Anemia

129 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Orak hücre anemili hastalarda osteoporoz ile ilişkili yeni biyokimyasal markerlerin tanıdaki yeri

Otozomal resesif geçiş gösteren Orak Hücre Anemisi (OHA), β-globin zincirini kodlayan gendeki tek nokta mutasyonundan kaynaklanmaktadır. Hemoglobinin yük dengesinin değişmesine neden olan bu mutasyon, yetersiz oksijen bulunan ortamlarda HbS'in polimerize olmasına sebep olur. Sonuç olarak, alyuvarların bikonkav disk şekli değişir ve hücreler orak şeklini alır. Doku ve organların oksijensiz kalıp beslenememesine ve kemik yoğunluğunun düşmesine bağlı olarak kemik deformiteleri ve takibinde bir kemik hastalığı olan Osteoporoz gelişebilir. Bu çalışmada, OHA hastalarında Kemik Döngüsü Belirteçleri (KDB) serum düzeyleri ölçülerek orak hücre anemisi ile osteoporoz ilişkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla 33 orak hücreli birey (HbSS (30) / HbSβ (3)) hasta grubu ve 34 adet sağlıklı birey kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi ve bu bireylerden alınan kan örnekleri, 3500 rpm'de 10 dk. santrifüj edildikten sonra serumları ayrılıp biyokimyasal analizler için -80°C'de saklandı. Serum örneklerinde kemik döngüsü yapım belirteçleri; PINP, PICP, BALP ve Osteokalsin (OT) ile kemik döngüsü yıkım belirteçleri; CTX, Hidroksiprolin (Hyp) ve Pridinolin (PYD) düzeyleri ELISA yöntemi ile analiz edildi. Ayrıca, 25(OH)D düzeyleri spektrofotometrik olarak Immunoassay (EIA) ile ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Deney sonucunda, PINP (p=0,345), PICP (p=0,071) ve BALP (p=0,607) düzeylerinde orak hücreli anemi çalışma grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Bununla birlikte, OT düzeyi hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,016). Ek olarak, hasta grubu, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında CTX (p=0,763), Hyp (p=0,546) ve Piridinolin (p=0,890) serum düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmadı. Son olarak, 25(OH)D orak hücre çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla önemli ölçüde düşük bulundu (p=0,01). Çalışma sonucu kemik yapım belirteci olan osteokalsine göre değerlendirildiğinde orak hücre anemili hastalarda osteoblastik aktivitenin ve dolayısıyla kemik döngüsünün arttığı söylenebilir. Orak hücre hasta grubunun artan osteokalsin düzeyi ve düşük 25(OH)D sonucu, osteoporoz patolojisini destekler nitelikte olup tanı için yeterli değildir. Sonuç olarak, orak hücre anemisinin kemik metabolizmalarına olan etkisini anlamak için KDB serum düzeylerinin, kemik mineral yoğunluğu (KMY) ile desteklenerek değerlendirilmesi ve orak hücre hastalarının örneklem büyüklüğü arttırılarak daha fazla araştırılması gerekmektedir.

AnemiAnemi-orak hücreliBiyobelirteçler+7
Meryem Korkmaz
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücreli anemi hastalarında hidroksiüre kullanımının total antioksidan kapasite (TAK), total oksidatif stres (TOS) ve antioksidan eser elementler ile ilişkisi

Giriş: Orak hücreli anemi (OHA) otozomal resesif kalıtım gösteren, dünyada sık görülen hemoglobinopatilerden biridir. Oksidatif stresin OHA patogenezinde önemli yeri olduğu gösterilmiştir. Hidroksiüre (HU) kullanımı ile birlikte eser element takviyelerinin OHA tedavisine katkıları araştırılmaya devam edilmektedir. Amaç: Orak hücreli anemide HU kullanımı ve demir (Fe), bakır (Cu), çinko (Zn), selenyum (Se) eser elementlerinin oksidatif stres parametreleri olan TAK ve TOS ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya katılan bireyler; HU düzenli kullanan OHA'lı hastalar (Grup 1), HU kullanmayan veya düzensiz kullanan OHA'lı hastalar (Grup 2) ve sağlıklı kontrol grubu (Grup 3) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Hemogram, biyokim-yasal analizler, TAK (Total Antioksidan Kapasite), TOS (Total Oksidatif Stres), Fe, Cu, Zn ve Se düzeyleri ölçüldü. Elde edilen veriler OHA hasta grupları ve sağlıklı gönüllüler için kıyaslandı. Bulgular: Serum Fe düzeyleri; Grup 1'de 107,54  25,22 μg/dl, Grup 2'de 148,65  49,35 μg/dl, Grup 3'te 80,63  21,80 μg/dl olup, istatiksel açıdan birbirinden farklı idi (p=0,001). Cu düzeyleri; Grup 1'de 106,71  1 6,80 μg/dl, Grup 2'de 97,53  21,95 μg/dl, Grup 3'te 103,49  25,36 μg/dl idi. Gruplar arasında Cu düzeyleri açı-sından istatiksel fark saptanmadı (p=0,208). Zn düzeyleri; Grup 1'de 80,51  12,32 μg/dl, Grup 2'de 74,53  12,33 μg/dl, Grup 3'te 91,66  12,93 μg/dl olup, istatiksel açıdan birbirinden farklı idi (p=0,001). Se düzeyleri; Grup 1'de 81,31  12,15 μg/dl, Grup 2'de 59,76  15,18 μg/dl, Grup 3'te 102,26  23,50 μg/dl olup, istatiksel açıdan birbirinden farklı idi (p=0,001). TAK düzeyleri; Grup 1'de 3,05  0,69 mmol/L, Grup ix 2'de 3,22  1,06 mmol/L, Grup 3'te 2,15  0,48 mmol/L olup, istatiksel açıdan birbi-rinden farklı idi (p=0,001). TOS düzeyleri; Grup 1'de 13,26  5,55 μmol/L, Grup 2'de 14,40  4,76 μmol/L, Grup 3'te 14,98  6,44 μmol/L idi. Gruplar arasında TOS düzeyleri açısından istatiksel fark saptanmadı (p=0,416). Sonuç: Düzenli HU kullanan OHA grubu ile Düzensiz HU kullanan veya HU kullanmayan OHA grubu arasında TAK ve TOS düzeyleri benzer olarak saptanmıştır. TAK düzeyleri sağlıklı kontrol grubunda OHA hasta gruplarına göre daha düşük sap-tanmıştır. TOS düzeyleri, OHA hasta grupları ve sağlıklı kontrol grubunda benzer ola-rak saptanmıştır. Eser element düzeylerinin OHA ile ve OHA'da düzenli HU kullanımı ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bu konu ile ilgili daha ileri araştırmaların yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Orak hücreli anemi, TAK, TOS, hidroksiüre, eser element

AnemiAnemi-orak hücreliAntioksidanlar+3
Gizem Şahin
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eritropoetin dirençli anemisi olan hemodiyaliz hastalarında kemik iliği bulgularının değerlendirilmesi

Giriş: Kronik böbrek hastalığında (KBH), anemi sık karşılaşılan önemli bir mortalite ve morbidite sebebidir. KBH'de aneminin birçok sebebi olsada esas sebep eritropoetinin göreceli eksikliğidir. Kidney Disease Improving Global Outcomes (KDIGO) Clinical Practice Guideline for Anemia in Chronic Kidney Disease 2012 kılavuzunda, yeterli demir depoları olan, renal anemili hastalarda eritropoezi uyarıcı ajanlar (ESA) ile tedavi önerilmekte ve hemoglobin hedefi olarak ise 10-11,5 g/dl hedeflenmektedir. ESA tedavisi alan hastalarda kazanılmış ESA direnci önemli bir problemdir. Bu çalışmada amaç, KDIGO 2012 ilgili kılavuzuna göre, kazanılmış ESA dirençli anemisi olan hemodiyaliz hastalarında, kemik iliği bulgularının incelenmesidir. Materyal/ metod: Ocak 2012-Mart 2020 tarihleri arasında kronik böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz programında olan 210 hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. Optimum dozda ESA almakta iken, KDIGO kılavuzuna göre kazanılmış ESA direnci olan hastaların, hasta, hastalık ve kemik iliği örnekleme sonuçları analiz edildi. Kemik iliği biyopsi sonucuna göre hastalar, displazisi olan ve olmayan, hematolojik hastalık tanısı olan ve olmayan olmak üzere alt gruplara ayrıldı ve gruplar arasında sağ kalım analizi yapıldı. Bulgular: Çalışmada 26 hasta değerlendirildi. Ortanca yaş 60 yıl (25- 90) olan grubun, 17'si (%65.4) erkekti ve hemodiyaliz tedavisi ortanca süresi 27.5 ay (12- 102) olarak saptandı. Hastaların ortanca hemoglobin değeri 9.10 g/dl (6.6- 9.9), ortanca ferritin değeri 1103.5 ng/ml (235- 3633) olarak tespit edildi. Kemik iliği biyopsi bulgularında %26.9'unda kemik iliği demir yükü tespit edilirken, %26.9'unda kemik iliği fibrozis bulgusu tespit edildi. 10 hastada (%38.5) displazi tespit edilirken, bunlardan 5 tanesi hematolojik tanı aldı. Hematolojik tanısı olan hastalar ile olmayanlar arasında sağ kalım analizi yapıldığında, hematolojik patolojisi olan grup aleyhine sağkalım açısından farklılık gözlendi (p = 0.045). Sonuç: Kemik iliği yetmezliği veya benzeri hematolojik hastalıkların erken tanısının konulup sıkı takibinin yapılmasının, hastalık sağ kalımını etkileyebileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, ESA direnci, kemik iliği bulguları, anemi

AnemiBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+5
Mehmet Yılmaz
Muğla Sıtkı Kocman University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik anne bebeklerinde kord kanı ferritin düzeyleri ve erken demir eksikliği anemisi gelişmesi arasındaki ilişkinin araştırılması

Diyabet gebelikte %16 gibi sık bir oranda görülen önemli bir sorundur. Maternal diyabet ister gestasyonel ister bilinen diyabet olsun, başta solunum, metabolik ve hematolojik problemler olmak üzere yenidoğan sağlığını etkileyen pek çok sorunu beraberinde getirmektedir. Bu sorunlardan biri de bu bebeklerde polisitemiye bağlı artan demir ihtiyacı ve uteroplasental yetmezlik gibi çeşitli sebeplerle demir depolarının yetersiz olmasıdır. Bu çalışmada Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Yenidoğan ünitemize başvuran maternal diyabeti olan bebeklerde doğumda ve 4. aya kadar takip eden aylarda seri olarak demir depolarını değerlendirmek ve bu bebeklerde demir eksikliği gelişme zamanını belirlemek amaçlanmıştır. Bu prospektif çalışmaya 25/12/2018-01/07/2021 tarihleri arasında yenidoğan ünitemize başvuran, 37 hafta ve üzerinde doğan, maternal diyabeti olan bebekler alındı. Doğumdan dördüncü aya kadar aylık takiplerle bebeklerde hemoglobin (Hb), hematokrit (Hct), demir, demir bağlama kapasitesi (DBK), ferritin düzeylerine bakılarak literatürdeki referans değerlerle karşılaştırıldı. Çalışmaya toplam 86 bebek dahil edildi. Kan uyuşmazlığı olan, 37 haftanın altında doğan, hipoksik doğum öyküsü olan, başka bir nedenle polisitemisi olan ve solunum sıkıntısı veya sepsis ön tanısıyla hastaneye yatışı olan bebekler çalışmaya dahil edilmedi. Dahil edilen 86 olgunun annelerinden %9'unda Tip 1 DM (diabetes mellitus), %15'inde tip 2 DM, %76'sında Gestasyonel DM (GDM) olduğu saptandı. Çalışmada gruplar arasında cinsiyet, gestasyonel hafta, doğum ağırlığı, doğum şekli, beslenme şekli, anne yaşı, mulitparite, gebelikte demir kullanımı açısından anlamlı fark olmadığı görüldü. Hastaların %17'sinde makrozomi, %9,3'ünde hipoglisemi saptandı, diyabet tiplerine göre dağılımına bakıldığında makrozomi Tip 2 DM'li olgularda, hipoglisemi Tip 1 DM'li olgularda anlamlı derecede yüksek oranda tespit edildi. Dört aylık izlemde demir eksikliği açısından laboratuvar bulguları median değerlerinin seyrine bakıldığında, Hb, Hct, demir, ferritin düzeylerinde azalma, DBK'da artış olduğu görüldü. Diyabet tiplerine göre değerlendirildiğinde, özellikle Tip 1 DM'li olgularda doğumda en düşük demir ve ferritin; en yüksek Hb ve Hct, takip eden birinci ayda da en düşük Hb ve Hct seviyesinin olduğu tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada maternal diyabeti olan bebeklerde doğumdaki yetersiz demir depoları ve takip eden aylarda da Hb, demir ve ferritin düzeylerinde azalma olduğu ve bu bebeklerin demir eksikliği açısından takibinin önemi gösterildi. Anahtar Kelimeler: Diyabetik anne bebeği, demir eksikliği, demir deposu

AnemiAnemi-demir eksikliğiAnneler+4
Zeynep Muştucu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkinlerin demir eksikliği anemisi bilgi düzeyi ve demir takviyesine yönelik tutumları, nicel bir araştırma

DEA (demir eksikliği anemisi) prevalansı yüksek olmasına rağmen iştah açması ve kilo aldırma gibi sebeplerden dolayı bireylerin demir takviyelerini kullanmama durumu tedavide etkileyicidir. Tanımlayıcı bu araştırmada amaç DEA hakkında erişkinlerin bilgi düzeyleri ve demir takviyelerine karşı tutumlarının belirlenmesidir. Veri toplama aracı olarak kullanılan anket üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyodemografik sorular, ikinci bölümde DEA bilgi düzey soruları ve üçüncü bölümde demir takviyelerine karşı tutum soruları yer almaktadır. Kadınların erkeklerden, sağlık personellerinin diğer meslek gruplarından daha fazla bilgiye sahip olduğu; yaĢ ile bilgi düzeyinin pozitif ilişkili olduğu görülmüştür. Toplamda %41.1‟i DEA teşhisi alan katılımcıların %38‟inin çok az, %39.7‟sinin hiç demir ilacı kullanmadığı tespit edilmiştir. Kişilerin %21.9‟u demir takviyesi ile asla kilo verilemediği, %34‟ü bu takviyelerin biraz iştah açtığı ve %9.4‟ü çok fazla iştah açtığı düşüncesinde olduklarını belirtmiştir. Bireylerde demir takviyelerinin kilo vermede engel olmadığı ve kaybedilen iştahın demir alımı ile normale döndüğü bilinmektedir. Sonuç olarak yetişkinlerin anemi hakkında bilgi düzeylerinin ve düzenli takviye kullanımının artırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anemi, demir eksiliği anemisi, demir takviyesi, iştah, kilo verme, obezite.

AnemiAnemi-demir eksikliğiBilgi düzeyi+3
Kübra Nokta
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut bronşiolit vakalarında aneminin tedaviye etkisinin değerlendirilmesi

Bronşiolit, özellikle iki yaş altındaki çocuklarda çoğunlukla viral etkenlerin neden olduğu, hızlı solunum, göğüste retraksiyonlar ve hışıltılı solunum (wheezing) ile karakterize, bronşiollerin inflamasyonu ile seyreden klinik bir tablodur. Akut bronşiolitin temel tedavisi destekleyici tedavi olup, hastanın hidrasyonunun ve oksijenizasyonunun düzenlenmesi ve komplikasyonlar açısından yakından izlenmesini içerir. Hastaneye yatışı gerektirebilmesi, semptomların bazen haftalarca devam etmesi, beslenme problemlerine yol açması, sekonder bakteriyel enfeksiyonlara zemin hazırlaması gibi yüksek morbidite nedenleri hastalığın önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada Ekim 2013 ve Mart 2014 tarihleri arasında öksürük, hırıltı, dispne şikayetleri ile acil servisimize başvurup akut bronşiolit tanısı ile tedavi edilen 85 hastada aneminin tedaviye etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Hastaların 63'ünde (%74) anemi yokken 22'sinde (%26) ise anemi tespit edildi. Anemisi olan ve olmayanlar arasında karşılaştırma yapılınca tedavi öncesi hastalık skoru, DSS (dakika solunum sayısı), KTA (kalp tepe atımı) ve SaO2 (oksijen saturasyonu) değerleri ile tedavi sonrası hastalık skoru, DSS, KTA ve SaO2 değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak hafif ve orta akut bronşiolit vakalarındaki solunumsal olarak ortaya çıkan hipoksinin tedaviye olan yanıtı hafif anemik hastalarda anemik olmayanlara göre farklı değildir.

AnemiBronşiyal hastalıklarBronşiyolit+3
Tuğrul Dönmez
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süt çocuklarında demir profilaksisinin oksidan aktivite ve deoksiribonükleik asit üzerine etkisi

Amaç: Demir eksikliği tüm dünyada en sık görülen nutrisyonel eksiklik olması nedeni ile bir çok ülkede 4. aydan itibaren demir profilaksisi uygulanmaktadır. Ancak bu uygulama ile demir profilaksisine ihtiyacı olmayan bebeklere de demir profilaksisi verilmektedir. Çalışmamızda demirin gereksiz alımının deoksiribonükleik asit (DNA) ve oksidan sistem üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Metod: Ülkemizde "Demir gibi Türkiye" projesi ile 4 aylık tüm bebeklere demir profilaksisi başlanmaktadır. Çalışmamıza 6 ayını doldurmuş sadece anne sütü alan sağlıklı bebekler dahil edildi. Son 2 aydır demir kullanan bebekler 1. grup, çeşitli nedenlerle demir kullanmamış bebekler 2. grubu oluşturdu. Anemi ve kan demir parametreleri, DNA hasarı ve oksidan-antioksidan aktivite seviyesini belirlemek için bebeklerden kan örnekleri alındı. Bebekler demografik faktörler, demir eksikliği, demir eksikliği anemisi, DNA hasarı ve oksidan-antioksidan aktivite düzeyleri yönünden karşılaştırıldı. Bulgular: Araştırmaya demir profilaksisi alan otuz sekiz, profilaksi almayan yirmi altı vaka dahil edildi. Vakaların 31'i erkek, 33 tanesi kız idi. Başvuru anında 1.grup ile 2. grubun ortalama ağırlıkları (8148±894 gr vs 8173±1024 gr p=0,918), hemoglobin değerleri (11,33±0,789 g/dl vs 11,08±0,966 g/dl p=0,261) ve ferritin (33,1 (7,6-237) ng/ml vs 30,4 (1,8-124) ng/ml p=0,505), demir (45,5 (23-127) ug/dl vs 51,5 (18-124) ug/dl p=0,738), demir bağlama kapasitesi (317,13±44,06 ug/dl vs 337,92±76,84 ug/dl p= 0,228), transferrin (258,36±39,8 mg/dl vs 275,84±61,3 mg/dl p=0,218) değerleri istatiksel olarak anlamlı değildi. 1. grupta DNA hasarı (41.05 vs 27,78 p=0,000) ve oksidan aktivite seviyesi (12,47 vs 10,75 p=0,000) yüksek saptandı. Sonuç: Altı aylık bebeklerde demir profilaksisi alımı ile DNA hasarı ve oksidan stresin arttığı görülmektedir. Bu nedenle demir desteğinin demir damlaları yerine d

AnemiAnemi-demir eksikliğiBebekler+4
Mustafa Bilici
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rutin laboratuar parametreleri, ilaç tedavileri ve cinsiyetin akut kalp yetmezliğinde görülen anemi ile ilişkisi

Amaç : Akut kalp yetersizliğindeki anemi ile rutin laboratuar parametreleri, ilaç tedavileri ve cinsiyet arasındaki ilişkiyi araştırmak.Gereç ve Yöntem : Akut kalp yetersizliği nedeniyle ardışık olarak hastanemize yatan 234 hasta(114 kadın,120 erkek) çalışmaya alındı.Anemi yapan comorbiditesi olanlar, kan transfüzyonu yapılanlar,anti-anemik tedavi alanlar dışlandı.Çalışma hastaları anemik ve non-anemik olarak iki guruba ayrıldı.Bu iki gurup demografik özellikler, hastaneye yatmadan önceki 3 ay boyunca kullanmakta olduğu ilaçlar, transtorasik ekokardiografi, hemogram, sCRP, eritrosit sedimantasyon hızı, proBNP,D-dimer ve rutin biyokimya analizleri açısından karşılaştırıldı. Ayrıca bu hastalar içerisinden rastgele seçilen 50 hastada ilave olarak hemosiderinuri, retikulosit sayımı ve direct coombs testi yapıldı. Anemik ve nonanemik gurup arasında anlamlı olarak farklı bulunan tum değişkenler, Binary Logistik Regresyon Analizi'ne(BLRA) tabii tutuldu.Bulgular : Çalışmamızda araştırdığımız parametrelerden 25 tanesi anemik ve nonanemik gurup arasında anlamlı olarak farklı bulundu.Bu parametrelerle yapılan BLRA sonucu 11 parametre birbirinden bağımsız ve anlamlı olarak AKY de görülen anemi ile ilişkili idi.Kadın cinsiyette 2.6 kat, kalsiyum kanal blokeri (KKB) kullananlarda 2.6 kat,Kronik renal yetmezliklilerde (KBY) 3.1 kat, daha düşük serum AST si olanlarda 3.6 kat, daha düşük düzeltilmiş serum kalsiyumu olanlarda 3.0 kat, daha düşük LDL kolesterolu olanlarda 2.6 kat, daha düşük ortalama corpuscular volume (MCV)'lilerde 2.5 kat,daha düşük ortalama corpuscular hemoglobine konsantrasyon (MCHC)lularda 2.5 kat, serum magnezyum düzeyi daha yüksek saptananlarda 2.6,daha yüksek pro BNP'lilerde 3.5 kat daha fazla anemi olduğu görüldü. Digoxin kullananlarda ise 4.2 kat daha az anemi görüldüğü saptandı.Hemosiderinüri 13 hastada pozitif olup, anlamlı olmayarak anemik grupta sıktı.Retikulosit indeksi anemik gurupta anlamlı olmayarak daha düşüktü.Direkt coombs testi hemoliz bulguları olmayan 3 hastamızda pozitif bulundu.Sonuç : Anemik akut kalp yetmezliği hasta gurubunda non anemik guruba göre kadın cinsiyet, KBY varlığı, KKB kullanımı anlamlı olarak daha sıktı.Yine anemik gurupta düzeltilmiş serum kalsiyumu, serum AST'si, LDL kolesterol, MCV, MCHC anlamlı olarak daha düşük, serum magnesiumu, proBNP anlamlı olarak daha yuksekti.Digoxin kullanımı ise anemik olmayan gurupta anemik guruba göre anlamlı olarak daha sıktı.Anahtar kelimler : Kalp yetmezliği, anemi

AnemiCinsel kimlikKalp yetmezliği+1
Diğdem Dikerdem
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Demir eksikliği anemisi ile HbA1C arasındaki ilişki

Amaç: Demir eksikliği anemisi toplumda oldukça sık gözlenen bir sağlık sorunudur. Dünya popülasyonunun yaklaşık %24,8'i anemik olarak saptanmıştır. Bu anemik hastaların yaklaşık olarak 500 milyonunda ise demir eksikliği anemisi görülmüştür. Glukoz regülasyonu takibinde HbA1c değeri ölçümleri oldukça önemli olup günlük pratikte tercih edilmektedir. Demir eksikliği anemisinin HbA1c'ye olan etkisi günümüzde halen tam olarak netlik kazanamamıştır. Biz de bu çalışmamızda diyabetes mellitus hikayesi bulunmayan bireylerde demir eksikliği anemisinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası HbA1c düzeyine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamızda Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine Aralık 2020- Aralık 2021 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arası 75 birey retrospektif olarak çalışmaya alındı. Hemoglobin değeri 12 mg/dl'nin altında olan bu bireyler anemik hasta grup olarak tanımlandı. Demir tedavisi başlanmış olan bu hastaların, tedavi aldıktan 8-12 hafta sonra bakılmış olan kan sonuçları incelendi. Dışlama kriterlerine sahip olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya alınan grupların hemogram, biyokimya ve diğer demir parametrelerinin (demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin) tedavi öncesi ve tedavi sonrası HbA1c ile arasındaki ilişki araştırıldı. Bulgular: Çalışmadaki gruplar arasında yaş ortalaması, vücut kitle indeksi, kan biyokimya değerlerinden; AST, ALT, Üre, Kreatinin, Folat düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Hastaların tedavi öncesi B12 medyan değeri 262(127-540) pg/ml iken, tedavi sonrası B12 medyan değeri 354,5(127-1345) pg/ml'dir. İki medyan değeri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark mevcuttur(p<0,001). Demir eksikliği anemisi tedavisi öncesi serum HbA1c düzeyi 5,33±0,37 ve tedavi sorası HbA1c 5,08±0,44 olarak bulundu. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Hastaların tedavi öncesi glukoz ortalama değeri 91,27±8,5 mg/dl iken, tedavi sonrası glukoz ortalama değeri 88,32±9,37 mg/dl'dir ve iki ortalama değeri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur(p=0,008). Sonuç: Demir eksikliği anemisi olan hastalarda serum HbA1c düzeyi istatiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptandı. Demir eksikliği anemisi hastalarının tedavi edilmesiyle hem primer olarak aneminin olumsuz etkileri düzeldiği hemde HbA1c değerinde anlamlı olarak düşüş saptandı. Anahtar Kelimeler: Demir Eksikliği Anemisi, HbA1c

AnemiAnemi-demir eksikliğiHemoglobin A-glikolize
Hale Nur Yaman
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aksiyel spondiloartropatili hastalarda anemi sıklığının tespiti ile Sistemik İmmün-İnflamasyon İndeksi ve anti-TNF tedavisi ile etkileşimi

Amaç: Bu çalışmanın amacı aksiyel spondiloartropatili (axSpA) hastalarda anemi sıklığını tespit etmek ve sistemik immün inflamasyon indeksiyle olan etkileşimi ve de anti-TNF tedavisinin uygulanmasıyla oluşan sonuçları değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya ASAS'ın (Assessment of SpondyloArthritis İnternational Society) axSpA kriterlerini karşılayan , 18 yaşından büyük olan , en az bir yıl süreyle düzenli şekilde anti-TNF tedavisine ve takibe devam eden 51'i erkek 51'i kadın olmak üzere toplamda 102 hasta dahil edildi. Tüm hastalar anti-TNF ajanlardan herhangi biriyle tedavi edildi (9 hasta etanersept, 27 hasta adalimumab, 63 hasta sertolizumab pegol, 2 hasta golimumab ve 1 hasta infliksimab). Hastalara ait laboratuvar incelemelerinden C- reaktif protein (CRP), eritrosit sedimantasyon hızı (ESH), hemoglobin (Hb), hematokrit (Hct) ve eritrosit hacmi (MCV) sayıları, nötrofil-lenfosit oranı (NLR), trombosit-lenfosit oranı (PLR) ve sistemik immün inflamasyon indeksi (SII) değerleri tedaviye başlamadan önce ve tedaviden 1 yıl sonra bakılarak karşılaştırıldı. Bulgular: Başlangıçta 34 hastada (8 erkek, 26 kadın) (%33,3) anemi tespit edildi. Anti-TNF tedavisi sonrasında anemi oranı yarı yarıya azaldı (%16,7; 3 erkek, 14 kadın). Kadınlarda anemi görülme sıklığı erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). Anemisi olan hastaların anemisi olmayanlara göre ESH değerleri anlamlı derecede yüksek (p=0,002) fakat eritrosit (RBC) , Hct ve MCV değerleri ise anlamlı derecede daha düşüktü (p<0,001). Hemoglobin değeri ile lökosit (WBC) , nötrofil ve RBC sayısı, Hct ve MCV değerleri arasında pozitif korelasyon vardı (sırasıyla p=0,005, p=0,008, p<0,001, p<0,001, p<0,001) ; ancak ESH ile negatif korelasyon vardı (p< 0.001). Sİİ düzeylerinde anti-TNF tedavi öncesi ve sonrası yapılan karşılaştırmada azalma yönünde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde (p<0,001) fark saptandı. Anti-TNF tedavisi öncesi ve sonrası trombosit ve eritrosit sayısı dışındaki parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Sonuç: Anemi, axSpA hastalarında sıklıkla inflamasyona bağlı yaygın bir komorbiditedir. Yüksek düzeyde inflamasyon ve uzun süreli hastalık aktivitesi olan durumlar daha şiddetli anemi ile sonuçlanma eğilimindedir. Anti-TNF tedavisi yalnızca hastalık aktivitesini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda anemi durumunu da iyileştirebilir. Anahtar Kelimeler: Aksiyel spondiloartropati , kronik hastalık anemisi , anti-TNF tedavisi

AnemiBiyolojik tedaviSpondiloartrit+2
Duygu Güler
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gebe kadınların demir eksikliği anemisi hakkında bilgi düzeylerinin ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Bu çalışma gebe kadınların demir eksikliği anemisi hakkında bilgi düzeylerini ve ‎uygulamalarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; ‎Irak'ta bulunan Bint Al Huda eğitim hastanesine başvuran gebe kadınlar oluşturmaktadır. Veriler ‎IBM, SPSS ile tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, normallik testi, T-testi, anova testi, karşılaştırma ‎testleri, korelasyon testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; gebe ‎kadınların %83,7'sinin şehirde yaşadığı, %47,2'sinin çalışmadığı, %64,2'sinin mevcut gebeliği ‎sırasında sağlık sorunu yaşamadığı, %82,9'unun mevcut gebeliği sırasında sigara kullanmadığı, ‎‎%76,4'ünün önceki gebeliklerinde demir tableti aldığı, %53,7'sinin günde 2 kez demir tableti ‎kullandığı, %83,7'sinin gebelik ile bir sonraki gebelik arasında 1-3 yıl süre olması gerektiği ‎düşüncesinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada yaş, eğitim yılı, aylık gelir, gebelik ‎sayısı, gebelikler arası ortalama aralık gibi değişkenler ile Hb ve ferritin ‎değerleri arasında bir ilişki bulunamamıştır. Vücuttaki demir seviyesine gelince yaş, eğitim ‎durumu, gelir seviyesinin Hb ve ferritin düzeyleri üzerine etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ‎Ayrıca mevcut gebelik sayısının ve gebelik arası ortalama aralığın da Hb ve ferritin düzeyleri ‎üzerine etkisi olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak Hb ve ferritin değerlerinin anemi tanısı için ‎önemli olduğu, ancak gebelik değişkenleriyle ilişkili olmadığı görülmüştür. Elde edilen bu ‎sonuçlar doğrultusunda; anne ve bebek sağlığı açısından ciddi bir tehdit olan demir eksikliği ‎anemisine bağlı oluşabilecek komplikasyonları önleyebilmek amacıyla, demir ilacı kullanımı ‎konusunda gebeler ve aileleri prekonsepsiyonel dönem ve gebeliğin birinci trimesterinden ‎itibaren sağlık personeli (ebe, hemşire, doktor) tarafından bilgilendirilmelidirler.‎

AnemiDemirGebelik
Hadeel Nadhım Ghafıl Al-hasnawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation between thyroid disorder and anemia

The purpose of this study was to find out how hypothyroidism and hyperthyroidism affect the levels of haemoglobin. It was found that there was a link between thyroxin and haematological markers. We found that the average age of people in the hyperthyroidism, hypothyroidism, and control groups was 36.9±5.3, 33.3±3.6, and 27.33±4.19, respectively. The BMI showed that hypothyroidism (31.1±3.0, p-value 0.001) and hyperthyroidism (26.0±3.5, p-value 0.020) are very different from the controls (22.73±1.99). Thyroid problems comparing patients and controls There are statistically important differences between the levels of TSH hormone in patients and controls (p value 0.001). Using Iron Pane characteristics to compare patients and controls Ferritin levels are different between patients and controls (p = 0.001), but neither TIBC nor iron levels are different in a significant way. the link between people with thyroid disease and healthy people as measured by a hematological parameter It was found that there wasn't much difference between the patient group and the control group. The current study found that there were no significant differences between the mean RBC values for control, hyper, and hypo (hyper = 4.52±0.512, hypo = 4.315±0.541, and control = 4.8±0.552) (p value >0.05). The correlation and changes for HB were also not significant (11.89±1.9, 11.863±1.48, and 12.87±1.53, p value >0.05).

AnemiaHyperthyroidismHypothyroidism+1
Ahmed Khalıd Mhmood Alelthawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study the association of the levels of hepcidin with the development of anemia in obese patients

The present study has been designed to explore the relationship between obesity and anemia. For this purpose, 100 obese people were collected for the study with 30 healthy lean people with matched ages as control for the study. The blood of all participants was examined for hemoglobin (Hb), ferritin, hepcidin, iron, catalase, white blood cells (WBC) count, mean corpuscular volume (MCV), mean corpuscular hemoglobin (MCH), and uric acid. The results have indicated significant reduction of Hb level, significant elevation in the levels of ferritin and hepcidin, significant reduction of iron level, significant reduction of catalase activity, significant elevation in the WBC count, non-significant differences in the MCV and MCH, and significant elevation in the level of uric acid in obese people compared to lean people. In conclusion, obesity can be considered as risk factor for anemia development and lose in the ability of antioxidant defense system.

AnemiaIronFerritin+3
Salah Hamad Abed Abed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Biochemical assessment of iron overload effect on organs dysfunctions in patients with thalassemia and sickle cell anemia

The aim of this study is to evaluate the effect of over iron on the functions of some organs in the body such as the liver, heart, and brain, study the effect on the function of these organs, related to high iron levels in patients with hemoglobinopathies. This case-control study included 180 participants (149 patients and 31 controls). The patients were divided into four subgroups: 89 beta-thalassemia major, 16 beta-thalassemia intermediate, 21 beta-thalassemia, and 23 sickle cell anemia, who visit the genetic blood diseases center, Nasiriya, Thi Qar -Iraq. The level of iron, ferritin, ALT, AST, albumin, high sensitive troponin, myoglobin, CK-BB, and CK-MB was measured by standard methods and hence assessment the functions of organs in these diseases. The study was revealed, a significant increase in serum iron and ferritin levels in the patient's group when compared with the control. It was concluded that the toxic effect of high levels of iron might lead to tissues damage and hence to organ dysfunction. 2022, 62 pages Keywords: Iron overload, Organs dysfunctions, Liver, Thalassemia, Sickle cell anemia

AnemiaLiverSickle cell trait+1
Ahmed Jasım Mohammed Almuttrek
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Study of the relationship between hepcidin levels, iron status and some biochemical parameters in Iraqi patients with anemia disease

To see whether pregnant women who are anemic for Hepcidin hormone and the research group's general characteristics correlate. The age of anemic pregnant patients (26.95.3) and controls (25.334.19) was similar. The levels of hepcidin hormone differed greatly between patients and controls. The TIBC of a patient is compared to a reference range to identify iron deficiency. These new findings help differentiate between iron deficiency anemia and other microcytic anemias. Statistically significant differences in ferrtin levels between patients and controls are P-values less than 0.001. A woman's anemia is unrelated to her pregnancy anemia. comparing anemic patients to a healthy control group on a hematological parameter This was shown to be different between patients and controls. There was a significant difference in HCT Hb MCV MCH and RDW between control, anemic, pregnant and non-pregnant women. In the current study, hepcidin correlated with iron, TIBC, and ferritin. A strong association was seen between hepcidin and TIBC (r=0.443, P=0.001) and iron (r=0.491, P=0.001). While there is a positive link between Hepcidin and Hb, RBC, MCV, and MCH, there is a negative correlation with RDW (r=0.567, P=0.001).

AnemiaIronFerritin+2
Rusul Abbas Fadhıl Al-emran
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Dyslipidemia and hematological indices among patients with anemia and diabetes mellitus

Recent studies have related to detemine the impact of anemia and diabetes mellitus in Iraqi patients on the level of lipid profiles, hematological indices and anthropometric measurement(age, sex and body mass index), assessment of the indices can be carried out by measuring the level of blood indices that collected from patients in the laboratory. From January to June 2022, 120 patients (male and female) with anemia and diabetes mellitus were gathered and identified as having illness based on laboratory investigations, clinical examinations, and prior clinical reports, at Al-Sadr Teaching Hospital, Amara, Maysan, Iraq (2022). The results were compared to the results of 40 healthy control volunteers (male and female) who were matched for age, sex, and BMI. As a consequence, we may deduce that biochemical and hematological evaluations were performed (haematocrit, glucose, haemoglobin, platelets, lipid profile, red blood cell, neutrophil, white blood cell, mean cell volume, HbA1c and lymphocyte), Compared to healthy control participants, there was a substantial increase (p≤0.05-0.01) in the number of levels, in the serum of patients with anemia and diabetes mellitus (male and female). It is possible to draw the conclusion from these findings that diabetes and anemia are the primary factors responsible for changes in the levels of biochemical and hematological markers seen in patients.

AnemiaDiabetes mellitusHemoglobin A+2
Ahmed Mohammed Jasım Al-hraıshawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation study markers of renal dysfunction and some biochemical tests in patients with beta-thalassemia (major)

This research objective was to evaluate renal dysfunction in patients with beta-thalassemia (major) between male and female and some other biochemical tests with normal mixed male and female without iron metabolism disorders or renal diseases served as a control group. This disease is considered a serious disease that poses great risks to the developed population of the country. The main goal was to explore the potential association that might exist renal failure between male and female in patients with beta-thalassemia (major) that they suffers from ferritin high levels concentration in their bodies that damages patients kidneys in addition to high levels of blood urea and serum creatinine. The results of the study indicated that there was a strong correlation between age and ferritin and K, Na, and Ca, as well as urea and creatinine, as they were considered diagnostic tests for the disease, while there was no association with the S.Uric acid test, and within the main tests in our research there was no any correlation between male and female with urea and creatinine and electrolytes in beta-thalassemia (major) patients , which indicates the possibility of using these tests in early diagnosis or even in the follow-up of patients who are believed to have kidney failure or follow-up of those already diagnosed with beta-thalassemia (major).

AnemiaBeta-thalassemiaInformation and communication technologies+3
Haıder Khudhur Abbas Al-khazrajı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation between liver damage and anemia

The most prevalent complication of liver damage for human beings is anemia, hematological disorders are usually related to liver illnesses, and many people have anemia from a variety of causes, bleeding is a serious cause of anemia, with a high mortality rate, and anemia is exacerbated by blood coagulation problems. Each case of anemia has a unique etiology, therefore it's critical to get started on the right treatment right once. The primary goal is to determine whether there is a relationship between the severity of liver damage and hemoglobin levels, all participants are required to provide written informed permission, the experimental testing was done in Dhi Qar Province laboratory in Iraq. In this work, ten parameters including age, weight, WBC, Hb, iron, ferritin, GOT, GPT, hs CRP, and albumin were measured in patients in the anemia for the patients' group and healthy group. The results of this study noticed that there is a positive correlation between Hb and iron. Also, a positive correlation was recorded between GPT and GOT with ferritin, a negative correlation was recorded between WBC and Hb. Also, a negative correlation was recorded between ferritin, GOT, GPT with Hb. İn addition, a negative correlation was recorded between ferritin, GOT, GPT with iron

AnemiaLiver diseasesChronic disease
Hadeel Nahedh Mohammed Almaged
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Molecular detection of asymptomatic bacteruria among pregnant women with anemia in Iraq

The purpose of the research is detection of the relationship between anemia in pregnant women in the second trimester of pregnancy and virulence factors for bacterial infections of Escherichia. coli (E. coli) by PCR. 150 midstream urine samples were collected from pregnant women with age (16-45) years, also were taken blood samples. The percentage of bacterial growth which was isolated from 105 samples, 44,3 % (n=47) were E. coli followed by other gram negative bacteria, 11,3% (n=12) which include Klebsiella pneumonia, and 10,4% (n=11) Pseudomonas aeruginosa. Also was the number and percentage 50% (n=35) of the infection group women had anemia, while 100% (n=35) of the non-infected women and non-anemic. Further confirmation done using by API 20E system and VITEK 2. Purity and concentration of the extracted DNA from 47 isolates were confirmed with Nano-drop. The concentration ranged from 50-200 mg/µL. This study proved, the appearance of cnf1 gene in the E. coli bacteria which is infect to pregnant women with anemia, also showed the toxic role of these genes in tissue damage.

AnemiaBacteriuriaEscherichia coli+3
Ghadah Mohammed Abdulrıdha
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of erythropoietin hormone in sera of patients with diabetic kidney disease

The erythropoietin hormone is essential for RBC synthesis in the bone marrow. In this study, 120 samples were divided into three groups. GI = 30 patients with diabetic kidney disease, GII = 30 patients with DM2, and GIII = 60 healthy people were taken. Examinations were done for them (R.B.C, HCT, Hb, MCV, MCH, Iron, TIBC, UIBC, Trf, Ferritin, TSAT%, Glucose, HbA1c, Urea, Creatinine, Albumin, Total Protein, Globulin, and AGR). The results of chemical parameters shown a significantly increase (P≤0.01) in (EPO, Ferritin, Glocose, HbA1c, Urea, and Creatinine) and a significantly decrease (P≤0.01) in (RBC, Hb, HCT, Iron, UIBC, TIBC, TP, and TSAT%) and significant decrease (P≤0.05) of ALB and GLOB in patients with diabetic kidney disease compared with DM2 and healthy groups. The anaemia is occur by the incompetence of the kidneys to secrete EPO and the low iron due to malnutrition and vitamin B12 deficiency; the increase in urea and creatinine is occur by the inability of the kidneys to get rid of nitrogenous waste due to the damage caused by diabetes; and the increase in EPO is occurred by drugs that Erythropoiesis-stimulating Agents (ESA), such as recombinant human erythropoietin (rHuEPO), that causes the hormone to rise, but most diabetic kidney patients are resistant to rHuEPO, which has been related to oxidative stress, inflammation, and iron deficiency. Keywords: Diabetic Kidney Disease, Erythropoietin, Anaemia with DKD, End-stage of renal disease (ESRD), Uraemia in DKD

AnemiaKidney diseasesErythropoietin
Mohammed Qasım Hamad Algburı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of hepcidin in sera of patients with diabetic kidney disease

Diabetic kidney disease has been shown to be a major cause of kidney failure. The development of DKD may be slowed by early identification. Because the kidneys are unable to filter albumin, anemia is one of the most serious consequences of DKD, microalbuminuria is the first clinical indication of urinary albumin excretion rate (UAER) and the DKD glomerular filtration rate is less than 60 mL/min/1.73. Diabetics with kidney disease are more likely to develop anemia than those without diabetes. According to our results, people with chronic kidney disease and diabetes in their early stages are more likely to have anemia. This investigation is subject to diabetic kidney disease and iron deficiency anemia. 120 samples were separated into three groups: 60 healthy individuals. 30 people with diabetic kidney disease. and 30 subjects with type 2 diabetes. The following parameters (RBC, Hb, HCT) were measured. (TIBC, Iron, UIBC, Trf, Ferritin, glucose, urea, creatinine, albumin, total protein, and Hepcidin) Hepcidin elevation in diabetic kidney disease (DKD) was significantly different from the DM2 group and the healthy control group (p≤ 0.01). Levels of urea, creatinine, glucose, and ferritin increased throughout the investigation period. Furthermore, it was found that (iron, TIBC, UIBC, albumin, and total protein). Significantly lower (p≤0.05) when compared to the control group and DM2. Keywords: Hepcidin hormone, DKD, Chronic kidney disease, Anemia

AnemiaHepcidinChronic kidney disease-mineral and bone disorder
Omer Kamıl Husseın Ghraırı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Irakta B12 ve B6 vitamini düzeylerinin metabolik etkilerinin incelenmesi

Globally, anaemia is a major public health phenomenon. WHO defines anaemia as a haemoglobin (Hb) concentration below 12.0 g/dL in women and 13.0 g/dL in men. Depending on MCV, anaemia can also be categorized as microcytic, normocytic, and macrocytic. One of the causes of anaemia is a lack of essential nutrients such as vitamins B6 and B12. A total of 120 patients, including 40 patients with microcytic anaemia, 40 patients with macrocytic anaemia and 40 healthy controls, who were diagnosed with anaemia clinically by a haematologist according to MCV rates at Al-Hussein medical city –section of haematology, participated in this study. In this study, vitamin B6, vitamin B12, Hb, HCT, and MCV, which were significantly decreased in patients with microcytic anaemia, were examined (p value<0.001**), while vitamin B6, vitamin B12, Hb, and HCT were significantly decreased in patients. Macrocytic anaemia (p-value<0.001**) and MCV were significantly elevated in the same group. As a result, vitamin B12 and vitamin B6 levels were decreased with microcytic and macrocytic anaemia.

AnemiaIraqVitamin B 12+1
Zuhaır Fadhıl Abdulghafoor Allamı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orak hücre anemili çocuklarda pulmoner fonksiyonların değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Çocuk Hematoloji Polikliniğinde takipte olan orak hücre anemili hastaların solunum fonksiyon testleri ve egzersiz testleri ile pulmoner fonksiyonlarını değerlendirip, bunların klinik parametreler ile olan ilişkilerini tespit etmeyi amaçladıkGereç ve yöntemler: Çalışmaya 24 orak hücre anemili hasta çocuk ve kontrol grubu olarak 9 sağlam çocuk alındı. İki grubun tam kan sayımı, hemoglobin elektroforezi ve biyokimya parametreleri için kan örnekleri alındı. Her iki gruba Göğüs Hastalıkları AnaBilim Dalında karbon monoksit difüzyon testi çalışıldı. Hastaların aynı gün Spor Fizyolojisi Bilim Dalında spirometre ile solunum fonksiyonları ölçüldü ve her iki gruba egzersiz testi uygulandı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıdıBulgular: Orak hücre anemili hastaların hemoglobin elektroforezlerinde HbS % 85,2 oranında tespit edildi. Hasta grubun HbS, HbF, SGPT, LDH, ferritin, total-direkt bilirubin ve Fe++ değerleri yüksek bulundu (p< 0,05). Kontrol grubuna göre Hb ve hematokrit değerleri düşük idi (p>0,05). Bir-üç atak arası VOK geçiren hasta sayısı 14 (% 58,3), 3 ve üstü atak geçiren hasta sayısı 7 (% 29,2) ve VOK atak geçirmeyen hasta sayısı 3 (% 12,5) idi. AGS geçiren hasta sayısı 5 (% 20,9) ve AGS geçirmeyen hasta sayısı 19 (% 79,1) idi. Hastaların % 62,5'da izole karbon monoksit difüzyon testi bozukluğu saptandı. Spirometri ile % FEV1 ve MEF 25 hasta grubunda düşük bulundu (p<0,05). Egzersiz testinde hastaların VO2/HR düşük saptandı (p<0,05). VE/VO2 (p=0,023) ve R (p=0,016) yüksek saptandıSonuç: Çalışma sonucunda OHA'lı hastalarda akciğerlerinde gaz transferinin zor olduğu saptandı. Spirometri ölçümleriyle hava yollarının egzersizle daralmış olduğu görüldü. Obstrüktif tarzda bozuklukların takip edilmesi gerektiği düşünüldü. Oksijen nabzı ve solunum değişim oranları düşük tespit edildi ve aerobik metabolizma için daha fazla metabolik aktivite harcadıkları görüldü. Bu sonuçlar ile, oksijen radikalleri ve hipoksinin akciğerde yarattığı inflamasyonun etkileri nedeniyle aerobik solunum yükünün arttığı söylenebilir.Anahtar Kelimeler: Orak hücre anemisi, karbon monoksit difüzyon testi, spirometri, egzersiz testleri,aerobik solunum, çocuk.

AnemiAnemi-orak hücreliEgzersiz+5
Cem Kurt
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Paroksismal noktürnal hemoglobinüri tanısında yüksek riskli hastalarda fluorescent aerolysin yönteminin geleneksel tanı yöntemleri ile kıyaslanması

Giriş ve Amaç: Klasik olarak kronik intravasküler hemoliz bulguları, kemik iliği yetersizliği ve trombozla kendini gösteren paroksismal noktürnal hemoglobinüri, hematopoetik kök hücrenin klonal bir hastalığıdır. Glikozilfosfatidilinozitol çapası yardımıyla hücre zarına bağlanan bazı proteinlerin mutant hematopoetik kök hücrelerin ürünü olan olgun hücrelerde eksikliği söz konusudur. Fluorescent aerolysin testi çok güçlü bir sensitiviteye sahiptir. %0.01 oranındaki paroksismal noktürnal hemoglobinüri klonlarını saptayabilir.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 24 erkek (%60), 16 kadın (%40) toplam 40 hasta alınmıştır. Hastaların ilk tanı bilgilerine göre 4 hastada (%10) Paroksismal noktürnal hemoglobinüri, 11 hastada (%28) Aplastik anemi, 5 hastada (%12) Hemolitik anemi, 12 hastada (%30) Miyelodisplastik sendrom ve 8 hastada (%20) Pansitopeni görülmüştür.Bulgular: Fluorescent aerolysin testi pozitif bulunan hastaların 4'ü (%100) ilk tanıda da paroksismal noktürnal hemoglobinüri iken, 6 hastanın (%55) ilk tanıda Aplastik anemi, 1 hastanın (%20) Hemolitik anemi ve 1 hastanın (%12) ise Pansitopeni olduğu görülmüştür. Fluorescent aerolysin pozitif bulunan 12 hastanın 12'sinde deCD 55 ve CD 59 eksikliği görülürken, 12 hastanın 11'inde Asit Ham testi pozitif olarak elde edilmiştir. CD 55 ve CD 59, paroksismal noktürnal hemoglobinüri tanısında altın standart olarak kabul edildiğine göre Fluorescent aerolysin testi için duyarlılık ve seçicilik değerleri her iki ölçüt için de %100 olarak elde edilmiştirSonuç: Fluorescent aerolysin testi, Paroksismal noktürnal hemoglobinüri tanısında spesifik tanı yöntemleri arasında klinisyenin en güvenilir kaynaklarından biridir.Anahtar sözcükler: Fluorescent aerolysin, Paroksismal noktürnal hemoglobinüri, Akım sitometri, Anemi, CD55 ve CD59

Akım sitometrisiAnemiFlüoresan tekniği+6
Ayşe Nur Gür
Çukurova University
2012
00

Related subjects