Anesthesia

437 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezistler arasında zor hava yolunun tespitinde kullanılan testlerin bilinirliğinin araştırılması

Bu çalışma, Türkiye'deki anesteziyoloji ve reanimasyon kliniklerinde görev yapan anestezistler arasında zor hava yolunun tespitinde kullanılan testlerin bilinirliğini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 20.05.2024 tarihli etik kurul onayıyla 909 anestezistin katılımıyla yürütülmüştür. Katılımcıların demografik verileri, zor hava yolu değerlendirme testlerine ilişkin bilgi ve deneyimleri, kullandıkları skalalar ve zor hava yolu yönetiminde tercih ettikleri yöntemler çevrimiçi anket aracılığıyla toplanmıştır. Bulgulara göre tüm unvan gruplarında Mallampati ve Cormack–Lehane sınıflamaları en yaygın bilinen ve kullanılan testlerdir. Öğretim üyeleri, LEMON, Wilson risk sınıflaması ve diğer kompleks değerlendirme sistemlerine asistan ve uzmanlara göre daha aşinadır. Çalışma, ülkemizde anestezistler arasında zor hava yolu değerlendirme testlerinin genel olarak bilindiğini ancak bazı özel skala ve sistemlerin kullanımının sınırlı kaldığını göstermektedir. Bulgular, eğitim ve klinik uygulamalarda standardizasyonun önemini vurgulamaktadır. Anahtar kelimeler: zor hava yolu, anesteziyoloji, Mallampati, Cormack-Lehane, LEMON, havayolu yönetimi.

AnesteziAnestezistlerEntübasyon-intratrakeal+7
Gökçeçiçek Arık Malkuç
Trakya University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane çalışanlarının ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi: Nitel bir çalışma

Araştırma, ameliyathane çalışanlarının, ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla nitel olarak yapıldı. Araştırma, Tekirdağ'da bulunan T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma evrenini, çalışma yapılacak olan hastanenin ameliyathanelerinde çalışan 18'i ameliyathane hemşiresi, 6'sı anestezi uzmanı ve 20'si cerrah olmak üzere toplam 44 ameliyathane çalışanı oluşturdu. Araştırmaya, ölçüt örnekleme yöntemine göre seçilen toplamda 20 ameliyathane çalışanı dahil oldu. Veri toplama aracı olarak açık uçlu 11 sorudan oluşan ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' kullanıldı. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi çerçevesinde MAXQDA 2020 programı kullanıldı. Ameliyathanede ekip üyeleri, ekip çalışmasını güven, ortak amaç doğrultusunda birleşmek, iş doyumu, zincirin halkası olmak ve arı kovanındaki arılar gibi birlikte çalışmak olarak tanımladılar. Ekip çalışmasını etkileyen, bireylere ilişkin faktörler; mesleki deneyim, empati yapabilmek, fikirlerini açıkça söyleyebilmek, duygular, konuşma tarzı/aksanlı konuşma, yaş, cinsiyet farklılıkları ve stres yönetimi becerisi, ekibe ilişkin faktörler; durumsal farkındalık, liderlik, eş güdümlü çalışmak, iş birliği, hiyerarşi, ameliyat öncesi kısa toplantıların (brifing) yapılması, iletişim, ekip üyelerine aşinalık ve yıkıcı davranışlar, çevresel faktörler; ameliyathane trafiğinin yoğun olması, ameliyathanenin sıcaklığı, cerrahi aydınlatma, ameliyathanedeki fiziki alan yetersizlikleri, gürültü, vakanın acil veya elektif oluşu, yönetime ilişkin faktörler; uzun çalışma saatleri, gelir adaletsizliği, ödüllendirme/destekleme, ekipman eksikliği ve çalışan sayısında eksikliktir. COVID-19 pandemi sürecinde çalışanların anksiyete yaşamaları, iş yükünün artması, kişisel koruyucu ekipmanların kullanılması, ekip üyelerinin farklı birimlerde görevlendirilmesi nedenleriyle ekip çalışması olumsuz olarak etkilenmiştir.

AmeliyathanelerAnesteziAnestezistler+5
Buse Balcı
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında laparoskopik kolesistektomi vakalarında rektus kılıf bloğu ve transversus abdominis plan bloğunun sevofluran ve fentanil tüketimine etkisinin entropi ölçümüyle değerlendirilmesi: prospektif randomize çalışma

Safra kesesi cerrahisinde en sık uygulanan teknik laparoskopik kolesistektomidir. : Günümüzde laparoskopik cerrahi girişimlerde en sık kullanılan anestezi yöntemi genel anestezidir. Postoperatif laparoskopik kolesistektomi, açık kolesistektomi göre daha az postoperatif ağrı ve daha az analjezik tüketimi olmasına rağmen, daha ağrısız bir prosedür değildir. Periferik bloklar, son yıllarda ultrasonografinin klinik kullanımının artmasıyla postoperatif analjezide mutimodal yaklaşımın önemli bir kısmını kapsar. Postoperatif erken dönemde ağrı kontrolü sağlar, sistemik opioid kullanımında azalma sağlar. Anestezi derinlik monitörizasyonu kullanımının anestezi sırasında ilaç tüketimini azalttığı, anesteziden sonra uyanma ve derlenmeyi daha hızlı sağladığı kanıtlanmıştır. Biz bu çalışma ile laparoskopik kolesistektomi vakalarında genel anestezinin ultrasonografi eşliğinde yapılan karın ön duvarı periferik sinir bloklarının (transversus abdominis ve rektus kılıf bloğu) kombine edildiği ve edilmediği vakalarda, bir anestezi derinliği monitorü olan "entropi"yi hedef aralıkta (40-60) tutan inhalasyon anesteziğinin vaka sonunda tüketilen toplam miktarı ve ek doz olarak kullanılan fentanil miktarlarını karşılaştırmayı amaçladık. Çalılmamızda ASA I-II, 18- 75 yaş arası elektif laparoskopik kolesistektomi operasyonu planlanan 80 hasta dahil edidi. Hastalar genel anesteziye transversus abdominis ve rektus kılıf bloğunun kombine edildiği hastalar ve genel anesteziye tramadol ile analjezi sağlanan hastalar olarak 2 gruba ayrıldı. Her 2 gruba da entropi monitörizasyonu uygulandı. Vaka boyunca her 2 grupta da entropi hedef değeri 40-60 arasında tutulması için MAK değeri maksimum 1,3 olacak şekilde, sevofluran konsantrasyonu ayarlaması yapılarak; başlangıç, indüksiyon öncesi ve sonrası, insizyon sonrası 1.dk, pnömoperiton 5-10-15dk pnömoperiton sonrası 1.dk, extübasyon sonrası, postop derlenme 1 ve 5.dk olmak üzere; olguların kalp hızı, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, ortalama arteryel kan basıncı, oksijen satürasyonu, orotrakeal entübasyondan sonra görülen end tidal karbondioksit değerleri, SE ve RE entropi değerleri, entropi değerini hedef aralıkta tutan endtidal sevoflurane konsantrasyonu (%) ve eş zamanlı MAK değerleri not edildi. Vaka sonunda tüketilen inhalasyon ajan miktarı ve yüzeyel anestezi/ analjezi ihtiyacı durumuda ek doz fentanil eklenen hastlarda toplam fenatil miktarı not edildi. İki grup arasında toplam vaka süresince tüketilen total inhalasyon ajan miktarı kıyaslandığında Grup I' de (kontrol grubu) 27,05±7,43 ml ve Grup II' de (Bloklu grup) 12,25±4,34 ml olarak görülmüş olup, gruplar arasında istatiksel olarak fark saptanmıştır (p:0,002; p<0,05). Vaka boyunca intraoperatif ek doz fentanil ihtiyacı hastaların yalnızca %30'unda ihtiyaç olmuştur. İntroperatif sürede ek doz fentanil ihtiyacı ve toplamda tüketilen fentanil miktarı gruplar arasında belirgin farklılık göstermiştir. Grup I' de (kontrol grubu) Grup II' ye (Bloklu grubu) göre intraoperatif daha fazla ek doz fentanil ihtiyacı olduğu ( Grup I' de 21 kişi, Grup II'de 3 kişi) saptanmıştır. Toplamda sırası ile 115±33,62 µcg ve 84±22,10 µcg fentanil tüketilmiş olup, iki grup arasında belirgin istatiksel fark saptanmıştır (p:0,000; p:0,001; p<0,05). Laparoskopik kolesistektomi vakalarında entropi monitörü ile standartize edilen genel anesteziye uygulanan bilateral transversus abdominis plan bloğu ve rektus kılıf bloğunun tüketilen inahalasyon ajan miktarını, intraoperatif ek doz ve toplam tüketilen opioid ihityacını azalttığını gözlemlemiş olduk. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik Kolesistektomi, Transversus Abdominis Plan Bloğu, Rektus Kılıf Bloğu, Entropi

AnesteziAnestezi-genelCerrahi+7
Ecem Keleş
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyopulmoner baypas kullanılarak kardiyak cerrahi geçiren erişkin hastalarda intraoperatif remifentanil veya deksmedetomidin kullanımının renal etkilerinin karşılaştırılması

Giriş: Kardiyovasküler cerrahide en önemli postoperatif morbidite ve mortalite nedenlerinden biri akut böbrek hasarıdır (ABH). Bu hastalarda renal hasardan; metabolik faktörler, eksojen ve endojen toksinler, iskemi-reperfüzyon hasarı, hücresel ve sistemik enflamasyon ile oksidatif stres varlığı sorumlu tutulmaktadır. Kardiyopulmoner baypas sırasında anestezi indüksiyonunu takiben intraoperatif analjezi sağlamak için deksmedetomidin veya remifentanil rutin kullanılan ilaçlardandır. Çeşitli çalışmalarda deksmedetomidin kullanımının renal protektif etkisi olduğuna dair bulgular saptanmıştır. Çalışmamızın amacı, kardiyovasküler cerrahi uygulanan hastalarda deksmedetomidin veya remifentanil kullanımının postoperatif ABH gelişimi üzerinde etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 01 Ocak 2021-01 Ocak 2022 tarihleri arasında merkezimizde kardiyopulmoner baypas kullanılarak kardiyak cerrahi geçiren toplam 210 erişkin hasta dahil edildi. Hastalara ait bazal demografik ve klinik verilerin yanı sıra, intraoperatif dönemde kullanılan ajanlar, anestezi süresi, aort kros klemp süresi, pompa süresi, kan ürünü kullanımı, alınan ve çıkarılan sıvı miktarı ve postoperatif ilk 7 günlük kreatinin izlemi verileri retrospektif olarak incelendi. Deksmedetomidin (n=105) veya remifentanil (n=105) kullanımının postoperatif ABH gelişimi üzerinde etkileri istatistiksel yöntemlerle araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların [111 (%52,9) erkek ve 99 (%47,1) kadın] yaş ortalaması 58,5±14,7 yıl idi. Hastalarda postoperatif ABH sıklığı %16,2 (34 hasta) olarak saptandı. Postoperatif ABH gelişiminin ortanca 20 (0-29) aylık izlem süresinde ölüm riskini 13,5 kat artırdığı gösterildi. Deksmedetomidin uygulanan hastalarda postoperatif ABH gelişim oranı %8,6 iken, remifentanil uygulanan hastalarda bu oran %23,8 idi. Çoklu lojistik regresyon analizinde ≥65 yaş ,preoperatif hemoglobin düzeyinin <10 g/dl olması, intraoperatif; furosemid kullanımı ve noradrenalin kullanımının postoperatif ABH gelişimi açısından bağımsız risk faktörleri olduğu; deksmedetomidin kullanımının ise bağımsız koruyucu faktör olduğu ortaya konuldu. Sonuç: Çalışmamızda kardiyak cerrahi yapılan erişkin hastalarda postoperatif akut böbrek hasarının sık olduğu ve mortaliteyi önemli ölçüde etkilediği gösterildi. İntraoperatif idame analjezide deksmedetomidin kullanımının bu hasta grubunda postoperatif ABH riskini azaltabileceğine dair kanıtlar ortaya konuldu. Bunun yanısıra, 65 ve üzeri yaş, preoperatif <10 g/dl hemoglobin düzeyi ve intraoperatif furosemid veya noradrenalin uygulamalarının postoperatif ABH riskini artırdığı saptandı. Anahtar kelimeler: Akut böbrek hasarı, kardiyopulmoner baypas, deksmedetomidin, remifentanil.

Akut böbrek hasarıAnestetiklerAnestezi+7
Gizem Toker Kökten
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk yaş grubu hastalarda uygulanan rektus kılıf bloğunda yayılım mesafesinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Pediyatrik cerrahide rejyonel anestezi teknikleri gittikçe önem kazanmaktadır. Ancak enjekte edilen lokal anesteziğin dağılımı ile ilgili net bilgiler henüz mevcut değildir. Bu çalışmamızda pediyatrik yaş grubunda kiloya göre belirli bir hacmin ve enjeksiyon yerinin yapılacak cerrahi insizyona göre tercih edilmesinin lokal anesteziğin dağılımı hakkında bir öngörü sağlamasını amaçlamaktayız. Gereç ve Yöntem: Çocuk Cerrahisi tarafından 01 Ocak – 01 Temmuz 2022 tarihleri arasında, orta hat kesisi içeren elektif cerrahi (umbilikal herni, laparoskopik apendektomi, laparoskopik ovarian kist eksizyonu veya laparoskopik orşiopeksi) uygulanmış 0-8 yaş arası hastalar dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara, genel anestezi altında, cerrahi insizyondan önce rektus kılıf bloğu uygulanmıştır. Enjeksiyonlar, ultrason rehberliğinde lateralden mediale doğru, rektus kılıfının lateral kenarı hedeflenerek uygulanmış, yayılımın planlanan cerrahi insizyonu tam olarak kapsayıp kapsamadığı ultrason görüntülemesi ile teyit edilmiş ve sol ve sağ taraftaki kraniyal ve kaudal yayılım mesafeleri anestezi raporunda kayıt altına alınmıştır. 6 aylık dönem içerisinde cerrahiye alınan hastaların dosyalarında yer alan anestezi izlem formu ve preoperatif anestezi değerlendirme formu incelenmiştir. Hasta demografik verileri, cerrahi tipi, rektus kılıf bloğu için uygulanan lokal anesteziğin tipi, dozu ve konsantrasyonu ile birlikte elde edilen kraniyal ve kaudal yayılım mesafeleri çalışma parametreleri olarak olgu rapor formuna kaydedilmiştir. Hastaların antropometrik ölçümlerinin oluşturabileceği farklılıklar göz önünde tutularak, 0-8 yaş grubu; 0Anahtar Kelime: Anestezi = Anesthesia ; Anestezi-kondüksiyon = Anesthesia-conduction ; Cerrahi = Surgery ; Nöromusküler blokaj = Neuromuscular blockade ; Retrospektif çalışmalar = Retrospective studies ; Sinir blokajı = Nerve block ; Çocuklar = Children

AnesteziAnestezi-kondüksiyonCerrahi+4
Hazar Kökten
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gökkuşağı alabalıklarında anestezik madde olarak ocimum basilicum ve eucalyptus globulus'un kullanılması

Bu çalışmada, Ocimum basilicum L. ve Eucalyptus globulus L. uçucu yağlarının gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss) anestezik etkileri araştırılmıştır. Denemede anestezik etkinin tespiti için uçucu yağlar 20, 50, 70, 100, 150, 200, 300, 400, 500, 600 mg/L konsantrasyonlarda hazırlanmıştır. Anesteziye giriş ve kendine gelme süreleri her bir balık için ayrı tespit edilmiştir. Gökkuşağı alabalıklarında 70 - 400 mg/L konsantrasyondaki uçucu yağların LC50 konsantrasyonu (10 dakika) belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda, 300 mg/L dozunda O. basilicum ve 400 mg/L dozunda E. globulus uçucu yağlarının gökkuşağı alabalıklarında ideal anestezik etkiler gösterdiği tespit edilmiştir. E. globulus için bu konsantrasyonda derin anesteziye giriş (4. safha) ve kendine gelme süreleri sırasıyla 186 sn. ve 117.5 sn. olarak bulunmuştur. O. basilicum uçucu yağında bu konsantrasyon için anesteziye giriş (4. safha) ve kendine gelme süreleri sırasıyla 220.5 sn. ve 61 sn. olarak tespit edilmiştir. Gökkuşağı alabalıklarında uçucu yağların öldürücü etkisi görülmemiştir. Sonuç olarak, bu çalışma O. basilicum ve E. globulus uçucu yağlarının gökkuşağı alabalığında etkili ve güvenli bir anestezik olarak kullanılabileceğini göstermiştir.

AlabalıklarAnesteziEucalyptus globulus+1
Ömer Faruk Sabuncu
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss) anestezik madde olarak kekik (Origanum onites) ve kişniş (Coriandrum sativum) uçucu yağlarının kullanılması

Bu çalışmada, kekik (Origanum onites) ve kişniş (Coriandrum sativum) uçucu yağlarının gökkuşağı alabalıkları (Oncorhynchus mykiss)'nda anestezik etkileri tespit edilmiştir. Denemede ortalama ağırlığı 10 gr olan gökkuşağı alabalıkları kullanılmıştır. Anestezik etkinin tespiti için uçucu yağlar farklı konsantrasyonlarda (20, 50, 70, 100, 150, 200, 300, 400, 500, 600 mg/L) hazırlanmıştır. Anesteziye giriş ve çıkış süreleri her balık için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Deneme sonunda, alabalıklar 50 ve 70 mg/L kekik uçucu yağı içeren dozda derin anesteziye girmiş, fakat her iki konsantrasyonda da 10 dakikada anesteziden çıkamamıştır. Kişniş uçucu yağı balıklarda en ideal 200 mg/L'de derin anestezi, 50 mg/L'de derin sedasyon yapmıştır. Kişniş uçucu yağı alabalıklarda ölüm yapmamıştır. Deneme sonunda, gökkuşağı alabalıklarında 200 mg/L kişniş uçucu yağının anestezik olarak kullanımının uygun olacağı tespit edilmiştir.

AnesteziGökkuşağı alabalığıKekik+2
Hüsnü Kocaayan
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Citronella (Cymbopogon winterianus) ve palmarosa (Cymbopogon martinii) uçucu yağlarının gökkuşağı alabalıkları (Oncorhynchus mykiss) üzerindeki anestezik etkinliğinin araştırılması

Bu çalışmada gökkuşağı alabalığında (Oncorhynchus mykiss) citronella (Cymbopogon winterianus) ve palmarosa (Cymbopogon martinii) uçucu yağlarının anestezik ve histopatolojik etkileri araştırılmıştır. Denemede ortalama ağırlığı 50 gr olan balıklar kullanılmıştır. Anestezik etkinliğin belirlenmesi için her iki uçucu yağ farklı konsantrasyonlarda (25, 50, 75, 100 ve 200 mg/L) hazırlanmıştır. Her balık için anesteziye giriş ve çıkış süreleri ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Daha sonra anestezik olarak etkili konsantrasyondaki uçucu yağların balık dokuları üzerindeki histopatolojik etkileri incelenmiştir. Bu çalışma sonucunda geraniol, citronella (%57.84) ve palmarosa uçucu yağları (%82.23) için majör bileşen olarak tespit edilmiştir. Genel olarak, citronella ve palmarosa yağının konsantrasyonu arttıkça balıkların anestezi indüksiyon süresi azalmıştır. Bununla birlikte, anestezik konsantrasyonun arttışına bağlı olarak balıkların kendine gelme süreleri uzamıştır. Deneme sonucunda citronella ve palmarosa uçucu yağlarının 50 mg/L konsantrasyonu alabalıklar üzerinde en ideal anesteziyi sağlamıştır. Bu konsantrasyonda derin anesteziye giriş ve kendine gelme süreleri sırasıyla citronella uçucu yağı için 203.33 ve 123.67 sn, palmarosa yağı için 184.33 ve 61.67 sn olarak tespit edilmiştir. Histopatolojik bulgulara göre her iki uçucu yağın solungaç, deri ve karaciğer üzerinde herhangi bir patolojik etki yaratmadığı belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında citronella ve palmarosa yağlarının gökkuşağı alabalıkları için güvenli ve etkin bir doğal anestezik ajan olarak kullanılabileceği belirlenmiştir.

AnesteziCymbopogon martiniiGökkuşağı alabalığı+1
İsmail Hakkı Öztuna
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ürolojik endoskopik girişimlerde genel ve rejyonel anestezinin nötrofil-lenfosit oranı, trombosit-lenfosit oranı ve ortalama trombosit hacmi üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO), Trombosit Lenfosit Oranı (PLO) ve Ortalam Trombosit Hacmi (MPV) subklinik inflamasyonun bir göstergesi olarak kullanılan popüler bir hematolojik parametrelerdir. Bu oranlar sadece cerrahi travmadan değil aynı zamanda anestezik yöntemden de etkilenir. Farklı anestezi tekniklerinin neden olduğu nöroendokrin değişikliklerinin etkileri NLO, PLO ve MPV'yi etkileyebilir. Biz bu çalışmada ürolojik endoskopik girişimlerde uygulanan anestezi tekniklerinin NLO, PLO ve MPV üzerine olan etkilerini karşılaştırdık. Metod: Bu çalışma Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı (07.01.2022 tarih ve 96469 nolu karar) alındıktan sonra Ocak 2022-Eylül 2022 tarihleri arasında Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda prospektif bir şekilde gerçekleştirildi. Araştırmamızda, Fakültemizin Üroloji Bölümünde ürolityazis retrograd intrarenal cerrahi (RIRC) ve ureterorenoskopi (URS) operasyonu yapılacak, bilgilendirilmiş gönüllü onam formunu okuyup imzalayan, Amerikan Anestezistler Cemiyeti (ASA) fiziksel sınıflamasına göre ASA I-II-III grubu, 18 yaş üstü, elektif ameliyat planlanan 90 gönüllü hasta çalışmaya dahil edildi. Ameliyattan öncesi hastalar, genel, spinal ve epidural anestezi uygulaması hakkında bilgilendirildi. Daha sonra hastalar Genel Anestezi Grubu (Grup G, n=30), Spinal Anestezi Grubu (Grup S, n=30) ve Epidural Anestezi Grubu (Grup G, n=30) olarak 30'ar kişilik 3 gruba ayrıldı. Grup G deki hastalara propofol 2 mg/ kg, fentanil 2 mcg/kg ve entübe edilecekse 0,6 mg/kg rokuronyum kullanılarak anestezi indüksiyonu yapıldı. Ardından hastaya yaş ve kilosuna uygun LMA veya endotrakeal tüp takılarak ventilatöre bağlandı. Grup S'deki hastalara oturur pozisyonda 0.5%'lik hiperbarik bupivakain solüsyonundan 2,5-3 cc ile spinal blok yapıldı. Grup E'deki hastalara median yaklaşımla ve direnç kaybı yöntemi kullanılarak epidural blok uygulandı. Aspirasyon ve test dozu sonrasında epidural aralıkta olduğumuzun netleştirilmesinin ardından ilaç uygulandı. İlaç olarak 13 cc 65 mg marcain, 5 cc 100 mg aritmal ve 2 cc 10 mcg fentanyl toplam 20 cc'lik ilaç karışımı hazırlandı. Operasyon süresince hemodinamik parametreler noninvaziv yöntemlerle 5 dakikada bir kayıt edildi. Stres ve inflamatuar yanıtın değerlendirilmesi amacıyla bütün hastalardan venöz kan numuneleri preoperatif, intraoperatif 15.dk, postoperatif 1.saat ve postoperatif 12.saatlerde alındı. Kanlar alındıktan sonra Klinik Biyokimya laboratuarına gönderildi. Kan örneklerinden hemogram parametreleri çalışıldı. Bulgular: Hastaların demografik verilerinden yaş ve ameliyat süreleri Grup E'de Grup S'ye kıyasla anlamlı olarak yüksek görüldü. Grup içi ve gruplar arası NLO, PLO ve MPV değerlerinin karşılaştırılmasında postoperatif zaman dilimlerinde anlamlı değişiklikler izlendi. Spinal anestezi grubunda NLO ve PLO değerleri diğer gruplara göre postoperatif dönemlerde anlamlı olarak düşük görüldü. MPV değerlerinin ise postoperatif farklı zaman dilimlerinde düştüğü görüldü. Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda URS ve RIRC ameliyatlarında uygulanan anestezi yöntemlerinden spinal anestezide, baktığımız inflamatuvar parametrelerin postoperatif dönemde daha az yükseldiği görüldü. Bunun da postoperatif mortalite ve yara yeri enfeksiyonu gelişimi açısından olumlu olduğu, özellikle kardiyovasküler hastalığı olanlarda diğer anestezi yöntemlerine kıyasla spinal anestezinin tercih edilebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: NLO, PLO, MPV, İnflamasyon, Genel Anestezi, Spinal Anestezi, Epidural Anestezi, URS, RIRC

AnesteziAnestezi-genelAnestezi-kondüksiyon+5
İhsan Abdan
Harran University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Extracorporeal shock wave lithotripsy (ESWL) operasyonlarında ultrasonografi eşliğinde erektör spina düzlem bloğu ve intramüsküler nonsteroid anti inflamatuar ilaç (NSAID) uygulama yöntemlerinin intraoperatif analjezi ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada Extracorporeal Shock Wave Lithotripsy (ESWL) operasyonlarında ultrasonografi eşliğinde erektör spina düzlem bloğu(ESPB) ve intramüsküler nonsteroid anti inflamatuar ilaç (NSAII) uygulaması yöntemlerinin intraoperatif analjezi, hemodinamik parametreler ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 31.10.2022-26.04.2023 tarihlerinde, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Kliniğinin Taş Kırma Ünitesinde 3 gruptan oluşan toplam 90 olguyla yapıldı. 1. Gruba ultrasonografi eşliğinde erektör spina düzlem bloğu (ESPB), 2. Gruba intramüsküler nonsteroid anti inflamatuar ilaç (NSAII) uygulama öncesinde verildi. 3.gruba ise herhangi bir analjezik verilmeyip doğrudan ESWL işlemine alındı. ESWL işlemi sırasında hastaların ağrı değerlendirmesini yapmak için VAS (vizüel analog skala ) kullanıldı. ESWL işlemi süresince her 5 dakikada bir hemodinamik parametreler (noninvaziv sistolik-diastolik ve ortalama arter basıncı, kalp atım hızı, oksijen saturasyonu) kaydedildi. İşlem boyunca yan etkiler ( bradikardi, hipertansiyon, bulantı, kusma, hipotansiyon, deliryum, aritmi, sersemlik, kaşıntı, baş dönmesi, bulanık veya çift görme) kaydedildi. İşlem sonrası hastaların analjezik ihtiyacı ve hasta memnuniyeti değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil olan 90 olgunun tüm verileri analiz edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, ASA skoru, BKI ölçümü, sigara kullanım öyküsü, hasta memnuniyeti, ESWL süresi, KAH, OAB ve SpO2 değerlerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. VAS ölçümleri değerlendirildiğinde ilk 25 dakikada ESPB grubundaki olguların 25.dk intraoperatif VAS ölçümleri, NSAII ve kontrol grubundakilerden anlamlı olarak daha düşüktü. Kontrol grubundaki olguların başlangıçta postoperatif analjezik ihtiyacının olma oranı, ESP ve NSAII grubundakilerden anlamlı olarak daha fazlaydı (p=0,016; p<0,05). Hasta memnuniyeti gruplara göre incelendiğinde; kontrol grubunun memnuniyet düzeyi ESP ve NSAII gruplarına göre anlamlı olarak daha düşüktü (p=0,018; p<0,05). Yan etki değerlendirmesinde gruplar arasında anlamlı fark görülmedi. Sonuç: Elde edilen veriler ve hasta memnuniyeti değerlendirildiğinde böbrek taşı tedavisinde ESWL işlemi sırasında oluşan ağrının giderilmesinde ESPB'nin etkili bir işlem olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Analjezi, ESWL, Böbrek taşı, ESPB

AnaljeziAnesteziAnestezi ve analjezi+7
Abdullah Şengül
Harran University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrasonografi eşliğinde erektör spina kasının farklı torakal seviyelerde ve farklı pozisyonlarda cilde olan uzaklığının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: USG'nin kullanımının artmasıyla beraber periferik sinir blokları yaygınlaşmaya başlamıştır. USG kullanımıyla interfasiyal plan bloklarından ESP bloğunun uygulanmasıda gündeme gelmiştir. Fasiyal plan blokları hem anestezik amaçlı hem de akut ve kronik ağrının tedavisinde kullanılmaktadır. ESPB; torakotomi, meme cerrahisi, kardiyak cerrahi, vertebra cerrahisi, kolesistektomi, inguinal herni onarımı, kalça cerrahisi gibi kronik omuz ağrısından kalça ameliyatına kadar çeşitli endikasyonlarda analjezi için başarıyla uygulanmıştır. ESPB farklı pozisyonlarda(oturur-lateral ve pron) ve farklı torakal seviyelerde yapılabilmektedir. Çalışmamızda Erektör Spina Plan blok uygulanacak hastalarda blok kalitesini artırmak için farklı torakal vertebral seviyelerde (T1-T2,T5-T6,T11-T12) ve farklı pozisyonlarda (lateral-oturur ve pron) ultrasonografi eşliğinde erektör spina kasının cilde olan mesafesinin en ideal ölçümünü hesaplamayı amaçladık. Metot: Bu çalışma, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında prospektif olarak yapıldı. Bu çalışma için Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurul (06.09.2021 Tarih ve 21.15.13 Nolu Karar ) onay kararı alınmıştır. Üst-orta ve alt torakal bölgeyi ilgilendiren her hasta çalışmaya dahil edildi. 18-65 yaş arası ASA I-II 40 kadın ve 40 erkek olmak üzere toplam 80 hasta çalışmaya katıldı. Hastalar ilk olarak elleri göbek bölgesinde bağlanıp dik oturur pozisyonda sağ tarafları, ikinci olarak lateral dekübit pozisyonda sol taraflarının üzerine yatarak elleri yanlarında sağ tarafları, üçüncü olarak pron pozisyonda elleri yanlarına uzatılarak başları sola çevirilip sağ tarafları ultrason eşliğinde muayene edildi. Lateral, dik oturur ve pron pozisyonlarda olmak üzere ilgili vertebraların (T1-T2, T5-T6, T11-T12) spinöz proçesleri belirlenip transvers proçes görünene kadar 3 cm laterale hareket ettirilip transvers proçes tespit edilince prob 90 derece çevrilir, sonra USG nin yüksek frekanslı 10-15 mmhz lineer probu sagittal konuma alınarak sırasıyla subkutanöz doku, rhomboid, trapezius, erektör spina kasları USG ekranında belirlendi. Erektör spina kası ve ilgili vertebraya bağlı transvers proçes belirlendikten sonra en net görüntü sağlanıp USG freezlenerek ekranın üst orta noktasından vertebral proçese kadar olan mesafe ölçülerek kayıt altına alındı. Böylece bu farklı ölçümler kendi içlerinde kıyaslandı. XI Bulgular: Yaş arttıkça erektör spina kasının cilde olan uzaklığı arasında zayıf bir ilişki bulunmuştur. BMI artışı ile erektör spina kasının cilde olan uzaklığı arasında güçlü bir ilişki vardır (p=0,001;p<0,01). T1-T2,T5-T6,T11-T12 de duruş pozisyonu pron olan olguların ciltle olan uzaklığı, duruş pozisyonu oturur ve lateral olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Oturur-lateral ve pron pozisyonda torakal seviyesi T5-T6 olan olguların ciltle olan uzaklığı, torakal seviyesi T1-T2 ve T11-T12 olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Aynı şekilde Torakal seviyesi T1-T2 olan olguların ciltle olan uzaklığı, torakal seviyesi T11-T12 olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Sonuç: Erektör spina kasının ciltle olan uzaklığı yaş, kilo ve BMI ile alakalı olarak değişmektedir. Uygulanan torakal seviyenin farklılığına göre ve uygulama pozisyonunun farklılığına göre de ciltle olan mesafesi değişmektedir. Sonuç olarak bakacak olursak hastalar pron pozisyondayken erektör spina kası cilde daha yakın bulunmuştur. Seviyeler açısından bakacak olursak T5-T6 seviyesinde erektör spina kası cilde en yakın mesafede bulunmaktadır. T11-T12 seviyesinde ise erektör spina kası en uzak mesafede bulunuyor. Bunların neticesinde pron pozisyonunda ve T5-T6 torakal seviyesinden uygulanacak bir ESP bloğu daha kolay olacaktır. Anahtar kelimeler: Erektör spina plan blok, erektör spina kası, periferik sinir bloğu, interfasiyal plan blok.

AnestetiklerAnesteziNöromusküler blokaj+4
Muhammed Halit Satıcı
Harran University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi altında alt batın cerrahilerinde ultrasonografi eşliğinde yapılan transversus abdominis plan blokta bupivakainin farklı konsantrasyonlarının karşılaştırılması: Randomize, çift-kör, kontrollü çalışma

Çalışmada, ultrasonografi eşliğinde yapılan transversus abdominis plan (TAP) bloğunda farklı konsantrasyonlarda kullanılan bupivakainin en etkin olan en düşük dozunun bulunması amaçlandı. Yöntem: Alt batın cerrahisi planlanan hastalar ameliyatlardan bir gün önce servislerinde görülerek uygulanacak anestezi yöntemleri ve çalışma hakkında bilgi verilip yazılı ve sözlü onamları alındı. Operasyon odasına alındıktan sonra hastalar standart şekilde monitörize edildi. Olguların tümüne 3 ml % 0,5 hiperbarik bupivakain ile spinal anestezi ve sonrasında da Ultrasonografi eşliğinde TAP blok yapıldı. Olgular periferik blok ve spinal anestezi işlemlerini yapan anestezistin dışında bir hekim tarafından randomize 20'şerli dört gruba (Grup: A, Grup: B, Grup C, Grup D) ayrıldı. Grup A için % 0,125'lik, Grup B için % 0,250'lik, Grup C için % 0,375'lik ve Grup D için % 0,5'lik konsantrasyonda 10 mL hazırladı. Ultrasonografi eşliğinde TAP blok yapıldı. Grupların vital bulguları, VAS skorları, hasta memnuniyet skalaları, Ramsey Sedasyon Skalaları, motor ve duyusal blok süreleri önceden belirlenmiş aralıklarla kaydedildi. Tüm gruplara VAS değeri 3'ün üzerine çıktığında konvansiyonel tedaviye uygun olarak 50 mg tramadol ve 10mg/kg parasetamol IV bolus yapıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen grupların tamamında demografik veriler, ASA risk sınıflaması, operasyon yeri ve süresi, hasta memnuniyeti, sedasyon düzeyleri, ilk analjezik ihtiyacı açısından fark bulunmadı. SAB, DAB ve OAB değerlerinin Grup D de diğer gruplardan daha düşük görüldü. Olguların VAS skorları ve ek analjezik ihtiyacı da Grup D'de diğer gruplarda göre anlamlı olarak düşük bulundu. Sonuç: Alt batın cerrahisinde US eşilğinde yapılan TAP blokta % 0,5'lik bupivakain uygulamasının en etkin analjeziyi sağladığı, kan basınçlarında düşüşe neden olsa da hemodinamiyi etkilemediği kanısındayız.

AnesteziAnestezi-spinalBupivakain+4
Ayşe Ekmen Peker
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda sabit dozlarla tekrarlanan disosiyatif anestezinin histopatolojik ve biyokimyasal değerlere etkisi.

Hayvanlarda küçük cerrahi müdahaleler, yara bakımı, radyografi, idrar ve kan örneklerinin toplanması, göz, kulak ve oral muayenelerin yapılması, tırnak kesimi, diren, bandaj ve kateter uygulamaları ve deneysel uygulamalar gibi amaçlarla hayvanlara anestezi veya sedasyon uygulanabilmektedir. Belirtilen uygulamalardan dolayı hayvanlara bazı durumlarda tekrarlayan dozlarda anestezik madde verilmesi gerekebilmektedir. Çalışmamızın amacı çeşitli nedenlerle tekrarlanan dozlarda anestezi uygulaması yapılan hayvanların histopatolojik ve biyokimyasal değerlerindeki değişikliğin belirlenmesidir. Bu amaçla çalışmada ağırlıkları 160-220 gr arasında değişen 72 adet Wistar Albino dişi rat kullanılmıştır. Hayvanlar kontrol gurubu, zolazepam-tiletamin gurubu ve ksilazin-ketamin gurubu olmak üzere 3 ana gruba ayrıldı. Her bir ana gurup ise kendi içerisinde farklı günlerde yapılan 4 anestezi uygulamasına göre 4 farklı gruba ayrıldı. Hayvanlara 1, 3, 5 ve 7. günlerde anestezi uygulaması yapıldı. Anestezi uygulamaları boyunca hayvanların pedal, korneal, kutanöz ve doğrulma refleksleri kontrol edilerek kayıt altına alındı. Her bir uygulamanın ardından 2,4,6 ve 8. günlerde her ana gruptan rastgele 6 hayvan seçilip kan örnekleri alındıktan sonra sakrifiye edildi. Sakrifikasyon işleminin ardından hayvanlardan beyin, böbrek ve karaciğer örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinin serumları çıkartıldı ve bu serumlarda AST, ALT, LDH, ALP, kreatinin, üre, albümin, seruloplazmin, total protein, globülin seviyeleri belirlendi. Alınan doku örnekleri hematoksilen eozin ile boyandıktan sonra histopatolojik olarak incelendi. Tekrarlayan dozlarda uygulanan zolazepam-tiletamin ve ksilazin-ketamin uygulamalarının bazı biyokimyasal, histopatolojik parametrelerinde ve refleks sürelerinde belirgin biçimde değişikliklere neden olduğu belirlendi. Tekrarlayan dozlarda anestezi uygulanmak durumunda kalınan hastalarda biyokimyasal parametreler değerlendirilmek istendiğinde çalışmamızda belirtilen değişikliklerin göz önünde bulundurulması hastanın daha doğru değerlendirilmesinde faydalı olacağı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Disosiyatif anestezi, Tiletamin, Ketamin, Ksilazin, Tekrarlayan Dozlar.

AnesteziBiyokimyasal özelliklerCerrahi-veteriner hekimlik+7
Caner Kayıkcı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda ksilazin'in sedatif, analjezik ve bazı karaciğer enzimleri üzerine etkisi

Bu çalışma ratlarda Ksilazin iki değişik dozda kullanıldıktan sonra şekillenen sedasyonun derecelendirmesi, karaciğerde oluşabilecek hasarın ölçülmesi ve sedasyona bağlı olarak ağrı tepkisinin değişme durumunun belirlenmesi amacıyla yapıldı. Ağrı kontrolü çalışmalarında analjezik madde kullanılması en çok tercih edilen yöntemlerden biridir. Sedatif amaçla kullanılan ilaçlarda da analjezik etki söz konusudur. Ksilazin'in, ağrı hafifletilmesi, sakinleştirmesi (sedatif), uykuya yol açması (hipnotik), çizgili kasları gevşetmesi gibi etkilerinden yararlanılmaktadır. Ayrıca farklı anestezik ilaçların kullanımının öncesinde premedikasyon gayesi ile kullanılmaktadır. Çalışmada kullanılan 24 adet rat rastgele seçilip üç gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki (KO) ratlara sadece FTS verildi. Oluşturulan ikinci gruba Ksilazin (K10) 10 mg/kg intraperitonal verilip diğer üçüncü gruba ise Ksilazin (K15) 15 mg/kg/ip verildi. Sedatif ilaç uygulanan ratların uyaranlara karşı davranışlarına göre sedasyon değerlendirmesi yapıldı. Sedasyon hafif, orta ve ileri derecede olmak üzere sınıflandırıldı. Ratlarda ağrı kesici özelliğinin ne derecede olduğunu tespit etmek amacıyla Ksilazin'in etkinliği ağrı deneyi ile ölçüldü. Ağrı deneyi, hotplate testi ve hotplate aparatı ile yapıldı. Ağrı deneylerinden sonra sakrifiye edilen hayvanlardan kan alınarak AST, ALT ve kortikosteroid değerlerine kan serumunda bakıldı. Sonuç olarak AST ve ALT'nin kontrol ve deneme gruplarındaki serum değerlerinin değişmemiş olması küçük girişimler yapmak için gerekli olacak sedasyon sonrasında karaciğerde bu iki parametrenin değişikliğe uğramayacağının bilinmesi açısından önemli bulunmuştur. Ayrıca ratlarda ksilazinin ağrıyı azaltıcı özelliğinin bulunduğu ve kısa süreli tam hareketsizliğe ihtiyaç duyulması durumunda 15 mg/kg dozunda ksilazin uygulanmasının tercih edilmesinin daha iyi olacağı sonucuna varıldı Anahtar Kelimeler: Rat, Sedasyon derecesi, Ksilazin

AnesteziBilinçli sedasyonEnzimler+3
Nazlı Halitoğulları
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sevofluran ile oluşturulan genel anestezi üzerine ivermektin ve moksidektinin etkileri

Bu çalışmada, sevofluran anestezisi öncesinde ivermektin ve moksidektin uygulanmış farelerde oluşması muhtemel ilaç etkileşimleri değerlendirildi. Çalışmada açık alan testi, uyku süresi ve motor aktivite parametrelerindeki değişim incelendi. Çalışmamızda her grupta 6 adet dişi Swiss albino fare kullanılmak üzere toplam 11 grup oluşturuldu. Çalışma 1. ve 11. gün olmak üzere 2 periyodda sürdürüldü. İlk periyodda Grup I (kontrol I), Grup II (serum fizyolojik), Grup III (sevofluran), Grup IV (ivermektin 0.2 mg/kg), Grup V (moksidektin 0.2 mg/kg), Grup VI (ivermektin + sevofluran aneztezisi) ve Grup VII (moksidektin + sevofluran anestezisi) grupları oluşturuldu. 2. periyodda GRUP VIII (Kontrol II), GRUP IX (Grup II'deki hayvanlara 11. günde sevofluran anestezisi uygulandı), GRUP X (Grup IV'deki hayvanlara 11. günde sevofluran anestezi uygulandı) ve GRUP XI (Grup V'deki hayvanlara 11. Günde sevofluran anestezisi uygulandı). Uyku süreleri belirlendikten sonra tüm gruplarda nörofarmakolojik testler uygulandı. Uyku süresi analiz sonuçları göstermektedir ki hem ivermektin, hem de moksidektin sevofluran ile birlikte uygulandığında uyku süresini anlamlı düzeyde artırmaktadır. Moksidektinin formülasyonundan kaynaklı uzun etkili olması, uyku süresini 11. günde de anlamlı bir şekilde artırdı. Açık alan testi sonuçlarına göre stereotipik ve ambulatuvar hareketlerde tedavi gruplarında artış görülürken vertikal ve horizontal hareketler ile alınan mesafede azalmalar belirlendi. Sonuçlarımız göstermektedir ki; antiparaziter ilaçlar anestezi süresini ve davranış parametrelerini değiştirmektedir. Sonuçlarımız, antiparaziter ilaç uygulanan hayvanlarda genel anestezi uygulanırken ilaç etkileşimleri yönü ile doz ayarlanması gerekliliğini, aksi taktirde olumsuz sonuçların oluşma riski taşıdığını göstermektedir.

AnesteziAnestezi-genelMoksidektin+5
Kader Derya Dicle Özçiçek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi ile sezaryenlerde, morfinin farklı dozlarının intratekal uygulanmasının dural ponksiyon sonrası baş ağrısına etkisi: randomize, çift-kör, kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmada, spinal anestezi ile sezaryen (C/S) uygulanan gebelerde, morfinin farklı dozlarının intratekal uygulanmasının dural ponksiyon sonrası baş ağrısına (PDPH) etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmaya 18-40 yaş aralığında, ASA I-II toplam 80 gebe dahil edildi. Hastalar operasyon odasına alındıktan sonra standart şekilde monitörize edildi. Spinal anestezi altında elektif CS uygulanan gebeler randomize 4 gruba ayrıldı. Grup F25; 2 ml hiperbarik bupivakain + 25 µg fentanil intratekal Grup M100; 2 ml hiperbarik bupivakain + 100 µg morfin intratekal, Grup M150; 2 ml hiperbarik bupivakain + 150 µg morfin intratekal, Grup M200; 2 ml hiperbarik bupivakain + 200 µg morfin intratekal olarak uygulandı. Hastaların demografik özellikleri ve vital bulguları (nabız, tansiyon ve saturasyon) operasyon süreleri, intraoperatif kan kaybı ve intraoperatif transfüzyon miktarı, bebeklerin APGAR (Activity-Pulse-Grimace-Appearence-Respiration) 1 ve 5. dk skorları kaydedildi. Operasyondan sonra meydana gelen baş ağrısı, PDPH gelişimi, epidural kan yaması (EBP) gereksinimi, EBP sayısı, hastanede kalış süresi, ilk 24 saat oluşabilecek yan etkiler (ilaç alerjisi, bulantı, kusma, kaşıntı, apne, desaturasyon) takip edildi. Operasyondan sonra tüm hastalar, sonraki 7 gün boyunca vizüel analog skala (VAS) skoru ile değerlendirildi. Bulgular: PDPH, en yüksek oranda fentanil grubunda görülür iken en az Grup M200 hastalarda görüldü. Diğer gruplar PDPH sıklığı açısından anlamlı farklılık göstermemiştir. VAS değerleri arasında postop ilk 4 gün ile 6. ve 7. günlerde farklılık gözlenmemiştir. Grup F25' te bulantı-kusma ve kaşıntı oranını Grup M100, Grup M150 ve Grup M200 den anlamlı olarak daha düşük olup; Grup M100, Grup M150 ve Grup M200 arasında bulantı-kusma ve kaşıntı oranı anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç: İntratekal morfin 200 µg alan grupta PDPH anlamlı derecede düşüktü. Morfin alan gruplarda dozdan bağımsız olarak fentanil alan gruba göre yan etki (bulantı-kusma, kaşıntı) insidansı anlamlı derecede yüksek bulundu.

AnaljeziAnesteziAnestezi-spinal+5
Hilmi Yetkin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
DoctorateOpen AccessEN

Optical monitoring of cerebral blood flow and metabolism during carotid endarterectomy

Carotid endarterectomy (CEA) is a surgical operation to eliminate plaque in the carotid bifurcation where patients are at risk of embolic stroke. CEA requires cross-clamping of carotid arteries (common, internal, and external) to halt the blood flow in the surgical area, causing a hemodynamic challenge to the surgical hemisphere and the risk of embolus. Therefore, cerebral hemodynamics or electrophysiology is intraoperatively monitored via different modalities, including near-infrared spectroscopy (NIRS), electroencephalogram (EEG), somatosensory evoked potentials, carotid stump pressure, and transcranial Doppler ultrasound. Although EEG is a commonly used and reliable monitoring technique for CEA, it is a surrogate measure of cerebral blood flow (CBF). Further, different anesthetic regimens could suppress its waveforms, making it difficult to rely on to ensure adequate CBF. Furthermore, there has been no gold standard for monitoring CBF during CEA. Therefore, we aimed to investigate changes in CBF index (CBFi) and cerebral metabolism via combined diffuse correlation spectroscopy (DCS) and NIRS system in patients who underwent CEA. We compared changes in EEG power spectra with cerebral hemodynamics on twenty-three CEA patients by quantifying a well-known EEG spectral method, desynchronization function. We also assessed different induction anesthesia on desynchronization functions to indicate electrophysiological and neurovascular changes with respect to clamping. Finally, we evaluated variability within CBFi and EEG power spectra by quantifying the coefficient of variation to capture hemispheric differences. A combined DCS-NIRS system can deliver complementary cerebral hemodynamic assessment to electrophysiology during CEA. Furthermore, intraoperative monitoring of clamp-induced cerebral hypoperfusion with a combined DCS-NIRS system would help make acute management changes in inpatient care (e.g., arterial shunting). Assessing the electrophysiological and neurovascular status of the brain can avert undesirable events such as hypoperfusion and hypoxia, prevent cerebral ischemia and allow determining personalized perfusion strategies.

AnesthesiaEndarterectomy-carotidBlood brain barrier+4
Kutlu Kaya
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi yoğun bakım ünitesinde kronik obstrüktif akciğer hastalığı alevlenme tanısı ile izlenen hastalarda non-invaziv mekanik ventilasyon tedavisine yüksek akımlı oksijenasyon tedavisinin eklenmesinin etkileri.

Yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) akut alevlenme ile izlenen kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) hastalarının tedavisinde noninvaziv mekanik ventilasyon (NIMV) ile birlikte yüksek akımlı oksijenasyon (HFO) tedavisinin yeri henüz açıklığa kavuşmamıştır. Bu çalışmada, KOAH alevlenme tanısı ile NIMV ile izlenen hastalarda HFO'nun ilave olarak kullanılmasının; oksijenasyona, karbondioksit temizlenmesine, entübasyon oranına, invaziv mekanik ventilasyon süresine, beslenme başlanabilme süresine, yoğun bakım ve hastane yatış süresine ve mortalite oranlarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Etik kurul karar onayı alındıktan sonra, 1 Ocak 2015-31 Aralık 2019 tarihleri arasında Hacettepe Hastanesi Anestezi YBÜ'nde akut KOAH alevlenme ile izlenen, NIMV uygulanmış hastalarda yapılan bir retrospektif kohort çalışmasıdır. NIMV ile birlikte standart oksijen tedavisinin (SOT) kullanıldığı hastalar (NIMV/ SOT grubu), NIMV ve HFO ile solunum desteği alan hastalar (NIMV/HFO grubu) olarak gruplanmıştır. Hastaların demografik verileri, ek hastalıkları, arter kan gazı değerleri, uygulanan tedaviler, entübasyon oranı ve zamanı, invaziv mekanik ventilasyon süresi, beslenmenin başlanabildiği gün, YBÜ ve hastane yatış süreleri, 28. ve 90. gün mortalite oranları orijinal dosyaları ve elektronik kayıtlar kullanılarak toparlanmıştır. İstatistiksel analizlerde Mann-Whitney U testi, ki-kare, tekrarlayan ölçümler varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Beş yıllık süreçte YBÜ'de izlenmiş olan 148 KOAH alevlenmeli hastadan 28 tanesinin NIMV/HFO, 32 tanesinin ise NIMV/ SOT aldıkları tespit edilmiştir. Bu iki grubun demografik özellikleri, eşlik eden hastalıkları, uygulanan farmakolojik tedaviler benzer bulunmuştur. Her iki grupta da benzer şekilde 2. ve 12. saatte alınan kan gazlarında YBÜ kabulüne göre hastaların oksijenasyonlarının iyileştiği, CO2 retansiyonlarının gerilediği, pH değerlerinin normalleştiği tespit edilmiştir. NIMV/HFO grubunda 48. saatte, oksijenasyonun NIMV/SOT grubuna göre daha iyi (sırasıyla ortanca [çeyrekler arası açıklık], PaO2 89 [88-100] mmHg ve 79 [71 -83] mmHg, p=0,019) fakat PaCO2 değerlerinin de daha yüksek (sırasıyla PaCO2 değerleri 68 [54-71] mmHg ve 53 [49-64] mmHg, p=0,043) olduğu saptanmıştır. NIMV/HFO grubundaki hastalar NIMV/SOT grubuna göre daha erken beslenebilmiştir (sırasıyla 3 [3-4] gün ve 5 [4-8] gün, p<0,001). NIMV ile HFO'nun birlikte kullanılması NIMV/SOT grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde entübasyon oranını, IMV süresini, YBÜ ve hastane mortalitesini, YBÜ ve hastane yatış süresini etkilememiştir. Sonuç olarak, KOAH alevlenme hastalarının YBÜ takibinde NIMV tedavisine ek olarak standart oksijen tedavisi yerine HFO kullanılması; ikinci gündeki oksijenasyonu iyileştirmektedir ve hastaların daha erken beslenebilmesi sağlanabilmektedir. NIMV tedavisine ek olarak HFO kullanımı; entübasyon oranlarını, invaziv mekanik ventilasyon süresini, yatış sürelerini ve mortalite oranlarını değiştirmemektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH alevlenmesi, yoğun bakım, mekanik ventilasyon, HFNO

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifAnestezi+5
Recep Çelik
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi ameliyathanelerinde 2018-2021 yılları arasında alınan robotik prostatektomi vakalarının anestezi yönetimi ve perioperatif komplikasyonlar açısından retrospektif değerlendirilmesi

Son yıllarda üroloji alanına büyük bir yenilik olarak giren robot yardımcılı laparoskopik prostatektomi işlemi, minimal invaziv olması, daha az kanamaya ve postoperatif ağrıya sebep olması gibi avantajlarının yanı sıra, cerrahi süresinin daha uzun olması, ileri derecede dik Trendelenburg pozisyonu gerektirmesi ve pnömoperiton nedeniyle hiperkarbi görülmesi gibi dezavantajları da beraberinde getirmektedir. Bu alanda yeni karşılık bulan robot yardımcılı prostatektomi ameliyatlarının perioperatif olası komplikasyonlarına yönelik çalışmalar kısıtlı sayıdadır. Bu çalışmada 2018-2021 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Üroloji ameliyathanelerinde alınan robot yardımlı ürolojik ameliyatların anestezi yönetimini ve perioperatif komplikasyonlarını incelemeyi amaçladık. Etik kurul onayı alındıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri ameliyathanesinde Mart/2018 – Haziran/2021 tarihleri arasındaki robot yardımlı prostatektomi ameliyatlarının anestezi takip formları retrospektif olarak incelendi. Hasta demografikleri, anestezi yönetimi ve perioperatif komplikasyonlar açısından tarandı. Çalışmaya dahil edilen 86 hastanın ortalama yaşı 63,07 +/-8,02 yıl (44-80) ortalama vücut ağırlığı 81,38+/-11,64kg (55-120) ortalama vücut kitle indeksi (VKİ) 27.15+/-3,54kg/m2 (19,03-37,45) bulundu ve 64(%74) kişinin VKİ'si 25'in üstünde obez bulundu. Ortalama hastanede kalış süresi 3,09+/-1,04 gün(2-8) bulundu. Ortalama ameliyat süresi 218+/-34,6 dakika (155-320) ortalama anestezi süresi ise 274,78+/-36,04 dakika (210-385) bulundu. Ortalama hemoglobin düşüşü ise 0,99+/-0,81g/dl(-0,90-3,40) bulundu.Operasyon süresinin 2020 yılında 230 dakika iken 2021 yılında istatistiksel anlamlı olarak 200 dakikaya gerilediği tespit edilmiştir. Aynı zamanda operasyon süresinin VKİ değerlerinin artmasıyla beraber artış gösterdiği bulunmuştur. Bununla beraber obez hastalarda hiperkarbi sıklığının da daha fazla olduğu tespit edilmiştir. 32(%37) hastada intraoperatif hipotansiyon gelişmiş, 6 (%7) hastada hiperkarbi gelişmiştir. Hiçbir hastada intraoperatif hipoksi gelişmemiştir ve intraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu ihtiyacı olmamıştır. Çalışmaya dahil edilen hastalarda uluslararası literatürle uyumlu şekilde, 2 (%2) hastaya postoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu 1 (%1) hastaya taze donmuş plazma transfüzyonu yapılmış, 1 (%1) hastada pulmoner tromboemboli gelişmiş, 1(%1) hastada periferik nöropati gelişmiş bir (%1) hastada ise ileus gelişmiştir. Korneal abrazyon, laringeal ödem izlenmemiştir. Robotik prostatektomi, radikal retropubik prostatektomiye önemli bir alternatif oluşturmaktadır. Fakat beraberinde gelen, anestezi açısından da önemli olan riskler göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle obez hastalarda hem ameliyatın süresinin uzayabileceği hem de karbondioksit retansiyonunun daha belirgin olabileceği göz önünde bulundurulduğunda, olası komplikasyonlar açısından daha dikkatli olunması gerektiği görülmektedir.

AmeliyathanelerAnesteziAnestezi ve analjezi+7
Kasım Aydoğdu
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uyanık entübasyon yapılan hastalarda memnuniyet ve deneyimlerin değerlendirilmesi

Uyanık fiberoptik entübasyon zor hava yolu beklenen hastalarda altın standart kabul edilen bir entübasyon yöntemidir. Hasta deneyimleri, uyanık entübasyon tekniğinin geliştirilmesi ve hasta bakım hizmetlerinin iyileştirmesi için önemlidir. Biz bu çalışmada çok sık uygulanmayan bir prosedür olan 'uyanık entübasyon' yapılan hastalarda postoperatif dönemdeki memnuniyet ve deneyimlerin değerlendirilmesini amaçladık. Etik kurul onayı alındıktan sonra prospektif, gözlemsel olarak Haziran 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında, uyanık entübasyon uygulanan hastalar postoperatif dönemde ilk 24 saat içerisinde serviste ziyaret edilerek hastalara demografik bilgileri, sosyo-ekonomik düzeyleri, tıbbi personele olan güvenleri, kişilik tipleri, işlem öncesi çekinceleri, işlemi yapan sağlık personeli ile olan ilişkileri, işlem anındaki hisleri, işlemi hatırlama düzeyleri ve işlem sonrası düşüncelerinden oluşan bir anket uygulandı. İşlem sırasında uygulanan sedasyon tipi, komplikasyonlar, entübasyonun oral ya da nazal olduğu, kaçıncı seferde entübasyonun gerçekleştirildiği bilgileri hasta dosyasından alındı. Haziran 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında uygulanan 19 hasta vardı. Hastaların uyanık entübasyon işlemi ile ilgili genel sürece verdikleri puanın ortancası (en düşük değer –en yüksek değer) 13 (6-15) idi. Hastaların uyanık entübasyon işlemine verdikleri puanın ortancası (en düşük değer –en yüksek değer) 4 (2-5) idi. Hastaların sağlık personellerine duydukları güven ile genel sürece ve uyanık entübasyon işlemine verdikleri puan arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Ayrıca işlemi hatırlamaktan rahatsız olmama ve işlemi tekrar kabul etme puanları arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu belirlendi. Yumuşak başlılık ve dışadönüklük kişilik tipleri ile uyanık entübasyon işlemine verdikleri puan arasında; duygusal dengelilik kişilik tipi ile işlem öncesi çekince puanları arasında; sorumluluk kişililk tipi ile uyanık entübasyon işleminin sebebini anlama puanları arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda, uyanık entübasyonun çoğu hasta için kabul edilebilir bir deneyim olduğu gösterilmiştir. İşlemin hastalara daha iyi açıklanması, memnuniyeti artırma potansiyeline sahip önemli bir durum olarak görünmektedir. Hastaya işlemin nasıl yapılacağı ile ilgili bilgilendirici ve talimatlar içeren materyaller sunulması gibi yöntemlerle hastanın işlemle ilgili hakimiyeti artırılabileceği, işlemin hasta için daha kolay ve rahat hale getirilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Uyanık entübasyon, zor hava yolu, hasta memnuniyeti

AnesteziEntübasyonHasta memnuniyeti+1
Furkan Kaan Kes
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Remifentanilin farklı infüzyon dozlarının postoperatif titreme üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Giriş-Amaç: Anestezi sonrası titreme, genellikle genel anestezi sonrası erken dönemde gözlenen; ağrı, bulantı ve kusma ile beraber hastaları en çok rahatsız eden komplikasyonlardan biridir. Termoregülatuar sistemin hipotermiye cevabı olup, vücut sıcaklığı normalken dahi gelişebilir. Titremenin etiyolojisi yeterince anlaşılamamıştır. Soğuk kaynaklı termoregülatuar titreme belirgin bir neden olsa da; ağrı, inhibe olmamış spinal refleksler, azalmış sempatik aktivite, solunumsal alkaloz, yaş, cinsiyet, anestezi indüksiyonu ve idamesi için ilaç seçimi, ameliyat süresi gibi birçok faktörden etkilenir. Remifentanil, bir μ opioid reseptör agonistidir. Etki başlangıç ve sonlanma süreleri öngörülebilir olup, hızlı derlenme sağlayan kısa etkili bir opioiddir. İnhalasyon anestezikleri ile idamede adjuvan olarak kullanımı önerilmektedir. Bazı çalışmalarda remifentanil kullanımı ile postoperatif titreme insidansının arttığı gösterilmiştir. Bu araştırmada, remifentanilin farklı infüzyon dozları kullanılan hastaların postoperatif titreme açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında genel anestezi altında tiroidektomi ve mastektomi geçirecek ASA 1-2 hastalar çalışmaya dahil edildi ve derlenme ünitesinde değerlendirildi. Hastaların intraoperatif hemodinamik verilerine intraoperatif sıcaklık ölçümlerine ve anestezi yönetimine anestezi formundan ulaşıldı. Derlenme ünitesinde de hastalara BSAS, VAS, MAS skorları değerlendirildi ve hemodinamik verileri kaydedildi. Toplamda 37 hastaya düşük doz (0.05-0.1 mcg/kg/dk) grubuna (Grup L), 43 hastaya ise yüksek doz (0.15-0.2 mcg/kg/dk) grubuna (Grup H) uyacak dozda remifentanil infüzyonu uygulanmıştır. Bulgular: Her iki grup için demografik veriler, medikal özellikler, kullanılan ilaçlar, vücut sıcaklığı ve ameliyathane odasından çıkıştaki ortalama vücut sıcaklık değerleri, farklı zamanlarda ortalama VAS skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Remifentanil kesilmesinden itibaren ekstübasyon süresi ve derlenme ünitesinde farklı zamanlardaki MAS skorları gruplar arasında anlamlı olarak farklıdır. 0 ve 10.dakikada ölçülen BSAS skorları gruplar arasında farklıdır. Titreme görülen ve titreme görülmeyen hastalar arasında ise cinsiyet, yaş ve BMI açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Sonuç: Çalışmamızda, remifentanil infüzyonunun, inhalasyon anestezisine eklendiği genel anestezi uygulaması ile tiroidektomi ve meme cerrahisi geçiren hastalardan, 'yüksek' doz remifentanil almış olanlarda postoperatif titreme sıklığının, 'düşük' doz alanlardan daha fazla olduğu gözlenmiştir. Remifentanil gibi çok sık kullanılan bir adjuvan ilaçla sıklıkla ilişkilendirilen postoperatif titremenin özellikle yüksek doz infüzyon kullanılan hastalarda sıklıkla ortaya çıkabileceği unutulmamalı ve non/farmakolojik yöntemlerle tedavi edilmelidir. Anahtar kelimeler : postoperatif titreme, remifentanil, BSAS

AnesteziAnestezi-genelDoz-cevap ilişkisi-ilaç+3
Adem Halis
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklamptik gebede havayolunun değerlendirilmesi

Obstetrik hastalar; normal popülasyona göre zor havayolu insidansı açısından daha fazla risk altındadır. Preeklampsi gibi gebeliğe hipertansiyonun eşlik ettiği durumlarda bu risk daha da artmaktadır. Zor veya başarısız ventilasyon ve entübasyon durumunda; maternal ve fetal yaşamı tehlikeye atan olaylarla karşılaşılabilir. Zor havayolu beklentisi olan bu hasta grubunda operasyon öncesi havayolu muayenesinin detaylı yapılması büyük önem taşır. Bu çalışmada; preeklampsi tanısı alan (n:20) ve dahili hastalığı olmayan normal gebelerde (n:20), sezaryen sırasında ve postoperatif 48. saatlerinde; zor havayolu muayenesinde kullanılan Mallampati Sınıflaması, Tiromental Mesafe, Boyun Çevresi ve ultrason (USG) yardımıyla Cilt-Hiyoid Mesafesi, Cilt-Epiglot Mesafesi ve Dil kökünün anterior ölçümünü ve aynı zamanda Optik Sinir Kılıf Çapını (OKSÇ) karşılaştırmayı amaçladık. Bu vaka kontrol ve prospektif olarak planlanan çalışmaya; ASA II-III grubu, tekli gebeliğe sahip, 40 hasta dahil edilmiştir. Çalışma 4 yıllık tecrübesi olan anestezi asistanı ile yapılmıştır. Çalışmamızın neticesinde; hem preeklamptik gebe grubu hem de normal gebe grubunda; OSKÇ, Mallampati Skoru ve cilt-epiglot Mesafesi postoperatif 48. Saatte, intraoperatif ölçüme göre anlamlı olarak azalmış ancak iki grup arasında korelasyon gösterilememiştir. Ama preeklamptik gebeler incelendiğinde cilt-hiyoid mesafesi, normal gebelere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuçları daha derinlemesine değerlendirmek için, yeterli hasta sayısına sahip, ileri klinik deneyim ve çalışmalara ihtiyaç vardır.

AnesteziGebelikPreeklampsi+3
Bilge Küçükçay
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstetrik anestezide; spinal anestezi eğitiminde ultrason kullanımının değerlendirilmesi

Obstetrik hastalar; nöroaksiyel blok girişimleri açısından, diğer hasta gruplarına göre, özellikli bir hasta grubudur. İşlem öncesi ultrasonografik görüntüleme; orta hattın belirlenmesi, optimal ara boşluk seviyesine karar verilmesi gibi, başarılı nöroaksiyal yerleşim için güvenilir ve doğru bilgiler sağlayarak; daha fazla doğruluk ve daha az iğne girişimleri sağlar. Bu çalışmada; obstetrik anestezide spinal anestezi eğitimi sırasında lomber ultrason (USG) kullanımının, eğitim programı içinde yer almasının, başarılı spinal anestezi uygulaması için eğitim açısından faydalarının değerlendirilmesini amaçladık. Bu randomize ve prospektif olarak planlanan çalışmaya; spinal anestezi altında elektif sezaryen ameliyatı yapılan, ASA II-III grubu, tekli gebeliğe sahip, 128 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya lomber USG eğitimi almış farklı kıdemde iki anestezi asistanı katılmıştır. Çalışmaya katılan hastalar; her iki katılımcı için ultrasonografi grubu (UG) ve palpasyon grubu (PG) olarak toplam 4 gruba ayrılmıştır. Bu gruplar; her iki yöntemin başarısı, uygulayıcı kıdeminin başarıya olan etkisi, palpasyon zorluk derecesi, giriş seviyesi, toplam giriş sayısı, iğne yönlendirme sayısı, iğne yerleştirme süresi, blok başarısı, Vizüel Analog Skala (VAS) zorluk derecesi, komplikasyon gelişimi ve hasta memnuniyet düzeyleri yönünden değerlendirilmiştir. Blok başarısını etkileyen en önemli faktörün; anestezi tecrübesi ve uygulanan yöntemden bağımsız olarak; artmış vücut ağırlığı ve vücut kitle indeksi olduğu saptanmıştır. Her iki yöntemde; giriş seviyesi, toplam giriş sayısı, iğne yönlendirme sayısı, iğne yerleştirme süresi, blok seviyesi, ek analjezik ihtiyacı, blok başarısı, komplikasyon gelişimi VAS zorluk skalası ve hasta memnuniyet düzeyleri yönünden, iki uygulayıcı arasında fark gözlenmemiştir. Yeterli eğitim ve deneyim ile palpasyon yönteminin USG ile uygulama kadar başarılı olduğu gösterilmiştir. Spinal USG eğitiminin; her kıdemdeki asistana uygulanabilirliğinin daha kesin kanıtlarla gösterilebilmesi için; daha fazla sayıda ve farklı kıdemdeki asistanların dahil olduğu eğitim çalışmaları planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Spinal anestezi, ultrason, sezaryen doğum, obstetrik anestezi

AnesteziAnestezi-spinalDoğum+3
Oya Kaybal
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Morbid obez hastaların hava yolu yönetiminde videolaringoskopinin yerinin ve öneminin belirlenmesi

Giriş-Amaç: Obezite multifaktöriyel bir sağlık sorunudur ve anestezi pratiğinde zor hava yolu yönetimi açısından risk taşımaktadır. Obezitenin derecesi, hastanın yaşı ve cinsiyeti gibi demografik özellikleri, obstrüktif uyku apnesi (OSAS) gibi eşlik eden komorbiditeler bu riskleri etkilemektedir. Zor veya başarısız hava yolu yönetimi sonucunda morbidite ve mortalite artmaktadır. Anestezi öncesi hava yolu muayenesi ile zor hava yolu açısından belirleyici özelliklerin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması hastayı korumakta oldukça önemlidir. Hava yolu yönetiminde maske ventilasyonu ve endotrakeal entübasyon için farklı seçenekler mevcuttur. Tercih edilecek yöntem ve araçlar başarılı hava yolu yönetimi için kritik rol oynamaktadır. Bu çalışmada; genel anestezi altında cerrahi operasyon geçiren ve vücut kitle indeksi (VKİ) ≥30 kg/m² olan hastaların hava yolu yönetimi açısından incelemesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra Ocak 2014 - Aralık 2018 tarihleri arasında genel anestezi altında elektif cerrahi geçirmiş olan hastalardan VKİ ≥30 kg/m² olan 375 hastanın dosyaları arşivden temin edilerek zor maske ventilasyonu varlığı, çift el ile maske ventilasyonu ve oral airway kullanımı, zor entübasyon varlığı, hangi yöntemle ve kaçıncı denemede endotrakeal entübasyon gerçekleştirildiği kaydedilmiştir. Obezite derecesi, Modifiye Mallampati skoru, cinsiyet, yaş, OSAS varlığının zor hava yolu yönetimine etkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda; obezite derecesi artıkça zor maske ventilasyonu ve çift el ile maske ventilasyonunun arttığı ancak VKİ değerindeki artış ile zor endotrakeal entübasyon görülme oranında artış olmadığı gözlenmiştir. Mallampati skorunun artması ile zor maske ventilasyonu, çift el maske ventilasyonu, oral airway kullanımı ve zor entübasyon görülme insidansının artış gösterdiği saptanmıştır. Erkek hastalar ile kadın hastalar arasında maske ventilasyonu açısından fark izlenmezken; zor endotrakeal entübasyonun erkeklerde daha fazla olduğu izlenmiştir. OSAS tanılı hastalarda zor maske ventilasyonu ve zor endotrakeal entübasyon görülme insidansının arttığı, ilk denemede entübasyon başarısının düştüğü izlenmiştir. Videolaringoskop ile entübe edilen hastaların vücut ağırlığı ve VKİ değerlerinin direkt laringoskopi ile entübe edilen hastalardan anlamlı düzeyde yüksek olduğu izlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre obezite zor hava yolu yönetimi için bağımsız bir risk faktörüdür. VKİ ve Mallampati skoru artışı hava yolu yönetiminde zorlukla ilişkilidir ve dikkatli olmayı gerektirir. Özellikle OSAS tanılı hastalarda ise hava yolu yönetimine dair değerlendirilen tüm parametrelerde zorluk izlenmiştir. Erkek cinsiyette zor entübasyon sıklığının artmış olması da akılda tutulmalıdır. Çalışmamızda VKİ, mallampati skoru, OSAS varlığı ve erkek cinsiyetin prediktif değerini işaret eden daha eski çalışmalara benzer sonuçlar bulduk. Verilerimizin anestezi uzmanlarının obez hastalarda olası zor hava yoluna daha dikkatli bir şekilde hazırlanmasına yardımcı olabileceğini umuyoruz. Anahtar Kelimeler: Obezite, zor hava yolu, zor maske ventilasyonu, zor endotrakeal entübasyon, videolaringoskopi

AnesteziEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+5
Sevinç Buyurgan
Hacettepe University
2020
00

Related subjects