Anestezi
389 theses under this subject heading
Supraklaviküler brakiyal pleksus bloğu uygulanan hastalarda intravenöz deksmedetomidin ve perinöral deksametazonun blok süresine etkisi
Amaç: Bu çalışmada supraklaviküler blok yapılan hastalarda intravenöz deksmedetomidin ile perinöral deksametazonun kombine kullanımının blok süresine, blok başlangıcına, hasta memnuniyetine, postoperatif bulantı-kusmaya ve opioid tüketimine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayından sonra, supraklaviküler blok planlanan ASA I-III, 18-75 yaş arası 120 hasta çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak gerçekleştirildi. Grup 1'e, iv deksmedetomidin infüzyonu, Grup 2'ye iv deksmedetomidin + perinöral deksametazon, Grup 3'e perinöral deksametazon verildi. Dördüncü grup kontrol grubuydu. Postoperatif 48 saat boyunca vital bulgular, komplikasyonlar, morfin tüketimi, hasta memnuniyeti, motor ve sensoriyel blok süreleri kaydedildi. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Bulgular: Sensoriyel blok süreleri Grup 1 (726,83 ± 50,93 dk), Grup 2 (1126,33 ± 127,32 dk) , Grup 3 (1104,83 ± 120,71 dk), Kontrol (368,67 ± 41,73 dk) gruplarında değerlendirildi. Motor blok süreleri Grup 1 (726,83 ± 50,93 dk), Grup 2 (1126,33 ± 127,32 dk), Grup 3 (1104,83 ± 120,71 dk), Kontrol (368,67 ± 41,73 dk) gruplarında değerlendirildi. Hem motor hem de sensoriyel blok süreleri açısından Grup 2 ve Grup 3 benzer bulundu (p>0,05). Grup 2 ve Grup 3, Grup 1 ve Kontrol gruplarından daha uzun blok sürelerine sahipti (p<0,05). Grup 1 ise Kontrol grubundan daha uzun blok sürelerine sahipti (p<0,05). Sonuç: Hem perinöral deksametazon hem de intravenöz deksmedetomidin tek başlarına kullanıldıklarında blok süresini uzatır. Perinöral deksametazon, iv deksmedetomidinden daha etkin olup, bu iki ajanın kombine kullanımı ile perinöral deksametazonun tek başına kullanımı arasında fark bulunmamıştır. Deksmedetomidin rejyonel anestezide etkin bir sedatif olsa da hipotansiyon ve bradikardiye neden olabileceği unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: supraklaviküler blok, iv deksmedetomidin, perinöral deksametazon
Ratlarda üç farklı anestezik kombinasyonun klinik olarak karşılaştırılması
Amaç: Ketamin-ksilazin, ketamin-medetomidin, ketamin-ksilazin-diazepam kombinasyonları ile anestezi oluşturulduktan sonra ratların vücutlarında oluşan; solunum frekansı, kalp frekansı, vücut sıcaklığı ve diğer klinik parametrelerdeki değişime cevap aramaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma üç grup halinde toplam 24 rattan oluşmuştur. Her grupta 4 erkek, 4 dişi rat vardır. Bu çalışmada birinci grup ketamin (75mg/kg)-ksilazin (10mg/kg) kombinasyonu, ikinci grup ketamin (70mg/kg)-ksilazin (5mg/kg)-diazepam (5mg/kg) kombinasyonu, üçüncü grup ise ketamin (70mg/kg)-medetomidin (0.2mg/kg) kombinasyonu ile anesteziye alındı. Anestezi süresince solunum frekansı, kalp frekansı, vücut sıcaklığı, perifer oksijen satürasyonu (SpO2); ayakta kalma refleksi, kulak refleksi ve ayak parmak arası refleksleri gibi klinik parametreler 5, 10, 15, 20, 25, 30, 45, 60, 90, 120. dakikalar monitör ve fiziksel muayene eşliğinde kaydedilmiştir. Bulgular: Cerrahi anestezi süresi ketamin-medetomidin grubunda ketamin-ksilazin grubuna göre istatiksel (P=0,045) olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Ketamin-ksilazin ve ketamin-medetomidin grupları arasında kalp frekansı düzeyi bakımından 45. dakikada (P=0,024) ve 60. dakikada (P=0,046) önemli düzeyde farklılık gözlenmiştir. Solunum frekansı düzeyi 10. dakikada ketamin-medetomidin grubuna göre ketamin-ksilazin-diazepam grubundaki düşüş (P=0,027), 60. dakikada görülen artış (P=0,016) istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ketamin-ksilazin-diazepam ve ketamin-medetomidin grupları arasında vücut sıcaklığı düzey bakımından 30. dakikada (P=0,037) önemli düzeyde farklılık gözlenmiştir. Sonuç: Ketamin-ksilazin, ketamin-medetomidin, ketamin-kslazin-diazepam gibi anestezik madde kombinasyonları ile oluşturulan anestezilerin derinliği ve süresinin cerrahi girişimler açısından yeterli olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Anestezi, Kalp Frekansı, Rat, Solunum Frekansı, SpO2
Sleeperone elektronik anestezi sistemi ile geleneksel lokal anestezi tekniklerinin çocuk hastalarda meydana getirdiği ağrı ve kaygı düzeylerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, bir bilgisayar destekli lokal anestezi sistemi olan SleeperOne® ile yapılan intraosseöz anesteziyi geleneksel lokal anestezi teknikleriyle oluşturdukları ağrı ve kaygı bakımından kıyaslamaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya 8-12 yaş aralığında 1. daimi molar dişlerinde dentin 1/2 seviyesinde oklüzal çürüğü olan 32 hasta dahil edilmiştir. Hastaların işlem öncesi CFSS-DS ile kaygı düzeyleri ölçülmüştür. Lokal anestezi uygulamalarından önce ve sonra kalp atım değeri ve hekim gözlemine dayalı FIS değerleri, anestezi sonrası bireysel ağrı deneyimini belirlemek için VAS değeri ölçülmüştür. Vitalite ve anestezi etkinliği EPT ile kontrol edilmiştir. Bulgular: SleeperOne® ile intraosseöz anestezi sonrası her iki çenede geleneksel yönteme kıyasla anlamlı olarak daha düşük VAS ve FIS değerleri ölçülmüştür. Anestezi sonrası kalp atım sayısında üst çenede anlamlı fark olmazken alt çenede geleneksel yönteme göre daha düşük kalp atım sayısı olduğu görülmüştür. Sonuç: SleeperOne® ile intraosseöz uygulamaları etkili ve başarılıdır. Geleneksel yöntemlere kıyasla çocuklarda daha az ağrı ve kaygıya neden olmuştur. Kesin kanılara varılabilmesi için daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dental Kaygı, İntraosseöz Anestezi, Sleeperone
İntravenöz anesteziklerin ratlarda manyetik rezonans spektroskopi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Günümüzde noninvazif tanı metodları giderek artmaktadır. Nonivazif tanı metodlarından biri olan manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında sonucun doğru olması için hastanın hareketsiz durması esastır. Fakat bazı psikiyatrik hastalıklarda ve çocuklarda bunu sağlamak için genel anesteziye ihtiyaç duyulur. Bu amaçla sıklıkla intravenöz anesteziklerden; propofol, tiyopental, midazolam, ketamin tek başlarına ya da kombinasyonlar şeklinde tercih edilir. Bütün anesteziklerde olduğu gibi intravenöz anestezik ajanlar da beyin metabolizmasını değişen derecelerde etkilemektedir. Bizim amacımız ideal bir manyetik rezonans spektroskopi çekiminde hastanın hareketsiz olmasını sağlayacak ve aynı zamanda beyin metabolizmasını en az ya da hiç etkilemeyecek bir genel anestezik ajanı belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada; İnönü Üniversitesi deney hayvanları etik kuruldan onay alındıktan sonra Wistar Albino grubu 35 erkek rat kullanıldı. Manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında beyindeki metabolik değişimleri saptayabilmek için ratlar rastgele beş gruba (yedişerli) ayrıldı. Gruplar; grup M (midazolam 50 mg/kg-1,n=7), grup K (ketamin 40 mg/kg-1, n=7), grup T (tiyopental sodyum 40 mg/kg-1, n=7), grup P (propofol 26 mg/kg-1, n=7), ve grup S intraperitoneal izotonik ile %1 izofluran maske anestezisi olmak üzere belirlendi. Anestezik ilaçlar ve izotonik intraperitoneal olarak 3,5 mL volüm halinde verildi. İntraperitoneal propofol uygulanması sonrası sedasyon sağlanamaması ile grup P çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Manyetik rezonans spektroskopide ölçülen beyin metabolitleri (N-asetil aspartat, kolin ve kreatin seviyeleri) açısından gruplar arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır. Her bir gruptaki ratlar arasında da, kolin/kreatin, N-asetil aspartat/kolin ve kolin/ N-asetil aspartat oranları açısından fark olmadığı gösterilmiştir. Sonuç: Sedasyon amacıyla, tek doz midazolam, ketamin ve tiyopental verilmesinin manyetik rezonans spektroskopi sonuçlarını etkilemediği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Manyetik Rezonans Spektroskopi, Sedasyon, Midazolam, Ketamin, Tiyopental sodyum, İzofuloran.
Laringeal maske uygulamalarında minimal akımlı anestezide manuel ve hedef kontrollü yöntemlerin karşılaştırılması
Amaç: Düşük ve minimal akımlı anestezide taze gaz akımı ve anestezik ajan dağıtımı, anestezist tarafından manuel olarak veya hedef kontrollü yöntem ile otomatik ayarlamalar yapılarak sürdürülebilmektedir. Hedef kontrollü yöntem; cihaz üzerinde istenen inhalasyon ajanı ve oksijen değerlerinin anestezist tarafından belirlendiği ve hedeflenen seviyelere ulaşmak için ek manuel ayarlamalara gerek kalmadan; taze gaz, inhalasyon ajanı ve oksijen dağıtımının sistem tarafından otomatik ayarlandığı bir gaz sevki modudur. Çalışmamızın amacı; laringeal maske eşliğinde minimal akımlı anestezi uygulamasında hedef kontrollü ve manuel kontrollü yöntemleri güvenilirlik ve kolay uygulanabilirlik açısından karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza elektif şartlarda inguinal herni cerrahisi için laringeal maske ile genel anestezi uyguladığımız 82 hasta dahil edildi. Minimal akımlı anestezide hedef ve manuel kontrollü yöntemler, hedeflenen değere ulaşma süreleri, inhalasyon ajan stabilitesi ve gaz tüketimi açısından kıyaslandı. Ayrıca hedef kontrollü anestezi yönteminin, benzer anestezik derinliği sağlamak ve hipoksiyi önlemek için yapılan müdahalelerin sayısını azaltıp azaltmadığı da değerlendirildi. Bulgular: Hedef kontrollü grupta manuel kontrole kıyasla ekspiryum sevofluran konsantrasyonu daha az değişkenlik gösterdi. Manuel kontrollü grupta hedeflenen minimal alveoler konsantrasyona ulaşma süresi hedef kontrollü gruba oranla anlamlı derecede kısa bulundu (77 sn'ye karşı 120 sn). Manuel kontrollü grupta hedeflenen oksijen ve anestezik ajan konsantrasyonlarını sürdürmek için cihaza daha fazla sayıda müdahale gerekti (8'e karşı 2, P < 0,001). Oksijen ve hava tüketimi manuel kontrollü grupta istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşüktü. Sevofluran tüketimi ve uyanma zamanı açısından ise anlamlı farklılık yoktu. Sonuçlar: Çalışmamız sonucunda laringeal maske uygulamalarında hedef kontrollü yöntemin minimal akımlı anestezi ile güvenli bir şekilde kullanılabileceğini gösterdik. Hedef kontrollü yöntem sevofluran ve oksijen konsantrasyonunu istenilen aralıklarda sürdürmek için cihaza daha az sayıda müdahale gerektirerek minimal akımlı anestezi yönetimini büyük ölçüde basitleştirdi ve anestezi sürecine olumlu katkı sağladı. Anahtar kelimeler: Hedef kontrol, Manuel Kontrol, Minimal Akım, Laringeal Maske
Pron pozisyonda düşük ve yüksek akımlı anestezinin solunum mekanikleri üzerine olan etkileri
Amaç: Çalışmamızda pron pozisyonda yapılan cerrahi işlemlerde düşük akımlı anestezinin solunum mekanikleri üzerine olan etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Elektif şartlarda genel anestezi altında pron pozisyonda lomber vertebra cerrahisi uygulanacak 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar düşük akımlı anestezi ve yüksek akımlı anestezi grubu olarak ikiye ayrıldı. Hastaların demografik verileri, hemodinamik parametreleri değerlendirildi. Her iki grubun pron pozisyondaki havayolu tepe basıncı, havayolu plato basıncı ve kompliyans parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların demografik verileri, hemodinamik parametreleri açısından iki grup arasında fark tespit edilmedi. Düşük akım grubunda havayolu tepe basıncı ile havayolu plato basıncı artışı yüksek akım grubundan daha az artış gösterdi, kompliyans değerindeki azalma ise düşük akımlı grupta yüksek akımlı gruptan daha az azalma gösterdi. Sonuç: Pron pozisyonda gerçekleştirilen düşük akımlı anestezi uygulamaları, tepe ve ortalama hava yolu basınçlarında meydana gelen yükselmeyi ve kompliyansta meydana gelen düşmeyi anlamlı şekilde azaltmaktadır.
Spinal anestezi altında total diz artroplastisi yapılan hastalara USG eşliğinde yapılan adduktor kanal bloğu, IPACK blok ve geniküler sinir bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Total diz artroplastisi (TDA) sonrası hastalarda şiddetli postoperatif ağrı olmaktadır. Bu durum hasta memnuniyetini azaltmakta, mobiliteyi geciktirmekte ve hastanede kalış süresini uzatmaktadır. Günümüzde postoperatif ağrı yönetiminde multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada adduktor kanal bloğu (AKB), popliteal arter ve diz kapsülü arası infiltrasyon bloğu (IPACK) ve geniküler sinir bloğunun (GSB); postoperatif VAS skoru, opioid tüketimi ve mobilite üzerine etkileri araştırıldı. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak planlandı. Spinal anestezi altında primer TDA planan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar üç gruba (n=30) ayrıldı. Hastalara AKB (grup A), IPACK blok (grup I) ve GSB (grup G) uygulandı. Periferik sinir blokları 15 mL %0,375 bupivakain ile spinal anestezi uygulamasından önce gerçekleştirildi. Hastaların postoperatif dönemde VAS skoru, opioid tüketim miktarı ve mobilizasyon testleri karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar ASA skorları ve demografik özellikler açısından benzerdi. VAS skorları 4., 6. ve 12. saatte grup G'de diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (sırasıyla; P=0,006, P=0,040, P=0,041). Postoperatif ilk 12 saatte VAS skorları grup G'de grup A ve grup I'ya göre daha düşük bulundu. Ameliyat sonrası ilk 24 saatte tüketilen toplam opioid miktarı grup G'de diğer iki gruba göre istatiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşüktü (P=0,014). Hastaların üç metre yürüme testini tamamlama süresi GSB uygulanan grupta AKB ve IPACK blok uygulanan gruplara göre daha kısaydı ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuçlar: Geniküler sinir bloğu TDA'da postoperatif VAS skorlarında belirgin düşme sağladığı ve opiod tüketimini azalttığı için postoperatif analjezide AKB ve IPACK blok yerine tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, adduktor kanal bloğu, IPACK blok, geniküler sinir bloğu
Ratlarda sevofluran anestezisinden derlenmede kafeinin derlenme süresi ile EEG beyin dalgalarına etkisi
Amaç: Fosfodiesteraz inhibisyonu yolu ile cAMP'nin yıkılmasını engelleyen kafeinin, ratlarda sevofluran anestezisinden derlenmeyi ve beyin dalga aktivitesini nasıl etkilediğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 16 adet Sprague-Dawley erkek ratın kafataslarına elektrokortikografi (ECoG) kaydı için ketamin/ksilazin anestezisi sonrası elektrot takıldı. 1 hafta sonra ratlar kontrol ve kafein (75 mg/kg) grubu olmak üzere rastgele 2 gruba ayrıldı. Beş dakikalık bazal ECoG kaydından sonra ratlar sırayla gaz sızdırmaz anestezi kutusuna konuldu ve 60 dakika sevofluran anestezisi uygulandı. Anestezinin 50. dakikasında kontrol grubundaki ratlara 2ml/kg SF, çalışma grubundaki ratlara ise 75 mg/kg kafein intraperitoneal olarak enjekte edildi. Deney öncesinde, anestezi boyunca ve anestezi sonrasında ratların solunum frekansları kaydedildi. Sevofluran anestezisi kesildikten sonra kuyruk sıkıştırma ve doğrulma (tam derlenme) reflekslerinin geriye geldiği süre not edildi. ECoG kayıtları kaydedilerek deney sonrasında delta + teta dalga frekansı ve dalga amplitüdleri hesaplanarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Kafein uygulaması kuyruk sıkıştırma ve doğrulma refleksi geri geliş süresini kontrol grubuna göre kısalttı (sırasıyla p=0,042; p=0.003). Kafein enjeksiyonu sonrası 5. ve 10. dakikalarda solunum sayısı kontrol grubuna göre artış gösterdi (sırasıyla p<0,001; p<0,001). Kafein enjeksiyonu 4-10. dakikalar arasında teta + delta dalga sayısını kontrol grubuna göre anlamlı olarak azalttı (p<0,05). Enjeksiyonlar sonrası ortalama amplitüdler kıyaslandığında, kafein enjeksiyonu teta + delta dalgaları toplam amplitüd ortalamasını azalttı (p=0.008). Sonuçlar: Sevofluran anestezisi altındaki ratlara intraperitoneal olarak uygulanan kafeinin, beyin delta + teta dalga sayıları ile toplam ortalama dalga amplitüdlerini azalttığını ve anesteziden derlenme süresini kısalttığını tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Kafein, Sevofluran, Derlenme Süresi, EEG
Anesteziyoloji ve reanimasyon hekimlerinin kırılganlık ve kırılganlık testleri hakkında bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Kırılganlık; önemi global olarak artan geriatrik bir sendromdur; fiziksel yetmezliklerden oluşan bir fenotipe sosyal, işlevsel ve bilişsel eksikliklerin ilave olması ile oluşur. Sağlık hizmeti alan yaşlı sayısının artışı sonucu, Anesteziyoloji ve Reanimasyon hekimlerinin kırılgan hastalar ile daha fazla karşılaşması söz konusudur. Amacımız; anestezi hekimlerinin kırılganlık ve kırılganlık testleri bilgileri ve tutumlarının değerlendirilmesi, Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin geliştirilmesidir. Temmuz 2021-Kasım 2021 tarihleri arasında, Anesteziyoloji ve Reanimasyon hekimleri ile bu branşın yan dallarında görev yapmakta olan yan dal araştırma görevlileri ve uzman hekimlerinden oluşan 284 gönüllüye ulaşılmıştır. Hekimlere kırılganlığa dair bilgilerinin ve uygulama pratiklerinin sorgulandığı, tanımlayıcı sorularla birlikte güvenilirlik ve geçerlilik kanıtlarını sunduğumuz anketimiz uygulanmış, kırılganlık ve tarama ölçekleri hakkında bilgi ve tutumlarına ilişkin veriler değerlendirilmiştir. Katılımcıların %75,4'ü (n=212), 24-34 yaş aralığındaydı ve %60,12'si (n=169) araştırma görevlisi idi. Hekimlerin %49,8'u (n=140) kırılganlığı bilmediğini, %95,7'si (n=269) kliniklerinde kullanılan rutin bir tarama testi olmadığını ve yalnızca %12,5'i (n=35) daha önce kırılganlık tarama ölçeklerini kullandığını ifade etmiştir. Katılımcıların tarama testlerini kullanma oranlarının düşük olduğu görülmektedir. Araştırmamızda oluşturduğumuz kırılganlık tutum ölçeği puanları sunulmuştur. Cronbach alfa değeri 0,792 hesaplanan Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin "güvenilir" ve "kapsam", "yüzey", ve "yapı" geçerliği analizleri sonuçlarına göre geçerli bir ölçek olduğu kabul edilmiştir. Ölçek verileri değerlendirildiğinde hekimlerin engel(2,64±0,52) ve öz yeterlilik(2,43±0,52) puan ortalamalarının düşük olduğu görülmüştür. Araştırma görevlileri, uzman hekimler ve öğretim görevlileri ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p> 0,05). Hekimlerin bu antiteye karşı tutumlarının değerlendirilmesi, sağlık profesyonellerinin görüşlerinin karşılaştırılması ve optimal bakımın önündeki engelleri belirleyebilmek adına Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin kullanılmasının yarar sağlayabileceğini düşünmekteyiz.
Rektus kılıf bloğu ile transversus abdominis düzlem bloğu'nun intraoperatif ve postoperatif etkinliklerinin prospektif karşılaştırılması
Çalışmamızda göbek altı median (GAM) ve göbek üstü median (GÜM) kesi uygulanacak genel cerrahi hastalarında, transversus abdominis düzlem bloğu (TADB) ve rektus kılıf bloğu (RKB)'nun intraoperatif ve postoperatif analjezik etkinliklerini prospektif ve randomize kontrollü olarak karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastaların yazılı onamı sonrası, GAM-GÜM kesi uygulanacak, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) sınıflaması 1-3 olan, 18-75 yaş aralığında 80 hastada gerçekleştirildi. Hastalar demografik verileri kaydedilerek rutin monitorizasyon ve genel anestezi indüksiyonu sonrası, grup TADB ve grup RKB olarak ikiye ayrıldı. Hastaların hemodinamik verileri indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası 1. dakika ve intraoperatif 30 dakikalık periyotlarda kaydedildi. Bütün hastalara morfin ile hazırlanmış hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulandı. Hastaların intraoperatif hemodinamik verileri ve uygulanan opioid miktarları, postoperatif istirahat ve öksürmekle görsel analog skalaları, ilk HKA dozuna gereksinim zamanı, postoperatif opioid tüketimleri, kurtarıcı analjezik gereksinimi, ilk mobilizasyona kadar geçen süreleri, opioid yan etkileri, hasta ve cerrah memnuniyeti değerlendirildi. İntraoperatif hemodinamik veriler, uygulanan opioid miktarı ve postoperatif ağrı skorları iki grupta benzer bulundu. TADB grubunda postoperatif morfin tüketimi 2. Saatte anlamlı düzeyde yüksek (p=0,041) bulundu. Takiplerinde gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. İstirahat ve öksürmekle postoperatif ağrı skorları ve ilk HKA dozuna gereksinim zamanı diğer çalışmalar göz önüne alındığında düşük ancak iki grup arasında benzer iii olarak bulundu. Ek analjezik ihtiyacı iki grupta benzerdi (p=0,633). İlk mobilizasyona kadar geçen süre TADB ve RKB grupları arasında benzer olduğu (p=0,798) ve opioide bağlı yan etkilerin de benzer olduğu (p=0,239) bulundu. Hasta memnuniyeti iki grupta benzerdi (p=0,415). Cerrah memnuniyeti iki grupta benzerdi (p=1,0). Sonuç olarak GAM-GÜM kesi uygulanan hastalarda TADB'nin ve RKB'nin etklinliğinin benzer olduğu kanısına varıldı. Anahtar kelimeler: Transversus abdominis düzlem bloğu, rektus kılıf bloğu, ağrı yönetimi, median laparotomi.
Farklı anestezi yöntemlerinin alt çenede pulpal anestezi etkinliğinin değerlendirilmesi
Kök kanal tedavisinin amacı, kök kanal sisteminin yeterli bir seviyede preperasyonu ve dezenfeksiyonu sonucunda sızdırmaz bir şekilde doldurulmasıdır. Bu tedavi sürecinde yeterli bir anestezi derinliği kritik önem arz etmektedir. Mandibular posterior dişlerde kanal tedavisi gerektiği zaman rutin olarak İASB kullanılmaktadır. İrreversible pulpitisli mandibular molar dişlerde, İASB ile her zaman yeterli anestezi derinliği sağlanamamaktadır, bu tür vakalarda intraosseöz, bukkal infiltrasyon anestezisi gibi destek anestezi yöntemleri kullanımı gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı farklı anestezi yöntemlerinin alt çenede pulpal anestezi etkinliğinin retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Çalışmamıza mandibular molar dişlerini irreversible pulpitis teşhisi konmuş 40 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalara 2% lidokain 1:100,000 ile İASB yapıldı. Tedavi sırasında hala ağrı hisseden hastalar yapılacak destek anestezi açısından; 2. doz İASB, artikain ile bukkal infiltrasyon, mylohyoid anestezi ve intraosseöz anestezi olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Uygulanan destek anesteziden sonra kanal giriş kavitesi açıldıktan sonra hastalara anlık ağrı düzeyini HP-VAS kullanarak bildirmesi istenmiştir. Tedavi sonrasında ise hastaların postoperatif ağrıları 6. saat, 12. saat, 24. saat, 48. saat ve 7. günde VAS kullanılarak ölçülmüştür. İstatistiksel analizler sonucunda irreversible pulpitisli mandibular molar dişlerde destek anestezi yöntemleri arasında anlamlı bir fark bulunamamış olup sırasıyla %60, %60, %70, %80 başarı oranı yakalanmıştır. Postoperatif ağrı konusunda grupların arasında anlamlı bir bulunamamıştır. Tüm gruplarda 24. Saatten sonra ağrı düzeylerinde anlamlı bir düşüş olmuştur. Postoperatif ağrının anestezi yönteminden ziyade tedavi sonrası geçen süreyle alakalı olduğu bulunmuştur.
Pediatrik suprakondiler fraktürlerinin kapalı redüksiyon ve internal fiksasyonunda ultrason rehberliğinde uygulanan infraklavikular bloğun etkinlik ve güvenliği
Periferik sinir blokları erişkinlerde sıklıkla kullanılan anestezi yöntemidir. İnfraklavikular blok subklaviyan arterin klavikula altından vizüalize edilerek genelde ultrasonografi eşliğinde uygulanan bir periferik sinir bloğudur. Pediatrik vakalarda periferik sinir blokları ile ilgili yeterli veri yoktur. Bu çalışmamızda suprakondiler fraktürlerde kapalı redüksiyon internal fiksasyon cerrahisi uygulanan çocuklarda infraklavikular blok ile anestezinin yeterli olduğu, postoperatif bulantı kusma ve ek opioid ihtiyacının azaldığını, güvenli ve konforlu bir cerrahi sağladığını raporlamayı amaçladık. Bu çalışmamız için suprakondiler fraktürü olup kapalı redüksiyon internal fiksasyon cerrahisi yapılan 3-16 yaş arası 70 hastanın kayıtları retrospektif olarak değerlendirildi. Grup İ deki hastalara ASA sedasyon/analjezi skalasına göre orta düzey sedasyon/analjezi uygulandı. Demografik veriler her iki grupta da benzerdi. İnfraklavikular blokla opere olan hastalarda %80 başarı sağlanmıştır. Kalan %20 hastaya 0.05 mcg/kg/dk remifentanil infüzyonu başlandığında ise total başarı %94,3'e ulaşmıştır. Postoperatif ek opioid ihtiyacı infraklavikular blok uygulanan hastalarda genel anestezi grubundakilere göre anlamlı derecede azdı (Grup G de %25.71 Grup İ de % 5.7)(P=0,028). Bulantı kusma da infraklavikular blokla opere olan hastalarda belirgin olarak azdı (Grup G de %25.71 Grup İ de %8.6 (P=0.072). Bu sonuçlar çocuklarda da üst ekstremite cerrahisinde infraklavikular bloğun tek kullanılabileceği,etkin bir anestezi ve güvenilir bir postoperatif analjezi sağlayabileceğini göstermiştir.
Farklı dental anestezi tekniklerinin ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisinin fizyolojik ve biyokimyasal parametrelerle değerlendirilmesi
Bu çalışma, çocuk hastalarda geleneksel yöntemle ve bilgisayar destekli anestezi cihazı (Sleeper One) ile uygulanan infiltratif anestezi uygulamalarının, ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçladı. Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Kliniği'ne başvuran 7-11 yaş aralığındaki 60 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı (n=30): Kontrol grubu (geleneksel infiltratif anestezi), Çalışma grubu (Sleeper One ile uygulanan infiltratif anestezi). Lokal anestezi uygulamalarının ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisi, Sayısal Ağrı Skalası (VAS), Wong Baker Yüz Skalası (WBS), Modifiye Edilmiş Çocuk Dental Anksiyete Skalası (MCDAS), FLACC (Yüz, Bacaklar, Aktivite değerlendirmesi, Ağlama durumu, Teselli edilebilirlik) ölçeği, nabız, oksijen saturasyonu (SpO2) ve tükürük kortizol seviyesi ölçümü ile değerlendirildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Çalışmada, ağrı ve anksiyetenin yaş ve cinsiyet ile bir ilişkisi olmadığı bulundu. Anestezi uygulaması ile hem kontrol hem de çalışma grubunda artmış nabız değerleri elde edildi (p<0.05). Kontrol ve çalışma gruplarında farklı ölçüm zamanlarında elde edilen SpO₂ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Anestezi sonrası VAS, FLACC, MCDAS, kortizol değerleri kontrol grubunda çalışma grubuna göre anlamlı bir şekilde daha yüksekti (p<0.05). WBS değerleri incelendiğinde; kontrol grubunda hastaların %76.67'sinin 'az ağrı veya belirgin ağrı', %16.67'sinin 'ciddi veya dayanılmaz ağrı' hissettiği görüldü. Çalışma grubunda ise hastaların %56.67'sinin 'çok az ağrı', %20'sinin 'az ağrı' hissettiği, hiçbirinin ciddi veya dayanılmaz ağrı hissetmediği görüldü. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, bilgisayar destekli anestezinin çocuk hastalarda ağrı ve anksiyete oluşumunu azaltabildiği, bu nedenle çocuk hastalarda kabul edilebilir olduğu bulundu.
Geriatrik ASA III ve üzeri olan femur fraktürlerinde genel ve rejyonel anestezinin postoperatif yoğun bakım ünitesinde kalış süresi, morbidite ve mortalitesinin karşılaştırılması
Geriatrik hastalarda kalça fraktürleriartmaktadır. Hastaların postoperatif yoğun bakım ihtiyacı da artmaktadır. Çalışmamızda anestezi yönteminin kalça fraktürü ameliyatı sonrası yoğun bakımda kaldıkları süre, morbidite, mortaliteye etkisini incelemeyi amaçladık. Kalça kırığı nedeniyle 65 yaş üstü ASA III ve üzeri 198 hasta retrospektif olarak incelendi. Genel ve rejyonel anestezi olarak gruptaki hastaların demografik verileri, ek hastalıkları, bazı biyokimyasal parametreler, transfüzyon miktarları,YBÜ kalma süresi, APACHE skorları, mortalite, morbidite ve komplikasyonlar retrospektif olarak değerlendirildi. Genelile rejyonel anestezi karşılaştırıldığında genel anestezi alan grupta APACHE skorları, intraoperatiftransfüzyon miktarı anlamlıyüksek bulunmuştur. Rejyonel anestezi alan grupta postoperatif mekanik ventilatör süresi, 8-28 günlük mortalite,kardiyovasküler sistem ve enfeksiyon komplikasyonu istatistiksel açıdan anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p<0,05). Geriatrikfemurfraktürlerinde seçilecek anestezi halen tartışılmaktadır.İntraoperatiftransfüzyonlarıazaltması,postop APACHE skorunu düşürmesi,mekanik ventilasyon süresini azaltması, mortaliteyive komplikasyonları azaltması nedeniylerejyonel anestezi avantajlıgörülmektedir. Çalışmamızdarejyonel anestezinin tercih edilmesini belirtmekle beraber hastanın az olması, incelemenin retrospektif olmasımortalite ve diğer sonuçlar üzerinde yorum yapmayıkısıtlayan nedenler olarak sıralanabilir.AnahtarKelimeler: Geriatri, Femur, Rejyonel Anestezi, Genel Anestezi, Mortalite,
Proksimal femur ve kalça cerrahilerinde l4 seviyesinde USG rehberliğinde yapılan ESP bloğu ile spinal anestezinin etkinlik ve güvenliğinin karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Birçok komorbiditesi olan yaşlı hasta popülasyonunda karşılaşılan kalça kırıklarında ılımlı sedasyon altında tek başına Lomber Erektör Spina Plan bloğunu etkin ve güvenli cerrahi anestezi ve postoperatif analjezi açısından spinal anestezi ile karşılaştırmayı amaçladık. Materyal Metot: Çalışmamız için proksimal femur ve kalça cerrahisi için opere olacak 68 ASA I-III aralığında olan hasta dahil edildi. Hastalar iki eşit gruba ayrıldı. Bir gruba L4 düzeyinden USG rehberliğinde 30 mL lokal anestezik ile Erektör Spina Plan Bloğu; diğer gruba ise L4-L5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Erektör Spina Plan bloğu yapılan iki hasta yetersiz blok nedeniyle çalışmanın sonraki hesaplamalarından çıkarıldı. Hastalar perioperatif olarak cerrahi anestezi yeterliliği, vital bulgular ve postoperatif olarak da yan etki ve analjezi ihtiyacı açısından takip edildi. Bulgular: Her iki grupta demografik veriler arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Anestezi başarı skoru değerlendirilmesinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Erektör Spina Plan Bloğu yapılan hastalarda hipotansiyon insidansı anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Postoperatif ilk analjezik ilacın uygulanma zamanları spinal anestezi yapılan grupta 2,24±0,94 ve Erektör Spina Plan bloğu yapılan grupta 11,17±1,40 olarak bulunmuş ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,001). Sonuç: Kalça operasyonlarında ılımlı sedasyon altında Lomber Erektör Spina Plan bloğunun spinal anesteziye alternatif olabilecek yeterli anestezi oluşturduğu, ve düşük hipotansiyon insidansı ve uzun post operatif analjezi süresi üstünlük göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kalça kırığı, Erektör Spina Plan Bloğu, Spinal Anestezi, Postoperatif Analjezi, Hipotansiyon
Parsiyel kalça protezi operasyonlarında PENG (Pericapsular nerve group) blok uygulanan ve uygulanmayan hastaların postoperatif tramadol tüketimi, klinik etki ve yan etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Parsiyel kalça protezi operasyonlarında PENG (pericapsular nerve group) blok uygulanan ve uygulanmayan hastaların postoperatif tramadol tüketimi, klinik etki ve yan etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz etik kurul onayı ve hastaların yazılı onamları alındıktan sonra parsiyel kalça protezi (PKP) cerrahisi planlanan, 18-75 yaş arası, genel anestezi (GA) sonrası PENG blok uygulanmış (Grup P) 24 hasta ve PENG blok uygulanmamış (Grup K) 24 hasta olmak üzere toplam 48 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, ASA skoru) kaydedildi. Ultrasonografi eşliğinde 20 ml % 0,5'lik bupivakain ile Grup P'de bulunan hastalara GA sonrası PENG blok yapılmış, Grup K'da bulunan hastalara ise sadece GA uygulandı. Postoperatif BIS skoru, ilk 24 saatlik VAS ve NRS skorları, vital bulguları, kullanılan tramadol ve remifentanil miktarları, ek analjezi ihtiyacı, mini mental test skoru, Riker ajitasyon ve sedasyon skoru, hasta konfor skoru, modifiye aldrete derlenme skorlaması ile intraoperatif ve postoperatif komplikasyonlar (taşikardi, bradikardi, hipertansiyon, hipotansiyon, kaşıntı, bulantı-kusma, aritmi) kaydedildi. Bulgular: Parsiyel kalça protezi (PKP) cerrahisi uygulanan Grup P ve Grup K'nın intraoperatif ve postoperatif komplikasyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı; ancak Grup K'da remifentanil iv infüzyonu ortalama 0,13 mcg/kg/dk'dan giderken Grup P'de ise 0,05 mcg/kg/dk'dan uygulanmış olup istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulundu (p<0,01). Grup P, BİS skoru değerleri preoperatif ölçümü ile intraoperatif çıkış (uyanma sonrası) ölçüm değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık VI göstermektedir (p=0,01). Grup K, BİS skoru değerleri preoperatif ölçümü ile intraoperatif çıkış (uyanma sonrası) ölçüm değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir (p=0,01). Grup P ve Grup K arasında BIS skoru değerleri karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p=0,14). Postoperatif OAB ve nabız değerleri Grup P'de grup K'ya göre daha düşük olup OAB (p<0,01) ve nabız (p<0,01) değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Postoperatif 0. dk, 10. dk, 30. dk, 60. dk, 2. saat, 4. saat, 6. saat, 12. saat ve 24. saatlerde değerlendirilen VAS (p<0,01) ve NRS (p<0,01) skorları her iki grupta da Grup P'de daha düşük olup istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Grup P ve Grup K arasında postoperatif tramadol kullanımı karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p=0,04). Modifiye aldrete derlenme skorlamasında Grup P ve Grup K arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,01). Grup P ve Grup K arasında hasta konfor skorunun karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p=0,04). Sonuç: PKP cerrahisi uygulanan hastalarda intraoperatif ve postoperatif analjezik amaçlı PENG blok uygulanan hastaların VAS ve NRS skorları, kullanılan tramadol ve remifentanil miktarları, hasta konfor skoru, postoperatif OAB ve nabız değerleri PENG blok uygulanmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermektedir. Bu durum PKP planlanan hastalarda PENG blok uygulamasının intraoperatif ve postoperatif multimodal analjezinin bir parçası olarak iyi bir seçenek olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: VAS ve NRS skorları, BİS skoru.
Zor entübasyonun öngörülmesinde radyolojik belirteçlerin geleneksel yöntemlerle karşılaştırılması: Prospektif çift kör, gözlemsel çalışma
Zor havayolu ve zor entübasyon, anestezi uzmanlarının karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Zor entübasyonu preoperatif olarak öngörebilmek ve önceden hazırlık yapmak, hasta sağlığı ve komplikasyonların önüne geçilebilmesi açısından vazgeçilmezdir. Mallampati ve Cormack-Lehane gibi bazı durumlarda uygulayıcıya göre değişebilen geleneksel subjektif ölçümler sensivite ve spesifitenin düşük olması sebebiyle yeterince prediktif ve güvenilir olamamaktadır. Bundan dolayı entübasyon güçlüğünü öngörmede yeni objektif parametre ve yöntem arayışları sürmektedir. Bu çalışmada, hali hazırda kullanılmakta olan Modifiye Mallampati, Cormack-Lehane skorları, tiromental mesafe, sternomental mesafe gibi geleneksel testlerin yanı sıra literatürde yeni yeni yerini almaya başlayan radyolojik belirteçlerin prediktif değerlerini araştırılması planlanmıştır. Bu çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Beyin Cerrahi Anabilim Dalı tarafından genel anestezi altında elektif cerrahi için hazırlanan ve preoperatif dönemde rutin olarak bilgisayarlı tomografi (BT) ve düz grafi görüntülemesi yapılacak 70 hastanın çalışmaya alınması planlandı. Çalışmaya alınan hastaların antropometrik ölçümler, tiromental mesafe, sternomental mesafe, Cormack-Lehane ve Mallampati skorları kayıt altına alındı. Preoperatif radyolojik görüntülemelerden, cilt-vallekular mesafe, cilt-epiglottik mesafe, cilt-glottik mesafe, dil uzunluğu ve yüksekliği, epiglottis uzunluğu ve açısı ölçüldü. Sonuçta tiromental ve sternomental mesafe ile Mallampati ve Cormack-Lehane skorları zor entübasyon ile ilişkilendirilebilirken, zor entübasyon ile kolay entübasyon grubunda radyolojik indekslerin ölçümleri arasında anlamlı fark görülemedi.
Spinal anestezi altında diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi
Spinal anestezi altında total diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi uygulanan hastalarda, midazolam sedasyonuna eklenen düşük doz ketaminin, postoperatif analjezik etkinliğini araştırmak hedeflendi. Çalışmamızda araştıracağımız primer sonuç, preoperatif verilen ketaminin postoperatif ilk 24 saat içindeki analjezik tüketimine ve bulantı - kusma insidansına etkisidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, hastanemiz etik kurulundan onay alındıktan sonra erişkin yaş grubunda diz protezi operasyonu geçirecek ASA I-II risk grubundaki 48 hastada gerçekleştirildi. Hastaların preoperatif yazılı onamları alındı. Prospektif, randomize, çift-kör planladığımız bu çalışmada hastaları, Ketamin ve kontrol olmak üzere 24'er kişiden oluşan 2 gruba ayırdık. Kontrol grubu hastalara 0.03 mg/kg midazolam ile Ketamin grubu hastalara 0.01 mg/kg midazolam ve 0.3 mg/kg ketamin (10 dakikada) ile sedasyon sağlandıktan sonra; 15 mg % 0.5 hiperbarik bupivakain ile L3-4 veya L4-5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Her iki gruba da intraoperatif sedasyon ihtiyacı durumunda (hastayı Ramsey Sedasyon Skalasına göre 3 düzeyinde tutacak şekilde) 0.5 mg'lık dozlar halinde (3 - 5 dk beklenerek) midazolam i.v uygulandı. Duyusal blok, soğuk-sıcak ayrımı; sempatik blok, pinprick testi; motor blok, bromage skalası ile değerlendirildi. Duyusal blok T10 düzeyine yükselince ameliyata izin verildi. Preoperatif, intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreler izlendi, kaydedildi. Postoperatif her iki gruba da hasta kontrollü analjezi yöntemiyle i.v morfin 24 saat süreyle uygulandı. Postoperatif Visuel Analog Scala, toplam morfin tüketimi, komplikasyon, yan etkiler ve hasta memnuniyeti değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 66 ± 7 yıl olan 45 hasta çalışmaya alındı. Üç hasta cerrahi komplikasyon nedeni ile çalışmadan çıkarıldı. Gruplar arasında demografik veriler, anestezi süresi ve cerrahi süre, duyusal blok başlangıç süresi, motor blok gerileme süresi, uyku kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ketamin grubunda total morfin tüketimi, 2, 4, 6, 12 ve 24. saatlerdeki VAS düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p < 0.05). Sonuç: Preoperatif verilen düşük doz ketamin, VAS skorlarını, bulantı - kusma insidansını ve postoperatif morfin tüketimini anlamlı derecede azaltmıştır. Anahtar sözcükler: ketamin, spinal anestezi, morfin, hasta kontrollü analjezi.
Laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatlarında düşük akımlı anestezi yönteminin hemodinami üzerine etkisi
Giriş Amaç: Obezite yaşam kalitesini ve süresini olumsuz olarak etkileyen kronik bir hastalıktır. Obezitenin en etkili tedavi yöntemlerinden birisi bariatrik cerrahidir. Bariatrik cerrahide anestezi uygulamak riskli ve komplikedir. Yıllardır kullanılan düşük akımlı anestezi tekniğine obezite cerrahisinde kullanımına rastlanmamıştır. Anestezi makinelerinin yüksek standartlara sahip olması, düşük akımlı anestezinin güvenli bir şekilde uygulanabilmesi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Çalışmamızda günümüzde sıklıkla kullanılan düşük akımlı anestezi tekniği, laparoskopik sleeve gastrektomi ameliyatlarında kullanıp hemodinamik açıdan hastaların nasıl seyrettiğini inceledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya LSG ameliyatı planlanan 18-60 yaş arası ASA II-III vücut kitle indeksi 40-55 arasında olan toplam 40 hasta dahil edildi. Hastaların düzeltilmiş kilosu hesaplandıktan sonra ilaçlar buna göre yapıldı. Endotrakeal entübasyon sonrası tüm hastalarda tidal volüm 7ml/kg, solunum frekansı 12/dk ve PEEP 5 cmH2O olacak şekilde ventilasyon başlandı. Düşük akım grubunda balangıçta 4lt/dk (denitrojenasyon amacıyla) %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile 10 dk devam edildikten sonra 1lt/dk %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile düşük akıma geçildi. Normal Akım grubunda 4lt/dk (denitrojenasyon amacıyla) %50 O2 - %50 hava ve %2-2,5 sevoflurane ile anestezi idamesi sağlandı. Hastalardan anestezi başlangıcı ve bitişinde arter kan gazı örneği alındı. Anestezi başlangıcından sonra 10dk aralıklarla, kalp atım hızı, sistolik arter basıncı, diyastolik arter basıncı, ortalama arter basıncı, periferik oksijen saturasyonu, bispektral indeks, train of four değerleri kaydedildi. Operasyon bitiminde hastanın spontan solunumu başlayınca dekürarizasyon uygulandı, spontan solunumu ve kas gücü yeterli olduğunda ekstübe edildi. Bulgular: Çalışmamızda; düşük akım grubunda ve normal akım grubunda arter kan gazı örneklerinde, pH, PaO2, PaCO2, HCO3, Laktat ve BE açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Hemodinamik verilerde SAB, DAB, OAB, KAH, SpO2 ve BİS ölçümlerinde iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ameliyat sırasında ve sonrası dönemde hastalarda düşük akımlı anestezi uygulamasına bağlı hemodinamik açıdan herhangi bir değişiklik, beklenmeyen etki veya komplikasyon belirlenmedi. Sonuç: LSG ameliyatı uygulanan morbid obez hastalarda düşük akım tekniği güvenle kullanılabilir.
Fasya iliaka kompartman bloğu için en uygun lokal anestezik volümü: Üç farklı volümün karşılaştırılması
AMAÇ: Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) alt ekstremite cerrahilerinde postoperetif ağrıyı azaltmak için son dönemde sıkça tercih edilen bir analjezi yöntemidir. Çalışmamız da total kalça artroplastisi planlanan hastalarda postoperatif analjezi amacıyla uygulanan FİKB' de volümün etkisini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya etik kurulu onayı alındıktan sonra, total kalça artroplastisi planlanan ASA I-II-III 18-85 yaş arası 45 hasta dahil edildi. Bütün hastalara genel anestezi uygulandı ve inhalasyon anestezisi ile idame sağlandı. Hastalar kapalı zarf çekme yöntemi ile üç gruba ayrıldı. Grup 1' e 30 ml, grup 2' ye 40 ml ve grup 3' e 50 ml volüm içinde LA solusyonu hazırlandı. Operasyon bitiminde supin pozisyonda USG eşliğinde suprainguinal yaklaşımla FİKB uygulandı. Derlenme odasında hastalara tramadollü iv-HKA cihazı bağlandı. Derlenme odasında VAS≤5 oluncaya kadar hastalar takip edildi gereken hastalara ek analjezik yapıldı. Hastaların derlenme odası giriş, 1., 6., 12., 18., 24. saat VAS, tramadol tüketimi ve memnuniyet anket değerleri kayıt altına alındı. BULGULAR: Çalışmamız yaşları 18 ile 85 arasında değişen, 10' u (%22,2) erkek ve 35' i (%77,8) kadın olmak üzere toplam 45 olgu üzerinde yapılmıştır. Olguların yaş ortalaması 60.7±11.30 yıldır. Olgular 15'er kişilik üç grup altında incelenmiştir. Gruplara göre olguların yaş, kilo, boy, VKİ ve cinsiyet dağılımları ile anestezi süresi ve cerrahi süre ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Grup 2 deki olguların 1. saat, 6. Saat, 12. saat, 18. saat ve 24. saatlerdeki VAS değerleri, total tramadol tüketim miktarları, verilen bolus sayıları, istedikleri bolus sayıları grup 3' den istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Her üç grupta da komplikasyona rastlanmamıştır. SONUÇ: FİKB total kalça artroplastisisinde postoperatif analjezi sağlayan etkin bir kompartman bloğudur. Bu çalışmada en düşük ağrı skorları ve analjezik gereksinimi 2mg/kg bupivakain içeren 40 ml LA kullanılan grupta elde edilmiştir.
Hipotansif anestezinin serebral perfüzyon ve kandaki antioksidan düzeyleri ile HIF1a düzeyi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Giriş-Amaç: Kontrollü hipotansiyon arteryel kan basıncının istemli bir şekilde geri dönüşümlü olarak düşürülmesidir. Hipotansif anestezi özellikle bazı cerrahilerde uygulanan kan basıncının kontrollü şekilde düşürüldüğü anestezi yöntemidir. Dar alanda çalışılan cerrahiler veya kanama potansiyeli yüksek cerrahilerde intraoperetif kanama ve kan transfüzyonu ihtiyacını azaltır ayrıca temiz bir cerrahi görüş sağlar. Ortalama kan basıncı (OKB) ya da sistolik kan basıncı (SKB)'na göre hipotansif anestezi uygulanabilmektedir. Near İnfrared Spektroskopi (NIRS) serebral oksijenizasyonu devamlı ve noninvaziv olarak takip etmeyi sağlar. HIF 1a, TAS, TOS ise doku oksijenizasyonu ve perfüzyonunu ön görmeyi sağlayan labaratuvar belirteçleridir. Çalışmanın amacı standardize edilmiş anestezi derinliği altında kontrollü hipotansif anestezi uygulanan hastalarda; ameliyat öncesi ve sonrası kanda HIF 1a, TAS, TOS ölçümleri ve NIRS ile serebral perfüzyon değerlendirilmesi yapılarak hipotansif anesteziye sekonder gelişebilecek doku hipoksisi ve buna bağlı mediatörlerin doku düzeyindeki değişimlerini ve bunların hangi tansiyon parametreleri ile ilişkili olduğunun araştırılmasıdır. Gereç-Yöntem: Çalışmamıza elektif rinoplasti ve ortognatik cerrahi ameliyatı planlanan 18-75 yaş arası, ASA 1-2 olan toplam 60 hasta dâhil edildi. Tüm hastalarımıza standart anestezi indüksiyonu sonrası propofol ve remifentanil infüzyonu kullanılarak TİVA tekniği ile anestezi idamesi uygulandı. Hastalar iki gruba ayrıldı. Bir gruba SKB'ye göre bir gruba OKB'ye göre hipotansif anestezi uygulandı. SKB grubu Grup 1, OKB grubu Grup 2'yi oluşturdu. İki gruba da operasyon boyunca NIRS ile devamlı rejyonel serebral oksijen saturasyonu takibi yapıldı. Tüm hastalardan anestezi indüksiyonu öncesinde ve operasyon bitiminde 2 kez kan örneği alınarak TAS, TOS, HIF1a bakılmak üzere saklandı. Opreasyon bitiminde hastalar derlenme ünitesinde 30 dk. takip edilerek ağrı ve bulantı-kusma skorları değerlendirildi. Ayrıca iki grubun da cerrahi memnuniyet ve kanama skorları ile anestezik tüketim miktarları kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda iki grubun RsO2 değerleri değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. Ancak Grup 1'de serebral desaturasyon görülen hasta sayısı daha fazla idi. Grup 1 ve Grup 2'nin giriş ve çıkış TAS, TOS, HIF 1a değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Grup 1'in çıkış TOS düzeyi, Grup 2'nin çıkış HIF 1a düzeyi girişe göre anlamlı olarak düşük bulundu. Grup 2'nin cerrahi memnuniyet skoru anlamlı derecede yüksek ve kanama skoru anlamlı derecede düşük idi. Sonuç: Hipotansif anestezi uygulaması hem OKB 'ye hem de SKB'ye göre yapılabilir. Fakat biz çalışmamızda çok kuvvetli verilerle desteklenmese de OKB'ye göre takibin daha avantajlı/hastayı koruyucu olduğunu tespit ettik. Önerimiz OKB'ye göre hipotansif anestezi uygulamasıdır; ancak ileriye yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Okul çağı çocuklarında lokal anestezi uygulamasında anlat-göster-uygula yönteminin dental kaygı üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Dental kaygı endişe durumu olarak tanımlanır, diş hekimi ziyareti/tedavisinden önce meydana gelir ve genellikle tüm farklı dental korkuları kapsayacak bir terimdir. Dental enjeksiyon kaygısı dental kaygının en sık bildirilen nedenidir. Diş çürüklerinin tedavisinde lokal anestezi uygulaması sıklıkla gerekmektedir. Diş hekimi ziyaretinde ise kaygıyı azaltmak adına iletişim temelli davranış rehberliği yöntemleri uygulanmaktadır. Şiddetli kaygı durumlarında ise bazı durumlarda ileri davranış rehberliği tekniklerine başvurmak gerekebilir. Bunlar içerisinde "anlat- göster- uygula" en sık kullanılan ve ebeveynlerin çoğunluğu tarafından uygulanması onaylanan bir iletişim yoludur. Çalışmamızda lokal anestezi uygulanırken anlat-göster-uygula (TSD) yöntemiyle enjektörün tanıtılmasının çocuğun kaygısı üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya kliniğimize başvuran bukkal infiltrasyon lokal anestezisiyle diş tedavisi gerekliliği bulunan; daha önce enjeksiyonla diş tedavisi yapılmamış, acil tedavi ve özel bakım gereksinimi olmayan 17'si kız 12'si erkek 5- 7 yaş arası toplam 29 çocuk velinin onamı alınarak dahil edildi. İlk randevu alıştırma niteliğinde olup enjeksiyon gerektirmeyecek türden koruyucu işlem (fissür örtücü, flor, politür) uygulandı. Alıştırma randevusunun sonunda çocuğun sürekli kaygısı alıştırma randevusunun sonunda "klinikte diş tedavisi olan bir çocuğu çizer misin" komutuyla resimle projekte edilen HFD (Bir İnsan Çiz) skalasıyla ve ebeveyn yanıtına dayalı Çocuklarda Dişhekimliği Korkusu Alt Skalası (ÇDKAS) ile değerlendirildi. Annenin- birinci derece bakım verenin kaygısını ölçmek için Modifiye Dental Kaygı (MDAS) Ölçeği ve Dental anksiyete envanteri kısa formu (S-DAI) kullanıldı. Çocuğun tedavideki uyumu Frankl Davranış Skalası (FDS) ile değerlendirildi. Örneklemin yarısına 2. randevuda TSD davranış rehberliği ile enjektör ve ekipmanları tanıtılarak diğer yarısına 3. randevuda tanıtılarak enjeksiyon yapılıp her çocuk kendi içinde kontrollü olarak değerlendirildi. Enjektör gösterilen grupta şırınga için içi boş tüp benzetmesi yapılarak şırınga ile iğne gibi ekipmanlar çocuğun gözü önünde birleştirildikten sonra enjeksiyon işlemine geçildi. Enjeksiyon sonrası anlık kaygıyı belirlemek için çocuğa nasıl hissettiği sorularak anlık kaygı 5 adet yüz resmi içeren Yüz Görüntüsü Ölçeği (FIS) ne göre değerlendirildi. 2. ve 3. randevuların sonunda çocuk tarafından resimle projekte edilen sürekli kaygı ölçümü alıştırma randevusundaki gibi resim çizdirilerek yapıldı. Enjektörün saklanarak enjeksiyonun yapıldığı randevuda enjektör ve ekipmanları çocuğun görüş alanının dışında tutularak gözler kapalı biçimde uygulandı. Enjeksiyon sonrası anlık kaygıyı belirlemek için çocuğa nasıl hissettiği sorularak FIS'a göre değerlendirme yapıldı. Çocuğun anestezi uygulanan randevulardaki uyumu Modifiye Frankl Davranış Skalası (MFDS) ile anestezi uygulamasına bağlı ağrı miktarı ise enjeksiyon sırası, öncesi ve enjeksiyon sonrası video kayıtlarına bakılarak Ses-Göz-Motor (SEM) ölçeğiyle değerlendirildi. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için Spearman's korelasyon testi, bağımsız örneklem t testi, Mann Whitney U testi kullanıldı. Verilerin tanımlayıcı istatistikleri medyan, min-maks, ortalama, standart sapma olarak verildi. Anlamlılık p< 0.05 düzeyinde değerlendirildi. Enjektörün gösterilip gösterilmemesine bağlı olmaksızın: 2.ve 3. randevularda; çocuk tarafından resimle projekte edilen sürekli dental kaygı (p=0.740), lokal anesteziye karşı davranış uyumu (p=0.085), ebeveyn yanıtına dayalı çocuğun sürekli kaygısı ve ebeveynin dental kaygısı arasındaki ilişki (p=0.585); 2. ve 3. randevulardaki enjeksiyon sırasındaki ağrı (0.471), 3. randevudaki enjeksiyon öncesi ve sonrası ağrı ilişkisi (p=0.135) anlamlı bulunmadı. 2. ve 3. randevularda anlık dental kaygı ilişkisi (r=0.491 p=0.007 orta düzey uyum), 2. randevudaki enjeksiyon öncesi ve sonrası ağrı ilişkisi (r=0.422 p=0.023 orta düzey uyum) anlamlı bulundu. 3. randevuda enjeksiyon sırasındaki ağrı değerleri enjektör ve ekipmanları gösterildiği ve gösterilmediğinde farklı bulunmadı (p=803) Cinsiyete göre değerlendirme yapıldığında ebeveyn yanıtına dayalı çocuğun sürekli kaygı (p=0.947), alıştırma randevusu çocuk tarafından resimle projekte edilen sürekli dental kaygı (p=0.303); enjektörün gösterilme sırasının: enjektörün ilk kez 2. randevuda gösterildiği çocuklar ile ilk kez 3. randevuda gösterildiği çocuklar arasında anlık dental kaygı (p=0.447) (p=0.731), lokal anesteziye karşı uyum (p=0.635) (p=0.106), çocuk tarafından resimle projekte edilen sürekli dental kaygı (p=0.317) (p=0.877), enjeksiyon sırasındaki ağrı arasında (p=0.175) (p=0.803) anlamlı fark bulunmadı. Çalışmamızda ebeveyn kaygı düzeyinin, cinsiyetin, enjektörü gösterip göstermemenin veya gösterme sırasının kaygı düzeyine, ağrıya ve anestezi sırasındaki davranışlara etkisi olmadığı saptandı. Bu sebeple genel kanının aksine Okul çağı çocuklarında (5-7 yaş) TSD yöntemi kullanılarak enjektör gösterilerek de tedavilerin yapılabilabileceği düşüncesindeyiz Anahtar Kelimeler: Anlat-Göster-Uygula, dental kaygı, lokal anestezi, HFD, çocuk diş hekimliği
Kalça artroplastisinde preemptif ve peroperatif uygulanan parasetamolün postoperatif morfin tüketimi üzerine etkisi
Amaç: Kalça artroplastisi uygulanacak hastalarda postoperatif ağrı ve beraberindeki emosyonel degişiklikler, hemodinamik instabilite sık karşılaşılan problemlerdir. Bu operasyonlarda postoperatif ağrı kontrolünde sık kullandığımız yöntemlerden biride hasta kontrollü analjezi uygulamasıdır. Biz bu çalışmada preemptif ve peroperatif i.v. yoldan tek doz parasetamol uygulamasının postoperatif morfin tüketimi üzerine olan etkisini değerlendirmeyi amaçladık. .Gereç ve Yöntem: Fakültemiz Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayları alındıktan sonra kalça artroplastisi uygulanacak toplam 60 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele üç gruba ayrıldı. Grup I'e; preemptif 30 mg/kg parasetamol 15 dk. i.v. infüzyon şeklinde verilip, operasyon bitiminden 30 dk. önce 0,2 mg/kg morfin i.v. bolus yapıldı. Grup II'ye; peroperatif operasyon bitiminden 45 dk. önce 30mg/kg parasetamol i.v. infüzyonu verilip, takibinde 0,2 mg/kg morfin i.v. bolus yapıldı. Grup III'e; operasyon bitiminden 30 dk. önce 0,2 mg/kg morfin i.v. bolus yapıldı. . Her üç gruba da postoperatif hasta kontrollü analjezi (HKA) uygulaması ile morfin (100cc SF içine 40 mg konulup, 0,02 mg/kg HKA doz,15 dk kilitli kalma süresi) infüzyonuna başlandı ve antiemetik olarak ondansetron i.v. (4 mg) yapıldı.Postoperatif sistolik ve diastolik kan basınçları, kalp hızı, O2 saturasyon değerleri, VAS skorları, HKA morfin total dozu ve oluşabilecek yan etkiler not edilerek değerlendirildi.Bulgular: Gruplarin demografik özellikleri, operasyon süreleri, hemodinamik parametreleri birbirine benzerdi. İlk 24 saatteki total morfin tüketimi grup I'de 11,8±8,6 mg, grup II'de 18,20±10,9 mg, grup III'de 23,40±11,2 mg olarak saptandı. Grup III'deki morfin tüketimi, grupI'den istatistiksel olarak daha yüksekti. Yan etkiler açısından, gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı.Sonuç:Total kalça artroplastisinde, postoperatif ağrı yönetiminde, tek doz preemptif olarak uygulanan parasetamolün yan etkilere yol açmaksızın postoperatif morfin tüketimini azalttığı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler:Hasta Kontrollü Analjezi, Morfin, Preemptif Analjezi, Parasetamol,Total Kalça Artroplastisi.
Supraklavikular brakiyal pleksus bloğunda levobupivacaine eklenen tramadol hidroklorür'ün farklı dozlarının postoperatif analjezi üzerine etkileri
Amaç: Çalışmamızda supraklavikuler brakiyal pleksus bloğunda levobupivakaine eklenen tramadol hidroklorür (HCl)'ün farklı dozlarının, postoperatif analjezi üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Fakültemiz Etik Kurul onayı ve olguların yazılı onayları alındıktan sonra, arteriyo-venöz fistül (A-V) açılacak üroloji hastaları ile üst ekstremite cerrahisi uygulanacak ortopedi hastaları çalışma kapsamına alınarak, toplam 60 hastaya supraklavikuler brakiyal pleksus bloğu uygulandı.Hastalar rastgele üç gruba ayrılarak; Grup I'de 40 ml volüm içinde % 0.5'lik levobupivakain kullanıldı. Grup II'de aynı doz ve volümdeki levobupivakaine 0,5 mg/kg tramadol HCl ve Grup III'de ise 1 mg/kg tramadol HCl eklendi. Blok supraklavikuler teknik ile periferik sinir stimülatörü yönlendiriciliğinde uygulandı. Uygulamanın başlamasını takiben cerrahi başlama süresi, sedasyon ve analjezi düzeyleri Vizüel Analog Skala ve Verbal Rating Scala (VAS, VRS) ile değerlendirilerek, hemodinamik parametreler blok öncesi ve blok sonrası 5.,10., 15., 30., 45., 60., 90., 120. dakikalarda ölçümleri yapılarak kaydedildi. Operasyon esnasında ve postoperatif derlenme odasında hastalarda; bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu, ağrı ve horner sendromu gelişip gelişmediği izlendi. Bulantı ve kusması olan hastalarda 4 mg Ondansetron IV (intravenöz) yapılması planlandı. Hastaların ağrı başlama süreleri postoperatif ikinci gün ziyaret edildiklerinde sorularak öğrenildi ve kaydedildi. Ağrıları başladığında oral tramadol HCl kullanmaları önerildi. Postoperatif 48. saatte hastaların ağrılarının ne zaman başladığı sorularak kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametrelerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Cerrahi başlama süresi Grup I'de 30.5 ± 4.1, Grup II'de 20.5 ± 2.2 ve Grup III'de ise 17.4 ± 2.6 dakika olup istatistiksel olarak üç grup arasında anlamlı fark saptanırken (p < 0.05), Grup II ile Grup III arasında ise istatistiksel olarak bir fark bulunmadı (p > 0.05). Peroperatif ve postoperatif dönemde her üç grupta da VAS, VRS ve sedasyon değerleri arasında istatistiksel olarak farklılık saptanmadı (p > 0.05). Postoperatif ağrı başlama süreleri; Grup I'de 8.7 ± 1.4, Grup II'de 12.2 ± 0.5 ve Grup III'de 16.3 ± 2.1 saat olup istatistiksel olarak Grup I ile Grup II ve Grup III arasında anlamlı farklılık bulunurken (p < 0.05), Grup II ile Grup III arasında ise istatistiksel olarak bir fark saptanmadı (p > 0.05).Çalışmamızda Grup II ve Grup III' ün Grup I'e göre cerrahi başlama süresinin daha kısa ve postoperatif analjezi süresinin de daha uzun olduğu saptandı (p < 0.05). Grup II ve grup III arasında ise cerrahi başlama ve postoperatif analjezi süreleri açısından bir farkın olmadığı belirlendi (p > 0.05).Sonuç: Supraklavikuler brakiyal pleksus bloklarında % 0.5 levobupivacaine eklenen tramadol HCl 0.5 mg/kg ve tramadol HCl 1mg/kg ile daha erken cerrahi başlama süresi ve daha uzun postoperatif analjezi sağlanabildiğini, ancak tramadol HCl 0.5 mg/kg ve 1mg/kg dozları arasında cerrahi başlama ve postoperatif analjezi süreleri arasında bir farklılık olmadığı belirlendi.Anahtar kelimeler: Levobupivakain, Postoperatif analjezi, Supraklavikuler brakiyal pleksus bloğu, Tramadol HCI.