
702
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ridge regresyon analizi ve zootekni alanında kullanımı
Çalışmada çoklu doğrusal regresyon analizinde kullanılan RidgeRegresyon(RR) yöntemi açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada RR yönteminin; bağımsız değişkenler arasında çoklu doğrusal bağlantı sorunu olduğu zamanlarda En Küçük Kareler (EKK) yöntemine göre tercih edilerek kullanılmasının önemiözellikle Zootekni alanında yapılmış çeşitli çalışmalar ilegösterilmiştir. Çalışmada ayrıca çoklu doğrusal bağlantı sorunu, çoklu doğrusal bağlantı sorununun belirlenme yolları, RR yönteminde kullanılan yanlılık sabiti olan (k) değerinin belirlenme yöntemleri belirtilerek bu yöntemin nasıl uygulandığı ve bulunan değerlerin nasıl yorumlanacağı açıklanmıştır.Çalışmanın kolay açıklanabilmesi için Zootekni alanında verilen basit bir örnekle örneklendirilmiştir. Bu örnek için Esmer sığırların karkas ağırlıkları beş farklı vücut ölçüsü kullanılarak modellenmiştir.Çalışmada çoklu doğrusal bağlantı sorunu varlığındaRR analizine göre elde edilen modelile aynı koşulda EKK yöntemi ile elde edilen iki model karşılaştırılmıştır. Çalışmadaher iki modelinde belirleme katsayısı düşük olup (R2<0,25), bir bağımlı ve beş farklı bağımsız değişkenin beraber kullanıldığı model için ele alınan özellik için istatistik olarak çok anlamlı bulunmamıştır. Buna rağmen RR yönteminin kullanılması beklenildiği gibi varyans arttırıcı faktör (VIF) değerlerini azalttığı, çoklu doğrusal bağlantı sorunundan kaynaklanan bağımsız değişkenlere ait regresyon katsayılarının standart hata değerlerini EKK yöntemine göre düşürdüğü görülmüştür. Bu şekilde kullanılacak yöntem seçiminin isabetin artırılması için özellikle çoklu doğrusal bağlantı sorununun varlığında, doğru yöntemin kullanılmasının ne derece önemli olduğu ve bu konuda araştırıcıların daha dikkatli ve seçici davranmalarının gerekliliği bu çalışma ile vurgulanmıştır.
Kanat tüylenme hızına göre cinsiyet ayrımı yapılabilen beyaz yumurtacı hibritlerin elde edilmesi
Bu çalışmada, kanat tüylenme hızı özelliğinden yararlanarak cinsiyet tayini yapılabilen ve yumurta verimi bakımından en iyi sonuç alınabilecek hibrit genotiplerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü'nde bulunan hızlı tüylenme özelliği gösteren (k) 2 farklı hızlı beyaz yumurtacı saf hatları BLA (Black hat) ve BRO (Brown hat) ile yavaş tüylenme özelliği gösteren (K) 2 adet D229 (Dominant Yüksek Yumurta verimi, Dominant Düşük Canlı Ağırlık) saf hat kullanılmıştır. Tavuklarda kanat tüylenme özelliğinden yararlanılarak cinsiyet tayini yapılabilmesi için hızlı tüylenen (k) hatların yanı sıra yavaş tüylenen (K) hatlara da gereksinim duyulmaktadır. Bu amaçla ilgili enstitüye yurtdışından D229 (Dominant 229) saf hattı getirilmiştir. Yapılan ön çalışmalarda tek hattın yavaş tüylenme (K) özelliği göstermesinin yeni hibrit genotiplerin geliştirilme çalışmalarını sınırlandıracağı tespit edilmiştir. Bu problemin çözülmesi için, düşük canlı ağırlığa sahip olan D229 (DDCA) ve yüksek yumurta verimli olan D229 (DYYV) hatlar arasında seleksiyon uygulanmış ve ana hattı olarak kullanılmak üzere iki yeni genotip geliştirilmiştir. Hızlı tüylenme (k) özelliğine sahip olan BRO ve BLA hatlarının resiprokal çiftleştirilmesi ile de baba hatları üretilmiştir. Tez çalışmasında elde edilen hibrit genotiplerde uygulanan çiftleşme plan kombinasyonları dört farklı hibrit grubu; (BLA.BRO x DDCA.DYYV (H1), BRO.BLA x DDCA.DYYV (H2), BLA.BRO x DYYV.DDCA (H3) ve BRO.BLA x DYYV.DDCA (H4))'dan oluşmaktadır. 80 haftalık çalışma sonunda elde edilen veriler incelendiğinde; hibrit genotiplerde yem tüketimi, yemden yararlanma ve yem dönüşüm oranı değerlendirilmesi en iyi H1 genotipinde bulunmuştur. En fazla yumurta sayısı H4 genotipinde tespit edilmiş ve istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Yumurta ağırlığı en yüksek H1 genotipinde bulunmuş ve istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Yumurta kütlesi H1 genotipinde tespit edilmiş ve istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Yumurta şekil indeks değerlerinin H2 ve H4 genotiplerinde yüksek ve istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Yumurta kabuk kırılma direnci en yüksek H4, en düşük H1 genotipinde ölçülmüştür ve istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Yumurta kabuk kalınlığı hibrit genotipler arasında önemsiz bulunmuştur. 80 haftalık yaş ölçümlerinde en düşük ak yüksekliği H1 genotipinde ölçülmüş ve istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Yumurta sarı rengi 28. haftada en yüksek H4 genotipinde ölçülmüş ve genotiplerin arasındaki farklılık 36. haftadan sonra önemsiz bulunmuştur (p>0,05). H2 ve H4'ün cinsel olgunluk yaş ağırlıkları H1 ve H3'ten fazla olduğu, fakat bu farkın istatistiki olarak önemsiz olduğu bulunmuştur (p>0,05). Yem değerlendirme ve yumurta kütlesi verileri incelendiğinde en iyi değerlerin H1 genotipinde olduğu ve istatistik olarak önemli olduğu (p<0,05) tespit edilmiştir.
Toplam rasyon karışımına su ilavesinin yemin sıcaklığı ve mikrobiyal kompozisyonu üzerine etkileri
Bu araştırmada, toplam rasyon karışımına (TRK) su ilavesinin yemin sıcaklığı ve mikrobiyal kompozisyonu üzerine etkileri araştırılmıştır. TRK'dan yaklaşık 90 kg laboratuvar ortamına getirilerek deneme başlangıcı için örnek alınmıştır. Daha sonra materyaller 4 muamele grubuna bölünmüştür. 1. grup (%60 KM), 2. grup (%55 KM, 1,81 litre su), 3. grup (%50 KM, 4,0 litre su), 4. grup (%45 KM, 6,66 litre) su ilavesi yapılmıştır. Su ilavesinden sonra yem örnekleri her muamele grubunda 3'er tekerrür olmak üzere 24 oC ve 30 oC sıcaklıklarda 48 saat süre ile aerobik stabilite testine tabi tutulmuşlardır. Aerobik stabilitenin 0., 2., 6., 12., 24. ve 48. saatlerinde örnekler üzerinde pH, kuru madde (KM), laktik asit (LA), suda çözünebilir karbonhidrat (SÇK), laktik asit bakterileri (LAB), maya ve küf sayımları gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın 0. ve 48. saatlerinde yemlerin besin madde kompozisyonuna ilişkin ham protein (HP), ham kül (HK), hemi selüloz (HSel), ham yağ (HY), nötral çözücülerde çözünmeyen lif (NDF) ve asit çözücülerde çözünmeyen lif (ADF) analizleri yapılmıştır. Bunlara ilaveten, T200IR marka termal kamera ile TRK örneklerinde görüntüleme yapılmış ve elde edilen veriler ThermaCAM software programında değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda TRK'nın KM içeriğinin aerobik stabilite üzerinde etkili bir faktör olduğu, %45 ve %50 KM içeren TRK'larda sıcaklık artışının ve maya içeriğinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.
Alternatif yem hammaddesi olarak gıda endüstrisi yan ürünlerinin, besin madde özelliklerinin farklı analiz yöntemleriyle saptanması
Bu çalışmanın amacı, gıda fabrikalarının işleme artıklarının (mercimek kırığı, nohut kırığı, fasulye kırığı, pirinç kırığı, mercimek kepeği, bulgur kepeği, mısır karması, irmik altı yan ürünlerinin) besin madde kompozisyonunun kimyasal ve spektroskopik (NIR) analiz metotları kullanılarak tespit edilip, karma yem sanayinde alternatif hammaddesi olarak kullanım olanaklarının araştırılmasıdır. Her iki yönteme göre analiz edilen yemlerin istatistik analiz sonuçları değerlendirildiğinde, ham kül, ham yağ, ham selüloz, ADF ve NDF analiz sonuçları arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0,05). Nem analiz sonuçları arasında irmik altı, bulgur kepeği, mısır karması ve mercimek kırığı arasındaki farklılık istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (P>0,05). Bununla birlikte, nohut kırığı, pirinç kırığı, fasulye kırığı ve mercimek kepeğinin arasındaki farklılıklar ise önemli bulunmuştur (P<0,05). Ham protein içeriklerinin eşleştirilmiş grup t-testi analizi sonuçlarına göre mısır karması, nohut kırığı, pirinç kırığı, mercimek kırığı ve mercimek kepeğinin farklılıkları önemli bulunmuştur (P<0,05). İrmik altı, bulgur kepeği ve fasulye kırığının ise farklı analiz yöntemleri ile saptanan sonuçları arasında bir farklılık saptanmamıştır (P>0,05). Nişasta analiz sonuçlarında mısır karmasında sonuçlar arasındaki farklılıklar istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (P>0,05). İrmik altı, bulgur kepeği, nohut kırığı, pirinç kırığı, fasulye kırığı, mercimek kırığı ve kepeğinin nişasta analiz sonuçları arasındaki fark önemli bulunmuştur (P<0,01). Şeker analiz sonuçları irmik altı, nohut kırığı, pirinç kırığı ve mercimek kepeğinin analiz sonuçları arasındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0,05). Bulgur kepeği, mısır karması, pirinç kırığı, fasulye kırığı ve mercimek kırığında ise farklar önemsiz bulunmuştur (P>0,05). Besin maddesi analiz sonuçlarından hesaplanan metabolize olabilir enerji (ME; kcal/kg) değerleri karşılaştırıldığında, yalnızca mısır karması için farklılık istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (P>0,05). NIR analiz metodu, hızlı ve doğru sonuç vermesi sayesinde yaygınlaşmış bir tekniktir. Kullandığımız alternatif yem hammaddelerimizi temsil edecek uygun kalibrasyonunun yapılamaması ve elek altı ürün olan örneklerin homojen olup olmaması, NIR sonuçlarının kimyasal analizleri yansıtmamasının sebepleri olabilir.
Trakya bölgesinde yetiştirilen Karacabey merinosu ve kıvırcık ırkı koyunlarından elde edilen yünlerin elyaf kalitesi ve tekstilde kullanım olanaklarının belirlenmesi
Bu çalışmada Trakya bölgesinde yetiştirilen Karacabey Merinosu ve Kıvırcık ırkı koyunlarından elde edilen yünlerin elyaf kalitesi ve tekstilde kullanım olanaklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapağı örnekleri Tekirdağ ve Edirne illerinde yetiştirilen Karacabey Merinosu ile Kırklareli ilinde yetiştirilen Kıvırcık ırkına ait 127 baş dişi koyunun baş, karın ve sırt bölgesinden el makası ile kırkılarak elde edilmiştir. Her bir örneğe ait lif inceliği, lif uzunluğu, mukavemet ve kopma uzaması değerleri incelenmiştir. Çalışmada incelenen yapağı örnekleri üzerine ırk, yaş ve vücut bölgesi etkisi önemli bulunmuştur (P<0.05, P<0.01, ve P<0.001). Yapılan çalışmada Tekirdağ ili Karacabey Merinos koyunlarında lif inceliği, lif uzunluğu, mukavemet ve kopma uzaması değerleri sırasıyla 26.26 µm, 10.45 cm, 8.41 g/den, % 18.44 bulunmuştur. Edirne ili Karacabey Merinos koyunlarında lif inceliği, lif uzunluğu, mukavemet ve kopma uzaması değerleri sırasıyla 23.51µm, 10.59 cm, 8.82 g/den, % 23.77 bulunmuştur. Kırklareli ili Kıvırcık koyunlarında lif inceliği, lif uzunluğu, mukavemet ve kopma uzaması değerleri sırasıyla 28.56µm, 9.28 cm, 9.55 g/den, % 24.76 bulunmuştur. Örnekler yoluyla elde edilen yapağıların özellikleri belirlenerek literatüre katkıda bulunması ve ülkemizin tekstil endüstrisi için uygun hammadde profili çıkartılarak, bunların kalite özelliklerinin geliştirilmesi yönündeki çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Karacabey Merinosu, Kıvırcık ırkı, Elyaf kalitesi, Tekstil
Bir süt sığırcılığı işletmesinde ayıklama nedenlerinin saptanması
Bu çalıĢmada, 1500 baĢ kapasiteli modern süt sığırcılığı iĢletmesinde bulunan HolĢtayn ırkı sığırların ayıklama sebepleri olarak belirli hastalıklar üzerine 2016-2018 yılları arasında ayıklamaya konu olan sebepler üzerinde çalıĢılmıĢtır. Bu tanılar hastalıklar, üreme, solunum, sindirim, genel durum, ölüm ve isteğe bağlıdır. Duncan çoklu karĢılaĢtırma modeli ile belirtilen hastalıklar değerlendirilmiĢtir. Ayıklamanın gerçekleĢebileceği farklı laktasyonasamaları birlikte dikkate alınmıĢtır. Parite, buzağılama, mevsim etkeni ve sürü her modelde değiĢkenler olarak değerlendirilmiĢtir. Parite ayıklama üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Hastalıkların etkileri hastalığın meydana geliĢi ve ayıklamanın meydana gelmesine göre çeĢitlendirilmiĢtir. Mastitis, meme problemleri ve zayıflık; laktasyon boyunca belirleyici etkilere sahiptir. Tanılar genellikle, bu tanıların meydana gelmeden ayıklama kararına etki etmesi daha fazla gözlemlenir.
Farklı gelişme dönemlerinde hasat edilen bazı buğday (Triticum Aestivum L.) hasılı genotiplerinin yem değerlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada başaklanma, süt olum ve hamur olum dönemlerinde hasat edilen dört buğday (Triticum Aestivum L.) çeşidinden elde edilen kuru otların kimyasal kompozisyonu, nispi yem değeri ve in vitro organik madde sindirilebilirliği ile metabolik enerji değerleri karşılaştırılmıştır. Buğday hasıllarının kimyasal bileşimleri ham protein için %4,79-9,73; ham kül için %4,74-7,13; nötr deterjan lif için %43,57–55,67; asit deterjan lif için %27,62-38,67, asit deterjan lignin için %3,59-6,27, hemiselüloz için %13,79-22,75 ve selüloz için%22,63-32,88 arasında değişmiştir. İn vitro organik madde sindirilebilirliği %44,33-54,43, metabolik enerji değerleri 6,82-8,05 MJ/kg KM, nispi yem değeri ise 95,73 ile 142,35 arasında değişmiştir. Olgunluk dönemi buğday hasıllarının kimyasal bileşimlerini, nispi yem değerini, in vitro organik madde sindirilebilirliği ve metabolik enerji değerlerini önemli düzeyde etkilemiştir (P<0,001). Araştırma sonucunda, hasat zamanının gecikmesiyle birlikte elde edilen otların ham protein, ham kül, nötr deterjan lif, asit deterjan lif ve selüloz içerikleri düşerken, in vitro organik madde sindirilebilirliği, metabolik enerji ve nispi yem değeri artmıştır.
Marmara bölgesi manda populasyonlarının genetik yapısının mikrosatellitler ile incelenmesi
Bu çalışmada, Marmara Bölgesi'nde yetiştiriciliği yapılan dört farklı manda populasyonunda (İstanbul, Tekirdağ, Balıkesir ve Bursa) 20 mikrosatellit belirteci kullanılarak genetik çeşitliliğin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan istatistik analizler sonucunda toplam 179 allel tespit edilmiştir. Lokus başına allel sayısı 5 (ILSTS033) ile 17 (ETH003) arasında değişmiştir. Çalışmada genetik çeşitliliğin bir diğer ölçütü olan gözlenen ve beklenen heterozigotluk değerlerine ait sonuçlar sırasıyla 0,547 ve 0,625 ile 0,583 ve 0,684 arasında değişmektedir. Çalışma kapsamında ırklara ait FIS değerleri 0,11687 ile 0,0658 arasında bulunmuştur. Marmara Bölgesi'nde çalışılan dört farklı manda populasyonuna ait FST değerleri, 0,00722 ile 0,04832 arasında değişmiş olup, çok az bir genetik farklılaşmanın varlığından söz edilebilir. Faktöriyel birleştirici analiz sonucuna göre, Tekirdağ ve Balıkesir populasyonlarına ait bireylerin karışmış ve ortada, İstanbul ve Bursa populasyonuna ait bireylerin ise, farklı eksenlerde daha net olarak birbirinden ayrılıp kümelendiği gözlenmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda yapılan temel bileşenler analizinde, İstanbul ve Tekirdağ populasyonlarındaki bireylerin ayrı eksen üzerinde fakat birbirlerine yakın konumlarda bulunduğu gözlenmiş, bu durumun iki populasyonun coğrafi yakınlığından kaynaklandığı düşünülmüştür. Tekirdağ ve Balıkesir populasyonlarının ise aynı eksen üzerinde yakın konumlarda yer alması bu iki popülasyonun karışmış olabileceği fikrini güçlendirmiştir. Bu çalışma Marmara Bölgesi'ne özgü Anadolu mandası populasyonlarında yapılan genetik anlamda ilk çalışma özelliğine sahip olup, ileride yapılacak diğer çalışmalara da kaynak olacağı düşünülmektedir.
Mısır silajının fermantasyon, aerobik stabilite özellikleri üzerine aktifleştirilen Lactobacillus buchneri ve üre ilavesinin etkileri
Bu çalışma, silolama öncesi aktifleştirilen Lactobacillus buchneri (LB CNCM I-4323, Lallemand) inokulantının mısır silajına üre ile ilavesinin fermantasyon ve aerobik stabilite üzerine etkilerini belirlemek amacıyla düzenlenmiştir. Mısır süt olum döneminde hasat edilmiştir. Hasat sonrası materyaller 6 muamele grubuna bölünmüştür. Muamele grupları 1- Kontrol 2- Lactobacillus buchneri (LB) at 1×105 kob/g TM 3-Üre %1 KM 4- Lactobacillus buchneri + Üre (LB+Üre), 5-Aktive edilen Lactobacillus buchneri (ALB) 1×105 kob/g TM 6- Aktive edilen Lactobacillus buchneri + Üre (ALB+Üre)'den oluşmaktadır. Katkı maddesi ilavesinden sonra silaj örnekleri her muamele grubunda 3'er tekerrür olmak üzere plastik torbalara vakumlanarak doldurulmuştur. Fermantasyonun 1., 3.,7., 14. ve 75. günü açılan silaj örneklerinde kimyasal ve mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Yetmiş beşinci gün açılan silajlara 7 gün süre ile aerobik stabilite testi uygulanmıştır. Bu çalışmada silolama öncesi aktifleştirilen Lactobacillus buchneri inokulantı ve üre ilavesi mısır silajlarının fermantasyonun ve aerobik stabilitesini olumlu yönde etkilemiştir. ALB grubundaki silajların HP, LA değerlerini arttırırken, AA, PA, pH, NDF, ADF ve maya içeriklerinin düşmesine sebep olmuştur. Silajlara ALB+ Üre ilave edilmesi silajların aerobik stabilitelerinin gelişmesini sağlamıştır. Sonuç olarak aktifleştirilen Lactobacillus buchneri'nin aktifleştirilmesi ve üre ile kullanılması mısırın fermantasyon profili, kimyasal bileşimini ve aerobik stabilitesini iyileştirmek amacı ile kullanılabilir
Farklı katkı maddeleri ile silolanan İtalyan çimi (Lolium italicum L) kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, İtalyan çimi varyetesi olan ryegrass otunun farklı katkı maddesi kullanılarak silolanabilme özelliklerinin belirlenmesi amacıyla düzenlenmiştir. İtalyan çimi çiçeklenme döneminin ortasında (%50-60) hasat edilmiştir. Katkı maddesi olarak arpa-buğday kırması karışımı ve inokulant olarak homofermantatif içerikli lactobacillus plantarum ve Enterococcus faecium bakterileri ile birlikte selülaz, pentozanaz ve amilaz içeren SILAID (Global Nutritech Biotechnology LLC, Richmond, VA) kullanılmıştır. Katkı maddesi olarak kullanılan inokulant firmanın önerisi doğrultusunda hazırlanmıştır. Silaj örnekleri 18x23 cm boyutundaki torbalara, katkısız, kontrol, %1 arpa buğday kırması, %2 arpa buğday kırması, %1 inokulant, %2 inokulant katılarak 90 adet torba silaj numunesi hazırlanmıştır. Numuneler laboratuvar koşullarında 20±2 °C sıcaklıkta depolanmışlardır. Silolamadan sonraki 60., 75., ve 90. günlerde her gruptan 3'er torba açılarak silajlarda kimyasal ve mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Silolama döneminin sonunda açılan tüm silajlara aerobik stabilite testi yapılmıştır. Silaj numunelerinde katkı maddesi kullanımı pH (4,16-4,48) ve kuru madde (27,81-29,39) üzerine olumlu etkisi olduğu söylememiz mümkündür. Maya değerlerinde (3,32-4,45) inokulant kullanılan gruplarda maya değişimleri düşük gözlemlenirken arpa buğday kırması katılan gruplarda ise değişim daha fazla olduğu görülmektedir. Laktik asit değerleri (51,36-81,39) incelendiğinde açım süresinin uzaması laktik asit değerleri üzerinde etkili olduğu görülmektedir.
Kıvırcık koyunlarına ait bazı verim özelliklerinin fenotipik ve genetik parametrelerinin tahmini
Bu araştırma 2005 ile 2019 yılları arasında Kıvırcık ırkı 84 baş koç, 787 baş koyun ve 2986 baş kuzu kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmada kuzuların büyüme ve gelişme, günlük canlı ağırlık artışı, yaşama gücü yanısıra koyunların döl verimi ve gebelik süresi ile büyüme ve gelişmeye ilişkin genetik özellikler incelenmiştir. Kıvırcık kuzularının çeşitli dönem canlı ağırlıkları, doğum, sütten kesim(90 gün), 6 ay ve bir yaş ağırlığı sırasıyla; 3.94±0.013, 26.62±0.116, 34.65±0.235 ve 44.10±0.290 kg olarak tespit edilmiş, doğum ile sütten kesim(90 gün) arası günlük canlı ağırlık artışı ortalaması 251.14±1.216 g/gün olurken, süten kesime kadar olan yaşama gücü %92 olarak bulunmuştur. Kıvırcık koyunların döl verimi özelliklerinde kuzulama(doğum) oranı; %79.35, koçaltı koyun başına doğan kuzu sayısı; 0.99 ve doğuran koyun başına doğan kuzu sayısı; 1.24 olarak, gebelik süresi ise ortalama 148.34±0.042 gün olarak tespit edilmiştir. Kıvırcık koyunlarının çeşitli dönem büyüme özellikleri bakımından genetik parametreler ve varyans unsurlarının en iyi doğrusal yansız kestirim tahminleri, SAS ve MTDFREML paket programları ile tahmin edilmiştir. Bu analizlerden elde edilen kalıtım dereceleri doğum ağırlığı, anasal doğum ağırlığı, günlük canlı ağırlık artışı, sütten kesim ağırlığı, 6. ay canlı ağırlığı ve 1 yaş canlı ağırlığı için sırasıyla; 0.31, 0.21, 0.16, 0.16, 0.15 ve 0.14 olarak bulunmuştur. Büyüme özellikleri arasındaki eklemeli genetik korelasyonlar 0.03 ile 1.00 arasında tespit edilmiştir. Diğer taraftan fenotipik ve genetik eğilim yıllar itibariyle pozitif ve olumlu bulunmuştur.
Bakteriyel inokulant ve organik asit ilavesi ile yeniden silolamanın mısır silajının aerobik stabilitesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, mısır silajının, inokulant ve organik asit ilave edilerek yeniden silolanmasının silaj kalitesine etkisinin belirlenmesi amaçlamıştır. Araştırma materyalini Nisan ayında biçilmiş 2. ürün mısır (DKC6777) oluşturmaktadır. Fermantasyon süresinin 150. gününde açılan mısır silajı 3 muamele grubuna ayrılmıştır. Muamele grupları; 1-Kontrol, 2- Lactobacillus buchneri (LB) 3- Organik Asit (OA)'tir. Katkı maddelerinin ilavesinden sonra silajlar 0, 6, 12 ve 24 saat süre ile oksijene maruz bırakılmıştır. Bu işlemden sonra yaklaşık 500 g numune plastik poşetlere konularak tekrar silolanmıştır. Her grup için beşer adet olmak üzere toplam 60 paket silaj, laboratuvar koşullarında 60 gün süreyle fermantasyona bırakılmıştır. Silajların tamamında silolamadan sonraki 60. günde kimyasal ve mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Silolama periyodunun sonunda silajlar 7 gün boyunca aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Sonuç olarak, organik asit ilavesi yeniden silolanan mısır silajlarının pH, suda çözünebilir karbonhidrat, amonyak azotu, bütirik asit ve propiyonik asit değerlerini arttırmş, kuru madde ve kuru madde kayıplarını azaltmıştır. Ayrıca organik asit yüksek anti bakteriyel aktivite göstererek silajların 7 günlük aerobik dönem boyunca maya sayıları ile CO2 üretimlerini düşürmüş ve aerobik stabilitelerini geliştirmiştir.
Sodyum benzoat, potasyum sorbat ve sodyum nitrat karışımlarının ayçiçeği silajlarında fermantasyon özellikleri ve aerobik stabilite üzerine etkileri
Bu araştırma, aktif bileşenler olarak sodyum benzoat, potasyum sorbat ve sodyum nitrit içeren bir katkı maddesi kullanımının ayçiçeği silajlarında fermantasyon özellikleri, nispi yem değerleri (NYD) aerobik stabiliteleri ve in vitro besin maddeleri sindirimi üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada silaj koruyucusu olarak bileşiminde sodyum benzoat, potasyum sorbat ve sodyum nitrat içeren bir katkı maddesi kullanılmıştır. Araştırma, katkı maddesi ilave edilmeyen kontrol, 0.5, 1 ve 2 ml/kg silaj koruyucusu ilave edilerek oluşturulan 4 grupta yürütülmüştür. Katkı maddelerinin ilavesinden sonra, yaklaşık 500 g örnek plastik torbalara konularak sıkıştırılmış ve vakumla içindeki hava alınmıştır. Her grup için altı adet olmak üzere toplam 24 paket silaj laboratuvar şartlarında (20 °C) 60 gün fermantasyona bırakılmıştır. Silolamadan 60 gün sonra açılan tüm silajlarda kimyasal ve mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Silolama döneminin sonunda açılan tüm silajlara 7 gün süre ile aerobik stabilite testi uygulanmıştır. Ayrıca bu silajların nispi yem değeri ve in vitro kuru madde, organik madde ve ham protein sindirilebirlikleri saptanmıştır. Sonuç olarak, ayçiçeği silajına ilave edilen sodyum benzoat, potasyum sorbat ve sodyum nitrat karışımı silajlardaki pH değerlerini, amonyak azotunu ve kuru madde kayıplarını azaltırken, laktik ve asetik asit içeriklerini artırmıştır. Ayrıca silaj koruyucusu yüksek anti bakteriyel aktivite göstererek silajların 7 günlük aerobik dönem boyunca maya sayıları ile CO2 üretimlerini düşürmüş ve aerobik stabilitelerini geliştirmiştir.
Siyah alaca süt sığırlarında doğrusal tip karakterleri ile süt verim özellikleri arasındaki ilişkilerin belirlenmesi
Çalışma Kırklareli ilinde özel bir işletmede yetiştirilen 73 baş Siyah Alaca süt sığırında yürütülmüştür. Sığırların doğrusal tip karakterleri belirlenerek süt verimi ile olan ilişkileri araştırılmıştır. Hayvanmateryali ilk laktasyon ve laktasyonuna erken döneminde (30-150 gün) olanlardan seçilmiştir. Doğrusal tip karakterleri olarak sağrı yüksekliği (SY)6.87±0.16, süt karakteri (SK)7.27±0.16, beden derinliği (BD)8.35±0.07, göğüs genişliği (GG)5.89±0.16, sağrı genişliği (SG)6.83±0.11, sağrı eğimi (SE)4.28±0.14, ayak bacak açısı (ABA)6.50±0.15, tırnak taban yüksekliği (TTY)6.69±0.12, diz yapısı (DY)7.13±0.08, arka bacak duruşu (ABD)7.60±0.15, ön meme bağlantısı (ÖMB)7.12±0.14, arka meme yüksekliği (AMY)7.31±0.11, meme merkez bağı (MMB)6.67±0.12, meme taban yüksekliği (MTY)4.56±0.14, ön meme başı yerleşimi (ÖMBY)6.00±0.12, ön meme başı uzunluğu (ÖMBU)5.60±0.11,arka meme başı yerleşimi (AMBY)7.04±0.13olarak puanlanmıştır.Bu şekilde sürü mevcut standartlara göre (80-84) puan aralığına yakın olup genel değerlendirmede damızlık olarak uygun bulunmuştur. Çalışmada incelenen özelliklere ait korelasyon katsayıları değerlendirildiğinde özellikle aralarında çok yüksek ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca ikinci kontrol süt verimi (KSV2) ile ortalama kontrol süt verimi (KSVORT) arasında (r=0.94); birinci kontrol süt verimi (KSV1) ile ortalama kontrol süt verimi (KSVORT) arasında (r=0.90); doğrusal tip indeks puanı (İTİP) ile toplam puan (TP) arasında (r=0.89); 100P indeks puanı (İ100P) ile toplam puan(TP) arasında (r=0.86) olarak bulunmuştur. Hayvanlardan alınan iki farklı kontrol süt verimi ve kontrol süt verim ortalamaları ise sırasıyla 32.99±0.45; 36.46±0.62; 34.73±0.50 olarak yüksek seviyede bulunmuştur. Doğrusal tip indeks puanı (İTİP), 100 puan indeks puanı (İ100P) ve bu ikisinden elde edilen toplam puan (TP) değerleri ortalamaları sırasıyla 55.44±0.22, 79.54±0.60 ve 61.47±0.28 olarak bulunmuştur. Toplam puan bakımından ortalama altı ve yüksek gruplar arasında birinci ve ikinci kontrol süt verim ortalamaları önemli bulunmuştur (P<0.01). Toplam puan bakımından ortalama altı ve yüksek gruplar arasında kontrol süt verim ortalamalarıda önemli bulunmuştur (P<0.01). Anahtar Kelimeler:Doğrusal Tip Puanı, Doğrusal Tip Karakterleri, Doğrusal Olmayan Puanlama, Siyah Alaca, Seleksiyon, Süt Verimi
Farklı şeker koca darısı çeşitlerinin yem değerinin belirlenmesi
Yapılan bu tez çalışması; şeker darısı çeşitlerinin, besin madde ve fiziksel özelliklerinin, yem mikroskopisi ve laboratuar analizleri ile ortaya konabilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma için 6 adet şeker darısı çeşidi (Es8z102, Es8z101, Albanus, Sugar Drip, Gül Şeker, Csr9303) kullanılmıştır. Çalışmada danelerin fiziksel ölçümleri yapılmış, stereo ve elektron mikroskobu ile mikro fotoğrafları çekilmiştir. Dane ve öğütülmüş numunelerde renk ölçümleri yapılmıştır. Ayrıca tüm örneklerin besin madde içerikleri de belirlenmiştir. Şeker darısı çeşitlerindeki analizler sonucunda çeşitler arasında belirgin besin madde farklılıklarının olduğu ve bazı çeşitlerde bu durumun fiziksel ölçümler ile mikroskopik olarak yapılan gözlemlerle de ilişkili olabileceği ortaya konmuştur. Sonuç olarak; besin madde kapsamlarının geleneksel metotlar olan laboratuar analizleriyle belirlenmesi yanı sıra, yapılacak morfometrik ve mikroskobik ölçümlerin yemlik olarak kullanılan şeker darısı çeşitlerin kalitesinin belirlenmesinde kullanılması yem kalitesinin belirlenmesinde yardımcı olacak bir yöntem olarak fayda sağlayacaktır.
Mısır silajına ekşi yoğurt ilavesinin silaj fermantasyonu, aerobik stabilite ve In Vitro sindirilebilirlik üzerine etkisi
Bu araştırma, ekşi yoğurt ilavesinin mısır silajının fermantasyonu, aerobik stabilitesi ve in vitro sindirilebilirlik üzerine etkisini belirlemek amacıyla düzenlenmiştir. Araştırma materyalini ekim ayında biçilmiş 2. ürün mısır (Pioneer 32K61) ve ekşi yoğurt oluşturmuştur. Deneme grupları; yoğurt ilave edilmeyen kontrol, 10 g/kg taze mısır (Y10), 20 g/kg taze mısır (Y20), 30 g/kg taze mısır (Y30), 40 g/kg taze mısır (Y40) ve 50 g/kg taze mısır (Y50) olacak şekilde oluşturulmuştur. Her grup için 4'er tane olmak üzere toplam 24 paket, laboratuvar koşullarında (10-20 °C) 60 gün fermantasyona bırakılmıştır. Yapılan çalışmada, ekşi yoğurt ilavesiyle ham protein (HP) ve ham yağ (HY) miktarında artma olduğu bulunmuştur (P<0.01). Bu durum yoğurdun HP ve HY içeriğinin yüksek olmasından kaynaklanmıştır. Mısır silajlarının nötr deterjan selüloz (NDF), asit deterjan selüloz (ADF) ve asit deterjan lignin (ADL) içerikleri kontrol grubunda en yüksek olduğu bulunurken, en düşük Y40 ve Y50 gruplarında bulunmuştur (P<0.01). Suda çözülebilir karbonhidrat (SÇK) içerikleri ise yoğurdun yüksek düzeyde ilave edildiği gruplarda artmıştır (P<0.01). Araştırmada, en yüksek laktik asit (LA) içeriği Y40 veY50 gruplarında, 69,44 ve 69,48 g/kg KM olarak belirlenirken en düşük ise kontrol grubunda 64,64 g/kg KM olarak belirlenmiştir (P<0.01). Mısıra ilave edilen yoğurt oranı arttıkça amonyak azotu miktarı düşmüş, ancak ilave düzeyin artışı Y50 grubunun protein miktarının artmasıyla doğru orantılı olarak NH3-N şeklindeki kayıplarda da artışa neden olmuştur (P<0.01). Mısır silajlarının enzimde çözünebilen organik madde (EÇOM) miktarı, in vitro organik madde sindirilebilirliği ve metabolik enerji içerikleri yoğurt ilavesiyle artmıştır (P<0.01). Sonuç olarak, ekşi yoğurdun 20 ve 30 g/kg düzeyinde mısıra ilavesi, silajların kimyasal ve mikrobiyolojik özelliklerini olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Mısır, Ekşi yoğurt, Fermantasyon kalitesi, Silaj.
Farklı uygulamaların acıbaklanın besin madde özellikleri üzerine etkileri ve kanatlı beslemede kullanım olanakları
Kanatlı rasyonlarında yer alması gereken protein kaynaklarının üretiminde son yıllarda artış gösteren maliyetler başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünyada, bitkisel protein kaynağı olan soya fasulyesine alternatif olabilecek kaynaklara yöneltmiştir. Bu alternatiflerden en dikkat çekeni, ülkemiz topraklarında yetişebilen bir baklagil olan, protein bakımından zengin acıbakladır. Kanatlı hayvan beslemesinde acıbakla kullanımını kısıtlayan en önemli etken, içeriğindeki quinolizidin grubu alkaloidlerdir. Bu çalışmada, ak ve mavi acıbakla tohumlarına farklı işlemler (2 gün çimlendirme, otoklavda 130 oC'de 20 dakika ısıl işlem) uygulanmış ve çiğ taneler ile aralarındaki besin madde farklılıkları saptanmıştır. Besin madde içeriklerinin analiz sonuçları incelendiğinde, ak acıbaklanın muamele gruplarının tümünde en yüksek ham protein değerleri ve en düşük nişasta değerleri saptanmıştır (P<0,01). En yüksek ham yağ değeri, otoklavlanmış ak acıbakla tanelerinde görülmüştür. Ayrıca, metabolize olabilir enerji sonuçları bakımından da en yüksek değerler çimlendirilmiş ve otoklavlanmış ak acıbakla tanelerinde saptanmıştır. Nötral çözücülerde çözünmeyen lif bakımından çiğ ve çimlendirilmiş, asit çözücülerde çözünmeyen lif değerlerinde otoklavlanmış, asit çözücülerde çözünmeyen lignin, toplam şeker ve viskozite analiz sonuçları incelendiğinde ise çimlendirilmiş mavi acıbakla tanelerinde en yüksek değerler gözlenmiştir (P<0,01). Toplam Quinolizidin alkaloidleri (QA), çiğ haldeki ak acıbakla tanelerinde >1,943 mg/g, çimlendirme ve otoklavlama işlemleri uygulanan tanelerde ise >1,800 mg/g olarak saptanmıştır. Çiğ mavi acıbakla tanelerinin toplam QA değeri 0,894 mg/g bulunurken, çimlendirme işlemi uygulananlarda 0,609±0,2436 mg/g; otoklavlama işlemi görenlerde ise 0,705±0,282 mg/g bulunmuştur. Toplam alkaloid analiz sonuçları da QA alkaloid sonuçlarına benzerlik göstermiş ve ak acıbakla tanelerinin çiğ halinde en yüksek (5,080g/100g), mavi acıbaklanın ise çimlendirilmiş halinde en düşük (0,960g/100g) olarak saptanmıştır (P<0,01). Bu çalışma ile acıbakla çeşidinin, uygulanan işlemlerin ve bunların interaksiyonlarının, tanelerin besin madde içerikleri ve alkaloid değerleri üzerinde etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Acıbakla, kanatlı besleme, quinolizidin alkaloidleri, çimlendirme, otoklavlama, antioksidan
Gebelik başına tohumlama sayısının süt sığırlarının ıslahında önemi ve ekonomik kayıplar
Bu tez çalışmasında; süt sığırlarında döl verimi ölçütleri ile ilgili standart değerler özellikle Gebelik Başına Tohumlama Sayısı (GBTS) ve bu standart değerlerden sapmaların ülkemiz süt sığırcılığı ıslahında yol açtığı bilgi ve ekonomik kayıpların saptanması amaçlanmıştır. Tekirdağ İli DSYB'ne ait 2013-2019 yılları arasındaki 20662 siyah alaca süt sığırına ait (39938 adet) döl verim kayıtları (Gebelik Başına Tohumlama Sayısı) araştırmanın materyalini oluşturmuştur. Buzağılama Yıllarının etkisini ele aldığımızda; farklılığı yaratan yılların en düşük 2014 yılı (1,76±0,022) ortalamasının olduğu, en yüksek ortalama (1,95±0,020) olarak da 2015 yılı verilerinden kaynaklandığı görülmektedir. (p<0,01). Mevsimlerin GBTS'na etkilerini irdelediğimizde; farklılığın kış (1,81±0,015) ve sonbahar (1,94±0,016) mevsimlerinden kaynaklandığı görülmüştür(p<0,01). Kış ve ilkbahar mevsimleri hariç diğer mevsimlerin ortalaması genel ortalamanın üzerinde bulunmuştur (p<0,01). Laktasyon sırasını değerlendirdiğimizde 1., 2. ve 3. laktasyon sıralarının GBTS'na etkilerinin önemli olduğu (p<0,01) görülmektedir. Genel ortalamayla karşılaştırdığımızda ise 1. ve 5. laktasyon hariç diğer laktasyon sıralarının düşük olduğu görülmüştür. Öneri olarak; başarılı bir hayvancılık işletmesinde sürünün döl verimine doğrudan veya dolaylı olarak etki eden etmenler yakından izlenerek performansı olumsuz yönde etkileyen faktörlerin, etkisini göstermeden önce elemine edilmesi önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Süt Sığırı, Gebelik Başına Tohumlama Sayısı, Ekonomik Kayıplar, Hayvan Islahı
Toprak solucanı ununun hayvan beslemede protein kaynağı olarak kullanım olanaklarının belirlenmesi
Bu çalışma da solucanların farklı yöntemler kullanılarak kurutulması sonucu elde edilen solucan ununun hayvan beslemede kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Eisenia fetida türü toprak solucanı kullanılmıştır. Çalışma başlangıcında solucanlar üzerlerinde bulunan toprak ve gübrelerden arındırılarak kurutmaya uygun hale getirilmiştir. Daha sonra derin dondurucuda inaktif edilen solucanlar liyofilizasyon, etüv ve mikrodalgada olmak üzere 3 farklı kurutma metodu uygulanarak toz form haline getirilmiştir. Elde edilen öğütülmüş örneklerin kurutma işlemleri sonucunda renk değişimi, amino asit ve yağ asidi profilleri belirlenmiştir. Hayvan beslemede kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla da Daphnia magna hayvan modeli kullanılmıştır. Bu amaçla Daphnia magna'lar üç hafta süre ile solucan unları ile beslenmiştir. Sonrasında bu unların Daphnia magna'lar üzerinde boy uzunluğu, popülasyon yoğunluğu, yumurta, yavru ve canlı sayısı değişimleri hesaplanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda çalışmada kurutma işlemleri neticesinde ısıl işlem uygulamasının amino asit ve yağ asidi miktarları açısından oldukça belirleyici bir faktör olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuçlarımızda özellikle liyofilizasyona kıyasla etüv ve mikrodalgada kurutma yönteminde azalan bir değişim saptanmıştır. Ayrıca çalışmamızda solucan unlarında kurutma yöntemine bağlı olarak renk değişimi de gözlenmiştir. Araştırmanın amino asit ve yağ asidi profillerinde meydana gelen değişim sonuçları Daphnia magna denemesinin biyolojik bulgularıyla desteklenmiştir. Özellikle yumurta sayısı ile popülasyon yoğunluğu liyofilizasyon ve etüv gruplarında mikro dalgaya göre daha olumlu sonuç vermiştir. Doğal beslenme koşullarında bu canlıların mikroalglerle beslendiği bilinmekte olup çalışma sonuçlarında en yüksek performans bu grupta saptanmıştır. Bu nedenle liyofilizasyon gruplarına en yakın değerler mikroalg ile beslenen Daphnia'larda gözlenmiştir.
Tercihli yemlenen yumurta tavuklarında protein-mineral konsantresi, buğday ve enzim kullanımının performans ve yumurta kalitesine etkileri
Bu çalışma tercihli yemlenen yumurta tavuklarında protein- mineral konsantresi, buğday ve enzim kullanımının yumurta verim ve kalite parametreleri üzerinde etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Denemede Ankara Tavukçuluk Enstitüsü tarafından geliştirilen 90 adet 23 haftalık yaşta Atak-S yumurtacı hibritler kullanılmıştır. Muamele grupları, standart bir yumurtacı yeminden oluşan kontrol, yüksek proteinli düşük enerjili bir konsantre yem ve iri öğütülmüş buğdayın ayrı yemliklerde tercihli olarak verileceği KB grubu ve tercihli olarak sunulan buğdaya 3.000 FTU/kg fitaz, 1.720.000 VU/kg 1-3 β-glukanaz ve 2.500.000 VU/kg 1-4 β- ksilanaz içeren bir enzim ilave edilmiş KBE gruplarından oluşmak üzere, 2 tekerrürlü 3 muamele grubundan oluşturulmuştur. Deneme sonucunda yumurta verimi, tercihli yemlemede buğday kullanılmasından etkilenirken ve yumurta ağırlığı tercihli yemlemeden etkilenmiştir (P<0,01). Tavuk başına tüketilen yem miktarı da tercihli yemlemede buğday kullanılmasından etkilenmiştir (P<0,05). Tercihli yemlemede buğday kullanımı bu unsurlarda azalmaya neden olurken, enzim kullanımı KB grubuna göre daha iyi sonuçlara neden olmuştur. Yem dönüşüm oranları tüm gruplarda istatiksel olarak etkilenmemiştir (P>0,05). Albumin ağırlığı, kabuk ağırlığı ve kabuk kalınlığı tercihli yemlemede buğday kullanılmasından etkilenmiş olup enzim kullanımının bu kriterler üzerinde iyileştirici bir etkisi vardır (P<0,05). Yumurta sarı renginde ise tüm gruplar arasındaki fark istatiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0,01). Albumin yüzdesi, albumin indeksi, Haugh birimi, yumurta kabuk yüzdesi, kırılma direnci, sarı yüzdesi, sarı ağırlığı, sarı- ak oranı, sarı indeksi ve şekil indeksi gibi kalite parametrelerinde tüm gruplar arasında istatiksel bir fark saptanmamıştır (P>0,05). Son olarak bir yumurtanın üretim maliyeti ve net kar, kontrol ile KB grubunda benzer değerler iken enzim kullanılan grupta maliyet oldukça azaldığından kar yükselmiştir.
Bazı yerli koyun ırklarında yapağı verim ve kalitesine yönelik morfolojik-genetik karakterizasyonunun belirlenmesi
Bu çalışmada, Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Çanakkale, Balıkesir, Gaziantep, Şanlıurfa, Artvin, Elazığ ve Erzurum illerinde bulunan Halk Elinde Islah Projesi kapsamında farklı köy ve yetiştiricilerden Karacabey Merinosu, Kıvırcık, Morkaraman, Hemşin ve İvesi ırklarının her birinden yaklaşık 80'er bireyden boyun, kaburga ve sırt bölgelerinden yapağı ve kan numuneleri alınmıştır. Her bir ırktan moleküler genetik çalışmalarda incelenmek üzere en iyi lif kalite özelliklerine sahip 20 birey ve en düşük özelliğe sahip 20 birey seçilmiştir. Her bir ırktan seçilmiş 40'ar bireyde yapağı verim ve kalitesine yönelik lif inceliği (mikron), lif uzunluğu (cm), tek lif mukavemeti, tek lif elastikiyeti (%), randıman (%), konfor faktörü (CF) ve keçeleşme oranı ölçülerek, bu parametrelerin moleküler genetik çalışmalarda etkisinin olduğu bildirilmiş gen bölgelerinden KAP11.1, KAP8.2 ve KAP14_4-2 bölgelerinin yapağı verimi ile ilişkilendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Karacabey Merinosu, Kıvırcık, Morkaraman, Hemşin ve İvesi ırklarına ait yapağı numune analiz sonuçlarına göre sırasıyla lif inceliği 28.63 μ, 26.91 μ, 37.60 μ, 26.04 μ ve 30.06 μ olarak ölçülmüştür. Lif uzunlukları (cm) ile sırasıyla 6.74 cm, 6.96 cm, 9.79 cm, 11.66 cm ve 11.21 cm olarak ölçülmüştür. Tek lif mukavemetleri (cN) sırasıyla 5.98 cN, 9.21 cN, 13.35 cN, 15.12 cN ve 13.57 cN olarak hesaplanmıştır. Tek lif elastikiyeti (%) % 30.24, % 55.37, % 58.09, % 56.71 ve % 60.11 olarak hesaplanmıştır. Randıman (%) sırasıyla % 82.92, % 80.35, % 78.46, % 79.58 ve % 79.47 olarak ölçülmüştür. Çalışmada randıman (%) istatistiki olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Konfor faktörü sırasıyla 80.44, 52.26, 33.27, 45.60 ve 58.32 olarak ölçülmüştür. Keçeleşme (%) sırasıyla % 18.17, % 14.21, % 11.02, % 11.30 ve % 17.41 olarak ölçülmüştür. Lif inceliği ve lif uzunluğunun yaş gruplarına göre farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). KAP11.1, KAP8.2 ve KAP16.4.2 gen bölgelerinde görülen nükleotid değişimleri ile morfolojik analiz sonuçları karşılaştırılmış ve sadece KAP8.2 gen bölgesinde lif incelik, uzunluk, mukavemet, elastikiyet, keçeleşme ve konfor faktörü istatistiki olarak önemli bulunmuştur (p>0,05).
Mısır silajına ekşi boza ilavesinin fermantasyon kalitesi, aerobik stabilite ve in vitro sindirilebirlirlik üzerine etkisi
Bu araştırma, ekşi boza ilavesinin mısır silajının fermantasyonu, aerobik stabilitesi ve in vitro sindirilebilirlik üzerine etkisini belirlemek amacıyla düzenlenmiştir. Araştırma materyalini Ekim ayında biçilmiş 2. ürün mısır (Pioneer 32K61) ve ekşi boza oluşturmuştur. Deneme grupları; boza ilave edilmeyen kontrol, 10 g/kg taze mısır (B10), 20 g/kg taze mısır (B20), 30 g/kg taze mısır (B30), 40 g/kg taze mısır (B40) ve 50 g/kg taze mısır (B50) olacak şekilde oluşturulmuştur. Her grup için 4'er tekerrür olmak üzere toplam 24 paket, laboratuvar koşullarında (10-20 °C) 120 gün fermantasyona bırakılmıştır. Yapılan çalışmada, ekşi boza ilavesiyle ham protein (HP) miktarında artma olduğu görülmüştür (P<0.05). Bu durum bozanın HP içeriğinin yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. Mısır silajlarının nötr deterjan selüloz (NDF), asit deterjan selüloz (ADF) ve asit deterjan lignin (ADL) içerikleri kontrol grubunda en yüksek olduğu bulunurken, en düşük NDF Y40'da ADF ve ADL ise Y50 grubunda bulunmuştur (P<0.05). Mısır silajlarının enzimde çözünebilen organik madde (EÇOM) miktarı, in vitro organik madde sindirilebilirliği (OMS) ve metabolik enerji (ME) içerikleri ekşi boza ilavesiyle artmıştır (P<0.05). Sonuç olarak, ekşi bozanın 30 ve 40 g/kg düzeyinde mısıra ilavesi, silajların kimyasal ve mikrobiyolojik özelliklerini olumlu yönde etkilemiştir.
Diyarbakır ili Kulp ilçesi koşullarında ipekböceği yetiştiriciliği yapan işletmelerde kimi çevre faktörlerinin koza kalite özelliklerine etkisi
Bu tez araştırmasında Diyarbakır'a 130 km mesafede bulunan Kulp'a bağlı mahallelerde faaliyet gösteren farklı işletme büyüklüğüne sahip ipekböceği işletmelerinde bazı çevresel ve üretim özelliklerininin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü Kulp ilçesinde bu üretim kolundan faaliyet gösteren işletmelerden 20'si işletme içi çevre faktörlerinin (sıcaklık, nem, ışık CO2) ve bu işletmelerde üretilmiş yaş kozaların örnekleneceği işletmeler olarak seçilmişlerdir. Bu işletmeler aldıkları kutu sayısı dikkate alınarak küçük, orta ve büyük kapasiteli işletmeler şeklinde sınıflandırılmıştır. Araştırmada kullanılan ipekböcekleri, Kozabirlik tarafından 2018 yılında damızlık amaçlı yetiştiriciliği yapılan Çin (M) ve Japon (N) saf hatlarından elde edilen MxN hibritleri oluşturmuştur. Araştırmanın yürütüldüğü işletmelerde sıcaklık(°C), nem (%) ışık (luks) ve karbondioksit (ppm) ortalamalarına ilişkin değerler sırasıyla 28,4±0,4; 60,7±2,3, 41±12,2 ve 1467±150 olarak saptanmıştır. Ölçülen çevresel özelliklerden sıcaklık ve nem bakımından küçük, orta ve büyük ölçekli işletmeler arasındaki farklılıklar istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). Araştırmada koza verimi 31,6±1,5 kg olarak bulunmuştur. Koza kalite özelliklerinden yaş koza ağırlığı (g), yaş koza gömlek ağırlığı (g), kuru koza ağırlığı (g), kuru koza gömlek ağırlığı (g), koza uzunluğu (cm), koza genişliği (cm), ipek zenginliği (%), filament uzunluğu (m), filament denyesi (den), tek kozadan çekilebilen iplik ağırlığı (gr), kozadan çekilemeyen kısım ağırlığı (g), reza (%), litredeki koza sayısı (adet), kilo'da koza sayısı (adet) ve hatalı koza oranı (%) sırasıyla 1,92±0,06, 0,41±0,02, 0,73±0,03, 0,37±0,02, 3,41±0,05, 1,89±0,03, 21,3±0,6, 1222±35, 2,76±0,08, 0,365±0,014, 0,03±0,005, 38,5±1,7; 67±3, 547,15±22, 18,7±1,6 olarak saptanmıştır. İşletme büyüklüklerine göre koza verimi ve kalite özelliklerinden sadece koza verimi bakımından büyük ölçekli işletme grubu istatistik olarak daha yüksek koza verimine sahip olmuştur. Ölçülen çevresel özellikler ile koza verimi ve kalite özelikleri arasındaki ilişkiler koza kalite özelliğine göre farklılık göstermiştir. Karbondioksit oranı ile ipek zenginliği (r= -0,560) arasında negatif bir ilişki saptanmıştır (P<0.05). Sonuç olarak araştırmanın yürütüldüğü bölgede geleneksel bir üretim biçiminin devam ettirildiği ve incelenen çevresel özellikler bakımından yeterli düzenlemelere yer verilmediği ve araştırılan koza kalite özelliklerinin bundan etkilendiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, çevresel ölçümler, koza, koza kalitesi, ipekböceği
Siirt ilinde tüketicilerin bal tüketim durumları ve alışkanlıkları
Bu çalışmanın amacı arı ürünleri tercihleri, tüketicilerin genel özelliklerinin ve tüketim tercihlerinin ortaya konulmasıdır. Siirt ilinde yapılan bu çalışmada, Siirt il merkezinde tüketicilerin bal tüketim tercihleri ve alışkanlarını tespit etmek, tüketicilerin bal satın alma, bal tüketim sıklıkları ve miktarları kısacası bal tüketim alışkanlıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, bal tüketimini hangi faktörler etkilemektedir sorusuna cevap aranmıştır. Bu amaçla önemli bir üretim ve tüketim merkezi olan Siirt İlinde 300 tüketici ile yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Siirt il merkezinde yaşayan tüketicilerin gelir durumunun bal tüketimini etkilediği, bal tüketiminin az olduğu, bal tüketimini yararlı bulduklarını, büyük çoğunluğunun balı sonbahar ve kış aylarında aldıklarını ve aldıkları balın kalitesinden memnun olduklarını, en çok kahvaltıda ve kış aylarında tükettikleri, büyük çoğunluğunun balı sağlık, tat ve faydaları için tükettiklerini belirtmiştir. Balın kalitesine, üretim tarihine, cam kaplarda muhafazasına önem verildiği ve balı doğrudan üreticiden almayı tercih ettikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak, bal tüketimini artırmak için bal üretim miktarının artırılması, kaliteli ve uygun fiyatlı bal a ulaşım kolaylaştırılmalı, tüketicilerin bilgilendirilmesi, bal ve arı ürünleri hakkında daha fazla tanıtımın yapılması, özellikle de arı ürünlerinin sağlık alanındaki faydaları hakkında tüketicilerin bilinçlenmesi gerekmektedir. Ayrıca tüketicilerin sağlıklı bir yaşam için bal tüketiminin önemi hakkında eğitimlerin verilmesi ve tüketicilerin gelir düzeyinin artırılmasında bal tüketim alışkanlıklarını olumlu yönde katkıda bulunacağı tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Siirt ilinde tüketicilerin bal tüketim alışkanlıkları ortaya konmuştur. Tüketicilerin tüketimde dikkate aldığı hususlar incelenerek çeşitli çözüm yolları öneri olarak verilmiştir.
Karakaş koyunlarında doğum ve çeşitli dönem canlı ağırlıkları
Bu çalışma ile Karakaş koyunlarının büyüme ve gelişme düzeyini belirlemek, bu düzeyi etkileyen faktörleri tespit etmek ve diğer çalışmalarda bildirilen düzeylerle karşılaştırarak verim noktasında çıkarımlarda bulunmak, yerli gen kaynaklarımızdan olan söz konusu ırkın ıslahı noktasında doğru stratejileri ortaya koymak ve yayla yetiştiriciliğinin gelişmesi anlamında alınabilecek önlemlerin tespiti amaçlanmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Diyarbakır ilinde yürütülen " Karakaş Koyunlarının Halk Elinde Islahı Alt Projesi" kapsamında elde edilen veriler, çalışmamızın kaynağını oluşturmaktadır. Kayıt altına alınan kuzulardan doğum dahil 3 tartım alınmıştır. 30.gün, 60.gün, 90.gün ve 120.gün canlı ağırlıkları interpolasyon yöntemiyle tespit edilmiştir. Canlı ağırlık ve GCAA ortalamaları ve diğer istatistikler için SPSS 26 programı kullanılmıştır. Karakaş koyunlarında ortalama doğum, 30., 60., 90. ve 120. gün canlı ağırlık ortalamaları ile doğum-30.gün, doğum-60. gün, doğum-90. gün ve doğum-120.gün arası günlük canlı ağırlık artış ortalamaları genel olarak literatür ile uyumludur. Doğum aylarının canlı ağırlıklara etkisi 90.gün canlı ağırlığı hariç istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Ana yaşının 30., 90. ve 120.gün canlı ağırlıkları üzerindeki etkisi önemli bulunmuştur. Yıl faktörünün tüm dönem canlı ağırlıkları ve günlük canlı ağırlık artışları üzerindeki etkisi ise istatistiki olarak önemsiz, cinsiyetin etkisi ise önemli bulunmuştur. Doğum tipinin ise doğum-120. gün arası GCAA hariç diğer canlı ağırlık ortalamalarına ve GCAA ortalamalarına önemli düzeyde etki ettiği tespit edilmiştir. Karakaş koyunlarını korumak, mevcut verimini arttırmak ve yayla hayvancılığının avantajlarını kullanmak gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bunun için de kaliteli damızlık koç temini, elit sürülerdeki kuzuların kesiminin engellenmesi ve en iyi verime sahip olan kuzuların ıslah çalışmalarında kullanılmasının sağlanması, yayla şartlarının iyileştirilmesi gibi hususların üzerinde önemle durulması gerekmektedir.
Yapısal eşitlik modelleri ve Türkiye ürün ihtisas borsası verileri üzerine bir uygulama
Bu çalışmada, Batman ve Siirt illerinde faaliyet gösteren yatırımcıların Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) ve lisanslı depoculuk sistemine yönelik memnuniyet düzeyleri yapısal eşitlik modellemesi yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, yatırımcıların sistemden beklentileri, deneyimleri ve güven düzeyleri doğrultusunda memnuniyetin belirleyicilerini ortaya koymaktır. Çalışmada, Batman ve Siirt'te üretim yapan toplam 388 yatırımcıyla yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilen anket verileri kullanılmıştır. Veri analiz sürecinde açıklayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) uygulanmıştır. AFA sonucunda beş faktör (lisanslı depoculuğun etkinliği, depolama altyapısı ve kullanıcı yetkinliği, destekleyici altyapı ve politikalar, ürün tedarik kolaylığı, güvenirlik ve erişim) belirlenmiş; toplam varyansın %63,887'si açıklanmıştır. Anket ölçeğinin güvenilirliği Cronbach Alpha değeriyle test edilmiş ve 0,795 olarak bulunarak güvenilir kabul edilmiştir. DFA sonucunda modelin uyum iyiliği indeksleri (RMSEA=0,077, CFI=0,944, TLI=0,919) kabul edilebilir düzeyde çıkmıştır. Yapısal eşitlik modeli kapsamında test edilen beş hipotezden üçü istatistik olarak anlamlı bulunmuştur. Lisanslı Depoculuğun Etkinliği, Destekleyici Altyapı ve Politikalar faktörleri Hizmet Kalitesi ve Memnuniyet (HKM) düzeyini pozitif yönde etkilerken, Üye Odaklılık ve Kurumsal Temsil faktörü HKM üzerinde negatif etkili bulunmuştur. Buna karşılık, ürün tedarik kolaylığı ve güvenirlik ve erişim faktörlerinin HKM üzerindeki etkileri istatistik olarak anlamlı bulunmamıştır. Modelin açıklayıcılık düzeyi R²=0,769 olarak tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, TÜRİB ve lisanslı depoculuk sisteminin geliştirilmesi için politika yapıcılara ve uygulayıcılara yol gösterici öneriler sunmayı amaçlamaktadır.
Süt sığırlarının mısır silajı tüketimleri ile bazı kan parametleri arasındaki ilişkiler
Bu deneme farklı seviyelerde (düşük, orta, yüksek) mısır silajı tüketiminin sağmal süt sığırlarının serum tiroksin, östrojen, parathormon (PTH), prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyelerine etkilerini incelemek ve serum tiroksin, östrojen, parathormon (PTH), prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyeleri ve aralarındaki korelasyonları belirlemek için yürütülmüştür. Deneme Konya iline bağlı Ereğli ilçesinde bulunan endüstriyel bir süt sığırı işletmesinde gerçekleştirilmiştir. Denemede 30 baş ikinci laktasyondaki (süt veriminin 90 – 120. günleri arasında) Holstein ırkı sağmal süt sığırları kullanılmıştır. Rasyonlar işletmede bulunan mısır silajı, flake mısır, soya küspesi, kuru yonca otu, fraksiyonize by-pass yağ, konsantre yem, buğday samanı ve vitamin-mineral premiks kullanılarak TMR (total miks rasyon) esasına göre hazırlanmışlardır. İşletmede 3 deneme rasyonu hazırlanmıştır. Rasyonlar düşük, orta, yüksek seviyede mısır silajı içerecek şekilde hazırlanmışlardır (düşük: 8 kg/gün; orta: 16 kg/gün; yüksek: 24 kg/gün). Sağmal süt sığırları bu rasyonlarla 30 gün süre ile yemlenmişlerdir. Otuzuncu günün sonunda bütün hayvanların kuyruk toplardamarından (Vena caudalis) 10 ml hacmindeki tüplere kanlar alınıp laboratuvarda numuneler santrifüj edilerek (4000 rpm) serumlar ayrıldıktan sonra tiroksin, östrojen, parathormon, prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) analizler yapılmıştır. Sağmal süt sığırlarında düşük, orta ve yüksek seviyelerde mısır silajı tüketimi serum tiroksin, östrojen, parathormon, prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyelerini istatistiksel olarak önemli seviyede etkilemiştir (P<0,01). Yüksek seviyede mısır silajı tüketimi tiroksin ve albümin seviyelerini düşürürken; östrojen, parathormon (PTH), prolaktin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyelerini yükseltmiştir. Düşük, orta ve yüksek seviyelerde mısır silajı tüketen sağmal süt sığırlarında serum tiroksin, östrojen, parathormon (PTH), prolaktin, albümin, kolesterol ve laktat dehidrojenaz (LDH) seviyeleri arasındaki korelasyonlar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,01). Serum tiroksin ve albümin seviyeleri ile laktat dehidrojenaz (LDH), parathormon (PTH), östrojen, kolesterol ve prolaktin seviyeleri arasındaki korelasyonlar negatif bulunurken, bu parametrelerin kendi aralarındaki (tiroksin ile albümin arasında; laktat dehidrojenaz (LDH), parathormon (PTH), östrojen, kolesterol ile prolaktin arasında) korelasyonlar pozitif bulunmuştur. Sonuç olarak 8 kg/gün mısır silajı tüketimi uygun olabilir. Anahtar kelimeler : Mısır Silajı; Süt sığırı; Laktik asit; Laktat dehidrojenaz; Tiroksin; Östrojen
Akkaraman koyun ıslahında bazı veri madenciliği metotlarının kullanımı
Türkiye gibi koyunculuğun önemli bir yer tuttuğu ülkelerde, yerli koyun ırklarının korunması ve ıslahı hem kültürel mirasın sürdürülmesi hem de kırsal ekonominin desteklenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Akkaraman koyunlarında büyüme, gelişme ve döl verimi gibi önemli özelliklerin erken dönemde öngörülmesi ve bireysel varyasyonların daha iyi anlaşılması ile sürdürülebilir üretim için yetiştiricilere kritik bir avantaj sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmada Konya ili, Karatay ilçesi, Göçü ve Yarma mahallelerinde Akkaraman ırkı koyun yetiştiriciliği yapan 36 işletmeden 2012 ve 2022 yılları arasında temin edilen 138665 baş kuzuya ait doğum, canlı ağırlık ve yaşama gücü kaydı ile 2012 ve 2021 yılları arasında tespit edilen 121143 baş koyuna ait canlı ağırlık, doğum oranı ve doğum tipi verim kayıtları incelenmiştir. Bu çalışmada, Akkaraman koyunlarının bireysel verim kabiliyetlerinin önceden tahmin edilmesinde veri madenciliği algoritmalarının kullanım imkânları araştırılmıştır. Veri madenciliği sürecinin temel adımları, algoritmalar için parametre seçimi ve fenotipik gerçek verimlerin kullanıldığı uygulama örnekleri ile algoritma performansları ayrıntılı olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Akkaraman ırkı 104498 baş koyunun koç katım zamanı canlı ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 53,16 kg olduğu ve yıl, yaş ve işletme faktörlerinin etkilerinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Çalışmada 108015 baş Akkaraman ırkı kuzunun doğum ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 4,20 kg olduğu ve doğum ağırlığı üzerine yıl, cinsiyet, doğum tipi, ana yaşı ve işletme faktörleri etkisinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Ayrıca, 102814 baş kuzuya ait 120'nci gün sütten kesim ağırlığına ait en küçük kareler ortalamasının 31,66 kg olduğu ve sütten kesim ağırlığı özelliği üzerine yıl, kuzu cinsiyeti, doğum tipi, ana yaşı ve işletme faktörlerinin etkilerinin istatistik olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,001). Çalışmada kullanılan 104498 baş Akkaraman ırkı koyuna ait doğum oranının % 90,87 olduğu ve işletme, yıl ve yaş faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Döl verimi ölçütlerinden ikiz doğum oranının çalışmada kullanılan koyunlarda % 13,83 olduğu, bu özellik üzerine işletme, yıl ve yaş faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Ayrıca kuzuların sütten kesim dönemine kadar yaşama gücünün % 95,18 olduğu, işletme, yıl, ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet faktörlerinin etkisinin önemli olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). İncelenen fenotipik verim özelikleri bakımından en yüksek varyasyonun işletme faktöründe olduğu görülmüştür. İncelenen verim kayıtlarından sürekli bağımlı değişkenlerin (koyun canlı ağırlığı, kuzu doğum ağırlığı ve kuzu sütten kesim ağırlığı) tahmin edilmesinde ağaç yapısına dayalı AdaBoost, XGBoost, Rastgele Orman, Regresyon Ağacı, CHAID, Ayrıntılı CHAID algoritmaları ile mesafe tabanlı Yapay Sinir Ağları (YSA) ve k En Yakın Komşu (k-NN) algoritmaları kullanılmıştır. Uyum iyiliği kriterleri bakımından algoritmaların yüksek performans gösteremediği, en iyi tahmin sonuçlarını sütten kesim ağırlığı için gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda XGBoost ve YSA algoritmalarının Akkaraman ırkı kuzuların sütten kesim canlı ağırlığının tahmin edilmesinde kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Doğum yapma, doğum tipi ve kuzuların yaşama durumunu ihtiva eden ikili kategorik verim özelliklerinin (Doğurmadı/Doğurdu, Tekiz/İkiz ve Ölü/Canlı) tahmin edilmesinde AdaBoost, Rastgele Orman, k-NN, Naive Bayes, Lojistik Regresyon, YSA, KStar, Ridor, Sınıflandırma Ağacı (J48), CHAID ve Ayrıntılı CHAID algoritmaları kullanılmıştır. Dengeli veri seti kullanılarak yapılan çalışmada algoritmaların koyunların doğum yapmama ve ikiz doğum yapma durumlarını yaklaşık % 70 Doğruluk oranı ile tahmin ettiği tespit edilmiştir. Kuzuların ölme ihtimali algoritmalar tarafından yaklaşık % 60 Doğruluk oranı ile tahmin edilmiştir. Benzer çalışmalarda Lojistik Regresyon, Naive Bayes ve Rastgele Orman algoritmalarının kullanılabileceği düşünülmektedir.
Farklı seviyelerde azaltılmış amino asit içeren rasyonlara multienzim ilavesinin yumurta tavuklarında performans, yumurta kalitesi, kemik özellikleri, sindirim sistemi gelişimi ve besin madde sindirilebilirliğine etkisi
Bu çalışma, 30 haftalık yaşta beyaz yumurtacı tavuklarda, enzim ilaveli ve ilavesiz sindirilebilir lisin seviyeleri azaltılmış ve ideal aminoasit (AA) konseptine dayalı olarak, enzim takviyesi ile ve enzim takviyesi olmadan formüle edilmiş rasyonların performans, yumurta kalitesi, kemik biyomekanik özellikleri, ince bağırsak histomorfolojik özellikleri, sekum mikroorganizma populasyonu, sekum uçucu yağ asitleri ile ileal besin madde sindirilebilirliğine etkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Denemede toplam 144 adet 30 haftalık yaşta Super Nick hattı yumurta tavuğu kullanılmıştır. Araştırma 6 farklı muamele grubunda tesadüf parselleri deneme planına göre 8 tekerrürlü olarak yürütülmüş ve her birinde 3 adet tavuk bulunan toplam 48 alt grupta yürütülmüştür. Hayvanların yemlenmesi için 6 farklı rasyon hazırlanmış ve 6 farklı muamele rasyonu ile 84 gün süreyle beslenmişlerdir. Kontrol rasyonu ve enzim içeren kontrol rasyonu %0.77 seviyesinde sindirilebilir lisin ve %16.8 ham protein (HP) içerecek şekilde hazırlanmıştır. Diğer 4 rasyon ise sırasıyla, %0.70 sindirilebilir lisin ve %15.8 HP içeren enzimsiz ve enzimli, %0.65 sindirilebilir lisin ve %14.8 HP içeren enzimsiz ve enzimli olacak şekilde hazırlanmıştır. Enzim içeren 3 rasyona fitaz (1000 FTU/kg), NSPaz, (16.000 BXU/kg) ve proteaz (125 mg/kg) enzimleri ilave edilmiş ve enerji (125 kcal ME/kg), kalsiyum (Ca) ve kullanılabilir fosfor (%0.2 KP) enzimin besin matrisi değerleri dikkate alınarak formüle edilmiştir. Çalışma sonu itibariyle, enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonla beslenen grupta yumurta verimi ve yem tüketimi diğer gruplardan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.01). Enzimli ve enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonlarla beslenen gruplarda, yumurta kitlesi diğer gruplardan önemli seviyede daha düşük olurken, yemden yararlanma oranı (YYO) diğer gruplardan önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.01). Yumurta kabuk kalınlığı enzimli kontrol grubunda (%0.77 sindirilebilir lisin, %16.8 HP), enzimli ve enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonla beslenen gruplardan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.05). Yumurta kabuk oranı enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonla beslenen grupta kontrol grubu ve %0.70 sindirilebilir lisin (%15.8 HP) içeren rasyonlarla beslenen gruplardan daha yüksek olmuştur (P<0.01). Yumurta sarı indeksi enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonla beslenen grupta diğer gruplardan önemli seviyede düşük olmuştur (P<0.01). Serum ürik asit ve bilirubin miktarı kontrol grubunda diğer gruplardan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.01). Tibia çapı enzimli %0.70 sindirilebilir lisin (%15.8 HP) ve enzimli/enzimsiz %0.65 sindirilebilir lisin (%14.8 HP) içeren rasyonlarla beslenen gruplarda kontrol grubundan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.01). Tibia kesit alanı enzimsiz %0.70 ve %0.65 sindirilebilir lisin içeren rasyonlarla beslenen gruplarda kontrol grubundan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.01). Tibia kesme gerilmesi enzimli %0.65 sindirilebilir lisin içeren rasyonlarla beslenen grupta %0.70 ve %0.77 sindirilebilir lisin içeren gruplardan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.01). Jejunum villus yüksekliği, villus genişliği, villus yüksekliği/kript derinliği oranı, villus yüzey alanı ve goblet hücre sayısı rasyonda AA ve HP azaltılmasına özellikle enzimli gruplarda olumlu tepki vermiş ve bu parametrelerde önemli seviye artışlar olmuştur (P<0.01; (P<0.05). Sekum kısa zincirli yağ asitleri (SKYA) konsantrasyonu rasyonda AA ve HP seviyesinin azaltılmasına önemli seviyede tepki vermez iken, enzim içeren rasyonlarla beslenen gruplarda içermeyenlere göre önemli seviye daha yüksek olmuştur (P<0.01). Toplam SKYA rasyonun HP ve AA seviyesinden bağımsız olarak enzim içeren rasyonlarda enzim içermeyenlere göre önemli seviyede iyileşme olmuştur (P<0.01). Sekum Laktobasillus sayısı enzim içeren rasyonlarla beslenen gruplarda enzim içermeyenlerden önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.01). İleum HP ve kuru madde (KM) sindirilebilirliği rasyon AA ve HP seviyelerinin azaltılması ve enzim ilavesinden olumlu etkilenmiş ve kontrol grubundan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.01). İleum P sindirilebilirliği ise rasyon AA ve HP seviyelerinin azalmasından etkilenmez iken özellikle düşük seviyede sindirilebilir lisin (%0.70 ve %0.65) ve HP (%15.8 ve %14.8) içeren rasyonlarda enzim kullanımı ile önemli seviyede artış olmuştur (P<0.01). Çalışma sonuçları, yumurta tavuklarında rasyon HP seviyesinin %6 veya sindirilebilir lisin seviyesini %9 oranında azaltmanın ve rasyonu ideal AA oranına göre formüle etmenin, fitaz ve NSPaz eklenmesiyle birlikte, bağırsak bütünlüğünü ve P, HP ve KM'nin ileal sindirilebilirliğini iyileştirdiğini göstermiştir.
Simental melezi danalarda besi başı canlı ağırlığının besi performansına etkisi
Bu çalışma, Simental melezi danalarda besi başı canlı ağırlığının besi performansına etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla mevcut çalışma Afyonkarahisar ilinde faaliyet gösteren Avşar Gıda Tarım Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. çiftliğinde yürütülmüştür. Araştırmada, entansif besi koşullarında, besi başı canlı ağırlıklarına göre 18'er başlık iki gruba ayrılan, 8–11 aylık yaşta toplam 36 baş Simental melezi dana kullanılmıştır. Gruplar, canlı ağırlığı 250 kg'nın altında olanlar (Grup I) ve 250 kg'nın üzerinde olanlar (Grup II) şeklinde oluşturulmuştur. 260 günlük besi süresi boyunca on farklı canlı ağırlık ölçümü gerçekleştirilmiştir. Hayvanlar, besi başı, ortası ve sonu dönemlerinde olmak üzere üç farklı kesif yem ve kaba yem olarak saman, kuru yonca ve mısır silajı ile tam rasyon halinde ve ad-libitum olarak günde bir öğün yemlenmişlerdir. Besi başı ve sonunda canlı ağırlık ortalamaları sırasıyla Grup I için 236.56 kg ve 587.10 kg, Grup II için ise 291.70 kg ve 674.40 kg olarak tespit edilmiştir. Canlı ağırlık artışı, günlük canlı ağırlık artışı ve Kleiber oranı bakımından Grup I'de sırasıyla 350.50 kg, 1.348 kg/gün ve % 2.938; Grup II'de ise 382.80 kg, 1.472 kg/gün ve % 2.892 değerleri elde edilmiştir. Günlük canlı ağırlık artışı, 1–5. kontrol arası Grup I'de 1.497 kg/gün, Grup II'de 1.617 kg/gün; 5–10. kontrol arası ise sırasıyla 1.221 kg/gün ve 1.348 kg/gün olarak belirlenmiştir. Besi süresi boyunca günlük canlı ağırlık artışı ortalaması ise Grup I için 1.348 kg/gün, Grup II için 1.472 kg/gün olmuştur. Canlı ağırlık artışı, günlük canlı ağırlık artışı ve Kleiber oranı bakımından gruplar arasında istatistik olarak anlamlı farklar saptanmıştır (P<0.05, P<0.01). Karkas ağırlığı ortalamaları Grup I'de 320.90 kg, Grup II'de 372.70 kg olup, bu fark istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.01). Benzer şekilde, karkas randıman oranları Grup I ve II'de sırasıyla % 54.64 ve % 55.24 olarak belirlenmiş ve aradaki fark önemli bulunmuştur (P<0.01). Sonuç olarak, her iki grubun 260 günlük besi dönemi boyunca değerlendirilmesi sonucunda performans açısından istatistik olarak fark olduğu, Grup II'nin Grup I'e göre önemli derecede üstün besi verimliliği ve karlılığı sergilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Besi başı canlı ağırlığı, Besi performansı, Canlı ağırlık artışı, Kleiber oranı, Simental melezi
Serbest dolaşımlı sistemde yetiştirilen etlik piliçlerin gezinti alanına çıkma yaşının performans özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı serbest dolaşımlı sistemde gezinti alanına çıkma yaşına performans özellikleri üzerine etkisini tespit etmektir. Çalışmada yabancı genotip olan Ross-308 etlik pilici kullanılmıştır. Çalışmada 3 grup ve her grup 4 tekerrürden oluşturulmuştur. Etlik piliçler gezinti alanına büyütmenin 10. günü (G10), 15. günü (G15) ve 25. günü (G25) çıkarılmıştır. Yerleşim sıklığı kapalı alanda 10 piliç /m2 ve gezinti alanında ise 2.5 m2/piliç olarak düzenlenmiştir. Çalışmada her tekerrürde 15 adet ve her grupta 60 adet olmak üzere toplam 180 adet etlik piliç kullanılmıştır. Yem ve su serbest olarak verilmiştir. Hayvanlara 1-10. günler arası civciv başlangıç yemi, 11-25 günler arası piliç büyütme ve 26-42. Günler arası piliç bitirme yemi verilmiştir. Hayvanlar deneme başlangıcında, büyütmenin 10. gün, 25. gün ve 42. gününde canlı ağırlıkları tartılmıştır. Büyütmenin 10. gün, 25. gün ve 42. Gününde kalan yemler tartılmıştır. Deneme süresince ölümler meydana geldikçe kayıt altına alınmıştır. Performans özellikleri olarak canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yem değerlendirme katsayısı ve yaşama gücü belirlenmiştir. Deneme sonunda G10 grubundaki canlı ağırlık 2580 g ve G15 grubundaki canlı ağırlık 2607 g ve G25 grubundaki canlı ağırlık 2688 g olarak tespit edilmiş olup gruplar arasındaki farklılık istatiksel olarak önemsiz olduğu görülmüştür (P>0.05). Denemenin 1-42. günleri arasında G10 grubundaki canlı ağırlık artışı 2536 g, G15 grubundaki canlı ağırlık artışı 2564 g ve G25 grubundaki canlı ağırlık artışı 2645 g olarak tespit edilmiş olup gruplar arasındaki farklılık istatiksel olarak önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Büyütmenin 1-42. günleri arasında G10 grubundaki yem tüketimi (4081 g) G15 grubundaki yem tüketimi (3804 g) ve G25 grubundaki yem tüketiminden (3853 g) daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Diğer taraftan G15 grubundaki yem tüketimi (3804 g) ile G25 grubundaki yem tüketimi (3853 g) arasındaki farklılık istatistiki olarak önemsiz olmuştur (P>0.05). Büyütmenin 1-42. günleri arasında G10 grubundaki yem değerlendirme katsayısı (1.61) G15 grubundaki yem değerlendirme katsayısı (1.48) ve G25 grubundaki yem değerlendirme katsayısından (1.45) daha kötü bulunmuştur (P<0.05). Diğer taraftan G15 grubundaki yem değerlendirme katsayısı (1.48) ile G25 grubundaki yem değerlendirme katsayısı (1.45) arasındaki farklılık istatistiki olarak önemsiz olmuştur (P>0.05). Deneme süresince ölüm grubu G10 grubunda (%96.66), G15 grubunda (%100) ve G25 grubunda (%100) olarak tespit edilmiş olup, gruplar arası farklılıklar istatistiki olarak önemsiz olmuştur (P>0.05). Çalışma sonuçlarına göre, serbest dolaşımlı sistemde yetiştirilen etlik piliçlerin en erken gezinti alanına çıkış yaşının 15. gün olarak belirlenmiştir.
Koloni tipi kafeslerde yetiştirilen akbay ve atak-s hibritlerinin ana hatlarında yumurta kalite özellikleri ve kuluçka performansının belirlenmesi
Bu çalışma, yerli Akbay ve Atak-S hibritlerinin saf ana hatlarının iç-dış yumurta kalite özellikleri ile kuluçka performansının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü'nde bulunan ve 52 haftalık yaşta olan Barred Rock-1 ve D-229 damızlık yumurtacı saf hat sürülerine ait yumurtalar kullanılarak yürütülmüştür. Çalışma iki aşamada gerçekleştirilmiştir: birinci aşamada yumurta kalite kriterleri, ikinci aşamada ise kuluçka performansı incelenmiştir. Birinci aşamada, Barred Rock-1 ve D-229 damızlık sürülerine ait yumurtalar, her biri iki tekerrür halinde, 15 gün arayla 250'şer adet olmak üzere toplamda 500'er adet kullanılarak iç-dış kalite özellikleri açısından değerlendirilmiştir. İç-dış kalite özelliklerinden yumurta ağırlığı, ak yüksekliği, yumurta sarı renk skoru, Haugh birimi, yumurta kabuk kırılma direnci, kabuk kalınlığı, şekil indeksi ve et-kan lekesi oranı gibi kriterler analiz edilmiştir. Barred Rock-1 hattına ait ilk ölçümde yumurta kalite kriterleri sırasıyla yumurta ağırlığı 55.59 g, ak yüksekliği 5.98 mm, sarı renk skoru 10.66, Haugh birimi 77.40, kabuk kırılma direnci 32.57 N/cm², kabuk kalınlığı 0.32 mm, şekil indeksi %76.09 ve et-kan lekesi oranı 0.40 olarak belirlenmiş, ikinci ölçümde sırasıyla yumurta ağırlığı 55.15 g, ak yüksekliği 5.93 mm, sarı renk skoru 10.45, Haugh birimi 77.42, kabuk kırılma direnci 32.89 N/cm², kabuk kalınlığı 0.32 mm, şekil indeksi 75.98 ve et-kan lekesi oranı 0.43 olarak tespit edilmiştir. D-229 hattına ait ilk ölçümde sırasıyla yumurta ağırlığı 55.64 g, ak yüksekliği 6.62 mm, sarı renk skoru 9.98, Haugh birimi 82.03, kabuk kırılma direnci 37.18 N/cm², kabuk kalınlığı 0.33 mm, şekil indeksi %75.87 ve et-kan lekesi oranı 0.02 olarak belirlenen değerler, ikinci ölçümde ise yumurta ağırlığı 54.74 g, ak yüksekliği 6.75 mm, sarı renk skoru 9.87, Haugh birimi 83.36, kabuk kırılma direnci 36.90 N/cm², kabuk kalınlığı 0.32 mm, şekil indeksi 75.46 ve et-kan leke oranı 0.04 olarak kaydedilmiştir. İkinci aşamada, Barred Rock-1 ve D-229 damızlık sürülerine ait toplam 2350 adet kuluçkalık yumurta üzerinden kuluçka performansına ilişkin kriterler değerlendirilmiştir. Denemede her bir genotip için yedi tekerrür oluşturulmuş olup, her tekerrür bir tepsiye karşılık gelecek şekilde planlanmıştır. Her bir tepsiye 150 adet sağlam yumurta yerleştirilmiş, kırık veya çatlak özellik gösteren yumurtalar değerlendirme dışı bırakılmıştır. Böylelikle her hat için 1050 adet yumurta kuluçkaya alınmıştır. İncelenen parametreler arasında, döllü ve dölsüz yumurta sayısı, erken, orta ve geç dönem embriyo ölümleri %, kabuk altı ölümler, canlı erkek ve dişi civciv sayısı, ortalama civciv uzunluğu ve ağırlığı, çıkış gücü ve kuluçka randımanı yer almaktadır. Barred Rock-1 hattında bu değerler sırasıyla ortalama yumurta ağırlığı 56.14 g, erken dönem embriyo ölümleri %0.99, orta dönem embriyo ölümleri %0.68, geç dönem embriyo ölümleri %12.02, canlı (sağlıklı) civciv sayısı 109.71, erkek civciv sayısı 57.429, dişi civciv sayısı 52.29, ortalama civciv uzunluğu 16.88 cm, ortalama civciv ağırlığı 36.29 g, çıkış gücü % 83.63 ve kuluçka randımanı %76.24 değerleri elde edilmiştir. D-229 hattında ise bu değerler sırasıyla ortalama yumurta ağırlığı 56.35 g, canlı (sağlıklı) civciv sayısı 97.14, erkek civciv sayısı 51.00, dişi civciv sayısı 46.14, ortalama civciv uzunluğu 16.76 cm, ortalama civciv ağırlığı 36.38 g, erken dönem embriyo ölümleri %0.70, orta dönem embriyo ölümleri %1.63, geç dönem embriyo ölümleri %7.70, çıkış gücü % 72.92 ve kuluçka randımanı % 67.99 olarak tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, D-229 hattında kabuk altı sorunlarının ve orta dönem embriyo ölümlerinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Buna karşın, geç dönem embriyo ölümlerinin Barred Rock-1 hattında daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Civciv uzunluğu ve civciv ağırlığı D-229 hattının daha iyi sonuçlar verdiği görülürken, çıkış gücü ve kuluçka randımanı açısından daha düşük performans sergilediği saptanmıştır. Sonuç olarak, Barred Rock-1 ve D-229 hatları arasında yumurta kalite kriterleri ve kuluçka performansı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Akbay, Atak-s, Kuluçka Performansı, Yerli Hibrit, Yumurta Kalitesi
Seçmeli kalsiyum karbonat yemlemesinin damızlık Japon bıldırcınlarının performans özelliklerine etkileri
Çalışmaya yirmidört haftalık yaşta otuz tane bıldırcın dahil edilmiştir. Çalışmada bıldırcın standart bıldırcın yemi verilmiştir. Çalışma çok katlı kafeslerde yapılmıştır. Bıldırcınlar herbir bölüme ferdi şekilde yerleştirilmiş, YV ile YT indivudual saptanmıştır. Çalışmada serbest yemleme ve sulama uygulanmıştır. Çalışma modeli: I.Kontrol: Bıldırcınların rasyonlarına kalsiyum karbonat ilave edilmiştir. II. Muamele Grubu : Bu gruptaki bıldırcınların rasyonlarına kalsiyum karbonat ilave edilmemiştir. Kalsiyum karbonat serbest olarak ayrı yemlikte sunulmuştur. Çalışmada kontrol ile muamele grupları on beşer tane bıldırcından meydana gelmiştir. Çalışmada otuz tane bıldırcın incelenmiştir. Gruplardan birinin yemliklerinde kalsiyum karbonat içeren rasyon bulunmaktadır. Diğer kafesteki bıldırcınların yemliklerde kalsiyum karbonat serbest olarak sunulmuştur. Çalışmanın yapıldığı kümes otomatik olarak havalandırılmış olup, standart ışıklandırma rejimi performe edilmiştir. İncelenen değerler yedi günde bir değerlendirilmiştir. Çalışma yirmisekiz gün sürmüştür. Çalışma çıktılarına göre; kontrol ve muamele grupları arasında yumurta verim parametreleri ve yumurta kabuk kalite kriterleri bakımından gözlemlenen farklılıklar istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Gruplar arasında günlük kalsiyum karbonat tüketimleri ve dışkı kalsiyum içerikleri bakımından gözlemlenen farklılıklar ise istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05).
Sıcaklık stresi altındaki bıldırcınların içme sularına sodyum klorür ilavesinin yumurta verim özelliklerine etkisi
Bu deneme Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Deney Hayvanları Araştırma Merkezi'nde yürütülmüştür.. Bu denemede 12 haftalık yaşta 30 adet dişi Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) kullanılmıştır. Denemede mısır – soya fasülyesi küspesi (SFK) ağırlıklı; %16 ham protein (HP), 2.750 kcal metabolik enerji (ME)/kg) , %0,80 L-Lizin, %0,30 DL-Metiyonin, %4,0 kalsiyum (Ca) ve %0,40 kullanılabilir fosfor (KP) içeren yem kullanılmıştır. Deneme, aynı odada 2 adet apartman tipi damızlık bıldırcın kafeslerinde yürütülmüştür. Bıldırcınlar her bir kafes bölmesine bireysel olarak yerleştirilmişlerdir. Yumurta verimleri ve yem tüketimleri bireysel olarak, su tüketimleri ise grup olarak belirlenmiştir. Denemede yem ve su tüketimi serbesttir..Deneme için gruplar aşağıdaki gibi düzenlenmiştir: I.Kontrol Grubu : Bu gruptaki bıldırcınlar tuz ilavesiz içme suyu içmişlerdir. II.Deneme Grubu : Bu gruptaki bıldırcınlar % 0,1 sodyum klorür (NaCl) ilave edilen içme suyu içmişlerdir. Denemede kontrol ve deneme grupları 15'şer adet bıldırcından oluşmakta olup, toplam 30 adet dişi bıldırcın kullanılmıştır (2 Grup x 15 bıldırcın = 30 Bıldırcın). Deneme, aynı odada 2 adet apartman tipi damızlık bıldırcın kafeslerinde yürütülmüştür. Kafeslerden bir tanesinin içme suyuna tuz ilave edilmemiş, diğer kafese ise % 0,1 sodyum klorür (NaCl) ilave edilmiştir. Denemenin yürütüldüğü odanın sıcaklığı 32°C olarak otomatize edilmiş, günlük 16 saat ışık + 8 saat karanlık aydınlatma programı uygulanmıştır. Aydınlatma şiddeti 15 lüks olarak ayarlanmıştır. Performans verileri haftalık olarak belirlenmiştir. Deneme süresi 4 haftadır. Denemede performans verileri olarak; yumurta verimi, yem tüketimi ve yem değerlendirme katsayısı baz alınmıştır. Bıldırcınların su tüketimleri grup olarak belirlenmiştir. Denemeden elde edilen veriler t-testi ile analiz edilmişlerdir. Sıcaklık stresi altındaki bıldırcınların içme sularına %0.1 tuz (NaCl) ilavesi günlük su tüketimini önemli seviyede artırmıştır. Tuz uygulaması yumurta verim özellikleri ile yumurta kabuk kalite kriterlerini önemli seviyelerde artırmıştır.
Büyüyen bıldırcınlarda rasyona fitaz ve formik asit ilavesinin performans, bağırsak histomorfolojisi, sekum mikrobiyal popülasyonu ve kısa zincirli yağ asidi bileşimi ile besin madde sindirilebilirliği ve tibia özelliklerine etkisi
Mevcut çalışma büyüyen bıldırcınlarda rasyona fitaz ve Na-format ilavesinin performans, bağırsak histomorfolojisi, körbağırsak mikrobiyal popülasyonu ve kısa zincirli yağ asidi bileşimi ile besin maddelerinin sindirilebilirliği ve tibia özelliklerine etkisini belirlemek için yapılmıştır. Denemede günlük yaşta toplam 360 adet bıldırcın civcivi kullanılmış ve deneme 35 gün sürmüştür. Denemede basal rasyon (pozitif kontrol; PC), %0.14 kullanılabilir P içeren rasyon (negatif kontrol; NC), negatif kontrol rasyonuna 500 FTU/kg fitaz ilaveli rasyon (NC+Phy), pozitif kontrol rasyonuna % 0.2 Na-format ilaveli rasyon (PC+Formik) ve negatif kontrol rasyonuna 500 FTU/kg fitaz ve % 0.2 Na-format ilaveli rasyon (NC+Phy+Formik) olmak üzere toplam 5 farklı rasyon kullanılmıştır. Civcivler, bu rasyonların oluşturduğu 5 muamele grubuna 6 tekerrürlü olarak toplam 30 alt gruba herbirinde 12 adet olacak şekilde rastgele dağıtılmıştır. Denemenin 5. haftasında NC grubu CA bakımından diğer gruplardan önemli seviyede düşük olurken (P<0.05), deneme sonu itibariyle (0-5. hafta) canlı ağırlık artışı NC grubunda diğer gruplardan önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.05). Deneme sonu itibariyle (0-5 hafta) gruplar arasında yem tüketiminde önemli seviyede fark olmamıştır (P>0.05). Fitaz ve Na-format ilaveli (NC+Phy+Formik) grupta, yemden yararlanma oranı deneme sonu itibariyle PC, NC ve NC+Phy gruplarından önemli derecede daha düşük olmuştur (P<0.05). Karkas randımanı NC grubunda PC ve NC+Phy+Formik gruplarından önemli seviyede daha düşük olmuştur (P<0.05). Ölüm oranı NC grubunda diğer gruplardan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.05). Villus yüzey alanı NC+Phy, PC+Formik ve NC+Phy+Formik gruplarında PC ve NC gruplarından önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.05). NC ve NC+Phy+Formik gruplarında asetat ve bütirat seviyeleri ile NC+Phy, PC+Formik ve NC+Phy+Formik gruplarında propiyonat seviyeleri önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.05). NC+Phy+Formik rasyonu ile beslenen hayvanlarda PC ile beslenenlere kıyasla BCFA ve toplam SKYA konsantrasyonları önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.05). NC+Phy+Formik rasyonuyla beslenen grupta laktobasil sayısı diğer gruplardan önemli seviyede yüksek olmuştur (P<0.05). NC+Phy ve NC+Phy+Formik gruplarında ham protein, kuru madde ve P ileal sindirilebilirliği diğer gruplardan önemli seviyede daha yüksek olmuştur (P<0.05). Rasyona fitaz ve Na-format ilavesinin tibia ağırlığı, uzunluğu, çapı ve kırılma direncine önemli seviyede etkisi olmamıştır (P>0.05). Sonuç olarak, büyüyen bıldırcınlarda rasyona fitaz ve Na-format ilavesinin yemden yararlanmayı iyileştirip, toplam BCFA, SKYA ve Lactobacillus gibi yararlı bakteriler açısından bağırsak durumunu iyileştirdiği görülmüştür
Farklı seviyelerde enerji içeren rasyonlara emülgatör ilavesinin bıldırcınlarda büyüme performansı, iç organ ağırlıkları ve kemik özelliklerine etkisi
Bu çalışma farklı enerji seviyelerine sahip büyüyen bıldırcın rasyonlarına emülgatör ilavesinin performans, iç organ ağırlıkları ve kemik özelliklerine etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada 300 adet günlük yaşta Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) civcivi kullanılmıştır. Muamele rasyonları bıldırcın civcivlerinin besin madde ihtiyaçlarına göre formüle edilmiştir (NRC, 1994). Çalışmada, 3 farklı metabolik enerji seviyesi (2900 kkal/kg, 2850 kkal/kg ve 2800 kkal/kg) ve 2 farklı emülgatör seviyesinden (0 ve 500 mg/kg) oluşan 6 farklı muamele rasyonu hazırlanmıştır. Deneme her birinde 10 civciv bulunan 5 tekerrürlü 6 muamele grubu ile batarya tipi kafeslerde 30 alt grupta tesadüf parselleri deneme faktöriyel deneme planına göre (3x2) yürütülmüştür. Deneme 35 gün sürmüş ve deneme boyunca yem ve su civcivlere ad libitum olarak verilmiştir. Büyüyen bıldırcınlarda farklı seviyelerde enerji içeren rasyonlara emülgatör ilavesinin deneme sonu canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimine etkisi istatistiki olarak önemli olmamıştır (P>0.05). Yem değerlendirme katsayısı ise rasyon enerji seviyesinden etkilenmez iken (P>0.05), emülgatör ilavesi ile önemli seviyede düşüş göstermiştir (P<0.05). Büyüyen bıldırcınlarda farklı seviyelerde enerji içeren rasyonlara emülgatör ilavesinin karkas randımanı ve nispi iç organ ağırlıkları ile abdominal yağ oranına, tibia ağırlığı, tibia uzunluğu, tibia çapı ve tibia kırılma direncine etkisi istatistiki olarak önemsiz olmuştur (P>0.05). Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, büyüyen bıldırcınların 2800 ME kcal/kg içeren bir rasyonla emülgatör ilavesine gerek kalmadan beslenebileceği, ancak rasyona 500 mg/kg seviyesinde emülgatör ilavesinin yem değerlendirmeye olumlu katkı sunacağı sonucuna varılmıştır.
Halk elindeki yerli kazların yumurta, kuluçka ve büyüme özellikleri üzerine suya erişimin etkisi
Kars ilinde halk elinde yetiştirilen yerli kazlarda su kaynağına erişimin yumurta, kuluçka ve büyüme özellikleri üzerindeki etkileri bu araştırmada incelenmiştir. Kars yöresinde halk elindeki kaz yetiştiriciliği; sürekli su kaynağına erişimi olan (EVAR), su kaynağına erişimi kısıtlı (ESVAR) ve su kaynağına erişimi bulunmayan (EYOK) olmak üzere üç farklı sistemde yürütülmektedir. Bu çalışmada, söz konusu üç yetiştirme tipinde bir erkeğe iki veya üç dişi (1♂:2−3♀) ya da bir erkeğe dört veya beş dişi (1♂:4−5♀) düşecek şekilde çiftleştirme yapan yetiştiricilerin yumurtaları ile bu yumurtalardan çıkan civcivlerin 6 aylık büyüme özelikleri değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, her bir yetiştirme grubu doğal yetiştirme koşullarında, halk elinde izlenmiştir. Araştırmada yer alan yerli kazlarda yumurtlama periyodu, yumurta verimi (%) yumurta sayısı (adet), ortalama yumurta ağırlığı ve şekil indeksi gibi temel yumurta özellikleri düzenli olarak takip edilmiştir. Kuluçka dönemine ilişkin olarak döllülük oranı, kuluçka randımanı, çıkım gücü ve embriyonik ölüm düzeylerine ait ölçümler kaydedilmiştir. Kuluçkadan çıkan civcivler numaralı halkalarla işaretlenerek bireysel büyüme performansları dönemsel olarak takip edilmiştir. EVAR, ESVAR ve EYOK yetiştirme koşulları ile farklı erkek–dişi oranlarının yumurta, kuluçka ve büyüme parametreleri üzerindeki etkileri Genel Doğrusal Model kapsamında değerlendirilmiş; gruplar arasındaki istatistiksel farklılıklar ise Tukey çoklu karşılaştırma testiyle belirlenmiştir. Yaşama gücüne ilişkin verilerin analizinde Kaplan–Meier yaşam eğrisi tekniğinden yararlanılmıştır EVAR, ESVAR ve EYOK yetiştirme tiplerindeki gruplarda yumurtlama periyodu sırasıyla 62,26 gün, 58,54 gün ve 71,24 gün; kaz başına yumurta verimi (adet) sırasıyla 18,86 adet, 16,64 adet ve 17,86 adet olarak gerçekleşmiştir. Halk elinde farklı tiplerde yetiştirilen kazlarda kuluçka özellikleri bakımından istatisitksel bir farklılık tespit edilmemiştir. Ortalama gönlük calı ağırlık artışı (GCAA) 3-6 aylık dönemde EVAR, ESVAR ve EYOK yetiştirme tiplerinde sırasıyla 21,10ag, 18,87bg ve 19,60bg olarak bulunmuştur (P<0.001). Yetiştirme tiplerine (EVAR, ESVAR ve EYOK) göre çıkım ile 6.ay arasındaki yaşama gücü bakımından önemli bir fark tespit edilmemiştir. Doğal yaşamlarında suya bağımlı bir tür olmalarına rağmen, kazlarda EVAR, ESVAR ve EYOK yetiştirme tiplerine göre incelenen birçok özelliğin anlamlı şekilde değişmemesi, bu hayvanların Kars yöresinin çevresel koşullarına başarılı bir biçimde uyum sağladığını göstermektedir.
Bombus terrestris arısında ana arı ve işçi arı kaynaklı erkek arılar ile çiftleşen genç ana arıların koloni oluşturma performansı ve koloni gelişim özelliklerinin karşılaştırılması
Doğada yaşayan veya kültüre alınmış böcekler sürdürülebilir tarımın devamlılığı ve doğal floranın korunması için önemlidir. Bu hususta en etkili rol oynayan tozlayıcı vektörler arılardır. yirmi binden fazla türü bulunan arı familyası içerisinde bal arılarından sonra en çok yetiştiriciliği yapılan arı türleri bombus arılarıdır. Bombus arıları bal arılarındaki gibi haplodiploid üreme sistemine sahiptir. Bal arılarının aksine Bombus terrestris kolonilerinde yaşam döngüsünün sonlarına doğru ana arı ile birlikte işçi arılar da yumurtlamakta ve hem kurucu ana arı hem de işçi arılar tarafından yumurtlanan bu haploid yumurtalardan erkek arılar üretilmektedir. Kolonilerde ana arı ve işçi arı yumurtalarından gelişen erkek arıların morfolojik olarak ayrılabilmesi söz konusu olmayıp, kitlesel yetiştiricilikte kolonilerde üretilen tüm erkek arılar çiftleştirme amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışma B. terrestris arısında hem ana arı hem de işçi arılar tarafından yumurtlanan haploid yumurtalardan üretilen erkek arılar ile çiftleşen ana arıların oluşturduğu kolonilerin gelişim özelliklerini karşılaştırmak amacı ile yürütülmüştür. Araştırmada yaşlı işçi arı grubu ve çiftleşmemiş ana arı grubu oluşturularak her iki grup için erkek arılar üretilmiş ve bu erkek arılar standart kolonilerde üretilen genç B. terrestris ana arıları ile çiftleştirilmiştir. Diyapoz dönemi sonunda bu ana arıların oluşturduğu kolonilerde bazı koloni gelişim özellikleri belirlenmiştir. İki farklı erkek arı grubu ile çiftleştirilen ana arıların oluşturduğu koloniler karşılaştırıldığında iki grup arasında yalnız koloni oluşturma oranı arasındaki fark önemli bulunmuş (p<0.05), diğer belirlenen tüm özelliklerde ise iki grup arasındaki farklılıklar önemli bulunmamıştır.
Kıvırcık koyunların beslenmesinde kullanılan korunmuş yağların süt bileşenlerine etkileri
Ruminantların beslenmesinde korunmuş yağlar hem enerji sağlamak hem de süt bileşenlerini iyileştirmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu tez de ise, kıvırcık koyunların beslenmesinde kullanımının süt bileşenleri üzerine etkilerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, her grupta 7 hayvan olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Koyunlar, bireysel bölmelerde barındırılmıştır. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez olarak beslenmişlerdir. Hayvanlar haftalık olarak tartılarak canlı ağırlıkları belirlenmiştir. Koyunlardan, sabah ve akşam olmak üzere iki kez süt örneklemesi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, korunmuş yağ kullanımının canlı ağırlık üzerine etkisi istatistiki olarak önemli bulunmamıştır (P>0.05). Ancak, süt yağı ve süt iletkenliği bakımından gruplar arasında fark önemli bulunmuştur (P<0.05). Sonuç olarak, koyunlarda korunmuş yağ kullanımı süt bileşeninde özellikle de süt yağının artırılmasında etkili olduğu ve laktasyondaki hayvanlarda enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.
Sütten kesilmiş saanen erkek oğlaklarının besi performansı üzerine canlı maya kültürünün etkileri
Bu tez çalışması sütten kesilmiş erkek Saanen oğlaklarında, kesif yeme ilave edilen Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae)'ın besi performansları ve İn Vitro gaz sindirilebilirliği üzerine etkisini araştırmak amacı için düzenlenmiştir. Çalışmada, 3-3,5 aylık yaşta 18 baş sütten kesilmiş erkek saanen oğlak her biri 6 adet içeren bir kontrol 2 deneme grubuna ayrılmıştır. Gruplar kesif yem ve fiğ samanı ile beslenmişlerdir. Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae) kesif yem ve fiğ samanı üzerine 0 g, 25 g/baş, 50 g/baş olacak şekilde katılarak verilmiştir. 8 haftalık deneme sürecince canlı maya kültürü takviyesi canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı üzerine önemli bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Ayrıca Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae) In vitro gaz sindirilebilirliği ve ME (Metabolik Enerji) etkisi olmamıştır. Sonuç olarak sütten kesilmiş erkek saanen oğlaklarında kesif yem ve kaba yeme Canlı Maya Kültürü katılmasının canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı üzerine ve in vitro gaz sindirimine etkisinin olmadığı gözlemlenmiştir. Bununla birlikte besleme zamanının ve verilen canlı maya kültürünün miktarı artırılırsa, maya kültürünün daha etkili olduğu gözlemlenebilir.
Süte Katran ardıcı (Juniperus oxycedrus) aromatik suyu ilavesinin holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkisi
Süte ilave edilen katran ardıcı (Juniperus oxycedrus) aromatik suyunun Holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacı ile yapılan çalışmada 12 Holstein buzağı kullanılmıştır. Deneme grupları; KNT: Buzağı başlangıç yemi (BB) + katkısız süt (kontrol grubu), D1: BB + sütün %1.25'i oranında katran ardıcı aromatik suyu (KAAS) ilaveli süt, D2: BB + sütün %2.5'i oranında KAAS ilaveli süt, D3: BB + Sütün 5'i oranında KAAS ilaveli süt şeklinde oluşturulmuştur. KAAS'nun buzağıların sütten kesim yaşı, canlı ağrılık (CA) ortalamaları üzerine etkisi önemli bulunmamıştır. Ancak 2. hafta CA artışı üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesinin 2. haftada beden derinliği ölçüsü, 4 ve 5. haftalarda cidago ve sağrı yüksekliği ölçüleri üzerine etkileri önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS buzağıların yem tüketimlerini artırma eğilimi göstermiştir (P>0.05). Buzağıların solunum sayısı, nabız sayısı, solunum skoru, dışkı puanı ve rektal sıcaklıkdeğerleri arasındaki rakamsal farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesinin D1'nin ayakta durma, oturma, yem yeme ve çevre ile ilgilenme davranışları üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesi deneme gruplarının daha fazla uyumalarına neden olmuştur (P<0.05). Materyal yalama davranışı ise kontrol grubu ve D2'te daha çok gözlemlenmiştir. Biyokimya kan analizleri üzerine KAAS'nun etkisi ise önemli bulunmamıştır. Sonuç olarak KAAS ilavesi buzağıların canlı ağırlık ve vücut ölçülerini iyileştirme etkisi göstermiştir. Bunların yanı sıra buzağıların ishal ve hastalık vakalarının görünme sıklıklarında ise KAAS ilavesi olumlu etkiler göstermiştir. En iyi gelişim Grup 2'de yani %1.25 katran ardıcı ilavesinde gözlenmiştir.
Rasyona ilave edilen çörek otu (Nigella sativa L.) tohumunun Japon bıldırcınlarının gelişim ve yumurta verimine etkisi
Yapılan bu çalışmada rasyona ilave edilen çörek otu (Nigella sativa L.) tohumunun, bıldırcınların gelişim ve yumurta verim özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla %1, %3, %5, %7 ve %10 çörek otu tohumu doz grupları oluşturulmuştur. Çalışmada ayrıca çörek otu tohumu ilave edilmeyen %0 doz grubu bulunmaktadır. Gelişim özelliği olan, 4 haftalık yaşa kadar bıldırcınların haftalık canlı ağırlık ve ağırlık artış özellikleri bakımından çörek otu tohumu doz grupları arasında önemli bir farklılık (P>0.05) bulunmamıştır. Ayrıca 4 haftalık yaşa kadar çörek otu tohum dozu gruplarından elde edilen haftalık yem tüketimi ve yemden yararlanma oranlarında da bir farklılık belirlenmemiştir. Ancak yalnızca dişi bıldırcınların 6 ile 9 haftalık yaşlar arasındaki günlük yem tüketiminin en yüksek olduğu grup %0 doz grubudur. Bu doz grubu çörek otu tohumu kullanılan ve en düşük yem tüketiminin olduğu %1 doz grubundan %12.58 oranında daha fazla yem tüketmiştir. Bunun yanı sıra %0 doz grubundan elde edilen haftalık yumurta ağırlık ortalamaları bazı çörek otu tohumu doz gruplarından daha düşük bulunmuştur. Çalışmada deneme doz gruplarında bıldırcın başına yumurta sayıları bakımından farklılık bulunmamaktadır. Araştırma sonucunda çörek otu tohumunun bıldırcınların yumurta dönemi yem tüketimini yumurta ağırlık ortalaması ve yumurta sayılarında herhangi bir olumsuzluk meydana getirmeden düşürdüğü belirlenmiştir.
Bombus (Bombus terrestris L.) arısında bazı morfolojik özelliklerin kalıtım derecelerinin tahmini
Model sosyal böcek türü olan bal arılarında olduğu gibi bombus arılarında da dil uzunluğu, kanat ve arka bacak özellikleri tozlaşma performansını etkileyen morfolojik özelliklerdendir. Bu özelliklerin kalıtım derecelerinin tahmin edilmesi için pedigri kayıtlarının tutulmuş olması gerekmektedir. Sunulan bu çalışmada, üç generasyon pedigri kayıtları bilinen Bombus terrestris arılarında bazı morfolojik (dil uzunluğu, kanat ve arka bacak özellikleri) özellikler ölçülmüş ve bu özelliklerin kalıtım dereceleri tahmin edilmiştir. Çalışmada birinci generasyonda 43, ikinci generasyonda 115 ve üçüncü generasyonda ise 42 adet koloni kullanılmıştır. Her bir koloniden 3 adet işçi arı alınarak toplamda 600 adet işçi arıya ait morfolojik özellikler ölçülmüş ve bu özelliklere ait kalıtım dereceleri tahmin edilmiştir. Çalışmanın sonucunda B. terrestris işçi arılarının tarlacılık performansına etki eden bazı morfolojik özelliklerin kalıtım dereceleri (h2) işçi arı ağırlığı için 0.48 0.045, dil uzunluğu için 0.48 0.045, ön kanat uzunluğu için 0.50 0.045, ön kanat genişliği için 0.48 0.045, arka kanat uzunluğu için 0.49 0.045, arka kanat genişliği için 0.47 0.045, kanat indeksi için 0.42 0.046, arka bacak uzunluğu için 0.46 0.045, femur uzunluğu için 0.30 0.046, tibia uzunluğu için 0.49 0.045, metatarsus uzunluğu için 0.42 0.046, metatarsus genişliği için 0.43 0.046 ve metatarsus indeksi için 0.40 0.046 olarak tahmin edilmiştir.
Parametrik olmayan regresyon metotların hayvancılıkta kullanımı
Çalışma 58 adet Japon bıldırcınlarından elde edilmiş hayvancılık verisi üzerinde mevcut parametrik olmayan regresyon yöntemlerinden Hodges-Lehmann, Theil-Sen, Mood Brown ve OLS yöntemleri kullanılarak, yöntemlerin nasıl uygulanacağı, parametre tahminlerinin nasıl yapılacağı ve gerçekleşen hata terimleri birlikte irdelenmiştir. Regresyon denklemindeki katsayılar incelendiğinde farklı yöntemlerde benzer katsayılar bulunduğu tespit edilmiştir. Hata terimi incelendiğinde Hodges-Lehman yönteminin daha yüksek hata terimine sahip olduğu, tahminlerdeki isabetin nispeten daha yüksek olduğu söylenebilir. Hata teriminin düşüklüğü bakımından Theil-Sen Regresyon Yönteminin çoğu özellikte düşük değerler alması yöntemin kullanabilirliğini destekler niteliktedir. Özellikle bağımsız değişkenin normal dağılım göstermediği ve aykırı gözlemlerin bulunduğu özelliklerde Theil-Sen Regresyon Yönteminin daha küçük hata terimlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. OLS tahmin yöntemi genel olarak düşük hata terimine sahipken, özellikle bağımsız değişkenin normal dağıldığı durumlarda daha düşük hata terimlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Hodges-Lehmann tahmin yöntemi bazı özelliklerde katsayıları farklı ve hata terimleri değişken yani tutarsız sonuçlar vermiştir. Sonuç olarak parametrik olmayan regresyon analizi yöntemleri parametrik testlerin önşartlarının gerçekleşmemesi durumlarında, sapan değer, çoklu bağlantı gibi istenmeyen durumların gerçekleştiği durumlarda, gerek kullanım kolaylığı gerekse kolay hesaplanabilmesi bakımından araştırmacılar tarafından tercih edilebilecek alternatifler olarak değerlendirilebilir.
Protein kaynağı olarak kullanılan sarı un kurdu (Tenebrio molitor) larvalarının mavi-göğüslü bıldırcının (Excalfactoria chinensis) yumurta özelliklerine etkisi
Yapılan bu çalışmada mavi göğüslü bıldırcınların (Excalfactoria chinensis) bazı yumurta özellikleri, iki farklı deneme rasyon kullanılarak incelenmiştir. Bu rasyonlardan birisinde protein ve yağ kaynağı olarak sarı un kurdu (Tenebrio molitor) larvaları, diğerinde ise (kontrol) geleneksel bitkisel protein ve yağ kaynağı olan soya küspesi ve bitkisel yağ kullanılmıştır. T. molitor larvalarının kullanıldığı rasyon ile beslenen mavi göğüslü bıldırcınların yumurtalarının ağırlığında %14.1'lik bir artış olurken, yem tüketiminde %5.65'lik bir azalış ortaya çıkmıştır. Her iki deneme grubunda en çok bulunan yağ asit metil esterleri; oleik asit, palmitik ve linoleik asit asittir. Bunların böcek deneme grubunda toplam yağ asit kompozisyonundaki oranı sırasıyla; 48.92, 28.59 ve 11.60'dır. T. molitor larvalarının kullanıldığı rasyon ile beslenen grubun yumurtaları kontrol grubundan %2.49 oranında daha fazla doymamış yağ asitleri içermektedir. Ayrıca bu doymamış yağ asitlerinden omega 9 grubu yağ asitleri kontrol grubuna göre %6.94 oranında daha yüksektir. Araştırmada elde edilen sonuçlar dikkate alındığında E. chinensis kurutulmuş yumurta tozu üretimi için, T. molitor larvaları geleneksel protein ve yağ kaynaklarından soya ve bitkisel yağa alternatif olabilecek bir kaynakdır.
Grup karşılaştırmalarında ön şartlar sağlanmadığı durumlarda transformasyon tekniklerinin I. tip hata ve testin gücü bakımından irdelenmesi
Bu tez çalışmasında varyans analizinde ön şartlar sağlanmadığında uygulanabilecek olan bazı transformasyon yöntemleri farklı dağılımlar, farklı grup sayıları, farklı gözlem sayıları, farklı varyans oranları ve farklı standart sapma cinsinden farkların oluşturulmasıyla hem I. tip hata olasılığı hem de testin gücü değerleri bakımından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan materyal, Python programlama dilinde Numpy kütüphanesindeki random fonksiyonu kullanılarak N (0, 1), χ2(3), t(10) ve β(15, 5) dağılımlarından üretilen tesadüf sayılardan oluşmaktadır. Söz konusu dağılımların her birinde 3, 4, ve 5 grupta her bir gruptaki gözlem sayısı 3, 5, 10, 15, 30 ve gruplar arası varyans oranı son grubun varyans oranının diğer grupların varyans oranından 1, 3, 5 ve 10 katı, ortalamalar arasındaki standart sapma cinsinden farklar 0, 0.5, 1, 1.5 ve 2 olacak şekilde simülasyon düzenleri kurulmuştur. Her bir simülasyon programı 100 000 tekrarlı olarak ele alınmıştır.Çalışmanın sonucunda, I. tip hata olasılığı bakımından varyansların homojenliğindeki bozulmalara bağlı olarak verilere 0.5 ve 0.375 eklenerek karekök alınan transformasyon tekniklerinin diğer transformasyon tekniklerine göre nispeten daha güvenilir sonuçlar verdiği fakat her durumda hem transformasyon uygulanmadan hem de uygulandıktan sonra deneme başında belirlenen I. tip hata olasılığının arttığı gözlenmiştir. Verilerin dağılım şekli normal dağılım, t(10) ve β(15, 5) iken varyansların homojenliği bozulduğunda transformasyon tekniklerinin testin gücü üzerinde dikkat çeken bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Özellikle sağa yatık dağılımda, üçüncü ve dördüncü dereceden kök transformasyonlarının testin gücü değerlerinde daha yüksek sonuçlar verdiği dikkat çekici bir biçimde gözlemlenmiştir.
Süt sığırcılığında ırk ve verim seviyesinin karbon ayakizi üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı teorik olarak her gün sağılan 100 başlık sağmalı bulunan ve değişik verim seviyelerindeki Siyah-Alaca ve Simmental ırkı işletmeleri karbon ayakizi bakımından karşılaştırmaktır. Bu amaçla Siyah Alaca ırkının günlük 20, 25, 30 ve 35 kg süt verimi, aynı şekilde Simmental ırkının günlük 15, 20, 25 ve 30 kg süt verdiği varsayılarak rasyondaki yem çeşitleri aynı olmak kaydıyla, NRC normlarına göre rasyonlar hazırlanmıştır. İşletmelerde kurudaki inek sayısı 20 baş, Siyah Alaca ineklerin canlı ağırlığı 550 kg, Simmental ineklerin canlı ağırlığı 650 kg olarak alınmıştır. 500 kg canlı ağırlık 1 büyükbaş hayvan birimi (BBHB) kabul edilmiştir ve her bir ırk için toplam BBHB bulunmuştur. Metan ve diazot monoksiti karbondioksit eşdeğerine dönüştürürken IPCC (2021) tarafından bildirilen 27.2 ve 273 değerleri kullanılmıştır. İşletmelerde BBHB başına salınan karbondioksit miktarını yem için harcanan emisyon, enterik fermantasyon kaynaklı emisyon, gübre kaynaklı metan emisyonu, gübre kaynaklı karbondioksit emisyonu, gübre kaynaklı diazot monoksit emisyonu, ahır kaynaklı diazot monoksit emisyonu ve antropojenik kaynaklı emisyonun toplamı oluşturmuştur. Siyah Alaca ırkın sütü % 3.62 yağ ve %3.11 proteine göre, Simmental ırkın sütü ise % 4.04 yağ ve % 3.47 proteine göre standardize edilerek yağ ve proteine göre düzeltilmiş süt (FPCM) miktarı bulunmuş ve inekler haricinde üretilen toplam canlı ağırlık artışı FPCM'ye bölünerek etin süte oranı bulunmuştur. Siyah Alaca ve Simmental ırkı işletmelerinde toplam sera gazı emisyonlarının sırasıyla %81.75 ve %75.75'i süte, %18.25 ve %24.25'i ise ete tahsis edilmiştir. Toplam emisyon içinde en yüksek payı sırasıyla enterik fermantasyon kaynaklı emisyon ve yem için harcanan emisyon almıştır. Yapılan çalışma sonucunda Siyah Alaca için (20, 25, 30, 35 kg süt verimlerine göre) 1 kg FPCM sütün karbon ayakizi ortalaması 1.04 CO2-eq, ,Simmental ırk inek için (15, 20, 25, 30 kg, süt verimlerine göre) 1 kg FPCM sütün karbon ayakizi ortalaması 1.25 CO2-eq olarak bulunmuştur. Süt verimi arttıkça 1 kg FPCM ve et için karbon ayakizinin azaldığı tespit edilmiştir. Bu da, süt sığırcılığında karbon ayakizini azaltmada verim seviyesi ve ırkın önemini göstermektedir.
Süt içirme sıklığının buzağıların gelişimi ve davranışları üzerine etkileri
Çalışmada, süt içirme sıklığının süt içme döneminde buzağıların gelişimi, davranış ve sağlıkları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 5 günlük yaşta 10 adet (Her grupta 5 buzağı) Holstein buzağı kullanılmıştır. Çalışmada Bilgisayar Kontrollü Besleyici (BKB) kullanılmıştır. Birinci grup buzağılara, sabah-akşam olmak üzere 4 lt/gün süt ikame yemi (G1) verilmiştir. İkinci gruba ise doğal emzirme davranışı olan sabah (05:00-08:00), öğlen (10:00-13:00), akşam (16:00-20:00) olmak üzere azami 12 lt/gün süt ikame yemi tüketmelerine müsaade edilmiştir. Grupların canlı ağırlıkları, toplam ve günlük canlı ağırlık artışları ve vücut ölçüleri arasında önemli farklılık bulunamadı. Ancak G1 buzağıları G2 buzağılarına nazaran daha fazla (P<0.05) yem tüketmişlerdir. Yemden yararlanma oranında G2 buzağıların lehine önemli olmayan bir iyileşme elde edildi. Besleyici olmayan BKB ziyaretleri çalışmanın ilk zamanlarında G1 buzağılarında fazla gözlemlenmiş, denemenin sonuna doğru G2 buzağıların ziyaretleri artmıştır. Yemlik ziyaretlerinin G1 buzağılarında G2 buzağılarına nazaran fazla olduğu gözlemlenmiştir. Ruminasyon için harcanın zaman gruplarda birbirlerine yakın olmuştur. Çapraz emme davranışı G1 buzağılarında fazla görülmüştür ancak yaşla beraber bu davranış kalıbında azalma olmuştur. Dil çevirme davranışı ise G2 buzağılarda fazlaca görülmüş ancak bu davranış kalıbı yaşla beraber ortadan kalkmıştır. Bağırma davranışı G1 buzağılarında fazlaca gözlemlenmiş ancak yaşla beraber bu davranış ortadan kalkmıştır. Kan biyokimya değişkenlerinden GGT, inorganik fosfor ve glukoz konsantrasyonları G2 buzağılarında yüksek olmuştur (P<0.05). Hematolojik kan değerlerinden hemoglobin, hematokrit, eritrosit ve trombosit G2 buzağılarda önemli oranda artmıştır. Ancak buzağıların oksidatif stres, antioksidan savunma mekanizması ve bağışıklık sistemi üzerine önemli olmayan bir etki gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, süt içirme sıklığının buzağıların gelişimleri, davranış kalıpları, sağlıkları üzerine önemli etkisinin olmadığını göstermiştir.
Süt içme döneminde tam yağlı süte ilave edilen kefir yan ürününün holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkisi
Buzağılara oral yolla uygulanan kefir yan ürününün Holstein buzağıların süt içme döneminde gelişim ve sağlık parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 21 baş Holstein buzağı kullanılmış ve buzağılar gruplara canlı ağırlık ortalamaları dikkate alınarak dağıtılmışlardır. Buzağılara 4 lt/gün süt iki öğün olarak (sabah 2lt-akşam 2 lt) verilmiştir. Deneme gruplarına kefir yan ürünü 0, 20 ve 40 mL/gün/buzağı olacak şekilde ticari yem katkı maddesi ise 15 g/gün/buzağı olacak şekilde süte ilave edilerek verilmiştir. Buzağıları ardışım üç gün 800 g/gün başlangıç yemi tükettiklerinde sütten kesilmişlerdir. Buzağılara başlangıç yemi ad libitum olarak verilmiş, yonca kuru otu ise sütten kesildikten sonra verilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar; kefir yan ürününün buzağıların toplam ve günlük canlı ağırlık artışları önemli oranda arttırdığını ve gelişimlerini iyileştirdiğini göstermiştir. Ancak buzağıların sütten kesim yaşı üzerine önemli etkisi olmamıştır. 20 mL/gün kefir yan ürünü buzağıların toplam ve günlük yem tüketimlerini önemli ölçüde arttırmış ve yemden yararlanma oranını ise önemli ölçüde iyileştirmiştir. Kefir yan ürünü buzağıların nabız ve solunum sayısını, solunum skorunu, rektal sıcaklığını, genel görünüşünü, hastalıklı gün sayısını, dışkı skorunu ve ishalli gün sayısını önemli olmayan oranda etkilemiştir. Buzağıların bağışıklık ve antioksidan belirteçlerinin konsantrasyonu kefir yan ürünü ilavesi ile önemli olmayan ölçüde artmış ve oksidan belirteçlerinin konsantrasyonu ise önemli olmayan ölçüde azalmıştır. Araştırma sonucunda kefir yan ürününün sağlıklı buzağı yetiştirmesinde kullanılma potansiyeli olduğu ancak farklı çevre koşullarında ve farklı dozlarda çalışılarak potansiyelinin net bir şekilde ortaya konulmasında yarar olacağı düşünülmektedir.
Japon bıldırcınlarında (Coturnix coturnix Japonica) GH, VIPR-1 ve PRL gen bölgeleri üzerindeki polimorfizmler ile bazı verim özellikleri arasındaki ilişkilerin araştırılması
Gerçekleştirilen doktora tezinde toplam 150 adet Japon bıldırcınında GH (MspI), VIPR-1 (BsrDI ve HpyCH4IV) ve PRL (Csp6I) genleri üzerindeki bazı polimorfizmler PCR RFLP yöntemi kullanılarak incelenmiş, tespit edilen polimorfizmlerin bazı verim özellikleri ve farklı büyüme modelleri parametrelerine etkileri araştırılmıştır. Yumurta verimi, ortalama yumurta ağırlığı, yumurta iç ve dış kalite özellikleri; kuluçka sonuçları; iki farklı yaşta kesim ağırlığı ve karkas ağırlığı ile karkas randımanı ve 3 farklı büyüme modelinde parametre tahminleri incelenmiştir. İncelenen gen bölgelerinden VIPR-1 (HpyCH4IV) ve PRL (Csp6I) için polimorfizm tespit edilememiş ve bu bölgeler monomorf bulunmuştur. Bu iki bölge monomorf olduğu için verim özellikleri ile ilişki analizi yapılamamıştır. GH geni MspI polimorfizmine ait A (%52) ve B (%48) allelleri ile AA (%28), AB (%48) ve BB (%24) genotipleri belirlenmiştir. VIPR-1 (BsrDI) polimorfizmine ait G (%68) ve T (0.32) allelleri GG (%48), GT (0.39) ve TT (0.13) genotipleri belirlenmiştir. Popülasyonun polimorfizm görülen genler bakımından Hardy-Weinberg dengesinde olduğu bulunmuştur. Her bir gene ait genotip yapıları ile verim özellikleri arasında yapılan ilişki analizleri sonucunda GH (MspI) geni ile yumurta verimi arasında önemli (p<0.05) ilişki olduğu belirlenmiştir. GH (MspI) ve VIPR-1 (BsrDI) genlerinin diğer verim özellikleri bakımından istatistik olarak önemli etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Verim özellikleri değerlendirildiğinde kesim yaşının ve cinsiyetin kesim ağırlığı, karkas ağırlığı ve randımanını etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Sürü yaşının kuluçka randımanı ve döllülük oranına etkisinin olduğu (p<0.05) fakat çıkış gücüne ise etkisinin istatistik olarak önemli olmadığı bulunmuştur. Büyüme eğrisi modellerinde BNY ve BNA parametreleri arasındaki farklar istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0.05).