American cinema

70 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Turco-Screwball: 1970-1980 arası Türk romantik komedi filmlerinin analizi

Bu çalışma 1970-1980 yılları arasında çekilmiş olan Türk Romantik komedi filmlerinin 1930'ların Amerikan screwball sinema türünden kök aldığı ve bu sebeple "turco-screwball" terimiyle isimlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Araştırma, 1970'lerin Türk sinemasındaki aşk ve mizah geleneğinin Amerikan screwball sineması ile buluşmasından doğan bu yeni alt-türün sentez özelliğine vurgu yapmaktadır. Böylelikle toplumun sinema sanatı ile olan bağı ve popüler beğeni algısının aynı zamanda tarihsel, sosyolojik ve iktisadi şartlarla ilişkili olabileceği öne sürülmektedir. Araştırma, nitel anlayış kapsamında tür analizi şeklinde kurgulanmıştır. Veriler, ilgili literatürün taranmasından ve dijital film arşivlerinin incelenmesi ile oluşturulmuş 19 eserlik bir seçkiden elde edilmiştir. Araştırma sonunda 1970'li yıllardaki Türk romantik komedi yapımlarının açık bir şekilde screwball etkisi taşımakla birlikte kendilerine özgü birtakım özelliklere de sahip oldukları için sentez bir alt türün filmleri olarak sınıflandırılmaları gerektiği anlaşılmıştır.

Amerikan sinemasıRomantik komediScrewball+4
Onurcan Boran
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hollywood sineması kostüm tasarımlarının yılın moda trendlerini belirlemedeki rolü

Moda tasarımcılarının dünya gündemini oluşturan konuları takip ederek, kişisel yetenekleri ile yorumladıkları ürünleri toplumun beklentilerine sunmaları konsunda sinema, önemli bir unsur olarak karşımıza çıkar. Bu araştıma, sahne sanatlarından, özellikle Hollywood sinemasında kullanılan kostüm tasarımlarının farklı dönemleri ele alınarak, değişen moda kültürünü, kıyafetlerden topluma yansımasını ve karşılıklı esinlenmelerini izleyerek o yılın trendlerini belirlemedeki rolünü açıklamayı amaçlamaktadır. Bu yolla, karakterlerin vermesi gereken mesajı, izleyiciye aktarmada senaryoyu desteklemek için tasarlanan kostümün, o yılın moda trendlerine nasıl ışık tuttuğunu ve belirleyici bir faktör olarak ön sırada yerini aldığını göstermektedir. Yapılan çalışma, sinema filminde geçen karakterlere en uygun şekilde nasıl kostüm tasarlanabileceği ve bu kostümlerin nasıl daha etkili bir hale getirilebileceği hakkında ipuçları verir. Bu etkiler ne denli güçlü ise, o denli toplum üzerinde etki kazanır ve moda trendleri dediğimiz algıda söz sahibi olur. Tez çalışmasından elde edilecek sonuçların özellikle; farklı fikir ve ideolojilerin, gündemdeki sorunların, modacı ve belki de senarist ve yapımcıların dünyaya vermek istedikleri mesajları kostüm tasarımlarıyla sunuş şekilleri, bu gösterimin insanlar üzerinde nasıl etkili olabileceği, bir filmle trendlerin ve moda sektörünün nasıl yönlendirilebileceği anlatılmak istenmektedir.

Amerikan sinemasıGiysi tasarımıHollywood+5
Behiyye Bitikçioğlu Sayılan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze animasyon filmlerinde mekân kullanım analizi

Mekân ve sinema arasındaki bağ günümüzde önemli bir konudur. Birbirinden farklı gibi görünen bu iki disiplin, filmlerdeki sanal karakterlerin yaşadığı üçboyutlu mekânların tasarım aşamasında birbirine oldukça yakındır. Mimarinin gelişim sürecine bakıldığında gelişen ve değişen yaşam şartları ile birlikte geleneksel çizimden bilgisayar destekli tasarıma doğru hızla ilerleyen bir teknoloji söz konusudur. Mimarlık sunum aşamasında animasyonu anlatım dili olarak kullanırken animasyon sineması da mimarlığı tasarım aşamasında anlatım dili olarak kullanmaktadır. Bu anlamda çalışmada, günümüz animasyon sinemasında mekân kullanımı ve zaman içindeki değişiminin irdelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, literatür araştırmasına ve film analizlerine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Konu ile ilgili filmler izlenerek incelenmiş ve animasyon filmlerinin mekânsal analizleri; mekân-karakter, mekân-kurgu bağlamı üzerinden irdelenmiştir. Bu doğrultuda, dört bölümden oluşan tez çalışmasında sinema ile mekânın birbirlerine olan faydaları ve iki farklı alanın gelişimine katkıları ele alınmıştır. Animasyon sinemasının başlangıcından günümüze yapım özelliği, izlenme oranı, eleştiriler dikkate alınarak ödüllü filmler arasından 11 adet film seçilmiştir. 1929 yılından günümüze dönem özelliklerine göre isim yapan animasyon filmlerinin mekân ve karakter odaklı yaklaşımlar bağlamında, sinema kurgusunun mekân üzerinden izleyiciye nasıl yansıtıldığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu anlamda çalışmada Animasyon tarihi ve animasyon filmlerinde tasarıma yönelik literatür araştırması yapılmış, kaynaklar incelenmiş, ilgili filmler izlenmiş, mekân, sinema kavramları ve animasyon filmlerinde mekânsal özellikler irdelenmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, seçilen Animasyon filmlerinin mekânsal analizleri mekân, karakter, renk, anlatı değişkenleri üzerinden yapılmıştır. Araştırma sonucunda üç boyutlu animasyon filmlerindeki sahneler, mimari yaklaşımlarla birlikte değerlendirilerek incelenmiş ve filmlerin arka planlarını oluşturan sahne tasarımındaki mimari öğelerin filmin asıl karakterleri kadar önemli olduğu tespit edilmiştir.

Amerikan sinemasıCanlandırmaDeneysel animasyon+6
Özge Ürtekin
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Siyahi kahramanın yolculuğunda beyaz ırkın rolü

Amerika Birleşik Devletleri'nde derin bir geçmişe sahip olan siyahilere yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık Hollywood filmlerinin de konusu haline gelmiştir. ABD politik ve sosyal hayatında siyahilere yönelik ötekileştirme ve ayrımcılık, sinemaya yansırken, ayrımcılıkla mücadele eden siyahinin, giriştiği bu mücadeleyi çoğunlukla beyaz bir kurtarıcı yardımı ile kazandığı görülmektedir. Filmin kahramanı yolculuğunu tamamlarken bu yolculuğun başarı ile sonuçlanmasını sağlayan beyaz bir kurtaracıdır. Bu çalışmada "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" yöntemi ile, 2000'li yıllardan sonra çekilen, siyahilere yönelik ötekileştime ve ayrımcılığı konu alan Akademi ödüllü The Help (2012, Taylor), 12 Yıllık Esaret (Mcqueen, 2014), Fences (Washington, 2016) ve Green Book (Farelly, 2018) filmleri üzerinden siyahi kahramanların dönüşümünde beyaz kurtarıcının rolü incelenmektedir.

Amerikan sinemasıAyrımcılıkFilm çözümleme+6
Selim Şentürk
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın başkaldırısı bağlamında Meryl Streep'in canlandırdığı rollerin incelenmesi

Bu tez çalışmasında, ABD'li sinema oyuncusu Meryl Streep'in hayatı, çalışmaları ve oyunculuk yaklaşımı, kadın başkaldırısı bağlamında inceleme konusu yapılmıştır. Başkaldırı olgusunun incelenmesi adına, cinsiyet eşitsizliğinin kökeni, toplumsal cinsiyet kavramı ve bu eşitsizliğe karşı yirminci yüzyılda ortaya çıkan feminist hareket üzerine araştırma yapılmış ve bilgiler verilmiştir. İkinci Bölüm'de cinsiyet eşitsizliği olgusu, tarihsel ve mitolojik düzlemde araştırılmış, ardından toplumsal cinsiyet kavramının oluşumu, kapsamı, ataerkil iktidar ve eril bakış ile ilişkisi incelenmiştir. Varolan toplumsal cinsiyet normları ve değer dizgesine karşı oluşan ve 1900lerin başında ortaya çıkıp 1960larda ikinci dalga olarak yükselen feminist hareket, bu feminist hareketin düşünce ve sanat alanlarındaki yansıması incelenmiş, tiyatro ve sinema sanatlarındaki kadın hareketi ve özelikle sinema sanatındaki kadın algısı ve varlığı üzerine araştırma yapılmıştır. Tezin inceleme yöntemi olarak benimsenen feminist film eleştirisi ele alınmıştır. Tezin Üçüncü Bölümünde, inceleme konusu yapılan Meryl Streep'in yaşam öyküsü kapsamında, çocukluk ve gençlik yılları, üniversite ve oyunculuk eğitimi, tiyatro ve sinema kariyeri ile üzerine ayrıntılı bilgilere yer verilmiş, filmografisindeki tüm filmler sıralanmıştır. Dördüncü Bölüm'de, tezin kapsamına katkı sağlaması adına, Meryl Streep'in dünya görüşü kapsamında, kadın varoluşu ve başkaldırısı üzerine fikirlerine, ayrıca 42 yıldır devam etmekte olan sinema kariyerinde 3 Oscar, 9 Altın Küre kazanmış bir oyuncu olarak, oyunculuğa ve role yaklaşımına dair bilgilere yer verilmiştir. Ardından tezin konusu doğrultusunda, incelemek üzere seçilen 1979 tarihli Kramer Kramer'e Karşı, 1983 tarihli Silkwood ve 1995 tarihli Yasak İlişki filmlerinin prodüksiyonuna ve olay örgüsüne dair bilgilerle birlikte, Streep'in bu filmlerdeki süreçlerine, oynadığı karaktereve role yaklaşımına dair, kadın başkaldırısı olgusu ve feminist eleştiri üzerinden inceleme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Başkaldırı, Toplumsal Cinsiyet, Feminizm, Meryl Streep, Oyunculuk.

Amerikan sinemasıAyaklanmalarKadın figürü+5
Ayşe Günyüz Demirci
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hollywood sineması ve İslamofobi: 11 Eylül sonrası Hollywood sinemasında İslamofobinin yeniden üretimi

İslamofobi kavramı, her ne kadar dinî bir kavram gibi görünse de tarihsel ve ideolojik bir arkaplana sahip olan bir kavramdır. Batı'nın İslam'la olan ilk temasından itibaren bir kutuplaşma, ötekileştirme ve düşmanlığın ortaya çıktığı görülmektedir. İslam Dünyası'nın coğrafi, bilimsel ve kültürel ilerleyişinin Emevilerden Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk toprak kaybı yaşadığı Karlofça Antlaşması'na kadar devam ettiği görülmektedir. Ancak daha sonrasında yaşanan Batı'daki Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform hareketleri ile beraber Batı'nın birçok açıdan İslam Dünyası'nın önüne geçmeye başladığı görülmektedir. Bu durumun dünyanın daha çok Batı-Doğu ekseninde kutuplaşmasına sebep olduğu görülmektedir. Doğu, artık Batı için geri kalmış, Batı'nın müdahalesine ihtiyaç duyan egzotik bir masal diyarı gibidir. Bu görüş Oryantalizm olarak adlandırılmaktadır. Doğu'nun hala birçok açıdan geride olması Oryantalist görüşün devam etmesine olanak vermektedir. Oryantalizm, bazı Batılı bilim insanlarının ideolojik ve politik yanlılıkla Doğu'yu ötekileştirmesini, tektipleştirmesini ve Batı'ya muhtaç bir yer olarak göstermeye çalışmasını ifade etmektedir. Böylelikle Batı'nın Doğu'ya düzenlediği müdahaleler meşrulaştırılmaktadır. 20. Yüzyılın başlarında Oryantalizmin ABD tarafından devralındığı görülmektedir. Bu yıllar sinemanın ABD'de var olmaya başladığı yıllardır ve İslam ile Doğu, Oryantalist görüşe göre sinemaya aktarılmaktadır. Ancak 20. Yüzyıl'daki gelişmeler sadece bununla kalmamaktadır. Bu yüzyılın ilk yarısı iki dünya savaşına ikinci yarısı ise Soğuk Savaş'a, bu savaşın bitimine, 3. Dünya ülkelerinin ortaya çıkışına ve dünyadaki dengelerin yeniden kurulmasına sahne olmaktadır. Bu kırılma noktalarının Oryantalizmin İslamofobiye doğru evrilmesine olanak sağladığı görülmektedir. Arap-İsrail Savaşları, Petrol Krizi, Rehine Krizi, SSCB'nin yıkılması ve son olarak 11 Eylül saldırıları sonucunda İslam'ın Batı ve özellikle ABD tarafından aynı anda hem korkulan hem nefret edilen bir olgu olarak algılanmaya başlamasına sebep olduğu görülmektedir. İslam, artık ABD'nin yeni düşmanı ve yeni ötekisidir. Artık tehdit konumunda SSCB ve komünizm değil İslam vardır. Tarihsel gelişim süreci boyunca Amerikan hükümetlerinin en büyük işbirlikçisi olan ve politikadan ayrı düşünülmesi mümkün olmayan Hollywood Sineması ise bu algının yaratılmasında ve güçlendirilmesinde üstüne düşen görevi fazlasıyla yerine getirmektedir. Hollywood Sineması, her yıl üretilen yeni filmlerle ABD'nin ve Batı'nın güncel düşmanının İslam olduğunu hatırlatmakta, toplumsal düzlemde İslam karşıtlığını ve İslamofobiyi yaygınlaştırmakta ve pekiştirmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada 11 Eylül sonrası Hollywood Sinemasında İslamofobinin yeniden üretildiği filmler konu alınmaktadır. Bununla birlikte bu yeniden üretme sürecinin içerik ve biçim açısından nasıl oluşturulduğuna odaklanılmaktadır.

11 Eylül 2001 olayıAmerikan sinemasıHollywood+3
Mahmut Yavuz Türkmen
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Female coded artificial beings in selected American science fiction films, 1960s-2000s

This thesis is an analysis of depictions of "female coded" (being assigned gender traits even in the absence of a biological sex) artificial beings in Norman Taurog's Dr. Goldfoot and the Bikini Machine (1965), Duncan Gibbins' Eve of Destruction (1991), Bryan Forbes' The Stepford Wives (1975), Frank Oz's The Stepford Wives (2004), Alex Garland's Ex Machina (2014) and Spike Jonze's Her (2013) and what they represent within the scope of science fiction. This thesis will focus on the concept of the artificial being as a metaphor for the human condition, bodily autonomy, and human progress. It will analyze how the depictions of male-coded artificial beings function as universal commentary about humankind in general while female coded artificial beings represent manifestations of specific ideas about women. Through these examples, this study will argue that the portrayal of female coded artificial beings is a product of the male gaze and the idealized place of women in society according to patriarchal standards. The visual portrayals, which include female signifiers and sexualized visual representations, further promote the concept of "the perfect woman" as understood from the point of view of the male gaze and the gendered objectification of female body in the metaphorical and physical senses. It will further argue that such presentation of artificial characters go against the purpose of transgressing the limitations of the human condition and that this approach hinders their potential to exist outside the boundaries of human structures and standards.

American cinemaScience-fictionGender roles+3
Aylin Pekanık
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

1990 sonrası Hollywood sinemasında Kuzey Amerika yerlilerinin temsili

Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından düşün dünyasının odağında olan ekonomi-politiğinin yerini kültür kavramı almıştır. Kültür, kimlik merkezli çalışmaların temeli olurken, bir diğer kavram olarak öteki ve bir eylem olarak ötekileştirmenin, 1990 sonrasında sosyal bilimlerde etkisini arttırdığı görülmektedir. Aynı dönemde sinema ve Hollywood da söz konusu dönüşümden etkilenmiştir. ABD tarihinde öteki olarak kodlanan ve Kızılderili olarak adlandırılan Kuzey Amerika Yerlileri, süreçle paralel olarak 1990'da gösterime giren Kurtlarla Dans filmiyle kültürel bir temsil olanağı bulmuştur. Hollywood'da ağırlıklı olarak western türünde yer alan yerlilerin 1990'lı yıllarla birlikte sinemada yeni bir sunum kazandığı düşünülmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde kuramsal bir çerçeve çizmek amacıyla öteki, kimlik ve kültür kavramları üzerinde durulmuştur. Yerlilerin tarih boyunca bilimsel bir yöntemle incelenmeleri başlığında öne çıkan antropolojik yaklaşım, ırkçı ve basmakalıp değer yargıları taşıyan yönelimlerle beraber ele alınmıştır. Kristof Kolomb ve beraberinde Avrupalıların, Amerika kıtasına adım atmasının ardından tarihsel bir dönüşüm yaşayan yerlilerin kültürel değerleri arasında yer alan potlaç kavramı ile şaman olgusu, Batı'nın yerlilerle etkileşimleri sonucunda geliştirdikleri "beyaz adamın sorumluluğu" söylemi ve "soylu vahşi" kodlaması karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. İkinci bölümde anaakım sinemanın biçimselliğini oluşturan Hollywood sinematografisi ve Hollywood'un başat türü olan westernin özellikleri incelenmiştir. Devamında, sinemanın başlangıcından 1930'a kadar olan sürede sessiz sinema yıllarında yerli temsilleri, 1930-1990 arası Hollywood'da yerlilere yönelik muhafazakâr ve liberal temsiller irdelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, 1990 sonrasında Hollywood ve westernin dönüşümü açıklanmaktadır. 1990-2017 yılları arasında, Kurtlarla Dans ile birlikte, bir eğilim olarak öne çıkan yerli temalı filmler içinde yer alan on üç film, Ryan ve Kellner'ın sinematik haritalama ve teşhise yönelik film eleştirisi yöntemlerine göre değerlendirilmiştir. İdeolojik, tür ve tarihi film eleştiri yöntemlerinden de faydalanılan tezin irdeleme kısmında birinci bölümün kuramsal ve kavramsal çerçevesi korunmuş, antropolojik yaklaşımdan ise filmlerin içeriklerini analiz etme ve yerlilerin temsilini, bilimsel olarak açığa çıkartma bağlamında faydalanılmıştır. Bu araştırma, ele alınan dönemde yerlilerin temsillerinde önceki yıllara göre bir dönüşüm yaşanıp yaşanmadığını, yaşandıysa bunun ne yönde olduğunu açığa çıkartmayı amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Kuzey Amerika Yerlileri, Hollywood, Western, Antropoloji, Öteki, Kültür

Amerika Birleşik DevletleriAmerikan sinemasıHollywood+4
Onur Keşaplı
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Wes Anderson filmlerinde mizansen kurulumu

Auteur kuramı, yönetmenin filmin tek yaratıcısı konumunda olduğu bir sinema düzenini ifade etmektedir. Yönetmenin kişisel üslubunun filmlerinde tanınabilmesi, kuramın en önemli şartını oluşturmaktadır. Kuramın ortaya çıkışından itibaren auteur olarak değerlendirilen yönetmenlerin filmleri incelenerek, bir yönetmenin hangi şartlarda auteur olarak değerlendirileceği sorusu tartışılmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası ülkelerindeki sinema yaratım sürecinden rahatsız olan Fransız eleştirmenlerce ortaya atılan auteur yaklaşımı, zamanla uluslararası anlamda kabul görerek sinemanın ve yönetmenin değerini arttıran eleştirel bir kurama dönüşmüştür. Wes Anderson, çağdaş Amerikan sinemasının önemli auteur yönetmenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı filmlerde tanınabilmesini sağlayan, mizansen unsurlarında dikkat çeken kişisel tercihleri, yönetmenin araştırma konusu olarak seçilmesini sağlayan önemli faktörlerden biridir. Dekor, kostüm, set tasarımı, kamera hareketleri ve kompozisyon konusundaki özgün tercihleri, örneğin yönetmeni diğer yönetmenlerden ayıran renk tercihleri, onun günümüz sinemasında önemli bir başarı ve takipçiye ulaşmasını sağlamıştır. Çalışmanın birinci bölümünde auteur kuramın tanımı ve ortaya çıkış süreci ele alınırken, ikinci bölümde sinemada mizansen unsurlarının çeşitleri ve teknik tanımlara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise, auteur yönetmen tanımına uyan filmleriyle Wes Anderson'ın, çektiği dokuz uzun metrajlı filmin mizansen yapıları ve sinematografik unsurları incelenerek, araştırma konusunun temelini oluşturan irdeleme ve karşılaştırmalar gerçekleştirilmiştir.

Amerikan sinemasıAnderson, WesFilm+3
Engin Altun
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Medeniyetler çatışması tezi bağlamında Hollywood sineması ve İslam

Soğuk Savaş'ın bitişiyle birlikte dünya yepyeni bir evreye girmiş, Soğuk Savaş döneminin paradigmaları ortaya çıkmakta olan uluslararası ortamı açıklayamaz duruma gelmiştir. Bundan dolayı, Batılı otoriteler yeni düzeni açıklamak için çeşitli teoriler ortaya atmışlardır. Bunlardan biri de Samuel Huntington'un "medeniyetler çatışması" tezidir. Huntington çalışmasında Soğuk Savaş'ın bitişi ile beraber çatışmaların temel unsurunun artık ideolojik olmadığını, kültürel ve ekonomik olduğunu ifade etmektedir. Bu bağlamda çatışmalar medeniyetler arasında gerçekleşecek ve din medeniyetler arasındaki çatışmaların temel kaynağını oluşturacaktır. Huntington; Batı, İslam, Hint, Konfüçyus, Latin, Japon, Ortodoks ve Afrika olmak üzere sekiz medeniyet saymaktadır. Batı'yı diğer medeniyetlerden ayırırken, Batı ile en çok çatışma yaşayacak medeniyet olarak İslam medeniyetini görmektedir. Çalışmasının büyük bölümünü de Batı ve İslam medeniyetleri arasındaki farklılıklara ayırmaktadır. Bu çalışmanın birinci bölümünde medeniyet kavramı ve medeniyetler çatışması tezi üzerinde durulmuş ve medeniyetler çatışması ile ilgili kavramlara yer verilmiştir. İkinci bölümde medeniyetler çatışması tezinin tarihsel arka planı hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde Hollywood Sineması'nın geçmişten günümüze gelişimi üzerinde durulmuştur. Son bölümde çalışma kapsamına alınan Not Without My Daughter, Rules of Engagement, Rendition, The Kingdom, Traitor, Body of Lies, Sex and the City 2, American Sniper adlı filmler Edward Said'in "Şarkiyatçılık" kitabındaki dört dogması bağlamında ele alınmış ve analiz edilmiştir. Buna göre, Huntington'un çalışmasında bahsedilen Batı ve İslam medeniyetleri arasındaki çatışma halinin ele alınan filmlerde var olduğu gözlemlenmiştir. Batı'nın karşıtı olarak kurulan İslam medeniyetinin ötekileştirildiği ve düşmanlaştırıldığı görülmüştür.

Amerikan sinemasıHollywoodMedeniyetler çatışması+2
Ayhan Küngerü
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

2000 sonrası Amerikan post-apokaliptik bilimkurgu sinemasında kıyamet ideolojisi

İkinci Dünya Savaşı ardından yoğun bir şekilde üretilen post-apokaliptik filmler, savaş sonrası toplumun geleceğe bakışını şekillendirmede büyük bir etkiye sahiptir. Dünya çapında gerçekleşmiş büyük bir yıkım ve felaket anlamına gelen apokalips terimiyle ilişkili biçimde, post-apokaliptik filmler bilimkurgu sinemasında felaket sonrası dünyayı konu alan bir alt türdür. Nükleer savaş, savaş, yapay zekâ tehlikesi, uzaylı istilası, çevresel felaketler, virüs, kirlilik ve küresel ısınma gibi çeşitli felaketlerin gerçekleşme olasılıklarının artması bu türdeki filmlere dönük ilginin artmasına, blockbuster olarak tabir edilen büyük bütçeli, büyük gelir getirmeyi hedefleyen filmlerin yapımında bir ilgiye neden olmuştur. Geleceğe dönük büyük çaplı korkuların filmlerdeki yansımasına yoğunlaşan bu çalışma, 2000 sonrası Amerikan post-apokaliptik bilimkurgu sinemasındaki kıyamet ideolojisinin özelliklerini anlamayı, bu özelliklerin çeşitli makro, mikro ve üst ideolojilerle ilişkisini açığa çıkarmayı ve bu filmlere bir değer verme imkânı verecek biçimde mitten uzaklaşma mı yoksa mite dönüşü mü savunduklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. K. Koch'un kıyamet ideolojisi özelliklerini, L. Giannetti'nin ideolojik ve D. Suvin'in mitsel analizini, sistematik ve bütünsel bir biçimde bir araya getiren çalışma, bu yöntemsel çerçeve içinde çalışma evreninden seçilen sekiz adet filmi örnekleme almış ve incelemiştir. Bu filmler, Matrix (Wachowski Kardeşler, 1999, 2003), A.I. Artificial Intelligence (Steven Spielberg, 2001), Wall-E (Andrew Stanton, 2008), The Hunger Games serisi (Gary Ross, 2012; Francis Lawrence, 2013, 2014, 2015), Oblivion (Joseph Kosinski, 2013), Interstellar (Christopher Nolan, 2014), Mad Max: Fury Road (George Miller, 2015) ve Planet of the Apes (Matt Reeves, 2014, 2017) serisidir. İnceleme sonucunda filmlerdeki kıyamet ideolojisinin, filmin etkileşime girdiği ve söylemsel olarak yücelttiği makro ve mikro ideolojiye göre değiştiği gözlenmiştir. Filmlerde ağırlıkla sol liberal, merkezci ideolojiler öne çıkarken, feminist vurgular taşıyan filmlerin yanı sıra muhafazakâr filmler de bulunmaktadır. Gösteri toplumuna, giderek sanallaşan ve simülasyon haline gelen toplumsal yaşama ve tüketim kültürüne, karşı şüpheler öne çıkmaktadır. Filmlerdeki artan muhafazakârlık ile distopik ton ve mite dönüş eğiliminin artışında bir paralellik söz konusudur. Genel olarak filmlerin yıkım olgusunu çağdaş toplumsal yaşamdaki sorunların bir dışavurumu ve çözümü olarak tasarladığı buna göre de yeni bir toplumsal yapılanma sunmaya çalıştığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sinema, Bilimkurgu, Post-apokaliptik, Kıyamet İdeolojisi, Felaket

Amerikan sinemasıBilim-kurguHollywood+4
Mikail Boz
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Görsel iletişim aracı olarak sinemada suç olgusunun temsili: 11 Eylül sonrası Amerikan sineması örneği

Suç, sinemada sadece bu türdeki filmlere özgü bir konu olmamış, diğer yapımlarda da suçla ilişkili öykülere sıkça yer verilmiştir. Sinemanın, üretildiği toplumun kültürel, toplumsal ve siyasi olaylarını ele alırken alegorilere başvurduğu göz önüne alındığında, suç konusunun da benzer temsil stratejileri ile sunulduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmanın birinci bölümünde, suçun nedenlerini açıklamaya çalışan suç teorilerine yer verilerek, bireylerin neden suç işlediğine dair kuramsal çerçevenin oluşturulması amaçlanmıştır. Buna göre, biyoloji, psikoloji ve sosyoloji kökenli teorik yaklaşımlar ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Amerikan sinemasında suç türü içinde yer alan gangster filmleri, polis/dedektiflik filmleri ve kara filmlerde suçlu ve kanun koruyucu karakterlerin sunumu incelenmiştir. Ardından, ABD için 'travma yaratan olaylar' olarak kabul edilen Pearl Harbor Saldırısı, Vietnam Savaşı ve 11 Eylül Terör Saldırıları sonrasında çekilen filmlerdeki suç temsilleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, detaylı olarak 11 Eylül sonrasında üretilen, suç türü kapsamındaki Amerikan Gangsteri, Halk Düşmanları, Azınlık Raporu, Zodiac, Günah Şehri ve İhtiyarlara Yer Yok filmlerinin niteliksel içerik analizi yapılmıştır. Bu filmlerdeki suçluluğun, kültürel ve siyasi yapılanmayla arasındaki alegorik ilişki değerlendirilmiş ve filmdeki suçlu karakterlerin neden suç işlediği konusu, suç teorilerine göre açıklanmıştır. Çalışmada, travmatik dönemlerin Amerikan sinemasındaki yansımalarını suç kavramı çerçevesinde ele almak ve filmlerde sunulan suç eylemini suç teorileri ışığında incelemek amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, Amerikan Sineması, tür filmleri.

11 Eylül 2001 olayıAmerikan sinemasıGörsel iletişim+2
Dilan Tüysüz
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

11 Eylül saldırıları sonrası Hollywood sinemasında Ortadoğu halklarının sunumu

Bu araştırmada Doğu hakkında yazan Oryantalistlerin ürettikleri Doğu ve Doğulu'ya ilişkin imgelemlerin 11 Eylül sonrası Hollywood filmlerindeki temsili arasındaki etkileşimin ve Oryantalist gelenek üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırmada, Doğu'yu ve Doğu halklarının Batı ve Batılı ile olan ilişkisini konu edinen 11 Eylül sonrası terörizm ve müdahaleciliğin Hollywood'un ürettiği politik gerilim filmleriyle yeni bir kültürel dolaşımı da beraberinde getirmesinden hareketle Operasyon Argo (2012), Charlie Wilson'ın Savaşı (2007) ve Syriana (2005) filmlerinde bu dolaşımın yansımaları değerlendirilmiştir. 11 Eylül 2001 tarihinden itibaren Hollywood sinemasında Doğu'ya ve Doğu halklarına yönelik yaklaşımların ele alındığı bu araştırmada, 11 Eylül'den itibaren Doğu ve Doğu halklarına yönelik sunumların incelenmesi amaçlanarak, 11 Eylül sonrası Hollywood sinemasındaki Doğu/Doğulu tasviri Oryantalizm düşüncesiyle açıklanmaya çalışılmıştır. İncelenen bu filmlerde, Hollywood'un Doğu'yu ve Doğuluları kültürel ve siyasi olarak konumlandırırken kullandığı söylem tespit edilerek, Oryantalistlerin Doğu'yu betimlemek için ürettikleri imge, imaj ya da klişelerin film içindeki Doğu/Doğulu temsiline nasıl etki ettiği ortaya çıkartılmıştır. Oryantalist klişeler ve kurgular Hollywood sinemasının ideolojik bir aygıt olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Hollywood sineması, farklı basmakalıp ifadelerin sıklıkla tasvir edildiği bir mecra olup her dönemde kendi ötekisini yaratan, kurgulayan ve tanımlayan bir endüstridir. Doğu/Doğulu imgeleri üzerinden Batı/Batılı karşıtlığını oluşturan diyalog ve görüntü gibi temel bileşenler ele alınarak incelenen filmlerin mekân ve karakter çözümlemesi yapılarak Oryantalist söylemdeki klişelerin örnekleme alınan filmlere doğrudan ya da üstü kapalı bir biçimde eklemlendiğine ve bu söylemlerde var olan sabitleşmiş Doğu kurgusunun ve Doğulu tiplemesinin 11 Eylül sonrası çekilen Hollywood filmlerinde tehdit ve düşman metaforlarıyla verildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, 11 Eylül Saldırıları, Oryantalizm, Amerikan Dış Politikası, Kültürel Emperyalizm, Orta Doğu

11 Eylül 2001 olayı11 Eylül 2001 olayıAmerikan sineması+7
Arzu Yavuz
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

V. Propp'un yaklaşımına göre son dönem Amerikan animasyon filmlerinde anlatı yapısı

Son yıllarda teknolojik alanda yaşanan gelişimlerin animasyon film endüstrisinde olumlu bir etki yarattığı ve animasyon sinemasının hareketlenmesine katkı sağladığı görülmektedir. Dolayısıyla yaşanan bu hareketlilik animasyon filmlerin üretiminde sayısal bir artış sağlayarak çok daha fazla sayıda filmle izleyiciyi buluşturmaktadır. Aynı zamanda tüketim kültüründe önemli bir rolü olan animasyon filmlerin sadece çocuklar tarafından değil, yetişkinler tarafından da oldukça sık tercih edilen bir tür olduğu görülmektedir. Sinemanın tarihsel süreci içerisinde önemli bir rol oynayan, ağ tabaka izlenimi, optik oyuncaklar, fotoğrafın icadı ve sesin sinemaya gelişi gibi teknolojik buluşlar ve gelişmeler animasyon sinemasının temelini oluşturduğu için tez kapsamında ilk bölüm içerisinde ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Sinemanın tarihsel sürecine ilişkin literatür taramasının ardından animasyon sinemasının türsel özellikleri ve animasyon film endüstrisinin gelişimi incelenmektedir. Tez çalışmasının kuramsal temeli, göstergebilim, yapısalcılık ve V. Propp'un biçimbilim yaklaşımına dayanmaktadır. Bu temele göre sinemasal anlatı, animasyon filmlerde anlatı yapısı ve animasyon filmlerde kullanılan karakterlerin incelendiği ikinci bölümde bu karakterler gruplara ayrılarak ele alınmaktadır. Rus biçimbilimci Vladimir Propp'un masal çözümlemelerinden yola çıkılan çalışma kapsamında, üçüncü bölümde ise belli kriterler doğrultusunda belirlenen animasyon filmlerdeki ortak işlev ve karakterler gruplandırılarak filmlerin yapıları çözümlenmektedir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler, göstergebilim ve yapısalcılık kuramları temelinde değerlendirilerek, Propp'un biçimbilim kuramı ile olan ilişkileri doğrultusunda ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dilbilim, Göstergebilim, Yapısalcılık, Biçimbilim, Vladimir Propp, Masal, Animasyon, Karakter, Disney, Pixar.

Amerikan sinemasıCanlandırmaFilm+2
Pınar Ayşe Tuncer
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel peyzajların tüketilmesinde sinema filmlerinin rolü

Sanatsal boyutunun insanlar üzerindeki etkisi bir yana, kitlelere ulaşabilme kabiliyetiyle sinema filmleri küresel boyutta önemli bir etkileşim alanı yaratmaktadır. Sosyal, ekonomik, kültürel, ideolojik, estetik vb. birçok unsuru içerisinde barındıran bu etkileşim alanı, peyzaj mimarlığı disiplinine ilişkin çeşitli akışlara da neden olmaktadır. Bu akışlar, peyzaj üretimlerinden peyzaj tüketimlerine kadar bilişsel, fiziksel, sosyal vb. birçok konuda etkilidir. Tüm bu etki yelpazesi içerisinde bu tez çalışmasının ana amacı, Türkiye'deki izleyicilerin kentsel peyzaj tüketimlerinde sinema filmlerinin rolünü belirlemektedir. Bu kapsamda çalışmanın dört hedefi vardır. Hedeflerden ilki örneklem bir film üzerinden kentsel peyzaj anlatısının çözümlemesini yapmaktır. Örneklem film başta olmak üzere sinema filmlerinin peyzaj tüketimine olan etkilerinin anlaşılması ise çalışmanın ikinci hedefidir. Bu hedef için öncelikle pilot görüşmeler ve gözlemler yapılmış, sonrasında da farklı özelliklere sahip iki örneklem grupla çalışılmıştır. Tezin üçüncü hedefi, literatür taramaları, örneklem film çözümlemesi ve örneklem grup çalışmalarından elde edilen veriler ışığında peyzaj tüketiminin tanımının yapılması ve sınıflandırılmasıdır. Bir peyzaj üretim biçimi olan kentsel peyzaj tasarımına girdi sağlayacak önerilerin oluşturulmasıysa bu çalışmanın son hedefidir. Kuram oluşturma amaçlı gerçekleştirilen bu tez çalışmasında kalitatif yöntemlerden etnometodoloji ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile nitel veri analiz programlarından ATLAS.ti kullanılmıştır. Bu yöntemlerle kalitatif ve kantitatif bulgular elde edilerek kalitatif sonuçlara ulaşılmıştır. Böylelikle yorum bilime güvenli geçiş yapılmıştır. Kullanılan verilerin toplama araçlarına, analizlerine, yorumlamalarına ve görselleştirmelerine ilişkin bilgilere III. Bölümde detaylı olarak yer verilmiştir. Çalışmanın ilk hedefi kapsamında Woody Allen'ın Midnight in Paris (Alonson ve diğ, 2011) filmi örneklem film olarak seçilmiştir. Bu film, kenti pazarlamak ve kentin turizm gelirlerini arttırmak amacıyla, yerel yöneticilerinin davetiyle çekilmiş ve vergi indirimine tabi tutulmuş filmlerdendir. Ayrıca bu tez çalışmasına başlandığındaki en güncel Paris anlatılarından birine sahiptir. Allen'ın 2012 yılında En İyi Orijinal Senaryo Oscar'ını aldığı bu film, tüm filmleri arasında en çok izlenendir. Örneklem filmin Midnight in Paris seçilmesiyle beraber saha çalışmalarının Paris'te yapılacağı da belirlenmiştir. Midnight in Paris filmindeki kentsel peyzaj anlatısının çözümlemesi ATLAS.ti (7) yazılım programıyla yapılmıştır. Böylelikle, film analizinde sayısal veriler elde ederek, algıdan kaynaklanabilecek hataların en aza indirilmesi amaçlanmıştır. Program aracılığıyla kullanılan analiz yöntemi araştırmacı tarafından, bu tez çalışması için geliştirilmiştir. IV. Bölümde detaylı olarak aktarılan bu yöntemle; film sekanslara bölünmüş, her bir sekansa çeşitli kodlar (Code) tanımlanmış ve bu kodlar sınıflandırılarak çeşitli kod familyalarına (Code Family) bağlanmıştır. Bu familyalardan yedi tanesi, yazılım programları aracılığıyla yapılacak peyzaj analizlerinde temel kod familyaları olarak önerilmektedir. Bunlar peyzajlar, mekânlar, zaman, film karakterleri, söylemler, insan davranışları, müzikler ve sesler'dir. Bunlara ek olarak hava durumu, replikli/repliksiz sekanslar, kullanılan lisanlar, örtük reklamlar ve tüketim Midnight in Paris için oluşturulan diğer kod familyalarıdır. Film çözümlemesi kodlar arasındaki ilişki haritalarının (Networks) oluşturulması, raporlar yoluyla sayısal verilerin elde edilmesi vb. araçlarla yapılmıştır. Bu çözümlemeye göre filmin tamamı boyunca çeşitli görsel, zamansal, duygusal, işitsel, fiziksel, tatsal, dokunsal, ekonomik, kültürel ve kimliksel peyzaj anlatılarının gerçekleştirildiği görülmektedir. Midnight in Paris filminin analizinden sonra, çalışmasının ikinci hedefine geçilmiştir. Bu kapsamda öncelikle pilot çalışmalar yapılmıştır. Saha çalışmasının başarısını ve güvenilirliğini arttırmak için yapılan bu çalışmalar, pilot görüşmeler ve pilot saha çalışması olarak iki kategoride yürütülmüştür. Pilot görüşmeler, tesadüfi örneklem yöntemiyle, Midnight in Paris filmini izlemiş kişilerle gerçekleştirilen, yapılandırılmamış görüşmelerdir. Pilot saha çalışması ise bir öğrenci çalıştayı kapsamında Seoul'de yapılmıştır. Pilot çalışmalar, literatürdeki teorik bilgilerin pratikte görülmesini sağlamış, araştırmacının gözlem ve görüşme pratiğini geliştirmiş, yarı yapılandırılmış görüşme sorularını şekillendirmiş, Midnight in Paris filminin çözümlemesi için yeni ilişki haritalarının oluşturulmasını sağlamış ve araştırmacının kendine yönelik farkındalık düzeyini arttırmıştır. V. Bölüm Paris'teki saha çalışmalarını içermektedir. Saha çalışmasıyla turistlerin Paris başta olmak üzere mekânlarla bağ kurmalarında etkili olan sinema filmlerinin saptanması, bu filmlerin peyzaj tüketimine etkilerinin belirlenmesi, bu etkide Woody Allen sinemasının ve Midnight in Paris filminin yerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Bu çalışmalar 12-15 Kasım 2015 tarihleri arasında, üç gece dört günlük kitlesel bir tur kapsamında gerçekleştirilmiştir. Etnometodoloji ve yarı yapılandırılmış görüşmeler veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; turistlerin başta görsel, fiziksel ve zamansal olmak üzere çeşitli biçimlerde (kimliksel, ekonomik, kültürel, tatsal, işitsel ve duygusal) Paris peyzajlarını tükettikleri saptanmıştır. Ancak bu tüketimlerinde ve Paris algılarında herhangi bir filmin etkisi görülmemiştir. Tüm filmlerin peyzaj tüketimine etkisi ise yüzde yedidir. Bu etkide peyzajların hiçbir rolü bulunmamaktadır. Yapılan görüşmelerde Midnight in Paris dâhil olmak üzere herhangi bir Woody Allen filmine rastlanmamıştır. Saha çalışmalarından elde edilen bulgular sonrasında bir karşılaştırma grubu oluşturulmuştur. Karşılaştırma grubu, Midnight in Paris filmini izlemiş, Paris'te bir dönem yaşamış ve dil bariyeri olmayan kişilerden seçilmiştir. Bu grubun üyeleriyle de aynı yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Bulgularına VI. Bölümde detaylı olarak yer verilen bu görüşmelerde, Midnight in Paris dâhil olmak üzere sinema filmlerinin peyzaj tüketimlerinde yaklaşık yüzde ondokuzluk bir etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu etkinin yüzde yetmişi peyzajlardan kaynaklanmaktadır. Woody Allen sinemasının peyzaj tüketimine yüzde sekizlik, Midnight in Paris filminin ise yüzde dokuzluk bir etkisi olduğu saptanmıştır. Sinema filmlerindeki peyzajların, iki farklı sınıfa ve kültürel birikime sahip örneklem gruplar üzerindeki etkileri bazı benzerlikleri ve farklılıkları içermektedir. En önemli benzerlik filmlerin çoğunlukla peyzaj inşasına neden olmasıdır. Bu inşada görsel unsurlar her iki grupta da önemli bir yere sahip olmakla beraber; filmlerin aynı zamanda karşılaştırma grubunun haz, aşinalık gibi duygusal süreçlerini de beslediği görülmektedir. İki grup arasındaki en önemli farklılık ise peyzaj tüketiminde görülmektedir. Filmlerdeki peyzajların turistlerin peyzaj tüketimlerine etkisi yüzde sıfırken, karşılaştırma grubunda bu oran yaklaşık yüzde onaltıdır. Örneklem gruplarla yapılan çalışmalar sonrasında sinema filmlerindeki kentsel peyzaj anlatılarının izleyiciler üzerinde üç farklı etkisi olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda çalışmanın literatüre kazandırdığı kavramlar da olan bu etkiler, "peyzaj inşası", "peyzaj tüketim isteği" ve "peyzaj tüketimi"dir. "Peyzaj inşası", filmlerdeki peyzajların bireyin algı, hafıza gibi bilişsel süreçleriyle oluşmaktadır. "Peyzaj tüketim isteği", inşa sürecinden öteye giderek, bireylerin filmlerdeki peyzajlarla kurdukları bağlılık nedeniyle gerçekleştirmek istedikleri tüketimleri ifade etmektedir. "Peyzaj tüketimi" ise bir alanın sürekli ve/veya geçici kullanıcıları tarafından, gündelik hayatın bir parçası olarak ve/veya gündelik hayattan uzaklaşmak için, fark ederek ya da fark etmeden yaptıkları, fiziksel, kimliksel, kültürel, zamansal, ekonomik, duygusal ve duyusal (görsel, işitsel, kokusal, tatsal ve dokunsal) unsurları ve süreçleri içeren bir harekettir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere "peyzaj tüketim biçimleri" onbir farklı şekilde gerçekleşmektedir. Midnight in Paris filminin çözümlemesi ile örneklem grupların analizleri bu unsurlara göre yapıldığından, bu sınıflandırmaya ilişkin bilgilere, tezin başında, II. Bölümde yer verilmiştir. Bu tez çalışmasının son hedefi, peyzaj üretim biçimlerinden biri olan kentsel peyzaj tasarımına girdi sağlayacak önerilerin oluşturulmasıdır. VII. Bölümde yer alan bu öneriler zıtlık, farklılık, özgürlük hissi, kimlik, imge vb. kavramlar üzerinden geliştirilmiştir. Bu önerilerden bazıları şunlardır: (I) Peyzaj tasarımlarında zıtlık kavramı sadece renk, doku, form olarak değil, kullanıcıların gündelik hayatta aşina oldukları fiziksel büyüklük, duygusal ve duyusal unsurlar kapsamında da ele alınmalıdır. (II) Bireylerin görsel doygunluk, kültürel birikime ve orta sınıf tüketim davranışı arttıkça mekânsal ilgileri ve ihtiyaçları aşina olunandan farklı olana doğru kaymaktadır. Bu farklılık aynı zamanda özgünlük, keşif etme, sıra dışılık, cesaret, aciz kalma ve bağlılık duygularını da içerisinde barındırmaktadır. Bu nedenle kentsel peyzaj tasarımlarında farklılık, bu duygusal süreçler açısından da dikkate alınmalıdır. (III) Mekân kimliğinin, sadece fiziksel tasarımla ve tasarım programıyla oluşmadığı; bir alanın özgür bıraktığı davranışların da kimlik konusunda etkili olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle özgürlük hissi, peyzaj tasarımlarında dikkate alınması gereken duygulardan biri olarak ele alınmalıdır. (IV) Çoğunlukla görsel unsurların ve kimliğin ön planda tutularak tasarlanan imgeler aynı zamanda aidiyet duygusu gibi yerle bağ kurmada duygusal süreçleri de etkilemektedir. İmgelerin yarattığı aidiyet duygusunun, kentsel peyzajların tüketim biçimlerini çeşitlendirdiği dikkate alınmalıdır. Bu tez çalışması, Türkiye'deki peyzaj mimarlığı dalında gerçekleştirilen çalışmalar açısından çeşitli özgün değerlere sahiptir. Bu özgün değerler tezin konusundan, amacından, kullandığı yöntemlerden, geliştirdiği analiz yönteminden, literatüre kazandırdığı kavramlardan ve sınıflandırmadan kaynaklanmaktadır. Diğer bir ifadeyle; bu tez Türkiye'de sinema filmleri temelli gerçekleştirilen, tüketim odaklı, etnometodolojinin ve ATLAS.ti yazılımının kullanıldığı peyzaj mimarlığı dalındaki ilk tezdir. Bu kapsamda mevcut literatürü tekrarlamaktan kaçınarak, "peyzaj inşası", "peyzaj tüketim isteği" ve "peyzaj tüketimi" kavramlarını literatüre kazandırmış, peyzaj tüketim biçimlerini sınıflandırmıştır.

Amerikan sinemasıDış mekanEtnometodoloji+5
Başak Özer
İstanbul Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Perdede kimlik oyunlari: "Oppenheimer" ve "Barbie" filmlerinin Judith Butler'in cinsiyetin performatifliği kuramı bağlamında analizi

Toplumsal cinsiyet kavramı, bireyleri belirli normlara maruz bırakmakta ve kadın-erkek, doğa-kültür gibi ikili karşıtlıklar çerçevesinde düşünmeye zorlamaktadır. Bu normlar, bireylere belirli kimlikler ve cinsiyet formları dayatarak, bu normlara uymayanların izolasyon, ötekileştirilme, hatta toplumdan dışlanma tehdidiyle karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır. Bu çalışma cinsiyetlerin yapaylığı, cinsiyet rolleri ve normları argümanı üzerinden kimlik türlerini tartışmakta ve toplum tarafından üretilen doğal olmayan kategoriler olarak ele almaktadır. Ayrıca, çalışmanın temel amacı, anaakım sinemanın toplumsal cinsiyetin bir diğer etki alanı olarak nasıl işlev gördüğünü anlamaktır. Anaakım sineması olarak "Barbie" (2023) ve "Oppenheimer" (2023) filmleri örneklem olarak seçilmiş ve sinemanın cinsiyet normlarını nasıl şekillendirebileceği ve sorgulayabileceği araştırılmıştır. Bu çalışmada anaakım sinemanın toplumsal cinsiyet algılarına etkileri değerlendirilerek, toplumda mevcut cinsiyet normlarını güçlendirdiği veya dönüştürdüğü konusunda kapsamlı bir perspektif sunulmaktadır. Araştırmanın iddiaları ve varsayımları, anaakım sinemada toplumsal cinsiyet rollerinin yansıtılması ve dayatılması, anaakım sinemanın toplumda hakim olan hegemonik erkeklik yapısını meşrulaştırması, "Oppenheimer" filminde erkek egemen bir bakış açısının varlığı, "Barbie" filminde feminist manifesto yapılmasının hedeflenmesi ve "Barbie" filminin LGBTQ+ rollerini topluma yansıtmasıdır. Çalışmada metin analizi yöntemi kullanılarak, bu iddialar ve varsayımlar üzerinde durulmuş ve filmler üzerinden detaylı bir inceleme yapılmıştır. Sonuç olarak, anaakım sinemanın toplumsal cinsiyet normları üzerinde önemli bir etki yarattığı ve bu normların yeniden üretilmesi veya sorgulanması açısından güçlü bir araç olduğu görülmüştür.

Amerikan sinemasıQueer KuramıToplumsal cinsiyet
İrem Aydın
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni Türk Sinemasında biçem

Sanat bağlamında düşünüldüğünde biçem; bir sanatçının, bir eserin, bir dönemin, bir ülkenin ya da bir çağın kendine özgü biçimlendirme, söyleyiş, anlayış, anlatış biçimi olarak kabul edilir. Fotoğrafik görüntünün hareket kazanmasıyla doğan sinema, giderek bir öykü anlatma aracına doğru evrilmiş ve öykü anlatımına hareket ve zaman öğesine de ekleyerek, insanoğluna yeni bir anlam yaratma, algılama, ve alımlama biçimi kazandırmıştır. Sinemaya özgü bu biçim, eseri meydana getiren araca özgü bileşenlerin nasıl kullanıldığı, yani biçemin nasıl kurulduğu ile ilgilidir. Türkiye'de 1990'lı yılların ortalarında başlayan ve 2000'li yıllarda uluslararası bir görünürlük kazanan sinema alanındaki dönüşüm; "Yeni Türk Sineması", "Yeni Türkiye Sineması", "Bağımsız Sinema" ya da "Sanat Sineması" olarak kavramsallaştırılmış ve çeşitli boyutlarıyla birçok araştırmacının inceleme konusunu oluşturmuştur. Bu dönemi geçmiş sinema anlayışından ayıran temel belirleyici ise dönemin özellikle sinema dilinin kullanımı açısından geçmiş dönemlerden farklı olarak, özgün bir yaklaşım geliştirebilmiş olmasıdır. Bu çalışmada, Türk sinemasında, yeni bir estetik yaklaşımın ilk yetkin örneklerinin ortaya çıktığı bir dönemin filmleri, biçem yönüyle ele alınmıştır. Bu bağlamda araştırmanın amacı; Türk sinemasında yeni dönemin biçemsel yönelimlerini saptamak ve ortaya çıkan benzerlikleri, farklılıkları biçem yönüyle ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Sineması, Biçem, Sinema Estetiği

Amerikan sinemasıEstetikSanat sineması+3
Serhat Koca
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Savaşın en sevimli çocukları: 2. Dünya Savaşı ve Walt Disney

Çizgi filmler 2. Dünya Savaşı çağında Müttefik Devletleri kısmında yer alan Amerika Birleşik Devletleri tarafından, Mihver Devletlerine karşı propaganda amaçlı kullanılmıştır. ABD'nin en popüler şirketi olan Walt Disney, sayısız üretkenliği ile birçok propaganda çalışması yaparak savaşa oldukça katkı sağlamıştır. Özellikle bu üretimler Amerika Birleşik Devletleri, Nazi Almanya'sı, İtalya ve Japonya İmparatorluğu'na karşı oluşturulan filmler ve diğer tasarımlar ile savaşta kamuoyunun desteğini almaya çalışmıştır. 2. Dünya savaşında tarihin en büyük propaganda savaşına tanıklık edilmesinin yanı sıra gerek Mihver Devletleri gerekse Müttefik Devletleri, tüm kitle iletişim araçlarını propaganda faaliyetleri adına seferber etmiştir. Disney'in savaş öncesi eğlence amacıyla ürettiği çizgi filmler savaş itibariyle bir propaganda aracına dönüştürülmüştür. Nitekim Disney'in tasarlamış olduğu Donald Duck, Goofy, Pluto ve Mickey Mouse gibi sevimli karakterler, kitle iletişim araçları ile halka seslenmiş ve halkın aynası haline gelmiştir. ABD'nin en popüler şirketi olan Walt Disney, girdiği bu savaş çabasıyla çeşitli propaganda malzemeleri üreterek, ülkesine destek olmaya çalışmıştır. Beklenmedik bir şekilde, Disney'in kahramanları, 2. Dünya Savaşı sürecinde toplum üzerinde farkındalık ve etki uyandıracak malzemeler kullanarak, savaşa katkı sağlamıştır. Zira o günler düşünüldüğünde, Walt Disney'in bu sevimli kahramanlarının, toplum üzerinde son derece masum ve sempatik bir etki bıraktığını söylemek mümkündür. Bu noktadan hareketle, izleyiciyi güldüren, düşündüren, eğlendiren ve mutlu eden tüm bu sevgi dolu fantastik figürlerin, bir anda adına "savaş" denen ve bilinçaltında olumsuzluklar, yokluk ve ölüm gibi imgeleri oluşturan bir mecrada kullanılmış olması son derece ilginçtir. Bu bağlamda, çalışma kapsamında göstergebilim anlayışı ile Walt Disney'in 2. Dünya Savaşı sürecinde propaganda amaçlı ürettiği çizgi film ve diğer görsel unsurların neler olduğunu ortaya çıkarmak ve içeriğine hâkim olmak son derece önemlidir. Dolayısıyla Walt Disney'in yarattığı bu karakterler ve savaş dönemindeki kritik anların sempatik bir şekilde canlandırılmasıyla insanlığa yaşamın bir görüntüsünü hatırlatmaktadır. Anahtar Kelimeler: 2. Dünya Savaşı, Walt Disney, Çizgi film, Propaganda, Göstergebilim

Amerikan sinemasıCanlandırmaDünya Savaşı II+6
Sezen Aksu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Amerikan ve Türk sinemasından örneklerle sinemada ırk ayrımcılığı tartışmaları

Irkçılık olgusu geçmişten günümüze insan hayatına yerleşen ve daima güncelliğini koruyan bir olgudur. Bu olgu insan hayatına kimi zaman gizli kimi zaman da açık ve şiddetli bir şekilde yansımaktadır. Toplumların bu olguya karşı çıkarmış oldukları yazılı ve sözlü koruyucu yasalar olmasına rağmen ırkçılık olgusu toplum yaşamını terk etmeyecek gibi görünmektedir. Sinema insan hayatının gerçekliğini geniş kitlelere beyaz perde aracılığıyla sunmaktadır. Sinemada ideolojik söylem ve temsiller oldukça fazla yer almaktadır. Bu çalışmada Amerikan ve Türk sinemalarının ırkçılık olgusunu beyaz perdeye hangi unsurlar ve koşullar çerçevesinde yansıttığının açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Irkçılık temsili diyaloglar, sembolik göstergeler ve karakter analizleri üzerinden göstergebilimsel analiz yöntemi ile analiz edilerek söylem analizi yöntemi örneklemler desteklenmeye çalışılmıştır. Hem Amerikan hem de Türk sinemasında yer alan filmler amaçlı örneklem yöntemi ile seçilerek analiz edilmiştir. Amerikan ve Türk sinemalarının, ırkçılık olgusunu etnik köken, ırksal farklılık, dinsel çeşitlilik ve bedensel farklılık bağlamında farklı şekillerde temsil ettikleri tespit edilmiştir. Özellikle Amerikan sineması, Türk sinemasına nazaran ırkçılık olgusunu daha sert ve şiddetli bir şekilde beyaz perdeye yansıtarak beyazların üstünlüğü olarak kabul edilen "üstün ırk" temsilini ayrı bir yerde tutmuştur.

Amerikan sinemasıGösterge bilimIrkçılık+3
Tolgay Durmuş
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hollywood sinemasında Türkiye'ye yönelik oryantalist bakışın sosyolojik analizi

Oryantalizm, Batı toplumlarının düşünce sistemini meydana getiren bir tür ötekileştirme biçimidir. Doğunun az gelişmişliğine vurgu yapar. Sistematik bir düşünce üretmekle birlikte kurumsallaşmış yapılara da sahiptir. Batının kendi varlığını inşa etmek için, Batı dışı toplumları tanımladığı din, dil ve etnik temelli ötekileştirici bir söyleme sahiptir. Yedinci sanat dalı olarak kabul edilen sinema, bu söylemin kullanıldığı araçlardan biridir. Sinema, insanların dünyaya bakışını şekillendirmekte, izleyicilerin algılarını değiştirmekte ve düşünce mekanizmalarını etkilemektedir. Bu yönüyle Doğu toplumlarına karşı oryantalizmin kullandığı biz ve öteki algısını oluşturmada oldukça etkili bir sanat olarak kullanılmaktadır. Özellikle Hollywood sineması, oryantalist temsillerin aktarımında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma, Hollywood sinemasının Türkiye ve Türklere yönelik ortaya koyduğu oryantalist bakış açısını inceleyerek, sosyoloji literatürüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Gece Yarısı Ekspresi, Arabistanlı Lawrence, Dehşete Yolculuk, Takip-2 ve Hapishane Ateşi filmleri ele alınmıştır. Filmlerde sunulan oryantalist ideolojiler ortaya konulmaya çalışılmış ve Hollywood sinemasında oluşturulan hayali Doğu imgesi olarak Türkiye incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Oryantalizm, Öteki, İdeoloji, Türkiye

Amerikan sinemasıHollywoodOryantalizm+4
Sümeyye Söylemez
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Feminist film kuramı çerçevesinde süper kahraman dizilerinde hegemonik erkeklik inşası: The Boys dizi örneği

Sinema ve televizyon, çoğu kez gerçekliği yansıtma ve toplumsal unsurları ele alma potansiyeline sahip olan özgün bir sanat diline sahiptir. Bu nedenle, gelenekselleşmiş ataerkil düşünce sistemi ve eril bakış açısının sinema ve televizyon dizilerinde de etkin olduğu iddia edilebilir. Bu noktada, bu çalışmanın amacı, günümüzün dijital televizyon dizilerinde bu ataerkil anlayışın varlığını değerlendirmek ve tahakkümün erkeğe kodlamış olduğu güç ve şiddet değerlerini ele alan süper kahraman dizilerine odaklanmaktır. Ayrıca, süper kahraman dizilerindeki cinsiyetçi ve erkek egemen normları sorgulamak ve alternatif bir bakış açısı sunmak bu tezin bir başka amacı olarak ifade edilebilir. Bu kapsamda, The Boys dizisi örneklem olarak belirlenmiş ve göstergebilim ve feminist eleştirel söylem analizi yöntemleri kullanılarak ilgili yapımın ilk iki sezonu hegemonik erkeklik ve eril nazar kavramları çerçevesinde analiz edilmiştir. İnceleme sonucunda, sinema ve televizyon dizilerinde yer alan ataerkil anlayışın The Boys dizisi özelinde de görüldüğü ve içerdiği göstergelerin ve temaların hegemonik erkeklik değerlerini pekiştiren güç, şiddet ve baskı gibi eril dinamikler üzerine kurulu olduğu yargısına ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra, bu tespitin kadın karakterleri pasif konumda bırakan ve erkek egemen normları tekrarlayan anlayışlara neden olabileceği düşüncesine ulaşılmıştır.

Amerikan sinemasıDizi filmDiziler+7
Ahmet Can Yazıcı
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yumuşak güç kullanımında Hollywood filmlerinin rekreatif karate özelinde incelenmesi

Çalışmanın amacı, Amerika Birleşik Devletleri'nin yumuşak gücü Hollywood filmlerini rekreatif etkinlik olarak karate-do sporunun tercih edilmesinde/edilmemesinde bir yumuşak güç unsuru olarak kullanıp kullanmadığının tespiti ve analizidir. Nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseninde tasarlanan bu araştırmada verilerin elde edilmesinde doküman incelemesi, verilerin analiz edilmesinde betimsel analiz yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde yumuşak güç ve sinema arasındaki bağlantıyı temellendirmek amacıyla özellikle Hollywood yapımı, karate-do konulu filmler analiz edilmiştir. Araştırmaya konu olan kitap ve makalelerde esas kaynaklara ulaşılmıştır. Asıl kaynaklar ile birlikte farklı yorumlara sahip eserler de incelenerek tezin oluşmasında bu kaynaklardan yararlanılmıştır. Rekreatif karate-do konulu Hollywood filmlerinin analiz edilmesiyle elde edilen verilere göre 1950 ve 1980 yılları arasında teknolojik ve birçok alanda ABD'yi de geride bırakarak gelişen Japonya'nın ilerlediği ve ABD için tehdit konusu haline geldiği dönemlerde Çin Halk Cumhuriyeti'nin kültürünün bir sanatı olan kung-fu sporu konulu filmlerin Hollywood tarafından yayınlandığı ve mücadele sporları özelinde rekreatif etkinlik olarak kung-fu sporunun çalışılması gerektiği algısının bireyler üzerinde oluşmasında bu filmlerin planlı ve etkili bir şekilde kullanıldığı; bununla birlikte 1984 yılından itibaren giderek gelişen ve ABD için tehdit unsuru haline gelen Çin Halk Cumhuriyeti'nin ilerlediği dönemlerde ise, ABD'nin yumuşak gücünün etkili kullanım alanı olan Hollywood filmlerinde Japonya kültürünün bir sanatı olan karate-do konulu filmlerde kullanılan söylemler, müzikler, kıyafetler ve kung-fu karşısında etkili olduğunu gösteren odyovizüel unsurlar aracılığıyla mücadele sporları özelinde rekreatif etkinlik olarak karate-do sporunun çalışılması gerektiği algısının izleyiciler üzerinde oluşmasında bu filmlerin planlı ve etkili bir şekilde kullanıldığı sonucuna varılmıştır.

Amerikan sinemasıFilmFilm yapımcılığı+5
Fuat Gökdere
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan geçmişini aklayan savaş filmlerinden Amerikan geleceğini inşa eden bilim kurgu filmlerine: Hollywood sinemasının evrimi

Amerika kıtası, Amerika Birleşik Devletleri kurulmadan yüzlerce yıl öncesinde savaşların, çatışmaların ve kıyımların yaşandığı bir kıta olmuştur. ABD'nin kurulmasından sonra da birçok savaş ve anlaşmazlık yaşanmıştır. Yaşanan bu savaşların getirisiyle siyasi, sosyal ve kültürel yaşam alanları da etkilenmiştir. Bu nedenle Amerikan sineması Hollywood'da hatır sayılır bir savaş türü film sayısı oluşmuştur. İkinci Dünya Savaşı ve sonrası dönemde ise Avrupa'da yaşayamayan bilim insanlarının Amerika'ya göç etmiştir. Bu sayede ABD, bilim ve teknolojide de gelişmiş devletler arasına girmiştir. Dolayısıyla bilim kurgu türü sinemada da ciddi bir kültürel birikim oluşmuştur. Çalışmada Amerikan tarihinde yaşanan savaşların konu edildiği filmler ve alternatif geleceklerle ilgili filmler incelenmiştir. Savaş filmleri incelenerek Amerikan savaş tarihinin nasıl gösterildiğine dikkat edilmiştir. Bilim kurgu filmlerinde ise yakın gelecekteki ABD ve Amerikalı imajının nasıl oluşturulduğu üzerinde durulmuştur.

Amerikan kültürüAmerikan sinemasıEgemen ideoloji+2
Muhammet Güney
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme, terörizm ve oryantalizm bağlamında "Yalanlar Üstüne" filmi

Küreselleşme; belirli bir amacı ve aktörleri olan, zaman ve mekân sınırlarının aşılmasıyla dünyayı siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel açılardan farklı biçimlerde etkileyen bir süreçtir. Dolayısıyla küreselleşme; terörizm, oryantalizm ve sinemayı da etkilemiştir. Küreselleşme ile birlikte küresel terör ortaya çıkmıştır. Küresel terör örgütleri, küreselleşmenin avantajlarından yararlanarak faaliyetlerini gerçekleştirmişlerdir. 11 Eylül 2001 saldırıları küresel terörizm için dönüm noktası olmuştur. Saldırıları El Kaide'nin üstlenmesi sonucu İslamcı terörizm gündemden düşmemiştir. Bu tarihten sonra Arap Müslümanlara karşı Batı'nın bakış açısı değişmiştir. Bu noktada oryantalizm önemlidir çünkü küreselleşme gibi oryantalizm de Batı merkezli ve Batı'nın kendisini var etmeye çalışmasını içermektedir. Küreselleşmenin, sinema üzerinde önemli etkileri olmuştur; küreselleşme, terörizm ve oryantalizm ilişkisi sinemaya ve "Yalanlar Üstüne" filmine yansımıştır. Bu araştırmada sinemanın bağlı olduğu ideolojiler çerçevesinde toplumsal mühendislik işlevi gördüğüne, Batı'nın özellikle Hollywood sinemasının Amerikan ideolojisi, milli güvenlik ve savunmasıyla ilişkili olarak sinemayı terörizm karşısında bir güvenlik aygıtına dönüştürmesine, günümüzde Batı'nın, iktidarı için Doğu'yu kitle iletişim araçları ve sinema filmleriyle gözetim altında tutmasına ve oryantalist söylemin Yalanlar Üstüne filmiyle ilişkili olarak sinema filmlerindeki devamlılığına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Terörizm, Oryantalizm, Yalanlar Üstüne, Toplumsal Mühendislik, Güvenlik Aygıtı

Amerikan sinemasıHollywoodKüreselleşme+5
Dilek Atalan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Related subjects