
465
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Preeklampsi tanısı almış gebelerde klasik Türk müziği'nin stres ve uyku kalitesine etkisi : Randomiza kontrollü çalışma
Preeklampsi tanısı almış gebelerde Klasik Türk müziğinin stres ve uyku kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışma; Mayıs 2024 -Kasım 2024 tarihleri arasında Tarsus Devlet Hastanesine başvuran preeklampsi tanısı almış 124 (62 deney, 62 kontrol grubu) preeklampsili gebe ile yapılmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Pittsburg Uyku Kalite İndeksi olmak üzere üç ayrı form kullanılarak toplanmıştır. Deney grubundaki gebelere önerilen 3 gün art arda günde bir defa en az 15 dakika gebelerin seçtiği önerilen Klasik Türk müziğinin (rehavi ya da nihavent türlerinden) biri uygulanmış, kontrol grubu ise rutin takip edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistik yöntemler, Student's t test, Mann-Whitney U testi, Paired samples t test, Wilcoxon testi gibi analize uygun testler kullanılmıştır. Çalışmamıza katılan deney ve kontrol grubundaki gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik özellikler açısından benzer olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Deney ve kontrol grubundaki katılımcıların ön testte algılanan deney grubu ön test algılanan stres puanının kontrol grubundan yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Son test algılanan stres puanlarının gruplara göre anlamlı farklılık gösterdiği (p<0,05), kontrol grubu algılanan stres puanının deney grubundan yüksek olduğu belirlenmiştir. Yine, deney ve kontrol grubundaki katılımcıların ön test Pittsburg Uyku Kalite İndeksi toplam puan ve alt boyut puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği (p>0,05), son test Pittsburg Uyku Kalite İndeksi toplam puanı ve alt boyut puanları (öznel (subjektif) uyku kalitesi, uyku süresi, uyku latansı, uyku bozukluğu, gündüz işlev bozukluğu dahil) anlamlı olarak düştüğü ve uyku kalitelerinin anlamlı olarak yükseldiği belirlenmiştir (p<0,05). Yalnızca ilaç kullanımı ve alışılmış uyku etkinliği alt boyutu üzerinde müziğin anlamlı etkisi bulunmamıştır. Deney grubu son test Pittsburg Uyku Kalite İndeksi ile son test algılanan stres arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü (r=0,371, p<0,01) bir ilişki olduğu gebelerin stresi arttıkça uyku kalitesinin azaldığı saptanmıştır. Kontrol grubunda ise herhangi bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Araştırma sonucunda; preeklampsi tanısı alan gebelere dinletilen Klasik Türk müziği gebelerin stresini azaltmakta, uyku kalitesini arttırmaktadır.
Plasentanın doğurtulma yönteminin kadınların doğum sonu ağrı, kanama ve konforuna etkisinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Plasentanın doğurtulma yönteminin kadınların doğum sonu ağrı, kanama ve konforuna etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma randomize kontrollü deneysel türdedir. Araştırma 15 Mart 2024- 15 Ocak 2025 tarihleri arasında Tarsus Devlet Hastanesi doğumhanesine başvuran 110 (55 deney, 55 kontrol) primipar gebeyle yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Visual Analog Skala, Doğum Sonu Konfor Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS for Windows 22 paket programında sayı, yüzdelik, en az ve en çok değer ile ortalama ve standart sapma, bağımsız-bağımlı gruplarda t testi, Mann Whitney U, Will Coxon analizi ve Ki-kare testi kullanılarak yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Deney ve kontrol grubundaki kadınların plasenta doğurtulmadan öncesi VAS ağrı ortalamaları ve plasenta doğurtulduktan sonrası VAS ağrı ortalamaları farkı istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Deney ve kontrol grubu arasında; doğum öncesi ölçülen hemoglobin düzeyi, hematokrit düzeyi, doğum sonu 6.saatte ölçülen hemoglobin düzeyi, hematokrit düzeyi, doğum öncesi ve sonrası hemoglobin ve hematokrit düzeylerinin azalmasının ortalamasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Deney ve kontrol grubu arasında şok indeksi, vital bulgular, ped takibi farkı istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05).Utersu tonusus her iki gruptada bütün ölçümlerde serttir. Deney ve kontrol grubu arasındaki Sosyo-kültürel Konfor ortalamaları farkı istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05), deney grubunun ortalaması daha yüksektir. Deney ve kontrol grubu arasındaki Fiziksel Konfor, Psikososyal Konfor alt boyut puanları ve Doğum Sonu Konfor Ölçeği toplam puan farkı istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Sonuç: Plasentanın doğurtulma şekli kadınların ağrı düzeylerini etkilememiştir. Her iki grubunda ağrı düzeyleri benzerdir. Plasentanın doğurtulma şekli kadınların kanama düzeylerini etkilememiştir. Her iki grupta da doğum sonu kanama meydana gelmemiştir. Plasentanın doğurtulma şekli kadınların hemoglobin düzeyi, hematokrit düzeyi, vital bulguları, şok indeksi ve değişen ped miktarını, uterus tonuslarını etkilememiştir. Plasentanın doğurtulma şekli kadınların genel doğum sonu konfor düzeyini etkilemezken, yalnızca plasentası karma yöntemle doğurtulan kadınların sosyokültürel konforları daha yüksek bulunmuştur.
Primipar gebelerin prenatal bağlanma düzeylerinin emzirme beklentileri ve emzirme öz yeterliliğine etkisi
Prenatal dönem fertilizasyondan doğumun başlangıcına kadar olan süreci kapsamaktadır. Bu süreçte anne ve fetüs birtakım gelişmelere adapte olmaya çalışır. Doğum sonrası süreçte anne-bebek bağlanmasının ve emzirmenin sürdürülmesi oldukça önemlidir. Araştırma, primipar gebelerin prenatal bağlanma düzeylerinin emzirme beklentileri ve emzirme öz yeterliliğine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Nisan-Aralık 2024 tarihleri arasında Tarsus Devlet Hastanesi kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine başvuran 370 primipar gebe ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (PEÖYÖ), Prenatal Bağlanma Ölçeği (PBÖ) ve Emzirme Beklentileri Ölçeği (EBÖ-A) kullanılmıştır. Veriler uygun istatistiksel paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Emzirme Beklenti Ölçeği toplam puan ortalaması 18,57±5,37, Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puan ortalaması 82,96±7,58, Prenatal Bağlanma Ölçeği puan ortalaması 64,40±7,59 olarak bulunmuştur. Emzirme Beklenti ölçeği toplamı ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplamı arasında negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Emzirme Beklenti Ölçeği toplamı ile Prenatal Bağlanma Ölçeği arasında negatif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplamı ile Prenatal Bağlanma Ölçeği arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Araştırma sonucunda; gebelerin emzirme öz yeterlilikleri ve bağlanma düzeyleri arttıkça emzirme beklentileri olumlu yönde artmaktadır. Anahtar kelimeler: ebe, emzirme, gebe, prenatal bağlanma, öz yeterlilik
Kadınların doğumda algıladıkları obstetrik şiddet ile postpartum depresyon düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Kadınların doğumda algıladıkları obstetrik şiddet ile postpartum depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma 15 Ekim 2024- 15 Mart 2025 tarihleri arasında Mersin ilinde Yalınayak Aile Sağlığı Merkezi ve Portakal Aile Sağlığı Merkezinde kayıtlı olan ve topuk kanı aldırmak için başvuran (doğum sonu 3.-5. günler) 360 kadınla yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Obstetrik Şiddet Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonu Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde; normal dağılımların saptanmasında Kurtosis ve Skewness kat sayıları, yüzdelik, frekans, ortalama ve standart sapma, t testi, Varyans analizi (ileri analiz olarak varyansların homojen olduğu durumlarda LSD, olmadığı durumlarda Dunnet C), Pearson Korelasyon Analizi, Spearman Korelasyon Analizi ve Regresyon analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Obstetrik Şiddet ölçeği toplam puanı ile Edinburg Doğum Depresyon ölçek puanı arasında istatiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur(r:0.153, p:0.004). Obstetrik Şiddet Ölçeği'nin İstismar ve Şiddet alt boyutu ile Edinburg Doğum Sonrası Depresyon ölçek puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (r: 0.151, p:0.004). Araştırmaya katılan kadınların eğitim durumu, gelir durumu, doğum sayısı ve doğumda müdehale durumuna göre Obstetrik Şiddet ölçek toplam puan ortalamaları istatiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur(p<0.05). Araştrımaya katılan kadınların yaş, gelir durumu, doğum sayısı, doğumda müdehale durumuna göre, doğum öncesi bakım alma ve doğum öncesi sosyal destek alma durumuna göre Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon ölçek toplam puan ortalamaları istatiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur(p<0.05). Obstetrik Şiddet puanındaki 1 birimlik artış, Edinburg Doğum Sonrası Depresyon puanında 0.266 birimlik artışa neden olduğu bulunmuştur. Sonuç: Kadınların doğumda algıladıkları obstetrik şiddet düzeyi arttıkça doğum sonu postpartum depresyon düzeyleri artmaktadır. Araştırmaya katılan kadınların eğitim durumu, gelir durumu, doğum sayısı ve doğumda müdehale durumu Obstetrik Şiddet düzeyini etkilemektedir. Araştırmaya katılan kadınların yaş, gelir durumu, doğum sayısı, doğumda müdehale durumu, doğum öncesi bakım alma ve doğum öncesi sosyal destek alma durumları Doğum sonu depresyon düzeylerini etkilemektedir. Obstetrik şiddet doğum sonu depresyon için bir risk faktörüdür.
Ebelerin yöneticilerinin liderlik davranışlarını algılama biçimleri ile işmotivasyon düzeyleri arasındaki ilişki
Amaç: Ebelerin yöneticilerinin liderlik davranışlarını algılama biçimleri ile iş motivasyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırma Mersin ilinde aktif olarak kamu ve özel kurumlarda çalışan, araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ebelerle 15.08.2024-15.04.2025 tarihleri arasında online yürütülmüştür. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Liderlik Davranış Ölçeği, Çok Boyutlu İş Motivasyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde sayılar, yüzdelikler, en az ve en çok değerler ile ortalama ve standart sapma, Bağımsız Gruplarda t Testi, Varyans Analizi, İleri analizde LSD ve Dunnet C testleri, Pearson Korelasyon Analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Ebelerin %48.7'si 41 ve üstü yaştadır, %73.4'ü evlidir, %46.5'inin geliri giderinden azdır, %69.2'si lisans mezunudur ve %97.2'si kamu çalışanıdır. Ebeler liderlik davranış ölçeği toplamından 129.01±36.18 puan, çok boyutlu iş motivasyonu ölçeği toplamından 77.88±12.89 puan almışlardır. Çok Boyutlu İş Motivasyonu Ölçeği toplam puanı ile Liderlik Davranış Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki vardır (p<0.05). Çok Boyutlu İş Motivasyonu puanındaki 1 birimlik artış, Liderlik Davranış puanında 0.687 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Ebelerin yöneticilerinin liderlik davranış algıları yüksek ve iş motivasyonları orta düzeydedir. Ebelerin çok boyutlu iş motivasyonu düzeyleri arttıkça liderlik davranış algıları artmaktadır. Anahtar kelimeler: Ebe, İş, Liderlik, Motivasyon, Yönetici.
Epizyotomi onarımı sırasında memeye uygulanan sıcak pedlerin süt miktarına, emzirme motivasyonuna ve yetersiz süt algısına etkisi
Bu çalışma, epizyotomi onarımı sırasında memeye uygulanan sıcak pedlerin süt miktarına, emzirme motivasyonu ve yetersiz süt algısı düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın türü randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Çalışmanın evrenini Konya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Doğumhane biriminde Ekim 2023-Haziran 2024 tarihleri arasında normal doğum yapmış, miad ve primipar gebeler oluşturmuştur (n=218). Araştırmada https://www.random.org/ sitesinden yararlanılarak randomizasyon sağlanmıştır. Araştırmacı tarafından literatür eşliğinde hazırlanan kadınların sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini içeren 15 maddelik tanıtıcı bilgi formu ile doğum sonu süt sağma ve miktarı bilgi formu (müdahale grubuna 8, kontrol grubuna 6 soru), Primipar Emzirme Motivasyon Ölçeği ve Yetersiz Süt Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma verileri anneler ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde kadınların tanımlayıcı ve obstetrik özelliklerinin karşılaştırılması için ki kare testi ve kadınların uygulama sonrası süt miktarı ve ölçek puanlarının karşılaştırılması için bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılım sağlayan müdahale grubunun yaş ortalaması 24,11±4,49 yıl, kontrol grubunun 22,88±3,28 yıldır. Epizyotomi onarım süresi (dk) müdahale grubunda ortalama 21,32±6,71, kontrol grubunda 26,06±7,40 ve kadınların süt sağmak miktarı (ml/cc) müdahale grubunda ortalama 4,09±2,12, kontrol grubunda 2,82±1,73'dir. Çalışmamızda müdahale grubunda emzirme motivasyon ölçeği alt boyutlarından emzirmeye verilen değer (p<0,001), öz-etkililik (p<0,001), ebe desteği puanı (p<0,001) kontrol grubundan daha yüksek, başarı beklentisi alt boyutunun ise daha düşük olduğu (p<0,001) saptanmıştır. Çalışmamızda ayrıca yetersiz süt algısı ölçeği puanı müdahale grubunda kontrol grubundan daha yüksek olarak saptanmıştır. Bu bulgu kontrol grubundaki kadınların yetersiz süt algısı düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak epizyotomi onarımı sırasında memeye uygulanan sıcak pedlerin süt miktarına arttırıcı, emzirme motivasyonu ölçeği alt boyutlarından emzirmeye verilen değer, öz-etkililik ve ebe desteği puanını artırıcı, başarı beklentisi ve yetersiz süt algısı azaltıcı yönde etkilemektedir. Ebeler tarafından epizyotomi sırasında memelere uygulanan sıcak pedlerin, doğum sonu dönemde verilen bakımın kalitesini arttırarak emzirmeyi destekleyecek nonfarmokolojik uygulamaların kliniklerde kullanımının sağlanması açısından önemlidir. Anahtar Sözcükler: emzirme, epizyotomi, motivasyon, sıcak uygulama, süt miktarı.
Perimenopozal dönemdeki kadınlarda vajinal yaşlanmanın günlük yaşantılarla ve yaşlanma anksiyetesi ile ilişkisi
Bu çalışma ile perimenopozal dönemdeki kadınlarda vajinal yaşlanmanın günlük yaşantılarla ve yaşlanma anksiyetesi ile ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde olup veriler online olarak sosyal medya üzerinden 40-59 yaş aralığındaki 345 kadından toplandı. Veriler 'Kişisel Bilgi Formu', 'Vajinal Yaşlanmanın Günlük Etkisi Ölçeği (VYGÖE)' ve 'Orta Yaşlı Kadınlarda Yaşlanma Anksiyetesi Ölçeği (YAÖ)' kullanılarak toplandı. Çalışma öncesi etik izin alınmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 25 programı kullanıldı ve uygun testler ile değerlendirildi. Kadınların yaş ortalaması 46,73±4,95'tır. Kadınların %93'ü evli ve %26,7'sinin eğitim durumu yüksekokul/üniversitedir. Kadınların VYGEÖ alt boyutları (Günlük Yaşam Aktiviteleri, Emosyonel İyilik, Cinsel Fonksiyon, Benlik Kavramı ve Beden İmajı) puan ortalaması sırasıyla 1,85±0,86, 1,26±1,04, 1,28±1,16, 0,84±0,85 olarak tespit edildi. Kadınların YAÖ toplam puan ve alt boyutları (Fiziksel Yetersizlik, Dış Görünüşündeki Değişikliklere Dair Kaygı, Sosyal Değer, Yaşlılık ile İlgili Negatif Beklentiler) puan ortalamaları sırasıyla 52,65±14,35, 12,62±4,06, 10,52±4,27, 20,58±7,92, 8,94±2,99 olarak tespit edildi. VYGEÖ alt boyut puanları ile YAÖ puanı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. VYGEÖ alt boyutları yaşlanma anksiyetesini pozitif yönde yordamakta ve toplam varyansın yaklaşık %26'sını açıkladığı belirlendi (R2=0,256). Sonuç olarak perimenopozal kadınlarda vajinal yaşlanmanın günlük etkilerinin artması yaşlanma anksiyetesi düzeyini arttırmaktadır. Anahtar Sözcükler: Anksiyete; ebelik; hemşirelik; orta yaş; perimenopoz; vajinal yaşlanma
Gebelik deneyiminin stres, gebeliğin kabulü ve doğuma hazır oluş düzeyi üzerine etkisi
Bu araştırma gebelik döneminde kadınların gebelik deneyiminin stres, gebeliğin kabulü ve doğuma hazır oluş düzeyi üzerine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Çalışmanın örneklemi 15.09.2023-15.02.2024 tarihleri arasında Konya Şehir Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği'ne gelen 637 gebeden oluşmuştur. Veriler, sosyodemografik bilgi formu ile birlikte Gebelik Deneyimi Ölçeği (GDÖ), Prenatal Distres Ölçeği (PDÖ) ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmada kadınların yaş ortalaması 27,82±4,72 (min=19, mak=43), eşinin yaş ortalaması 30,83±5,12 (min=22, mak=49), yaşayan çocuk sayısı ortalaması 1,49±0,73(min=1, mak=4), gebelikte alınan kilo ortalaması 8,48±3,95 (min=1, mak=20), gebelikte alınan sağlık hizmeti sayısı ortalaması 6,33±3,03 (min=1, mak=16) olarak belirlenmiştir. Kadınların GDÖ olumlu duygular sıklık 7,89±1,52, olumsuz duygular sıklık 8,28±1,66, olumlu duygular yoğunluk 1,94±0,39, olumsuz duygular yoğunluk 1,70±0,35 olarak saptanmıştır. PDÖ puan ortalaması 9,64±4,23, PKDÖ gebeliğin kabulü puan ortalaması 24,59±7,51, doğuma hazır oluş puan ortalaması 21,75±5,02 şeklinde belirlenmiştir. Çalışmada katılımcıların olumlu duygular sıklık (p=0,002) ve olumsuz duygular yoğunluk ile prenatal distres arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,001). Çalışmada katılımcıların olumlu duygular sıklık, olumsuz duygular sıklık ve olumsuz duygular yoğunluk puanları ile prenatal distres düzeyleri arasında anlamlı pozitif ilişki belirlenmiştir (p<0,001). Olumsuz duygular sıklık (p=0,019) ve olumsuz duygular yoğunluk (p=0,003) puanları ile gebeliğin kabulü arasında pozitif; olumlu duygular yoğunluk (p= 0,006) ile gebeliğin kabulü arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Olumlu duygular yoğunluk (p=0,010) puanı ile doğuma hazır oluşluk arasında negatif; olumsuz duygular yoğunluk (p=0,016) puanı ile doğuma hazır oluşluk arasında pozitif yönde ilişki vardır. Ayrıca, eğitim düzeyi, gebelik sayısı, düşük öyküsü gibi sosyodemografik değişkenlerin, olumlu duyguların sıklık ve yoğunluğu üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar yarattığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, prenatal distresin gebelik deneyimini önemli ölçüde etkilediği, olumlu duygular üzerinde artışa neden olabileceği; ancak bu ilişkinin çok yönlü değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Elde edilen bulgular, bireyselleşmiş prenatal bakım hizmetlerinin planlanmasında önemli bir rehber niteliğindedir. Özellikle gebelere distres yönetimi, gebelik eğitimi ve psikososyal destek müdahalelerinin artırılması önerilmektedir.
Perimenopozal dönemdeki kadınların depresyon ve psikolojik güç düzeyleri ile serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumları arasındaki ilişki
Bu araştırma, perimenopozal dönemdeki kadınların depresyon ve psikolojik güç düzeyleri ile serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumları arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 1 Mart 2024 – 30 Haziran 2024 tarihleri arasında Konya Çumra Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran, araştırma kriterlerine uyan kadınlar oluşturmuştur. Araştırma verileri, Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Kadın Psikolojik Güç Ölçeği (KPGÖ), Perimenopozal Depresyon Değerlendirme Ölçeği (PDDÖ) ve Servikal Kanserin Erken Tanısına İlişkin Tutum Ölçeği (SKETİT) kullanılarak toplanmıştır. Tanıtıcı veriler hesaplanırken, ortalama, standart sapma, frekans ve yüzde kullanılmıştır. Verilerin analizinde pearson korelasyon, yordayıcı değişken analizinde çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Ölçek puan karşılaştırmasında ise tek yönlü MANOVA testi kullanılmıştır. Karşılaştırma esnasında homojen dağılıma göre Tukey ve Tamhane T2 testleri kullanılmıştır. Çalışmada kadınların yaş ortalaması 47,39±3,79 (min=40, max=53) bulunmuştur. Kadınların KPGÖ puanı 68,61±13,74, PDDÖ puanı 7,18±6,89 bulunmuştur. Kadınların psikolojik güç düzeyleri yeterli seviyede olmasa da depresyon puan ortalamaları düşük bulunmuştur. Çalışmada kadınların SKETİT puan ortalaması 80,95±10,48 olup; servikal kanserin erken tanısı ve taramalara ilişkin bilgi düzeyleri ve serviks kanseri taramalarına katılımlarının ortalamanın üstünde olduğu belirlenmiştir. Kadın psikolojik güç düzeyi ile servikal kanserin erken tanısına yönelik tutum arasında anlamlı ilişki bulunmazken, perimenopozal depresyon düzeyi ve servikal kanserin erken tanısına yönelik tutum arasında anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Elde edilen verilerde; SKETİTÖ-algılanan duyarlılık alt boyutunu yordamasında KPGÖ-güçlülük/savunuculuk (β=0.234, t=4.622, p<0.001), KPGÖ-benlik saygısı (β=-0.190, t=-3.431, p<0.01) ve Perimenopozal Depresyon Değerlendirme Ölçeği (β=0.136, t=2.763, p<0.01)'nin anlamlı yordayıcılar olduğu bulunmuştur. Servikal Kanserin Erken Tanısına İlişkin Tutum Ölçeği ve Perimenopozal Depresyon Değerlendirme Ölçeği'nin yordamasında KPGÖ-benlik saygısı (β=-0.297, t=-5.569, p<0.001), KPGÖ-güçlülük/savunuculuk (β=0.273, t=5.591, p<0.001) ve Perimenopozal Depresyon Değerlendirme Ölçeği'nin (β=0.161, t=3.382, p<0.01) anlamlı yordayıcılar olduğu bulunmuştur. Çalışma sonucunda perimenopozal depresyon düzeyi arttıkça servikal kanserin erken tanısına ilişkin tutumun olumlu düzeyde arttığı belirlenmiştir. Kadın psikolojik güç düzeyi ile servikal kanserin erken tanısına ilişkin tutum arasında ise anlamlı ilişki bulunamamıştır. Ebeler tarafından perimenopozal dönemdeki kadınların psikolojik güç ve depresyon düzeylerinin değerlendirilmesi, desteğe ihtiyaç duyan kadınların uzmanlara yönlendirilmesi, servikal kanserin erken tanısı ve taramalara ilişkin verilen eğitimlerin etkinliği ve sayısının arttırılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Erken Tanı; Perimenopozal Depresyon; Psikolojik Güç; Servikal Kanser; Tutum.
Gebe okuluna katılan ve katılmayan baba adaylarında doğuma katılmaya yönelik tutumlarının, prenatal baba bağlanma düzeylerinin ve çift uyumlarının incelenmesi; Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma, gebe okuluna katılan ve katılmayan baba adaylarında doğuma katılmaya yönelik tutumlarının, prenatal baba bağlanma düzeylerinin ve çift uyumlarının incelenmesi amacıyla randomize kontrollü çalışma türünde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini, 06 Kasım 2023 – 06 Kasım 2024 tarihleri arasında Ankara Etlik Şehir Hastanesi gebe okulu ve gebe polikliniklerine başvuran 152 gebenin eşleri oluşturmuştur. Veriler; kişisel bilgi formu, Doğuma Katılmaya Yönelik Tutum Ölçeği (DKYTÖ), Doğum Öncesi Baba Bağlanma Ölçeği (DÖBBÖ) ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare testi, Fisher's Exact testi, bağımsız gruplarda independent simple t-testi kullanılmıştır. İzlem ölçümlerinde paired sample t testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan baba adaylarının yaş ortalaması 29,65±4,05, eşlerinin yaş ortalaması 26,93±3,98, evlilik süresi ortalaması 2,59±1,98 ve gebelik haftası ortalaması 28,46±5,46'ydı. Çalışmada müdahale ve kontrol grupları arasında ilk izlemde DKYTÖ olumsuz duygular alt boyutu arasında anlamlı fark vardı (p=0,016). Müdahale grubunun olumsuz duygular alt boyut puanı, kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksekti. Çalışmada müdahale ve kontrol grupları arasında ikinci izlem DKYTÖ toplam puanı (p=0,011) ve olumsuz duygular alt boyutu toplam puanı arasında (p<0,001) anlamlı fark vardı. Müdahale grubunun ikinci izlem DKYTÖ toplam puanı ve olumsuz duygular alt boyutu toplam puanı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti. Çalışmada müdahale ve kontrol grupları arasında üçüncü izlem DKYTÖ toplam puanı (p<0,001), olumsuz duygular (p<0,001), ve eylemler alt boyutu toplam puanı arasında (p=0,003) anlamlı fark vardı. Müdahale grubunun üçüncü izlem DKYTÖ toplam puanı, olumsuz duygular ve eylemler alt boyutu toplam puanı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti. Çalışmada müdahale ve kontrol grubunun, DÖBBÖ toplam puan ile bağlanmaya harcanan zaman ve bağlanmanın niteliği alt boyutları arasında birinci, ikinci ve üçüncü izlemlerde istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Çalışmada müdahale ve kontrol grubunun, YÇUÖ toplam puan ile doyum, uzlaşım ve görüş birliği alt boyutları arasında birinci, ikinci ve üçüncü izlemlerde istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Çalışmanın sonucunda gebe okuluna katılan baba adaylarının doğuma katılmaya yönelik tutumları olumsuz olarak saptanmış, prenatal baba bağlanma düzeyi ve çift uyumunda herhangi bir fark gözlemlenmemiştir. Bu noktada gebe okulu program içeriğinin güçlendirilmesi, baba adaylarına yönelik eğitimlerin çok yönlü planlanması sağlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Baba-bebek bağlanması; çift uyumu; doğuma katılma; ebelik; gebe okulu
Primipar kadınlara doğum eyleminde uygulanan perineal masaj ve iki aşamalı sıcak perineal kompresin perineal travma, perineal ağrı ve doğum memnuniyetine etkisi; randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma primipar kadınlara doğum eyleminde uygulanan perineal masaj ve iki aşamalı sıcak perineal kompresin perineal travma, perineal ağrı ve doğum memnuniyetine etkisini araştırmak amacıyla yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi' ne başvuran 180 primipar gebe oluşturdu. Çalışma perineal masaj (n=60), iki aşamalı sıcak perineal kompres (n=60) ve kontrol grubu (n=60) olmak üzere üç gruptan oluştu. Gebeler gruplara randomize olarak atandı. Servikal dilatasyon 6 cm ve 10 cm olduğunda perineal masaj grubundaki gebelere 4-6 kez en az 5-10 dakika perine masajı, iki aşamalı sıcak perineal kompres grubunda ise 1 kez en az 15 dakika iki aşamalı olacak şekilde uygulandı. Kontrol grubundaki gebelere sadece rutin ebelik bakımları uygulandı. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Perineal Travma ve Kanama Takip Ölçüm Formu, Görsel Memnuniyet Skalası (GMS), Doğum Memnuniyet Ölçeği (DMÖ) aracılığıyla toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirmesinde Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 20.0 paket programı kullanıldı. Verilerin analizinde Ki-Kare, Fisher's Exact, independent simple t testi, paired sample t testi, One Way ANOVA ve Tukey testi ile analiz edildi. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 25,35±5,412, gebelik haftası ortalaması 38,70±1,200 idi. Perine masajı yapılan ve yapılmayan primipar kadınlarda perineal travma daha azdı (p<0,001), perineal ağrı daha düşüktü (p<0,001), doğum memnuniyetini daha yüksekti (p<0,001). İki aşamalı sıcak perineal kompres yapılan ve yapılmayan primipar kadınlarda perineal travma düşüktü (p<0,001), perineal ağrı düşüktü (p<0,001), doğum memnuniyeti daha yüksekti (p<0,001). Doğumda perine masajı ve iki aşamalı sıcak perineal kompres yapılan kadınlar arasında perineal travmada fark yoktu (p=0,509), perineal ağrıda fark vardı ve iki aşamalı sıcak perineal kompres grubunda ağrı skoru daha düşüktü (p<0,001). Doğumda perine masajı ve iki aşamalı sıcak perineal kompres yapılan kadınlar arasında doğum memnuniyetinde fark vardı ve iki aşamalı sıcak perineal kompres grubunun doğum memnuniyeti daha yüksekti (p<0,001). Çalışmanın sonucunda perineal masaj ve iki aşamalı sıcak perineal kompres uygulamalarının perineal travmayı ve perineal ağrıyı azalttığı, doğum memnuniyetini ise artırdığı saptandı (p<0,05). Bu sonuçlara dayanarak bu uygulamaların doğum eyleminde pozitif katkıları nedeni ile herhangi bir risk taşımayan gebelere güvenle uygulanabilir. Anahtar Kelimeler: doğum eylemi, doğum memnuniyeti, perineal masaj, perineal travma, sıcak perineal kompres
Mandala boyama etkinliğinin missed abortus tanılı kadınların stres, anksiyete, ağrı ve fizyolojik parametreleri üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
0
Gebelerin travmatik doğum algıları ve doğum inançları ile prenatal bağlanma arasındaki ilişki
Bu araştırma, travmatik doğum algısı ve doğum inançları ile prenatal bağlanma arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yürütülmüştür. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tasarımda gerçekleştirilen çalışma, Aralık 2024–Haziran 2025 tarihleri arasında Konya Şehir Hastanesi gebe polikliniğine başvuran 390 gebe üzerinde yapılmıştır. Veri toplamada Kişisel Bilgi Formu, Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ), Doğum İnançları Ölçeği (DİÖ) ve Doğum Öncesi Anne Bağlanma Ölçeği (DÖABÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Tek Yönlü ANOVA, Bağımsız Gruplar t-Testi, Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı ve çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 24,23±3,70 olup, %72,6'sının 27–41. gebelik haftasında olduğu belirlenmiştir. TDAÖ puan ortalaması 63,17±23,82, DİÖ doğal süreç inancı puanı 4,19±0,83, tıbbi süreç inancı puanı 3,21±0,71, DÖABÖ toplam puan ortalaması ise 77,06±7,48 olarak saptanmıştır. Bulgular, TDAÖ puanları ile DÖABÖ toplam puanları arasında düşük düzeyde, negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu (r=-0,155, p<0,05) göstermiştir. Ayrıca DİÖ doğal süreç inancı alt boyut puanları ile DÖABÖ toplam puanları arasında düşük düzeyde, pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (rS=0,103, p<0,05). Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre TDAÖ' nin, DÖABÖ toplam puanlarını negatif yönde etkileyen ilişkili risk faktörü olduğu belirlenmiştir (t=-2,907, p<0,01). Sonuç olarak, travmatik doğum algısının gebelerde prenatal bağlanma düzeylerini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. TDAÖ puanları ile DÖABÖ toplam puanları arasında gözlenen düşük düzeyde negatif ilişki, travmatik doğum algısının prenatal bağlanmayı azaltıcı bir risk faktörü olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan, doğumu doğal bir süreç olarak değerlendiren inançların prenatal bağlanma ile pozitif yönde ilişkili olması, gebelerin doğuma yönelik olumlu inançlarının anne-fetüs bağını destekleyebileceğini göstermektedir. Bu sonuçlar, gebelik sürecinde travmatik doğum algısını azaltmaya ve doğuma ilişkin olumlu inançları güçlendirmeye yönelik ebelik bakım ve müdahalelerin, prenatal bağlanmanın artırılmasında önemli bir rol oynayabileceğini işaret etmektedir.
Kadınların çocukluk deneyimleri, bağlanma stilleri ve psikolojik iyi oluş durumlarının Sindirella Sendromu ile ilişkisi
Bu araştırma, kadınların çocukluk deneyimleri, bağlanma stilleri ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin Sindirella Sendromu ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tasarımda yürütülen çalışma, Kasım 2024 – Mayıs 2025 tarihleri arasında, 18–49 yaş arası evli veya partneri olan toplam 334 kadın ile yapılmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Deneyimleri Ölçeği (ÇDÖ), Üç Boyutlu Bağlanma Ölçeği (ÜBBS), Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Sindirella Sendromu Ölçeği (SSÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların SSÖ toplam puan ortalaması 79,87±27,40 bulunmuştur. Kadınların SSÖ toplam puanı ve alt boyutları ile sosyodemografik ve obstetrik özellikleri arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). SSÖ toplam puanı ve alt boyutları, ÇDÖ ile ve ÜBBS'nin kaçınan ve kaygılı-kararsız bağlanma alt boyutlarıyla pozitif yönde ilişkili iken; Psikolojik İyi Oluş Ölçeği puanı ve güvenli bağlanma stili ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur (p<0.001). Çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre; ÇDÖ'nün tehdit edici anılar alt boyutu ile ÜBBS'nin kaygılı-kararsız bağlanma stili, SSÖ'nün cinsiyetçi ve sorumluluktan kaçma alt boyutları için etkileyen faktörler belirlenmiştir (p<0.001). Ayrıca, ilköğretim mezunu olma, katılımcı ve eş/partner yaşı, yaşayan çocuk sayısı, ÇDÖ-tehdit edici anılar, kaygılı-kararsız bağlanma stili ve düşük psikolojik iyi oluş düzeyi, SSÖ'nün kariyerden vazgeçme alt boyutu için anlamlı risk faktörleri olarak bulunmuştur (p<0.005). Genel olarak, ÇDÖ-tehdit edici anılar ve kaygılı-kararsız bağlanma stili, SSÖ toplam puanı üzerinde güçlü yordayıcı faktörlerdir (p<0.001). Sonuç olarak, olumsuz çocukluk deneyimlerine sahip olan, kaçınan ve kaygılı-kararsız bağlanma stilini benimseyen kadınların Sindirella Sendromu puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Buna karşın, güvenli bağlanma stili ve yüksek psikolojik iyi oluş düzeyleri, sindirella sendrom puanlarını azaltıcı bir etki göstermektedir. Ebelik bakımında kadınlara güvenli bağlanmayı destekleyici danışmanlık sunulması, ailelere erken dönemde eğitim ve destek verilmesi, psikolojik iyi oluşu artırıcı yaklaşımların uygulanması ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık çalışmaları yapılması önerilmektedir. Ayrıca, ebelik alanında Sindirella Sendromu'nun kadın sağlığına etkilerini inceleyen ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar sözcükler: sindirella sendromu, çocukluk deneyimleri, bağlanma stili, psikolojik iyi oluş, ebelik bakımı
Primpar ve multipar annelerin destek ihtiyaçlarının emzirme öz yeterlilik algılarının ve maternal bağlanma düzeylerinin karşılaştırılması
Doğum sonu dönem, primipar ve multipar annelerin deneyimlerinin ve gereksinimlerinin farklılaştığı; algılanan sosyal destek düzeyi, emzirme öz-yeterlilik algısı ve maternal bağlanmanın ön plana çıktığı önemli bir süreçtir. Bu çalışma, annelerin destek ihtiyaçlarının, emzirme öz-yeterlilik algısı ve maternal bağlanma düzeyinin primipar ve multipar annelerde karşılaştırılmasını incelemek amacıyla tanımlayıcı ve karşılaştırmalı türde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Aralık 2024- Haziran 2025 tarihleri arasında bir tıp fakültesi hastanesinin çocuk polikliniklerine başvuran, 3-12 aylık bebeğe olan sahip 330 anneden oluşmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu-Primipar Anneler , Kişisel Bilgi Formu-Multipar Anneler , Doğum Sonrası Destek Ölçeğinin "İhtiyacın Önemi " bölümü (DSDÖ), Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği-Kısa Form (EÖYÖ-KF) ve Maternal Bağlanma Ölçeği (MBÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Primipar annelerin toplam doğum sonrası destek puanları multipar annelere göre anlamlı düzeyde yüksekti (p<0.05). Primipar anneler özellikle bilgilendirme desteği ve karşılaştırma alt boyutlarında anlamlı düzeyde multipar annelere göre daha yüksek puan aldı (p<0.05). Emzirme öz-yeterlilik düzeyi ise multipar annelerde anlamlı biçimde daha yüksek idi (p<0.05). Primipar ve multipar annelerin maternal bağlanma düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Bu sonuçlar, doğum sonrası dönemde primipar annelerin daha fazla sosyal desteğe ihtiyaç duyduğunu, multipar annelerin ise emzirme konusunda daha yüksek öz-yeterliliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, doğum sonu dönemde ebelik hizmetlerinin primipar annelerin duygusal gereksinimlerini ve bilgi ihtiyaçlarını hedefleyecek biçimde yapılandırılmasının, annelik sürecine uyumu destekleyici bir rol üstlenebileceğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, multipar annelerde emzirme sürecine ilişkin kazanılmış deneyimlerin ebe danışmanlığı aracılığıyla pekiştirilmesi, emzirme öz-yeterliliğinin devamlılığı açısından önem taşımaktadır.
Önlem kabul süreci modeline göre birinci basamakta servikal kanser taramasına katılımın incelenmesi
Serviks kanseri; görülme sıklığı, tedavi sürecindeki ekonomik yükü ve sebep olduğu kadın ölümleriyle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de özelde kadını, genel çerçevede tüm toplumu ilgilendiren bir halk sağlığı problemidir. Aynı zamanda kanserleşme sürecinin uzun olması, etkin tarama testlerinin varlığı ile erken dönemde teşhis edilebilmesi ve tedavi şansının yüksek olması sebebiyle de diğer kanser türlerinden ayrılmaktadır. Ülkemizdeki serviks kanseri tarama programı ile halen %70'lik kapsayıcılık oranına ulaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı, önlem kabul süreci modeline göre birinci basamakta servikal kanser taramasına katılımın incelenmesidir. Kesitsel nitelikteki bu çalışma İstanbul Bahçelievler 3 Nolu Aile Sağlığı Merkezi'nde 21.08.2023-03.05.2024 tarihleri arasında toplam 389 kadının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan Anket Formu, HPV ve Servikal Kanser Farkındalık Formu, Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılarak alınmıştır. Çalışma grubu yaş ortalaması 39,77±9,78 (19-66), evli (%89,7), üniversite mezunu (%36,3), gelir gider dağılımı eşit (%66,8), ortalama 1,93 (0-8) kez doğum yapmış, son beş yılı tek cinsel partnerle geçirmiş (%96,1) kadınlardan oluşmaktadır. Katılımcıların servikal kanser ve HPV bilgi puan ortalaması 3,67±4,16 (0,0-15,00) olarak bulunmuştur. Üniversite mezunu olan grubun taramaya katılmama oranı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu, yaş azaldıkça ve eğitim seviyesi yükseldikçe bilgi düzeyinin arttığı ancak taramaya katılım oranının ve Önlem Kabul Süreci Modeli (ÖKSM) basamak düzeyinin azaldığı görülmüştür. ÖKSM basamak düzeyinin kadının yaşı arttıkça, evli, jinekolojik tedavi görmemiş, menopozda olan, taramaya katılan grupta anlamlı şekilde yükseldiği bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak sağlık profesyonellerinin servikal kanser taraması konusunda eğitim ve danışmanlık hizmetlerine daha fazla yer verilmesi, kadınların servikal kanser ve tarama programı hakkında bilgilendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu sayede farkındalık kazanan kadınların sağlıkları üzerindeki kontrollerini ellerine alarak bunu bir sağlık davranışı haline dönüştürebilecekleri düşünülmektedir.
Gebelikte ev içi kimyasallar ve kişisel bakım ürünlerinin kullanımını azaltmada motivasyonel görüşmenin etkinliği
Amaç: Gebelik döneminde ev içi kimyasallar ve kişisel bakım ürünleri kullanımını azaltmada motivasyonel görüşmenin etkisini incelemek. Gereç-Yöntem: Araştırma prospektif ön-test, son teste dayalı randomize kontrollü deneysel araştırma deseninde gerçekleştirildi. Çalışmaya örneklemi Mayıs-Aralık 2023 dönemi içinde Sağlık Bakanlığı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Şile Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniklerine başvuran, araştırmaya katılmaya gönüllü ve çalışmaya alınma kriterlerine uygun olan 140 gebe ile başlandı. Kadınlar deney ve kontrol grubu olarak randomize edildi ve deney grubundaki kadınlara ev içi kimyasal ve kişisel bakım ürün kullanımını azaltmak için motivasyonel görüşme tekniklerine dayalı eğitim gerçekleştirildi. Ön test uygulamasından bir ay sonra son test uygulaması yapıldı. Son test uygulaması 130 kadın ile tamamlandı. Tüm katılımcılara Tanıtıcı Bilgi Formu, Ev İçi Kimyasallar ve Kişisel Bakım Ürünleri Kullanımını Değerlendirme Formu, Öz Etkililik Yeterlilik Ölçeği ve Endokrin Bozucular Tutum Ölçeği ön test ve son test olarak iki kez uygulandı. Çalışma NCT06380634 numarası ile ClinicalTrials.gov'a kaydedildi. Bulgular: Kişisel bakım ürün kullanımında azalmanın kategorik olarak en çok makyaj ürünlerinde, ev içi kimyasal ürün kullanımında azalmanın ise en çok pet şişede olduğu belirlendi. Çalışma katılımcılarının ÖEYÖ ön test toplam puan ortalaması deney grubunda 74,62±7,24 kontrol grubunda 76,84±8,47 iken, son test puan ortalamaları deney grubunda 85,05±4,82, kontrol grubunda 82,37±4,93 olarak bulundu. ÖEYÖ puan ortalamalarında gruplar arasında zamana göre ortalama puanların değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (F=12,500, p=0,01; pη2=0,089). Deney grubunda yer alan katılımcıların ENBÖ ön test puan ortalaması 68,12±7,69 kontrol grubundakilerin 66,61±6,52; deney grubunda yer alan katılımcıların ENBÖ son test puan ortalaması 72,97±5,45, kontrol grubundakilerin 68,31±5,81 bulundu. ENBÖ puan ortalamalarında gruplar arasında zamana göre ortalama puanların değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (F=13,069, p=0,00; pη2=0,093). Sonuç: Bu çalışmada gebelere uygulanan motivasyonel görüşmenin öz etkililiği artırmada, ev içi kimyasal ve kişisel bakım ürünleri kullanımını azaltmada orta düzeyde etkili olduğu belirlenmiştir.
Annelerin kırılgan bebek algısı ile taburculuğa hazır oluşluk ilişkisinin incelenmesi
Annelerin kırılgan bebek algısı ile hastaneden taburculuğa hazır oluşluk ilişkisinin incelenmesi amacı ile yapılan çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı niteliktedir. Çalışmanın örneklemini doğum sonu servisinde yatan 303 anne oluşturdu. Çalışma verileri Tanıtıcı Bilgiler Form, Hastane Taburculuğu İçin Hazır Oluşluk Ölçeği ve Kırılgan Bebek Algısı Ölçeği ile elde edildi. Annelerin doğum şekline göre Taburculuğa Hazır Oluşluk ve Kırılgan Bebek Algısı puanları açısından fark bulunmadı (p>0,05). Annelerin yaşı arttıkça taburculuğa hazır olması artmaktadır (p<0,05). Tek çocuğu olan annelerin taburculuğa hazır oluşluğu birden çok çocuğu olan annelere göre düşük (p<0,05), kırılganlık algısının ise yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Annelerin taburculuğa hazır oluşluğu artıkça kırılgan bebek algısının düştüğü belirlendi (p<0,000). Annelerin hastaneden taburculuğa hazır oluşluğunun kırılganlık algısı üzerinde pozitif yönde anlamlı etkiye sahip olduğu görüldü. Sonuç olarak; doğum sonrası annelerin taburculuğa hazırlanması kırılganlık algısını azaltmaktadır. Ebelerin doğum sonrası anneleri taburculuğa hazırlanmaya yönelik eğitimler verilmesi önerilebilir.
Farklı kültürlerde çift uyumu ve vajinal doğum öz yeterliliği ilişkisi
Gebelik süreci eş uyumunun kadının vajinal doğum yeterliliği dahil kadının kendini her konuda güçlü hissetmesinde önem kazandığı bir dönemdir. Başka bir ülkede göçmen olma ise yaşamının her alanında güvensizlikleri beraberinde getirme potansiyeline sahiptir. Bu çalışmanın amacı farklı kültürlerde çift uyumu ve vajinal doğum öz yeterlilik ilişkisini incelemektir. Kesitsel nitelikteki çalışma İstanbul Zeynep Kamil Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde, 05.02.2023-05.05.2024 tarihleri arasında, 155 Türk, 155 çoğu Suriyeli (n=82), Afgan (n=14), Özbek (n=13), Türkmenistan (n=11) olmak üzere farklı toplumlardan toplam 310 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler yüz yüze görüşme yöntemiyle bireysel raporlandırmaya dayalı, literatür doğrultusunda hazırlanan görüşme formu ve yenilenmiş çift uyum ölçeği, vajinal doğum öz yeterlilik ölçeği ile alınmıştır. Araştırmaya katılan Türk gebelerin yaş ortalaması 28,5±5,48, yabancı uyruklu gebelerin ise 27,4±5,38 olduğu, türk grubu eşlerinin yaş ortalamsı 31,7±5,44 ve yabancı uyruklularda ise 32,7±6,51 olduğu, Türk katılımcıların %42,6'sının en çok lise mezunu olduğu aynı zamanda yabancı gruplarda da %36,8'inin en çok lise mezunu olduğu, eşlerinin de yine aynı şekilde iki grupta da en çık lise mezunu olduğu görülmüştür. Türk kadınların %56,82i ve yabancı uyruklu kadınların %43,2'si ilk gebelik sürecinde olduğu ve iki grubun da en çok sadece normal doğum yapmak istemekle beraber gebe okuluna gitmemiştir. Çift uyum puanı Türk uyruklu gebelerde 54,80±6,81, yabancı uyruklularda ise 54,50±4,96 olarak, Vajinal doğum öz yeterlilik puanında Türk uyruklu gebelerde 62,67±17,19, yabancı uyruklularda ise 60,70±13,85 olarak bulunmuştur. Buna göre toplam ölçek puanı ortalamaları ve vajinal öz yeterlilik ortalam değerleri Türk ve yabancı uyruklu gebeler arasında benzer dağılım aynı şekilde orta düzeyde bulunmuştur. Türk ve yabancı uyruklu gebelerin, eş yaşı, eğitim düzeyleri ve gelir durumu benzer dağılım gösterirken (p>0,05), evlilik yaşı ve gebelik haftası Türklerde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05), yaşayan çocuk sayısı ve gebelik sayısı yabancı uyruklu gebelerde yüksektir (p<0,05). Çalışma bulguları ebe ve hemşirelerin Türk ve yabancı uyruklu gebelerin bakım sürecinde kültürel ve sosyal özelliklerinin dikkate alınmasını, babalar dahil çift uyumu ve eş desteğinin desteklenmesi amacıyla hamile eğitim programlarına dahil edilmesininin anne adayının vajinal doğum öz yeterliliğinin desteklenmesine katkı sağlamada önemini göstermektedir. Konuyla ilgili yeterli düzeyde çalışmanın olmaması nedeniyle çalışma bulguları bundan sonraki çalışmalara katkıda bulunacaktır.
Meme kanseri tarama programlarına katılımı engelleyen durumların incelenmesi: Nitel çalışma
Bu araştırma kadınların, tüm dünyadaki kansere bağlı mortalite sebeplerinin en başında gelen meme kanserinin erken teşhisi için kullanılan tarama programlarına katılımlarını engelleyen durumları belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma, olgubilim (fenomenolojik) araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirilmiş bir nitel araştırmadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak bireysel görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma grubunu birinci derece yakınlarında meme kanseri öyküsü bulunmayan, meme kanseri tarama programlarına daha önce hiç katılmamış olan, Kırıkkale ili Etiler Aile Sağlığı Merkezi'ne gelen, 40-69 yaş arası 20 kadın oluşturmuştur. Çalışma verileri Sosyodemografik Bilgi Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu aracılığıyla yapılan yüz yüze görüşmelerle toplanmıştır. Görüşmeler ortalama 17,39 dakika sürmüş ve katılımcıların izni alınarak ses kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Veriler, MAXQDA Nitel Veri Analizi Programına aktarılarak kodlama yapılmıştır. Toplanan verilerin analiziyle "Algılar", "Bilgi ve Farkındalık", "Katılım Dinamikleri ve Destek Beklentileri" olmak üzere üç tema oluşturulmuştur. Meme kanseri tarama programlarına katılımı engelleyen durumlara yönelik görüşlere bakıldığında en sık görülen nedenin ihmalkarlık olduğu, ardından inanç, işlem süreci, mahremiyet, bilgi eksikliği, deneyim eksikliği ve yönlendirilmeme yer almaktadır. Araştırmada katılımcıların bilimsel olmayan fenomenlere sıklıkla başvurdukları görülmüştür. Katılımcıların sahip oldukları bilgiler olası mitlere dayanmaktadır. Kadınların meme kanseri tarama programları konusunda daha fazla bilgilendirilmesi ve farkındalıklarının artırılması gerekmektedir.
Meme kanseri taramasında farkındalık ve davranış oluşturmaya yönelik hazırlanan video ve cep telefonu uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi
Giriş: Meme kanseri dünyada ve Türkiye'de kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerde de ilk sırada gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde hastalık hakkında yeterli farkındalık olmaması, bilgi eksikliği, uygunsuz tarama programları, gecikmiş tanı ve yetersiz tıbbi olanakları meme kanseri insidans ve mortalitesinin artmasına neden olmaktadır. Amaç: Meme kanseri belirtisi olmayan 40-69 yaş arası kadınlarda meme kanseri taraması konusunda farkındalık oluşturmak ve davranışa dönüştürmek için hazırlanan video ve cep telefonu uygulamasının etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Tasarım tabanlı ve tek gruptaki kadınların ön test, ara test ve son test sonuçlarının karşılaştırılmasına dayanan yarı deneysel bir araştırmadır. Veriler çevrimiçi anket ve Google Play Store (cep telefonu uygulamasını indirmek için) aracılığı ile Mayıs 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında toplandı. Araştırma 90 kadın ile tamamlandı. Veriler birey bilgi formu, Meme Kanseri Tarama Programı bilgi testi, animasyon video, Meme Kanseri Tarama Uyarı Programı (MEKTUP), araştırma değerlendirme anketi kullanılarak toplandı. Bulgular: Kadınların %74,4'ü 50 yaş altında, %78,9'u evli, %33,4'ü okur-yazar/ilkokul mezunu, %35,6'sı çalışmakta, %41,1'i sigara kullanmakta, %93,3'ü alkol kullanmamakta, %58,9'u fazla kiloludur. Ulusal meme kanseri tarama program bilgi testi ortalama puanları ikili karşılaştırıldığında ön test ile ara test, ön test ile son test arasında anlamlı fark olduğu; ara test ile son test arasında anlamlı fark olmadığı görüldü. Sosyodemografik veriler ile bilgi testi ortalama puanları ikili olarak karşılaştırıldığında ön test ile ara test, ön test ile son test arasında anlamlı fark olduğu; ara test ile son test arasında anlamlı fark olmadığı görüldü. Sigara içme ile KMM yaptırma durumu karşılaştırıldığında anlamlı fark tespit edildi. Yaş grupları ile mamografi çektirme durumu ve sigara içme ile mamografi çektirme durumu karşılaştırıldığında anlamlı fark olduğu saptandı. Kadınların meme kanseri taramalarına katılmalarını sağlayan uygulamaların; %87,8'inin animasyon video ve MEKTUP uygulaması olduğu saptandı. Sonuç: Animasyon video ile verilen meme kanseri tarama programı konulu eğitimin kadınların bilgi düzeyini arttırdığı, MEKTUP cep telefonu uygulaması ile meme kanseri taramaları için gönderilen hatırlatma mesajlarının taramalara katılma oranını arttırdığı saptandı.
Ebelerin empatik beceri ve eğilimlerinin seçilmiş filmler üzerinden planlanmış davranış teorisi bağlamında değerlendirilmesi
Çalışmada, ebelerin Planlanmış Davranış Teorisi (PDT) kapsamında empatik beceri ve eğilim niyetlerinin seçilmiş filmler ile değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda çalışma, ölçek geliştirme ve yarı deneysel çalışma olarak iki aşamada gerçekleştirildi. Çalışmanın ilk aşamasında PDT kapsamında ölçek geliştirme süreci için literatür taraması yapıldı ve 44 maddelik bir madde havuzu oluşturuldu. Uzman görüşleri sonucunda 26 maddelik taslak ölçek formu elde edildi. Taslak form ile açımlayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) süreçleri tamamlandı. Çalışmanın ikinci aşamasında ise en az iki yıldır aktif çalışan ebelerden oluşan vaka (n=34) ve kontrol grupları (n=34) oluşturuldu. Vaka grubuna ebelerin görev/yetki/sorumlulukları, uygulama alanları, mesleki değerleri ve etik ilkeleri ile uyumlu beş film seçilerek film uygulaması yaptırıldı. Kontrol grubuna hiçbir müdahale olmadı. Çalışmanın birinci aşaması kapsamında geliştirilen Ebelerin Empatik Beceri ve Eğilim Niyetleri Ölçeği (EBENÖ) ile Baysan Arabacı ve Bora tarafından Türkçe'ye uyarlanan Empati Ölçeği (EÖ) uygulama öncesi, sonrası ve uygulamadan dört hafta sonra olmak üzere vaka ve kontrol gruplarına aynı zamanda yaptırıldı. Çalışmanın ilk aşamasında 26 maddelik taslak formun AFA sonrasında 15 maddelik üç faktörlük bir yapı elde edildi. Faktör 1 toplam varyansın %45,937'sini, Faktör 2 toplam varyansın %13,339'unu, Faktör 3 toplam varyansın %8,851'ini ve toplamda üç boyut ile toplam varyansın %68,127'lik kısmını açıkladığı belirlendi. Ölçeğin güvenirliği incelendiğinde genel Cronbach's Alphası 0,892 bulundu. Yapılan DFA sonucunda değerlerin kabul edilebilir sınırlarda olduğu tespit edildi. Çalışmanın ikinci aşamasında vaka grubunun EBENÖ ve EÖ ön test puanının, son test ve izlem testine göre anlamlı olarak arttığı belirlendi (p= 0,00). Kontrol grubunda ise testler arasında anlamlı bir düşüş gözlendi. Vaka ve kontrol gruplarının EBENÖ ön test sonuçları arasında fark bulunmazken son test ile izlem testleri arasında vaka grubunda anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü. Gruplar arası EÖ puanlarına baktığımızda ise kontrol grubunun ön test puanı istatistiksel olarak daha yüksek bulundu ancak diğer testlerde anlamlı bir farklılık görülmedi. Çalışmanın sonucunda EBENÖ geçerli ve güvenilir bir ölçek yapısına sahip olduğu tespit edildi. Ebelerin empatik beceri ve eğilim niyetlerinin film uygulaması ile artırılabileceği saptandı. Niyetin empatik davranışa dönüşebilmesi için uygulamanın desteklenmesi, uzun süreli etki için süresinin uzatılması ve ebelerin hizmet içi eğitimlerinde yer alması önerilmektedir.
Ebelik öğrencilerinde kişilerarası ilişkiler psikoterapisi ve kahkaha terapisinin kişilerarası ilişkilere, sorun çözme ve öz-düşünüme etkisi
Bu çalışma, Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi (KİPT) ve Kahkaha Terapisi uygulamalarının etkilerini değerlendirmek amacıyla randomize, tek kör, plasebo kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü'nde, Haziran 2023-Haziran 2025 tarihleri arasında ebelik öğrencilerine uygulanmıştır. Çalışmaya, kişilerarası ilişkilerinde çatışma yaşayan 48 öğrenci dahil edilmiştir. Deney gruplarına Grup KİPT, Kahkaha Terapisi ve Plasebo uygulanırken, kontrol grubu herhangi bir müdahaleye tabi tutulmamıştır. Çalışmaya dahil edilen öğrenciler, uygulama öncesinde Genel Sağlık Anketi ile taranmış ve gruplara randomize edilmiştir. Değerlendirmeler, uygulama öncesi, 4. hafta, 8. hafta ve 12. hafta sonunda yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak, Öğrenci Bilgi Formu, Kişilerarası İlişki Boyutu Ölçeği (KİBÖ), Problem Çözme Envanteri (PÇE), Kişilerarası Problem Çözme Envanteri (KPÇE) ve Sağlık Bilimleri Öğrencileri için Öz-Düşünüm Ölçeği (SB3Ö) kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre: G1 Grubunda (KİPT): KİBÖ (başkalarına güven), PÇE (planlı yaklaşım), KPÇE (sorumluluk almama), SB3Ö (eylem sırasında yansıtma, eylem için yansıtma) puanlarında anlamlı iyileşmeler gözlemlenmiştir. G2 Grubunda (Kahkaha Terapisi): KİBÖ (empati, başkalarına güven, duygu farkındalığı), PÇE toplam, KPÇE (ısrarcı-sebatkar yaklaşım) puanlarında iyileşmeler görülmüştür. G3 Grubunda (Plasebo): KİBÖ (başkalarına güven, duygu farkındalığı), PÇE toplam, KPÇE (probleme olumsuz yaklaşma, yapıcı problem çözme, kendine güvensizlik, sorumluluk almama) ve SB3Ö (eylem için yansıtma) puanlarında anlamlı gelişmeler kaydedilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, kişilerarası ilişkilerinde çatışma yaşayan ebelik öğrencilerine KİPT, Kahkaha Terapisi ve Plasebo uygulamalarının, iletişim becerilerini geliştirmeye ve empati, güven gibi önemli psikolojik faktörlerde iyileşme sağlamaya katkı sunduğu anlaşılmaktadır.
Doğum sandalyesinde yapılan doğumun anne memnuniyeti, doğum süresi ve yenidoğana etkisi
Doğum sandalyesinde yapılan doğumun anne memnuniyeti, doğum süresi ve yenidoğana etkisinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini toplam 128 (Doğum sandalyesi grubu 64 ve Kontrol grubu 64) anne adayı kadın ve bebekleri oluşturdu. Araştırma verileri, kişisel bilgiler formuve Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği kullanılarak elde edildi. Kontrol grubundaki annelerin doğumun ikinci evresinin toplam süresi doğum sandalyesi grubundan anlamlı olarak uzundu (p<0,05). Doğum sandalyesi grubunun kontrol grubuna göre emzirmede daha çok güçlük yaşadığı belirlendi (p<0,05). Doğum sandalyesi grubu ve kontrol grubundaki bebeklerin; 1. Dakika ve 5. dakika APGAR skoru, bebeğin ilk idrarı ve dışkısını yapma durumu, bebeğin doğumda sorun yaşaması, solunum desteği ve bebeğin aspirasyon ihtiyacı olması açısından fark olmadığı saptandı (p>0,05). Kontrol grubunda bulunan annelerin postpartum bakım boyutunda doğum sandalyesi grubundan daha memnuniyeti yüksek iken, doğum sandalyesi grubundaki annelerin ise mahremiyete saygı ve beklentilerin karşılanması boyutlarında memnuniyetinin kontrol grubunda yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak; doğum sandalyesinde doğumun ikinci evresinin süresi doğum sandalyesinde daha kısadır. Doğum sandalyesinde doğum yapan annelerin mahremiyete saygı ve beklentilerin karşılanması boyutlarında doğum memnuniyeti kontrol grubunda yüksektir. Anne ve bebek sonuçları açısından doğum sandelyesinde doğumların tercih edilmesi önerilebilir.
Planlı ve plansız gebeliklerde doğum korkusu ve prenatal emzirme öz-yeterliliği ilişkisinde bireysel değerlerin aracı rolü
Amaç; Bu çalışma, planlı ve plansız gebelik yaşayan kadınların doğum korkusu ile prenatal emzirme öz-yeterliliği ilişkisinde bireysel değerlerin aracı rolünü incelemek amacıyla kesitsel türde gerçekleştirildi. Yöntem; Çalışmanın örneklemini İstanbul Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği'ne başvuran gebeliğin 3. trimesterindeki 302 primipar gebe oluşturdu. Çalışma verileri "Kadın Bilgi Formu", "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ)", "Prenatal (Doğum Öncesi) Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (PEÖYÖ)" ve "Değer Tercihleri Ölçeği (DTÖ)" ile toplandı. Bulgular; Planlı gebelik yaşayan kadınların W-DEQ puan ortalaması 48,48 (SS=23,89) olup %73,4'ünün düşük düzeyde doğum korkusu yaşadığı; PEÖYÖ puan ortalamasının 81,68 (SS=13,23) olduğu belirlenmiştir. En yüksek bireysel değer puanları "Ahlaki Değer" 5,56 (SS=3,47) ve "Dini Değer" 5,37 (SS=4,72) olarak saptanmıştır. Plansız gebelik yaşayan kadınların ise W-DEQ puan ortalaması 56,64 (SS=25,59) olup %58'inin düşük düzeyde doğum korkusu yaşadığı; PEÖYÖ puan ortalamasının 79,90 (SS=14,20) olduğu görülmüştür. Bu grupta da en yüksek değer puanları "Dini Değer" 5,93 (SS=3,39), "Ahlaki Değer" 5,71 (SS=3,09) olarak saptanmıştır. Plansız gebeliği olan kadınların doğum korkusu düzeyinin planlı gebeliklere göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Planlı ve plansız gebeliklerde doğum korkusu ve prenatal emzirme öz-yeterliliği arasında negatif yönde, anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur (p<0,05). Planlı ve plansız gebeliklerde doğum korkusu ve prenatal emzirme öz-yeterliliği ilişkisinde bireysel değerlerin aracı rolü saptanmamıştır. Sonuç; Gebeliğin planlanması, doğum korkusunu azaltmada önemli bir etkendir. Doğum korkusu ile prenatal emzirme öz-yeterliliği arasında anlamlı bir ilişki mevcuttur; bu nedenle her iki değişkenin birlikte değerlendirilmesi önerilmektedir. Bununla birlikte, bireysel değerlerin bu ilişkiye aracılık etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Gebeliğin planlanması, doğum korkusunu azaltmada belirleyici bir rol oynamaktadır. Doğum korkusu ile prenatal emzirme öz-yeterliliği arasındaki anlamlı negatif ilişki, klinik uygulamalarda her iki değişkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Öte yandan, bu ilişkide bireysel değerlerin aracı rolüne dair bir kanıt bulunamamıştır.
Cinsel ilgi ve uyarılma bozukluğu olan kadınlarda çevrimiçi kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitimin cinsel ilgi ve uyarılmayı artırmadaki etkinliği
Amaç: Bu araştırma, cinsel ilgi ve uyarılma bozukluğu olan kadınlara verilen çevrimiçi kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitimin cinsel ilgi ve uyarılma düzeyi üzerindeki etkisinin sınanması amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel araştırma tipinde olan bu çalışma, Ocak 2025-Mayıs 2025 tarihleri arasında deney (n=31) ve bekleme grubunda (n=30) yer alan toplam 61 kadın ile yürütüldü. Deney grubunda olan kadınlara çevrimiçi geliştirilen bir uygulama aracılığıyla (www.cinselakademi.com) sekiz haftalık kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitim uygulandı. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi (FSFI), Cinsel İlgi ve İstek Envanteri- Kadın (SIDI-F), Kadın Cinsel Sıkıntı Ölçeği-Revize (FSDS-R) ve Kişilerarası İlişkiler Boyutları Ölçeği (KİBÖ) kullanıldı. Uygulamanın kullanılabilirliği ise Sistem Kullanılabilirlik Ölçeği (SUS-TR) ile ölçüldü. Her iki grup, psikoeğitim öncesinde, psikoeğitim tamamlandıktan hemen sonra ve dördüncü hafta izleminde olmak üzere üç farklı zaman noktasında değerlendirildi. Bulgular: Deney ve bekleme grubundaki kadınların bireysel özellikleri, FSFI, SIDI-F, FSDS, KİBÖ ön test puanlarının benzerlik gösterdiği saptandı. Psikoeğitim sonrası deney grubu ile bekleme grubundaki kadınların son test ve izlem testi puanları karşılaştırıldığında, FSFI, SIDI-F ve KİBÖ puanlarının daha yüksek, FSDS puanlarının ise daha düşük olduğu ve aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,005). Etki büyüklükleri incelendiğinde, kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitimin FSFI, SIDI-F ve FSDS toplam puanlarındaki değişimlerde büyük etkisi olduğu saptandı. Deney grubundaki kadınların SUS-TR toplam puanı ortalaması 93,00±6,47 olarak bulundu. Sonuç: Kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitimin, kadınların cinsel ilgi ve uyarılma düzeylerini artırmada, cinsel sıkıntıyı azaltmada ve kişilerarası ilişkilerini olumlu yönde geliştirmede etkili ve uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ebelere yönelik perinatal yas danışmanlığı eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, perinatal kayıp yaşayan ebeveynlere bakım veren ebelerin perinatal yas danışmanlığına ilişkin bilgi, yeterlik ve güven düzeylerini artırmak amacıyla geliştirilen eğitim programının yapılandırılması ve etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Üç aşamalı yürütülen çalışmanın ilk aşamasında Perinatal Yas Bakımı Yeterlik Ölçeği Türkçe uyarlaması ve geçerlik–güvenirlik çalışması yürütülmüştür. İkinci aşamada, eğitim programının kapsamı ve içerikleri Delphi tekniğiyle oluşturulmuştur. Üçüncü aşamada ise geliştirilen programın etkinliği randomize kontrollü deneysel araştırma türünde deney (n=59) ve bekleme grubundan (n=54) oluşan toplam 113 ebe ile değerlendirilmiştir. Eğitimin etkinliği, Kişisel Bilgi Formu, Perinatal Yas Bakımı Yeterlik Ölçeği (PYBYÖ) ve Perinatal Yas Bakım Güven Ölçeği (PYBGÖ) kullanılarak eğitim öncesi ve sonrası ölçümleri ile toplanmıştır. Bulgular: Deney ve bekleme grubundaki ebelerin ön test puanlarının benzer olduğu saptanmıştır. Eğitim sonrası deney grubunda PYBYÖ ve PYBGÖ toplam puanlarının anlamlı olarak arttığı, bekleme grubunda ise anlamlı bir değişim olmadığı belirlenmiştir (p<0,005). Etki büyüklükleri incelendiğinde eğitimin PYBYÖ toplam puanı ve PYBGÖ alt boyut puanlarındaki değişimlerde büyük düzeyde etkiye sahip olduğunu bulundu. Sonuç: Ebelere yönelik perinatal yas danışmanlığı eğitiminin ebelerin perinatal yas bakımındaki yeterlik ve güven düzeylerini artırmada etkili olduğu ve klinik uygulamalarda kullanılabilir nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Anne kokusu sindirilmiş örtünün prematüre yenidoğanların stres düzeyi, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelerine etkisi
Araştırma, anne kokusu sindirilmiş örtünün prematüre yenidoğanların stres düzeyi, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Veriler 1 Haziran 2023 – 20 Kasım 2024 tarihleri arasında, Iran, Tebriz'de iki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde YYBÜ'de yatan toplam 69 prematüre bebekten elde edildi. Bebekler anne kokusu sindirilmiş örtü ile örtülen (Grup 1) (n= 23), anne kokusu sindirilmemiş örtü ile örtülen (Grup 2) (n=23) ve kontrol grubu (n=23) olmak üzere randomize olarak 3 gruba ayrıldı. Araştırma verilerinin toplanmasında; Yenidoğan ve Anne Tanıtıcı Bilgi Formu, Yenidoğan Stres Ölçeği (YSÖ), Yenidoğan Takip Formu kullanıldı. Kontrol grubu yenidoğanlara ünitenin rutin bakım prosedürü uygulanırken, deney gruplarındaki yenidoğanlara anne kokusu sindirilmiş örtü (Grup 1) ve anne kokusu sindirilmemiş örtü (Grup 2) sabah bir saat süre ile 3 gün boyunca örtüldü. Yenidoğanların işlem öncesi ve işlemden hemen sonraki stres düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), Grup 1'deki yenidoğanların stres puan ortalamalarındaki azalmanın diğer gruplara göre anlamlı ölçüde daha fazla olduğu görüldü (p<0,001). İşlem sırasındaki en düşük stres düzeyi ve ağlama süresinin Grup 1'de, en yüksek stres düzeyi ve ağlama süresinin kontrol grubunda olduğu görüldü (p<0,001). İşlem sırasındaki nabız sayısının Grup 1'de Grup 2 ve Kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde düşük olduğu belirlendi (p<0,001). Solunum sayısı açısından gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Her grupta O2 saturasyon ortalamasının %90'ın üzerinde ve en düşük saturasyon değerinin kontrol grubunda olduğu saptandı (p<0,001). Vücüt ısısı ortalaması açısından gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu, en yüksek vucüt ısısı ortalamasının Grup 1 ve Grup 2'de ve işlem sırasında, en düşük vucüt ısısı ortalamasının kontrol grubunda olduğu belirlendi (p<0,001). Sonuç olarak; prematüre yenidoğanların örtülmesi stres düzeyini ve ağlama süresini azaltmakta ve fizyolojik parametrelerini olumlu etkilemektedir. Anne kokusu sindirilmiş örtüyle örtmek anne kokusu sindirilmemiş örtü ile örtmeye göre stres düzeyini ve ağlama süresini azaltmada daha etkilidir.
Silivri bölgesinde yaşayan 40-69 yaş kadınların meme kanseri tarama programına katılımının önlem kabul sürecine göre incelenmesi
Meme kanseri, dünya genelinde kadın sağlığını tehdit eden, erken tanının yaşam süresi ve kalitesi üzerinde belirleyici olduğu önemli bir sağlık sorunudur. Bu bağlamda, tarama programlarına katılım, hastalığın erken evrede tespitiyle tedavi başarısını ve sağaltım sonuçlarını olumlu yönde etkilemektedir. Bu araştırma, İstanbul'un Silivri ilçesinde yaşayan 40–69 yaş arası kadınların meme kanseri tarama programlarına katılım durumlarını, Önlem Kabul Süreci Modeli ve Sağlık İnanç Modeli çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Kesitsel desenle yürütülen çalışmada, 385 kadından yüz yüze görüşme yoluyla toplanan veriler, demografik özellikler, tarama davranışları ve sağlık inançları doğrultusunda analiz edilmiştir. Bulgular, kadınların yalnızca %15,1'inin düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yaptığı, %50,6'sının mamografi çektirdiği ve %18,4'ünün meme kanseri hakkında hiç bilgi almadığını ortaya koymuştur. Kadınların tarama davranışlarını faydalı bulmalarına rağmen, uygulamada çeşitli bireysel ve çevresel engellerle karşılaştıkları görülmüştür. Önlem Kabul Süreci Modeli'ne göre yalnızca %20'si davranışı istikrarlı şekilde uygulayan 7. basamakta yer almakta; Sağlık İnanç Modeli'nde ise "öz-yeterlik" ve "sağlık motivasyonu" alt boyutları, davranışa geçişte anlamlı belirleyiciler olarak öne çıkmaktadır. Kadınların bulundukları Önlem Kabul Süreci basamakları ile Champion ölçeğinin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. İleri evrelere ulaşan bireylerde algılanan fayda ve öz-yeterlik puanlarının yüksek, algılanan engel düzeylerinin ise daha düşük olduğu saptanmıştır. Bu sonuç, davranışsal niyetin gelişiminde sağlık inançlarının güçlü bir rol oynadığını desteklemektedir.
Gebelik öncesi sezgisel yeme davranışı ile gebelikte beden imajı algısı ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, gebelik öncesi sezgisel yeme davranışı ile gebelikte beden imajı algısı ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Haziran- Aralık 2024 tarihleri arasında İstanbul Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi Bahçelievler Yerleşkesi Gebe Polikliniği'ne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 375 gebe oluşturmuştur. Araştırma verileri, Gebelerin Sosyodemografik ve Obstetrik Özelliklerini içeren Tanıtıcı Form, Gebelerde Gebelik Öncesi Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-PreP), Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği (EPDÖ) ve Gebelikte Beden İmajı Algısı Ölçeği (GBİAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, IBM SPSS 24.0 (Statistical Package for SocialSciences) paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Gebelerin yaş ortalaması 30,26±5,86 olup, %28,5'i lise mezunu, %78,9'u ev hanımı, %86,1'i ise çekirdek aile yapısına sahiptir. Katılımcıların gebelik sayısı ortalaması 2,63±1,53 iken, gebelik öncesi VKİ ortalamaları 25,14±4,68'dir. Gebelerin %63,8'i gebelikteki sağlık durumlarını iyi veya çok iyi olarak değerlendirirken, %51,5'i öğün atlamadıklarını belirtmişlerdir. Gebelerin IES-PreP toplam puan ortalaması 4,02±0,84, EPDÖ puan ortalaması 7,51±7,09, GBİAÖ toplam puan ortalaması 40,95±15,36 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, gebelerin sezgisel yeme düzeyi artıkça depresyon ve olumsuz beden imajı algısı azalmakta iken; olumsuz beden imajı algısı arttıkça depresyon oranları da artmaktadır.
Aile içi şiddet farkındalığı ile obstetrik şiddetin doğum beklentilerini ve deneyeyimini öngörücü rolü
Amaç: Bu çalışma, aile içi şiddet farkındalığı ile obstetrik şiddetin, doğum beklentileri ve deneyimi üzerindeki öngörücü rolünü belirlemek amacı ile ilişkisel tarama modeline dayalı olarak boylamsal (longitudinal) türde yapıldı. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İstanbul Esenler Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine doğum için başvuru yapan, araştırma kriterlerini sağlayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 kadın oluşturdu. Araştırma verileri Birey Tanıtım Formu, Aile İçi Şiddet Farkındalığı Ölçeği (AİŞFÖ), Gebe Kadınlar için Obstetrik Şiddet Ölçeği (GKOŞÖ), Doğum Beklentileri ve Deneyimi Ölçeği (DBDÖ), Obstetrik Şiddet Ölçeği (OŞÖ) kullanılarak toplandı. Bulgular: Katılımcıların GKOŞÖ puan ortalaması 33.07 (Ss=16.17) olup, orta düzeyde obstetrik şiddet algısına sahip oldukları; OŞÖ puan ortalaması 1,30 (Ss=1,40) olup, düşük düzeyde obstetrik şiddet algısına sahip olduğunu belirlendi. AİŞFÖ puanı ortalaması 51,10 (Ss= 7,30) olup, farkındalık düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Genel doğum memnuniyet puanı 3,50 (Ss=0,40) ile yüksek bulundu. Beklentilerin karşılanma yüzdesi %79,6;karşılanmamış beklenti yüzdesi %20,4; beklenmeyen karşılanma yüzdesi %43,8 ve beklenmeyen karşılanmama yüzdesi ise %56,2 olarak saptandı. AİŞFÖ ile GKOŞÖ arasında negatif yönde ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). GKOŞÖ, karşılanmış beklenti yüzdesini negatif, karşılanmamış beklenti yüzdesini pozitif yönde; ayrıca beklenmeyen karşılanma ve beklenmeyen karşılanmama yüzdelerini anlamlı şekilde yordamakta, genel doğum memnuniyetini ise negatif yönde etkilemektedir (p<0.001). Aile içi şiddet farkındalık düzeyinin bu değişkenler üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmadı (p>0.05). Sonuç: Katılımcıların algıladığı genel obstetrik şiddet düzeyinin, doğum deneyimlerinin farklı boyutlarında (karşılanmış beklenti, karşılanmamış beklenti, beklenmeyen karşılanma, beklenmeyen karşılanmama) ve genel doğum memnuniyetinde anlamlı bir yordayıcı olduğu; buna karşılık aile içi şiddet farkındalık düzeyinin bu boyutlar üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldı. Doğum sürecinde şiddetten arındırılmış, saygılı ve kadın odaklı bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının, gebelerin memnuniyetini artırmada kritik öneme sahip olduğu düşünüldü. Eylül 2025, 106 sayfa. Anahtar kelimeler: Aile İçi Şiddet, Obstetrik Şiddet, Doğum Beklentileri ve Deneyimi, Öngörücü Rol, Ebelik, Doğum
Preeklampsi tanılı gebelerde farkındalık temelli stres azaltma eğitiminin kaygı düzeyi ve fizyolojik parametreler üzerine etkisi
Araştırma, Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Eğitimi'nin preeklampsi tanılı gebelerde kaygı düzeyi ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışma, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Perinatoloji Polikliniği'ne 18.04.2025–18.10.2025 tarihleri arasında başvuran preeklampsi tanılı gebeler ile yürütülmüş olup, eğitim süreci web tabanlı bir platform üzerinden gerçekleştirilmiştir. Deney ve kontrol gruplarına toplam 80 preeklampsi tanılı gebe dahil edilmiştir. Deney grubuna sekiz hafta boyunca rutin izlem ve bakım protokollerine ek olarak Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Eğitimi uygulanmış; kontrol grubuna ise yalnızca rutin izlem ve bakım protokolleri sunulmuştur. Değerlendirmeler, müdahale öncesinde ve müdahale sonrasında sekizinci haftanın sonunda her iki grup için yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu, Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Fizyolojik Parametreleri Değerlendirme Formu ve Durumluk–Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI) kullanılmıştır. Deney grubunda durumluk kaygı ve sürekli kaygı ölçeği puan ortalamalarında zaman içinde görülen düşüşün istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Kontrol grubunda ise durumluk kaygı (p=0,486) ve sürekli kaygı (p=0,478) ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir değişim saptanmamıştır. Deney grubunda fizyolojik parametrelerde (kan basıncı, nabız, solunum, ateş, kan ve idrar analizleri) istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmezken, kontrol grubunda yalnızca solunum düzeyinde anlamlı bir değişiklik belirlenmiştir (p=0,011). Sonuç olarak, Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Eğitimi, preeklampsi tanılı gebelerde kaygı düzeyini azaltmakta; ancak fizyolojik parametrelerde anlamlı bir değişiklik yaratmamaktadır.
Postpartum döneme uyumun kadınların cinsel yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma; kadınların postpartum döneme uyum sağlarken cinsel yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla kesitsel olarak planlanmıştır. Metod: Araştırma kapsamını İzmir Bornova Naldöken Aile Sağlığı Merkezi' ne bağlı bölgede yaşayan, postpartum 3-12 aylık dönemde doğum sonu cinsel yaşamı başlamış ve devam eden, bebeği yaşayan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 108 kadın oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen kadınların sosyo-demografik ve obstetrik özelliklerini tanımlayan Kadınların Bireysel Özelliklerini Tanıtan Soru Formu, Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ) ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği (CYKÖ) - Kadın Formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Veriler değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalamaları 29,2±5,6 (min: 19 max: 40)'dir. Kadınların %30,6'sı üniversite mezunu iken, %74.1'i gelir getiren bir işte çalışmamaktadır. İlk gebelik yaşı ortalamaları 24,31±4,76 (min:16 max:37), gebelik sayısı ortalaması 2,16±1,18 (min:1 max:8)'dir. Son gebeliğin %77,8'i planlı iken, %61.1'i sezaryen ile gerçekleşmiştir. Kadınların bulundukları postpartum ay ortalaması 5,63±2,67 (min:3 max:12)'dır ve %89,8'i bebeğini emzirmektedir. Kadınların postpartum dönemde cinsel ilişkiye başladıkları ay ortalaması 2.28±0,80 (min:0 max:6)'dır ve %17,6'sı doğumdan sonra cinsel ilişkiye başladığında sorun yaşadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan kadınların CYKÖ puan ortalaması 77,18±21,48 ortancası 84,44 [5,56-100]'dür. PKDÖ puan ortalaması ise 147,28±36,62 ortancası 140 [91-283]olarak saptanmıştır. PKDÖ boyutlarında kadınların aldıkları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; eşler arasındaki ilişkinin kalitesi ortalaması 21,93±7,32, partnerlerin bebek bakımına katılıma bakışları alt boyutu ortalaması 20,7±8,15, doğum deneyiminden memnuniyet alt boyutu ortalaması 17,07±5,32, hayatın devamından hoşnut olma alt boyutu ortalaması 22,16±7,02, annelik görevleriyle başa çıkmada güce güvenme alt boyutu ortalaması 25,3±6,45, annelik ve yeni doğan bakımından memnunluk alt boyutu puan ortalaması 20,01±6,56 ve aile ve arkadaşların annelik için desteği puan ortalaması 20,11±5,57 olarak elde edilmiştir. Kadınların PKDÖ toplam puanı, alt ölçek 1-2-4-7 ile sürekli değişkenlerden ilk gebelik yaşı arasında negatif zayıf bir korelasyon olduğu bulgusu elde edilmiştir (p<0,05). Kadınların ilk gebelik yaşı arttıkça PKDÖ puanı anlamlı olarak azalmakta, CYKÖ puanı ise artmaktadır. Ayrıca şehirde yaşayan, eğitim seviyesi üniversite+yüksek lisans olan, gelir düzeyi yüksek, akraba evliliği yapmamış kadınların PKDÖ puanı anlamlı şekilde düşük iken eğitim seviyesi yüksek, sosyal güvencesi olan, çekirdek tipte ailesi olan, emzirme sürecinde ve doğum sonrasında cinsel ilişkiye başlamada sorun yaşamayan kadınların CYKÖ puanı anlamlı şekilde yüksektir. Bu sonuç, bu kadınların postpartum döneme uyumlarının ve cinsel yaşam kalitelerinin daha iyi olduğunu göstermektedir. İki ölçek toplam puanları arasındaki ilişki korelasyon ile değerlendirildiğinde r=-0,608 (p<0,001) negatif anlamlı bir korelasyon elde edilmiştir. Kadınların PKDÖ puanı düştükçe (postpartum döneme uyumları arttıkça), CYKÖ puanları artmaktadır. Sonuç ve Öneriler: Araştırma sonucunda postpartum döneme uyumun kadınların cinsel yaşam kalitesini olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Bu sonuç doğrultusunda postpartum süreçte gerek lohusa gerekse yenidoğan izlemlerini gerçekleştirerek kadınlara en yakın sağlık meslek üyesi olan ebelerin postpartum döneme uyumu ve cinsel yaşamı değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Ebelerin postpartum döneme özgü cinsel danışmanlık verebilmeleri için gerekli hizmet içi eğitimler düzenlenerek bu konudaki bilgi ve becerilerinin geliştirilmesi yanı sıra lohusalara ve eşlerine/partnerlerine verilecek eğitimlerin broşürler ile desteklenmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Postpartum dönem; kendini değerlendirme; cinsellik; yaşam kalitesi
Emzirme sorunları değerlendirme ölçeğinin (ESDÖ) Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu araştırma, Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe formunun güvenirlik ve geçerliğini belirlemek amacıyla yürütülmüş metodolojik bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma, T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi'nde 1 Şubat 2016 – 1 Haziran 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, 1 Şubat 2016 – 1 Haziran 2016 tarihleri arasında hastaneye postpartum 2. haftada kontrolüne gelen, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 184 anne oluşturmuştur. Araştırmada, 1990 yılında Wambach tarafından geliştirilmiş 'Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin Türk kültürüne uyarlanması çalışması yapılmıştır. Anketler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak uygulanmıştır. Anketler uygulanmadan önce annelere çalışma hakkında bilgi verilmiştir. Görüşmeler her bir anne ile Birey Tanılama Formu ve Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği için yaklaşık beş-on dakika sürmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, SPSS 20.00 (Statistical Package for the Social Sciences) ve AMOS paket programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotları (Frekans, Yüzde) ve geçerlilik güvenilirlik analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerliğini belirlemek için önce dil eşdeğerliği sağlanmıştır. İçerik geçerliğinde on uzman görüşüne başvurularak kapsam geçerlik oranı ve kapsam geçerlik indeksi hesaplanmıştır. Ölçeğin tüm madde sayısı (18) üzerinden KGO sağlanmıştır (%80-%100). Yapı geçerliliği analizinde doğrulayıcı faktör kullanılmıştır. Faktör analizi öncesi KMO ve Barlett testleri yapılmış ve örnek büyüklüğünün faktör analizi için yeterli olduğu saptanmıştır (KMO=0.764>0.60; p<0.05). Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda beş faktör belirlenmiş olup maddelerin ölçeğin orijinal yapısına uygun olduğu tespit edilmiştir. Maddelerin faktör yükleri ise 0.552-0.842 arasındadır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda ki-kare/Sd, RMSA, SRMR uyum istatistikleri sonucuna göre modelin iyi uyum verdiği saptanmıştır (ki-kare/Sd=1.902; RMSA=0.070; SRMR= 0.027 SRMR=0.02). Ölçeğin test tekrar test güvenirliği, dört hafta sonra ulaşılabilen 54 kadın ile gerçekleştirilmiştir ve test tekrar test yanıtları arasında anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'ni oluşturan 18 maddenin Cronbach's Alpha değeri 0.776 olarak saptanmıştır. Ölçek alt boyutlarının Cronbach Alpha değerleri; Mekanik endişeler: 0.852; Sürece ait endişeler:0.712 0.723; Süt yetersizliğine ait endişeler: 0.766; Memeye ait endişeler: 0.748; Sosyal endişeler: 0.789 olarak bulunmuştur. Madde alt boyut puan korelasyonu analizinde ölçeğin maddeleri arasındaki ilişkinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu bulunmuştur (p< 0.05). Sonuç ve Öneriler: Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin Türkiye için yüzeysel ve yapısal geçerlik ve güvenirliği sağlanmıştır. Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin emzirme döneminin farklı zamanlarındaki annelerle yürütülecek araştırmalarda kullanılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Emzirme or n arı, Geçer ik, Gü enir ik
Osteoporoz farkındalık ölçeğinin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu araştırma, osteoporoza yönelik farkındalığı değerlendirmek üzere EUYSON Choi ve arkadaşları tarafından 2008 yılında geliştirilen "Osteoporoz Farkındalık Ölçeği (Osteoporosis Awareness Scale) Türkçe Formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemektir. Yöntem: Bu çalışmanın örneklemini İzmir İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde yer alan İzmir ili Karşıyaka ilçesine bağlı birinci basamak sağlık hizmeti veren birimlerde, (Toplum Sağlığı ve Aile Sağlığı Merkezleri), görevli olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden sağlık çalışanları oluşturmuştur (n=346). Veriler 25.03.2019-31.05.2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Ölçeğin kapsam (içerik) geçerliği, 5 uzmanın görüşüne başvurularak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde sayı-yüzde, t testi, korelasyon analizi, Cronbach alfa güvenirlik katsayısı ve faktör analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular: Ölçeğin tamamının Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı 0.94; beş alt boyutun Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı 0.86, 0.82, 0.88, 0.88, 0.85'dir. Madde-toplam puan korelasyonları ise 0.497 ile 0.739 arasında değer almaktadırlar (p<0.001). Ölçeğin kararlılığı değerlendirmek için dört hafta ara ile yapılan test-tekrar test uygulamasının puan ortalamaları arasında fark bulunmamıştır (p>.05). Açıklayıcı Faktör Analizi ile ölçeğin, toplam varyansın %66.16'sını açıkladığı saptanmıştır. Maddelerin faktör yükleri 0.50 ile 0.82 arasında olup, Doğrulayıcı Faktör Analizi ile ölçeğin faktör yüklerinin 0.64 ile 0.82 arasında ve Cmın/df= 3.384, GFI=0.85, NFI=0.83, CFI=0.88, RMSA'nın = 0.08 olduğu saptanmıştır. Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizlerinin sonuçları verilerin model ile uyumlu olduğu ve beş faktörlü yapıyı doğruladığını göstermektedir. Sonuç: Sonuçlar, Osteoporoz Farkındalık Ölçeğinin Türkçe geçerliği ve güvenirliğinin yüksek olduğunu ve yapılacak araştırmalarda kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Osteoporoz; Farkındalık; Geçerlik ve Güvenirlik
Anne emzirme değerlendirme ölçeği'nin Türkçe psikometrik özellikleri
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı; annelerin emzirmeyle ilgili düşüncelerini belirlemeye yönelik Anne Emzirme Değerlendirme Ölçeği'nin Türk toplumuna uyarlanmasıdır. Yöntem: Bu çalışmanın örneklemini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hastanesinde bir-dört aylık bebeklerini çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniğine muayeneye getiren ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 anne oluşturmuştur. Veriler 12.11.2018 / 12.02.2019 tarihleri arasındaEge Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hastanesinde toplanmıştır. Ölçeğin içerik/kapsam geçerliliği, ebelik ve ölçek alanlarından dört uzmanın görüşü ışığında değerlendirilmiştir. Verilerin analizi sayı-yüzde, korelasyon analizi, t testi, faktör analizi ve Cronbach Alfa(α) güvenirlik katsayısı yöntemleri ile yapılmıştır. Bulgular: Ölçek sorularının tamamının Cronbach Alfa (α) güvenirlilik katsayı değeri .88; üç alt boyutunun Cronbach Alfa (α) güvenirlilik katsayı değerleri .82;.80;.86 'dır. Madde-toplam puan analizi korelasyonları ise.361-.544 değerleri arasında yer almaktadırlar (p <.001). Ölçeğin zamana göre değişmezliğini saptamak amacıyla 4 hafta ara verilerek uygulanan test- tekrar test ölçüm sonuçlarından elde edilen puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p> .05). Açımlayıcı faktör analizi ölçeğin, toplam varyansın %57,69'unu açıkladığını göstermektedir ve ölçeğe ait maddelerinin faktör yükleri .36 ile .88 arasında yer almaktadır. Doğrulayıcı faktör analizinde ise ölçeğin faktör yükleri .42-.74 arasındadır ve NFI, GFI, CFI, NNFI'nın> .90, RMSA'nın <.080 olduğu saptanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğiyle ilişkili faktör analizi yapıldığında sonuçlar verilerin model ile uyumlu olduğu tespit edilmiş, üç alt boyutlu yapıyı doğruladığını, her bir alt boyut yer alan maddelerin ait oldukları faktörü yeterli olarak tanımladığı, ölçeğin madde ve alt boyutlarının ölçek ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Sonuç: Yapılan analizler ve değerlendirmeler sonucu Anne Emzirme Değerlendirme Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliliği yüksek anlamlı bulunmuştur. Bu analizler ışığındapsikometrik özellikleri çalışılan ölçeğin Türk toplumuna yapılacak araştırmalarda kullanılabilirliğigösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Emzirme; Anne Sütü, Bebek; Geçerlilik ve Güvenilirlik
0-6 yaş istismar ve ihmalin tanılanmasında ebelere verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, ebelerin 0-6 yaş çocuk istismarını ve ihmalini tanılamaları ve gereken önlemleri alabilmeleri için verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, 15 Ocak 2019-22 Şubat 2019 tarihleri arasında, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Bornova ilçesinde Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan ebelerle yapılan eğitsel müdahale tipinde bir araştırmadır. Araştırmada örneklem seçimi yapılmamış, tüm evrene ulaşmak planlanmış, 73 ebe araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Ebelere tanımlayıcı ve sosyo-demografik bilgileri içeren bir anket formu (Ek 2) ile Ön Test- Son Test (Ek 3) uygulanmış ve "0-6 Yaş İstismar Ve İhmali" Eğitim Sunumu (Ek 4) yapılmıştır. Veriler SPSS 16.0 programında kodlanarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, ortanca, standart sapma, minimum ve maksimum değerler), çapraz tablo, ki kare testi, Kolmogorov-Smirnov testi, Wilcoxon testi Mann-Whitney testi Kruskal-Wallis testi ve Sperman korelasyon analizleri yapılmıştır. Güven aralığı %95 (p=0.05) olarak belirlenmiştir. Bulgular: İzmir Bornova'da T.C.Sağlık Bakanlığına bağlı ASM ve TSM'lerde ortalama 9.14±7.869 yıldır (min=1-max=38) görev yapan, yaş ortalaması 39.78±8.162 (min=20-max=57) olan ve ortalama 225.11±107.651 (min=81-max=653) çocuğa hizmet vermiş olan ebelerin katıldığı çalışmada, ebelerin istismar veya ihmalle karşılaşma durumları %19.2 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan ebelerin; 20 fiziksel, 13 duygusal, 1 cinsel istismar, 5 de ihmal şüphesi olmak üzere toplam 39 vakadan şüphelendikleri fakat çalışmanın yapıldığı zamana kadar sadece 3 bildirimin yapılmış olduğu saptanmıştır. Ebelerin %56.2'si konuya ait yeterli kanıt olmaması gerekçesi ile bildirim yapmadığını, %89.0'u bir ebenin çocuk istismar ve ihmalini tanılayabileceğini, %91.89'u kanunlara göre ebelerin çocuk istismar ve ihmalini bildirmek zorunda olduklarını ve %43.8'i eksik bilgilerini tamamlamak amacıyla S.B.'nın bu konuda standart eğitimler planlaması gerektiğini belirtmiştir. Ebelerin 0-6 yaş istismar ve ihmali tanılama ve bildirme ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için verilen eğitimden önce uygulanan ön testten 65.92±8.33 puan (min:48-max:88), son testten 77.92±9.82 puan (min:52-max:92) aldıkları ve istatistiksel olarak yapılan Wilcoxon analizinde öntest ile sontest arasındaki puan farkının anlamlı olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Sonuç: Ebelerin hizmet verdikleri önemli bir popülasyonu oluşturan çocuklar, gelişimsel dönem özellikleri nedeniyle istismar ve ihmale oldukça açıktırlar. Sağlık profesyonelleri de dahil olmak üzere, istismar ve ihmalin tanılanması, şüphelenilmesi ve bildiriminin yapılmasını etkileyen başta bilgi düzeyi (nasıl, nereye vb bildirim) olmak üzere çok çeşitli faktörler bulunmaktadır. Çalışmamızda ebelerin 0-6 yaş istismar ve ihmali tanılama ve bildirme ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için verdiğimiz eğitimden önce ve sonra ebelerin aldıkları puan farkının anlamlı olması (p<0.05) verilen eğitimin etkinliğini ortaya koymaktadır. Ebeler istismar ve ihmal vakalarını tanılayabilir, kurumlar arası işbirlikleri ile düzenlenecek eğitim programları sayesinde eksik bilgilerini en aza indirilebilirler. Böylece gelişmiş ülkelerde olduğu gibi çocuk istismarı ve ihmali konusunda ortak bir değerlendirme ve müdahale ağı kurulmasında öncü rol oynayabilirler. Anahtar Kelimeler; çocuk; istismarı ve ihmali; çocuğa kötü muamele; ebelik
Selye'nin stres kuramı kapsamında gebelere dinletilen müziğin maternal fetal ve neonatal sonuçlara etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, Selye'nin Stres Kuramı kapsamında gebelere dinletilen müziğin, maternal, fetal ve neonatal sonuçlarının incelenmesi amacıyla yapılmış, randomize kontrollü, tek körleme, deneysel bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma kapsamına 02.10.2017-13.04.2018 tarihleri arasında Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum Polikliniği'ne başvuran ve araştırma kriterlerine uyan 36. gebelik haftasındaki (50 müdahale, 50 kontrol) kadınlar alınmıştır. Çalışmada kadınlara Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği, Süreklilik Kaygı Ölçeği ve Maternal Bağlanma Ölçeği formları kullanılmış ve 36., 37. ve 38. gebelik haftalarında Nonstress testi uygulanmıştır. Test sırasında müdahale grubuna müzik dinletilmiş, kontrol grubuna rutin bakım verilmiştir. Nonstress Test uygulamaları öncesi ve sonrasında grupların yaşamsal bulguları, Görsel Kıyaslama Ölçeği ile kaygı, Durumluk ve Süreklilik Kaygı Ölçeği puan ortalamaları ve Nonstress Test bulguları değerlendirilmiştir. Travayda pupil dilatasyon, doğum sonu dönemde Durumluk Kaygı Ölçeği ve Maternal Bağlanma Ölçeği puan ortalamaları değerlendirilmiştir. Bulgular: Durumluk Kaygı Ölçeği ortalamaları açısından 36. 37. 38. gebelik haftalarındaki her üç uygulama sonunda, müdahale grubunun ortalaması kontrol grubuna ve uygulama öncesi döneme göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Kontrol grubunun birinci ve üçüncü uygulama sonundaki Durumluk Kaygı Ölçeği ortalamasındaki artış anlamlı bulunmuştur. Süreklilik Kaygı Ölçeği ortalamaları müdahale grubunda 38. haftada, 36. haftadaki ortalamalarına ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Müdahale grubunun uygulama sonrasındaki Görsel Kıyaslama Ölçeği değerlerindeki azalmanın, her üç uygulamada da istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı olduğu, kontrol grubunda, her üç dönemde de anlamlı değişim olmadığı görülmüştür. Yaşamsal bulguların değerlendirilmesinde, Nonstress Test uygulaması sonrasında (sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, solunum ve oksijen saturasyonu) bulgularında müdahale grubunun lehinde istatistiksel açıdan anlamlı sonuçlar elde edilmiş, vücut sıcaklığı değişimleri açısından müdahale ve kontrol grubu lehinde bir sonuç tespit edilmemiştir. NST bulguları değerlendirmelerinde, bazal fetal kalp atım hızı bulguları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmazken, akselerasyon, fetal hareket sayısı ortalamaları, müdahale grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. İlk iki uygulamada reaktivite bulguları müdahale grubunda anlamlı derecede yüksek bulunmuş, üçüncü uygulamada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Doğum sonu Durumluk Kaygı Ölçeği ve Maternal bağlanma ölçeği puan ortalamaları gruplar arasında tüm uygulamalarda anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda gebelere dinletilen müziğin kaygı düzeyini azalttığı, Nonstress Test bulguları ve yaşamsal bulgular üzerinde olumlu etkilerinin olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkarak; ebelerin ve hemşirelerin, obstetrik ve jinekolojik sağlık bakım uygulamalarında müziği kullanması önerilebilir.
Bir kamu hastanesi sağlık çalışanlarında duygusal emek düzeyi ve etkileyen faktörler
Araştırma ile İzmir ilinde bulunan bir kamu hastanesinde görev yapan sağlık çalışanlarının duygusal emek düzeyleri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Analitik bir çalışma olan araştırmanın verileri 01.02.2017-01.04.2017 arasında toplanmıştır. Araştırmaya 304 sağlık çalışanı katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanması için sosyo-demografik özellikler soru formu, Duygusal Emek Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, sağlık çalışanlarının duygusal emek düzeylerinin yüzeyel rol yapma ve doğal duygular boyutlarında yaş değişkenine göre istatistiksel bakımdan anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Duygusal emek alt boyutu olan yüzeyel rol yapma ile mesleki yıl ortalaması değişkeni arasında da istatiksel bakımdan anlamlı farklılık görülmüştür. Ancak diğer alt boyutlar olan derinden rol yapma ve doğal duygular arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sağlık çalışanlarının memnuniyet düzeyleri ile duygusal emekleri arasında ise anlamlı fark bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının duygusal emek düzeyleri ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiye dair bulgular incelendiğinde tükenmişlik düzeyleri ile duygusal emekleri arasında anlamlı fark tespit edilmiştir.
Ebelerin yeterlik ve yetkinliklerinin değerlendirilmesi: Nitel bir araştırma
Amaç: Bu araştırma ebelerin yeterlik/yeterlilik ve yetkinliklerini nitel bir araştırma ile değerlendirmek amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırmanın veri toplama aşamasında görüşme ve gözlem yönteminin kullanıldığı, iki aşamalı niteliksel bir çalışmadır. Araştırma Ekim 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Acil Kampüsü'nde yapıldı. Veri toplamanın birinci aşamasında görüşme, ikinci aşamasında gözlem yöntemi uygulandır. Araştırmanın evreni, doğum salonunda çalışan 24 ebedir ve birinci aşamanın örneklemini 18 ebe, ikinci aşamanın örneklemini ise aynı ebelerin 14'ü oluşturdu. Birinci aşamada, ebelere "Ebe Tanıtım ve Görüşme Formu'nda" yer alan yarı yapılandırılmış sorular sorularak ses kaydı yapıldı (04-12 Ekim 2018). İkinci aşamada, "Ebelerin Yetkinlik Alanlarını Değerlendirme Formu" ve "Doğum Eyleminde Kullanılan Teknolojiyi Değerlendirme Formu" kullanılarak, her bir ebe beş gebe takibini gerçekleştirene kadar gözlendi (02 Ocak-14 Haziran 2019). Birinci aşamada MAXQDA 2018 Nitel Veri Analiz programı kullanılarak, betimsel ve içerik analizi yapıldı. İkinci aşamanın analizinde, "Ebelerin Yetkinlik Alanlarını Değerlendirme Formu" ile ebelerin yetkinlik alanları değerlendirildi,, her ebenin takip ettiği beş gebenin gözlemi excel tablosuna yazılarak, her tema, kategori ve alt kategoriler için toplam 165 puan üzerinden değerlendirme yapıldı ve her bir alt kategori 1 puan olarak hesaplandı. "Doğum Eyleminde Kullanılan Teknolojiyi Değerlendirme Formu" ile doğum eylemi süresince kullanılan teknoloji değerlendirildi, yetkinlik alanı ve kategoriye göre yapılan uygulamalar, her ebenin takip ettiği beş gebenin gözlemi excel tablosuna yazılarak hesaplandı ve her ebe yaptığı uygulamadan her bir gebe için bir, toplamda beş gebe için beş uygulama üzerinden değerlendirildi. Bulgular: Sekiz ebenin 30 yaş ve üzerinde, bir ebenin yüksek lisans, sekiz ebenin lisans, bir ebenin ön lisans ve sekiz ebenin lise mezunu olduğu, altı ebenin ebelik eğitimi dışında eğitim aldığı, altı ebenin 16 yıl ve üzerinde meslekte ve sekiz ebenin 6-8 aydır doğumhanede çalıştığı belirlendi. Nitel verilerin analizi sonucu 9 tema, 27 kategori, 61 kod ve bu kodlara ait toplam 503 kod sayısı oluşturuldu. Ebelerin, ebelikte yeterlilik kavramını uygun şekilde tanımladıkları, yetkinlik kavramını tanımlamada, kendi yetkinliklerinin farkında olma ve uygulamada kullanma açısından yeterli tanımlama yapmadıkları, yetkinlik alanlarına dair açıklamalarının ICM ve EUÇEP'in belirlediği yetkinlik alanlarıyla orantılı olduğu belirlendi. Eğitime, tecrübeye bağlı yeterlilik ve yeterli hissettiklerinde mesleki doyum ve özgüven kazanacakları, doğum eyleminde yüksek teknoloji olarak elektronik fetal monitörizasyonu, düşük teknoloji olarak indüksiyon için dosiflow kullandıkları belirlendi. Sonuç: Ebelerin, ebelikte yetkinlik kavramını tanımlamada, kendi yetkinliklerinin farkında olma ve yetkinliklerini uygulamada kullanma konusunda yeterli açıklama yapmadıkları, yetkinlik alanlarına dair açıklamalarında araştırma ve toplum sağlığı hizmetlerinin yer almadığı belirlendi. Teknolojinin zayıflattığı yetkinlikler temasında ebelerin belirttiği iletişim engeli, kadından uzaklaşma, başka işlerle ilgilenme gibi düşünceleri ile uygulamada gösterdikleri davranışların birbiriyle paralellik gösterdiği belirlendi.
Umbilikal kord klempleme zamanının bebek anemisi üzerine etkisi
Bebeklik ve çocukluk döneminde demir eksikliği anemisi Türkiye'de ve dünyada sık olarak görülen bir sağlık sorunudur. Bu çalışma, umbilikal kord klempleme zamanının bebek anemisi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla Aralık 2017-Aralık 2018 arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde yürütülmüştür. Araştırma randomize kontrollü, deneysel ve prospektif bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini çalışmanın yapıldığı tarihlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde doğum yapmak için başvuran ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 65 gebe ve yenidoğanları (müdahale=32, kontrol=33) oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Umbilikal Kord Klempleme Zamanının Bebek Anemisine Etkisi Tanıtıcı Bilgi Formu kullanılmıştır. Müdahale grubundaki gebelerde doğumun üçüncü evresinde umbilikal kord klempleme için 60 saniye beklenmiş, kontrol grubunda yer alan gebelerde umbilikal kord ilk 15 saniye içinde klemplenmiştir. Araştırmanın ilk aşamasının verileri için doğumdan 48 saat sonra yenidoğanın hematokrit ve bilirübin ölçüm değerleri ve hiperbilirübinemi nedeniyle fototerapi ihtiyacı değerlendirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında doğum sonu dördüncü ayda aile hekimliğinde yapılan anemi taramasına ilişkin veriler incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statistics 25.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Normal dağılıma sahip veriler için istatistiksel değerlendirmelerde parametrik testler kullanılmıştır. Çalışmanın istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde, umbilikal kordu geç klemplenen yenidoğanların hematokrit ve bilirubin düzeylerinin umbilikal kordu erken klemplenen yenidoğanlara oranla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0.000, p=0.041). Doğum sonu dönemde hiperbilirübinemi nedeniyle fototerapi ihtiyacı açısından müdahale ve kontrol grubundaki yenidoğanlar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0.948). Doğum sonu dördüncü ayda yapılan anemi taramasında müdahale grubundaki bebeklerin hematokrit ve hemoglobin düzeyi ortalamalarının kontrol grubundaki bebeklerin ortalamalarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (sırasıyla p=0.050, p=0.006). Anemi tanısı alma durumu açısından müdahale ve kontrol grubunda yer alan bebekler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=0.629). Bu çalışma ile umbilikal kord klempleme zamanının bebeğin hematolojik parametrelerine olumlu bir etki sağladığı sonucuna varılmıştır. Doğumun üçüncü evresinde umbilikal kordun en az bir dakika sonra klemplenmesinin bebeklerde yaşamın ilk yılında görülebilecek demir eksikliği anemisinin önlenmesi için kullanılması önerilmektedir.
İzmir ilinde doğumhanede çalışan ebelerin doğum hizmetleri ile ilgili görüş ve önerileri
Amaç: Tanımlayıcı kesitsel tipte nicel ve fenomolojik tipte nitel iki bölümden oluşan bu araştırmada, doğumhande çalışan ebelerin doğum hizmetleri ile ilgili görüş ve önerilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın nicel bölümüne İzmir ilinde doğum hizmeti veren kamu sağlık kurumlarının doğumhane biriminde çalışan 162 ebe dahil edilmiş, nitel bölümünde ölçüt örneklem ve maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılarak belirlenen 21 ebe ile yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile bireysel derinlemesine görüşme yapılmıştır. Niceliksel veriler SPSS istatistik programında, niteliksel veriler ise MaxQda 2018 nitel veri analiz programında analiz edilmiştir. Nitel veri analizinde Grounded teorinin kullandığı kodlama paradigması ve Straus ve Corbin'in kodlama paradigması kullanılmıştır. Bulgular: Niceliksel veriler ebelerin tamamına yakınının; "Kadın doğum uzmanları, gebelerin doğum şekline karar vermelerinde etkilidir" (%91,4), "Sezaryen doğum bir ameliyat olduğu için normal doğum tercih edilmelidir" (%92,0), "İnsan vücudu normal doğuma uygun olduğu için, tıbbi gereklilik olmadığında, sezaryen doğuma gerek yoktur" (%94,4), ifadelerine katıldığını göstermiştir. Ebelerden elde edilen nitel verilerin analizi sonucunda; 1) Doğum şekillerinin avantaj ve dezavantajları, 2) Sağlık personelinin doğuma yaklaşımı, 3) Kadınların doğuma bakışı ve tercihleri, 4) Sağlık kurumu yaklaşımı ve sağlık sistemi ile ilgili sorunlar, 5) Ebelik Mesleği ile ilgili sorunlar, 6) Doğuma hazırlık eğitimleri ve 7) Doğum hizmetlerini iyileştirmek için öneriler olmak üzere yedi ana tema belirlenmiştir. Sonuç: Araştırma sonucunda ebelerin normal doğum algılarının olumlu olduğu, normal doğumun sürdürülmesinde ebelerin önemli rol üstendikleri bununla birlikte bu rollerini tam olarak yerine getirmede multifaktöryel engeller ile karşı karşıya oldukları görülmüştür. Bu engellerin bir bölümü ebelik mesleğininin mevcut durumu, istihdam ve özlük haklarına yönelik, diğerleri, kadınların doğum algısı ve doğuma yeterince hazırlanmamaları, sağlık kurumlarının ve sağlık çalışanlarının doğuma yaklaşımları yanı sıra sağlık sistemine yönelik engellerdir.
Doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme durumuna ve bebeğin büyüme-gelişmesine etkisinin bağlanma kuramına göre incelenmesi
Sağlıklı çocuk gelişimi yenidoğan döneminden başlayarak yaşam boyu süren sağlığın temel belirleyicisidir. Anne sütü ile beslenme de bebeğin büyüme gelişmesinde en önemli etmenlerden biri ve bebeğin optimal gelişimini destekleyen eşsiz bir besin maddesidir. Kanguru bakımı prematüre bebeklerin yaşam kalitelerini arttırmak amacıyla ortaya çıkmış bir gelişimsel bakım yöntemidir. Kanguru bakımının prematüre bebekler üzerinde, anne sütü ile beslenme ve büyüme gelişmeye yararları göz önünde bulundurulduğunda; term bebeklerin de kanguru bakımı alması ve doğumdan hemen sonra kanguru bakımına başlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu araştırma ile doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme durumuna ve bebeğin büyüme-gelişmesine etkisinin bağlanma kuramına göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma; randomize kontrollü, deneysel,prospektif bir araştırmadır.Araştırmanın örneklemini, Mart 2017 – Şubat 2019 tarihleri arasında Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi gebe polikliniğine başvuran, 36-38. gestasyonel haftalar arasında olan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan gebeler oluşturmuştur (n:132). Gebelerin protokol numaralarına göre randomizasyon yapılmış ve bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatılarak, tanıtıcı özelliklerine ilişkin soru formu uygulanmıştır. Müdahale grubunda yer alan gebelere "kanguru bakımı ve emzirme" eğitimi verilmiş ve bebeklerine doğumda kanguru bakımı uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan anne ve bebeklerine ise rutin bakım uygulanmıştır. Doğumdan sonra her iki grupta yer alan annelerin maternal bağlanma düzeyleri ve bebeklerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu aylarda sadece anne sütü alma durumları ve bebeklerin büyüme- gelişmeleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın verilerinin analizi Statistical Package for Social Science 21 (SPSS 21.0) paket programında sayı, yüzde (%), ki kare, ölçek puan ortalamaları, t-testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Kanguru bakımı uygulanan bebeklerin, ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme oranı, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem büyüme parametleri, kanguru bakımı uygulanmayan bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme oranı, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem büyüme parametlerine göre istatistiksel açıdan fark anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05).Kanguru bakımı uygulanan bebeklerin, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem gelişim parametleri ile kanguru bakımı uygulanmayan bebeklerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem gelişim parametleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05).Kanguru bakımı uygulayan annelerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay maternal bağlanma ölçek puan ortalamaları, kanguru bakımı uygulamayan annelerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay maternal bağlanma ölçek puan ortalamalarından yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme ve bebeğin büyümesine olumlu etkisi olduğu saptanmıştır. Kanguru bakımının doğumdan hemen sonra başlatılması ve sürdürülmesi ve bu konuda primer sorumlu olan ebelere eğitim verilerek uygulanabilirliğin arttırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Kanguru Bakımı, Büyüme, Gelişme, Anne Sütü ile Beslenme, Maternal Bağlanma
Vajinal doğum yapmış annelere uygulanan ayak masajının doğum sonu konfor ve ağrı düzeyine etkisi
Doğumdan sonra 6 hafta süren, anne, bebek ve aile açısından uyumun sağlandığı karmaşık ve yeni döneme "doğum sonu dönem" denir. Bu dönemde, her ne kadar şikayetler az olsa da, anne genellikle ağrı hissetmektedir. Farklı nonfarmakolojik teknikler uygulayan ebelerin ağrı kontrolünde ve ağrının hafifletilmesinde önemli rolleri vardır. Bu tekniklerden birisi de ayak masajdır. Bu araştırmada; vajinal doğum yapmış annelere doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının, annenin doğum sonu konforu ve ağrı durumu değerlendirilip buna bağlı olarak analjezik ilaç alma gereksinimi üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Veriler 01.07.2017 – 31.08.2017 tarihleri arasında toplanmış ve toplam 66 anne (Çalışma grubu:33 kişi, kontrol grubu:33 kişi) ile araştırma tamamlanmıştır. Gruplar arasındaki birey sayısını dengede tutabilmek için sabit olasılıklı randomizasyon yöntemlerinden "blok randomizasyon" yöntemi kullanılmıştır. Blok randomizasyon yönteminde grupların birbirinden etkilenmemesi için veriler araştırmaya dahil edilme kriterleri dikkate alınarak birer hafta aralıklarla toplanmıştır. Annelerin sosyodemografik ve obstetrik özelliklerine göre dağılımlarında her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamış, her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ) puan ortalamaları incelendiğinde, çalışma grubu annelerinin ilk ayak masajı uygulaması öncesi ölçek puan ortalaması ile son ayak masajı uygulaması sonrası ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir artış olduğu (p< 0.001), kontrol grubu annelerin ilk DSKÖ puan ortalaması ile son DSKÖ puan ortalaması arasında anlamlı bir düşüş olduğu (p = 0.003) saptanmıştır. Ayrıca, çalışma ve kontrol grubu arasında ilk ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmamışken (p=0.490), son ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ilk uygulama öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı uygulaması öncesi (0. dakika), uygulamanın hemen (20. dakika) ve 30 dakika sonrasında (50. dakika) Görsel Analog Ölçeği (GAÖ) puan ortalamalarının anlamlı olarak azaldığı (p < 0.001), kontrol grubunda yer alan annelere ise aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p= 0.606). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ikinci uygulaması öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, ilk uygulama ile benzer sonuçların olduğu saptanmıştır. Ancak, kontrol grubunda yer alan annelerde aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır (p=0.011). Çalışma grubu ile karşılaştırıldığında farkın yok denecek kadar az olduğu görünmektedir. Çalışma grubunda yer alan annelerin doğumdan sonra taburcu olana kadar aldığı analjezik ilaç sayısı ve kontrol grubunda yer alan annelerin aldığı analjezik ilaç sayısı değerlendirildiğinde, çalışma grubunda yer alan annelerin kontrol grubunda yer alan annelerden daha az sayıda analjezik ilaç aldıkları görünmektedir (p<0.001). Sonuç olarak; annelere uygulanan nonfarmakolojik yöntemlerin etkisinin daha uzun süre devam edebilmesi için devamlılığın sağlanmasının önemli olduğu ve doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının annelerin konfor ve ağrı düzeyleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu, böylelikle gereksiz ilaç kullanımının ortadan kalkabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, doğum sonu dönem, ebelik, konfor, masaj
İdrar yolu enfeksiyonu görülen ve görülmeyen gebelerde yorgunluk ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının karşılaştırılması
İDRAR YOLU ENFEKSİYONU GÖRÜLEN VE GÖRÜLMEYEN GEBELERDE YORGUNLUK VE SAĞLIKLI YAŞAM BİÇİMİ DAVRANIŞLARININ KARŞILAŞTIRILMASI Amaç: Bu araştırma gebelerde görülen idrar yolu enfeksiyonlarının gebelerin yorgunluk ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisi incelenmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma kesitsel ve olgu-kontrol çalışmasıdır. Araştırmada gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik özelliklerine yönelik Gebe Tanıtım Formu; Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II kullanılmıştır. Araştırma verileri, yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 209 gebe oluşturmaktadır. Gebelerde idrar yolu enfeksiyonu varlığı Sağlık Bakanlığı'nın materyallerle, non steril idrar örneği ile yapılan strip taraması ile belirlenmiştir. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeyip, araştırmaya katılmayı kabul eden, araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uyan tüm gebeler araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma, idrar yolu enfeksiyonu olan ve olmayan şeklinde iki grup olarak yürütülmüştür. Araştırma örneklemini; enfeksiyonu olan (n=47) ve enfeksiyon bulgusu olmayan (n=77) toplam 124 gebe oluşturmuştur. Verilerin analizi SPSS paket programında yapılmıştır. Bulgular:. Gebelerin yaş ortalaması 27.52±5.46 (Min=18.0, Max=40.0), eğitimi düzeyi ise en yüksek oranda lise ve üzeri eğitime sahip oldukları saptanmıştır. Gebelerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları toplam puan ortalaması tüm gebelerde 130.0±18.8 (Min=74.0-189.0) olarak belirlenmiştir. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları toplam puan ortalaması ve alt ölçekleri Manevi Gelişim, Sağlık Sorumluluğu, Fiziksel Aktivite, Beslenme, Kişilerarası İlişkiler ve Stres Yönetimi puan ortalamaları idrar yolu enfeksiyonu olma durumları karşılaştırıldığında istatistiksel farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Gebelerin Yorgunluk puan ortalaması 542.2±243.9 ve enerji alt ölçeği puan ortalaması ise 241.4±102.5 (Min=25.0-Max=458.0) olarak belirlenmiştir. Yorgunluk ve Enerji alt ölçeği ile idrar yolu enfeksiyonu olma durumu karşılaştırıldığında istatistiksel olarak farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: Gebelerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarının tüm alt boyutları ve yorgunluk ve enerji düzeyi ile idrar yolu enfeksiyonuna sahip olma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmamızın sonucu, gebelerde var olan sorunlardan idrar yolu enfeksiyonu sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkilememekte ve yorgunluğa da neden olmadığını söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: idrar yolu enfeksiyon; sağlıklı yaşam biçimi davranışları; yorgunluk; enerji.
Algılanan doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerine doğum dansının etkisi
Bu araştırma, algılanan doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerine doğum dansının etkilerini belirlemek amacıyla 1 Nisan 2017- 31 Ekim 2017 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı'na bağlı İzmir Urla Devlet Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamına; riskli olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden gebeler alınmıştır. Veriler; Dansı Uygulayıcı Ebe Grubu (DUEG-40 gebe), Dansı Uygulayıcı Eş/Partner Grubu (DUPG-40 gebe) ve Kontrol Grubu (KG-80 gebe) olmak üzere üç grup şeklinde, doğum eyleminin aktif fazında toplanmıştır. DUEG'ndaki gebeler doğum salonunda görevli, gebeyi takip eden ebe ile; DUPG'ndaki gebeler ise eş/partnerleri ile aktif faz boyunca dans etmiştir. Dans; gebenin elleri partnerinin (ebe ya da eş) boynunda, başı partnerinin omzuna dayalı, meditasyon müziği eşliğinde, sağa ve sola sallanma şeklinde uygulanmıştır. Dans süresince, partner bu sallanma hareketine eşlik etmiş ve aynı zamanda gebenin sakrum bölgesine masaj yapmıştır. Doğum dansı uygulanmadan önce (vajinal dilatasyon 4 cm.) ve doğum dansı uygulandıktan sonra (vajinal dilatasyon 9 cm.) algılanan doğum ağrısı Görsel Kıyaslama Ölçeği (Visual Analog Skala=VAS) kullanılarak ölçülmüştür. Doğum sonrası dönemde yenidoğanın birinci, beşinci ve onuncu dakika apgar skorları ve oksijen saturasyon düzeyleri ölçülerek kaydedilmiştir. Kadınların doğum memnuniyetini değerlendirmek amacıyla doğum sonu birinci saatte Mackey Doğum Memnuniyet Ölçeği uygulanmıştır. KG'na ise sadece hastanedeki rutin uygulamalar yapılmış, veriler dans grubunda belirtildiği şekilde toplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; araştırmaya dâhil edilen gebelerin yaş ortalaması 27.13±4.09 (min=18-max=37)'dur. DUE grubundaki gebelerin dans süre ortalaması DUP grubu ile benzer bulunmuştur. Dans grubundaki gebelerin VAS 1 ve VAS 2 puan ortalamaları KG'na oranla anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Yenidoğana ilişkin veriler incelendiğinde dans grubunun (DUP ve DUE) yenidoğanlarının beşinci ve onuncu dakika apgar skoru KG'na oranla anlamlı derecede yüksektir. Yenidoğanların oksijen saturasyon düzeylerine bakıldığında ise; dans grubunda KG'na oranla birinci, beşinci ve onuncu dakika oksijen saturasyon düzeyleri anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Dans grubundaki kadınların doğum sonu birinci saatte değerlendirilen doğumdan memnuniyet düzeyi alt boyut puanı ve toplam ölçek puan değerleri KG'ndaki kadınlara oranla anlamlı derecede yüksektir. Çalışma sonucunda; intrapartum dönemde eş veya ebe ile birlikte yapılan doğum dansının doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerinde olumlu etkisi bulunduğunu göstermiştir. Doğum ağrısının etkili yönetimi için intrapartum dönemde kadına verilen bakıma gebenin ailesi de dâhil edilmeli; ebe-gebe ve aile işbirliği içerisinde hareket etmelidir. Anahtar Kelimeler: Dans, doğum, ağrı, memnuniyet, neonatal sonuçlar
Ebelik öğrencilerinin mesleki klinik eğitimlerinde formal mentorluk programının uygulamaya etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu tez çalışması, ebelik öğrencilerinin klinik eğitimlerinde formal mentorluk programının öğrencilerin klinik beceri ve yeterlilik durumlarına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılan girişimsel tipte bir araştırmadır. Yöntem: Çalışma 28 Şubat - 2 Haziran 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi İzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu Ebelik Bölümü dördüncü sınıf öğrencilerinin Uygulamalı Doğum Bilgisi (intörnlük) dersinin stajını yaptıkları Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi ile Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin doğum salonunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın öğrenci evrenini, 2016-2017 Eğitim-Öğretim yılı bahar dönemi Ebelik Bölümü son sınıf öğrencileri (N=82) oluşturmuştur. Araştırmanın mentor evrenini; öğrencilerinin intörnlük uygulamaları kapsamında staj yaptıkları dört hastanenin doğum salonunda çalışan toplam 46 ebe oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, Tepecik ve Buca hastanelerinde staj yapan 38 öğrenci ve 7 mentor ebe oluşturmuştur. Mentor rolünü üstlenecek ebelerin belirlenmesinde; kıdemli, deneyimli, samimi, ulaşılabilir, sabırlı, pozitif, etkin iletişim becerilerine sahip, mentor rolünü gönüllü olarak üstlenebilen ve mentorluk ilişkisini yürütebilen en az 5 yıl deneyimine sahip olmalarına dikkat edilmiştir. Mentor ebelerin, öğrenciler ile birebir ve grup mentorluk modeline uygun olarak eşleştirilmesine özen gösterilmiştir. Araştırmanın yapılacağı her iki hastanede 14 haftalık intörnlük stajının ilk yedi haftasında uygulama yapan öğrenciler ile mentor ebeler çalışmanın kontrol grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubuna formal mentorluk programı kapsamında eğitsel bir müdahale yapılmamıştır. Yapılan rotasyon ile stajın ikinci yedi haftasında mentor olarak seçilmiş aynı ebeler, bu defa yeni gelen öğrencilerle eşleştirilmiştir. Bu staj sürecinin başlangıcında mentor ebelere "formal mentorluk programı eğitimi" verilerek, mentor-öğrenci ilişkisinin belirli hedeflere uygun şekilde ilerlemesi sağlanmıştır. Bu grup, çalışmanın müdahale grubunu oluşturmuştur. Stajın birinci haftasında kontrol grubu mentorlardan "Ebe Tanıtıcı Formu"nu, öğrencilerden "Öğrenci Tanıtıcı Formu"nu doldurmuşlardır. İlk haftanın sonunda "Mesleki Beceriler Değerlendirme Aracı"nı doldurmuşlardır. Bu aşamada mentorlardan, birebir eşleştikleri öğrencilerin mesleki becerilerini "Mini Klinik Değerlendirme" formu ile değerlendirmeleri istenmiştir. Bu aşamada doldurulan formlar, formal mentorluk programı öncesi yer almış olup "Ön test" olarak kabul edilmiştir. İlk yedi haftalık intörn uygulamasının sonunda kontrol grubu öğrenciler; "Mesleki Beceriler Değerlendirme Aracı"nı, "Mentorluk Profili Anketi"ni ve "Mentorluk Etkililik Ölçeği"ni değerlendirmişlerdir. Mentorlar öğrencilerin mesleki becerilerini "Mini Klinik Değerlendirme" formu ile tekrar değerlendirmişlerdir. Bu aşamada doldurulan formlar, formal mentorluk programı sonrası yer almış olup "Son test" olarak kabul edilmiştir. İntörn stajının 8.haftasında ikinci rotasyon başlamıştır. Kontrol grubunda uygulamaya destek veren seçilmiş aynı ebeler bu kez müdahale grubu öğrencileri ile eşleştirilmiştir. Müdahale grubunda yer alan öğrenciler "Öğrenci Tanıtıcı Formu"nu doldurmuşlardır. İlk haftanın sonunda "Mesleki Beceriler Değerlendirme Aracı"nı doldurmuşlardır. Bu aşamada mentorlardan, birebir eşleştikleri öğrencilerin mesleki becerilerini "Mini Klinik Değerlendirme" formu ile değerlendirmeleri istenmiştir. Bu aşamada doldurulan formlar, formal mentorluk programı öncesi yer almış olup "Ön test" olarak kabul edilmiştir. Müdahale grubunun stajının ilk haftasında ebelere "Formal Mentorluk Programı Eğitimi" araştırmacı tarafından interaktif yöntemler kullanılarak iki saatlik oturum şeklinde her iki hastanelerin konferans salonlarında verilmiştir. Stajın 8.-14.haftalar arasında müdahale grubu öğrencilerin klinik uygulamaları devam etmiştir. 14.haftanın sonunda doğum salonunda stajını tamamlayan müdahale grubu öğrenciler; "Mesleki Beceri Değerlendirme Aracı"nı, "Mentorluk Profili Anketi"ni ve "Mentorluk Etkililik Ölçeği"ni değerlendirmişlerdir. Mentorlar öğrencilerin mesleki becerilerini "Mini Klinik Değerlendirme" formu ile tekrar değerlendirmişlerdir. Bu aşamada doldurulan formlar, formal mentorluk programı sonrası yer almış olup "Son test" olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Müdahale ve kontrol grubu öğrencilerin formal mentorluk programı öncesi ve sonrası Mesleki Beceriler Değerlendirme Aracı toplam puan ortalamalarının her iki grupta anlamlı düzeyde yükseldiği belirlenmiştir. Müdahale ve kontrol grubu öğrencilere bir mentor atanmasının ve formal mentorluk programının, öğrencilerin yeterlilik düzeylerinin gelişiminde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Müdahale ve kontrol grubu öğrencilerin formal mentorluk programı öncesi ve sonrası Mini Klinik Değerlendirme toplam puan ortalamalarının her iki grupta anlamlı düzeyde yükseldiği görülmüştür. Formal mentorluk programında müdahale grubu öğrencilerin yarısından fazlası (%63.2) mentorun daha çok destek sağlayan rolünü, kontrol grubu öğrencilerin yarısı (%52.69 ise mentorun daha çok diğer rolleri (öğretmen/danışman/rol modeli ve kaynak kişi) gerçekleştirdiğini belirtmiştir. Kontrol grubu öğrencilerin %31.6'sı, müdahale grubunun ise %15.8'i mentorları ile her gün görüştüklerini belirtmişlerdir. Müdahale (%78.9) ve kontrol (%89.5) grubu öğrencilerin mentorları ile çoğunlukla bireysel görüşme yaptıkları belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmanın sonucunda temel hipotez olan "öğrencilerin klinik becerilerinin ve yeterlilik düzeylerinin gelişiminde formal mentorluk programı etkilidir" H1 hipotezi doğrulanmıştır. Bu bağlamda klinik uygulamalarda öğrencilere bir mentor atanması ve bire bir mentorluk modeline uygun olarak mentor ile eşleştirilmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mentorluk; formal mentorluk; ebelik; klinik eğitim.
Birinci derece akrabası meme kanseri olan kadınların bilgi ve destek gereksinimleri ölçeği'nin farsça uyarlaması
Meme kanseri tüm dünyada olduğu gibi İran'da da kadınlar arasında en çok görülen kanserdir. Genetik geçişi ve kanserin ölümcül sonuçları nedeni ile meme kanseri olan kadınların birinci derece akrabalarının bilgi ve destek gereksinimleri vardır. Bu tez çalışması Chalmers ve Thomson tarafından geliştirilmiş ve Türkçe geçerli ve güvenirliği de yapılmış olan ''Birinci Derece Akrabası Meme Kanseri Olan Kadınların Bilgi ve Destek Gereksinimleri Ölçeği'nin Farsça Uyarlanması'' amacıyla olarak İranlı kadınlara planlanacak çalışmalarda katkısı olması amacıyla metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma Etik izinleri alındıktan sonra İran'ın Tebriz ilinde Noor Nejat Hastanesi Meme Polikliniği ve Radyasyon Onkolojisi bölümünde 2014-2015 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Geçerlik ve güvenirlik çalışmasına Bilgi ve Destek Gereksinimleri Ölçeğinde yer alan 29 maddenin 5 katı kadar katılımcı alınarak birinci derece akrabası meme kanseri olan 145 kadına ulaşılmıştır.Ölçeğin geçerlik çalışmalarında dil, içerik, yapı geçerliliği, Güvenirlilik çalışmalarında zamana karşı değişmezlik ve iç tutarlılık analizleri yapılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların %60'i Meme kanseri olan kadınların annesi, % 29.7'si kız kardeşi, % 10.3'ü ise kızı olduğu belirtmiştir. Ölçeğin dil geçerliliği uzman görüşleri alınarak tekrar çevirisi yaparak belirlenmiştir. İçerik geçerliliğinde genel uzman görüşü geçerlilik endeksi 0.97 bulunmuş, yapı geçerliliği ile İranlı kadınlar için geçerli olduğu saptanmıştır. Güvenirlik analizinde ölçeğin zamana karşı değişmezliği 30 kadında uygulanarak saptanmıştır. İç tutarlılık analizinde Cronbach's Alpha değeri Bilgi kısmı için 0.863 ve destek kısmı için 0.925 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak "Birinci Derece Akrabası Meme Kanseri Olan Kadınların Bilgi ve Destek Gereksinimleri Ölçeği'nin" Farsça formunu İranlı kadınlar için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu saptanmıştır. Bu ölçek, İran'da meme kanseri olan kadınların yakınları için hazırlanan eğitim ve danışmanlık programlarında uygulanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: KKMM, erken teşhis, birinci derece akrabalar, meme kanseri
Gebelikte uygulanan pelvik taban egzersizlerinin postpartum stres inkontinansa ve yaşam kalitesine etkisi
Gebelik sırasında üriner sistemde anatomik ve fizyolojik pek çok değişiklik meydana gelir. Üriner inkontinansın oluşmasında gebelik ve doğum ile ilgili faktörler; terme ulaşan gebelik sayısı, parite, doğum şekli, doğum komplikasyonları, epizyotomi/yırtık varlığı, bebeğin doğum ağırlığı, doğumdan sonra miksiyon ile ilgili problemlerin önemli rolü vardır. Bu çalışma; gebelikte yapılan pelvik taban kas egzersizlerinin doğum sonu dönemde pelvik taban kas gücüne, stres inkontinansa ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ürojinekoloji Polikliniği'nde 01 Ekim 2014 ve 31 Mayıs 2016 tarihleri arsında yapılmıştır. Araştırmaya 14 kontrol, 18 çalışma grubu olmak üzere toplam 32 gebe dahil edilmiştir. Tüm kadınların primipar, 20-30 haftalar arasında gebe olması ve vajinal doğum yapması çalışmaya dahil edilmede en önemli kriterleri oluşturmuştur. Veriler; kadınların sosyo-demografik ve tanımlatıcı bilgilerini içeren anket formu yanı sıra, Incontinence Impact Qestionnaire (IIQ-7) ve Urogenital Distress Inventory (UDI-6) ölçekleri kullanılarak, Biofeedback (BF) cihazı, elektromyelografi (EMG) probu, perineometre ve dijital muayene (Modifiye Oxford Skalası) ile kas gücü ölçümleri yapılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 16.0 paket programı kullanılarak sayı, yüzde, Bağımsız T Testi, Mann Whitney U Testi, Wilcoxon Sıralı İşaretler Testi, ve Ki Kare Testi uygulanmıştır. Çalışma ve kontrol grubundaki kadınların gebelikteki Modifiye Oxford Skalasına göre pelvik taban kas gücü dağılımları incelendiğinde en yüksek oranda %31.2'sinin (n:10) 1 kas gücü seviyesine ve %28.1'inin (n: 9) 2 kas gücü seviyesine, sahip oldukları saptanmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının kas gücü değerlendirildiğinde; egzersiz alan kadınlar ile egzersiz almayan kadınların kas gücü arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. UDI-6 ve IIQ-7 toplam ölçek puanları incelendiğinde; çalışma ve kontrol grupları arasında gebelikte ve doğum sonu ikinci ayda istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar pelvik taban kas egzersizlerinin gebelikte ve lohusalıkta tüm kadınlara pelvik taban kas egzersizleri öğretilmesinin faydalı olduğunu göstermiştir. Pelvik taban kas egzersizlerinin gebelikte ve doğum sonu uzun dönemde etkinliğini incelemek adına daha büyük örneklem sayısı ve daha uzun dönem takipli araştırmalar yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Pelvik taban kas egzersizleri; üriner inkontinans; gebelik; postpartum
Anne-yenidoğan ten tene temas ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
ANNE- YENİDOĞAN TEN TENE TEMAS ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇE GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI Amaç: Bu araştırma, ebelerin doğum sonu anne-yenidoğan ten tene temasına yönelik tutumlarını ölçmek için Nahidi ve arkadaşları tarafından 2012 yılında geliştirilen Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılan metodolojik tipte bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma; İzmir ili ve ilçelerindeki hastanelerin doğumhane, anne ve yenidoğanın bulunduğu birimlerde çalışan ebelere uygulanmıştır. Veriler Ağustos 2014 – Haziran 2015 tarihleri arasında toplanmıştır (n=240). Ölçeğin geçerlik değerlendirmesinde; dil eşdeğerliği ve geri çeviri yapılmış ardından uzman görüşüne sunulmuştur. Kendall Uyuşum katsayısına bakılarak yapı geçerliliği için doğrulayıcı faktör analizine bakılmıştır. Güvenirlilik analizlerinde ise; cronbach alpha katsayısı, madde toplam korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Uzman görüşüne dayalı Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği toplam puan ortalaması 147.62±10.86 (min=40, max=100.00)'dir. Uzman görüşleri arasındaki uyumun değerlendirilmesi için uygulanan Kendall W iyi uyuşum analizi ile elde edilen değer 0.119'dir (p=0.124). Uzmanlar arasında görüş birliği olduğunu gösteren bu sonuç, aynı zamanda, Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği'nin geçerli olduğunu, göstermektedir. Nahidi ve arkadaşları tarafından geliştirilen ölçeğin cronbach alpha Güvenirlik Katsayısı α=0.85 olarak rapor edilmiştir. Türkçeye uyarlanan ölçeğin, cronbach alpha Güvenirlik Katsayısı α=0.902 olarak saptanmıştır. İç tutarlılığın yüksek güvenirlikte (0.80≤α<1.00) olduğunu gösteren bu sonuç, aynı zamanda, Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği Türkçe formunun güvenilir olduğunu göstermektedir. Ölçeğin alt boyutları; Hazırlayıcı Faktörler, Etkinleştiren Faktörler ve Güçlendirici Faktörler incelendiğinde cronbach alpha güvenirlik katsayıları 0.566 ile 0.867 arasında değişmekte olup boyutlarının çok iyi düzeyde geçerlik ve güvenilir katsayısına sahip bulunmuşlardır. Sonuç: Ölçeğin sonuçları incelendiğinde; RMSEA uyum ölçümü 0.098 olup, kabul edilebilir uyum göstermektedir. Diğer uyum ölçümlerinden NFI, NNFI, CFI, SRMR, GFI ölçümleri de kabul edilebilir uyum göstermektedir. Buna göre uyum ölçülerinin kabul edilebilir uyum göstermeleri ayrıca düzeltmeli ki-kare değerinin de kabul edilebilir uyum göstermesi, verilerimizin kabul edilebilir uyuma sahip olduğu ve ölçeğin istatistiksel olarak anlamlı ve geçerli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ten tene temas, Ebelik, Yenidoğan