İstanbul Beykent Üniversity
Discipline

Hukuk Anabilim Dalı

İstanbul Beykent Üniversity

195

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Vergi kanunları ile yürütme organına tanınan vergi oranına ilişkin yetkilerin Anayasa karşısındaki durumu

Çağdaş hukuk devletlerinin en önemli amaçlarından biri, devletin kamusal gücünün anayasalara uygun bir biçimde kullanılmalarını sağlayacak düzenin oluşturulmasıdır. Bu nazarla, yasama erkinin de anayasaya uygun biçimde kullanılması, aksi halde, yasama işlemlerinin muhtelif müeyyidelere tabi tutularak anayasaya uygunluğun sağlanması gerektiği açıktır. Bu hâl, yasama organının en mühim yetkilerinin başında gelen "vergilendirme yetkisi" söz konusu olduğunda daha da önemli duruma gelmektedir. Çünkü vergiler, çağdaş hukuk ilkelerini benimsemiş devletlerde, amme hizmetlerinin finansmanında başvurulan asli ve en kıymetli kaynaktır. "Hukuk devleti ilkesinin" gereği olarak; mükelleflerin pek çok temel hakkına doğrudan dokunabilen verginin temel unsurlarıyla ilgili tensikatın, anayasal bir kural olan "verginin kanuniliği ilkesi" gereği mutlak suretle yasalarla yapılması gerekmektedir. Söz konusu kanunların temel hak ve özgürlüklerin garantisi olan anayasaya uygunluğunun sağlanması gerekir. Bu çalışmada vergi kanunları ile yürütme organına tanınan vergi oranına ilişkin yetkilerin anayasa karşısındaki durumunu, vergi tarihini, anayasal sistemde verginin rolünü irdeleyeceğiz.

AnayasaAnayasa hukukuVergi Kanunu+4
Mustafa Çetin
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İpoteğin paraya çevrilmesi

Söz konusu çalışmamız, giriş, üç ana bölüm ve sonuç olmak üzere toplam beş bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmamız açısından temel kavram olan ipotek ve ipoteğe ilişkin genel bilgiler verilmiştir. İpoteğin tanımı, konusu ve kapsamı ile özellikleri açıklanmıştır. Ayrıca ipoteğin kurulma koşulları ile türleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, önce rehne müracaat kuralı ve lex commissoria yasağı ele alınmıştır. Yasak kapsamına giren ve girmeyen ipotekli taşınmaz devirleri örneklerle açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise ipoteğin İcra ve İflas Kanunu kapsamında paraya çevrilmesine ilişkin bilgiler verilmiştir. Ayrıca paraya çevirme sırasında karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümünde konuya ilişkin örnek Yargıtay kararlarından fazlaca yararlanılmıştır. Sonuç kısmında ise, çalışmamızdaki incelemelere bağlı olarak varılan sonuçlar ve çözüm önerileri ana hatları ile belirtilmiştir.

Paraİpotek
Uğur Esen
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Sivil hava yolu ile yük taşımacılığından kaynaklanan hukuki sorumluluk

Çalışmamızın konusu günümüz teknolojisiyle birlikte gelişen ve hız kazanan sivil hava yolu ile yük taşımasına ilişkin konuların ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sorumluluğa ilişkindir. Hava yolu taşımasının ne olduğu konusunda hemen hemen mutad olunduğu göz önüne alınsa da hava yolu taşıma araçlarını konusunda belirsizlikler ve gelişmeler mevcuttur. Bunların incelenmesinin ardından bu vasıtalarla yapılan uçuşlar neticesinde gerçekleşen borcun ifası veya ifa edilememesi veya eksik ifa edilmesi neticesiyle ortaya çıkan sorumluluklar değerlendirilmektedir. Akabinde ise bu sorumluluk neticesinde alınması gereken hukuki aksiyonlar ve yargılama çeşitlerine değinilmiştir. Bu çalışmanın amacı, günümüz teknolojisine ayak uydurması gereken muğlak, boşluk içeren ve norm bulunmayan hallere uygulanması gereken birtakım bilgiler ve tavsiyeler içeren tez özelliğine haiz olmasıdır. Bu sebeple incelenen hususlar gözetildiğinde gerek uluslararası gerek ulusal hukukumuza katkı sağlayıcı ve eleştirel olarak yaklaşarak doktrine ve uygulamaya katkı bulunmak amaçlanmıştır.

Hava yolu taşımacılığıHukuki sorumlulukSivil havacılık+3
Can Furkan Kök
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının infazı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği kararların infazı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin tarafı olan ülkelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilmiş olan ihlal kararları çerçevesinde iç hukuklarıyla uygulamalarını sözleşmeye uyarlamasını sağlayan en mühim araçlardandır. Bakanlar Komitesince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararların taraf olan devletler tarafından uygulanıp uygulanmadığı denetlenir. Taraf devletler Bakanlar Komitesi'ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararların infazı çerçevesinde bilgi vermek mecburiyetindedir. Böylece taraf ülke kararın infazına yönelik olarak başvuru yapanın ihlal durumunu telafi edip ihlale yol açan konuları düzeltip sonradan oluşacak benzer ihlalleri engellemek üzere çalışmalar yapacaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, günümüze dek ülkemize ilişkin pek çok ihlal kararına imza atmıştır. Bunun için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu kararların uygulanması ile iç hukukumuz mühim gelişmelere sahne olacaktır.

Ebru Zaban
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kurumlar vergisi kapsamında iştirak hisseleri, kurucu senetleri, intifa senetleri, rüçhan hakları ve taşınmaz satışı geliri istisnası

Kurumlar vergisinin uygulanmasında vergi istisnasına konu olabilecek gelirlerin, kurumlar vergisinden istisna tutulması ile kurumların mali yapılarının güçlendirilmesi, mükerrer vergilemenin önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmada, vergi istisnası kavramının ortaya çıkışı, düzenlemelerin gelişimi, istisnaya konu olabilecek faaliyetler belirtilmiş, daha kapsamlı olarak ise, iştirak hisseleri, kurucu senetleri, intifa senetleri, rüçhan hakları ve taşınmaz satışı gelirinin kurumlar vergisinden istisna tutulmasının koşulları, öğreti ve uygulamada yer alan görüşler, yüksek yargı kararları incelenmiştir. İnceleme sonucunda öğreti ve uygulama arasındaki çelişkiler tespit edilmiş ve istisnaya konu yasal düzenlemenin gerekçesi ile ulaşılmak istenen amaca dair görüşler ortaya konulmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kurumlar vergisinde istisna uygulamasının yürürlüğe girmesi ve günümüze kadar yapılan kanuni değişiklikler ile vergi harcaması kavramı ve istisna kavramı arasındaki ilişki açıklanmış, devamında kurumlar vergisinde yer alan istisna hükümlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde tez konusu olan iştirak hisseleri, kurucu senetleri, intifa senetleri, rüçhan hakları ve taşınmaz satışından elde edilen gelirinin kurumlar vergisinden istinası hükümleri detaylı olarak incelenmiş; dar mükellef ve tam mükellefler bakımından açıklamalar yapılmış; istisna uygulamasının süre, oran ve faaliyet konusu bakımından sınırları ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde istisna hükümlerinin uygulanmasında mükellef ve vergi idaresi arasındaki uyuşmazlıkların özelgeler ve yargı kararları ışığında çözümlerine değinilmiştir.

Yakup Çağrı Arısoy
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Kanunu'nda dolandırıcılık suçu ve nitelikli halleri

Mülga TCK ve 5237 sayılı TCK kapsamında malvarlığı aleyhine işlenen suçlardan olan dolandırıcılık, malvarlığına karşı işlenen suçlardan olmakla, mağdurun irade sakatlığına sebebiyet verecek hileli eylemlerde bulunulması suretiyle haksız menfaat temin edilmesi eylemidir. Çalışmamız kapsamında, dolandırıcılık suçunun farklı ülkelerdeki düzenlemelerine, diğer bazı suç ve kabahatler ile karşılaştırılmasına, suçun temel unsurlarına ve nitelikli hallerine ilişkin inceleme ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. TCK kapsamında yer alan dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerine ilişkin sistematik bir düzenleme mevcut olmamakla, bazı nitelikli haller açısından failin kastının, bazıları açısından fail tarafından suçun işlenmesinde araç olarak kullanılan vasıtanın, bazı hallerde ise mağdurun konumu ve vasfının esas alındığı görülmektedir. Dolayısıyla, çalışmamızda dolandırıcılık suçunun nitelikli hallerinin de bu yönde değerlendirilmesi söz konusudur. Ayrıca, dolandırıcılık suçunun muhakeme usulüne, şahsi cezasızlık ve cezanın azaltılması gerektiren haller de çalışmamız kapsamında ayrıca irdelenmiştir.

Mahmut Eren
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza hukuku açısından yapay zekâ

Yapay zekâ, insan varlığına atfedilmiş olan doğal zekânın tam tersine, etkileşimli makinelerin ya da bilgi bilişim sistemleri tarafından meydana getirilen akıl yürütme, yargılama ve bunların tüm hepsini bir bütün olarak sonuçlandırabilme yeteneği olarak ifade edilmektedir. Yapay zekâlı varlıkların günümüz koşullarında bu denli artış göstermesinin yanı sıra kullanım alanlarında birbirleriyle veya insan varlığıyla girmiş olduğu etkileşimin bir sonucu olarak ortaya çıkan zararlar aynı oranda artış göstermektedir. Lakin bu artış beraberinde yapay zekâlı varlıkların otonom davranışları ve fiillerinin sebebiyet verdiği zararlardan doğan özel bir yasal prosedür halen geliştirilmiş değildir. Ancak tartışmalı bir konu olan cezai sorumluluğun, yapay zekâlı varlıklar üzerinde uygulanabilirliği ve bu uygulanabilirliğin ne şekilde olacağı suç kavramının tanımından ve ceza hukuku genel teorileri açısından tamamlayıcı olup olmayacağı problemlerini ortaya çıkacaktır. Yapay zekâlı varlıkların hukuki durumları sebebiyle oluşabilecek suçlarda cezai sorumluluk açısından kimin/kimlerin sorumluğunun bulunacağı, ceza yargısı aşamasındaki faktörlerin neler olabileceği doldurulması gereken önemli boşluklar arasında varlığını sürdürmektedir. Bu ve bunun gibi pek çok sorunu çözmek amacı ile ileri sürülen görüşler ceza hukukunun ilkeleri ve temel kavramları çerçevesinde bu çalışmada incelenecek ve tartışılacaktır.

Ganime Miray Özcan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eser niteliğinde olmayan işaret resim ve seslerin korunması

Çalışmanın temel amacı eser niteliğinde olmayan işaret, resim, ses ve bunların hangi hükümlerle korunacağıdır. Ana konunun incelenmesine geçilmeden önce, eserin ne olduğu, bir fikri ürünün eser sayılması için sahip olması gereken özellikler ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda yer alan eser türleri maddeler halinde açıklanmış ve incelenmiştir. Eser vasfına sahip olmanın ve olmamanın kişiye sağladığı haklar açısından karşılaştırmasının yapılabilmesi için eserin sahibine sağladığı manevi ve mali haklardan bahsedilmiştir. Daha sonrasında eser olma vasıflarını taşımayan işaret, resim ve sesler açıklanmış, en son olarak da bunların korunmasına ilişkin hükümler, eserlere ilişkin korumalarla karşılaştırmalı olarak verilmiştir.

Yonca Aydınoğlu Sümer
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çevrimiçi oyun hesabının ve oyun karakterinin ele geçirilmesinin bilişim suçları kapsamında değerlendirilmesi

Günümüzde dijital dünyanın giderek artan bir şekilde yaşamımıza etki ettiği gerçeği, bilişim suçlarının sınırlarını belirlemedeki zorlukları artırmaktadır. Bu çerçevede, çevrimiçi oyun hesaplarının ve oyun karakterlerinin izinsiz olarak ele geçirilmesi ve bunların hukuki statüsünün tespiti büyük önem taşımaktadır. Çevrimiçi oyunlar ve oyun karakterleri, çoğu zaman kullanıcıların önemli zaman, çaba ve hatta finansal kaynaklar harcayarak geliştirdiği ve kişiselleştirdiği dijital varlıklardır. Bu varlıkların hukuki statüsünün tespiti, izinsiz ele geçirme ve benzeri suçların hukuki çerçevesinin belirlenmesi açısından önemlidir. Amaç, çevrimiçi oyun hesaplarının ve oyun karakterlerinin izinsiz ele geçirilmesi eyleminin bilişim suçları kapsamında değerlendirilmesi ve bu tür eylemlere karşı kullanıcıların ve devletlerin yasal haklarını belirlemektir. Bu çerçevede, bu tür suçlara karşı etkin önlemler almak ve failleri cezalandırmak için yasal düzenlemelerin ne şekilde olması gerektiğini belirlemek önemlidir. Çevrimiçi oyun hesaplarının ve oyun karakterlerinin izinsiz ele geçirilmesinin, yetkisiz erişim, dijital mülkiyet hakkının ihlali ve hatta hırsızlık suçlarına benzer bir şekilde ele alınması gerektiği savunulmaktadır. Dijital dünyanın özgün niteliklerini ve kullanıcıların dijital varlıklarına olan haklarını anlamak ve tanımlamak, bu eylemlerin yasal olarak nasıl değerlendirileceğini belirleyecektir. Çevrimiçi oyun hesaplarının ve oyun karakterlerinin izinsiz ele geçirilmesi konusunda yapılacak yasal düzenlemeler, bilişim suçları hukukunun ve dijital mülkiyet haklarının daha geniş anlamda geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Bu konuda hukukun etkinliği, adaletin sağlanması ve dijital hakların korunmasına yönelik çabaların, dijital dünyada suçları önleme ve kullanıcıları koruma yönündeki genel hedeflerle uyumlu olması gerekmektedir.

Oğuz Alp Yüce
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Limited şirket yöneticilerinin yönetim ve temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlandırılması

Limited şirket müdür/lerinin yanı sıra murahhasların ve kendisine iç yönerge ile görev verilen yöneticilerin de yönetim ve temsil yetkisini haiz olması mümkündür. Müdür/müdürler kurulu tarafından ortaklık akdinde yetki devrini engeller nitelikte herhangi bir hükmün yer almaması halinde, iç yönerge kapsamında yönetim ve temsil yetkisi birlikte ya da ayrı ayrı devredilebilmektedir. Yönetim yetkisini devralan yöneticiler, devraldıkları yetkiler kapsamında organ vasfını haiz olup, ilgili yöneticilerin de müdür/ler gibi azli ya da yetkilerinin sınırlandırılması muhtemeldir. Bu kapsamda, müdür/lerin genel kurul kararı ile azilleri ya da yetkilerinin sınırlandırılması söz konusu iken, murahhasların ve iç yönerge ile atanmış yöneticilerin yetkileri müdür/müdürler kurulu kararı ile kaldırılabilir ya da sınırlandırılabilir. Öte yandan, TTK m. 630/2 hükmü kapsamında, şirket ortakları tarafından da azil ya da yetki sınırlandırılması talepli davanın ikame edilmesi mümkündür.

Helin Çepiç
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kambiyo senetlerinde ciro ve hukuki sonuçları

Ulusal ve uluslararası ticaret açısından oldukça önem arz eden kambiyo senetlerinin yalnızca tanzim eden ve lehtar yönünden kambiyo taahhüdü içermesi söz konusu olmayıp, tedavül kabiliyetini haiz bu senetlerin devir işlemine tabi olması mümkündür. Bu noktada hukuken emre muharrer senet vasfını haiz kambiyo senetlerinin ciro yolu ile devredilmesi esas olup, bazı hallerde alacağın temliki ya da miras, şirketler, kanun gereği devir ya da icra ve iflas hukuku kapsamında bir başkasına intikal edebilmektedir. Kambiyo senedinin ciro yolu ile iktisap edilebilmesi için aynı zamanda senedin zilyetliğinin de devri şarttır. Dolayısıyla, maddi hukuk yönünden senedin yetkili hamili vasfını haiz olan kimsenin şekli anlamda da senedin maliki olması gerekmektedir. Ayrıca ciro işlemi yapılırken herhangi bir kayıt veya koşul içermeksizin devir usulüne riayet edilerek senedin iktisap edilmesi ile senetten doğan tüm hakların devralınması esastır. Ancak senedin tahsilat ya da rehin maksadıyla iktisap edilmesi halinde, cironun temlik işlevi bulunmadığından bu noktada alacağın bir başkasına temlik cirosu yolu ile iktisap ettirilmesi mevzubahis değildir.

Abdulkadir Çepiç
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirketler hukukunda pay sahibinin oy hakkının donması

Pay sahibi, anonim şirket genel kuruluna katılarak oy hakkını kullanmaktadır. Pay sahibi, böylelikle şirkete ilişkin birtakım iş ve işlemlere yönelik iradesini açıklamaktadır. Oy hakkının kullanılması neticesinde şirketin yönetimine dolaylı yoldan katılım sağlanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu belirli durumlarda pay sahibinin oy hakkına yönelik donma sonucunu öngörmüştür. Bu çalışmada oy hakkının donduğu haller incelenecektir.

Anonim ortaklıklarHalka açık ortaklıklarTicaret hukuku+1
Mustafa Faal
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dünyada ve Türkiye'de vergi affı uygulamaları

Kamusal ihtiyaçların her geçen gün artış göstermesi, sunulması gereken kamusal hizmetlerin ve bunun doğal sonucu olarak kamu harcamalarının miktarını da artırmaktadır. Artan kamu giderlerinin karşılanması noktasında finans kaynaklarına ihtiyacı olan devletin, kamusal hizmetleri sunabilmesi ve faaliyetlerini devam ettirebilmesi için müracaat ettiği finans kaynaklarından birisi, hatta en önemlisi vergidir. Gelişmiş veya gelişmekte olan, bilhassa demokratik hukuk devletleri açısından vergiler zorunlu, vazgeçilmez bir unsur halini almış; her ülke kendisine uygun bir vergi sistemi oluşturmuştur. Vergiler, devletler tarafından kanunlar dayanak yapılarak, karşılıksız ve zorunlu şekilde alınmakta; özel kesimdeki bir kısım kaynakların kamuya aktarılması mahiyeti taşımaktadır. Bu yüzden vatandaşların vergiyle ilgili yükümlülüklerini yerine getirmemesi, bu yükümlülüklere aykırı davranışlarda bulunması söz konusu olabilmekte; buna karşın devletin idari veya cezai müeyyidelere başvurması gündeme gelebilmektedir. Mali, ekonomik, sosyal, siyasi ve benzeri sebeplerle devletler vergi yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi karşısında af uygulamalarına başvurmaktadır. Bu uygulamaların muhtevası, sebepleri, şekli, süresi gibi unsurları ülkeden ülkeye, dönemden döneme farklılık göstermektedir. Bunun gibi vergi affı uygulamalarının neticeleri bakımından da farklılıklar meydana gelmektedir. Vergi affı uygulamaları olumlu ve olumsuz etkileri bakımından ele alınarak, olumlu ya da olumsuz eleştirilerin de hedefi olmaktadır.

Rabia Tutuş
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Pay devir sözleşmelerinde earn out klozları

Şirketlerin büyüme hedeflerine ulaşmak için sıkça tercih ettiği yöntemlerden biri devralma işlemleridir. Bu işlemler, mevcut pazar payını genişletmek, yeni teknolojilere erişmek veya operasyonel verimliliği artırmak gibi hedeflere ulaşmada etkili bir yol sunmaktadır. Ancak, devralma süreçlerinde bazı belirsizlikler ve riskler bulunmaktadır. Bu riskler genellikle alıcı ve satıcı tarafın şirket değerlemesi konusundaki görüş farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bu risklerin tespit edilip taraflar arasında uzlaşma sağlanabilmesi için due diligence, beyan ve tekeffüller ve fiyat ayarlama mekanizmaları gibi yöntemler mevcuttur. Bu çalışmanın konusu, pay devir sözleşmeleri ve bu sözleşmelere eklenen bir fiyat ayarlama mekanizması olan earn out klozlarıdır. Earn out klozları genellikle satış fiyatının bir kısmının veya tamamının, belirli performans hedeflerine ulaşılması durumunda ödenmesini öngörmektedir. Bu hedefler genellikle gelir, kâr veya diğer finansal göstergeler üzerine kurulmaktadır ve taraflar arasındaki belirsizlikleri azaltmak, riskleri minimize etmek ve işlem sonrası değeri doğru bir şekilde belirlemek amacına matuftur.

Afra Nazan Eraslan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ölçülülük ilkesinin işverenin fesih hakkını sınırlandırması

Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının sınırını teşkil eden ölçülülük ilkesi, öncelikle bireyi kendinden daha güçlü konumdaki devlete karşı korumak amacıyla hukuk sistemlerinin içine girmiş; zamanla kendisine, bir tarafın diğerinden daha güçlü olduğu bireyler arasındaki özel hukuk ilişkilerinde de uygulama alanı bulmuştur. İş sözleşmelerinin yapısı gereği bir tarafının daha güçlü konumda olduğu açıktır. Bu yüzden iş sözleşmeleri kapsamında ölçülülük ilkesi, tarafların çatışan menfaatleri arasında adil bir denge kurabilmek için önemli bir işleve sahiptir. İşçi ve işveren arasındaki menfaat çatışmasının en kritik ve kaçınılmaz olduğu alan sözleşmenin, güçlü olan taraf yani işverence feshedildiği andır. Bu sebeple işverenin sözleşme özgürlüğünden kaynaklanan fesih hakkı, işçinin çalışma hakkı karşısında sınırlanmaktadır. Fakat bu sınırlama yapılırken -her temel hak ve özgürlüğün sınırlamasında ölçülülük ilkesi uyarınca yapılması gerektiği gibi- çatışan hakların ikisinin de tamamen kullanılamaz hale getirilmesinden kaçınılması gerekmektedir.

Beyza Ergun
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari defterlerin delil niteliği

Bir işletmeyi işletme yapan, ticari alım satım faaliyetleridir. İşletmenin yaptığı bu faaliyetleri basılı ya da elektronik ortamda yazıya dökmesi, işletmenin hukuksal olarak korunması da olmak üzere ticari hayatında kolaylık sağlamaktadır. Ticari defterlere ilişkin birçok kanunda düzenleme bulunmaktadır. Defter tutmaya ilişkin yükümlülükler Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenirken, ticari defterlerin delil niteliğine ilişkin düzenlemeler Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ele alınmıştır. Defter tutma yükümlülüğü, işletmeyi açıklamak, yürüttüğü faaliyetleri gözlemlemek, yatırım kararları almak, işletmeye ortak bulmayı amaçlarken; tutulan defterlerin delil niteliğinin olması, aralarında uyuşmazlık bulunan taraflar açısından bir ispat aracı olması bakımından önemlidir. Ticari defter tutulmasının, yargıya konu uyuşmazlıkların çözümünü de kolaylaştırıcı bir etkisi bulunmaktadır. İncelenen ticari defterlerin delil niteliği olması, hakimin daha kolay karar vermesini sağlayacağından mahkemelerdeki iş yükünü azaltırken, taraflar açısından ise hukuk güvenliğini sağlamaktadır. Tüm bu nedenler dikkate alındığında, ticari defter tutmanın önemli bir hukuki karşılığı olduğunu söylemek mümkündür.

Begüm Yavuzkurt
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza muhakemesi hukukunda arama ve el koyma

Bu çalışmanın amacı ceza muhakemesi hukuku, ceza hukuku kurumlarını ve bu kurumlardan olan arama ve el koyma faaliyeti incelenmesi, ceza muhakemesi hukukunun asıl gayelerinden birisi olan maddi gerçeğe giden yolların usulünü araştırmaktır. Bilindiği üzere usul hukukunun temel prensiplerinden birisi olan usul esastan önce gelir ilkesi muvazenesi ile maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde bulunabilmesi amacıyla iş bu çalışma yapılmıştır. Tezimizin temel gayesi, koruma tedbirlerinin uygulanırken teori ile uygulamanın birbiriyle uyumlu olması ve insan onuruna yakışır bir yargılamaya hizmet etmektir. Bu doğrultuda hazırlamış olduğum çalışma toplam dört bölümden oluşmakta; birinci bölümde çalışmamızın ana temaları olan koruma tedbirlerinden arama ve el koymanın hukuki niteliği ve sınırlandırdığı temel hak ve hürriyetleri, ikinci bölümünde arama koruma tedbirini, üçüncü bölümde el koyma kararını ve dördüncü bölümde hukuka aykırı arama ve el koymaya yönelik yaptırımları açıklanmaya çalışılmıştır.

Mehmet Şerif Aktürk
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ceza hukuku kapsamında savaş suçları nedeniyle ortaya çıkan mültecilik sorununun incelenmesi

Uluslararası hukukta düzenlenen suçlar, uluslararası toplumun huzur ve güven ortamını bozan, suça maruz kalan siviller ve canlılar ile birlikte uluslararası toplumu da mağdur eden eylemlerdir. Devletlerin çıkar çatışmalarında veya iç çatışmalarda özellikle dezavantajlı gruplarım yaşadığı hak ihlalleri sebepleriyle İnsancıl Hukuk, (Çatışma Hukuku) ve Uluslararası Ceza Hukuku kapsamında düzenlemeler yapılmıştır. Uluslararası suçlardan olan savaş suçları, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir geçmişe sahip olmasına rağmen, uluslararası hukuk kapsamında özellikle 19'uncu yüzyılın sonlarına doğru, hukuki düzenlemeler çerçevesinde incelenmeye ve bu hususta kurallar oluşturulmaya başlanmıştır. Çalışmamızda Uluslararası Ceza Hukuku kapsamında suç olarak kabul edilen savaş suçları, bu savaş suçlarının uluslararası sözleşmelerdeki düzenlemeleri ile uluslararası suçları yargılamak amacıyla kurulan ad hoc niteliğinde mahkemelerde ve en nihayetinde kalıcı olarak kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi'ndeki değerlendirmeler ışığında açıklanmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde mültecilik statüsü kavramı detaylı şekilde incelenerek savaş suçlarının neden olduğu mültecilik sorunu incelenmiştir.

Nimet Kılıç
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Arktik Denizindeki petrol ve doğal gaz kaynaklarının kullanımına ilişkin devletlerin hakları, sorumlulukları ve yasal düzenlemeler

Bu çalışmada, son elli yıldır yeni rekabet alanlarından bir haline gelen Arktik Bölgesi'ndeki alan petrol ve doğal gaz kaynaklarına yönelik ulusal ve uluslararası hukuktaki düzenlemeler ile Avrupa Birliği (AB) ve Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO-North Atlantic Treaty Organization) gibi örgütlerin hukuki değerlendirmeleri, Arktik Denizi kıyı devletlerinin ilgili kaynakları kullanma hakkı ve çevresel sorumlulukları ile yerel halkın haklarına dair hukuki düzenlemelere yer verilmiştir. Arktik Bölgesi, içinde barındırdığı zengin petrol ve doğal gaz yatakları nedeniyle hem politik hem de ekonomik anlamda önemli bir konumda yer almaktadır. Küresel ısınma nedeniyle eriyen buzulların Kuzey İpek Yolu olarak adlandırılan yeni deniz yolunu ortaya çıkarması ve açık denize alanlarının hem balıkçılık hem de kaynaklara erişimi kolaylaştırması, Bölge'nin devletler arasında yeni sömürge merkezine dönüşmesine neden olmaktadır. Eriyen buzulların ortaya çıkardığı yeni durumlar nedeniyle devletlerin ve uluslararası örgütlerin politikalarında değişime gideceği de açıktır. Eldeki çalışmamız üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde Aktik Bölgesi'nin beşerî, coğrafi ve politik yapısına yönelik genel bilgiler, ikinci bölümde devletlerin ve örgütlerin hukuki düzenlemeleri ve son olarak üçüncü bölümde yerel halkları ile devletlerin petrol ve doğal gaz üzerindeki hakları ve çevresel sorumlulukları ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise çalışma neticesinde elde edilen verilere yönelik genel değerlendirme yapılmıştır.

Sanata Arslan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hakkı kapsamında idarenin acil sağlık hizmetlerinden doğan sorumluluğu

Bu çalışmanın amacı, anayasal bir hak olan sağlık hakkı bağlamında, acil sağlık hizmetlerinin sunulmasından doğan idarenin hukuki sorumluluğunun kapsamını ve hukuki rejimini incelemektir. İdare hukuku açısından, bu sorumluluğun kusura dayalı ve kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde nasıl şekillendiğini teorik ve pratik olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada hukuki dogmatik yöntem benimsenmiş; anayasa, ilgili kanunlar, yönetmelikler ve idari yargı kararları (özellikle Danıştay içtihatları) ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışma, sağlık hakkı ve hasta haklarının hukuki temellerinin analiziyle başlamakta ve ardından acil sağlık hizmetlerinin kamu hizmeti niteliğine ve idarenin bu hizmeti sunma ve denetleme yükümlülüklerine odaklanmaktadır. Araştırmadan elde edilen en önemli bulgular şunlardır: İdarenin acil sağlık hizmetlerinden doğan sorumluluğu hem kusura dayalı hem de kusursuz sorumluluğu kapsamaktadır. Türk idari yargısında, 2015 sonrası yapılan içtihat değişikliğiyle, idarenin sorumluluğu için "ağır hizmet kusuru" aranması zorunluluğu ortadan kalkmış ve "basit hizmet kusuru"nun varlığı tazminat yükümlülüğü için yeterli görülmeye başlanmıştır. Ancak, öngörülemeyen tıbbi komplikasyonlar, teknik altyapı eksiklikleri ve yüksek riskli durumlarda kusursuz sorumluluk ilkesinin (risk sorumluluğu) yeterince etkili bir şekilde uygulanmadığı tespit edilmiştir. Çalışma sonuçları, mevcut mevzuatın acil sağlık hizmetlerinin dinamik yapısına ayak uydurmada yetersiz kaldığını ve normatif boşluklar içerdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, hizmet sunumunda coğrafi ve sosyoekonomik eşitsizlikler, sağlık personeline yönelik şiddet ve idari denetim mekanizmalarının zayıflığı gibi yapısal sorunlar tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında, mevzuatın dinamik komisyonlar aracılığıyla güncellenmesi, "ters ispat yükü" gibi düzenlemelerle kusursuz sorumluluğun genişletilmesi, idari uzlaşma komisyonları gibi alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının kurulması ve sağlık personelinin hak ve güvenliğinin güçlendirilmesi gibi politika önerileri sunulmuştur. Genel olarak, etkili, erişilebilir ve kaliteli acil sağlık hizmeti sunmanın idarenin anayasal bir yükümlülüğü olduğu sonucuna varılmıştır. İdarenin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, bireylerin uğradığı zararların etkin bir şekilde tazmin edilmesini hukukun üstünlüğü ilkesinin vazgeçilmez bir gereği haline getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Hakkı, Acil Sağlık Hizmetleri, İdari Sorumluluk, Kusurlu Sorumluluk, Kusursuz Sorumluluk, Hizmet Kusuru, İdare Hukuku.

Anayasa hukukuGörev kusuruHasta hakları+7
Fatih Akşahin
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi hukukunda vergi hataları ve düzeltme yolları

Çalışmanın temel amacı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri ve yargı kararları doğrultusunda, Türk vergi sisteminde vergi hataları ve düzeltme müessesinin açıklanması ile düzeltme yolunun etkinliği ve konu hakkında ortaya çıkan hukuki sorunların incelenmesidir. Bu çalışma; kanunlar, yargı kararları ve bilimsel eserler incelenerek, vergi hatalarının düzeltilmesi kapsamındaki mevcut yasal düzenlemelerin yetersiz kaldığı noktaları belirlemekte ve bundan kaynaklı ortaya çıkan hukuki sorunların giderilmesi için gerekli hukuki düzenlemeleri önermektedir. Vergilendirme ilişkisinde bir tarafta vergi idaresi, diğer tarafta mükellef bulunmakta ve vergilendirme işlemleri yapılırken her aşamada vergi hataları ortaya çıkabilmektedir. Vergilendirmede yapılan hatalar sonucunda, vergi haksız yere eksik veya fazla istenmekte ya da alınmaktadır. Bu durumda verginin tarafları bakımından ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü hem idari aşamada hem de yargı aşamasında, çözümlenebilmektedir. Düzeltme müessesesi, vergi hatasından kaynaklanan uyuşmazlığın idari aşamada çözümlenmesi için öngörülen barışçıl bir çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Vergi hatalarına ilişkin yasal hükümler, Vergi Usul Kanunu'nun 116 ve 126. maddeleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmada; vergi hatalarının tespit edilmesi ve düzeltme yoluna ilişkin konular, yasal düzenlemeler, hukuki tartışmalar ve Danıştay kararları eşliğinde incelenmiştir.

Esra Akar Gündoğmuş
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Seri muhakeme usulü

Adalet sistemindeki artan iş yükü ve buna bağlı olarak yaşanan hak ihlallerini önlemek amacıyla ceza adalet sistemi içerisine bazı alternatif çözüm yolları entegre edilmeye çalışılmıştır. Böylece bazı suçlar açısından da hızlı ve etkili bir şekilde bozulan kamu düzenini yeniden sağlamak hedeflenmiştir. Bu alternatif çözüm yollarından bir tanesi de seri muhakeme usulüdür. Soruşturma evresine ait olan bu kurum; kanunda sınırlı sayıda sayılan suç tipleri açısından Cumhuriyet savcısının şüpheliye teklifi, şüphelinin müdafisi huzurunda teklifi kabulü ve savcının hazırlamış olduğu talepname doğrultusunda görevli ve yetkili mahkemenin hüküm kurması şeklinde ilerleyen bir süreci ifade etmektedir. Çalışmamızda nispeten ceza hukukumuza yeni dahil olan seri muhakeme usulünün onarıcı adalet anlayışı içerisindeki konumu ve bu usulden beklenen faydalar ile usulün uygulanabilme koşulları irdelenmiştir. Buna ek olarak benzer usuller ile karşılaştırma yapılmıştır. Ayrıca seri muhakeme usulünün uygulanması ve uygulamaya bağlı olarak ortaya çıkabilecek sorunlar tartışılmıştır.

Burcu Doğan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sermaye şirketlerinde birleşme, bölünme ve tür değişikliğine yönelik vergisel teşvikler

Bu tez, Türkiye'de sermaye şirketlerinin birleşme, bölünme ve tür değişikliği gibi yapısal dönüşüm süreçlerinde uygulanan vergisel teşviklerin hukuki dayanaklarını, uygulama alanlarını ve ekonomik etkilerini kapsamlı bir biçimde irdelemektedir. Sermaye şirketlerinin hukuki yapılanmalarını kolaylaştırmak ve ekonomik verimliliklerini artırmak amacıyla sunulan bu teşviklerin hem mevzuat düzeyinde hem de uygulamada nasıl şekillendiği ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Çalışmada, başta 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu olmak üzere ilgili vergi mevzuatı çerçevesinde teşviklerin işleyişi analiz edilmiş; uygulamada karşılaşılan sorunlar, hukuki belirsizlikler ve sistematik eksiklikler değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, vergisel teşviklerin şirketlerin sürdürülebilir büyümesine, ekonomik dinamizmine ve rekabet gücüne olan katkıları ekonomik etkinlik açısından irdelenmiş; mevcut teşvik sisteminin iyileştirilmesine yönelik öneriler geliştirilmiştir

Yunus Şahin
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Konkordatonun anonim şirketin temsili üzerindeki etkileri

Anonim şirket, tüzel kişiliğe bağlı olarak, gerçek kişiye özgülenmiş nitelikler dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildir. Şirket organları kanunla belirlenir. Şirket, sahip olduğu organlar vasıtası ile fiil ehliyetini kazanır ve iradesini organları vasıtasıyla açıklar. Şirket, dış ilişkide fiil ehliyetini temsil yetkisi kapsamında kullanır. Temsil yetkisini haiz organlar eliyle yapılan işlemler, şirket tüzel kişiliği tarafından yapılmış gibi sonuç doğurur. Anonim şirketin temsil yetkisi yönetim kuruluna aittir. Temsil yetkisi, tescil ve tasfiye arasındaki dönemde yönetim kuruluna, konkordato mühleti içinde ise, şirketin yönetiminin komisere verildiği durumlarda, komisere aittir. Yönetim kurulu, konkordato mühleti içinde yönetim ve temsil yetkisini kullanmaya devam eder. Ancak bu yetkilerin kullanılması tamamen serbest değildir. Yönetim ve temsil yetkisine yönelik sınırlamalar, mahkeme kararı, kanun ve komiserin talimatlarından kaynaklanmaktadır. Çalışmada, şirketin kuruluş esasları, yapısı ile konkordato mühleti içinde yönetim ve temsil yetkisine getirilen sınırlamalar, bütüncül ve teorik bir yöntemle, literatür incelemesi dahilinde ve bazı yabancı ülke hukuku ve uygulaması ile karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Ulaşılan sonuçların, bundan sonraki bilimsel çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmaktadır.

Nejla Ergür
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk iş hukukunda iş sözleşmesinin fesih ile sona erme halleri ve aralarındaki farklar

Bu çalışmanın temel amacı, iş sözleşmesinin sona ermesine ilişkin farklı fesih türlerinin hukuki niteliklerini açıklamak, bu türlerin aralarındaki yapısal ve işlevsel farkları belirlemek, uygulamada yaşanan tereddütleri gidermek ve Türk iş hukuku sisteminde taraflar arasındaki güven ilişkisini koruyan ilkelerin feshin değerlendirilmesinde nasıl etkili olduğunu analiz etmektir. Çalışmada, özellikle iş sözleşmesinin işveren veya işçi tarafından hangi şartlarda ve hangi hukuki dayanaklarla feshedilebileceği, fesih türlerinin şartları ve sonuçları Yargıtay kararları ve doktrinsel görüşler ışığında değerlendirilmiştir. Haklı fesih ve geçerli fesih kavramları arasındaki farklar somut olaylar üzerinden örneklendirilmiş, fesih sürecinde dikkate alınması gereken hukuki ilke ve kriterler (dürüstlük kuralı, beklenilmezlik ölçütü, taraflar arasındaki güven ilişkisi gibi) analiz edilmiştir. Tez kapsamında ayrıca, iş sözleşmesinin feshinde uyarı, savunma alma, usul kuralları, ihbar ve kıdem tazminatı gibi sonuç doğuran meseleler ayrıntılı şekilde açıklanmış; hem işçi hem işveren bakımından hak ve yükümlülükler belirginleştirilmiştir. Bununla birlikte, mevzuat değişikliklerinin ve yüksek yargı içtihatlarının uygulamaya etkileri de değerlendirilmiş; iş güvencesi ilkesi çerçevesinde güncel sorunlara yönelik çözüm önerilerine yer verilmiştir.

Özgün Güngör Öztürk
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işverenin kadın işçilere yönelik pozitif ayrımcılık yükümlülükleri

Çalışmamızda, işverenin kadın işçilere karşı pozitif yükümlülüklerini, 4857 sayılı İş Kanunu ve diğer ilgili mevzuat çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın ilk bölümü, anayasal bir ilke olarak eşitlik ve ayrımcılık yasağını detaylandırarak, kadın işçilerin iş yaşamında karşılaştıkları zorluklara karşı koruma mekanizmalarını ele almaktadır. İkinci bölümde ise, işverenin kadın işçilere yönelik koruma ve destekleyici tedbirleri, özellikle hamilelik, analık ve emzirme süreçlerine yönelik düzenlemeler ışığında değerlendirilmiştir. Çalışma, kadın işçilerin iş yaşamında eşitlik ilkesinden yararlanmasının önündeki engelleri tespit etmekle birlikte, pozitif yükümlülüklerin uygulanmasındaki eksiklikleri ve iyileştirme alanlarını analiz etmektedir. Bu doğrultuda, iş hukukunun kadın hakları ve cinsiyet eşitliği perspektifinden daha kapsayıcı bir şekilde ele alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Fatma Betül Türkanoğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin kusursuz sorumluluğu bağlamında kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi

İDARENİN KUSURSUZ SORUMLULUĞU BAĞLAMINDA KAMU KÜLFETLERİ KARŞISINDA EŞİTLİK İLKESİNİN İNCELENMESİ Bu çalışma, idarenin kusursuz sorumluluğu ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinin idare hukukundaki yeri ve önemi üzerinde yoğunlaşmaktadır. İdarenin sorumluluğu, yalnızca kusurlu eylemlerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda kamu hizmetlerinin ifası sırasında ortaya çıkan olağan dışı zararların tazmin edilmesini gerektiren bir sorumluluk türüdür. Bu bağlamda, kusursuz sorumluluk ilkesi, sosyal risk ve tehlike (risk) gibi alt başlıklar altında incelenmiş ve kamu yararına gerçekleştirilen faaliyetlerin sonucunda bazı bireylerin daha fazla zarar görmesi durumunda bu zararların toplum genelinde adil bir şekilde paylaştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi, bireylerin kamu hizmetlerinden kaynaklanan zararlarla ilgili adil bir tazminat mekanizması oluşturulmasını amaçlamakta ve toplumsal adaletin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Çalışmada, idarenin sorumluluğunu etkileyen mücbir sebep, beklenmeyen hal, zarar görenin davranışı ve üçüncü kişinin davranışı gibi faktörlerin etkisi de ele alınmış ve bu faktörlerin idarenin sorumluluğunu nasıl şekillendirdiği tartışılmıştır. Ayrıca, milletlerarası antlaşmalardan kaynaklanan zararların tazmini ve içtihatlar ışığında idarenin kusursuz sorumluluğu çerçevesinde ele alınması gerektiği ifade edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, idarenin hukuka uygun faaliyetlerinden doğan zararların tazmin edilmesi ve toplumsal adaletin sağlanması açısından kusursuz sorumluluğun önemini vurgulamaktadır.

Yasemin Altunyay
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Alternatif çözüm yolu olan uzlaştırmanın etkinliğinin artırılması ve verimli bir şekilde sürdürülmesine yönelik çözüm önerileri

Bu çalışmanın amacı, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenen ve alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak hukuk literatüre giren Uzlaştırma/Uzlaşmanın yeni nesil adalet yaklaşımının hukuka olan katkısının ne derecede ve ne yönde etkilediğini ortaya koymaktır. Ceza Muhakemesi Hukukunda alternatif çözüm yollarından biri olan uzlaştırma, suç mağduru ile şüpheli/sanık arasında gönüllülük esasına dayalı olarak tarafsız bir uzlaştırmacı aracılığıyla çözüm bulmayı amaçlar. Bu yöntem, mahkeme sürecinin hızlanmasını, yargı yükünün azaltılmasını ve taraflar arasında anlaşmazlıkların daha insani bir şekilde çözüme kavuşturulmasına yardımcı olur. Bu bağlamda, uzlaştırmanın etkinliğinin artırılması ve verimli bir şekilde sürdürülmesi için çeşitli çözüm önerilerimiz bulunmaktadır. Bu çalışma 2017 ila 2024 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösteren yargı birimlerinden Cumhuriyet Başsavcılıkları ve Ceza Mahkemeleri uhdesinde yürütülmekte olan ceza soruşturmaları ve kovuşturmalarına dair dosya uygulamalarında ortaya çıkan olumsuzlukların tespiti ile çözüm önerileri üzerine uzlaştırmacının gerekliliği ve uzlaştırma sayısının artırılmasına yönelik çalışmaları ortaya koymaktır.

Muammer Mutlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi hukukunda re'sen terkin kavramı

Devletin ticaret ve vergi hukuku bağlamında mükelleflerden beklentisi ticaretin devamlılığı ve vergilerin kanuna uygun şekilde ödenmesidir. Mükellefler, bazen isteyerek bazen de istemeyerek devletin beklentilerini vergisel ödevleri yerine getirmeyerek boşa çıkarabilmektedirler. Bu bağlamda, vergi kaçakçılığı, devlet düzenindeki vergi sistemini bozan suç niteliğindeki eylemdir. Devletler, kayıt dışı ekonomiyi sona erdirmek ve vergi kaçakçılığını önlemek için tedbirler almaktadır. Re'sen terkin, ticaret hayatının devamlılığı ve sahte belge kullanımını sona erdirmek adına 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na getirilmiş bir yaptırım düzenlemesidir. Re'sen terkinin amacı, mükellefleri devletin denetimi altında tutmaktır. Devlet, kendisine iş bırakma bildiriminde bulunmayan ve sahte belge kullanarak kayıt dışı ekonominin oluşmasına sebebiyet veren mükelleflerin, mükellefiyetlerini re'sen sonlandırma yetkisine sahiptir. Bu durumda mükellefiyet kaydı terkin edilen kişilerin, Vergi Usul Kanunu'nun 153/A maddesinde düzenlenen teminat şartlarını yerine getirmeleri halinde, mükellefiyetlerinin yeniden tesisine olanak tanınmaktadır. Vergi Usul Kanunu'nda üç farklı re'sen terkin türü mevcuttur. Re'sen terkin türleri Vergi Usul Kanunu'nun 160 ve 160/A maddelerinde düzenlenmiştir. Çalışmada, re'sen terkin türleri ve özellikleri hukukun temel ilkeleri çerçevesinde ele alınmıştır.

Furkan Gürler
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İmar hukukunda yerel yönetimlerin ve merkezi yönetimin yetkileri ve arasındaki ilişkiler

İdare hukukunun bir alt disiplini olarak değerlendirilen imar hukuku, kamu ve özel hukuk karakterini birlikte barındırmakla birlikte, sürekli değişen ve gelişen yapısıyla dikkat çekmektedir. Bu hukuk dalı; kanunlar, kararnameler, yönetmelikler ve diğer mevzuat düzenlemeleri çerçevesinde şekillenmekte, yargı içtihatlarıyla da dinamik bir yapıya kavuşmaktadır. Türkiye'de 2014 yılında yürürlüğe giren düzenleme ile büyükşehir belediyelerinin sayısının otuza çıkarılması sonucu yerel yönetimlerin yetki alanlarının yeniden tanımlanması ve 2017 anayasa değişikliği ile merkezi idare yapısında meydana gelen dönüşümler, imar hukukunun hem yerel yönetimlerle hem de merkezi idareyle olan ilişkilerinin yeniden ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Bu tez çalışmasında, idare ve imar hukukuna ilişkin literatür taranarak; güncel yargı kararları ve mevzuat analizleri ışığında imar hukukunun temel kavramları ekseninde merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen bulgularla, imar hukuku alanına özgün ve akademik katkılar sunulması hedeflenmiştir.

Halil İbrahim Karabulut
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Ceza Hukukunda tekerrür

Çalışmanın temel amacı hukuk düzeni, toplumun güvenliğini ve bireylerin bir arada uyum içinde yaşayabilmesini sağlamak amacıyla, bazı bireylerin suç işleme eğilimleri karşısında özel düzenlemeler getirmiştir. Bu kapsamda tekerrür kurumu, daha önce mahkûmiyet yaşamış bir failin yeniden suç işlemesi durumunda hem cezanın belirlenmesinde hem de infaz sürecinde devreye giren önemli bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Özellikle mükerrirlere özgü infaz rejimi, klasik infaz kurallarından ayrılan, daha sıkı koşullu salıverilme süreleri, zorunlu denetimli serbestlik ve gözlem raporlarıyla desteklenen özel uygulamaları içermektedir. Bu çalışmada, Türk Ceza Hukuku'nda tekerrürün yapısal çerçevesi, uygulanma koşulları ve etkileri açıklanmış; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108. maddesi kapsamında düzenlenen mükerrirlere özgü infaz rejimi detaylı şekilde ele alınmıştır. Ayrıca güncel Yargıtay kararları ve doktrindeki yaklaşımlar ışığında, uygulamada karşılaşılan sorunlara ve çözüm önerilerine yer verilmiştir. Uluslararası hukukla karşılaştırmalar yapılarak sistemin insan hakları bağlamında değerlendirilmesi de çalışmanın hedefleri arasındadır.

İbrahim Erdem Gürbüz
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Silah ruhsatı verilmesinde idarenin (İçişleri Bakanı ve valilerin) takdir yetkisi ve yargısal denetimi

Çalışmanın temel amacı ülkemizdeki suçta kullanılanlar dahil ateşli silahların büyük çoğunluğun ruhsatsız olması, bu konuda bir çalışma yapılmasına neden olmuştur. Çalışmada 6136 sayılı Kanun ile 91/1779 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik başta olmak üzere mevzuat hükümlerine yer verilmiştir. Çalışmada, silah ruhsatı verilmesinde idareye tanınan takdir yetkisinin zaman zaman keyfiliğe kayabildiği, buna karşılık belirli alanlarda bağlı yetkinin söz konusu olduğu ve bu husustaki belirsizliklere değinilmiştir. Emekliler dâhil bazı kamu görevlileri haricinde, bireylerin silah ruhsatı alabilmeleri için her bir silah başına beş yıllık harç ödemeleri ve her beş yılda bir sağlık kurulu raporu almaları gerekmektedir. Avukatların da dahil olduğu bu durumun, 1982 Anayasası'nın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği yönündeki tartışmalar da çalışmada ele alınmıştır. Takdir yetkisinin keyfiliğe dönüşmemesi zorunluluğu yanında, bu yetkinin gerekli ve yerindelik denetimi dışında kalması gerektiği, ayrıca içtihatlarla şekillenen bir alan olması sebebiyle, çalışmada bizzat ikame edilen davalardaki yargı kararlarından da yararlanılmıştır.

Kamu hukukuKüresel idare hukukuSavunma silahları
Serhat Ebubekir Yavrucu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İşçilik alacaklarının talep edilmesinde dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı

İş hukukunun temel amaçlarından biri, işçiyi ekonomik bakımdan korumak ve işveren karşısında zayıf olan konumunu dengelemektir. Bu çalışmada, iş hukukunun en önemli ilkelerinden biri olan işçiyi koruma ilkesi ile TMK m. 2'de yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkeleri arasındaki denge, teorik ve yargısal perspektiften incelenmiştir. Özellikle işçinin hak arama özgürlüğünün sınırlarının kapsamı, hangi hallerin hakkın kötüye kullanılması yasağı teşkil ettiği Yargıtay kararları çerçevesinde ele alınmıştır. Somut uyuşmazlıklarda bazı taleplerin zamanlaması, içeriği veya işçinin daha önceki davranışları dikkate alınarak dürüstlük kuralının ihlal edilip edilmediği tartışılmış; mahkemelerin söz konusu talepleri ne şekilde değerlendirildiği analiz edilmiştir. Genel hukuk kuralları olarak kabul gören dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkeleri iş hukukunda da yalnızca işverenin davranışlarını sınırlamaz, işçinin de davranışlarını sınırlar. Bu ilkelerin işçilik alacaklarının talebinde ne şekilde uygulandığına ilişkin yargı kararları ve öğretideki yaklaşımlar doğrultusunda ulaşılan değerlendirmeler, uygulamada daha öngörülebilir ve tutarlı kararlar verilmesine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

Elif Bulgurcu Şahin
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan doğan sorumluluğu

Gelişmekte olan ülke sınıfında bulunan ülkemizde en yoğun ve gelişmiş sektör inşaat sektörüdür. Gerek yurt içinde gerek yurt dışında iştigal ettiğimiz işlerin başında inşaat sektörü gelmektedir. Sektörün fiili gelişiminin yanında hukuki gelişimin de bununla birlikte gelişmesi büyük önem arz etmektedir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi mevzuatlarımızda açıkça düzenlenmiş sözleşmelerden değildir. Bir tarafta mesleki bilgisi ve tecrübesi gereği işi eser imal etmek olan yüklenicinin bulunduğu diğer tarafta ise bir taşınmazın sahibi olan arsa sahibinin bulunduğu sözleşmedir. Arsa sahibi, yükleniciye arsasında imal edilecek olan eserden bağımsız bölüm vermeyi taahhüt ederken bir taraftan da kendisine bağımsız bölüm almayı yani bir kazanç sağlamayı amaçlamaktadır. Bunun karşısında yüklenici ise imal ettiği eserdeki kendisine düşen bağımsız bölümlerden kazanç sağlamayı hedeflemektedir. Çalışmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesiyle İlgili Temel Kavram ve Konular ele alınmış, "Birinci Bölüm'de" ise Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin tanımı, unsurları ve şekli üzerinde durulmuştur. "İkinci bölüm'de" yüklenicinin sorumluluğunun şartları ve arsa sahibinin haklarına değinilirken son bölümde ise sorumluluğun sona ermesi ve zamanaşımı konuları ele alınmıştır. Konunun incelenmesi "SONUÇ" başlığı ile sona ermiştir.

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesiAyıplı ifaAyıplı mal+2
Nureddin Çelik
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksulluk nafakası

Ülkemizde son zamanlarda boşanma davalarında artış gözlenmektedir. Boşanma davalarında meydana gelen bu artış boşanmanın hüküm ve sonuçları için de söz konusu olmaya başlamıştır. Artık taraflar sadece boşanma ile yetinmeyip, boşanmanın yan sonuçlarından biri olan mali sonuçlardan yararlanmak ister olmuşlardır. Eski tarihlerde açılmış boşanma davaları incelendiğinde tarafların sadece eşya ve ziynet eşyaları ile velayete ilişkin konular üzerinde talebi yoğunlaşırken, günümüzde ise her türlü nafaka ile maddi ve manevi tazminatlar üzerinde talepler yoğunlaşmaktadır. Ülkemizdeki ekonomik sarsıntılar ve sosyoekonomik yapılar dikkate alındığında, boşanmanın yan sonuçlarından belki de en önemli sonucunun mali sonuçlar olduğu düşünülebilir. Bu mali sonuçlar maddi tazminat, manevi tazminat ve nafaka gibi başlıklar altında gruplandırılabilir. Bu tezde bakım nafakalarının bir türü olan yoksulluk nafakası incelenmiştir. Yoksulluk nafakası " boşanma nedeni ile yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşulu ile geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak isteyeceği nafakadır. Kanunda yer alan süresiz ibaresi ile ilgili uygulamada sıklıkla sorun yaşanmaktadır. Bu konu ile ilgili mağduriyetlerin artmasıyla çözüm için bir çok çalıştay düzenlenmiştir. Ancak henüz nafakanın süresi ile ilgili bir fikir birliğine ulaşılamamıştır.

NafakaYoksullukYoksulluk nafakası
Ece Yıldırım
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vatandaşlığını çıkma izni ile kaybeden mavi kart sahibi kişiler

Uluslararası etkileşim ve bağlılığın arttığı bu zamanlarda, çok vatandaşlık oldukça sık rastlanan bir durum haline gelmiştir. Ülkemizde de yaygın bir şekilde gözlemlenen çok vatandaşlığın artmasının sebeplerinden bazıları; göçler, gurbetçiler, yabancı kişilerle evlilikler, yabancı ülkelerde alınan eğitimler, yurt dışında çalışma imkanları ve bunlar gibi sebeplerdir. Bazı devletler çok vatandaşlığa izin verirken, bazı devletler ise bu durumu kabul etmemektedir. Çok vatandaşlığı kabul etmeyen ülkeler neticesinde, çalışmamızın ana konusunu oluşturan, mavi kart sahipleri gündeme gelmektedir. Türk vatandaşlığını doğum yolu ile kazanıp çok vatandaşlığı kabul etmeyen yabancı ülke vatandaşlığına geçmek için çıkma izni alarak Türk vatandaşlığından ayrılan kişilere, Türkiye'deki haklarından yararlanmaya devam edebilmeleri için talepleri halinde mavi kart verilmektedir. Mavi kart sahipleri, Türk Vatandaşlığı Kanunu madde 28'de düzenlenmiş olup belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarının yararlandığı haklardan aynen yararlanmaya devam etmektedirler. Anahtar kelimeler: Mavi kart, çıkma izni, Türk vatandaşlığının kaybı, Türk Vatandaşlığı Kanunu, özel statülü yabancılar

Mavi kartTürk vatandaşlığıVatandaşlık+1
Nagehan Kavafoğlu
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Birlikte kefalet

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun on beşinci bölümünde 581 ile 603üncü maddeler arasında düzenlenen kefalet sözleşmesi bir kimsenin borcunu ödememesi veya temerrüdü neticesinde bir kefilin borcun alacaklısına ödemeyi tazmin yükümlülüğü altına girdiği teminat sözleşmesidir. Bu çalışmamızda kefaletin türlerinden olan birlikte kefalet incelenecek olup, öncelikle kefalet tanımlanmış, daha sonra kefaletin geçerlilik şartları, kefaletin türleri, kefil ve alacaklı arasındaki ilişkiler, kefil ile borçlu arasındaki ilişkiler genel olarak açıklanmıştır. Son olarak asıl konumuz olan birlikte kefalet incelenmiş, birlikte kefaletin türleri açıklanmış ve birlikte kefile borçtan kurtulma hakkı tanıyan TBK m.587/3 anlatılmıştır. Anahtar kelimeler:

Birlikte kefaletKanunlar 6098 sayılıKefalet+2
Tuğçe Derin Erel
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İmtiyazlı hisse senetleri

Tasarruf sahiplerinin tasarruflarını anonim şirketlere sermaye olarak getirmelerini özendirmek amacıyla ihraç edilen imtiyazlı hisse senetleri, sahibine anonim şirketin yönetiminde daha fazla söz sahibi olmak, şirket kârından diğer ortaklara nazaran daha büyük pay almak vb. ayrıcalıklar sağlayan menkul kıymetlerdir.Ülke ekonomisine katkısı ve tasarruf sahiplerinin tatmini göz önüne alındığında, ticaret şirketleri arasında en önemli işleve sahip olan anonim şirketlerin yüksek sermaye ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik söz konusu hukuki müesseseye ilişkin Türk Ticaret Kanunu düzenlemelerinin yeterli olmadığı, zira, bu kadar önemli bir hukuki müessesenin mevcut kanunumuzda bulunan birkaç madde ile düzenlenmiş olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Söz konusu boşluklar, konunun önemi ve uygulamada anonim şirket esas sözleşmelerinde imtiyazlara sıkça yer verilmesi nedenleriyle Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler doğrultusunda doldurulmaya çalışılmış olsa da, imtiyazlı hisse senetlerinin, uygulamada karışıklıklara yol açmayacak şekilde kanun koyucu tarafından ayrıntılı bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'nın imtiyazlı hisse senetlerine ilişkin hükümleri incelendiğinde ise, anılan boşlukların kanun koyucu tarafından doldurulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.Çalışmanın ilk bölümünde imtiyazlı hisse senetlerinin tarihçesi, hisse senedi ve imtiyaz kavramları; ikinci bölümde ise, imtiyazlı hisse senedi türleri inceleme konusu yapılacaktır. Çalışmanın son bölümünde, imtiyazların korunma yolları incelenmiştir.Anahtar Kelimeler1)Tasarruf2)Anonim Şirket3)Sermaye4)Ekonomi5)Ayrıcalık

İmtiyazlı pay
Ozan Niyazi Günel
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Sınıraşan boru hatlarının üçüncü kişilere verdiği zararlardan doğan sorumluluk

Güngeçtikçe büyüyen dünyamızın günlük enerji ihtiyacını karşılayacak kaynaklar, büyük oranlarda denize kıyısı olmayan yerlerden çıkartılmaktadır. Büyük miktardaki bu petrol ve doğal gazın uzak mesafelerdeki tüketici pazarlara ekonomik ve verimli şekilde ulaştırılması ?sınıraşan boru hatlarıyla? sağlanmaktadır. Bu boru hatlarının geçtiği topraklarda ?transit devletler? bulunmaktadır. Türkiye'nin jeopolitik konumu nedeniyle enerji zengini Hazar bölgesi ve Ortadoğu ile tüketici Pazar olan Avrupa arasındaki en ekonomik ve güvenli transit ülke olduğu bir gerçektir.Diğer taraftan, alınan tüm önlemlere rağmen boru hatları, kaza, ihmal veya kasıt sonucu ciddi çevresel kirlenmelere yol açmaktadır. Sorumluluk hukuku gerçekleşen bu zararların tazmin edilmesinde ve sorumlu kişi veya kurumu saptamada başvurulacak başlıca hukuk alanı olmak durumundadır. Meşru bir işletme olan boru hattı tesisinde, faaliyete özgü tipik tehlikenin gerçekleşmesiyle meydana gelen zarar tehlike sorumluluğu kavramı ile izah ve çözüme kavuşturulabilir. Bunun sonucunda faaliyeti ile başkalarını nicelik ve nitelik bakımından ağır tehlikeye maruz bırakan işleten, faaliyetinden fayda sağlaması karşılığında adalet ve hakkaniyet gereği mağdurun tüm zararını gidermekle yükümlüdür. Ülkemizde de çeşitli kanunlardaki hükümlerle çözüm yolu bulunmaya çalışılan boru hattı tesisi işleteninin verdiği zarardan doğan sorumluluğu, geç kalınmasına rağmen 11.1.2011 tarihinde kabul edilip 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe girecek 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 71. maddesinde tehlike sorumluluğuna dair genel hükmün düzenlenmesiyle çözüme kavuşmuş gözükmektedir.Devletlerin ise, tehlikeli bir işletme olan transit boru hattından kaynaklanan sınıraşan zararların önlenmesi ya da onarımındaki temel yükümlülükleri, hem uluslararası standartların uygulanmaya konması, hem de ikili ve çok taraflı anlaşmalar uyarınca yükümlenilen kontrol, gözetim, denetim ve güvenliğin sağlanması ödevlerinin, ?iyi bir hükümetten beklenen? özenin gösterilerek yerine getirmesi suretiyle yerine getirilebilir.

Boru hatlarıBorçlar hukukuPetrol boru hatları+3
Yamaç Güneyli
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Hava ve uzay hukukunda tahkimin gelişimi

Çalışmamızın temelini, hava ve uzay hukukundaki uyuşmazlıklar oluşturmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde hava kavramı tanımı verilmiştir. Hava hukukuna konu hava kavramının katmanları anlatılarak tanımlama yapılmıştır. Kısa ve öz olarak hava kavramı anlatılan bu bölümde çalışmamıza konu olan havanın uzaydan ayrıldığı sınırın detayları incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümünde ise, hava ve uzay hukukunun tanımı ile hava ve uzay hukukunda oluşabilecek uyuşmazlıklar incelenmiştir. Gelişmekte olan bir hukuk dalı olarak Hava ve Uzay Hukukunun dayandığı sözleşmeler, genel terimler ve olası hava hukuku sorunları hakkında bir çerçeve çizilmiştir. Çalışmamızın ana konusu oluşturan dördüncü bölümde ise, tahkim kavramına değinilerek, öncelikle uluslararası tahkim ve özellikleri kısa bir çerçevede anlatılmış, daha sonra hava ve uzay hukukunda tahkim gelişimine ayrı ayrı değinilmiştir. Bu bölümde hava ve uzay hukukuna ilişkin Dünya'da oluşan tahkim örnekleri verilerek, bu alanda tahkime neden yönelinmediği, alternatif uyuşmazlık çözümleri çerçevesinde anlatılmıştır

Hava hukukuHukukTahkim+4
Ayşe Öz
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Senetlerin ispat ve geçerlilik şekli

Bu çalışmamızda, "Senetlerin İspat ve Geçerlilik Şekli" konusu incelenmiştir. İncelememizde, senet, belge, ispat, şekil ve geçerlilik kavramları açıklanmış ve senedin unsurları incelenmiştir. Ayrıca senetle ispat kuralları ve bu kuralların istisnalarıyla birlikte, senetlerin geçerlilik şekilleri de inceleme konusu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Senet, ispat, şekil, geçerlilik

GeçerlikSenetlerTürk Ticaret Kanunu+4
Burcu Hendem
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Başkanlık sisteminde başkanın statüsü ve yetkileri

Sert kuvvetler ayrılığı ile kontrol ve denge mekanizmaları üzerinde temellenen başkanlık sisteminde, sistemin niteliklerini belirleyen unsurlardan en önemlisi başkanın statüsü ve yetkileridir. Başkanlık sisteminde başkan ve başkanın sahip olduğu yetkiler, sistemin ilk ortaya çıktığı Amerika Birleşik Devletleri ile söz konusu sistemi ABD'den örnekle kendilerine adapte etmeye çalışan Latin Amerika ülkeleri arasında farklılık göstermektedir. Bu farklılığın temel sebebi, kuvvetler ayrılığı ile kontrol ve denge mekanizmasının sağlam temeller üzerine oturtmuş olan ABD başkanlık sisteminde, sistemsel tıkanıklıklar yalnızca ufak krizlerle atlatılabildiği halde, bu mekanizmaların iyi işletilememesi dolayısıyla meydana gelebilecek tıkanıklıkların rejim krizlerine dönüşmemesi için Latin Amerika ülkelerinde uygulanan, Kongre karşısında güçlü başkan yaratma arzusudur. Latin Amerika ülkelerinde sistemsel tıkanıklıkların önüne geçmek üzere başkanlara verilen önem ve başkanlara anayasalarca tanınan yetkiler, yalnızca sistemi saflıktan çıkarmakla kalmamakta aynı zamanda sorunun çözümü konusunda da bir fayda sağlamayıp demokratik krizlere sebebiyet vermektedir. Başkanlık sisteminin yarattığı yasama - yürütme organları arasında yaşanabilecek herhangi bir çatışmanın rejim krizine dönüşmemesinin yolu başkanın güçlendirilip üstün yetkilerle donatılması ile değil, ancak söz konusu ülkelerde uzlaşma kültürünün geliştirilmesiyle sağlanabilecektir.

Amerika Birleşik DevletleriBaşkanlık sistemiDevlet idaresi+7
Müge Özkan
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İmar planlarının hazırlanması ve uygulanması

Planlama kanunlar tarafından tanınan yetkiye dayanarak idarenin belli kademelerince yürütülen işlerdendir. Küreselleşme ile birlikte artan sanayileşme ve buna bağlı olarak nüfus yoğunluğunun kırsal kesimden kentlere kayması sonucunda planlamanın doğru ve işlevsel olarak yapılması daha da önem arz eder hale gelmiştir. Öyle ki büyük kentlerin oluşması ve haliyle ortaya çıkan dağınık kentleşme, gecekondular ve yetersiz kalan alt ve üst yapıların revize edilmesi, nüfusun artmasıyla birlikte eğitim kurumları ile dini, sosyal ve kültürel donatıların gerekliliği bu hizmetlerin planlı ve sistemli bir şekilde yürütülmesini gerekli kılmaktadır. Kalkınma planları başta olmak üzere devlet yapılanmasında birçok plan türüne rastlanır. İmar planları bu planlar arasında belki de en önemli yeri kaplamaktadır. İmar planları, kapsadıkları yer ve konu bakımından ilgili bölgenin ve bölge halkının belli bir dönem aralığındaki müşterek ihtiyaçları ile hedeflenen tarihe dek oluşabilecek yeni ihtiyaçları giderebilecek ve eski planlardan dolayı doğabilecek olumsuzlukları bertaraf edebilecek nitelikte, etkili olduğu bölgeye doğrudan etki edebilen planlardır. İmar planlarının hazırlanması konusunda en önemli konu yetkidir. Diğer bir deyişle imar planlarını yapmaya yetkili birçok merci bulunmaktadır. Bunların bir kısmı yetkisini 3194 sayılı İmar Kanunundan almakla birlikte bir kısmı da kendi kuruluş kanunu ile imar planı yapmak ve yahut yaptırmak konusunda yetkilendirilmiştir. Haliyle bu husus akla ilk olarak yetki çatışmalarını getirmektedir. Lakin il belediyeleri ile il özel idareleri arasında bir yetki çatışması olmamakla birlikte, büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyeleri arasında çıkabilecek yetki çatılmaları da büyükşehir belediyeleri lehine çözüme kavuşturulmuştur. Farklı bir kurum ile başka bir kurum veya kuruluş arasında doğabilecek çatışmalarda da özel kanunla getirilen yetki kuralı tercih edilecektir. İmar planlarının uygulanması da ayrı bir prosedürdür. Bunun için çok farklı araçlar kullanılabilir. Ancak kullanılacak yöntem her ne olursa olsun yasanın öngördüğü kamu yararı amacından sapılmamalıdır. Planların her ne kadar belli bir dönemi kapsayacak şekilde bölge halkının güncel ve ileriye dönük ihtiyaçlarını rasyonel biçimde karşılayacak nitelikte hazırlanması gerekiyorsa da uygulama safhasında kamu yararından sapılarak düşülebilecek hatalar ya da planların hazırlanması ve uygulanması safhasında görevli personelin kendisinin yahut 3. Kişilerin kişisel çıkarını gözetmesi halinde telafisi güç bir kentleşme profili ortaya çıkacaktır. Böyle sağlıksız ve geleceği göz ardı eden bir yapılaşmanın önüne geçmek için sadece planlama safhasında değil, planların uygulanması safhasında da kamu yararının gözetilmesi ve buna uygun hareket edilmesi gerekir. Çağdaş ve verimli bir kent hayatı ancak bu şekilde oluşturulabilecektir.

Bölgesel planlamaKamulaştırmaKent planlama+5
Bilge Serin Namlı
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Genel işlem koşullarının yargısal denetimi

Günümüzde artık sözleşmenin kurulmasında egemen olan, karşılıklı yapılan öneri ve kabul aşamalarından oluşan tarafların birlikte istişareleri neticesinde hazırlanan bireysel sözleşme anlayışı terk edilmektedir. Bu ihtiyacın karşılanması amacıyla bugüne kadar yargısal içtihatlarla, doktrinlerle çözülmeye çalışılan genel işlem koşulları ilk defa kapsamlı olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile hayata geçirilmiştir. Genel işlem koşulları bu kadar ayrıntılı olarak Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ve 25.maddeleri arasında düzenlenmiştir. Böylece hukukumuzda bulunan bu boşluk giderilmeye çalışılmıştır. Çünkü genel işlem koşulları ticari hayatın hemen hemen her alanında kullanılmaya başlanmış ve bu koşullar sözleşme tiplerinde kullanılır hale gelmiştir.

Genel işlem şartlarıKanunlar 6098 sayılıTürk borçlar hukuku+1
Nehir Arabacı
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yıllık ücretli izin

Güncel sorunlara çözüm yaratabilmenin ilk adımı, sorunun ortaya çıkış sürecini geçmişten ele alarak, yaşanılan zaman ve koşullar ile birlikte değerlendirilmesinden geçer. Bu giriş noktasından bakıldığında iş hukukunda tarihsel süreçte büyük değişimler yaşandığı aşikârdır. Tarihsel süreçte incelendiğinde, öncelikle dünya savaşları ardından gelen kapitalizm ile; işçi, iş bulmakta, bulduğu işte tutunmakta zorlanmaya başladı. Öte yandan, işveren açısından durum son derece karlıydı. İşveren için; daha ucuz iş gücü daha çok kar demek iken, işçi için evine ekmek götürebilmek, şartlar ne kadar zor olursa olsun çalışmak demek haline geldi. Sanayi devrimi ile birlikte gelen sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde, çalışma koşulları dış görünüş itibari ile serbest iradeye dayanıyor gibi görünse de, sözleşme muhtevası işçiye dikte ediliyordu. 1 Batı Avrupa bu soruna iki çözüm yolu getirdi. Biri kanun koyma yolu diğeri ise çalışan ve çalıştıranların kendi kendilerine yardım hareketi içine girmesi ( bir bakıma sendikalaşma) 2 . İş hukuku, Türk hukuku içinde benzer bir gelişim göstermiş, özellikle cumhuriyetin ilanının ardından kanun koyma sureti ile mevcut sorunlar giderilmeye çalışılmıştır. Mevcut sorunlara çözüm getirebilmek amacıyla gerek uluslararası hukukta gerekse bizim hukukumuzda en önemli hukuksal hareketlerinden biri olarak yıllık ücretli izin hakkı bu tezin konusunu oluşturmaktadır. İşçinin aktif dinlenmesini, sosyal ihtiyaçlarını karşılamasını ve hem kendisi için hem de izin kullanımı ardından işvereni için daha olumlu çalışma şartları yaratabilmesi adına 1982 Anayasamız ile yürürlüğe girmiş, yasanın 50. Maddesinde düzenlenen yıllık ücretli izin hakkı daha sonra 4857 sayılı kanunun ilgili maddelerinin temelini oluşturmuştur. Böylelikle anayasal bir hak olan yıllık izin hakkı hususunda kanun hükümlerinde pek çok değişiklik yapılmış olsa da, bu çalışmamızda yıllık ücretli izin hakkının geldiği son hal incelenmiştir. 1 ÇELİK, Nuri- CANİKLİOĞLU, Nurşen- CANBOLAT, Talat, İş Hukuku Dersleri, Beta, Yenilenmiş 30. Baskı, Ankara, 201 , s.4 2 ÇELİK-CANİKLİOĞLU-CANBOLAT, s.5 2 İlk bölümde, işçinin en sarsılmaz hakkı olan yıllık ücretli izin hakkının muhtevasını, şartları incelenecek ve yıllık ücretli izine hak kazanma koşullarını ve bir yıllık kıdem süresinin nasıl belirlendiği anlatılacaktır. İkinci bölüm kapsamında işçinin kullanacağı izin sürelerinin nasıl belirleneceği ve yıllık izin kurulunun nasıl oluşacağını ve görevlerini incelenecek; devam eden bölümümler de yıllık ücretli iznin nasıl ödeneceğini, faiz oranları ve zamanaşımı hususunu inceleyip işçinin vazgeçilemez nitelikteki bu hakkının nasıl korunacağı hususu değerlendirilecektir. Çalışmamızın sonunda ise, kanunun ilgili hükümlerine aykırılık halinde işçinin başvurabileceği yolları inceleyeceğiz. Yıllık ücretli izin hakları her ne kadar işçinin tabi haklarından olsa da, uygulamada kimi zaman işçi tarafınca kimi zaman işveren tarafınca, kanun hükümlerine uygun uygulanmayan haklardan olarak karşımıza çıkmaktadır. Tezimizde bu durumun yol açtığı sorunların üzerinde durmak sureti ile çözüm yolları aranmıştır. Bu çalışmanın amacı, işçinin yıllık ücretli izin haklarının ele alınıp, konuya ilişkin eleştiri ve çözüm arayışları ile beraber ayrıntılı olarak işlenmesidir. Konunun geniş olması sebebi ile 4857 sayılı kanun çerçevesi içinde ele alınmış ve özellikle kanun hükümlerinin uygulamada ki görünümleri üzerinde durulmak sureti ile sorunlara ve çözüm yollarına dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Çalışmamın temeli 4857 sayılı İş Kanunu olmakla birlikte ilgili yıllık ücretli izin hakkını daha iyi tanımlamak bakımından 03.03.2004 tarihli Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği de tezde yer bulmuştur. Özellikle mevzuatta getirilen yeni düzenlemeler ve güncel Yargıtay kararları da dikkate alınıp yıllık iznin uygulanması hususundaki doktrindeki farklı görüşler de konuya dâhil edilerek çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: 4857 Sayılı İş Kanunu, Yıllık Ücretli İzin, İşçilik Hakları, İzin Hakkının Kullanımı

Türk hukukuYıllık ücretli izin hakkıÇalışanlar+4
Merve Altuntop
Baskent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda kooperatif genel kurulu

Kooperatif genel kurulu 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ?Kooperatif Organları? başlıklı 5. kısmında, 42-54 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kooperatif genel kurulu ile ortaya çıkan meselelerin çözümünde öncelikle Kooperatif ana sözleşmesi hükümlerine gidilecek, ana sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde Kooperatifler Kanunu hükümlerine bakılacaktır. Kooperatifler Kanununda hüküm bulunmayan hallerde ise, kanunun 98. maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanununun anonim şirketlere ilişkin hükümleri uygulama alanı bulacaktır.Kooperatifin en yetkili organı olan kooperatif genel kurulu olağan olarak yılda en az bir kez toplanmak zorundadır.Kooperatif ana sözleşmesinde yasaya aykırı olmamak kaydıyla genel kurul toplantılarına ilişkin hükümler konabilir. Ana sözleşmede hüküm bulunan hallerde bu hükümler uygulanmalıdır. Aksi halde yasa hükünleri geçerli olacaktır.Genel kurul toplantılarında toplantı ve karar yetersayıları sağlanmalıdır.Genel kurulda alınan kararlar, yasaya, ana sözleşme hükümlerine, genel ahlak ve adaba aykırı olmamak kaydıyla tüm ortakları bağlar.Genel kurul kararları aleyhine kooperatif merkezinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde bozma davası açılabilir.Bu kapsamda, kooperatif genel kuruluna çağrı, çağrı şeklindeki usulsüzlükler ve bu usulsüzlüklerin sonuçları, genel kurul toplantısının yapılması, toplantı ve karar yetersayıları, alınan kararların hüküm ve sonuçları, kararların geçersizlik halleri ve başvurulacak kanun yolları ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Genel kurulKooperatiflerKooperatifler Kanunu+1
Adil Bingöl
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımsız kolluk şikayet sistemi

Devlet dediğimiz kavramın ilk çıkışından günümüze kadar olan süreçte devletlerin vatandaşlarına sağlamış olduğu en temel sorumluluğu ülke sınırlarında yaşayan vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak olmuştur. Her ülke bu temel görevi, kolluk kuvvetleri marifetiyle yerine getirmektedir. Kolluk kuvvetleri, bir ülke için temel görev olan vatandaşının can ve mal güvenliğinin teslim edildiği bir yapıdır. Kolluk birimleri toplumun huzur ve güvenliğinden sorumlu olan, devletler için olmazsa olmaz devlet organlarından biridir. Kolluk kuvvetleri kendilerine verilen bu görevi yerine getirebilmek için yasalarla çeşitli yetkilere ve ayrıcalıklara sahip kılınmıştır. Bundan dolayıdır ki kendisine yasalarla kamu gücü verilen güvenlik birimlerinin denetimi, hesap verilebilirliği, demokratik devletin ve hukuk devletinin olmazsa olmaz koşullarındandır. Kolluk personelinin görevlerini ifa ederken yapmış olduğu eylemlerin hesap verilebilirlikten, şeffaflıktan ve denetimden uzak olan bir devlette, kanunlarca kolluk personeline verilen ayrıcalık ve yetkilerin kötüye kullanılması, keyfîliğe dönüşmesi ihtimali kaçınılmaz olacaktır.Hazırlanan bu tez ile amaçlanan hedef; demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin ülkemizde çıtasını yükseltmek için, kolluk kuvvetlerinin görevlerini ifâ ederken işlemiş oldukları suçlarla ilgili ciddî iddiaları daha etkin, bağımsız, âdil, tarafsız, hesap verilebilir şekilde tek elden inceleyen ve soruşturan bağımsız bir mekanizma olan `'Bağımsız Kolluk Şikayet Sistemini'' İngiltere örneğinden de hareketle ülkemizde de kurulması konusunda yapılacak çalışmalara katkı sağlamaktır.

DenetimKolluk personeliKolluk örgütleri+1
Cemil Öztürk
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İrtikap suçu (TCK m. 250)

Türk Ceza Kanunu'nun 250. maddesinde yer alan irtikâp suçu, çalışmamızda doktrindeki görüş ve yargı kararları ışığında incelenmiştir.Sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen bir özgü suç niteliğinde olan irtikâp suçunda mağdur edilen bireylerin yanında devletin de bir takım menfaatlerinin ihlal edildiği söylenebilir. İrtikâp suçunda, kamu görevlisi görevinin sağladığı nüfuzu veya güveni kötüye kullanmak suretiyle mağduru icbar veya ikna ederek ya da mağdurun hatasından yararlanarak haksız olarak mağdurdan yarar temin etmesi cezalandırılmaktadır.Çalışmamızda suçun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu dönemindeki düzenlemesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dönemindeki düzenlemesi ve uygulamaya yönelik farklar karşılaştırılmış, suça verilen ceza sınırları ile suçun maddi ve manevi unsurunda yapılan değişiklikler ele alınmıştır.İrtikâp suçunun benzer diğer suçlarla ilişkisi, benzerlikleri ve farklılıkları üzerinde durulmuştur. İrtikâp suçu ile karıştırılması olası olan rüşvet, görevi kötüye kullanma, dolandırıcılık, yağma suçları ayrı başlıklar altında irdelenmiş, irtikâp suçu ile ortak özellikler belirtildikten sonra bu suçtan farklı olan özellikleri de geniş bir açıdan değerlendirmeye alınmıştır. Bu başlık altında uygulamada karşılaşılan sorunlara değinilmiştir.

SuçTürk Ceza Kanunuİrtikap suçu
Ahmet Arı
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Görevi kötüye kullanma suçu (TCK m.257)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunda ?Kamu Güvenilirliğine Ve İşleyişine Karşı Suçlar? başlığı altında düzenlenen suçlardan biri de görevi kötüye kullanma suçudur. 765 sayılı Ceza Kanunun farklı maddelerinde düzenlenen; görevi kötüye kullanma, görevi savsama, vazifeyi suiistimal ve basit rüşvet alma suçları 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 257. maddesi altında ?Görevi Kötüye Kullanama? başlığı ile birleştirilmiş ve tek suç olarak düzenlenmiştir. Ancak madde içerisinde görevin gereklerine aykırı hareketle görevi kötüye kullanma, görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösterme, görevin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama şeklinde üç farklı suç tipini barındıracak şekilde düzenlenmiştir. Görevi kötüye kullanma genel, tali ve tamamlayıcı bir suç olarak hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle özel nitelikte düzenlemelerin uygulanamadığı hallerde uygulanacaktır. Bu maddedeki suçlar, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma, kişilere haksız bir kazanç sağlama ve kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlama neticelerinin oluşumuna tabi tutulmuştur. Bu neticelerle birlikte görevi kötüye kullanma zarar suçu haline getirilmiştir. 5237 sayılı kanun suçun faili olarak kamu görevlisi tanımını benimsemiş ve kamu görevlisi kavramına kamu hizmeti gören kişileri de dahil etmiş, tanımı genişletmiştir. Çalışmamız ile görevi kötüye kullanma suçu açıklanırken eski ve yeni düzenlemeler arasındaki farklılıklar, eski düzenleme dönemindeki tartışmalar ve getirilen çözümler, yeni ceza kanunun getirdiği yenilikler açıklanacaktır.

Görevi kötüye kullanmaKanunlar 5237 sayılıSuç
Nur Güvenç
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancıların Türkiye'de taşınmaz edinmesi

Yabancıların taşınmaz mal edinmeleri ülkemizde tarihsel süreçte değişim ve gelişim gösteren bir takım yasal düzenlemelere tabi tutulmuştur. 1284 Safer Kanunu ile başlayan süreç 5782 Sayılı Kanunla son bulmuştur.Cumhuriyet döneminde hukukumuzda yabancıların ülkemizde taşınmaz edinimine dair temel düzenleme 2644 Sayılı Tapu Kanunu ile yapılmıştır. 2644 Sayılı Kanun ile ülkemizde yalnızca yabancı gerçek kişilere karşılıklılık koşulunun gerçekleşmesi ve diğer kanunlardaki sınırlayıcı hükümlere uyulmak kaydıyla taşınmaz edinme hakkı tanınmıştı. Tapu Kanunda 2003 yılında 4916 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla, ülkemizde yabancı gerçek kişiler yanında, yabancı ülkelerde bu ülkelerin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerine de otuz hektara kadar taşınmaz edinme hakkı tanınmıştı.Anayasa Mahkemesinin söz konusu kanunun getirdiği düzenlemeleri Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmesinin ardından 2005 yılında 5444 Sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile yabancı gerçek kişiler ile yabancı ticaret şirketlerinin ülkemizde taşınmaz edinimleri farklı şartlara tabi kılınmıştır.Yabancı gerçek kişilerin toplamda iki buçuk hektarı geçmemek şartı ile karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla ülkemizde işyeri veya mesken olarak kullanılmak üzere taşınmaz mülkiyeti edinebilecekleri veya taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak edinebilecekleri düzenlenmişti.Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin ise, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak edinebilecekleri belirtilmişti.Anayasa Mahkemesi söz konusu kanunun getirdiği düzenlemeleri de Anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir. Söz konusu iptal kararının ardından 2008 yılında hali hazırda geçerliliğini sürdürmekte olan 5782 Sayılı Kanun yürürlüğe konmuştur.5782 Sayılı Kanunla yabancı gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin ülkemizde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak edinimi genel olarak aynı şartlara tabi kılınmıştır. Ancak, Bakanlar Kurulu'na verilen yetkide değişikliğe gidilmiş, Anayasa Mahkemesi'ne 5444 Sayılı Kanunun iptali için verilen dava dilekçesinde ve karşı oylarda eleştirilen hususlar göz önünde bulundurularak söz konusu düzenlemeler daha açık ve anlaşılır hale getirilmiştir. Ayrıca 5782 Sayılı Kanun ile 5444 Sayılı Kanun'dan farklı olarak yabancı yatırımcılara dair düzenlemeler getirilmiştir.

Gayrimenkul satışıGayrimenkullerSatın alma+4
Nihal Kuşçu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00