çok yapılan aktivitenin televizyon seyretmek olduğu saptanmıştır. İş indeksi kadınlarda, boş zaman indeksi erkeklerde anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. Hastalığı (strok, hipertansiyon veya kardiyovasküler hastalık) olanların tüm indeksleri hastalığı olmayanlara göre daha düşük bulunmuş ancak aradaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır (p>0,05). Ailesinde hipertansiyon, kardiyovasküler hastalık veya tip 2 DM olanların spor indeksleri olmayanlara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel aktivite ile HDL kolesterol arasında doğru orantılı bir ilişki saptanmıştır. Fiziksel aktivitenin arttırılması, düzenli etkili ve devamlı olması için, riskli gruplara yönelik özel stratejiler geliştirilmelidir. Bu konuda ailelere, okullara, kurumlara, medyaya ve başta birinci basamak çalışanları olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına önemli görevler düşmektedir. Anahtar kelimeler: alışkanlık, fiziksel aktivite, hastalık, sosyodemografik özellikler IX

Sevgi Özcan (paycı)
Çukurova University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili seyhan ilçesinde davranışsal risk faktörlerinin belirlenmesi

ÖZETAdana İli Seyhan İlçesi'nde Davranışsal Risk Faktörlerinin BelirlenmesiÇalışmamızda Adana İli Seyhan İlçesinde sağlıkla ilişkili davranışsal riskfaktörlerini araştırdık. Araştırma yöntemi olarak 'telefon ile anket' yöntemini kullandık.Örneklem seçimini, Seyhan İlçesindeki tüm sabit telefon numaraları arasından 'kümeörneklem' metodu ile yaptık. Çalışmamızda kullandığımız anket formunu, AmerikaBirleşik Devletleri'ndeki "Davranışsal Risk Faktörleri Araştırma Sistemi"ne (BehavioralRisk Factor Surveillance System: BRFSS) ilişkin özellikle telefon ile uygulanmak üzereyapılandırılmış anketten modifiye ederek hazırladık. Görüşmeler sırasında anketsorularını yöneltme ve verileri toplama sırasında "Bilgisayar Destekli TelefonGörüşmesi" sistemi (Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi: Computer AssistedTelephone Interviewing, CATI) kullandık. Gerek örneklem seçimi gerekse verilerintoplanması aşamalarında kullandığımız Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesisistemini "Uysal WebQ 1.0" anket yönetim yazılımı ile yürüttük. GörüşmelerimiziÇukurova Üniversitesi Telefon ve İnternet ile Saha Araştırmaları Merkezi'nde(TİSAM)gerçekleştirdik. Çalışmamızda toplam 1181 kişiyle başarılı görüşme yaptık.Çalışmamıza katılanların %74,8'i 18-44 yaş arasındaydı. Yaş ortalaması38,26±12,64 olarak bulundu. Düzenli fizik egzersiz yapanların oranı %33,8 bulundu.Örneklemin sigara içme prevalansı %30,4 olarak bulundu. Alkol kullanma prevalansıerkeklerde %36,5 ve kadınlarda %7 bulundu. Astım hastası olduğunu ifade edenlerinoranı %3,7 olarak bulunurken, diabet hastası olduğunu ifade edenlerin oranı %4,7'dir.Diş çürüğü nedeniyle bir veya daha fazla dişini kaybettiğini ifade edenlerin oranı %48bulundu.Çalışmamızda bulduğumuz sonuçlar daha önce bu konularda yapılmış olançalışmaların sonuçları ile uyumludur. Çalışmamız göstermiştir ki; geniş bir coğrafyadafazla sayıda kişiye ulaşılması planlanan saha araştırmalarında telefonla görüşmeyöntemini kullanmak maliyet ve zaman kazancı yanında elde edilen verileringüvenirliği açısından da uygun bir dizayn olacaktır.Anahtar kelimeler: Seyhan, davranışsal risk faktörleri, telefonla anket,bilgisayar destekli telefon görüşmesi

Yücel Uysal
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili yüreğir ilçesinde davranışsal risk faktörlerinin belirlenmesi

ÖZETAdana İli Yüreğir İlçesinde Davranışsal Risk Faktörlerinin BelirlenmesiÇalışmamızda Adana İli Yüreğir İlçesinde 18 yaş ve üzeri yetişkinlerdeki sağlıklailişkili davranışsal risk faktörlerini araştırdık. Araştırma yöntemi olarak 'telefon ile anket'yöntemini kullandık. Örneklem seçimini, Yüreğir İlçesindeki tüm sabit telefon numaralarıarasından 'küme örneklem' metodu ile yaptık. Çalışmamızda kullandığımız anket formunu,Amerika Birleşik Devletleri'ndeki "Davranışsal Risk Faktörleri Araştırma Sistemi"ne(Behavioral Risk Factor Surveillance System: BRFSS) ilişkin özellikle telefon ileuygulanmak üzere yapılandırılmış anketten modifiye ederek hazırladık. Görüşmeler sırasındaanket sorularını yöneltme ve verileri toplama sırasında 'CATI sistemi' (CATI = ComputerAssisted Telephone Interviewing = Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) kullandık. Gerekörneklem seçimi gerekse verilerin toplanması aşamalarında kullandığımız CATI sistemini"Uysal WebQ 1.0" anket yönetim yazılımı ile yürüttük. Görüşmelerimizi ÇukurovaÜniversitesi Telefon ve İnternet ile Saha Araştırmaları Merkezi'nde(TİSAM) gerçekleştirdik.Çalışmamızda toplam 682 kişiyle başarılı görüşme yaptık.Çalışmamıza katılanların %71,3'ü 18-44 yaş arasındaydı. Yaş ortalaması 37,67±11,62olarak bulundu. Düzenli fizik egzersiz yapanların oranı %10,6 bulundu. Örneklemin sigaraiçme prevalansı %31,7 olarak bulundu. Alkol kullanma prevalansı erkeklerde %29 vekadınlarda %0 bulundu. Astım hastası olduğunu ifade edenlerin oranı %5,6 olarakbulunurken, diabet hastası olduğunu ifade edenlerin oranı %6,3'dir. Diş çürüğü nedeniyle birveya daha fazla dişini kaybettiğini ifade edenlerin oranı %57,8 bulundu.Çalışmamızda bulduğumuz sonuçlar daha önce bu konularda yapılmış olançalışmaların sonuçları ile uyumludur. Çalışmamız göstermiştir ki; geniş bir coğrafyada fazlasayıda kişiye ulaşılması planlanan saha araştırmalarında telefonla görüşme yönteminikullanmak, maliyet ve zaman kazancı yanında elde edilen verilerin güvenirliği açısından dauygun bir dizayn olacaktır.Anahtar kelimeler: Yüreğir, davranışsal risk faktörleri, telefonla anket,bilgisayar destekli telefon görüşmesi

Filiz Arabacı
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesı ATO-Yalım Erez Aile Hekimliği Polikliniği'nin 1999 yılı çalışmalarının değerlendirilmesi

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde kalitenin ve bunun göstergelerinden birisiolan hasta memnuniyetinin artırılması, takiplerin daha iyi yapılabilmesi için çok iyi birhasta kayıt sisteminin geliştirilmiş olması gerekmektedir.Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Ticaret Odası YalımErez Sağlık Merkezi Aile Hekimliği Uygulama Polikliniğine 1999 yılının 3 er aylıkdönemlerinden rastgele seçilmiş 4 ayında başvuran 885 kişinin dosyalarının retrospektifolarak incelenmesi ve birinci basamaktaki hasta profilinin ortaya konulmasıamaçlanmıştır.Veriler bilgisayar ortamına , 'Uysal WebPatient 1.0'(Uysal Açık KaynakKodlu Veri Analiz Programları, www.webdata.name.tr) programı ile aktarıldı. Herdosya için; hastanın kimlik bilgileri girilerek mükerrer giriş olup olmadığı kontroledildi; ikinci aşamada hastanın başvuru şikayetleri ve tanıları tarihleri ile birlikte ICD-10'a göre kodlandı. Aile Hekimliği Uygulama Polikliniğine başvuran hastaların yaşortalaması 24.5±20.3 yıldır ve hastaların % 69.5 inin kadın olduğu bulunmuştur. Tümbaşvurulardaki yakınmalar incelendiğinde en sık öksürük. ateş. genel muayene veinceleme için başvuru yapılmıştır. Tüm başvurulardaki tanılara bakıldığında ise en sıkhipertansiyon. akut üst solunum yolu enfeksiyonları ve üriner sistem enfeksiyonutanılarının konulduğu bulunmuştur. Başvuruların daha çok 0 ile 39 yaşları arasındaolmak üzere (% 76.1); en fazla 0-9 yaş grubu hastalar tarafından yapıldığı (%33.3)saptanmıştır.Sonuç olarak. birinci basamak sağlık kurumlarının gelişimini sağlamak içinperiyodik olarak retrospektif değerlendirmeler yapılmalı. hasta profili gözdengeçirilmelidir.Anahtar Sözcükler: Aile Hekimliği. Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri.Yakınmalar. ICPC-2. ICD-10

Leyla Rabia Uz
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık hizmetleri uygulamalarında bakımda sürekliliğin durumu

Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri Uygulamalarında Bakımda SüreklilikSüreklilik kavramı, aile hekimliği disiplininin ilkelerinden biridir. Çalışmamızda birinci basamak sağlık hizmeti uygulamaları yapan, farklı bölge ve kurumda çalışan hekimlerin bakımda süreklilik konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını ?telefon ile anket? yöntemi ile araştırdık. Çalışmaya Düzce ve Adana illerinde çalışan birinci basamak hekimleri dahil edildi. Çalışmada kullanılan anket formu, Stokes ve arkadaşlarının aile hekimliğinde süreklilik anketi modifiye edilerek hazırlandı. Telefon görüşmeleri, Çukurova Üniversitesi Telefon ve İnternet ile Saha Araştırmaları Merkezi'nde gerçekleştirildi.Düzce'de Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan 98 hekimden 91'ine (%92.8), Adana ilinde ise 108 hekimden 101'ine (%93.5) ulaşılabildi. Adana'daki hekimlerin yaş ortalaması 40.7±5.7 yıl, Düzce'deki hekimlerinki ise 33.0±4.5 yıl idi. Kayıtların sürekliliği puanı sırasıyla Düzce ve Adana'daki hekimler için, ortalama 3.3±1.0 ve 2.8±1.1 (p<0.001), yönetimsel süreklilik puanı 2.6±1.2 ve 2.5±1.0 (p>0.05), kişisel süreklilik puanı ise 4.2±0.9 ve 4.0±1.0 (p>0.05) olarak saptandı.Düzce'deki hekimlerin bilgisel, kişisel ve yönetimsel süreklilik kavramlarını daha iyi bildikleri ve uyguladıkları düşünülmektedir. Bu bağlamda, birinci basamak sağlık hizmetlerinin kalitesinin arttırılması için, aile hekimliği uygulamaları yaygınlaştırılmalı ve geliştirilmelidir.Anahtar kelimeler:Adana, bakımda süreklilik, birinci basamak sağlık hizmetleri, Düzce.

Tülin Sezer
Çukurova University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık kuruluşunda takip edilen tip 2 diabetes mellituslu hastaların glisemik kontrollerinin, lipid profillerinin ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Birinci basamak sağlık merkezinde tedavi edilen Tip 2 D.M. hastalarının glisemik regülasyonlarının, diyabete bağlı komplikasyonlarının, komorbid hastalıklarının, iyilik hallerinin ve tedavi memnuniyetlerinin WBQ-22 (Well-Being Questionnaire-22) ve Diabet Treatment Satisfaction Questionnaire (DTSQ) ölçekleri kullanılarak değerlendirilmesi.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Yalım Erez Aile Hekimliği Polikliniği'ne, Mart 2007-Eylül 2007 arasında başvuran ve tedavi edilen, en az altı aylık tip 2 diyabet tanısı olan ve bilgilendirilmiş onay formunu imzalayan 112 erişkin hasta çalışmaya alındı. Hastaların, kan basıncı, EKG, açlık ve tokluk kan şekerleri, HbA1C, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid, üre, kreatinin, spot idrarda mikroalbuminüri incelemeleri yapıldı. Hastanın diyabet süresi, kullandığı ilaçlar, diyabet eğitimi alma durumu ve varsa diğer kronik hastalıkları için kullandığı ilaçlar sorgulandı. Hastalara WBQ-22 ve DTSQ ölçekleri uygulandı.Bulgular: Hastaların 36'sında (%32,1) HbA1c değerleri normaldi (?7,0). Hastaların yine 36'sının (%32,1) LDL-K düzeyi normal (?100 mg/dl) değerdeydi. 76'sının (%67,9) yüksekti. WBQ?22 alt ölçeklerinden anksiyete puanı ile HbA1c düzeyleri arasında (p=0.05), anksiyete puanı hariç diğer tüm puanlar ile komplikasyon varlığı arasında (sırasıyla depresyon ve pozitif iyilik hali için p=0,003, enerji için p=0,04 ve genel iyilik hali için p=0,02). DTSQ toplam puan ortalamaları ile HbAıc düzeyleri arasında (p=0,001), DTSQ toplam puan ortalamaları ile komplikasyon varlığı arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,001).Sonuç: Diyabet, yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte ve psikososyal zorluklara neden olmaktadır. Tek başına medikal tedavi bile hastanın yaşam kalitesi üzerine güçlü olumlu etki yapabilir. Tip 2 diyabetli hastaların, WBQ?22 ile psikolojik iyilik hali ve DTSQ ile tedavi memnuniyeti değerlendirilmeli ve psikososyal destek verilmelidir. Diyabetli hastalar, depresyon ve anksiyeteyi içeren psikopatolojik durumların yüksek oranları nedeniyle gerekirse tedavi edilmelidirler. Böylece bu durumların, metabolik kontrol üzerine olumsuz etkileri azaltılabilir.Anahtar Sözcükler: Tip 2 diabetes mellitus, glisemik kontrol, WBQ-22, DTSQ

Gülruh Tahmiscioğlu
Çukurova University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de aile hekimliği alanında yapılan yayınların kalitatif değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, Türkiye'de aile hekimliği alanında ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlanan makalelerle ilgili kalitatif bir değerlendirme yapmaktır.Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'na gönderilen akademik aşama yapacak adayların dosyalarındaki yayınlar değerlendirmeye alındı. Türkiye'deki tıp fakültelerinin aile hekimliği anabilim dallarında akademik kadroda görev yapan hekimlerin yayınlarına ise internet aracılığıyla ulaşıldı.Bulgular: Yayınları yapan hekimlerin % 96'sı üniversitelerin aile hekimliği anabilim dallarında çalışan hekimlerdi. 1987-2008 yılları arasında yapılan yayınlardan 916'sına ulaşıldı. Bunların 503'ü (% 54,9) Türkçe, 413'ü (% 45,1) İngilizce olarak 385 farklı dergide yayınlanmıştı. Yayınların konularının, en fazla diğer uzmanlık alanlarıyla ilgili (% 46,8) olduğu, aile hekimliği disiplin ilkeleri ile ilgili yayınların ikinci (% 32,0) sırada, aile hekimliği klinik uygulamaları ile ilgili yayınların üçüncü (% 19,8) sırada olduğu görüldü. Yayınların türlerinin çoğunluğunu (% 68,4) orijinal çalışmalar oluşturmaktaydı. Türkçe dergiler arasında Türkiye Aile Hekimliği Dergisi'nin (% 10,3), İngilizce dergiler arasında ise Saudi Medical Journal'ın (% 5,3) en çok yayın yapılan dergi olduğu saptandı. Yazar sayısı ortalaması 4,33±2,15 olarak saptandı ve yayınların % 52,4'ünde aile hekimliği ile ilgili yazar birinci sıradaydı. Araştırma evreni olarak en çok tercih edilen poliklinikler İç Hastalıkları (% 13,4) ve Aile Hekimliği (% 9,1) poliklinikleriydi.Sonuç: Aile hekimliğinde sağlam bir araştırma temeli oluşturulması disiplinimizin geleceği için önemlidir. Aile hekimliği halen gelişmekte olan bir uzmanlık dalı olmasına rağmen ulusal ve uluslararası dergilerde yayınları giderek artmaktadır ancak daha yapılması gereken çok şey vardır.

Aile hekimliğiBilimsel araştırmalarBilimsel araştırmalar+3
Ferzan Muştu
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal kadınlarda cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Çalışmamızda bölgemizdeki postmenopozal kadınların cinsel sağlıkları ile ilgili bilgi sahibi olmak, cinsel sağlığın, hem kadının hem de ailesinin yaşam dinamikleri, sağlık durumları ve ruhsal sağlıklarına etkilerini araştırmayı amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Menopoz Polikliniği'ne başvuran evli ve postmenopozal dönemdeki 170 kadın alındı. Cinsel Fonksiyon Kalitesi (QSF; Quality of Sexual Function) Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya alınan kadınların sosyodemografik verileri, herhangi bir sağlık sorunlarının olup olmadığı, alışkanlıkları, sürekli kullandığı ilaçlar, kaç yıldır menopozda oldukları, hormon replasman tedavisi alıp almadıkları ve cinsel sorunları için doktor veya konuyla ilgili uzmanlardan yardım alıp almadıkları sorgulandı. Anket uygulaması poliklinikte hasta ile yüz yüze uygulandı.BULGULAR: Kadınların yaş ortalaması 54,16±5,69 (34?73) yıl olarak bulundu. Çalışmaya alınan kadınların % 87,4'ü kilolu, şişman veya aşırı şişmandı ve % 40'nın hiçbir sağlık sorunu yoktu. Menopoz süreleri ortalaması 72,66±67,87 (3?360) ay, hormon tedavisi alan kadınların tedavi sürelerinin ortalaması 31,87±18,29 (6-60) ay olarak saptandı. Kadının eğitim düzeyi arttıkça, erkeğin cinsel birliktelik isteme oranı düşmekte, kadının ise cinsel ilişkiyi başlatma konusundaki cesareti artmaktaydı. Kadınların cinsel organlarının cinsel istek ve hayallerine normal yanıt verme durumu aylık gelir düzeyi yüksekliği ile doğru orantılı idi.SONUÇ: Menopoz dönemi ve bu döneme ait sorunlara yaklaşırken bakış açısının çok daha geniş olması gerektiği kanısındayız. Multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini savunan çalışmaları dikkate aldığımızda, Aile Hekimliği disiplininin temel yeterliliklerinden olan kişi merkezli bakım ile birlikte biyopsikososyal ve varoluşsal modelin kullanımının gerekliliği sonucunu çıkarabiliriz.

Cinsel bozukluklarCinsellikKadınlar+3
Duygu Kapdağlı
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili ilçelerinde yaşayan bireylerin davranışsal risk faktörlerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Çalışmamızda, Adana İli İlçelerinde (Seyhan, Yüreğir, Sarıçam ve Çukurova hariç) yaşayan bireylerin sağlıkla ilişkili davranışsal risk faktörlerini araştırdık.Materyal ve Yöntem: Araştırma yöntemi olarak ?telefon ile anket? yöntemini kullandık. Örneklem seçimini, Adana İli İlçelerindeki tüm sabit telefon numaraları arasından ?rasgele örneklem? yöntemi ile yaptık. Çalışmamızda kullandığımız anket formunu, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki "Davranışsal Risk Faktörleri Araştırma Sistemi"ne (Behavioral Risk Factor Surveillance System: BRFSS) ilişkin özellikle telefon ile uygulanmak üzere yapılandırılmış anketten modifiye ederek hazırladık. Görüşmelerde, anket sorularını yöneltirken ve verileri toplarken ?CATI sistemini? (CATI=Computer Assisted Telephone Interviewing=Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi) kullandık ve bu sistemi, "Uysal WebQ 1.0" anket yönetim yazılımı ve "Epi info" bilgisayar programı ile yürüttük. Görüşmelerimizi Çukurova Üniversitesi Telefon ve İnternet ile Saha Araştırmaları Merkezi'nde (TİSAM) gerçekleştirdik. Bulgular: Çalışmamızda örnekleme çıkan 1888 kişinin 1096'sı (% 58,05) ile başarılı görüşme yaptık. Çalışmamıza katılanların; yaş ortalaması 43,36±14,31 yıl, düzenli fizik egzersiz yapanların oranı % 41,7, örneklemin sigara içme prevalansı % 23,5, alkol kullanma prevalansı erkeklerde % 17,3 ve kadınlarda % 0,8 olarak bulundu.Sonuç:Çalışmamızda bulduğumuz sonuçlar, daha önce bu konularda yapılmış olan çalışmaların sonuçları ile uyumludur. Çalışmamız; geniş bir coğrafyada fazla sayıda kişiye ulaşılması planlanan saha araştırmalarında telefonla görüşme yönteminin kullanılmasının, maliyet ve zaman kazancının yanı sıra elde edilen verilerin güvenirliği açısından da uygun bir yöntem olacağını göstermektedir.Anahtar kelimeler:Adana, davranışsal risk faktörleri, telefonla anket, bilgisayar destekli telefon görüşmesi.

AdanaAdanaAnketler+2
Neşem Anber
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Polikliniği'nin 2003 yılı hasta kayıtlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Birinci basamak hekimleri ve araştırmacılar için, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri ve maliyet etkin uygulamalar açısından tıbbi kayıtların önemi her geçen gün artmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde kalitenin ve hasta memnuniyetinin artırılması, takiplerin iyi yapılabilmesi için iyi bir hasta kayıt sisteminin geliştirilmiş olması gerekmektedir.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda birinci basamaktaki hasta profilinin belirlenmesi amacı ile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Ticaret Odası Yalım Erez Sağlık Merkezi Aile Hekimliği Uygulama Polikliniği'ne 2003 yılının rasgele seçilmiş dört ayında başvuran 770 kişinin dosyaları retrospektif olarak incelendi. Veriler bilgisayar ortamına, 'Uysal WebPatient 1.0' programı ile aktarıldı. Hastaların başvuru şikayetleri ve tanıları ICD-10'a göre kodlandı.Bulgular: Aile Hekimliği Uygulama Polikliniği'ne başvuran hastaların yaş ortalaması 21,9 ± 19,4 yıl olup hastaların % 65,3'ü kadındı. Tüm başvurulardaki yakınmalar incelendiğinde en sık öksürük, solunum anormallikleri, ateş nedeniyle başvuru yapılmıştı. Tüm başvurulardaki tanılar incelendiğinde ise en sık akut üst solunum yolu enfeksiyonları, üriner sistem enfeksiyonu ve hipertansiyon tanılarının konulduğu bulundu. Başvuruların daha çok 0-14 yaşları arasında olmak üzere (% 42); en fazla 0-4 yaş grubu hastalar tarafından yapıldığı (% 28,9) saptandı.Sonuç; birinci basamak sağlık hizmetlerinin gelişimini sağlamak için periyodik olarak hasta kayıtları gözden geçirilmeli ve hasta profili ortaya konmalıdır.Anahtar Sözcükler: Aile Hekimliği, ICD-10, Tıbbi Kayıtlar.

Aile hekimliğiSağlık kayıtlarıTıbbi kayıtlar+1
Özlem Öztekin
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Polikliniği'nin 2007 yılı çalışmalarının değerlendirilmesi

Birinci basamak sağlık hizmetlerinde kalitenin ve bunun göstergelerinden birisi olan hasta memnuniyetinin artırılması ve takiplerin daha iyi yapılabilmesi için çok iyi bir hasta kayıt sisteminin geliştirilmiş olması gerekmektedir. Birinci basamakta hasta profilinin ortaya konmasının amaçlandığı çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Polikliniği'ne 2007 yılında ilk kez başvuran 969 hastanın dosyaları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Veriler bilgisayar ortamına, ?Microsoft Excel? programı ile aktarılmıştır. SPSS for Windows 11.0 versiyonu paket programı ile analiz edilmiştir. Hastaların ilk 15 başvuru nedenleri ve tanıları ICD-10'a göre kodlanmıştır. Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran erkek hastaların yaş ortalaması 23,97±23,68 yıl, kadınlarınki ise 26,54±21,23 yıldır, hastaların %63,4'ü kadındır. Tüm başvurularda en sık ilk üç başvuru nedeni; solunum anormallikleri, öksürük ve tedavi sonrası tanımlanmamış takip muayenesidir. Tüm başvurularda en sık ilk üç tanı; esansiyel (primer) hipertansiyon, influenza ve insüline bağımlı olmayan ve komplikasyonları olmayan diabetes mellitustur. Başvuruların daha çok 0-39 yaş grubu tarafından yapıldığı (% 71,7); bu grup içinde de ilk sırada 0-9 yaş grubu hastaların yer aldığı (% 33,1) saptanmıştır. Sonuç olarak birinci basamak sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunmak amacı ile kayıtlar periyodik olarak değerlendirmeli ve hasta profiline uygun müdahaleler yapılmalıdır.Anahtar Sözcükler: Aile Hekimliği, Birinci Basamak Sağlık Hizmetleri, Başvuru nedeni, tanı, yakınma, kayıt, ICD-10.

Aile hekimliğiHasta kabulSağlık hizmetleri+3
Özgür Özmen
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon kontrolünde hastalık algısı ve grup görüşmelerinin etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, hipertansiyon hastalarının hastalık algısı ile kan basıncı regülasyonu arasındaki ilişkiyi belirlemek ve hastalık algısına yönelik grup görüşmelerinin hastalık algısı ve kan basıncı regülasyonuna etkisini incelemektir.Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne 23.05.2008?23.11.2008 tarihleri arasında başvuran 152 hipertansiyon hastası çalışmaya alındı. Hasta Bilgi Formu ve Hastalık Algısı Ölçeği uygulandı. Hastalar, rasgele yöntemle iki gruba ayrıldı: Birinci grup kontrol grubu olup ikinci grup grup görüşmesine alındı. Grup görüşmeleri, bir öğretim üyesi, bir asistan ve bir hemşire ile birlikte grup görüşmesi kurallarına uygun bir şekilde ayda bir kez olmak üzere üç ay boyunca yapıldı ve son görüşmeden bir hafta sonra kontrol grubu ile birlikte tüm hastalara ?Hastalık Algısı Ölçeği? tekrar uygulanarak kan basıncı değerlerinin hedef değerlere ulaşıp ulaşmadığı kontrol edildi. Veriler bilgisayara girildi ve istatistiksel paket programı ile değerlendirildi.Bulgular: Çalışmaya alınan 109 hastadan 92'si (% 84,4) çalışmayı tamamladı. Bu hastalardan 40'ı (% 43,5) grup görüşmesine alındı. Grup görüşmesine katılan hastaların grup görüşmeleri öncesindeki kan basıncı regülasyonu % 27,5 iken, grup görüşmeleri sonrasında anlamlı şekilde % 70'e yükselmiştir. Kontrol grubunun kan basıncı regülasyonu ise bu süre içerisinde % 23,2'den % 31,9'a ulaşmıştır.Sonuç: Hipertansiyon hastalarının büyük çoğunluğunun kan basıncı kontrolü istenen düzeyde değildir ve yeni bakım modellerinden grup görüşmesi, hastaların hastalık algılarını olumlu yönde etkileyerek kan basıncı regülasyonunda iyileşmeye katkı sağlayabilir.Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, hastalık algısı, hastalık algısı ölçeği, grup görüşmesi.

Aile hekimliğiAlgıHastalık+2
Orhan Acehan
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezinde yaşayan farklı sosyokültürel grupların sağlık hizmetlerini kullanma davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı, Adana il merkezinde yaşayan farklı sosyokültürel grupların sağlık hizmet basamakları kullanımının ve bunun sosyodemografik özelliklerle ilişkisinin değerlendirilmesi ve tıbbi bakım ekolojisinin gösterilmesidir.Gereç ve Yöntem: Adana il merkezinde, sosyoekonomik açıdan `iyi'. `orta' ve `kötü' olarak belirlenen üç bölgede yaşayan 685 erişkin birey çalışmamıza alındı. Çalışma 1 Mayıs 2009-15 Haziran 2009 tarihleri arasında yürütüldü. Bireylere sosyodemografik veri toplama anketi, sağlık tutum davranış değerlendirme anketi ve kısa form-12 (SF-12) kısa sağlık ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uygulandı. Veriler, istatistik paket programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: Araştırmamıza katılan 685 bireyin 504'ü (% 73,6) kadın, 181'i (% 26,4) erkek, yaş ortalaması 36,68±13,89 yıl (18-83) idi. Bireylerin 273'ünün (% 39,9) eğitim düzeyinin ilköğretim, 520'sinin (% 75,9) evli, 479'unun (% 69,9) Adana'ya göç etmiş, 577'nin (% 84,2) sosyal güvencesinin olduğu, 368'inin (% 53,7) sosyoekonomik olarak kendini ve ailesini `orta' düzeyde değerlendirdiği saptandı. Eğitim düzeyi, sosyal güvence, sosyoekonomik durum ve medeni durum ile SF-12 alt ölçeği olan MCS-12 arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yaş ile MCS-12 ve PCS-12 arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,001). Hem akut, hem kronik sağlık sorunlarında en sık tercih edilen sağlık hizmet basamağı; ikinci basamak olup, sağlık hizmet basamakları tercihi ile sosyodemografik özellikler (cinsiyet, eğitim düzeyi, yaş, sosyal güvence, sosyoekonomik durum) arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,01). Son bir ay içinde 540 kişi (% 78,8) en az bir sağlık sorunu yaşamış, bunların 433'ü (% 38) kendi kendine bakım yaparken, 323'ü (% 28,4) ikinci basamak, 309'u (% 27,1) birinci basamak sağlık kurumuna başvurmuş ve 2 kişi (% 0,5) hastaneye yatırılarak tedavi edilmiştir.Sonuç: Sağlık hizmet basamaklarının kullanımı, sosyodemografik özelliklerden etkilenmektedir. En çok tercih edilen sağlık hizmet basamağı, ikinci basamaktır. Birinci basamak sağlık kurumları geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir.Anahtar sözcükler: Sağlık hizmetleri kullanımı, SF-12, tıbbi ekoloji, birinci basamak

AdanaEkolojiSF-36 Sağlık Taraması+4
Aslı Pan Korur
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana'daki birinci basamak sağlık kurumlarına başvuran hastaların memnuniyet düzeyleri ve bu kurumlarda çalışan hekimlerin iş doyumunun saptanması

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada amaç, EUROPEP hasta memnuniyet anketi ve Minnesota İş Doyum ölçeklerini kullanarak, Adana'da aile hekimliği uygulamasından önce ve uygulamanın 12. ayında, hasta memnuniyetini ve aile hekimliği uygulamasının hasta memnuniyeti üzerine etkisini ve hekimlerin çalışma şartlarının iş doyumu ve memnuniyetlerine etkisini araştırmaktı.Gereç ve Yöntem: Adana il merkezindeki sağlık ocağı/aile sağlığı merkezleri, bulunduğu bölgenin sosyoekonomik düzeyine göre düşük, orta ve yüksek olarak ayrıldı. Her bölgeden bir sağlık ocağı/aile sağlığı merkezi seçilerek her birinde en az 93 hastaya rasgele yöntemle 23 sorudan oluşan EUROPEP hasta memnuniyet anketi uygulandı. Aile Hekimliği uygulamasının 12. Ayında (mayıs 2009) bu sağlık ocağı/aile sağlığı merkezlerinde anketler tekrar uygulandı. Çalışmaya katılan hastaların, uygulamadan önceki ve sonraki EUROPEP ortalama puanları karşılaştırıldı. Çalışmanın evreni Adana'daki tüm birinci basamakta çalışan hekimler olarak belirlendi. Bu evreni temsil edecek örneklem grubu rasgele seçimle belirlendi. Bu hekimlerle yüzyüze görüşülerek Minnesota İş Doyum Ölçeği dolduruldu. Aile Hekimliği uygulamasının 12. ayında aynı hekimlere tekrar anket uygulandı.Bulgular: Çalışmanıza 2008 yılında 295, 2009 yılında 293 olmak üzere toplam 588 hasta katılmıştır. Hastaların EUROPEP yanıtları, uygulamadan sonra anlamlı şekilde düzelmişti. En fazla düzelme; `Önceki görüşmelerde yaptıklarını ve söylediklerini bilmesi' (3,02±1,38'e karşılık 4,20±1,18), `Uzmana ya da hastaneye sevkten beklemeniz gerekenler konusunda sizi hazırlaması' (3,04±1,30'a karşılık 4,21±1,10), `Hekiminize telefonla ulaşabilmeniz' (2,98±1,61'e karşılık 3,99±1,31) sorularına verilen yanıtlardaydı. Çalışmaya katılan hekimlerin Minnesota İş Doyum Ölçeği sorularına 2009 yılında verdikleri cevaplar, 2008 yılına kıyasla, 5 soruda artarken 3 soruda azalmıştı. En fazla artış `Yaptığım iş karşılığında aldığım ücret' sorusunda, en fazla azalma ise `Beni her zaman meşgul etmesi' sorusundaydı. İçsel, dışsal ve genel doyum puan ortalamalarının üçünde de artış olmuş ancak bu artışlardan sadece dışsal doyum puanlarındaki artış anlamlı bulunmuştur.Sonuç: Aile hekimliği hizmetlerinin ve hasta memnuniyetinin iyileştirilmesi için aile hekimliği birimlerinin yaygınlaştırılması kaçınılmazdır. Ülkemizin sağlık hizmeti sunum sisteminin gözden geçirilerek gerekli iyileştirmelerin yapılmasının hem hekimlerin iş doyumunun hem de hasta memnuniyetinin arttırılmasına çok büyük katkılar sağlayacağı açıktır.

AdanaDoktorlarHasta memnuniyeti+6
Fatih Mutlupoyraz
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana İli Ceyhan, Karaisalı, Pozantı, Yumurtalık, Kozan, İmamoğlu, Saimbeyli, Tufanbeyli, Feke, Aladağ, Karataş, ilçelerinde yaşayan bireylerin davranışsal risk faktörlerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada, Adana İli İlçelerinde (Seyhan, Yüreğir, Sarıçam ve Çukurova hariç) yaşayan bireylerin astım, diyabet, ağız sağlığı ve engellilik durumlarını araştırdık.Gereç ve Yöntem: Veriler telefonla anket yöntemin ile toplanmıştır. Adana İli İlçelerindeki tüm sabit telefon numaraları arasından ?sistematik küme örneklem yöntemi? ile aranan numaralar belirlenmiştir. Aranan telefonlarda sadece 18 yaşından büyük kişilerle görüşülmüştür. Çalışmada kullanılan anket formu, Behavioral Risk Factor Surveillance System'e ilişkin özellikle telefonla uygulanmak üzere yapılandırılmış anketten uyarlanarak oluşturulmuştur. Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi kullanılmış ve görüşme sonuçları, görüşme sırasında bilgisayara kaydedilmiştir. Bu sistem, "Uysal WebQ1.0" anket yönetim yazılımı ve "Epi info" bilgisayar programı ile birlikte yürütülmüştür. Görüşmeler, Çukurova Üniversitesi Telefon ve İnternet ile Saha Araştırmaları Biriminde (TİSAB) gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Örnekleme çıkan 1888 kişiden 1096'sı (% 58,0)'i ile başarılı görüşme yapılmıştır. Çalışmamıza katılanlarda astım prevalansı % 6,6, diyabet prevalansı % 10,1, son bir yıl içinde diş hekimine gidenlerin oranı % 40,0 geçici veya kalıcı sakatlığı olanların oranı % 7,0 bulunmuştur.Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar, ulusal ve bölgesel çalışmalarla uyumlu bulunmuştur. Diyabet ve astım gibi kronik hastalıkların önlenmesi için yeni stratejiler geliştirilmelidir. Bölgemizde ağız sağlığı kötüdür ve ihmal edilmektedir. Koruyucu hekimliğe ve birinci basamak sağlık hizmetlerine daha fazla önem verilmelidir.

Adana
Ufuk Gülmen
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip-2 diyabetli hastaların geleneksel ve tamamlayıcı tıp ürünü kullanım durumları ve ilişkili faktörler

Amaç: Diyabet hastaları geleneksel ve tamamlayıcı tıp ürünü olarak bitkisel ürünleri yaygın olarak kullanmaktadır. Bu çalışma tip 2 diyabet hastalarının geleneksel ve tamamlayıcı tıp ürünü kullanım durumlarını ve bunlarla ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte yapılan çalışmada diyabet hastalarına yüz yüze görüşme tekniğiyle anket uygulandı. Bulgular: Çalışmaya alınan 280 hastanın yaş ortalaması 58,18 ±9,4 yıl olup %63,9'u kadındı. Son 1 yılda hastaların %30,4'ünün bitkisel ürünleri kullandığı bulundu. Hastalarının yaş, cinsiyet, medeni durum, gelir düzeyi, diyet, egzersiz/spor yapma özellikleri ile bitkisel ürün kullanımı arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Eğitim seviyesi lise ve üniversite olan bireylerin bitkisel ürün kullanma oranı (% 47,4), lise altında olan bireylere (%27,7) göre anlamlı yüksekti (p=0,014). Diyabet tanı süresi, insülin kullanımı, HbA1c seviyesi ile bitkisel ürün kullanımı arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Nefropatisi olan hastaların bitkisel ürün kullanma oranı, nefropatisi olmayan hastalara göre istatistiksel olarak düşüktü (p=0,045). Hastaların %58,8'inin kan şekerini düzenlemek, %17,6'sının kilo vermek, %14,1'inin kan yağlarını (kolesterolü) azaltmak ve %9,4'ünün tansiyonu düşürmek amacıyla bitkisel ürünleri kullandığı bulundu. Kan şekerini düzenlemek için zeytin yaprağı, tarçın ve çörek otu, kan yağlarını azaltmak için ceviz suyu ve limon, tansiyonu düşürmek için sarımsak ve limon, kilo vermek için limon ve yeşil çay en fazla kullanılan ürünlerdi. Bitkisel ürün kullanımı sırasında iki hastanın ilaç kullanmayı bıraktığını, 6 hastanın ilaç kullanma sıklığını azalttığı bulundu. Ürün bilgisinin en fazla akraba/arkadaştan öğrenildiği ve hastaların %74,1'inin ürün kullandığını doktoruna söylemediği saptandı. Sonuç: Hastaların yaklaşık üçte birinin bitkisel ürünleri kullandığı ve büyük çoğunluğunun doktoruna söylemediği saptanmıştır. Doktorların diyabet hastalarına bitkisel ürün kullanımı ile ilgili sorgulama ve bilgilendirme yapması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Diabetes Mellitus, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp, Bitkisel ürün

Elif Doğar
Gaziantep University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep'te görev yapan hekimlerin kronik hastalık sıklığının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Gaziantep'te görev yapan hekimlerin kronik hastalık sıklığını ve ilişkili faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda veri toplama yöntemi olarak anket formu kullanıldı. Araştırmacılar tarafından literatür taranarak oluşturulan 18 soruluk anket formunun ilk bölümünde araştırmaya katılan hekimlerin sosyodemografik özellikleri, anketin ikinci bölümünde kişilerin kronik hastalık sahibi olma durumları ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) kullanılarak kişilerin stres düzeyi sorgulandı. Bulgular ve Sonuç: Hekimlerde kronik hastalık prevalansı %22,8 olarak bulundu. Erkek hekimlerde bu oran %25,2 iken kadın hekimlerde %20 olarak saptandı. Asistan hekimlerde kronik hastalık görülme sıklığı %17,3, pratisyen hekimlerde %21,8, uzman hekimlerde ise %45,8 olarak tespit edildi. Çalışmamıza göre hekimlerde en sık görülen kronik hastalıklar hipertansiyon ve tiroit hastalıkları olarak bulunmuş olup, görülme sıklıkları %6,1 olarak tespit edildi. Hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi gibi hastalıkların erkek hekimlerde daha sık görüldüğü bulunurken tiroit hastalıklarının kadın hekimlerde daha sık görüldüğü saptandı. Ayrıca alkol kullananlarda hipertansiyon, et ağırlıklı beslenenlerde diyabet sıklığının daha fazla olduğu tespit edildi. Kronik hastalıkların risk faktörlerine baktığımızda, hekimlerde sigara kullanım sıklığı %20,6 olarak bulundu. Bu oran erkek hekimlerde %31,5, kadın hekimlerde %8,2 olarak belirlendi. Hekimlerde alkol kullanım sıklığı ise %20,6 olarak saptandı. Hekimlerin yalnızca %38,9'u dengeli beslendiğini belirtmiş olup, büyük çoğunluğunun (%78,9) haftada 150 dakikanın altında fiziksel egzersiz yaptığı tespit edildi. Bu konuda yapılacak daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Diyabet, hekimlerde, hipertansiyon, kronik hastalıklar, tiroit hastalıkları

Jülide Fatma Çakır
Gaziantep University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi sağlık bilimleri dışı fakülte öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı sağlık bilimleri dışı fakültelerde öğrenim gören öğrencilerin sağlığı geliştirme davranışlarının değerlendirilmesi ve bu davranışları etkileyen sosyodemografik özelliklerin saptanmasıdır.Gereç ve Yöntem: Araştırma örneklemini Çukurova Üniversitesi sağlık bilimleri dışı fakültelerde (çevre müheendisliği, endüstri mühendisliği, inşaat mühendisliği, hukuk fakültesi, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliği, ingilizce öğretmenliği, grafik, iç mimarlık, devlet konservatuarı yaylı çalgılar, piyano ve tiyatro bölümü) okuyan 871 öğrenci oluşturdu. Veriler, isimsiz olarak bir anket formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları (SYBD)-II ölçeği ile toplandı.Bulgular: Öğrencilerin % 54,8'i kadındı. Yaş ortalaması 21,30 ± 1,95 (17-32) yıl olarak bulundu. SYBD-II ölçeği puan ortalamasının orta düzeyde olduğu (126,29±16,00), en yüksek puanın ?manevi gelişim (spirituality)?, en düşük puanın ?fiziksel aktivite? alt ölçeğinden alındığı saptandı. Yaş grupları ile ?stres yönetimi? alt ölçeği puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p=0,021). Erkekler ?stres yönetimi? alt ölçeğinden daha yüksek puan aldı ancak bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,311). Kadınlar ise diğer bütün alt ölçeklerden daha yüksek puan aldılar ancak sadece ?kişilerarası ilişki? ve ?beslenme? alt ölçeği puanı anlamlı bulundu (sırasıyla p=0,009, p=0,002). Öğrencilerin gelir durumu ve okulda kaybettikleri yıl ile SYBD arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Öğrencilerin aileleriyle birlikte yaşama durumu, anne ve baba eğitim durumu, aile gelir düzeyi, ailede bir arada yaşayan kişi sayısı, ailede kaçıncı çocuk olduğu ile SYBD arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Kronik hastalığı olan öğrenciler ?fiziksel aktivite? ve SYBD toplam ölçek puanından, ailesinde kronik hastalığı olan öğrenciler ?manevi gelişim (spirituality)? alt ölçeğinden daha yüksek puan aldılar (sırasıyla p=0,004, p=0,048, p=0,005). Öğrencilerin sağlık durumu algısı, en son diş hekimi kontrolüne gitme durumu, alkol kullanma durumu, beden kitle indeksi (BKİ) ile SYBD arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Öğrencilerin en son rutin doktor kontrolüne gitme durumu ile ?manevi gelişim (spirituality)? alt ölçeği, sigara kullanma durumu ile ?beslenme? alt ölçeği arasındaki ilişki anlamlı bulunmuştur (sırasıyla p=0,002, p=0,001). Yaşam biçimi davranışları oluşumunda annesinden etkilenenler ?kişilerarası ilişkiler? alt ölçeğinden, arkadaşından etkilenmeyenler ?beslenme? alt ölçeğinden daha yüksek puan alırken (sırasıyla, p=0,042, p=0,034); babasından, kardeşinden etkilenme durumu ve etkileyen kişi sayısı ile SYBD arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05).Sonuç: Bulgularımızın, ailesi ve alışık olduğu ortamdan ayrılan üniversite öğrencilerinin sağlıklarını korumak ve geliştirmek için periyodik eğitim programlarının oluşturulmasına yol gösterici olabileceği düşünülmüştür. Bireydeki davranış değişikliğini kolaylaştırarak sağlığı korumada daha büyük bir etki elde etmek için, gelecekteki çalışmalar daha fazla destekleyici ortamlar sağlamayı amaçlamalıdır. Yönetim, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını korumak ve devamını sağlamak için bazı çalışma ilkelerini uygulamaya veya değiştirmeye dayalı kişisel girişimleri desteklemelidir.Anahtar kelimeler: sağlığın geliştirilmesi, SYBD-II, üniversite öğrencileri

DavranışErgenlerSağlık+3
Yasemin Sabancıoğullarından
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk acil servisine başvuran 6ay-5 yaş arası ateşli hastalarda axiller, rektal ve timpanik ateş ölçümlerinin karşılaştırılması

Amaç: Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk acil polikliniği'ne ateş şikayeti ile başvuran 6 ay 5 yaş arası çocuklarda; aksiller, rektal ve timpanik ateş ölçümlerine ait sonuçların karşılaştırılması e ölçüm yolları ile kullanılan aletlr arsında fark olup olmadığının saptanması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Polikliniğine; ateş şikayeti ile başvuran, önceden sağlıklı, yaşları 6 ay-5 yaş arasında değişen 518 çocuk alındı. Hasta çocukların rutin Fizik ve Nörolojik muayenelerinin bir parçası olarak Dijital ve Civalı ısı ölçerler kullanılarak aynı hastalarda Rektal, ve Aksiller ateşler alındı. Aynı hastalarda eş zamanlı olarak infrared Timpanik ısıölçerler kullanılarak Timpanik ateş ölçümleri de yapıldı. Hastalar stabilize edildikten sonra anne veya babalarına ekte verilmiş olan demografik verileri ve ateş ile ilgili soruları da içeren 17 sorulu anket uygulandı. Bulgular: Çalışmamıza dâhil ettiğimiz 518 hastamızın yaş ortalama ve ortancaları sırasıyla; 26,53 ± 15,534 ay, 22.0, (6 - 60 ay), E/K oranını ise; 1,51/1 ve ortalama kardeş sayısını 1,2 ± 1,1 (0 -11) olarak saptadık. Hastalarımızda başvuru öncesi ortalama ve ortanca ateşli süreleri; 2,64 ± 1,462 st. ,2.0, (1-72st.) idi. Hastaların % 67,3'si sadece ateş, % 15,4'i ateş+öksürük, % 13,1'i ateş + boğaz ağrısı ve % 4,2'si ateş+ cilt döküntüsü yakınmaları ile başvurmuş idi. Ebeveynlerinden alınan bilgilere göre babaların % 1,7'si ve annelerin 54 (% 10,4)'ü okuryazar değil idi. Ateş düşürücü olarak hastaların %44,2'si İbuprofen, %34,2'si Parasetamol, kullanmış idi. Hastaların 404 (% 77,7)'ün ebeveynleri ateşi düşürmek için ilaç dışı yöntemlerden herhangi birini kullanmadan diirekt olarak acile başvurmuş idi. Rektal Dijital ölçümleri temel olarak aldığımızda Rektal Dijital ısı > Timpanik ısı ve arasındaki farkın ~ 0,4 0C olduğu, fakat rektal ölçümün dijital alet yerine civalı ısıölçer ile yapılması durumunda bu farkın bu kez ~0,184 0C olduğunu saptadık. Aksiller yol temel alınarak ölçüm yapıldığında ise; Timpanik ısı > Aksiller dijital ısı farkını; 0,4130C ve Timpanik ısı > Aksiller civalı ısı farkının ise; 0,6030C olduğunu saptadık. Sonuç: Timpanik yol ile alınan ısının Rektal yol ile alınan ısıya göre (ölçümde civalı ya da dijital alet kullanılmasına bağlı olarak) 0,2-0,40C daha düşük olduğunu saptadık. Buna karşın Timpanik yol ile alınan ısının Aksiller yol ile alınan ısıya göre (ölçümde civalı ya da dijital alet kullanılmasına bağlı olarak) 0,4-0,60C daha yüksek olduğunu saptadık. Bu nedenle kullanılan alete ve yola göre ısının değerlendirimesi gerektiğini paylaşmak istedik. Anahtar Kelimeler: Ateş, Termometre, Çocuk, İnfrared

Muhteşem Erol Yayla
Çukurova University · Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp Fakültesi öğrencilerinin Human Papilloma Virüs ve aşısı konusunda bilgi tutum ve davranışlarının belirlenmesi

Amaç: Toplumda aşılanma oranının yükseltilmesinde doktorların tavsiyesinin büyük rolü olduğu için çalışmamızda tıp fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin HPV enfeksiyonu ve aşısına ilişkin bilgi tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve farkındalığın arttırılmasını amaçlamaktayız. Gereç ve Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2023 yılında eğitim öğretim döneminde öğrenim gören tıp fakültesi öğrencileri üzerinde yapıldı. Çalışma Haziran 2023-Kasım 2023 tarihleri arasında yürütüldü. Bu çalışma, tanımlayıcı tipte kesitsel bir çalışmadır. Çalışma, katılımcıların HPV enfeksiyonu ve aşısı konusunda bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla anket çalışması yapılarak uygulandı. Bulgular: Çalışmaya katılan 328 öğrencinin %47,9'u kadın, %52,1'i erkek olup, yaş aralıkları 17 ile 34 arasında değişmekteydi. Öğrencilerin %42,4'ü HPV enfeksiyonu hakkında bilgi düzeyini yeterli buluyorken, %31,1'i HPV aşısı hakkında bilgi düzeyini yeterli bulmaktaydı. Katılımcıların %8,8'i HPV aşılarından birini yaptırdığını, %81,1'i HPV aşılarından birini yakınlarına önereceğini belirtti. Cinsiyete ve medeni duruma göre HPV enfeksiyonu ve aşısı hakkında bilgi düzeyi puanları benzer olarak saptandı (p>0,05). Öğrencilerin son üç sınıftaki HPV enfeksiyonu ve aşısı hakkında bilgi düzeyi puanları, ilk üç sınıfa göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Katılımcıların %64,6'sı HPV aşısını ücretli olarak alıp yaptıracaklarını, %76,8'i sosyal güvence kapsamında karşılanırsa yaptıracaklarını belirtti. Sonuç: Tıp fakültesi öğrencilerinde HPV enfeksiyonu ve aşısı hakkında bilgi düzeyinde yetersizlik söz konusudur. Öğrenciler arasında HPV aşısı yaptırma oranı da düşüktür. HPV aşısı ulusal bağışıklama programına eklenirse aşılanma oranının artacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: HPV, HPV Aşısı, Öğrenci, Bilgi, Tutum

Meltem Seçkiner
Gaziantep University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin organ bağışı hakkında bilgi, tutum ve davranışları

Amaç: Tıp fakültesi öğrencilerinin organ bağışı konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemek ve aynı zamanda konuya ilgilerini çekmektir. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim gören öğrenciler üzerinde gerçekleştirildi. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile organ bağışı konusundaki bilgi ve tutum düzeylerini değerlendiren bir anket aracılığıyla toplandı. Bulgular: Çalışmaya 17–33 yaş aralığında 348 tıp öğrencisi katıldı; bilgi puanı ort. 16,55±3,48, tutum puanı ort. 9,29±2,39 bulundu. Öğrencilerin yalnızca % 29'u kendini organ bağışı konusunda yeterli bilgili görürken, eğitim alanların oranı % 28,2 ve "bilgilendirme yeterli" diyenlerin oranı % 14,9'da kaldı. Yasal farkındalık yüksek olsa da (organ bağışı yasaldır: % 92,2), süreç/prosedür bilgisi zayıftı. Bağışçı kartı sahipliği % 5,5 iken, bağışta bulunmayı isteme % 54,3 ve gerekirse organ kabul etme % 83 olarak saptandı. En etkili yöntem olarak medya kampanyaları öne çıktı (% 72,1). Tutum puanı kadınlarda daha yüksekti ve sınıf düzeyi arttıkça yükseldi; dini inanç grupları arasında hem bilgi hem tutumda anlamlı fark izlendi. Bilgi ve tutum arasında pozitif fakat zayıf bir ilişki vardı (r=0,29; p<0,001). Sonuç: Tıp öğrencilerinde organ bağışına yönelik tutum genelde olumlu olsa da bilgi düzeyi ve prosedür bilgisi belirgin biçimde yetersizdir. Medya temelli farkındalık, müfredata entegre eğitim ve hukuki/etik süreçlerin açık anlatımı bu boşlukları kapatmada etkili olabilir. Kadınlarda ve üst sınıflarda olumlu tutumun daha yüksek olması, hedefli eğitimlerin özellikle alt sınıflara ve kararsız gruplara yöneltilmesini önermektedir. Bilgi-tutum ilişkisi zayıf olsa da anlamlıdır; kalıcı davranış değişimi için bilgilendirmenin yanı sıra yanlış inanışları gideren uygulamalı yaklaşımlar gereklidir. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, Organ bağışı

Şehriban Kayacan Öncel
Gaziantep University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il Merkezindeki lise öğrencilerilerinde tütün ve tütün mamullerinin kullanımı

Amaç: Önemli bir toplum sağlığı sorunu olan tütün ve tütün mamulleri kullanımının başlaması genellikle ergen ve gençlik döneminde olmaktadır. Bu çalışmamızda, gençlerin tütün ve tütün mamullerini kullanma sıklıklarını ve ilişkili faktörleri araştırmayı amaçladık.Yöntem: Evrenimiz Adana Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki liselerdir. İlçeler ve liselerin özellikleri dikkate alınarak ve ağırlıklı küme örnekleme yöntemi kullanılarak 2640 öğrenci örnekleme alındı. Okullar rastgele sayılar tablosuna göre belirlendi. Örneğe çıkan şubelerdeki tüm öğrenciler çalışmaya alındı ve 3025 öğrenci çalışmaya katıldı. Dokuz öğrenci, anketlerindeki iç tutarsızlık nedeniyle çalışma dışı bırakıldı. Toplam 3016 öğrencinin anketleri değerlendirildi.Bulgular: Öğrencilerin 1444'ü (% 47,9) erkek, 1572'si (% 52,1) kızdır. Yaş ortalamaları 16,49±1,21 yıldır. Sigarayı deneme oranı % 34,6, halen içenlerin oranı % 14,6 bulunmuştur. Nargile içtiğini belirtenlerin oranı ise % 19'dur. Tütün ve tütün mamullerinin temin edilmesinde, ?bakkaldan satın alma? ilk sırada yer alırken bunu ?açık ve adet olarak satın alma? izlemektedir. Öğrencilerin yaşları, sınıfları, ailelerinin gelir miktarları, harçlık miktarları ve sigara kullanma süreleri arttıkça tütün ve tütün mamullerini kullanma sıklıkları ve miktarları da artmaktadır. Sigaraya başlamada en etkili etkenlerin başında % 30,3 ile arkadaş çevresi, % 21,7 ile sorunlardan uzaklaşma isteği, % 17,1 ile en yakın üç arkadaştan en az birinin sigara içiyor olması gelmektedir.Sonuç: Dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olan tütün ve tütün mamulleri kullanımı ile mücadeleye ergen-gençler henüz sigara ile karşılaşmadan önce başlanmalıdır. Sigara kadar önemli bir diğer sorun, nargile kullanımı olup bu konuda acil önlemler alınması gerekmektedir.Anahtar kelimeler: Ergen-genç, nargile, sigara, tütün ve tütün mamulleri, lise, öğrenciler.

AdanaErgenlerLise öğrencileri+3
Erdem Akter
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana'daki lise öğrencilerinde kasıtlı ve kasıtsız yaralanmaya yol açabilecek riskli davranışların yaygınlığı

Amaç: Ergenlerin gelişimsel özelliği bakımından deneyimsizlikleri ve risk alma eğilimleri, onları yaralanmalara daha fazla maruz bırakır. Dünya Sağlık Örgütü'nün 2008 yılı raporunda, yaralanmalar 15-19 yaş grubu arasında mortalitede ilk sıradadır. Bu çalışmanın amacı, 2009-2010 eğitim-öğretim yılında Adana'daki liselerde okuyan öğrencilerin kasıtlı ve kasıtsız yaralanmaya yol açabilecek riskli davranışların yaygınlığını saptamak ve 2000 yılı verileri ile kıyaslamaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2009-2010 eğitim-öğretim yılında, Adana'daki lise öğrenci popülasyonunu temsil eden 3016 öğrenci dâhil edildi. Anket formu, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Youth Risk Behaviour Surviellance formundaki soruların Türkçeye uyarlanması ve buna sosyodemografik özelliklerle ilgili soruların eklenmesi ile oluşturuldu.Bulgular: Çalışmamıza katılan öğrencilerin % 52'si kız, % 48'i erkekti. Çalışmamızda ehliyetsiz motorlu araç kullanma ile yüksek sınıf düzeyi, erkek cinsiyet, yüksek aile aylık gelir düzeyi ve aileye ait motorlu araç bulunma arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur ancak anne ve baba eğitim düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çalışmamızda, bıçak ve çakı gibi kesici delici alet veya sopa taşıma yaygınlığı ile erkek cinsiyet ve baba eğitim düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur ancak sınıf düzeyi, ailenin aylık gelir düzeyi ve anne eğitim düzeyi ile anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çalışmamızda son bir yıl içindeki intihar girişimi yaygınlığı ile kız cinsiyet düşük anne ve baba eğitim düzeyi ile anlamlı bir ilişki bulunmuştur ancak sınıf düzeyi ve ailenin aylık geliri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çalışmamızda 2010 yılındaki motosiklet ve bisiklet kask kullanımı yaygınlığının, 2000 yılındakilere göre anlamlı artış gösterdiği bulunmuş (sırasıyla % 35,2'ye karşılık % 6,8 ve % 9'a karşılık % 3,1) ancak sürücü belgesiz motorlu araç kullanımı (% 18,9'a karşılık % 19,9), bıçak-çakı ya da sopa taşıma (% 12,6'ya karşılık % 11,7) ve intihar girişimi yaygınlığında(% 7,1'e karşılık % 6,2) anlamlı değişiklik bulunmamıştır. Emniyet kemeri kullanımında ise 2010'daki ?polisi görünce? emniyet kemeri kullanma sıklığı artmış, ?daima? emniyet kemeri kullanma sıklığı azalmıştır.Sonuç: Ergenlerin önde gelen mortalite nedeni olan kasıtsız ve kasıtlı yaralanmalar, dikkatlerin yoğunlaştırılması gereken bir konudur. Ergenlerin emniyet kemeri bilincinin artırılması, bıçak-çakı taşımalarının ve özellikle ateşli silah edinmelerinin engellenmesi gerekmektedir. Büyüdükçe artan umutsuzluğun ve mutsuzluğun azalması için ergenlere her sorunun birçok çözüm yolu olduğu öğretilmelidir.Anahtar Sözcükler: Ergen, riskli davranışlar, yaralanmalar, silah, araç, kask.

AdanaErgen psikolojisiErgenler+4
Enver Naci Tuncer
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda serum lipit, selenyum düzeyi ve glutatyon peroksidaz aktivitesinin değerlendirilmesi

Diyabetes Mellitus insülin direnci veya insülin yokluğu ile giden, hiperglisemi ile karakterize metabolik bir hastalıktır. Diyabetes Mellitus'ta gelişen komplikasyonlar insülin eksikliği, insülin direnci, ileri glikasyon son ürünleri, artmış reaktif oksijen türleri gibi nedenlere bağlı gelişebilmektedir. Glutatyon Peroksidaz ve bu enzimin integral bir parçası olan Selenyum elementi, organizmayı serbest radikallerin oksidatif hasarından korumak için önemli görevleri vardır. Glutatyon Peroksidaz aktivitesinin ve Selenyum düzeylerinin Diyabetes Mellitus'ta gelişen komplikasyonlar ve dislipidemi arasında ilişki olduğuna dair çalışmalar mevcuttur. Çalışmada amacımız diyabetik hastalarda serum lipit, Selenyum düzeyi ve Glutatyon Peroksidaz aktivitesinin ilişkisini değerlendirip, kontrol ile karşılaştırmaktır. Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 73 Diyabetes Mellitus hastası ve 74 sağlıklı birey olmak üzere toplam 147 olgunun dahil edildiği çalışmada; her iki grup için aile öyküsü, sigara alışkanlıkları, boy, kilo, bel çevresi, diyastolik ve sistolik kan basınçları da kaydedilmiştir. Vücut kütle indeksi ölçümü yapılmıştır. Biyokimya, hemogram, Selenyum ve Glutatyon Peroksidaz için kan alınmış, alınan kanlar uygun koşullarda saklanıp eş zamanlı olarak çalışıldı. Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi. Her iki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu. Hasta grubundaki lökosit, nötrofil ve monosit değerleri laboratuvar referans değerleri ortalamasında olmasına karşın kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulundu. Biyokimyasal parametreler ve lipit profilinden total kolesterol, düşük yoğunluklu kolesterol ve trigliserit değerleri her iki grupta anlamlı bir fark bulunmadı. Yüksek yoğunluklu kolesterol ise hasta grupta anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Glukoz değerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulundu ve hasta grubunda HbA1c değeri ortalaması beklenen hedefin üzerinde idi. Hasta grubun sigara içme durumu kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı değerlendirildi. Glutatyon peroksidaz ve Selenyum değerleri hasta grupta anlamlı düşük saptandı. Glutatyon Peroksidaz ve Selenyum arasında korelasyon tespit edilmedi. Sonuçta diyabetli hastalarda artan oksidatif stres artışına bağlı fazla kullanım nedeniyle serum selenyum ve glutatyon peroksidaz aktivitesi düşüklüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Glutatyon Peroksidaz, Selenyum, Lipoprotein

Diabetes mellitusGlütatyon peroksidazLipidler+3
Hakan Tunçer
Yozgat Bozok University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezindeki lise öğrencilerinin beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı 2009-2010 eğitim ve öğretim yılı içinde Adana ilindeki lise öğrencilerininin beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarının değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Evrenimiz Adana Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki liselerdir. Çalışmaya ağırlıklı küme örneklemi yöntemi ile 2640 öğrenci alınmıştır. Okullar rastgele sayılar tablosuna göre belirlenmiştir. Modified Youth Risk Behaviors Surveilance anket formu kullanılmıştır. Toplam 3115 öğrencinin anketleri değerlendirilmiştir.Bulgular: Araştırmaya katılan 3115 öğrencinin 1419'u erkek, 1634'ü kız olup genel yaş ortalaması 16±1,2 (14-21) yıl idi. Öğrencilerin Beden Kitle İndeksleri Türkiye standartlarına göre değerlendirildiğinde % 14,8'i zayıf, % 69,9'u normal, % 9,3'ü kilolu ve % 6'sı obez idi. Beden Kitke İndeksi ile öğrencilerin cinsiyeti, anne baba eğitimi ve öğrencinin haftalık harçlık miktarı arasındaki ilişki anlamlı bulundu. Öğrencilerin mevcut beden ağırlıklarına göre yarısına yakını kendi beden ağırlıklarını hatalı algıladıkları belirlendi. Kızlar, mevcut beden ağırlıklarını, fazla kilolu ve çok kilolu olarak değerlendirirken, erkekler daha zayıf olarak değerlendirdiler. Beden ağırlık algısı çok kiloluya doğru gittikçe kilo verme girişimlerinin arttığı bulundu. Kilo korumak veya vermek amaçlı girişimlerin kızlarda daha fazla olduğu görüldü. Ana öğünlerden kahvaltıyı atlayan öğrenci oranı % 14,2 olarak bulundu. En sık tüketilen yiyeceklerin dağılımında; yöresel yiyeceklerden Adana kebab, sağlıklı yiyeceklerden meyve, sağlıklı olmayan içeceklerden kola yer alıyordu. Son yedi gün içinde en az 60 dakika fiziksel aktivite yapmama ve beden eğitim dersine katılmama kızlarda, erkeklere göre daha fazla oranda bulundu. Öğrencilerin % 85'inin sağlık dersi dışında sağlık eğitimi almadığı bulundu.Sonuç: Takip ettiği bireyleri bir bütün olarak değerlendiren Aile Hekimliği uzmanı, ergenlerdeki beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili riskli davranışları dikkate almalıdır. Bu durumda ergen, hekim, aile ve okul arasında işbirliği sağlanmalıdırAnahtar Kelimeler:Ergen, lise, beslenme alışkanlıkları, beslenme konusunda riskli davranışlar, fiziksel aktivite, algı, sağlık eğitimi

AdanaAlgıBeslenme+6
Emine Esin Yılmaz
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana il merkezindeki lise öğrencilerinin alkol ve uyuşturucu yatkınlığının araştırılması ve 2000 yılı çalışma sonuçları ile kıyaslanması

Bu çalışmanın amacı, Adana ilindeki lise öğrencilerinde alkollü içki içme ve madde kullanma davranışlarının değerlendirilmesi ve 2000 yılı çalışması ile karşılaştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Evrenimiz, 2009-2010 eğitim ve öğretim yılı içinde Adana Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde bulunan lise öğrencileridir. Okullar, rasgele sayılar tablosuna göre belirlenmiştir. Araştırmaya 20 okuldan 3120 öğrenci katılmıştır. ?Modified Youth Risk Behaviors Surveillance? anket formu kullanılmıştır.Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin %46,4'ü erkek, %53,6'sı kız olup genel yaş ortalaması 16±1,2 (14-21) yıldır. Öğrencilerin % 40,7'sinin ömür boyu en az bir kez alkollü içki içmeyi denemiştir. İlk deneme yaş ortalaması 13,96 ± 2,8 yıldır. Alkollü içki içmeyi deneme davranışı ile cinsiyet, yaş, anne ve baba eğitim düzeyi, ailenin ortalama aylık gelir düzeyi, okulların sosyoekonomik düzeyi ve ailenin alkollü içki içme alışkanlığı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.Öğrencilerin %3,5'i hayat boyu en az bir kez madde kullanmayı denediklerini ifade etmişlerdir. En fazla kullanılan madde % 2,6 ile esrardır. Öğrencinin madde kullanma davranışı ile cinsiyet, okulların sosyoekonomik düzeyleri ve ailenin madde kullanma alışkanlığı arasında anlamlı ilişki olduğu ancak anne ve babanın eğitim düzeyi ve ailenin sosyoekonomik düzeyi arasında anlamlı ilişki olmadığı bulunmuştur. Anabilim dalımızın 2000 yılı çalışmasının bulguları ile kıyaslandığında, erkeklerde alkol ve madde kullanma davranışı oranları artmıştır. Kızlarda alkollü içki içme davranışı oranları azalırken, madde kullanma davranışı oranları aynı kalmıştır.Sonuç: Alkollü içki içme ve madde kullanma davranışı, ergenler için giderek artan önlenebilir riskli davranışlardır. Aile hekimliği uzmanları, her fırsatta ergenin alkol ve madde kullanımını değerlendirilmeli, riskli davranışlar konusunda danışmanlık yapmalıdır.Anahtar Kelimeler: Ergen, lise, alkol, madde, aile hekimliği, riskli davranış

Aile hekimliğiAlkol içmeErgenler+3
Dilek Antepüzümü Altıok
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin sosyal sorunlarını çözme yaklaşım ve tarzlarının belirlenmesi ve yöneldikleri davranışlarla ilişkisi

Amaç: Tıp öğrencilerinin sorun çözme yaklaşımlarının, sorun çözme tarzlarının ve bir sorunla karşılaştıklarında yöneldikleri aktivitelerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu, 2013-2014 öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin, 1. , 4. ve 6. sınıflarında öğrenim gören 495 (%76,1) öğrenci oluşturdu. Tarafımızdan oluşturulan bir anket ile Sosyal Sorun Çözme Envanteri-Kısa Formu kullanıldı. Alt ölçeklerden Soruna Olumlu Yaklaşım ve Rasyonel Sorun Çözme sosyal problem çözmede işlevsel yaklaşımı; Soruna Olumsuz Yaklaşım, Dikkatsiz/Dürtüsel Tarz ve Kaçınan Tarz ise işlevsel olmayan yaklaşımı temsil etmektedir. Bulgular: Yaş ortalaması 20,8±3,1 (16-46) olan öğrencilerin % 53,9'u erkekti. Sorun çözme becerileri orta düzey puan ortalaması 62,4±11,9 olarak değerlendirildi. Alt ölçeklerden Soruna Olumlu Yaklaşım, Dürtüsel ve Kaçıngan Tarz puan ortalamalarının erkeklerde daha yüksek olduğu (p<0,05); yaş ve sınıf arttıkça dürtüsel ve kaçıngan eğilimin anlamlı olarak azaldığı saptandı (p<0,05). Öğrencilerin bir sorunla karşılaştıklarında genellikle tercih ettikleri aktiviteler; arkadaşlarla (% 57), özel kişilerle (% 54,1) ve aileyle (% 53,6) görüşme, uyuma (% 53,5) ve yemek yeme (% 52,8) olarak belirlendi. Bazı öğrencilerin, sigara (%10,3), alkollü içki (% 6,4) ve madde kullanmak (% 1,0) gibi davranışlara yöneldikleri saptandı. İnternette amaçsızca gezinme, saldırganlık ve şiddet içeren davranışlarda bulunma, odaya/eve kapanma, kişisel hata ve başarısızlıkları sürekli düşünme, şans oyunları oynama, tırnak yeme, saç yolma gibi davranışlarda bulunma aktivitelerini tercih edenlerin toplam puanlarının anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Bulgularımızın, geleceğin hekimleri ve rol-modelleri olan tıp öğrencilerinin sorun çözme becerilerinin orta düzeyden, iyi veya çok iyi düzeye çıkarılabilmesi açısından yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Tıp, Öğrenci, Sosyal Sorun Çözme

DavranışProblem çözmeProblem çözme becerisi+3
Emel Yiğit
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kilolu ve obez kadınlarda grup görüşmelerinin vücut ağırlığına, iyilik haline ve sağlık denetim odağına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, grup görüşmelerinin; kilolu ve obez kadınlarda kilo verme, iyilik hali ve sağlık denetim odağına etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya, dahil edilme kriterlerine uyan 60 gönüllüyle başlandı. Katılımcılara Çok Boyutlu Sağlık Denetim Odağı ve Short Form-36 ölçekleri uygulandı. Kan değişkenleri, dinlenim metabolizma hızı, egzersiz stres testi ve arteriograf ölçümleri yapıldı. Beslenme ve egzersiz programları düzenlendi. Altı ayda sekiz grup görüşmesini tamamlayan 30 katılımcıya ölçekler, kan analizleri, egzersiz stres testi ve dinlenim metabolizma ölçümleri tekrarlandı. Bulgular: Katılımcıların çalışmanın başındaki ortalama ağırlıkları, çalışmanın sonunda anlamlı olarak %8,2 azaldı (sırasıyla; 84,7±13,8 kg, 77,8±14,1 kg, p<0,001). Ortalama beden kitle indeksi, bel-kalça çevresi ve bel/boy oranlarında anlamlı düşüş saptandı (p<0,001). HDL kolesterol değeri anlamlı olarak yükselirken, WBC, TSH, fT4, Hgb, Plt, AST, ALT, sistolik ve diyastolik kan basıncı ve nabızda anlamlı düşüş saptandı. Çalışmayı tamamlayan katılımcıların çalışmanın sonunda; fiziksel fonksiyon, beden ağrısı, genel sağlık, canlılık, emosyonel rol ve mental sağlık alt ölçeklerinde anlamlı iyileşme gözlendi (sırasıyla; p=0,011, p=0,005, p=0,006, p=0,048, p=0,023, p=0,041). Fiziksel komponent (p=0,002) ve mental komponent (p=0,044) özet ölçeklerinin ikisinde de anlamlı iyileşme bulundu. Katılımcıların Sağlık Denetim Odağı puanlarında anlamlı değişim olmadı. Grup görüşmeleri süresince bir hasta için harcanan zaman, bireysel görüşme için harcanandan 2,5-2,8 kat daha az bulundu. Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar, kilolu ve obez kadınlarda grup görüşmesi ile anlamlı kilo kaybı ve yaşam kalitesi iyileşmesi sağlanabileceğini göstermiştir ve bu sonuçlar hekimlerin kilolu ve obez hastalarında grup görüşmelerini kullanmalarını motive edebilir.

Denetim odağıKadınlarKilo verme+3
Merthan Tunay
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi doktora öğrencilerinin öz yeterlilik algılarının ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Doktora öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ve öz yeterlilik algılarının değerlendirilmesi ve bunları etkileyen parametrelerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini Çukurova Üniversitesinde öğrenim gören 430 doktora öğrencisi oluşturdu. Veriler, isimsiz olarak doldurulan sosyodemografik anket formu, SYBD-II ölçeği ve ÖEYÖ ile e-mail ve yüz yüze görüşme yoluyla toplandı. Bulgular: Örnekleme çıkan 430 kişiden 338'ine (%78,6) ulaşıldı. Öğrencilerin %48,5(n=164) kadındı. Yaş ortalaması 32,6±5,2 yıldı. SYBD -II ölçeği toplam puan ortalaması 129.3±18.3; en yüksek puanın tinsellik, en düşük puanın fiziksel aktivite alt ölçeğinden alındığı saptandı. SYBD ölçeği toplam puanı erkekler de, kadınlara göre daha yüksekti. Erkeklerin, fiziksel aktivite alt ölçeğinden, kadınların ise beslenme ve sağlık sorumluluğu alt ölçeklerinde daha yüksek puan aldıkları saptandı. Sağlık Bilimleri doktora öğrencilerinin puan ortalamaları, fiziksel aktivite hariç tüm alt ölçeklerde ve ölçek toplamında diğer enstitülere göre daha düşüktü. Sağlık algılarını mükemmel olarak değerlendirenlerin SYBDÖ toplam puanı daha yüksek bulundu. ÖEYÖ ortalama toplam puanları 57.6 ± 7.0 olup orta düzeydeydi. Sağlık algısına göre ÖEYÖ değerlendirildiğinde davranışı tamamlama ve engellerle mücadele alt ölçekleri arasında anlamlı ilişki bulundu. Fiziksel aktivite ile stres yönetimi, tinsel gelişim ile kişilerarası ilişki alt ölçekleri arasında pozitif yönde orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sağlık sorumluluğu alt ölçeğinin; beslenme, fiziksel aktivite, engellerle mücadele ve sigara içilmeyen ortamı tercih etmeden %61,8; tinsel gelişim alt ölçeğinin; cinsiyet, kaçıncı çocuk, kişiler arası ilişki ,stres yönetimi, davranışı tamamlama, engellerle mücadeleden %77,2 ; kişilerarası ilişki alt ölçeğinin tinsel gelişim,fiziksel aktivite, davranışa başlama ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için önlem almadan %66,7; stres yönetimi alt ölçeğinin beden kitle indeksi,tinsel gelişim,davranışı sürdürme parametrelerinden %57,5 oranında etkilenmekte olduğu bulunmuştur. Sonuç: Toplumun eğitim görmüş bireyleri olan doktora öğrencilerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları beklenen düzeyde değildir. Genç erişkinlerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etki eden parametreler dikkate alınarak eylem planları hazırlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Doktora öğrencisi, Öz etkililik yeterlilik, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları

Sağlıklı yaşamÇukurova ÜniversitesiÖz yeterlilik+1
Emine Küpeli
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışları: Bir eğitim programının etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili yapılandırılmış bir eğitim programının, aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışlarına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı asistanlarına (n=26), sekiz hafta boyunca, haftada bir saat stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili psikoeğitim verildi. Başlangıçta, eğitimin bitiminde (ikinci ay) ve izlem döneminde (altıncı ay) olmak üzere toplam üç kez 1) Algılanan Stres Ölçeği, 2) Maslach Tükenmişlik Envanteri (duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı), 3) Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği- II (beslenme, fiziksel aktivite, stres yönetimi, kişilerarası ilişkiler, tinsellik, sağlık sorumluluğu) ve 4) Sosyal Sorun Çözme Envanteri (yönelim, çözüm, toplam) uygulandı. Bulgular: Yaş ortalaması 29,81±3,09 olan katılımcıların %65,4'ü kadındı. Eğitim sonrası (ikinci ay) algılanan stres, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma ölçek puanları dışındaki tüm ölçek puan ortalamalarının anlamlı değişim gösterdiği bulundu (p<0,05). İzlemde (altıncı ay), beslenme, stres yönetimi, kişilerarası ilişkiler, tinsellik, yönelim, sağlıklı yaşam davranışları toplam ve sorun çözme toplam puanlarındaki değişimin anlamlı farklılığının devam ettiği saptandı. Katılımcılar eğitim programının genel olarak yararlı olduğunu (4,58±0,57), bu eğitimin asistan eğitim programında yer alması gerektiğini (4,85±0,36) bildirdiler ve eğitimin daha sık, daha uzun süreli, öğle arası yerine daha geniş zaman dilimlerinde yapılmasını önerdiler. Sonuç: Stres yönetimi ve sosyal sorun çözmeyle ilgili bir psikoeğitim programının, aile hekimliği asistanlarının stres algıları, tükenmişlik düzeyleri ve sağlık davranışlarını kısa ve uzun dönemde olumlu etkilediği gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, asistan, stres, sosya problem çözme, sağlık davranışları

Aile hekimliğiAlgıDoktorlar+7
Havva Bölükbaşı
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında hastanın güçlendirilmesinin değerlendirilmesi

Amaç: Hastanın güçlendirilmesi, hastalara sağlık bakımlarının yönetiminde, bilgi, güven ve beceri geliştirmeleri için fırsatlar ve ortamlar sağlamak anlamına gelmektedir. Böylece hastalar kendi sağlık bakımlarında pasif olmaktan çıkarak aktif rol almaktadırlar. Hastanın güçlendirmesi, sağlık bakımında uluslararası önem kazanmaktadır ancak tanım ve ölçmedeki belirsizlikler devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, tip 2 diyabet hastalarında hastanın güçlendirilmesini etkileyen faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne başvuran 125 hasta çalışmaya alındı. Hastalara sosyodemografik veri anketi ve Diyabet Güçlendirme Anketi (DES) uygulandı. Hastaların ilaç tedavisine, diyabet beslenmesine, egzersiz ve diyabet ile ilgili konsültasyonlara uyumu sorgulandı. DES puanları ile değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak için istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Hastalar 25 ile 77 yaşları arasında olup ortalama yaş 55,1±9,7 yıl idi. Hastaların %24,8'i erkek, %81,6'sı evli ve %93,6'sının lise/üniversite diploma seviyesinde eğitimleri vardı. Ortalama hastalık süreleri 9,56±7,98 yıl idi. DES ölçeğinin üç alt grubu (diyabetin psikososyal yönleri, memnuniyetsizliğin değerlendirilmesi ve değişme hazırlık, diyabet ile ilgili hedeflerin belirlenmesi ve hedefe ulaşma) her hasta için ölçüldü. Her grup için sırasıyla ortalama değer 23,6±3,8, 24,4±3,7 ve 34,4±6,1 olarak bulundu. Yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyoekonomik durum, diyet durumu, hastalık ile ilgili eğitim almış olma durumu ve diyabet tanısından sonra geçen zamanın uzunluğunun diyabet ile ilgili hastalık algısını etkilediği görüldü. Güçlendirme ile glisemik kontrol veya diyabet yönetimi ile ilgili diğer değişkenler arasında korelasyon saptanmadı. (HbA1c, p=0,229; HDL, p=0,492; LDL, p=0,977; TC, p=0,873; triglycerides, p=0,893). Lojistik regresyon analizi, güçlendirmenin, glisemik kontrol belirteçleri için önemli bir prediktör olmadığını gösterdi. Hastaların DES toplam puanı ortalama 82,4±11,4 olarak hesaplandı. Bu da hastaların diyabet özyönetiminde orta-yüksek beceriye sahip olduklarını gösterdi. Sonuç: Aile Hekimliği yaklaşımını kültürel komponent ile birleştirmek, diyabetli kişilerde bilgi, beceri, tutum, algı ve özbakım uygulamalarını ve işbirliğini geliştirebilir. Hastaların güçlendirilmesi, bireylerin sağlık ve iyilik hallerine saygı gösterilerek toplumun, sağlık profesyonellerinin, politikacıların ve diğer tüm sivil toplum örgütlerinin etkileşimini sağlar. Her ne kadar hasta güçlendirme programlarının hasta yararlarını yakalamak için mevcut olan sonuç ölçütleri sorgulansa da bu programların ruh sağlığını, doktor-hasta iletişimini, sağlıklı beslenmeyi ve hasta özyeterliliğini geliştirdiği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Hastanın güçlendirilmesi, tip 2 diyabet, birinci basamak, aile hekimliği

Aile hekimliğiDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+3
Murat Yıldız
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerilerinin yaşam kalitesi ve klinik sonuçlara etkisi

Amaç: Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerilerinin değerlendirilmesi ve bunun yaşam kaliteleri ile klinik sonuçlara etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Primer Hipertansiyon (n=90) ve Tip 2 Diabetes Mellitus (n=90) tanılı hastalar ile kronik hastalığı olmayan 90 birey (kontrol grubu) alındı. Sosyodemografik anket formu, Sosyal Sorun Çözme Envanteri Kısa Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Anketi Kısa Formu uygulandı. Klinik parametre olarak son HbA1c değerleri ve bir haftalık tansiyon ölçümlerinin ortalaması kullanıldı. Bulgular: Sosyal sorun çözme becerilerinin, diyabetlilerde cinsiyet, çalışma durumu, komplikasyon varlığı, hastalıkla ilgili eğitim alma durumu, kullandığı ilaç türü ve alkol tüketiminden; hipertansiflerde ise yaş, kullandığı ilaç türü, aile hekimine gitme sıklığı, eğitim ve ekonomik düzeyden etkilendiği bulundu (p<0,05). Yaşam kalitesi değerlendirildiğinde; diyabetlilerde yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ekonomik düzey, egzersiz ve diyet yapma durumu; hipertansiflerde ise ekonomik durum, komplikasyon varlığı, aile hekimine gitme sıklığı, ek hastalık varlığı, egzersiz yapma durumu açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Diyabet ve hipertansiyon gruplarının kontrol grubuna göre daha sık aile hekimlerine başvurduğu (p=0,000) bulundu. Gruplar arasında yaşam kalitesi-fiziksel sağlık dışındaki ölçek puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Sosyal sorun çözme, yaşam kalitesi ve klinik parametreler arasındaki korelasyon analizlerinde; işlevsel sorun çözme tarzlarına sahip diyabetiklerin ve hipertansiflerin yaşam kaliteleri ile klinik parametrelerinin olumlu yönde etkilendiği saptandı. Sonuç: Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerileri, yaşam kaliteleri ve klinik sonuçları ile ilişkili bulunmuştur. Kronik hastalıkları olan bireylerin aile hekimlerine daha sık başvurdukları bulgusu gözönüne alındığında aile hekimlerinin bu konudaki bilgi, beceri ve tutumlarını değerlendirmeleri ve geliştirmeleri önerilebilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, hipertansiyon, kronik hastalık, sosyal sorun çözme, yaşam kalitesi

Diabetes mellitusHipertansiyonKronik hastalık+3
Seda Özkan Başer
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kilo sorunları için grup görüşmelerine katılan kilolu ve obez kadınların derinlemesine incelenmesi

Amaç: Kilo sorunları için grup görüşmelerine katılan kilolu ve obez kadınlarla yapılacak derinlemesine görüşmelerle obezite, kilo verme çabası ve grup görüşmelerinin niteliksel bir çalışmayla incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Sağlıklı yaşam tarzı değişikliği için altı ay boyunca grup görüşmelerinin tümüne katılan kadınlardan amaçlı örneklemle 20'si çalışmaya, alındı. Katılımcılarla, yarı-yapılandırılmış sorular kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapıldı. Görüşmelerin ses kaydı alınarak transkriptleri yazıldı. Transkriptlerin analizinde triangülasyon sağlanarak önce kodlama daha sonrasında da kategorizasyon yapıldı. Bulgular: Çalışmanın bulgularında dört ana temaya ulaşıldı. Ana temalar; "duygu, düşünce ve davranış döngüsünün, obezite ve kilo verme çabasına etkisi", "çevrenin obezite ve kilo verme çabasına etkisi", "grup görüşmeleri ile ilgili deneyimleri", "yaşam dönüm noktaları"dır. Birinci temanın alt temaları; "obezite konusundaki inanışlarının davranışlara etkisi", "internal stigmatizasyon-kısıtlanma", "kabul görme çabası", "kısır döngüye girme"dir. İkinci ana temanın alt temaları; "eksternal stigma", "kilo sorununa yönelik hitap tercihleri", "sağlık çalışanlarının kilo sorununa yönelik hitapları", "toplumsal cinsiyet ayrımcılığı" ve "çevrenin kilo verme çabasına etkisi"dir. Üçüncü temanın alt temanın alt temaları; "olumlu etkiler", "olumsuz etkiler", "sürdürebildikleri sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri", "motivasyonları" ve "önerileri"dir. Dördüncü ana temanın alt teması; "travmatik yaşam olaylarının obezite ve kilo verme çabasına etkileri" olarak bulunmuştur. Sonuç: Obezitenin nedenleri ve kilo verme davranışları birbiriyle ilişkili ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Obeziteyle savaşımda bu karmaşık yapıya cevap verecek yöntemlere gereksinimi vardır. Aile hekimleri kilo sorunu olan bireylere biyopsikososyal-kültürel ve varoluşsal yaklaşımla etkin grup görüşmeleri yaparak yardımcı olabilirler. Anahtar Kelimeler: Obezite, grup görüşmeleri, niteliksel çalışma, derinlemesine görüşme

Görüşme-psikolojikGörüşme-psikolojikKadınlar+2
Zeliha Yelda Özer
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova üniversitesi Tıp fakültesi öğrencilerinin obeziteye ilişkin inanç tutum ve önyargılarının değerlendirilmesi

Amaç: Fakültemizdeki eğitimlerinin başında ve sonunda olan hekim adaylarının obeziteye yönelik, inanç, tutum ve önyargılarını ve bireysel özellikleriyle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni fakültemizin birinci ve altıncı sınıf öğrencileriydi. Veri toplamak için, sosyodemografik bilgi formu, Obez Bireyler Hakkında İnanç, Tutum ve GAMS-27 obezite önyargı ölçekleri kullanıldı. Ayrıca boy ve ağırlıkları, obezite öyküleri, beden algıları, cinsiyete dair obezite yargıları, kiloya yönelik ayrımcılık deneyimleri, meslektaşlarına dair izlenimleri ve kendi tutumlarını nasıl değerlendirdikleri soruldu. Bulgular: Araştırmaya birinci sınıftan 170 (%58), altıncı sınıftan 149 (%71) öğrenci katıldı. Birinci sınıf öğrencilerinin BAOP puan ortalamaları altıncı sınıftakilerden anlamlı olarak yüksekti (p=0,037). ATOP puanları benzerdi. Öğrencilerin obez hasta görme sıklıkları, yaşları ile BAOP arasında zayıf pozitif korelasyon bulundu (sırasıyla r=0,229, r=0,164). Birinci derece akrabalarında obezite olanların BAOP ve ATOP puanları anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla, p=0,048, p=0,033). Öğrencilerin hastalara görüşme için ayırdıkları süre, obezlere önyargılı davranan meslektaşlarına şahit olma durumuyla ATOP puanları arasında anlamlı ilişki bulundu (sırasıyla p=0,019, p=0,005) Öğrenciler kilo sorunu olan hastalarına BKİ yüksekliği, kilo sorunu, obezite ve aşırı kilolu terimlerini daha çok tercih ettiklerini ifade ettiler. Öğrencilerin %80'den fazlası obez bireylerin aşırı yediğini, egzersiz yapmadığını, yiyecek bağımlısı olabileceğini, sağlıksız olduklarını ve çekici olmadıklarını ve obez bireylere önyargılı yaklaşan meslektaşlarına şahit olduğunu belirtti. Sonuç: Öğrencilerimiz obez bireylere yönelik nötr tutumlara sahiptir. Ayrıca altıncı sınflarda daha güçlü olmak üzere obezitenin obez bireylerin kontrolünde olduğuna dair inançlara sahiptirler. Geleceğin doktorlarının obez bireylere yönelik daha olumlu inanç ve tutumlara sahip olması için gerekli girişimler konusunda daha ileri araştırmalar yapılması önerilir. Anahtar kelimeler: Obezite, önyargı, tıp fakültesi öğrencileri

ObeziteTutumlarÖnyargı+2
İsmail Ekiz
Çukurova University
2016
00