Ascorbic acid
63 theses under this subject heading
Sumak bitkisinin fonksiyonel gıda kullanımı ve sağlık üzerine etkilerinin araştırılması ve incelenmesi
Doğada var olan her türlü unsur, insanlık için ve insanın ihtiyaçlarına uygun olarak yaratılmıştır. Bunların başında bitkiler gelmektedir. Bitkilerin bir kısmı gıda olarak kullanılırken bir kısmı da tedavi edici özelliklerinden dolayı tıpta şifa kaynağı olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda bu eşsiz bitkinin sumak (Rhus coriaria L.) yapısında bulunan etken maddeler üzerinde yapılan çalışmalar; insanlığın birçok hastalığına çare olabileceği fikrini doğrulamaktadır. Bu çalışmada "Bitkiler, doğal antioksidan bileşiklerin başlıca kaynağını oluşturur. Antioksidan etkinin fenolik bileşiklerden, özellikle de flavonoid yapısından kaynaklandığı bilinmektedir. Sumak (Rhus coriaria L.), Anacardiaceae familyasından Rhus cinsi, 150 civarında türüyle dünyanın değişik bölgelerinde yetişmekte olup Türkiye'de R. coriaria türü yaygındır. Baharat olarak sumak, meyvelerinin tekniğine uygun kurutulduktan sonra belirli oranda sofra tuzu katılarak öğütülmüş hali olarak tanımlanır. Bu çalışmanın amacı, sumak bitkisinin farklı ekstraksiyon yöntemleriyle elde edilen ekstraktların fenolik içeriği ve antioksidan etkilerini belirlemek ve birbirleriyle karşılaştırmaktır. Bu çalışmada farklı çözücüler (su ve etanol) ile kaynatma ve ultrasonikasyon teknikleri karşılaştırılmıştır.Bu ekstraktların, toplam fenolik madde içeriği, toplam flavonoid madde içeriği, antioksidan aktivite tayini ve fenolik asit içeriği belirlenmiştir.Ayrıca, sumak sağlık açısından faydalıdır ve antioksidan özellikleri ile bilinir. Düzenli olarak sumak tüketmek, sağlığınıza katkı sağlayabilir."
Keçi sütlerinde ısıl işlem uygulamasının süt melatonin ve vitamin c düzeylerine etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu projede keçi sütünde pastörizasyon işlemi (72 oC'de 15 saniye) ve geleneksel olarak evlerde uygulanan kaynatma işleminin (100 oC'de 5 dakika) süt melatonin, vitamin C ve total protein düzeylerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışmada özel bir keçi çiftliğinden, nisan ayında temin edilen 20 adet sağlıklı keçinin (10 Halep, 10 Kilis keçisi) sütü materyal olarak kullanıldı. Sütler, sabah meradan dönen (10:30-11:00 arasında) keçilerden rutin süt sağımı sırasında temin edildi. Her bir süt örneği, çiğ süt, pastörizasyon işlemi (72 oC'de 15 saniye) ve kaynatma işlemi (100 oC'de 5 dakika) uygulanan olmak üzere 3'e bölündü. Çiğ, pastörize ve kaynatılmış sütlerde melatonin düzeyleri ticari ELİSA kiti ile, vitamin C ve total protein düzeyleri manuel spekrotofotometrik yöntemlerle belirlendi. Bulgular: Kaynatma işlemi uygulanan süt örneklerinde melatonin düzeyleri (4,20±0,39 pg/ml), çiğ süt (3,19 ± 0,25 pg/ml) ve pastörizayon işlemi (3,42 ± 0,24 pg/ml) uygulanan örneklere kıyasla yükseldi (p <0,05). Vitamin C düzeyleri pastörizasyon uygulanan grupta (2,99±0,16 mg/100 ml), çiğ süt grubuna (3,18±0,24 mg/100 ml) göre önemli bir farklılık göstermedi (p >0,05). Kaynatma sonrasında elde edilen vitamin C düzeyleri ise (2,03 ± 0,12 mg/100 ml), hem çiğ süt hem de pastörize süt vitamin C düzeylerinden düşük (p <0,001) olarak saptandı. Total protein düzeyleri değerlendirildiğinde, Bradford yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri açısından ısıl işlem uygulanan gruplar arasında bir farklılık yok iken Lowry yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri, kaynatma uygulanan grupta, diğer gruplara göre önemli düzeyde düştü (p <0,001). Çiğ süt ve pastörize sütteki total protein düzeyleri Bradford yöntemi ve Lowry yöntemi ile belirlenen düzeyler açısından birbiri ile yakın bulundu. Diğer yandan kaynatma uygulanan sütlerde Bradford yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri (2,26 ± 0,13 g/dl), Lowry medodu ile belirlenen total protein düzeylerinden (1,92 ± 0,09 g/dl) yüksek olarak belirlendi (p<0,05). Pastörizasyon (r=-0,114, p<0,05) ve kaynatma (r=-0,572, p <0,01) uygulanan sütlerde melatonin ve vitamin C düzeyleri arasında önemli ancak zayıf negatif korelasyonlar belirlendi. Çiğ süt (r=0,723, p <0,01), pastörizasyon (r=0,838, p <0,01) ve kaynatma (r=0,449, p <0,05) uygulanan süt örneklerinde Bradford ve Lowry yöntemleri ile belirlenen total protein düzeyleri arasında pozitif korelasyonlar belirlendi. Sonuç: Keçi sütüne uygulanan pastörizasyon işleminin, süt melatonin, vitamin C ve total protein düzeylerini değiştirmediği, kaynatma uygulamasının ise vitamin C ve total protein düzeylerinin düşmesine neden olduğu belirlendi. Keçi sütünün biyoyararlanımında pastörizasyon işleminin, geleneksel kaynatma işlemine göre daha üstün olduğu düşünüldü. Sütlerde ELİSA metodu ile melatonin analizi yapılmadan önce, melatoninin sütte bağlı bulunduğu proteinden ayrıştırılması amacıyla, sütün, bir ön işlemden geçirilmesinin, sonuçların daha doğru olarak tespit edilmesinde faydalı olabileceği öngörüldü.
Kurutulmuş elma cipsi üretim tekniği üzerine araştırma
Kurutulmuş elma cipsi üretiminde değişik çözelti kullanımının bazı ürün nitelikleri üzerinde etkileri araştırılmıştır. Materyal olarak Amasya, Golden delicious ve Starkrimson delicious çeşitleri kullanılmıştır. Kalınlığı 1.6 mm olan halkalar şeklinde dilimlenen elmalar kurutma işleminden önce kükürtdioksit (S02), sitrik asit (SA), askorbik asit (AA), eritorbik asit (EA) çözeltileri ile "SA+AA" ve "SA+EA" çözelti karışımları içinde bekletilmişlerdir. Kurutma işlemi kesikli çalışan sıcak hava akımlı dehidratörde 75°C'de yapılmıştır. Kurutulan elmalar ambalajlanarak 8 ay süre ile oda sıcaklığında depolanmıştır. Depolama süresince kuru elma cipslerinin; Hunter değerleri, esmerleşme düzeyleri, toplam fenolik madde, L-askorbik asit, toplam ve invert şeker, toplam asit, toplam kuru madde içerikleri, kırılganlık değerleri, rehidrasyon kapasiteleri ve duyusal özellikleri belirlenmiştir. Kurutulmuş elma cipsi örnekleri içerisinde en açık renge S02 çözeltisine daldırılarak kurutulanlar sahip olmuştur (Hunter L değerleri 78.52- 83.43). SA, AA ve EA çözeltilerinin kurutulan örneklerin rengini koruyucu etkisinin olmadığı, bazı çeşitlere ait örneklerde kontrol grubu ile benzer veya daha olumsuz etkisinin olduğu belirlenmiştir. "SA+AA" ve "SA+EA" çözeltilerine daldırılan dilimlerden elde edilen cipsler sadece Golden çeşidinde olumlu sonuç vermiştir. Hunter değerleri ile duyusal değerlendirme sonuçlan benzerlik göstermiştir. Yapılan analizler sonucunda taze elma rengine en yakın örneğin Golden çeşidine ait olduğu belirlenmiştir. En yüksek kuru elma cipsi veriminin Golden çeşidine ait olduğu bulunmuştur. En gevrek yapılı ve rehidrasyon kapasitesi en yüksek cipslerin Amasya çeşidine ait olduğu belirlenmiştir. Duyusal değerlendirmede en çok Golden çeşidine ait cipsler beğenilmiştir. Anahtar Kelimeler: Elma, Elma Kurutma, Esmerleşme, Askorbik Asit, Kükürtdioksit
Assessment of the total oxidant levels in people with different life style in al-diwaniyah population
In this study, we will try to find the relationship between oxidizing factors in the body and their relationship to work for people represented by hard work, medium work and easy work. The subjects of this study will be in (Al-Diwaniyah Hospital in Al-Diwaniyah Governorate/Iraq Needed at least 96 samples of these totals (hard work, medium work and easy work These results in FRAP in mean values between HW and MW (P-Value = 0.5038) is non significant.Our study results in MDA (P-Value <0.0001) concentrations compared to MW and EW is significant. The results in SOD in the mean values between HW and MW (P-Value = 0.2279) is non significant. The results in MG in the mean values between HW and MW (P-Value = 0.0210) is significant.The results in CRP in the mean values between HW and MW (P-Value <0.0001) is significant, The results in V.C in mean values between HW and MW (P-Value 0.0070) is non significant.
Correlation between prolidase activity and vitamin d deficiency in sera of women with primary and secondary infertility in Samarra city
The study was assigned to investigate the role of prolidase and oxidative stress in women with primary and secondary infertility. For this reason, a total of 60 women with infertility were enrolled in the study over two groups (primary and secondery) and controlled with 30 healthy fertile women. The serum of women was used for testing prolidase, vitamins (D, C, A, and E), total antioxidant capacity (TAC), glutathione (GSH), malondialdehyde (MDA), selenium, and ceruloplasmin. The results have shown that MDA and prolidase were elevated significantly in infertile women of both groups compared to control. Additionally, the study was also shown a reduction in the levels of vitamin D, vitamin C, vitamin A, selenium, and ceruloplasmin in the serum of women with primary and secondary infertility compared to fertile women. İn conclusion, the infertile women oxidative stress has shown a progressive oxidative stress and high prolidase level, which all may contribute to the pathophysiology of infertility in women. 2022, 48 pages Keywords: Prolidase, vitamin D, vitamin E, vitamin C, vitamin A, Oxidative stress, Women infertility
Deneysel olarak devamlı hiperoksi sonrası oluşturulan akciğer hasarının tedavisinde E+c vitamini kombine tedavisi ile N-asetilsistein tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Oksidatif stres bronkopulmoner displazi patogenezinde önemli bir rol oynar. Bizim amacımız, hiperoksik akciğer hasarını azaltmada E+C vitamini kombine tedavisi ve N-asetilsistein tedavisinin etkinliğini histopatolojik ve biyokimyasal düzeyde değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Deney postnatal 3-13. gün boyunca dört gruptan oluşan 36 yenidoğan rat yavrusu ile yürütülmüştür. Bronkopulmoner displazi, yenidoğan ratlar hiperoksiye maruz bırakılarak oluşturuldu. Ratlar randomize olarak 4 gruba bölündü: oda havasında tutulan kontrol grubu (n=9), hiperoksiye maruz bırakılan grup (n=9), hiperoksiye maruz bırakılıp N-asetilsistein ile tedavi edilen grup (n=8) ve hiperoksiye maruz bırakılıp E+C vitamini ile tedavi edilen grup (n=10). Serum ve akciğer örneklerinde paraoksonaz, arilesteraz, total antioksidan kapasite, total oksidan durum, oksidatif stres indeksi, lipid hidroperoksit çalışıldı. Ayrıca akciğer dokularında fibrozis ve enflamasyon patolojik olarak değerlendirildi.Bulgular: Doku paraoksanaz ve arilesteraz enzim düzeyleri kontrol grubuna göre diğer üç hiperoksiye maruz kalan gruplarda daha yüksek saptandı. Hiperoksiye maruz kalan diğer üç grupta da akciğer dokusundaki total antioksidan düzeyleri artmıştı. Bu artış kontrol grubuna göre N-asetilsistein ve vitamin grubunda ciddi derecede anlamlı idi (her ikisi için p<0,001). Akciğer dokusundaki total antioksidan düzeyi hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında hem N-asetilsistein grubunda hem de vitamin grubunda artış anlamlı derecede yüksekti (p=0,001 ve p=0,002). Kontrol grubuna göre diğer hiperoksiye maruz bırakılan üç grupta da doku total oksidan düzeyleri anlamlı derecede artmıştı (hepsi için p<0,001). Hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında tedavi gruplarında doku total oksidan düzeyleri daha düşük olmakla beraber sadece vitamin grubu ile anlamlı farklılık vardı (N-asetilsistein grubu için p=0,08, E+C vitamin grubu için p=0,011). Vitamin grubunda her üç gruba göre de serum arilesteraz enzim düzeyleri anlamlı derecede yüksekti (hepsi için p? 0,001). Serum total antioksidan düzeyleri hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında N-asetilsistein grubunda ve vitamin grubunda da anlamlı derecede yüksek bulundu (p sırası ile 0,017 ve 0,014). Hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında N-asetilsistein grubunda ve vitamin grubunda serum total oksidan düzeyleri hafif derecede düşük bulundu. Hiperoksi grubu ile karşılaştırıldığında N-asetilsistein ve vitamin grubunda oksidatif stres indeksi serum düzeyleri istatistiksel olarak düşük bulundu (p sırasıyla 0,002 ve 0,032). Tedavi gruplarında (N-asetilsistein ve vitamin) hiperoksi grubuna göre lipid hidroperoksit düzeyi düşüktü. Bu düşüklük vitamin grubunda anlamlı idi (p=0,021). Ayrıca tedavi verilen gruplarda akciğerde daha az enflamasyon ve fibrozis izlendi.Sonuç: Hem N-asetilsistein tedavisinin hem de E+C vitamini tedavisinin yenidoğan ratlarda gerçekleştirdiğimiz hiperoksik akciğer hasarı modelinde plasebo tedaviye göre üstün olduğu saptandı.Anahtar sözcükler: Akciğer hasarı, C vitamini, E vitamini, Hiperoksi, N-asetilsistein
Preoperatif uygulanan melatonin veya vitamin C uygulamasının postoperatif analjezi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamızda 18-65 yaş arası elektif major abdominal cerrahi geçirecek ASA I-II grubu hastalarda preoperatif verilen oral melatonin veya vitamin C uygulamasının postoperatif analjezi üzerine etkisini ortaya koymayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Plasebo kontrollü, randomize, çift kör çalışmamıza genel anestezi altında major abdominal cerrahi uygulanacak, yaşları 18-65 arasında, ASA I-II grubu 165 erişkin hasta alındı. Hastalar rastgele üç gruba ayrıldı. Birinci gruba (Grup M, n = 55) preoperatif 1 saat önce oral 6 mg Melatonin tablet, ikinci gruba (Grup C, n = 55) oral 2 gr Vitamin C tablet, kontrol grubu olan üçüncü gruba (Grup P, n = 55) oral plasebo tablet verilerek her hastaya aynı genel anestezi uygulandı. Postoperatif ağrı kontrolü her hasta grubunda postoperatif dönemde intravenöz yola takılan, Morfin içeren hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazları ile sağlandı. Preoperatif dönemden itibaren hastalar 24 saat boyunca hemodinamik parametreler, vizüel analog skalaları, bulantı/kusma skorları, sedasyon, kaşıntı, hipotansiyon, bradikardi, allerjik reaksiyon gibi diğer yan etkiler ve hasta memnuniyet skalaları ve hasta kontrollü analjezi'den talep edilen ve bolus verilen Morfin'in doz ve sayıları yönünden takip edildi. Bulgular: Melatonin ve vitamin C alan grupta 24 saatlik toplam VAS skorları plaseboya göre anlamlı oranda düşük bulundu (p<0.001; toplam VAS melatonin: 32,5±4,45, vitamin C: 34,8±0,72, plasebo: 42,7±8,13), melatonin ile vitamin C arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.117). PCA cihazından toplam talep edilen analjezi miktarı melatonin ve vitamin C'de plaseboya göre anlamlı oranda düşük bulundu (p<0.001; sırasıyla 22,3±13,7, 27,2±10,6, 33,7±14,4), melatonin ile vitamin C arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0.114). Toplam tüketilen analjezi sayısı melatonin ve vitamin C'de plaseboya göre anlamlı oranda düşük bulundu (p<0.001; sırasıyla 13,3±4,7, 15,1±4,0, 18,0±1,0), melatonin ile vitamin C arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0.090). melatonin ve vitamin C alan grupta bulantı/kusma, bradikardi, hipotansiyon, kaşıntı gibi yan etkilerin daha az olduğu; hasta memnuniyetinin daha iyi olduğu; ek analjezi ihtiyacının daha az olduğu görüldü. Sedasyon skorlarının postoperatif ilk 30 dakikada melatonin alan grupta daha yüksek olduğu, postoperatif 1. saatten sonra ise analjezi tüketiminin daha yüksek olduğu plasebo alan grupta daha yüksek olduğunu görüldü. Derlenme süresi açısından gruplar arasında istatistiki anlamlı fark olduğu saptandı (p=0.019; sırasıyla 4,4±1,6, 3,6±1,6, 4,0±2,6). Sonuç: Preoperatif 1 saat önce oral yolla verilen 6 mg melatonin veya 2 g vitamin C uygulaması ile postoperatif VAS skorları ve analjezi tüketimi düşürebilinir, postoperatif analjezide daha az yan etki sağlanabilir.
Deneysel dietilnitrozamin kaynaklı hepatosellüler karsinogenezis üzerinde geraniol ve vitamin c'nin karaciğer yapısına etkisi
Bu çalışma, dietilnitrozamin (DENA) aracılığıyla oluşturulmuş hepatosellüler karsinoma (HSK) modelinde geraniol ve vitamin C'nin karaciğere yapısına olan koruyucu etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, yolak belirteçleri olan nükleer faktör kappa-B'nin (NF-ĸB), apoptoz indükleyici faktör (AIF), caspase-3, bcl-2, bax, gadd153, 78-kDa glukoz regülasyonlu protein (GRP78) ve siklooksijenaz-2 (COX-2) ekspresyonları değerlendirilmiştir. Tüm analizler beş grupta incelenmiştir (Grup 1; Kontrol, Grup 2; DENA Kontrol, Grup 3; DENA+Geraniol, Grup 4; DENA+Vitamin C ve Grup 5; DENA+Geraniol+Vitamin C). Elde edilen sonuçların ortalama±standart hata değerleri sırasıyla gruplarda; NF-ĸB analizi için; 1,208±0,0712, 5,217±0,3250, 3,017±0,2088, 3,333±0,2076, 2,583±0,1721 ng/ml, AIF analizi için; 0,5183±0,0330, 1,490±0,0356, 1,012±0,1189, 0,9683±0,1752, 1,037±0,0835 pg/ml, caspase-3 analizi için; 3,52±0,3563, 16,17±1,3520, 9,83±0,8333, 10,97±0,9117, 7,50±0,7638 ng/ml, bcl-2 analizi için; 19,33±1,542, 8,00±0,856, 14,00±0,516, 13,67±0,882, 15,33±1,085 pg/ml, bax analizi için; 1,180±0,0755, 8,350±0,9986, 5,033±0,5175, 6,333±0,8819, 3,167±0,4773 ng/ml, gadd153 analizi için; 0,4087±0,0412, 1,4630±0,1239, 0,8905±0,0466, 0,7767±0,0871, 0,6167±0,0687 ng/ml, GRP78 analizi için; 0,76±0,060, 1,83±0,087, 1,29±0,052, 1,21±0,083, 0,91±0,184 pg/ml, COX-2 analizi için; 1268±54,2, 3962±138,4, 2315±215,3, 2602±148,0, 1864±167,1 pg/ml olarak belirlenmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde; NF-ĸB, AIF, caspase-3, bax, gadd153, GRP78 ve COX-2 ekspresyonlarının grup 1 ile kıyaslandığında grup 2'de arttığı, grup 2 ile kıyaslandığında grup 5'te azaldığı belirlenmiştir. Bcl-2 ekspresyonunun ise grup 1 ile kıyaslandığında grup 2'de azaldığı, grup 2 ile kıyaslandığında grup 5'te arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, HSK modelinde geraniol ve vitamin C uygulamasının koruyucu bir etki gösterdiği saptanmıştır. Hücre kültüründe yapılan bu araştırmanın koruyucu uygulamalara yönelik çalışmalara yardımcı olacağını düşünmekteyiz.
Sığır kıymalarının raf ömrünün uzatılması üzerine vakum paketleme ve bazı katkı maddelerinin etkilerinin araştırılması
Soğukta muhafazası edilen kıymaların raf ömrünün uzatılması amaçlanan çalışmada, kıyma örnekleri, kontrol, %2 tuz, %2 tuz + 500 ppm Askorbik Asit, %2 tuz + 1 00 ppm NaN02 olmak üzere hazırlanıp, vakum paketleme yapıldıktan sonra ±1°C'de 45 gün süreyle depolanmıştır. Depolama periyodunun 0, 7,14,21,28,35 ve 45.günlerinde pH, nem, protein, TBA, nitrit analizlerini kapsayan kimyasal; toplam canlı, psikrofil, ve koliform bakteri sayımı olmak üzere mikrobiyolojik analizler ve renk analizleri yapılmıştır, örneklerin pH değerleri depolama boyunca düşmüş, en fazla düşüş %2 tuz + Askorbik Asit içeren üründe görülmüştür. Lipit oksidasyonunun göstergesi olan TBA değerleri depolama boyunca artmış ve depolama sonunda kontrol, %2 tuz, %2 tuz + 500 ppm Askorbik Asit, %2 tuz + 100 ppm NaN02 örneklerinde sırasıyla 0.691, 0.861, 0.453, ve 0.562 çıkmıştır. Tuzun lipit oksidasyonu hızını katalizlediği, askorbik asit ve nitrit in ise antioksidant özelliği nedeniyle lipit oksidasyonu hızını azalttığı gözlenmiştir, örneklerin genel aerob bakteri sayıları depolama sonunda sırasıyla 6.55, 5.8, 5.9, 5.72, log cfu/g, psikrofil sayıları 4.265, 3.75, 3.87, 3.64 log cfu/g, koliform bakterilerin sayıları ise 5.44, 4.62, 4.73, 4.31 çıkmıştır. %2 tuz, NaNÖ2 antimikrobiyal özelliklerine sahip olmaları nedeniyle bu örneklerde mikroorganizma sayıları düşük çıkmıştır, örneklerin renk değerlerinde L*(aydınlık değeri) değeri depolama süresince artmış ve 45 günlük depolama sonunda 52.21, 46.19, 50.89 ve 47.76 çıkmıştır. a*(kırmızılık) değerleri 7. gün sonunda tüm örneklerde artmış ve sırasıyla 18,93, 20.23, 19.59 ve 19.30 olmuştur. Kontrol ve %2 tuz örneklerinin a* değerleri daha sonra oksidasyon nedeniyle düşmüştür. Antioksidant özelliği olduğu saptanan askorbik asit ve nitrit örneklerinde a* değeri 6. hafta boyunca stabilitesini korumuştur, örneklerin tümünün kimyasal, mikrobiyolojik yönden ve renk özellikleri yönünden standartlara uyduğu saptanmıştır.
Erkek ratlarda lityum ile indüklenmiş nefrojenik diabetes insipidusta oluşan böbrek hasarı ve aquaporin-2 dovnregülasyonu üzerine silimarin ve vitamin c'nin etkilerinin incelenmesi
Günümüzde bipolar hastalık ve mani hastalığının tedavisinde tercih edilen lityum (LİT), Edinsel Nefrojenik Diabetes İnsipidus'un ve Aquaporin 2 (AQP2) dovnregülasyonunun en yaygın sebeplerindendir. Uzun süreli LİT kullanımının, oksidatif hasara sebep olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada; deneysel olarak Nefrojenik Diabetes İnsipidus (NDİ) oluşturulan ratların hasar gören böbrek dokularına, SİL, Vit C ve her ikisinin kombinasyonunun koruyucu etkilerinin, ışık mikroskobik ve biyokimyasal yöntemlerle araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan 16 Haftalık erkek ratlar sekiz gruba ayrıldı. Kontrol (KNT), Silimarin (SİL), Vitamin C (Vit C) ve Silimarin+Vitamin C grupları 28 gün boyunca katkısız standart yem ile beslendi. Lityum (LİT), Lityum+Silimarin (LİT+SİL), Lityum+Vitamin C (LİT+Vit C) ve Lityum+Silimarin+Vitamin C (LİT+SİL+Vit C) grupları 28 gün boyunca 80 mmol LiCl/kg katkılı yemle beslendi. KNT ve LİT grubuna; günlük 1 ml/kg dozda fizyolojik tuzlu su oral gavaj yolu ile verildi. SİL ve LİT+SİL grubuna; günlük 100 mg/kg dozda SİL oral olarak gavaj yolu ile verildi. Vit C ve LİT+Vit C grubuna; günlük 200 mg/kg dozda Vit C oral gavaj yolu ile verildi. SİL+Vit C ve LİT+SİL+Vit C grubundaki ratlara; günlük 100 mg/kg dozda SİL ve 200 mg/kg dozda Vit C oral gavaj yolu ile verildi. Deneyin ilk ve son günü tüm gruplardan alınan idrar örneklerinden; osmolalite, sodyum, potasyum, üre, üre azotu (BUN) ve kreatinin değerleri ölçüldü. Tüm gruplardan alınan kan serumu örneklerinde; osmolalite, sodyum, potasyum, üre, üre azotu ve kreatinin ve LİT düzeyi ölçüldü. Alınan böbreklerden sağ böbrek, böbrek dokusunda AQP2, ROS, GSH, SOD seviyelerini ELİSA kitleriyle, MDA seviyesini MDA Assay kitiyle belirlemek için kullanıldı. Alınan sol böbrek; histopatolojik ve immunohistokimyasal değerlendirmeye tabii tutuldu. Grupların glomerulus çap ölçümü ve hasar düzeyi skorlaması yapıldı. LİT grubuna ait böbrek dokuları histolojik olarak incelendiğinde kortekste; glomeruluslarda büzüşme peritübüler ve intersitisyel alanda lenfositik hücre infiltrasyonları, glomerular bazal membranda kalınlaşma ve intersitisyel fibrozis, medullada; henle kulpunda dilatasyon ve tübülüs kollektivus, tübülüs proksimalis ve tübülüs distalis epitellerinde yer yer dökülmeler ve tübülüs membranlarında kalınlaşma en önemli bulgular olarak görüldü. LİT+Vit C grubunun histolojik bulguları LİT grubuna benzerken; LİT+SİL ve LİT+SİL+Vit C gruplarında bu bulguların önemli derecede azalttığı kaydedildi. Böbrek dokularında ELİSA yöntemiyle miktarı belirlenen ve immunohistokimyasal yöntemle immunpozitifliği ortaya konulan AQP2 verileri birbiriyle paralel seyretti. LİT grubunda AQP2 miktarı ve immunpozitifliği KNT, SİL, Vit C ve SİL+Vit C gruplarına göre anlamlı derecede azalmıştı. LİT+Vit C bulguları LİT grubuna benzerdi. LİT+SİL ve LİT+SİL+Vit C gruplarında ise AQP2 miktarı ve immunpozitifliği LİT grubuna göre artmış olarak izlendi. Tüm gruplarda ilk ve son gün alınan idrar örneklerinde osmolalite, sodyum, potasyum, üre, BUN ve kreatinin değerleri karşılaştırıldığında LİT verilen tüm gruplardaki değerlerin KNT, SİL, Vit C ve SİL+Vit C gruplarına göre anlamlı derecede düşüş gösterdiği tespit edildi. Son gün alınan idrar örneklerinde gruplararası osmolalite, sodyum, potasyum, üre, BUN ve kreatinin değerleri karşılaştırıldığında LİT ve LİT+Vit C grubundaki değerlerin diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük olduğu tespit edildi. Gruplarası serum osmolalite değerleri karşılaştırıldığında LİT ve LİT+Vit C grupları diğer tüm gruplara göre anlamlı derecede düşük bulundu. Serum potasyum, sodyum, BUN, üre ve kreatinin açısından gruplararasında anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Serum LİT düzeyleri incelendiğinde LİT verilen tüm grupların değerlerinin KNT, SİL, Vit C ve SİL+Vit C gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi. LİT verilen tüm gruplarda KNT, SİL, Vit C ve SİL+Vit C gruplarına göre GSH ve SOD seviyesinin azaldığı, ROS ve MDA miktarının arttığı tespit edildi. LİT+SİL ve LİT+SİL+Vit C gruplarında GSH ve SOD seviyeleri LİT grubuna nazaran daha yüksek, ROS ve MDA ise daha az tespit edildi. Sonuç olarak SİL uygulamasının LİT kaynaklı NDİ' nin böbrek üzerindeki olumsuz etkilerini önemli ölçüde ortadan kaldırdığı ve NDİ tedavisine katkı sağlayabileceği, Vit C'nin LİT kaynaklı NDİ 'de herhangi bir olumlu etkisinin olmadığı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Lityum, Nefrojenik Diabetes İnsipidus, AQP2, Silimarin, Vitamin C
Deneysel hipoksik iskemik rat modelinde HİF 1 alfa düzeyi, askorbik asit ve eritropoietinin nöroprotektif etkisi
Hipoksik iskemik ensefalopati (HİE) prenatal, natal ve postnatal faktörlerin etkisiyle oluşan ve sistemik hipoksi sonucu serebral kan akımının azalmasıyla gerçekleşen beyin hasarıdır. Tıp alanındaki tüm gelişmelere rağmen HİE' ye bağlı mortalite ve morbidite oranı halen yüksek olarak gözlenmektedir. Günümüzde HİE tedavisinde sadece hipotermi destekleyici tedavi olarak mevcuttur. Bu çalışmadaki amacımız askorbik asit ve eritropoietinin HİE tedavisindeki etkisini göstermektir. Bu amaçla Wistar cinsi sıçanlar kullanıldı. Deney hayvanları her grupta 7 rat olacak biçimde 8 gruba ayrıldı. Hİ grubundaki sıçanlara karotis ligasyonu ve 2 saat boyunca %8 oksijen uygulanarak hipoksiye maruz bırakıldı. Yedi günlük sıçan yavrularına intraperitoneal enjeksiyonla değişik konsantrasyonlarda askorbik asit (1000mg/kg, 2000mg/kg, 5000mg/kg), eritropoietin (2000 U/kg, 5000 U/kg), askorbik asit +eritropoietin(5000 U/kg+2000mg/kg) ve serum fizyolojik verildi. Deney sonunda sıçanlar dekapite edildi. Ardından sıçanların beyin dokuları hızla çıkarılıp TUNEL teknikleri uygulanarak boyandı. Ratlardan spektrofotometrik yöntemle Kaspaz 3, Kaspaz 8, Kaspaz 9, Malondialdehit, Total Antioksidan Kapasite, Total Oksidan Kapasite, Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1 alfa aktivitesi çalışıldı. Çalışmamızda 5000mg/kg C vitamini verilen grupta HIF-1α ve apopitozisi kontrol grubuyla karşılaştırıldığında azalttığı tespit edildi. Kaspaz aktivitesi 5000mg/kg C vitamini verilen grupta eritropoietin grubuna göre düşük tespit edildi. Çalışmamızda askorbik asit ve eritropoietinin hipoksik iskemik hasar sonrası gecikmiş nöronal hasar incelendiğinde hipoksi ile indüklenebilir faktör 1 alfa kaspaz aktivitesini ve apopitozisi azaltması yeni bir umut kaynağı olarak düşünüldü.
Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda vitamin A, vitamin C, vitamin E ve total antioksidan kapasitenin karşılaştırılması
Sigara içilmesi, hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sağlık sorunudur. Sigara dünyada en yaygın görülen madde bağımlılığıdır ve önlenebilir olması nedeniyle önemlidir.Bu çalışmanın amaçları; Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda bazı serum antioksidan vitamin düzeylerinin (vitamin A, vitamin C, vitamin E) ve total antioksidan kapasite (TAK) düzeylerini değerlendirmek, annenin sigara içmesinin çocuklardaki antioksidan vitamin düzeyleri ve TAK arasındaki olası ilişkiyi saptamaktır.Çalışmaya annesi sigara içen yaş ortalaması 62.2 ay olan 100 çocuk alındı. Kontrol grubundaki 100 çocuğun yaş ortalaması 62.2 ay idi.Vitamin A düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 0.66 ±0.1 mg/L kontrol grubu olgularda 0.83 ±0.1 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin A seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Vitamin E düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 11.13 ±3.13 mg/L kontrol grubu olgularda 16.34 ±3.0 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin E seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Vitamin C düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 10.57 ±2.7 mg/L kontrol grubu olgularda 14.85 ±2.5 mg/L bulunmuş olup vaka grubunda vitamin C seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Total antioksidan kapasite düzeyleri sigara dumanına maruz kalan olgularda 0.95 ±0.4 mM kontrol grubu olgularda 1.36 ±0.4 mM bulunmuş olup vaka grubunda TAK seviyesinin düşük olması istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).Sonuç olarak, sigara dumanına maruz kalan çocukların vitamin A, vitamin C, vitamin E, total antioksidan kapasite düzeylerinin, sigara dumanına maruz kalmayan gruba göre düşük olduğu görüldü. Çocuklarda sigara dumanına maruz kalma; antioksidan vitamin düzeyleri düşmesi, total antioksidan kapasitenin düşmesine yol açabileceği düşünüldü. Elde ettiğimiz sonuçların pasif sigara içiciliği konusu ile ilgili yeni çalışmalara ışık tutacağı kanaatindeyiz.Anahtar Kelimeler: Sigara, vitamin A, vitamin C, vitamin E, total antioksidan kapasite
Toluen inhalasyonuna bağlı olarak sıçanlarda testis ve epididimiste meydana gelen yapısal değişikliklere Vitamin C' nin etkisi
Günlük yaşantımızda kimyasal maddeleri evsel ve endüstriyel amaçlarla kullanmaktayız. Toluen ise yaygın olarak endüstride kullanılan berrak, renksiz, uçucu bir organik çözücüdür. Toluen, bu amaçla, sanayide; boyalarda ve boyaları inceltmede, plastik imalatında, mürekkep yapımında, yapıştırıcılarda, temizlik malzemelerinde, benzinde, patlayıcı (TNT) yapımında, sigara üretiminde kullanılmaktadır.Toluenin alımı, bir çok uçucu çözücülerde olduğu gibi inhalasyon ile gerçekleşmektedir. Toluenin yaygın şekilde kullanılması insanların toluene daha uzun süre etkin kalmasına yol açmıştır. Bu durum da beraberinde toluenin vücudumuzda zararlı etkilerini ortaya çıkarmıştır.Toluen'in solunmasıyla hücre de önemli hasarlar meydana gelmektedir. Toluen, hücre hasarındaki toksik etkilerini ROS (reaktif oksijen radikalleri) oluşumu ile gösterir. Erkek üreme sisteminde yer alan germ hücreleri ise ROS'lara karşı somatik hücrelerden daha duyarlıdır. C vitamini ve E vitamini ise oksidatif stresi iyileştirdiği bilinen antioksidanlardır.Bu çalışmanın amacı kimyasal bir madde olan toluene soluma yoluyla etkin bırakılmış sıçanların testislerinde ve epididimislerinde oluşabilecek yapısal değişikliklere antioksidan özelliği olduğu bilinen C vitamini ile C ve E vitaminlerinin birlikte koruyucu etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızda 10 haftalık, 24 adet Wistar albino cinsi erkek sıçanlar kullanıldı. Toluen, 6000 ppm düzeyinde 5 hafta boyunca her gün soluma yoluyla sıçanlara uygulanırken; C vitamini (200 mg/kg) ve E vitamini (200 mg/kg) 5 hafta boyunca her gün intraperitoneal enjeksiyonla uygulandı. Uygulamaların sonunda denekler intramusküler ketamin (45mg/kg) ve ksilazin (5mg/kg) enjeksiyonu ile uyutularak ötenazi gerçekleştirildi. Ötenazi sonrası deneklerin inguinal bölgeleri açılarak testis ve epididimis dokuları alındı. Organların değerlendirilmesi amacıyla dokulara histokimyasal olarak HE ve immunohistokimyasal olarak kaspaz- 9 boyaması yapıldı.Yapılan değerlendirmelerde, toluen uygulaması yapılan grubun testis dokusunda, seminifer tübüllerin uniform şekil ve büyüklüklerini kaybettikleri, seminifer epiteli oluşturan spermatogenik hücre serisinde belirgin nekrozisin olduğu dikkati çekti. İnterstisiyel dokuda ödem, Leydig hücrelerinde kayıp olduğu görüldü. Aynı grupta yapılan Kaspaz-9 boyamasında primer spermatositlerde belirgin olmak üzere tutulumda artış saptandı.Toluen uygulaması yapılan grubun epididimis dokusunda, epitelin apikal yüzeyinde stereosilyalarda kayıp izlenirken, duktus duvarını döşeyen epitelin yer, yer yalancı çok katlı epitelden, prizmatik epitele değişen yapıda olduğu görüldü. Ara bağ dokusunda nekrozis saptandı. Epididimise ait Kaspaz-9 boyamasında epiteli oluşturan hücrelerde immunoreaktivitede artış saptandı.Toluen + C Vitamini uygulaması yapılan grubun testis dokusunda, seminifer tübüllerde nekrozisin, interstisiyel alanda ödemin azalmakla beraber devam ettiği dikkati çekti. Aynı grupta yapılan Kapsaz-9 boyamasında, toluen grubuna göre azalmış immunoreaktivite dikkati çekti. Bu gruba ait epididimis örneklerinde, Kaspaz-9 boyamasında azalmış immunoreaktivite dikkati çekti.Toluen + C Vitamini + E Vitamini uygulanan grupta, testis dokusunda toluen grubuna göre azalmakla beraber spermatojenik hücre kaybının, interstisiyel alandaki ödemin devam ettiği görüldü. Aynı gruba ait Kaspaz-9 boyamasında, tutulumda artış belirgindi. Bu gruba ait epididimis dokusunda stereosilya kaybı dikkakti çekerken, Kaspaz-9 ile immnuoreaktivitede artış saptandı.Çalışmamızın istatistiksel sonuçları değerlendirildiğinde, kontrol grubunun seminifer tübül çapı, Toluen + C vitamini ve Toluen + C vitamini + E vitamini gruplarına göre istatistiksel olarak daha yüksek ve anlamlıydı (p<0.001).Çalışmamızda seminifer tübül duvar kalınlığı değerlendirildiğinde, kontrol grubunun seminifer tübül duvar kalınlığı düzeyi sırasıyla Toluen, Toluen + C Vitamini ve Toluen + C vitamini + E vitamini gruplarına göre istatistiksel olarak daha yüksek ve anlamlıydı ( p<0.001). Toluen + C vitamini ve Toluen + C vitamini + E vitamini gruplarının seminifer tübül duvar kalınlığı düzeyi Toluen grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek ve anlamlıydı (p<0.001).Çalışmamızda, deney gruplarına ait vücut ağırlıkları karşılaştırıldığında, kontrol grubuna ait ortalama vücut ağırlık değeri, Toluen, Toluen + C Vitamini ve Toluen + C vitamini + E vitamini gruplarına göre daha yüksek bulundu.Sonuç olarak, toluen uygulamasının testis dokusunda spermatojenik hücre serilerinde oluşturduğu nekrozis, interstisiyel alandaki ödem ve indirekt Leydig hücre kaybı ile oluşturduğu hasar, C Vitamini ile düzelme göstermiş, ancak C Vitamini + E Vitamini kombinasyonun uygulaması histolojik olarak olumlu değerlendirilmemiştir.
Askorbik asitle muamele edilen bıldırcın (Coturnix coturnix japonica) yumurtalarında kuluçka sonuçları, civciv çıkım ağırlığı ve yaşama gücü
Bu araştırma, kuluçkalık bıldırcın (Coturnix coturnix japonica) yumurtalarının L-askorbik asitle muamele edilmesinin kuluçka randımanına, çıkım gücüne, embriyo ölümlerine, yumurta akı pH'sına, civciv çıkım ağırlığına ve yaşama gücüne etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştırÇalışmada kullanılan bıldırcın yumurtaları özel üretim yapan bir bıldırcın üretme çiftliğinden sağlanmış ve çalışmada toplam 5529 adet yumurta kullanılmıştırÇalışmada kullanılan yumurtalar üç ana gruba ayrılmıştır. Birinci gruba askorbik asit muamelesi inkubasyon başında (İB) (5 g/1 dk, 5 g/2 dk, 10 g/1 dk, 10 g/2 dk), ikinci gruba inkubasyon sırasında (İS) (5 g/1 dk, 5 g/2 dk, 10 g/1 dk ve 10 g/2 dk) yapılmış, 3. grup yumurtalar ise kontrol olarak kullanılarak dokuz grup meydana getirilmiştirKuluçka randımanı, inkubasyon başı (5 g/1 dk, 5 g/2 dk, 10 g/1 dk, 10 g/2 dk) ve inkubasyon sırasında askorbik asit muamelesi yapılmış (5 g/1 dk, 5 g/2 dk, 10 g/1 dk, 10 g/2 dk) ve kontrol gruplarda sırasıyla % 64.01, % 72.07, % 65.20, % 62.53, % 68.11, % 71.40, % 68.11, % 63.32 ve % 60.72 belirlenmiştir. İB 5 g/2 dk ile İS 5 g/1 dk, 5 g/2 dk ve 10 g/1 dk olan grupların kuluçka randımanını değişik derecelerde (P<0.01, P<0.001), İB 5 g/1 dk ile İS 5 g/1 dk, 5 g/2 dk, 10 g/2 dk grupları ise çıkım gücünü değişik derecelerde (P<0.01, P<0.001) olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Erken, orta ve geç dönem embriyo ölüm oranları sırasıyla İS 5 g/2 dk % 1.04, İS 5 g/2 dk % 1.49 ve İB 5 g/2 dk olan gruplarda % 6.73 olmuştur. Gerek İB ve gerekse İS'nda askorbik asit uygulamaları erken ve orta dönemdeki embriyo ölüm oranlarına etkide bulunurken (P<0.01, P<0.001); geç dönem embriyo ölümlerine herhangi bir etkisi tespit edilmemiştir. İnkubasyonun 5. günü (erken dönem) pH değerleri İB (5 g/2 dk, İB 10 g/2 dk ve kontrol) gruplarda sırasıyla 8.41, 8.51 ve 8.10 olarak belirlenmiş ve yumurta akı pH değerleri değişik derecelerde (P<0.01, P<0.001) olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. İnkubasyonun 10. günü (orta dönem) ve 12-13. gündeki (son dönem) yumurta akı pH değeri gruplarda farklılık istatistiki olarak önemli bulunmuştur (P<0.001). Bıldırcınların altı haftalık yaşama gücü İB 10 g/1 dk ve İS 10 g/1 dk olan grupları ise değişik derecelerde (P<0.01, P<0.001) olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir.Sonuç olarak bıldırcın yumurtalarını inkubasyon başında ve sırasında askorbik asit ile muamelesinin kuluçka randımanını, çıkım gücünü ve yumurta akı pH'sını olumlu yönde etkilediği bunun yanında civciv çıkım ağırlıkları ve yumurta ağırlığına göre çıkım ağırlığının yüzdesini etkilemediği tespit edilmiştir. Fakat hangi solüsyon miktarı, daldırma süresi ve uygulama zamanının daha çok etkin olduğunun belirlenmesi için daha farklı solüsyon oranlarının ve daldırma sürelerinin incelendiği başka çalışmaların yapılmasının da yararlı olacağı kanaatine varılmıştır.
Deneysel diyabetik sıçan böbrek dokusundaki değişiklikler üzerine Benfotiamin ve C vitamininin etkisinin araştırılması
Diabetes Mellitus (DM), mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonların görülebildiği kronik metabolik bir hastalıktır. Diabetik nefropatili hastalarda artmış oksidatif strese bağlı olarak glomerüler bazal membranlarda kalınlaşma, hipertrofi ve böbrek fonksiyon bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda Benfotiamin'in antioksidatif etkilere sahip olduğu gösterilmiştir. Vitamin C ise çok önemli bir antioksidan olup, lipid peroksidasyonuna karşı savunmada etkilidir.Bu çalışmada, Streptozotosin (STZ) ile oluşturulan deneysel diyabet modelinde Benfotiamin ve Vitamin C'nin sıçan böbrek dokusundaki apoptotik değişiklikler üzerine koruyucu etkileri incelenmiştir.Çalışmada 28 adet 6 haftalık Wistar albino cinsi erkek sıçanlar kullanıldı. Deney hayvanları her grupta 7 hayvan olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (Grup I) herhangi bir işlem yapılmadı. Diğer 3 gruba 50 mg/kg olacak şekilde tek doz STZ 0,1 M sodyum sitrat tamponunda (ph:4.5) çözdürülerek intraperitoneal (i.p.) olarak verildi. Diyabet oluştuktan sonra diyabetik grup (grup II) tespit edilerek herhangi bir işlem yapılmadı. DM + Benfotiamin grubuna (grup III) Benfotiamin 70 mg/kg/gün ve DM +Vitamin C grubuna (grup IV) ise Vitamin C (900 mg/kg/gün) 6 hafta süreyle oral olarak verildi. Deney sonrasında sıçanlar dekapite edilerek böbrek dokuları çıkarıldı. Böbrek dokularına Hematoksilen-Eozin ve Tunel boyama yapıldı.Çalışmamızda DM grubu sıçanların böbrek dokularında PAS boyaması sonucu glomerüllerde hipertrofi ve mezengial matriks artışı belirgin olarak görüldü. Tübüllerde dilatasyon, tübül epitellerinde ayrılma ve bozulmalar ile glukojenik vakuolizasyonu gösteren şeffaf görünümlü tübüller (Armani Ebstein lezyonları) gözlendi.Çalışmamızda Vitamin C verilen sıçanların böbrek glomerüllerinde diabetik gruptakine benzer şekilde belirgin mezengial matriks artışı ve gomerüler hipertrofi gözlendi. Yine bu sıçanların böbrek tübüllerinde diyabetik grupla karşılaştırıldığında daha az oranda tübüler dilatasyon, tübül epitellerinde ayrılmalar ve glukojenik vakuolizasyon izlendi. Ancak bu düzelme Benfotiamin grubu ile kıyaslandığında daha az belirgindi.Sonuç olarak, diyabete bağlı oksidatif strese karşı Benfotiamin ve C Vitamininin koruyucu etkisinin gösterilmesinin, diyabetin komplikasyonlarını engellemek açısından yeni tedavi yaklaşımlarının belirlenmesinde faydalı olabileceği kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Diabetes mellitus, benfotiamin, C vitamini, apoptozis, böbrek.
Kemoterapi uygulamasının sıçan ovaryum follikülleri üzerine etkisi ve çeşitli antioksidanların koruyucu rollerinin yapısal ve immünohistokimyasal düzeyde belirlenmesi
Kanser tedavilerinde kemoterapötik olarak sıklıkla kullanılan ajanlardan biri olan Siklofosfamid, üreme organlarına toksik etki ederek döllenmenin bozulmasına neden olur. Çalışmamızda kemoterapotik ajan Siklofosfamid'in normal ovaryum dokusunda olaylandırdığı dejeneratif etkiler üzerine askorbik asit, ?-tokoferol ve selenyum'un olası antioksidan etkilerini immünohistokimyasal ve elektron mikroskobik düzeyde değerlendirmeyi amaçladık. Bu nedenle yaşam ve gelişim sinyal moleküllerinden TGF-ß1, GDF-9, PCNA, apoptozis sinyal moleküllerinden kaspaz-3, APAF-1 primer antikorları ve hücrelerdeki DNA hasarını belirlemek için TUNEL yöntemi kullandık.Siklofosfamid uygulamasından sonra ovaryum dokusunda tüm gelişim aşamasındaki folliküllerin granüloza hücrelerinde TGF-ß1, PCNA, oositlerde ise GDF-9 tutulumlarının kontrol grubuna karşın oldukça azaldığı ve kaspaz-3, APAF-1 tutulumlarının ise belirgin olarak arttığı belirlendi. Ayrıca TUNEL yöntemi ile bu grupta atretik folliküllerin sayısının arttığı ve bazı Graaf folliküllerde DNA hasarı olan hücrelerin kontrol grubuna göre kuvvetli tutulum gösterdiği saptandı. Siklofosfamid ile birlikte antioksidan uygulanan grupların gelişmekte olan folliküllerinde ise TGF-ß1, PCNA, oositte ise GDF-9 immünreaksiyonun kontrol grubuna yakın olarak arttığı, kaspaz-3, APAF-1, TUNEL tutulumlarının belirgin olarak azaldığı ve doku genelinde atretik folliküllerin sayısının anlamlı derecede azaldığı saptandı.Elektron mikroskobik bulgularımız da immünohistokimyasal bulgularımızla eşdeş olarak; Siklofosfamid uygulanmış ovaryum dokularında özellikle çok sıralı primer folliküllerin granüloza hücrelerinde kontrol grubuna karşın yoğun dejeneratif değişiklikler saptandı. Antioksidan uygulanan 3 grupta ise ovaryumun yapısının korunduğu gözlendi.Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgulara göre, kemoterapi tedavisi sırasında normal ovaryum dokusunda oluşan serbest radikallerin neden olduğu dejeneratif etkilerin antioksidanlar ile en az düzeye indirilerek baskılanabileceği ve toksik etkilerden korunabileceği sonucuna varıldı.
Ehrlich asit tümörü implante edilen deneklerde oksidan stresin incelenmesi
Bu çalışmada Ehrlich Asit Tümörü (EAT) oluşturulmuş farelerin karaciğer dokularında vitamin C ve E' nin, koruma ve/veya tedavi amaçlı etkileri araştırıldı. Değişikliklerin saptanması için karaciğer dokusundaki malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) ve süperoksit dismutaz (SOD) düzeyleri incelendi.Çalışma da 36 adet 2,5-3 aylık Swiss Albino erkek fareler kullanıldı. Denekler 4 gruba ayrıldı ve gruplara aşağıdaki uygulamalar 10 gün süre ile İP olarak yapıldı: 1. grup; tümörlü kontrol (SF), 2. grup; tümörlü vitamin C (200 mg/kg/gün), 3. grup; tümörlü vitamin E (40mg/kg/gün), 4. grup; tümörlü vitamin C ve E (200 mg/kg/gün C vitamini ve 40mg/kg/gün E vitamini) grubu.Deneklerin ortalama % vücut ağırlığı değişiklikleri hesaplandı ve istatistiksel olarak karşılaştırıldı, fark anlamsız bulundu (P>0.05). Deneklerin ortalama tümör dokusu ağırlığı ve karaciğer ağırlıkları yapılan gruplar arası karşılaştırmalarda önemsiz bulundu (P>0.05).Üç farklı tedavi grubunun karaciğer MDA düzeylerinin kontrollerle kıyasla düşük olduğu görüldü (p<0.05). Vitamin tedavisinin EAT' li farelerin karaciğerinde GSH düzeylerini anlamlı şekilde arttırdığı saptandı (p<0.05). Deneklerin karaciğer dokularında ölçülen SOD değişiklikleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).Sonuç olarak çalışmamızda ?-tokoferol ve AA tedavisi uygulanan EAT' li deneklerin karaciğerlerinde ROS ürünü MDA' nın azaldığı, GSH düzeylerinin arttığı, SOD düzeylerinin ise değişmediği görülmüştür. Bu vitaminlerin uygulanmasının tümör gelişiminde ROS artışına bağlı olarak hayati organlarda görülen etkilerin yanı sıra tümör hücrelerinin adesive ve invaziv davranışlarının da etkilenebileceğini düşündürmektedir.Anahtar kelimeler: Vitamin C, vitamin E, serbest radikaller, antioksidanlar, oksidatif stres.
İndazol türevlerinin ratların bazı kan parametrelerine (A, E, C vitaminleri, selenyum, MDA düzeyleri ve GSH-Px aktivitesi) etkilerinin araştırılması
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZÎ İNDAZOL TÜREVLERİNİN KATLARIN BAZI KAN PARAMETRELERİNE (A, E, C VİTAMİNLERİ, SELENYUM, MDA DÜZEYLERİ VE GSH-Px AKTİVİTESİ) ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI Ebru ÇELİK Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Anabilim Dalı 2003, Sayfa : 33 8u çalışmada, deri altına indazolün türevleri enjekte edilen ratların kan serumunda, karaciğer ve böbreklerinde A, E, C vitaminleri, selenyum ve malondialdehit (MDA) miktarları yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC), eritrosit glutatyon peroksidaz (GSH-Px) aktivitesi ise spekrofotometre ile belirlendi. 3-Pirol-lH-İndazoI ve 3-İndolil-lH-İndazol enjekte edilen ratlarm serum, karaciğer ve böbrek A, E ve C vitaminlerinde kontrol grubuna göre azalma (p<0.001), MDA düzeylerinde artma (p<0.001), eritrosit GSH-Px aktivitelerinde ise enjeksiyonunun 7. gününde maksimum artış (p<0.001), fakat 15. ve 30. günlerinde ise tekrar kontrol değerlerine yakın bir değere ulaştığı gözlemlenmiştir. Tüm bu verilerden 3-Pirol-lH-tndazol ve 3-İndolil-lH-îndazol enjeksiyon süresine bağlı olarak oksidatif stres oluşturduğu ve serbest radikal oluşumunu arttırdığı ileri sürülebilir. Sonuç olarak; îndazol türevleri ihtiva eden ilaçların uzun süreli kullanımında antioksidan vitamin ile birlikte alınmasının yararlı olabileceği kanısındayız. Anahtar Kelimeler : îndazol, A, E, C vitaminleri, Se, MDA, GSH-Px ve HPLC III
Sıçanlarda Dichlorvos'un ince bağırsak üzerine etkisi ve vitamin C ve vitamin E'nin koruyucu rolünün histolojik olarak araştırılması
Organofosfatlı bir insektisit olan dichlorvos zirai mücadelede sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada erkek ratlar 4 gruba ayrılmıştır. 1. grup kontrol grubu ratlar, 2. grup vitamin C (200 mg/kg gün)+vitamin E (200 mg/kg gün) muameleli ratlar, 3. grup dichlorvos (1,6 mg/kg gün) muameleli ratlar ve 4. grup vitamin C (200 mg/kg gün)+vitamin E (200 mg/kg gün)+dichlorvos (1,6 mg/kg gün) muameleli ratlar. Maddeler ratlara oral gavaj yoluyla verilmiştir. Muameleden 24 saat, 4 hafta ve 7 hafta sonra ratların vücut ağırlıkları tartılmış, ışık mikroskobuyla ince bağırsak dokularındaki patolojik değişiklikler incelenmiştir. Vücut ağırlığı bakımından kontrol grubu ratlarla, dichlorvos, vitamin C ve E+dichlorvos grubu ratlar karşılaştırıldığında 24 saat sonunda bir değişiklik gözlenmezken , 4. ve 7. haftanın sonunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gözlendi. Işık mikroskobu ile yapılan incelemelerde dichlorvos muameleli ratlar ile vitamin C ve E+dichlorvos muameleli ratların ince bağırsaklarında 4. ve 7. haftanın sonunda patolojik değişiklikler gözlendi.Sonuç olarak dichlorvos ratların ince bağırsak dokularında histopatolojik değişikliklere sebep olmaktadır. Vitamin C ve E dichlorvos'un ince bağırsak dokularında meydana getirdiği patolojik değişiklikleri önlemediği tespit edilmiştir.
Dönüştürücü büyüme faktörü beta (TGF-ß)'nın tükürük bezi oksidan olaylarına zaman bağımlı etkisi
Dönüştürücü büyüme faktörü ? (Transforming growth factor ? , TGF- ? ), hemen hemen bütün hücre tiplerinden eksprese edilen önemli bir polipeptittir. TGF- ? gibi çeşitli büyüme faktörleri yara iyileşmesi sürecinde önemli rol oynar. Ağız yaralarına uygulanan TGF- ? ' nın tükürük bezi oksidan olaylarına etkilerinin araştırıldığı çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu sebeple ağız mukozasında cerrahi kesi yarasına TGF- ? uygulamasının, tükürük bezi oksidan olayları üzerine etkilerini, zaman bağımlı olarak araştırmayı planladık.Deneylerde Yeni Zelanda albino tavşanlar (erkek, n= 36, 2,5 ? 0,4 kg) kullanıldı. Submukozal kesi yapıldıktan sonra tavşanlar iki eşit gruba ayrıldılar: 1- Tedavi edilmeyen yaralar, 2- TGF- ? ile tedavi edilmiş yaralar. Yaralanmadan sonraki 1., 3. ve 5. günlerde tavşanlar kulak veninden aşırı dozda sodyum pentobarbital verilerek feda edildiler. Tükürük bezleri hemen çıkarılarak, lipit peroksidasyonunun son ürünü olan malondialdehit (MDA), önemli antioksidanlar olan glutatyon (GSH) ve askorbik asit (AA), nitrik oksit (NOx) düzeyleri ve nötrofil infiltrasyonunun göstergesi olan miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesi spektrofotometrik yöntemle ölçüldü. Sonuçlar Anova Varyans Analizi ve Mann Whitney U testi ile karşılaştırıldı.Sonuçta ekzojen TGF- ? uygulaması ile tükürük bezi dokusunda tüm günlerde MDA, GSH ve NOx düzeyleri anlamlı artmış bulunmuştur. C vitamini düzeyi ve MPO enzim aktivitesi bakımından ise yaralanmanın 3. gününde bir artış tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler : TGF- ? , submandibular bez, lipit peroksidasyonu,antioksidan, MPO, vitamin C, nitrik oksit
Benzimidazol türevlerinin ratların antioksidan vitamin (A, E, C) ile MDA düzeylerine ve GSH-PX aktivitesine etkilerinin araştırılması
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ BENZİMİDAZOL TÜREVLERİNİN RATLARIN ANTİOKSİDAN VİTAMİN ( A, E, C) İLE MDA DÜZEYLERİNE VE GSH-Px AKTİVİTESİNE ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI Tuğba Raika KIRAN Fırat Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Anabilim Dalı 2001, Sayfa. 35 Bu çalışmada, deri altına benzimidazol türevleri enjekte edilen ratların kan serumu, karaciğer ve böbreklerinde A, E, C vitaminleri ve lipit peroksidasyonun göstergesi olan malondialdehit (MDA) miktarları, yüksek performanslı sıvı kromatografisi (High performance iquid chromotography) (HPLC) ile eritrosit Glutatyon peroksidaz aktivitesi (GSH-Px) ise spekrofotometrik olarak belirlendi. 2-Fenil-lH-benzimidazol ve 2-Furan-2yl,lH-benzimidazol enjekte edilen ratların serum, karaciğer ve böbrek A, E ve C vitaminlerinde kontrol grubuna göre azalma (p<0.05), MDA düzeylerinde artma (p<0.05), eritrosit GSH-Px aktivitelerinde ise enjeksiyonunun 7. gününde ie maksimum artış gözlendi fakat 15., 30. ve 45. günlerde tekrar kontrol değerlerine yakın bir değere ulaştığı görüldü. Tüm bu sonuçlardan 2-Fenil-lH-benzimidazol ve 2-Furan-2yl,lH-benzimidazolün, enjeksiyonun ilk 15. günü maksimum stres oluşturarak serbest radikal oluşumunu arttırdığı, antioksidan vitamin düzeylerini azalttığı, GSH-Px aktivitesinde de artış oluşturduğu söylenebilir. Bu nedenle benzimidazol türevleri ihtiva eden ilaçların kullanımında antioksidan vitarnin ile birlikte alınmasının yararlı olabileceği kanısındayız. Anahtar Kelimeler : Benzimidazol, A, E, C vitaminleri, MDA, GSH-Px ve HPLC II
Prostat kanserli hastalarda antioksidan vitaminler (A, E, C) ile selenyum ve MDA düzeylerinin araştırılması
Bu çalışmada, kontrol grubu olarak 21 sağlıklı kişi ile Prostat kanseri teşhisi konulmuş 20 hastanın kan serumlarındaki antioksidan vitaminlerden A, E, C vitaminleri ve MDA miktarları Yüksek performanslı sıvı kromatografısi ile, selenyum ise florimetrik olarak belirlendi. Prostat kanserli hastalarda A, E, C vitaminleri ile selenyum düzeyleri kontrol grubuna göre düşük, MDA düzeylerinin ise kontrol grubuna göre yüksek olduğu görüldü. (P< 0.001) Sonuç olarak, prostat kanserli hastalarda görülen antioksidan aktivitelerdeki azalma, bu antioksidan vitaminler ve selenyumun prostat kanseri oluşumuna neden olan serbest radikalleri kısmen de olsa zararsız hale getirilebileceği ve diğer antioksidan sistemlere yardımcı olabilecekleri ileri sürülebilir. Anahtar Kelimeler : Prostat kanseri, A, E, C vitaminleri, MDA, Se ve HPLC
Malathion'un ratlarda nefrotoksik etkisi ve vitamin C ve E'nin koruyucu rolü
Organofosfatlı bir insektisit olan malathion zirai mücadelede sıklıkla kullanılmakta ve başta memeliler olmak üzere hedef olmayan canlılarda toksik etkiye neden olmaktadır. Bu çalışmada, vitamin C (200 mg/kg gün)+vitamin E (200 mg/kg gün), malathion (27 mg/kg gün), vitamin C (200 mg/kg gün)+vitamin E (200 mg/kg gün)+malathion (27 mg/kg gün) erkek ratlara gavaj yoluyla verilmiştir. Muameleden 4 hafta sonra ratların besin tüketimi hesaplanmış, vücut ve böbrek ağırlıkları tartılmış, ışık mikroskobuyla böbrekte histopatolojik değişiklikler incelenmiş, kandaki üre, ürik asit ve kreatinin düzeyleri kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır. 4. hafta sonunda malathion muameleli grup ve vitamin C+vitamin E+malathion muameleli grupta besin tüketiminde, vücut ve böbrek ağırlıklarında azalma gözlenmiştir. Muameleden 4 hafta sonra malathion muameleli grup ve vitamin C+vitamin E+malathion muameleli ratların böbreklerinde mononükleer hücre infiltrasyonu, glomerular atrofi ve bazal laminada ayrılma tespit edilirken, kandaki üre, ürik asit ve kreatinin düzeylerinde kontrol grup ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenmiştir. Sonuç olarak vitamin C ve vitamin E'nin, malathionun sebep olduğu nefrotoksik etki üzerine koruyucu etkisi olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Böbrek, malathion, vitamin C, vitamin E, histopatoloji
Farklı dozlarda c vitamini uygulanan koyunların ileri gebelik, erken ve geç laktasyon dönemleri ile bunlardan doğacak kuzularda oksidan/antioksidan denge, kan gazları ve bazı biyokimyasal parametrelerin tespiti
Amaç: Çalışma; antioksidan vitaminlerden C vitamininin farklı dozda uygulamalarının, gebelik ve laktasyon dönemindeki koyunlarda ve bunlardan doğacak kuzularda MDA, TAS-TOS ve OSI düzeyleri ile kan gazları, hematoloji, bazı biyokimyasal parametreler üzerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada toplam 48 koyun ile bunlardan doğan 50 kuzu kullanıldı. Koyunlar dört gruba ayrıldı. Grup 1 gebe olmayan (-) kontrol (G1,n:8), Grup 2 ise gebe (+) kontrol (G2,n:13) olarak belirlendi. Grup 3 (G3,n:13) ve Grup 4 (G4,n:14) olarak ayrılan koyunlara gebeliğin 4. ayından itibaren doğuma kadar haftalık olarak sırasıyla 2.5 ml ve 5 ml vitamin C enjeksiyonu yapıldı. Grup 1 ve Grup 2'deki koyunlara ise serum fizyolojik uygulandı. Koyunlardan 0.gün (Aşımdan 15 gün önce), gebeliğin 4. ve 5. ayları ile laktasyonun 1. ve 3. aylarında, bunlardan doğan kuzulardan ise 1. ve 4. haftalarda kan örnekleri toplandı. Alınan örneklerde MDA,TAS-TOS,OSI,kan gazları,hematoloji ve rutin biyokimya analizleri yapıldı. Elde edilen veriler two-way Anova istatistik yöntemiyle analiz edildi ve p<0.05 önemli kabul edildi. Bulgular: Gebe koyunlarda C vitamini uygulamasının MDA,TAS-TOS ve OSI parametreleri üzerine önemli bir etkisi olmazken (p>0.05); pO2, cHCO3, BE (ecf), TCO2,K+ ,glikoz ve laktoz parametrelerinde istatistiksel açıdan önemli farklılıklar saptandı (p<0.05). Kuzuların ölçülen parametreler bakımından C vitamini uygulamasından etkilenmediği tespit edildi (p>0.05). Sonuç: Veriler değerlendirildiğinde, koyunlarda gebeliğin 4. ayından itibaren uygulanan dozlar bakımından C vitamini ilavesinin oksidan/antioksidan parametreler üzerine etkili olmadığı düşünülmektedir. C vitamini ruminantlarda karaciğerde üretiliyor olsa da sunulan çalışma eksojen C vitamini uygulamalarının gebe koyunlarda ve bunların kuzularında olumsuz bir etki oluşturmadığı,bu yönü ile ileriki çalışmalarda farklı doz uygulamaların denenebileceği sonucuna varıldı.