Selçuk University
Discipline

History

Selçuk University

4,423

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

YÖN Dergisi ve eğitime bakış açısı (köy enstitüleri)

1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlük ortamından yararlanan Yön dergisi 20 Aralık 1961 tarihinden 30 Haziran 1967 tarihine kadar yayım hayatını sürdürmüştür. Yön dergisi toplamda 222 sayı halinde yayımlanmıştır. Yön dergisin de işlenen konular, Türkiye'nin siyasi gündemine ışık tutmuştur. 27 Mayıs askerî darbesinden etkilenen derginin yazılarında eski döneme dönmemek için yapılması gerekenler yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. Yön dergisinde başta siyaset ve eğitim olmak üzere birçok alanda farklı konular işlenmiştir. Yön dergisinde işlenen eğitim konusunun özelinde Köy Enstitüleri yer almıştır. Yön'ün 17. sayısı Köy Enstitülerine ayrılmıştır. Köy Enstitüleri kendinden önce uygulanan köye yönelik eğitim sisteminin devamı niteliğindeydi. Büyük emek ve gayretlerle 17 Nisan 1940 tarihinde Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla kurulan Köy Enstitülerinin kuruluş amacı köye yönelik öğretmen yetiştirmekti. Köy Enstitülerinin çekirdek noktası "iş üzerinde eğitim" üzerine kurulmuştur. İşin olduğu her yerde eğitim de vardır. Çalışıp üretmek öğrencilerin eğitim hayatının en önemli basamağını oluşturmuştur. Enstitülerin eğitime devam ettiği yıllar içerisinde köye yönelik eğitim programı başarıyla yürütülmüştür. Enstitülerde yetişip öğretmen olanlar, köylerinin dışına ilk kez çıkan köy çocukları, modern tarım ve hayvancılığı öğrenen köy halkı enstitülerin önemli kazanımlarındandır. Mehmet Başaran, Talip Apaydın ve Fakir Baykurt Köy Enstitülerinde yetişen önemli yazarlardandır. Enstitülerin kitap ve bilgiye verdiği önem sayesinde yetişen yazarlar da köy edebiyatını güçlendirmiştir. Türkiye'yi bir amaca sevk etmek isteyen Yön dergisi, eğitimde Köy Enstitülerinin tekrardan açılması taraftarıdır. Amaçlarını gerçekleştirmek isteyen aydınlar, Yön'de Köy Enstitüleriyle ilgili çeşitli yazılar yayımlamışlardır. Kapatılan Köy Enstitülerinin tekrardan açılmasını ne kadar istemişlerse de kapatılan Köy Enstitüleri bir daha açılmamıştır.

Ergül Ceyhan
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çıldır eyaleti Tavusker sancağı 2776 numaralı nüfus defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı tarihi üzerine yapılacak araştırmalara arşiv malzemeleri sunan kurumların başında Devlet Arşivleri'ne bağlı Osmanlı Arşivleri gelmektedir. Osmanlı arşivlerindeki milyonlarca belgeden birisi de nüfus defterleridir. 1826 yılında Yeniçeri Ocağının kaldırılmasıyla birlikte yeni bir ordu kurmak amacıyla ülke genelindeki askerliğe elverişli nüfusu belirlemek maksadıyla nüfus sayımı yapılması kararı alınmıştır. Bu sayımın bir diğer amacı da vergi vermeye muktedir nüfusu belirlemektir. Bu çerçevede ülke genelinde 1831 yılında başlanılan nüfus sayımı bazı yerlerde daha geç dönemlerde tamamlanabilmiştir. Çalışmaya konu olan Tavusker Sancağı'nı da içine alan Çıldır Eyaletindeki sayımlar 1835 yılında tamamlanabilmiştir. Çalışmanın ana kaynağı olan 2776 numaralı Çıldır Eyaleti Tavusker Sancağı Nüfus Defterinden elde edilen bilgilerden hareketle karyelerin sayısı, karyelerde yaşayan kişilerin isimleri, fiziksel özellikleri, mesleki bilgileri, kullandıkları unvanların değerlendirmeleri yapılmıştır. Çalışma; giriş bölümünden başlamış olup birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın metodu ve çerçevesi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde defterde yer alan nüfus kayıtları birçok yönden değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu bölümde Çıldır Eyaletinin Tavusker Sancağı köylerinin nüfus verileri deftere bağlı kalınarak ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise ilgili defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Sonuç kısmında ise defterden elde edilen veriler ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler:Tavusker, Erzurum Eyaleti, Çıldır Eyaleti, Nüfus Defteri, 19. Yüzyıl.

Serdar Şipal
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

1908 Osmanlı Meclis-i Mebusanı'na Arap coğrafyasından seçilen mebuslar ve faaliyetleri

19. yüzyılın hemen başında 1808 yılında kabul edilen Sened-i İttifak, 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ve 1856'da ilan edilen Islahat Fermanı; Osmanlı Devleti'nin anayasal rejime geçişindeki önemli aşamalar olarak kabul edilir. 23 Aralık 1876'da Kanun-i Esasi ilan edilerek yapılan seçimlerin ardından Meclis-i Mebusan'ın toplanması sağlanmıştır. Ancak içerisinde bulunulan atmosferi yumuşatması temennisiyle ilan edilen Meşrutiyet ve açılan Meclis, sadra şifa olamamış ve ülke sonuçları itibariyle faturası oldukça ağır bir savaşa sürüklenmiştir. 93 Harbi sona ererken Osmanlı Devleti'nin ilk Meşrutiyet serüveni de sona ermiştir. İttihat ve Terakki Cemiyetinin uzun soluklu ve etkin muhalefeti sonucunda II. Abdülhamid, 23 Temmuz 1908'de Meşrutiyeti ikinci defa ilan etmiş ve Meclis-i Mebusan yeniden açılmıştır. Bu çalışmada 1908-1912 yılları arasında Meclis-i Mebusan'da Arap coğrafyasını temsilen görev alan mebusların hayat hikayeleri hakkında bilgiler verildikten sonra Meclis-i Mebusan Zabıt Cerideleri başta olmak üzere çeşitli kaynaklar üzerinden Meclis'teki faaliyetleri ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda günümüzde Arap coğrafyasının içerisinde yer alan Bağdat, Basra, Beyrut, Halep, Hicaz, Musul, Suriye, Trablusgarp ve Yemen vilayetleri ile Bingazi, Kudüs ve Medine bağımsız sancaklarından seçilen mebusların hayatları, siyasî faaliyetleri ile Meclis gündemine gelen konular hakkındaki fikir ve görüşleri bu çalışmada etraflı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır.

Serkan Amcalar
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Murâbıtlar döneminde Fas ve Endülüs'te sosyal hayat (1055-1147)

Bu çalışma, Murâbıtlar Devleti'nin (1055–1147) hüküm sürdüğü dönemde Fas ve Endülüs'teki toplumsal yaşamı ele almaktadır. Siyasi birliğin sağlanmasıyla birlikte, etnik çeşitlilik daha görünür hâle gelmiş ; Araplar, Berberîler, Müvelledûn ve Slav kökenlilerden oluşan çok katmanlı bir toplumsal yapı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, toplum yapısında belirgin bir sınıfsal ayrışma gözlemlenmiş ; bu ayrışma, özellikle giyim tarzı, beslenme alışkanlıkları ve gündelik yaşam pratikleri üzerinden kendini göstermiştir. Devlet, toplumsal düzeni koruma amacıyla din temelli katı bir denetim mekanizması oluşturmuş olsa da, halk inançları, hurafeler ve şer'î normlara aykırı uygulamalar başta büyük şehir merkezleri olmak üzere toplumda varlığını sürdürmüştür. Bu çerçevede Murâbıt yönetimi, ulemânın rehberliğinde İslâmî değerleri kurumsallaştırmayı, örfî uygulamalar ile dinî normları bir araya getirmeyi ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmeyi hedeflemiştir. Böylece söz konusu dönem, toplumun dinî ve ahlâkî temeller üzerine yeniden inşa edilmeye çalışıldığı kritik bir tarihsel evreyi temsil etmektedir.

Amel Dahoumane
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu'da Yunan propagandası ve Fener Rum Patrikanesi'nin çalışmaları (1919-1922)

Yüzyıllarca Osmanlı tebaası olarak rahat yaşayan Rumlar, kimliklerini muhafaza ederek devletin üst kademelerinde söz sahibi olmuşlardır. Avrupa Devletleri, Türk'ün Avrupa'dan ve Anadolu'dan çıkarılmasını "Doğu Sorunu" olarak nitelendirmişler ve Osmanlı Devleti'nde yaşayan unsurları kışkırtmışlardır. Rumlar bazı vaatlerle isyana teşvik edildi. Kurtuluş Savaşı yıllarında modern/bilimsel yöntemlerle Batı Anadolu'da Yunan Propagandası yapmışlardır. Megali İdea'ya göre, Batı Anadolu'nun ilhakı gerçekleştikten sonra "Doğu Roma İmparatorluğu" safhasına gelinecektir. Batı Anadolu'da Yunan Propagandasına göre Yunanistan, Batı Anadolu'da hak iddia etmiştir. Yunan tezi, Anadolu'da yaşayan Rumların, Türklerin esaretinde ezildikleri, soykırıma uğradıkları ve Rumların, bölgenin Yunanistan'a ilhakını sağlayacak oranda fazla olduğu iddialarını Patrikhane'nin tahrif edilmiş nüfus istatistiklerine dayandırmıştır. Rumlar çeşitli vesilelerle Adalardan, Yunanistan'dan ve Anadolu'dan Aydın'a getirilerek, Aydın'da Rum nüfus çoğunluğuna çalışılmıştır. Batı Anadolu'da Yunan Propagandası yapan Yunan propaganda teşkilatı basın yayın yoluyla Uluslararası kamuoyunu Türkler aleyhinde harekete geçirmiştir. Yunan propagandası Yunan işgal siyasetinde rol oynamış ve Türklerin direnme gücünün kırılmasına çalışmıştır. Yapılan propagandaların çoğu Türklerin Yunan işgal ve idaresinden memnun olduklarına ve Türk kuvvetlerinin zayıflığına dairdir. Rumlar Patrikhane'den Yunan pasaportu, teçhizat verilerek sevk ediliyorlardı. Yunan Kızılhaç'ı, Rumlara ilaç yardımı maskesi altında silah ve cephane gönderiyordu. Silahlandırılan Rum çeteleri, anarşi ile bölgede yaşayan Türklerin yerlerini terk etmelerine çalışmışlardır. Türklerden boşalan yerlere Rumlar iskân edilmeye çalışılmıştır. Can emniyetleri olmayan ve maddi sıkıntılar içinde bulunan Türklerin gayrimenkulleri, Rumlarca satın alınarak gayrimenkul dağılımının Rumlar lehinde olmasına çalışılmıştır. Yunanların zulümleri Avrupa'da duyulmuştu. Paris Konferansı'nca görevlendirilen Beynelmilel Tahkik Heyeti (BMTH), hazırladığı raporda, Yunanları suçlu buluyordu. Yunanistan, Türk Millî Hareketi karşısında tutunamayarak arkasında unutulmayacak acılar bırakarak çekilmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu, Yunan Propagandası, Yunan Zulmü, Patrikhane, Megali Idea.

Selim Arpacı
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı idaresinde Bağdat Kalesi (1700-1800)

Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin doğu sınırındaki stratejik kalelerinden biri olan Bağdat Kalesi'nin XVIII. yüzyıldaki askerî, idarî ve lojistik yapısını incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, kalenin fiziki tahkimatı, yönetim ve askerî organizasyonu, iaşe ve mühimmat temini ile Osmanlı-İran (Safevî) mücadelesinde üstlendiği rolü bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Bu bağlamda kale ile çevresindeki Bağdat şehrinin sosyo-ekonomik yapısı da değerlendirilmiştir. Çalışmada Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ne ait mevacib, mühimmat, müfredat ve tamirat defterleri başta olmak üzere birincil kaynaklardan geniş ölçüde yararlanılmış; ayrıca kronikler, seyahatnameler ve modern literatür ile konu desteklenmiştir. Tablo, grafik ve eklerde sunulan verilerle askerî sınıfların mevcudu, maaşları, iaşe kalemleri ve mühimmat dökümleri ayrıntılı biçimde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, Bağdat Kalesi'nde yeniçeriler, cebeciler, topçular, gönüllüyan ve diğer birliklerin düzenli bir teşkilat yapısı içinde görev yaptığını; kale iaşesinin Diyarbakır, Birecik ve Rıdvaniye hattı üzerinden sağlandığını; top, havan ve şâhî gibi ateşli silahların düzenli şekilde tedarik edildiğini göstermektedir. Ayrıca Nadir Şah'ın 1733 ve 1743 yıllarında gerçekleştirdiği kuşatmalarda kalenin savunma fonksiyonunun Osmanlı-İran (Safevî) rekabetinde belirleyici bir unsur olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, XVIII. yüzyılda Bağdat Kalesi yalnızca askerî bir üs değil, aynı zamanda Osmanlı'nın doğu siyasetinde otoriteyi temsil eden bir idarî ve lojistik merkez konumundadır. Bu yönüyle çalışma hem Osmanlı askerî tarihi hem de sınır bölgeleri araştırmaları açısından literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmakta ve Osmanlı-Safevî ilişkilerinin anlaşılmasına özgün katkılar sunmaktadır.

Irak-BağdatOsmanlı arşiviİç kale
Arkan Najı Mızrab
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Modernleşme döneminde (Konya) Beyşehir'de eğitim kurumları (1876-1930)

Bu araştırma, Beyşehir Kazası'nda 1876-1930 yılları arasında yürütülen modern eğitim-öğretim faaliyetlerini incelemektedir. Araştırmanın amacı, kaza merkezi ve köylerde açılan ilk ve orta dereceli okulları belirlemek, bu okullardaki öğrenci ve öğretmen sayılarını tespit etmek ve ders programlarını ortaya koymaktır. Beyşehir'deki eğitim-öğretim faaliyetlerine ilişkin bilgiler, arşiv belgeleri taranarak elde edilmiştir. Tarihsel süreçte sosyal, ekonomik, dinî ve eğitim alanlarında önem verilen bir yerleşim yeri olan Beyşehir, incelenen dönemde de bu özelliğini korumuştur. Araştırma bulgularına göre, kazada çok sayıda sıbyân mektebi bulunmaktaydı. Modernleşme sürecinde ise dönemin karakteristik kurumları olan ibtidâî ve rüştiyeler açılmış; mevcut sıbyân mekteplerinin bir kısmı ibtidâîlere dönüştürülmüştür. Sonuç olarak, çalışma Osmanlı Devleti'nde eğitimin modernleşme sürecini taşra şartları çerçevesinde Beyşehir Kazası özelinde değerlendirmektedir. Cumhuriyet'in ilanından sonra ise Osmanlı'dan devralınan mektepler aracılığıyla kazadaki eğitim-öğretim faaliyetleri Cumhuriyet döneminde devam etmiştir.

Güller Eldemir
Selçuk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Lale Devri'nde Anadolu halkı: Sorunlar, şikâyetler ve çözümler

Osmanlı tarihi çalışmalarında 1718 tarihinde Pasarofça Antlaşması ile başlayan ve 1730'da Patrona Halil isyanıyla son bulan döneme Lale Devri ismi verilmiştir. Şüphesiz bu dönemde, Avrupa ile münasebetlerin geliştirilmesi veyahut Avrupa'yı tanıma/anlama hususunda elçilerin tayini, ilk matbaanın kurulması, sınırlı da olsa askerî alanda yenileşme, ilim, fikir, sanat ve mimarî alanda bir takım gelişmeler yaşandı. Ancak bu gelişmeler devletin taşra toplumuna yansımadı. Üstelik imparatorluk batıdaki kayıpları telafi etmek için 1723 yılında doğuda İran ile savaşa girdi. Ancak bu, savaşın maddî külfetinin halkın üstüne binmesi demekti. Bununla birlikte Osmanlı Devleti savaşın ilk yıllarında bir takım başarılar elde etmiş olsa da 1727'den itibaren savaş aleyhine döndü. İstanbul'da hükümetten rahatsız olan muhalif çevreler halkın ağır vergiler altında ezildiğini ileri sürerek hükümeti lüks ve eğlence ile meşgul olmakla suçlayıp Patrona Halil adındaki yeniçeri önderliğinde Eylül 1730 yılında başlayacak olan isyana zemin hazırladılar. İsyanın sonunda sadrazam idam edilirken Sultan III. Ahmet de tahttan feragat etmek zorunda kaldı. İmparatorluk merkezinde yaşanan bütün bu olaylar şüphesiz Anadolu'ya da yansıdı. Özellikle bu dönemde yaşanan Osmanlı-İran Savaşı Anadolu'yu doğrudan etkileyen bir faktördü. Bu çalışma, Lale Devri'nde Anadolu'da toplumun sorunlarını, sorunların doğurduğu şikâyetleri ve devletin bu şikâyetler için ürettiği çözüm politikalarını incelemektedir. Böylece devlet-toplum ilişkisi üzerinden merkez-taşra ilişkisi ve toplumun kendi yapısı içerisinde yönetici (adlî-idarî) ile halk ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır.

AnadoluLale Devri
Muhammet Bedreddin Şimşek
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bir antik kent okuması: Ankyra'nın Roma İmparatorluk döneminde mekansal düzenlemesi üzerine bir değerlendirme

Ankyra, M.Ö. 25 yılında Roma'nın bir eyaleti olarak yeniden organize edilmesi aşamasında belirli bir mimari program dahilinde inşa edilmeye başlanmıştır. Mevcut çok çeşitli tarihsel mirasın omuzlarında yükselen kentsel karaktere eklemlenen Roma'nın eyalet yönetim ideolojisi, Roma merkezi yönetim kentlerinde de görüldüğü gibi kamusal alanı meşruiyet yaratma alanı olarak tasarlamıştır. Toplumun onayının alınmasına aracı olan unsurlar mercek altına alındığında öne çıkan yerel seçkinler ve yönetici sınıfının aynı zamanda kent peyzajına da önemli katkılar sunduğu izlenmektedir. Roma Ankyra'sının her bir mimarlık yapısı, somutlaşmış ideolojilerin sahnelendiği bir alan haline gelmiştir. Karşılıklı etkileşim ve beslenme halinde olan bu kurgu, Ankyra kenti özelinde politik peyzaj açısından değerlendirilmiştir. Kent tasarım kurgusundaki örüntüler ve toplumsal dokuyu anlamaya çalışan bu çalışmada bu ilişkileri görünür kılmak ve sosyolojiyi bir parametre olarak kent gelişimine dahil edebilmek adına mekân dizim analizi (space syntax analysis) ile sorgulanmıştır.

Sümeyra Koçin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

1945-1960 yılları arasında İstanbul ve Ankara'da cemiyet hayatı

İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda Türkiye'deki cemiyet hayatında önemli değişikliklerin yaşandığına tanıklık edilmiştir. Savaştan önce Türkiye'de gazete ve dergiler Hollywood yıldızları ve Avrupa sosyetesinin hayatlarını anlatan yazılara yer vermekteydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gazete ve dergilerde Türk cemiyet hayatına dair haberlere de yer verilmeye başlandı. Türk cemiyet hayatına yer veren yayınlar 1950 yılından sonra yaygınlık kazandı. İncelenen kaynaklarda ise cemiyet haberlerinin İstanbul ve Ankara özelinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu yüzden çalışma İstanbul ve Ankara cemiyet hayatı üzerinde durmaktadır. Çalışma kapsamında İstanbul ve Ankara'da sosyetenin kimlerden oluştuğu ve sosyeteye nasıl dâhil olunduğu ele alınmaktadır. Buna ilave olarak sosyetenin nasıl bir yaşam tarzına sahip oldukları gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu yaşantının özel ve kamusal alandaki yansımaları sosyetenin gerçekleştirdikleri etkinlikler üzerinden gösterilmiştir. Tezde ayrıca yüksek sosyetede moda belirleyicilerinin kimler olduğu ve modayı nasıl yönlendirdikleri de ele alınan konular arasındadır. Çalışma kapsamında son olarak Türk sosyetesinde yer alan gayrimüslim halkın 1942 yılında çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu ve 1955 yılında 6-7 Eylül Olaylarında yaşanan gelişmelerden nasıl etkilendikleri üzerinde durulmaktadır.

AnkaraGayrimüslimlerModa+2
Fatma Dokuyucu Kaymakçı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Râşî olmak ya da kul olmanın gereğini yerine getirmek: XVI. yüzyıl (1574-1595) Osmanlı dünyasında pîşkeş arzı

Osmanlı yönetici elitinin kulluklarının gereğini yerine getirmelerinin beklendiği uygulamalardan biri pîşkeş arzıydı. Pîşkeş, pîşkeşi sunan için de pîşkeşin sunulduğu kişi için de önemliydi. Zira pîşkeşi arz eden kişi bir makamda bulunuyorsa o makamda bulunmaya devam edebilmek için hediyesini sunmak zorundaydı. Bir makama atanmada ya da o makamda bulunmaya devam etmede hediye sunulması tek ölçüt olmasa da önemliydi. Pîşkeş arzı yöneticiye olan itaatin de bir simgesiydi. Dolayısıyla hediyenin arz edilmemesi itaatsizlik anlamına geliyordu. Bu sebeple pîşkeş arzı hediyenin sunulduğu kişi için otoritesinin tanınmasını ifade eder. Fakat kul olmalarının bir gereği olan pîşkeş arzı Sultan III. Murad devrinde bu hediyeleri sunanların, çağdaşları ve sonrakiler tarafından rüşvet vermeyle suçlanmalarına sebep oldu. Pîşkeşle rüşvetin arasında ince bir sınırın olduğu ve bu sınırın da III. Murad döneminde rüşvet olarak nitelendirilebilecek şekilde aşıldığı modern çalışmalarda sıklıkla dile getirilir. Bununla birlikte sınırdan detaylı bir şekilde bahsedilmemiş ya da pîşkeşlerin kayıt altında olmasından dolayı rüşvet olarak değerlendirilemeyeceği öne sürülmüştür. Sultan III. Murad döneminde arz edilen pîşkeşlerin hüviyetine dair de müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla burada Sultan III. Murad döneminde pîşkeşin tepki çekmesinin sebepleri tespit edilmeye çalışıldı. Ayrıca tespit edilebilen pîşkeş arzları aracılığıyla pîşkeşe dair eleştiriler ile pîşkeşin hüviyeti incelendi. Böylece Sultan III. Murad döneminde pîşkeşin hüviyetinde değişim olduğu söyleminin ayrıntılı bir şekilde sunulabildiği kanaatindeyiz.

16. yüzyılHediyeleşmeOsmanlı Devleti+3
Fatma Altan Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erken Cumhuriyet Dönemi ilk mektep hesap ders kitaplarının matematik eğitimi tarihi perspektifinden incelenmesi

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde ilköğretim matematik öğretiminin temellerini anlamak için modern eğitim ve modern eğitim araçlarının Osmanlı İmparatorluğu'na girişini, bu süreçte yönetimin eğitime bakış açısının nasıl değiştiğini ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulduğu dönem şartları ile kurucuların eğitime bakış açısını iyi analiz etmek gerekir. Elinizdeki nitel araştırmada, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilk yıllarında kullanılmış matematik ders kitaplarından Güzel Hesab, İlm-i Hesab ve Yeni Usul Resimli Hesab Dersleri, içerik ve matematik eğitimi ilkelerince analiz edilmiş, bulgularımız İlk Mektep Kitaplarını Tedkik Komisyonunun Hesab Kitapları Hakkındaki Raporu ile karşılaştırılmıştır. Elimizdeki bulgular sonucunda farklı müelliflerce yazılan ders kitaplarının öğretim metotlarının benzerlik taşıdığı, geleneksel eğitim yöntemlerinin modern yöntemlere tercih edilmeye başlandığı ancak ezberden hâlâ vaz geçilmediği, uygulamalı etkinliklerin teşvik edildiği, ders kitaplarında kullanılan görsellerin bazı konular özelinde yetersiz, matematik ilkeleri açısından başarılı olduğu, en basit konular ve örneklerin her sınıf kademesinde uzun uzadıya ele alınması, kullanım amacı açılarından ise yetersiz kaldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Matematik Eğitimi Tarihi, Erken Cumhuriyet Dönemi Matematik Eğitimi, Matematik Ders Kitapları

Ders kitaplarıErken Cumhuriyet DönemiEğitim tarihi+3
Tangün Bostancı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir ada, bir dergi ve bir ressam: İmroz, ιμβρος ve Nikos Paleopoulos

Türkiye'nin en büyük adası olan İmroz, ada olmanın getirdiği birçok olumsuz etkiye rağmen, kendisine yetebilen bir adaydı. Tarım ve hayvancılığa uygun olan bu adanın en büyük şansı tatlı suya sahip olmasıydı. Anakaraya ulaşımın çoğu ada gibi zor olduğu yıllarda, ada halkı kendisine yetmeye mecburdu. Bu sebeple yiyecek, içecek, giysi ve eşya gibi ihtiyaçlarını kendisi üretiyordu. Anakaradan izole olan ada yalnızca maddi kaynakları değil kültürel tüm aktiviteleri de kendisi yaratmak zorundaydı. Ada halkı sinema ile ilk olarak 1948 yılında tanışmıştı. Adanın merkezine ise elektrik 1950 yılında verilmeye başlanmıştı. Pilli radyolar gündelik hayattaki en önemli iletişim ve eğlence aracıydı. Müzikler, danslar, dini ritüeller, düğünler ve birçok kutlama adayı eğlenceli kılsa da bir grup entelektüel İmroz'a yeni bir hareket getirmek istiyordu. Ancak nasıl başlayacaklarını bilemediler. İkinci Dünya Savaşı'nın adaya getirdiği ekonomik ve ruhsal çöküş, aynı zamanda yeni bir başlangıca vesile oldu. Zorunlu askerlik görevlerinde birbirleri ile yakınlaşan İmrozlu ve İstanbullu Rumlar birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı buldular. İstanbullu iki entelektüel Vasileios Anagnostopoulos ve Nikos Paleopoulos savaşın bitmesiyle birlikte İmroz'a ilk seyahatlerini yaptılar. Bu seyahat onları İmroz'a bağlayacaktı. Adadaki günlük hayattan, doğadan, İmrozlulardan oldukça etkilenen ressam Nikos Paleopoulos, burada bir dergi çıkarma fikrini ortaya atan isim oldu. Adadaki entelektüellerin de bir araya gelmesiyle adanın ilk dergisi İmroz doğdu. 1955 yılına kadar yayınlanan bu dergi adanın adeta bir kayıt defteriydi. Bu çalışma adanın görece "güzel" yıllarındaki gündelik hayatına bakmayı ve İmroz Dergisi'ni okuyucuya tanıtmayı amaçlamaktadır.

DergilerGünlük yaşamPaleopoulos, Nikos+1
Zeynep Özlem Özlü
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yakın dönem siyasi tarihinin karikatür üzerinden analizi: Karagöz 1922-1939

Basın ve iktidar (egemen güç) arasındaki ilişki karşılıklı bir ilişkidir ve birbirini besleyen bir niteliğe sahiptir. İktidar kendi hegemonik gücünü basın yoluyla pekiştirirken basın da varlığını muhafaza etmek için iktidarın gücünden beslenmektedir. Başka bir ifadeyle basın iktidarın söylemini dile getiren ve yeniden inşa eden bir işleve sahiptir. Bir basın aracı olan gazeteler ve gazetelerdeki karikatürler de bu amaca hizmet etmektedir. Muhalif basının varlığı söz konusu olsa da bu durum, genel itibarıyla kaçınılmazdır. II. Meşrutiyet'in ilanının akabinde yayın hayatına başlayan uzun soluklu siyasi, mizahi bir halk gazetesi olan Karagöz, bir basın aracı olarak bünyesinde barındırdığı ve arşivlerde tamamıyla muhafaza edilmiş tüm yazılı ve görsel verisiyle yakın dönem Türkiye siyasi tarihi için kayda değer bir tanıklığa sahiptir. Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1922-1939 yılları arasında yaşamış olduğu siyasi gelişmeleri, değişim ve dönüşümü Karagöz gazetesi karikatürleri, karikatürlerin söylemi üzerinden konjonktürel olarak güç/iktidar ilişkisi çerçevesinde (egemen ya da muhalif) çarpıcı örneklerle sunmayı ve o dönemin panoramasını bugünün okuyucusunun gözleri önüne sermeyi amaçlamaktadır. Karagöz'ün gelişim serüvenini anlayabilmek adına mizahın ve karikatürün kuramsal çerçevesi ve tarihsel gelişiminin serüveni anlatılmakta, akabinde gazetenin Türk mizah ve karikatürü içindeki yeri değerlendirilmektedir. Süreli yayınlar ve yayınlandıkları dönemle ilişkisini değerlendirmek ve ilgili literatüre katkı sağlamak üzere gazetenin teknik özellikleri, baskı sayısı, okuyucu profili, ebatları, neşredildiği günler, abonelik şartları, yazarçizer kadrosu, karikatürlerde işlenen konu başlıkları gibi teknik detaylara değinilmektedir. Sonuç olarak Türkiye siyasi tarihinin 1922-1939 yıllarının iç ve dış meselelerine ait konular ve o konular üzerine yaşanan tartışmalar genel hatlarıyla okuyucuya sunulmaktadır. Bu bilgiler ışığında Karagöz karikatürleri ve alt yazıları, söylem ve göstergebilimsel yöntemle analiz edilmektedir.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiKaragöz gazetesi+7
Ayşe Bedir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Kültürü Dergisinde milli kimlik: Sosyal ağ analizi ve içerik analizine dayalı bir inceleme

Bu çalışma, Türk Kültürü dergisinin 1962-1980 döneminde yapılan yayınlarında, milli kimlik temasını yansıtan yazıların incelenmesini kapsamaktadır. Tezin amacı, "milli kimlik" kavramı perpsektifinde Türk Kültürü dergisinde yapılan yayınları inceleyerek, derginin yayın politikası ve yayın karakterini/kimliğini ortaya koymaktır. Çalışmada esas olarak, söz konusu derginin, belirlenen dönem ve konu evreninde yayınlanan 200'ün üzerinde makale, ayrıntılı bir tarama yöntemiyle seçilerek araştırma örneklemi haline getirilmiştir. Veriler ve yöntem bakımından araştırmada, yeni nesil bir metod olan sosyal ağ ve muhteva analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu metoda dayanarak, derginin belirlenen dönem kapsamında niceliksel olarak yazar ve kavram analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda ortaya çıkan tabloya göre, milli kimlik perspektifinde Türk Kültürü dergisinin sık kullandığı kavram haritası göz önüne alınarak, başta belirlenen dergi materyalinin ayrıntılı incelemesinin, hangi konular ekseninde bir değerlendirmeye tâbi tutulacağı belirlenmiştir. Dergide, milli kimlik perspektifini yansıtan yazılarıyla öne çıkan yazarların makaleleri incelenmiş ve bu doğrultuda derginin yayın karakteri ve politikası tahlil edilmiştir. Bu bakımdan araştırma, yeni bir yöntem olan ağ analizi metodu ve klasik tasnif ve değerlendirme yönteminin kombinasyonu interdisipliner bir çalışma ile Türk Kültürü dergisinin yayın kimliğini ortaya koymaya odaklanmıştır. Muhteva analizinde ortaya çıkan kavramlardan hareketle, milli kimlik perspektifinde öne çıkan kavram ve konular temelde üç ana başlık altında değerlendirilmiştir: Milli Kimliğin Toplumsal Tabanı, Milli Kimliğin Mimarı ve İnşaa Araçları, Milli Kimliğin Asli Unsuru: Milli Dil. Bu doğrultuda yazılan makalelerden örnek pasajlar verilerek ilgili konuya yönelik derginin yaklaşımı genel bir çerçevede değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, daha uzun bir dönemi kapsayan bir araştırma ile genişletilmesi gerektiği düşünülen şu temel bulgu elde edilmiştir: Türk Kültürü dergisi yazılarında milliyetçiliğin hâkim olduğu bir kimlik imgesi görülmektedir. Dil, tarih ve kültür bağlarından oluşan milliyetçilik, derginin kimlik algısının en dikkat çeken yanıdır. Yazılar genel olarak dil, kültür ve bu ikisiyle ilişkili bir tarihi arka planı konu almaktadır. Anahtar Sözcükler: TKAE, Türk Kültürü Dergisi, Milli Kimlik, Sosyal Ağ ve Muhteva Analizi, Kaynakça Info, Milli Dil, Basın

AnalizAtıf dizinleriMilli kimlik+7
Ahmet Feyzi Gül
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı bürokrasi geleneğinde "Kazâyâ" usulü- II. Bâyezid dönemine ait Kaziyye Defterleri

Bu tezde Osmanlı Devleti'nin bürokrasi geleneklerinin henüz gelişim safhasında olduğu bir dönemde "kazâyâ" usulünün mahiyeti incelenmiştir. İlk kez bir araştırmaya konu olan bu mesele ele alınırken doğrudan birinci elden kaynaklara referans verilmiştir. Bu amaçla yüksek mahkeme niteliği de taşıyan Divân-ı Hümâyûn'a sunulmak üzere bir nevî rapor şeklinde tutulan kazıyye defterleri çalışmanın ana kaynağını oluşturmuştur. Bugüne ulaşan en erken tarihli örnekleri II. Bâyezid (1481-1512) dönemine kadar inen bu defterlerin ışığında, bir taraftan merkezî bürokrasinin taşradaki temsilcileri olan kadıların müfettiş vasfıyla taşra ile merkez irtibatının sağlanmasında oynadığı kilit rolün önemi ortaya konulurken; diğer taraftan da devlet mekanizmasının hukukî, idarî, sosyal ve ekonomik olaylara yaklaşım biçimi değerlendirilmiştir. Merkez tarafından görevlendirilen müfettiş kadıların kendi meslektaşlarını ve ehl-i örf sınıfına mensup görevlileri teftişini içeren kayıtların tahlili çalışmanın bel kemiğini oluşturmuştur. Bu kayıtlar incelenirken gerek kadıların gerekse diğer resmî görevlilerin teftişe konu olan yolsuzluklarına ve suistimallerine de dikkat çekilmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin merkezden uzak mahallerdeki her türlü problemden haberdar olmak için şikâyet mekanizmasını etkin bir şekilde kullandığı, ardından teftiş mekanizmasını harekete geçirerek şikâyet içerikli bilgilerin öncelikle doğruluğunu araştırdığı ve nihayetinde meselelerin çözümüne yönelik girişimlerde bulunduğu saptanmış ve bu konuda devlet mekanizması içerisindeki idarî işleyişin sistematiği anlaşılmaya çalışılmıştır.

Bayezid IIBürokrasiDefterler+5
Fatma Erdim
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî ışığında İbrahim Gülşenî'ye bağlı bir Akkoyunlu kazaskeri: Kadı İsa Savecî

Bu çalışma Sultan Yakub dönemi (1478-1490) Akkoyunlu Sarayı'nda kazasker olarak görev yapan Kadı İsa Savecî'nin ( ö. 1491) bir portresini ortaya koymayı hedeflemiştir. Bu, Kadı İsa hakkında oldukça sınırlı bilgiler içeren dönemin kronikleri ve tezkireleri ile Menâkıb-ı İbrâhim-i Gülşenî'nin karşılaştırmalı olarak okunması ile mümkün hale gelmiştir. İbrahim Gülşenî Uzun Hasan döneminde geldiği Tebriz'de onun itimadını kazanarak Akkoyunlu Sarayı'nda himaye görmeye başlamış, artan itibarı sonucunda bir takım resmî görevler üstlenmiş ve Halvetî şeyhi Dede Ömer Ruşenî ile tanıştıktan sonra onun müridi ve gözde halifesi olmuştur. Kadı İsa ise Akkoyunlu Sarayı ile ilişkileri güçlü olan Savecî ailesine mensup ilim ehli bir şahsiyet olarak Sultan Yakub'un şehzadeliği döneminde onun hocası olmuş, Yakub'un tahta geçmesi ile birlikte ömrünün sonuna kadar devam ettireceği kazaskerlik görevini üstlenmiş, saraydaki konumu ve saygınlığı gün geçtikçe artmıştır. Kadı İsa'nın Gülşenî'ye olan bağlılığı kazasker olmasında Gülşenî'nin etkisini öğrendiği zaman başlamıştır. Gülşenî'nin Kadı İsa ile ilişkisinin temelinde ise mürşidi Ruşenî'nin Kadı İsa'yı kendisine emanet etmesi yatmaktadır. Ruşenî saray ve çevresinde etkili olan Ehl-i sünnet karşıtı fikirlerden oldukça rahatsızdır ve Sultan Yakub ve devlet erkanının Ehl-i sünnet çizgisinde tutulmasını istemektedir. Bunun için öncelikle Kadı İsa'nın Halvetîyye tarikatına mensubiyeti sağlanmalıdır. Menâkıb'a göre Gülşenî'nin Akkoyunlu Sarayı'ndaki misyonunun Ruşenî'nin ona yüklediği Kadı İsa'yı tarikat içinde tutarak Ehl-i sünnet inancı üzere bulunmasını sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Yine Menâkıb'da nakledilen hikayelerden Şiî-Safevî siyasî oluşumunun güç kazandığı bu dönemde Ehl-i sünnet çizgisi dışındaki fikirlerin karşı kampa itilme sürecinin belirgin hale geldiği, Ruşenî ve dolayısıyla Gülşenî'nin bu sürece katkı sağladıkları sonucunu çıkarmak mümkündür. Diğer taraftan dönemin kaynaklarının aksine Menâkıb'daki bilgiler Kadı İsa'nın Akkoyunlu Sarayı'ndaki diğer güç odakları ile rekabet halinde bulunduğunu, Sultan Yakub döneminin son yıllarında elde ettiği yetki gücüne kazaskerlik süresi boyunca sahip olmadığını göstermektedir. Kadı İsa Sultan Yakub'un son yıllarında elde ettiği mutlak yetkiyi kullanarak Akkoyunlu Devleti'nin toprak düzeni ile ilgili bir reform girişiminde bulunmuştur. İçlerinde Gülşenî'nin de bulunduğu saray içi ve dışından muhalif seslerlerin yükselmesine sebep olan bu girişim Kadı İsa'nın sonunu getirmiştir. Kadı İsa Sultan Yakub'un ölümünden bir ay sonra Ocak 1491'de saraydaki en güçlü rakibi Sufî Halil tarafından asılarak idam edilmiştir.

AkkoyunlularKadıKadı İsa Saveci+6
Sibel Çavuşoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Abdüllatîf Karamani'nin Adâb-ı Menâzil'ine göre menzil kavramının değerlendirilmesi

16. yüzyılda Abdüllatîf Karamânî'nin aile ve ev hayatına dair fikirleri bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Bir âdâb kitabının sohbet ortamında yazılmış olması daha önce yazılan ahlâk kitaplarına nazaran Karamânî'nin Âdâb-ı Menâzil'ini farklı kılmaktadır. İbn Miskeveyh, Tûsi, Gülşenî, Kınalızâde, Îcî ve Amâsî gibi ahlâk kitabı yazarları menzil konusunu eserlerinin içerisinde bir bölüm olarak ele almışlardır. Karamânî ise bütün bir eseri bu konuyu merkeze alarak yazmıştır. Bu çalışmada Karamanî'nin menzil konusundaki görüşleri değerlendirilip bir menzil tanımı oluşturulmaya çalışıldı. Bir aile içerisinde kadına düşen görevler ve erkeğin ailenin merkezinde yer alması gibi hususlar dikkate alındığında Karamânî'nin menzil hayatını paylaşan bireylerin birbirlerine karşı olan davranış biçimlerini ele aldığı gözlemlenmiştir. Menzil kavramına Karamanî'nin ışık tutması kendi içinde yaşadığı toplumun sosyal ve kültürel özelliklerini betimleyerek anlatmayı tercih etmesinden, menzil hayatını paylaşan bireyleri günlük hayatın içinde göstermesinden ileri gelir. Kadınların bir medrese ortamında ya da okulda eğitim görmediği bilinmektedir. 1570'li yıllar göz önüne alındığında kadınların işlerine yarayacak, bilmeleri gereken şeyleri bir sohbet halkasındaki bir kadından yani Karamanî'nin eşinden öğrendiklerini görüyoruz. Bir âlimin kızı olduğu için Karamanî'nin eşi evine gelen kadınlara tefsir ve hadis ilimlerini de öğretebilmektedir. Sâliha kadın tipolojisi kadınlar içerisinde en mükemmel olan halka olarak görülmüştür. Kadınların ticaret hayatına aktif olarak katıldıkları dokumacılıkla ve iplik eğirmekle uğraştıkları bilinmektedir. Toplumsal yapı itibariyle menzil hayatına kadınların bu uğraşlarının getirisinin ne olduğu anlamlandırılmaya çalışılmıştır.

16. yüzyılAbdüllatif KaramaniAdab-ı Menazil+6
Tuba Tatar
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Arap gazeteci Selim Faris'in hayatı (1826-1908), faaliyetleri ve sosyal çevresi

Bu tezin konusu, II. Abdülhamid döneminde İstanbul, Kahire ve Avrupa'da faaliyet gösteren Arap gazeteci Selim Faris'tir (1826-1908). Faris'in gazeteleri, faaliyetleri ve sosyal çevresi onun on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında aktif olan çok kimlikli bir aydın olduğunu göstermektedir. İlk olarak 1870'lerde İstanbul'da, babası Ahmet Faris'in gazetesi el-Cevâib'in yöneticiliğini üstlenmiştir. Gazetesinin kapatılmasından sonra gittiği Kahire'de (1885-87) ise muhalifliği daha çok ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha sonra Londra'da Sultan Abdülhamid karşıtı muhalefete devam etmiştir. Hürriyet (1894-97) gazetesi Londra'daki muhalif yayınların öncüsü olmuştur. Faris ve çevresindekiler Avrupa'da örgütlenmeye başlayan ilk dönem muhalif yapılanmalardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma Selim Faris'in entelektüel çevresi ve ilişkiler ağını da göz önüne alarak onu bütünüyle anlatmayı amaçlamıştır. Birçok çalışma Faris'in meşrutiyeti savunan ve II. Abdülhamid yönetimini eleştiren muhalif tarafının 1890'da Londra'da iken ortaya çıkmış olduğu üzerinde dursa da bu tez, onun Londra'dan evvel de Osmanlı hükümetine muhalif bazı yayın faaliyetleri ve çevrelerle ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir.

Abdülhamid IIEl-CevaibFaris, Selim+5
Emine Şahin
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar krizi ışığında Şark meselesinin İngiliz kamuoyuna yansıması

Bu tezin ana konusu, İngiliz kamuoyunun Şark Meselesi'nde oynadığı rolün ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda 1853-1856 Kırım Savaşı ve 1876 Bulgar Krizi hadiseleri incelemeye tabi tutulmuştur. 19. yüzyılın ilk yarısında sanayileşme ve yoğun şehirleşmeyle ortaya çıkan yeni toplumsal sınıfların siyasi tartışmalarda yer almaya başlaması neticesinde modern kamusal alanın oluşumuyla birlikte kamuoyu müessesesinin siyasette kayıtsız kalınamayan bir güç haline gelmesiyle İngiltere'nin özellikle Şark Meselesi karşısındaki tutumu kamuoyunun görüşlerine göre belirlenmeye başlamıştır. Bu nedenle Şark Meselesi aslında İngiltere'nin bir iç siyaset meselesi haline gelmiştir. Bu yeni süreçte İngiliz siyasetçileri de kamuoyunun yükselişi karşısında kamuoyunu dikkate almak zorunda kalmışlardır. İşbu tezde, Şark Meselesi'nin 1853-1856 Kırım ve 1876 Bulgar krizleri ışığında İngiliz kamuoyunun yapısının ne olduğu, İngiliz kamuoyunda neden 1853'teki Rus, 1876'daki Türk algısının olumsuz olduğu ve her iki hadise sırasında İngiliz hükümetlerinin niçin kamuoyu baskısına boyun eğdikleri sorularının cevapları aranmıştır.

19. yüzyılBulgar ayaklanmalarıBulgaristan+7
Oğuz Satır
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kanuni Sultan Süleyman'ın Veziri Mustafa Paşa hayatı ve Mısır Beylerbeyliği

16. yüzyılda Doğu- Batı ekseninde şekillenen Osmanlı politikalarında aktif rol alarak Doğu'yu ve Batı'yı kendi siyasi karakteri üzerinde birleştiren ikinci vezir Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği sürecinde yapmış olduğu faaliyetler bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Hayır Bey'in vefatı ile merkezden tayin edilen ilk beylerbeyi olması Osmanlı yönetimi açısından Mısır için bir "geçiş süreci" idi. 16. yüzyıl Osmanlı siyasi gerçekliği içinde Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi, Rodos Serdarı, ikinci vezir ve Mısır Beylerbeyi olarak boy göstermiş olan Mustafa Paşa'ya dair Osmanlı kaynaklarının bir çoğu dilsizdir. Nitekim döneminin çağdaş kronik yazarlarının eserleri incelendiğinde özellikle Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair yüzeysel ve birbirini tekrar eden bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Bu kaynakların çoğunun onun beylerbeyliği süresi ve Mısır'da gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlere yönelik eksik veya yanlış bilgiler vermesi, literatürde Mustafa Paşa'ya dair var olan çalışmaların da sıhhatinin sorgulanmasına sebep olur. Mevcut kaynaklar arasında ünlü Memlük Tarihçisi İbn İyas'ın "Bedâyi'ü'z-zühûr fî- Vekâyi'i'd-duhûr" adlı eserinin, son cildinin son bölümünde Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'nin ilk iki ayına dair detayların varlığı dönemin karanlık yüzüne ışık tutar niteliktedir. Kendi dönemindeki tüm kaynaklar incelendiğinde Mustafa Paşa'nın Mısır'daki 9 aydan 1 gün eksik beylerbeyliği sürecinde askeri, siyasi ve hukuki faaliyetlerine dair gün gün detay veren eser, Dimyat Kadısı Abdussamed b. Seyyid Ali b.Davut Diyarbekrî'nin Mısır tarihi üzerine hazırlamış olduğu "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" adlı eseridir. Daha önce bu konuya dair yapılmış çalışmalarda kullanılmayan "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" isimli eserin "Nevâdirü't-Tevârih" başlıklı İstanbul nüshası baz alınarak literatürde var olan mevcut bilgiler ile çarpmaz okuma eşliğinde hazırlan bu tez, Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair birtakım kanaatlere yeni açılımlar getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Mustafa Paşa, Mısır, Mısır Beylerbeyi, Vezir, Diyarbekrî, Nevâdirü't-Tevârih, İbn İyas, Bedâyi'ü'z-zühûr fî-Vekâyi'i'd-duhûr

16. yüzyılBiyografiKanuni Sultan Süleyman+6
Büşra Gür
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Molla Arab (Ö. 901 / 1496) ve fetva mecmuasının incelenmesi

Bu çalışmada Molla Arab (ö. 901/1496)'ın şeyhülislamlık döneminde verdiği fetvaların derlenmesiyle ortaya çıkan fetva mecmuası tarihi bir metin olarak ele alınıp incelenmiştir. Bu mecmua şu ana kadar tespit edilen Osmanlı şeyhülislam fetva mecmuaları içerisinde en erken tarihli mecmua olma özelliğine sahiptir. Fetvanın unsurları, dili vb. biçimsel özellikleriyle XVI. yüzyıldan itibaren derlenen mecmualardan ayrılan bu mecmua Osmanlı fetva bürokrasisinin sistemli hale gelmeden önceki dönemini göstermektedir. Bu özelliğinden dolayı Molla Arab mecmuası fetva mecmuaları esas alındığında geçiş dönemi eseri olarak da nitelendirilebilir. Mecmuanın Osmanlıca-Arapça şeklinde iki dilli olması, fetvaların formu, cevapların uzunluğu ve konu başlıklarının sistemli bir şekilde verilmemesi geçiş döneminin izlerini yansıtan örneklerdir. Birincil kaynak üzerinden yapılan bu çalışmada mecmuanın Süleymaniye nüshası esas alınarak tamamı incelenmiştir. Molla Arab'ın hayatı, mecmuanın biçimsel özellikleri, fetvaların içeriği ve mecmuanın şahsiyeti bu çalışmanın ana bölümleridir. Mecmuanın şahsiyetini ortaya koyarken fetvalardaki tarihi figürler, mekan kullanımı, sosyal olaylar, ailevî mes'eleler ve iktisadî ilişkiler dikkate alınmıştır. Bu başlıklar altında verilen fetvaların mes'eleleri ve içerisindeki kavramlar yorumlanarak okuyucuya sunulmuştur. Bu çalışma neticesinde Osmanlı fetvası ve Osmanlı şeyhülislam mecmualarının XV. yüzyıldaki örneğini görmek mümkün olmuştur.

15. yüzyılFetva mecmuasıFetvalar+3
Gülsüm Gülsev Şanver
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyhülislam Saʻdi Çelebi'nin (Ö. 1539) yapışdırma Fetva mecmualarının değerlendirilmesi

Bu tezde Kanunî Sultan Süleyman devrinde 1534-1539 yılları arasında şeyhülislamlık yapmış olan Saʻdi (Sadullah) Çelebi'nin (ö. 1539) verdiği imzalı fetvalarının toplandığı iki mecmua incelenmiştir. Bu mecmular orijinal fetvalardan oluşan yapışdırma türündedir. Diğer yapışdırma fetva mecmualarında birden fazla şeyhülislamın fetvaları toplanmışken bu iki mecmuada sadece Saʻdi Çelebi'nin fetvaları yer almaktadır. Fetva mecmuaları iki yönüyle incelenmiştir. İlk olarak Saʻdi Çelebi'nin orijinal fetvalarının unsurları fetva diplomatikası açısından tahlil edilmiştir. Bunun sonucunda 16. yüzyılın ilk yarısında fetva makamında uzmanlaşmış görevlilerin bulunduğuna ve fetva bürokrasisinin yoğun olduğuna dikkat çekilmiştir. Ardından yapışdırma fetva mecmualarının nasıl ve neden düzenlendiği ile kimler tarafından okunduğu soruları etrafında 16. yüzyılda icra ettikleri fonksiyon anlaşılmaya çalışılmıştır. Mecmuadaki fetvaların aslî unsurlarının yanı sıra üzerlerinde yer alan okuyucu notlarından yola çıkılarak mecmualarının düzenlenme amacının, uygulamaya dönük bir niyetle kazâ veya iftâ görevlilerinin yararlandıkları bir kaynak oluşturmak olabileceğine dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şeyhülislam Saʻdi Çelebi, Fetva, Fetva mecmuaları, Yapışdırma fetva mecmuaları, Fetva bürokrasisi, Fetva diplomatikası, Osmanlı hukuku, Osmanlı Elyazmaları, 16. yüzyıl.

16. yüzyılFetva mecmuasıFetvalar+5
Esra Bembeyaz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem Osmanlı tarihi'nde ilim ve tasnif anlayışı: Abdurrahman Bistâmî'nin el-Fevâʾihü'l-Miskiyye fî'l-Fevâtihi'l-Mekkiyye adlı eseri ve etkileri

Bu tez, erken Osmanlı tarihindeki ilim ve tasnif anlayışlarını II. Murad dönemini ve Abdurrahman Bistâmî'yi merkeze alarak incelemektedir. Nazarî/Amelî ve Zâhir/Bâtın olmak üzere iki ana başlık altında tespit edilen bu anlayışlar İslam düşüncesinin devamı niteliğinde olup mezkûr dönemde de varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu iki anlayış Abdurrahman Bistâmî'nin tasnifinde birleştirilmiş ve böylece siyasi olarak bütünlük arz etmeyen İslam dünyasında ilmî düşünce için bir zemin oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu zemin aynı zamanda özellikle XV. yüzyılda yaygınlaşan ve Bistâmî'de de gördüğümüz gizli ilimler marifetiyle geleceğe yönelik çıkarımlar yapmaya da olanak sunmaktadır. Kendi dönemindeki konumunun yanında Bistâmî'nin eserlerinin XVI. yüzyılda da dolaşımda olması ve hassaten Taşköprîzâde Ahmed Efendi ile olan irtibatının tespiti Osmanlı ilmî düşüncesindeki Bistâmî'nin yerini göstermesi açısından oldukça önemlidir.

15. yüzyıl16. yüzyılAbdurrahman Bistami+6
Faruk Akyıldız
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1826 Akkirman Antlaşması (sebepleri-müzakereleri-tahlili-tatbiki)

Bu tezin konusu, 7 Ekim 1826'da Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Akkirman Antlaşması'nın meydana gelişindeki sebepler, müzakere faaliyetlerinin yürütülüşü ve bunun sonucunda imzalanan antlaşma metninin tahlili ve tatbikidir. Bu doğrultuda, Osmanlı Devleti'nin 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl başlarındaki zafiyet hali değerlendirme konusu olacak ve zaman aralığı olarak 1792 Yaş Antlaşması'ndan 1829 Edirne Antlaşması ile biten süreç ele alınacaktır. 5 Nisan 1826'da Çar Nikola tarafından gönderilen ültimatomla Rusya, 1812 Bükreş Antlaşması maddelerinin yerine getirilmediğini, bu maddelerin görüşülmesi amacıyla sınıra murahhaslar gönderilmesini talep etti. İç ve dış sorunlarının yoğunluğu sebebiyle, Rusya'nın bu taleplerini kabul etme dışında başka seçeneği kalmayan Osmanlı Devleti, Akkirman'a murahhas olarak Hadi Efendi ve İbrahim İffet Efendi'yi gönderdi. Akkirman'da Rus murahhaslar Vorontsov ve Ribeaupierre ile iki ay boyunca devam eden müzakerelerin sonunda şartları Bükreş Antlaşması'ndan daha ağır yeni bir antlaşma imzalandı. Bizzat II. Mahmud'un Akkirman Antlaşması'nın zaman kazanmak amacıyla yapıldığını belirtmesi, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın sebeplerinden biri sayıldı. 6 Temmuz 1827 Londra Protokolü ve 20 Ekim 1827 Navarin Faciası neticesinde Osmanlı tarafından fesih olunan ve tam olarak uygulanamayan Akkirman Antlaşması'nın tamamen uygulanması 1829 Edirne Antlaşması ile oldu. Nitekim Edirne Antlaşması'nın ana maddeleri doğrudan Akkirman'a atıfla düzenlenmekteydi. Burada özet olarak sunulan olaylar tamamen arşiv belgeleri, çoğunlukla da Hatt-ı Hümâyûn tasnifi kullanılarak açıklanmıştır. Kullanılan bu arşiv belgelerinin yanında konuya ilişkin çalışmalardan da yararlanılarak, eksikler itmam ve yanlış bilgilerin de tashih edilmesi cihetine gidilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akkirman Antlaşması, Çar I. Nikola, II. Mahmut, Bükreş Antlaşması, Hadi Efendi, İbrahim İffet Efendi, Mihail Semenovich Vorontsov, Alexander de Ribeaupierre, Navarin Faciası

Akkirman AntlaşmasıAntlaşmalarOsmanlı Devleti+4
Abdurrahman Akdağ
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir aile işletmesi olarak Gelibolu Peksimethanesi Bulgaroğulları ailesi (1710-1861)

18. yüzyılın ilk yarısı Osmanlı coğrafyasında iktisadi refahın yaşandığı bir dönem olmuştur. Bulgaroğulları da Gelibolu'da böyle bir zaman diliminde 1710 yılına ilk izlerine rastlanılan bir Rum ailesidir. Diğer gayrı müslim esnaf gibi devlet donanması için peksimet üretimi yaparken zamanla diğer esnaftan ayrılarak belli bir itibar kazanmış ve Gelibolu peksimethanesini kendi tekellerine almışlardır. 19. yüzyıla gelindiğinde ise ailenin elinde yüksek miktarda bir sermaye birikiminin olduğu görülmektedir. En azından 1861 yılında işi kaybedişlerine kadar ellerindeki kapital hacmini genişlettikleri anlaşılan aile bu yıldan sonra farklı alanlara yatırım yapmıştır. Bu tez kapsamında iktisat tarihi ve mikro tarihin kesiştiği bir alanda, Bulgaroğulları örneğinden hareketle Osmanlılarda sermaye birikimi meselesi ele alınmıştır. Sermaye-devlet ilişkisinin karakterine dair bazı çıkarımlar yapılmış ve nihayetinde bunun niteliğini tanımlamak için ileri sürülen "Osmanlı tipi sermaye birimi" kavramı desteklenmiştir. Ailenin üretimleri incelenirken kaynakların el verdiği ölçüde bir aile tarihi çalışması da yapılmıştır. Bunun haricinde Osmanlılardaki peksimetçilik mesleğine dair bazı çıkarımlarda bulunulmuştur.

18. yüzyılAile araştırmalarıAile işletmeleri+7
Hasan Saybir
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara vilâyetine yapılan sürgünler (1895-1912)

Bu tez, Ankara Vilâyeti'ne 1895-1912 yılları arasında sürgün edilmiş olan bireyleri ve Dürzi topluluğunu incelemektedir. Sürgünlerin Ankara'ya geldikleri tarihten itibaren şehirle nasıl bir etkileşim içindeki oldukları ve kentin sorumlu memurlarının sürgün sürecini nasıl idare ettikleri sorgulanmaktadır. Osmanlı şehirleri üzerine yapılan monografik çalışmalar son zamanlarda artmasına rağmen, insanları veya grupları merkeze alarak şehri irdeleyen araştırmaların sayısı son derecede sınırlı kalmıştır. Özellikle XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başına odaklanmış incelemelerde bu durum iyice belirgindir. Bundan dolayı Osmanlı vilâyetlerindeki sürgünleri şehir üzerinden anlamak amacıyla, Ankara'ya sürülme vakaları üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde, Ankara nasıl bir mekândı sorusunu yanıtlamak için, vilâyetin fiziki ve beşerî özellikleri açıklanmıştır. İkinci bölümde, sürgün cezasının tanımı, kanun metinlerinde ve hatıratlarda nasıl yer aldığından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde, Ankara'daki bireysel sürgün vakalarından olan Kudüslü Hüseyni ailesinden eski müftü Mehmed Hanefi, Ahmed Arif ve Abdülhay, imam Mehmed Vehbi, muhalif gazeteciler İsmail Faik ile Hamid Subhi ve talebe Naciye örnekleri irdelenmiştir. Dördüncü bölümün ilk kısmında, Suriye'deki Havran İsyanı'nın zanlıları olmalarından dolayı 1896-1900 aralığında Ankara'da ikamet etmiş Dürziler incelenmiş ve ikinci kısımda ise, 1910 yılında Havran'daki Dürzi ayaklanmasına sebebiyet verdikleri için, 1911-1913 zaman aralığında Ankara'da sürgünde bulunmuş kişiler tetkik edilmiştir.

AnkaraDürzilerGazeteciler+5
Mert Daban
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı maliye teşkilatında Mîrî Kâtibi Mahkemesi

Bu tezde Osmanlı Devleti'nin iktisadi yenileşme döneminde yaşanan değişmelere bağlı olarak ortaya çıkan mîrî kitâbeti ve mahkemesi incelenmiştir. İlk kez detaylı bir araştırmaya konu olan bu kurum ele alınırken mahkemeye havale edilen konuları yansıtan dava kayıtlarından yararlanılarak örneklem oluşturma yoluna gidilmiş, borç ve denetim meseleleri çerçevesinde bu kayıtlar incelenmiştir. Teşkilat yapılanması açısından Rumeli kazaskerine bağlı olarak görev yapan mîrî kâtibi, görevlendirilmesi durumunda mali işlemleri hukukî açıdan inceler, devleti ilgilendiren mali problemlerde uygun kararın alınmasına çalışırdı. Mîrî kâtibi mahkemesine havale edilen konuların ekseriyetle devletin borç tahsildarı durumunda olan başbâki kulu işlemleriyle alakalı olduğu göze çarpmaktadır. Nitekim mahkeme mekânı olarak kullanılan yer istinalar dışarıda tutulursa başbâki kulunun Topkapı Sarayı'nda yer alan odasıdır. Mîrî kâtibi mahkemesine yansıyan meseleler genellikle muhallefât, iltizâm, mâlikane sistemi gibi dönemin iktisadi ögeleriyle ilişkilidir. Mîrî kâtibi mahkemesi aynı zamanda şikâyet hakkının kullanımıyla yakından alakalıdır. İddia sahibi eğer devlet değil ise kişiler arzuhal yoluyla mali işlemlere dair taleplerini, şikâyetlerini ifade ederler, gerekli görüldüğü takdirde konu başbâki kulu ve mîrî kâtibine havale edilirdi. Bu şekilde toplumun her kademesinden kişiler, hukukî olarak devletten veya özel şahıslardan taleplerini dile getirebilirlerdi. Bahsedilen usulle bir mali denetim ögesi olan başbâki kulunun hukukî üst denetimi sağlanabilmişti. Anahtar Kelimeler: Mîrî kâtibi, başbâki kulu, merkez maliyesi, mahkeme, borç, şikâyet hakkı

EkonomiEkonomi tarihiMahkemeler+6
Deniz Vatansever
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Abdürrezzak Bâhir Paşa'nın hayatı ve siyasi faaliyetleri (1730?-1781)

Bu tez, XVIII. yüzyılın sonlarında ilki 1772-1774, ikincisi 1779'da olmak üzere iki kez Reisülküttaplık yapmış olan Abdürrezzak Bâhir Efendi/Paşa'nın (1730?-1781) siyasî kariyeri üzerine bina edilmiştir. Dönemindeki olaylara müdahil olmuş önemli bir şahsiyet olmasına karşın birincil kaynaklar ve arşiv vesikalarında kaybolmuş olan Bâhir Paşa'nın üzerindeki gölgeyi kaldırma teşebbüsü olan bu çalışma, aynı zamanda XVIII. yüzyılı sona erdiren çalkantılı yılları, bu döneme bizzat şahitlik etmiş bir tarihsel şahsiyetin merceğinden okuma girişimidir. Muhtemelen 1730 yılında kalemiye sınıfına mensup bir bürokratın oğlu olarak İstanbul'da dünyaya gelen Abdürrezzak, babasının kariyer yolunu takip ederek kalemiye sınıfına dahil olacak ve yine babası gibi iki kez reisülküttaplık görevine yükselecektir. Yarım asırlık hayatının önemli bir kısmında (1739-1768) savaşı tecrübe etmemiş olduğu için 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hayatının bir dönüm noktasını teşkil edecektir. Savaşla tanışacak, cepheye giderek savaş alanında farklı zamanlarda düşman ile hem savaşacak hem de müzakere masasına oturacaktır. Padişahın huzurunda padişahın kararını sorgulayacak kadar pervasız, ancak padişaha yakın isimlerden çekinen ve bazen korkan, cephede müzakere masasında ve savaş sonrası İstanbul'unda üçlü ittifak teşebbüsü ile padişahtan habersiz iş çevirecek kadar aktif bir şahsiyet portresi çizecektir. Bâhir Paşa, bir yönüyle tipik diğer yönüyle ise alışılagelmişin dışındaki kariyeri ile Osmanlı diplomasisinde yaşanan dönüşümü de simgeleyen bir isim olarak karşımıza çıkacaktır.

18. yüzyılAbdürrezzak BahirBiyografi+3
Abdullah Burak Çelikten
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sultan Abdülmecid'in kızı Behice Sultan'ın hayatı (1848-1876)

Bu çalışmada 19. yüzyılın ortalarında kısa bir süre yaşamış Sultan Abdülmecid'in kızı Behice Sultan'ın biyografisi dönemiyle irtibatlı bir şekilde ele alınmıştır. Bu bağlamda dönemin saray teşrifatı, gelenekleri, Osmanlı modernleşmesinin ve ekonomik krizin elit kesimin hayatına etkileri, saraylıların sosyo-kültürel yaşantıları, moda, tüketim alışkanlıkları ve borçları gibi konular Behice Sultan'ın hayat hikayesi üzerinden işlenmiştir. Bunlar arasında önemli bir tarihsel olay sayılabilecek olan Sultan Abdülmecid dönemi saraylıların aşırı harcamaları ve hazineyi tehlikeye atacak boyuta varan borçları meselesi üzerinde ayrıca durulmuştur. O yıllarda çocuk yaşta olan Behice Sultan'ın söz konusu olaylara dahil olup olmadığı ve bundan sonra nasıl bir tüketim alışkanlığına sahip olduğu incelenmiştir. Neticede hem bu olay özelinde hem de hayatının genelinde sultanın zamanının genel haline uyum sağlayıp sağlamadığı ortaya konulmuştur.

19. yüzyılBehice SultanBiyografi+3
Havva Kılıç Çelikten
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

18. yüzyılda İstanbul Unkapanı tüccarları

İstanbul'un iaşesi birçok açıdan ele alınmıştır. Ancak, iaşe işinin ticari tarafı çok işlenmemiştir. Bu tez İstanbul'a getirmek amacıyla hububat ticareti yapan grupların en önemlisi olan Unkapanı tüccarlarını konu edinip Unkapanı tüccarlarının bir nevi tüccar loncası olduğunu iddia etmektedir. Bu iddia üç ayrı bölümde ele alınmıştır. Avrupa İktisat Tarihi'ndeki tüccar loncalarının hepsinin siyasî yapılardan piyasadaki pozisyonlarını kuvvetlendirmek için tekelciliğe varan imtiyaz taleplerinden hareketle tezin ilk bölüm Unkapanı tüccarlarının faaliyet gösterdikleri hububat piyasasında devletten imtiyaz elde edip etmediğini inceliyor. Tüccarların imtiyazları, kullandıkları ticaret güzergâhları, ticaret üzerinden ödedikleri vergiler ve fiyat belirleme hususları açısından ele alınıyor. İkinci bölüm ise Unkapanı tüccarlarının iç yapısını, hiyerarşilerini irdeliyor. Reisler kethüdasının Unkapanı tüccarlarının başı, gemiciler yiğitbaşısının ise onun yardımcısı olduğunu ileri sürülüyor. Lonca üyeliği konusunun ise Osmanlı esnaf loncalarında olduğu gibi Unkapanı tüccarları için de belli bir esnekliğe sahip olduğu ifade ediliyor. Üçüncü ve son bölüm ise Unkapanı tüccarlarının imtiyaz sahibi bir tüccar örgütü olarak hububat ticaretinde kullandıkları araçları, nakliye işlerini ve toplu yatırımlarını işliyor. Bu ticaretin kârlılığı ve tüccarların kullandıkları iş ortaklıkları kapan tezkiresi belgeleri ışığında ele alınıyor. Tez, bu iddialarla Tanzimat dönemi öncesi Osmanlı iç ticareti ve Osmanlı tüccar örgütlerine konularına katkı yapmayı amaçlıyor.

18. yüzyılBuğdayEkonomi+7
Benan Kazdağlı
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bedâyiü's-Sukûk: Bir Osmanlı kadısının hukuk pratiği

Bu tezde Mehmed Sâdık b. Mustafa Şânîzâde'nin (ö. 1791) Bedâyiü's-Sukûk adlı sakk mecmuası tarihî bir metin olarak incelenmiştir. 18. yüzyılda kaleme alınan mecmuanın mukaddimesinde, nadir olan davalara da yer verildiğinin belirtilmesi bu mecmuayı diğer sakk mecmualarından ayırmaktadır. Şânîzâde'nin olağan davaların dışında, benzerine çok da rastlanamayacak davalara yer vermesi, kadılara yol gösterme konusundaki gayretinin bir sonucudur. Hem içerik hem de şekil bakımında oldukça özenli derlenmiş bu mecmuada ilâmlar çoğunlukta olmak üzere, hüccet ve vakfiye örnekleri ile elkâb suretleri, davet tezkireleri ve vakfiye imza suretlerine yer verildiği görülmektedir. Mecmuanın Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Beyazıt nr. 2675'te bulunan yazma nüshası üzerinde yapılan bu çalışmada tamamı incelenmiştir. Mecmuada bulunan nadir davalar, devlet adamlarıyla ilgili davalar ile elkâb suretleri, davet tezkireleri ve vakfiye imza suretleri bu çalışmanın ana bölümleridir. Her bir kayıt kadı için neden önemli olabileceği sorusu üzerine değerlendirilerek, Osmanlı kadısının çalışma şekli hakkında çıkarımlarda bulunulmuştur. Yapılan bu çalışma sonucunda sakk mecmualarının kadı için meslekî bir kılavuz olmasının yanı sıra, içinde bulunan dava konularının çeşitliliği dolayısıyla pek çok alanda tarihi tamamlayıcı bir kaynak niteliğinde olduğu ve tarih çalışmalarında önem arz eden birincil kaynaklar olduğu görülmüştür.

18. yüzyılBedayiü's-SukukKadı+7
Zekiye Melike Adıbelli
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tanzimat'ın Bursa'da uygulanması (1839-1863)

Bu tezin temel amacı Tanzimat'ın ilanından 1863 yılına kadar Osmanlı merkezinin taşrada gerçekleştirdiği uygulamalar Bursa örneği üzerinden incelemektir. Tezin ilk bölümünde 1839-1850 yılları arasında taşrada ekonomik reformun nasıl yürütüldüğü; ikinci bölümünde 1857-1859 yılarında Bursa'da gerçekleştirilecek olan emlak sayımın nasıl yapıldığı; son bölümünde ise Tanzimat'ın altyapı yarımlarından olan Gemlik-Bursa yolunun nasıl meydana getirildiği ortaya çıkarıldı. Yapılacak incelemelerde merkez ve taşra ayrı ancak birbiriyle bağımlı birer mevcudiyet olarak düşünüldü. Tez boyunca reformların merkezde nasıl planlandığı ve taşrada zaman içinde nasıl şekillendirildiği ayrıntılarıyla ortaya konuldu ve reformların Osmanlı taşrasının dünya kapitalist ekonomisiyle nasıl bütünleştirdiğini tartışıldı.

Alt yapıBursaOsmanlı Devleti+7
Sinan Kaya
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Mehmed Esad Safvet Paşa'nın hayatı ve faaliyetleri (1815-1883)

1815-1883 yılları arasında yaşamış olan Mehmed Esad Safvet Paşa'nın biyografisi ihmal edilen araştırma konularından biridir. Tanzimat döneminde kritik görevler üstlenen Paşa'nın hayatı ve faaliyetlerini bir bütün halinde inceleyen çok az yazı kaleme alınmıştır. Bu tez bu bakımdan Safvet Paşa'nın kendisine ve ailesine ait olan evrak-ı metrukesinin izini sürerek yerli ve yabancı kaynaklarla mukayeseli bir biçimde söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Tez, analitik bir yöntemle Safvet Paşa'nın yaşamını ve kamu görevlerini tarihsel bağlamda inşa etmekte ve bu konu hakkında yapılan tartışmalara dâhil olarak Paşa'nın içerisinde yaşadığı muhiti kendisini ilgilen-dirdiği kadarıyla açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir. 1831 yılında devlet hizmetine girip süratle yükselerek II. Abdülhamid devrinde sadrazam olan Safvet Paşa'nın hayatı ve faaliyetlerinin araştırılması Tanzimat devrine ait bazı ezberlerin bozulması ve dönem olaylarının daha iyi anlaşılabilmesi için elzemdir. Bu nedenle bu tez Safvet Paşa'nın evrak-ı metrukesini sistematik bir eleştiri süzgecinden geçirdikten sonra söz konusu faaliyetlerin çözümlenmesine odaklanmıştır.

Abdülhamid IIAhmed Cevdet PaşaAyastefanos Antlaşması+6
Hasan Ali Çakmak
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tuna ötesi'nde Osmanlı hakimiyetinin nihâi noktası Kanije Kalesi'nin fethi (1566-1606)

Osmanlı tarihi incelendiğinde, kuşatma savaşlarının Macaristan'daki Osmanlı yayılmasının temel aracı olduğu görülmektedir. Mohaç Savaşı (1526) ile II. Viyana Kuşatması (1683) arasındaki 157 yıllık dönemde Osmanlılar tüm Macaristan'ı kuşatmalarla fethetmiş, buna karşın yalnızca üç meydan savaşına girmişlerdi. Bu çalışma erken modern dönemde yaşanan askerî gelişmelerin Osmanlı ordusu üzerindeki tesirini görme amacıyla Sigetvar'ın fethi (1566) ile başlayan yayılma süreci neticesinde gerçekleşen Kanije Kalesinin fethini (1600) inceleyecektir. Anahtar Kelimeler: Askeri Devrim, Kuşatma, Macaristan, Kanije, Grand Strateji

FetihlerKanije KalesiKuşatma+6
Burak Koçan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid'in hususi mektup ve telgrafları

Bu çalışmada Sultan II. Abdülhamid'in siyasi-politik gelişmeler ışığında kendi kaleminden çıkmış mektup ve telgraflar ile diplomatik kişiliği açıklanmaya çalışılmıştır. Sultan II. Abdülhamid sancılı bir süreçte tahta geçmiş, dahilȋ ve harici meselelerle ilgili yoğun mesai sarf etmiştir. Siyasi ve politik meseleleri tek elden yönetme stratejisini hedefleyen II. Abdülhamid bu anlamda Yıldız Sarayı'nı devletin bürokratik merkezi haline getirmiş, iç ve dış meseleler ile bizzat ilgilenmeye çalışmıştır. Bu bağlamda uluslar arası ilişkilerde ince diplomasi yolunu elden bırakmadan özellikle birçok devlet liderinin özel ve hususi günlerini kutlamaktan ve böylece onlarla yakın bir ilişki kurmaktan geri kalmamıştır.

Abdülhamid IIMektuplarOsmanlı Devleti+3
Ahmet Yasin İlhan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir Osmanlı aydın ve bürokratı: Azmzade Sadık el-Müeyyed Paşa'nın hayatı ve faaliyetleri (1860-1910)

Bu tez, II. Abdülhamid'in yaverlerinden Azmzade Sadık el-Müeyyed Paşa'nın hayatı, devlet adamlığı ve meslekî kariyerini mercek altına alan bir biyografik araştırmadır. Döneminin önemli simalarından biri olmakla birlikte günümüze kadar meşâhir-i meçhûleden olan Sadık el-Müeyyed, Doğu ve Batı kültürüne aşina, iyi eğitimli, eli kalem tutar, dil bilir bir Osmanlı aydınıdır. Yarım asırlık ömrünün yarısında, imparatorluğun dört bir köşesiyle Afrika, Avrupa ve Rusya gibi farklı coğrafyalarda yerine getirdiği idarî, mülkî ve diplomatik görevleri ile teftişler, bu tarihî biyografi çalışmasının ana omurgasını oluşturur. Tezde, bazı karinelerden hareketle paşanın fikir dünyası, şahsiyeti ve sosyal arkaplanı hakkında da birtakım sonuçlara varılmış, ayrıca bu dönemde başarılı olma ve yükselmede aile bağlarının yanı sıra bilgi ve eğitimin de etkili olduğu vurgusu yapılmıştır. II. Abdülhamid'in saltanat dönemi, Osmanlı tarihçiliğinin en popüler çalışma alanlarından biri olma özelliğini sürdürse de bu dönemde yaşamış devlet adamı, sanatkâr, saraylı ve entelektüellerin kapsamlı biyografilerinin aynı nispette ortaya konulduğu söylenemez. Oysa bu tür çalışmalar, tarihî dönem ve meselelerin karanlıkta kalan yönlerine bir hayat üzerinden ışık tutabilme potansiyeli olması bakımından önemlidir. Bu çerçevede, Sadık'ın eserlerinin yanı sıra arşiv belgeleri, yerli ve yabancı basın, hâtıratlar, salnameler ve mevcut literatür eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilerek kaleme alınan biyografisi, müstakbel çalışmalar için II. Abdülhamid idaresinin işleyiş biçiminin, krizlerle başa çıkma yöntem ve becerisinin, mahallî ve beynelmilel aktörlerle ilişkilerinin ve sömürge çağının meydan okumasına karşı üretilen imparatorluk politikalarının bazı karanlık noktalarının aydınlatılması hususunda birtakım örnekler sunabilir. Bu tez, yaverliğe seçilişinin hayat hikâyesindeki en belirleyici unsur olduğu iddiasından hareketle, söz konusu teşkilâtın Osmanlı siyaset ve bürokrasisindeki ağırlığının gittikçe arttığını vurgular ve bu dönemde geçirdiği dönüşüm ile II. Abdülhamid'in oluşturduğu saray merkezli yeni idarî yapılanmada hayatî bir role sahip olduğunu öne sürer.

19. yüzyıl20. yüzyılBiyografi+7
Ömer Faruk Can
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırı Ahmed Sırrı Paşa'nın "hatıratı", hayatı ve faaliyetleri (1826/1827-1895)

Bu çalışma ile Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırlarından Ahmed Sırrı Paşa'nın hatıratının yayımlanması hedeflenmiştir. Paşa'nın hatıratı hayatına dair renkli bir anlatıma sahip olmasının yanı sıra Mühendishane-i Berri-i Hümayun'a ve Paşa'nın nezareti dönemindeki faaliyetlerine dair bilgiler barındırması bakımından hayli önemlidir. Osmanlı modernleşme döneminin önemli bir müessesesi olan Mühendishane-i Berri-i Hümayunda yetişen Ahmed Sırrı Paşa, İstanbul, Bursa, Rodos ve Rumeli'nin çeşitli yerlerinde devlet adına birçok önemli mühendislik işini gerçekleştirmiş ve zamanla öğrencilikten hocalığa ardından Mühendishane-i Berri-i Hümayun Nazırlığı'na atanmıştır. Çalışmada bizzat kendisinin kaleme aldığı Sergüzeşti ile Yenişehr-i Fener Seyahati'nden hareketle ve arşiv kaynaklarından yararlanılarak hayatı ve faaliyetleri de kısaca ele alındı.

Askeri faaliyetlerBiyografiHatırat+4
Onur Çonoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hünkâr İskelesi Antlaşması ve Osmanlı Rus münasebetleri (1832-1841)

Bu çalışma, 1832-1841 yılları arası Osmanlı-Rus münasebetlerini Hünkâr İskelesi Antlaşması'nı merkeze alarak incelemektedir. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanı, Aralık 1832 Konya Savaşı'nda Osmanlı ordusunun Mısır kuvvetleri karşısında bozguna uğramasıyla birlikte doğrudan imparatorluğun varlığını tehdit eder hâle gelmişti. Bu durum karşısında Bâbıâli'nin ısrarlı müracaatlarına rağmen İngiltere ve Fransa'dan umulan desteğin alınamaması, isyanın başından itibaren Osmanlı Devleti'ne müdahale için fırsat kollayan Rusya'nın, Doğu Sorunu'nda en önemli aktör hâline gelmesine sebep olmuştu. Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği askerî yardımın kabulüne giden süreç, Bâbıâli'de faaliyet gösteren diplomatlar arasında sıkı bir rekabet ortamı yaratmıştı. Tezin izini sürdüğü meselelerden biri, bu çekişmenin tam ortasında bulunan Bâbıâli'nin Rusya ve Avrupa devletleri arasında izlediği siyaseti tespite çalışmaktır. Zayıf ve güçsüz bir durumda bulunması dolayısıyla, kendisi için bir tehdit olmaktan çıkan Osmanlı Devleti'nin varlığının muhafazası, Rus dış politikasının temel kaidesi haline gelmişti. Rusya, bu sebeple ciddi bir tehdit olarak gördüğü Mehmed Ali Paşa karşısında son derece kararlı bir siyaset izleyecekti. Çalışmada, Rusya'nın bu dönemde İstanbul'a gönderdiği diplomatların faaliyetleri ve kendilerine verilen talimatların ne ölçüde başarıya ulaştığı sorgulanmıştır. Çalışmanın başlıca tespitlerinden biri, Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne teklif ettiği askerî yardımın, Avrupa devletlerini harekete geçirmek maksadıyla, Bâbıâli tarafından bir tahrik unsuru olarak kullanılmış olmasıdır. Askerî yardımın kabulünün ardından, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında 8 Temmuz 1833'te imzalanan Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın müzakere süreci, tartışma noktaları, antlaşma maddeleri ve antlaşmanın uluslararası etkileri mercek altına alınmıştır. Hünkâr İskelesi Antlaşması, Rusya'nın Edirne Antlaşması'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu ve Boğazlar üzerindeki emelleri için önemli bir kazanım olmuştur. Çalışmanın temel sorularından bir diğeri ise Rusya'nın Hünkâr İskelesi Antlaşması'yla elde ettiği menfaatlerin neler olduğu, antlaşmadan hangi ölçüde yararlanabildiği ve Bâbıâli'nin ilerleyen süreçte takip ettiği siyasette antlaşmayı nasıl konumlandırdığıdır. Rusya, Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Bâbıâli üzerindeki nüfuzunu arttırmış, Bâbıâli'nin İngiltere ve Fransa ile kurduğu münasebetlere ve alınan kararlara bu antlaşmadan doğan hukukunu kullanarak müdahale etmeye çalışmıştır. Hünkâr İskelesi Antlaşması'nın bir gereği olarak, olası bir savaş durumunda Rusya'nın müdahalesinden endişe duyan Avrupa devletleri de Mehmed Ali Paşa'nın ikinci bir isyan hareketine girişmesini önlemeye çalışmışlardır. Hızla değişen dengeler, Hünkâr İskelesi Antlaşması'na gösterilen tepkiler ve antlaşmayı ölüme mahkum eden 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi'ne giden süreç, ağırlıklı olarak Osmanlı Arşivi ve Rus kaynakları olmak üzere dönemin birincil kaynaklarına istinaden incelenmiştir. Bu yönüyle çalışma, Boğazlar Meselesi'nin söz konusu zaman dilimindeki seyrine uluslararası perspektiften bakmayı hedeflemektedir. Çalışmada, diplomatik münasebetlerin yanısıra yaklaşık beş ay boyunca İstanbul'da misafir edilen Rus askerî kuvvetleri hakkında bilgi verilmekte, başta I. Nikolay ve II. Mahmud arasındaki mektuplaşmalar olmak üzere, iki ülkenin devlet adamları arasında kurulan dostluk ilişkilerine yakından bakılarak dönemin atmosferine dair farklı manzaralar sunulmaya çalışılmaktadır.

19. yüzyılHünkar İskelesi AnlaşmasıKavalalı Mehmet Ali Paşa+4
Şenay Döner
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı ordusu geri hizmet birlikleri'nde teşkilat ve dönüşüm: Cebeci ocağı

"Buhran" ya da "dönüşüm" dönemi kabul edilen XVI. yüzyılın son çeyreği ile XVII. yüzyılın ilk yarısını inceleyen Osmanlı tarihi araştırmalarında odak noktası Osmanlıların ordu organizasyonu, savaşma biçimleri ve sosyal yansımaları üzerine olmuştur. Bu çalışmalar konuyu muharip sınıflar olan yeniçeriler, tımarlı sipahiler, sekban/levent taifesi, ümera kapısı gibi zümreler üzerinden okumaya çalışmıştır. Ancak Osmanlı ordusunun geçirdiği dönüşümün ve toplumsal yansımalarını daha doğru analiz edebilmek için ordu terkibi içerisinde nitelik ve nicelik olarak önemli yer tutan muharip olmayan sınıfları da incelemek elzemdir. Literatürdeki söz konusu eksiklik nedeniyle bu araştırma, muharip olmayan sınıfların başında gelen Cebeci Ocağı'nın XVI. yüzyıldaki teşkilatını dönemin kaynakları ışığında ortaya koyarak yüzyılın sonlarından itibaren yaşanan gelişmelerle beraber nasıl bir dönüşüm yaşadığı ortaya konacaktır. Böylece hem muharip olmayan sınıflara dair oldukça kısıtlı bulunan literatüre katkı yapılmakla beraber Osmanlı ordusunun ve toplumunun yaşadığı dönüşüme daha geniş bir perspektifle bakma imkanına sahip olunacaktır.

Osmanlı Devleti
Turgay Koçak
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'da fahişe bedenlerinin ve fuhuş mekânlarının kamusallaştırılması (1908-1922)

Bu çalışma, 1908-1922 yılları arasında İstanbul'da fahişe bedeni ve fuhuş mekânları üzerinde durmaktadır. Tez kapsamında son dönem Osmanlı İstanbul'unun siyasî, ekonomik ve sosyal yönleri göz önünde bulundurularak toplumun aykırı öznelerinden olan fahişelerin ve fuhuş mekânlarının konumu, sınıflandırışı ve algılanışı Osmanlı Arşivi ve diğer dönem kaynakları temel alınarak irdelenecektir. Tüm bunlar yapılırken fahişe bedeninin ve fuhuş mekânlarının resmî ve toplumsal aygıtlar tarafından kamusallaştırılma biçimleri ön plana çıkartılarak konunun toplumbilimsel tarafının da aydınlatılmasına gayret edilecektir.

20. yüzyılFuhuşHayat kadınları+7
Nur Banu Kuzu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Taşradan payitahta Şehzade Murad'ın (III.) kapu halkı

Bu tezde, sancağa gönderilen son Osmanlı şehzadelerinden Şehzade Murad'ın (III.) Manisa'daki kapu halkı'nın organizasyonu ve bu kapudaki görevlilerin gelirleri, görevleri ve ilişki ağları ile Şehzade Murad'ın 22 Aralık 1574'teki (8 Ramazan 982) cülusundan sonra, Manisa'daki kapu halkının padişah kapusuna intikali incelenmektedir. Bu minvalde Manisa'daki şehzade kapusundan payitahta geçişleri sağlanan hizmetlilerin görev ve maaşlarındaki terakkiler nispetince 16. yüzyılda bir Osmanlı şehzadesinin, kendi kapusunu merkez teşkilatına hangi oranda dahil edebildiği sorusuna cevap aranmaktadır.

CülusKapu halkıManisa+2
Fatma Süheyla İslamoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş bir tarihçi Diyarbekrî'nin gözünden Ahmed Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği ve isyanı (1523-24)

Ahmed Paşa 16. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti'nde Müslüman bir ailenin oğlu olarak doğmuş, erken yaşlarda Osmanlı hizmetine girmiş bir devlet adamıdır. I. Selim döneminde Rumeli beylerbeyliğine yükselmiş, Sultan Süleyman tahta çıktığında divanında bulunmuştur. Sultan Süleyman'ın ilk çıktığı sefer olan Belgrad Seferinde önemli başarılara imza atmış ve sonrasında vezirliğe yükselmiştir. İkinci büyük seferi olan Rodos seferinde ise serdar olarak görevlendirilmiş ve seferin gidişatını etkileyen en önemli isimlerden biri olmuştur. Sultanın divanında Piri Paşa gibi deneyimli bir veziriazamın karşısında duran hizbin başını çekmiş, Piri Paşa'nın en büyük rakiplerinden biri haline gelmiştir. Kendisi Piri Paşa'dan sonra veziriazamlığa en uygun aday olarak görülmüş fakat onun yerine İbrahim Paşa tayin edilmiştir. Daha sonra ise Mısır beylerbeyi olarak görevlendirerek İstanbul'dan ayrılmış ve bir daha da merkeze dönmemiştir. Mısır beylerbeyliği Memlükler'den Osmanlılar'a geçiş sürecinin önemli bir parçasını teşkil etmektedir. Bu tezde Abdussamed Diyarbekrî'nin Tercüme en-nüzhe es-seniyye fi zikr el-hulefa ve'l-müluk el-mısriyye adlı eseri ışığında bu geçiş sürecinde Ahmed Paşa'nın Mısır'daki ajandasının ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Bunun yanında devlete en üst makamlarda hizmet etmiş bir paşanın Mısır'a tayin olduktan yaklaşık beş ay sonra burada isyan etmesinin ve bağımsız bir idare kurma teşebbüsünün arkasında yatan sebeplerin incelenmesi hedeflenmektedir. Mısır'da Ahmed Paşa'yı isyana götüren olaylar, isyanına hangi grupların katıldığı, yerel güçler ile kurduğu ilişki ağları araştırmamızın odak noktalarından birkaçıdır. İsyan sonrasında Osmanlı kaynaklarında paşaya dair oluşturulan olumsuz imaja karşı alternatif bir anlatı sunmayı hedefleyen bu çalışma aynı zamanda Osmanlı tarih yazımına katkıda bulunuyor.

Ahmed PaşaHami Ahmed DiyarbekriMısır+4
Şeyma Kaya
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Viyana'dan Zenta'ya: Osmanlı büyük stratejisi bağlamında Habsburg Savaşları (1683-1697)

1683-1699 yıllarında cereyan eden Büyük Türk Savaşları'nda Macaristan cephesi bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Bu tez, Osmanlıların Büyük Türk Savaşları yılları boyunca ricattan ziyade belirli bir strateji dahilinde hareket ettiklerini ileri sürer. Bu iddia üç farklı alan incelenerek desteklenmeye çalışılmıştır. Osmanlı büyük stratejisini yorumlamak adına öncelikle Avrupa devletlerinin durumu ve Osmanlılar ile münasebetleri ele alınmıştır. Devamında ise cephedeki duruma doğrudan etkisi olan Osmanlı iç siyasi meseleleri irdelenmiştir. Son olarak ise Habsburglara karşı mücadele edilen Macaristan cephesinde yaşanan gelişmeler incelenmiş ve tüm bunların sonucunda uygulanan Osmanlı stratejileri yorumlanmıştır. Fiili olarak on dört, resmi olarak on altı yıl süren Büyük Türk Savaşları'nın tek bir süreç dahilinde ele alınması beklenemez. Bundan dolayı tez, savaşın gidişatını doğrudan etkileyen gelişmeler ve şahıslar nedeniyle üç ana bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde Osmanlıların 1683'te Kahlenberg'de uğradıkları mağlubiyet ile Belgrad'ın 1688 yılında ellerinden çıkması arasında yaşanan gelişmeleri ele alır. Osmanlıların bu dönemde mağlubiyetler yaşamasına rağmen savaşa devam etme çabaları incelenir. Özellikle Yeğen Osman Paşa'nın Macaristan serdarı olarak Habsburglara karşı yürüttüğü başarısız mücadele savaşın gidişatını değiştirir. İkinci bölümde 1688 yılında Belgrad'ın el değiştirmesi neticesinde Osmanlı topraklarına yönelen Habsburg akınları ile başlar ve Fâzıl Mustafa Paşa'nın sadrazam olmasıyla birlikte Osmanlı karşı saldırısını konu edinir. Aynı zamanda Avrupa devletleri arasında 1688 yılında başlayan Dokuz Yıl Savaşları'nda yaşanan gelişmeler de bu bölümde yer alır. İkinci bölüm Osmanlıların mağlubiyet yaşadıkları 1691 tarihli Salankamen Muharebesi sonucunda 1692 tarihinin başlangıcında noktalanır. Üçüncü bölüm 1692-1697 yıllarını kapsar. Bu bölümde II. Mustafa'nın padişah olmasıyla birlikte yeniden şekillenen Osmanlı stratejisi ve seferleri incelenir. Bu bölüm, taraflar arasındaki savaşı fiili olarak bitiren ve Osmanlı mağlubiyeti ile neticelenen 1697 tarihli Zenta Muharebesi ile noktalanır. Tüm bu gelişmeler neticesinde ortada Osmanlı geri çekilmesinden ziyade belirli bir stratejinin varlığından bahsedilmesi tezin ortaya çıkardığı başlıca argümanlardandır.

Muhammet Mustafa Koç
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

I. Meşrutiyet dönemi Osmanlı mebuslarıyla ilgili prosopografik bir inceleme

Osmanlı İmparatorluğunun ilk parlamento denemesi olan I. Meşrutiyet döneminin baş aktörleri olan mebuslar bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Bu tez ile Meclis-i Mebusana seçilmiş üyelerin hayat hikâyelerinden, kimliklerinden, faaliyetlerinden, eserlerinden ve sosyal çevrelerinden yola çıkarak prosopografik bir çalışma ortaya konulmaya çalışılacaktır. Aynı zamanda bu çalışma literatürde yer alan birçok ön kabule bir karşı çıkışın da çabası olacaktır. Yeni Osmanlılar Cemiyeti ve Midhat Paşa'nın özel çabaları sayesinde ve konjonktürün de uygun olması sebebiyle ilan edilen Kanun-ı Esasiyle birlikte devletin yönetim tarzında önemli bir değişiklik yapılmış, padişah ve merkez bürokrasisinin yanında onları denetleyecek ve üyeleri halk tarafından seçilecek bir meclis açılmıştı. Parlamento olgusu teoride Osmanlıların ulusal çapta ilk denemesi gibi gözükse de aslında zaman içinde buna hazırlık aşaması olarak sayılabilecek aşamalardan geçilmiş; özellikle Tanzimat döneminden itibaren seçim ve meclis işleyişi açısından tecrübeler edinilmişti. Çünkü yurtdışı ile kurulan irtibatın artması sonrası dünyadaki diğer yönetim tarzları artık biliniyordu. Ayrıca taşra teşkilatı yeniden düzenlenirken birimlere ayrılan vilayetlerin her birinde önemli bir kısmı halkın temsilcileri tarafından seçilen üyelerden oluşan meclisler açılmıştı. En yaşlısından en gencine kadar Tanzimat döneminin yetiştirdiği bir nesil olan I. Meşrutiyet mebuslarının önemli bir kısmı bahsi geçen bu meclislerde görev almış veya bunların yönettiği vilayetlerde bulunmuş olması itibariyle bu tecrübeyi en yakından yaşamışlardı. Nitekim bu birikim meclise girdikleri andan itibaren kendisini gösterecek gerek yerli gerekse de yabancı müşahitlerce mebusların meclis işleyişindeki yetkinliği hayretle ve takdirle karşılanacaktı. En zengin bankerlerden nispeten orta dereceli tüccarlara ve ünlü ailelerin üyelerinden yereldeki orta halli memurlara kadar toplumun neredeyse her kesiminden üyenin bulunduğu I. Meşrutiyet Mebusan Meclisi, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğunun çok dinli ve dilli yapısının da bir toplamıydı. Tüm bu farklılıklara rağmen Osmanlıcılık ve Türkçe dili ortak paydasında bir araya gelen meclis üyeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede devlet işlerine dahil olmuş ve gerektiği zamanlarda merkez bürokrasisine sert muhalefet yapmaktan geri kalmamıştı. Nitekim bu sert muhalefet meclisin kapatılmasında en önemli nedeni oluştururken onların ortaya koyduğu bu ilk parlamento performansı Jön Türkler ve İttihad ve Terakki için ilham kaynağı olmuş ve II. Meşrutiyet'e giden yolun yapı taşlarını oluşturmuştu.

Sinan Çakır
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

1865 Hocapaşa Yangını ve etkileri

Hocapaşa, yangınlar tarihinde büyük çapta etkiye sahip birçok yangın yaşamıştır. Bunlardan en büyüğü ise 1865 yılında yaşanan yangındır. Yangın sürecinde yaşanan başarısızlık ve tahribatın büyüklüğü hükümetin mevcut teşkilatlarının eksiklerini bir kez daha ortaya koyar. Yangından sonra ihtiyaç sahiplerine yardım yapılır. Bu amaçla hükümet tarafından bir yardım kampanyası başlatılarak sosyal bir yardım ağı oluşturulur. İane çalışmaları sırasında yurt içinden ve yurt dışından destekler söz konusu olur. Yangın çok geniş bir alana yayılmıştır. Bu durumu fırsata dönüştürmek amacıyla hükümet tarafından bir mimari dönüşüm planı uygulamaya konulur. Hocapaşa Yangını sonrasında yangın alanında imar faaliyetleri Islahat-ı Turuk Komisyonu tarafından yürütülür ve bu süreçte yangın alanında ahşap bina inşası yasaklanarak kâgir yapı devlet tarafından teşvik edilir. Yangın alanında başlayan dönüşüm planı zamanla tüm şehre yayılır. Bu çalışma ile şehirde yapısal bir dönüşüm sağlanmak istenir. Altyapı ve yol düzenleme çalışmaları, Avrupa modeline göre kamusal alanlar oluşturulmaya çalışılır. Ayrıca tarihî eser ve binalar korunarak şehir yapısı düzenlenir.

Osmanlı DönemiOsmanlı tarihiYangın+5
Esra Öcalan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Nizam-ı Cedid Ordusu'nun finansmanı: İrad-ı Cedid hazinesi

Sultan III. Selim dönemi (1789-1807) genelde Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme serüveninin başlangıcı olarak kabul edilir. Hükümdarlığı döneminde bir dizi savaşla ve devletin askerî alandaki teknolojik eksikliği ile karşı karşıya kalmış olan III. Selim, başta askerî alan olmak üzere reform girişimleriyle devletin ikamesine yönelmişti. 1793'ten 1807'ye kadar idarî, malî ve askerî alanda muhtelif uygulamaları içeren Nizam-ı Cedid programı ile kurulacak yeni nizamın finansmanını sağlamak için mahallî vergilendirme konusunda çeşitli düzenlemelerin yanı sıra çoklu hazine sistemini de içeren reform girişimleri ilan edilmişti. Ancak reform teşebbüsleri içerisinde en dikkat çekici olanı askerî reformlardı. Yeni askerî tekniklerle kurulacak olan eğitimli ve düzenli Nizam-ı Cedid piyade birliklerini finanse etmek için merkezî hazineden aktarılan bazı mukataa ve dirlik gelirlerinin yanı sıra ihdas edilecek yeni vergilerle kaynak yaratılarak İrad-ı Cedid Hazinesi kurulmuştu. Bu tezde, İrad-ı Cedid Hazinesi'nin aylık ve yıllık bütçeleri detaylıca analiz edilerek dönemin malî ve iktisadî gelişmeleri ele alınmıştır. Ayrıca İrad-ı Cedid Hazinesi'nin finansal kapasitesi, diğer merkezî hazineler arasındaki kritik konumu ve Sultan III. Selim döneminin öncü malî politikaları bağlamındaki önemi vurgulanmıştır.

Askeri yeniliklerEkonomik reformMali reform+2
Tayfun Ulaş
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Askeri dönüşüm çağında Osmanlı timar sistemi (1645-1739)

Bu tez Osmanlı timar sisteminin, son fetih dönemi olan 1645-1739 yılları arasındaki nicelik, nitelik ve yayılımını inceleyen monografik bir araştırmadır. Timar sistemi Osmanlı'nın ilk dönemlerinden beri var olan, Osmanlı'yla beraber genişleyen ve XVII. yüzyıla dek ordu ve maliyenin yarıya yakın bir kısmını kuşatan temel bir kurumdur. Askeri dönüşüm olgusunun şekillendirdiği XVII. yüzyılda sistemin büyüklüğü ve işlevi sorgulanır hale gelmiştir. Diğer yandan sistemin XIX. yüzyıla dek yaşamına devam ettiği bilinmektedir. Dolayısıyla timarın XVII. yüzyılın çetin sınavlarından ne kadar ve nasıl çıktığı büyük bir soru olarak ortaya çıkar. Bu sorunun çeşitli yönlerinin tetkik edilmesi tezin ana omurgasını oluşturur. Bu minvalde tezin ağırlıklı bir kısmı, timarın XVIII. yüzyılın hemen başındaki mali büyüklüğünü bölge-bölge takip eder. Mali açıdan timarın konumlandırılması, askeri dönüşümün parasallaşmayla ilişkisi ve taşra idaresinin bağlamsal dinamikliğiyle ilgili sonuçlar barındırması noktasında önemlidir. Tezin incelediği bir başka mesele, 1645-1739 arasında timarlı askerlerin ordudaki kemiyet ve keyfiyetidir. Çalışma, bu konular üzerindeki çabanın ürünü olarak, timarın askeri büyüklüğü ve gücüyle ilgili çeşitli bulgulara ulaşmıştır. Bu devrin timar askerlerinin savaş şekilleri, finansal güçleri ve bireysel araç ve teçhizatlarının incelenmesi, zihinlerdeki timarlı sipahi resminin netleşmesi ve timarın askeri dönüşüm meselesinin içerisinde konumlandırılması açısından kayda değerdir.

Bünyamin Punar
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Erken Dönem Osmanlı timar bürokrasisi ve Ruznamçe Defterleri (1481-1531)

Bu çalışmada 1481-1531 yılları arasındaki elli yıllık zaman zarfında Osmanlı timar bürokrasisinin umumî yapısı ve timar tevcih sistemi ele alınmıştır. İstanbul'da, beylerbeyilik merkezlerinde ve sancaklarda yürütülen rutin timar tevcih muamelelerinin yanı sıra askerî seferler sırasında yapılan bürokratik işlemler hakkında da bilgi verilmiştir. Bu işlemleri yürüten çeşitli vazifelilerin bürokrasideki rollerine temas edilmiş ve üretilen defter ve evrak cinsinden belgeler tanıtılarak bunların diplomatik hususiyetleri incelenmiştir. Kaynakların el verdiği ölçüde timar bürokrasisinin iş yoğunluğu üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ayrıca bu dönemde yapılan umumî tahrirlere, bilhassa Yavuz Sultan Selim devrindeki seferlerin timar bürokrasisi üzerindeki tesirlerine ve fethedilen memleketlerde Osmanlı timar sisteminin tatbiki gibi meselelere de yer verilmiştir.

Abdulhadi Uysal
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nde Çerkes Kırsal Köleliği (1866-1914)

Bu çalışma, 19. yüzyılın ikinci yarısında kitleler halinde Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden Çerkesler arasındaki kırsal köleliği konu edinmektedir. Tez boyunca Osmanlı hükümetinin kırsal köleliğe yönelik politikaları incelenmekte ve hükümetin muhacir köleler arasında uygulatmak istediği çeşitli mükâtebe usulleri ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Yaklaşık 60 yıllık sürecin ele alındığı bu çalışmada köle itaatsizliklerinin ardındaki sebepler, köle ve beylerin örgütlenme çabaları ve bunun taşrada ortaya çıkardığı asayişsizlik problemi de aynı zamanda tartışılan konular arasındadır.

Safa Asaf Yorulmaz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00