Zonguldak Bülent Ecevit University
Discipline

Basic Islamic Sciences

Zonguldak Bülent Ecevit University

3,970

Archived Theses

33

DOIs Assigned

1%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Şemsüddin Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe etkileşimi

Şemsüddin Semerkandî, Hanefî-Mâtürîdî kelam geleneğinde felsefî kelam yöntemini benimseyen ilk âlimdir. O, Semerkand'da doğmuş, muhtelif alanlarda birçok eser vermiş ve hicri 722 yılında vefat etmiştir. Semerkandî örnekleminde ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisini incelediğimiz bu çalışma giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanı sıra Semerkandî'nin hayatı ve ilmî kişiliği, kelam-felsefe ilişkisi, kelam ontolojisi ve kelam epistemolojisi konularında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Semerkandî perspektifinde varlık, mâhiyet, mevcûd ve bu kavramlara ilişkin problemler hakkında genel ontolojik kavramlar ve kuramlar incelenmiştir. İkinci bölümde arazlar başlığı altında Semerkandî'nin epistemoloji, teorik fizik, ahlak ve mantıksal kategoriler hakkındaki görüşleri analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Semerkandî'nin cismânî ve rûhânî cevherler, cevher-i ferd ve psikoloji hakkındaki görüşleri değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisi ortaya koyulmuştur.

EpistemolojiFelsefeHanefiler+7
Tarık Tanrıbilir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Arap dilinde ekler -yapım, çekim ve şekil ekleri-

Arapça iç bükümlü bir dil olarak Türkçe gibi sondan eklemeli dillerden farklı sözcük türetme yollarına sahiptir. Arapçada sözcükler türetilme açısından müştak ve camid olarak ikiye ayrılır. Müştak sözcüklerin kalıpları bilinir. Bu kalıpların çokluğundan dolayı eklerin yerleri ve sayıları ancak özel bir çalışma ile bilinebilir. Üç bölümden oluşan bu çalışmada müştak kelimelerin aldıkları ekler tespit edilerek yapım, çekim ve şekil ekleri şeklinde sınıflandırılmıştır. Dilcilerin çoğunluğa göre Arapça asıllı isim ve fillerin kökü üç harflidir. Bu üç kök harfin önüne, içine ya da sonuna bir ya da aynı anda birden çok yapım eki getirilerek mastar, ism-i fâil, ism-i mekân gibi yeni isimler türetilir. Aynı yol ile üç harfli bir fiilden geçişlilik, dönüşlülük, mübâlağa gibi farklı anlamlar ifade eden yeni fiiller türetilebilir. Çekim ekleri kelimenin kök anlamında herhangi bir değişiklik yapmaz. Bu ekler eklendikleri kelimeleri sayı, cinsiyet, zaman, belirlilik gibi yönlerini ifade ederler. Arapçada eklendikleri kelimelere nitelik ve nicelik yönünden herhangi bir etkide bulunmayan şekil ekleri vardır. Hatta çoğu sadece yazıda bulunur, telaffuz edilmezler. Arapça adedi bir ila üç arasında değişen sözcüğün başına, ortasına ve sonuna ek alabilen bir dildir. Tespit edilen bu ekler şöyle sıralanabilir: isim yapım ekleri; ا/elif, ة/ta, م/mim, ن/nun, و/vav, ي/ya, şedde, fiil yapım ekleri; ا/elif, ب/ba, ت/ta, ما/ma, ن/nun, ayne'l fiil harfinin tekrarı, س/sin, şedde, و/vav, ي/ya, isim çekim ekleri; ا/elif, ء/hemze, اء/elif-i memdude, ى/elif-i maksura, ة/ta, ل/lam, م/mim, ن/nun, şeddeli nun/نّ, şedde, و/vav, ي/ya, fiil çekim ekleri; ا/elif, ت/ta, ن/nun, م/mim, ن/nun, şeddeli nun/نّ, و/vav, ي/ya, isim şekil ekleri; ا/elif, و/vav, ي/ya fiil şekil ekleri; ا/elif, ن/nun و/vav.

ArapçaDil bilgisiDil bilgisi-ekler+3
Emine Merve Aytekin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ramazan el-Bûtînin Kur'an ve tefsire dair görüşleri

Bu çalışma, Muhammed Saîd Ramazan el-Bûtî'nin tefsir ilmi ve ulûmu'l-Kur'an'a dâîr görüşlerini ele almaktadır. Çalışmada Bûtî'nin kitap, eser ve makaleleri incelenmiş, Kur'an'a dâir çeşitli konular, tefsir ilminin bazı meseleleri hakkındaki görüş ve tercihleri bir araya getirilmiştir. Araştırma, Bûtî'nin ulûmu'l-Kur'an ve tefsir alanındaki çalışmalarını, bu alanlara katkılarını ve emeklerini gün yüzüne çıkarmakta ve bu konuya ne kadar önem verdiğini gözler önüne sermektedir. Ayrıca araştırma, Bûtî'nin görüşlerinde dayandığı dinî, ilmî ve fikrî metodolojiyi de açıklamaktadır. Bu çalışma üç temel bölüm içermektedir. İlk bölüm; Bûtî'nin hayatının farklı yönlerini incelemenin yanında onun ilmî kimliğini ve konumunu, kitaplarını, eserlerini, programlarını, hayatı boyunca bulunduğu makamları ve yerine getirdiği vazifeleri ele almaktadır. Ayrıca müellifin fikirlerine, görüşlerine ve ilmî metodolojisini de değinmektedir. Araştırmanın ikinci bölümü ise vahiy olgusu, tefsir ve te'vil, işârî tefsir, Kur'an kıssalarının târihî değeri, Kur'an'daki tekrarlar, muhkem ve müteşâbih, Kur'an ve sünnet ilişkisi, tefsir ve siyer ilmi arasındaki ilişki ve Kur'an'da tederrüc gibi ulûmu'l-Kur'an ve tefsire dâir bir takım konularla ilgilidir. Araştırmanın üçüncü bölümü Kur'an-ı Kerim ve tefsire dâir günümüzde ortaya atılan meseleler hakkındadır. Kur'an-ı Kerim'in bilimsel tefsiri, Kur'an'ın modern dönemde anlaşılması, oryantalizm, oryantalistler ve cihad gibi çeşitli konu ve başlıkları incelemektedir. Çalışmada İslami ilimlerin birçoğunda eser telif eden, klasik ve modern konuları derinlikli bir şekilde ele alan Bûtî'nin geleneksel anlayışa sahip bir âlim olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

El- ButiKur'an-ı KerimOryantalizm+3
Hasan Ahmed Mohammed Al-azazı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bilimsel tefsir adına incelenen ayetlerde bağlamın gözetilmesi problemi

Kur'ân ayetleri tarih boyunca farklı bakış açılarına göre ele alınıp yorumlanmıştır. Farklı bakış açılarına sahip olan ilim adamlarının amacı, Kur'ân'ı en doğru şekilde anlamak olmuştur. Bu amaç doğrultusunda, Kur'ân'ı yorumlama çabaları çerçevesinde birbirinden farklı konuları ele alan birçok tefsir çeşidi ve tefsir ekolü ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan ekollerden birisi de Kur'ân'daki ayetlerin bilimsel bilgi içerip içermemesi yönüyle ele alındığı bilimsel tefsir ekolüdür. Bu çalışmamızda Kur'ân ayetlerinin iddia edildiği gibi tarihi süreç içerisinde ortaya çıkarılan bilimsel gerçeklerden bahsedip bahsetmediğini, ayetlerin bilimsel yönlerinin olup olmadığını ve ilgili ayetlerin bilimsel tefsir adına yapılan yorumlarının bağlamlarına uygunluğunu tespit etmeyi amaçlamaktayız. Zira yapılan yorumun, metnin bağlamına ve kastettiği anlamına uygunluğu, metni doğru anlama açısından büyük önem arz etmektedir. Çalışmamız tefsir ve çeşitleri hakkında yapılan genel bir tanıtım ile başlayıp, bilimsel tefsirin tarihi serüveninin incelenmesi, bağlama uymanın önemi ve bilimsel tefsir metodunda yaşanan bağlam probleminin ele alınması şeklinde dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda; Kur'ân'ın bilimsel tefsiri yapılırken kullanılan ayetler tespit edilmiş, özellikle klasik tefsir kitaplarından bu ayetlerin bağlamları incelenmiştir. Ayrıca ayetlerin gerçek bağlamlarına ulaşabilmek adına sahâbe ve tâbiûn dönemi tefsirlerinden onların anladığı ilk anlamlara ulaşarak, bu anlamlar ile bilimsel tefsir ekolünün ulaştığı anlamların karşılaştırması yapılmıştır. Yani bilimsel tefsir adına yapılan yorumların, ayetlerin bağlamına ne kadar uygun olduğu incelenip açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Bilimsel Tefsir, Bağlam, Kur'ân ve Bilim.

AyetlerBilimsel açıklamaBilimsel bilgi+5
Nuri Bozkurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şemseddin Ahmed el-Hayâlî'nin kelâmî görüşleri -Hâşiye alâ Şerhi'l-Akâidi'n-Nesefiyye bağlamında-

Ele aldığımız eser üç kısımdan meydana gelmektedir. Bu çalışmayı ele almamızdaki asıl hedefimiz Molla Hayâlî‟nin kaleme aldığı eserindeki kelâm metodu ve akâid konulara bakış açısıdır. Diğer yandan bulunduğu toplumun sosyo-kültürel ve ilmi birikiminin müellifin eseri üzerindeki etkilerini ve dolayısıyla kelâm kültüründeki pozisyon ve boyutunu da gözler önüne sermektir. Eserin ilk bölümünde Hayâlî‟nin kişisel bilgilerine yer verilmiştir. Yaşadığı ortam, eğitimi ve bunların bir sonucu olarak ortaya koyduğu ilmi kişiliği titizlikle incelenmiştir. Bilinen eserleri zikredilirken, yoğunluk tez konusu olan Hâşiye alâ Şerhi‟l-Akâid üzerine olmuş ve bu eserin dakikliği ile yetkinliği ifade edilmiştir. İkinci bölümde ise öncelikle bilgi bahsi işlenmiştir. Bilginin tanımı ile başlayan bu bölüm, bilginin hangi yollardan elde edileceği ve bilginin doğrulunu ifade eden kıstasların ne olduğu yönündeki izahatlarla devam edilmiştir. Daha sonrasında varlık konusu işlenerek Allah ile mahlûkat arasındaki farklar ve Allah‟ın varlığı ile birliğini ispat etme çabasında kullanılan deliller zikredilmiştir. Üçüncü bölüme gelince, bu bahiste Allah‟ın selbî ve subûtî sıfatları işlenmiş ve etraflıca açıklanmıştır. Ardından kulun iradesi ve kudreti dâhilinde nelere kudretinin yetebileceği, cüz-i iradenin sınırları ve ilâhi irade konusu mevcut eser dikkate alınarak işlenmiştir. Nübüvvât ile sem‟iyyât konularının işlenmemesinin ve tezimizin üç başlıktan oluşmasının sebebi, Hayâlî‟nin bu konular hakkında detaylı açıklamalarda bulunmamasıdır. Dolayısıyla, bu tez kapsamında Hayâlî‟nin ağırlık verdiği bilgi ve ilâhiyyât konuları üzerinde yoğunlaşmasına özen gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hayâlî, Teftâzânî, Şerhu‟l-Akâid, Hâşiye alâ Şerhi‟l- Akâid, Kelâm.

Mehmet Birlik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hamdullah b. Hayreddin'in 'Umdetü'l-'İrfân fî Vasfi Hurûfi'l-Kur'ân isimli eseri çerçevesinde harflerin mahreçleri ve sıfatları

Bu çalışmamızda, Kânûnî Sultan Süleyman zamanında yaşamış Hamdullah b. Hayreddin Efendi'nin (ö. 983/1575), zamanın hafızlarının çeşitli namelerle seslerini yükselterek fakat harf çıkışlarına dikkat etmeksizin Kur'ân okumaları ve bununla övünmeleri üzerine yazdığı "'Umdetü'l-'İrfân fî Vasfi Hurûfi'l-Kur'ân" isimli Arapça manzum eserini inceledik. Müellif, Kânûnî'ye ithâfen yazdığı bu eserin ilk bölümünde o dönemin Kur'ân okuyucularının ahvâlinden ve Kur'ân tilâvetinde yapılan hatalardan bahsetmektedir. Eser, harflerin mahreçleri, sıfatları, harflere göre sıfatlar, aynı mahreçten çıkan harfleri ayırt eden sıfatlar, kalın ve ince okunan harfler gibi bölümlerden oluşmaktadır. Biz bu çalışmayı yaparken bu eserin Osmanlıca şerhi olan ve müellif tarafından yazılan "Cevâhiru'l-İkyân fî Şerhi 'Umdeti'l-'İrfân" isimli eserden de istifade ettik. Konumuz kırâat ilminin bir alt konusu olduğu için tezimizin ilk bölümünde kırâat ilminin doğuşu, gelişimi ve nasıl yayıldığını anlattık. İkinci bölümde müellifin hayatından ve eserlerinden bahsettik. Uzun yıllar Ayasofya Camii'nde hatiplik yapan ve bundan dolayı kendisine "Hatîb-i Ayasofya" denilen müellifin daha çok kırâat alanında eserler yazmakla birlikte edebiyat alanında da eserlerinin olduğunu tespit ettik. Üçüncü bölümde ise hem farklı kaynaklardan hem de müellifin eserinden istifade ederek önce mahreç bölgelerine göre harflerin mahreçlerini saydık, sonra "elifbâ"daki sırasına göre, daha sonra da müellifin eserine göre harf harf mahreçleri sıraladık. Yine hem farklı kaynaklardan hem de müellifin eserinden yararlanarak harflerin sıfatlarını tespit edip, zıtlı ve zıtsız olarak izahını yaptık. Daha sonra müellifin eseri çerçevesinde her harfe ait meşhur olan ve meşhur olmayan sıfatlar şeklinde yazdık. Son olarak da aynı mahreçten çıkan harfleri ayırt eden sıfatları izah ettik.

Dil bilgisi-sıfatHamdullah bin Hayreddin EfendiHarfler+3
İsmail Oğuz Çatak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kadının fiillerinde irade hürriyeti

Yakın dönem kelamcıları, kadın meselesini onun hakları, statüsü, varlığı, değeri üzerinden ele almıştır. Daha önce kadının fiillerinde irade hürriyeti açısından konu ele alınmadığı için böyle bir çalışmaya gereksinim duyulmuştur. İslâm toplumlarında kadına biçilen roller erkeğe biçilen rollerden daha farklı işlenmiştir. Birtakım İslâmi öğretilerle iradesi sınırlandırılan kadın, sosyal alanda kendini ifade edememiştir. Bu sebeble İslâm'ın daha doğru anlaşılmasını sağlayabilmek adına birtakım izahlarla konu ele alınmıştır. Çalışmada dini öğretilerde yer alan problemli yaklaşımlara hukuk, sosyo-kültürel ve din anlayışları perspektifinden yaklaşılarak kadına verilen sorumluluk, rol-model ve fiil ehliyeti meselesi aydınlığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.

FiilFiil ehliyetiKadınlar+6
Fatma Betül Temel
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an'da imani konuların aklen delillendirilmesi

Akıl, dinen sorumlu olabilmenin ilk şartıdır. Bunun gereği olarak Kur'ân, muhataplarına hitap ederken aklı ön plana çıkaran bir delillendirme yöntemi benimsemiştir. Bu durumun, akletmeye vurgu yapan muhtelif kavramlarla olması, akletmenin önemini ve değerini göstermektedir. Zira Kur'ân'da aklın kullanılmaması durumunda kişinin, pislik içinde kalacağı belirtilmiştir. Bütünüyle hidayet rehberi ve kaynağı olan bu Kitap, birçok yerde karanlıklar içinde olan insanlığı, akletmesi durumunda aydınlığa çıkaracağını da bildirmiştir. Akletmek suretiyle yaratılanların en üstünü ve şereflisi olan insanın, bu fıtrî durumuna uygun hareket etmemesi, muhakkak ki zulüm olacaktır. Bu sebeple başta akıl ve delil ile ilgili konuların genişçe ele alınması ve ardından insanlığın en önemli ihtiyacı olan iman ile ilgili esasların aklen delillendirilmesi önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra insanlığın güncel problemleri olan maddeyi esas alan akımların naklen gelen bilgileri kabul etmemesi, onlara karşı aklen delillendirmeyi gerekli kılmaktadır. Tahkîkî iman konusu da aklen delillendirme ile bir bütün mesabesindedir. Bilindiği üzere taklîdi iman, geçerli olmasıyla beraber bir geçiş aşaması konumundadır. Kur'ân'ın, akletmeye ilişkin ayetleri, tahkîkî imanı mümkün kılmakta ve böylece Kur'ân, muhataplarından tahkîkî iman ile tahkik üzere düşünce ve yaşamayı talep etmektedir. Bu sebeple bunların hangi ayetlerde yer aldığı ve uygulanabilirlik durumunun bilinmesi, fiiliyata geçirilmesi açısından önem taşımaktadır. Akla vurgu yapan ayetleri temel alan bir bakış açısının, aklın öncülüğünde naklî hakikatlerin özüne vâkıf olacağı kanaatindeyiz. Bu çalışmada da akıl ve delil kavramları, Kur'ân perspektifinde tahlil edilecek, ayetler ile örnekleme ve pekiştirme yapılarak, Allah, peygamber, kitap ve âhiret inancı gibi iman esasları ile imanın tahkîkî olması gibi konular ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur'ân, İman, Akıl, Delil, Tahkîkî İman.

AkılKur'an-ı Kerimİman+1
Muhammet Emin Çalıklı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ebu Muhammed Bedruddîn Mahmûd el-Aynî'nin "Şerhu Süneni Ebî Davud" ve "Umdetü'l-kârî fî Şerhi Sahihi'l-Buharî" eserlerindeki Kitabu's-Salat bölümünün mukayesesi

Bedruddîn Mahmûd el-Aynî, çok sayıda eser yazmış hicrî IX. asrın önde gelen âlimlerindendir. Bu çalışma, Şerhu Süneni Ebî Dâvûd ve Umdetü'l-kârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî eserlerinin namaz bölümleri çerçevesinde ele alınmıştır. Tezde, iki eserin namaz bölümlerinde bulunan benzer hadislerden ve bablardan yararlanmak suretiyle kıyaslama yapılmıştır. Bu iki eser arasındaki farklılıklar ve benzerliklerin bulunması amaçlanmıştır. Tezde eserlerin nüsha farklılıklarına, Aynî'nin her iki eserinde diğer âlimlere yaklaşımlarına, bab başlıklarında bulunan benzerliklere dikkat çekilmiştir. Bir hadis açıklanırken ele alınan konular bağlamında hadislerin sıhhatinin incelenmesi, isnâd beyanı, ricâl beyanı, tahrîc beyanı gibi konuların Aynî tarafından ele alınma şekli, mukayeseli olarak incelenmiştir. Yapılan çalışmanın sonunda Şerhu Süneni Ebî Dâvûd ve Umdetü'l-kârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî eserlerinde bulunan hadislerin, ayetler ve diğer hadislerle delillendirilme biçimleri ve ihtilaflı hadislerin yorumu ele alınmıştır. Kısaca Aynî'ye ait bu iki eser arasında yöntemsel farklılıklar tespit edilmekle beraber, Aynî'nin yorumları kapsamında birbiri ile çelişen farklılıklara rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Hadis, Aynî

Bedruddin el-AyniHadisNamaz+5
Meryem Nur Gözükara
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessAR

İbn Berhân's views on ictihad in his book of el-Vusûl ile'l-usûl.

This thesis examines the views of Ibn Barhan (d.518/1124) about ijtihad (independent judicial reasoning) in his work named al-Wusul ila al-Usul. It studies his life, teachers, the personalities who influenced him, his views regarding ijtihad and taklid (following a mujtahid). The study has found out that Ibn Barhan did not strictly follow his predecessors and did not always share the perspectives of his teachers meaning that he was able to think independently. It has also revealed that he had the view that the Prophet Muhammed exercised independent judicial reasoning, and mujtahids cannot follow the views of sahaba (the companions of the Prophet), and each mujtahid reached the right opinion, and people can follow any mujtahid whom he desires. The view attributed to Ibn Barhan that people does not have follow a specific mujtahid in all matters has not been verified. The subjects which he examined in his book are still under discussion.

Bilal Demir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Modern dünyada klasik bir Sünni yaklaşım olarak Habeşilik ve Türkiye'deki durumu

Abdullah el-Habeşî, Habeşistan'ın Herer şehrinde 1910 yılında Müslüman bir ailede dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini doğduğu şehirde aldıktan sonra Habeşistan'ın farklı şehirlerine ve bölgelerine ilim öğrenmek için çeşitli yolculuklar yapmıştır. Aldığı eğitimlerden ve yaptığı yolculuklardan sonra Etiyopya ve Somali civarında tanınır hale gelmiş, bu durum Herer'in müftüsü gibi itibar görmesine sebep olmuştur. Habeşî'nin düşünceleri, içinde yaşadığı siyasal yapıyla çoğu zaman ters düşmüş, bundan dolayı Habeş kralı tarafından 1947 yılında ülkeden uzaklaştırılmıştır. 1950 yılında Beyrut'a geldikten bir süre sonra el-Ezher Üniversitesi'nin Lübnan'daki şubesi tarafından bir şeyh olarak kabul edildiği için Lübnan'da ciddi taraftar kitlesi kazanarak birçok alanda faaliyetlerine başlamış ve fikirlerini yaymıştır. Habeşîler Cemaatinin şeyhi ve lideri olarak ünlenen Habeşî, 2 Eylül 2008 yılında doksan sekiz yaşındayken Beyrut'taki evinde vefat etmiştir. Habeşî kendisinin ve cemaatinin Ehl-i Sünnet'e mensup olduklarını ve bulunduğu coğrafyada yaşayan radikal İslâmî grupların aşırı şiddet söylemlerinden farklı bir yol izlediklerini belirterek bu kitle tarafından tepkileri üzerine çekmiştir. Cemaat günümüzde hem Lübnan'da hem de Dünya'nın farklı ülkelerinde dernekler aracılığı ile faaliyetlerine devam etmektedir. Türkiye'de ise Hıdır Yeşilyurt liderliğinde faaliyetlerini sürdüren cemaat, Habeşî'nin kitaplarını Türkçe'ye çevirerek taraftarlarına sunmakta ve fikirlerini ortaya koymaktadır. Cemaat çeşitli yayın kuruluşları ve dernekler aracılığı ile ülkemizde faaliyetlerine devam etmekte ve taraftar kitlesini arttırmaya çalışmaktadır.

Dini akımlarHabaşilerKur'an-ı Kerim+7
Büşra Karasu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tefsir geleneğinde Hz. Meryem

Kur'ân'da ismiyle açıkça zikredilen tek kadın Hz. Meryem'dir. Kur'ân'da on iki farklı sûrede, otuz dört defa "Meryem" isminin geçmesi ve müstakil bir sûreye isim olması Hz. Meryem'i özel kılmaktadır. Kur'ân'ın bu müstesna kadına verdiği önem, tefsir kaynaklarında ele alınmış, bu eserler Hz. Meryem'le ilgili bilgiler vermişlerdir. Batıda, bir kült haline getirilen Hz. Meryem çok geniş bir yelpazede incelenmiş, iman ve tevhidi önceleyen Kur'ân ise Hz. Meryem'i seçkinliği, kulluğu, teslimiyeti ekseninde anlatmıştır. Bu çalışmada tefsirlerde Hz. Meryem'le ilgili yorumlar tespit edilmiş ve bu yorumların beslendiği zemin ortaya konulmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde Hz. Meryem'in Hıristiyanlık ve Yahudilikteki statüsü belirlenmiştir. "Kur'ân'da Hz. Meryem'in tarihi şahsiyetinin konu edinildiği ikinci bölümde, tefsirler Hz. Meryem'in ailesi, annesinin onu adaması, Meryem isminin verilmesi, güzel bir bitki gibi yetiştirilmesi, bakım ve himayesi gibi mevzular bakımından incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise tefsir geleneğinde anne olma süreci ve teslisin bir unsuru olup olmaması, âyet kılınması, vahiy veya ilhama mazhar olması bağlamında Hz. Meryem'in teolojik kimliği araştırılmıştır. Yaptığımız araştırma sonucunda, tefsirlerde bu konunun, Yahudilerin Hz. Meryem'e attıkları zina iftirasına karşı onun iffetini vurgulayan, öte yandan Hıristiyanların Hz. Meryem'i Tanrı'nın annesi olarak görmesini sert biçimde reddeden Kur'ân'ın üslubuna paralel bir şekilde ele alındığı görülmüştür. Tefsir geleneğinde, Hz. Meryem hakkında İsrâiliyat türünden bilgilere yer verilmekle birlikte Hristiyan teolojisine ait eserlerden farklı olarak İslâm'ın tevhide verdiği önemi yansıtan bir anlatım tarzı kullandığı anlaşılmıştır.

Hz. MeryemKur'an-ı KerimTefsir+1
Zeynep Aktürk Şahin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Mâturîdî'de ilâhî hikmet ve insan fiilleriyle ilişkisi

Ebû Mansûr el-Mâturîdî, Semerkant havzasında yetişmiş Türk ve İslam dünyasının önemli düşünürlerinden biridir. İmam-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin inançla ilgili görüşlerini sistematize eden Mâturîdî, inanç sahasında kendi adıyla adlandırılan "Mâturîdîlik" mezhebinin kurucusudur. Onun Te'vîlatü'l-Kur'an ve Kitâbü't-Tevhid adlı eserlerinde hikmet en temel kavramdır. O, hikmeti her şeyin gayesi, hakikati anlamında kullanmış ve âlemde hiçbir şeyin amaçsız, boşu boşuna var edilmediğini savunmuştur. Ona göre ilahî fiillerin hiçbiri hikmet dışında değildir. Çünkü hikmetin zıddı sefihlik, cehalet ve kendini bilmezliktir. Kelâm âlimleri de hikmeti "gâye, adalet, sebep, bilgi" şeklinde açıklamış; Allah'ın Hakîm, fiillerinin de hikmetli olduğunu ve hiçbir fiilinde zulüm veya sefehin söz konusu olamayacağını ifade etmişlerdir. Mâturîdî'nin düşünce dünyası, yaratıcının âlemde yarattığı her bir varlığı hikmetle var ettiğinden yola çıkarak, insanın Allah'ı bilmesi ve yaşamına hikmet sayesinde anlam katması üzerine kuruludur. Onun hikmet anlayışı epistemolojik ve etik bir yapı oluşturmaktadır. Bu yapı içerisinde akıl vahye rakip değil tamamlayıcıdır. İnsan ilahî hikmetleri ve sorumluluğunu akıl ve vahiy birlikteliğiyle öğrenir. Mâturîdî, kader-kaza, iyilik ve kötülük (hüsün-kubuh), âhiret, hayır ve şer, emir ve nehiy, nübüvvet, nimete karşı şükür gibi yaratılış ve ilahî fiillerle ilgili birçok konuyu hikmet anlayışıyla temellendirmiştir. İlâhî fiillerin hikmeti ya lütuf ya da adalet olarak görülür. Dolayısıyla hikmet, ilahi irade ve kudreti sınırlandırmak anlamına gelmez. Mâturîdî'de hikmet hem Allah'ın irade ve kudretini hem de insanın özgürlüğünü temellendirme çabasıdır. Eş'ariyye mezhebinde ilahî hikmet anlayışının yerini ilahî irade ve kudret alırken; Mu'tezile'de hikmet, yaratıcının bir lütfu değil yaratıcı için bir zorunluluktur. Anahtar kelimeler: Mâturîdî, hikmet, akıl, vahiy, gaye, etik.

HikmetKur'an-ı KerimMaturidi+2
Talip Kızılkaya
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tasavvuf'ta şükür ve dua anlayışı

Bu çalışma, Tasavvuf anlayışında şükür ve dua kavramları hakkındadır. Allah-insan ilişkisi bağlamında ön plana çıkan bu iki kavram sûfîlerin yaşantısında önemli bir yere sahip olmuştur. İslam'ın pratik hayata yansımalarının görüldüğü tasavvufta ana husus Allah sevgisidir. Bu sevginin temelinde ise O'nu tanımak vardır. Bu ancak insanın kendisini tanımasıyla mümkün olacaktır. Şükür, nimetlerin hakiki sahibini tanımaktır. Aciz olduğunun farkında olan insan Yüce Allah'ı tanır ve nimetlerin O'ndan geldiğini bilerek şükreder. Bundan sonra, O'nunla iletişim kurmak ister ve dua eder. Giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıklarına değinildi. Birinci bölümde, "şükür" kavramının sözcük ve terim anlamları vererek Kur'an ve hadislerdeki yerini ortaya koymaya çalıştık. Burada karşımıza çıkan şükrün kısımlarını, başlıklar halinde, sûfîlerin görüşlerine yer vererek açıklamaya gayret ettik. Daha sonra klasik tasavvuf kaynaklarında şükür başlığı altında konuya geniş yer veren mutasavvıfların görüşlerine yer verdik. İkinci bölümde "Dua" konusuna değindik. Duanın tanımı, ayet ve hadislerdeki konumu, tasavvuf literatüründeki görüş farklılıklarını ve ilişkili olduğu bazı kavramları açıklamaya çalıştık. Sonuç olarak ise Tanrı-insan ilişkisi üzerine odaklanan tasavvufta şükür ve duanın birbiri ile bağlantılı kavramlar olduğunu tespit ederek çalışmamızı tamamladık. Anahtar kelimeler: Tasavvuf, Şükür, Dua, Hamd, Nimet

DuaKur'an-ı KerimTasavvuf+3
Hatice Tokyay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tasavvufta Kurb ve Bu'd anlayışı

Bu çalışmamızda tasavvuf literatüründe diğer kavramlara göre daha az yer alan "kurb" ve "bu'd" kavramlarını ele almaya çalıştık. Ayet ve hadisler ışığında her iki kavramı da analiz edip mutasavvıfların görüşleri doğrultusunda konuyu izah etmeye gayret ettik. Çalışmamızda Yüce Allah'a nasıl yakınlık (kurb) kazanılır? Yüce Allah'tan uzaklaşmanın (bu'd) alametleri nelerdir? Yakınlık ve uzaklığa sebep olan ve buna neden olan yollar nelerdir? gibi birçok sorunun cevabına yer verdik. Kurb, Hakk'ın emir ve buyruklarını yerine getirerek, nafile ibadetlerle birlikte Yüce Allah'a yakınlaşmadır. Kurbun zıttı olan bu'd ise Cenabı Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelerek bunda ısrarcı bir tavır takınıp Allah'tan uzaklaşmadır. Allah, kulunun kendine yakınlaşması için birçok imkân yaratmıştır. Kula düşen gerek namaz, oruç, kurban ve hac gibi farzlar, gerekse sabır, şükür, dua yahut zikir gibi nafilelerle Hak Teâlâ'ya yaklaşmaktır. Kalbinden masivayı sıyıramamış bir kişi, Yüce Allah'a olan yakınlık hakkını kaybetmiş demektir. Kalp, masivadan yalnızca tövbe, uzlet ve riyazet gibi nefsin hoşlanmadığı şeylerle uzaklaşmaktadır. Kul ömür sermayesini nefsine uzak Rabbine yakın olma gayreti içinde tüketmelidir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, kurb, bu'd, oruç, namaz, kurban, hac

Kur'an-ı KerimKurbanNamaz+7
Rabia Sipahi
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Râfiî'nin Fethu'l-Azîz isimli eserinde Ebû Hanîfe'ye nispet edilen görüşlerin tespit ve tahlili (Had cezaları özelinde)

Râfiî el-Kazvînî, bugünkü İran topraklarında doğmuş ve tarihte kendisinden Alimu'l-'acem ve'l-Arab olarak söz ettirmiş Şâfiî bir alimdir. Mezhep içerisindeki dağınık görüşleri toplaması ve sahih olan ile şaz olan görüşleri birbirinden ayırıp mezhebin görüşünün belirlenmesinde önemli bir rol oynaması sebebiyle kendisine iki şeyten biri anlamına gelen "şeyhân" unvanı takdir edilmiştir. Râfiî, çok sayıda eser telif etmiş, bu eserler içerisinde en önemlilerinden birisi de hiç şüphesiz Gazzâlî'nin el-Vecîz'i üzerine yaptığı şerh çalışması Fethu'l-azîz'dir. Şâfiî Mezhebine ait olan görüşlerin aktarılıp zayıf ve sahih olan görüşleri belirtmesi, farklı mezhep imamlarının görüşlerini aktarıp delilleri tartışması mukayeseli bir fıkıh kitabı havası katmıştır. Râfiî, Fethu'l-azîz isimli eserinde özellikle Ebû Hanîfe'ye diğer imamlara nispetle daha fazla atıfta bulunmuştur. Çalışmamız, giriş, üç ana bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmamızın önemi, kapsamı ve yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Râfiî el-Kazvînî'nin hayatı, mezhep içerisindeki konumu ve özelde Fethu'l-azîz olmak üzere diğer eserleri de tanıtılmıştır. İkinci bölümde ise okuyucularımıza tezimizin ana konusu olan üçüncü kısmı daha iyi anlamlandırabilmeleri için temel teşkil edecek İslam ceza hukuku ile ilgili bazı bilgiler verildi. Üçüncü bölümde ise tezimizin ana konusu olan Fethu'l-azîz'de Ebû Hanîfe'ye nispet edilen görüşlerin tespit ve tahlili yapıldı. Sonuç kısmında ise çalışma hakkında bilgi verilerek ulaşılan sonuçları bir veri halinde okuyucuların istifadesine sunuldu.

Ebu HanifeKazviniKur'an-ı Kerim+3
Yunus Coşkun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gazi ravîler

Gazi ravîler ilk üç asırdaki savaşlarda dinî, sosyolojik, tarihi, ekonomik, siyasî ve askeri strateji açısından önem taşımaktadır. Onlar rivayet ettiği hadisleri ile çeşitli savaşlarda müslümanlara örnek olmuştur. Sahabeden pek çoğu gazvelere katılarak Hz. Peygamber'in savaşları hakkındaki hadisleri bize güvenilir bir şekilde ulaştırmışlardır. Sonra tâbiûn ve etbâu't-tâbiîn döneminde bazı ravîler savaş bölgelerine gidip gazvelerle ve hadis rivayetleri ile meşgul olmuşlardır. İslâm coğrafyacıları bu bölgelere, Bilâdü's-Suğûr (sınır şehirleri) ismini vermiştir. Bu çalışmada, ilk üç asırda hadis rivâyetleri ile öne çıkıp, savaş meydanlarında önemli role sahip olan kırk (40) gazi hadisçinin örnek ahlâkî davranışlarına dair ifadeler ortaya konulup nakiller yapılmıştır. Gâzi muhaddislerin yaşamı, rivayet ettiği hadisleri, ilmî eserleri, gazve konusundaki sünneti anlama yöntemleri incelenmiştir. Ayrıca gazi ravîlerin genel bir değerlendirilmesi yapılarak bu ravîlerin gazveye bakış açıları, ortak yönleri ve farklı görüşleri analiz edilmiştir.

GazilerHadisKur'an-ı Kerim+3
Yımıng Saıfula
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ferit Aydın'ın Nakşibendiliğe yönelik eleştirileri

Çağdaş yazarlardan Ferit Aydın'ın Nakşibendilik Eleştirisi ile ilgili hazırlanan bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Ferit Aydın'ın özelde Nakşibendiliğe, genel olarakta Tasavvufa yönelttiği eleştirileri konu almaktadır. Girişte, konunun amacı ve önemi, araştırmanın metodu ve kaynakları, ilgili literatür ve araştırmanın tasavvuf araştırmalarına katkısı hakkında bilgi verilmiştir. Aynı zamanda Tasavvuf, Tarikat ve Nakşibendilik hakkında da genel bir değerlendirme yapılmıştır. Nakşibendiliğin Türkiye'deki tarihsel seyriyle alakalı bilgiler aktarılmıştır. Birinci bölümde Ferit Aydın'ın yaşadığı siyasi, sosyo ekonomik, ilmi ve kültürel çevre göz önünde bulundurulmuştur. Hayatı ve ilmî kişiliği gerek tasavvuf gerekse farklı konularla ilgili kaleme aldığı makaleler ve kitaplar hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Türkiye'de Nakşibendiliğe yöneltilen eleştiriler ele alınmıştır. Ayrıca Ferid Aydın'ın Nakşibendilikteki tasavvufi kavramlar ve ıstılahlarla ilgili düşüncelerinden ve eleştirilerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise Aydın'ın Nakşibendiliğin yapılanmasına, ritüel ve uygulamalarına yönelik tenkitlerine yer verilmiş, ayrıca Nakşibendi tarikatlarının siyasi yaklaşımlarına ve toplumla kurdukları ilişkilere yönelik tenkit ve değerlendirmeleri de ele alınmıştır. Sonuç olarak Ferit Aydın'ın kaleme almış olduğu eserin ve eserinde ortaya koyduğu tenkitlerin ilmî yeterlilik düzeyinde olmadığı tespit edilmiştir. Geçmişten ve günümüzden seçilmiş olumsuz örnekler üzerinden genellemelere ulaşmasına ve eleştirilerinde kullanmış olduğu kavramsal arka planın tutarsızlığına dikkat çekilmiştir.

Aydın, FeritKur'an-ı KerimNakşibendiyye tarikatı+3
Mustafa Cevher
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Mahreç sistemli sözlüklerin Arap gramerinin gelişmesindeki rolü

Arap dilinin unsurları İslamiyet'ten önce daha çok sözlü formlarla öğrenilip aktarılmıştır. İslamiyet ile birlikte gittikçe yaygınlaşmaya başlayan okuma-yazma ve kayıt altına alma süreci, gramer çalışmaları ve dilin lafızlarını toplama çalışmaları ile devam etmiştir. Buna etki eden sebeplerin başında, fetih hareketlerinin artmasıyla başlayan Kur'an'ı yanlış okuma ve sonraları da Arap dilini benzer hatalara karşı koruma refleksi yatmaktadır. Önceleri küçük risaleler halinde başlayan bu çalışmalar daha sonra Arap dilinin tüm lafızlarını toplamak amacıyla kapsamlı eserlere dönüşmüştür. Bu sözlüklerin başında da Halîl b. Ahmed'e (ö. 175/791) ait olduğu kabul edilen Kitâbu'l-'ayn adlı eser yer alır. Harflerin mahreci esas alınarak kendine has bir yöntemle hazırlanmış bu sözlüğü daha sonra el-Bâri' fî ġarîbi'l-luġati'l-'Arabiyye, Tehẕîbu'l-luġa, el-Muḥkem ve'l-muḥîṭu'l-aʿẓam fi'l-luġa gibi başka çalışmalar da izlemiştir. Hicri ilk beş yüzyıl içerisinde kaleme alınmış olan bu sözlüklerde sadece dile ait lafızların anlamı izah edilmemekte, Arap dilinin gramerine ait çok kıymetli tespitler ve yorumlar da yer almaktadır. Araştırmada, öncelikle yukarıda adı geçen sözlüklerdeki Arap grameri ile ilgili yapılmış olan tespit ve yorumlar ile kendi aralarındaki etkileşim ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Akabinde bu tespit ve yorumların, çalışmanın kapsamında belirttiğimiz dönemde yaşayan müellifler ve onlara ait çalışmaları ile olan etkileşimi üzerinden Arap gramerine sunduğu katkı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. çalışmanın konusu ve önemi, amacı, kapsamı, yöntemi ile alanda yapılmış benzer çalışmalara değinilmiştir. Birinci bölümde genel yönleriyle sözlükçülük ile araştırma kapsamında yer alan sözlüklerin genel tanıtımı ve Arap lafızlarını sunum yöntemleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, sözlüklerde yer alan sarf ile ilgili tespitler ile konu başlıklarında geçen gramer lafızlarına sözcük ve terim anlam bakımından sözlüklerin yaklaşımları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise nahiv alanı ile ilgili tespit, yorum ve konu başlıklarında geçen gramer lafızlarına dair sözlüklerin yaklaşımları işlenmiştir. Dördüncü bölümde, merkeze Kitâbu'l-'ayn alınarak tarihi silsile ile kendinden sonraki gramer çalışmalarına yaptığı etki ve sözlüklerin içeriğinde yer alan rivayetler üzerinden Arap gramerinin gelişmesindeki rolü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Arap dili, sözlük, sözlük bilim, Kitâbu'l-'ayn, sarf, nahiv.

ArapçaBiçimbilimDil bilgisi+5
Mehmet Yılmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
DoctorateOpen AccessTR

Sûfîlerin ibadetlerle ilgili ahkâm ayetlerine yaklaşımı

Temel İslamî bilimlerde asıl kaynak olması hasebiyle Kur'an'ın tartışılmaz bir yeri vardır. İtikadî, fıkhî ve ahlâkî hükümler ona dayandırılır. Bundan dolayı onu sağlıklı bir şekilde anlamanın önemi çok açıktır. İlk dönemden itibaren müslümanlar ayetleri anlama çabası içerisine girmişler ve bu konuda bazı metotlar geliştirmişlerdir. Tefsirde öncelikle rivayet ve dirayet metodu daha çok ön plana çıkmıştır. Rivayet metoduna göre ayetler daha ziyade rivayetlere ağırlık verilerek açıklanmıştır. Daha ilk dönemlerde ahkâm ayetlerinin fıkhî yorumları için bir metot geliştirilmiş ve ahkâm tefsirleri yazılmaya başlanmıştır. Yine erken dönemden itibaren sûfîler, ayetleri kendi mânevî tecrübelerine, kalplerine doğan manalara ve nail olduklarını beyan ettikleri bazı ilhamlara göre yorumlamışlardır. Böylece işârî tefsir metodu ortaya çıkmıştır. Bu iki anlama biçimi dirayet metodunun içerisinde değerlendirilebilir. Böyle yaparak farklı anlama biçimlerine sahip âlimler kendi anlayışlarına göre usuller geliştirmiş oldular. Sûfîlerin daha çok ilgilendikleri alan olan ahlâk ve kalbin amelleri ile alakalı ayetleri kendi mânevî tecrübelerine göre yorumlamaları normal karşılanabilir. Ancak hüküm bildiren ahkâm ayetleri hakkında yapmış oldukları te'viller konusunda farklı görüşler ortaya konulabilir. Bu tezde sûfîlerin ahkâm ayetleri hakkında yapmış oldukları ve merak edilen bu yorumlar önemli ölçüde ortaya konuldu. Bu yapılan çalışma ile sûfîlerin zâhir ilmi olarak kabul ettikleri fıkıh ilmine yaklaşımları ve yaptıkları yorumlar belirginleştirildi. Çünkü açıklanan bu durum, disiplinler arası etkileşimi göstermesi açısından önem arz etmektedir. Bu tez çalışması giriş ve beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun önemi, amacı, yöntemi ve sınırlılıkları belirtilerek bu alanda yapılmış az sayıdaki çalışmalara değinildi. Birinci bölümde bazı fıkıh tariflerine değinilip sûfîlerin fıkha bakış açıları özetlendi. Son dönemlerde gündeme getirilip tartışılan hukuk ahlâk ilişkisi de önem arzettiği için bu konuya da değinildi. Daha sonra şeriat-hakikat, zâhir-bâtın gibi tartışmalı konular üzerinde duruldu. Genel olarak âlimlerin özel olarak da sûfîlerin bilgi edinme yolları belirtildi. Ek olarak sûfîlere yöneltilen bazı tenkitlere yer verildi. Ayrıca tasavvufun tarifi, amacı ve insana bakışı incelendi. Bununla birlikte meselenin nirengi noktası diyebileceğimiz te'vil ve çeşitleri konusu açıklanarak sûfîlerin ayetler hakkında yaptıkları yorumlara te'vil denip denilemeyeceği konusu incelendi. İkinci bölümde fıkıh kitaplarının ilk konuları olan abdest çeşitleri, mutlak su, kadınların özel halleri, namazın şartları ve rükünleri, namaz çeşitleri ve fıkıh kitaplarında çok da değinilmeyen huşû konusu açıklandı. Üçüncü bölümde sûfîlerin zekât, öşür ve ilgili meselelere yaklaşımı zikredildi. Dördüncü bölümde sûfîlerin oruç ve itikâf hakkında yaptıkları yorumlara değinildi. Son bölümde ise hac ve kurban meseleleri sûfî bakış açısına göre anlatılarak tez sonlandırıldı. Bu çalışmada konu ibadetler hakkındaki ahkâm ayetleriyle sınırlandırıldığı için bu konunu dışına çıkılmamıştır.

AhkamAyetlerKur'an-ı Kerim+3
Mustafa Şeref Aydın
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kâdî Abdülcebbar'ın hadis anlayışı

İslam dininin en temel iki kaynağından birisi hiç şüphesiz hadislerdir. Dolayısıyla bu dinin doğru anlaşılması ve yaşanması da hadislerin doğru bir şekilde anlaşılmasına bağlıdır. Hadisleri anlamada, kavramada, yorumlamada ve değişik hadis türlerine yaklaşımda farklı mezhepler, ekoller ve âlimler çeşitli görüşler, bakış açıları ve metotlar geliştirmişlerdir. Bu farklı bakış açıları fıkhî ve i'tikâdî birçok ihtilafın menşei olmuştur. Bundan dolayı bu bakış açılarının net olarak ortaya konulması ve idrak edilmesi hadislerin doğru bir şekilde telakki edilmesi noktasında önem arz etmektedir. Biz de bu tezimizde Mu'tezile mezhebinin en önemli şeyhleri arasında gösterilen Kâdî Abdülcebbâr'ın hadis anlayışını ortaya koymaya çalıştık. Kâdî Abdülcebbâr Mu'tezile mezhebinin Basra ekolunun son büyük temsilcilerindendir. Kendisinin bir Mu'tezilî olması yönüyle daha çok kelam ve tefsir alanlarında temayüz etmiştir. Ancak Kâdî hadis alanında da önemli çalışmalar yapmıştır. el-Emâlî adında bir de hadis kitabı vardır. Hadisleri anlama ve yorumlamada Mu'tezilî olması sebebiyle aklı ön plana almakla hadisçilerden farklı bir yol izlemiştir. Onun bir kelamcı olması da hadisçilerin aksine hadislerin senedlerinden çok metinleriyle ilgilenmesine sebep olmuştur. Onun hadislere Mu'tezilî bir kelamcı nazarıyla baktığını, hadisleri anlama ve yorumlamada da özgün bir bakış açısına sahip olduğunu ve aynı zamanda bu sahada da önemli katkıları olduğunu söyleyebiliriz.

HadisKadı AbdülcebbarKelam+2
Muhammed Karabulut
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ca'ferî fıkıh usûlünde delillerin teâruzu ve tercih kâideleri

Ca'feriyye mezhebi, ismini mensupları tarafından masum imam kabul edilen ve aynı zamanda sünnîler tarafından da kabul gören Ca'fer es-Sâdık'tan almıştır. Bu mezhep itikadi olmasının yanında siyâsi yönü ağır basan bir fırkadır. Ahbâriyye ve Usûliyye diye iki ekole ayrılan söz konusu mezhep teâruz olduğu kabul edilen haberleri çözüme kavuştururken farklı yollar takip etmiştir. Ahbâriyye genel olarak masum kabul edilen imamların rivayetlerini ilk sıraya alırken Usûliyye istidlâl yöntemini kullanmıştır. Her iki görüşte olanlar da siyâsi bir mezhep olmalarının doğal sonucu olarak masum kabul ettikleri imamlara büyük ehemmiyyet vermişlerdir. Bu çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Ca'ferî fıkhının doğuşu, oluşumu, geçirdiği evreler ve ortaya çıkan mezhepleri ele aldık. İkinci bölümde delillerin teâruzu ve mahiyeti ile teâruzun türleri konularını ele aldık. Ca'ferî fakihlerin büyük çoğunluğu teâruz konusunu teâdül başlığı altında inceledikleri için biz de teâdül kavramını açıkladık. Özellikle bu konu anlatılırken ilk defa karşılaştığımız tezâhum kavramını da izah ettik. Tezâhum eden delillerin tercih edilme sebeplerini de teâruzu giderme konusuna ilave ettik. Üçüncü bölümde ise fakihlerin teâruzu giderme yolları olan cem' ve tevfîk, tercih, nesih, tesâkut, tahyîr ve tevakkuf konularını detaylı olarak inceledik ve izah ettik.

CaferiyyeDelilKur'an-ı Kerim+6
Rıdvan Çekme
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Burhânüddîn en-Nesefî'nin Allah anlayışı -İsimler ve sıfatlar-

İslâm düşünce tarihinde erken dönemlerden itibaren ilâhî sıfatlarla ilgili birtakım tartışmalar yapılmıştır. Müslüman coğrafyanın zamanla Ortadoğu ve diğer bölgelere yayılıp genişlemesi, fethedilen bölgelerdeki farklı din ve kültürlerle bir arada yaşamayı gerekli kılmıştır. Bu bağlamda insanlar mensubu oldukları kültüre göre bir din ve Allah inancına sahip olmuşlardır. Çalışmamız, isbât-ı vâcib (Allah'ın varlığı ve birliğinin ispatı), zât, isim ve sıfat konularını Eş'arî geleneğe mensup Burhânüddîn en-Nesefî'nin (ö. 687/1289) düşüncelerinden hareketle ortaya koymayı amaçlamakta ve bu çerçevede Nesefî'nin nasıl bir Allah anlayışına sahip olduğunu konu edinmektedir. Ayrıca ulûhiyyet tasavvurunun tarihsel arka planı ve kelâm ekollerinin ilgili düşüncelerini inceledikten sonra Nesefî'nin bu tartışmaların neresinde durduğunu tespit etmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken ilâhî sıfatlarla ilgili ayrıntılara ve mezheplerin konuyla ilgili görüşlerine detaylı bir şekilde girilmeden Nesefî merkeze alınarak derinlemesine bir yöntem takip edilmiştir. Nesefî'nin "Allah anlayışını" irdeleyen bu çalışma, giriş, sonuç ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanı sıra Nesefî'nin hayatı, ilmî kişiliği, yaşadığı dönem ve coğrafyanın siyasî, sosyal, ilmî ve kültürel karakteristiği hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; Nesefî'nin isbât-ı vâcib ile ilgili kullandığı ontolojik ve kozmolojik deliller ele alınmıştır. İkinci bölümde; Nesefî'nin Allah'ın isimleri, isim-müsemmâ ve isim-sıfat ilişkisi, isimlerin tasnîfi, isimlerin tevkîfî ya da kıyâsîliği, ism-i a'zam, kelime-i tevhîd ve esmâ-i hüsnâ konularına ilişkin düşünceleri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde; zevâid (Allah hakkında kullanılıp kullanılmaması tartışmalı olan kavramlar) ve esmâ-i zât tartışmalarına değinilmiştir. Dördüncü bölümde ise Nesefî'nin Allah'ın sıfatları, sıfatların tasnîfi, sıfatlara delâlet eden lafızlar, rü'yetullâh, hüsün ile kubuh ve Allah'ın fiillerinde 'illet konuları ile ilgili yaklaşımı analiz edilmiştir. Sonuç bölümünde de Nesefî'nin nasıl bir Allah düşüncesine sahip olduğu ortaya konmuştur.

AllahAllah`ın sıfatlarıBurhaneddin en-Nesefi+3
Ömer Fidanboy
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyh Refâhî'nin Kenzü'r-rumûz Fi't-tasavvuf adlı eseri (İnceleme -metin)

Bu çalışmada Osmanlı döneminde Kayseri'de yaşamış Şeyh Refâhî'ye ait "Kenzu'r-Rumuz fi't-Tasavvuf" adlı eser ele alınmıştır. Çalışma giriş, üç ana bölüm, sonuç ve sözlük kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın gerekçesi, önemi, amacı, yöntemi ve kaynak bağlamında sınırlılıklar üzerinde durulmuştur. İlk bölümde eserin genel tanıtımı bağlamında haiz olduğu fizikî özellikleri tanıtılarak dil ve üslûp yönü ele alınmış ayrıca eserde yer alan İslamî ilimlere ait İslam, tevhit, tasavvuf ve marifet gibi ana konulara kısaca temas edilmiştir. Ayrıca eserin muhtevasında değinilen ilim, akıl, aşk, ruh, kalb ve terk-i nefs gibi tasavvufun ana meseleleri yanında tevbe, zühd, sabr, fakr, şükr, tevekkül, rızâ gibi makamlar ile şevk, üns, kabz ve bast gibi haller üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde orijinal metne bağlı kalınarak eser transkribe edilmek suretiyle latin harflerle Türkçe alfabesine aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise eserin metni sadeleştirilerek günümüz Türkçe'sine çevirisi sunulmuştur. Sonuç kısmında ise Şeyh Refâhî'nin tasavvufun spesifik konularyla ilgili yaptığı yorumlara dayanılarak bu yorumların özgün olup olmadığı tespitine yer verilmiştir.

KayseriKur'an-ı KerimOsmanlı Dönemi+5
Şenel Aslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkçeleşmiş Arapça ifadelerden yararlanarak Türklere Arapça öğretiminin geliştirilmesi

Bu çalışma ortak kelimelere dayalı hazırbulunuşluk programını kullanılarak Çukurova Üniversitesinde okuyan Türk öğrencilere Arapça öğretimini geliştirmek üzere yapılmıştır. Program 2019-2020 öğretim yılı güz döneminde İlahiyat Fakültesi Hazırlık sınıflarından rastgele seçilmiş 35 kişilik uygulama grubu ile yine 35 kişilik kontrol gruplarına uygulanmıştır. Çalışmada mülakat yöntemi kullanılmış olup Arapçada ve Türkçede ortak olarak kullanılan kelimeler esas alınmıştır. Aynı zamanda deney yönteminden de istifade edilmiştir. Ortak kelimeler Musa ALP-Yusuf Özcan'ın "Musannaf Arabî Türkî Müşterek İfâdeler" kitabından alınmıştır. Sekiz hafta boyunca program, uygulama ve kontrol gruplarına uygulanmıştır. Araştırmada öğretim metaryelleri ile not kartı ve başarı testi kullanılmıştır. Uygulama ve kontrol grupları ortalamasında standart sapması 0,05 ≥ olan istatiksel anlam farklılıkları bulunmaktadır. Bu farklılık uygulama grubu lehinedir. Hazırlık sınıfında okuyan Türk öğrencilere uygulanan hazırbulunuşluk programının başarı testinde etkinliği ortaya çıkmıştır. Dil öğretiminin farklı merhalelerinde özellikle muhadese için hazırbulunuşluk programının uygulanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Hazırbulunuşluk, ortak kelimeler, muhadese becerisi, öğretim programı.

ArapçaArapça kelimelerDil eğitimi+6
Manar Hourıeh
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Abdulkahir el-Bağdadi'nin Tefsîru'l-Esmâ ve's-Sıfât adlı eserinin tahkiki ve değerlendirmesi

İslam düşüncesinde ilâhî sıfatlar meselesi geçmişten günümüze canlılığını koruyarak aktarılmış önemli bir problemdir. Bu konuyla ilgili birçok âlim eser yazarak alana katkıda bulunmuştur. Bunlardan biri de Eş'ari geleneğe mensup olan Abdülkâhir el-Bağdâdî'dir. Bağdâdî, kelamda Eş'arî geleneğin erken dönem temsilcilerindendir. Onun görüşleri Eş'arî ekolünü tanımak isteyenler için önemli bir başvuru kaynağıdır. Bağdâdî'nin Tefsîrü'l-Esmâi ve's-Sıfât adlı kitabı bu bağlamda konu ile ilgili kaleme alınan ilk dönem önde gelen eserlerden biridir. Her ne kadar eserin çok az bir kısmıyla ilgili tahkik çalışmaları yapılsa da günümüzde hala eser bir bütün olarak yazma halinde kütüphanelerde yer almaktadır. Çalışmamızda söz konusu eserin tamamı tahkik edilerek eser ilim dünyasına kazandırılmış ve ilgili alanda çalışmada bulunanların istifadesine sunulmuştur. Çalışmamız giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kapsamı hakkında bilgi verilmiş, ilgili kaynakların tanıtımı yapılmıştır. Birinci bölümde; esma ve sıfat konusuna dair bir literatür çalışması yapılıp alan ile ilgili bilgilendirmede bulunulmuştur. Bununla birlikte ilahi sıfatların taksimi ve genel anlamda kelam ilminde ilahi sıfatlar konusu ele alınmıştır. İkinci bölümde; Abdülkâhir el-Bağdâdî'nin hayatı, ilmi kişiliği, kendisine yöneltilen eleştiriler, Tefsîrü'l-Esmâi ve's-Sıfât adlı eseri ve bu eserin müellife nispeti, eserin önemi, eserde takip edilen yöntem ve Bağdâdî'nin genel perspektifte ilâhî isimler ve sıfatlar ile ilgili görüşleri değerlendirilmiştir. Son olarak üçüncü bölümde; eserin tahkiki yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kelam, Tahkik, Abdülkâhir el-Bağdâdî, el-Esmâ ve's-Sıfât, İlahi İsimler ve Sıfatlar.

Abdulkadir el BağdadiKur'an-ı Kerimİslamiyet
Osmankhan Sulaıman
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Te'vîlâtü'l‐Kur'ân bağlamında Mâtürîdî'nin vahiy ve nebe kavramlarına yaklaşımı

Bu çalışma İmâm Mâtürîdî'nin Kitâbü't-Tevhîd ve Te'vîlâtü'l‐Kur'ân adlı eserlerinde "vahiy" ve "nebe" kavramları özelinde ele alınan haber bilgisinin, ilgili kavramlara yaklaşımının kaynak ve bilgi değerinin ve vahiy anlayışının araştırılmasına dairdir. Bu çerçevede Mâtürîdî'nin Kitâbü't-Tevhîd'de ortaya koyduğu haber epistemolojisinin ve vahye bakışının; Te'vîlâtü'l‐Kur'ân tefsirinde pratiğe dökülmesinin incelenmesini ve eserleri arasında tutarlılık olup olmadığının tespit edilmesini konu edinmektedir. Giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmanın giriş bölümünde konu, kapsam, yöntem ve temel başvuru kaynaklarıyla ilgili genel bilgiler verilmektedir. Birinci bölümde tefsir literatüründe haber bilgisi, "nebe" ve "vahiy" kavramı özelinde tanımlanarak araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi; tefsir bilgisi özelinde haber bilgisinin neliği, kaynağı, değeri, sınırları gibi meseleler ortaya konulmaktadır. İkinci bölümde Mâtürîdî'nin haber başlığı altında ele aldığı vahyin epistemolojik temellendirmesini konu edinen Kitâbü't-Tevhîd adlı eserinde haberin ve vahyin temellendirmesinin nasıl yapıldığı ve vahyin kalp ile bağlantısı gibi konular incelenerek haber bilgisi ve vahyin mahiyeti açığa çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede Kur'ân-ı Kerîm'de "vahiy" kavramının geçtiği âyetler kategorize edilerek, Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l‐Kur'ân tefsirinde vahiy anlayışının te'vîli, kaynak ve bilgi değeri sistematik biçimde ele alınmaktadır. Bu bölümde vahyin insanın bilgi edinimini ilgilendiren boyutuna, ilham, rüya ile olan ilişkisine de yer verilmektedir. Üçüncü bölümde Mâtürîdî'nin haber anlayışının ne üzerine kurulu olduğu tespit edilmektedir. Tefsir ilminde haber bilgisinin kapsamının geniş olması ve zamansal bir kategorilendirme açısından "nebe" kavramının uygun bulunması sebebiyle ilgili kavram özelinde konu sınırlandırılarak Mâtürîdî'nin nasıl bir haber anlayışı ile âyetleri te'vîl ettiğine dair bulgular ortaya konulmaktadır. Bu çerçevede Kur'ân-ı Kerîm'deki "nebe" kavramının geçtiği âyetler kategorize edilerek, Te'vîlâtü'l‐Kur'ân'da ilgili âyetlerin Mâtürîdî tarafından yapılan te'vîline ve bizim bakış açımızdan yorumlanmasına yer verilmektedir. Sonuç kısmında ise tespitler ve neticeler aktarılmaktadır. Anahtar kelimeler: Haber, nebe, vahiy, Mâtürîdî, Kitâbü't-Tevhîd, Te'vîlâtü'l-Kur'ân.

Kur'an-ı KerimMaturidiTe`vilat`ül-Kur`an+2
Sümeyye Betül Ünüvar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam hukukunda kamu yararı bağlamında devlet başkanına karşı ayaklanma

Araştırmada yüzyıllardır güncelliğini koruyan bir mesele olan "Devlet Başkanına Karşı Ayaklanma" meselesi; İslam hukukunun temel ilkeleri bağlamında incelenecektir. Araştırmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, sınırlılıkları ve yöntemine ilişkin bilgiler yer almaktadır. Birinci bölümde devlet başkanının hak ve sorumlulukları ve İslam'da yönetim teorisi ele alışmıştır. İkinci bölümde, zalim devlet başkanına karşı halkın sorumlulukları başlığı altında, zalim devlet başkanlarına karşı nasıl hareket edilmesi gerektiğiyle ilgili âlimlerin görüşleri değerlendirilmiş olup sivil gösterilerin hükmüne dair bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise devlet başkanına karşı ayaklanma konusu İslam hukuku bağlamında ele alınmıştır. İslam Târihi'nde görülen en önemli ayaklanma örnekleri ve âlimlerin bunlara dâir görüşleri ışığında günümüzün önemli ayaklanmalarından birine dönüşmüş olan Suriye örneği özelinde devlet başkanına karşı ayaklanmanın dini hükmü üzerinde durulmuştur.

Devlet başkanıKamu yararıSuriye+3
Omar Alosman
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mekkî b. Ebî Tâlib'in el-Hidâye ilâ Bulûği'n-Nihâye adlı tefsirinde kırâat-anlam ilişkisi

Kur'ân'ı anlama ve tefsîr etmede kırâat farklılıklarının önemli bir yeri olduğu tartışılamaz bir gerçektir. Manaya etki etmesi yönüyle kırâat farklılıkları Kur'ân lafızlarının okunuş şekliyle ilgili olduğu gibi, âyetleri oluşturan kelimelerin şeklinin değişmesiyle (kelimelerin harekelerinde ortaya çıkan okuma farklılıklarıyla, kelimenin iskeletinde meydana gelen değişiklikler) ortaya çıkan bu farklılıkların birçoğu âyetin anlamına direkt etki edecektir. Dolayısıyla kırâatler bir tefsirci için bilinmesi gereken en temel Kur'ân bilgileri arasında olmalıdır. Bu bilgiler ışığında tefsîr yazan birçok âlim eserlerinde kırâat anlam ilişkisine değinmiş ve kırâatlerin anlama etkisine örnek vererek açıklamışlardır. Bu bağlamda çalışmamıza konu olan, kırâat ve tefsîr ilimlerinde öncü sayılan âlimlerden Ebû Muhammed Mekkî b. Ebî Tâlib'in, (ö. 437/1045) el-Hidâye ilâ Bulûği'n-Nihâye adlı tefsîrinin, anlama etki eden kırâat farklılıklarını aldığı görülmüştür. Mekkî'nin birçok eseri hakkında çalışmalar yapılmasına rağmen söz konusu tefsîri kırâat-anlam ilişkisi yönünden inceleyen bir çalışmaya ulaşamadık. Bu nedenle ilgili eseri kırâat-anlam ilşkisi yönünden akademik bir üslupla incelemeyi amaçladık. Bu tezde sırasıyla müellifin hayatı, kırâat ilmine dair bilgiler ve eserin içeriğinde geçen ve anlama etki ettiği düşünülen farklı kırâatler, manaya etkisi açısından incelenip açıklamalar yapılmıştır. Bir rivâyet tefsîri olan bu eserin muhtevâsında tefsîr, hadis, sahâbî sözü, nahiv, luğat kuralları, sahih kırâatler ve şâz kırâatlerden misâller bulunmaktadır. Çalışmamızda, Mekkî'nin söz konusu eseri baştan sona taranarak misâl verdiği ve yorum yaptığı farklı kırâatler tespit edilmiştir. Tespit edilen âyetlerde yer alan farklı kırâatler incelenmiş, anlama etkisinin olup olmadığı ortaya konmuştur. Farklı okuyuşlar incelenirken anlama etki eden sahih kırâatlerle sınırlı kalınmış, şâz kabul edilen kırâatlere yer verilmemiştir. Mekkî'nin eseri incelendiğinde, birçok kırâatin bu bağlamda ele alınmadığı, çok az kırâatin anlama etkisi açısından değerlendirmeye alındığı sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda müellifin diğer bazı kaynaklarda anlamı etkilediği söylenen bütün kırâat farklılıklarına bu yönüyle değinmediği tespit edilmiştir. İnceleme sonucunda anlama etki eden bazı kırâatler farklı hükümlerin çıkarılmasına vesile olmuş, bazıları ise farklı yorumlanmaya ve tefsîre ayrı bir anlam zenginliğine sebep olduğu görülmüştür. Son olarak çalışmamız sonuç bölümüyle tamamlanmaktadır.

Kur'an-ı KerimKıraatMekki b. Ebi Talib+2
Hüseyin Can
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Alâüddîn Üsmendî'nin hukuk düşüncesinde kıyas nazariyesi

Bu çalışmada Mâverâünnehir fıkıh uleması arasında yer alan münazara, cedel ve hitabet yönüyle meşhur olan Hanefî fakihi ve kelâm âlimi Ebü'l-Feth el-Üsmendî es-Semerkandî'nin (ö. 552/1157) kıyas nazariyesi ele alınmaktadır. Çalışma giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu ve önemi, amacı, sınırlılıkları ve kapsamı, yöntem ve kaynaklarından bahsedilmiştir. Birinci bölümde Üsmendî'nin hayatı ve ilmi kişiliği, yaşadığı dönem, ilmî durum, ilmi metodu ve bilgi teorisi, hocaları, öğrencileri ve eserleri tanıtılacaktır. İkinci bölümde hem genel olarak hem Üsmendî'nin görüşleri çerçevesinde kıyasın kavramsal çerçevesi ve mahiyeti, kıyasın ve kıyas ile ilişkisi bulunan kavramlar, kıyasın meşruiyeti, kaynak ve bilgi değeri, kıyasın unsurları, kıyasın çeşitleri gibi konulara değinilecektir. Üçüncü bölümde ise Üsmendî'nin kıyasa dayalı fıkhî görüşleri bağlamında muâmelât özelinde hâvale, selem, icâre akdi, velâyet ve akrabaların diyet ödemesi konuları ele alınacaktır. Sonuç bölümünde ise, çalışmada ortaya konulan tespitlere yer verilecektir.

Alauddin el-ÜsmendiHukukHukuksal yorumlar+4
Erkan Asya
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sîbeveyh'in el-Kitâb adlı eserinde ayetlerle istişhâd yöntemi ve kırâate yaklaşımı

Bu çalışmada Sîbeveyh'in (ö. 180/796) el-Kitâb adlı eserinde ayetlerle istişhâd yöntemi ve kırâat alanındaki görüşleri ele alınmıştır. Giriş, sonuç ve dört ana bölümden oluşan çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları üzerinde durulmuştur. İlk bölümünde Sîbeveyh'in hayatı ve ilmî kişiliğini değinilmiştir. Bu doğrultuda Sîbeveyh'in hayatını ele alan tabakât kitapları ve onunla ilgili çalışmalardan istifade edilmiştir. İkinci bölümde nahiv alanında başta Sîbeveyh olmak üzere âlimlerin delil göstermiş oldukları kaynaklar, istişhâdın tanımı, Sîbeveyh'in ayet ve kırâatler ile istişhâd yöntemi gibi başlıklar tartışılmıştır. Üçüncü bölümde nahiv ve sarf konuları ele alınmış ve bu yönde Sîbeveyh'in görüşleri diğer âlimlerle mukayeseli bir şekilde değerlendirilmiş ve son olarak da tercih edilen görüş izah edilmiştir. Dördüncü bölüm ise sonuç ve önerilerden oluşmuştur. Çalışmada Sîbeveyh'in Arap dlininin (şiir, emsâl vs.) özgün yönünden hareketle Kur'ân ve Kur'ân kıraalerini de örnek vererek dile ait kuralları ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Arap Dili ve Belagati, Sîbeveyh, Kırâat, el-Kitâb, İstişhâd.

ArapçaAyetlerDil bilgisi+4
Mohamad Ourot
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hudûs teorisinde Tanrı-zaman ilişkisi: İmam Mâtüridî örneği

Hudûs; Müslüman Kelâmcıların alemin sonradan yaratıldığı fikrinden yola çıkarak Allah'ın varlığını ispat etmek amacıyla oluşturdukları bir teoridir. Hudûs fikrine göre Tanrı ezeli, ebedi ve ihtiyaçsız olan tek varlıktır. Allah zamanın, mekânın ve bütün mevcudatın mutlak yaratıcısıdır. O'nun dışında kalan bütün varlıklar zamanda yaratılmışlardır. Yani başlangıçları ve sonları olan varlıklardır. Yaratılış Kuran'da belirtildiği üzere sonradan olma belli bir zaman ve mekânda gerçekleşme özelliğini taşır. Kelâmcılara göre Tanrı hem zâtî hem de zamansal anlamda evrenden önce yer alır. Bu düşünce zamansal hudûs olarak adlandırılır. İslâm filozofları ise ay-üstü alemde Tanrı'nın varlığı sadece zatıyla öncelediğini ay-altı alemde ise hem zatı ile hem de zamansal olarak öncelediğini söyleyerek zâtî hudûs fikrini savunurlar. Müslüman kelamcılar ay-üstü alemde bulunan varlıkların zamansal olarak Tanrıyla bir kabul edilmesinin alemin kadim olduğunu savunmak anlamına geldiğini söylerler. Bu düşünce tevhit ilkesiyle çeliştiği için eleştirilmiştir. Mâtüridî hudûs fikrini sistemli olarak ele alan ilk düşünürlerdendir. Kelâmın henüz felsefe ile iç içe girmediği bir dönemde yaşayan Mâtüridî söz konusu yaratılış teorisinde Allah'ın evrenle sürekli etkileşim halinde olduğunu ifade etmiştir. Tanrı evreni yaratırken belli bir zaman diliminde yaratmaya mecbur olmaksızın dilediği anda yaratmıştır. O'na göre Allah sıfatları ve fiilleriyle kadimdir, fiillerin taalluku ise hâdistir

HudusKur'an-ı KerimMaturidi+5
Rabia Tutarlı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hadislerde pişmanlık ve tövbe

Temel yaratılış gayesi Allah Teâlâ'ya kulluk etmek olan insanoğlu, bu gayeye ulaşma noktasında yüce yaratıcı tarafından ilahi vahye muhatap kılınmış, birtakım emir ve yasaklarla sorumlu tutulmuştur. Buna karşılık insan; taşıdığı nefsi, fiziksel ve ruhsal ihtiyaçları, dünya hayatının ve içindeki nimetlerin süslü görünmesi, sosyal çevre ve şeytan gibi bazı uyarıcıların etkisiyle bazen günah ve cürüm işleyerek kulluk çizgisinden uzaklaşabilmektedir. Günah işlemekten tamamen kaçınması ve hiç günah işlememesi mümkün olmayan insan, işlediği bu olumsuz fiil neticesinde ya bu dünyada ya da ahiret hayatında er ya da geç mutlaka pişmanlık yaşayacaktır. Onun bu duyguyu tatmasının temelinde; işlediği günah sebebiyle kendini kınaması, iyi bir kul olamadığı için Allah ile arasındaki ruhsal bağın zayıfladığı düşüncesi, sosyal statü kaybı ve cezaya çarptırılma korkusu gibi birtakım dünyevî ve uhrevî müeyyideler ile bunların yol açtığı üzüntü, huzursuzluk ve mutsuzluk hissi yatmaktadır. Bu aşamada bireyin, yaşadığı duygusal süreci iyi yönetmesi, salt pişmanlık duygusunun ötesine geçerek eylemde bulunması ve süreci olumlu sonuçlandırması oldukça önemlidir. Bu da ancak, günahı terk ederek Allah'a itaate yönelmek manasına gelen "tövbe" ile mümkün olabilir. Bu sayede birey, kendisinde daha önce var olan huzursuzluk hissinden ve günahkârlık duygusuyla ortaya çıkan korkulardan kurtulacak, bu olumsuz duygular yerini huzura, günahlardan arınmış ve affedilmiş olma hissine bırakacaktır. Bu noktada insanlığa gönderilen son peygamber olan Hz. Peygamber'in pişmanlık ve tövbe konusunda yaptığı irşat ve uyarılar büyük önem arz etmektedir. Üstlendiği risâlet görevini, kendini toplumdan soyutlayarak değil toplumun içinde ve hayatın olağan akışı içinde yürüten Hz. Peygamber, içinde yaşadığı toplumdaki insanların sözlerine ve davranışlarına şahit olmuş, sonu pişmanlık olacak fiiller konusunda onları sık sık uyarmış, buna rağmen bu fiilleri işleyenlerin nasıl temizlenip arınacağı konusunda da onlara rehberlik etmiştir. Hiç günah işlemediği halde kendisinin bile günde yüz kez tövbe ettiğini, her insanın hata edebileceğini ancak hata edenlerin en hayırlılarının tövbe edenler olduğunu ifade eden Hz. Peygamber, oldukça veciz örnek ve kıssalarla onların akıl ve iradelerine hitap etmiş, Allah'ı en çok sevindirecek amellerin başında tövbenin geldiğini, tövbe kapısının sürekli açık tutulduğunu ve tövbe edenlerin muhakkak bağışlanacağını müjdeleyerek son pişmanlığın fayda vermediği hesap günü gelmeden önce onları tövbe etmeye davet ve teşvik etmiştir.

HadisKur'an-ı KerimPişmanlık+2
Hasan Hüseyin Güller
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyyid Şerif el-Cürcânî'nin nübüvvet anlayışı

Seyyid Şerif el-Cürcânî, hicrî sekizinci asrın ikinci yarısı ile dokuzuncu asrın başlarında yaşamış olan Eş'arî kelâm ekolünün önemli şahsiyetlerinden birisidir. Bu doğrultuda Cürcânî'nin nübüvvet anlayışını ele alan bu araştırma giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntem ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; peygamberlikle ilgili, nebî ve resûl kavramları, Kur'ân ve hadislerde peygamberlik, nübüvvetin ispatı, kelâm ekolleri ve filozoflara göre nübüvvetin imkânı, gerekliliği, nübüvveti inkâr problemi, peygamberliğin vehbîliği, filozofların peygamber algısı, peygamber göndermenin faydaları, nübüvvete özü gereği yapılan itirazlar, teklif bağlamında nübüvvete yönelik itirazlar, aklın yeterli görülmesi nedeniyle nübüvvete yönelik itirazlar ve peygamber göndermenin gerçekleşmediğine dair yapılan itirazlar ele alınmıştır. Bunun yanı sıra mucize kavramı, mucizenin şartları, mucizenin gerçekleşme şekli, nübüvvetin mucize ile temellendirilmesi, mucizeye yapılan eleştiriler, mucizenin delâletine yönelik eleştiler, mucizenin görmeyenler tarafından tasdiki ve irhas, keramet, maûnet, istidrâc ve ihanet türü olağanüstü olaylarla ilgili konulara yer verilmiştir. İkinci bölümde vahiy ve vahyin geliş şekilleri ve niteliği, ilham, kitap, suhuf ve melek kavramları, meleklerin masumiyeti fikri ve bunu reddedenlerin delilleri, bunlara verilen cevaplar, peygamberlerin meleklere üstünlüğü meselesi, meleklerin üstünlüğünü iddia edenlerin delilleri ve bu görüşlerin değerlendirilmesi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Hz. Muhammed'in nübüvveti, ismet kavramı, Hz. Peygamber'in masumiyeti, peygamberlere isnat edilen günahlar ve Cürcânî'nin bu isnatlara cevabı, Kur'ân'ın i'câzı ve buna yönelik eleştiriler, Cürcânî'ye göre Kur'ân dışındaki deliller, aklî, hissî, haberî ve diğer delillere ait konulara yer verilmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada Cürcânî'nin nübüvvet anlayışı ortaya konmuştur.

Kur'an-ı KerimPeygamberlikSeyyid Şerif Cürcani+1
Mehmet Arıcı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Allân'ın Delîlü'l-Fâlihîn adlı eserindeki şerh metodu

Bu çalışmada, İbn Allân'ın Delîlü'l-Fâlihîn li Turûki Riyâzi's-sâlihîn isimli eserinin muhtevâ ve metodu tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu eserin ilim dünyasındaki yeri ve önemini ortaya çıkarma gâyesi güdülmüştür. Tezimizde şerh özelinde İbn Allân'ın hadisçiliği hakkında da fikir edinilmesi amaçlanmıştır. İbn Allân, 996/1588 yılında Mekke'de dünyaya gelmiştir. Ömrü boyunca doğduğu bölgeden ayrılmayan İbn Allân yine aynı bölgede 1057/1648 senesinde vefât etmiştir. Eserlerinden dün olduğu gibi bugün de istifâde edilen müellif, hadis, tefsir, akâid gibi İslâmî ilim dallarının neredeyse hepsinde eser kaleme almıştır. O eserlerden biri de Nevevî'nin (ö. 665/1267) Riyâzü's-sâlihîn min Hadîs-i Seyyidi'l-Mürselîn üzerine ilk şerh olarak yazılan Delîlü'l-Fâlihîn li Turûki Riyâzi's-sâlihîn'dir. Bundan dolayı bu şerh hadis literatüründe büyük bir önem taşımaktadır. İbn Allân, bu eserinde rivâyetleri anlaşılır bir üslûp takip ederek mensubu olduğu Şâfiî mezhebinin kâidelerine göre şerh etmiştir. Çalışmamız iki bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde İbn Allân'ın şahsiyeti, yaşadığı çevre, ilmî kişiliği ve hadisçiliği; aynı zamanda Nevevî ve Riyâzü's-sâlihîn hakkında da bazı temel bilgiler ele alınmıştır. İkinci bölümde ise İbn Allân'ın Delîlü'l-Fâlihîn'ini yazarken faydalandığı kaynaklar tespit edilmeye gayret edilmiş; şerhin içeriği ve metodu örneklerle îzâh edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hadis- Şerh Metodu- Nevevî - Riyâzü's-sâlihîn-İbn Allân.

Elife Sena Yılmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Ca'ferî mezhebinde icmâ anlayışı

Bu çalışmada, İmâmiyye ekolünün temelini teşkil eden Ca'feriyye mezhebinin icmâ anlayışı konu edinilmiştir. İki bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde, Ehl-i sünnet fukahâsına göre icmâ ele alınmıştır. Ehl-i sünnet fukahâsı icmâı hücccet olarak kabul etmiş ve hüccet olduğuna dair Kur'an'dan ve sünnetten deliller getirmiştir. Özellikle Nisâ Sûresi 115. ayeti ve ümmetin ismeti ile ilgili hadisleri icmâın hüccet olduğuna dair dayanak olarak sunmuşlardır. Aynı zamanda icmâın bir senede dayanması gerektiğini; çünkü icmâın bir hüküm koymadan ziyâde hüküm sabitleme özelliği ile ortaya çıktığını ifade etmişlerdir. İkinci bölümde ise Ca'feriyye mezhebinin icmâ anlayışı ele alınmıştır. Ca'ferî âlimler icmâı hüccet olarak kabul etmenin yanında icmâa ahbârı keşfetme özelliği yüklemişlerdir. Onlara göre icmâ delilin delilidir. İcmâı delil olarak kabul etmelerinin dayanakları ise Sekaleyn hadîsi ve 'masum imamın ismeti' anlayışıdır. Sonuç olarak Ehl-i sünnet'te icmâ delili ümmetin ismeti anlayışına dayandırılırken, Ca'feriyye'de masum imamın ismeti anlayışına dayandırılmıştır. Ca'feriyye'de icmâ ile hüküm tespit etmekten ziyade masumun konu hakkındaki görüşü bulunmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler : Fıkıh, Ca'ferî Mezhebi, İcmâ, Usûliyyûn, Ahbâriyyûn.

Zeynep Çil
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Nakşibendiyye tarikatı örneğinde Suriye'de tasavvuf

Genel olarak Bilâdu'ş-Şâm, özel olarak da Suriye tasavvufun asırlardır dinî kimliğini şekillendirdiği en önemli ülkelerden sayılmaktadır. Suriye eskiden beri tasavvufa, tarikatlara, tasavvufî şahsiyet ve mekânlara ev sahipliği yapan bir merkez olmuştur. İnsanlar tasavvufu kabul etsin ya da etmesin, inkâr edilemeyecek bir gerçek vardır ki o da Suriye'de tasavvufun günümüze kadar uzanan sağlam târihî kökenleri olduğudur. Bu araştırmada bu iddianın desteklenmesi ve tasavvufun birçok dini, ırkı ve mezhebi bünyesinde barındıran Suriye toplumunda ne kadar temel bir yere sahip olduğunun gösterilmesi amaçlanmaktadır. Suriye toplumunun sahip olduğu bütün bu farklılıklara rağmen, İslamî bir varoluş biçimi olarak tasavvuf hem inanç hem de uygulama noktasında en yaygın olan fikrî akımdır. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak tasavvufun doğuşu ve zühd döneminden başlayarak tasavvufun müstakil bir kavram hâline gelinceye kadar geçirdiği aşamalar ele alınmıştır. Nitekim tasavvuf yavaş yavaş gelişmiş ve bazılarında ilk asırda olmayan bazı görüş ve kavramların da bulunduğu farklı şekiller almıştır. Sonunda ise günümüzde tasavvufun en görünen hâli olan tasavvufî tarikatlar hâlini almıştır. Bu bölümde ayrıca tasavvufun Suriye'de ortaya çıkışından bahsedilmiş, orada yetişmiş ya da oraya yerleşmiş olan İbrahim b. Ethem, Ebu Süleymân ed-Dârânî, Şeyh Reslân ed-Dımeşkî, İbn Arabî ve Abdülganî en-Nablusî gibi önemli şahsiyetlere yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Suriye'de en çok yaygın olan tarikatlara değinilmiştir ki bunlar Kâdiriyye, Rufâ'iyye, Şâziliyye ve Nakşibendiyye'dir. Bu tarikatların hiçbirinin sıfırdan Suriye'de ortaya çıkmadığından ve başka ülkelerden Suriye'ye geçtiğinden bahsedilmiştir. Nitekim ya şeyhinin Suriye'ye göç etmesiyle ya da oradaki müridler ve halifeler yoluyla Suriye'ye geçtikleri görülmektedir. Ayrıca tarih boyunca Suriye'de bulunmuş olan hangâh, zâviye, ribât ve tekkeler gibi tasavvufî mekânlar zikredilmiştir. Bunun yanı sıra bu araştırmada Suriye'de tasavvufa bir örnek olarak Nakşibendiyye Tarikatı ele alındığı için Nakşibendiyye'nin ortaya çıkışı, ilkeleri ve onu diğer tarikatlardan ayıran özellikleri de beyân edilmiştir. Bu bölüm Dımeşk'e göç edip oraya yerleşen ve hem Suriye'de hem de komşu bölgelerde Nakşibendiyye Tarikatı'nın tekrar ihyâ edilmesine büyük katkı sağlayan Mevlânâ Hâlid en-Nakşibendi'den bahsedilerek tamamlanmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise Mevlânâ Hâlid'den sonra günümüze kadar Suriye'de Nakşibendiyye incelenmiştir. Bu tarikatın Suriye'de yayılışının Dımeşk ile Suriye'nin güneyi, Suriye'nin ortası ile kuzeyi ve doğu ile kuzeydoğu bölgesi şeklinde coğrafî olarak 3 farklı bölgeye dağılmış olan üç kol üzerinden gerçekleştiği beyân edilmiştir. Daha sonra Suriye'de tasavvufun geleceği ve ona etki eden faktörler ele alınmıştır. Bu bağlamda bu bölümün sonunda da siyaset, hükûmet ve tasavvuf arasındaki etkileşim ve birbirleri üzerindeki etkileri, özellikle de bunun Arap Baharı ve Suriye Devrimi'nden sonra nasıl bir hâl aldığı, tasavvufun bu faktörlerden olumsuz etkilendiği ancak Suriye'de dinî ve kültürel bir unsur olarak kalacağı belirtilmiş ve araştırma tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: Suriye, Tasavvuf, Tarikat, Zikir, Nakşibendiyye.

Yusuf Alyasin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sahîh-i Bûhâri'deki bazı Meğâzî rivâyetlerinin ilk dönem Siyer kaynaklarıyla mukâyesesi

Hz. Peygamber'in gazveleri hakkındaki mâlumatların çoğu Siyer ve Meğâzî eserlerinde yer alır. Hadis eserleri Hz. Peygamber'in kelâm, fiil ve davranışları üzerine hatırı sayılır derecede bilgiler vermeyi hedeflemektedir. Ayrıca Hadis kitaplarında savaşlarla ilgili de çok sayıda rivâyet bulunmaktadır. Bunların tespit edilmesi, meğâzî ve siyer ilimleri için çok önemlidir. Elde edilen verilerin ilk dönem tarih ve siyer kaynaklarında nakledilen haberlerle karşılaştırılarak farklı, benzer ve ortak rivâyetlerin ortaya konulmasıyla iki ana ilim dalına katkısı ortaya çıkacaktır. Bu çalışmamızda, "Sahîh-i Bûhâri'deki Bazı Meğâzî Rivâyetlerinin İlk Dönem Siyer Kaynaklarıyla Mukâyesesini" inceleyeceğiz. Çalışmamızın ilk bölümünde Hadis, Sünnet, Siyer ve Meğâzî kelimelerinin anlamlarını ve diğer ilimlerle olan bağı ve mukâyese yapılan eserlerin tanıtımı yapılmıştır. İkinci bölümde ise; İslâm dininin ikinci kaynağı kabul edilen ve Kütûb-i Sitte içinde en sahih kitap olarak bilinen Buhârî'nin (ö. 256/870) "el-Câmiu's-Sahîh" adlı eserindeki "Kitâbü'l Meğâzî" bölümündeki Bedir, Uhud ve Hendek gazveleri ile ilgili rivâyetler ele alınarak, ilk dönem Siyer ve Meğâzî kitaplarındaki rivâyetler ile mukâyese yapılacaktır. Tetkikler sonucunda sadece Hadis kitaplarına bağlı kalarak tarihi bilgileri elde etmenin mümkün olup olamayacağı belirtilecektir. Hadis külliyâtının tarihi bilgileri ne kadar ihtiva ettiği, siyer, meğâzî ve tarih kitapları gibi kronoloji ve sebep-sonuç ilişkisine uygun bir rivâyet metodu kullanıp kullanmadığı tespit edilecektir. Bununla beraber siyer ve meğâzî eserlerine kaynaklık değeri de ortaya konulacatır. Anahtar kelimeler: Hadis, Sünnet,Siyer,Meğâzî, Rivâyet

Muhammed Pazar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Peygamber döneminde tasvir ve bu konudaki rivayetlerin değeri

Bu çalışmada "Hz. Peygamber Döneminde Tasvir ve Bu Konudaki Rivayetlerin Değeri" konusu ele alınmış olup söz konusu rivayetler tarihî şartlar göz önünde bulundurularak rivayetlerde ifadesini bulan tasvirin mahiyeti mercek altına alınmıştır. Giriş ve sonuç dışında iki bölümden oluşan bu çalışmanın giriş kısmında çalışmanın konusu, önemi, yöntemi, kaynakları ve kavramsal çerçevesi üzerinde durulmuş, İslamiyet öncesi dönemde tasvir konusu işlenmiştir. Birinci bölümde, Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber'in hadisleri bağlamında İslamiyet sonrası dönemde Müslümanların estetik ve tasvir anlayışları ele alınmıştır. Buna bağlı olarak din ve sanat ilişkisi üzerinde durulmuştur. Tasvir ile ilgili hadislerin incelendiği ikinci bölümde ise ilgili rivayetler isnad ve metin açısından değerlendirilmiş ve bunlardan çıkan genel sonuçlara yer verilmiştir. Bu çalışmada ilgili hadislerin Müslümanların dinî ve dünyevî yaşamlarında büyük öneme sahip olduğu ve günlük hayatlarını büyük ölçüde yönlendirdiği tespit edilmiştir. Öte yandan tasvir hadislerinin vârid olmasının Hz. Peygamber devrinde putperestlik ile sıkı sıkıya bağlı olduğu, genel anlamda yasak olarak kabul gören tasvirin putperestlikten bağımsız anlaşılamayacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Tasvir, Resim, Heykel, Sanat, Put, Putperest

Hamdi Ersöz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İslam hukukunda hâzilin talâkı

Bu çalışma bir ehliyet arızası olarak kabul edilen hezl çerçevesinde hazırlanmıştır. Hâzilin (şakadan boşayan kimse) tasarruflarında iç irade ile ortaya konulan dış iradenin farklı olduğu görülmektedir. Bu farklılığın hâzilin işlemlerine etki edip etme konusu ayrı bir önem arz etmektedir. İslam evliliğin devamlılığını tavsiye ettiği gibi saygınlığını da korumayı amaçlamaktadır. Bunun için birtakım tavsiyelerin yanında gerekli tedbirleri de almıştır. Talâkın şakaya konu yapılmaması da bunlardandır. Bu araştırma amellerin niyetlere göre değer kazandığı İslam'da hâzilin talâkının vâki olup olmadığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yer aldığı giriş bölümü ile başlayan bu çalışma üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Birinci bölümde evlilikleri sonlandıran bir işlem olan talâk konusu genel çerçevede ele alınmıştır. İkinci bölümde ehliyet kavramına ve çeşitlerine değinilmiş olup ehliyet arızaları ve bu arızaların talâka olan etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise hezl ve muvazaa kavramlarına, hezlin hükmüne, hâzilin tasarruflarına değinilmiştir. Yine aynı bölümde hâzilin talâkının vâki olup olmadığı ayrıntılı olarak ele alınmış ve ileri sürülen delillerin kritiği yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan sonuçlara ve araştırmanın bizde oluşturduğu kanaate yer verilmiştir. Çalışmamızda hazilin talakına yönelik ileri sürülen deliller derlenip kritiği yapılmıştır. İlgili rivayetlerde birtakım kusurların olduğu tespit edilmiştir. Ancak bu kusurlar ağır kusurlar olmadığı gibi ilgili rivayetler de birbirini destekler niteliktedir. Bundan dolayı hâzilin talâkının belirli kriterler doğrultusunda vâki olacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Talâk, Ehliyet, Hezl, Hâzil.

BoşanmaEhliyetMezhepler+3
Muhammet Ali Oğultarhan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kelâmî paradigmaların tefsirdeki etkisi

Bu araştırma kelâmî paradigmaların tefsir üzerinde etkili olup olmadığını incelemeyi hedeflemektedir. Araştırmanın amacı ilk dönem müfessirlerinden Taberî ve Mukâtil'in tefsirleri esas alınarak kelâmın Râzî, Mâtürîdî, Zemahşerî ve Tûsî'nin âyetleri yorumlamalarına etkisini tespit etmektir. Araştırma dört bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, kapsamı, amacı, önemi, metodu ve kaynakları hakkında bilgiler sunulmuştur. Araştırmaya dair literatür değerlendirmesine de yer verilmiştir. Birinci bölümde İslâm ilim geleneğinde ilimlerin sınıflandırılması hakkında bilgi verilmiş, kelâm ilminin bu tasniflerdeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde kelâmın tefsir üzerindeki paradigmatik etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde kelamın tefsir üzerindeki metodolojik etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise kelâmî meselelerin tefsir literatürüne yansıması ve etkisi ele alınmıştır. Araştırmamız sonucunda kelâm ilminin İslâm düşüncesini savunması sebebi ile tefsir ilmi üzerinde de baskın bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Eş'arî, Mâtüridî, Mu'tezile ve Şîa (İmamiyye) kelâm ekollerine bağlı Râzî, Mâtürîdî, Zemahşerî ve Tûsî'nin tefsirleri incelenmiş, söz konusu müfessirlerin özellikle zât-sıfat ilişkisi, haberi sıfatlar, Kur'ân'ın yaratılıp-yaratılmadığı, insanın özgürlüğü, peygamberlerin ismeti, ru'yetullah vb. konularda itikâdî hassasiyetlerini dikkate alarak Kur'ân âyetlerini te'vîl ettikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Te'vîl, Kelâm, Kur'ân, Âyet, Ekol, İtikad,

KelamKur'an-ı KerimParadigma+3
İbrahim Arslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tefsir rivayetlerinin vâkıa ile uyumu ve âyetlerin tarihlendirilmesi -Bakara sûresi örneği-

Bu çalışmada Kur'ân-ı Kerîm'in nüzûl ortamı bağlamında Medîne sürecinin birçok dönemini içeren, Kur'ân'da işlenen tüm konuları genel anlamda barındıran Bakara Sûresi kapsamında tefsir rivayetlerinin vâkıa ile uyumu, asıl/gerçek nüzûl sebeplerinin tespiti ve âyetlerin tarihlendirilmesi konuları ele alınmıştır. Kütüb-i Tisʹa, tefsir ve siyer kaynaklarında geçen esbâb-ı nüzûl rivayetleri incelenerek âyetlerin anlamı ve nüzûl ortamıyla uyumlu, âyetin inişine sebep olması muhtemel en doğru rivayetin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Esbâb-ı nüzûl rivayetleri doğrultusunda rivayet ve dirayet müfessirlerinin rivayetleri tercihteki yöntemleri incelenmiş, kabul ettikleri rivayetin ortaya koydukları te'vile etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Esbâb-ı nüzûl rivayetlerinde satır aralarında verilen mesajlardan yola çıkılarak, klasik siyer ve tarih kaynakları taranmak suretiyle âyetlerin muhtemel nüzûl tarihlerinin tespiti yapılmıştır. Araştırmamız neticesinde usûl alimlerinin belirlemiş olduğu esbâb-ı nüzûl rivayetlerinde geçen ibareler esas alınarak yapılan değerlendirmelerde hatalı sonuçlara ulaşılacağı, doğru tespitler için âyetlerin siyak sibak bütünlüğü, nüzûl ortamı, siyer ve İslam Tarihi kaynaklarında kayıtlı bilgiler değerlendirilmek suretiyle tarihlendirmelere gidilmesinin daha isabetli sonuçlar vereceği tespit edilmiştir. Buna göre yapılan incelemede Bakara Sûresi'ndeki âyetlerin çoğunun hicretin ilk iki senesinde gelişen olaylar ve ihtiyaçlar müvacehesinde indiği, hacc ibadetinin teferruatı ve faiz, alışveriş hükümleri, bunların şahitliği gibi hukuki konuların ise son iki sene içerisinde inen âyetlerde ele alındığı, böylelikle bütün âyetlerinin Medine döneminde nâzil olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Kur'ân-ı Kerim, Rivayet, Esbâb-ı Nüzûl, Tarihlendirme, İsnad, Ehl-i Kitap, Müsteşrik.

Bakara suresiEhl-i KitabEsbab-ı nüzul+6
Mustafa Oktay Gamga
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Halep şehrinin hadis ilmindeki yeri (XX. yüzyıl)

XX. Yüzyılın Başlında Halep'te yaklaşık 42 hadis âlimi bulunmaktaydı. meşhurları Abdülfettâh Ebû Gudde, Abdullah Siracuddin ve Nurettin Itr'dır. Muhammed Kâmil el-Hibrâvî ve Muhammed Râgıb Tabbâh bu dönemde Halep'te hadis ilminin temellerini atandıger iki isim olarak gösterilebilir. Hadis ilmi çalışmaları, asıl gelişimini bütün Halepli muhaddisler, ya bu iki Isinin öğrencisi veya öğrencilerinin öğrencisi konumundadır. Abdülfettâh Ebû Gudde ve Abdullah Sirâcuddîn gününüzde yetişen birçok Halepli ve diğer İslam beldesindeki muhaddisleri yetiştirmiş, icazet vermiş; fikirleriyle, düşünceleriyle, çözümlemeleriyle ve hadiste temsil ettikleri ekolleriyle etkilemişlerdir. Özellikle aynı ekol çerçevesinde yetişip bu ekole mensup olan Nurettîn Itır ve Muhammed Avvâme hadis tenkidi, analizi ve tahkiki konusunda bütün dünyada yapılan XX. Yüzyıl hadis çalışmalarında ağırlığını hissettirmiştir. Bu dönemde, hadis alanında yaklaşık 212 eser telif edilmiştir. Bu dönemde Halepli muhaddisler ile farklı bölgelerdeki muhaddisler arasında yapılan ilmi alışverişler gözlenmektedir. Özellikle Türkiye ile yapılan ilmi alışveriş ön plana çıkmaktadır. Halep, özellikle Türk hanedanları tarafından yönetilen Memlükler ve Osmanlılar döneminde büyük muhaddislerin yetişip ciddi hadis eserlerinin kaleme alındığı bir ilim merkezi halini almıştır. XX. Yüzyılda yetişen Halepli muhaddisler, ulûmu'l-hadise dair yazdıkları eserlerde yenilikçi/tecdid yaklaşımlarıyla, bu konudaki maharetleriyle ve hadis ilmindeki tahassuslarıyla ön plana çıkmışlardır. Anahtar kelimeler: Ebû Gudde, Itr, Hadis, Halep, Siracuddin, Tabbâh, XX. yüzyıl.

20. yüzyılHadisMuhaddis+2
Yaser Assıl
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ebü'l-Hasan el-Bekrî ve tasavvufî görüşleri -"Teshîlü's-sebîl fî fehmi me'ani't-tenzîl"- adlı tefsiri bağlamında

İslam tarihindeki en büyük devletlerden birisi olarak kabul edilen Memlükler, yalnız siyasi ve askeri alanlarda değil, hemen her alanda gelişmelere şahitlik yapmış ve katkılar sunmuştur. O dönem, Kahire ve Dımeşk/Şam şehirleri, ilmi anlamda hem göç almış hem de birçok âlimin sığınağı olarak kabul edilmiştir. Bu bağlamda o coğrafyada tasavvuf anlanında da değerli âlimler yetişmiş ve kıymetli eserler telif edilmiştir. Bölge de Şâzeliye, Kâdiriyye, Desûkiye gibi tarikatlar yerleşmiş ve aktif olarak faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu çalışmanın konusu bu renkli mozaikte dünyaya gelen ve eserler kaleme alan o coğrafyanın tasavvufi kimliğini de gözler önüne seren Mısırlı mutasavvıf, şair, fakih, kurrâ, muhaddis, müfessir, mütekellim Ebu'l-Hasen es-Sıddîkî el-Bekri'dir. Mutasavvıf Bekri'nin hem o dönem tasavvuf anlayışını hem de ilim perspektifini görmesi, onun tasavvufi yorumları ve eserlerindeki ilmi zenginliğine etki etmesi bu açıdan önemlidir. O dönemde eserler kaleme alan Bekri, gerek ilmi konumu ve tasavvufi hayatı, gerekse yetiştirdiği ve rahle-i tedrisatından geçen ulemanın ilmi konumu, bu çalışmanın odak noktasıdır. Bekri'nin birkaç eseri günümüze ulaşsa da ne yazık ki birçoğuna henüz ulaşılamamıştır. Onun eserleri hem o dönemi aydınlatan bir ışık olma hem de İslam kandilinin taşıyıcılığını yapması bakımından değerli ve incelenmeye değerdir. Bu çalışmada Bekri ve "Teshîlü's-sebil fî fehmi me'ani't-tenzîl" adlı tefsiri bağlamında tasavvufî görüşleri incelenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde Bekri'nin yaşadığı coğrafyanın bir portresi niteliğinde siyasi, ilmi ve sosyal muhit hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Bekri'nin hayatı ve kaleme aldığı eserler üzerinde durulmuş, ikinci bölümde ise Bekri'nin genel tasavvufi kavramları nasıl ele aldığı ve yorumladığı incelenmiştir. Son bölümde de usulü aşere kabul edilen kavramların tespit ve yorumlarına yer verilerek değerlendirmelerde bulunulmuş ve çalışmaya son verilmiştir.

Ebu`l-Hasan el-BekriKur'an-ı KerimMemlükler+4
Hüseyin Arslan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemâleddin ed-Demîrî'nin Hayâtü'l-Hayevân isimli eserinde hayvanlara ilişkin hükümler

Kemaleddîn ed-Demîrî'nin Hayâtü'l-Hayevân isimli eserini dikkatle inceleyen kimse, onun sadece bir zooloji kitabı olmadığını açıkça görecektir. Çünkü eserin dikkat çekici birçok yönü vardır ve eserdeki konular farklı birçok ilim dalıyla da yakından ilintilidir. Demîrî, birçok ilim dalına vâkıf olmasının yanında çok iyi bir fakihtir. Demîrî'nin Hayâtü'l-Hayevân eseri hacimli bir zooloji kitabı olmasının yanında, alanında geniş mâlûmât barındıran bir fıkıh kitabı olma özelliğine de sahiptir. Eserde hayvanlardan hangilerinin etlerinin yenilmesinin helâl olduğuna, hangilerinin etlerinin yenilmesinin helâl olmadığına dâir bilgilerin yanında, haram olan hayvanların avlanması, hayvanın satışının yapılması, hayvan eti yemekle abdestin bozulup bozulmaması, hayvanın ağılında namaz kılmak, hayvanların itlâfı, hayvanların zekâtı gibi birçok konu fıkhî yönden ele alınmıştır. Fıkıh kitaplarında eti helâl olan ve olmayan hayvanlar konusu genel ilkeler hâlinde ele alınmış, belirli hayvanlar örnek verilerek konu fazla detaylandırılmamıştır. Çalışmanın konusu olan Demîrî'nin Kitâbü'l-Hayevân isimli eserinde, klasik fıkıh kaynaklarında ismine yer verilmemiş birçok hayvan mevzubahis edilerek konu detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu bakımdan çalışmanın başta sosyal ve beşeri bilimler olmak üzere İslam fıkhı alanda önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir.

EtHaramHayatü`l-Hayevan+6
Mehmet İzci
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişin ayak izleri: Atalar dini

Bu çalışma, uzun bir zaman zarfında toplum tarafından inşa edilen ve daha sonra da onun ayrılmaz bir parçası halini alan geleneğin insan üzerindeki baskın gücünü ortaya koyma amacına istinaden kaleme alınmaktadır. Nitekim din tasavvurlarında birtakım bozulmaların meydana geldiği toplumlara gönderilen peygamberlerin karşısına çıkan en ciddi problemlerden birinin geleneğin içerisinde taşınan atalar dini olduğu görülmektedir. Genel itibariyle gelenek de bir bütün olarak algılandığından, onun unsurlarının tümü sorgu ve eleştiriye tabi tutulmaksızın kabul edilebilmektedir. Böylece geleneğin bir unsuru olan atalar dininin bozulmuş tarafları da nesilden nesle intikal ederek hakikat payesi kazanabilmektedir. İşte bu çalışma zikredilen bu durumu örnekler üzerinden bahis konusu yapmaktadır. Çalışmamız giriş, dört ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın amacı ve metoduna dair bilgiler verilmektedir. Birinci bölümde din lafzı açıklanmakta ve atalar dini kavramı gelenek, taklit ve taassup gibi kelimeler üzerinden izah edilmektedir. İkinci bölümde Hz. İbrahim'in Yahudiler ve Cahiliye Dönemi müşrik Araplarıyla soy ve inanç ilişkisinin ne'liği ve hem Hz. İbrahim'in hem de kavminin dininin mahiyeti ele alınmaktadır. Zira çalışmanın temel tezi olan atalar dini meselesi, kendilerini soy ve inanç bakımından Hz. İbrahim'e nispet eden Yahudilerin ve müşrik Arapların dinini izah etmeyi gerektirdiği gibi, Hz. İbrahim'in ve mücadele ettiği kavminin dinini de izahı zorunlu kılmaktadır. Üçüncü bölümde Hz. Yusuf'un vefatından itibaren Mısır'da ikamet eden Yahudilerin bölge halkının atalar dininden ne şekilde ve hangi yönlerden etkilendikleri, Hz. Musa'nın onları Mısır esaretinden kurtarması ve hak dine davet etmesi bağlamında ortaya koyulmaktadır. Dördüncü bölümde ise Cahiliye Dönemi müşrik Araplarının atalarından tevarüs eden dinlerinin mahiyetine değinilmekte ve bu din, kendilerini soy ve inanç bakımından nispet ettikleri Hz. İbrahim'in diniyle kıyaslanmaktadır. Sonuç kısmında da teze dair genel ve toparlayıcı açıklamalar yapılmakta, ataları Hz. İbrahim'in yolu üzere olduklarını iddia eden Yahudi ve müşrik Arapların, atalarının dinini nasıl tahrif ettiklerine değinilerek çalışma nihayete erdirilmektedir. Anahtar Sözcükler: Atalar Dini, Gelenek, Cahiliye, Hz. Musa, Hz. İbrahim, Hz. Muhammed.

Savaş Menteş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nüzûl-sîret bağlamında Hz. Meryem kıssası

İnsan, kendi hayatında karşılığını bulduğu olay ve durumları gözlemleyerek kendine model alan/ders çıkaran bir varlıktır. İnsanlara hidayet rehberi olarak gönderilen Kur'ân, insanın bu durumuna uygun bir anlatım yöntemi olarak kıssaları kullanmıştır. Kur'ân'ın nüzûl döneminde Hz. Peygamber ve ilk muhatap toplumun kıssalarda buldukları anlam da kendi hayat tecrübeleriyle irtibatlı görünmektedir. Bu nedenle çalışmamız, Hz. Meryem kıssasının nüzûl-sîret bağlamında anlaşılmasına dairdir. Kur'ân'da Hz. Meryem kıssası, oğlu Hz. İsa kıssası ile birlikte zikredilmiştir. Ancak Hz. Meryem'i, Hz. İsa kıssası ile paralel bağlamda okumanın tez sınırlarını zorlayacağı düşüncesiyle çalışmamızda, özellikle Hz. Meryem'in yaşamına dair anlatım ön planda tutulmuş, Hz. İsa hakkındaki bilgilere kısaca yer verilmiştir. Hz. Meryem kıssasını inzâl edildiği dönem bağlamında inceleyen çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Kur'ân kıssalarının önemi anlatılmış ve kıssalar hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde ise Hz. Meryem kıssasını en geniş şekilde ele alan Meryem ve Âl-i İmrân sûreleri incelenmiştir. Biri Mekke'de diğeri Medine'de inzâl edilen bu sûrelerin ihtiva ettiği mesajları fark etme adına bu iki şehrin tarihi ve kültürü, sosyal ve dinî yapısı hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca Hz. Meryem, Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta önemli bir karakter olduğu için kıssanın indirildiği dönemlerde Ehl-i kitapla ilişkilere de temas edilmiştir. Son olarak kıssanın, her iki dönemde de nüzûl süreci içinde değerlendirilmesi yapılmıştır. Sûrelerin nüzûl sırası göz önüne alındığında Hz. Meryem'in hayatına dair detaylı anlatımın bulunduğu ilk yer, Mekke'de nâzil olan Meryem sûresidir. Bu sûre erken dönemde inmiş olmasına rağmen Hz. Meryem'in hayatının çocukluk çağını değil, Hz. İsa'ya hamile kaldığı dönemi anlatmaktadır. Hz. Meryem'in doğumu ve yetişmesi ile ilgili bazı bilgilerin ise Medine'de nâzil olan Âl-i İmrân sûresinde bildirildiği görülmektedir. Nüzûl-sîret ilişkisi bağlamında düşünüldüğünde, Kur'ân kıssalarının tarihî birer malumat sunma ya da kronolojik sıraya göre hareket etme gibi bir gayesinin olmadığı gözlemlenmektedir. Bu sebeple Hz. Meryem'in hayatı, kendi kronolojik tarihi içerisinde değil; Kur'ân'ın kronolojisi dikkate alınarak araştırılmıştır. Mekke'de tevhid inşasının bir aşaması olarak görülebilecek anlatımlar bulunurken, Medine'de sosyal ilişkiler kapsamında değerlendirilebilecek aktarımlar, kıssaların verilmek istenen mesaja uygun bir formda arz edilmesinin de bir örneğini sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Kıssa, Nüzûl-Sîret, Meryem, Ehl-i Kitap.

Merve Faydalı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam medeniyetine kaynaklık etmesi bağlamında hadis ve sünnet

Tarih boyunca medeniyetlerin doğmasına, büyümesine ve gelişmesine etki eden, onları şekillendiren birçok faktörden söz etmek mümkündür. Örneğin coğrafi şartlar ve sosyal ortam, bir medeniyetin kuruluşunda ve gelişiminde oldukça önemli faktörlerdendir. Medeniyetin ortaya çıktığı coğrafyanın tabiî şartları ve o medeniyetin içinde büyüdüğü sosyal şartlar, ekonomik ve siyasi etkenler gibi birçok sebep, o medeniyetin temel kodlarına ciddi ve kalıcı etkiler bırakmıştır. Coğrafi ve sosyal şartlar, maddi açıdan medeniyetlerin bazı merhalelerine etki ederken medeniyetlerin sahip olduğu manevi unsur olan din ise bir medeniyetin oluşumunda tüm merhalelere etki etme gücüne sahip bir faktör olmuştur. Çünkü bir medeniyetin ahlakını, edebiyatını, sanatını, ekonomisini, fertler arasındaki bağını ve ilişkilerini, günlük hayatın en ince ayrıntılarına kadar etkileyen faktörlerin başında din gelir. Bu bağlamda İslam medeniyeti de İslam dininin etki ettiği ve şekillendirdiği bir medeniyettir. Bu medeniyete etki eden ve kurucu unsurlar olarak zikredebileceğimiz iki temel faktör ise İslam dininin ana kaynakları olan Kur'an ve Hz. Peygamberin hadisleri ve sünnetidir. İslam toplumları tarafından büyük bir ciddiyetle ve özel ilmi yöntemlerle yazıya geçirilip, muhafaza edilen hadisler, İslam medeniyetinin, başta varlık, bilgi ve değer tasavvuru olmak üzere her alandaki tasavvurunu ve davranış biçimlerini derinden etkilemiştir. Bu durum, hadis ve sünnetin Müslümanların kurduğu bütün medeniyetlerde hayatın en ince ayrıntılarına kadar oldukça belirleyici bir rol oynamasına vesile olmuştur. Çünkü Hz. Peygamberin hadis ve sünneti, toplumsal anlamda ekonomi, yönetim ve hukuk alanlarını kapsadığı gibi aynı zamanda ferdi hayatın en ince ayrıntılarına kadar da bir insan hayatının bütün davranış ve faaliyetlerini kapsayan bir olgu olmuştur. Bu nedenle tarihi süreç içerisinde Müslümanlar, farklı coğrafyalarda ve farklı zaman dilimlerinde, birbirinden tamamen bağımsız medeniyetler bile kurmuş olsalar, tüm bu medeniyetlerin değerler sistemi ve başlıca karakteristikleri büyük ölçüde benzerlikler göstermiştir. Bu durumun ana nedeni, Kur'an'la birlikte İslam medeniyetine kaynaklık eden Hz. Peygamberin hadisleri olmuştur. Biz de bu çalışma kapsamında hadislerin İslam medeniyetine kaynaklık etmesi bakımından incelenmesine katkı sunmayı hedefledik. Anahtar kelimeler: Din, hadis, medeniyet, kültür.

Abdulaziz Kıranşal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Afrikalı âlimlerin Batı Afrikada sünnete hizmetleri(Fildişi sahili örneği)

Farklı coğrafyalarda varlığını sürdüren İslâmiyet'in yayılması için kullanılan yöntemler gerek ülkenin bulunduğu coğrafyaya ve gerekse de ülkenin siyasi yönetimine göre değişiklik göstermiştir. Batı Afrika'da yer alan Fildişi Sahili Cumhuriyeti ülkesi geleneksel pagan inancı başta olmak üzere Hristiyanlık ve İslamiyet gibi farklı inançların bir arada yaşandığı ülkelerden biridir. Ülkenin yönetimine bağlı olarak dinî eğitim devlet denetiminde olmasına rağmen verilen eğitim devlet tarafından desteklenmemektedir. Bu nedenle dinî eğitim din müntesiplerinin özel gayretleri sonucu sunulmaktadır. Bu çalışmada farklı inançları barındıran Fildişi Sahili Cumhuriyeti ülkesinde Hz. Muhammed'in Sünnetini hem diri tutmak hem de yaymak için verilen çabalar konu alınmıştır. Hac Shakura Kamagati ile Bouake'de davet ve rehberlik boyutunda başlayan bu gayret cami ve medreselerin açılması ile devam etmiştir. Müslüman bir cumhurbaşkanının yönetime seçilmesi ile özel üniversitelerin sayısının artması bu gayreti sistemli hale dönüştürmüştür. Böylece İslamiyet daha hızlı gelişme göstermiştir. Güncel verilere göre ülkede %46 oranında Müslüman bulunmaktadır. Çalışmamız beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Fildişi Sahili'nin genel özellikleri; ikinci bölümde Fildişi Sahili'ne İslâmiyet'in girişi, bu coğrafyada yayılması, yayılmasında etkisi olan krallıklar ve günümüzde bölgede yaşayan Müslüman oranı; üçüncü bölümde ders halkaları, medreselerde verilen eğitim ve üniversitelerde sünnete dair yapılan çalışmalar; dördüncü bölümde edinmiş oldukları bilgileri ders halkaları kurarak halkla paylaşan en meşhur altı şahsiyet; beşinci bölümde ise eser veren yine en meşhur üç şahsiyet ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışma, elde edilen verilerin değerlendirilmesi ile sonuçlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fildişi Sahili Cumhuriyeti, İslamiyet, Sünnet, Şahsiyetler

Zakarıa Ballo
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebû Mansûr en-Nîsâbûrî'nin el-Es'iletu ve'l-Ecvibetu isimli eserinin tahkiki ve değerlendirmesi

Bu araştırma Ebû Mansûr en-Nîsâbûrî'nin el-Es'iletu ve'l-Ecvibetu isimli eserinin tahkik ve değerlendirmesini içermektedir. Araştırmanın amacı, söz konusu eserin tahkik ve değerlendirmesini yapmaktır. Hedefi ise ilgili eserin ilim dünyasını kazandırılması, usul ve muhtevası üzerinden tanıtılması ve ilmi kıymetinin ortaya konulmasıdır. Araştırma giriş, değerlendirme ve tahkîkten oluşmaktadır. Değerlendirme kısmı kendi içinde üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, kapsamı, amacı, önemi, metodu ve işârî tefsir hakkında bilgiler sunulmuştur. Birinci bölümde Ebû Mansûr en-Nîsâbûrî'nin hayatı, eseri, nüshaların ve eserin biçimsel açıdan tanıtımı yapılmıştır. İkinci bölümde eser yöntem açısından ele alınarak müellifin eserinde takip ettiği usul, rivâyet, âyet ve hadisleri değerlendirme ve istidlâl ettiği bilgi kaynakları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise eser tövbenin fazileti, peygamberlerin ismeti, yaşadıkları imtihanlar, tevekkül, sabır ve Hz. Peygamberle ilgili bazı konular üzerinden eser muhteva açısından incelenmiştir. Tahkîk bölümünde ise elde edilen iki nüsha temelinde İsam'ın tahkikli neşir esasları çerçevesinde eserin tahkiki yapılmıştır. Araştırmamız neticesinde Ebû Mansûr en-Nîsâbûrî'nin eserinin işârî tefsir metodu ağırlıklı bir yönteme sahip olduğu, bazı izahlarında nasların zahiri ve klasik müfessirlerin görüşleriyle paralel yorumlarda bulunurken bazı konularda da işârî kaynaklarla örtüşen açıklamalarının olduğu tespit edilmiştir. Müellifin eserinde benzer kitaplarda göremediğimiz soru ve cevapların yer aldığı, peygamberlerin imtihanları, ismet, zelle, 'itab, peygamberler arası efdaliyet, sahabenin fazileti gibi konularda orijinal yorumlarda bulunduğu görülmektedir. Sonuç olarak eserin kıssalar, peygamberlerin imtihanları, eğitilmeleri ve ismet gibi tartışılan konularda ortaya konulan özgün tespitler ve vucûh ilmine dair tespitleriyle Kur'an'ı anlamaya dolayısıyla tefsir alanı başta olmak üzere farklı ilim dallarına katkı sağladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İşârî tefsir, İmtihan, Kıssa, Vucûh, İsmet, Zelle.

Husam T. M. Alnaffar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00