3,928

Archived Theses

22

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizi uygulamalarının oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Hemodiyaliz tedavisi alan hastalar sıklıkla tedavi ile ilişkili çeşitli semptomlar deneyimlemekte olup; bu durum yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı, hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü ve solunum egzersizlerinin oluşan semptomlar ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu randomize kontrollü araştırma 25.10.2022-03.09.2024 tarihleri arasında hemodiyaliz tedavisi alan 138 hasta ile bir üniversite hastanesinin hemodiyaliz kliniği, bir eğitim araştırma hastanesi ve bir devlet hastanesinin diyaliz üniteleri, ile özel iki hemodiyaliz kliniğinde gerçekleştirildi. Hastalar randomizasyon tablosu kullanılarak sanal gerçeklik gözlüğü uygulanan, solunum egzersizi yapılan ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastalara birer hafta ara ile toplamda üç uygulama gerçekleştirildi. Veriler yüz yüze olarak Kişisel Bilgi Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Sürümü, Diyaliz Semptom İndeksi ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS paket programı 27 sürümü kullanılarak tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA, Kruskal Wallis H, Tukey post-hoc testi, Pearson ki-kare testi, Fisher kesin ki-kare testi, Bonferroni testi ve Çoklu Regresyon Modeli Analizleri kullanılarak değerlendirildi. Anlamlılık en az p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arası yapılan karşılaştırmada, uygulama sonrası birinci ve ikinci haftada yapılan değerlendirmede sanal gerçeklik gözlük uygulaması yapılan hasta grubunda, genel sağlık, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevre ilişkili yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha iyi olduğu saptandı (p<0,05). Derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlük uygulanan gruplarda hastaların grup içi değerlendirmesinde genel sağlık, fiziksel sağlık ve psikolojik sağlık ilişkili yaşam kalitesi değişiminin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olduğu saptandı (p<0,05). Uygulama sonrası birinci hafta diyaliz semptomlarının değerlendirmesinde, solunum egzersizi ve kontrol gruplarına kıyasla sanal gerçeklik gözlük müdahale grubunda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme semptomlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az görüldüğü saptandı (p<0,05). Modelin bağımsız değişkenleri ile bağımlı değişken arasındaki ilişki incelendiğinde; sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması yapılan hastaların fiziksel ve psikolojik sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bu araştırmada, derin solunum egzersizi ve sanal gerçeklik gözlüğü uygulamalarının hastaların yaşam kalitelerini olumlu yönde etkilediği saptandı. Sanal gerçeklik gözlüğü kullanan hastalarda ağız kuruluğu, göğüs ağrısı ve sinirli hissetme gibi semptomların daha az görüldüğü belirlendi. Hemodiyaliz tedavisi alan hastaların yaşam kalitelerinin iyileştirilmesinde ve bazı semptomların azaltılmasında sanal gerçeklik gözlüğü ve derin solunum egzersizi uygulamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, yaşam kalitesi, hemodiyaliz semptomları, sanal gerçeklik gözlüğü, solunum egzersizi Destekleyen Kurum: Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 2021/160

Ecehan Bulut
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inmeli hastalara bakım veren hasta yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, nöroloji kliniğinde inme tanısı almış 118 hastanın primer bakım verici olan hasta yakınları ile yürütüldü. Veriler 'Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği', 'Bakım Verenin Stres Ölçeği' ve 'Hasta Yakını Tanıtım Formu' kullanılarak toplandı. Çalışmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, maksimum, minimum) ve Student t testi, Oneway Anova testi, Kruskall Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirildi. p< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalamasının 52.00±14,00 yıl, %70,3'ünün kadın, %80,5'inin evli, %66,9'unun ilköğretim mezunu olduğu saptandı. Bakım vericilerin cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çocuk sayısı, çalışma durumu, gelir düzeyi, kronik hastalığa sahip olma durumu, hastaya yakınlık derecesi gibi özelliklerinin bakım vermeye hazır oluşluk ve stres durumlarını etkilemediği saptandı. Köyde yaşayanların bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin düşük, stres düzeylerinin ise yüksek olduğu bulundu. Sonuç: Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerinin azaldığı saptandı. İnme geçiren hastaların yakınlarının bakıma hazır oluşluk ve stres durumlarının hemşireler tarafından değerlendirilmesi ve gerekli girişimlerin uygulanması önerilmektedir.

Bakım verenlerHasta bakımıHemşirelik bakımı+2
Emine Pektaş
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı karaciğer siroz tanısı alan hastalarda yorgunluk ve yaşam kalitesini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu tanımlayıcı araştırma, Ekim 2021-2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin gastroenteroloji servisinde yatarak veya gastroenteroloji polikliniğinde ayaktan tedavi gören 91 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Piper Yorgunluk Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 18 (Statistical Package for Social Sciences) kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t test, Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Anova testleri ve korelasyon analizi yapıldı. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada, 6 ay önce tanı konulan hastaların, diğer gruplara kıyasla yorgunluk düzeyi daha yüksek bulundu. Hastalık nedeniyle günlük yaşamında değişiklikler meydana gelen hastaların yorgunluk düzeyinin daha yüksek olduğu belirlendi. Eğitim düzeyi düşük olan hastaların yaşam kalitesinin düşük olduğu, evlilerin yaşam kalitesinin yüksek olduğu, yorgunluk arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı saptandı. Sonuç: Bu araştırmada tanı süresi ve hastalık nedeniyle günlük yaşamda değişiklikler yaşanmasının yorgunluk üzerinde etkili önemli değişkenler olduğu saptandı. Eğitim düzeyi ve medeni durumun yaşam kalitesini etkilediği belirlendi. Hastaların yorgunluğu arttıkça yaşam kalitelerinin azaldığı saptandı. Anahtar kelimeler: Karaciğer siroz, yorgunluk, yaşam kalitesi, hemşire.

Gamze Baskın Erdoğan
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner anjiografi olan hastalarda obstrüktif uyku apnesi sendromu riskinin belirlenmesi

Koroner anjiyografiye alınan hastaların pahalı olmayan yöntemlerle öncelikle OUAS risk faktörleri açısından değerlendirilmesi ve daha sonra OUAS tanısı için altın standart olarak kabul edilen polisomnografiye yönlendirilmeleri kardiyovasküler hastalıklara bağlı gelişebilecek komplikasyonları önlemede, kardiyovasküler hastalıkların etkin yönetiminde önemli olacaktır. Hastaların ve toplumdaki bireylerin birçok hastalığın risk faktörleri açısından değerlendirilmesi ise multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. OUAS'a bağlı gelişebilecek sorunların önlenebilmesi için sağlık ekibinin bir üyesi olan hemşirelerin OUAS'a bağlı gelişen komplikasyonları kavraması, OUAS'lı hastaların değerlendirilmesinin yapılmasına katkı sağlaması gerekmektedir. Bu nedenle bu çalışma koroner anjiografi yapılan hastalarda obstrüktif uyku apnesi sendromu (OUAS) risk faktörlerini belirlemek ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlandı.

Mehmet Çopur
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser nedeniyle kolorektal cerrahi girişim geçirmiş hastalarda ameliyat sonrası iyileşme ile hastaların iyilik hali arasındaki ilişkinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Bu araştırma kanser nedeniyle kolorektal cerrahi girişim geçirmiş hastalarda ameliyat sonrası iyileşme ile hastaların iyilik hali arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki bu çalışma kanser nedeniyle kolorektal cerrahi girişim geçirmiş 110 hasta ile yürütüldü. Çalışmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Ameliyat Sonrası İyileşme İndeksi ve Bütüncül İyilik Hali Ölçeği ile toplandı. Veriler SPSS 22.0 programında, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız örneklem t-testi, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis ve Spearman Korelasyon analizi ile değerlendirildi. p<0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların ameliyat sonrası iyileşmede yaşadıkları güçlüklerin orta düzeyde olduğu, en fazla güçlüğün fiziksel semptomlarda, en az güçlüğün ise psikolojik semptomlarda yaşandığı saptandı. Ameliyat sonrası süreçte, hastaların bütüncül iyilik hallerinde üzüntü veren duygu ve bağlı olmama boyutlarının en fazla etkilendiği; hastaların yaş, cinsiyet, çalışma durumu, sigara kullanma durumu, daha önce cerrahi girişim geçirmiş olmaları, ameliyat türü, ameliyat sonrası gün sayısı ve stoma türü ile ameliyat sonrası iyileşme durumu arasında ilişki olduğu belirlendi. Kolorektal cerrahi girişim geçiren hastaların ameliyat sonrası iyileşme durumları ile bütüncül iyilik halleri arasında pozitif bir ilişki vardı. Sonuç: Kolorektal cerrahi girişim geçiren hastaların ameliyat sonrası iyileşme durumları ile bütüncül iyilik halleri arasında paralel bir ilişki vardır. Ameliyat sonrası iyileşmeye yönelik yaşanan güçlükler arttıkça, hastaların bütüncül iyilik halleri de bozulmaktadır. Kanser nedeniyle kolorektal cerrahi girişim geçirmiş bireylerin tedavi ve bakım sürecinde ameliyat sonrası hasta sonuçlarının yanı sıra iyilik hallerini de iyileştirecek hemşirelik girişimlerinin uygulanması, hastaların fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Ameliyat sonrası bakım, ameliyat sonrası iyileşme, hemşirelik bakımı, iyilik hali, kolorektal kanser.

Hemşirelik bakımıKolorektal cerrahi
Burcu İzmir
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetle ilgili bilgilendirme eğitiminin sınıf öğretmenlerinin tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisi

Bu araştırma sınıf öğretmenlerine uygulanan "Öğretmenler İçin Diyabet Eğitimi"nin öğretmenlerin Tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisini belirlemek amacı ile yürütüldü. Müdahale-kontrol gruplarında ön-test ve son-test yarı deneysel tasarımda yürütülen araştırma Eylül-Aralık 2023 tarihleri arasında resmi 6 ilkokulda 87 sınıf öğretmeni (müdahale=42, kontrol=45) ile gerçekleştirildi (n=87). Veriler, "Öğretmen Bilgi Formu" ile bu çalışma kapsamında geliştirilen "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi" ve "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" ile toplandı. Uluslararası Diyabet Federasyonu'nun Kids and Diabetes in Schools (KiDS) projesi kapsamında geliştirdiği diyabet eğitim materyalleri bu çalışma kapsamında Türkçe'ye çevrilerek eğitim materyali olarak kullanıldı. Verilerin analizi IBM SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) Statistics Version 25 for Windows ve JASP (Version 0.17.2.1) paket programları kullanılarak tanımlayıcı analizler, Shapiro-Wilk testi, Ki-kare testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi, Student t testi, Spearman'ın Sıralama Korelasyon testi ile yapıldı. p<0,05 istatistiksel anlamlılık sınırı olarak kabul edildi. Müdahale grubunda bulunan sınıf öğretmenlerin, "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi" son-test sıra ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Müdahale grubunda bulunan öğretmenlerin "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" toplam ve tüm alt boyutlarda son-test sıra ortalamalarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,001). "Öğretmenler İçin Diyabet Eğitimi"nin sınıf öğretmenlerinin Tip 1 diyabete yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerini arttırmada etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Öğretmenler ile yapılacak çalışmalarda; "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Bilgi Testi", "Öğretmenler İçin Tip 1 Diyabet Farkındalık Ölçeği" ve Türkçe'ye kazandırılan diyabet eğitim materyallerinin kullanılması önerilmektedir.

BilgiDiabetes mellitus-tip 1Eğitim+2
İsmail Çetintaş
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Travma, acil ve cerrahi kliniklerinde çalışan hemşireler ile ulusal medikal kurtarma ekibinde görev alan hemşirelerin afetlere hazırbulunuşluk durumları

Giriş ve Amaç: Hemşirelerin, afete hazırbulunuşluk ve müdahale konularında yeterliliğe ve yetkinliğe sahip olmasının, afet kaynaklı mortalite ve morbidite oranlarının azaltılmasında önemli rol oynayacağı vurgulanmaktadır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki bu çalışmanın amacı, travma, acil ve cerrahi kliniklerinde çalışan hemşireler ile Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi içerisinde görev alan hemşirelerin afetlere hazırbulunuşluk durumlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, Temmuz 2022-Mart 2023 tarihlerinde Trakya Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi travma, acil ve cerrahi servisleri ile Edirne İl Sağlık Müdürlüğü UMKE Ekibi'nde görev alan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 122 hemşire ile yapıldı. Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Afet Hazırbulunuşluk Ölçeği (AHBÖ)'' kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama ve standart sapma, frekans ve yüzde ile Ki-Kare testi, bağımsız örneklem t-testi ve varyans analizi kullanıldı. Sonuçlar; %95 güven aralığında, anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Bulgular: Travma, acil ve cerrahi birimlerde görev yapan hemşirelere kıyasla UMKE'de görev yapan hemşirelerin afet hazırbulunuşluk düzeyinin daha yüksek olduğu saptandı. 11 yıl ve üzeri mesleki deneyimi olan, daha önce afet yaşayan, bir acil veya afet durumunda görev alan, afet ve acil durum hazırlık eğitimlerine katılan, afet ve acil durumda sorumluluklarını ve görevlerini bildiğini belirten, afet bilinci, afete hazırlık veya afetlere müdahale temalı yayın takip eden, herhangi bir afet durumunda müdahale çalışmalarına katılabilme açısından kendini hazır ve yeterli gören hemşireler ile UMKE'de görev yapan evli hemşirelerin afetlere hazırbulunuşluk düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Hemşirelerin afet hazırbulunuşluk düzeyleri orta düzeydeydi ve UMKE hemşireleri daha hazırdı. Hemşirelerin afete hazırlık eğitimlerine katılımının desteklenmesi, afet öncesinde afet senaryolarındaki rol ve sorumluluklarının belirlenmesi ve hemşirelerin afetlere daha hazırlıklı olmalarının teşvik edilmesi önerilmektedir.

Acil hemşirelikAfet bilinciAfet hazırlığı+1
İbrahim Can Dursin
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin tıbbi cihaz alarm deneyimleri

Giriş ve Amaç: Sağlık hizmetlerinin sunumunda önemli konulardan birisi hasta güvenliğidir. Hasta güvenliğinin sağlanması tıbbi hataların en aza indirilmesi ile gerçekleşebilmektedir. Yoğun bakım ünitelerinde tıbbi hataların birçoğu yanlış alarmlar nedeniyle oluşmaktadır. Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler yanlış alarmların sık gerçekleşmesi sonucunda birçok deneyim ile karşı karşıya kalmaktadır. Yanlış alarmlar nedeniyle hemşirelerin yaşadığı deneyimler alarm yorgunluğunu ve duyarsızlığını meydana getirmektedir. Alarm yorgunluğu hem hemşire için hem de hasta güvenliği için olumsuz sonuçlar oluşturmaktadır. Bu çalışma yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin alarm deneyimlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Araştırma nitel çalışma deseni olan Giorgi'nin fenomenolojik yaklaşımı benimsenerek yapılmıştır. Araştırma Şubat-Mayıs 2023 tarihleri arasında Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesinde yoğun bakım ünitelerinde çalışan 21 hemşire ile gerçekleşmiştir. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak hemşireler ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Hemşireler ile yapılan yüz yüze görüşmeler 2 adet ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Bulgular: Araştırma verilerinden 3 ana tema ve 11 alt tema elde edilmiştir; 'Hemşirelerin Tıbbi Cihaz Alarmı Konusundaki Deneyimleri', 'Hemşirelerin Yanlış Alarm Konusundaki Düşünceleri' ve 'Hemşirelerin Alarm Yorgunluğu Hakkındaki Düşünceleri' dir. Hemşirelerin çoğu yanlış alarmlardan meydana gelen ve hasta güvenliğini tehdit eden deneyimler yaşadığını belirtmektedir. Yanlış alarmların hemşireler üzerinde stres, psikolojik yıpranma, baskı, gürültü kirliliği, zaman kaybı, iş aksaması/iş yükü gibi sonuçları olduğunu belirtmişlerdir. Hemşirelerin çoğu alarm yorgunluğunu hissettiğini belirtmiştir. Hemşirelerin çoğu alarm duyarsızlığının gerçekleşmediğini bildirmiştir. Sonuç: Alarm yorgunluğunun hemşirelerde sık rastlanan bir sorun olduğu belirlenmiştir. Yanlış alarmların meydana gelmesi sonucunda olumsuz hasta sonuçları ortaya çıkmıştır. Hemşireler alarm duyarsızlığı gelişmediğini belirtseler de alarm duyarsızlığına ilişkin bulgular saptanmıştır. Hemşirelerin eğitimine önem verilmesi, alarm yorgunluğunun ve yanlış alarmların önlenmesine dair politikalar oluşturulması, yanlış alarmların hasta güvenliğini nasıl etkilediği üzerinde durulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoğun Bakım Hemşiresi, Alarm Yorgunluğu, Yanlış Alarm, Hasta Güvenliği, Hemşirelik Nitel Çalışma.

Yoğun bakımYoğun bakım üniteleri
Ayşe Alğan
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatörü (ICD) olan hastaların şok anksiyetesi ve yaşam kalitesinin belirlenmesi

ÖZET "İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatörü (ICD) Olan Hastaların Şok Anksiyetesi ve Yaşam Kalitesinin Belirlenmesi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2024. Giriş ve Amaç: İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatörü (ICD) olan hastalarda şok anksiyetesi, günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu kesitsel araştırma, İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatörü (ICD) olan hastaların şok anksiyetesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma 30.09.2022-30.03.2023 tarihleri arasında Edirne'de bir üniversite hastanesinde Kardiyoloji Kliniği ve Kardiyoloji Polikliniği'ne başvuran hastalar üzerinde yürütüldü. Araştırmanın verileri "Hasta Bilgi Formu", "Floride Şok Anksiyete Ölçeği (FŞAÖ)" ve "Notthingham Genişletilmiş Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (NGYA)" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 18.0 programında tanımlayıcı istatistik yöntemler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Student t Testi, Anova, Kruskal Wallis Testi, Mann-Whitney U Testi, Spearman Korelasyon Analizi) kullanılarak değerlendirildi. P<0.05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: ICD'li hastaların yaş ortalaması %63,5±12,7 olup %61,5'i erkekti. Katılımcıların %57,3'ünün miyokard infarktüsü (MI) geçirdiği, %54,2'sinin kalp yetersizliği nedeniyle ICD takıldığı, %41,7'sinin ICD cihazının şoklamasını hissettiği/deneyimlediği bulundu. ICD'li hastaların FŞAÖ ile NGYA arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Hastaların şok anksiyetesi arttıkça günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlılığın arttığı bulundu. Kadınların erkeklere göre şoklama deneyimi yaşayan hastaların yaşamayanlara göre şok anksiyetesi anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0.05). Erkeklerin kadınlara göre, bekarların evli ve dullara göre, ortaokul ve üzeri mezunların ilkokul mezunlarına göre, çalışanların çalışmayan ve emeklilere göre günlük yaşam aktivite düzeyleri daha yüksek bulundu (p<0.05). Aritmisi olan ICD'li hastaların diğerlerine göre New York Kalp Derneği (NHYA) Fonsiyonel Sınıf I olan hastaların diğerlerine göre (Sınıf II,III ve IV) eşlik eden kronik hastalığı olmayanların olanlara göre günlük yaşam aktivite düzeyleri daha yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç: Sonuç olarak; ICD'li hastaların şok anksiyetesi orta düzeyde, günlük yaşam aktiviteleri iyi düzeyde bulundu. ICD'li hastaların şok anksiyetesi arttıkça günlük yaşam aktiviteleri de kötüleşti. Hemşirelerin, ICD'li hastaların şok anksiyetesi deneyimlerini değerlendirmesi bu deneyimleri değerlendirirken hastaların kişisel (cinsiyet, çalışma durumu vb.) ve hastalığa ilişkin özelliklerini (klinik tanı vb.) göz önünde bulundurmalıdır. Hemşirelerin ICD'li hastaların şok anksiyetesini azaltmaya ve günlük yaşam aktivitelerini iyileştirmeye yönelik uygun hemşirelik girişimleri planlanmalıdır. Kardiyoloji hemşirelerinin ICD'li hastaların şok anksiyetesini ve günlük yaşam aktivite düzeylerini geçerli ve güvenilir ölçeklerle değerlendirmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: İmplante Edilebilen Kardiyoverter Defibrilatörü (ICD), şok anksiyetesi, yaşam kalitesi, hemşire.

Kardiyovasküler hemşirelik
Kübra Karakoç
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat sırası vücut sıcaklığının sürdürülmesinde hava üflemeli battaniyelerin etkinliğini belirleme: Randomize kontröllü çalışma

Giriş ve Amaç: Bu araştırma, ameliyat sırası vücut sıcaklığının sürdürülmesinde hava üflemeli battaniyelerin etkinliğini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma bir eğitim ve araştırma hastanesinin Ameliyathane, Kulak Burun Boğaz ve Plastik Cerrahi Servislerinde 01.01.2023-01.10.2023 tarihleri arasında planlı olarak rinoplasti girişimi uygulanan 84 hastanın (42 deney, 42 kontrol) katılımı ile randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Veri toplama aracı olarak ''Hasta Tanıtım Formu'' ve ''Hasta İzlem Formu'' kullanıldı. Bireysel, kurumsal ve etik kurul izinleri alındı. Deney grubundaki hastalara hava üflemeli battaniye, kontrol grubundaki hastalara cerrahi steril örtüler kullanıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Kolmogorov- Smirnov, Shapiro Wilk, Mann Whitney U, Bağımsız iki örnek t testi, Friedman, Dunn, Bonferroni ve Pearson ki kare testi, Tekrarlı ölçüm analizi ve Yates düzeltmesi kullanıldı. Sonuçlar; %95 güven aralığında istatiksel anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Bulgular: Hastaların % 64,2'nin (n=54) kadın ,%63,1'nin (n=53) Kulak Burun Boğaz, %36,9'nun (n=31) Plastik cerrahi servisinde yattığı belirlendi. Deney grubundaki hastaların vücut sıcaklığı monitörizasyon ve timpanik ölçüm bulgularında ve ayılma odası ölçüm bulgularından kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek belirlendi (p<0,001).Deney grubundaki hastaların vücut sıcaklığının 180'ci dakikaya kadar, kontrol grubundaki hastaların vücut sıcaklığının 90'cı dakikaya kadar normal sınırlarda devam ettiği belirlendi. Sonuç: Hava üflemeli battaniyeler rinoplasti ameliyatı uygulanan hastalarda, ameliyat sırası vücut sıcaklığının sürdürülmesinde etkili bulundu. Rinoplasti ameliyatı uygulanan hastalarda vücut sıcaklığının sürdürülmesinde hava üflemeli battaniyelerin kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar kelimeler: rinoplasti, ameliyat sırası, hava üflemeli battaniye.

Ayşe Şahin
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri tanısı alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisi

Giriş ve Amaç: Bu randomize kontrollü araştırma, meme kanseri tanısı alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, Şubat-Ağustos 2023 tarihleri arasında bir onkoloji hastanesinin ayaktan kemoterapi ünitesinde tedavi görmekte olan 43 deney ve 42 kontrol olmak üzere 85 meme kanseri tanılı hasta ile yürütüldü. Araştırmanın verileri; Hasta Bilgi Formu, DSÖ Oral Toksisite Kriterleri, Ağız Değerlendirme Rehberi, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği, ECOG Performans Skalası kullanılarak toplandı. Bulgular, SPSS 26.0 programında değerlendirildi. Veriler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, bonferroni post hoc testi, Wilcoxon signed-rank testi kullanılarak analiz edildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 57,08±10,97 yıl olup deney ve kontrol grubunda yer alan hastaların kişisel, hastalığa ve tedaviye ilişkin özellikler açısından benzer özelliklere sahip olduğu belirlendi. Deney grubunda eğitim sonrası oral mukozit evresinde anlamlı düzeyde gerileme, ağız sağlığında iyileşme olduğu saptandı (p<0,05). 21. günde yapılan değerlendirmelerde deney grubunun genel sağlık puan ortalamasının ve fonksiyon skorunun alt boyutları olan fiziksel işlev, rol işlevi, duygusal işlev, bilişsel ve sosyal işlevi kapsayan yaşam kalitesine ilişkin puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı; deney grubunda yorgunluk, iştahsızlık, bulantı-kusma, dispne ve uykusuzluğu içeren semptom puan ortalamalarının anlamlı derecede azaldığı, kontrol grubunda ise yorgunluk ve uykusuzluğun anlamlı derecede arttığı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Meme kanseri tanısı ile kemoterapi alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin oral mukozit şiddetini azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı saptanmıştır. Hemşirelerin oral mukoziti yönetebilmek ve yaşam kalitesini arttırmak için hastalara bu konuda eğitim vermeleri önerilmektedir.

EğitimHemşirelikMeme kanseri+2
Yaren Özbek
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnhaler ilaç uygulanan 3-6 yaş çocuklarda masal okuma ve boyama yapmanın çocukların korku düzeyine ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetine etkisi

Giriş ve Amaç: İnhalasyon tedavisi, ilacın direkt akciğerlere uygulanması, kısa sürede hızlı etki göstermesi, non-invaziv olması, yan etkilerinin az olması nedeniyle sık tercih edilmektedir. Ancak çocukların inhaler ilaç uygulaması sırasında yaşadığı korku ve anksiyete tedaviye uyumlarını zorlaştırmaktadır. Bu çalışma ilk kez maske ile inhaler ilaç uygulanan 3-6 yaş çocuklarda masal okuma ve boyama yapmanın çocukların korku düzeyine ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışma randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Araştırma 15.09.2023-20.01.2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin Çocuk Hastalıkları Kliniği'nde yatan ve ilk kez maske ile inhaler ilaç alan 3-6 yaş arasındaki 99 çocuk ve ebeveyni ile yürütüldü. Araştırmada masal okuma grubu (n=33), boyama yapma grubu (n=33) ve kontrol grubu (n=33) olmak üzere üç grup vardı. Masal okuma grubunda yer alan çocuklara işlem süresinde araştırmacı tarafından masal okuma yapıldı. Boyama yapma grubundaki çocuklarla kuru boya ile boyama yapıldı. Kontrol grubundaki çocuklara servisin rutin işlemleri uygulandı. Verilerin toplanmasında "Çocuk ve Aile Bilgi Formu", "Çocuk Korku Ölçeği", "Çocuklarda Emosyonel Göstergeler Ölçeği", PedsQL Sağlık Bakımı Ebeveyn Memnuniyet Ölçeği (PedsQL SBEMÖ)" kullanıldı. Veriler IBM SPSS V23 programında; tanımlayıcı istatistikler, Kruskal Wallis, Pearson Ki Kare, Kolmogorov Smirnov, Shapiro Wilk, Wilcoxon, Fisher Freeman Halton, Spearman's korelasyon testleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Masal okuma ve boyama yapma grubunda yer alan çocukların inhaler ilaç uygulaması sırasındaki Çocuk Korku Ölçeği ve Çocuklarda Emosyonel Göstergeler Ölçeği medyan puanları kontrol grubunda yer alan çocuklara göre düşük bulundu (p<0,001). Masal okuma ve boyama yapma gruplarının inhaler ilaç uygulaması sırasındaki Çocuk Korku Ölçeği ve Çocuklarda Emosyonel Göstergeler Ölçeği medyan puanlarının işlem öncesine göre daha düşük olduğu saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda yer alan çocukların işlem sırasındaki Çocuk Korku Ölçeği ve Çocuklarda Emosyonel Göstergeler Ölçeği medyan puanları işlem öncesine göre yüksek bulundu (p<0,001). Boyama yapma ve masal okuma grubunda yer alan ebeveynlerin PedsQL SBEMÖ medyan puanlarının kontrol grubunda yer alan ebeveynlere göre yüksek olduğu belirlendi (p<0,001). Boyama grubunda yer alan ebeveynlerin PedsQL SBEMÖ medyan puanlarının masal okuma grubunda yer alan ebeveynlere göre yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Sonuç: Çalışma sonucunda 3-6 yaş çocuklarda inhaler ilaç uygulama sırasında masal okuma ve boyama yapmanın çocukların korku düzeyini ve negatif emosyonel göstergelerini azalttığı, ebeveynlerin sağlık bakım memnuniyetlerini arttırdığı bulundu. İnhaler ilaç uygulama sırasında boyama yapma etkinliğinin masal okumaya göre ebeveynlerin memnuniyetinin artmasında daha etkili olduğu bulundu. Anahtar kelimeler: İnhaler ilaç, korku, masal okuma, boyama yapma, memnuniyet.

Çocuk hemşireliği
Nuray Macuncu
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kanserli hastaların kanser gereksinimleri ve sosyal destek düzeylerinin belirlenmesi

"Kanserli Hastaların Kanser Gereksinimleri ve Sosyal Destek Düzeylerinin Belirlenmesi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2024. Giriş ve Amaç: Tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlanan bu çalışma kanser hastalarının kanser gereksinimleri ve sosyal destek düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma Ekim 2022 - Nisan 2023 tarihleri arasında gönüllülük esasına dayalı olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Medikal Onkoloji Kliniği'nde tedavi gören 407 hasta ile gerleştirildi. Araştırma verileri sosyodemografik bilgileri içeren anket formu, Kanser Gereksinimleri Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlardan (sayı, yüzde, ortalama vb.) Bağımsız Örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (One-way ANOVA), Pearson korelasyon testi ve çok değişkenli linear regresyon modellemesinden yararlanıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalamasının 54,42±10,67 yıl, %57,2' sinin kadın olduğu ve %33,2'sinin akciğer kanseri tanısına sahip olduğu saptandı. Kanserli hastaların kanser gereksinimleri ölçeği genel puan ortalamasının 72,46±24,10 olduğu, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği genel puan ortalamasının ise 45,34±11,74 olduğu bulundu. Cinsiyet, kanser tanısı, ECOG performans skoru, kemoterapi alma durumu ile kanser gereksinimleri ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim seviyesi, meslek, sigara ve alkol kullanımı, kanser tanısı, kemoterapi alma durumu ile çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Kanserli hastaların sosyal destek düzeyi arttıkça kanser gereksinimlerinin azaldığı belirlendi (p<0,05). Artan eğitim düzeyi ve performans skoru, metastatik kanser tanısı, anne/baba desteği, aile tarafından verilen desteğin kısmen yeterli görülmesi, akciğer ve prostat kanserinin kanser gereksinim düzeyini arttıran; artan sosyal desteğin ise kanser geresiksinim düzeyini azaltan bağımsız değişkenler olduğu saptandı (p<0,05). Artan yaş, performans skoru, kanser gereksinimi ve metastatik kanser tanısına sahip olmanın sosyal destek düzeyini azaltan, geniş aile yapısının ise arttıran bağımsız değişkenler olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak hastaların kanser gereksinimlerinin ve sosyal destek düzeylerinin orta seviyede olduğu, kanserli hastaların sosyal destek düzeyi arttıkça kanser gereksinimlerinin azaldığı saptandı. Hastaların sosyodemografik ve hastalık ile ilgili özelliklerinin (cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim seviyesi, kanser tanısı vb.) kanser gereksinimlerini ve sosyal destek düzeylerini etkilediği belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşirelerin kanserli hastaların bu özelliklerini dikkate alarak uygun hemşirelik girişimlerini planlayarak, fiziksel ve sosyal gereksinimlerini karşılaması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Kanserli hasta, kanser gereksinimi, sosyal destek, hemşirelik bakımı

Ayşenur Arcan
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan annelerin anksiyete, depresyon, stres ile maternal bağlanma arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Araştırma, prematüre bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan annelerin anksiyete, depresyon, stres ile maternal bağlanma düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tipte bu araştırma, İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1., 2., ve 3. Düzey Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde, Kasım 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Prematüre bebeği yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan n= 175 anne çalışmaya dahil edildi. Veri toplama formu, Maternal Bağlanma Ölçeği (MBÖ), Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-21) kullanıldı. Bulgular: Çalışmada prematür bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesi basamağı incelendiğinde; %14.9'unun 1.basamakta, %39.4'ünün 2. basamakta, %45.7'sinin ise 3. basamakta tedavi gördüğü belirlendi. Yenidoğan yoğun bakım ünitesi basamaklarına göre annelerin DASS-21 Anksiyete-Depresyon-Stres puanlarının karşılaştırılma sonuçlarına göre; yenidoğan yoğun bakım ünitesi 3. basamaktaki annelerin anksiyete puanının (ort=7.76) 1. basamaktakilerden (ort=4.19) daha yüksek, stres puanı (ort=8.65) 1. basamaktakilerden (ort=5.38) daha yüksek, depresyon puanı (ort=7.31) 1. basamaktakilerden (ort=4.20) daha yüksek olarak saptandı (p<0.05). MBÖ ve DASS-21 arasındaki ilişkiselliğe bakıldığında; sadece 3. basamaktaki annelerin MBÖ puanı ile anksiyete puanı arasında anlamlı bir ilişki bulundu. (p=0.042<0.05). Sonuç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesi 3. basamaktaki annelerin depresyon-anksiyete-stres düzeyinin 1. basamaktaki annelerden daha yüksek olduğu ve 3.basamaktaki annelerin maternal bağlanma düzeyi arttıkça anksiyete düzeyinin de arttığı söylenebilir. 3. basamakta çalışan hemşirelerin, prematür bebeği olan annelerin psikolojik durumlarını takip ederek objektif olarak değerlendirmesi, annelerde depresyon-anksiyete-stres düzeyini azaltıcı kanıta dayalı hemşirelik uygulamalarından yararlanmaları ve ihtiyaç halinde psikolojik-psikiyatrik destek almaları ile ilgili birimlere yönlendirme yapmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Prematüre, maternal bağlanma, stres, anksiyete, depresyon

Büşra Kafadar
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İlk kez baba olacaklara roy adaptasyon modeline göre verilen eğitimin babalık rolüne etkisi

Giriş ve Amaç: Ebeveynler, çocukların fiziksel, zihinsel ve çevresel refahı toplumun gelişimine olumlu katkıda bulunurlar. Babalardan ortak ebeveynlik, çocuğun hayatında aktif olma ve çocuğa bakım sağlama gibi beklentiler, toplumsal cinsiyet rollerindeki algının değişmesiyle, artmıştır. Bu çalışma ilk kez baba olacak erkeklere Roy Adaptasyon Modeline göre verilen babalık eğitiminin babalık rolü üzerine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel saha çalışması olarak yürütüldü. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, Mayıs 2019 – Aralık 2022 tarihleri arasında ilk kez baba olacak 95 (41 müdahale grubu, 54 kontrol grubu) bireyler ile gerçekleştirildi. Veriler Baba Rolü Algı Ölçeği, Baba Katılım Ölçeği, Pharis Öz-Güven Ölçeği ve Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği kullanılarak doğumdan önce, doğumdan 2 ay sonra ve doğumdan 6 ay sonra olacak şekilde toplandı. Veriler; tanımlayıcı analizler, ki-kare testleri, bağımlı-bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney u testi, Wilcoxon işaret sıraları testi ve korelasyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: İlk kez baba olacaklara Roy Adaptasyon Modeline göre müdahale grubuna verilen babalık eğitimi, eğitim verilmeyen kontrol grubundakilere göre Babalık Rolü Algı Ölçeği, Baba Katılım Ölçeği, Pharis Öz-Güven Ölçeği ve Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği puan ortalamaları yüksek bulundu (sırasıyla p<0,001; p=0,009; p=0,001; p=0,002). Babaların, babalık rolü algısı ile baba katılımı arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişkinin olduğu; bebek bakımına katılımları sağlandığında baba-bebek bağlanmasının erken dönemde gerçekleştiği belirlendi (sırasıyla p=0,002, rs=0,437; p=0,034, rs=0,288). Sonuç: Roy Adaptasyon Modeline göre hazırlanan ve ilk kez baba olacaklara verilen eğitimin babalık rolü algısına, bakıma katılıma, babaların özgüvenlerine ve bebekleri ile olan bağlanmalarına olumlu etkisinin olduğu belirlendi. Baba adaylarının doğumdan sonra rol algısının yükseltilmesi, özgüvenlerinin düşmemesi ve baba-bebek bağlanmasının erken dönemde sağlanması için babalara Roy Adaptasyon Modeli'ne göre hazırlanmış eğitimin verilmesi önerilmektedir.

İlker Murat Avcıbaşı
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Klinikte çalışan hemşirelerde iş yükü belirleme ölçeğinin geliştirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı "Klinikte çalışan hemşirelerde iş yükü belirleme ölçeği"nin geliştirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel ve metodolojik tipte olan çalışma Kocaeli şehir hastanesi iç hastalıkları 1 ve iç hastalıkları 2 kliniğinde 01.11.2023- 01.05.2025 tarihleri arasında yapıldı. Ölçek için madde havuzu oluşturuldu ve gözlemlenen işler listelenerek iş değerleme yöntemlerinden sayısal olan yöntemler kısmında var olan puanlama sistemi yöntemine göre süre, beceri, çaba, sorumluluk, deneyim olmak üzere 5 faktöre göre değerlendirilip puanlandırıldı. 44 maddelik taslak ölçek önce uzman görüşüne sunulup sonrasında ön uygulaması yapıldı. Gözlem sayısı esas alınan örneklemde 310 gözlem ve 30 paralel gözlem yapıldı. Veriler SPSS 22 ve LISTREL 5.6 paket programları ile analiz edildi. Açıklayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, Uyum iyiliği testleri ve Cronbach Alpha testi yapıldı. Paralel gözlem verileri için t testi uygulanarak istatistiksel analiz yapıldı. Anlamlılık düzeyi 0.05 olarak ele alındı. Bulgular: Klinikte çalışan hemşirelerde iş yükü belirleme ölçeğinin KGİ 0,96 değerinde belirlendi. Açıklayıcı faktör analizine göre 26 madde ölçekten çıkarılarak geriye 18 madde kaldı. KMO değeri 0,771 olarak saptandı. Bartlett küresellik testine göre veriler ile değişkenler arasında anlamlı düzeyde bir ilişki saptandı. Yamaç eğilim grafiğine göre ölçek tek boyutlu yapıda olduğu saptandı. Uyum iyiliği indekslerinde ꭓ2/sd:1,68, GFI: 0,91, CFI:1 RFI:0,86, RMSEA:0,079, NFI:0,88 ve S-RMR: 0,093 olarak saptandı. Cronbach Alpha katsayısı 0,762 olarak saptandı. 18 maddeden oluşan ölçek için yapılan paralel gözlemde çok yüksek düzeyde uyum ve tutarlılık saptandı. Sonuç: Klinikte çalışan hemşirelerde iş yükü belirleme ölçeği yapılan analizler sonucunda toplam puanı arttıkça hemşire iş yükü düzeyinin arttığı olarak değerlendirilmektedir. 18 maddeden oluşan geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Hastane hemşireleriMental iş yükü
Zeynep Arabacı
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan bireylerde öz etkililik ve algılanan sosyal destek düzeylerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: KOAH uzun süre devam eden, genellikle geri dönüşü olmayan ve ilerleyici bir hastalıktır. Bu çalışma KOAH' lı bireylerde öz etkililik ve algılanan sosyal destek düzeylerinin belirlenmesi ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel olarak planlandı. Araştırma bir devlet hastanesinin 15.07.2023 – 15.01.2024 tarihleri arasında Göğüs Hastalıkları Kliniği'ne başvuran 82 KOAH' lı hastayla yüz yüze görüşme metoduyla yürütüldü. Veriler anket formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve KOAH Öz Etkililik Ölçeği (KÖEÖ) ile toplandı. Veriler IBM SPSS Statistics 28 paket programında; İki bağımsız sayısal değişken arasındaki ilişkiler Pearson Korelasyon katsayısı ile, iki bağımsız grup arasındaki farklılıklar Bağımsız Örneklem t Testi ile, ikiden fazla bağımsız grup arasındaki farklılıklar ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile analiz edildi. p<0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: KOAH' lı bireylerin yaş ortalaması 66,66±9,55 yıldı ve %63,4'ü erkekti. Hastaların ÇBASDÖ Aile Desteği alt boyutu puanları arttıkça Olumsuz Etki puanları ve Duygusal Durum puanlarında artış bulundu (p<0,05). Hastaların aile desteği arttıkça öz etkililik düzeyleri de arttı. Yaş arttıkça KÖEÖ Duygusal Durum ve Davranışsal Risk Faktörü alt boyut puanları da arttı (p<0,05). Hastalık evresi arttıkça KOAH Öz-Etkililik Ölçeği Toplam, Olumsuz Etki, Duygusal Durum, Fiziksel Çaba, Hava/Çevre Etkisi ve Davranışsal Risk Faktörü alt boyut puanları azaldı (p<0,05). Evlilerin bekar/dul olanlardan, eş ve çocuğu ile yaşayan kişilerin diğer kişiler ile yaşayanlardan, gelir gider dengeli/fazla olan kişilerin geliri giderden az olan kişilere göre ÇBSDÖ Aile Desteği puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0,05). Sigara kullanmayan hastaların ÇBSDÖ Arkadaş Desteği alt boyut puan ortalaması sigara kullananlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0,05). Gelir gider dengeli/fazla olanların gelir giderden az olanlara, öğrenim durumu ilkokul olanların okur-yazar olmayanlara, erkeklerin kadınlara göre KOAH Öz Etkililik Ölçeği puan ortalaması daha yüksek bulundu (p<0,05). KOAH tanı süresi ve hastalık evresi ilerledikçe, son 1 yıl içerisinde KOAH nedeniyle acile başvuran ve evde yardımcı cihaz kullanan bireylerin KOAH Öz-Etkililik Ölçeği puan ortalaması daha düşük bulundu (p<0,05). Sonuç: Bu araştırmada; KOAH' lı bireylerin sosyal desteği iyi düzeyde, öz etkililiği orta düzeyde bulundu. KOAH' lı bireylerin sosyal destek sistemlerinin iyileştirilmesi, öz etkililik düzeylerinin arttırılması için uygun hemşirelik bakımı planlaması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: KOAH, öz etkililik, sosyal destek, hemşirelik

İç hastalıkları
Elif Gönül Van
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Spinal anestezi ile varis operasyonu geçiren hastalarda konfor düzeyi ve konforu etkileyen faktörler

Giriş ve Amaç: Varis, venöz hipertansiyona bağlı olarak alt ekstremite venlerini etkileyen ve tedavi gerektiren en yaygın damar hastalıklarından biridir. Cerrahi operasyon uygulanan hastalarda konfor düzeyinin değerlendirilmesi, uygun hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, bu çalışma spinal anestezi altında varis operasyonu geçiren hastaların konfor düzeyini belirlemek ve konforu etkileyen faktörleri ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve kesitsel araştırma tipinde olan bu çalışma bir devlet hastanesinin Kalp-Damar ve Göğüs Cerrahisi Servisine 01.11.2023-01.05.2024 tarihleri arasında yatış yapan 142 hasta ile yürütüldü. Veriler "Hasta Bilgi Formu", "Vizüel Analog Skala" ve "Perianestezi Konfor Ölçeği" kullanılarak toplandı. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 49,36±11,96 yıl olup, %64,8'i kadındır. Hastaların konfor düzeyi ile birlikte, insizyona bağlı ağrı ve spinal anesteziye bağlı baş ağrısı düzeylerinin de orta düzeyde olduğu saptandı. 61 yaş ve üzeri olan, evli ve emekli olan hastaların konfor düzeyinin daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Kronik bir hastalığı bulunan, ailede varis öyküsü bulunmayan hastaların konfor düzeyi daha yüksek tespit edildi (p<0,05). Ameliyat olma korkusu yaşamayan, ameliyatının başarısız geçeceği yönünde kaygısı olmayan ve ameliyathanede olumlu duygular içinde olan bireylerin konfor düzeyi daha yüksek bulundu (p<0,05). Ameliyat sonrası kusma ve üriner sondaya bağlı rahatsızlık yaşayan hastaların konfor düzeyinin daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda, spinal anestezi ile varis operasyonu geçiren hastaların konfor düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Ayrıca, hasta konforunu etkileyen sosyo-demografik, klinik ve bireysel algıya ilişkin birçok farklı faktörün belirleyici olduğu görüldü. Elde edilen bulgular doğrultusunda, hasta konforunu değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarının klinik uygulamalarda kullanılması önerilmektedir. Bunun yanı sıra, hasta konforunu artırmaya yönelik geliştirilecek hemşirelik müdahale programlarının etkililiğini değerlendiren deneysel tasarımlı çalışmaların yapılması da önerilmektedir.

Elif Gilanlı
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servise başvuran hastalarin akılci ilaç kullanımı ve sağlık okuryazarlık düzeyi

Giriş ve Amaç: Akılcı ilaç kullanımı ve sağlık okuryazarlık düzeyleri, bireylerin sağlığının korunması, tedavi sürecinin etkinliği ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği üzerinde doğrudan etkili olan önemli etmenlerdir. Sağlık kuruluşlarına, özellikle de acil servislere yapılan başvuruları etkileyen bu faktörler, sağlık hizmetlerinin verimliliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada farklı şikayetler ile acil servise başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı ve akılcı ilaç kullanımı düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel ve tanımlayıcı araştırma tipinde olan bu çalışma bir devlet hastanesinin acil servisine 01.05.2022-01.11.2022 tarihleri arasında başvuruda bulunmuş olan 138 hasta ile yürütüldü. Veriler "Demografik Bilgi Formu", "Sağlık Okuryazarlık Ölçeği" ve "Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 22.0 programında tanımlayıcı istatistik yöntemler ve karşılaştırmalı analizler kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 38,62±13,87 yıl olup %63'ü kadındır. Hastaların akılcı ilaç kullanım ve sağlık okuryazarlık düzeyleri yüksek idi. Bekar olan, eğitim durumu daha yüksek olan ve acil servise kaza-yaralanma nedeni ile başvuran hastaların sağlık okuryazarlık düzeyinin daha yüksek, sağlıkla ilgili eğitim almayan hastaların ise daha düşük olduğu bulundu (p<0.05). Sürekli ilaç kullanan, ilaçlarını zamanında kullanan, reçetesiz ilaç kullanmayan hastaların akılcı ilaç kullanma düzeyi daha yüksek bulundu. Sürekli kullandığı ilacı olmayan, ilaç kullanma nedenini bilen, reçetesiz ilaç kullanmayan ve ilacın son kullanma tarihini kontrol eden hastaların sağlık okuryazarlık düzeyi daha yüksek bulundu (p<0,005). Hastaların sağlık okuryazarlık düzeyi ile akılcı ilaç kullanım düzeyi arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişki belirlendi. Ayrıca hastaların yaşları ile sağlık okuryazarlık düzeyi arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı ilişki belirlendi (p<0,005). Sonuç: Bu çalışmada acil servise başvuran hastalarda sağlık okuryazarlığı ve akılcı ilaç kullanımı düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Hastaların sağlık okuryazarlık düzeyi arttıkça akılcı ilaç kullanım düzeyi de artmaktadır. Ayrıca hastaların yaşları arttıkça sağlık okuryazarlık düzeyi azalmaktadır. Gelecek araştırmalarda daha geniş örneklemin alınması, sağlık okuryazarlık düzeyi ile akılcı ilaç kullanım düzeyini arttıracak eğitimler ve projeler yapılması önerilmektedir.

Akılcı ilaç kullanımıSağlık okuryazarlığı
Rüveyde Ekim
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ameliyat öncesi dönemde jel yastık kullanımının hastaların uyku kalitesi ve genel konfor düzeylerine etkisi

Giriş ve Amaç: Ameliyat öncesi dönemde çevresel etmenler, bilinmezlik korkusu, malignite şüphesi, ilaç kullanımı, aktivitelerde kısıtlanma ve beslenme sorunları gibi nedenlerle hastaların uyku kalitesi ve genel konfor düzeylerinde azalma görülebilmektedir. Bu dönemde hastalara uykuya geçişi kolaylaştırmak ve gece boyunca konforu sağlamak için hemşirelik bakım uygulamaları önem taşımaktadır. Bu çalışma, ameliyat öncesi dönemde serinletici jel yüzey özelliğine sahip yastık kullanımının hastaların uyku kalitesi ve genel konfor düzeyleri üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Randomize kontrollü, tek kör deneysel tipte tasarlanan bu çalışma 01.08.2022- 07.08.2023 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Servisi'nde gastrointestinal sistem kanser cerrahisi geçirmesi planlanan 60 hasta ile (çalışma grubu:30, kontrol grubu:30) yürütüldü. Veriler ameliyattan önceki günün sabahında (T1) ve ameliyat günü sabahında (T2) olmak üzere iki aşamada toplandı. Çalışma grubundaki hastalara kontrol grubundaki hastalardan farklı olarak gece uykusunda kullanmaları için serinletici jel yüzey özelliğine sahip yastık verildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanılama Formu, Richard Campbell Uyku Ölçeği ve Genel Konfor Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, Shapiro-Wilk testi, bağımlı/ bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon testi, Spearman ve Pearson Korelasyon testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların uyku kalitesi ve genel konfor puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunun T1-T2 değerlendirmelerinden elde edilen puan farklarının kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (sırasıyla, p=0,000, p=0,000). Çalışma grubunda yer alan hastaların T2 değerlendirmesindeki rahatlama alt boyutu puan ortalamasının kontrol grubu hastalarından anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p=0,009). Sonuç: Gastrointestinal sistem kanser cerrahisi geçirmesi planlanan hastalarda ameliyat öncesi dönemde serinletici jel yüzey özelliğine sahip yastık kullanımının, hastaların uyku kalitesini ve genel konfor düzeyini artırıcı yönde katkı sağladığı görüldü. Bu sonuçlara göre gastrointestinal sistem kanser cerrahisi geçirecek hastaların ameliyat öncesi dönemdeki hemşirelik bakım uygulamalarında uyku kalitelerini ve konfor düzeylerini artırmak için serinletici jel yüzey özelliğine sahip yastık kullanmalarını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Cerrahi, hemşire, konfor, soğuk jel yüzeyli yastık, uyku kalitesi.

Cerrahi hemşirelikUyku
Esra Çevik
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Aile Merkezli Güçlendirme Modeli'nin besin alerjisi olan çocukların yaşam kalitesine ve ebeveyn öz yeterliğine etkisi

Giriş ve Amaç: Besin alerjisi olan çocuk ve ebeveynleri yaşadıkları zorluklar nedeniyle eğitim ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle bu araştırma, besin alerjisi olan çocuklar ve ebeveynlerine Aile Merkezli Güçlendirme Modeli uygulanarak, modelin besin alerjisi olan çocukların yaşam kalitesine ve ebeveynlerin öz yeterliğine etkisini belirlemek amacı ile yürütüldü. Gereç ve Yöntemler: Eğitim-kontrol gruplarında ön-test ve son-test randomize kontrollü deneysel tasarımda yürütülen araştırma Ağustos 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında Edirne İli Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Çocuk Alerji ve İmmünoloji Polikliniği'nde 64 ebeveyn (eğitim=31, kontrol=33) ile yürütüldü (n=64). Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ebeveynler İçin Besin Alerjisi Öz Yeterlik Ölçeği" ve "Besin Alerjisi Hayat Kalitesi Ölçeği - Ebeveyn Formu" ile toplandı. Eğitim grubundaki ebeveynlere Aile Merkezli Güçlendirme Model'inin 4 adımı (1.adım; eğitim oturumu, 2. adım: öz yeterlik geliştirme, 3. adım: eğitime katılım yoluyla benlik saygısını arttırma, 4. adım: değerlendirme süreci) uygulandı. Eğitim grubuna ilk oturumdan hemen önce ve 4. adımdan 1 ay sonra, kontrol grubuna ise 1 ay ara ile ön test son test veri toplama araçları uygulandı. Bulgular: Eğitim grubundaki ebeveynlerin eğitim sonrası öz yeterlik düzeylerinin (87,53±6,94) eğitim öncesine (76,06±12,14) göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulundu (p=0,000). Kontrol grubundaki ebeveynlerin ön-test ve son-test öz yeterlik düzeyleri arasında anlamlı fark yoktu (p=0,318). Eğitim grubundaki çocukların, eğitim sonrası yaşam kalitesi düzeyleri (2,31±1,51) eğitim öncesine (2,96±1,56) göre anlamlı olarak yüksek olduğu bulundu (p=0,004). Kontrol grubundaki çocukların ön-test ve son-test yaşam kalitesi düzeyleri arasında anlamlı fark yoktu (p=0,395). Eğitim grubundaki ebeveynlerin eğitim sonrası besin alerjisi öz yeterlik düzeyleri arttıkça, çocuğun Besin Kaygısı, Sosyal ve Diyet Sınırlılıkları yaşam kalitesinin arttığı bulundu. Sonuç: Eğitim grubundaki ebeveynlerin eğitim sonrası öz yeterlik düzeyleri toplam ve tüm alt boyutlarda arttı. Eğitim grubundaki çocukların eğitim sonrası yaşam kaliteleri toplam ve tüm alt boyutlarda arttı. Aile Merkezli Güçlendirme Modeli" nin besin alerjisi olan çocukların yaşam kalitesini ve ebeveyn öz yeterliğini arttırmada etkili olduğu bulundu. Besin alerjisi olan çocuk ve ebeveynleri ile yapılacak çalışmalarda "Aile Merkezli Güçlendirme Modeli" nin kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Aile merkezli güçlendirme modeli, besin alerjisi, çocuk, öz yeterlik, yaşam kalitesi

Aile merkezli bakımBesin alerjisiGüçlendirme+3
Seval Korkmaz
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların yakınlarına yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesi ve bakım verici yüküne etkisi

"Açık Kalp Cerrahisi Geçiren Hastaların Yakınlarına Yapılan Bilgilendirmenin Hastaların Yaşam Kalitesi ve Bakım Verici Yüküne Etkisi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Açık kalp cerrahisi sonrası hastaların yaşam kalitelerinde düşüş ve bakım vericilerin bakım verme yükünde artış görülebilmektedir. Bu dönemde hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin bakım verme yüklerinin azaltılmasında taburculuk sürecinde hemşireler tarafından bilgilendirme yapılması önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesine ve bakım vericilerin bakım verme yüküne etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu tez çalışması 06.10.2022- 30.12.2023 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'nde açık kalp cerrahisi geçiren 94 hasta ve bakım vericilerinde randomize kontrollü tek kör deneysel araştırma deseninde (çalışma grubu 47, kontrol grubu 47) yürütüldü. Tüm hastalar ve bakım vericileri 4 aşamada (taburculuk öncesi, taburculuk sonrası 4.hafta, 8.hafta ve 12.hafta) değerlendirildi. Çalışma grubu bakım vericilerine kontrol grubu bakım vericilerinden farklı olarak birinci değerlendirme öncesinde hemşirelik bilgilendirmesi yapılarak ''Kalbime İyi Bak'' bilgilendirme kitapçığı verildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Bakım Verici Tanıtım Formu, Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği, Bakım Verme Yükü Ölçeği, Bakım Vericilerin Günlük Yaşam Aktiviteleri Zorluk Düzeyi Değerlendirme Anketi kullanıldı. Verilerin analizinde Mann- Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn's multiple comparison testi, Wilcoxon signed ranks testi, Ki-Kare testleri, araştırma değişkenleri arasındaki nedenselliğin araştırılmasında Yapısal Eşitlik Modeli analizi kullanıldı. Anlamlılık sınırı p<0,05 olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların her dört değerlendirmedeki yaşam kalitesi puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunun üçüncü değerlendirmesinden elde edilen yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının ve T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubu bakım vericilerinin her dört değerlendirmedeki bakım verme yükü puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan bakım vericilerin ikinci değerlendirmesinden elde edilen puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı derecede vii düşük olduğu (p<0,05); T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0,05). Sonuç: Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan taburculuk bilgilendirmesinin hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin kısa dönemdeki (ilk 4 hafta) bakım verme yüklerinin azaltılmasında etkili olduğu, uzun dönemde (8. ve 12.hafta) etkisinin olmadığı görüldü. Bu sonuçlara göre açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine taburculuk bilgilendirmesi yapılmasını, çalışmanın farklı popülasyonlarda da yürütülmesini önermekteyiz.

Bakım verenlerCerrahi hemşirelikCerrahi-kardiyovasküler+3
Esra Akdeniz
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı koroner kalp hastalarında kırılganlık düzeyi ile öz bakım davranışları arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Koroner kalp hastalıkları, tüm dünyada ve özellikle yaşlı nüfusta sık görülen kronik hastalıklardan biridir. Yaşlı koroner kalp hastalarında tedavi ve bakım hedeflerinin belirlenebilmesi için kırılganlık ve öz bakım kaybına yol açan bileşenlerin açıklığa kavuşturulması; sağlık çalışanlarının hastalarına bireyselleştirilmiş bakım önerileri sunabilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışma, koroner kalp hastalığı bulunan yaşlı hastalarda kırılganlık düzeyi ve öz bakım davranışlarının belirlenmesi ile aralarındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende planlanan bu çalışma, bir üniversite hastanesinin Kardiyoloji Kliniğinde, 15.06.2023 - 15.01.2024 tarihleri arasında koroner kalp hastalığı tanısı ile yatan 138 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, "Hasta Bilgi Formu", "Edmonton Kırılganlık Ölçeği" ve "Koroner Kalp Hastalığı Öz Bakım Envanteri" kullanılarak toplandı. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 74,07±8,60 yıl olup %61,6'sı erkektir. Hastaların yarısından fazlasının çeşitli düzeylerde kırılgan oldukları ve öz bakım davranışlarının ise orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Kadınların, düşük eğitim ve gelir düzeyine sahip hastaların, hareketsiz yaşam tarzı, ek kronik hastalığı ve son bir yılda tekrarlayan hastane yatışı olan hastaların kırılganlık düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Hastaların öz bakım davranışlarının medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, yaşam tarzı, son bir yıldır tekrarlayan hastane yatışı varlığı ve ilaçlarını düzenli kullanma durumu ve kırılganlık kategorisine göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca kırılganlık düzeyi arttıkça öz bakım davranışlarının azaldığı; yaş arttıkça kırılganlık düzeyinin arttığı ve bazı öz bakım davranışlarında düşüş olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda hastaların çeşitli düzeylerde kırılgan oldukları ve öz bakım davranışlarının orta düzeyde olduğu, kırılganlık ve öz bakım davranışlarının tanımlayıcı ve hastalığa ilişkin özelliklere göre farklılık gösterdiği, kırılganlık düzeyi arttıkça öz bakım davranışlarının azaldığı bulundu. Sonuçlar doğrultusunda, yaşlı koroner kalp hastalarının bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak kırılganlık düzeylerini azaltmaya ve öz bakım davranışlarını geliştirmeye yönelik sağlık eğitimi ve destekleyici bakım girişimlerinin planlanması önerilmektedir.

Kalp hastalıklarıKırılganlıkYaşlılar+1
Tuğçe Özger Işık
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlı bireylere uygulanan pranayama solunum tekniğinin stres düzeyi, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Giriş ve Amaç: Yaşlanma ile birlikte kronik stres, uyku bozuklukları gibi sorunlar artmakta ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu araştırmanın amacı, pranayama solunum tekniğinin yaşlı bireylerde stres düzeyi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Randomize kontrollü olarak tasarlanan bu araştırma, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı iki huzurevinde Ekim 2023- Nisan 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya katılan 60 yaş ve üzeri gönüllü bireylerden 34'ü pranayama grubu 40'ı kontrol grubu olmak üzere randomize edilmiştir. Deney grubuna Ujjayi, Nadi Shodhana ve Sama Vritti pranayama teknikleri, araştırmacı tarafından yüz yüze, 6-7 kişilik gruplar halinde, öğle yemeğinden önce 15-20 dakika süreyle 8 hafta boyunca uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Her iki grupta da 0., 4. ve 8. haftalarda; algılanan stres ölçeği (ASÖ), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Yaşlılar için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Modülü (WHOQOL-OLD) ve WHO-8 EUROHIS Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçekleri ile veriler toplanmıştır. Bulgular: Yaş ortalamaları 75,24±7,03 (aralık, 62-90) yıl olup %64'ü erkek, %85,1'i bekar, %58,1'i ilköğretim ve altında eğitim düzeyine sahip, %47,3'ü kendi isteği ile huzurevinde kalmaktadır. Pranayama grubu ve kontrol grubu arasında katılımcıların tanıtıcı özellikler, yaşlılık dönemi ve huzurevi sürecine ilişkin özellikler açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Pranayama grubunun kontrol grubuna göre 8.haftanın sonunda algıladıkları stres düzeyinin azaldığı, uyku kalitesinin ve yaşam kalitesinin, başlangıçtan uygulama sonrası sekizinci haftaya göre iyileştiği belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, pranayama solunum tekniğinin, yaşlı bireylerde stresi azaltma, uyku kalitesi ve yaşam kalitesini anlamlı derecede iyileştirmede etkili bir yöntem olduğu saptandı. Pranayama solunum tekniğinin, özellikle huzurevi ortamlarında yaşlı bireylere uygulanmasının rutin bakım uygulamaları arasında yer alması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Pranayama solunum tekniği, yaşlı birey, huzurevi, algılanan stres, uyku kalitesi, yaşam kalitesi.

Hatice Sevil Arslan
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda müziğin semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Daha sonra doldurulacaktır

İrem Yıldız Çilengiroğlu
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hipospadias ameliyatı planlanan çocukların ebeveynlerine uygulanan planlı eğitimin anksiyete düzeyi ve memnuniyetlerine etkisi

ÖZET "Hipospadias Ameliyatı Planlanan Çocukların Ebeveynlerine Uygulanan Planlı Eğitimin Anksiyete Düzeyi Ve Memnuniyetlerine Etkisi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2024. Giriş ve Amaç: Cerrahi işlemler çocuklar ve ebeveynlerinde stres ve anksiyete oluşturan durumlardır. Ebeveyn ve çocukların anksiyetelerini azaltmada bilgi verilmesi çok önemlidir. Çocuklarının ameliyat olması ebeveynlerde; bilinmezlikten kaynaklanan korku, çocuğa ne olacağı korkusu, vücut imajı ile ilgili korku, ölüm korkusu, çaresizlik, öfke ve suçluluk duygusuna neden olmaktadır. Bu çalışma hipospadias ameliyatı planlanan ve çocuk cerrahisi servisine yatışı yapılan çocukların ebeveynlerine verilen planlı eğitimin anksiyete ve memnuniyetlerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntemler: Çalışma randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniğinde 15 Temmuz-15 Aralık 2023 tarihlerinde 100 ebeveyn ile yürütüldü. Araştırmada müdahale grubu (n=50) ve kontrol grubu (n=50) olmak üzere iki grup vardı. Müdahale grubunda yer alan ebeveynlere "Çocuğum Hipospadias Ameliyatı Oluyor" adlı eğitim kitapçığı doğrultusunda hipospadias ameliyatı ile ilgili bilgiler verildi ve ebeveynlerin soruları yanıtlandı. Kontrol grubunda yer alan ebeveynlere hipospadias ameliyatında yapılan servisin rutin işlemleri uygulandı. Verilerin toplanmasında " Çocuk ve Aile Bilgi Formu", " Durumluluk- Süreklilik Anksiyete Ölçeği" ve "PedsQL Sağlık Bakımı Ebeveyn Memnuniyet Ölçeği (PedsQL SBEMÖ)" kullanıldı. Veriler IBM SPSS V23 programında; tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U, Bağımsız İki Örnek t, Wilcoxon, Eşli İki Örnekt Testi, Pearson ve Spearman's rho Korelasyon Katsayısı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Müdahale grubundaki ebeveynlerin durumluluk anksiyete ölçeği son test medyan değerleri kontrol grubuna göre daha düşük bulundu (p=0,003). Süreklilik anksiyete ölçeği son test medyan puanları arasında istatiksel anlamlı bir fark bulunmadı (p=0,215). Müdahale grubunda yer alan ebeveynlerin PedsQL SBEMÖ toplam medyan puanı kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (p<0,001). Müdahale grubunda yer alan ebeveynlerin 'iletişim' alt boyut puanı ile Süreklilik anksiyete ölçeği son test puanı arasında istatistiksel olarak negatif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=-0,284; p=0,046). Sonuç: Çalışma sonucunda hipospadias ameliyatı olacak çocukların ebeveynlerine uygulanan planlı eğitimin durumluluk anksiyete düzeylerini düşürdüğü, süreklilik anksiyete düzeyinde değişiklik olmadığı ve ebeveynlerin sağlık bakım memnuniyetlerini arttırdığı bulundu. Anahtar kelimeler: Hipospadias cerrahisi, anksiyete, ebeveyn memnuniyeti, eğitim, hemşirelik bakımı

Senem Sert
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin çalışma ortamı algıları ile iş stresi kaynaklı işte varolamama durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışma hemşirelerin çalışma ortamı algıları ile iş stresi kaynaklı işte varolamama durumu arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile tanımlayıcı tipte yapıldı. Gereç ve Yöntemler: 29.11.2023 – 11.12.2023 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi-Çocuk Hastanesi'nde çalışmaya katılmaya gönüllü, hemşire ünvanına sahip ve yatan hasta hizmetlerinde çalışan 405 hemşireyle gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında "Hemşirelere yönelik tanıtıcı bilgi formu" ile "Hemşirelik İş İndeksi-Hemşirelik Çalışma Ortamını Değerlendirme Ölçeği (Hİİ-HÇODÖ)" ve "Stresle İlişkili İşte Varolamama Ölçeği" kullanıldı. Çalışmada elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 25 (SPSS Inc., Chicago, IL) programında analiz edildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sayı, yüzde, minimum, maximum, medyan, ortalama, standart sapma), bağımsız örneklem t Test, Tek Yönlü Varyans Analizi (F testi), Bonferroni çoklu karşılaştırma testi, Pearson Korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Hemşirelerin çalışma ortamı algılarının ortalamanın biraz üzerinde (2,30±0,55), stresle ilişkili işte varolamama durumlarının da ortalama düzeyde (17,69±5,63) olduğu belirlendi. Hİİ-HÇDÖ alt boyutlarından en yüksek puanı "Kaliteli Bakım İçin Gerekli Hemşirelik Kaynakları" (2,56±0,58), en düşük "İnsan Gücü ve Diğer Kaynakların Yeterliliği" alt boyutunun (1,77±0,55) aldığı bulundu. Demografik verilerden yaş, çalıştığı bölüm ve pozisyon, bölümde çalışma süresi arasında sadece Hİİ-HÇODÖ kapsamında, cinsiyet açısından da sadece stresle ilişkili işte varolamama ölçeğinde farklılık saptandı (p< 0.05). Her iki ölçekte; meslekte çalışma süresi, çalışma şekli, haftalık çalıştığı ortalama saat, genel sağlık durumu, çalıştığı birimi isteyerek seçme, stres durumu ve birim memnuniyeti açısından fark bulundu (p< 0.05). Stresle İlişkili İşte Varolamama Ölçeği ile Hİİ-HÇODÖ arasında anlamlı negatif yönlü ve orta düzey bir ilişki olduğu tespit edildi (r=-0,441, p=0,000). Hİİ-HÇODÖ alt boyutlarının tümü ile Stresle İlişkili İşte Varolamama Ölçeği arasında anlamlı negatif yönde, "Hemşirelerin Yönetime Katılması ve Temsil Gücü" (r=-0,429, p=0,000) orta düzey; "Kaliteli Bakım İçin Gerekli Hemşirelik Kaynakları" (r=-0,370, p=0,000), "Yönetici Hemşirelerin Tutumu ve Liderlik Özellikleri" (r=-0,379, p=0,000), "İnsan Gücü ve Diğer Kaynakların Yeterliliği" (r=-0,371, p=0,000) ve "Hekim Hemşire Meslektaş İletişimi" (r=-0,317, p=0,000) nin zayıf düzeyde olduğu saptandı. Hemşirelerde çalışma ortamı algısının iş stresi kaynaklı işte varolamama durumunda meydana gelen değişimin %19,2'sini açıkladığı bulundu (R2 =0,192). Sonuç: Hemşirelerin olumlu çalışma ortamı algılarının iş stresi kaynaklı işte varolamama durumlarını azalttığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Çalışma ortamı, algı, hemşireler, iş stresi, işte varolamama

AlgıHemşirelerPresenteeizm+2
Saniye Taşkın Baladura
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Edirne merkezdeki bir hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının iş stresi ve tükenmişlik durumlarının incelenmesi

Giriş ve Amaç: İş yaşamına bağlı stres ve tükenmişlik global bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Türkiye'de çalışanların %68'i iş stresi, sağlık çalışanlarının %40-60'ı tükenmişlik yaşamaktadır. Bu çalışma; Edirne ilinde bir hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının iş stresi, tükenmişlik durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesini amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı tipteki çalışma, 25.09.2023–27.09.2024 tarihleri arasında Edirne ilinde bir vakıf hastanesinde görev yapan 120 sağlık çalışanıyla yapıldı. Veriler yüz yüze olarak "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Genel İş Stresi Ölçeği" ve "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" kullanılarak toplandı ve SPSS (v.25) ile tanımlayıcı analizler, Tukey HSD, t testi, tek yönlü varyans analizi, regresyon ve korelasyon analizleri kullanılarak analiz edildi. Anlamlılık düzeyi p<0,05 dikkate alındı. Bulgular: Katılımcıların çoğunluğu kadın (%78,3), bekar (%58,3), ön lisans mezunu (%45,0), tekniker/teknisyen (%28,3), kronik hastalığı olmayan (%83,3), ilaç kullanmayan (%83,3) ve yaptığı işten memnun olan (%56,7) bireylerdi. Örneklemin yaş ortalaması 32,66±11,55 ve haftalık çalışma saatleri ortalama 53,44±7,55 ve beden kitle indeksi ortalama 25,93±4,22 kg/m2 idi. Katılımcıların genel iş stresi puan ortalaması 3,10±1,13 iken; tükenmişlik ölçeği alt boyutlarının puan ortalamaları: duygusal tükenmişlik 23,69±10,02, kişisel başarısızlık 15,12±8,16 ve duyarsızlaşma 10,75±5,56 idi. Kadınların, beden kitle indeksi ve haftalık çalışma saatleri yüksek olanların ve sigara kullananların daha fazla iş stresi ve tükenmişlik yaşadığı, eğitim seviyesi ve yapılan işten memnuniyet arttıkça stres ve tükenmişliğin azaldığı görüldü. Katılımcıların iş stresi arttıkça, tükenmişlik seviyesi de artmaktaydı (r=0,90, p<0,01). Sonuç: Çalışmada sağlık çalışanlarının iş stresinin ve tükenmişlik düzeylerinin yüksek olduğu görüldü. Stres ve tükenmişliğin önlenmesinde; özellikle cinsiyete özgü düzenlemelerin yapılması, haftalık çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi, sağlıklı beslenme ve sigarayı bırakma konularında çalışanların desteklenmesi, personel memnuniyetini artırmaya yönelik bireysel, çevresel ve örgütsel düzenlemelerin planlanması gerekmektedir. Çalışma sonuçları belirlenen tarihler arasında bir hastanede çalışan sağlık çalışanlarına genellenebileceği için konuyla ilgili daha büyük örneklem gruplarında, uzun süreli izlemleri içeren ileri çalışmalar önerilmektedir.

Mechmet Memet
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp ameliyatı öncesi hastalara verilen eğitimin hasta tarafından algılanan çevresel stresörlere etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Giriş ve Amaç: Bu araştırmada kalp ameliyatı öncesi hastalara verilen eğitimin hastaların yoğun bakım ünitesinde algıladıkları çevresel stresörlere etkisini belirlemek amaçlandı. Gereç ve Yöntemler: Randomize kontrollü bu çalışma Trakya Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Servisinde Kasım 2023-Ağustos 2024 tarihleri arasında, kalp ameliyatı uygulanan 64 hasta ile yürütüldü. Çalışmanın verileri "Hasta Bilgi Formu", "Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği" ve "Hasta Memnuniyet Formu" ile toplandı. Veriler SPSS 22.0 programında, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız örneklem t-testi, Ki-Kare Analizi ve Mann Whitney U testi ile değerlendirildi. p<0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Ameliyat öncesi eğitim alan deney grubundaki hastalar, standart bakım alan kontrol grubundaki hastalara kıyasla Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeğinde daha düşük ortalama puanlar bildirmiştir. Deney grubu için en önemli üç stres faktörü tüplere bağlı olmak, susuzluk ve ağrıdır. Buna karşılık, kontrol grubu için ilk üç stres kaynağı tüplere bağlı olmak, susuzluk ve uyku güçlüğüdür. Sonuç: Deney grubundaki hastaların yoğun bakım ünitesinde stres yönetimi konusunda genel olarak daha iyi bir deneyim yaşadıkları belirlenmiştir. Ameliyat öncesi eğitimin açık kalp cerrahisi sonrası yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörlerin algılanmasının azaltılmasını sağlayan bir yöntem olduğu ve hastalar tarafından memnuniyetle karşılandığı belirlendi. Açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların yoğun bakım ünitesinde çevresel stresörlerden etkilenmelerini azaltmada cerrahi hemşirelerinin ameliyat öncesi eğitim vermelerinin etkili ve güvenli bir hemşirelik müdahalesi olarak kullanılması önerilmektedir.

Gökben Osmanlı Karbuz
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Subkütan heparin uygulamalarında kullanılan farklı yöntemlerin ağrı ve memnuniyet üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Antikoagülan tedavi (Heparin) venöz tromboembolizmin önlenmesi için genel olarak proflaktik amaçlı uygulanan bir tedavi yöntemidir. Hastaya subkütan yoldan verilen bu tedaviye bağlı ağrı, hematom ve ekimoz gibi bazı sorunlar gelişebilmektedir. Enjeksiyon bölgesinde ağrı olması fiziksel ve psikolojik yönden hastanın rahatsız olmasına neden olur. Hemşirelerin subkütan heparin enjeksiyonu uygulaması sonucu ortaya çıkacak sorunları en aza indirmeleri hastanın rahatlık ve konforunun sağlanması açısından çok önemlidir. Bu araştırma, tedavi protokolünde subkütan heparin enjeksiyonu bulunan hastalarda enjeksiyon süresinin uzun tutulması, Palm Stimulator aparatının kullanılması ve enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yöntemlerinin enjeksiyon sırasında hissedilen ağrı ve hasta memnuniyetine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Araştırma 20.08.2024-23.09.2024 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatan ve tedavi protokolünde subkütan heparin enjeksiyonu bulunan 112 hasta ile yürütüldü. Araştırmada uzamış enjeksiyon süresi (n=28), Palm Stimulator aparatının kullanılması (n=28), uzamış enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması (n=28) ve kontrol grubu (n=28) olmak üzere dört grup hasta yer aldı. Uzamış enjeksiyon süresi grubundaki hastalara enjeksiyon süresi 30 saniye olacak şekilde enjeksiyon uygulandı. Palm Stimulator aparatının kullanıldığı gruptaki hastalara, enjeksiyon süresi 10 saniye olacak şekilde ve enjeksiyon süresince aparatı avuç içerisinde sıkması şeklinde enjeksiyon işlemi uygulandı. Uzamış enjeksiyon süresi ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanıldığı gruptaki hastalara ise enjeksiyon süresi 30 saniye olacak şekilde ve hastanın aparatı enjeksiyon süresince avucunda sıkması sağlanarak enjeksiyon işlemi uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara enjeksiyon süresi 10 saniye olacak şekilde standart klinik uygulama gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım Formu", "Ağrıya İlişkin Görsel Kıyaslama Ölçeği", "Memnuniyete İlişkin Görsel Kıyaslama Ölçeği" kullanıldı. Veriler, SPSS for Windows 22 paket programında; tanımlayıcı istatistikler, Varyans, Kruskal Wallis, bağımlı gruplarda t Testi, Ki-kare Testi, Kurtosis ve Skewness kat sayıları kullanılarak analiz edildi. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Bu araştırmada yer alan hastaların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, tedavi gördüğü klinik ve kronik hastalık varlığı açısından benzer özelliklere sahip olduğu saptandı. Hastaların birinci günde kullanılan farklı yöntemler açısından ağrı ve memnuniyet düzeyleri benzerlik göstermektedir. Hastaların ikinci gün değerlendirmelerinde uygulanan farklı yöntemlerin kontrol grubuna göre ağrılarını azalttığı ve memnuniyetlerini artırdığı saptanmıştır. Ağrıyı en fazla azaltan yöntemin enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanıldığı yöntem olduğu saptanmıştır. Hasta memnuniyetini en fazla artıran yöntemin ise enjeksiyon süresinin uzun tutulması yöntemi olduğu saptanmıştır(p<0.05). Sonuç: Bu araştırmada, subkütan heparin enjeksiyonu sırasında enjeksiyon süresinin uzun tutulması, Palm Stimulator aparatının kullanılması, enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yöntemlerinin ağrıyı azalttığı, hasta memnuniyetini artırdığı saptanmıştır. Ağrıyı azaltmak amacıyla enjeksiyon süresinin uzun tutulması ile Palm Stimulator aparatının birlikte kullanılması yönteminin; memnuniyeti arttırmak amacıyla enjeksiyon süresinin uzun tutulması yönteminin etkili olduğu ve klinik uygulamalarda kullanılabileceği önerilir. Anahtar kelimeler: Subkütan heparin, enjeksiyon, Palm Stimulator aparatı, enjeksiyon süresi, ağrı, hasta memnuniyeti

Akut ağrıEnjeksiyonlar-deri altı
Ali Ümit Yılmaz
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli hastaların bakım vericilerinin bakım yükü ve yorgunluğunun değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, inme tanısı ile tedavi gören hastalara bakım veren bireylerin bakım yükü ve yorgunluk düzeylerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Mart 2024–Şubat 2025 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin nöroloji kliniğinde inme tanısı ile tedavi gören hastaların bakım vericisi olan 103 birey ile yürütüldü. Katılımcılar, 18 yaş ve üzeri, inme tanılı hastanın yakını olan ve iletişim problemi bulunmayan bakım vericiler arasından seçildi. Veriler, "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ve "Chalder Yorgunluk Ölçeği" ve ''Modifiye Rankin Skalası'' ile toplandı. Bulgular: Bakım vericilerin yaş ortalaması 53,65±13,32 yıl olup, %75,7'si kadındır. Hastaya bakım vericilerin %48,5'i kronik hastalığa sahiptir ve %41,7'si gelirlerinin giderlerinden az olduğunu belirtmiştir. Bakım verme yükü ölçeği puan ortalaması 36,99±13,14, Chalder Yorgunluk Ölçeği puan ortalaması ise 15,48±5,19 olarak bulunmuştur. Bakım vericilerin bakım yükü arttıkça fiziksel, zihinsel ve genel yorgunluk düzeylerinin arttığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: İnmeli hastalara bakım veren bireylerde orta düzeyde bakım yükü ve yüksek düzeyde yorgunluk tespit edilmiştir. Bakım vericilerin bakım yükü ve yorgunluk düzeylerinin hastanın bağımlılık düzeyi, inme tanısı alma süresi, bakım vericinin yaşı ve cinsiyetinden etkilendiği bulunmuştur. Hemşirelerin bakım sürecinde yalnızca hastayı değil, bakım vericiyi de değerlendirmeleri, bakım sürecine yönelik bilgilendirme ve destekleyici girişimlerde bulunmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hemşirelik, inme, bakım yükü, yorgunluk, bakım verici

Hemşirelik
Merve Eskici
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ruhsal bozukluğu olan hastaların yakınlarının intihara ilişkin bilgi düzeyleri

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, ruhsaӏ bozukӏuğu oӏan hastaӏarın yakınӏarının intihara iӏişkin biӏgi düzeyӏeri ve ilişkili olan faktörlerideğerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Sağlık Bakanlığı Edirne Sultan 1. Murat Devlet HastanesiPsikiyatri Polikliniklerinderuhsaӏ bozukӏuğu oӏan hastaӏarın 88yakını ile yürütüldü. Veriler "Anket Formu" ve "İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği" kullanılarak toplandı. Bulgular:Araştırmaya katılan hasta yakınlarınınİntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeğipuan ortalaması 10,34±3,20olduğu belirlendi. Hasta yakınӏarının tedavi/önӏeme iӏişkin biӏgi düzeyinin %59,4 oranӏa en yüksek, beӏirtiӏerle iӏişkin biӏgi düzeyinin ise %26,9 oranӏa en düşük olduğu saptandı. Hasta yakınlarının İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeğitoplam puanının, gelir düzeyi, eğitim düzeyi veailesinde başka ruhsal hastalık tanılı birey varlığı değişkenlerine göre farklılık gösterdiği belirlendi. Sonuç:Ruhsaӏ bozukӏuğu oӏan hastaӏarın yakınӏarının intihara iӏişkin biӏgi düzeylerinin düşük olduğu belirlendi. Psikiyatri hemşirelerinin ruhsal bozukluğu olan hastaların yakınlarına, intiharı önleme stratejileri, intihar belirtileri, risk faktörleri, nedenleri, tedavisi ve yardım alabilecekleri yerler gibi konulara yönelik eğitimleri planlanmasıönerilmektedir. Anahtar kelimeler:Aile, intihar, psikiyatri hemşireliği,ruhsalhastalık

Kronik ruhsal hastalıklarPsikiyatrik hemşirelik
Nafiye Güzel
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Menstrual kap kullanımının, menstrual yaşam ve uyku kalitesi üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Menstruasyon döneminde kullanılan menstrual hijyen ürünleri, kadınların mesntrual yaşamını ve uyku kalitesini etkileyebilmektedir. Bu çalışma, menstrual kap kullanımının, kadınların menstrual dönemdeki yaşamı ve uyku kalitesine olan etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Randomize kontrollü nitelikteki bu çalışma, menstrual kap (n=61) ve menstrual ped (n=64) gruplarında olmak üzere toplam 125 kadının katılımı ile tamamlandı. Çalışmanın verileri Ağustos 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında toplandı. Çalışmaya katılan kadınlar ile ilk görüşme dahil 1., 2., 3. ve 6. aylarda olmak üzere toplam 5 izlem gerçekleştirildi. İlk görüşme sonrası kadınlara, atandıkları gruba göre menstrual ped ile menstrual kap ve eğitimi verildi. Veriler "İlk Görüşme Anket Formu", "Menstrual Kap Takip Formu", "Menstrual Ped Takip Formu", "Menstruasyon Etki Ölçeğiˮ ve "Pittsburgh Uyku Kalite Indeksiˮ kullanılarak elde edildi. Verilerin istatistiksel analizi için; tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, Pearson ki-kare testi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Menstrual kap grubunun, Menstruasyon Etki Ölçeği (ilk görüşme p=0,086, 1. ay p=0,421; 2. ay p=0,935; 3. ay p=0,046; 6. ay p=0,029) ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (ilk görüşme p=0,899, 1. ay p=0,004; 2. ay p=0,091; 3. ay p=0,007; 6. ay p=0,001) puanları menstrual ped grubuna kıyasla izlem sürecinde anlamlı olarak daha düşük olarak saptandı. Gruplar arasında menstrual hijyen ürününün konfor (p=0,121), sızdırmama özelliği (p=0,330) ve genel memnuniyetleri (p=0,179) açısından fark bulunmadı. Menstrual kap grubunun konfor, sızdırmama özelliği, ekolojik olma, yerleştirme ve çıkarma işlemi kolaylığı, temizlenmesi ve saklanması ve genel memnuniyet puanlarının izlem sürecinde zamanla arttığı belirlendi. Gruplar arasında genitoüriner enfeksiyon geçirme durumu açısından anlamlı fark bulunmadı (ilk görüşme p=0,720, 1. ay p=0,327; 2. ay p=0,087; 3. ay p=0,437; 6. ay p=0,107). Kadınların %80,3'ü menstrual kap kullanmaya devam etmeyi düşündüğünü bildirdi. Sonuç: Menstrual kap kullanmaya başlayan kadınlarda zaman içerisinde menstrual kaba uyum düzeyi artmaktadır. Kadınlarda menstrual kaba uyum arttıkça menstrual dönemdeki yaşamları ve uyku kaliteleri de olumlu etkilenmektedir. Anahtar kelimeler: Menstrual hijyen ürünleri, menstrual kap, menstrual yaşam, uyku kalitesi Destekleyen Kurum: Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 2024/25

Pittsburg uyku kalitesi ölçeği
Zeliha Elkan Kiyat
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının ağrı düzeyi ve adım sayısı üzerine etkisi

Açık prostat cerrahisi sonrası dönemde mobilizasyonun hastalara birçok faydası bulunmaktadır. Hastalar insizyon yerlerinin zarar göreceği düşüncesi ve yeterli motivasyonlarının olmayışından kaynaklı mobilize olmaktan kaçınmaktadırlar. Bu dönemde mobilizasyona yönelik hastaları teşvik etmek ve mobilizasyonun faydalarını hastalar ile paylaşmak önemli hemşirelik bakım girişimleri arasında yer almaktadır. Randomize kontrollü, tek kör olarak yürütülen bu çalışma, açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının, hastaların ağrı düzeyi ve adım sayısı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. 29.01.2024-30.05.2025 tarihleri arasında Tekirdağ İsmail Cumalıoğlu Şehir Hastanesi KBB-Üroloji Servisinde açık prostat cerrahisi geçiren 90 hasta ile (çalışma grubu: 45, kontrol grubu: 45) yürütülen çalışmada tüm hastalar cerrahi girişim sonrası birer saat ara ile üç defa mobilize edildi. Hastaların mobilizasyon sırasında attıkları adım sayısı pedometre aracılığıyla ölçülüp kayıt edildi. Çalışma grubu hastalarına kontrol grubu hastalarından farklı olarak mobilizasyon motivasyon kartı tanıtıldı ve yatak ayak uçlarına asıldı. Çalışma grubu hastaların adım sayısı bu karta kayıt edildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Visual (Görsel) Ağrı Skalası (VAS), Pedometre ve Mobilizasyon Motivasyon Kartı kullanıldı. Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların mobilizasyon sonrası VAS ağrı puan ortalamaları karşılaştırıldığında, mobilizasyon motivasyon kartı kullanan hastaların ikinci ve üçüncü mobilizasyon zamanındaki VAS ağrı puan ortalamalarının, kart kullanmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubu hastalarının adım sayısı ortalamaları karşılaştırıldığında, mobilizasyon motivasyon kartı kullanan hastaların ikinci ve üçüncü mobilizasyon zamanında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha fazla adım attıkları belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak açık prostat cerrahisi sonrası hastaların mobilizasyonlarında motive edici kart kullanımının, cerrahi girişim sonrası hastaların ağrı düzeylerinin azalmasına ve mobilizasyon boyunca atılan adım sayısının artmasına katkı sağladığı görüldü. Bu sonuçlara göre açık prostat cerrahisi sonrası hastaların ağrı düzeylerinin azaltılması ve mobilizasyona katılımlarının artırılması amacıyla motivasyon kartlarının kullanımını önermekteyiz.

AğrıCerrahi hemşirelikCerrahi-ürolojik+2
Cansu Bayrak
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon hastalarında algılanan aile işlevselliği ve sosyal uyum düzeyi

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı, depresyon hastalarının algıladıkları aile işlevsellikleri ile sosyal uyum düzeyleri ve ilişkili olan faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Sağlık Bakanlığı Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniklerinde depresyon tanısıyla tedavi gören, 123 hasta ile yürütüldü. Veriler "Anket Formu", "Algılanan Aile İşlevselliği Ölçeği" ve "Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak toplandı. Araştırmada elde edilen veriler, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Bağımsız Örneklem T Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon katsayısı ve Doğrusal Regresyon Analizi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların Algılanan Aile İşlevselliği Ölçeği puan ortalaması ve standart sapmasının 104,59±16,98, Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği puan ortalaması ve standart sapmasının ise 37,80±8,49 olduğu belirlendi. Hastaların algıladıkları aile işlevsellik düzeyi puanları arttıkça sosyal uyum düzeyi puanlarının da arttığı belirlendi. Depresyon hastalarının Algılanan Aile İşlevselliği Ölçeği toplam puanının, yaş değişkenine göre farklılık gösterdiği saptandı. Algılanan Aile İşlevselliği Ölçeği alt boyut puanlarında ise yaş, gelir durumu, ailede ruhsal hastalık varlığı, ilaç kullanım durumu değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Depresyon hastalarının aile işlevsellik düzeylerinin orta seviyede ve sosyal uyum düzeylerinin ise normal seviyede olduğu belirlendi. Hastaların aile işlevsellik düzeyleri arttıkça sosyal uyum düzeylerinin de arttığı saptandı. Psikiyatri hemşirelerinin hastaların aileleri ile görüşmeler yaparak aile ilişkilerini güçlendirme ve iyileştirmeye yönelik eğitimleri planlanması önerilmektedir.

Psikiyatrik hemşirelik
Büşra Sanal
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp yetersizliği olan bireylerde bakım bağımlılığı ve öz bakım davranışlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu kesitsel araştırma, Kalp Yetersizliği (KY) olan hastaların bakım bağımlılığı ve öz bakım davranışları arasındaki ilişkiyi belirlemek ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Araştırma 20.05.2024 – 20.03.2025 tarihleri arasında Tekirdağ'da bir şehir hastanesinde Kardiyoloji Kliniği ve Kardiyoloji Polikliniği'ne başvuran 102 hasta ile yüz yüze görüşme metodu ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri "Anket Formu", "Bakım Bağımlılığı Ölçeği (BBÖ)" ve "Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranış Ölçeği (AKYÖBDÖ)" kullanılarak toplandı. Bulgular: KY'li hastaların yaş ortalaması 69,39±12,00 yıl olup %64,7'si erkekti. Hastaların %42,2'si öz bakımını kendi başına yapabildiği, %38,2'si destekle yapabildiği, %19,6'sı ise öz bakımını gerçekleştiremediği bulundu. Hastaların eğitim düzeyi yükseldikçe, evli olan, çalışan ve eşiyle birlikte yaşayanların bakım bağımlılığının daha iyi düzeyde olduğu belirlendi (p<0.05). Öz bakım becerilerini yapamayan ve kalp yetersizliği nedeniyle daha önce hastaneye yatma öyküsü bulunan hastaların bakım bağımlılığı düzeyinin daha kötü olduğu bulundu (p<0.05). Hastaların AKYÖBDÖ ile BBÖ arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olup KY'li hastaların öz bakım becerileri arttıkça BBÖ puanlarının yükseldiğini ve dolayısıyla bakım bağımlılığının azaldığı bulundu (p<0.05). Sonuç: KY'li hastaların öz bakım davranışlarının orta düzeyde olduğu, hastaların bakım gereksinimi karşılamada kısmen bağımlı olduğu belirlendi. Hemşirelerin KY'li hastaların bakım bağımlılığı ve öz bakım davranışlarını değerlendirirken kişisel (eğitim durumu, medeni durum vb.) ve hastalığa ilişkin özelliklerini (hastane kontrolüne gelme durumu, NYHA evresi vb.) göz önünde bulundurmalıdır. Hemşireler KY'li bireylerin öz bakım davranışlarını arttırmaya ve bakım bağımlılığı düzeylerini iyileştirmeye yönelik uygun hemşirelik girişimleri planlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Kalp Yetersizliği, bakım bağımlılığı, öz bakım davranışı, hemşire

Selda Uzun
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan yaşlı bireylerde çoklu ilaç kullanımı ve düşme riski ilişkisi

Kronik hastalığı olan yaşlı bireylerde çoklu ilaç kullanımı ve düşme riski ilişkisi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Yaşlılık dönemiyle birlikte kronik hastalıkların görülme sıklığı artmakta ve bu hastalıkların tedavisinde çoklu ilaç kullanımı(polifarmasi) yaygınlaşmaktadır. Polifarmasi, yaşlı bireylerde düşme riskini artıran önemli bir faktördür. Düşmeler ise yaşlılarda ciddi sağlık sorunlarına ve yaşam kalitesinde azalmaya yol açmaktadır. Bu çalışma, kronik hastalığı olan yaşlı bireylerin çoklu ilaç kullanım durumunu değerlendirmek ve polifarmasi ile düşme riski arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma, 12.05.2024–18.02.2025 tarihleri arasında Edirne'de bir devlet hastanesinde kronik hastalığı olan yaşlı bireylerle yüz yüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirildi. Çalışmaya gönüllü olarak katılan 169 bireye, sosyodemografik özellikler, düşme öyküsü, ilaç kullanımı ve Yaşlılar İçin Düşme Davranışları Ölçeği (FaB) uygulandı. Veriler, IBM SPSS 25.0 programında, tanımlayıcı istatistikler (sayı (n), yüzde (%) ve ortalama±Ss), bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup Tek Yönlü ANOVA ve sürekli değişkenler arası ilişki Pearson korelasyon testi, kategorik değişkenler Pearson ki-kare testi ile incelendi. Düşme öyküsünü etkileyen faktörler ikili lojistik regresyon ile analiz edildi. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 169 yaşlı bireyin yaş ortalaması 72,19±7,79 idi. Yaşlı bireylerin çoğunluğu kadın (%75,1), ilköğretim mezunu (%70,4) idi. Bireylerin %55,6'sı son bir yıl içinde en az bir kez düşme yaşadığını bildirdi. Yaşlılar İçin Düşme Davranışları Ölçeği (YDDÖ) toplam puanı 3,01±0,37 olup yaşlıların kendilerini düşmelerden koruma davranışlarının orta-iyi seviyede olduğu belirlendi. Düşme ile anlamlı ilişkili bulunan faktörler arasında yürüme (%66,0) ve denge problemi (%62,9) bulundu (p<0,05). Yaşlı bireylerin eğitim düzeyi ve BKİ arttıkça düşme riski azaldığı, normal kilolu yaşlı bireylerin kilolu ve obez bireylere göre, yalnız yaşayan bireylerin düşme riskinin arttığı belirlendi (p<0,05). BKİ, eğitim düzeyi ve yürüme problemi yaşama, düşme riskini artıran bağımsız faktörler olarak belirlendi (p<0,05). Yardımcı araç kullanan yaşlı bireylerin son bir yıldaki düşme oranları kullanmayanlara göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Medeni durumu bekar olan, sosyal güvencesi olmayan yaşlı bireylerin düşmeye karşı koruyucu davranışları daha iyi bulundu (p<0,05). Yaşlı bireylerin kullandığı ilaç sayısı arttıkça düşme riski de arttı (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma polifarmasinin yaşlı bireylerde düşme riskini arttırdığı ve düşme davranışları üzerinde etkili olabileceğini gösterdi. Hemşirelerin yaşlı bireylerde düşmelerin önlenmesi için polifarmasiye dikkat etmesi, ilaç yönetimini dikkatle planlaması ve yaşlı bireylerin düşme öyküsünü değerlendirmesi, polifarmasi ve düşme riskini önlemeye yönelik uygun hemşirelik girişimleri planlaması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Düşme, düşme riski, yaşlı, polifarmasi, hemşire, kronik hastalık.

Selime Yürük
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Karşılanmamış hemşirelik bakımı: Cerrahi hemşirelerinin perspektifinden

Giriş ve Amaç: Bu araştırma cerrahi servislerde çalışan hemşirelerin perspektifinden karşılanmamış hemşirelik bakımını değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve kesitsel yapılan bu çalışma Trakya Üniversitesi Hastanesi beyin cerrahi, üroloji, göğüs cerrahi, kalp-damar cerrahi, genel cerrahi, ortopedi, kulak burun boğaz, plastik cerrahi servisleri, postoperatif yoğun bakım, kalp-damar cerrahi yoğun bakım ve cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 94 hemşire ile tamamlandı. Çalışmanın verileri 'Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu' ve Karşılanmayan /Verilmeyen Hemşirelik Bakım Gereksinimleri Anketi –Türkçe formu ile toplandı. Bulgular: Çalışmada Karşılanmayan /Verilmeyen Hemşirelik Bakım Gereksinimleri Anketi- 1. Bölüm puan ortalaması 1,11±0,46, Karşılanmayan /Verilmeyen Hemşirelik Bakım Gereksinimleri Anketi- 2. Bölüm toplam puan ortalaması 3,13±0,69; "iş gücü kaynakları" alt boyut puan ortalaması 3,72±0,46; "malzeme kaynakları" alt boyut puan ortalaması 1,73±0,55; "iletişim/takım çalışması" alt boyut puan ortalaması 1,06±0,30 olarak bulundu. En fazla karşılanamayan hemşirelik bakım gereksiniminin "Hastaya banyo yaptırılması/deri bakımı verilmesi" olduğu, karşılanamayan hemşirelik bakımı için en önemli engel "Çalışan personel sayısının yetersizliği" olduğu bulundu. Sonuç: Çalışmaya katılan hemşirelerin hastaların bakım gereksinimlerini nadiren karşılayamadıkları ve çalışmada bakım gereksinimleri karşılanmama nedenleri olan iş gücü kaynaklarının ve malzeme kaynaklarının ortalamanın üstünde olduğu saptandı. Hastaların bakım gereksinimlerinin karşılanması için personel sayısı ve niteliği, malzeme ve ekipman yeterliliği gözden geçirilmelidir.

Sibel Yıldırım
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hastalarının sağlık okuryazarlık düzeyleri ve sosyal destekalgıları ile taburcu olmaya hazır olmaları arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı cerrahi hastalarının sağlık okuryazarlık düzeyleri ve sosyal destek algıları ile taburcu olmaya hazır olmaları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Bu ilişki arayıcı araştırma, Şubat 2025 - Mayıs 2025 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinin cerrahi servisinde yatan 275 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırmaya iletişim ve işbirliğine açık, 18 ile 65 yaş aralığında, bilişsel ve mental problemi olmayan, araştırmaya katılmaya gönüllü cerrahi hastaları dahil edildi. Verilerin toplanmasında bilgi formu, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Taburcu Olmaya Hazır Olma Ölçeği kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan cerrahi hastalarının yaş ortalaması 43,09±14,17 yıldır. Hastaların % 61,8'inin daha önce ameliyat öyküsü olduğu tespit edildi. Hastaların sağlık okuryazarlık düzeyleri ortalamanın üzerinde (36,44±8,06), sosyal destek algıları yüksek (62,03±16,69) olduğu belirlendi. Hastaların taburcu olmaya hazır olmadıkları (6,94±2,11) bulundu. Cerrahi hastalarının sağlık okuryazarlığı düzeyi (r=0,310, p=0,001) ve sosyal destek algıları (r=0,180, p=0,003) ile taburcu olmaya hazır olmaları arasında pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edildi. Sonuç: Cerrahi hastaların sağlık okuryazarlık düzeyleri ve sosyal destek algıları yükseldikçe taburcu olmaya hazır olma durumlarının da arttığı sonucuna ulaşıldı. Bu sonuca göre tüm cerrahi hastalarına hastaneye yattığı andan itibaren bireyselleştirilmiş taburculuk eğitiminin verilmesini, taburculuk planlaması yapılırken hastaların sağlık okuryazarlık düzeylerinin ve sosyal destek algılarının da değerlendirilmesini önermekteyiz. Anahtar kelimeler: Cerrahi hastaları, hemşire, sağlık okuryazarlığı, sosyal destek algısı, taburcu olmaya hazır olma

Mehmet Akyol
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelikte İş Bölünmelerinin İlaç Uygulamalarında Hasta Güvenliği Kültürüne Etkisi

Bu çalışma hemşirelikte iş bölünmelerinin ilaç uygulamalarında hasta güvenliği kültürüne etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı.Trakya Üniversitesi Hastanesi'nde Yatan Hasta Klinikleri, Yoğun Bakım ve Acil Servis'te hemşire ünvanı ile çalışan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 356 hemşire ile 05.06.2025 – 15.06.2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Veriler "Kişisel özellikler formu'', "Hemşirelikte İşin Bölünmesi Ölçeği'' ve "İlaç Uygulamalarında Hasta Güvenliği Kültürü Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır.Hemşirelikte iş bölünmesi ölçeği için ortalama değer (41,19±12,97) olarak hesaplanmıştır. Hemşirelikte iş bölünmesi ölçeğinin alt boyutlarından insana ait ortalama değer (18,69±7,99), çevreye ait ortalama değer (22,50±6,71) olarak görülmüştür. İlaç uygulamalarında hasta güvenliği kültürü ölçeği için ortalama değer (80,82±11,18) olarak hesaplanmıştır. İlaç uygulamalarında hasta güvenliği kültürü ölçeğinin alt boyutlarından öneme ait ortalama değer (38,19±5,73), önleme ait ortalama değer (31,90±4,82), özveriye ait ortalama değer ise (10,73±5,99) olarak belirlenmiştir. Katılımcıların cinsiyet tanıtıcı değişkenine göre ilaç uygulamalarında hasta güvenliği kültürü toplam puanında ve bu ölçeğin önlem alt boyut puanında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05). Buna göre, kadın hemşirelerin hasta güvenliği kültürü toplam puanı ve önlem alt boyut puanında erkek hemşirelerin puanlarına göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelikte İş Bölünmesi ile İlaç Uygulamalarında Hasta Güvenliği Kültürü ölçek toplam puanları arasında negatif yönlü, zayıf korelasyon (r=-0,116, p=0,029); İlaç Uygulamalarında Hasta Güvenliği Kültürü ölçek toplam puanları ile insan alt boyutu arasında negatif yönlü, zayıf korelasyon (r=-0,148, p=0,005); önem alt boyutu ile insan alt boyutu arasında negatif yönlü, zayıf korelasyon (r=-0,105, p=0,047); önlem alt boyutu ile insan alt boyutu arasında yine negatif yönlü, zayıf korelasyon (r=-0,126, p=0,017) olduğu görülmüştür. Hemşirelikte iş bölünmelerinin ilaç uygulamalarında hasta güvenliği kültürünün %4,1'ini açıkladığı bulundu (R²=0,041).Hemşirelikte iş bölünmelerinin ilaç uygulamalarında hasta güvenliği kültürünü etkilediği sonucuna ulaşıldı.

Cemile Yazel Yiğitbaş
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin yoğun bakım hemşirelerinde yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisi

Bu çalışma Covid-19 pandemisinin yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi pandemi yoğun bakımlarında çalışan ve araştırmamıza katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hemşire ile yapıldı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, İş Yükü Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak online anket uygulaması şeklinde toplandı. Çalışma verileri NCSS (Number Cruncher Statistical System) kullanılarak ortalama, standart sapma, frekans, Student t Test, Mann Whitney U testi, One-way Anova Test, Kruskal Wallis test, Pearson ve Spearman's Korelasyonları ile istatistiksel analiz yapıldı. Hemşirelerin yaş ortalaması 26,84±4,51 olup %71,2'si kadın, %90'ı bekar ve %80,8'i lisans mezunudur. Hemşirelerin %83,2'si Covid (+) veya şüpheli hastalara bakarken bulaş korkusu, %91,2'si Covid (+) olması durumunda ailesine taşıma korkusu yaşamış olup kişisel koruyucu ekipman giyme zorunluluğu %96,8'inin işini zorlaştırmıştır. Hemşirelerin %31.2'si Covid sürecinde Covid-19 (+) olmuştur. Algılanan stres ölçeği toplam puanı 23,35±5,44, iş yükü ölçeği toplam puanı 37,34±7,45, Piper yorgunluk ölçeği toplam puanı 7,43±1,51 olarak bulunmuştur. Araştırmamızda işinden ayrılmayı düşünen hemşirelerin algılanan stres puanları daha yüksek bulundu. Covid-19 hastalarına bakarken bulaş korkusu yaşayan hemşirelerde iş yükü puanları daha yüksekti. Çalışma saatlerinden memnun olan ve dinlenme için özel zaman ayırabilen hemşirelerin Piper yorgunluk ölçeği puanları daha düşük bulundu. Algılanan stres puanı yüksek olan hemşirelerin iş yükününün de daha yüksek olduğu ve algılanan stres puanı ve iş yükü puanı yüksek olan hemşirelerin daha yorgun olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda Covid-19 pandemisinin hemşireleri yorgunluk, stres ve iş yükü açısından olumsuz etkilediği sonucuna ulaşıldı.

COVID 19HemşirelerHemşirelik+7
Kübra Şekerci
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu hastanesinde çalışan sağlık personellerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi durumları ve tutumlarının incelenmesi

Bu çalışma sağlık personellerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi durumları ve tutumlarının incelenmesi amacıyla planlandı. Mart 2021- Mayıs 2021 tarihleri arasında İstanbul'da bir kamu hastanesinde çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 145 sağlık personeliyle yürütüldü. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Veri toplama aracı olarak, Kişisel bilgi formu, Basınç Ülserini Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (BÜÖBDÖ) ve Basınç Ülserini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) kullanıldı. İstatiksel analiz için NCSS (Number Cruncher Statistical System) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatiksel metodlar, Shapiro-Wilk testi, Student-t testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Pearson ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı ve p<0,05 istatiktiksel olarak anlamlı kabul edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 34,4±7,78 yıl olup, %82,1' i kadın ve %73,1'i lisans mezunu idi. %75,2'sinin daha önce basınç ülseri açılan hastaya bakım verdiği belirlendi. BÜÖBDÖ toplam puan ortalamasına göre katılımcıların basınç ülserini önlemeye yönelik bilgi düzeyinin yetersiz olduğu, eğitim durumu ve çalışılan görev gibi durumların BÜÖBDÖ toplam puanını anlamlı olarak etkilediği belirlendi. BÜÖYTÖ toplam puan ortalamasına göre katılımcıların basınç ülserini önlemeye yönelik tutumlarının olumlu olduğu, katılımcıların cinsiyet, çalışılan görev, risk değerlendirme, basınç ülseri açılan hastaya bakım verme ve okul eğitimi dışında alınan eğitim gibi durumların BÜÖYTÖ toplam puanını anlamlı olarak etkilediği saptandı. Katılımcıların BÜÖBDÖ ile BÜÖYTÖ toplamından aldıkları puanlar arasında pozitif yönlü çok zayıf ilişki bulundu. Sonuç olarak araştırma bulguları, sağlık personellerinin basınç ülserini önlemeye ilişkin tutumlarının olumlu, bilgi düzeylerinin ise yetersiz olduğunu ortaya koydu. Anahtar Kelimeler: Basınç ülseri, sağlık çalışanı, tutum, bilgi, hemşirelik bakımı

Basınç ülserleriBilgi düzeyiHastaneler+6
Burak Çağrı Ağçay
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ostomi öz bakım indeksi: Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu araştırma stoması olan hastaların öz bakımlarının değerlendirilmesi ve ölçme aracının hemşirelik literatürüne katkı sağlaması amacıyla metodolojik olarak yapıldı. Araştırma Eylül 2020 – Ocak 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesinde yürütüldü. Araştırma evrenini, poliklinik kontrolü için başvuran kolostomi, ileostomi ve ürostomisi olan bireyler oluştururken; örneklemi ise araştırmaya katılmayı kabul eden 253 stomalı birey oluşturdu. Veri toplama aracı olarak 11 maddelik "Ostomili Birey Bilgi Formu" ve 32 maddelik "Ostomi Öz Bakım İndeksi" kullanıldı. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, dil ve kapsam geçerliği, doğrulayıcı faktör analizi, iç tutarlık ve zamana karşı değişmezlik yöntemleri kullanıldı. Kapsam geçerlik indeksi 0,99 olarak bulundu. Doğrulayıcı faktör analizine göre uyum iyiliği indeksleri istenilen düzeyde; maddelerin faktör yükleri 0,575-0,964 arasında ve tüm maddeler orijinal ölçekle uyumlu şekilde sekiz alt boyutta yer aldı. Ölçeğin orijinal halinde olduğu gibi, stomalı bireylerin komplikasyon yaşama durumlarını sorgulayan ve istatistiksel olarak anlamlı olmayan 18. madde analizlere dahil edilmeyerek ek olarak kabul edildi. İç tutarlık analizinde Cronbach alfa katsayısının tüm ölçek için 0,949 olduğu; alt boyutların 0,684 ve 0,945 arasında değiştiği sonucuna ulaşıldı. Zamana karşı değişmezliğinde test-tekrar test yöntemi kullanıldı ve Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı'nın ölçek maddeleri için 0,837 ile 0,988 arasında olduğu bulundu. Sonuç olarak; Ostomi Öz Bakım İndeksi'nin orijinal ölçekle benzer yapıda; Türkçe dilinde geçerli ve güvenilir; Türk toplumunda stomalı bireylerin öz bakımlarını değerlendirmede yeterli bir ölçüm aracı olduğu belirlendi.

Cerrahi stomalarGüvenilirlik ve geçerlilikHemşireler+3
Çağla Avcu
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

4-7 yaş çocuklarda perioperatif kaygı düzeyinin azaltılmasında 3 farklı yöntemin karşılaştırılması: Randomize kontrollü bir çalışma

Araştırma, 4-7 yaş çocuklarda üç farklı yöntem ile verilen ameliyat öncesi hasta eğitiminin, perioperatif kaygi düzeyi üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma 1 Haziran - 31 Kasım 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı'nda yapıldı. Yarı deneysel türde planlanan araştirmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan ve tabakalı randomizasyon yöntemi ile her bir gruba 22 hasta olmak üzere toplam 66 hasta alındı. Araştırma verileri "Hasta Tanılama Formu" ve ameliyat öncesi ve sonrası uygulanan "Okul Öncesi Çocuklarda Kaygı Ölçeği" kullanılarak elde edildi. Birinci deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi. İkinci deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi, ayrıca ameliyathane hemşiresi tarafından hasta ziyareti sağlandı ve oyunlaştırarak ameliyathane ortamı anlatıldı. Üçüncü deney grubundaki çocuklara ameliyat öncesi hasta eğitimi servis hemşiresi tarafından oyunlaştırılarak verildi, sonrasında ameliyathaneye gidene kadar anneye ait ses kaydı dinletildi. Araştırmaya katılan çocukların annelerin yaşı %69.7 si 30 yaş ve üzeri, %37.9'unun lisans mezunu ve %51.5 in çalışmadığı belirlendi. Çocuklarının önceden ameliyat deneyimi olmayanların genel kaygı bozukluğu düzeyleri önceden ameliyat deneyimi olanlara göre anlamlı derecede yüksek belirlendi (p<0.05). Ameliyat öncesi uygulanan yöntemler arasında kaygı düzeyini etkilemeleri açısından anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Çocukların kaygı düzeylerini azaltmada hem servis hemşiresi hem de ameliyathane hemşiresi tarafından birlikte oyunlaştırılarak verilen eğitimin diğer yöntemlere göre daha etkili olduğu ve aralarında istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Kaygı, çocuk hasta, cerrahi hemşirelik

AnksiyeteCerrahiPerioperatif dönem+2
Nuray Demirci
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin acil hemşirelerinde kaygı, tükenmişlik düzeyi ve uyku sorunlarına etkisi

Bu çalışma; acil servis hemşirelerinin COVID-19 pandemi sürecinde kaygı ve tükenmişlik düzeyleri ile uyku kalitelerini belirleyebilmek amacıyla gerçekleştirilmiş tanımlayıcı türde bir çalışmadır. Araştırma verileri Kasım 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında, İstanbul ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bulunan bir şehir hastanesinin acil servis biriminde çalışan hemşireler ile görüşülerek elde edilmiştir. Pandemi başından itibaren acil servis ünitesinde çalışan 142 hemşire araştırmaya katılmada gönüllü olmuştur. Veriler "Kişisel Veri Toplama Formu", "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanısıra Ki-Kare Testi, t testi, Spearmann Testi, ANOVA ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılığı Cronbach-alfa katsayısı ile hesaplanmıştır. Acil hemşirelerinin yaş ortalaması 29,30±6,77 yıl olup, %61,4'ü kadın, çoğu (%75,4) lisans düzeyinde mesleki eğitime sahipti. Yarıdan fazlasının (%59,9) haftalık çalışma süresi 50 saat ve üzerinde idi. Çalışma verilerinin elde edildiği tarih itibari ile, pandeminin ilk 8 ayı geride kaldığında, acil hemşirelerinin %30,1'inde Covid-19 için PCR pozitifliği saptanmıştı. Acil serviste görev yapan hemşirelerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği "Duygusal Tükenme" alt boyut puanı 22,02±7,30, "Duyarsızlaşma" alt boyut puanı 7,52±3,82, "Kişisel Başarı" alt boyut puanı 11,99±3,70 olarak hesaplandı. "Aşırı Duyarlılık" alt boyutundan 3,90±2,19, "Kaygı" alt boyutundan 17,70±6,32 olmak üzere Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puanı 13,80±5,21 olarak bulundu. Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 8,47±3,04 olup, hemşirelerin %89,4'ünün uyku kalitesi kötü idi. Tükenmişlik düzeyi ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde pozisitf korelasyon saptandı. Maslach Tükenmişlik Ölçeği puanı üzerine kaygı puanı (p=0.006) 1.171 katsayı ile, uyku latansı (p=0.024) 2.541 katsayı ile, uyku ilacı kullanımı 4.502 (p=0.045) katsayı ile etkili bulundu. Sonuç olarak; pandemi döneminde acil hemşirelerinin uyku kaliteleri kötü, sağlık anksiyetesi düzeyleri düşük, tükenmişlik düzeyleri çoğunlukla orta ve yüksek düzeydedir.

Acil hemşirelikAnksiyeteCOVID 19+7
Sefa Ahmet Demir
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının sağlık anksiyetesi ve siberkondri ile ilişkisi

Bu çalışmada kronik hastalığı olan ve olmayan bireylerde akılcı ilaç kullanımı, sağlık anksiyetesi ve siberkondri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlandı. Araştırma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Günübirlik Tedavi Servisine başvuran 18-65 yaş aralığında 100 kronik hastalığa sahip birey ve 105 kronik hastalığı olmayan birey ile yürütüldü. Veriler Hasta Bilgi Formu, Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme ile toplandı. Kronik hastalığı olanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,42±4,63; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 20,92±9,97; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 79,13±23,32 idi. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği puan ortalaması 37,28±3,66; Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puan ortalaması 15,83±5,86; Siberkondri Ciddiyet Ölçeği puan ortalaması 82,33±20,90 idi. Her iki grupta da Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri yeterli idi. Kronik hastalığı olanların Sağlık Anksiyetesi düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Siberkondri 'Aşırılık' ve Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyi daha yüksekti (p<0.05). Kronik hastalığı olanların medeni duruma göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında; çalışma durumuna göre Siberkondri 'Aşırı Kaygı' ve 'Aşırılık' düzeyleri arasında; eğitim durumuna göre Siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olanların ilaç kullanım sürelerine göre Siberkondri 'Doktora Güvensizlik' düzeyleri arasında; sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların eğitim durumuna göre 'Akılcı İlaç Kullanım düzeyleri, Siberkondri düzeyleri ve siberkondri 'Aşırılık' düzeyleri arasında fark vardı. (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların sağlık kurumu/hekime başvuru sıklığına göre 'Akılcı İlaç Kullanımı düzeyleri arasında fark vardı (p<0.05). Her iki grupta da Sağlık Anksiyetesi ile Siberkondri düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05). Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Sağlık Anksiyetesi düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu. Kronik hastalığı olmayanların Akılcı İlaç Kullanımı ile Siberkondri 'İçini Rahatlatma' düzeyleri arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulundu (p<0.05).

Akılcı ilaç kullanımıAnksiyeteKronik hastalık+4
Ahmet Kalmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenli cerrahi kontrol listesinin kullanımının ekip iletişimine etkisi :Bir meta- analiz çalışması

Bu araştırmanın amacı, Güvenli Cerrahi Kontrol Listelerinin kullanımının ekip iletişimine etkisini meta-analiz yöntemi ile belirlemektir. Bu meta-analiz çalışmasında Google Scholar, Medline, PubMed, Ulusal Tez Merkezi, ScienceDirect, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Kütüphanesi katalog ve veri tabanlarından yararlanılmıştır. Araştırma kapsamına 2009-2023 yılları dahil edilmiş ve araştırma konusu ile ilgili Türkçe veya İngilizce dillerinde yayımlanmış, lisansüstü tezleri, ulusal ya da uluslararası hakemli dergilerde ve ulusal kitaplarda yayın olmuş bilimsel makale niteliği taşıyan araştırmalar dahil edildi. Araştırmalar taranırken İngilizce "Safe Surgery", "Safe Surgery Checklist'', "Checklist", "Team Communication" ve Türkçe "Güvenli Cerrahi", "Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi", "Kontrol Listesi", "Ekip İletişimi" kelimeleri kullanıldı. 10 Mart 2023 tarihli yapılan son taramaya göre toplamda 172 araştırma sonucuna ulaşıldı. Araştırma kriterlerimize uyan 5 çalışma ile meta analiz gerçekleştirildi. 2011 yılına ait 1 çalışma, 2012 yılına ait 1 çalışma, 2016 yılına ait 1 çalışma ve 2020 yılına ait 2 çalışma dahil edildi. Analize dahil edilen 5 makalenin meta-analizi ile yapılan inceleme sonucunda araştırmaların homojen bir yapıda olduğu belirlendi. Hesaplamalar sonucunda etki büyüklükleri, dağılımının sabit etkiler modeline göre (p>0.05) değerlendirildi. Yapılan meta analiz çalışmasının güvenilir ve geçerli olduğunu ortaya koymak ve yayın yanlılığını belirlemek amacıyla Huni grafiği (Funnel plot), Rosenthal'in Güvenli N yöntemi ve Orwin'in Güvenli N yöntemi kullanıldı. Analiz sonuçlarına göre Güvenli Cerrahi Kontrol Listelerini kullanan cerrahi ekiplerde, kullanmayanlara göre ekip iletişiminin 1.8 kat daha fazla olasılığının olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Güvenli Cerrahi, Güvenli Cerrahi Kontrol Listesi, Kontrol Listesi, Cerrahi Ekip İletişimi, Meta-Analiz

Cerrahi hemşirelikHastane iletişim sistemi
Neşe Altınçekiç
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Acil hemşirelerinin karşılaştıkları şiddet türlerinin tükenmişlik düzeylerine etkisi: Bir meta-analiz çalışması

Acil servislerde çalışmak, insanların acılarına tanık olma, öngörülemezlik kişilerde stres oluşumuna neden olur. Bu ortam çalışanların tükenmişlik düzeylerinde de etkili olur. Sağlık çalışanlarına arasında hemşirelerin; hemşireler arasında ise acil servis birimlerinde çalışanların diğer hemşirelere göre tükenmişlik düzeyleri daha fazladır. Bu çalışma 'Acil Hemşirelerinin Karşılaştıkları Şiddet Türlerinin Tükenmişlik Düzeyine Etkisi' ni belirlemek amacı ile meta-analiz çalışması olarak planlandı ve niceliksel araştırma yöntemlerinden meta-analiz yöntemi ile yapıldı. Scopus, Sciencedirect, Pubmed, Medline, Ulusal Tez Merkezi, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Kütüphanesi katalog ve veri tabanlarından bilimsel makaleler ve tezler tarandı ikinci olarak ulaşılan araştırmaların referans bölümünün araştırılması yapıldı. Taramada "Acil Servis", " Hemşire", "Şiddet Türleri", "Tükenmişlik Düzeyi" kelimeleri Türkçe ve İngilizce olarak özet bölümünde tarandı. 24 Eylül 2021 tarihli yapılan son taramaya göre toplamda 3823 çalışma tespit edildi ve incelendi. Araştırma verileri, 10 bilimsel makale üzerinden elde edildi. Analize dahil edilen makalelerin toplam örneklem sayısı 4412'dir. Analize dahil edilen 10 makalenin meta-analiz uygulamasında inceleme sonucunda araştırmaların heterojen bir yapıda olduğu belirlendi. Hesaplamalar sonucunda etki büyüklükleri dağılımının rastgele etkiler modeline göre (p<0.05) değerlendirildi. Yayın yanlılığını belirlemek amacıyla Huni grafiği (Funnel plot), Rosenthal'in Güvenli N yöntemi ve Orwin'in Güvenli N yöntemi kullanıldı. Yapılan hesaplamalara göre şiddet yaşayan hemşirelerin yaşamayanlara göre 2,5 kat, erkek hemşirelerin kadın hemşirelere göre 1,8 kat, 30 yaş altı hemşirelerin 30 yaş üstü hemşirelere göre 2,2 kat, mesleki deneyimi 10 yılın altında olan hemşirelerin mesleki deneyimi 10 yılın üzerinde olan hemşirelere göre 1,9 kat ve sözel şiddetle karşılaşan hemşirelerin diğer şiddet türleri ile karşılaşan hemşirelere göre 4,3 kat daha fazla tükenmişlik yaşadığı tespit edildi. Anahtar kelimeler: Acil Servis, Hemşire, Şiddet Türleri, Tükenmişlik Düzeyi, Meta-Analiz

Acil hemşirelikAcil servis-hastaneHemşirelik+7
Büşra Çınar Tozar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumlarının değerlendirilmesi ve bir Devlet hastanesi örneği

Araştırma hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumlarının belirlenmesi amacıyla kesitsel ve metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırma İstanbul'da bulunan T.C. Sultanbeyli Devlet Hastanesi'nde Ocak 2023-Haziran 2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Evrenini, hastanede çalışan 400 hemşirenin oluşturduğu çalışmanın örneklemini kriterlere uygun ve çalışmaya katılmayı kabul eden 293 hemşire oluşturmuştur. Araştırmanın yürütülebilmesi için etik kurul onayı, kurum izni, ölçek kullanım izni ve çalışmaya katılmayı kabul eden hemşirelerden sözlü onamları alınmıştır. Araştırmada kullanılmak üzere literatür bilgileri doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan "Demografik Veri Formu" ve Tayran ve Ulupınar tarafından 2011 yılında geliştirilen "İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği (İÖUÖ)" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS Windows 18.0 paket programında, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamaları 27,73±4,96, %72,4'ünün kadın, %58,4'ünün bekar, %91,5'inin lisans mezunu olduğu, %33,8'nin acil serviste çalıştığı, toplam çalışma süresinin ortalama 5,90±5,09 yıl ve kurumda toplam çalışma süresinin 4,55±3,51 yıl olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hemşirelerin İÖUÖ toplam puan ortalaması 90 puan üzerinden 77,13±8,29 olarak belirlenmiştir. Hemşirelerin İÖUÖ toplam puanı ve alt boyutlarından aldıkları toplam puanlar ile yaş, medeni durum, çalışma pozisyonu, toplam çalışma süresi, kurumda toplam çalışma süresi ve çalışılan birim arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Cinsiyete göre İÖUÖ Çalışan ve Hasta Güvenliği alt boyutu ile eğitim durumuna göre İÖUÖ Çevre Kontrolü alt boyutu arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak; hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumlarının iyi düzeyde olduğu bulunmuştur. Literatürde yer alan diğer çalışmalar incelendiğinde, çalışmamızın sonucunun ortalamanın üstünde olduğu görülmektedir. Hemşirelerin kurumsal ve çevresel faktörler doğrultusunda hizmet içi eğitimlerinin sürekliliğinin sağlanması, çalışan ve hasta güvenliği konusunda farkındalık yaratacak eğitim ve etkinliklerin planlanması ve araştırmanın farklı illerde ve daha fazla çalışana sahip hastanelerde, kanıt düzeyi yüksek araştırmalar şeklinde planlanarak uygulanması önerilmektedir.

Burak Yalçın
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarda ameliyat öncesi verilecek rutin hasta eğitimi ile video destekli mobilizasyon eğitiminin ameliyat sonrası hareketlilik, kaygı düzeyi ve ağrı üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Araştırma, Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarda ameliyat öncesi verilen rutin hasta eğitimi ile video destekli mobilizasyon eğitiminin ameliyat sonrası hareketlilik, kaygı düzeyi ve ağrı üzerine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak planlandı. Çalışma, Tekirdağ ilinde Şehir Hastanesi ve bir Devlet Hastanesinde 15.03.2023-15.09.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak 40 hasta kontrol grubu, 40 hasta deney grubu olmak üzere toplam 80 hasta dahil edildi. Tüm hastalara ameliyat öncesi dönemde "Sürekli Kaygı Ölçeği" (SKÖ), "Durumluk Kaygı Ölçeği" (DKÖ), "Sosyo-demografik veri toplama formu" doldurtuldu. Kontrol grubuna rutin hasta eğitimi verilirken, deney grubuna ek olarak video destekli mobilizasyon eğitimi verildi. Tüm hastalara ameliyat olduktan sonra, ilk mobilizasyondan önce SKÖ ve DKÖ, ilk mobilizasyondan sonra DKÖ, "Hasta Hareketlilik Ölçeği" (HHÖ), "Gözlemci Hareketlilik Ölçeği" (GHÖ) doldurtuldu. 2. günde mobilizasyondan önce DKÖ, SKÖ, mobilizasyondan sonra DKÖ, HHÖ, GHÖ tekrar doldurtuldu. Gruplar arası karşılaştırmalar "Fisher testi" ve "Bağımsız Örneklem t Testi" ile incelendi. Tekrarlı ölçümlerin grup içi karşılaştırmaları ise "Tekrarlı ölçümler ANOVA testi" ile değerlendirildi. Bireylere ait hareketlilik, kaygı ve ağrı puanları arasındaki ilişkiler için "Pearson korelasyon testi" uygulandı. Deney grubundaki hastaların 2. gün mobilizasyon sonundaki durumluk kaygılarının diğer zamanlardan daha az olduğu bulundu. Deney grubundaki hastaların 1. mobilizasyondan itibaren durumluk kaygılarının kontrol grubundaki hastalara göre daha düşük olduğu belirlendi. Deney grubundaki hastaların kontrol grubuna göre 2. günde hareket aktivitelerinin arttığı bulundu.

AğrıHareketlilikKaygı+2
Merve Oyuktaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2024
00