Veteriner hekimlik

Bu konu başlığı altında 445 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Küçük ruminantlarda Mannheimia haemolytica ve Mycoplasma ovipneumoniae etkenlerinin neden olduğu solunum yolu enfeksiyonlarında kullanılan antibiyotiklerin karşılaştırmalı etkinliği: Sistematik derleme ve ağ meta analizi

Bu çalışmanın amacı küçükbaş hayvanlarda doğal yolla oluşan solunum yolu enfeksiyonlarında kullanılan antibiyotiklerin ağ meta analiz ile karşılaştırmalı etkinliğini incelemektir. 13 Eylül 2024 tarihine kadar Web of Science, Scopus, PubMed ve EBSCOhost web tabanlarından 1365 adet belgeye ulaşılmıştır. Ekleme çıkarma kriterleri sonucunda 14 adet belge analize dâhil edilmiştir. Analiz için gemtc, rjags ve netmeta paketleri kullanılmıştır. Analiz R programlama dili ve Microsoft Excel 2023 ile gerçekleştirilmiştir. Yanlılık tespitinde RoB 2 aracı kullanılmıştır. 100 000 iterasyon, 30 000 yanma, 4 zincir ve 5 inceltme ile analiz gerçekleştirilmiştir. Sabit etki ve rastgele etkiler modelinde yüksek düzeyde heterojenlik tespit edilmiştir (I2>%50). Analiz hem sabit etki hem de rastgele etkiler modelinde gerçekleştirilmiştir. Sabit etki modelinde antibiyotiklerin birbirlerine ve kontrole karşı üstünlükleri tespit edilmiştir. Rastgele etkiler modelinde sadece florfenikolün oksitetrasikline (RR=0,11;Crl, 0,01-0,89) karşı üstün olduğu belirlenmiştir. Diğer antibiyotiklerin birbirlerine karşı bir üstünlüğü belirlenememiştir. Her iki modelde de tutarsızlık tespit edilmemiştir (P>0,05). Her iki modelde de klinik etkinlik bakımından en iyi tedavi olma olasılığı ve SUCRA değeri en yüksek antibiyotiğin tulatromisin olduğu tespit edilmiştir. Kontrol grubunun klinik etkinlik bakımından en son sırada yer alma olasılığının en yüksek, SUCRA değerinin en düşük olduğu tespit edilmiştir. Yayın yanlılığının tespitinde Egger'in regresyon testi ve huni grafiği kullanılmıştır. Her iki modelde de yayın yanlılığı tespit edilmemiştir (P>0,05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar küçükbaş hayvanlarda doğal yolla oluşan solunum yolu enfeksiyonlarında kullanılan antibiyotiklerin seçiminde önemli bilgiler sunabilir.

Veteriner hekimlik
Seyit Mehmet Taşdelen
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tavuklarda tarsometatarsal kırıkların iyileşmesinde semisirküler ve sirküler eksternal fiksatör sağaltımlarının klinik ve biyomekanik yöntemlerle değerlendirilmesi

Kırık uçlarının karşı karşıya getirilmesi (redüksiyon) ve stabilizasyonun sürdürülmesi kırık tedavisinin en önemli noktasını oluşturmaktadır. Gerek evcil gerekse yabani kanatlılarda kanat ve ekstremitede uzun kemik kırıklarıyla sıkça karşılaşılmaktadır. Bu çalışmada, tavuklarda tarsometatarsal kırıklarda semisirküler ve sirküler eksternal fiksatör sağaltım teknikleri uygulanarak, iyileşme klinik ve biyomekanik yöntemlerle değerlendirilecektir. Bu yöntemlerde elde edilecek sonuçlar semisirküler eksternal fiksatörün sirküler eksternal fiksatör seviyesinde kırık iyileşmesi sağlarsa yapılacak daha ileri çalışmalarla kanatlıların femur ve kanatlardaki uzun kemik kırıklarında uygulanmasına imkân sağlayabilecektir.

BiyomekanikKırık fiksasyonuKırık fiksasyonu-ekstramedüller+5
Mehmet Salih Karadağ
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Basit indigesyonlu sığırlarda serum metilmalonik asit ve b12 vitamini düzeylerinin tanısal önemi

Basit indigesyonlu sığırlarda metilmalonik asit ve B12 vitamininin tanısal açıdan öneminin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla 10 sağlıklı (kontrol grubu) ve 40 basit indigesyonlu olmak üzere toplam 50 farklı ırk ve yaşta sığır kullanıldı. Sığırların indigesyonlu oldukları anamnez, klinik muayenesi ve rumen içerik muayenesi ile tespit edildi. Her sığırdan MMA ve B12 vitamin düzeylerini saptamak için kan serum örnekleri ve rumen içerikleri alındı. İştahsızlık, kilo kaybı, süt veriminde düşüş ve ön mide atonisi olan indigesyonlu grupta sağlıklı kontrol grubuna göre metilmalonik asit arttığı (P<0.05) belirlendi. Vitamin B12 düzeyi indigesyon grubunda kontrol grubuna göre azaldığı tespit edildi, fakat bu azalma istatistiki olarak (P>0.05) anlamlı bulunmadı. Hem indigesyonlu grupta hem de kontrol grubunda MMA ve Vitamin B12 arasında negatif bir korelasyon olduğu saptandı. Sonuç olarak; indigesyonlu sığırlarda Metilmalonik asit ve Vitamin B12 düzeylerinin belirlenmesi tanısal açıdan önemli olduğu belirlendi.

DispepsiHayvan beslemeMetilmalonik asit+4
Vedat Baldaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tavşanlarda deneysel oluşturulan kornea alkali yanıklarının sağaltımında medikal ozonun etkilerinin araştırılması

Çalışmada tavşanlarda sodyum hidroksitle (NaOH) deneysel olarak oluşturulan kornea alkali yanıkların sağaltımında medikal ozonun farklı uygulama şekillerinin korneal iyileşme üzerine olan etkinliğinin klinik ve histopatolojik olarak incelenmesi amaçlandı. Bu amaçla araştırmada toplam 32 adet Yeni Zelanda ırkı erkek tavşan kullanıldı. Deneklerin sadece sağ gözlerinin sentral korneasına 1 N NaOH emdirilmiş 6 mm çaplı filtre kağıdı 1 dk süre ile uygulandı. Deneklerin hiç birinde diğer oküler yapılar alkali ajandan etkilenmedi. Tavşanlar rastgele dört gruba ayrıldı. Alkali ajan oluşturulduğu gün 1. gün kabul edildi. Sağaltıma alkali yanık oluşturulduktan hemen sonra başlanıldı. Birinci grup (K) kontrol grubu olarak bırakıldı. Bu gruba medikal ozon uygulaması yapılmadı. İkinci gruba (M), üçer (3) gün aralıklarla subkonjuktival ozonlanmış kan uygulandı. Üçüncü gruba (S), üçer (3) gün aralıklarla subkonjuktival medikal ozon uygulaması yapıldı. Dördüncü gruba (O), üçer (3) gün aralıklarla major otohemoterapi uygulandı. Klinik değerlendirme amacıyla, korneada alkali yanık oluşturulduktan sonraki 1, 3, 7, 14 ve 21. günlerde (günün sabah saatlerinde), schirmer gözyaşı testi, korneal opasite (bulanıklık) değerlendirilmesi ve korneal erozyon alanının ölçümü yapıldı. 21. günün sonunda sakrifiye edilen tavşanların bulbus oculi ekstirpasyonu yapılarak, doku örnekleri alınıp % 10' luk formol solüsyonunda tespit edildi. Klinik değerlendirmeler neticesinde, epitelyal iyileşme açısından M grubu istatistiksel açıdan en iyi grup olurken, bunu S grubu ve ardından O grubu takip etti. Herhangi bir sağaltımın uygulanmadığı K grubu iyileşme açısından en zayıf grup olarak belirlendi. Gruplar arasından reepitelizasyon açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı. Çalışmada sağaltım grupları ile kontrol grubu arasında opasite açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. 21. günün sonunda M grubu opasifikasyonu diğer gruplara göre bir miktar daha küçüktü. Sonuç olarak histopatolojik bulguların klinik bulgularla uyum gösterdiği ortaya çıktı. Elde edilen klinik, istatistiksel ve histopatolojik bulgular ışığında; korneal alkali yanığında medikal ozon sağaltımının farklı uygulama tekniklerinin, kontrol grubuna kıyasla oluşan komplikasyonları büyük oranda giderdiği ve korneal reepitelizasyonu hızlandırdığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Kornea Alkali Yanığı, Medikal Ozon, Tavşan

Hayvan deneyleriKorneaOzon+5
Yağmur Kuşcu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van ili Gevaş ilçesinde atık yapan koyunlarda neospora caninum'un seroprevalansı

Bu çalışmada Van ili Gevaş ilçesinde koyunlarda abort etkenlerinden Neospora caninum'a karşı oluşan antikorlar varlığının serolojik olarak belirlenmesi hedeflendi. Bu amaçla Van ili Gevaş ilçesinde atık şikayeti ile başvuran hayvan sahiplerinin işletmesine gidilerek atık sonrası 16. güne kadar olan 80 adet koyundan usulüne uygun olarak V. jugularisten kan örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinden RBC, HCT, HB, RDW, PLT, WBC Nötrofil, Lenfosit ve Eozonofil düzeyleri belirlendi. Biyokimya tüpüne alınan kan örneklerinden de serum elde edilerek Neospora caninum' a karşı oluşmuş antikorların varlığı tür spesifik ELISA test kiti ile belirlendi. Elde edilen absorbans değerler neticesinde 72 tane negatif, 8 tanesinde de şüpheli değer belirlenirken, pozitif değere ise hiç rastlanmadı. Sonuç olarak; elde edilen bulgular ışığında Van ili Gevaş ilçesinde abort yapan 80 koyunda her ne kadar pozitif değer görülmese de 8 adet şüpheli sonucun olması Neospora caninum' un bölgede olabileceği, konuyla ilgili bölgede koruma ve kontrol uygulamalarının yapılması gerektiği kanaatine varıldı.

Abortus-veteriner hekimlikHayvan hastalıklarıKoyunlar+4
Uğur Har
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Solunum sistemi hastalıklı buzağılarda farklı oksijen uygulama yöntemlerinin arteriyel ve venöz kan gazları üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, solunum sistemi hastalıklı ve yapılan kan gazları analizlerine göre oksijen tedavisi ihtiyacı olan buzağılarda, rutin solunum sistemi tedavisine ilave olarak maske ve intranazal kateter ile oksijen uygulamalarının, klinik ve hematolojik bulgular ile arteriyel ve venöz kan gazları üzerine etkilerini belirlemektir. Bu çalışmanın hayvan materyalini; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı kliniğine getirilen, farklı yaş (1 gün-3 aylık), ırk ve cinsiyete sahip 18 adet buzağı oluşturdu. Hayvanların yapılan klinik muayeneleri sonucu solunum sistemi problemi olan ve yapılan kan gazları analizleri sonuçlarına göre oksijen tedavisine ihtiyaç duyan buzağılar çalışmaya dâhil edildi. Buzağılar kendi aralarında eşit sayıda (n=6) 3 ayrı gruba ayrıldı. 1. grup (kontrol), 2. grup (Maske) ve 3. grup (İntranazal kateter) grubu olarak belirlendi. 1. grup hayvanlara rutin solunum sistemi hastalığı tedavisi, 2. grup hayvanlara rutin solunum sistemi hastalığı tedavisinin yanı sıra maske ile oksijen tedavisi, 3. grup hayvanlara ise rutin solunum sistemi tedavisine ilave olarak intranazal kateter ile oksijen verildi. Çalışma süresince tüm gruplardaki buzağıların klinik muayeneleri yapıldı ve kayıtlar tutuldu. Ayrıca kan gazları ölçümleri için çalışmanın 0., 3., 5. ve 24. saatlerinde arteriol ve venöz, hematolojik analizler için ise 0. ve 24. saatlerde venöz kan örnekleri alındı. Klinik olarak hayvanlarda solunum güçlüğü olduğu, ağızdan solunum yaptıkları, burun akıntısı, emme refleklerinde azalma, depresyon, beden ısısında artış, mukozalarda siyanotik tablo ve bazı hayvanlarda ise öksürük gibi klinik semptomlar olduğu tespit edildi. Oksijen verilen 2. ve 3. grup hayvanlarda oksijen uygulamasına paralel olarak tespit edilen klinik semptomların hafiflediği ve normale döndüğü belirlendi. Hematolojik parametrelerden 1. grup buzağıların % monosit değerlerinin, 2. grup buzağıların monosit sayılarının, 3. grup buzağıların ise yüzde eozinofil ve eozinofil sayıları ile RBC değerlerinde istatistiksel olarak önemli değişimler belirlendi. Solunum güçlüğü bulunan buzağılarda, venöz ve arter pH, pCO2, pO2, laktat, sO2 ve solunum sayılarında genel olarak grup içi karşılaştırmalarında istatistiksel bazı farklılıklar gözlendi. Genel olarak bakıldığında rutin tedavi uygulanan 1 grup hayvanlarda bu parametrelerde pek bir değişim görülmezken, rutin tedaviye ilave olarak oksijen tedavisi yapılan 2. ve 3. grup hayvanlarda, özellikle pCO2 seviyelerinin zamanla normale döndüğü, laktat değerlerinin azaldığı ve sO2 ile pO2 değerlerinin ise artış gösterdiği belirlendi. Oksijen uygulaması yapılan buzağıların klinik ve laboratuar bulgularındaki iyileşmenin daha belirgin olduğu tespit edildi. Oksijen uygulaması yapılan yöntemlerden intranazal kateter ile uygulamanın maske ile uygulamaya göre kan gazları üzerinde daha belirgin değişimler yaptığı ve klinik olarak daha etkili olduğu belirlendi. Sonuç olarak buzağılarda solunum sistemi hastalıklarında rutin tedaviyle birlikte oksijen tedavisi uygulanmasının arteriyel ve venöz kan gazları üzerine etkili olduğu ve solunum güçlüğü olan buzağıların klinik iyileşmesinde faydalı olduğu kanısına varıldı

BuzağılarKan gaz analiziOksijen solutma tedavisi+5
Sakine Dalğa
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stres parametreleri ve serum immunglobülin düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stres parametreleri [total oksidan seviyesi (TOS), nitrik oksit (NO), malondialdehit (MDA), sialik asit (SA), total antioksidan seviyesi (TAS), süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (CAT), oksidatif stres indeksi (OSI)] ve immunglobülin [immunglobülin A (IgA), immunglobülin G (IgG), immunglobülin M (IgM)] düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Bu çalışmanın hayvan materyalini Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı kliniklerine getirilen, 2-6 aylık, farklı ırk ve cinsiyetlerde, hayvan sahibinden alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler neticesinde "enzootik pnömoni" teşhisi konulan 80 adet buzağı ile kontrol grubu olarak aynı yaş grubunda, farklı ırk ve cinsiyetlere sahip, klinik muayeneleri sonucunda herhangi bir hastalığı bulunmayan 10 adet sağlıklı buzağı oluşturdu. Klinik muayeneleri yapılan bu buzağıların klinik bulguları kayıt altına alındı. Hematolojik ve biyokimyasal ölçümler amacıyla bu buzağılardan kan örnekleri elde edildi. Hematolojik parametrelerden RBC, Hct, MCV ve THR değerleri enzootik pnömonili buzağılarda kontrol grubu buzağılara göre düşük tespit edildi. Enzootik pnömonili buzağılarda Hb, WBC, MCH ve MCHC değerlerinin ise kontrol grubu buzağılara göre yüksek olduğu gözlendi. Ancak, hematolojik parametrelerdeki bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildi. Biyokimyasal analizler sonucunda oksidatif stres parametrelerinden TOS, NO, MDA, SA, OSI düzeyleri enzootik pnömonili hayvanlarda kontrol grubu hayvanlara göre yüksek tespit edildi. Bu parametrelerden NO ve OSI düzeylerinde gözlenen artışlar anlamlı değilken, MDA, SA ve TOS düzeylerindeki artışların istatistiksel olarak önemli olduğu gözlendi. Çalışmada ölçümü yapılan diğer oksidatif stres parametrelerinden TAS, SOD, GPx ve CAT düzeyleri enzootik pnömonili buzağılarda, kontrol grubu buzağılara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük tespit edildi. İmmunglobülinlerden IgA, IgG ve IgM seviyeleri ise istatistiksel olarak anlamlı olmasa da, enzootik pnömonili buzağılarda kontrol grubu buzağılara göre düşük tespit edildi. Sonuç olarak, enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stresin önemli ölçülerde geliştiği ve hastalığın oluşumunda katkısının olabileceği, hastalığın ortaya çıkmasında ise immunglobülin seviyelerindeki azalmanın önemli etkilerinin olabileceği kanısına varıldı. Ayrıca enzootik pnömonili buzağılarda oksidatif stresin ortadan kaldırılması amacıyla antioksidan uygulamalarının yapılmasının ve buzağıların bağışıklık sistemlerinin güçlendirilmesinin hastalığın oluşma riskini azaltabileceği düşünülmektedir.

BronkopnömoniBuzağılarHayvan hastalıkları+5
Mustafa Özbek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Taze ve alkid resin tekniğiyle hazırlanan rat beyinlerinin renk, koku ve textür özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada alkid resinle hazırlanan rat beyinlerinin gerçek dokuya benzerliğini ve beyin dokusunda alkid resin yönteminin uygulanabilirliğini ortaya koymak amacıyla, taze beyin dokusu ile renk, koku, işlenebilirlik, sertlik, elastikiyet ve yapışkanlık yönünden karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmayı yapmak için 54 adet erkek wistar albino rat kullanıldı. Sıçanların anestezisi ksilazin (5-8 mg/kg) + ketamin (75-90 mg/kg) karışımıyla İP veya İM enjeksiyon yoluyla yapıldı. Anesteziye alınan sıçanlardan 20 tanesinin karın duvarına ensizyon yapılıp Aorta abdominalis'leri kesilerek kanları boşaltıldı ve beyinleri çıkarıldı. Alkid resin yöntemi ile işlenecek olan 34 rat ise anestezi sonrasında kanları boşaltılıp Aorta abdominalis'lerinden kranial ve kaudal yönlü kateter uygulaması yapılarak Spence'in kadavra tespit sıvısı ile fiksasyonları sağlandı. Alkid resin yöntemiyle işlenecek olan ratlardan 4 tanesi sergi amaçlı materyaller üretmek için istenilen pozisyonlar verildikten sonra tespit edildi. Alkid resin yöntemiyle işlenecek örnekler sırasıyla yıkama aşaması, arındırma, gömme, ön kurutma, emdirme aşaması ve son kurutma aşamalarından geçirildi. Sonrasında taze olarak çıkarılan rat beyinleriyle alkid resin yöntemiyle işlenen beyinler renk değerleri (L*, a*, b*) ve textür özellikleri bakımından (sertlik, elastikiyet ve yapışkanlık) karşılaştırıldı. Her iki yöntemle hazırlanan materyaller oluşturulan panel ile koku ve işlenebilirlik (ensizyon) yönünden birbiriyle kıyaslandı ve alkid resinli materyallerin kokusuz ve işlenebilir olduğu ortaya konuldu. Renk değerleri bakımından alkid resinli örnekler daha sarı çıkarken, taze örneklerin daha kırmızı ve beyaz olduğu gözlendi. Alkid resinli örneklerin taze dokuya göre daha sert ve elastik olduğu, ancak yapışkanlık değerinin olmadığı belirlendi. Bu çalışma ile alkid resinin beyin dokuda tespit amaçlı uygulanabileceği, alkid resinle işlenen beyin dokusunun gerçek dokuya benzerliği, elde edilen materyallerin sergi ve eğitim-öğretim amaçlı kullanılabileceği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Alkid resin, Kadavra, Rat, Sinir Sistemi, Taze beyin

AnatomiBeyinKadavra+4
Hacı Keleş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Van kedisi'nde görülen sağırlığın insidansı ve göz renklerine göre dağılımı üzerine araştırmalar

Bu çalışmada Van kedisinde görülen sağırlığın insidansı ve göz rengine göre dağılımının ortaya konulması amaçlandı. Bu amaçla Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Kedisi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü ve Van İli sınırları içinde bulunan 2 ay ile 8 yaş arası her biri eşit sayıda olan 3 (üç) ayrı grup olmak üzere toplam 300 (üç yüz) adet Van kedisine Otometrics ICS Chartr Ep 200 Klinik ABR cihazı ile işitme testi yapılmıştır. Çalışma sonucunda Van kedileri'nde sağırlık oranı %14.33 olarak belirlenmiştir. Sağırlığın cinsiyet, tüy uzunluğu ile bir ilişkisinin olmadığı, kafasında benek bulunan Van Kedilerinde sağırlığın bulunmadığı görülmüştür. Van kedilerinin duyma eşikleri baz alınarak yapılan değerlendirme sonucunda Van Kedilerinin çoğunluğunun çok iyi işittiği (0-10 dB nHL) ortaya konulmuştur. Van kedilerinde tek taraflı sağırlığın diğer beyaz kedi ırklarına göre çok daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Van kedilerinde görülen sağırlık oranının diğer beyaz kedi ırkları ile kıyaslandığında daha düşük olduğu ortaya konulmuştur. Yapılan bu çalışma ile Van Kedisi Araştırma ve Uygulama Merkezi, Van ve çevresinde ABR test sonuçlarına göre sağır olduğu tespit edilen kedilerin çiftleştirilmesinin önüne geçilecektir. İleride yapılacak çalışmalarla Van kedilerindeki sağırlığın insidansının düşeceği düşünülmektedir. Bu çalışma Van kedilerinde yapılan ilk sağırlık çalışması olduğundan ve ileride yapılacak olan çalışmalara ışık tutacağından sunulmaya değer bulundu. Anahtar Kelimeler: Van kedisi, sağırlık, insidans

Göz rengiSağırlıkSağırlık+4
Funda Almaç Çelik
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmit ve çevresinde ruminantlarda görülen göz hastalıklarının insidansı

Bu çalışmada Kocaeli ilinin merkez ilçeleri olan Başiskele, İzmit ve Kandıra'nın toplam 51 mahallesinde değişik yaş, cinsiyet ve ırklardaki sığır, koyun ve keçiler göz hastalıkları açısından muayene edildi. Toplamda 13.672 (sığır 8.451, koyun-keçi 5.221) hayvan göz hastalıkları yönünden taramadan geçirilmiştir. Gözün muayenesi yapılmadan önce anemnez alınan bilgiler doğrultusunda buzağı, kuzu ve oğlaklar göz küresi, göz kapağı, kornea ve sklera anomalileri açısından muayene edilmiştir. Yetişkin hayvanlarda ise göz kapağı lezyonları, konjunktiva, kornea, sklera ve lens lezyonları, pupilla refleksinin durumu, amorozis varlığında hayvanın anormal yürüyüş ve davranışlarının değerlendirmesi şeklinde olmuştur. Yapılan çalışmada koyun, keçi ve sığırlarda ırk, cinsiyet ve yaş ayrımına gidilmeksizin tüm göz hastalıkları açısından tarama yapılmıştır. Göz hastalıkları tespit edilen tüm hayvanlar fotoğraflandırılmıştır. Çalışmada kullanılan 8451 Sığırın 180 tanesinde, 5221 Koyun-keçinin 158 tanesinde olmak üzere 338 hayvanda herhangi bir göz hastalığı tespit edilmiş olup bu hayvanlarda 21 çeşit göz hastalığı belirlenmiştir. Sığır, koyun ve keçileri kapsayan toplam 13.672 hayvan arasında hastalık görülme oranı % 2.58 olarak belirlenmiştir. Sığırlarda toplam populasyon içinde herhangi bir göz hastalığı görülme oranı % 2.13, koyun-keçi de ise % 3.31 oranında ortaya çıkmıştır. Konjunktivitis kataralis % 58.36 oranıyla hastalık tespit edilen sığır ve koyun-keçi grubunda en fazla karşılaşılan göz hastalığı olarak belirlenmiştir. Bu oran sığırlarda % 56.67, koyun-keçide ise % 60.12 miktarında bulunmuştur. Sığır ırkları arasında ilk sırada holştayn ırkında %1.30, ikinci sırada ise simental ırkında %1.01 oranında bir veya birden fazla hastalık görüldü. Aberden-Angus, Anadolu Mandası ve Hereford ırkı sığırlarda ve kuzu ile oğlaklarda herhangi bir göz hastalığı belirlenememiştir. Hasta hayvanlar arasında enfeksiyöz göz hastalıklarına yakalanma oranı % 91.50, nonenfeksiyöz göz hastalığına yakalanma oranı ise % 8.50 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışmanın yapıldığı bölgede iklime bağlı olarak uzun süreli rüzgarların esmemesi, hava sıcaklıklarının yüksek olmaması, köylerde otlakların uzun süreli yeşil kalması bölgesel avantaj olarak gözlemlenmiştir. Ayrıca, rüzgarlar nedeniyle taşınan yabancı maddelerin gözlerde soruna yol açmaması, barınak şartlarının iyi olması, bakım ve besleme şartlarının uygunluğu, işletme sahiplerinin bilinçli sayılabilecek şekilde hayvancılık yapması da göz hastalıkları insidansının düşük saptanmasında etkili olmuştur.

Göz hastalıklarıKeçilerKocaeli-İzmit+5
Elif Gökçe
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anaplasmosisli keçilerde eritrosit membranı lipit ve protein oksidasyonu ile Na+/K+ATPaz aktivitesinin araştırılması

Bu çalışma, keçilerde anaplasmosisin eritrosit membranı malondialdehit (MDA), ileri oksidasyon protein ürünleri (AOPP), Na+/K+ATPaz, hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmek için yapıldı. Antikoagülantlı kan örneklerinde hematolojik parametreler kansayım cihazında ve serum örneklerinde biyokimyasal parametreler modüler oto analizör cihazında ticari kit kullanılarak ölçüldü. Eritrosit membranında MDA ve AOPP düzeyleri spektrofotometrik metotlar ile spektrofotometre cihazında, Na+ /K+ATPaz aktivitesi ise ticari kiti kullanılarak ELISA cihazında ölçüldü. Hematolojik analiz sonuçları, anaplasmosis ile enfekte keçilerde RBC, Hb, Hct, MCV, MCH ve MCHC değerlerinde belirgin bir azalma, WBC degerinde ise artış olduğu ortaya koydu. Biyokimyasal analiz sonuçları, anaplasmosis ile enfekte keçilerde, AST, ALT, GGT aktivitelerinin ve globulin, totalbilirubin, direkt bilirubin, trigliserit ve demir seviyelerinde belirgin bir artış olduğunu, total protein, albumin, total kolesterol ve TDBK seviyelerinde ise önemli bir azalma olduğunu ortaya koydu. Anaplasmosisli keçilerde eritrosit membranı MDA ve AOPP seviyelerinin önem gösterecek şekilde artarken, Na+/K+ATPaz aktivesinin azaldığı belirlendi. Elde edilen sonuçlar, hematolojik ve biyokimyasal parametrelerde önemli değişiklikler olduğunu, aneminin ve oksidatif stresin ruminantlarda anaplasmosisin ortak bir komplikasyonu olduğunu, ayrıca MDA, AOPP düzeylerinin ve Na+/K+ATPaz aktivitesinin belirlenmesinin hastalığın prognozunun takip edilmesinde faydalı olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Anaplasmosis, AOPP, keçi, MDA, Na+

AnaplazmozEritrosit membranıHayvan hastalıkları+7
Salim İlkaya
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir aylık ve beş aylık erkek ratlarda medulla spinalis'in thoracal segment'i üzerine yapılan morfolojik ve stereolojik bir çalışma

Bu çalışmada ratlarda medulla spinalis'in thoracal bölümünün ak ve gri madde ve tüm dokunun hacim yoğunlukları stereolojik yöntem kullanılarak araştırıldı. Materyal olarak 1 ve 5 aylık olmak üzere iki farklı yaş grubundan altışar adet erkek Wistar Albino ırkı ratlar kullanıldı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Yetiştirme ve Araştırma Merkezi'nden ölü olarak temin edilen materyaller % 10'luk formaldehitle bir hafta bekletilerek tespit edildi. Daha sonra ratlar diseke edildi ve medulla spinalis'leri açığa çıkarıldı. Çalışmada 1 ve 5 aylık ratların medulla spinalis'lerinin thoracal bölümlerinden segmentler elde edildi. Kesitler alınırken ilk 15 kesit arasından rasgele bir tanesi seçildi. Onu takip eden her 50.kesit sistematik rasgele örnekleme yöntemiyle belirlendi. Böylelikle bir hayvanın medulla spinalis'inin thoracal segment'inden 5µm kalınlığında 12 adet kesit alındı. Bu kesitler hematoksilen eozin boyama tekniği ile boyanarak mikroskop altında fotoğraflandı. Cavalieri Prensibi iile SHTEREOM 1.5 programı kullanılarak noktalı alan cetveli sayesinde medulla spinalis'in thoracal bölümünün her bir segmentinde tüm dokunun, substantia alba ve substantia grisea kısımlarının hacim yoğunlukları hesaplandı. Ayrıca araştırmada thoracal segment'in tüm hacminin, substantia alba ve substantia grisea hacim değerleri ve bu hacim değerlerinin birbirlerine oranları hesaplanarak değerlendirildi.

Anatomi-veteriner hekimlikHacimMorfolojik yapı+4
Ebe Asiye Arkaç Toyran
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pnömonili sığır akciğer örneklerinde mycoplasma bovis'in real time PCR ile araştırılması

Bu çalışmada, pnömonili sığır akciğerlerinde Mycoplasma (M.) bovis'in gen spesifik primerlerin kullanıldığı Real-Time PCR yöntemi ile araştırılması amaçlandı. Makroskobik olarak pnömoni tanısı koyulan 100 adet sığır akciğer örneğinin 52'sinde Real-Time PCR ile M. bovis identifiye edilirken, 58'inde konvansiyonel bakteriyolojik yöntemler ile çeşitli bakteriyel etkenlerin varlığı tespit edildi. Çalışmada M. bovis'den sonra en yüksek oranda (%25) Escherichia coli tespit edilirken, Pasteurella multocida, Klebsiella pneumoniae, Sphingomonas paucimobilis, Mannheimia haemolytica, Staphylococcus epidermidis ve Staphylococcus spp. örneklerin sırasıyla %13, %7, %7, %4, %1 ve %1'inden izole edildi. Akciğer örneklerinin 42'sinden ise konvansiyonel bakteriyolojik yöntemler ile bakteriyel etken izole edilmedi. Çalışmadan elde edilen bulgular ile M. bovis'in sığırlarda solunum sistemi hastalıklarına neden olan önemli bir etken olduğu belirlenmekle birlikte hastalığın teşhis ve tedavisinde diğer bakteriyel etkenlerin varlığının da göz önünde bulundurulması gerektiği kanatine varıldı. Anahtar Sözcükler: Sığır, Akciğer, Mycoplasma bovis, Real Time-PCR

Akciğer hastalıklarıBakterilerMoraxella moraxella bovis+6
Şifa Karahan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koyunlarda çiçek aşısı uygulaması ile birlikte Corynebacterium cutis lizatının immünglobulin düzeyleri üzerinde etkisi

Bu çalışmanın amacı koyunlarda çiçek aşısı ile birlikte Corynebacterium cutis lizatının kullanılmasının immünoglobulin (IgG, IgM, IgA, IgE) seviyeleri üzerine etkisi araştırıldı. Bu amaçla 10 koyuna sadece koyun çiçek aşısı ve 10 koyuna çiçek aşısı ile birlikte 20 mg Corynebacterium cutis lizatı yapıldı. Çalışmada toplam 20 koyun kullanıldı. Tüm hayvanlardan çalışmanın 0. 21 ve 35. günlerde serum immunglobülin, biyokimyasal ve hematolojik parametreler için usulune uygun olarak V. jugularisten kan örnekleri alındı. Serum Ig seviyeleri ELISA cıhazında hazır ticari test kitleri ile bakıldı. Bakılan biyokimyasal ve hematolojik parametrelerde çalışmanın 0. 21 ve 35. günlerinde her iki grupta ve grup içinde istatistiki farklılıklar belirlenmedi. İmmunglobulin seviyeleri açısından her iki grupta IgA seviyelerinde 0. ile 35. günler arasında istatistiki (P<0,05) olarak artış belirlendi. IgG ve IgM seviyelerinde istatistiki olmayan artışlar ve IgE'de ise istatistiki olmayan azalma görüldü. Sonuç olarak koyunlarda çiçek aşısı ile birlikte Corynebacterium cutis lizatının kullanımının Ig seviyelerine etkisinin sınırlı olduğu sonucuna varıldı.

AşılamaAşılarCorynebacterium+5
Ömer Yaşar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Respiratuar sinsityal virus ile doğal enfekte kuzu pnömonilerinde indüklenebilir nitrik oksit sentetaz, CD3 ve CD8 immun-ekspresyonlarının araştırılması

Respiratorik Sinsityal Virus (RSV), Paramyxoviridae familyasının Pneumovirus genusuna dahil bir RNA virusudur. Sunulan bu çalışmanın amacı, RSV ile doğal enfekte kuzu akciğer dokularında indüklenebilir nitrik oksit sentetaz (iNOS), CD3 (Pan T hücre) ve CD8 (sitotoksik T hücre) ekspresyonlarını immunohistokimya (IHC) metodu ile değerlendirmektir. Bu amaçla, mezbahanede kesilen kuzulardan, 100 adet pnömonili ve 10 adet kontrol akciğer doku örnekleri makroskobik olarak incelendikten sonra alındı ve %10'luk tamponlu formaldehitte tespit edildi. Rutin doku takibinden geçirilen dokular, histopatolojik incelemeler için Hematoksilen & Eozin (H&E) ile boyandı. Doku kesitleri ayrıca immünohistokimyasal incelemeler için poliklonal antikorlar kullanılarak Streptavidin-peroksidaz (ABC) prosedürüne göre boyandı. İmmunohistokimyasal incelemeler sonucunda onsekiz (18) dokuda RSV pozitif olarak tespit edildi. Daha sonra bu pozitif vakalar iNOS, CD3 ve CD8 immun-ekspresyonları açısından değerlendirildi. Bu vakaların tamamında iNOS ekspresyonunda kontrole göre artış belirlenirken, ondört (14) vakada CD3+ T lenfositlerin sayısında artış tespit edildi. CD8+ T lenfositler ise beş (5) vakada belirlendi. Sonuç olarak, RSV ile pozitif vakalarda iNOS immun-ekspresyonunda artış olması ve vakaların çoğunda CD3+ T lenfositlerin sayısında artış tespit edilmesi, RSV ile doğal enfekte kuzu pnömonilerinde meydana gelen immun yanıtta, iNOS ve CD3+ T lenfositlerin önemli rol aldıklarını gösterdi. Anahtar Kelimeler: CD3, CD8, iNOS, İmmunohistokimya,RSV,Kuzu.

Hayvan hastalıklarıKoyunlarKuzular+4
Ceyhun Aydemir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İshalli buzağılarda sistatin C'nin bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelerle ilişkisi

Bu çalışmada yenidoğan ishalli buzağılarda sistatin C'nin (Cys-C) bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelerle arasındaki ilişkinin ortaya konması amaçlandı. Van YUHADYEK tarafından 28.03.2019 tarih ve 2019/03 sayılı etik kurul izni ile çalışma onayı alındı. Araştırmanın hayvan materyalini farklı ırk, cinsiyet ve yaşlarda (0-30 günlük) 10 adet sağlıklı ve daha önce herhangi bir tedavi almamış 22 adet ishalli buzağı oluşturdu. Buzağıların genel muayeneleri yapıldı. Yapılan etiyolojik muayenede ishalli buzağılarda 3 adet Giardia, 5 adet E. coli K99, 8 adet Coronavirus, 7 adet Rotavirus ve 1 adet Cryptosporidium etkileri tespit edildi. Hem konrol grubu sağlıklı buzağıların hem de tedavi öncesi ishalli buzağıların hematolojik (WBC, Neu, Lym, Eo, Mo, RBC, MCV, MCHC, Hct, Hb), biyokimyasal (glikoz, TP, Alb, BUN, Cr, CK ) ve kan gazı (pH, pO2, pCO2, HCO3-, baz, Na+, K+ ve Cl-) düzeyleri belirlendi. İshalli buzağıların kontrol grubuna göre hematolojik parametrelerden WBC, Neu, Hct, Hb düzeylerinde (p<0.05) ve biyokimysal parametrelerden BUN (p<0.01) ve Cr (p<0.05) düzeylerinde istatistiksel olarak önemli artış tespit edildi. Alb (p<0,05) ve glikoz düzeyinde ise (p<0.01) azalma görüldü. Kan gazı analizleri açısından kontrol grubuna göre K+ (p<0.05) düzeyinde artış, pH, pO2 ve baz düzeylerinde (p<0.05) azalma tespit edildi. İshalli buzağılarda Cys-C düzeyi değerlendirildiğinde ise kontrol grubuna göre istatistiksel olarak önemli artış tespit edildi (p<0.01). Sonuç olarak; bu çalışmada elde edilen Cys-C düzeyinin buzağılar için referans oluşturabileceği; bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelerle Cys-C arasında istatistiksel açıdan önemli bir ilişkinin olmadığı, ishalli buzağılarda Cys-C düzeyinin belirlenmesinin hastalığın teşhis, tedavi ve prognozu açısından önemli bir parametre olabileceği; ancak konuyla ilgili olarak daha fazla araştırma yapılması gerektiği kanaati oluştu. Anahtar Kelimeler:Yenidoğan buzağı, İshal, Sistatin C

BuzağılarDiyareHayvan hastalıkları+4
Mohanad Makdam
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koksidiyozisle doğal enfekte buzağılarda immünoglobulin (IGA, IGE, IGG, IGM) konsantrasyonlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada koksidiyozisle doğal enfekte olan buzağıların IgA, IgE, IgG, IgM düzeylerinin belirlenmesi ve enfeksiyona yakalanma ile buzağı immünitesi arasındaki ilişkinin ortaya konması amaçlandı. Çalışmanın materyalini; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Kliniği'ne gelen ishal veya kanlı ishal bulgularına sahip buzağılardan alınan dışkı örneklerinin natif muayene yöntemi ile Eimeria spp ookisti tespit edilen ve yaşları 21- 44 günlük olan 20 koksidiyozisli ve 10 sağlıklı olmak üzere toplam 30 buzağı oluşturdu. Hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin analizi için ttüm buzağılardan V. jugularis' den tedavi öncesi kan örnekleri alındı. İstatistiksel analizde; koksidiyozisli buzağıların kontrol grubuna göre hematolojik parametrelerden WBC, Hct, Mon, MCV (p<0.05) ve Neu (%) (p<0.01) düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanırken, Lym ve MCHC (p<0.05) seviyelerinde düşüş tespit edildi. Koksidiyozisli buzağıların üre ve kreatinin (p<0.05) düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek tespit edildi. Koksidiyozisli buzağıların IgA, IgE, IgG ve IgM konsantrasyon düzeyleri kontrol grubuna göre önemli düzeyde düşük bulundu (p<0.001). Sonuç olarak; koksidiyozisli buzağıların enfeksiyona yakalanma riski ile buzağının immünitesi arasında bir ilişki olduğu ortaya konuldu. Yenidoğan buzağıların koksidiyozis enfeksiyonuna yakalanmaması için pasif transfer yetmezlik düzeyinin belirlenmesi ve yetmezlik görülen buzağıların oral immunoglobulinlerle desteklenmesinin koksidiyal enfeksiyonlara yakalanma riskini azaltacağı kanısına varılmıştır.

BuzağılarHayvan hastalıklarıKoksidiyozis+6
Nazan Eğlenti
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anaplazmosisli koyunlarda bazı inflamasyon markırlarının araştırılması

Kan parazit hastalıkları koyunlarda sıklıkla görülmekte olup, Türkiye‟de de oldukça yaygındır. Anaplazma ovis küçükbaĢ hayvanlarda eritrositleri enfekte eden artropod kaynaklı bir patojendir. Bu çalıĢma anaplasmasizli koyunlarda bazı serum inflamasyon markır seviyelerini değerlendirmek için planlanmıĢtır. Pozitifliği elisa kiti ile tespit edilen 20 koyunda GM-CSF, IL-1, IL-6, TNF-α düzeyleri de elisa kiti ile tespit edilmiĢtir. Anaplasmosiz pozitif olan grupların GM-CSF, IL-1, IL6, TNF-α düzeylerinin yükseldiği tespit edilmiĢtir. IL-1,TNF-α, GM-CSF düzeylerindeki artıĢ istatiksel olarak önemlidir. (p<0.05) Anaplasmaya karĢı geliĢen immun yanıttaki mekanizmalar ve etkileyen faktörler hakkındaki bilgilerin artmasının, ileride geliĢtirilecek immunoterapi araĢtırmaları için gerekli bilgi birikimine ve Anaplasma enfeksyonlarına karĢı çalıĢmalara önemli katkılar sağlayacağı düĢünülmektedir.

AnaplazmozGranülosit makrofaj koloni stimülan faktörHayvan hastalıkları+6
Gönül Tatu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Süt ineklerinin beslenmesinde yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarının, mısır silajı ile karşılaştırmalı olarak kalitelerinin belirlenmesi

Bu çalışma, süt ineklerinin beslenmesinde kullanılan yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarının, mısır silajı ile karşılaştırmalı olarak, kalitelerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Mısır hasılı hamur olum döneminde, lenox çiçeklenmenin tamamlandığı dönemde, ryegrass ise, başaklanma başlangıcında hasat edilmiştir. Mısır silajına hiçbir katkı maddesi ilave edilmemiş; kolay parçalanabilir şeker düzeyi düşük olan yaş şeker pancarı posası, ryegrass ve lenox silajlarına ise %5 düzeyinde melas katımıştır. Şeker pancarı posası silajına ayrıca, kuru madde düzeyini %20'ye çıkaracak olacak şekilde %5 oranında korunga kuru otu da ilave edilmiştir. Bütün silajlar, 150 L hacmindeki varillere sıkıştırılarak hazırlanmıştır. Çalışmada kullanılan bütün silajlar Flieg puanlama sistemine göre "pekiyi" silaj sınıfında yer almıştır. Yedirme denemesinde ortalama 3 yaşlı, laktasyonun 3. ayında ve süt verimi birbirine yakın 4 adet Holştayn ırkı süt ineği kullanılmıştır. Çalışmada 4x4 latin kare deneme düzeni uygulanmış ve denemenin her dönemi 14 günlük alıştırma ve 7 günlük örnek toplama dönemi olmak üzere 21 günden oluşturulmuştur. Hayvanların dönemlere göre tüketecekleri yem miktarı, verim düzeylerine göre NRC'nin standartları esas alınarak hesaplanmıştır. Denemede, süt verimi, silaj gruplarında benzer bulunurken, süt yağı düzeyi mısır silajı tüketen grupta, diğer gruplardan yüksek bulunmuştur. Hayvanların rumen sıvısı ve kan serumu değerleri, referans değerler aralığında yer almıştır. Sindirim denemesinde, 4 baş erkek Norduz toklu kullanılmıştır. Deneme 4x4 latin kare deneme düzenine göre yürütülmüştür. Denemenin her dönemi 14 günlük alıştırma ve 7 günlük örnek toplama dönemi olmak üzere toplam 21 günden oluşmuştur. Hayvanların tüketeceği yem miktarı, hayvanların canlı ağırlığının %2'si kadar KM içerecek şekilde belirlenmiştir. Ham besin maddelerinin sindirilme derecesi ryegrass silajında, diğer silajlardan düşük bulunmuş ve bu etki silajın NEL düzeyine de yansımıştır. Sonuç olarak, bu çalışmada yaş şeker pancarı posası, lenox ve ryegrass silajlarına %5 melas katmak şartıyla, bu silajların süt ineklerinin beslenmesinde mısır silajı ile yarışabilir özelliklere sahip oldukları, ancak ryegrass silajının sindirilebilirlik ve enerji içeriğinin diğer silajlardan daha düşük olduğu belirlenmiştir.

Hayvan beslemeMısırSilaj+5
Fatma Özkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van yöresinde koyun klinik mastitis olgularından izole edilen bakteri türlerinin prevalansı ve antimikrobiyel duyarlılıkları

Bu çalışmada, Van ve yöresinde koyunlarda mastitis olgularına neden olan bazı bakteriyel etkenlerin prevalansının ve antimikrobiyel duyarlılıklarının belirlenmesi amaçlandı. İzole edilen etkenlerin tür düzeyinde identifikasyonu otomatize bakteri identifikasyon cihazı ile yapılırken antimikrobiyel duyarlılığın belirlenmesinde disk difüzyon testi kullanıldı. Çalışmada 103 mastitisli süt örneğinin 51 (%49.51)'inden bakteriyel etken izole edilirken, örneklerin geri kalanında bakteriyel üremenin olmadığı görüldü. Araştırmada en fazla izole edilen bakteriyel etkenlerin sırasıyla Pseudomonas spp. (%27.1), Mannheimia haemolytica (%16.94), Staphylococcus spp. (%13.55) ve Streptococcus pneumoniae (%11.86) olduğu belirlendi. Bununla birlikte Gram negatif bakteriyel etkenlerin sırasıyla %72.2, %52.8, %42.2, %25, %50 ve %50'sinin penicillin, cefoxitin, tetracycline, co-trimaxozole, tilmicosin ve erythromycine dirençli olduğu belirlendi. Gram pozitif bakteriyel etkenlerin ise methicillin, cefoxitin, enrofloxacin, tilmicosin, erythromycine ve gentamicine sırasıyla %21.7, %43.4, %8.7, %8.7, %8.7 ve %4.3'ü dirençli bulundu. Sonuç olarak bu çalışmada koyunlarda mastitis olgularında Gram pozitif bakteriyel etkenlerin yanı sıra Pseudomonas spp. ve Mannheimia haemolytica izolatlarının da önemli rol oynayabileceği gözlendi. Bununla birlikte Van ve yöresinde koyunlarda mastitis vakalarının tedavisinde penicillin, cefoxitin, tetracycline, tilmicosin ve erythromycin kullanımına dikkat edilmesi gerektiği belirlendi. Bakteriyel etkenlerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde etkili antimikrobiyel terapinin yapılabilmesi için etken izolasyon ve identifikasyonuyla birlikte antimikrobiyel duyarlılık testlerinin de önem arz ettiği kanaatine varıldı.

BakterilerKoyunlarMastit+4
Mehmet Salih Sercan Gökhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı düzeylerde kekik yaprağı ilavesinin yonca kuru otunun in vitro sindirim parametrelerine etkisi

Bu projede, farklı düzeylerde kekik yaprağı ilave edilen yonca kuru otunun in vitro KM, OM sindirilebilirliği, ME düzeyleri ile rumen parametrelerine etkisinin belirlenmesi öngörülmüştür. Bu amaçla yonca kuru otuna sırası ile %2, 4 ve 6 düzeyinde kekik yaprağı ilave edilerek daisy inkübatörde 48 saat inkübasyona bırakılacaktır. İnkübasyonun başında ve sonunda rumen parametrelerinin belirlenmesi amacı ile rumen sıvı örnekleri alınacaktır. Bu örnekleme periyodunda da in vitro sindirim parametreleri belirlenecektir. Dünya'da ve ülkemizde giderek etkilerini artırmakta olan sera gazı salınımının iştirakçısı olan çiftlik hayvanlarının tüketmiş oldukları besin maddelerinin rumende fermantasyonu sonucu doğal olarak metan gazı oluşmakta ve böylelikle hem ekolojik riskler hem de önemli oranda enerji kaybı söz konusu olmaktadır. Hayvansal ürünlere olan talebin karşılanması ve artan hayvansal üretim faaliyeti açısından ruminantlarda besin maddelerinin sindirim parametrelerinin, söz konusu hayvan lehine aromatik bitkiler ile değiştirilmesine yönelik araştırma alanı oldukça günceldir. Dolayısıyla bu yüksek lisans tezinden elde edilebilecek sonuçların, hayvan besleme alanına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Hayvan beslemede büyüme uyarıcıları olarak kullanılan antibiyotiklerin çiftlik hayvanlarında kalıntı bırakması ve dirençli bakterilerin gelişimini artırması nedeniyle alternatif doğal maddelerden yararlanma öncelik kazanmıştır. Bu maddeler içerisinde yer alan kekik yapraklarının bünyesinde bulunan etken maddelerin antimikrobiyal ve antioksidan etkileri sayesinde rumen fermantasyonu ve besin maddelerinin sindiriminde önemli rol oynadığı ileri sürülmektedir. Dolayısıyla yöreye özgü doğal olarak yetişen kekik bitkisinin ruminantlarda sindirim ve rumen parametrelerine etkisinin tespiti de bitkinin bünyesindeki aktif bileşiklerin etkinliğinin bilinmesi bakımından önemlidir.

Hayvan yemleriHayvancılıkKekik+5
Emir Köseoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van ili koyunlarında dictyocaulus filaria'nın moleküler karakterizasyonu

Bu çalışma, Van ili Belediye mezbahasına kesim için getirilen koyunlardan nekropsi muayenesi sonucu elde edilen akciğer kıl kurdu olarak bilinen Dictyocaulus filaria'nın moleküler karakterizasyonunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada materyal olarak kullanılan Dictyocaulus filaria türünün genomik DNA'sında 28S rRNA gen bölgesi PCR ile amplifiye edildi. Agaroz jelde, 28S rRNA gen bölgesine özgü 952 bç uzunluğunda amplikonlar tespit edildi. Daha sonra, bir PCR ürününden çift yönlü dizi analizinden elde edilen amplikon dizisi, BLAST ile Genbank'taki referans dizilerle karşılaştırıldı. İzolatdan elde edilen genotip tam veya en yakın benzerlikleri ile karşılaştırılarak MEGA 7 programı ile Neighbor-Joining yöntemi kullanılarak filogenetik ağaç oluşturuldu. Dizi analizi sonucunda koyunlardan elde edilen Dictyocaulus filaria'nın %100 benzerlik gösterdiği ortaya konuldu. Sonuç olarak, bu araştırma ile Van yöresi koyunlarında sıklıkla rastlanılan akciğer kıl kurdu türü olarak bilinen D. filaria'nın 28S rRNA gen bölgesi DNA dizileme analizi yapılarak moleküler karakterizasyonu ortaya konulmuştur.

Bağırsak hastalıkları-parazitikDictyocaulus filariaEndoparazitler+6
Murat Örün
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van ili Tuşba ilçesinde yeni doğan buzağıların bakım ve barınak şartları

Bu çalışmada Van ilinde büyükbaş hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı ilçelerden biri olan Tuşba ilçesinde büyükbaş hayvan işletmeleri ve buzağıların bakımı ve barınak şartları incelenmiştir. Bu maksatla Van ili Tuşba ilçesinde 227 adet büyükbaş hayvan işletmesi sahiplerine buzağıların bakım ve barınma şartları ile ilgili soruları içeren anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; işletme sahiplerinin %17'sinin okul okumadığı, %45'inin ise sadece ilkokul mezunu olduğu görülmüştür. Yetiştiricilerin %62'sinin birliğe üye olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca %32'sinde 11-20 arası doğum yapan hayvan olduğu, %62'sinde son bir yılda 1-3 arası buzağı ölümü olduğu, %58'inde buzağı ölümlerinin ishal kaynaklı olduğu, %30'unda göbek kordonu bakımının sadece antiseptikli iple yapıldığı, %61'inin buzağı bölmesi bulundurmadığı, %38'inin kuru dönem aşılaması yapmadığı tespit edilmiştir. Bunların dışında işletmelerin %34'ünde buzağıların ilk 6 saatte 1-2 litre kolostrum tükettiği, işletmelerin %29'unda buzağılara 20. gün su ve kesif yem verilmeye başlandığı ve %40'ında ise 60. gün kaba yem verilmeye başlandığı, ortalama buzağı ölümlerinin ise %10.97 olduğu saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında buzağılar işletmelerin devamlılığı bakımından en önemli unsurdur. Bu nedenle buzağıların bakım ve barınak şartlarının daha da iyileştirilmesi ile buzağı kayıplarının en aza indirilmesi gerekmektedir.

BuzağılarHayvan barınaklarıHayvancılık+4
Can İnsel
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Van Erciş ilçesinde ruminantlarda görülen ayak hastalıklarının insidansı

Ayak hastalıkları ve deforme olmuş tırnaklar sığır yetiştiriciliği ve ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Bu çalışma Erciş ilçesi merkez ve bağlı köylerinde sığırlarda gözlenen ayak hastalıklarının insidansını belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmanın materyalini 1560 adet sığır oluşturdu. Bu hayvanlarda tırnak deformasyonu, deformasyonla birlikte ayak hastalığı ve yalnız ayak hastalığı olarak 215 olgu saptandı (%13,78). Bu çalışmada saptanan lezyonların %45.58' i Holştayn, %21,39' u Simental, %16,74' ü Montofon, %6,04' ü yerli, %10,23' ü melez ırklarda gözlendi. En sık gözlenen ayak hastalığı sırasıyla interdigital flegmon (%14,78), interdigital hiperplasi ile rusterholz ülseri (%10,49) en az rastlanan ayak lezyonu ise sırasıyla tırnak çatlağı (%4,76) ve ökçe apsesi (% 3,80) olmuştur. Bu çalışmada 30 (%27,27) sivri tırnak, 39 (%35,45) çift taban tırnak, 16 (%14.54) gaga tırnak ve 25 (%22,72) küt tırnak saptandı. Ayak lezyonlarının %63,81'inin tırnak deformasyonlarıyla birlikte oluştuğu tespit edildi. Sonuç olarak, Erciş ilçesi merkez ve bağlı köylerinde gözlenen sığır ayak hastalıklarının Eylül-Aralık 2020 insidansı %13,78 olarak tespit edilmiştir.

AyakAyak hastalıklarıSığırlar+3
Sevim Arıkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00

İlgili konular