Convicts
65 theses under this subject heading
Adam öldürme suçundan Ceza İnfaz Kurumunda bulunan kadınların Öfke Tarzları, Problem Çözme Becerileri ve Anksiyete düzeyleri arasındaki ilişki
ÖZETADAM ÖLDÜRME SUÇUNDAN CEZA İNFAZ KURUMUNDA BULUNAN KADINLARIN ANKSİYETE DÜZEYLERİ, PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ VE ÖFKE TARZLARI ARASINDAKİ İLİŞKİHülya KIRANYüksek Lisans Tezi, Psikoloji Anabilim DalıDanışman: Yrd. Doç. Dr. Bayhan ÜGEHaziran, 2012Bu çalışmanın temel amacı; ceza infaz kurumlarında adam öldürme suçuyla bulunan kadınları, suça karışmamış kadınlarla öfke tarzları, problem çözme becerileri ve kaygı düzeyleri açısından karşılaştırmaktır. Ek olarak, suçlu kadınlardaki kaygıyı yordamada başetme becerilerinin temel değişken olup olmadığını test etmektir. Diğer bir ifade ile başetme becerilerinin kaygı düzeyini diğer değişkenlerin etkisi kontrol edildiğinde yordayıp yordamadığını araştırmaktır.Amaç doğrultusunda; Kişisel Bilgi Formu, Beck Kaygı Envanteri, Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği ve Problem Çözme Ölçeğinden oluşan anket formu 2012 yılı mayıs ayında İstanbul ili Bakırköy Ceza İnfaz Kurumu Adam öldürme suçundan tutuklu/hükümlü bulunan 115 kadına ve herhangi bir suça bulaşmamış ve cezaevinde hiç bulunmamış tesadüfi olarak seçilmiş anket uygulamasını kabul eden 115 kadına uygulanmıştır.Anketlerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 20.0 istatistik paket programı aracılığıyla çözümlenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; betimsel istatistiksel metotlarının yanı sıra (sıklık, yüzde, ortalama, standart sapma, korelasyon) Bağımsız Gruplar T-testi, One-Way ANOVA ve Hiyerarşik Regresyon yöntemleri kullanılmıştır.Araştırma sonucunda; suça karışmamış ve suçlu kadınların kaygı düzeylerinin istatistiksel olarak farklılaştığı, suçlu kadınların kaygı düzeylerinin suça karışmamış kadınlardan yüksek olduğu, suça karışmamış kadınlar ile suçlu kadınların problem çözme becerilerinin istatistiksel olarak farklılaşmadığı, suçlu kadınlar ile suça karışmamış kadınların benzer problem çözme becerilerine sahip oldukları saptanmıştır. Ayrıca; suça karışmamış ve suçlu kadınların sürekli öfke düzeyleri ve öfkeyi dışa vurma düzeylerinin istatistiksel olarak farklılaşmadığı, öfkeyi içte tutma ve öfkeyi kontrol etme düzeylerinin ise istatistiksel olarak farklılaştığı görülmüştür. Suça karışmış kadınların öfkeyi kontrol etme düzeylerinin suça karışmamış kadınlardan yüksek olduğu, bununla birlikte suça karışmış kadınların öfkeyi içte tutma düzeylerinin kontrol grubundan istatiksel olarak daha düşük olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre; adam öldürme suçu işlemiş kadınların kaygı düzeyini azaltmak için özellikle öfke ile ilgili değişkenlerin dikkate alınması gereklidir. Özellikle, öfke kontrolünün sağlanması ve öfkeyi içte tutma yerine etkin iletişim yöntemleri ile olumsuz duyguların ve öfkenin açığa çıkartılması önemli stratejiler arasında yer alacaktır.Hiyerarşik Regresyon sonuçlarına göre; problem çözme becerilerinin sosyo-demografik değişkenler, suça özgü değişkenler, sağlıkla ilgili değişkenler ve öfkeyle ilgili değişkenlerin ötesinde kaygıyı yordamadığı gözlenmiştir. Bununla birlikte, daha önceki intihar girişiminin, sürekli öfkenin, öfkeyi dışa vurmanın ve öfkeyi içte tutmanın suça karışmış kadınlarda kaygıyı yordamada önemli değişkenler olduğu ortaya konulmuştur. Adam öldürme suçu işlemiş kadınlarda; sadece baş etme becerilerine odaklanan uygulamalar yerine bireyin önceki intihar tarihçesini de dikkate alarak öfke düzeyi ve öfkenin ifade biçimleri üzerine odaklanan yöntemleri içeren paket programların geliştirilmesi önerilebilir. Bulgular ilgili literatür çerçevesinde açıklanmış, uygulamaya yönelik önlemler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Suçlu kadınlar, anksiyete, problem çözme becerisi, öfke, öfke tarzı, Ceza İnfaz Kurumu
Ceza infaz kurumlarındaki mahkumlarda algılanan sosyal desteğin kurumdaki uyum ve ruhsal durum ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada ceza infaz kurumlarındaki mahkumların (hüküm almış olan hükümlü ve hüküm özlü kişilerin) çevrelerinden algıladıkları sosyal destek ile kurumda kaldıkları süre zarfında ruhsal durumları ve kurum uyumları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmaktadır. Bu yolla, topluma kazanımı istenen bireylerin hüküm sürecinde, aile ve yakınları ile bağlarının önemini keşfederek, infaz süresini verimli geçirebilme konusunda, suçu ve suçluluğu önlemekle ilgili aile ve aile üyelerini de iyileştirmede paydaş kılacak etkili müdahaleler geliştirebilmek hedeflenmiştir. Yöntem: Bu araştırma Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden alınan resmi izin doğrultusunda Metris 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü ve hüküm özlü bulunan, 18-65 yaş arası gönüllü 200 mahkum birey ile yapılmıştır. Araştırmada öncelikle katılımcılara bilgilendirilmiş gönüllü onam formu verilmiştir. Sonrasında sırası ile Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Ziyaret Değerlendirme Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) verilerek uygulanmıştır. Araştırmada nominal veriler frekans analiziyle, ölçüm verileri ise ortalama ve standart sapma ile tanımlanmış ve ölçeklerin iç tutarlılık değerleri madde geçerlilik analizi ile verilmiştir. Araştırmada Spearman Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, kategorik değişkenler arasındaki farklılığın tespiti için χ2 bağımsızlık testi, iki kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Kruskal-Wallis H testi ve yordayıcı değişkenlerin bulunması için regresyon analizi kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS.22 (Statistical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan katılımcıların 179'u (%89,5) hükümlü, 21'i (%10,5) hüküm özlü bireyden ve bu örneklemin %70,5'i şiddet suçu işlemiş, %29,5'i mala karşı suç işlemiş bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin algıladıkları sosyal destek seviyeleri, ruhsal durumu, kurum içi uyumu değerlendirildiğinde; Algılanan sosyal destek ile Kısa Semptom Envanteri, anksiyete altboyutu , depresyon altboyutu , olumsuz benlik altboyutu ve somatizasyon altboyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki olduğu görülmüştür. Ek olarak yüksek algılanan sosyal desteği olanların psikolojik rahatsızlık puan medyanları genel olarak düşük olduğu görülmüştür. Analiz daha önce cezaevi geçmişi olan ve olmayanlar biçiminde şekillendirildiğinde; daha önce cezaevine girmemiş olanların kurum içi uyum ve algılanan sosyal destek puan medyanlarının en yüksek olduğu ve algılanan sosyal desteğin; aile/yakınlardan para yatırılması, mektup alma sıklığı, aile/yakınlarla telefon görüşmesi sıklığı ve depresyon tarafından yordandığı bulgular arasındadır. Ayrıca; kişinin suçunun kayda geçtiği yaşın (18 yaş altı-19 yaş üstü) ve işlediği suç türünün (şiddet suçu-mala karşı suç) mükerrer suçu yordadığı, yine aynı değişkenin kurum içi uyum toplam puanının %22'lik kısmını pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın bulgularının sonuçlarına göre; kişinin algıladığı sosyal destekteki artışın, kişinin ruh sağlığındaki iyileşmeyle ilişkili olduğu, kişiyi topluma kazandırma ve ruhsal iyilik halliliği için aile ve yakınları ile iletişiminin devam etmesinin yani algıladığı sosyal desteğin önemi keşfedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza İnfaz Kurumu, Ruh Sağlığı, Algılanan Sosyal Destek.
Türkiye'de mahkûm emeğinin dönüşümü ve kurumsal örgütlenişi: Adalet Bakanlığı İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı üzerine bir çalışma
Mahpus 'un çalış (tırıl) ması, dünya genelinde yaygınlaşmış bir ıslah etme yöntemi olarak uygulanmakta fakat bu ıslah yöntemi aynı zamanda neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle cezaevlerindeki üretim sürecinde önemli bir üretim faktörüne dönüşen ekonomik bir girdiyi de tanımlamaktadır. Mahkûmun çalış (tırıl) ması bazı ülkelerde cezaevlerinin özelleştirilmesi yoluyla uygulanmaktayken, Türkiye'nin de içinde olduğu bazı ülkelerde ise doğrudan devlet örgütlenmesi içerisinde yer alan bir kurum ya da bu iş için kurulmuş bir devlet şirketi tarafından yürütülmektedir. Bu çalışma mahkûm emeğinin bir değerlendirmesini yapmaya odaklanmıştır. Değerlendirmenin çerçevesini, mahkûm emeğinin siyasi-iktisadi tarih açısından anlamı ve geçirdiği dönüşümleri incelemek oluşturacaktır. Mahkûm emeğinin kullanımını düşünsel-yasal düzlemde "ıslah etme" amacı-gerekçesi ile meşrulaştıran-açıklayan devletin bu işle yetkili - sorumlu kıldığı kurum olarak İşyurtları Kurumu'nun yapısının incelenmesi, çalışma çerçevesinin içeriğini oluşturacaktır. İçeriğin bir diğer odak noktası mahkûm emeğinin Neo-liberal politikalarla bir üretim faktörüne dönüş (türül) mesi sürecini incelemek olacaktır. Bu çalışmayla ulaşılmak istenen temel hedef ise mahkûm emeğinin ve İşyurtları Kurumu'nu bir arada değerlendirerek; elde edilen bilgileri bilimsel çalışma kriterlerine uygun bir şekilde derlemek ve sunmak olacaktır.
Hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunları ve sosyal hizmet: Bingöl M tipi kapalı-açık ceza infaz kurumu örneği
Bu araştırma suç ve sosyal hizmet ilişkisi bağlamında Bingöl M Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunlarını ve ihtiyaç duydukları sosyal hizmet uygulamalarını ortaya koymak amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Toplumsal normlar toplumun düzenini ve devamlılığını sağlayan toplumsal sistemin unsurlarıdır. Toplumsal normlardan sapma eğilimi bazı sorunları ortaya çıkarabilmektedir. Bu sorunların en belirgin olanı ise suç olgusudur. Suç tarihte her zaman kendine yer edinmiştir ve insanlık tarihi boyunca da devam edecektir. Suç birçok bilim dalı ve disiplinler tarafından araştırılmıştır. Her disiplin kendi bakış açısıyla suçu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca suçu incelerken suçlulara da değinmek gerekmektedir. Dolayısıyla hükümlülerin yaşadığı sosyo-ekonomik sorunları, ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahalelerini, suç işleme nedenlerini ortaya koymak bu araştırmanın temel amaçlarındandır. Araştırmada genel tarama modeli kullanılarak nicel bir çalışma yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Bingöl M Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan 250 adli hükümlü oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunlarını ortaya koymaya yönelik görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada ortaya çıkan verilerde değişkenler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak adına ki-kare analizi kullanılarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda hükümlülerin yaşları ile suç türleri, aylık gelirleri ile suç türleri, suç işleme nedenleri ile suç türleri, hükümlülerin aile ve yakınlarıyla olan ilişkileri ile ziyarete gelme sıklığı, sosyal destek olma durumları arasında ki-kare analizi sonucunda anlamlı bir ilişki (X2<0,05) olduğu tespit edilmiştir. Ancak grupların homojen dağılması dolayısıyla hükümlülerin öğrenim durumu ile suç türleri, medeni durumları ile suç türleri, meslekleri ile suç türleri arasında ki-kare analizi sonucunda anlamlı bir ilişki olmadığı (X2>0,05) tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular hükümlülerin suç işleme nedenlerini, ceza infaz kurumunda bulundukları infaz süreci boyunca ve ceza infaz kurumundan tahliye sonrası süreçte de yaşadıkları sosyo-ekonomik sorunlar ile ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahalelerini ortaya koymaktadır. Bunun yanısıra suçun önlenmesine yönelik önerilere de yer verilmektedir. Dolayısıyla çalışma sonucunda sosyal hizmet alanı için önemli bulgular elde edilmiştir.
Kasten öldürme suçu nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan erkek hükümlüler ile suç geçmişi olmayan erkek bireylerin dürtüsellik, duygu düzenleme becerileri ve empatik eğilimler açısından karşılaştırılması
Bu araştırma, kasten öldürme suçu nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunan erkek hükümlüler ile suç geçmişi olmayan erkek bireylerin dürtüsellik, duygu düzenleme becerileri ve empatik eğilimler açısından karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, katılımcılara Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11-KF), Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği (DDBÖ) ve Empatik Eğilim Ölçeği (EEÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Marmara 3 No'lu ve Marmara 7 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında bulunan 150 hükümlü ile suç geçmişi olmayan 140 birey oluşturmuştur. Psikiyatrik tanıya sahip 46 katılımcının verisi elendikten sonra analizler 120 hükümlü ve 124 kontrol grubu katılımcısı ile yürütülmüştür. Veriler cezaevi grubunda yüz yüze görüşmelerle, kontrol grubunda ise çevrimiçi olarak toplanmıştır. Analizlerde SPSS-25 programı kullanılmış; grup karşılaştırmaları için parametrik ve parametrik olmayan testler ile korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, hükümlü grubunun motor dürtüsellik düzeyleri anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca suç geçmişi olmayan bireylerin duygu düzenleme becerileri puanlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Empatik eğilim puanlarında ise iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Hükümlü grubunda dürtüsellik ile duygu düzenleme ve empatik eğilim arasında negatif yönlü, duygu düzenleme ile empatik eğilim arasında ise pozitif yönlü anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Benzer şekilde kontrol grubunda da dürtüsellik ile duygu düzenleme becerileri ve empatik eğilim arasında anlamlı negatif bir ilişki gözlemlenmiştir. Araştırmada duygu düzenleme becerileri, dürtüsellik ve empatik eğilim puanlarının bazı sosyo-demografik değişkenler (eğitim düzeyi, medeni durum, gelir düzeyi, aile üyeleriyle ilişki, madde kullanımı gibi) açısından farklılaştığı gözlemlenmiştir. Bulgular, ilgili literatür ışığında tartışılmış; çalışmanın sınırlılıkları ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Sonuçlar, ilgili literatür çerçevesinde ele alınarak yorumlanmış, çalışmanın sınırlılıkları tartışılmış ve gelecekteki araştırmalar için çıkarımlarda bulunulmuştur.
Hükümlü veya tutuklunun hak kullanımının ve beslenmesinin engellenmesi suçları (TCK M. 298)
Temel haklar insan olmaktan kaynaklanmakta olup, özgürlüğün kısıtlanmasının mecburi kıldığı ölçüde sınırlandırmanın haricinde, tutuklu veya hükümlünün hak ve özgürlüklerine müdahale edilememektedir. Tutuklu ve hükümlülerin, haklarına ulaşabilmesi çoğu koşulda devletin hakları doğrudan sağlamasıyla mümkün olup, kişilerin özgürlüğünün kısıtlı olması, hukuki statüleri, bulundukları kurum ve şartlar sebebiyle tutuklu ve hükümlü hak ihlaline açık bulunmaktadır. Bu sebeple, öncelikle hak ve özgürlüklerin sağlanması, ardından hukuki koruma mekanizmalarının mevcudiyeti önem arz etmektedir. Çalışmanın konusu Türk Ceza Kanunu'nun 298. maddesinde yer alan 'hak kullanımını ve beslenmeyi engelleme suçları' olup, çalışmada öncelikle tutuklu ve hükümlülerin ilgili suçlar kapsamında korunan hakları, ardından ilgili suç tipleri unsurları bakımından incelenmektedir. İlgili suç tipinin işaret ettiği açlık grevi uygulaması da suç tipiyle ilişkili olarak ayrı bir bölüm altında incelenmekte olup, tutuklu ve hükümlünün açlık grevi uygulaması ve açlık grevine müdahale hukuki boyutuyla, özgür bireylerin sahip olduğu ilgili hak ve özgürlükler ile karşılaştırılarak değerlendirilmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin haklarının öncelikle hem kanunen hem pratikte sağlanması önem arz etmektedir. Buna göre TCK'da tutuklu ve hükümlülerin haklarının korunmasına yönelik olarak ayrıca suç tipinin yaratılması bu önem ve gerekliliğin bir sonucudur. Çalışma nihayetinde varılan sonuca göre, özellikle açlık grevine zorunlu müdahale hususunda, tedaviye rızaya ilişkin olarak tutuklu ve hükümlülere özgür bireylerden farklı olarak kısıtlı hak ve özgürlük alanı yaratıldığı görülmektedir. Bu bağlamda tutuklu ve hükümlü kişilerin devlet koruması altında olmasının yanı sıra, devlet iktidarının gereği özgürlüklerinin kısıtlı bulunması da, zorunlu olarak yaşatılmalarına ilişkin olarak mevzuatta farklılığa yol açmaktadır.
Ceza infaz kurumlarındaki yetişkin hükümlülerde yineleyen fiziksel şiddet suçu davranışını yordayan psikolojik değişkenler
Bu çalışmanın amacı, fiziksel şiddet suçundan (yaralama ve/ya öldürme) ilk kez hapis cezası infaz edenlerle yineleyen (mükerrer) şekilde infaz edenler arasındaki psikososyal değişkenleri karşılaştırmak ve fiziksel şiddet suçundan yineleyen şekilde infaz etmeyi yordayan değişkenleri belirlemektir. Andrews ve Bonta'nın (2010) tanımladığı Tehlike (Risk) – Gereksinim (İhtiyaç) – Duyarlılık (TGD) Modeli kriminojenik gereksinimleri kapsayacak şekilde oluşturulan Demografik Bilgi Formu, bu tez kapsamında Türkçeye uyarlanan Suça Yönelik Tutumlar ve İlişkiler Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Suçu Destekleyen Düşünceler Ölçeği, Tahliye Sonrası Gelecek Beklentileri Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak Ankara, Zonguldak, Eskişehir ve Kırşehir'deki kapalı ve açık ceza infaz kurumlarındaki 529 yetişkin erkek hükümlüden veri toplanmıştır. Fiziksel şiddet suçundan ilk kez hapis cezası infaz eden bireyler, yineleyen gruba göre anlamlı olarak daha az 18 yaş öncesi şiddet deneyimi, ailede alkol kullanımı ve suç öyküsü, ceza infaz kurumu öncesi alkol ve madde kullanımı, disiplin cezası, suç davranışında bulunmuş arkadaş sayısı, antisosyal niyet, güç yönelimi, heyecan arayışı, sıkışıklık, aileden ve arkadaştan algılanan sosyal destek bildirmiştir. Yineleyen suç davranışını yordayan değişkenler incelendiğinde ilk kez suç davranışında bulunma yaşı ve bugüne kadarki toplam şiddet suçu sayısının istatistiksel açıdan anlamlı yordayıcılar olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca yapılan aracı model analizlerine göre, heyecan arayışı ve yineleyen fiziksel şiddet suçundan hapis cezası alma arasında güç yönelimi anlamlı bir aracılık etkisine sahiptir. Salıverilme sonrası gelecek beklentileriyle ilgili yapılan regresyon analizlerine bakıldığında: salıverilme sonrasına ilişkin algılanan tehlike, gelecek endişesini; aileden algılanan sosyal destek ve güç yönelimi salıverilme sonrası başa çıkma güvenini; gelecek endişesi, suç davranışında bulunan kişilere yönelik tutum, suçu mantıksallaştırma, heyecan arayışı ve disiplin cezası sayısı ise salıverilme sonrasına ilişkin algılanan tehlikeyi anlamlı olarak yordamaktadır. Araştırmanın sınırlılıkları göz önünde bulundurularak, elde edilen bulguların suç davranışının yinelenmesini önleyici iyileştirme çalışmalarına ve politikalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Hükümlü ailelerinin yaşam deneyimleri: Niteliksel bir araştırma
Aile üyelerinden birinin tutuklanması hükümlülüğe oranla içerisinde bir miktar umut barındırsa dahi oldukça travmatik bir deneyimdir. Geride kalan aile üyeleri için umutların tükendiği bir deneyim olan hükümlülük olgusu ise aileleri pek çok yönden daha ciddi etkilemektedir. Fakat konu ile ilgili alanyazın incelendiğinde Türkiye'de hükümlü ailelerini konu alan az sayıda araştırmaya rastlanılmıştır. Bu nedenle araştırma, hükümlü ailelerinin hükümlülük olgusu sonrasında yaşadığı değişimleri, sorunları, gereksinimlerini ve baş etme stratejilerini kısaca hükümlülük sonrası yaşam deneyimlerini anlamayı amaçlamaktadır. Hükümlü ailelerinin yaşam deneyimlerine ilişkin edinilen bilgiler ışığında ise hükümlü ailelerine yönelik sosyal politika ve sosyal hizmetlerin geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmaktadır. Niteliksel araştırma modeliyle tasarlanan araştırmada, ailelerin deneyimlerine ilişkin soruları içeren yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, kartopu yöntemi ile ulaşılan 17 hükümlü eşi ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Eşi cezaevinde olan 14 kadın ve 3 erkek ile yapılan görüşmeler kuramsal bilgiler ışığında çözümlenerek yorumlanmıştır. Araştırma sonuçları tutukluluk-hükümlülük sürecine ilişkin sonuçlar, aile sisteminde yaşanan değişimlere ilişkin sonuçlar, ailelerin yaşadıkları sorunlara ve gereksinimlerine ilişkin sonuçlar ve baş etme stratejilerine ilişkin sonuçlar olmak üzere dört ana başlıkta ele alınmıştır. Bahsi geçen sonuçlara yakından bakıldığında ise hükümlü ailelerinin ekonomik, psikososyal ve infaz sürecinden kaynaklı sorunlar yaşadığı, hükümlülük sonrasında aile yapısının, ilişkilerin ve iletişimin değiştiği, rollerin yeniden yapılandırıldığı ve ailelerin yaşadığı sorunlar karşısında ciddi gereksinimleri olduğu görülmüştür. Ailelerin yaşanan sorunlarla genel olarak duygusal odaklı baş etmesi ve hizmet/destekler konusunda farkındalıklarının ve erişimlerinin oldukça düşük olduğuna rastlanmıştır.
Bir kapalı ceza infaz kurumundaki tutuklu/hükümlü örnekleminde alkol-madde kullanım özellikleri ile mizaç ve suç davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Haz veren etkileri nedeniyle tekrar tekrar kullanılan uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin değişik şiddette fizyolojik ve psikolojik sorunların ortaya çıkmasına sebep olduğu bilinmektedir ve alkol-madde kullanımının nedenleri birçok araştırmanın konusu olmaktadır. Çalışmamızda ceza infaz kurumunda kalan hükümlü kişilerde alkol-madde kullanım özellikleri ile mizaç ve suç davranışı arasında ilişkinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmamız Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında Şanlıurfa 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunan 18-65 yaş aralığında adli suçlardan hükümlü olan 200 katılımcı ile yapılmıştır. Çalışmamızda Sosyodemografik Bilgi Formu, TEMPS-A Mizaç Ölçeği ve Bağımlılık Profil İndeksi- BAPİ kullanılmıştır. Çalışmamızın hipotezlerini değerlendirdiğimizde; alkol ve madde kullanımı ile suç davranışının niteliği arasında bir ilişki bulunmuştur (p=0,015). 'İnsana ve mala yönelik' şiddet içeren suç niteliği grubunda BAPİ ortalama toplam ölçek puanı daha yüksek saptanmıştır. Mizaç yapısı özellikleri ile alkol ve madde kullanım özellikleri arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde; irritabl mizaç yapısı ile BAPİ alkol-madde kullanım özellikleri alt ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0,305, p=0,004). Siklotimik ve irritabl mizaç yapısı ile BAPİ şiddetli istek alt ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0,253, p=0,02; r=0,328, p=0,002). İrritabl mizaç yapısı ile BAPİ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde çok zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0,245, p=0,024). Mizaç yapısı ile suç davranışının niteliği arasındaki ilişkiyi değerlendirdiğimizde, suç davranışının niteliği grupları arasında hipertimik mizaç yapısı özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,01). Mala yönelik suç niteliği grubunda hipertimik mizaç yapısı özellikleri daha yüksek bulunmuştur. Suçun şiddet özelliği grupları arasında ise, depresif mizaç ve siklotimik mizaç yapısı özellikleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0,009, p=0,012). 'Şiddet dışı' suç özelliği olan grupta depresif mizaç ve siklotimik mizaç özellikleri 'şiddet içeren' suç özelliği olan gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. İleride yapılacak olan araştırmalarda, öz bildirime dayalı anketlerin yanında klinik değerlendirme araçlarının da kullanılması ve özellikle çalışmaya kadın ceza infaz kurumlarının dahil edildiği daha büyük örneklemlere ulaşılması, çalışmamızda elde edilen ön bulguların test edilip doğrulanması açısından önerilmektedir.
Punishment, education and reintegration policies in a penitentiary housing convicted youth in Turkey: A study in the Izmir Juvenile Education House
This thesis scrutinizes the interpenetration of the principles of punishment and education at the discursive and practical level through focusing on the Izmir Juvenile Education House which is one of the penitentiaries receiving convicted youth in Turkey. From the very beginning, penitentiaries for juvenile convicts have employed educatory practices, and particularly vocational training through industrial or service sector works. Today, the Juvenile Education House which receives the convicted youth in Turkey incorporates educational practices as the basis of its correction method in the form of formal and vocational training. The main concern of this study is to illuminate today?s Juvenile Education Houses? governance of convicted youth as it is experienced and perceived by the convicted youth, itself. The historical transformation of the Juvenile Education House is also helpful in scrutinizing its institutional discourse.Today the specific educational levels of the convicted youth determine their programs in the Juvenile Education House, while the education received in relation to this background, within the walls of the institution, results in diverse and distinct experiences of conviction itself. In addition, techniques of discipline, surveillance, dominance, subjectification and, above all, self-formation stand out as the primary power mechanisms to shape the inmate as the convicts? presence in the institution is determined minute by minute via daily schedules. Thus, the self-positioning of the Juvenile Education House, in relation to other correctional facilities, eventuates in distinct punitive policies and practices intrinsic to the institution itself. The analysis of these policies and practices is based on in-depth interviews and a focus group conducted with the residents as well as participant observation within the İzmir Juvenile Education House.
Bitlis vilayet hapishaneleri (1908-1918)
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan suç davranışı işlendikten sonra suçun faili hakkında yasal süreç başlatılır. Bu süreç sonuçlanana kadar fail önce şüpheli sıfatıyla tutuklu olarak alıkonur. Suç kesinleştiği takdirde mahkûm edildiği süre kadar ceza, faile hapishanede tutularak çektirilir. Hapishaneler suça karşılık cezanın kurumsallaştığı mekânlardır. Osmanlı Devleti'nde zindandan hapishaneye geçiş, Tanzimat Dönemi ile başlayan bir süreçtir. Tanzimat Fermanı'nın ilanı sonrasında ceza infaz sisteminde bir takım değişiklikler gündeme getirilmiştir. Osmanlı hapishanelerinde yapılmak istenen iyileştirmelerle ilgili olarak mevcut hapishanelerin Avrupa hapishane sistemine bakılarak ıslahı için Avrupa'dan getirtilen uzmanlar ve raporları doğrultusunda hareket edilmeye çalışılmıştır. Hapishanelerle ilgili olarak somut reform adımları ise II. Abdülhamid döneminde başlamış, İttihat ve Terakki iktidarında ve II. Meşrutiyet Döneminde hız kazanmıştır. Karmaşık dinî ve etnik nüfus yapısına sahip Bitlis Vilayeti, Rus ve İngiliz emperyalist hedeflerinin kesiştiği, ülkenin doğu sınırına yakın önemli bir bölgedir. Bitlis Vilayeti; I. Dünya savaşı öncesinde ve savaş sırasında yaşanan Ermeni Komitacı eylemleri, 1914 yılındaki Bitlis Vakası, I. Dünya Savaşı sürecinde 1915 yılında gerçekleştirilen zorunlu göç, 1916 yılında maruz kalınan Rus işgali ile ekonomik canlılığını yitirmiş, sınırları içerisindeki nüfus ciddi oranda azalmıştır. 1908-1918 yılları arasında Bitlis vilayetinde bulunan Bitlis Merkez Sancağı, Ahlat Kaza, Hizan Kaza, Mutki Kaza; Genç Sancak, Çapakçur Kaza, Kulp Kaza; Muş Sancak, Bulanık Kaza, Malazgirt Kaza, Sason Kaza, Varto Kaza; Siirt Sancak, Eruh Kaza, Garzan Kaza, Pervari Kaza, Şirvan Kaza Hapishaneleri kısaca vilayetin tüm sancak ve kaza hapishaneleri çalışmamızda incelenmiştir. Araştırmamızın temel amacı; Osmanlı hapishane sistemi içerisinde Osmanlı modernleşmesini bir kurum ve vilayet örneğinde takip ederek II. Meşrutiyet Döneminde yapılmak istenen hapishane reform girişimlerinin Bitlis Vilayet Hapishaneleri üzerindeki etkisini saptamaktır. Ayrıca reform çabaları neticesinde hapishanelerin fiziki şartlarında, hapishane çalışanları ve mahkûmların sosyal yaşantılarında görülen değişiklikleri akademik düzlemde analiz ve tespit etmektir. Araştırmamızda ayrıca yapılan reformların başarısı ve başarısızlığı ortaya konmaya çalışılmıştır.
Cumhuriyet Dönemi ceza infaz sisteminde hapishaneler ve mahpuslar (1923-1950)
Bugün anladığımız şekliyle modern hapishaneler ilk kez Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da ortaya çıktı. Suçluları cezalandırmakla kalmayıp aynı zamanda ıslah etmeyi amaçlayan yeni bir infaz anlayışının ürünü olarak hemen hepsi bundan 250 yıl önce kurulmaya ve yaygınlaşmaya başladı. Batılılaşma hareketinin etkisiyle Osmanlı Devleti de on dokuzuncu yüzyıldan itibaren mahbesleri hapishanelere dönüştürmeye, buralarda geçerli infaz koşullarını düzeltmeye ve böylece, değişmekte olan ceza infaz sistemine uygun bir hapishaneler teşkilatı yaratmaya çalıştı. Ancak, içinde bulunduğu siyasi ve mali istikrarsızlık ortamı, bu konuda yürütülen çalışmaların sık sık aksamasına, yer yer ötelenmesine yol açtı. Bununla beraber hapishanelere yönelik reform programı, Cumhuriyet kadrolarının devreye girdiği sonraki süreçte en baştan ele alınarak sürdürüldü. 1926 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile hapis cezaları ve bunlara dair infaz usulleri belirlendi. Hapishaneler merkez ve taşra teşkilatı 1929 yılında Dâhiliye Vekâleti'nden alınarak Adliye Vekâleti'ne devredildi. Ayrıca, hapishanelerin işleyişine açıklık getiren kanunlar ve tüzükler çıkartıldı. Tüm bu idari ve hukuki düzenlemeleri, birçoğu Cumhuriyetin 10. yılından sonra hızlanan inşaat faaliyetleri izledi. 1930-1950 arasında 41 hapishane yapıldı, yüzlercesi onarıldı. Bütçe olanakları daha fazlasına izin vermediği için Osmanlı Devleti'nden miras kalan yapı stoku zorunlu olarak kullanılmaya devam etti. Bu durum, 1936'da hayata geçen Tedricî (Dereceli) Serbesti Sistemi'nin uygulanmasını güçleştirdi. Koğuş hapsi denilen topluluk esaslı infaz biçimi, mahpusların disiplin altına alınmasını, çalıştırılmasını ve eğitilmesini engelleyen yapısıyla birlikte varlığını ve geçerliliğini korudu.
Eşleri cezaevinde olan kadınların yaşam durumlarının sosyal hizmet bakış açısı ile incelenmesi
Yakınları cezaevinde olan kişilerin; ekonomik, psikolojik ve sosyal açıdan birçok soruna sahip oldukları bilinmektedir. Eşleri cezaevinde olan kadınlar, bu sorunları yaşayan mahkûm yakınlarının başında gelmektedir. Türkiye'de mahkûm yakınları ile ilgili yapılmış az sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Bu nedenle bu çalışma, literatüre katkı sağlamak ve eşleri cezaevinde olan kadınların yaşam durumlarıyla mevcut sorun ve ihtiyaçlarını belirleyerek, ilgili sosyal politikaların oluşmasına rehberlik edebilmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma, nitel araştırma yaklaşımıyla tasarlanmıştır. Çalışma kapsamında, İstanbul ve Ankara illerinde yaşayan ve eşleri cezaevinde olan toplam 17 kadın ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmecilere kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Görüşmelerde eşleri cezaevinde olan kadınların; çocukluk yaşamları, evlilik süreçleri, evlilik yaşamları, eşlerinin suça karışma süreçleri, eşlerinin cezaevine girmesi sonrası yaşamlarında meydana gelen değişimler ve ne tür hizmetlere ihtiyaç duydukları hakkındaki görüşleri alınmıştır. Görüşmecilerin çoğunluğu ilkokul mezunu ya da hiç okula gitmemiş kişilerdir. Birçoğu çalışmamakta ve devletten aldıkları sosyal yardımlarla geçinmektedirler. Çoğu görüşmecinin ekonomik durumu, eşlerinin cezaevine girmesinden önce iyi değildir, ancak eşlerinin cezaevine girmesi ile birlikte daha da kötüleşmiştir. Birçok görüşmeci, eşinin cezaevine girdiği ilk dönemde psikolojik açıdan sorunlar yaşadığını, ancak zamanla özellikle de çocukları olduğu için kendilerini toparladıklarını ifade etmişlerdir. Görüşmecilerin birçoğu eşlerini iyi özellikleri ile tanımlamaktadırlar, ancak çoğunun evliliğinde; aldatma, alkol-madde kullanımı, eş sorumsuzluğu, şiddet gibi ciddi yapısal problemler mevcuttur. Görüşmeciler açısından eşlerini cezaevinde ziyaret etmek; ekonomik açıdan maliyetli, ulaşım açısından zorlayıcı ve psikolojik açıdan yıpratıcıdır. Görüşmeciler, eşleri cezaevinde olduğu için toplum içerisinde bir kadın olarak çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Görüşmecilerin eşlerinin yokluğu sürecindeki destek mekanizmaları; çocukları, aileleri, eşlerinin aileleri, arkadaşları ve devlettir, ancak hiçbirisi aldığı desteği yeterli görmemektedir. Görüşmecilerin ekonomik ve psikolojik açıdan daha fazla desteklenmeye ihtiyacı vardır. Görüşmecilerin geleceğe dair en temel beklentileri eşlerine kavuşmak ve sorunların olmadığı yeni bir hayata başlamaktır.
Ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya bakışları, 'erk' ve 'otorite' ile olan ilişkileri
Türkiye'deki ceza infaz sistemi her zaman kendi gündemini yaratmış ve hem sosyal bilimlerin hem de politikanın ilgi alanında kalmıştır. Sosyal hizmet, bizzat ilgili kurumlarda çalışan meslek elemanlarının da bulunmasına rağmen, suçluluk ile ilgili görece az çalışmaya sahip bir alandır. Bu tez sayesinde, literatürde eksik kaldığını düşündüğümüz, suçluluk alanının aslında başat aktörlerinden olmalarına rağmen kendileri ile yeteri kadar çalışılmamış ceza infaz koruma memurlarıyla çalışılarak, alana yeni bir bakış açısı sunulması hedeflenmiştir. Çalışmada infaz koruma memurlarının görüşleri üzerinden Türkiye'deki ceza infaz sisteminin suça ve suçluya yaklaşıının ufak bir göstergesi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bahsedilen gösterge, suçluluk alanındaki politikaların yapısal sorunlarını ve ihtiyaçlarını tanımlamada yararlı olacaktır. Tezin amaçlarından birisi de ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya dair düşüncelerine, sahip oldukları 'erk'in, kullandıkları 'otorite'nin ve hiyerarşik sistemde altında bulundukları 'otorite' ile olan ilişkilerinin etkisini incelemektir. Araştırma kapsamında Türkiye'nin üç büyük kentinden (Ankara, İstanbul, Bursa) 12 infaz koruma memuru ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve görüşülenlerin meslek algıları, iş yaşamları, mahpuslarla iletişimleri hakkındaki ve mahpus şartları/denetimli serbestlik/mahpusların çalışması gibi infaz sistemiyle ilgili konulardaki düşünceleri alınmıştır. Araştırma sonunda görüşülenlerin çoğunun mesleklerini zorunlu olarak icra ettikleri, aldıkları eğitimleri yetersiz buldukları, mahpuslarla iletişimde otorite dengesi kurmaya çalıştıkları, hapishanelerin 'ıslah edici' görevine inanmadıkları, infaz sisteminde yapısal sorunlar gördükleri vb. bulgulara ulaşılmıştır. Hapishaneler gerek çalışanlar gerekse mahpuslar için olumsuz bir ortam oluşturmakta, yapılan reformlar yapısal sorunları giderememektedir. Ceza infaz sistemini değerlendirirken geleneksel kalıplardan çıkılmalı ve alternatifler üzerinde durulmalıdır.
Cezaevlerinde bir dezavantajlı grup olarak engelli mahkumlar ve yaşadıkları sorunlar
Dünyada ve Türkiye'de engellilerin sayıları azımsanmayacak kadar çoktur. Cezaevlerinde de var olan engellilerin engelli olmayan mahkumlara göre farklı ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu ihtiyaçlar belirlenerek gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Mahkumların gerek sağlıklarını gerekse psikolojilerini kötü yönde etkileyecek koşullarda tutulmaları ve ihtiyaç duydukları şeylere erişememeleri ağır mağduriyetlere yol açmaktadır. Söz konusu olan veya olabilecek mağduriyetlerin önüne geçebilmek için gerekli kurum ve kuruluşların sorumlulukları dahilinde gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışma ile, engelli mahkumların ceza infaz kurumları içerisinde yaşamış oldukları fiziksel, sağlık, sosyal, eğitim ve ekonomik sorunları belirleyerek, konuyla ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat ve yasalar incelenerek bu sorunların çözülmesinde yol gösterici olması amaçlanmıştır. Mevcut akademik literatür, Türkiye'de konuyla ilgili çeşitli kurumlar tarafından hazırlanan raporlar ve istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırmanın temel veri kaynağı ikincil veri kaynakları ve raporlar olduğu için nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi deseni ile yürütülmüştür.
Türkiye'de suç sosyolojisi açısından denetimli serbestlik uygulaması ve sosyal uyum
Toplumsallaşma sürecinde birey yaşadığı toplumun değerlerine ve kültürüne uyum sağlamaya ve bu kapsamda toplumun kendisinden beklediği davranış kalıplarını içselleştirmeye çalışmaktadır. Ancak bu şekilde toplumsal uyum sağlanmış olacaktır. Bireylerin sosyalleşme sürecinin olumsuz sonuçlanması suç ve sapma davranışına neden olabilmektedir. Bu bağlamda sosyal bir problem olarak suç ve toplumsal bir tepki olarak ceza kavramları suç sosyolojisi açısından ele alınarak hükümlülerin toplumsal uyumlarında cezanın infazının bir şekli olarak denetimli serbestlik uygulaması incelenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de denetimli serbestlik uygulamasının hükümlülerin toplumsal hayata katılımlarındaki etkisinin sosyolojik olarak analiz edilmesidir. Bu bağlamda denetimli serbestlik ile erken salıverilen hükümlülerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek, bu özellikler ile suç ve sosyal uyum hususlarında ne gibi sorunlarla karşılaştıklarını anlamak ve denetimli serbestlik uygulaması kapsamında yürütülen çalışmaların hükümlülerin sosyal uyumuna katkısını incelemektir. Çalışmanın amacına uygun olarak Ankara Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nde denetimli serbestlik uygulaması kapsamında erken salıverilen 50 hükümlü ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Yapılan görüşmelerde yarı yapılandırılmış form aracılığıyla ve görüşme esnasında gözlem yapılarak veri toplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, Sapma, Ceza, Onarıcı adalet, Denetimli Serbestlik, Suç Sosyolojisi, Sosyal Uyum
Adana Kadın Kapalı Cezaevindeki hüküm giymiş kadınlar arası ilişkiler
Türkiye genelinde toplam sadece beş kadın cezaevi olması ve buna bağlı olarak kadın mahkumlar için yetersiz tesislerin ve koşulların bulunmasının yanı sıra kadın mahkumlar üzerine yeterince araştırma yapılmamıştır. Yapılan araştırmalar ise daha çok kadın suçluluğu ve suç türlerine odaklanmış, kadın mahkûmların cezaevi içindeki yaşam koşulları, yaşam dinamikleri ve sosyal yaşamları yeterince incelenmemiştir. Antropolojik bir yaklaşımla kadın hükümlülerin arkadaşlık, dayanışma ya da çatışma ilişkilerinin altında yatan dinamikleri anlamaya çalışan bu araştırma, kadınlar arasındaki iletişim ağlarına, suç türü, cezaevi içinde ve dışındaki yaşam deneyimleri, sosyal çevre gibi farklı dinamiklerin etki edip etmediği ya da ne şekilde etkilediği üzerine odaklanmıştır. Adana Kadın Kapalı Cezaevinde Mart 2011- Mart 2012 tarihleri arası alan araştırmasının sonucu olan araştırmanın amacı hükümlü kadınların birbirlerini nasıl anladıkları ve algıladıklarını anlamak ve bu kadınların kadınlarası ilişkilerini nasıl kurguladıklarını incelemektir, seslerini duymak ve anlamaktır. Alan araştırması sırasında katılımlı gözlem ve derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak toplam 58 hükümlü kadınla görüşülmüştür. Görüşülen kadınların gerçek isimlerinin kullanılmadığı araştırmada kadınlarası ilişkiler yoluyla güç, suçluluk, hiyerarşi, namus, kader birliği, dayanışma, çatışma, iktidar, sanal aile bağları ve dostluk gibi öne çıkan birçok kavram cezaevi yaşam pratikleri içinde anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanı sonucu olarak hükümlü kadınlar yeni oluşturdukları toplumda hem kendilerine hem de diğer kadınlara yeni roller, yeni sıfatlar biçmiş ve bu doğrultuda günlük yaşamlarına devam ettikleri gözlemlenmiştir. Özellikle ailelerinden uzak kalan kadınların "sanal aile" ilişkilerini yeniden yaratarak kendilerine yeni aile bağları kurdukları gözlemlenmiştir. Çoğu ilişki türlerinde olduğu gibi sosyal yapının içinde iktidar ve hiyerarşinin yoğun göründüğü cezaevi kültüründe de kadınların yaşam pratikleri farklı dinamiklere ve rollere göre şekillenmektedir. Özellikle koğuş içi ilişkileri şekillendiren güç ve iktidar kavramları kadınlarası ilişkileri oluşturmada önemli bir rol oynadığı gözlemlenen başka bir olgudur. Hükümlü kadınların cezaevi kültürünü ve kodlarını anlamasına ve uygulamasına yardımcı olan dayanışma ve arkadaşlık ilişkileri iken hükümlüler aralarında oluşan husumet ve düşmanlığın cezaevini kadınlar için bir o kadar yaşanması zor bir hale getirdiği gözlemlenmiştir. Farklı sosyal ağın incelendiği bu araştırmada hükümlü kadınların yaşam pratikleri içinde kendileri konumlandırdıkları statüler her gün yeniden şekillenmektedir.
Uyuşturucu suçları üzerine sosyolojik bir araştırma: Bingöl örneği
Bu doktora tezinde, Bingöl M Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda uyuşturucu suçu/suçlarından hükümlü ve tutuklular sosyolojik açıdan ele alınmış ve bu hükümlü ve tutukluların suç işlemelerinde etkili olan toplumsallaşma faktörleri araştırılmıştır. Bu kapsamda bireylerin uyuşturucu suçu/suçları işlemesinde etkili olduğu düşünülen aile, arkadaş çevresi, sosyo-ekonomik durum, mesleki durum, dindarlık ve kitle iletişim araçları gibi değişkenlerin etkisi irdelenmiştir. Bununla birlikte uyuşturucu suçlularının cezaevine girdikten sonra işledikleri suçlardan dolayı dışlanma durumları, uyuşturucu kullananların tedavi olup olmadıkları ya da tedavi olma istekleri, pişmanlık durumları, ziyaret edilme durumları, çocukları için gelecek planları incelenmiştir. Ayrıca, uyuşturucu suçlularının cezaevinden tahliye olduktan sonra bir korku yaşayıp yaşamadıkları, bir korku ve endişe duymaları halinde neler yapacakları, kişilerin cezalarını tamamladıktan sonra aileleri ile ilgili herhangi bir planlarının olup olmadığı da araştırılmıştır. Bu araştırma Bingöl M Tipi Kapalı ve Açık Cezaevi İnfaz Kurumu'nda uyuşturucu suçlarından yatmakta olan 219 katılımcıya yüz yüze uygulanan anket ve 30 katılımcıyla derinlemesine yapılan görüşme verileriyle de desteklenen bir alan araştırmasına dayanmaktadır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde SPSS 22.00 programı aracılığı ile basit frekans analizi ve çapraz tablolar yapılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, Bingöl Cezaevi'nde uyuşturucu suçu/suçlarından bulunan hükümlü ve tutukluların çok büyük kısmının erkek olduğu, genç ve orta yaş aralığında yer aldıkları, eğitim düzeylerinin en çok lise ve dengi okul olduğu, yarısından fazlasının bekâr olduğu, düzenli bir işte çalışmadıkları, gelir seviyelerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların verilen cezaları çok caydırıcı buldukları, büyük çoğunluğunun pişman olduğu, uyuşturucu kullanıcılarının çoğunun tedavi olmak istedikleri ve devletin kendilerini bu suçları işlemekten alıkoymak için istihdam alanları yaratması talebinde bulundukları, geleceklerinden korku ve endişe duydukları belirlenmiştir. Bununla birlikte uyuşturucu suçu/suçlarının işlenmesinde en büyük faktörün arkadaş çevresi olduğu, katılımcıların gelir seviyelerinin artmasıyla da suç işleme oranlarının düştüğü, uyuşturucu suçu işleyen katılımcıların en çok sahip olduğu mesleğin esnaflık olduğu ve katılımcıların dindarlık seviyesinin azalmasıyla birlikte suç işleme oranlarının da azaldığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca araştırmanın nitel sonuçları nicel analizlerden elde edilen sonuçları destekler niteliktedir.
Ceza infaz kurumlarında uygulanan eğitim-iyileştirme faaliyetlerinde tartışma türleri kullanımının hükümlü/tutukluların dinleme becerisi üzerine etkisi
Ceza infaz kurumları, hükümlü/tutukluların cezalarını infaz edip suç gruplarına ve türlerine göre barındıkları, fiziki yapıları farklılık arz eden, özel mevzuatla yönetilen müesseselerdir. Ceza infaz kurumlarındaki kadın ve erkek hükümlü/tutuklular yaş, cinsiyet ve suç gruplarına göre farklı yerleşkelerde barınmaktadırlar. Farklı gruplardan hükümlü/tutukluların barındığı ceza infaz kurumlarında hizmet unsuru olarak birçok faaliyet süregelmektedir. Bu faaliyetlerden eğitim-iyileştirme çalışmaları, hükümlü/tutukluların salıverilmesinden sonraki hedeflenen yaşantıları açısından ülke politikası adına son derece önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerinde kullanılan ve her faaliyet döneminde eğitim çizelgelerinde ifade edilen münazara, panel, forum, açık oturum gibi sosyal-kültürel faaliyetlerin pratikte hükümlü/tutukluları iyileştirme çalışmalarına katkısı olup olmadığını ortaya koymak, hükümlü/tutukluların dinleme becerisiyle ilgili faaliyetlerinin geliştirilip geliştirilemeyeceği konusunda tespitlerde bulunmaktır. Bu araştırma, Yenişehir Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, Bursa E Tipi Kapalı ve Açık Ceza İnfaz Kurumu, Bursa H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite muzunu hükümlü/tutuklulardan seçkisiz (random) yöntemle seçilmiş 122 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen ve dinlediğini anlama yeteneğini ölçmeyi amaçlayan beş farklı başarı testi ile elde edilmiş ve istatistik programıyla analiz edilmiştir. Hükümlü/tutukluların dinlediğini anlama başarısı, tartışma türleri kullanımıyla öntest ve sontest arasında anlamlı bir farklılık göstermiştir. Araştırmanın sonunda, elde edilen bulgulardan yola çıkılarak bazı öneriler dile getirilmiştir. Anahtar kelimeler: Ceza infaz kurumları, dinleme becerisi, hükümlü/tutuklular, tartışma türleri
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Antalya Hapishanesi
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Antalya Hapishanesi, başlığını taşıyan tezde, Osmanlı Devleti'nde 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra meydana gelen hapishane reformu sürecinin Antalya hapishanesine etkileri saptanmıştır. Hapishaneler ile alakalı kaleme alınmış, Gültekin Yıldız'ın Mapusane ve Emine Gürsoy Naskali ile Hilal Oytun Altun'un editörlüğündeki makaleler derlemesi olan Hapishane Kitabı adlı eserlerini ana kaynak olarak kabul edebiliriz. Konuyla alakalı pek çok makale de yazılmıştır. Bunlar arasında Ali Rıza Gönüllü'nün, Osmanlı Devleti'nin Son Dönemlerinde Isparta Hapishanesi (1867-1920) ve Nurgül Bozkurt'un, 20. Yüzyıl Başlarında Kütahya Hapishanesinin Genel Durumu isimli çalışmaları yer alır. Bunun yanında kaleme alınan tezler de mevcuttur. Ufuk Adak'ın, 19. Yüzyılın Sonları 20. Yüzyılın Başlarında Aydın Vilayeti'ndeki Hapishaneler ve Nazmiye Akbey'in 19. Yüzyılın Sonları 20.Yüzyılın Başlarında Sinop Hapishanesi adlı çalışmaları da oldukça önemlidir. Bizim de Antalya hapishanesini ele aldığımız çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, suçun kaynağına inerek ilk hangi duygularla ne zaman baş gösterdiğini ve nasıl geliştiğinin yanında, suç, ceza ve hapishane kavramlarını İslam Tarihi'nden başlayıp, Osmanlı Devleti'ne kadar getirerek tanımlarının yanı sıra, bu kavramların gelişimleri hakkında da bilgiler verilmiştir. Bunun yanında Avrupa'daki hapishanelerden ve oluşturulan çeşitli hapishane modellerinden bahsedilmiştir. Daha sonra suç, ceza ve hapishane kavramları tamamen Osmanlı Devleti açısından incelenmiştir. Hadd, ta'zir ve kısas suçlarının neler olduğu, bu suçu işleyen kişilere ne gibi cezaların uygulandığı, İslam Tarihi'nden de faydalanarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti'nin uyguladığı yasaların tamamının tabanında, İslam Hukuku yer aldığından dolayı, aralarındaki bağ yadsınamazdır. Daha sonra zindandan hapishaneye geçiş sürecinin yaşandığı, Tanzimat Dönemi'ndeki ceza anlayışının ne gibi değişiklere uğradığını 1840,1851 ve 1858 tarihlerinde çıkarılan Ceza Kanunnameleri üzerinden değerlendirilmiştir. Ardından Osmanlı Devleti'nde hapishaneler adına gerçekleştirilen ıslahatlara yer vermiştir. İkinci bölümde, ilk olarak hapishanenin bulunduğu yer olan Antalya şehri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Daha sonra hapishanenin yeri ve yeniden inşası sürecinden erişebildiğimiz arşiv kaynaklarındaki bilgiler kadarıyla bahsedilmiştir. Hapishanenin geçirdiği tamir süreci, genişletilmesi, ek oda inşaatları ve bunun yanında gasilhane, abdesthane gibi mahkumlar için yapılan inşa faaliyetlerine de yer verilmiştir. Hemen ardından, tayinat konusundan ve yaşanılan sorunlardan detaylıca bahsedilmiştir. Son olarak da hapishane yönetiminde kimlerin olduğu, görevleri maaşları ve tayinleri mevzusu değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, ulaşabildiğimiz arşiv belgeleri ışığında, Antalya hapishanesindeki mahkumlar tüm yönleriyle ele alınmaya çalışılmıştır.
Cezanın amacı bakımından koşullu salıverilme
Cezalandırma pratikleri tarihi seyir içerisinde pek çok farklı biçimler almış, nihayetinde ise hürriyeti bağlayıcı cezaların yeni cezalandırma anlayışını en iyi yansıtacak ceza türü olduğu üzerinde uzlaşılmıştır. Cezalandırma anlayışında yaşanan paradigma değişikliğiyle devletler, cezalandırıcı eğilimlerini bir kenara bırakıp suçlunun topluma yeniden katılmasını sağlayacak sistemleri öncelemiştir. Kapatılmanın temel ceza olarak belirlendiği dönemden sonra bu cezalandırma türünde yaşanan aksaklıklar ve ortaya çıkan ihtiyaçlar neticesinde hürriyeti bağlayıcı cezaların yeniden sosyalleştirici hale getirilmesi için reform çalışmaları yürütülmüştür. Tarihin bu noktasında özellikle Kuzey Amerika ve Kuzeybatı Avrupa'da yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler infaz hukukuna yepyeni bir kurum kazandırmıştır: Koşullu Salıverme. Osmanlı Devleti'nde yürütülen modernleşme çabaları ile bu kurum da iktibas edilerek uygulanmaya çalışılmış ancak Batı'daki ideal şekliyle uygulanması için uzun süre beklemek gerekmiştir. Koşullu salıverme, günümüz Türkiye'sinde tüm hükümlüleri ilgilendiren bir hüküm olarak varlığını devam ettirmekte ve zaman zaman farklı ceza politikalarını gerçekleştirmek için bir vasıta olabilmektedir. Bu nedenle kurumun tarihi gelişimi ile cezanın amacı bakımından incelenmesi önem arz etmektedir.
Hükümlülerin transaksiyonel analiz teorisine göre benlik durumlarının belirlenmesi: Kırıkkale Sulakyurt Kapalı Ceza İnfaz Kurumu örneği
Transaksiyonel Analiz Teorisini temel alarak yapılan bu çalışma; Kırıkkale Sulakyurt Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan hükümlü/tutukluların benlik durumları belirlenmesi amaçlanarak betimsel araştırma modeline uygun olarak yapılmıştır. Transaksiyonel Analiz teorisi, bireylerin çocukluk döneminde yaşadıklarının, ebeveynleri ile ilişkilerinin yaşamlarını şekillendiğini savunmaktadır. Bu gelişim kişilerin kullandıkları baskın benlik durumları ile olmaktadır. Bu nedenle çalışmamız hükümlü/tutukluların baskın benlik durumlarının belirlenerek; suça yönelmelerinde ve cezaevlerindeki süreçlerinde onlara uygun müdahale seçeneklerine katkı sağlamayı amaçlamıştır. Çalışmaya Kırıkkale Sulakyurt Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulanan 133 erkek hükümlü/tutuklu katılmıştır. Katılımcılar "Hükümlü Kişisel Bilgi Görüşme Formu" ve "Ego Durumları Ölçeği" doldurmuştur. Araştırma grubunda cinsiyet değişkeni sabit tutulmuştur. Hükümlü/tutukluların sosyo-demografik özellikleri, suç geçmişleri ve suç türleri ile baskın benlik durumları araştırılmıştır. Araştırmaya katılan hükümlü/tutukluların kullandıkları baskın benlik durumları; Koruyucu Ebeveyn Benlik Durumu (%57,9; n=77), Yetişkin Benlik Durumu (%30,8; n=41), Doğal Çocuk Benlik Durumu (%5,3; n=7), Uygulu Çocuk Benlik Durumu (%3,8; n=5) ve Eleştirel Ebeveyn Benlik Durumu (%2,3; n=3) olarak sıralandığı görülmektedir. Ancak örneklem grubunun özellikleri nedeniyle istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunamamıştır.
Denetimli serbestlik tedbiri altındaki hükümlülerin rehabilitasyonu ve mükerrer suçun önlenmesinde manevi danışmanlık ve rehberlik hizmetleri (Dindarlık ve suç ilişkisi üzerine araştırma)
Suç davranışı ve suç davranışının tekrarı bireysel, sosyal ve psikolojik birçok etmen içermekte ve bu konu adli psikoloji disiplininin çalışma alanları arasında bulunmaktadır. Mevcut araştırma kapsamında motive edici bir araç olarak din ve dindarlık olgusunun hükümlüler için taşıdığı önemin ve onun sosyal fonksiyonunun belirlenmesi, doğru ve etkili bir yaklaşımın benimsenmesi ise bu konudaki gereksinimlerin ve beklentilerin karşılanması çabalarına katkı sunacaktır. Suç, mükerrer suç ve din ile suç ilişkisinin incelendiği çalışmanın ilk bölümünde denetim serbestliğine ilişkin kavramlara yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde din ve suç ile dindarlık ve suç kavramları ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise manevi rehberlik, dini danışmanlık ve denetimli serbestlikte manevi rehberlik ve dini danışmanlık konularına yer verilmişti. Araştırma bulguları incelendiğinde Kendilerinin dindar olarak tanımlayan kişiler, dinin suç işlemeyi engelleyen bir yapıda olduğu, ailelerin dini inanç ve yaşayışları açısından değerlendirildiğinde bu değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olduğu, Cezaevinde dini danışma ve rehberlik hizmetleri kapsamında birden fazla etkinliğe katılanların dini danışma ve rehberlik hizmetleri aldığı sürede tekrardan suç işleme konusunda engelleyici rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkûm bireylerde fatalistik düşünce
Kader günümüzde merak edilen konuların başında gelmektedir. Sosyal bilimciler tarafından kader farklı perspektiflerle açıklanmaktadır. Çalışmamız farklı suçlardan hüküm alan kişilerin kader bilgisi ve fatalizm eğilimlerini konu edinmiştir. Araştırma Bursa Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ndeki farklı suçlardan hükümlü bulunan 114 kişi üzerinden yürütülmüştür. Mahkûm bireylerin kader bilgisi ve fatalizm eğilimleri sosyo-demografik değişkenlerle birlikte survey yöntemiyle incelenmiştir. Hükümlülerin eğitim düzeyi, ekonomik düzey, dünyaya gelmekten memnun olma durumu ve gelecek hakkındaki ümit düzeyi ile kader bilgisi arasında aynı yönde, yaş ile kader bilgisi arasında ters yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırmamızda şiddet görme durumuna göre fatalizm arasında anlamlı bir farklılık bulgulanmıştır. İslamiyette ''kader'' vardır ama ''kadercilik'' yoktur. Kader inancı insandaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Zorluklarla dolu bir dünyada yaşam mücadelesi veren insana kader inancı ruhsal açıdan iyi olma hali sunar.