Yabancılaşma
Bu konu başlığı altında 151 tez
Michael Haneke sinemasında suç temasının simülasyon kuramı ile ilişkileri bağlamında yeniden değerlendirilmesi
Televizyon için çektiği filmler ve serilerle birlikte yirminin üzerinde sinemasal yapıta imza atmış olan Michael Haneke, bu yapıtların büyük bir bölümünün senaryosunu da kendisi yazmış olan, auteur olarak adlandırılabilecek bir yönetmendir. Aldığı ve aday gösterildiği pek çok ödül, onun toplum analizinin başarısını kanıtlar niteliktedir. Filmlerinde sıkça karşılaşılan 'suç'un, 'suçlu olma/suçluluk' teması içinde ele alınıp tartışılmasının, yönetmenin özellikle geç kapitalist burjuva toplumu analizini anlayabilmek açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Yaşadığı toplumla ve hatta aile içindeki biçimsel bağlarıyla, kendi kendine de yabancılaşmış olan geç burjuva bireylerin, kendilerini içinde buldukları suç, suçluluk ve şiddet içeren olayların anlatıldığı filmlerin analizini yapabilmek için bu çalışmada en uygun bulunan kuram olan simülasyon yaklaşımının odaklarına yer verilmiş, Avrupa'nın Soğuk Savaş'tan itibaren modern toplumsal tarihi, suç kavramıyla ilişkileri, dönemin önemli düşünürlerinin yaklaşımları ve Avrupa sinemasından örnekler hakkında bilgi verilmiştir. Suç ve suçluluk kavramlarının, Jean Baudrillard tarafından 1970'lerin sonlarında ortaya konan Simülasyon Kuramı ile ilişkilerinin, Michael Haneke filmlerinde ortaya çıkış biçimlerini anlayabilmek adına yönetmenin Benny's Video (1992), 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls (1994), Funny Games (1997), Code inconnu: Récit incomplet de divers voyages (2000) ve Caché (2005) filmleri bu çalışmada analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, simülakr, gerçeklik, hiper gerçeklik, burjuva, suç,suçluluk, yabancılaşma, sosyolojik eleştiri, postmodern, yapı söküm
Anton Çehov öykücülüğündeki yabancılaşma imgesinin Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki dönüşümü
Sanatın farklı dalları ortaya çıktıkları dönemlerden bu yana alışveriş içinde olmuşlardır. Bu etkileşim, sanatların günümüzde aldıkları şeklin belirleyici unsurlarından biridir. Sinema da, yapısının el verdiği ölçüde, diğer sanatların anlatılarından, anlatım olanaklarından ve tekniklerinden yararlanmıştır. Gerek sözlü gerek yazılı olsun, mirası insanlık kadar eski olan edebiyat, sanatların en gencini besleyen, büyüten ve değiştiren kaynakların başında gelmektedir. Edebi eserlerin uyarlamalar aracılığıyla perdeye taşınması, sinemanın ilk günlerinde başlayan, artarak devam eden ve günümüzde de popülerliğini yitirmeyen bir yöntemdir. Dünya edebiyatında sayısız yapıt, aslına sadık kalınarak ya da sinemanın gerekleri doğrultusunda dönüştürülerek filme aktarılmıştır. Edebi eserin büyük ölçüde hazır bir senaryo sunması ve bilinirliğinden ötürü belirli bir gişe başarısı vadetmesi, sinemacıların bu yola başvurmasının başlıca nedenleridir. Ancak zamanla kimi yönetmenler için uyarlama çok daha bireysel bir süreç haline gelmiş, etkisi altında kalınan roman ya da öykünün, gücünden bir şey yitirmeden filme aktarılabilmesi düşüncesi öne çıkmıştır. Ülkemizde de durum farklı değildir. Gerek yerli, gerek yabancı yazarların eserlerinden uyarlamalar yapan yönetmenler sinema tarihimizde önemli bir yer tutmaktadır. Rus yazar Anton Çehov'un öykülerini filmlerine taşıyan Nuri Bilge Ceylan bu isimlerin başında gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Anton Çehov, Nuri Bilge Ceylan, Uyarlama, Yabancılaşma
Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey eserlerinde kimlik bunalımı ve anlam arayışı
Yirmi birinci yüzyıla ait Türk ve Japon edebiyatından seçilmiş iki eserde görülen toplumsal sorunlara duyarlılık, yaşanan kimlik bunalımı, dayatılan toplumsal kuralların yüksek sesle dile getirilişi ve insanın nasıl bir bunalıma sürüklendiği edebiyatta yansımalarını bulmuştur. Kapitalist toplum yapısı Doğu-Batı fark etmeksizin tüm toplumlarda insanı kaosa ve bu kaosun yarattığı hoşnutsuzluk, belirsizlik ve bu belirsizliğin getirdiği kimliksizleşmeye sürüklemektedir. Bu nedenle, bu çalışmada farklı kültürlerden Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey adlı eserlerde eleştirilen postmodern toplum düzeninin söz konusu eserlere nasıl yansıtıldığı ve anlatı sonunda roman karakterlerinin bireysel mücadelelerinde ne ölçüde başarılı oldukları üzerine karşılaştırmalı bir çalışma yapmak hedeflenmiştir. Çalışma, Haruki Murakami'nin Sahilde Kafka ve Mine Söğüt'ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey adlı eserlerindeki kimlik sorununun incelenmesiyle sınırlandırılmıştır. Çalışmanın esas amacı, inceleme konusu eserlerde yazarların ortak konuyu nasıl işlediklerinin izlerini sürmektir. Bu bağlamda farklı disiplinlerden de yararlanılması nedeniyle yöntem olarak çoğulcu inceleme yöntemi kullanılmış, söz konusu eserler sosyolojik ve psikanalitik eleştiri kuramları merkeze konularak incelenmeye çalışılmıştır. Felsefi ve sosyolojik bakış açısıyla postmodern toplumda yabancılaşma nedir, nasıl gerçekleşir ve bireylerin bunalıma sürüklenmelerinin nedenleri nelerdir sorularına yanıt aranmıştır. Sonuç bölümünde ise söz konusu eserler arasında çalışma konusu bağlamında saptanmış ortak, benzer ve farklı noktalara vurgu yapılarak eserlerin karşılaştırılmasına ilişkin genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Haruki Murakami, Mine Söğüt, Postmodern, Yabancılaşma, Kimlik Bunalımı
İlköğretimde okullarında görev yapan öğretmenlerin işe yabancılaşma düzeylerine ilişkin algıları: Malatya ili örneği
Bu araştırma, resmi ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin işe yabancılaşma düzeylerinin güçsüzlük, anlamsızlık ve yalıtılmışlık boyutlarında cinsiyete, kıdeme, okul büyüklüğüne (büyük, küçük ve orta büyüklükteki okul), öğretmenlerin branşına, medeni durumlarına ve öğrenim durumlarına göre değişip değişmediğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.Araştırmanın evrenini, Malatya ili merkez ilçedeki 76 resmi ilköğretim okulunda görev yapan 3326 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, 31 resmi ilköğretim okulunda görev yapan 719 öğretmen oluşturmaktadır.Araştırmanın verileri, Elma (2003) tarafından geliştirilen İlköğretim Okulu Öğretmenlerinin İşe Yabancılaşması Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında çözümlenmiştir. Öğretmenlerin işe yabancılaşma düzeylerinin cinsiyet, medeni durum ve branş değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesinde t-testi, okul büyüklüğü, öğrenim durumu ve kıdem değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için ise tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA) uygulanmıştır.İlköğretim okulu öğretmenlerinin işe yabancılaşma düzeyleri; genel ortalamaya göre ¯X:1,74 ile ?Hiçbir Zaman ? düzeyi olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte öğretmenlerin işe yabancılaşmalarının en yüksek olduğu boyut ?Güçsüzlük? boyutudur. Güçsüzlük boyutunu ?Yalıtılmışlık? ve ?Anlamsızlık? boyutları takip etmektedir.Araştırma sonucunda, Güçsüzlük alt boyutu ile Anlamsızlık ve Yalıtılmışlık alt boyutları arasında pozitif yönlü orta güçte anlamlı bir ilişki; bununla beraber işe yabancılaşma ölçeği arasında ise pozitif yönlü güçlü anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmanın ikinci alt boyutu olan Anlamsızlık alt boyutu ile Yalıtılmışlık alt boyutu arasında pozitif yönlü orta güçte anlamlı bir ilişki; işe yabancılaşma ölçeği ile arasında da pozitif yönlü güçlü anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkarılmıştır. Araştırmanın üçüncü alt boyutu olan Yalıtılmışlık alt boyutu ile işe yabancılaşma ölçeği arasında da pozitif yönlü güçlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir.Ayrıca, branş öğretmenlerinin, büyük okullarda görev yapan öğretmenlerin, mesleki kıdemi az olan öğretmenlerin ve lisansüstü öğrenime sahip öğretmenlerin daha yüksek düzeyde işe yabancılaştığı bulunmuştur. Araştırma sonucunda, branş, okul büyüklüğü, kıdem ve öğrenim durumu değişkenlerinin işe yabancılaşma düzeyinde anlamlı farklılık yaratmış olduğu ortaya konulmuştur.Anahtar Sözcükler: Yabancılaşma, İşe Yabancılaşma, İlköğretim Okulu Öğretmenleri.
Alev Alatlı'nın fikirlerinin sosyolojik açıdan değerlendirilmesi
Türkiye'de edebiyat, Batı'daki değerinin aksine uzun yıllar sosyal bilimlerin odak noktasının dışında kalmıştır. Oysaki edebiyat disiplini, felsefe ve sosyal bilimler, özellikle de sosyoloji için çok değerli bulguların yer aldığı bir bilgi deryasıdır. Türkiye'de, romancı kimliğiyle tanınan Alev Alatlı, ülkemizdeki çoğu sosyal bilimcinin aksine, toplumsal konuları ve sorunları tahlil ederken, edebiyat alanından önemli ölçüde istifade etmiştir.Alatlı, Aristoteles mantığının tek düzeliğine karşın "saçaklı mantık"ın önemine vurgu yapan, bütüncül düşünce biçimini öne çıkaran, anti-pozitivist, gerçekçi bir romancıdır. Alatlı, Doğu-Batı ayrımı hakkındaki düşüncelerini, coğrafyadan ayrı olarak, biyofilik ve nekrofilik yönden kâinatı algılama tarzındaki farklılıkların üzerine kurmuştur. Alatlı'ya göre, Türk toplumu, Doğu ve Batı arasında arafta kalmış, ahlâk yapısı kapitalist sistemin zorlamasıyla göreceli ahlâka kurban gitmiş, değerler dünyasında büyük karmaşalar yaşamış, genç nüfusu cehalete yenik düşmüş, insanları Batılılaşmanın tesiriyle çeşitli açmazlarla karşı karşıya kalmış, kimlik bunalımı yaşamış, fertleri birbirine yabancılaşmış bir toplum haline gelmiştir.Alatlı, Türk toplumunun Batılılaşma süreciyle nekrofilik bir ruha büründüğünü, kendi yapısına ve dokusuna ters düşen bir yabancılaşma yaşadığını iddia etmiştir.Alatlı, Türk insanının derin kültürel bağlarında yatan özgürlük ruhuna vurgu yapmıştır. Alatlı, dünyayı tahakküm altına alan yağma düzenine eleştirel bakmıştır. Türk toplumunu dünyanın emniyet supabı olarak görmüştür. Alatlı, Türk toplumunun sahip olduğu değeri ve önemi fark etmiştir. O, Türk toplumunun özünü bulması için eserler kaleme almıştır.Tezimiz, Alatlı'nın kaleme aldığı yazıların ışığında, Türk toplumunu hangi dinamikler açısından nasıl değerlendirdiğini konu edinmiştir. Bunun yanı sıra tezimizde, Alatlı'nın toplum sorunlarına bakışını, Doğu-Batı ayrımına, Türk toplumuna ve insanına dair fikirlerini tahlil etmeyi amaçladık. Türkiye'de edebiyat dünyası ve sosyal bilimlerde önemli bir yere sahip olan Alatlı'nın görüşlerini genel ivbir çerçeveye oturtmaya çalıştık. Tezimiz, genellikle edebi yönüyle ele alınmış olan Alatlı'yı, sosyolojik bir perspektifle bütün yönlerini incelemiş olan ilk çalışmadır.Anahtar SözcüklerAlev Alatlı, Aydınlanma, Modernizm, Postmodernizm, Pozitivizm, Oryantalizm, Yabancılaşma, Biyofili, Nekrofili, Batılılaşma, Türk Toplumu, Türk İnsanı, Aydın, Bütüncül Düşünce, Kavram Kargaşası, Saçaklı Mantık, Rölativistik Ahlâk, Murat
Sporda yabancılaşma ve kişilik özellikleri ilişkisi üzerine bir alan araştırması
Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi'nden eğitim alan sporcuların sporda yabancılaşma ve kişilik özelliklerinin araştırması bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmanın evrenini TOHM merkezinde eğitim alan sporcular ve TOHM bulunan illerde tesadüfi örneklem yöntemiyle seçilmiş sporcular oluşturmaktadır. Çalışmada sporcuların demografik özelliklerini belirlemeye yönelik hazırlanmış ''Kişisel Bilgi Formu'', geçerlik güvenirlik çalışması tarafımızdan yapılan ''Sporda Yabancılaşma Ölçeği'' ve Alkan (2007) tarafından uyarlama çalışması yapılmış John, Donahue ve Kentle (1991) tarafından geliştirilen "Beş Faktör Kişilik Envanteri'' uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda sporcuların değişkenlere ait frekans ve yüzde dağılımları verilmiştir. Sporda yabancılaşma ölçeği ve alt boyutlarının cinsiyete göre farklılığını test etmek için yapılan Bağımsız Örneklem t-Testi sonucuna göre TOHM'nde eğitim alan ve karşılaştırma grubu olarak şeçilen TOHM'da eğitim alamayan sporcularda anlamlı farklılık tespit edilmişken, yaş, eğitim durumu ve gelir durumuna göre ise bazı alt boyutlarda anlamlı fark tespit edilmiştir. Beş faktör kişilik ölçeğinde ise gelir durumuna göre alt boyutlarda anlamlı fark bulunamazken, yaş, eğitim durumu ve cinsiyete göre bazı alt boyutlarda anlamlı fark tespit edilmiştir. Yapılan regresyon analizi sonucuna göre; beş faktörlü kişilik envanteri alt boyutları olan açıklık ve duygusal dengesizlik sporda yabancılaşma ile anlamlı ilişkiler göstermektedir. TOHM merkezinde yatılı eğitim alan ve almayan sporcuların sporda yabancılaşma ve kişilik envanteri puanlarına yapılan Bağımsız Örneklem t-Testi sonucuna göre; sporda yabancılaşma durumlarında anlamlı fark tespit edilirken, kişilik envanteri ve alt boyutlarında fark tespit edilememiştir. Sonuç olarak; sporcuların algıladıkları yabancılaşma düzeyleri ve sahip oldukları kişilik özellikleri arasında ilişki tespit edilmiştir. Sporcuların sahip oldukları demografik özellikleri, sosyal çevrelerinin değişmesi, aile yanından uzak spor hayatlarına devam etmeleri gibi faktörler sporda yabancılaşma ve alt boyutlarında anlamlı fark yaratırken, beş faktör kişilik envanteri ve alt boyutlarında ise daha az anlamlı fark tespit edilmiştir. Sporcuların sahip oldukları sosyal çevrenin ve kişilik özelliklerinin yabancılaşma düzeylerinde etkili olduğu dolayısıyla performanslarının da etkilenebilecekleri düşülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kişilik, Sporda yabancılaşma, TOHM,
Algılanan örgütsel desteğin örgütsel yabancılaşma üzerindeki etkisini belirlemeye yönelik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, algılanan örgütsel desteğin örgütsel yabancılaşma üzerindeki etkisini belirlemeye yöneliktir. Günümüz koşullarında örgütler için önemli bir kaynak haline gelen işgörenler, desteklenmediklerini hissettikleri takdirde performanslarında azalış yaşayabilmekte ve bu durum örgütün devamlılığını tehlikeye atabilmektedir. Bu nedenle algılanan örgütsel desteğin örgütsel yabancılaşma üzerindeki etkisini belirlemek, işgörenlerin memnuniyet ve performansının artması örgütlerin ise varlıklarının devamlılığı açısından önem teşkil etmektedir. Yapılan çalışmada kapsamlı bir literatür taraması yapılarak algılanan örgütsel destek ve örgütsel yabancılaşma kavramları ile ilgili teorik bilgi verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde algılanan örgütsel destek kavramının tanımı, kuramsal temelleri, etkileyen temel faktörler, sonuçları ve yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. İkinci bölümünde yabancılaşmanın tanımı, örgütsel yabancılaşmanın tanımı, boyutları, nedenleri, sonuçları, önleyecek müdahaleler ve yapılmış çalışmalar ele alınmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise algılanan örgütsel destek ve örgütsel yabancılaşma arasındaki etkiyi belirlemeye yönelik uygulama kısmı ele alınmıştır. Çalışmanın uygulama kısmı Manisa ilindeki teknoloji ve beyaz eşya alanında faaliyet gösteren iki işletmenin çağrı merkezindeki 186 işgörenin katılımı ile gerçekleşmiştir. Çalışmada değişkenler arasındaki ilişki korelasyon ve regresyon analizleri ile belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda algılanan örgütsel destek, örgütsel yabancılaşma ve boyutları olan güçsüzlük, anlamsızlık, kuralsızlık, yalıtılmışlık ve kendine yabancılaşma arasında negatif yönde, anlamlı bir etki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Örgütsel Destek, Örgütsel Yabancılaşma.
Okul müdürlerinin kullandıkları güç kaynaklarına göre öğretmenlerin mesleki tükenmişlik ve yabancılaşma düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, okul müdürlerinin kullandıkları güç kaynaklarına göre öğretmenlerin mesleki tükenmişlikleri ve yabancılaşma düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Kütahya il merkezindeki ortaokul ve ilkokullarda görev yapmakta olan 314 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, Okullarda Örgütsel Güç Kaynağı Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği- Eğitimci Formu ve İşe Yabancılaşma Ölçeği ile toplanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için betimsel istatistikler, ikili karşılaştırmalarda t-testi, üç ve daha fazla karşılaştırmalarda tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve ilişkiyi ortaya koymada Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, okul müdürleri, sırasıyla en çok uzmanlık gücünü, yasal gücü, karizmatik gücü, ödül gücünü ve zorlayıcı gücü kullanmaktadır. Okul müdürlerinin kullandıkları güç kaynaklarına ilişkin öğretmen görüşleri; medeni durum, branş, yaş, eğitim düzeyi, kurumdaki süresi ve mesleki süresi değişkenlerine göre farklılık göstermezken, cinsiyet ve kurum türü değişkenlerine göre bazı boyutlarda farklılık göstermektedir. Araştırmaya katılan öğretmenler orta düzeyde duygusal tükenme, düşük düzeyde duyarsızlaşma ve kişisel başarı algısına sahiptir. Öğretmenlerin mesleki tükenmişlikleriyle ilgili görüşleri; kurum türü, branş, yaş, eğitim düzeyi, kurumdaki süresi ve mesleki süresi değişkenlerine göre kişisel başarı boyutunda, kurum türü, branş ve yaş değişkenlerine göre duygusal tükenme boyutunda, kurum türü, branş, yaş ve mesleki süre değişkenlerine göre duyarsızlaşma boyutunda anlamlı bir farklılık vardır. Öğretmen görüşlerine göre mesleki yabancılaşmaları; cinsiyete, medeni duruma, eğitim düzeyine, kurumdaki süresine ve mesleki süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermezken, kurum türü, branş ve yaş değişkenlerine göre bazı boyutlarda farklılık göstermektedir. Öğretmen algılarına göre okul müdürlerinin kullandıkları güç kaynaklarının, mesleki tükenmişlik ve yabancılaşma düzeyleri ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Belirlenen bu ilişki genel olarak düşük düzeyde, bazı alt boyutlarda ise orta düzeydedir.
The concept of isolation in Sylvia Plath's works
In this study it is emphasized how the isolation and death concept ofSylvia Plath?s works applied into the poetry pattern. Foreknowledge on isolation is putforward and the period of the poet is analyzed related to the works and past. Generally,twentieth century is the concept of isolation, and in detail, it is the examination of theisolation related works of Sylvia Plath who is a writer of the Post modern period.In the first chapter, the concept of isolation is explained in a social way and itsevolutions are given from the beginning of history. The concept of isolation is evaluatedin sociological, psychological and theoretical ways.In the second chapter the themes of death and suicide developing related to theconcept of isolation are explained in Plath's works. The poems with the comparativeanalysis and The Bell Jar are presented by an analysis deeply made in the concepts ofisolation and death.
Örgütlerde yabancılaşma ile tükenmişlik sendromu arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik bir araştırma
Örgüt içerisindeki çatışmalar ve artan negatif davranışlar büyük sorunları beraberinde getirmektedir. Yabancılaşma psikolojik bir sorun olarak kabul edilmesin rağmen örgütleri de ilgilendiren bir kavramdır. Ortaya çıkışı çok eski yıllara dayanan yabancılaşma, örgütlerde yakın zamanlarda önem kazanmıştır. Yabancılaşmanın sebep olduğu olumsuz sonuçlar, örgütlerde yabancılaşmanın fark edilmesini sağlamıştır. Genel olarak örgütlerde yabancılaşmayla mücadele edebilmek için çok fazla çalışma yapılmamıştır.Araştırmalarda yabancılaşmanın olumsuz sonuçlarını vurgulamak amacıyla çok sayıda çalışma yapılmıştır. Literatürde yabancılaşmanın etkilediği örgüt sorunlarından bir tanesi tükenmişlik sendromudur. Tükenmişlik sendromu, örgüt bireyinde iş yapma isteğinin kalmaması, bireyin olaylara tepkisiz kalması, kendini yalnız, yeteneksiz ve başarısız hissetmesi gibi duyguları kapsayan bir durumdur.Yabancılaşma sonucu sergilenen ve istenmeyen olumsuz davranışlar örgüt içerisindeki diğer bireylerin tükenmişlik sendromu yaşamalarını da etkileyebilmektedir. Yabancılaşan bireydeki belirtiler, onun tükenmişlik sendromu yaşadığının göstergelerini taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: Örgütlerde Yabancılaşma, Tükenmişlik Sendromu.
İlköğretim öğrencilerinde teknoloji kullanımı eksenli yabancılaşma: Düzce Merkez ilçe örneği
Günümüz modern toplumlarında teknolojik gelişimin vardığı düzeye bağlı olarak oluşan pek çok sorundan söz edilebilir. Temelde bağımlılıklar, yabancılaşma ve değer ölçülerinin değişimi gibi kimi sorunlar özellikle ilköğretim düzeyi öğrenciler üzerinde geniş etki alanlarına sahip olmaktadır. Öğrencilerin güvenli teknoloji kullanma bilincinden yoksun olma durumuna bağlı olarak gözlemlenen problemler internet bağımlılığı, cinsel içerikli videolara erişim, kişisel bilgileri ele geçirme, korsan yazılım gibi etik olmayan davranışlar ile zihinsel ve fiziksel gelişimlerine uygun olmayan bilgilere erişim sağlamaları sayılmaktadır. Teknoloji eksenli yabancılaşma olarak kavramsallaştırılan bu olguda anne baba tutumlarının rolü analiz edilmektedir. Söz konusu problemleri incelemek için nicel bir çalışma olan tarama deseninde bir araştırma gerçekleştirilmiştir. 2014-2015 eğitim öğretim yılında Düzce merkez ilçede eğitim öğretime devam eden ortaokul yedinci sınıf öğrencileri arasından seçilen örneklem üzerinde anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tezin varsayımları doğrultusunda frekans dağılımları, yüzdeler, çapraz tablolar, ortalama, t testi ve ANOVA testlerinden yararlanılarak betimsel olarak çözümlenmektedir.
Albert Camus felsefesinde yabancılaşma ve ölüm
Saçma ve başkaldırı kavramları Albert Camus'nün düşüncesinin mihenk taşlarıdır. İnsan zihni ve dünya arasındaki iletişimde oluşan boşluk yine insanı yabancılaşma ile yüz yüze getirir. Camus'nün öğretisi bu yabancılaşma ile ortaya çıkan uyumsuzun idrakinden hareketle bir başkaldırı felsefesine geçiştir. Bu düşünce sistemindeki geçiş evresinde ölüm kavramı önemli bir basamaktır. Albert Camus'nün felsefesinde yabancılaşma ve uyumsuzluk probleminden hareketle başkaldırı ve intihar kavramları ön plana çıkar. Bu kavramlar üzerinden hareketle yaşamın anlamına dair bir sorgulama meselesinin ortaya çıkışı Camus'nün tüm ana kavramlarıyla bütünsel bir anlam taşımaktadır. Bu çalışma Albert Camus felsefesinde yabancılaşmanın rolünü ve Camus'nün düşüncesinde ölüm kavramını irdelemeye çalışmıştır. Onun felsefi öğretisinin derinine inebilmek adına Camus'nün varoluş felsefesindeki yerine ve temel kavramlarına yer verilmiştir. Tezin birinci bölümünde Albert Camus'nün varoluş felsefesi içindeki yerine değinilmek istenmiştir. İkinci bölümde tezin ana meselelerinden biri olan yabancılaşma kavramı irdelenmiş neden ve sonuçları üzerinden tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise tezin diğer bir ana meselesi olan Albert Camus felsefesi içinde ölüm kavramı incelenmiştir.
Endüstri işletmelerinde çalışma koşullarının, işgörenler üzerindeki yabancılaşma etkisi ve bir uygulama
?Endüstri sletmelerinde Çalısma Kosullarının, sgörenler Üzerindeki Yabancılasma Etkisi ve Bir Uygulama? baslıklı arastırma; özellikle fiziksel çalısma kosullarının, çalısanlar üzerindeki olumsuz etkileri ortaya koymayı ve bu etkilerin çalısanları tükenmislige ve yabancılasmaya itebilecegini göstermeyi amaçlamıstır. Arastırma; özellikle tükenmislik ve yabancılasma konularında, alandaki literatür boslugu göz önüne alındıgında önemli bir eksikligi giderme amacını da tasımaktadır. Arastırma; endüstri sektöründe görev yapan tüm mavi yakalıları kapsamakla birlikte, bu alanda yer alan çalısan sayısının çoklugu, tüm mavi yakalı çalısanların arastırmaya katılmasını imkânsız kılmıstır. Bu nedenle arastırmada sekiz isletmenin çalısanları yer almıstır. Çalısmada öncelikli olarak literatür taraması yapılmıs, fiziksel çalısma kosullarının ergonomi bilimi altında incelenme süreci detaylı olarak aktarılmıstır. Arastırmada anket ile veri toplama yöntemi tercih edilmis; bununla birlikte, arastırmacının isverenlerle, sendika temsilcileriyle ve çalısanlarla yaptıgı görüsmelerin ve gözlemlerinin sonuçlarına da yer verilmistir. Anket çalısmasına; gıda, tekstil, otomotiv, lastik gibi farklı sektörlerden sekiz isletmede çalısan iki yüz doksan dokuz çalısan katılmıstır. Anket çalısması, stanbul'un yanı sıra Bursa ve Kocaeli gibi illerde yerlesik isletmelerde gerçeklestirilmistir. Yapılan arastırmada; özellikle olumsuz fiziksel çalısma kosullarının, çalısanları ne derece etkiledigine ve sonuçlarının ölümcül olabilecegine deginilmistir. Yapılan analizlerde, çalısanların demografik özellikleri, fiziksel kosullardan memnuniyetleri, örgütlenme düzeyleri gibi faktörler ile tükenme ve yabancılasma düzeyleri arasında anlamlı iliski olup olmadıgına bakılmıstır. Arastırma; genis fakat göz ardı edilebilir bir konuyu ele aldıgından, devamlı gelistirilmesi gerektigi de çalısma dahilinde belirtilmistir. Anahtar Kelimeler : Çalısma Kosulları, Ergonomi, Tükenmislik Sendromu, Yabancılasma, Meslek Hastalıkları, s Kazaları
Albert Camus'de uyumsuz insan
Albert Camus 20.yüzyılın en önemli filozoflarından birisidir. Camus felsefesini edebiyatla birleştirmiş ve çağının sorunlarını insanlara, sanatıyla sunmuştur. Camus'ye göre insanın dünya ile olan iletişimsizliği uyumsuzluğun kendisidir. Bu uyumsuzluk sadece dünya ile insan arasındaki iletişimsizlikten kaynaklanır oysa dünyanın kendisinde bir uyumsuzluk yoktur. Camus'nün uyumsuz insanı, bu noktada şekil alır. Uyumsuz insan anlamsızlığın dünyada olmadığını fark eder ve anlam arayışını bırakır, ölümden sonrası için bir başka dünya inancı taşımaz, çünkü inanç umut barındırır umut ise insanı sürekli bir beklenti ve anlam arayışına sokar. Uyumsuz insan gerçeğin üzerini boyamak yerine onu açığa çıkarandır. Bu tezde ben bu doğrultuda Albert Camus'nün uyumsuz insan profilini tarif edeceğim; insanın dünya ile olan ilişkisindeki çelişkileri Camus felsefesi çerçevesinde değerlendireceğim; insanın ölüm karşısındaki durumu ve yabancılaşmasını ele alacağım ve sonuç bölümünde ise tezin tamamında anlatılmış olan insan-dünya ilişkisinin genel ifadesini vereceğim. Anahtar Kelimeler: Albert Camus, Ölüm, Yabancılaşma, Uyumsuzluk
الاغتراب في يتيمة ابن زريق البغدادي
Yabancılaşıp gurbetçi olduğu yerde vefat eden şairin Endülüs'te geçim umuduyla Bağdat'tan ayrılıp dileğine gelen şairin hikayesini konu alan bir araştırma. Gurbetçi şiirlerinin prensesi olan yetim şiiri (40) satırda okuyan ve izin verenler için ağladı, ağladı ve hala söylüyor. Endülüs ve Abbasi döneminden günümüze göğüslerdeki muhafazası. Çağrılarını çıkarmaya çalıştık. Arap edebiyatında yabancılaşma ve yabancılaşma üzerine araştırmaların başlangıcını dilsel ve deyimsel olarak ele alan bölümlere dağıtın ve ardından şairin yaşamının doğum yeri açısından bir özetini verin. yabancılaşma içinde ölümüne kadar. Araştırma, ilki bireyin hayatındaki en önemli etki olarak kabul edilen sosyal yabancılaşmanın olumsuz ya da olumlu olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Şair ve toplumu arasındaki manevi ilişki duygusal yönden ve ne gibi sonuçlar doğurmaktadır? bundan uyumluluk veya uyumsuzluk ve ardından memnuniyet ve reddedilme tarafından takip edilen bir aidiyet duygusundan. Araştırmada İbn Züreyk el-Bağdadî'nin şiirleri, çağdaşı ve kendisinden sonra gelen şairlerin çok sayıda mecmua ve şiirleriyle mukayese edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şiir, İgtrab, İbn Zureyk,albağdadi, Eleştiri
Öğretmenler: Mevcut konumları, algı ve beklentileri üzerinden sınıfsal bir çözümleme Adana örneği
Bu çalışmada öğretmenlerin hem mevcut konumları, algı ve beklentileri üzerinden sınıfsal konumları çözümlenmeye çalışılmış hem de yabancılaşma düzeylerinin derecesi analiz edilmeye çalışılmıştır.Bu çalışmanın örneklemini, Adana şehir merkezinde faaliyet gösteren dershane, özel okul ve devlet okullarında çalışan kadrolu, sözleşmeli, ücretli öğretmenler ve idarecilerden oluşan 311 denek oluşturmaktadır.Öğretmenlerle ilgili bilgi toplamak amacıyla 54 soru altında 175 maddeden oluşan anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için betimsel frekans dağılımı ve çapraz tablolardan yararlanılmıştır.Bu tezin genel sonuçları olarak öğretmenlerin iktisadi olarak birbirlerine yakın olduğu, tercih ve eğilimler olarak da büyük oranda benzeştiği söylenebilir. Çalışma tarzları ve gelir tarzları açısından emekçi, yaptıkları işin niteliği ve eğilimleri açısından küçük burjuva oldukları ileri sürülebilir.Yine öğretmenlerin kendine, öğrenciye ve mesleğine yabancılaştığı da görülmektedir. Ancak beklenilenin tersi mevcut konumları ile algı ve beklentilerinin öğretmenlerin yabancılaşma düzeyi üzerinde anlamlı bir farklılaşma yaratmadığı görülmektedir.
Renate Welsh'in "Dieda oder das fremde Kind„ ve Canan Tan'ın "Eroinle Dans„ adlı eserlerinde çocuk ve gençlik yazını bağlamında ‚ "empati, kimlik arayışı ve yabancılaşma„ ' kavramlarına öğretbilimsel bir yaklaşım
Çocuk ve Gençlik Yazınının artık yazın (edebiyat) kavramının alt türlerinden biri olduğu bilinen bir gerçekliktir. Kültürlerarası öğrenme, öz ve yabancı kavramlarının karşılaştırılması ve önyargı ile stereotiplerin de çözümlenmesi ve yorumlanmasıyla gerçekleşebilecek bir etkinliktir. Kültürlerarası öğrenme bağlamında en etkin çalışmalarda da Çocuk ve Gençlik Yazınını görmek oldukça da sevindiricidir. İnsan zihninin yarattığı güzel şeyleri anlatan yazın ile çoğu zaman kültürler arası köprüler kurulurken, öğrenenlerde de yeni ufukların açılmasına araç olunmaktadır. Bu bağlamda özellikle Çocuk ve Gençlik Yazının çocuğa yönelik psikolojik, eğitsel, bilişsel, hukuki vs. boyutlarını üstlenip kendisine görev edindiği görülmektedir. Çocuk ve Gençlik Yazınındaki yapıtlarda sadece eğlenceli, esprili, kurgusal ve fantastik konulara yer verilmediği, ayrıca acı, keder, üzüntü ve özellikle çocuk ve gençlerin karşılaşabileceği olası sorunların da konulaştırıldığı bilinmektedir. Çünkü Çocuk ve Gençlik Yazını gençleri hayata hazırlamayı, gençlere değerler eğitimini vermeyi kendisine misyon edinmiş bir yazın türüdür. Okur ya da öğrenenler özellikle yazı karakterleri fazla küçük olmayan, ve o okudukları yapıtlarda konuların kendilerini yaşama hazırlayabilecek konuları içermesinden ötürü okuma beceresindeki kazanımlarına katkı yapacaktir. Gerek ana dil gerekse yabancı dil öğretimi ya da Karşılaştırmalı Yazınbilimi dersinde, ders ortamında okutulan yazınsal yapıtların okura bilgi aktarması, metin- okur arasında iletişim kurulabilmesi-, birikim ve deneyim geliştirebilmesi için yapıtın didaktize edilmiş olması beklenmektedir. Ancak ülkemizde birçok yapıta yönelik bu tür bir çalışmanın pek olmaması , bunun dışında derslerin nasıl farklı uygulanabileceği ve hangi etkinliklerle daha kalıcı hale getirilebileceği konusunda çok az kaynak bulunduğu da bilinen bir gerçektir. Bu çıkış noktasından hareketle yukarıda değinilen yapıtlar didaktik olarak ele alınacaktır. Eserlerin didaktik bağlamda uygulanması Karşılaştırmalı Yazın Bilim Dersi 2015-2016 Eğitim-Öğretim Yılı Çukurova Üniversitesi Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalındagerçekleşmiştir. Yapılan uygulamalar 1., 2., 3. ve 4. Sınıflarla yapılmıştır. Bu çalışmamızda 20. yy yazınında önemli bir yer edinen Avusturya'lı kadın yazar Renate Welsh'in "Dieda oder das fremde Kind" yapıtı ile Türk kadın yazar Canan Tan'ın "Eroinle Dans" adlı yapıtı Çocuk ve Gençlik Yazınlarının karşılaştırmalı Yazınbilim çerçevesinde ortak ya da farklı izlekleri didaktize edilmiştir. Yapıtların karşılaştırılmasındaki amaç farklı kültürlerden, farklı yaşanmışlıklardan ama benzer acı ya da coşkulardan yola çıkılarak eser kahramanlarının başlarından geçen olaylara empati yani eşduyum ile yaklaşabilme, yapıtı okuyan öğrenenlerde bu eser kahramanlarının içinde bulundukları durumu kendilerince nasıl içselleştirebildikleri; genç bireylerin biyolojik ve psikolojik olarak büyüdükleri "ilk çocukluk çağından (2-6 yaş) son çocukluk (10-13 yaş) ya da son erinlik çağına (17-20 yaş) (Oğuzkan, 2001, S. 2) kadar geçen sürede kimlik arayışları ne denli oluşturdukları, hangi zorlukları atlattıkları ve yine bu bağlamda eser kahramanlarının kendilerine yabancılaşmaları irdelenerek yabancıyı anlama izlekleri ile yapıtların didaktize edilmesine gayret gösterilmiştir. Çocuk Gençlik Yazını yapıtlarının seçilmesinin başlıca nedenleri ise dilinin sade ve anlaşılır olması, çocukların ve gençlerin günlük sorunlarını, yaşanmışlıklarını yansıtması, kurgusal, fantastik olayları aktarmasının yanında, gerçek olayları, gençlerin günlük yaşamda karşılaşabilecekleri durumları da göstermesidir. Her iki yapıtta da özellikle kız çocuklarının yaşamış oldukları yabancılaşma, dışlanma ve bu zorluklardan bir çıkış yolu arama çabaları özellikle Çocuk ve Gençlik Yazınının özellikleri ile ele alınıp yorum bilimsel olarak karşılaştırılmış ve irdelenmiştir. Çalışma, eylemsel üretimsel yöntemi doğrultusunda didaktize edilmiştir. . Geleneksel ders işlenişinin yaşandığı, öğretmenin bilgi aktaran, öğrenenin ise bilgiyi algılamaya çalıştığı ders söz konusudur. Ancak verimin, motivasyonun ve katılımının düşük olduğu ders ortamında istenilen amaca ulaşmak genelde istenilen düzeyde değildir. Yüz yüze yapılan yabancı dil öğretiminde dönüt almak genelde soru-cevap şekline indirgenmekte, soruya doğru yanıt veren öğrenci başarılı, yanlış yanıt veren ise başarısız değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme ile öğrenenin gerçek performansını ölçmek ne ölçüde olanaklıdır. Öğrenenlerin öğrendikleri konularda kalıcılık sağlayabilmeleri yaratıcılıklarına ve öğrendiklerini içselleştirmelerine bağlıdır. Buna yönelik en uygun yöntem olarak belirlenen eylemsel –üretimsel yöntemde birden fazla etkinliğin uygulanabilmesi sonucu öğrenen bireyde istendik davranışların kazandırılıp kazandırılamadığını daha kesin verilerle ölçebilme olanağı elde edilebilmektedir. Söz konusu yöntemin uygulanması "alımlama estetiği"ni de beraberinde getirip öğreten değil aksine öğrenen merkezli bir çalışma sonucu etkinliğin artmasına yardımcı olmuştur. Çalışmada ortaya çıkan yeni bilgiler "eylemsellik" aracılığı ile adeta bir yaşantı ürünü haline dönüşmüş ve kalıcılığın sağlanmasına özen gösterilmiştir. Eylemsel-üretimsel yöntemle aktif, katılımcı, eleştirel ve motivasyonu yüksek katılımcı kitlesi hedeflenmektedir. Bireyler bir metni okuduklarında, yapıta önyargısız yaklaşabilmeyi, kendini yabancıda, yabancıyı da kendi özünde bulabilmeyi hedeflenmektedir. Böylece kültürlerarası bir yaklaşım bağlamında, karşılaştırmalı yazın dersi tek düzelikten çıkartılıp, öğrencilerin keyif alabilecekleri bir öğretim ortamının oluşturulması hedeflenmektedir. Söz konusu yöntemle kültürel arka planı olan adı geçen yapıtlarda 'empati, yabancılaşma ve kimlik arayışı" izlekleri açısından irdelemesine çalışılmıştır. Yapıttaki kültürel benzerlikleri, farklılıkları ve ortaklıkları öğrencilerin bilinçlendirilmesi amacıyla yapıtlar eleştirel ve yaratıcı okumaları konusunda özendirmek öncelikler arasındadır. Öğrencilerin yerli ve yabancı yapıtlara önyargısız bir yaklaşım sergilemeleri ve yabancıya karşı engelleri büyük oranda azaltmaları hedeflenmiştir. "Empati, yabancılaşma ve kimlik arayışı" kavramlarının Çocuk ve Gençlik Yazını bağlamında karşılaştırılabilmesi için hem Almanca hem de Türkçe yazılmış olan yapıtlar seçilerek öz ve yabancı kavramları, kültürleri, benzerlikleri ve farklılıkları karşılaştırma olanağı yakalanmıştır. Karşılaştırmalı Yazınbilimi ile imgebilimin bir tür buluşması olarak değerlendirebileceği bu çalışma sürecinde kültürel açıdan ortak, benzer ve farklı imgelerin belirginleşmesi için aşağıda verilmiş olan etkinlikler uygulanmıştır: Seçilen iki yapıt okutulmadan önce öğrencileri "empati, yabancılaşma ve kimlik arayışı" kavramlarına yönelik ilgileri ve düşüncelerini ölçmek ve yapıtlara hazırlamak amacıyla, öğrenci hazırlık anketi uygulanmıştır. Bu anket "empati, yabancılaşma ve kimlik arayışı" kavramlarına yönelik bilgiler içermektedir. Birinci anket, öğrenci hazırlık anketi, ikinci anket, yapıt içerik anketi ve üçüncü anket yapıt değerlendirme anketidir. Yapıtlar derste uygulanmadan önce ikinci bir anketi düzenlenmiştir. Bu anket ise yapıtın içeriğine ve akışına yönelik sorular içermektedir. Buradaki amaç öğrencilere yapıtları okutmadan önce, yapıtlara yönelik olası önyargılarını, duygularını, düşüncelerini ve yaşanmışlıklarını ortaya koymak, kendi öz yaşantılarına dönüş yapmalarını sağlamak ve yapıtlara karşı farkındalık yaratmaktır. Üçüncü eser değerlendirme anketiyle, öğrencilerle bir dönem boyunca yapılan ders ve çalışma sonunda, öğrencilerin kitaplara yönelik değerlendirmelerini ortaya koymak amacıyla 5'li likert türünde ölçme araçları ayrı ayrı oluşturulmuştur. Çalışma yedi bölümden oluşmaktadır: Çalışmanın birinci bölümünde var olan soruna, çalışmanın önemine, sınırlılıklarına, amacına ve yapısına değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde kuramsal arka alanı sağlayan karşılaştırmalı yazın bilimine, tarihçesine, karşılaştırmaya, edebiyat yöntemlerine, eylemsel- üretimsel yönteme, alımlama estetiğinin etkisine, Çocuk ve Gençlik Yazınının yabancı dil dersindeki önemine ve Türkiye'deki gelişimine yönelik bilgiler aktarılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde "empati, yabancılaşma, kimlik arayışı, önyargı ve stereotip" kavramlarının tanımı aktarılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde, "empati, yabancılaşma, kimlik arayışı" kavramlarının her iki yapıtın ana figürlerinde çözümlenmesine ve yansıtılmasına çalışılmıştır. Bu arada psikoanalatik edebiyat kuramından yararlanılarak sanatçının biyografisini ve kişilik yapısının anlaşılarak bilinçaltı sürecinin belirlenmesine çalışmış; bunun için de iki yol kullanmıştır: Sanat yapıtlarından sanatçıya ve sanatçıdan yapıta dönük bir inceleme." (http://www.turkedebiyatı.org/psikoanalatik-edebiyat kuramı) verilerinden yararlanılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın beşinci bölümünde yapıtlara didaktik açıdan yaklaşım, bu bağlamda ders modelleri-ders örnekleri, yapıt seçimi, yapıtın özellikleri, dersin işlenişi, yapıtların didaktik aktarımında kullanılan süre, dersin yöntemi, "Dieda oder das Fremde Kind" ve "Eroinle Dans" yapıtlarına yönelik ders örnekleri, öğrencilerin aktiviteleri ve bulguları aktarılmıştır. "Dieda oder das Fremde Kind" yapıtı derste öğrencilere aktarılırken, konuyla ilgili iki farklı video izletilmiştir. Videolardan biri savaş sahnesini yansıtırken, diğeri üvey anne rolünü yansıtmaktadır. Bunun üzerine öğrencilerden yapıtın konusuna yönelik bir özet yazmaları istenmiştir. Kitabın özeti slaytlarla aktarılırken, öğrencilerden ara ara hikâyenin akışıyla ilgili tahminlerde bulunmaları istenmiştir. Hikâyenin sonunu vermeyip öğrencilerden, hikâyenin sonunu yazmaları, öğrencilerden hikâyenin sonunu değiştirmeleri, sahnesel yorumlama yapmaları ve hikâyeyi yeniden yazmaları istenmiştir. Böylece öğrencilerin derse aktif, yaratıcı, eleştirel ve üretimsel katılımı sağlanmıştır. "Eroinle Dans" yapıtı sınıfta öğrencilere aktarırken, yapıtın konusunu yansıtacak çizimlerle derse başlanmış ve daha sonra öğrencilerden hikayenin devamını, onlara verilen çizimler aracılığıyla yazmaları istenmiştir. Bunun üzerine öğrencilere kendi özgün metinlerini oluşturdukları, orijinal metin özetiyle kıyaslama olanağı verilmiştir. Daha sonraki aşamada öğrencilerden hikayenin sonunu değiştirmeleri ve hikayeyi yeniden yazmaları istenmiştir. İki yapıtın derste aktarılması sonunda öğrencilere söz konusu yapıtlara yönelik kolaj çalışması, monopoli ve tombala yapılması istenmiştir. Yapıtların irdelenmesi ve işlenmesi üzerine öğrencilere yönelik son anket uygulaması yaptırılmıştır. Bu anketle öğrencilerin özüne ve yabancıya karşı olan önyargılarını görmeleri sağlanmış, öz ve yabancı kültürlerle ortaklıkları, farklılıkları ve benzerlikleri görmeleri, empati ve yabancıya karşı bakış açılarının değişmesi yansıtılmıştır. Yapılan anketler, yapıtın içeriğini ve konusunu anlamada öğrencilere kolaylık sağlamıştır. Öğrencilere kültürel açıdan farklı iki yapıta önyargısız tutumu özendirmek, aktif ve yaratıcı katılımlarını sağlamak amacıyla derste farklı etkinlikler yapılmıştır. Bu etkinlikler şunlardır: Metne yönelik duygu ve düşünceleri ifade etme, metinleri yorumlama ve eleştirme, özü ve yabancıyı karşılaştırma, düşünceleri kültürel bağlamda ifade etme, kültürel benzerlikleri, farklılıkları ve ortaklıkları belirleme, önyargı ve stereotipleri belirleme, özü ve yabancıyı kabul ya da reddetme ve özü ve yabancıyı anlama şeklinde olmuştur. Çalışmanın altıncı bölümünde anket uygulamaları ve bulgular yer almaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular şu yöndedir: - Çalışmada yürütülen uygulamalar öz kültür ve yabancı kültür arasındaki benzerlik ve farklılıkları bizzat öğrencilerin daha kolay keşfettiklerini ortaya koymuştur. - Didaktik bağlamda yapılan çalışmalar, öğrencileri yaratıcı, eleştirel ve aktif çalışmaya özendirmiştir. - Çalışma sonunda elde edilen verilerde, katılımcıların farklı kültürden öz kültürüne bakmayı öğrendikleri, bu süreçte kendilerini üstün görme ve aşağılık kompleksine kapılma durumlarından arındıkları gözlemlenmiştir. - Kişi kendini başkasıyla kıyaslayarak düzeltme imkanı bulabilir. - Katılımcılar elde edilen veriler sonucu, yabancı kültüre ait bir yapıta önyargısız yaklaşmanın önemini kavradıklarını dile getirmişlerdir. - Katılımcılar başka kültürle yüzleşmenin, kendi öz kültürlerine ve yabancı kültürlere yönelik önyargılarını azaltma olanağı tanıdığını söylemişlerdir. - Bu çalışmada katılımcılardan bazıları çalışmaya konu olan yöntemin kendilerine yabancı kültüre yaklaşma cesareti verdiğini, ayrıca öz kültürlerine de dışarıdan bakabilme becerisini kazandırdığını vurgulamışlardır. - Öğrencilerden bazıları çalışmaya dayanak oluşturan her iki yapıttaki izleklerin kendi yaşantıları ile örtüşmesi nedeniyle, çalışmadaki motivasyonlarının yüksek olduğunu bildirmişlerdir. - Yapılan uygulamaların, katılımcılarda herhangi bir yapıta karşı eleştirel yaklaşımı, etkin ve yaratıcı katılımı arttırdığı görülmüştür. - Yapılan çalışmalar sonucu katılımcıların çoğunun yapıttaki figürlere empati duygular çerçevesinde yaklaşabildikleri, kimlik krizi durumlarını görebildikleri ve kendi özlerine, yaşanmışlıklarına bir dönüş yapabildikleri görülmüştür. Çalışmanın yedinci bölümünde sonuç ve öneri kısımları yer almaktadır.
Yozgat ili iş yeri isimleri
Bu çalışma, Yozgat ili iş yeri isimlerinden hareketle, anket çalışması metodu kullanılarak hazırlanmıştır. Türkiye Türkçesinin tarihi, Türkçede yabancılaşmanın görülme nedenleri, ad bilim üzerine anlatımlar ve ad biliminde yer adlarının durumuna değinilmiştir. Yozgat ilinin ve Yozgat isminin tarihi anlatılmıştır. Aynı toprak üzerinde daha önce yer alan milletlerin dil özellikleri ve bu sebeple dilin uğradığı değişim üzerinde durulmuştur. Yabancılaşma nedenleri ve bu konuda neler yapılabileceği anlatılmıştır. İş yeri isimlerinin hangi şartlarda verildiğine dair yapılan anket çalışmasında Yozgat ilinde ve bazı ilçelerinde (Sarıkaya, Boğazlıyan, Kadışehri) işyerlerine verilen isimlerin eğitim durumlarına göre de farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmış, birçok iş yeri isminin konuluşunda herhangi bir araştırma yapılmadığı belirlenmiştir. İş yeri isimleri kökenleri itibariyle incelenmiş, isimler arasında Türkiye Türkçesi'nin yanında, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Yunanca, Eski Türkçe, Moğolca, Soğdca, Sanskritçe ve kökeni bilinmeyen iş yeri isimlerinin kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Bu isimlerin anlamları araştırıldıktan sonra çalışmaya eklenmiştir. Anket sorularına verilen yanıtların analizleri yapılmış, çalışmalar ile ilgili çeşitli konularda grafikler hazırlanarak istatistikî verilerin netleştirilmesi sağlanmıştır. Sonuç bölümünde yapılan tüm çalışmaların amaçları, sonuçları ve konuyla ilgili neler yapılabileceğine dair öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Yozgat, İş Yeri İsimleri, İş Yeri İsimlerinde Yabancılaşma, Ad Bilim, Türkiye Türkçesi
Dijital örgüt kültürü bağlamında işgücü çevikliği, yabancılaşma ve psikolojik güçlendirme ilişkisi
Araştırmada, dijital bir örgüt kültürü bağlamında işgücü çevikliği, yabancılaşma ve psikolojik güçlendirme ilişkisi incelenmiştir. Dijital örgüt kültürü, örgütlerin dijital süreçlerinin başarısı için bir gereklilik olarak vurgulanmaktadır. Bunun yanında, dijital gelişmeler çalışanlardan yeni beceriler talep etmekte ve çalışanların özerkliğine müdahale eden yeni güç araçları yaratmaktadır. Dijitalleşmenin ortaya çıkardığı yeni güç araçları, çalışanlarda genel bir yabancılaşma duygusunu tetiklemekte; çalışanın emeğine, üretim sürecine, topluma ve kendisine yabancılaşma duyguları birbiri içerisine gömülmektedir. Dijital örgüt kültürünün talepkar yapısının, çalışanlarda yabancılaşma duygularını tetikleyebileceği varsayılmıştır. Ancak çevik bir işgücünün muhtemel yabancılaşma duygusu üzerinde negatif bir etki yaratacağı iddiasıyla araştırma tasarlanmıştır. Bunun yanında, işgücü çevikliği ve yabancılaşma ilişkisinde psikolojik güçlendirmenin düzenleyici rolü araştırılmıştır. Araştırmada içerik analizi, bibliyometrik analiz ve karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın literatür kısmında, araştırma bağlamını oluşturan dijital örgüt kültürü üzerine yapılan çalışmaların sistematik bir analizini ortaya koymak ve kavramı oluşturan boyutları belirleyebilmek için içerik analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Analiz sonucunda dijital örgüt kültürü yedi boyutlu bir yapı olarak belirlenmiştir. İşgücü çevikliği, yabancılaşma ve psikolojik güçlendirme değişkenleri bibliyometrik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiş ve kavramların gelişim seyri yorumlanmıştır. Yapılan bibliyometrik analiz sonucunda kavramları çeşitli dönemlerde ele almanın mümkün olduğu ve tüm değişkenlere son yıllarda ilginin arttığı görülmüştür. Yapılan ortak atıf analizinde göre işgücü çevikliği ve yabancılaşma kavramları tarihsel bağlamda dönemlere ayrılmıştır. Psikolojik güçlendirme kavramını ise yayın sayıları açısından farklı dönemlerde incelemenin mümkün olduğu görülmüştür. Alan araştırması için araştırma modeli çerçevesinde veri toplamak için nitel ve nicel yöntemden oluşan karma yöntem kullanılmıştır. Araştırma örneklemini, dijitalleşmenin iş süreçlerinde yoğun olarak kullanıldığı ve Manisa'da faaliyet gösteren bankacılık sektörü çalışanları oluşturmaktadır. Alan araştırmasının iki amacı vardır. İlk olarak, araştırma bağlamını oluşturan dijital örgüt kültürünün araştırma örnekleminde geçerliliğini doğrulamak amaçlanmıştır. Bu amaçla, içerik analizi sonucu elde edilen yedi boyut üzerinden 9 banka şube müdürüyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ikinci amacı, işgücü çevikliği, yabancılaşma ve psikolojik güçlendirme ilişkisini ortaya koymaktır. Bunun için anket tekniğini kullanarak 317 banka memurundan geçerli veri toplanmıştır. Araştırmanın nitel analiz sonuçlarına göre bankacılık sektöründe dijital örgüt kültürüne ve kavramın belirlenen yedi boyutuna dair verilere rastlanmıştır. Yapılan görüşmelerde, dijital örgüt kültürünün çevik çalışanlar talep ettiği görülmüştür. Nicel analiz sonuçlarına göre ise işgücü çevikliğinin yabancılaşma üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik güçlendirmenin yalnızca anlam boyutunun düzenleyici rolü vardır. Araştırma bulgularına göre, dijital örgüt kültürünün çalışanlarda yaratması muhtemel yabancılaşma duygularının çevik bir işgücü ile azaltılabileceği görülmüştür. Ayrıca, çalışanların yapılan işi ya da görevi anlamlı hissetme dereceleri ne kadar yüksekse, işgücü çevikliğinin yabancılaşma üzerindeki etkisi o oranda artmıştır. Araştırmada içerik analizi, bibliyometrik analiz ve karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın literatür kısmında, araştırma bağlamını oluşturan dijital örgüt kültürünü ve kavramı oluşturan boyutları belirleyebilmek için içerik analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Analiz sonucunda dijital örgüt kültürü yedi boyutlu bir yapı olarak ele alınmıştır. İşgücü çevikliği, yabancılaşma ve psikolojik güçlendirme değişkenleri bibliyometrik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiş ve kavramların gelişim seyri yorumlanmıştır. Yapılan bibliyometrik analiz sonucunda kavramları çeşitli dönemlerde ele almanın mümkün olduğu ve tüm değişkenlere son yıllarda ilginin arttığı görülmüştür. Alan araştırması için araştırma modeli çerçevesinde veri toplamak için nitel ve nicel yöntemden oluşan karma yöntem kullanılmıştır. Araştırma örneklemini, dijitalleşmenin iş süreçlerinde yoğun olarak kullanıldığı ve Manisa'da faaliyet gösteren bankacılık sektörü çalışanları oluşturmaktadır. Alan araştırmasının iki amacı vardır. İlk olarak, araştırma bağlamını oluşturan dijital örgüt kültürünün araştırma örnekleminde geçerliliğini doğrulamak amaçlanmıştır. Bu amaçla 9 banka şube müdürüyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ikinci amacı, işgücü çevikliği, yabancılaşma ve psikolojik güçlendirme ilişkisini ortaya koymaktır. Bunun için anket tekniğini kullanarak 317 banka memurundan geçerli veri toplanmıştır. Araştırmanın nitel analiz sonuçlarına göre bankacılık sektöründe dijital örgüt kültürüne ve kavramın boyutlarına dair verilere rastlanmıştır. Dijital örgüt kültürünün çevik çalışanlar talep ettiği görülmüştür. Nicel analiz sonuçlarına göre ise işgücü çevikliğinin yabancılaşma üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik güçlendirmenin yalnızca anlam boyutunun düzenleyici rolü vardır. Araştırma bulgularına göre, dijital örgüt kültürünün çalışanlarda yaratması muhtemel yabancılaşma duygularının çevik bir işgücü ile azaltılabileceği görülmüştür. Ayrıca, çalışanların yapılan işi ya da görevi anlamlı hissetme dereceleri ne kadar yüksekse, işgücü çevikliğinin yabancılaşma üzerindeki etkisi o oranda artmıştır. Araştırmada içerik analizi, bibliyometrik analiz ve karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın literatür kısmında, araştırma bağlamını oluşturan dijital örgüt kültürünü ve kavramı oluşturan boyutları belirleyebilmek için içerik analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Analiz sonucunda dijital örgüt kültürü yedi boyutlu bir yapı olarak ele alınmıştır. İşgücü çevikliği, yabancılaşma ve psikolojik güçlendirme değişkenleri bibliyometrik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiş ve kavramların gelişim seyri yorumlanmıştır. Yapılan bibliyometrik analiz sonucunda kavramları çeşitli dönemlerde ele almanın mümkün olduğu ve tüm değişkenlere son yıllarda ilginin arttığı görülmüştür. Alan araştırması için araştırma modeli çerçevesinde veri toplamak için nitel ve nicel yöntemden oluşan karma yöntem kullanılmıştır. Araştırma örneklemini, dijitalleşmenin iş süreçlerinde yoğun olarak kullanıldığı ve Manisa'da faaliyet gösteren bankacılık sektörü çalışanları oluşturmaktadır. Alan araştırmasının iki amacı vardır. İlk olarak, araştırma bağlamını oluşturan dijital örgüt kültürünün araştırma örnekleminde geçerliliğini doğrulamak amaçlanmıştır. Bu amaçla 9 banka şube müdürüyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ikinci amacı, işgücü çevikliği, yabancılaşma ve psikolojik güçlendirme ilişkisini ortaya koymaktır. Bunun için anket tekniğini kullanarak 317 banka memurundan geçerli veri toplanmıştır. Araştırmanın nitel analiz sonuçlarına göre bankacılık sektöründe dijital örgüt kültürüne ve kavramın boyutlarına dair verilere rastlanmıştır. Dijital örgüt kültürünün çevik çalışanlar talep ettiği görülmüştür. Nicel analiz sonuçlarına göre ise işgücü çevikliğinin yabancılaşma üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik güçlendirmenin yalnızca anlam boyutunun düzenleyici rolü vardır. Araştırma bulgularına göre, dijital örgüt kültürünün çalışanlarda yaratması muhtemel yabancılaşma duygularının çevik bir işgücü ile azaltılabileceği görülmüştür. Ayrıca, çalışanların yapılan işi ya da görevi anlamlı hissetme dereceleri ne kadar yüksekse, işgücü çevikliğinin yabancılaşma üzerindeki etkisi o oranda artmıştır.
Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel ve Cengiz Dağcı'nın Yurdunu Kaybeden Adam adlı romanlarında yabancılaşma: Karşılaştırmalı bir çalışma
Cengiz Dağcı ve Cengiz Aytmatov'un Türk dünyası edebiyatlarındaki önemleri yadsınamaz bir gerçektir. Bu çalışmada Cengiz Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" ve Cengiz Dağcı'nın "Yurdunu Kaybeden Adam" adlı romanlarında yabancılaşma olguları nelerdir, Türk dünyası edebî metinlerinde yabancılaşma teması nasıl işlenmiş ve bu tema karakterlere nasıl yansıtılmış gibi soruların cevabını bulmak üzere çalışmanın yapılması hedeflendi. Tezimizin özünü oluşturan yabancılaşma kavramını açıklarken yabancılaşma hakkındaki sosyoloji ve felsefe uzmanlarının görüşlerine yer verildi. Bu kısımda birçok felsefe ve sosyoloji literatürü tarandı ve elde edilen veriler alınıp yorumlandı. Kırım ve Kırgız edebiyatının nesir alanındaki çalışmaları araştırıldı. Cengiz Aytmatov ve Cengiz Dağcı'nın biyografileri ve eserleri incelendi. Cengiz Aytmatov ve Cengiz Dağcı'nın tüm eserleri özetlendi. İncelemenin son kısmında Cengiz Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" ve Cengiz Dağcı'nın "Yurdunu Kaybeden Adam" adlı romanlarında yabancılaşan karakterler tespit edildi. Söz konusu romanlardan alıntılar yapılarak yorumlandı. Tez çalışmamızın sonuç bölümünde ise ulaşılan bilgilerin ışığında birtakım çıkarımlarda bulunuldu. Anahtar Sözcükler: Yabancılaşma, Cengiz Aytmatov, Cengiz Dağcı, Kırım Edebiyatı, Kırgız Edebiyatı
Örgütsel yabancılaşma ve örgütsel sessizlik ilişkisi: Gaziantep'te bir alan araştırması
Bu çalışmanın temel amacı örgütsel yabancılaşma ve örgütsel sessizlik arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Bu amaçla T.C. Adalet Bakanlığı'na bağlı taşra teşkilatı olan Gaziantep Adliyesinde farklı unvanlarda (cumhuriyet savcısı, hakim, yazı işleri müdürü, zabıt katibi, mübaşir) çalışmakta olan kamu personeli üzerinde bir alan araştırması yapılmıştır. Anket yöntemi ile elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 23 istatistik programıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda örgütsel yabancılaşmanın örgütsel sessizlik alt boyutları olan kabullenici sessizlik, korunmacı sessizlik ve korumacı sessizlik ile ilişkisi olduğu ve örgütsel yabancılaşmanın sessizlik boyutları üzerinde etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Hiper gerçek yaratım aracı olarak distopik filmlerde mekânsal davranış incelemesi
Hiper gerçek; orijinali tükenmiş, kökenden yoksun bir gerçeğin, modellerle türetimidir. Özgün öncülden doğan ama paradoksal biçimde bağsız bu yeni gerçek, Postmodern sonrası gerçek bozumunun dökümüdür. Distopya ise ütopyanın zeminsiz iyimserliğine bir başkaldırıdır. Olası gelecek gerçeğine uyarı niteliği taşıyan bu karşı imge, toplumların özgü geleneklerinden koparıldığı, totaliter tutumla keskin sosyal sınıfların belirlendiği, her şeyin tüketim çarkına sokulup tek tipleştirildiği, insanın metalaştırıldığı, yerin bellek ve bağlamdan koparıldığı bir çerçeveyi örneklemektedir. Uyarı niteliğindeki distopya, geleceğin olası toplum ve mekân panoramasının ön izlemesini sunarak eleştirel bir ayna yaratmak ister. Bu iki olgunun ekseniyle birlikte tezde, hiper gerçek ve distopik mekân/ mekânsal davranış aralığı zemin olarak seçilmiştir. Bu bağlamda çalışma, gerçekliğin devinimlerinin distopik iziyle gelecek mekânına ve mekânsal davranışına atfedilmiş öngörülerin sorgusudur. Gerçeği tartışmayı ve nesnesi mekân/mekânsal davranış olan senaryoları bir çeşit simülakr oluşturan distopik filmler üzerinden okumayı amaçlayan tezde; •Gerçeğin yolculuğu ve hiper gerçeğin karşılığı, •Gerçek(lik)teki değişimin nasıl bir mekânsal veri sunacağı, •Mekânsal davranış ve onun dış etmenler eksenindeki değişimi, •Bir fikrin aktarımı amacıyla mekânı kullanan, sinema, edebiyat ve iç mimarlık disiplinlerinin distopik ideolojideki gelecek mekânı/ mekânsal davranışı öngörüsü, •Kurgu eserlerle simüle edilmiş olası gerçeğin yersizleşme/ yabancılaşma/ aidiyetsizlik gibi mekânsal davranış dökümleri sorgulanmıştır. Yöntem olarak nitel araştırma yaklaşımı içindeki betimsel analizi izleyen çalışmada, öncelikle gerçek- hiper gerçek olgularının kavramsal karşılığı, tarihteki yolculuğu ve mekânsal imgesi araştırılmıştır. Ardından davranışa mekân ekseninde bakılıp bilişsel harita ve mekânsal boyutta davranışın morfolojisi değerlendirilmiştir. Hiper gerçek yaratım amacıyla incelen distopik filmlerin değişim parametreleri olarak, bir mekânın anlamsal taşıyıcılığını yapan kavram ve davranışlardan "yersizleşme, yabancılaşma, aidiyetsizlik" nosyonları seçilmiştir. Distopyanın çerçevesinin daha iyi anlaşılması adına olgunun kuramsal araştırması yapılmış, süreci ve örnekleri incelenmiştir. Sınırlılık alanında ise distopyanın hiper gerçek mekân dökümü için Snowpiercer (Yönetmen: Bong Joon- ho), High Rise (Yönetmen: Ben Wheatley) ve Blindness (Yönetmen: Fernando Meirelles) filmleri irdelenmiştir. Gerçek/ hiper gerçek ekseninde yapılan analizlerden elde edilen mekânsal davranış bulguları, distopik film mekânlarıyla birlikte değerlendirilmiş, bu mekânlarda geleceğin olası gerçeği ve mekânsal davranış öngörüleri takip edilmiştir.
Tiyatroda müzik kullanımının epik tiyatro örneğinde Bertolt Brecht üzerinden incelenmesi
Antik Yunan döneminden beri hakim olan tiyatro anlayışı Bertolt Brecht tarafından 20. yüzyılda değişime uğramıştır. Sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan sosyal ve ekonomik problemler ve Karl Marx'ın görüşleri ile şekillenen bu yeni sanat anlayışı Epik tiyatronun oluşumuna öncü olmuştur. Bu anlamda, Bertolt Brecht'in oyunlarında kullanılan dekor, ışık ve müzik gibi sahne elemanları ideolojinin bir parçası olarak kullanılmıştır. Araştırma sırasında Bertolt Brecht'in eserlerinde birlikte çalıştığı besteciler ve eserleri geriye dönük bir literatür ile incelenmiştir. Eserler içindeki müzik ile politik öğelerin ilişkisi değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda önceki eserlerde de sık sık değinilen seyirci ve oyun arasındaki yabancılaşma ögelerine de değinilmiştir. Anahtar kelimeler: Bertolt Brecht, Epik Tiyatro, Yabancılaşma, Marksizm
Behçet çelik romanlarının varoluşçu yabancılaşma bağlamında incelenmesi
Yabancılaşma; insanın yeryüzünde yaşama deneyiminin en derin ve karmaşık duygularından biridir. Çoğunlukla insanın kendisine, çevresine ve hatta dünyaya karşı ilgisini kaybetmesi şeklinde görünürlük kazanan bu olgu, zaman zaman hayatın kaçınılmaz bir parçası haline gelir. Kaynağını kimi zaman bireyin iç dünyasından, kimi zaman da dış dünyanın hızla değişen dinamiklerinden alan yabancılaşma, bu yönüyle çağımızın en güncel meselelerinden biridir. Bu, malzemesi insan olan tüm sosyal bilimlerde yabancılaşmanın bir problem olarak kendine yer bulmasına gerekçe gösterilebilir. İnsanın kendisiyle ve toplumla olan iletişimini, iletişimsizlik noktasına taşıyan bir varoluş sorunu olarak yabancılaşmanın; döneminin bir yansımasını sunan edebi eserler üzerinde de kendine geniş bir yer bulduğunu söylemek mümkündür. Bundan yola çıkarak araştırmamız, son dönem Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Behçet Çelik'in Dünyanın Uğultusu, Soluk Bir An ve Belleğin Girdapları adlı romanlarında Sartre'ın Varoluşçu düşüncesi etrafında şekillenen yabancılaşma olgusunun tematik yansımalarını tespit etmeyi amaçlamaktadır.