Anemia-iron deficiency

76 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

12-15 aylık çocuklarda demir eksikliğinin SİATT (Sosyal iletişim alan tarama testi) skoruna etkisinin değerlendirilmesi

Demir eksikliği ve demir eksikliği anemisi dünyada en sık görülen nutrisyonel eksiklik ve anemi nedenidir. Pek çok çalışmada demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin çocukluk döneminde büyüme ve gelişmede önemli etkilere neden olduğu bilinmektedir. Gelişmenin takibinde tarama testleri de oldukça önemlidir. Ülkemizde de pratikte kullanılmakta olan pek çok gelişim tarama testi bulunmaktadır. Demir eksikliği anemisinin, sosyal iletişim alanı değerlendirmede rol oynayan Sosyal İletişim Alan Tarama Testi'ne (SİATT) etkisi çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. SİATT'ın günlük pratikte çocuklarımızın gelişimini değerlendirmede yaygınlaşıp, yardımcı olacağı düşüncesindeyiz. Çalışmamız prospektif bir olgu kontrol çalışmasıdır. Demir eksikliği anemisi olan 43 olgu vaka grubu olarak alındı. 69 olgu da kontrol grubu olarak belirlendi. Vaka grubu ve kontrol grubundaki olguların 12. ay ve hasta grubunun tedavisi sonrası tüm gruplarda 15. ay da SİATT tekrarlandı. Tüm olguların demografik bilgileri ve SİATT sonuçları karşılaştırıldı. Demir eksikliği anemisi olan vaka grubunda kontrol grubuna göre 12. ay SİATT sonuçlarında bakıldığında sosyal iletişim alanda gerilik yaşandığı istatiksel açıdan anlamlı değerlendirildi (p<0,05). Vaka ve kontrol grubunun laboratuvar sonuçlarına baktığımızda hemoglobin, demir ve ferritin düzeylerinin azalmasıyla SİATT toplam puanlarının da azalması istatiksel açıdan anlamlı saptandı (p<0.05). Vaka grubu tedavi sonrası kontrol grubu ile 15. ayda tekrar değerlendirildiğinde aradaki gerilemenin azalarak benzer SİATT sonuçları elde edildiği görüldü.

Anemi-demir eksikliğiDemirProspektif çalışmalar+2
Özge Yerlioğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi polikliniklerine demir eksikliği anemisi tanısı alarak başvuran çocuklara ve ailelerine yönelik beslenme eğitiminin etkisinin araştırılması

Demir eksikliği anemisi uygun müdahaleler ile önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmada, Haziran 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bilim Dalı polikliniklerine başvuran demir eksikliği anemisi tanılı çocuklar ve ailelerine yönelik beslenme eğitimi müdahalesinin hastaların beslenme durumlarına etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Kliniğe başvuran 102 hasta (58 erkek; 44 kız) sıra numarasına göre iki gruba ayrılmış ve bir gruba rutin beslenme eğitimi, diğer gruba demir eksikliği anemisi ile ilgili özel beslenme eğitimi verilmiştir. Tanıda, birinci ayda ve üçüncü ayda alınan besin tüketim kayıtlarından elde edilen besin ögesi analizleri hem grup içi değişim bakımından hem de gruplar arası değişim bakımından karşılaştırılmıştır. Besin tüketim kayıtları özel hesaplama programı ile, istatistiksel analiz SPSS 22.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Normal dağılım gösteren veriler parametrik, normal dağılım göstermeyen veriler parametrik olmayan testlerle karşılaştırılmış; %95 güven aralığında p değeri <0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Birinci ay kontrole 78 hasta (39 rutin eğitim ve 39 özel eğitim) dahil edilmiştir. Tüm çocukların birinci ay sonunda enerji, protein, demir, B12 ve çinko alım miktarları başlangıca göre artmıştır (p<0,05). Başlangıçta demir ihtiyacının karşılanma yüzdesi ortalama %68,08 iken birinci ay sonu kontrolde rutin eğitim alan grubun demir ihtiyacının ortalama %88,33'ünü; özel eğitim alan grubun %83,71'ini karşıladığı görülmüştür. Gruplar arası karşılaştırmada; tüketilen demir miktarı rutin eğitim grupta ortalama %28,83 artış gösterirken, özel eğitim alan grupta ortalama %54,06 olacak şekilde daha fazla artış göstermiştir (p=0,026). Protein alımları rutin eğitim grubunda %28,87 artarken özel eğitim grubunda %68,25 artmıştır ve protein alımlarındaki artış arasında anlamlı bir farklılık vardır (p=0,011). B12 vitamini alımlarındaki artış da özel eğitim alan grupta daha yüksektir (p=0,003). Üçüncü ay sonu kontrole 46 hasta (23 rutin eğitim ve 23 özel eğitim) dahil edilmiş olup sonuçlar 1. ay sonu kontrolü ile benzerdir. Bu sonuçlar beslenme eğitiminin demir eksikliği anemisi olan çocuklarda özellikle demir olmak üzere bazı makro ve mikro besin ögesi alımlarının artırılmasına katkıda bulunabileceğini göstermektedir. Çocuklar ve aileleri için uygulanacak beslenme eğitimi öncelikle demir eksikliği anemisinin gelişimini engellemeye yönelik olmalı; yenidoğandan adolesan döneme kadar bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bireysel müdahalelere ek eğitimin yaygınlaştırılması, sürdürülmesi ve uygulanmasına yönelik kapsamlı devlet politikalarına ihtiyaç vardır.

AileAnemiAnemi-demir eksikliği+6
Tuğba Uludağ
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalarında anemi ve demir parametrelerinin yönetimi

Anemi, kronik böbrek hastalığı (KBH) olan hastalarda sık görülen bir komplikasyondur. Morbidite, mortalite ve yaşam kalitesinin bozulması için önemli bir risk faktörüdür. Bu sebeplerden dolayı kronik böbrek hastalığında aneminin erken teşhis edilmesi, etyolojisine yönelik değerlendirmelerde bulunması ve tedavisi önemlidir. Bu tez çalışmasında 2014-2018 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalına başvurusu olan Evre 3A ve daha ileri evre KBH ve anemisi olan 1321 hastanın demografik bilgileri, KBH etyolojileri, anemi şiddetleri, KBH evreleri, anemi etyolojisine yönelik tetkik edilme durumları, anemi tedavisi alma durumları, aneminin düzelme durumu ve sağkalım durumları değerlendirilmiştir. Anemisi olan hastaların etyolojik açıdan değerlendirilmesi için istenmesi gereken testlerden ferritin tetkik edilme oranı %76,4 iken B12, folik asit, transferrin satürasyonu tetkik edilme oranları %20'nin altında kalmıştır. Anemisi olan hastaların %59,4'ünün herhangi bir anemi tedavisi almadığı sonucuna ulaşılmıştır. Hastaların takip süreleri arttıkça anemi tedavisinin daha iyi yapılarak hedef değerlere daha çok ulaşıldığı gösterilmiştir. Takip süresinde KBH ve anemisi olan hastaların %34,8'i ölmüştür. Anemisi düzelenlerde genel sağ kalım %79,8 iken anemisi düzelmeyenlerde %62,8 olup anemisi düzelen hastaların daha uzun sağ kalıma sahip oldukları görülmüştür (p=0,002). Sonuç olarak anemisi olan KBH hastalarını daha optimal şartlarda değerlendirmeyi ve klinik olarak endike olduğu en erken dönemde tedaviye başlanması gerektiğini önermekteyiz.

AnemiAnemi-demir eksikliğiBöbrek hastalıkları+2
Çiğdem Kara Kurak
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

6 aylık bebeklere hemşire tarafından yapılan ev ziyaretinin hemoglobin değerine etkisi

Bu araştırmanın amacı, 6 aylık bebeklere 3 ay boyunca hemşire tarafından yapılan ev ziyaretlerinin bebeklerin 9. ayda ölçülen hemoglobin değerine etkisini belirlemektir. Randomize olmayan kontrollü çalışma olarak yapılan bu çalışmanın örneklemini, 50 deney, 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 100 6 aylık bebek oluşturmuştur. Deney grubunda olan bebeklere ayda bir 3 defa ev ziyareti yapılmıştır. Ev ziyaretlerinde araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu doldurulmuş ve 6-9 aylık evde izlem ve bakım formuna göre bebeklerin izlem ve bakımları yapılmıştır. Kontrol grubu bebeklerine ise aile sağlık merkezlerindeki rutin izlemler yapılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS Statistics v.22.0 paket programında tanımlayıcı istatistik, independent samples t-testi, ki-kare testi ve fisher's exact testi uygulanmıştır. Tüm analizler için 0,05'in altındaki p değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma bulgularında; deney grubundaki bebeklerin hemoglobin ortalaması 12,01±1,115 iken, kontrol grubunda 11,47±1,034 olduğu saptanmıştır (p<0.05). Deney grubundaki bebeklerin %52,0'nın hemoglobin değerinin 11 gr/dl'nin üstünde olduğu, kontrol grubu bebeklerin %68,0'ının ise hemoglobin değerinin 11 gr/dl'nin altında olduğu görülmüştür (p<0.05). Gündüz emme sıklığı 7'den fazla olan deney grubu bebeklerin ilk izlemdeki oranı %98,0, son izleminde %71,4 olarak hesaplanırken, kontrol grubu bebeklerin oranı ise ilk izlemde %76,6 iken, son izlemde %40,4 olarak hesaplanmıştır (p<0.05). Üçüncü izlemde tüm besin gruplarından alan bebeklerin oranı sırasıyla deney grubunda % 98,0, kontrol grubunda % 78,0 olmuştur (p<0.05). Deney grubunda yer alan annelerin hepsinin bebeklerine demir desteğini düzenli kullandığını ifade ederken, kontrol grubunda bu oran %84,0' olarak belirtilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışma kapsamına alınana bebeklerde demir eksikliği anemisinin ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini, bebekleri demir eksikliği anemisinden koruma ve önlemede hemşire tarafından yapılan ev ziyaretinin etkili olduğunu göstermiştir.

AnemiAnemi-demir eksikliğiBebekler+3
Zelal Çiçen Şahin
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

2-5 yaş arası iştahsızlık sorunu olan çocuklarda demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin, hematokrit, hemoglobin düzeylerinin belirlenmesi ve besin tüketimlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma iştahsız olan çocuklarda hematolojik parametrelerin değerlendirilmesi ve demir eksikliği anemisinin varlığını araştırıp, beslenme alışkanlıklarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Kocaeli Özel İlgi Çocuk Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümü polikliniklerine iştahsızlık şikayeti ile başvuran 2-5 yaş arası 60 katılımcı (22 kız, 38 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara kişisel özellikleri, bebeklik dönemi beslenmesi, sağlık durumu, fiziksel aktivite ve ilgi alanı, beslenme düzeni ile ilgili bilgilerini sorgulayan; besin tüketim sıklığı, üç günlük besin tüketim kaydı ve laboratuar bulgularını içeren anket uygulanmıştır. Veriler NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 ve BEBİS (Beslenme Bilgi Sistemi) ile değerlendirmeye alınmıştır. Çocukların %93.3'ünün düzenli kahvaltı, %63.3'ünün düzenli öğle yemeği, % 90'nın düzenli akşam yemeği yediği tespit edilmiştir. Çocukların %75'inde ara öğün alışkanlığı olmadığı görülmüş, günlük aldıkları ortalama enerji miktarının 661,07±142,94 bulunmuştur. Günlük enerjinin ortalama %44.6'sı karbonhidratlardan, %15.2'si proteinlerden, %39'u yağlardan geldiği tespit edilmiştir. Günlük besin tüketim sıklıklıklarına göre sırası ise en çok tükettikleri besinler, tahıl grubu (%96.7), süt ve süt grubu (% 71.7), yağ grubu (%26.7) ve meyve grubu (21.7) olduğu görülmüştür. Kan sonuçlarında tüm çocukların hemoglobin değeri ortalama11,10±1,03, hematokrit değeri 32,86±2,36 ve ferritin değeri 19,70±15,53'tür. Bu değerlerin kız ve erkek çocuklar arasında anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir (p<0.05). Çocukların %55'inde DEA görülmüş olup, DEA ile iştahsızlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p<0.05).

Anemi-demir eksikliğiAnoreksiBeslenme+7
Begüm Soydan
Haliç University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerde diyetle demir alımı ve serum demir depoları ile glisemik kontrol arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, tip 2 diyabetli bireylerde diyetle demir alımı ve serum demir depoları ile glisemik kontrol arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Bandırma Devlet Hastanesi Dahiliye polikliniğine başvuran Tip 2 Diyabet tanısı almış, yaşları 19-64 yıl arasında değişen 84 kadın ve 80 erkek olmak üzere toplam 164 gönüllü bireyin genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları ve diyetle demir alımları değerlendirilmiştir. Bireyler serum ferritin düzeyine göre değerlendirilirken; ferritin düzeyi <15,63 µg/L ise kuartil (Q1), 15,63-32,28 µg/L ise Q2, 32,28-69,53 µg/L ise Q3, >69,53 ise Q4 olarak 4 gruba ayrılmış ve HbA1c <%7 olan bireyler iyi glisemik kontrol, HbA1c ≥%7 olan bireyler kötü glisemik kontrol olarak değerlendirilmiştir. Bireylerin beden kütle indeksi (BKİ) ve bel çevresi serum ferritin kuartillerine göre anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). Bireylerin serum demir düzeyi Q1'de (55,18±32,97 µg/dL) diğer kuartillere göre (Q2: 79,17±35,79 µg/dL, Q3: 79,17±35,79 µg/dL, Q4: 89,15±23,83 µg/dL) anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin serum HbA1C ortalama değerleri en yüksek Q4'te (%8,46±1,87) bulunmuştur. Bireylerin serum ferritin düzeyleri ve HbA1c düzeyleri arasında çok düşük düzeyde pozitif yönlü ilişki bulunmuştur (r:0,166 p:0,033). Hem demir alımı ile serum ferritin (r:0,278 p:0,000) ve transferrin doygunluğu (TSAT) arasında pozitif yönlü zayıf düzeyde bir ilişki saptanmıştır (r:0,228 p:0,000). Hem demir alımı ile transferrin arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p:0,054). Toplam diyet demir alımı glisemik kontrolü iyi olanlarda 22,04±10,52 mg iken, glisemik kontrolü kötü olanlarda 18,82±9,92 mg dır (p<0,05). Bireylerin serum ferritin düzeyi ile diyetle enerji, karbonhidrat, protein ve yağ yüzdesi, posa alımları arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca bireylerin diyetle enerji, protein, karbonhidrat ve yağ alımları HbA1c düzeyleri farklı olan gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışmada zayıf glisemik kontrol ile artmış ferritin düzeyleri arasında ilişki bulunmuştur. Ancak diyetle hem demir alımları ile glisemik kontrol arasında doğrudan bir ilişki bulunmamıştır. Tip 2 diyabetli bireylerde diyetle demir alım miktarları ve serum demiri ile ilişkili parametrelerin izlenmesinin glisemik kontrolün sağlanması açısından yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Tip2 Diyabet, Demir, serum ferritin, Hem demir, glisemik kontrol

AnemiAnemi-demir eksikliğiDemir+4
Buket Gönen
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisi tanısı alan hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Anemi dünya çapında önemli bir halk sağlığı sorunudur. Aneminin toplumda en sık görülme nedeni hipoproliferatif anemi olup bunun da en sık nedeni demir eksikliği anemisidir. DSÖ yaşam kalitesini "Bireylerin kendi yaşamlarını, içinde bulundukları kültür ve değer sistemleri şartlarında, hedefleri, beklentileri, standartları ve ilgileri ile bağlantılı olarak algılama şekli" olarak tanımlar. Anemi nedeniyle oluşan doku hipoksisinin sebep olduğu yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı kontrol altına alınmadığında bireyin günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu araştırmada demir eksikliği anemisi olan hastalarda replasman tedavisi öncesi ve sonrası WHOQOL-BREF yaşam kalitesi ölçeğinin sonuçlarını karşılaştırıp hastalarda demir eksikliği anemisi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek istedik. Çalışmaya 2018 Eylül -2019 Nisan ayları arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Genel Dâhiliye, Hematoloji, Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 134 demir eksikliği anemisi olan hasta dâhil edildi. Bu hastalardan 95' i kontrole geldi. Kontrole gelen hastaların tedavi öncesi ve sonrası kan parametreleri istenip, demir eksikliği anemisi semptomları sorgulanarak, WHOQOL-BREF yaşam kalitesi ölçeği doldurtuldu. Ardından tedavi öncesi ve sonrası bulgular karşılaştırıldı. Hastaların demir replasman tedavisi sonrası eritrosit, Hb, MCV, lökosit, ferritin değeri arttı, trombosit değeri azaldı. Demir eksikliği anemisi semptomlarından çabuk yorulma, nefes darlığı, solukluk, çarpıntı, el-ayaklarında uyuşma şikâyetleri azalmış olup istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturdu. Halsizlik şikâyeti de azalmış olup istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturmadı. Hastaların yaşam kalitesi ölçeğinde fiziksel alan, genel algılanan yaşam kalitesi, algılanan sağlık durumu puanları tedavi sonrası artmış olup istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturdu. Psikolojik alanda, sosyal alanda, çevre-TR alanında puanları artmış olup istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturmadı. Anahtar Kelimeler: demir eksikliği anemisi, yaşam kalitesi, koruyucu hekimlik

AnemiAnemi-demir eksikliğiKoruyucu hekimlik+2
Tuba Beşe
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polisitemia vera ve izole hemoglobin/hematokrit yüksekliği

Eritrositoz klinikte sık karşılaşılan bir tablodur. Polisitemia vera (PV); tromboz, kanama, lösemi/myelofibrozis transformasyonu gibi hayatı tehdit eden komplikasyonlara yol açabildiğinden; ekarte edilmesi gereken bir eritrositoz nedenidir. Tanıda EPO düzeyi, JAK2 analizi ve kemik iliği biyopsisi gerekmektedir. Çalışmamızda EPO, JAK2 analizi ve kemik iliği biyopsisi gibi tetkiklerin her merkezde yapılamaması ve yapılan gereksiz tetkikler sonucu artan maliyet göz önüne alınarak; hemoglobin (Hb)/hematokrit (Hct) yüksekliği saptanan hastalardan bu tetkiklerin yapılması gereken hastaları tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmamıza 1986-2019 arasında PV tanısı almış 72 kişi PV grubu, 2016-2019 arasında Hb/Hct yüksekliği nedeniyle değerlendirilip PV saptanmamış 330 kişi diğer Hb/Hct yüksekliği (DE) grubu olarak dahil edilmiştir. PV grubunda ortalama yaş 53,1 (13,2) olup %56'sı erkek; DE grubunda 45,0 (16,9) olup %81'i erkektir. PV grubunda tanıda ortalama Hb 17,2 g/dL, Hct %52,2, lökosit 13.144/L, trombosit 507.444/L; DE grubunda Hb 17,5 g/dL, Hct %51,6, lökosit 7.771/L, trombosit 221.824/L saptanmıştır. İki grup karşılaştırıldığında PV grubunda daha sık lökositoz, trombositoz, splenomegali, arteryel-venöz tromboz, demir eksikliği ve düşük EPO düzeyi mevcuttur. (p<0,05). PV grubunda izole Hb/Hct yüksekliği ile başvuru oranı %19'dur. 2016-2019 arasında Hb/Hct yüksekliği saptanan hastaların %5'i PV tanısı almış, %95'i DE lehine değerlendirilmiştir. PV'li hastaların %76,4'ünde eşlik eden lökositoz/trombositoz saptanmıştır. 4 (değerlendirilen tüm hastalarda %1, PV saptananlarda ise %23,6) hasta izole Hb/Hct yüksekliğiyle başvurmuş, bunlardan 1'inde splenomegali, 1'inde demir eksikliği, 1'inde venöz tromboz saptanmış; 1'inde ek bulgu saptanmamıştır. İzole Hb/Hct yüksekliğiyle başvurup ek bulgusu olmadan PV tanısı almış hasta oranı %0,4, ek bulgusu olanlarda %6 olarak saptanmıştır. Çalışmamız sonucunda Hb/Hct yüksekliği olan hastalarda PV araştırmak için; eşlik eden lökositoz, trombositoz, splenomegali, tromboz ve demir eksikliği olup olmadığı değerlendirilmeli, bunlardan herhangi birinin saptanmadığı hastaların PV açısından tetkik edilmemesi uygun görünmektedir.

Anemi-demir eksikliğiHematokritHemoglobinler+5
Safiye Kızışar Yılmaz
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisinin değerlendirilmesinde kullanılan testlerde ölçüm belirsizliği

Amaç: Ölçüm belirsizliği, ölçülen büyüklüğe atfedilebilecek değerlerin dağılımını karakterize eden, ölçüm sonucu ile ilişkili bir parametredir. Ölçüm belirsizliği, test sonucunun gerçek değeri ne ölçüde temsil ettiğini gösterir. Ölçüm belirsizliğinin değerlendirilmesi klinik laboratuvarların kalitesinin arttırılmasına ve spesifik sonuçların yorumlanmasına katkı sağlar. Ölçüm belirsizliği, bir kan testi sonucunun kalitesinin kantitatif bir göstergesi olup, laboratuvar akreditasyonu için temel bir gerekliliktir. Uluslararası Standardizasyon Örgütü laboratuvarların ölçümünü yaptığı her test için ölçüm belirsizliğini hesaplamalarını ve klinisyenin isteği doğrultusunda raporlamak üzere hazır bulundurmalarını önerir. Bu çalışmada Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya Laboratuvarı'nda çalışılan ve demir eksikliği anemisinin değerlendirilmesinde kullanılan testlerin ölçüm belirsizliklerinin hesaplanması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Ölçüm belirsizliği hesaplaması için eritrosit, hemoglobin, hematokrit, MCV, MCH, MCHC, lökosit, trombosit, serum demiri, ansature demir bağlama kapasitesi, serum transferrin ve ferritin testlerinin Mayıs 2018 - Nisan 2019 tarihleri arasındaki iç ve dış kalite kontrol verileri kullanıldı. Nordtest kılavuzu örnek alınarak elde edilen ölçüm belirsizliği sonuçları uluslararası kabul görmüş izin verilebilir toplam hata limitleriyle (Westgard ve CLIA'88) karşılaştırıldı. Bulgular: Genişletilmiş ölçüm belirsizliği değerleri Sysmex XN-2000 cihazının sol ve sağ modülleri ile XN-3100 cihazının sol ve sağ modüllerinde sırasıyla eritrosit için %3.84, %2.17, %4.58, %1.61, hemoglobin için %2.61, % 2.31, %3.65, %1.75, hematokrit için %4.78, %5.89; %6.85, %7.02, MCV için %7.47, %6.00, %6.14, %7.48, MCH için %2.95, %1.91, %1.92, %1.93, MCHC için %5.80, %9.66, %5.27, %5.96, lökosit için %4.03, %3.86, %8.17, %6.02, trombosit için %12.72, %14.02, %10.98, %11.37; demir için %9.71, ansatüre demir bağlama kapasitesi için %10.51, transferrin için %6.89 ve ferritin için %25 olarak hesaplandı. Genişletilmiş ölçüm belirsizliği sonuçları incelendiğinde hemoglobin, lökosit ve demir testlerine ait genişletilmiş ölçüm belirsizliği değerlerinin hem Westgard hem de CLIA'nın belirlediği izin verilebilir toplam hata limitlerinin içinde olduğu saptandı. Sonuç: Her laboratuvar analitik performansını takip etmek için ölçümünü yaptığı testlerin belirsizlik değerlerini hesaplamalı ve düzenli aralıklarla kontrol etmelidir. Ülkemizde en sık görülen anemi nedenlerinden biri olan demir eksikliği anemisinin değerlendirilmesinde kullanılan testlerin ölçüm belirsizliğinin hesaplanması ve bu değerlerin test sonuçları ile birlikte raporlanması klinik karar verme noktasında hekimin gücünü ve laboratuvar sonuçlarına duyduğu güveni arttıracak, hastalara verilen sağlık hizmetine önemli katkı sağlayacaktır.

AnemiAnemi-demir eksikliğiAnemi-demir eksikliği+2
Ebru Karadağ
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nutrisyonel anemisi olan kız adolesanlarda anormal uterin kanama ve von willebrand hastalığı sıklığının araştırılması

Anemi, tüm dünyada sağlık sisteminin önde gelen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Adolesan dönemde hızlı büyüme ile birlikte artmış metabolizma hızı, uygun olmayan beslenme alışkanlıkları ve anormal uterin kanama öyküsü anemi sıklığını arttırmıştır. Çalışmamızda adolesan kızlarda demir eksikliğine ve B12 eksikliğine bağlı aneminin sıklığını, nedenlerini ve Von Willebrand Hastalığı'nın bu dönemde gelişen anemi etiyolojisindeki rolünü araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza 01.02.2020 ve 01.02.2023 tarihleri arasında hastanemiz Çocuk Hematoloji Polikliniği'ne ayaktan başvuran ve anemi tanısı ile izlenen 317 adolesan kız hasta dahil edildi. Hasta verileri geriye dönük dosya taraması yapılarak elde edildi. Hastaların demografik özellikleri, başvuru semptomları, fizik muayene bulguları, laboratuvar parametreleri ve almış oldukları tedaviler ayrıntılı şekilde incelendi. Aneminin sebebine yönelik olarak gönderilen hemogram, ferritin, vitamin B12, folik asit, hemoglobin elektroforezi, koagülasyon parametreleri, Von Willebrand faktör, ristosetin kofaktör ve Faktör VIII sonuçları kayıt altına alındı. Çalışmamızda hastaların yaşları 10-18 arasında değişmekte olup ortalama yaşı (14,5±2,1) yıldır. Hastaların %41,6'sında (n=132) sadece demir eksikliği, %21,1'inde (n=67) sadece vitamin B12 eksikliği, %35,9'unda (n=114) kombine nutrisyonel anemi, %1,2'sinde (n=4) ise sadece folik asit eksikliği olduğu saptandı. Anormal uterin kanama öyküsü, hastaların %23,6'sında (n=75) tespit edildi. Jinekolojik muayenesi yapılan 61 hastanın %78,6'sında (n=48) herhangi patoloji saptanmadı. Von Willebrand faktör, ristosetin, Faktör VIII düzeyi ve klinik bulgular ışığında hastaların %21,3'üne (n=16) Von Willebrand hastalığı tip 1 tanısı konduğu tespit edildi. Sonuç olarak; adolesan yaş grubunda nutrisyonel anemi sıklıkla görülse de özellikle anormal uterin kanaması olan hastaların risk değerlendirmesi yapılmalıdır. Bu hastalarda altta yatan kanama bozukluğunun erken dönemde saptanması için tarama programlarının ve prevelans çalışmalarının arttırılması gerektiği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Adolesan kız, anemi, anormal uterin kanama, Von Willebrand hastalığı

AnemiAnemi-demir eksikliğiErgenler+4
Seyhan Sürmeli
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde anemi bulguları gösteren enfeksiyöz ve nonenfeksiyöz hastalıklarda eritrosit morfolojilerine sitopatolojik yaklaşım

Amaç: Kliniklere gelen ve hemogram sonuçlarına göre anemik olan kedi ve köpeklerin kan yayması hazırlanarak hızlı ve ucuz bir yöntemle, rejeneratif ve nonrejeneratif sınıflandırmasının yapılması ve klinik gidişatın tespiti hedeflenmiş olup bu yöntemin teşhis ve tedavide önemli bir yol gösterici olması açısından fayda sağlayacağı düşünüldü. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Patoloji Anabilim Dalı‟na gönderilen farklı ırk, yaş ve her iki cinsiyetten toplam 59 anemili 10 klinik olarak sağlıklı kedi ve köpekten alınıp gönderilmiş kanların rutin sitopatolojik muayenesi yapılmış olup, aynı örneklerin hemogram değerleri için hizmet alımı yapıldı. Kan yaymalarının incelemesi Wright's eosin metilen mavisi ve May-Grünwald Giemsa boyaları ile yapıldı. Hazırlanan preparatlar ışık mikroskobunda incelendi. Mikroskobik görüntülerin dijital fotoğrafları çekilerek bilgisayar ortamına aktarıldı. Tam kan analizleri kan sayım cihazı ile sayıldı. Bulgular: Bu çalışmada eritrosit morfolojileri kromozi derecelerine göre sınıflandırıldı. Kan yaymalarında, anemik kedi vakalarında 10 kedide makrositik, 5 kedide mikrositik bir anemi görülürken köpek vakalarında 16 makrositik, 3 mikrositik vaka görüldü. 12 kedi kan yayması hipokromik görülürken, 8 köpek vakasında hipokromik olduğu bildirildi. Sonuç: Anemik olan kedi ve köpeklerin kan yaymalarının hızlı ve ekonomik olarak hazırlanabildiği, aneminin sınıflandırmasının yapılabildiği, eritrosit morfolojilerinde değişiklerin incelenmesi ile bazı spesifik hastalıkların kesin teşhisine yaradığı, kan yaymalarında görülen kan parazitlerinin teşhisinde ucuz, güvenli ve hızlı tanıya ulaştırdığı, klinik gidişatın tespitinin sağlanabildiği ve hastalıkların tedavilerinin ne derece olumlu yanıt alındığın gözlemlenmesini sağladı. Hedeflenmiş olan bu yöntemin teşhis ve tedavide önemli bir yol gösterici olması açısından fayda sağladığı görüldü. Anahtar kelimeler: anemi, kedi, klinik patoloji, köpek, periferik yayma.

AnemiAnemi-demir eksikliğiEnfeksiyonlar+6
Ahmet Alperen Özler
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte anemi sıklığı ve aneminin travay sürecine etkisi

Amaç: Bu araştırma gebelerde anemi sıklığını ve aneminin travay sürecine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma analitik-kesitsel olarak Şubat 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yapılmıştır. Çalışmanın evrenini bu hastaneye doğum yapmak için yatışı yapılan gebeler, örneklemini ise 317 gebe oluşturmuştur (n=317). Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan Gebe Tanıtım Formu ve Travayda Gebe ve Yenidoğan İzlem Formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 24,47±4,72 olup, %34,7'si ortaokul mezunudur. Gebelerin gebelik haftası ortalaması 38,41±1,58 ve gebelik sayısı ortalamaları 1,26±0,52'dir. Gebelerin %90,9'unun sağlık kontrollerini yaptırdığı, %76'sının gebelikleri sürecinde demir hapı kullandıkları, demir hapı kullananların %56,2'sinin hapları düzenli kullandıkları saptanmıştır. Travay süreci boyunca gebelerin %30,3'üne indüksiyon, %26,6'sına kristaller manevrası, %84,4'üne epizyotomi uygulandığı saptanmıştır. Gebelerin aktif fazdan tam açıklığa kadar geçen süre ortalaması 328,31±72,60, tam açıklıktan doğuma kadar geçen süre ortalaması 76,96±31,19 dakika olup, gebelerin %95'inin vajinal doğum yaptıkları saptanmıştır. Gebelerin %34,7'sinin anemisinin olduğu, gebelerin hemoglobin değerlerinin ortalaması 11,30 g/dl olduğu tespit edilmiştir. Gebelerin anemik olmaları travay sürecinde; indüksiyon, kristaller manevrası uygulamalarını, mekonyumlu amniyon görülme oranlarını, gebelerde latent fazda yorgunluk düzeyini, yenidoğanlarda oksijen uygulamasını artırdığı, tam açıklıktan doğuma kadar geçen süreyi uzattığı ve plasenta ağırlığını etkilediği bulunmuştur (p<0,05). Gebelerin yaşları, eğitim durumları, aile tipleri, sosyal güvence varlığı, kendilerinin ve eşlerinin çalışma durumları, gelir düzeyi algıları, gebelik haftaları, sağlık kontrollerinin yapıldığı yer ve sağlık kontrollerini düzenli yaptırma, demir hapı kullanma ve hapı düzenli kullanma durumları anemi sıklıklarını etkileyen faktörler olarak bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda gebelerin yaklaşık üçte birinin anemisi olduğu saptanmış olup gebelikte aneminin doğumda indüksiyon ve kristaller manevrası gibi uygulamaları ve yenidoğana oksijen uygulanmasını artırdığı, plasenta ağırlığını azalttığı, travay sürecinde yorgunluğun artmasına neden olduğu ve yenidoğan sağlığını olumsuz etkileyebileceği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anemi, Demir Eksiliği Anemisi, Ebelik Bakımı, Gebe, Travay Süreci, Yenidoğan

AnemiAnemi-demir eksikliğiBebek-yenidoğmuş+3
Fatma Nur Yıldırım
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisi olan çocuklarda kalp yetersizliği tanısında ve tedaviye yanıtın izleminde serum nt-probnp düzeyinin klinik önemi

AMAÇDEA'lı çocuklarda KY'yi asemptomatik dönemde tanımak için, NT-proBNP'nin biyokimyasal belirteç olarak klinik öneminin belirlenmesi ve KY'yi değerlendirmede kullanılan Ross skoru ile NT-proBNP değeri arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığının belirlenmesini amaçladık.GEREÇ VE YÖNTEMLERÇalışmamız, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında Mayıs 2009-Temmuz 2010 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Pediyatri polikliniğine başvuran ve yapılan muayene ve tetkikler sonucunda DEA tanısı alan, yaşları 10 ay ile 204 ay arasında değişen 96 DEA'lı çocuk hasta grubu (grup-1 ve grup-2) ve pediyatri polikliniğine kontrol amaçlı başvuran 42 sağlıklı çocuk (grup-3) kontrol grubu olarak belirlenerek prospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya alınan hastaların 30 tanesi izlemde çalışma kriterlerini sağlamadıkları için çalışmadan çıkarıldı. KY bulgusu olmayan 49 hasta (Grup 1) oral demir preperatları ile tedavi edildi. Fizik muayene bulgularına göre KY bulguları olan 17 hasta ise (grup 2) eritrosit transfüzyonu ile tedavi edildi. Oral tedavi edilen hasta grubu (grup 1) tedavinin 4.-5. ayında, eritrosit transfüzyonu yapılan grup (grup 2) ise transfüzyon yapıldıktan 1 hafta sonra kontrole çağrıldı. Hastalardan tedavi öncesi ve sonrası NT-proBNP çalışıldı. Yine tedavi öncesi ve sonrası ekokardiyografik verileri ve Ross klasifikasyonuna göre evreleri kaydedildi.BULGULARGrup 1; 22 (% 44,9) kız, 27 (%55,1) erkek; Grup 2; 11 (%64,7) kız, 6 (%35,3) erkek hastadan oluşuyordu. Grup 3 ise 26 (%61,9) kız, 16 (%38,1) erkek sağlıklı çocuktan oluşuyordu. Grup I'de bulunan hastaların yaş ortalaması 61,9±67,2 ay, grup II'de bulunan hastaların yaş ortalaması 112,3±69,2 ay, grup III'de bulunan hastaların yaş ortalaması ise 81,7±37,7 ay bulundu. Kontrol grubunda yaşa ve cinsiyete göre NT-proBNP değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görürülmedi. Hasta grubunda tedavi öncesi NT-proBNP değerleri ve Hb değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif ters bir ilişki bulundu (p:0,004 r:-0,346). Hasta grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası ölçülen NT-proBNP düzeyleri karşılaştırıldığında yükselen Hb değerlerine paralel olarak NT-proBNP'nin düşüş sergilediği görüldü. Tedavi sonrası NT-proBNP düzeylerinin kontrol grubu ile farksız olduğu tespit edildi (p:0,405). Hasta grubunun tedavi öncesi Ross skoru ile NT-proBNP değerleri arasında pozitif yönde anlamlı doğrusal korelasyon olduğu saptandı (p:0,015; r:0,299). Tedavi öncesi hasta ve kontrol grubunun EF değerleri karşılaştırıldığında hasta grubunun kontrol grubuna göre daha yüksek EF değerlerine sahip olduğu tespit edildi. Hasta grubunun tedavi öncesi EF, LVIDD ve E/A oranları ile NT-proBNP düzeyleri arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunamadı.SONUÇÇalışmamızdaki bulgulara göre demir eksikliği anemisi olan çocuklarda NT-proBNP, kalp yetmezliği belirtilerinin kliniğe yansıması ve bu değişikliklerin ekokardiyografik olarak saptanmasından daha erken dönemlerde yükselmeye başlamaktadır. NT-proBNP ölçümü, demir eksikliği anemili hastalarda kalp yetmezliğinin erken tanısına ve tedavisinin doğru şekillendirilmesine olanak sağlayan, çabuk sonuçlanan serolojik bir belirteç olarak klinikte kullanılabilir. Çalışmamızın sonuçlarına göre hastalara asemptomatik dönemde eritrosit transfüzyonu yapmanın sağlayacağı yararın, oluşturabileceği potansiyel risklerden daha az olacağı düşünüldü.Anahtar Kelimeler: Demir eksikliği anemisi, Kalp yetmezliği, NT-proBNP, Çocuk.

Anemi-demir eksikliğiAnemi-demir eksikliğiKalp yetmezliği+1
Serap Tekin Nas
İnönü University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisine bağlı reaktif trombositozu olan hastalarda helicobacter pylori sıklığının araştırılması

ÖZETBu çalışma DEA'de görülen reaktif trombositozlu hastalarda H.pylori 'nin sıklığını incelemek amacı ile yapıldı. Çalışmaya DEA'sine bağlı reaktif trombositozu olan 30 hasta ve DEA olan ancak reaktif trombositozu olmayan 30 hasta alındı. Hastalara DEA tanısı hemoglobin değerinin kadınlarda <12 g/dL, erkeklerde <13g/dL'nin altında olması ile birlikte serum ferritinin düzeyinin 15 µg/L'nin altında olması ile konuldu. Reaktif trombositoz ise tam kan sayımında trombosit değerinin 400.000 /?L'den yüksek olması olarak kabul edildi. H.pylori pozitifliğine üre nefes testi ile bakıldı. H.pylori pozitifliği araştırma grubu hastalarının 20'sinde (% 66.7) kontrol grubunun ise 22 tanesinde pozitif (%73.3) olarak bulundu, sonuçlar istatiksel olarak anlamsızdı (p=0.573). Çalışmamızda H.pylori 'nin DEA hastalarında görülen reaktif trombositozun patofizyolojisi üzerinde etkisinin olmadığı görüldü. Ancak kesin kanaate varmak için daha geniş kapsamlı çalişmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Demir eksikliği anemisi, Helicobacter pylori, reaktif trombositoz

Anemi-demir eksikliğiHelicobacter pyloriTrombosit sayısı+1
Mehmet Sait Koç
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp yetmezliği olan hastalarda demir eksikliğinin santral aortik stiffness ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Kalp yetmezliği dünyada sık görülen ve mortalitesi en ölümcül malignitelerle benzerlik gösteren bir klinik sendromdur. Mortalite üzerine etkili medikal ve cihaz tedavileri ile mortalite oranlarında önemli iyileşmeler sağlanmasının yanında semptomları hafifleten tedaviler de giderek önemini artırmaktadır. Bu tedavilerin en önemlilerinden biri demir eksikliğinin tedavisidir. İntravenöz demir preparatları ile semptomlarda iyileşme, fonksiyonel kapasitede artış, yürüme mesafesinde artış, hastaneye yatış oranlarında azalma gibi önemli klinik sonlanımlar çalışmalarla kanıtlanmıştır. Biz çalışmamızda intravenöz demir tedavisinin klinik sonlanımları iyileştiren olası mekanizması olarak aortik stiffness üzerine olan etkilerini inceledik. Çalışmaya demir eksikliği olmayan 29, demir eksikliği olan 57 hasta dâhil edildi. Demir eksikliği olan hasta grubunda intravenöz demir tedavisi kararı bağımsız klinisyenler tarafından verildi. SphygmoCor cihazı ile hastaların bazal ve 3. ay aortik stiffness parametreleri ölçüldü. Çalışmamızda demir eksikliği olmayan hastalara kıyasla demir eksikliği olan hastalarda PWV'nin anlamlı olarak yüksek olduğu gözlendi (6,79±2,03'e karşı 7,54±1,93, p=0,049). Demir eksikliği olup demir tedavisi verilen ve demir eksikliği olup demir tedavisi verilmeyen grupların bazal ve 3. ay PWV değişimleri arasında ise demir tedavisi verilen grup lehine anlamlı fark izlendi (7,56±2,12 / 6,92±1,42'ye karşı 7,60±2,19 / 8,11±1,85, p=0,009). Anahtar Kelimeler: Aortik stiffness, Nabız dalga hızı, Demir eksikliği, Kalp yetmezliği

AnemiAnemi-demir eksikliğiAort hastalıkları+3
Emre Şener
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir ve vitamin d düzeylerinin febril konvülziyon ile ilişkisi

Şentürk, M. Demir ve Vitamin D Düzeylerinin febril konvülziyon ile İlişkisi. DPU Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıpta Uzmanlık Tezi, Kütahya, 2018. Febril konvülziyonlar (FK) benign karakterde, ateşle birlikte görülen çocuklardaki en yaygın nöbet tipidir ve tüm çocukların % 2-5'inde görülür. FK etyopatogenezinde ateş, yaş ve genetik eğilimin önemli rolleri vardır. Pediatrik hastalarda en sık rastlanan nutrisyonel eksiklik olan demir (Fe) eksikliğinin bir çok nörolojik problemde etkin rol oynadığı bilinmektedir. İnsanlarda D vitamini eksikliğinin erken beyin gelişimi üzerine olan etkisi konusunda yeterli çalışma olmamakla birlikte, in vitro olarak D vitamininin beyin hücreleri üzerine nöroprotektif etkisi olduğu gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı FK nedeniyle başvuran hastaların demir ve vitamin D düzeylerini retrospektif olarak inceleyip, FK ile aralarındaki bağlantının varlığını, FK etyopatagenezindeki yerlerini göstermektir. Çalışmanın hasta grubunu DPÜ Tıp Fakültesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği'ne Ocak 2015 – Aralık 2016 tarihleri arasında basit ve komplike FK tanıları ile başvuran 6 ay - 5 yaş arasındaki afebril konvülziyon, serebral palsi, mental retardasyon gibi nörolojik bozukluğu, kan elektrolit dengesizliği olmayan, antiepileptik ilaç kullanmayan ve santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu olmayan 78 hasta oluştururken, kontrol grubunu aynı tarihler arasında aynı yaş grubunda FK haricinde ateşli hastalıklar nedeniyle takip edilen 118 hasta oluşturdu. Hastaların retrospektif olarak klinik, sosyo-demografik özellikleri ve labaratuar sonuçları hasta dosyalarından ve hastane otomasyon sisteminden bulunarak kaydedildi. Vitamin D seviyelerinin FK grubunda farklılık göstermediği, diğer taraftan demir eksikliği ve demir eksikliği anemisinin FK grubunda daha sık izlendiği görüldü. Konvülziyon riskini arttırması nedeniyle demir eksikliği anemisinin özellikle 6 ay - 5 yaş arası çocuklarda tedavi edilmesinin, febril hastalıkların nöbetle birlikte seyretmesini engelleyeceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Febril konvülziyon, Vitamin D, Demir Eksikliği

Anemi-demir eksikliğiDemirNöbetler-febril+2
Merve Şentürk
Kütahya Dumlupınar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerde demir eksikliği anemisi sıklığı, ilaç kullanım alışkanlıkları ve anemi konusundaki bilgi düzeyleri değerlendirilmesi

Bu araştırma Ankara ilinde Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi gebe polikliniğine başvuran gebelerde, anemi ve demir eksikliği sıklığını saptamak ve gebelerin ilaç kullanım alışkanlıklarını, demir eksikliği anemisi hakkındaki bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla planlandı. Araştırmanın örneklemini Mart 2018 tarihlerinde doğum öncesi bakım hizmeti almak üzere başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 191 gebe oluşturdu. Araştırmanın sosyodemografik özellikler, ilaç kullanım alışkanlıkları ve bilgi düzeyi ile ilgili verileri, literatür bilgilerine dayalı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen görüşme formu kullanılarak elde edildi. Görüşme formu uygulandıktan sonra gebelerin hemoglobin, hematokrit, MCV ve ferritin ölçümü için kan örnekleri alındı ve laboratuvar sonuçları kaydedildi. Veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 23.0 paket programı kullanılarak değerlendirildi. Çalışma kapsamına alınan gebelerin ortalama Hgb değeri 12.04±1.12 g/dl, ferritin değeri 19.87±12.65 μg/L, gebelerin ortalama yaşları 27.52±5.28, ortalama gebelik haftaları 21.47±9.94 idi. Çalışmaya katılan gebelerin %16.8'inde Hgb değeri 11 g/dl altında, %46.1'inde ferritin < 15 μg/L altında saptandı. Gebelerde demir eksikliği prevalansının oldukça yüksek olduğu ve gebelik haftası ilerledikçe gebelerin anemi ve demir eksikliği riskinin arttığı saptandı. Halsizlik-yorgunluk semptomu olan gebelerde anemi oranı anlamlı yüksek bulundu. Eğitim düzeyi, gelir durumu, iki gebelik arasındaki süre, toplam gebelik sayısı, düzenli doktor kontrolüne gitme, demir ilacı kullanma, kullanılan demir preperatı, demir ilacı kullanım süresi, demir ilacı yan etkisine maruz kalma ile anemi ve demir eksikliği arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Gebelerin anemi ve komplikasyonları, beslenme ve ilaç kullanımı hakkındaki bilgi düzeyleri 10 puan üzerinden ortalama 4.82±2.77 tespit edildi. Gebelerin bilgi düzeyi ile anemi ve demir eksiliği arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Araştırmamızda gebelerin çoğunluğunun demir eksikliği riski taşıdığı, doğum öncesi bakım hizmetleri uygulanmakla birlikte, gebelik öncesi bakım hizmetlerinin yetersiz kaldığı tespit edildi. Sonuç olarak; gebelik öncesinde anemi ve demir eksikliği taraması yapılması, anemi ve demir eksikliğinin gebelik üzerindeki olumsuz etkilerini önlemede katkı sağlayacağı açıktır. Bununla birlikte doğum öncesi takiplerde gebelere demir desteği sağlanmaya devam edilmeli, demir ilacının düzenli kullanımı sorgulanmalı, sağlık personeli tarafından anemi ve beslenme hakkında bilgi verilmelidir.

AnemiAnemi-demir eksikliğiBilgi+3
Özge Gel
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik anne bebeklerinde kord kanı ferritin düzeyleri ve erken demir eksikliği anemisi gelişmesi arasındaki ilişkinin araştırılması

Diyabet gebelikte %16 gibi sık bir oranda görülen önemli bir sorundur. Maternal diyabet ister gestasyonel ister bilinen diyabet olsun, başta solunum, metabolik ve hematolojik problemler olmak üzere yenidoğan sağlığını etkileyen pek çok sorunu beraberinde getirmektedir. Bu sorunlardan biri de bu bebeklerde polisitemiye bağlı artan demir ihtiyacı ve uteroplasental yetmezlik gibi çeşitli sebeplerle demir depolarının yetersiz olmasıdır. Bu çalışmada Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan ünitemize başvuran maternal diyabeti olan bebeklerde doğumda ve 4. aya kadar takip eden aylarda seri olarak demir depolarını değerlendirmek ve bu bebeklerde demir eksikliği gelişme zamanını belirlemek amaçlanmıştır. Bu prospektif çalışmaya 25/12/2018-01/07/2021 tarihleri arasında yenidoğan ünitemize başvuran, 37 hafta ve üzerinde doğan, maternal diyabeti olan bebekler alındı. Doğumdan dördüncü aya kadar aylık takiplerle bebeklerde hemoglobin (Hb), hematokrit (Hct), demir, demir bağlama kapasitesi (DBK), ferritin düzeylerine bakılarak literatürdeki referans değerlerle karşılaştırıldı. Çalışmaya toplam 86 bebek dahil edildi. Kan uyuşmazlığı olan, 37 haftanın altında doğan, hipoksik doğum öyküsü olan, başka bir nedenle polisitemisi olan ve solunum sıkıntısı veya sepsis ön tanısıyla hastaneye yatışı olan bebekler çalışmaya dahil edilmedi. Dahil edilen 86 olgunun annelerinden %9'unda Tip 1 DM (diabetes mellitus), %15'inde tip 2 DM, %76'sında Gestasyonel DM (GDM) olduğu saptandı. Çalışmada gruplar arasında cinsiyet, gestasyonel hafta, doğum ağırlığı, doğum şekli, beslenme şekli, anne yaşı, mulitparite, gebelikte demir kullanımı açısından anlamlı fark olmadığı görüldü. Hastaların %17'sinde makrozomi, %9,3'ünde hipoglisemi saptandı, diyabet tiplerine göre dağılımına bakıldığında makrozomi Tip 2 DM'li olgularda, hipoglisemi Tip 1 DM'li olgularda anlamlı derecede yüksek oranda tespit edildi. Dört aylık izlemde demir eksikliği açısından laboratuvar bulguları median değerlerinin seyrine bakıldığında, Hb, Hct, demir, ferritin düzeylerinde azalma, DBK'da artış olduğu görüldü. Diyabet tiplerine göre değerlendirildiğinde, özellikle Tip 1 DM'li olgularda doğumda en düşük demir ve ferritin; en yüksek Hb ve Hct, takip eden birinci ayda da en düşük Hb ve Hct seviyesinin olduğu tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada maternal diyabeti olan bebeklerde doğumdaki yetersiz demir depoları ve takip eden aylarda da Hb, demir ve ferritin düzeylerinde azalma olduğu ve bu bebeklerin demir eksikliği açısından takibinin önemi gösterildi. Anahtar Kelimeler: Diyabetik anne bebeği, demir eksikliği, demir deposu

AnemiAnemi-demir eksikliğiAnneler+4
Zeynep Muştucu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkinlerin demir eksikliği anemisi bilgi düzeyi ve demir takviyesine yönelik tutumları, nicel bir araştırma

DEA (demir eksikliği anemisi) prevalansı yüksek olmasına rağmen iştah açması ve kilo aldırma gibi sebeplerden dolayı bireylerin demir takviyelerini kullanmama durumu tedavide etkileyicidir. Tanımlayıcı bu araştırmada amaç DEA hakkında erişkinlerin bilgi düzeyleri ve demir takviyelerine karşı tutumlarının belirlenmesidir. Veri toplama aracı olarak kullanılan anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyodemografik sorular, ikinci bölümde DEA bilgi düzey soruları ve üçüncü bölümde demir takviyelerine karşı tutum soruları yer almaktadır. Kadınların erkeklerden, sağlık personellerinin diğer meslek gruplarından daha fazla bilgiye sahip olduğu; yaĢ ile bilgi düzeyinin pozitif ilişkili olduğu görülmüştür. Toplamda %41.1‟i DEA teşhisi alan katılımcıların %38‟inin çok az, %39.7‟sinin hiç demir ilacı kullanmadığı tespit edilmiştir. Kişilerin %21.9‟u demir takviyesi ile asla kilo verilemediği, %34‟ü bu takviyelerin biraz iştah açtığı ve %9.4‟ü çok fazla iştah açtığı düşüncesinde olduklarını belirtmiştir. Bireylerde demir takviyelerinin kilo vermede engel olmadığı ve kaybedilen iştahın demir alımı ile normale döndüğü bilinmektedir. Sonuç olarak yetişkinlerin anemi hakkında bilgi düzeylerinin ve düzenli takviye kullanımının artırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anemi, demir eksiliği anemisi, demir takviyesi, iştah, kilo verme, obezite.

AnemiAnemi-demir eksikliğiBilgi düzeyi+3
Kübra Nokta
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisi ve β talasemi minörde ısı şok proteinleri

Isı şok proteinleri tüm ökaryotik ve prokaryotik hücrelerde bulunan moleküler şaperon işlevi olan bir protein grubudur. Büyüme faktörlerinin bulunmayışı, hipoksi, DNA hasarı, sitotoksik ilaçlar, hücre ölümü sinyalleri, toksik ve oksidatif stres Hsp ifadesini arttırır. Bu araştırmada her ikisi de hipokrom mikrositer anemiler olan DEA ve β talasemi minörde ve sağlıklı gruplarda EPO ekspresyon ve/veya salınımında teorik olarak ilişkisi bulunan Hsplerin düzeylerinin araştırılması ve EPO ve hepsidin düzeyleri ile olası ilişkilerinin gösterilmesi amaçlandı. Bu çalışmada DEA olan 84 çocuk, β talasemi minörlü 20 ila yaş ve cinsiyet uyumlu 45 sağlıklı çocuk dahil edilmiştir. Kan örneklerinde Hsp60, Hsp70, Hsp90, EPO ve hepsidin düzeyleri ELISA yöntemi kullanılarak ölçüldü. Üç grup arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,051). Hsp60, DEA grubunda β talasemi minör ve kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulundu. Hsp90, DEA grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu. EPO DEA ve β talasemi minör grubunda kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulundu. Hsp70 ve hepsidin düzeyleri hasta-kontrol grupları arasında farklılık göstermemektedir. Hsp60 ve Hsp90 düzeylerinin EPO düzeylerinden bağımsız olarak DEA'de yüksek olmasından dolayı düzenlemenin hipoksi ve aneminin derecesi ile değil demir eksikliği ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Hsp60'ın apoptotik özellikleri iki anemi grubu arasındaki RBC sayı farkına etkili bir faktör olabilir.

AnemiAnemi-demir eksikliğiDemir+2
Hasan Ulusal
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süt çocuklarında demir profilaksisinin oksidan aktivite ve deoksiribonükleik asit üzerine etkisi

Amaç: Demir eksikliği tüm dünyada en sık görülen nutrisyonel eksiklik olması nedeni ile bir çok ülkede 4. aydan itibaren demir profilaksisi uygulanmaktadır. Ancak bu uygulama ile demir profilaksisine ihtiyacı olmayan bebeklere de demir profilaksisi verilmektedir. Çalışmamızda demirin gereksiz alımının deoksiribonükleik asit (DNA) ve oksidan sistem üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Metod: Ülkemizde "Demir gibi Türkiye" projesi ile 4 aylık tüm bebeklere demir profilaksisi başlanmaktadır. Çalışmamıza 6 ayını doldurmuş sadece anne sütü alan sağlıklı bebekler dahil edildi. Son 2 aydır demir kullanan bebekler 1. grup, çeşitli nedenlerle demir kullanmamış bebekler 2. grubu oluşturdu. Anemi ve kan demir parametreleri, DNA hasarı ve oksidan-antioksidan aktivite seviyesini belirlemek için bebeklerden kan örnekleri alındı. Bebekler demografik faktörler, demir eksikliği, demir eksikliği anemisi, DNA hasarı ve oksidan-antioksidan aktivite düzeyleri yönünden karşılaştırıldı. Bulgular: Araştırmaya demir profilaksisi alan otuz sekiz, profilaksi almayan yirmi altı vaka dahil edildi. Vakaların 31'i erkek, 33 tanesi kız idi. Başvuru anında 1.grup ile 2. grubun ortalama ağırlıkları (8148±894 gr vs 8173±1024 gr p=0,918), hemoglobin değerleri (11,33±0,789 g/dl vs 11,08±0,966 g/dl p=0,261) ve ferritin (33,1 (7,6-237) ng/ml vs 30,4 (1,8-124) ng/ml p=0,505), demir (45,5 (23-127) ug/dl vs 51,5 (18-124) ug/dl p=0,738), demir bağlama kapasitesi (317,13±44,06 ug/dl vs 337,92±76,84 ug/dl p= 0,228), transferrin (258,36±39,8 mg/dl vs 275,84±61,3 mg/dl p=0,218) değerleri istatiksel olarak anlamlı değildi. 1. grupta DNA hasarı (41.05 vs 27,78 p=0,000) ve oksidan aktivite seviyesi (12,47 vs 10,75 p=0,000) yüksek saptandı. Sonuç: Altı aylık bebeklerde demir profilaksisi alımı ile DNA hasarı ve oksidan stresin arttığı görülmektedir. Bu nedenle demir desteğinin demir damlaları yerine d

AnemiAnemi-demir eksikliğiBebekler+4
Mustafa Bilici
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisi ile HbA1C arasındaki ilişki

Amaç: Demir eksikliği anemisi toplumda oldukça sık gözlenen bir sağlık sorunudur. Dünya popülasyonunun yaklaşık %24,8'i anemik olarak saptanmıştır. Bu anemik hastaların yaklaşık olarak 500 milyonunda ise demir eksikliği anemisi görülmüştür. Glukoz regülasyonu takibinde HbA1c değeri ölçümleri oldukça önemli olup günlük pratikte tercih edilmektedir. Demir eksikliği anemisinin HbA1c'ye olan etkisi günümüzde halen tam olarak netlik kazanamamıştır. Biz de bu çalışmamızda diyabetes mellitus hikayesi bulunmayan bireylerde demir eksikliği anemisinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası HbA1c düzeyine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamızda Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine Aralık 2020- Aralık 2021 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arası 75 birey retrospektif olarak çalışmaya alındı. Hemoglobin değeri 12 mg/dl'nin altında olan bu bireyler anemik hasta grup olarak tanımlandı. Demir tedavisi başlanmış olan bu hastaların, tedavi aldıktan 8-12 hafta sonra bakılmış olan kan sonuçları incelendi. Dışlama kriterlerine sahip olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya alınan grupların hemogram, biyokimya ve diğer demir parametrelerinin (demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin) tedavi öncesi ve tedavi sonrası HbA1c ile arasındaki ilişki araştırıldı. Bulgular: Çalışmadaki gruplar arasında yaş ortalaması, vücut kitle indeksi, kan biyokimya değerlerinden; AST, ALT, Üre, Kreatinin, Folat düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Hastaların tedavi öncesi B12 medyan değeri 262(127-540) pg/ml iken, tedavi sonrası B12 medyan değeri 354,5(127-1345) pg/ml'dir. İki medyan değeri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark mevcuttur(p<0,001). Demir eksikliği anemisi tedavisi öncesi serum HbA1c düzeyi 5,33±0,37 ve tedavi sorası HbA1c 5,08±0,44 olarak bulundu. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Hastaların tedavi öncesi glukoz ortalama değeri 91,27±8,5 mg/dl iken, tedavi sonrası glukoz ortalama değeri 88,32±9,37 mg/dl'dir ve iki ortalama değeri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur(p=0,008). Sonuç: Demir eksikliği anemisi olan hastalarda serum HbA1c düzeyi istatiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptandı. Demir eksikliği anemisi hastalarının tedavi edilmesiyle hem primer olarak aneminin olumsuz etkileri düzeldiği hemde HbA1c değerinde anlamlı olarak düşüş saptandı. Anahtar Kelimeler: Demir Eksikliği Anemisi, HbA1c

AnemiAnemi-demir eksikliğiHemoglobin A-glikolize
Hale Nur Yaman
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Body composition analysis, blood pressure, vit D3, ferritin, iron, tsh and cbc in sera of patients with hair loss

This study was carried out to investigate some biochemical aspects in Iraq patients with hair loss compared to non-hair loss individuals. Recent studies on hair loss are one of the pathological and therapeutic challenges in the world. In the past 10 years, the chemical parameters of vitamin D3, ferritin and blood viscosity in hair loss have played a large role in new research, including in dermatology and especially hair loss. Vitamin D3, serum ferritin, TSH, and blood viscosity in hair loss. A prospective case study includes 50 male patients with hair loss and 50 male person with non-hair loss individuals causes. aged from 20-40 years old in Iraq / Baghdad. The results showed that the levels of hair loss patients significantly decreased when compared with non-hair loss individuals (P < 0.05). in each of the following parameters. Vitamin D3, serum ferritin, and basal metabolic rate. The blood pressure of the hair loss patients also decreased according to the chi-square test, while the levels below increased significantly when compared with those of the non-hair loss individuals (p < 0.05). body fat mass and the HCT level in plasma. While HB level in plasma, TSH and serum iron level non significant change occurred when compared with non-hair loss individuals (P < 0.05).

Anemia-iron deficiencyCholecalciferolHair loss
Raad Hafedh Mahmood Alkarawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında demir metabolizması ve hepsidin

Amaç: Bu çalışmada demir eksikliği anemisi olmayan sağlıklı çocuklar ve demir eksikliği anemisi olan çocuklarda hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hacmi, demir bağlama kapasitesi, ferritin, transferin satürasyon indeksi ve hepsidin düzeylerini değerlendirip, bu iki grupta hepsidin değerleri arasındaki farkı veya ilişkiyi ortaya koymayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Çocuk Polikliniği'ne Aralık 2008 ve Eylül 2009 arasında başvuran yaşları bir ile onaltı arasında değişen, tam kan sayımında anemisi olan ve demir, demir bağlama kapasitesi ve serum ferritin değerleri demir eksikliği anemisi ile uyumlu, transferin satürasyonu < %16 ve C-Reaktif proteini (CRP) normal 94 demir eksikliği anemili olgu ve yine yaşları bir ile onaltı arasında değişen hemoglobin elektroforezi normal olan 91 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubunun ortalama yaşı 6,1 ±3,8 , kontrol grubunun ortalama yaşı 7,0 ±3,9 idi.İki grubun tam kan sayımı, serum demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin, CRP ve hepsidin parametreleri için kan örnekleri alındı. Anne sütü alımı ve beslenmeleri ayrıntılı olarak sorgulandı. Geliş yakınmaları kaydedildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Bir ile 3 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti büyüme geriliği, kilo alamama, üç ile 7 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti büyüme geriliği, iştahsızlık ve kilo alamama idi. Yedi ile 12 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti kilo alamama ve büyüme geriliği, oniki ile 16 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti ise kilo alamama ve büyüme geriliği idi.Sonuçlar değerlendirildiğinde serum hepsidin düzeyleri ortalaması kontrol grubunda 219,51± 70,72 ng/mL, hasta grubunun ise 141,44± 71,53 ng/mL olarak bulundu. İki grup ortalama değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p< 0,05).Serum hepsidin düzeyleri ile hem hasta hem de kontrol grubunda serum hemoglobin, demir ve ferritin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmadı. Hasta ve kontrol grubunda yeterli anne sütü alımı açısından fark yoktu. Hasta grubunun 94'ünün 70 (% 70,5)'inde dengesiz beslenme mevcuttu.Sonuç: Sonuç olarak hepsidinin gelecekte demir metabolizması bozuklukları sonucu gelişen hastalıkların ayırıcı tanı ve tedavisinde yer alacağı düşünüldü.Anahtar Kelimeler: Çocukluk yaş grubu, Demir eksikliği anemisi, Hepsidin.

Anemi-demir eksikliğiDemirHepsidin+2
Elif Almıla Semercioğlu
Çukurova University
2010
00

Related subjects