Beslenme bozuklukları
Bu konu başlığı altında 197 tez
Salzburg duygusal yeme ölçeği Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Duygusal yeme, duygu durumlarına yanıt olarak ortaya çıkan yemek yeme eğilimi olarak adlandırılmaktadır. Duygusal yemenin temel kavramları, olası mekanizmaları ve bu alanda yapılan araştırmalardaki ilerlemeler psikometrik ölçeklerin iyileştirilmesini gerektirmektedir. Salzburg Emotional Eating Scale (SEES), olumlu ve olumsuz duyguları içermesinin yanında yeme miktarındaki değişimi incelemesi bakımından önemlidir. Bu tez çalışması kapsamında SEES'in Türkçeye geçerlik ve güvenirliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi öğrencileri, akademisyen ve idari personeli oluşturmaktadır. Ölçeğin dil ve kapsam geçerliliği için KGİ skorları 0,83 ve üzerindedir. Ölçeğin açıklayıcı faktör analizi sonucu dört alt boyuta sahip olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin dört alt boyutu, toplam varyansın % 79,06'sını açıklamaktadır. Maddelerin faktör yükleri 0,393-0,931 arasında değişmektedir. Doğrulayıcı faktör analizinde, Bootstrap yöntemi ile χ2/sd, CFI, RMSEA değerlerinin sırasıyla 2,468; 0,967; 0,074 olduğu görülmektedir. CFI değerinin 0,96 olması ise bu modelin marjinal olarak iyi uyan bir modeli temsil ettiğini belirtmektedir. Cronbach α ve McDonald's Omega iç tutarlılık katsayıları 0,913 - 0,943 arasında yer almaktadır. Değişmezlik analizinde alt boyutlar için elde edilen korelasyon katsayı değerleri 0,490-0,825 arasındadır. Paralel form analizinde SDYÖ' nün üzüntü, kızgınlık, kaygı alt ölçekleri ile DEBQ duygusal yeme alt ölçeği arasında anlamlı korelasyon mevcuttur. Elde edilen sonuçlar SDYÖ' nün Türkçeye uyumlu geçerli ve güvenir bir ölçek olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelime: Duygusal Yeme, SDYÖ, Geçerlik, Güvenirlik
Yeme reddi olan okul öncesi dönem çocuklarda anne kişilik özellikleri ve bağlanma stillerinin incelenmesi
Yeme reddi bebek ve küçük çocuklarda oldukça sık görülmekte olup fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği, çeşitli davranış sorunları ve ebeveyn çocuk ilişkisinde oluşturduğu problemler açısından önem taşımaktadır. Yeme reddi etiyolojisinde biyolojik ve psikososyal fakörlerin birbirleriyle etkileşiminin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda, yeme reddi olan okul öncesi dönem çocuklarda anne kişilik özellikleri ve bağlanma stillerinin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması ve elde ettiğimiz sonuçların ileride tedavi planlamasına yol gösterebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız hasta grubunda yeme reddi şikayeti ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ya da Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine başvuran, 2-6 yaş arası 60 hasta ve annesi, kontrol grubunda ise yeme reddi şikayeti olmayan, sağlıklı 34 gönüllü katılımcı ve annesi olmak üzere iki grup şeklinde dizayn edilmiştir. Kullanılan ölçüm araçları; Mizaç Karakter Envanteri, Erişkin Bağlanma Ölçeği, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu ve Sosyodemografik Veri Formu'ndan oluşmaktadır. Grupların mizaç ve karakter özellikleri karşılaştırıldığında yeme reddi olan çocukların annelerinde zarardan kaçınma mizaç boyutunun çabuk yorulma alt ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük, yeme reddi olan çocukların annelerinde kendini yönetme karakter boyutunun sorumluluk alma alt ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Hasta grubunun alt grupları kendi içerisinde karşılaştırıldığında seçici yeme grubundaki çocukların annelerinin işbirliği yapma karakter boyutunun yardımseverlik alt ölçek puanları diğer hasta alt gruplarındaki annelere göre anlamlı şekilde yüksek saptanmıştır. Grupların anne bağlanma stilleri açısından benzer olduğu görülmüştür. Hasta grubunda Kaçıngan / Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu görünümleri dağılımı; seçici yeme, iştahsızlık, yemekten korkma-kaçınma şeklinde sıralanmıştır.
Ebeveynlerin sezgisel yeme davranışının okul öncesi ve okul çağı çocuklarda seçici yeme üzerine etkisi
Seçici yeme, çocukluk döneminde yaygın bir beslenme sorunudur. Ebeveynlerin yeme tutum ve davranışları, çocukların beslenme alışkanlıklarını etkiler. Bu kesitsel tanımlayıcı çalışma ebeveynlerin sezgisel yeme davranışlarının okul öncesi ve okul çağı çocuklarda seçici yeme davranışını nasıl etkilediğini değerlendirmek amacı 4-11 yaş arası çocuğu olan 143 ebeveyn ile yapılmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynlere, Genel Bilgi Anketi, Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26), Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (SYÖ-2), Çocuk Beslenme Anketi (ÇBA), Ebeveyn Besleme Tarzı Anketi (EBTA) ve Çocuklarda Yeme Davranışı Anketi (ÇYDA) uygulanmıştır. Beslenmeden sorumlu kişi anne olduğunda (n=134) anne BKİ sınıflamasına göre çocuk BKİ sınıflamasının dağılımı istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0.002). Zayıf çocuklarda annesi zayıf olanların oranı, obez olanlara göre anlamlı olarak yüksektir. Obez çocuklarda annesi obez olanların oranı, normal olanlara göre anlamlı olarak yüksektir. BKİ'si normal olan annelerin SYÖ-2 toplam puanı ve duygusal değil fiziksel sebeplerle yeme skoru obezlere göre anlamlı derecede yüksektir. Beden-Yiyecek Seçim Uyumu alt boyutu ve ÇYDA-YS arasında düşük düzeyde bir ilişki vardır (p<0.01). Duygusal besleme ile duygusal değil fiziksel sebeplerle yeme skoru ve SYÖ-2 toplam puanı arasında negatif düşük düzeyde bir ilişki vardır (p<0.01). Normal kilolu çocukların ebeveynlerinin SYÖ-2 toplam puanı değerleri, zayıf çocukların ebeveynlerine göre anlamlı derecede daha yüksektir (p<0.05). EBTA puanlarının çocuk boya göre ağırlık ve yaşa göre BKİ Z skoru sınıflamasına göre dağılımı istatistiksel olarak anlamlı değildir (p<0.05). Ebeveynlerin çocuklarının beslenmesini düzenlerken göstermiş olduğu tutumlar çocuklarda yeme davranışlarını ve besin tercihlerini etkileyebileceği için çocukların besin alımını etkileyecek yemeyi kısıtlama veya yemeye teşvik etme gibi davranışların sonuçları konusunda ebeveynler eğitilmelidir.
Fenilketonürili çocuklarda besin neofobisi, bozulmuş yeme davranışı ve beslenme durumunun değerlendirilmesi
Bu çalışma, düşük fenilalaninli diyet uygulayan 6 – 18 yaş arasındaki 111 gönüllü fenilketonürili (PKU) çocukta Besin Neofobisi Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliğinin yapılması ve besin neofobisi düzeylerinin, bozulmuş yeme davranışı ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çeviri aşamaları ve pilot uygulamadan sonra elde edilen 9 maddelik nihai ölçeğin Cronbach alfa kat sayısı 0,657 bulunmuş olup ölçek güvenirliğini düşüren iki maddenin ölçekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Yeni oluşan 7 maddelik ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0,714 ve sınıf içi korelasyon katsayısı 0,857 bulunmuştur. Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri 0,701'dir ve örneklem büyüklüğü açıklayıcı faktör analizi için yeterlidir. Besin Neofobisi Ölçeği'nde yer alan maddeler "yeni besinlere güvenme" ve "yeni besinleri deneme" olarak 2 faktör altında toplandığı görülmüştür. Doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri değerleri iyi uyum göstermiştir. Besin Neofobisi Ölçeği, PKU'lu çocuklarda kullanılabilir geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Ölçekten elde edilen yüksek puanlar daha düşük bir besin neofobisini gösterir. Çocukların demografik özellikleri, erken bebeklik döneminde anne sütü alma durumu ve süresi, tamamlayıcı beslenmeye geçiş yaşı, antropometrik ölçümleri, besin tüketim durumları ile tüketilen besini sevip sevmedikleri, Besin Neofobisi Ölçeği, 6 – 9 yaş grubu için Çocuklarda Yeme Davranış Anketi ve 10 – 18 yaş grubu için Yeme Alışkanlıkları Anketi verileri yüz yüze sorgulanarak elde edilmiştir. Çocukların ölçülen son kan fenilalanin düzeyleri rutin takip dosyasından kayıt edilmiştir. Çocukların besin neofobisi skorları ortalaması 24,31±10,43 bulunmuş olup, cinsiyetler arası anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Altı ay ve üzeri anne sütü alan PKU'lu çocukların Besin Neofobisi Ölçeği skorları, 6 aydan daha az anne sütü alan PKU'lu çocuklara göre daha düşüktür (p<0,05). Altı – 9 yaş grubu için Besin Neofobisi Ölçeği skoru azaldıkça, Gıda Heveslisi ve Gıdadan Keyif Alma skorları azalmış (p<0,05) ve Yemek Seçiciliği skoru artmıştır (p<0,01). On – 18 yaş grubu için Besin Neofobisi Ölçeği skoru azaldıkça Duygusal Yeme ve Dışsal Yeme skorları azalmıştır (p<0,01). Sorgulanan besinler arasında ayran, yumurta, kırmızı et, balık, nohut, ay çekirdeği, kuru kayısı, kuru erik ve içecek çikolata için, o besini daha önce tüketmiş ve tadını sevmiş olan PKU'lu çocukların Besin Neofobisi Ölçeği skorları, o besini daha önce hiç tüketmemiş veya tüketmiş ve tadını sevmemiş olan PKU'lu çocuklara göre daha yüksektir (p<0,05). PKU'lu çocuklarda besin neofobisi, karşılaşılan bir sorun olup yeme davranışlarını ve besin tercihlerini olumsuz etkilemektedir.
Yetişkin bireylerde stres düzeyinin hedonik açlık ve duygusal yeme üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma, Türkiye genelinde sosyal medya ve internet üzerinden ulaşılan yetişkin bireylerin stres düzeyini, hedonik açlık durumlarını, duygusal yeme durumlarını karşılaştırmak ve bu faktörler arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Covid-19 pandemisi nedeniyle online olarak yürütülen bu çalışmaya toplam 212 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışma kesitsel bir çalışma olarak planlanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı ve boy uzunluğu ölçümleri iletilen online anket linki aracılığıyla, stres düzeyi, Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği (ASÖ); hedonik açlık, Besin Gücü Ölçeği (BGÖ); Duygusal yeme, Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %13,2'si erkek, %86,8'i kadındır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 25,4±6,16 yıldır (E: 28,3±6,82 yıl, K: 25,0±5,95 yıl). Bireylerin %25,5'inin stresle başa çıkamadığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %77,4'ünün hedonik açlık düzeyinin yüksek olduğu tespit edilmiştir (E: %50, K: %81,5). Çalışmaya katılan bireylerin DYÖ puanı ortalamaları 12,6±7,31 olarak bulunmuştur. Ayrıca bireylerde BKİ ile BGÖ arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,001). Bununla birlikte BKİ ile hem ASÖ (p<0,05), hem de DYÖ (p<0,001) arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin gece uykudan kalkıp bir şeyler yeme durumu açısından BKİ sınıfları arasında fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Benzer şekilde ASÖ (p<0,05), BGÖ (p<0,001) ve DYÖ (p<0,001) puan ortalamaları açısından BKİ sınıflarına göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Obez bireylerde stres (p<0,05), hedonik açlık (p<0,001)ve duygusal yeme (p<0,001)düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ek olarak; ASÖ ve BGÖ arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,192, p<0,05). Benzer şekilde bu çalışmada duygusal yeme ile stres düzeyi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Son olarak duygusal yeme ile hedonik açlık arasında da pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0,594, p<0,001). Stres, obeziteye neden olabilmektedir. Bu nedenle stres-hedonik açlık ilişkisinin ve stres-duygusal yeme ilişkinin bilinmesinin beslenme uzmanlarına fayda sağlayacağı düşünülmektedir. Bireye özel beslenme programları oluşturulurken bu kavramların beslenme üzerine olan etkileri de göz önünde bulundurularak iyileştirmeler yapılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, hedonik açlık, stres, duygusal beslenme
Adölesanlarda yeme bozukluğu sıklığının saptanması ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi
Adölesan yaş grubunda çocuk ve adölesanlar için Akdeniz Diyet Kalitesi İndeksi (KIDMED) ile Akdeniz Tipi Diyete (AD) uyum ve Yeme Tutum Testi 40 (YTT-40) ile yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığının saptanması amaçlanmıştır. Antakya bölgesindeki 46 lisede 27.000 öğrenci eğitim görmektedir. Evren büyüklüğü bilinen formüle göre p :0,50 seçilerek örneklem hesaplanmıştır. Basit rastgele örnekleme yöntemi ile çalışma yapılacak liseler ve sınıflar seçilmiştir. Kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışma yapılmıştır. Veriler çalışmanın amacına uygun yapılandırılmış anket formu ile gözlem altında Mart-Nisan 2022'de toplanmıştır. Veri formu; KIDMED ve YTT-40 ile toplanmıştır. Veri formunda kişilerin beden algısı sorgulanmış ve boy uzunluğu/vücut ağırlığı değerleri beyana dayalı toplanmıştır. KIDMED ölçeğinin değerlendirmesi ; ≥8 puan optimal AD, 4-7 puan AD uygunluğunun geliştirilmesi gerektiği , ≤3 puan ise çok düşük beslenme kalitesi ,YTT-40'soru formundan "≥30" puan alan kişiler "yeme davranışı bozukluğuna yatkın" olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi IBM SPSS 20® ile çalışmanın kesim noktası p:0,50 olarak alınarak yapılmıştır. Öğrencilerin belirttiği boy uzunluğu ve vücut ağırlığına göre beden kütle indeksi Z skorları (BAZ) hesaplanmış olup ; kiloluluk ve şişmanlık sıklığı erkeklerde %25,3, kadınlarda %12,9'dur. Öğrencilerin AD uyum sıklığı %53,7 orta düzeyde ve %9,5 optimal düzeydedir. Öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı %13,7'dir. Erkek öğrencilerin AD uyumunun optimal olma sıklığı kadınlara göre anlamlı olarak daha yüksek iken (sırasıyla %13,5,%7,3) (p<0,05), kadın öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlıklarının erkek öğrencilere göre daha yüksektir (sırasıyla %16,2, %9,5) (p<0,05). AD uyum düzeyi ve yeme bozukluğuna yatkınlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Öğrencilerin BAZ 'a göre AD uyum ve yeme bozukluğuna yatkınlık arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır (p>0,05). Diyet yapan öğrencilerin diyet yapmayanlara göre daha yüksek YTT-40 puanı aldığı bulunmuştur (p<0,05). Öğrencilerin beden algısı ve yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05).Bedeninin kilolu ve şişman olarak tanımlayan öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı zayıf ve normal olanlarak tanımlayanlara göre daha yüksektir (p<0,05). Adölesan yaş grubundaki öğrencilere; sağlıklı beslenme, Akdeniz tipi beslenme, beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, yeme bozuklukları konularında muldisipliner yaklaşımlı eğitimler verilerek sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam davranışları geliştirmeleri farkındalığı arttırılmaldır. Öğrencilerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu, yeme bozukluğu ve şişmanlık konularında izlem çalışmalarının sürekliliği sağlanması son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler : Adölesan, Akdeniz Tipi Diyet, Şişmanlık, KIDMED, YTT-40
Beslenme korkusu anketi – ebeveyn raporu'nun geliştirilmesi ve ebeveynlerin besleme korkusu şiddeti ile ilişkili olan faktörlerin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı; nörolojik bozukluğu olan çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarını besleme ile ilgili korkularını ölçen Beslenme Korkusu Anketi-Ebeveyn Raporu (BKA-ER) isimli anketi geliştirmek, anketin kapsam, ölçüt ve ayırt edici geçerliliği, iç tutarlılık ile test-tekrar test güvenilirliğini saptamak ve ebeveynlerin çocuğunu besleme korkusu şiddeti ile ilişkili olan faktörleri belirlemektir. Çalışmamızda nörolojik bozukluğa sahip yaş ortalaması 84,06±28,07 ay olan çocuk ve ebeveynleri (n=90) çalışma grubunu, yaş ortalaması 92,20±30,06 ay olan tipik gelişim gösteren çocuk ve ebeveynleri kontrol grubunu (n=60) oluşturdu. BKA-ER madde havuzunun oluşturulmasında; literatür, klinik deneyim ve ebeveyn bildirimleri kullanıldı. Kapsam geçerliliği uzman görüşleri doğrultusunda 'Kapsam Geçerlilik İndeksi' ile hesaplandı. İç tutarlılık için Cronbach's α katsayısı kullanılırken, test-tekrar test güvenilirliği için çalışma grubunda yer alan ebeveynlerin 1 hafta ara ile yanıtladığı BKA-ER puanları arasındaki ilişki incelendi. Ölçüt geçerliliği için BKA-ER puanları ile Nordik Orofasiyal Tarama Testi, Yutma Bozukluğu Anketi (Dysphagia Disorder Survey, DDS), disfaji limiti ile Beslenme/Yutma Etki Anketi (Turkish version of Feeding/Swallowing Impact Survey, T-FS-IS) skorları arasındaki ilişkiye; ayırt edici geçerlilik için gruplar arası puan dağılımlarına bakıldı. Besleme korkusu şiddeti ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi için 'Stepwise multiple lineer regresyon modeli' kullanıldı. BKA-ER 'Kapsam Geçerlilik İndeksi' 0,92 olarak belirlendi. Cronbach's α değeri test için 0,966, tekrar test için 0,969 olmak üzere yüksek bulundu. BKA-ER puanları ile çocukların yutma performansları arasında düşük-orta düzeyde (r=0,362-0,55, p<0,001), T-FS-IS puanları arasında orta-yüksek düzeyde (r=0,501-0,807, p<0,001) anlamlı ilişki tespit edildi. Gruplar arasında BKA-ER puanları açısından anlamlı fark bulundu (p=0,001). Elde edilen regresyon modeli sonucunda; BKA-ER puanları ile çocuğun yaşı, ek gıdaya geçiş ayı, kilo kaybı durumu, DDS skoru, T-FS-IS'nin endişe ve beslenme bozukluğu puanları ile ebeveyn anksiyete düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Çalışma sonucunda; ebeveynlerin çocuklarını besleme ile ilgili korkuları değerlendiren, geçerli ve güvenilir BKA-ER isimli değerlendirme aracı geliştirildi. Besleme korkusu şiddetinin daha küçük yaşta çocuğa sahip olanlarda, ek gıdaya geçiş geciktikçe, kilo kaybı, yutma bozukluğu şiddeti, ebeveyn endişe ve anksiyete düzeyi arttıkça arttığı belirlendi. Bu çalışma ile ebeveynlerin değerlendirme aşamasına daha fazla dahil edilebilmeleri için kullanılabilecek bir anket sağlanmış oldu. Ayrıca besleme korkusu ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi ile rehabilitasyon sürecinde üzerinde durulması gereken parametreler ortaya çıkarıldı.
Kilo fazlalığı ve obesitesi olan ergenlerde tıkınırcasına yemenin metabolik profile etkisi
Tıkınırcasına yemenin, kısa sürede basit şeker ve yağdan zengin yüksek kalorili gıdaların alımına yol açarak erişkinlerde inflamatuvar ve metabolik profili olumsuz yönde etkilediği düşünülmektedir. Ergenlerdeki veriler ise kısıtlı ve çelişkilidir. Bu amaçla, bu çalışmada tıkınırcasına yemesi (TY) ya da tıkınırcasına yeme bozukluğu (TYB) olan ve olmayan ergenlerin metabolik ve inflamatuvar parametrelerinin karşılaştırılması ile TYB ve metabolik sendrom arasındaki ilişkinin araştırılması planlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Ergen Sağlığı Bilim Dalına, Nisan 2022 ve Eylül 2023 arasında başvuran, 12-18 yaş arasında fazla kilolu veya obesitesi olan 82 ergen çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların bel çevresi, VKİ z-skoru, sistolik ve diyastolik kan basıncı ölçümleri değerlendirilmiştir. Açlık ve tokluk glukoz, açlık ve tokluk insülin, hemoglobin-A1C, trigliserit, HDL, LDL, total kolesterol, tam kan sayımı, ALT, AST, TSH, serbest tiroksin, ESR, CRP değerleri ölçülmüştür. TYB ve TY ataklarını değerlendirmek üzere Münih Yeme ve Beslenme Bozuklukları anketi kullanılmıştır. Çalışmamızda kadınlarda TY ataklarının daha fazla olduğu bulunmuştur. TY olan ergenlerde sistolik veya diyastolik kan basıncı yükseklikleri daha fazladır. Dört veya daha fazla metabolik sendrom kriterini karşılayan hastaların hepsi TY grubundadır. Metabolik ve inflamatuvar parametreler gruplar arasında benzerken, metabolik sendrom varlığı ile TYB arasında da bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmamızın sonuçları erişkinlere ait verilerle birlikte değerlendirildiğinde, TY'nin ergenlik döneminde metabolik ve inflamatuvar parametreler üzerinde, kan basıncı yüksekliği dışında henüz belirgin bir bozulmaya yol açmadığı; ancak zamanla metabolik sendrom riskini artıracağı düşünülmüştür. Kan basıncı yüksekliği TY ilişkili metabolik bozulmanın erken bir belirteci olabileceğinden, kan basıncı yüksekliği saptanan ve kilo fazlalığı ya da obesitesi olan ergenlerin, TY atakları açısından da öncelikli olarak sorgulanması önemlidir. Ergenlik döneminde TYB'nin erken tanı ve tedavisi ileri dönem metabolik komplikasyonların önlenmesinde yararlı olabilir.
Üniversite öğrencilerinde Ortoreksiya Nervoza duygu düzenleme güçlüğü ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sağlıklı beslenmeye yönelik patolojik saplantı olarak tanımlanan ortoreksiya nervoza (ON), hem klinik hem de araştırma ortamlarında git gide artan bir ilgi alanı haline gelmiştir. Beş faktör kişilik özelliklerinden nevrotiklik düzeyi yüksek olan bireyler duyguların sağlıklı bir şekilde yönetilebilmesi açısından çeşitli stratejilere ulaşmada zorluklar yaşamaktadır. Duyguları tanımlama ve düzenleme güçlükleri ise ON için bir risk faktörü olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin beş faktör kişilik özellikleri ve duygu düzenleme güçlüğü düzeylerinin ON düzeyleri üzerindeki yordayıcı etkisini incelemek; nevrotiklik kişilik özelliği ve ON arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünü belirlemek; beden kitle indeksi (BKİ), belirli bir beslenme biçimi (vegan, vejetaryen, glütensiz vs.), mevcut veya önceki yeme bozukluğu (YB) ve YB'ye yönelik tedavi alma varlığına göre ON düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığını saptamaktır. Araştırmanın örneklemini 18- 25 yaş aralığında toplam 203 kişi (Kadın=147, Erkek=56) oluşturmaktadır. Katılımcılara sırasıyla; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi (SDKT), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form (DDGÖ-16) ve ORTO-11 Testi (ORTO-11) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda nevrotiklik, uyumluluk ve dışadönüklük kişilik özelliğinin ve duygu düzenleme güçlüğünün ON üzerinde yordayıcı bir etkisi bulunmamıştır. Öte yandan öz denetim ve deneyime açıklık kişilik özelliğinin ON üzerinde negatif yönde yordayıcı etkisi bulunmuş, öz denetim ve deneyime açıklık kişilik özellikleri artıkça ON düzeylerinin de artığı saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüğünün nevrotiklik kişilik özelliği ile ON arasındaki ilişkide aracı bir rolünün bulunmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca ON düzeyleri BKİ, belirli bir beslenme biçimi uygulama ve mevcut veya önceki YB'ye yönelik tedavi alma varlığına göre anlamlı seviyede farklılaşmamış; yalnızca mevcut veya önceki YB varlığı bildiren katılımcıların diğer katılımcılara oranla ON düzeylerinin istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Yetişkin kadınlarda uyku kalitesi ve gece yeme davranışıyla beden kitle indeksi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma özel bir beslenme ve diyet danışmanlık merkezine başvuran yaşları 20-60 arasında değişen 70 yetişkin kadın bireyin uyku kalitesi ve gece yeme durumunu belirleyerek beden kütle indeksiyle ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bireylerin demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, beslenme ve sağlık durumuyla ilgili bilgiler anket formuyla sorgulanmıştır. Uyku kalitesinin değerlendirilmesinde Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), GYS varlığı için Gece Yeme Anketi (GYA) yapılmış ve günlük enerji, besin alımını belirlemek için bir günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 20 programı kullanılmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar (frekans, oran, ortalama, standart sapma) ve Mann-Whitney U Test, Bağımsız Gruplarda T Testi, Pearson Ki-Kare Analizleri kullanılmıştır. Katılımcıların BKİ ortalaması 28,07 ± 5,08 kg/m²'dir. Katılımcıların %54,3'ü kötü uyku kalitesine ve %10'u Gece Yeme Sendromuna (GYS) sahip olarak bulunmuştur. GYS ve uyku kalitesiyle BKİ ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Kötü uyku kalitesi grubunda gece yeme puanı istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). İyi ve kötü uyku kalitesi gruplarında besin öğeleri alımı karşılaştırılmış; enerji, karbonhidrat, doymuş yağ asidi ve folat ortalamaları kötü uyku kalitesi grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). GYS olan grupta enerji, karbonhidrat protein, tiamin, biotin, triptofan, çinko, demir ve fosfor ortalamaları GYS olmayan gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak uyku kalitesi ve gece yeme sendromunun birbiriyle ilişkili olduğu ve beslenme durumunu etkilediği görülmüştür. Konuyla ilgili kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Özel bir beslenme ve diyet polikliniği'ne başvuran bireylerin duygusal yeme durumlarının ve vücut bileşimlerinin değerlendirilmesi
Çalışma, İstanbul'da özel bir polikliniğin Beslenme ve Diyet Bölümüne başvuran 18-65 yaş arasındaki 75 bireyin duygusal yeme durumlarını ve vücut bileşimlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, beslenme durumları, fiziksel aktivite durumları ve vücut bileşimleri incelenmiş, Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ile duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme ve dışsal yeme durumları değerlendirilmiştir. Yaş ortalaması 37,27±11,48 olan bireylerin %76'sı kadın, %24'ü erkektir. Katılımcıların %18,3'ünde anksiyete, depresyon gibi bir psikolojik rahatsızlığın olduğu ve %20,5'inin antidepresan ilaç kullandığı belirlenmiştir. Kadınların %63,2'si BKİ ortalamasına göre (31,96±5,43 kg/m²) obez kategorisinde yer alırken, erkeklerin %77,8'i BKİ ortalamasına göre (33,06±4,80 kg/m²) obez kategorisinde yer almaktadır. Kadın katılımcıların vücut yağ yüzdesi ortalamasının (%33,06±9,79) obezite sınırını (>%35) aşmadığı fakat sınıra yaklaştığı görülmüştür. Erkek katılımcıların vücut yağ yüzdesi ortalaması (%31,82±11,79) obezite sınırının (>%25) üzerine çıkmıştır. Bireylerin %61,3'ü öğün atladığını belirtirken, en çok atlanan öğün (%46,8) öğle yemeği olmuştur. Öğün atlayanların duygusal yeme puanı, öğün atlamayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Katılımcıların %32'si gece uykudan uyanarak yemek yediğini ve en çok (%37,1) çikolata, gofret, bisküvi gibi tatlı yiyecekleri tükettiklerini bildirmişlerdir. Katılımcıların büyük çoğunluğu (%77,3) duygularının beslenme durumlarını etkilediğini ifade etmiştir. Bireylerin hem stresli, gergin ve sinirli olduklarında hem de mutlu ve neşeli olduklarında en çok çikolata, gofret, bisküvi gibi tatlı besinlere yöneldikleri görülmüştür. Cinsiyet ile duygusal ve dışsal yeme puanı arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kadın katılımcıların kısıtlayıcı yeme puanı erkek katılımcılardan anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Duygu durumunun yeme davranışı üzerindeki rolü göz önünde bulundurulmalıdır. Kısıtlama ve dışsal yeme davranışları dahil olmak üzere bu konularda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Yeme davranışı, duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme, dışsal yeme, obezite
Duygusal zekâ ve yeme tutum davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, 18-25 yaş aralığında fiziksel ve psikolojik herhangi bir sağlık sorunu olmayan üniversite öğrencilerinin duygusal zekâları, yeme tutum davranışları ve antropometrik ölçümleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya İstanbul Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde okuyan gönüllü toplam 207 kişi katılmıştır. Bu tanımlayıcı çalışmada, 41 sorudan oluşan Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği ve 26 sorudan oluşan Yeme Tutum Testi (YTT-26) çevrimiçi anket yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışmaya katılan 207 kişinin yaş ortalaması 21,15±1,41 yıl, beden kütle indeksleri ortalama 22,29±3,97 kg/m2 olarak bulunmuştur. Katılımcıların 136'sı (%65,7) normal, 34'ü (%16,4) fazla kilolu, 9'u (%4,3) obezdir. Çalışmaya katılan kişilerin yeme tutum bozukluğu puanları ortalama 9,40±7,87 olarak bulunmuştur. Yeme tutum kesme puanına göre normal yeme tutumu olanlar 185 kişi (%89,4); bozulmuş yeme tutumu olanlar 22 kişidir (%10,6). Katılımcıların BKİ sınıflarına göre yeme meşguliyetlerinde anlamlı farklılık saptanmıştır (χ2:23,270;p=0,000<0,05). Zayıf olanlar, diğerlerine göre daha düşük yeme meşguliyetine sahiplerdir. Katılımcılarda yeme tutum bozukluğunun varlığına göre özellikleri kıyaslandığında BKİ sınıflarında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (χ2:15,153;p=0,002<0,05). Fazla kilolu olanlarda bozulmuş yeme tutumu oranı, normal kiloda olanlara göre daha yüksektir. Katılımcıların Yeme Meşguliyetleri ile Kısıtlama davranışları arasında pozitif yönlü zayıf düzeyli ilişki (r=0,150), Yeme Tutum Bozuklukları arasında ise pozitif yönlü yüksek düzeyli (r=0,742) ilişki saptanmıştır. Çalışmada katılımcıların Kısıtlama davranışları ile Sosyal Baskı görmeleri arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,351), Yeme Tutum Bozukluğu arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,619), İyimserlik duygusal zekâsı ile pozitif yönlü zayıf düzeyli (r=0,149), Duyguların Değerlendirilmesi duygusal zekâsı ile pozitif yönlü zayıf düzeyli (r=0,187) ilişki saptanmıştır. Katılımcıların Sosyal Baskı görmeleri ile Yeme Tutum Bozukluğu puanları arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,504) ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak duygusal zekânın geliştirilmesi doğru yeme tutum davranışları göstermede önemlidir. Duygusal zekanın geliştirilmesi ve doğru yeme tutum davranışları konusunda verilecek eğitimlerin büyük önem taşıdığı düşünülmektedir.
10 - 12 yaş grubu sporcularda sağlıklı ve düzenli beslenenler ile düzensiz beslenenler arasındaki fiziksel gelişim ve performans farklılıklarını saptamak
Çalışma Aralık 2022 – Mayıs 2023 ayları arasında Kayseri Büyükşehir Belediyesi Spor A.Ş futbol kulübü sporcularında dengeli beslenenler ile dengesiz beslenenler arasındaki fiziksel gelişimindeki farklılıkları saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada gönüllü olarak bulunan sporcu grubunun günlük besin tüketimi, aylık antrenman sonuçları ve fiziksel gelişimi takip edilmiştir. Sporcuların günlük aldığı kaloriler ve egzersiz yoğunlarındaki performans durumları gözlemlenmiştir. Çalışma sonucunda dengeli beslenmenin önemi ve dengeli beslenmenin yaratacağı farklılıklar saptanmıştır. Sporcuların sağlıklı beslenme ile ilgili bilgi düzeyleri, önemli müsabakalardan önceki beslenme şekilleri takip edilmiş ve bu besin grubu tercihlerinin müsabaka performansına nasıl etki ettiği takip edilmiştir. Sporcuların sıvı tüketimi ve besin destek ürünleri hakkındaki bilgileri gözlemlenmiştir. Sıvı tüketimine bağlı olarak ideal oranda sıvı alan sporcular ile almayan sporcular arasındaki performans farkları bulunmuştur. Sporcuların besin destek ürünleri konusundaki bilgileri kimlerden aldıkları ve besin destek ürünü kullanma durumları belirlenmiştir. Anketler yüz yüze ortamda gönüllülük esasına dayalı olarak uygulanmıştır. Çalışmanın örneklemi Kayseri Büyükşehir Belediyesi Spor A.Ş futbol kulübünde bulunan tüm 10-12 yaş grubunda olan gönüllü 60 sporcudan oluşmaktadır. Katılımcıların içerisinde yaş, cinsiyet, beslenme alışkanlıklarının sorgulandığı genel bilgiler formu, performans takip çizelgesi, fiziksel gelişim takip çizelgesi ve bir günlük besin tüketim kaydı doldurmaları istenmiştir. Veriler hakkında yorumlama IBM SPSS Statistics v25 adlı program kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada tanımlayıcı istatistikler normal dağılıma sahip iki değişkenli veriler için ortalamalar yönünden karşılaştırılması Bağımsız Örneklem T Testi, normal dağılıma sahip olmayan veriler için ise Ki-Kare Testi'yle elde edilmiştir. Normal dağılmayan ikiden fazla grup verileri için ise Fisher Exact Testi incelenmiştir. Çalışmada anlamlılık düzeyi P<0,05 alınmıştır. Sporcularda dengeli beslenmenin, fiziksel gelişime ve performansa etkisi olabildiği gözlemlenmiştir.
Üniversite öğrencilerinde yeme tutumlarının duygu düzenleme güçlükleri, bağlanma stilleri ve dürtüsellik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, Üniversite öğrencilerinde yeme tutumlarının duygu düzenleme güçlükleri, bağlanma stilleri ve dürtüsellik düzeyleriarasındaki ilişkininsaptanması amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, İstanbul ilinde yer alan Haliç Üniversitesi'nde farklı bölümlerde öğrenim görmekte olan 375 öğrenciden oluşmaktadır. Üniversite öğrencilerinin sosyodemografik bilgilerini edinmek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulmuş olan Sosyodemografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin belirlenmesi amacıyla Yeme Tutumu Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Barratt Dürtüsellik ölçeği ve İlişki ölçekleri anketi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda duygu düzenleme güçlüğü, dürtüsellik ve bağlanmanın yeme tutumunu yordadığı görülmüştür. Araştırma sonucunda dürtüsellik, bağlanma ve duygu düzenleme güçlüğünün cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır.
Sağlık bilimlerinde öğrenim gören üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ile yeme tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören üniversite öğrencilerinde beslenme alışkanlıklarının incelenmesi ve yeme tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. Çalışma yaşları 18-22 arası değişen %5,3'ü erkek ve %94,7'si kadın toplam 188 gönüllü öğrenci ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak; demografik özellikleri ile antropometrik ölçüm bilgilerinin yer aldığı form, beslenme alışkanlıklarının sorgulandığı anket ve geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kaydı kullanılmıştır. Katılımcıların beslenme tutumlarını incelemek adına Yeme Tutum Testi kısa formu (YTT-26), REZZY (SCOFF) Yeme Bozuklukları Ölçeği ve Duygusal İştah Anketi (DİA) kullanılmıştır. Katılımcıların BKİ gruplarına göre %68,1'i normal kilodadır. Katılımcıların %98'i besin seçiminde lezzetli olmasına dikkat etmektedir. Katılımcıların %46,8'inin üç öğünden az öğün tükettiği, %58'inin bazen öğün atladığı, en sık atlanan öğünün %51,5 ile öğle öğünü olduğu, %50,9'unun canı istemediği için öğün atladığı ve %59,1'inin ikindi ara öğünü yaptığı belirlenmiştir. Katılımcıların %54,3'ünün şişmanlama endişesi olduğu, %2,65'inin zayıflamak için laksatif kullandığı, %44,7'sinin bazen besinlerin kalorisine dikkat ettiği saptanmıştır. Katılımcıların %25'inin düzenli aktivite yaptığı, %23,9'unun sigara içtiği, %26,6'sının alkol kullandığı belirlenmiştir. Katılımcıların %18,6'sının YTT-26 ölçeğinden 20 ve üzeri puan alarak yeme bozukluğu riski olduğu, %35,1'inin REZZY (SCOFF) ölçeğinden 2 ve üzeri puan alarak yeme bozukluğu riskine sahip olduğu saptanmıştır. YTT-26 ölçeğinin "Sosyal Baskı" alt boyutunda kadınların puanlarının erkeklerden yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,01). REZZY ölçeğinde BKİ gruplarına göre şişman olan öğrencilerin puanının zayıf olan öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Öğrencilerin enerji ve besin ögesi alımları incelendiğinde TÜBER önerilerine göre erkeklerin enerji gereksinimini %77,1 kadınların %102,6 karşıladığı, protein karşılamalarının erkeklerde %132,6 kadınlarda %152,8 olduğu belirlenmiştir. C vitamini karşılama yüzdelerinin erkeklerde %75,4 kadınlarda %122,9 olduğu, Magnezyum karşılama yüzdelerinin erkeklerde %69,7 kadınlarda 93,3 olduğu saptanmıştır.
Ofis çalışanlarında iş stres düzeyi ile yeme bozukluğu davranışı arasındaki ilişki
Bu çalışma masa başı çalışanların iş stres düzeyini belirlemek ve bu yeme davranışların personellerin yeme davranışı, iştah üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmaya toplam 97 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Anketler, yüzyüze görüşme yöntemi ile yapılmıştır. Anket formunda katılımcıların ilk olarak demografik özellikleri, beslenme alışkanları ve antropometrik ölçümleri gibi genel özellikleri sorgulanmıştır. İş stresi, yeme tutum testi (EAT-26) ve duygusal iştah ölçeği ise diğer formlarda yer alan anketlerdir. Erkek bireylerin BKİ'sinin kadın bireylerden anlamlı bir şekilde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Su tüketimi ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). BKİ grupları ile yeme tutum (EAT-26) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). İş stresi skoru ve alt boyutları arasında pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Negatif duygu ve olayların artışı iş stresini arttırdığı ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olduğu bulunmuştur (p<0,05). Kadın katılımcıların BKİ ile negatif olay ve negatif duygu durumları arasında pozitif yönlü anlamlı bir bağıntı saptanmıştır (p<0,05). Erkek katılımcılarımızda ise BKİ ile pozitif olay, negatif toplam ve negatif duygu durumları arasında negatif yönlü anlamlı bir bağıntı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların yeme tutum ile pozitif olay ve pozitif duygu durumunda negatif yönlü bir korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Kadınlarda negatif toplam ve negatif olay durumunda yeme tutum düzeyleri arasında pozitif, erkek katılımcılar arasında negatif yönlü anlamlı bir bağıntı olduğu bulunmuştur(p<0,05). Verileri pozitif ve negatif alt gruplarına göre değerlendirdiğimizde ise istatiksel olarak anlamlı pozitif yönlü korelasyon olduğu görülmüştür(p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda; iş stresi ile yeme bozuklukları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmazken, iş stresi ile duygusal iştah arasında bağıntı olduğu bulunmuştur. Anahtar kelime: iş stresi, yeme bozuklukları, duygusal iştah
18-25 yaş arasındaki üniversite öğrencilerinde yeme bozukluğu ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada 18-25 yaş arası üniversite öğrencilerinde yeme bozukluğu ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Anadolu yakasında üniversite öğrenimi gören 95 katılımcıya (%87,40 kadın, %12,60 erkek) anket uygulanmıştır. Bu anket; 'Demografik Bilgi Formu', 'Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ)' ve 'Beck Depresyon Envanteri (BDE)' içermektedir. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatiksel analizleri SPSS 22.0 veri analiz programı ile yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda; Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği toplam puanı ve alt boyutları ile Beck Depresyon Envanteri düzeyleri karşılaştırılmış olup 'kilo endişe' alt boyutunda istatistiksel olarak önemli bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği beden kütle indeksine (BKİ) göre karşılaştırılmış olup istatistiksel olarak önemli farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği diyet yapma durumuna ve kilo alma korkusu değişkenlerine göre karşılaştırılmış olup istatistiksel olarak önemli farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri toplam puanı eğitim alınan alanlar değişkenine göre karşılaştırılmış olup yalnızca 'yeme endişesi' alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışma sonucunda kilo ile ilgi endişesi olan bireylerin depresyon düzeylerine göre; orta depresyon düzeyinde olanların (2,61±1,37) puan ortalamasının hafif depresyon düzeyinde olanların (1,74±0,91) puan ortalamasından istatistiksel olarak daha fazla olduğu saptanmıştır. Beden kütle indeksine bakıldığında, yeme bozukluğu olan bireylerde beden kütle indekslerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Zayıf olan bireylerin (1,16±0,53) puan ortalamasının obez olan bireylerin (2,87±1,33) puan ortalamasından istatistiksel olarak daha az olduğu saptanmıştır. Kilo alma korkusu yaşayanlar ve halen diyet yapanlarda da yeme bozukluğu puanları yüksek olduğu görülmüştür. Üniversitelerde gerek sosyal ortam gerek aile ortamından uzaklaşma bireyleri sağlıksız beslenme düzenine ve fast-food tüketimine itmektedir. Bu kişilerde ağırlık kazanımı olduğu ve beden şekillerine daha fazla dikkat ettikleri görülmektedir. Bu durum bireylerde yeme bozukluğuna zemin hazırlayabilmektedir. Üniversite öğrencilerinin yeme bozukluğu ve depresyon arasındaki ilişkiyi inceleyen daha geniş kapsamlı ve daha büyük bir örneklem ile çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.
Özel bir spor merkezine başvuran bireylerde görülen duygusal yeme durumu ve egzersiz bağımlılığı arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu araştırma; özel bir spor merkezine başvuran bireylerde duygusal yeme durumunun egzersiz bağımlılığı ile ilişkisinin araştırılması amacıyla yürütülmüştür. Çalışma 1 Haziran 2020-1 Kasım 2020 tarihleri arasında özel bir spor merkezine üye olan 19-50 yaş aralığındaki 125 kadın, 99 erkek olmak üzere toplam 224 bireyle gerçekleştirilmiş olup Haziran 2021-Kasım 2021 tarihleri arasında veriler toplanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, duygusal yeme durumlarını belirlemek amacıyla Duygusal Durumlarda Yeme Alışkanlığı Ölçeği (EESQ), egzersiz bağımlılığını sorgulamak amacıyla Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği (EBÖ-21) uygulanmıştır. Duygusal Durumlarda Yeme Ölçeğinin toplam puan ortalaması ve Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalaması ile birlikte antropometrik ölçümleri değerlendirilmiştir. Verilere ilişkin analizler SPSS 25.0 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Shapiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis ve Post Hoc Bonferronni testi uygulanmıştır. Araştırma grubunun yaş ortalaması 31,26±8,39 yıl olup, boy ortalaması 170,49±9,02 cm, ağırlık ortalaması 73,51±18,37 kg ve beden kütle indeksi ortalaması 24,98±4,69 kg/m2 olarak bulunmuştur. Yapılan analizler sonucunda Duygusal Durumlarda Yeme Ölçeği ile Egzersiz Bağımlılığı ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Egzersiz Bağımlılığı ölçeği zaman ve egzersiz tercihi alt boyutu, kontrol eksikliği alt boyutu, geri çekilme etkileri alt boyutu, tolerans alt boyutu ve devamlılık alt boyutu arasında anlamlı, pozitif yönde ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ruh hali ile düzenli egzersiz ve yeme durumunun yapılan çalışmalarda bir ilişki içinde olduğu gözlemlenmektedir. Dolaylı olarak duygusal yeme ve egzersiz bağımlılığı arasında ilişki vardır denebilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımının yeme bozukluğuna etkisi
Bu çalışmada amacı doğrultusunda hazırlanan bir bağımlı değişken (Yeme Bozukluğu) ve bir bağımsız değişken (Sosyal Medya Bağımlılığı) bulunmaktadır. Çalışmanın ömeklemini üniversite düzeyinde yer alan 18-30 yaş arası 392 üniversite öğrencilerinden oluşturmaktadır. Araştırmada kişisel bilgi formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda katılımcıların cinsiyeti, yaşı, kilosu, boyu, sınıfı grup ortalama puanları arasında farklılık oluşturmadığı fakat sosyal medya uygulaması kullanım sayısı, medya kullanım amaçları grup ortalama puanları arasında farklılık oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca sosyal medya bağımlılığı, meşguliyet, duygu durum değişikliği, tekrarlama, çatışma, yeme bozukluğu, beden şekli ve kilo ile ilgili duygu ve düşünceler, kısıtlı yeme motivasyonu ve davranışı, işlevsellik ve kontrol kaybı, tıkanırcasına yeme grup ortalama puanları arasında farklılık oluşturmadığı ve ayrıca katılımcıların kullandığı cihazlar açısından, sosyal medya kullanma zamanı, sosyal medyaya bağlanma süresi açısından da farklılık oluşturmadığı sonucuna varılmıştır. Sosyal medya bağımlılığı ve yeme bozukluğu arasındaki ilişki parametrik test yöntemlerinden "Pearson Korelasyon Analizi"yle incelendiğinde; sosyal medya bağımlılığı ile yeme bozukluğu arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde ve düşük düzeyde ilişki olduğu ve katılımcıların sosyal medya bağımlılığı arttıkça yeme bozukluğu da arttığı belirlenmiştir. Ayrıca sosyal medya bağımlılığının, yeme bozukluğunun varyansının %5,3'ünü açıklayabildiği ve sosyal medya bağımlılığı, yeme bozukluğunu istatistiki bakımdan anlamlı ve pozitif yönde yordadığı belirlenmiştir.
COVID-19 döneminde yeme bozukluğu yaygınlığı: Yeme bozukluğu semptomlarının yordayıcıları
COVID-19 pandemisi insanlık üzerinde fiziksel, ruhsal etkiler bırakarak küresel bir kriz haline gelmiştir. Pandemide etkilenen unsurlardan biri de yeme davranışıdır. Bu çalışmanın amacı; COVID-19 pandemisi devam ederken yeme bozukluğu yaygınlığını ve yeme bozukluğu semptomları üzerinde duygu düzenleme güçlüğü, belirsizliğe tahammülsüzlük, yeme tutumları ve cinsiyetin yordayıcılığını saptamaktır. İki aşamalı olan bu çalışmanın ilk aşamasında Türkiye'de yaşayan, 18-30 yaş aralığında bulunan toplam 682 kişiye (601 kadın, 81 erkek) online platformlar aracılığıyla ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri Sosyo-demografik- Klinik Bilgi Formu, Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26), Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ve Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12) ile toplanmıştır. YBDÖ'den en yüksek puanı alan %15'lik dilimle aynı dilimde YTT-26'dan kesme puanı üzerinde alan kişilerin yeme bozukluğu riski olduğu düşünülmüştür. Yeme bozukluğu riski olduğu düşünülen bu kişilerle ikinci aşamada araştırmacı tarafından DSM-5 için Yarı Yapılandırılmış Yeme Bozukluğu Görüşme Formu (EDA-5) aracılığıyla çevrimiçi klinik görüşme gerçekleştirilerek katılımcıların yeme bozukluğu değerlendirilmiştir. Sonuçlara göre tüm örneklemde yeme bozukluğu yaygınlığı %3 (N=20 kadın, 1 erkek) olarak saptanmış, en yüksek oranı %1.3 (N=9) ile Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu almıştır. Bulimiya Nervoza (N=5) %0.7, Anoreksiya Nervoza (N=3) %0.4, eşik altı TYB (N=3) %0.4, eşik altı BN yaygınlığı (N=1) ise %0.14 olarak bulunmuştur. YB kriterlerini karşılamayan ancak bozulmuş yeme davranışı gösteren kişilerin oranı (N=2) %0.29'dur. Ayrıca cinsiyet, duygu düzenleme güçlükleri ve yeme tutumları yeme davranışlarını anlamlı olarak yordarken, belirsizliğe tahammülsüzlük yordamamıştır. Sonuçlar, ülkemizde pandemi sırasında saptanan yeme bozukluğu yaygınlığının daha önce yapılmış yaygınlık çalışmalarından daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla literatürle tutarlı olan bu sonuçların COVID-19 döneminde yeme bozukluğu yaygınlığının arttığına dair kanıt olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Yeme bozuklukları, yaygınlık, COVID-19 pandemisi, duygu düzenleme güçlükleri, belirsizliğe tahammülsüzlük
Mesnevî'de sağlıklı ve dengeli beslenme metaforları
Günümüzde dengesiz beslenmeye bağlı gelişen obezitenin kronik hastalıklar başta olmak üzere fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıklara neden olması insanlığı diyet alanında yeni bir arayışa sevk etmektedir. Çalışmamız, insana ruh ve beden bütünlüğünde bakan temel İslâmî eserlerden Mesnevî-i Şerîf'te geçen sağlıklı ve dengeli beslenmeyle ilgili metaforları, diyet ve riyâzet kavramı perspektifinde inceleyecektir. Bu çalışma günümüz diyetetik alanında tartışılan 'bireysel gereksinim miktarı', 'öğünler arası ideal süre', 'homeostatik ve hedonik açlık' ile 'psikolojik durumunun beslenme üzerine etkisi'ni Mesnevî'de geçen 'nefs tezkiyesi' ve 'riyâzet' yöntemleri açısından inceleyecek, bu yöntemlerin ne ölçüde sürdürülebilir diyet başarısı ve kalıcı davranış değişikliği sağladığı sorusunu esas alacaktır. Zengin bir içeriğe sahip olan Mesnevî'yi dinamik ve güncel bir alan olan beslenme ve diyetetik alanı açısından multidisipliner bir yaklaşım ile inceleyen çalışmamız, yöntem olarak beslenme ve tasavvuf alanının temel kabullerine yönelik bir literatür taramasını esas almaktadır. Konunun diyetetik alanının güncel bilgileri ışığında, bütüncül bir şekilde incelenebilmesi için Mesnevî'de yer alan beslenme ve diyet ile doğrudan alakalı bulduğumuz tüm beyitler, mevcut olan tüm şerhlerde incelenmiştir. Çalışmamızda beyitlerin numaralandırılması Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan Veled İzbudak'ın Mesnevî tercümesi esas alınarak yapılmış olup beyit metinleri Ahmed Avni Konuk şerhinden alınmıştır.Bu çalışma sonucunda Mesnevî'de nefs tezkiyesi için kullanılan 'tedrici' ve 'mizaca uygun' riyâzet yöntemlerinin diyette sürdürülebilir davranış değişikliği için bireysel diyet planlamasına yardımcı olacak teknikler sunduğu belirlenmiştir. Bireysel gereksinim miktarını hacet hali, fuzûlî hal ve nefsâniyet hali olarak sınıflandıran Mevlâna Celâleddîn-i Rûmi(ö.672/1273)'nin iki öğün arasındaki ideal süreyi iştah-ı sadık ve kazib kavramı üzerinden değerlendirmesi intermittent beslenmeyle uyumlu uzamış açlık önerdiğine referans sayılmıştır. Psikolojik durum ve beslenme davranışları arasında pozitif bir korelasyon olduğunu söyleyen Mevlâna, ruhsal durumun yenilen gıda üzerinde müsbet ve menfi etkisi olduğunu vurgulayarak günümüz diyetetik alanına epigenetik süreç üzerinden helal gıda ve ruhsal doyum ilişkisini sunmaktadır.
Ortoreksiya nervoza ölçeklerinin uyarlanması ve ortoreksiyanın OKB, yeme bozukluğu, depresyon, kaygı ve stres, genel psikolojik belirti düzeyi, sağlık kaygısı, beden algısı ve benlik saygısı ile ilişkilerinin nicel ve nitel yöntemlerle incelenmesi
Bratman'ın (1997) tanımladığı ortoreksiya nervoza (ON), sağlıklı beslenme takıntısını ifade eden, yiyeceklerin kalitesine göre kişilerin diyetlerini sınırlandırdıkları, henüz tanı el kitaplarında yer almayan bir bozukluktur. ON'yi daha derinlemesine anlamak için bu tez çalışması bir karma yöntem araştırması olarak 3 temel aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada uluslararası literatürde ON için geliştirilen Yeme Alışkanlıkları Ölçeği, Düsseldorf Ortoreksiya Ölçeği, Barselona Ortoreksiya Ölçeği ve Ortoreksiya Nervoza Ölçeği'nin Türkçeye uyarlamasının yapılması, ON'nin nasıl bir kavram olduğuna yönelik anlayışımızın artması ve gelecek çalışmalara yön vermesi için ON ölçüm araçlarının ortak faktörlerinin belirlenmesi; ikinci aşamada, ON ile OKB, yeme bozukluğu, depresyon, kaygı ve stres, genel psikolojik belirti düzeyi, sağlık kaygısı, beden algısı, benlik saygısı değişkenleriyle ilişkilerin incelenmesi; üçüncü aşamada, ON belirti düzeyi yüksek katılımcılarla yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılarak bu kişiler için sağlıklı beslenmenin ne olduğuna yönelik temaların yorumlayıcı fenomenolojik analizle ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Verilerin çevrimiçi ulaşılan örneklemden toplandığı birinci aşamada, 726 katılımcı (543 kadın, 172 erkek, yaş ortalaması= 21) yer almış ve ölçeklerin ufak modifikasyonlarla ON'yi ölçmede güvenilir ve geçerli olduğu bulunmuştur. Ölçüm araçlarından elde edilen ortak faktörlerse "olumsuz duygular", "günlük işlevsellikte bozulma", "sağlıklı beslenme alışkanlıklarına verilen önem", "sağlıklı beslenmeyle abartılı uğraş" olmuştur. İkinci aşamada, 556 katılımcı yer almış ve ON ile tutarlı olarak, OKB, sağlık kaygısı ve yeme bozukluğu belirtileri ilişkili bulunmuş; benlik saygısı ve vücut algısıyla ilişkilerde tutarlılık gözlenmemiştir. Aşamalı regresyon analizinde yeme bozukluğu belirti düzeyinin ON'nin en güçlü yordayıcısı olduğu gözlenmiştir. Nitel yöntemin kullanıldığı üçüncü aşamada ON eğilimi yüksek 2'si erkek 11 katılımcıyla yapılan görüşmelerde "sağlıklı beslenmenin anlamı", "etiyoloji ve sürdüren faktörler", "kontrol, güç ve otonomi", "karşılaştırmalar" ve "günlük işlevsellik" olmak üzere 5 ana temanın ortaya çıktığı görülmüştür. Nicel ve nitel çalışmalardan elde edilen genel sonuç, ON ölçeklerinde çıkan faktörlerin aynı zamanda ON eğilimi yüksek katılımcı söylemlerinde de yer aldığı, ON'nin yeme bozukluğu örüntüleriyle daha yakından ilişkili olduğudur. Çeşitli sınırlılıkları bulunsa da bu çalışma literatürdeki önemli boşlukları doldurmuş gelecek araştırmalar için yol gösterici olmuştur. Bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Çoklu doz insülin tedavisi alan tip 1 diyabetli çocuklarda gece ara öğün seçeneklerinin nokturnal glisemiye etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, 5-8 yaş çoklu doz insülin tedavisi alan 28 çocukta kontrol ve test öğünleri tüketimi sonrası glukoz verileri değerlendirilerek tip 1 diyabetli küçük çocuklarda nokturnal normoglisemiyi korumak için gece ara öğünü ihtiyacı olup olmadığının saptanması ve gece ara öğünü seçeneklerinin nokturnal glisemiye etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tüm çocuklarda 4 farklı günde eşdeğer miktarda (10 g) karbonhidrat içeriğine sahip aynı marka süt (200 mL), yoğurt (140 g) ve kefirin (200 mL) gece ara öğününde tüketilmesi ile ara öğün alınmaması durumları karşılaştırılmıştır. Test öğünleri sonrasındaki 6 saatlik glukoz verileri (CGM) ile kaydedilmiş ve 112 deneme günü glukoz verileri analiz edilmiştir. Kapiller glukoz ölçümü değerinin 300 mg/dL'ye ulaşması veya 70 mg/dL'nin altına düşmesi durumunda kontrol veya test öğünleri sonlandırılmıştır. Sonlanıma kadarki glukoz verileri erken dönem (0-2 sa), geç dönem (2-6 sa) ve toplam test süresi (0-6 sa) glisemik etki olarak Tekrarlı Ölçümler Anova Testi ile analiz edilmiştir. Glisemik parametreler, Uluslararası CGM uzlaşı raporuna göre glukoz değerlerinin hedef aralıkta olma yüzdesi (TIR), 1. ve 2. düzey hiperglisemi (TAR1 ve TAR2) ve hipoglisemide (TBR1 ve TBR2) olma yüzdeleri bakımından değerlendirilirken, öğün sonrası eğri altında kalan alanlar (iAUC) da karşılaştırılmıştır. iAUC değerleri erken dönem (0-2 sa), geç dönem (2-6 sa) ve toplam test süresince (0-6 sa) süt, yoğurt ve kefir öğünleri için kendi aralarında benzer iken, bu değerler test öğünü verilmeyen durumdan anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p<0,001). Tüm zamanlarda ortalama TIR süt, yoğurt, kefir öğünleri ve ara öğün verilmeyen durumda sırasıyla % 34,7, % 38,7, % 45,9 ve % 75,5'tir. Ara öğün verilmeyen deneme günlerinde TIR en fazla, ortalama glukoz değeri ise en düşük bulunmuştur (p<0,001). Geç dönemde, süt öğünü sonrası TAR2 değeri, yoğurt öğünü ve ara öğün verilmeyen deneme günlerinden daha fazla iken, TAR1 süt, yoğurt ve kefir günlerinde benzerdir. Süt yoğurt, kefir ve ara öğün verilmeyen deneme günlerinde yüksek değer nedeniyle sonlandırılma oranları sırasıyla % 7, % 4, % 1 ve % 0 iken, düşük değer nedeniyle sonlandırılma oranları ise sırasıyla % 0, % 1, % 0 ve % 2'dir. Sonuçlar, gece ara öğünü almamanın ara öğün seçeneklerine kıyasla normogliseminin sürdürülmesi için daha iyi bir seçenek olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, hipogliseminin önlenmesi açısından gece ara öğünü alınması için sensor glukoz eşik değerinin belirlenmesine ihtiyaç vardır.
Bariatrik cerrahi hastalarında yeme davranışı bozuklukları, duygu durumu ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Ankara'da bir obezite cerrahi merkezine başvuran bariatrik cerrahi yapılan bireyler ile bariatrik cerrahi adaylarının yeme bozuklukları, duygu durumları ve yaşam kalitelerini karşılaştırmak ve bu faktörler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma bariatrik cerrahi yapılan bireylerin oluşturduğu vaka grubu (n=30) ve bariatrik cerrahi adaylarının oluşturduğu kontrol grubu (n=30) olmak üzere toplam 60 katılımcı ile kesitsel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Kontrol grubu, vaka grubu ile yaş ve operasyon öncesi beden kütle indeksi eşleştirilerek çalışmaya alınmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, klinik bilgileri, beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümleri araştırmacılar tarafından hazırlanan form ile elde edilmiştir. Yeme bozuklukları, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ); duygu durumları, Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) ve Duygu Durum Profili Ölçeği (DP) ve yaşam kalitesi Kilonun Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi Ölçeği (IWQOL-Lite) ile değerlendirilmiştir. Vaka grubunun %73,3'ü ve kontrol grubunun %53,3'ü kadınlardan oluşmaktadır (p>0,05). Yaş ortalamaları vaka grubunda 36,7±10,03 yıl ve kontrol grubunda 39,0±9,60 yıl olarak belirlenmiştir (p>0,05). Vaka grubundaki bireylerin %90,0'ı (n=27) sleeve gastrektomi ve %10,0'u (n=3) gastrik bypass operasyonu geçirmiştir. Bariatrik cerrahi sonrası geçen süre vaka grubunun %70,0'inde (n=21) 3 ay veya daha az ve %30,0'unda (n=9) 3-12 aydır. Ölçeklerin total skorlarında vaka ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (p>0,05). Bununla birlikte, YBDÖ alt ölçeklerinden kısıtlama alt ölçeği kısıtlayıcı yeme davranışlarının vaka grubunda daha fazla olduğunu göstermiştir (p=0,05). Katılımcıların IWQOL-Lite alt ölçek analizlerine göre ise vaka grubu bedensel işlevler açısından daha yüksek yaşam kalitesine sahiptir (p=0,02). Ayrıca total IWQOL-Lite skorlarına göre bariatrik cerrahi sonrası 3-12 ay geçen bireylerde yaşam kalitesi daha yüksektir (p=0,04). Ek olarak, IWQOL-Lite alt ölçek skorlarından bedensel işlevler (p=0,04), özgüven (p=0,02) ve toplum baskısı (p=0,04) alt ölçek skorlarının post-operatif 3-12 ay olan bireylerde anlamlı şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Cerrahiden bağımsız olarak, total DYÖ skorları kadınların erkeklerden daha fazla duygusal yiyici olduğunu göstermiştir (p=0,002). Ek olarak, duygu durumları ile yeme bozuklukları arasında pozitif, bunların yaşam kalitesi ile arasında ise negatif korelasyon vardır. Bariatrik cerrahinin başarısında, kilo kaybının yanı sıra yeme bozuklukları ve duygu durumlarının iyileştirilmesi ile birlikte yaşam kalitesinde artışın desteklenmesi de önemlidir. Bu nedenle, bariatrik cerrahi geçiren bireylerde bu faktörlerin bir arada değerlendirildiği ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.