Arthritis-rheumatoid

154 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda ürik asit düzeylerinin hastalık aktivitesi üzerine ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Romatoid Artrit (RA) hastalarında serum ürik asit düzeylerinin hastalık aktivitesi, serolojik durum, organ tutulumu ve kullanılan antiromatizmal ilaçlarla ilişkisini retrospektif olarak incelemektir. Materyal ve Metot: Çalışmaya 84 seropozitif RA, 84 seronegatif RA ve kontrol grubu olarak 84 osteoartrit (OA) hastası olmak üzere toplam 252 kişi dahil edildi. Hastaların demografik verileri, DAS28 skorları, laboratuvar parametreleri (ürik asit, CRP, ESH, Sİİ vb.) ve aldıkları tedaviler dosyalardan incelendi. Bulgular: Çalışmanın ana bulgusu, ürik asit düzeylerinin RA hasta grubunda, özellikle de seropozitif RA hastalarında (4,3±1,2 mg/dL), OA kontrol grubuna (5,2±1,2 mg/dL) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olduğudur. Ürik asit düzeyleri ile hastalık aktivite skorları (DAS28) ve CRP arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamıştır. Tedaviler incelendiğinde, leflunomid kullanan hastalarda ürik asit düzeyleri anlamlı olarak daha düşük (p=0,000) bulunurken, metotreksat kullananlarda ise literatürle çelişkili olarak daha yüksek (p=0,035) saptanmıştır. Leflunomid kullanmayan hastalar kendi içinde analiz edildiğinde dahi, seropozitif gruptaki düşük ürik asit eğiliminin devam etmesi, bu durumun sadece ilaç etkisine bağlı olmayıp seropozitifliğin kendisiyle ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Seropozitif RA hastalarında akciğer tutulumu (%14,3) ve akciğer nodülü (%35,7) sıklığı seronegatif hastalara göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada ürik asit, RA hastalık aktivitesinin güvenilir bir göstergesi olarak bulunmamıştır. Seropozitif RA'da gözlenen düşük ürik asit seviyeleri, kısmen leflunomid tedavisiyle ilişkili olmakla birlikte, altta yatan başka biyolojik mekanizmaların da rol oynayabileceğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Romatoid Artrit, Ürik Asit, Hastalık Aktivitesi, DAS28, Leflunomid, Seropozitif

Artrit-romatoid
Ümit Aydın
Süleyman Demirel University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artriti olan hastalarda ağrının cinsiyet ve hastalık özellikleri açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, Romatoid Artrit (RA) tanısı alan bireylerde ağrının cinsiyet ve hastalık özellikleri açısından değerlendirilmesi ve semptomların birbiriyle ilişkisini belirleme amacı ile tanımlayıcı tipte bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Çalışma için etik kurul, kurum izni ve hasta onayı alındıktan sonra, bir üniversitenin romatoloji polikliniği ve servisinde tedavi gören 332 RA tanılı hasta araştırmaya dahil edildi. Ocak 2022 – Ocak 2023 tarihleri arasına gerçekleştirilmiş olan bu çalışmada, veri toplama araçları olarak 'soru formu' ve 'McGill Melzack Ağrı Soru Formu' kullanıldı. Elde edilen veriler Mann-Whitney U, Pearson KiKare, Ki-Kare, Kruskal-Wallis testleri ile değerlendirildi. p<0,001 istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların cinsiyet, eğitim düzeyi, sigara ve alkol kullanma durumları ile Mcgill Melzack Ağrı Soru Formu puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunduğu, şiddetli ve aşırı düzeyde yorgunluk hisseden hastaların yorgunluk puanının, hafif ve orta düzeyde yorgunluk hisseden hastalardan yüksek olduğu, hissedilen ağrı şiddetinin kadın hastalarda daha yüksek olarak ifade edildiği ve bu durumun anlamlı olduğu, cinsiyet ile ek hastalık durumu, eklemlerde şişlik ve hissedilen yorgunluk şiddeti arasında ilişki olduğu tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda hastaların ağrı, yorgunluk ve sabah tutukluğu şikayetleri öncelikli olmak üzere tüm semptomlarının değerlendirilmesi, bu semptomlarla baş etmelerini sağlayacak planlamaların yapılması ve özellikle kadın hastaların ağrısının daha sık değerlendirilerek, ağrı kontrolü için uygun yöntemlerin kullanılması önerilebilir.

Artrit-romatoidAğrıCinsiyet farkları+2
Nida Oturakcıibogil
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasiteye etkisi

Bu ön test-son test randomize kontrollü araştırmanın amacı romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesinin Romatoloji Polikliniğinde ılık tuzlu su (n=18), ılık su (n=18) ve kontrol grubu(n=18) olacak şekilde 54 hasta ile yürütüldü. Araştırmada randomizasyon yöntemi kullanıldı. Hastalar ağrı skoruna göre (5-7) ve (8-10) olarak tabakalandırıldı. Ilık tuzlu su ve ılık su grubundaki hastalara uygulamanın nasıl yapılacağı video eğitimi ile anlatıldı. Bu gruptaki hastalar verilen eğitim doğrultusunda altı hafta boyunca haftada üç kere 41°C ılık tuzlu ve ılık su banyosunu uyguladı. Kontrol grubundaki hastalara rutin tedavi ve bakım dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Araştırmada Visual Analog Skala, Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, Sağlık Değerlendirme Anketi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ılık tuzlu su, ılık su ve kontrol grupları arasında ön test ve son test ağrı ve yorgunluk düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05) ağrıda ılık tuzlu suyun ılık suya göre; yorgunlukta ılık suyun ılık tuzlu suya göre daha etkili olduğu sonucuna varıldı. Üç grup arasında fonksiyonel kapasite ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir fark yokken (p>0,05) ılık tuzlu ve ılık suyun uyku üzerinde aynı etkiye sahip olduğu; fonksiyonel kapasite üzerinde ise yalnızca ılık tuzlu suyun etkisi olduğu belirlendi. Romatoid artritli hastalarda semptom yönetimi için verilecek eğitim ve uygulamalarda ılık tuzlu su banyosu ve ılık su banyosuna da yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, fonksiyonel kapasite, hemşire, ılık su banyosu, ılık tuzlu su banyosu, romatoid artrit, uyku kalitesi, yorgunluk.

Artrit-romatoidAyakAğrı+7
Okşan Aktaş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi Romatoloji kliniğinde biyolojik DMARD tedavisi başlanan romatoid artrit hastalarında takip süresi on yılın üzerinde olanların klinik ve demografik özelliklerinin değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı, on yıldan uzun süre biyolojik ilaç alma potansiyeli olan romatoid artrit (RA) hastalarında, takip süresi on yıldan uzun ve kısa olanların klinik ve demografik özelliklerinin incelenmesi ve on yılın üzerinde tedavi takibine devam edilmesinde ilişkili faktörlerin saptanmasıdır. Çalışmaya, 2001-2022 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalı'nda takip edilen ve on yıldan uzun süre biyolojik DMARD (bDMARD) tedavisi kullanma potansiyeli olan 640 RA hastası dahil edildi. Retrospektif olarak toplanan veriler uygun istatistik yöntemlerle analiz edildi. Hastaların 242'sinin (%37.8) takip süresi on yıl ve üzerindeyken, 398'inin (%66.7) takip süresi on yılın altındaydı. Takip süresi on yıldan uzun hastaların197'si kadındı (%81.4) ve 218'i (%90,9) son vizitte bDMARD tedavisine devam ediyordu. Hastaların 131'i (%54.1) Ankara il merkezinden geliyordu. Ankara ilinden gelen hastaların %50.2'si on yıldan uzun süre takibe devam etmişken, Ankara dışından gelen hastaların %29.8'i on yıldan uzun süre takibe gelmiştir (p<0.001). On yıldan uzun takibi olan hastaların ilk şikayet yaşı 36.9 ±12.9, tanı yaşı 38.7±12.9, ilk şikayet ile bDMARD başlangıç arasındaki süre 8.8±6.9 yıldı. On yıldan kısa süreli takibi olan hastalara kıyasla, uzun süreli takibi olan hastalarda ilk şikayet ile bDMARD başlama arasındaki süre daha uzundu. Tedavi devamlılığı olan hastalarda romatoid faktör kuvvetli pozitifliği daha fazla, kilolu olma sıklığı daha belirgin ve metabolik sendrom komponentleri daha sıktı (Hipertansiyon, diyabetes mellitus ve hiperlipidemi gibi).Uzun süre takipte, akut faz yanıtı kontrolde olan hastalarda, takip devamlılığı daha yüksekti. bDMARD'lar ile birlikte sentetik DMARD'ların kullanımının on yıldan uzun süre tedavi devamlılığı sağlaması üzerine anlamlı bir etkisi görülmemiştir. İlk tedavi seçeneği olarak intravenöz yolla tedavi kullanıldığında, on yıldan uzun süreli devamlılık daha fazla saptandı. Hastaların başlangıç ve takip aktivite değerlerinin tedavi devamlılığına etkisi görülmemişken, fonsiyonel durumu daha kötü giden hastalar daha uzun süre takip edilmişlerdir. bDMARD alan hastaların en az %37.8'si merkezimizde takibine devam etmiş, %34'ü ise herhangi bir bDMARD'a devam etmektedir. Sonuç olarak hastaların yaşadıkları yerin tedavi aldıkları hastaneye yakınlığı, ilk şikayet ile bDMARD başlangıç süresi, biyolojik ajan başlama öncesi akut faz belirteçleri değeri, on yılın üzerinde tedavi takibine devam etme açısından önemli olarak gözükmektedir.

Antiromatizmal ajanlarArtrit-romatoidTedaviye bağlılık ve uyum
Özlem Şahan Güven
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Romatizmal hastalıkların vestibüler sistem üzerindeki etkisinin incelenmesi

Romatizmal hastalıklar içerisinde yaygın görülen romatoid artrit (RA) ve ankilozan spondilit (AS) hastalıklarında vestibüler değerlendirme, rutin muayenede ve hastalığın ayırıcı tanısında yer almaz. Romatizmal hastalıklar kronik hastalıklardır dolayısıyla hücre ve nöral yapılarda tahribat oluşturabilir. Bu çalışmada romatizmal hastalıkların vestibüler sistem üzerindeki etkisini değerlendirmek hedeflendi. Çalışmaya 20-65 yaş aralığında 78 gönüllü birey dahil edildi. Çalışma grubu 34 RA ve 24 AS hastasından, kontrol grubu 20 sağlıklı bireyden oluşturuldu. RA ve AS tanısı konmuş hastaların vestibuloservikal nöral yolları objektif elektrofizyolojik bir test olan hava yolu ile uyarılmış cervikal vestibüler evoked myogenic potentials (cVEMP) ile değerlendirildi. Bulguların her iki grup için birbirleri ve kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlandı. Ayrıca RA ve AS hasta gruplarında, denge performasının ölçüldüğü Berg Denge Ölçeği (BDÖ), vestibüler sistem bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılan vestibülospinal testler ve vestibüler sistem bozukluklarının kişiler üzerindeki olumsuz etkisinin değerlendirildiği Dizziness Handicap İnventory (DHI) anketi uygulandı. RA ve AS hastalarından elde edilen cVEMP P1,N1 latansları ile kontrol grubundan elde edilen latanslar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p≥0,05), ancak amplitüd asimetri oranlarındaki (AAO) değişim kontrol grubuna göre istatistiksel olarak yüksek olduğu tespit edildi (p<0,05). BDÖ skorlarına göre AS'li hastalardan elde edilen ortalama değer, düşme riski skoru olan 45'in altında tespit edildi (BDÖ=42,6 ± 3,6). DHI sonuçlarına göre fonksiyonel kapasiteye ait skorların ortalaması RA hastalarında AS hastalarına göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek olarak bulundu (p<0,05). Sonuçlar objektif ve sübjektif vestibüler testlerin romatizmal hastalıkların tanı ve değerlendirme süreçlerinde vestibüler sistem üzerindeki etkisini anlamamıza yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Artrit, Romatizmal, Ankilozan, Vestibüler, Romatoid

AnkilozArtritArtrit-romatoid+2
Ali Erman Kent
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artrit ön tanılı hastalarda eklem sinovyal sıvısının mikrobiyolojik açıdan incelenmesi

Romatoid Artrit (RA) etyolojisi belli olmayan, temelde eklemlerde etki göstererek şekil bozukluklarına sebep olabilen; enflamatuar, kronik ve multisistemik bir hastalıktır. Eklem tutulumu dışında patolojik bulguların, romatoid nodüllerin, göz komplikasyonlarının, laboratuvar bulgularının, akciğer bulgularının ve radyolojik bulguların da görüldüğü bilinmektedir. Araştırmamızda RA etyolojisinde etkili olabilecek ve sinovyal sıvıda bulunabilecek mikroorganizmaların rolünü ve septik artritle RA hastalığı arasında bağlantı olup olmadığını belirlemek için RA ön tanılı ve diz ekleminde akut ödem bulunan 139 (65K, 74E) hastanın eklem sinovyal sıvıları artrosentez yöntemiyle alındı. Örneklerin mikrobiyolojik açıdan incelenmek üzere kanlı agara, EMB (Eozin Methylen Blue) agara ve Mac-Conkey agara ekimini yaptık. Uygun koşullarda inkubasyona bıraktık ve üreme olan kültürlerde koloni morfolojisini, gram boyama, oksidaz-katalaz testlerini yaparak değerlendirdik. 5 kadın ve 7 erkek hastanın örneklerinde bakteri izole ettik. Elde edilen verileri pozitif sonuç sayısı-cinsiyet, bakteri türü-cinsiyet, bakteri türü-yaş grupları ve bakteri türü – antibiyotik duyarlılıkları olmak üzere 4 farklı kategoride değerlendirdik ve istatistik analizini yaptık. RA hastalarında sinovyal sıvıda bakteri izole edilebildiğini ancak bakteri ve cinsiyet arasında ilişki olmadığını gördük. İzole edilen bakteri türü ve sayısı ile cinsiyet ve yaş grupları arasında anlamlı bir farklılık göremedik. Ancak diğer enfeksiyöz ajanlara göre S. aureus karşımıza daha çok çıktı. Buna ek olarak bakteri türleri ve antibiyotik duyarlılık-dirençlilik arasında da anlamlı bir farklılık elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Mikrobiyoloji, Romatoid Artrit, S. aureus, Septik artrit

Artrit-romatoidEklemlerMikrobiyoloji+3
Hakan Aydın
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Van bölgesindeki romatoid artrit hastalarında hepatit B ve hepatit C prevelansının belirlenmesi

AMAÇ:Romatoid artrit (RA) dünya nüfusunun yaklaşık %1'ini etkileyen inflamatuvar bir poliartropatidir. Hepatit B (HBV) ve Hepatit C (HCV) virüsleri ise dünyada 2 milyardan fazla enfekte insanın olduğu kronik karaciğer hastalığının önde gelen nedenlerindendir. RA tedavisinde kullanılan immun baskılayıcı ve immun düzenleyici ilaçlar hepatit virüs enfeksiyonlarının RA hastalığında insidansını arttırabilmektedirler. Çalışmamızda Van bölgesindeki RA hastalarındaki HBV ve HCV insidansını saptamanın yanında hastaların kullandığı immun baskılayıcı ve immun düzenleyici ilaçların bu insidansa olan etkilerini araştırmayı hedefledik. GEREÇ VE YÖNTEM:Bu çalışmaya 2015 ocak ile 2018 temmuz tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Romatoloji Bölümlerinde RA tanısı alan, takip ve tedavisine devam edilen ardışık 403 hasta alındı. Hastaların demografik bilgileri ve laboratuvar değerleri retrospektif olarak tarandı. Hastalar kullandıkları ilaç tiplerine göre 3 gruba ayrıldı. Metotreksat, Salazopril, Hidroksiklorokin veya Leflunamid gibi hastalık modifiye edici (DMARD) grubu ilaç kullananlar grup 1, DMARD ile birlikte kortikosteroid alanlar grup 2, biyolojik ajanlarla birlikte DMARD ve/veya kortikosteroid kullananlar ise grup 3 olarak sınıflandırıldı. Gruplar arasında AST, ALT, ALP ,GGT, CRP, ESR, RF, anti-CCP, HBsag, Anti-HBs, Anti HCV düzeyleri arasındaki istatistiksel ilişki incelendi. Çalışmamızda üzerinde durulan özelliklerden sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistikler; ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler olarak ifade edilirken, kategorik değişkenler için sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Hesaplamalarda istatistik anlamlılık düzeyi p değeri 0,05 olarak alınmıştır. BULGULAR:Hastaların yaşları ortalama 50,943 ± 12,90; aralık (19-91) yıl idi. Hastalık süreleri ise 4,876 3 ± 3,74; aralık (1-20) yıl idi. Hastalar aldıkları tedaviye göre gruplandırıldığında ise birinci gruptaki 183 hasta (% 45) Metotreksat, Salazopril, Hidroksiklorokin veya Leflunamid gibi hastalık modifiye edici (DMARD) grubu ilaç kullanmakta iken, ikinci gruptaki 176 hasta (% 43,6) ise DMARD ile birlikte kortikosteroid almaktaydı, üçüncü grupta da 45 hasta (% 11,1) biyolojik ajanlarla birlikte DMARD ve/veya kortikosteroid kullanmaktaydı. Hastaların HBsag, Anti-HCV ve Anti- HBs pozitiflik yüzdeleri sırası ile %2,8, %0,8 ve % 28,1 olarak bulundu. Anti-HCV ve anti HBS değerleri arasında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken HBsag pozitiflik oranları biyolojik ajanların bulunduğu 3. grupta anlamlı olarak yüksek bulundu. (p<0.05) SONUÇ:RA hastalarında HBV ve HCV prevelansında normal popülasyona göre belirgin bir artış görülmemekle birlikte özellikle biyolojik ajan kullanımında hepatit reaktivasyon riski göz önünde bulundurulmalıdır. Tüm hastalardan tedavi öncesi viral hepatit tarama testleri istenmelidir ve aşılanma gereken hastalar hepatit aşısı planlanmalıdır. Ülkemizde RA'da HBV prevelansını değerlendiren çeşitli çalışmalar mevcut olmakla birlikte bizim çalışmamız ise Van bölgesindeki RA hastalarındaki HBV ve HCV prevelansını değerlendirmek açısından yapılmış ilk çalışmadır.

Artrit-romatoidHepatit BHepatit C+6
Azer Gökmen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda mandibular kondil trabeküler yapısının fraktal analiz ile değerlendirilmesi

Fraktaller, farklı ölçeklerde değerlendirildiğinde kendine benzeme özelliğine sahip karmaşık geometrik şekillerdir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda sistemik hastalıkların teşhis ve takibinde fraktal analiz yöntemi kullanılmaktadır. Romatoid artrit (RA) periartiküler ve genel osteoporoza neden olmaktadır. Bu çalışmada, Dual enerji X-ışını absorptiometrisi (DEXA) taramasına göre gruplandırılan RA hastalarının panoramik radyograflarında mandibular kondil trabekül yapısı fraktal analiz ile değerlendirilmiştir. Ayrıca her hastaya ait femur boynu ve L1-L4 lomber vertebra T skorları ile fraktal boyut (FB) değeri arasındaki uyum değerlendirilmiştir. Bu retrospektif çalışmaya DEXA taraması mevcut olan 100 RA hastası dahil edilmiştir. Hastalar DEXA'ya göre 33 normal, 33 osteopenik ve 34 osteoporotik RA olarak üç gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu normal değere sahip, hasta grubunun cinsiyet ve yaş kriterlerine uygun 33 kişiden oluşturulmuştur. Hastaların panoramik radyografları ImageJ v1.52a programına aktarılarak, mandibular kondilin trabeküler yapısının fraktal boyutu hesaplanmıştır. Veriler, SPSS (v24) paket programı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda hasta grubunun her iki kondile ait FB değerleri ortalaması kontrol grubundan düşük bulunmuştur (p<0.001). Normal, osteopenik, osteoporotik RA hastaları ile kontrol grubunun her iki kondile ait FB değerlerinin ortalaması karşılaştırıldığında, RA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmazken (p>0.05), kontrol grubunun FB değerleri RA gruplarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Hasta ve kontrol grubunda femur boynu ve L1-L4 lomber vertebra T skorları ile FB değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmaya göre, RA hastaları ile sağlıklı kişilerin ayrımının panoramik radyografi kullanılarak, fraktal analiz yöntemiyle yapılabileceği belirlenmiştir. DEXA sonuçları ile FB değerleri arasında korelasyon bulunmaması, küçük eklemlerin hastalıktan daha fazla etkilenmiş olduğunu düşündürmüştür. Sonuç olarak DEXA tetkiki mandibular kondile uygulanabilirse FB-DEXA arasındaki karşılaştırmanın daha anlamlı olacağı düşünülmüştür.

Absorpsiyometri-fotonArtrit-romatoidFraktal+4
Ayşegül Türkmenoğlu
Uşak University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi erişkin hastanesi romatoloji polikliniğinde takip edilip biyolojik tedavi alan romatoid artrit hastalarının komorbid hastalıklarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı biyolojik DMARD (bDMARD) tedavisi alan Romatoid Artrit (RA) hastalarına eşlik eden komorbidite prevalansının belirlenmesi, biyolojik tedavi altında bu hastalıkların seyrinin incelenmesi ve komorbiditelerin hastalık aktivitesi üzerine etkisinin belirlenmesidir. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Romatoloji Bilim Dalında 2013-2020 yılları arasında takip edilen ve bDMARD tedavisi almış 581 RA hastası dahil edildi. Retrospektif olarak ilk bDMARD tarihinden itibaren tüm hasta kayıtları incelendi. Buna göre hastaların 143'ü (%24.6) erkekti. Son vizit yaşı ortalama 50.3 (13.8) idi. Takip süresi ortalama 26.0 (20.9) aydı. Charlson komorbidite indeksi tüm hastalarda hesaplanmış olup, ortalaması 2.43 (1.72), ortancası 2.0 (1-13) idi. 228/581 (%39.2) hastanın en az bir komorbiditesi mevcuttu. BDMARD başlangıcında hastaların %41.1'i obezdi. Kadınlar erkeklerden daha kiloluydu (29.8'e karşı 27.5 p:0.002). Son vizitte ise VKİ bilinen 516 hastanın %42.1'inin obez olduğu görüldü. BDMARD başlangıcında diyabet öyküsü bilinen hastaların %13.8'inde diyabet tanısı mevcuttu. Takipte 21 hastada diyabet geliştiği görüldü ve diyabet insidansı 100 hasta yılında 2.47 (%95 GA: 1.62-3.77) hesaplandı. BDMARD başlangıcında hastaların %28.6'sında hipertansiyon mevcuttu. Lipid parametreleri bilinen hastaların %51.4'ünde LDL-K, %25.5'inde TG, %17.4'ünde total kolesterol yüksek bulundu. 42 (%7.2) hastada koroner arter hastalığı (KAH) mevcut olup, bunların 29'unun prematür KAH olduğu görüldü. Takipte 17 hastada KAH geliştiği görüldü ve KAH insidansı 100 hasta yılında 1.84 (%95 GA 1.15-2.94), prematür KAH insidansı ise 100 hasta yılında 1.08 (%95 GA 0.58-2.0) olarak hesaplandı. BDMARD öncesinde DAS-28 skoru yüksek olanlarda obezite daha sıktı. HAQ-DI skoru yüksek olanların ise çoğunlukla kadın, daha ileri yaşta, VKİ daha yüksek, komorbidite sayılarının ve kardiyovasküler risklerinin daha fazla olduğu görüldü. Yapılan çok değişkenli analizde ise bDMARD başlangıcında obezite varlığının DAS-28 tedavi cevabını olumsuz etkilediği görüldü (OR 1.04, %95 GA 1.0-1.08). Sonuç olarak bDMARD alan RA hastalarının tedavi yanıtlarında, eşlik eden komorbiditelerin önemli olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Romatoid artrit, hastalık modifiye edici anti-romatizmal ilaçlar (biyolojik), komorbidite, hastalık aktivitesi

Antiromatizmal ajanlarArtrit-romatoidBiyolojik tedavi+4
Ömer Denizhan Tatar
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bakımın sürekliliğinin tedavi sonuçları ve hastalık maliyeti üzerindeki etkisinde tedaviye uyum ve hastalık şiddetinin aracı rolünün değerlendirilmesi: Romatoid artrit hastaları üzerine bir çalışma

Bu araştırmada romatoid artrit hastalarında bakımın sürekliliğinin tedavi sonuçları [sağlık sonuçları (yaşam kalitesi, fonksiyonellik düzeyi ve iş göremezlik) ve tedavi etkililiği] ve hastalık maliyeti (Sosyal Güvenlik Kurumu- SGK ve hasta perspektifine göre) üzerindeki etkisini değerlendirmek ve bu ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin seri çoklu aracılık rolünün olup olmadığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Romatoloji Polikliniğine başvuru yapan 440 romatoid artrit hastası üzerinde kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma verileri hem birincil veri kaynağı olan anket yönteminden hem de ikincil veri kaynağı olan hasta dosyaları ve faturalarından elde edilmiştir. Verilerin analizinde geçerlilik (doğrulayıcı faktör analizi) ve güvenirlik (test-tekrar test ve Cronbach's Alpha) analizleri yanında çoklu doğrusal regresyon analizinden ve süreç analizinden faydalanılmıştır. Yapılan analizlere göre; ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğu ve bakımın sürekliliğinin tüm tedavi sonuçları ve hastalık maliyeti üzerinde doğrudan etkisinin olduğu bulunmuştur. Ayrıca, bakımın sürekliliği ile yaşam kalitesi, hastalığa bağlı kaybedilen çalışma süresi ve tedavi etkililiği arasındaki ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin tekli kısmi aracılık rolünün olduğu görülürken, bakımın sürekliliği ile fonksiyonellik, hastalığa bağlı azalan iş verimliliği ve hastalık maliyeti arasındaki ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin hem kısmi tekli aracılık hem de seri çoklu aracılık rollerinin olduğu tespit edilmiştir. Bu bulguların romatoid artrit hastalığının yönetilmesinde klinisyenlere önemli veri ve bilgi sağlayacağı düşünülmektedir.

Artrit-romatoidHastalıkHastalık şiddeti+4
Gülnur İlgün
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid Artrit interstisiyel akciğer hastalığı tutulumunda Hacettepe Romatoloji Kliniğinde izlenen hastaların morbitide, mortalite ve prognoz değerlendirmesi

RA'li hastalarda pulmoner tutulum karakteristiğinin non-invaziv yöntemler olan SFT ve YÇBT ile araştırılması, kliniğimizin tedavi seçimlerinin belirlenmesi, ilaç devamlılığı, mortalite, prognoz değerlendirmesi, pulmoner tutulum tipleri ile hastaların klinik ve laboratuvar bulguları arasındaki ilişkiyi göstermek amaçlanmıştır. Kliniğimize 01.01.2010 ile 30.09.2018 arası başvuran toraks BT'si olan ve üç farklı radyolog tarafından tanısı doğrulanan 156 (%30,8 erkek) romatoid artrit interstisiyel akciğer hastalığı (RA İAH) hastası çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalarda önceden belirlenmiş klinik ve laboratuvar verileri kaydedilmiştir. Retrospektif olarak toplanan veriler uygun istatistik yöntemlerle değerlendirildi. Radyolojik değerlendirme sonrası İAH alt tipleri NSİP: 51 (%32,6), UİP:89 (%57), AD:16 (%10,2) saptandı. RA tanı yaşı 55,5 (12,1), İAH semptom yaşı 60,7 (11,5), İAH tanı yaşı 62,7 (9,7), ölüm yaşı 70,7 (47,8-85,7), İAH nedeni ile takip süresi 4,5 (3,9-5) ve RA tanısı ile İAH arasında geçen süre 6,3 (7,3) yıl bulundu. 40 (%25,6) hasta exitus olmuştur. 5 yıllık survival oranı %78 saptanmıştır. UİP olan hastalarda ölüm NSIP ve AD olanlara göre daha fazlaydı (log-rank 0.004). Ayrıca RA ve İAH arasındaki süre kısaldıkça ve plevral efüzyon varlığında ölüm daha fazladır. Multivariate analiz sonuçlarına göre RA-İAH arasının 3 yıldan kısa olması mortaliteyi 4,3 kat, UİP varlığı 10,3 kat ve plevral efüzyon bulunması 14,4 kat artırmaktadır. Kontrol BT'si yapılan hastaların %41,5'inde progresyon saptandı. Biyolojik tedavi alma oranı %44,2 bulundu. Pulse steroid ve siklofosfamidin ölen hasta grubunda anlamlı olarak daha fazla kullanıldığı, son zamanlarda ritüksimabın İAH grubunda daha fazla tercih edilen biyolojik ajan olduğu saptandı. Yeni tanı RA hastalarına başlangıç akciğer grafisi çekilmesi ve şüphelenilen hastada erken YÇBT İAH tanısının erken konması için faydalı olabilir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-interstisyelArtrit+4
Mustafa Ekici
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarında işitsel ve koklear fonksiyonun değerlendirilmesi

Amaç: Romatoid artritli hastalarda hem sensörinöral hem de iletim tipi işitme kayıpları bildirilmiş olmakla beraber sensörinöral işitme kaybının daha yaygın olduğu (%24-60), bunun da romatoid artritin iç kulağı etkilemesine bağlı olarak meydana geldiği bildirilmiştir. Çalışmamızda romatid artritli hastalarda işitsel sistemin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 2 gruptan oluşmuştur. Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi romatoloji kliniğine gelen seropozitif romatoid artrit tanısı alan 40 gönüllü katılımcı ve alınacak anamnez ile desteklenen ve normal işitmeye sahip 40 gönüllü katılımcı kontrol grubunu oluşturmuştur. Aralık 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında 18-60 yaş aralığında tarafımıza yönlendirilen seropozitif romatoid artrit hastaları grubuna ve sağlıklı gruba tam bir kulak burun boğaz muayenesi sonrası saf ses odyometri, timpanometri, kontralateral ve ipsilateral akustik refleks testi ve TEOAE testi yapılmıştır. Saf ses odyometri testi ile hava yolu ve kemik yolu eşikleri, konuşmayı alma eşiği, konuşmayı ayırt etme yüzdesi, rahatsız edici ses yüksekliği seviyeleri, en rahat ses seviyeleri de değerlendirilmiştir. Yapılan her bir test sonucu gruplar arasında ayrı ayrı karşılaştırılmıştır. Bulgular: RA'lı hasta grubunda 13 hastada bilateral SNİK (%32,5),1 hastada tek taraflı SNİK olmak üzere toplamında 14 kişide (27 kulak, %33,75) SNİK tespit edildi.RA'lı hastaların 2'sinde bilateral mikst tip (%5) işitme kaybı olduğu görüldü. Kontrol grubunda ise 2 hastada (%5) bilateral SNİK tespit edildi. TEOAE testinde romatoid artrit hastalarının %32.5'i, kontrol grubunun ise %5'inin sağ kulağından cevap alınamamış olup gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sol kulağa yapılan TEOAE testinde ise RA'lı hastaların %25'inden, kontrol grubunun ise %5'inden cevap alınamamış olup gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Gruplara göre yapılan konuşma odyometrisi testlerinde işitme açısından farklılık olup olmadığını belirlemek için yapılan istatistiksel analiz sonucunda RA hastalarında sağ ve sol kulak değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, konuşma ayırt etme skorlarının da kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede düşük olduğu görüldü. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen veriler ısığında romatoid artritli hastalarda işitsel sistemin olumsuz yönde etkilendiği görülmüştür. Çoğunlukla da SNİK yapabileceği düşünülmektedir. Bundan dolayı RA tanısı konan hastalara odyolojik muayene ve tetkikler yapılıp olası bir tutulum olabileceği bilgisi verilmelidir. Bu yönde yapılan çalışmalar arttığında olası orta ve iç kulak tutulumu hakkında daha net veriler elde edilecektir. Düzenli izleme ve erken müdahale, daha fazla hasarın önlenmesine yardımcı olabilir ve başarılı tedavi şansını artırabilir.

Artrit-romatoidOdyometriİşitme bozuklukları+2
Taha Yasin Yıldız
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarında görülen kinezyofobinin normal popülasyonla karşılaştırılması

Amaç: Romatoid artrit hastalarında özellikle atak esnasında ciddi kinezyofobi, anksiyete ve depresyon görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, romatoid artrit hastalarında atak esnasında, atak tedavi sonrasında ve sağlıklı normal popülasyonla karşılaştırılarak kinezyofobi, anksiyet ve depresyon bağlantısı araştırmaktır. Yöntem: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Romatoloji Polikliniğine başvuran RA tanılı, 18-70 yaş arası, bilinen ek romatolojik hastalığı bulunmayan, romatoid artrit aktivite indeksi DAS28-ESR veya DAS28-CRP ≥ 2.6 olan hastalar RA atak kabul edilerek, 30 RA atak hastası toplandı. Bu hastalara Tampa Kinezyofobi Skalası ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği uygulandı. Hastalara atak tedavisi verildi. DAS28-ESR ve DAS28- CRP<2.6 gerileyen remisyona giren aynı hasta grubuna TSK, HAD-Anksiyete ve HADDepresyon ölçekleri yeniden uygulandı. Hastalığın aktif ve remisyon dönemleri karşılatırıldı. Aynı şekilde benzer yaş ve cinsiyette bilinen romatolojik hastalığı olmayan 30 sağlıklı kontrol grubu toplanarak TKS, HAD ölçekleri uygulandı. Ve sağlıklı kontrol grubu hastalığın atak ve remisyon dönemleriyle karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza 30 seropozitif RA hastası (22 kadın,8 erkek) ve 30 sağlıklı kontrol (22 kadın,8 erkek) alındı. Hastaların yaş ortalaması 51.13(±10.07) yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması 48.73(±9.11) yıl olarak saptandı. RA atak hastaları ile atak tedavi sonrası remisyondaki hastaların TKS, HAD-Depresyon ve HAD-Anksiyete skorları arasında anlamlı bir fark tespit edildi. (p=.007, p=.001, p=.001 ) RA atak hastaları ile sağlıklı kontrol grubu TKS, HAD-Depresyon ve HAD-Anksiyete skorları karşılaştırıldığında arasında anlamlı bir fark saptandı. (p=.000) RA remisyon hastaları ile sağlıklı kontrol grubu TKS, HAD-Depresyon ve HAD-Anksiyete skorları karşılaştırıldığında sadece TKS arasında anlamlı bir fark saptandı. (p=.005,p=.253,p=.888) Sonuç: Çalışmamızda, RA hastalığının aktif olduğu dönemler remisyon dönemi ile karşılaştırıldığında artmış kinezyofobi,depresyon ve anksiyete görülmektedir. Ayrıca, inflamasyonu gerileyen remisyona giren RA hastaları sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anksiyete ve depresyonun gerilediği ancak kinezyofobinin hala devam ettiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Romatoid Artrit, DAS28- ESR, DAS28-CRP, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Tampa Kinezyofobi Ölçeği

AnksiyeteArtrit-romatoidDepresyon+2
Tuğba Gürüs
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit tanılı hastalarda sistemik immün inflamasyon indeksi ile hastalık aktivasyonu arasındaki ilişkiyi hesaplama

Amaç: Romatoid Artrit kronik, otoimmün, inflamatuar romatizmal bir hastalıktır. Sistemik immün inflamasyon indeksi (SII) inflamasyonla ilişkili hastalıklarda prognostik bir faktör olduğu gösterilen bir belirteçtir. Çalışmamızda Romatoid Artrit tanılı hastalarda atak ve remisyon dönemlerinde iken SII değerlerini hesaplayarak hastalık aktivasyonu ile ilişkisini incelemeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmamız için N.E.Ü. Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Romatoloji Kliniği'ne başvurmuş 18-75 yaş arasında, ek hastalığı olmayan, romatoid artrit tanılı hastalar belirlendi. Romatoid artrit aktivite indeksi DAS28-ESH≥2.6 olanlar atakta, <2.6 olanlar remisyonda kabul edilerek, çalışma grubu için 30'u atakta 30'u remisyonda olmak üzere toplam 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu için 30 sağlıklı gönüllü alındı. Katılımcılarda eritrosit sedimantasyon hızı, C-reaktif protein, hemogramda nötrofil, platelet, lenfosit değerleri incelenip nötrofil ve platelet değerlerinin çarpımı lenfosit değerlerine bölünerek "sistemik immün inflamasyon indeksi" hesaplandı. Gruplar, belirtilen laboratuvar değerleri ve sistemik immün inflamasyon indeksi bakımından karşılaştırıldı. İstatiksel analizde SPSS versiyon 22.0 kullanıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen grupların demografik verileri karşılaştırıldığında yaş ve cinsiyet bakımından anlamlı farklılık saptanmamıştır. RA atak ve RA remisyon grubu karşılaştırıldığında SII, NEU değerleri RA atak grubunda anlamlı olarak yüksekken PLT ve LYM değerlerinde anlamlı farklılık saptanmadı (SII için p:0,000, NEU için 0,003, PLT için p:0,191, LYM için p:0,109). RA atak grubu sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ise SII, NEU, PLT değerleri yine atak grubunda istatistiksel olarak anlamlı yüksekken LYM değerlerinde anlamlı farklılık saptanmadı (SII için p:0,000, NEU için p:0,000, PLT için p:0,000, LYM için p:0,069). RA remisyon grubu sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ise SII, PLT değerleri remisyon grubunda anlamlı olarak yüksekken NEU ve LYM değerleri arasındaki farklar anlamlı değildi (SII için p:0,041, NEU için p:0,246, LYM için p:0,723, PLT için p:0,025). Sonuç: SII değeri RA atak hastalarında remisyon ve sağlıklı popülasyona göre daha yüksektir. SII değeri remisyondaki hastalarda sağlıklı popülasyona göre daha yüksektir. SII değeri RA'da hastalık aktivitesinin belirlenmesinde kullanılabilir.

Artrit-romatoidHastalık şiddeti indeksiKan sedimentasyonu+2
Betül Gezer Elbistan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antikoagülan kullanan romatoid artrit hastalarında eklem tutulumunun şiddetinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada aktif romatoid artriti olan antikoagülan kullanan hastalarda (derin ven trombozu profilaksisi ya da atriyal fibrilasyon, koroner arter hastalığı, pulmoner emboli vb. ek hastalıkları nedeniyle) eklem tutulumunun şiddetinin antikoagülan kullanımı ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Romatoloji Servisinde yatan 2010 ACR/EULAR Romatoid Artrit Sınıflama Kriterleri'ne göre RA tanısı almış, 18-70 yaş arası, bilinen ek romatolojik hastalığı bulunmayan ve romatoid artrit aktivite indeksi DAS28-ESH ve/veya DAS28-CRP≥ 2.6 olan RA atak olarak kabul edilen toplam 42 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların 23'ü immobilizasyon ve hareket kısıtlılığı nedeniyle venöz tromboembolizm (VTE) profilaksisi alıyor olup (DMAH) tedavi grubunu, VTE profilaksisi almayan 19 katılımcı ise kontrol grubunu oluşturmuştur. VTE profilaksisi alan (DMAH) RA atak hastalarının hastaneye yatışlarının ilk gününde profilaksi öncesi ve sonrasında bir gün arayla DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, ESH, sabah tutukluğu ve görsel analog skala (VAS) hesaplandı. VTE profilaksisi almayan RA atak hastalarının ise bir gün ara ile DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, ESH, sabah tutukluğu ve VAS hesaplandı. Her iki grupta da anlamlı fark yaratması ihtimaline karşı GLOBAL VAS iki gün de aynı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen grupların demografik verileri karşılaştırıldığında yaş ve tanı süreleri bakımından anlamlı farklılık saptanmamıştır. RA atakta olan DMAH proflaksisi alan ve almayan iki grup karşılaştırıldığında ağrılı eklem, şiş eklem, DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, ESH, sabah tutukluğu ve VAS düzeylerinin ilk ölçümlerinin benzer olduğu görülürken; DMAH profilaksi grubu hastalarının ağrılı eklem, şiş eklem, DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, sabah tutukluğu, VAS düzeylerinin son ölçümlerinin gruplarda anlamlı düzeyde farklı olduğu görülmüştür (p=0,01, p=0,01, p=0,01, p=0,01, p=0,01, p=0,01, p=0,01). DMAH profilaksisi alan grupta ağrılı eklem, şiş eklem, DAS28-CRP, DAS28-ESH, CRP, sabah tutukluğu ve VAS düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük bulundu. Sonuç: Çalışmamızda VTE profilaksisi (DMAH) alan grupta hastalık aktivitesinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak düştüğü görülmüştür. RA hasta popülasyonu düşünüldüğünde eğer bir kontrendikasyon yok ise mevcut tedaviye eklenecek DMAH tedavisi ile hem hastanın artmış olan VTE riski hem de hastaya verilecek kortikosteroid dozu ve süresi azaltılabilir. Bu da hastalarda gelişebilecek VTE ve olası kortikosteroid komplikasyonlarını azaltmada fayda sağlayabilir

AntikoagülanlarArtrit-romatoidAğrı ölçümü+5
Gülsüm Karataş
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda serum tweak, CD163 ve FN14 düzeyleri ile subklinik ateroskleroz ilişkisi

Romatoid artrit (RA) etiyolojisi tam olarak bilinmeyen kronik, sistemik, inflamatuvar bir hastalıktır. RA'da koroner arter hastalığı riskinin genel popülasyona göre arttığı ve klinik bulgu vermeden yıllar önce başladığı bilinmektedir. Ateroskleroz riskindeki bu artışın her iki hastalığın patogenezinde ortak rol oynayan inflamasyon ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. TWEAK, doku yapım-yıkımının düzenlenmesi, anjiogenez ve proinflamatuvar sitokinlerin salınımının uyarılması gibi çeşitli işlevleri bulunan TNF ailesinden, tip 2 transmembran glikoprotein yapısında bir sitokindir. Ateroskleroz patogenezinde TWEAK'in Fn14 reseptörü ile etkileşiminin rol aldığı gösterilmiştir. Bu çalışmada; RA hastalarında serumda TWEAK ve reseptörlerinin (Fn14 ile CD163) düzeylerini değerlendirmek ve vasküler hasar ile ilişkisini saptamak amaçlanmıştır. Çalışmaya; 100 RA hastası ile kontrol grubu olarak yaş ve cins uyumlu 50 spondiloartrit (SpA) hastası ve 50 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Hasta ve kontrollerin serum örneklerinde çözünebilir TWEAK, CD163 ve Fn14 düzeyleri ELISA yöntemi ile tespit edilmiştir. Ateroskleroz değerlendirmesi için ekokardiyografi ile karotis intima-media kalınlığı (KİMK), aortik gerilim, sertlik ve elastikiyet parametreleri ölçümlenmiştir. RA hastalarında, SpA ve sağlıklı kontrollere göre serum TWEAK düzeyleri belirgin derecede düşük (p=0.05), Fn14 düzeyleri ise belirgin derecede yüksek (p<0.01) bulunmuştur. Aynı zamanda biyolojik tedavi alan ve seropozitif olan RA hastalarında Fn14 düzeyleri daha yüksek bulunmuş ve hastalık süresi ile pozitif yönde korele olduğu görülmüştür (r=0.38, p<0.01). CD163 düzeyleri açısından fark saptanmamıştır. Kardiyovasküler ölçümlerde, KİMK'na göre gruplar arasında fark görülmezken, RA hastalarında sağlıklı kontrollere göre aortik sertliğin daha yüksek (p=0.03), aortik gerilimin ve elastikiyetin ise daha düşük olduğu (sırasıyla p=0.03 ve p=0.02) görülmüştür. Çok değişkenli analizlerde kardiyovasküler parametreler ile sadece yaş arasında bağıntı olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; RA hastalarında subklinik aterosklerozun arttığı gösterilmiş ve serumda vasküler hasarın varlığını destekleyen bulgu olarak TWEAK düzeylerinin düştüğü, Fn14 düzeylerinin ise azaldığı ortaya koyulmuştur. Bu biyobelirteçlerin RA hastalarında ateroskleroz ile ilişkisini ortaya koymaya yönelik daha geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

AortAort hastalıklarıArtrit-romatoid+6
Mehtap Üçer
Demiroğlu Bilim University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artrit'li bireylerde sarkopeni varlığının incelenmesi: karşılaştırmalı bir çalışma

Çalışmamızın amacı Romatoid Artrit'li (RA) bireylerde sarkopeni sıklığını araştırmak ve RA'in fonksiyonel yetersizlikler, hareketten kaçınma korkusu, psikososyal durumlar ve yaşam kalitesi üzerine etkisini sağlıklı bireylerle karşılaştırarak incelemektir. Çalışmaya yaş ortalaması 54,88±7,55 yıl olan 25 RA'lı birey ve 53,92±7,66 yıl olan 25 sağlıklı birey dahil edildi. Demografik veriler kaydedildikten sonra sarkopeni sıklığı; Bio-İmpedans (BEA) cihazı ile yağsız kas kütlesi, 4 metre yürüme hızı testi ile fonksiyonel performans, el dinamometresi ile kavrama kuvveti ölçülerek değerlendirildi, ayrıca diz ekstansiyon (quadriceps kas gücü) kuvveti de manuel kas ölçüm cihazı ile ölçüldü. Tüm bireylerin fonksiyonel durumları Sağlık Değerlendirme Anketi (SDA) ile, korku-kaçınma davranışları Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), biyopsikososyal durumları Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı Ölçeği (BETY-BÖ) ile, yaşam kaliteleri Kısa-Form 36 (KF-36) ile incelendi. Çalışmamızda RA'lı bireylerin sarkopeni sıklığının %28 olduğu bulundu. RA'lı ve sağlıklı bireyler vücut kompozisyonu, fiziksel performans ve kas kuvveti açısından karşılaştırıldığında; iskelet kası kütlesi (p=0,004), iskelet kası kütlesi indeksi (p=0,011), yürüme hızı (p=0,000), sağ el (p=0,000) ve sol el kavrama kuvveti (p=0,000), sağ diz (p=0,001) ve sol diz ekstansiyon kuvveti (p=0,000) açısından sonuçların sağlıklı grup lehine anlamlı olduğu görüldü. RA'lı ve sağlıklı bireyler korku kaçınma davranışı, yaşam kalitesi, psikososyal etkilenim ve fonksiyonellik açısından karşılaştırıldığında sağlıklı grup lehine fark anlamlı idi (p<0,05). Çalışmamızda RA'lı bireylerde sarkopeni sıklığının yüksek olduğu, RA'lı bireylerin sağlıklı bireylere göre fonksiyonel düzeylerinin, psikososyal durumlarının ve yaşam kalitelerinin daha kötü olduğu ve daha fazla korku kaçınma davranışına sahip oldukları sonucuna ulaşıldı.

Artrit-romatoidKaslar
Begüm Akar
Pamukkale University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarında dinamik thiol/disülfit dengesinin belirlenmesi

Amaç: Serbest radikallerin aşırı üretimi veya antioksidan mekanizmaların yetersiz kalması ile pro-anti oksidan denge bozulmaktadır. Oluşan yüksek seviyelerdeki SOR'un hücreler üzerindeki zararlı etkisi oksidatif stres olarak adlandırılır. Tiyoller fonksiyonel sülfidril grubu içeren organik bileşiklerdir ve antioksidan sistemin önemli bir üyesidir. Dinamik tiyol disülfid homeostazının sağlanması; antioksidan savunma, enzim aktivitelerinin düzenlenmesi, detoksifikasyon, apopitozis, transkripsiyon ve hücresel sinyal iletimi mekanizmalarında kritik rollere sahiptir. Yapılan son çalışmalarda diabetes mellitus (DM), kardiyovasküler hastalıklar, kanser, romatoid artrit, kronik böbrek hastalığı, Alzheimer hastalığı, multiple skleroz ve kronik karaciğer hastalığı gibi birçok hastalığın patogenezinde tiyol disülfid dengesinin bozulduğuna dair kanıtlar elde edilmiştir. Bu çalışmada Romatoid artrit popülasyonunu temsil eden grupta dinamik tiyol/disülfid dengesi değerlendirilmesi planlanmıştır. Materyal ve metod: Çalışmaya 1 Aralık 2014 ile 31 Aralık 2015 tarihleri ara-sında Ankara EAH Romatoloji kliniğine başvuran, romatoid artrit'li 100 hasta ve 100 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışma prospektif, vaka kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya gönüllü 100 RA hastası ve 100 yaş ve cinsiyet uyumlu kontrol hastası dahil edildi. Kronik böbrek yetmezliği, nefrotik sendrom, malnutrisyon ve kronik karaciğer hastalığı gibi hipoalbuminemiye neden olarak tiyol havuzunu etkileyebilecek hastalığı olan has-talar çalışmaya alınmamıştır. Çalışma grubuna alınan hastalar: Kontrol grubu için tiyol ve disülfid düzeylerini etkileyebilecek sistemik kronik hastalığı olmayan, 18-65 yaş arası sağlıklı bireyler seçildi. Çalışmaya alınan her bireyin yaş, cinsiyet, ek hastalık, kullanmakta olduğu ilaçlar, başvuru anında alınan kanlarında lökosit (WBC), hemoglobin, trombosit (Plt), glukoz, üre, kreatinin, aspartat amino transferaz (AST), alanin amino transferaz (ALT), alkalen fosfataz (ALP), gama glutamil transferaz (GGT), sodyum (Na), potasyum (K), albümin, protein,kan sedimentasyon oranı, CRP, total kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol değerleri, hasta grubu için ayrıca das28 skoru, RF ve anti-CCP değerleri ölçüldü. Hasta ve kontrol grubunda biyokimya, hemogram, tiyol ve disülfid düzeyleri için 8 saatlik açlık sonrası kan alındı.Tiyol-disülfid ölçümleri hasta grubunda ilk RA tanısı aldıkları gün yapıldı. Çalışma için Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk EAH Etik Komite-si'nden onay alındı. Tüm parametreler Ankara Atatürk EAH, Klinik Biyokimya ve Hormon Laboratuarında çalışılmıştır. Alınan tiyol ve disülfid numuneleri biyokimya labaratuvarında 3600 devirde 10 dakika santrifüj edildikten sonra, kan tiyol disülfid parametreleri, Erel & Neselioglu tarafından yeni geliştirilen otomatik ölçüm yöntemiyle Ankara Atatürk EAH Biyokimya Laboratuarında Roche Hitachi Cobas c501 otomatik analizöründe çalışıldı. Demografik özellikler, laboratuar bulguları ile native tiyol [-SH], total tiyol [SH+-S-S-], disülfid [-S-S-] düzeyleri ve ayrıca yüzde olarak hesaplanan disülfid/native tiyol [-S-S-/-SH], disülfid/total tiyol [-S-S-/-SH+-S-S-], native tiyol/total tiyol [-SH/-SH+-S-S-] değerleri; hasta ve kontrol grubunda karşılaştırılarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların %86' sı Kadın %14' ü Erkek, hastaların yaş ortalaması 46,3±12.03, ortalama sedimentasyon değeri 26.92±16.41, ortalama CRP değeri 9.13±9.9 olarak görülmüştür. Romatoid artritli hastalarımızın %59' unda anti ccp +, % 47' sinde RF + olarak görülmüştür. Anti-Ccp + ve anti-ccp – Romatoid Artrit' li hastaların tiyol/disülfit karşılaştırmalarında iki grup arasında anlamlı fark tespit edilememiştir. RF(+) ve RF(–) Romatoid Artrit' li hastaların tiyol/disülfit karşılaştırmalarında iki grup arasında anlamlı fark tespit edilememiştir. Romatoid Artritli hastalardaki das28 düzeyi sınıflandırılması yapılmıştır. Romatoid Artrit' li hastaların %14' ünde DAS28 < 2.6,%19' unda das28 2.6 – 3.2, %53' ünde das28 3.2 – 5.1, %14' ünde das28 > 5.1 olarak görülmüştür. Romatoid Artrit' li hastaların das28 e hastalık aktiviteleri ile tiyol/disülfit değerlerinin karşılaştırılması yapılmıştır ve Romatoid Artrit'li Hastaların das28 e göre hastalık aktiviteleri ile tiyoldisülfit değerlerinin karşılaştırılmasında 4 grup arasında anlamlı fark edilememiştir. Romatoid Artrit' li hastalarla sağlıklı kontrol grubu arasında tiyol/disülfit değerleri karşılaştırılmıştır. Romatoid Artrit' li hastalarla kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet açısından fark tespit edilmezken tiyoldisülfit değerleri açısından hasta grubu lehine anlamlı fark tespit edilmiştir. Sonuç: Literatürde tiyollerin bazı hastalıkların gelişimi, seyri ve prognozu üze-rindeki etkileri araştırılmakta olan bir konudur. Çalışmamız Romatoid Artrit ve tiyol bileşikleri ile ilişkisini Erel ve Neşelioğlunun metoduna göre inceleyen ilk çalışmadır. Sonuçta Romatoid Artritli hastalarda tiyol disülfid düzeyinin artış gösterdiği ve oksidatif stres düzeyinin artış gösterdiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Tiyol, disülfid, oksidatif stres, serbest oksijen radikalleri, Romatoid artrit

Artrit-romatoidDisülfitlerRomatizmal hastalıklar+2
Yunus Halil Polat
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit tanılı hastalarda retrospektif olarak tofasitinib'inetki, yan etki ile tam kan sayımı, lipit profili ve karaciğer fonksiyon testleri üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Romatoid Artrit (RA) otoimmun, kronik ve sistemik bir hastalık olup birçok organı etkilemektedir. Sinovyal inflamasyon sonucu oluşan kıkırdak ve eklem hasarı hastalığın temelini oluşturmaktadır. Prevalansı yaklaşık %1-2 olan RA'nın insidansı da yaş ve kadın cinsiyet ile birlikte artmaktadır. Etiyolojisinde pek çok faktörün rol oynadığı RA'nın patogenezisinin her geçen gün daha da aydınlanmasıyla birlikte tedavisine de yeni ajanlar eklenmektedir. Yeni bir ilaç olan Tofasitinib, janus tirozin kinaz inhibitörü olup RA tedavisinde yerini almıştır. Bu çalışmanın amacı RA tanılı hastalarda Tofasitinib'in etkinliğini ve laboratuvar değerleri üzerindeki etkisini belirlemek ve Tofasitinib'e bağlı gelişebilecek yan etkileri göstermektir. Materyal ve Yöntem: Bu çalışmada Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi- Ankara Şehir Hastanesi Romatoloji Polikliniği'nde takipli, 18 yaşından büyük, 2010 ACR klasifikasyon kriterlerine uygun Romatoid Artrit tanısı olan ve RA tanısı sebebiyle en az üç ay Tofasitinib kullanan toplam 66 hasta; hastanenin bilgi işlem biriminden destek alınarak retrospektif olarak değerlendirildi. Hastane bilgi işlem birimi aracılığıyla romatoloji poliklinik epikrizleri, yeniden değerlendirme notları, laboratuvar tetkikleri incelendi ve hastalar ile görüşülerek edinilen anamnez ve muayene bilgileri ile veriler oluşturuldu. Hastaların yaş, cinsiyet, RA tanı yılı, RA tanı yaşı, hastalık tanısı konulduğu dönemdeki otoantikor varlığı ve eşlik eden ko-morbiditeleri kaydedildi. Tofasitinib tedavisi öncesi ile tedavi sonrası üçüncü ve altıncı ay tam kan sayımı, lipit profili, karaciğer transaminaz düzeyleri, eritrosit sedimentasyon hızı ve CRP düzeyleri tespit edildi. Ayrıca Tofasitinib tedavisi öncesi ve sonrası; sabah tutukluluğu süresi, DAS 28-ESH, VAS skoru belirlendi. Elde edilen veriler SPSS veri tabanına yüklendi ve istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda 2010 ACR klasifikasyon kriterlerine uygun Romatoid Artrit tanısı olan ve RA tanısı sebebiyle en az üç ay Tofasitinib kullanan toplam 66 hasta yer almaktaydı. Çalışmamızda yer alan hastaların yaş ortalaması 54.7±12.0 yıl olup %84.8'i kadındı. Hastaların Tofasitinib kullanma ortalama süresi 19.0±13.5 aydı. Hastaların %19.7'si Tofasitinib'i monoterapi olarak alırken %80.3'i en az bir ksDMARD ile kombine olarak alıyordu. Hastaların Tofasitinib tedavisi sonrası sabah tutukluğu süresi ile DAS-28(ESH) ve VAS(Hasta) puanları öncesine göre anlamlı olarak azalmıştı(p<0.001). Hastaların tedavi sonrası 6.aydaki lökosit sayısı tedavi öncesine göre anlamlı olarak azalmıştı (p=0.015) fakat hemoglobin düzeyi, trombosit sayısı, ESH, CRP, AST, ALT, total kolesterol, HDL, LDL ve trigliserid değerlerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Hastaların %33.3'ünde Tofasitinib'e bağlı yan etki gelişmişti. En sık gelişen yan etkiler döküntü, öksürük ve bulantıydı. Hastaların %13.6'sında Tofasitinib ilişkili Herpes Zoster enfeksiyonu gelişmişti. İncelenen hastaların %48.5'inde ilaç etkinsizliği, hastalık aktivasyonu ve yan etkiler sebebiyle Tofasitinib tedavisi kesilmişti. Sonuç: Romatoid Artrit tedavi kılavuzlarında ksDMARD'lara yanıtsız hastalarda hedefe yönelik sentetik, biyolojik veya biyobenzer ajanlar önerilmektedir. Tofasitinib'in oral formunun olması diğer ilaçlara göre kullanım kolaylığı sağlamaktadır fakat etkinliği ve güvenilirliği ile ilgili daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Artrit-romatoidKan sayımıKaraciğer fonksiyon testleri+5
Doğan Bayram
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit hastalarının kan Vascular endothelial growth factor (VEGF) - Hypoxia inducible factor 1 alpha (HIF-1 alpha)düzeylerinin hastalık aktivitesi ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmamızda doku hipoksisi ile ortaya çıktığı gösterilen HIF-1 α molekülünü ve bu molekülün sentezini uyardığı VEGF molekülünün değişik hastalık evresindeki Romatoid Artrit hastalarının hastalık aktivasyon ölçeği, Romatoid Artrit hastaları için özel hazırlanmış yaşam kalite ölçeği (RAQOL) ve Sedimantasyon - CRP düzeyleri ile korelasyonunu incelemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: 01 Ocak 2021 ve 1 Aralık 2021 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniğine başvuran 18 yaş üstü, ACR 2010 Romatoid Artrit tanı kriterlerine uygun olarak tanısı konulmuş ve çalışmaya dahil edilme-edilmeme kriterlerini karşılayan tüm gönüllüler ve hasta grubu ile korele olarak herhangi bir otoimmün veya inflamatuar hastalığı olmayan gönüllüler çalışmaya dahil edildi. Bu ölçekte 70 kontrol hastası ve 79 RA'lı hasta çalışmaya alındı. Hastaların yazılı onamları alındıktan sonra yaş, cinsiyet, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), öğrenim durumu, mesleği, medeni durumu, mevcut şikayetlerinin süresi ve önceki ilaç kullanımı, alkol tüketimi ve aile öyküleri, eşlik eden diğer hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar sorgulandı. Çalışmaya alınan hastaların rutin fizik muayenesi ve kas iskelet sistemi muayenesi yapıldı. Hasta grubunda hastalık aktivitesi Disease Activity Score 28 (DAS28) ölçeği ile değerlendirildi. Yaşam kalitesi Romatoid Artrit yaşam kalitesi ölçeği (RAQOL) kullanılarak değerlendirildi. Hastalardan Sedimentasyon (ESH), C-Reaktif Protein (CRP), ve Enzyme Linked İmmunosorbent Assay (ELİSA) yöntemiyle bakılacak serum Hypoxı Induced Factor Alpha (HIF-1 A) ve Vasculer Endoteliel Growth Factor (VEGF) için kan alındı. Sağlıklı grup; Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran, dışlama kriterlerini sağlayan gönüllü kişilerden alındı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 58.3 ± 10,656 iken, kontrol grubunun yaş ortalaması 53,8 ± 11,949 olarak saptandı. Yaş açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,032). Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ortalaması hasta grubunun 27.78±4,922, kontrol grubunda 27,49±3.866 idi. İki grup arasında VKİ açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0,964). Hasta grubundaki kişilerin hastalık süreleri değerlendirildiğinde 4 kişinin (%5,1) 1 yıldan az süredir, 8 kişinin (%5,1) 1-3 yıl arasında, 7 kişinin (%8,9) 3-5 yıl arasında, 59 kişinin (%74,7) 5 yıldan daha uzun süredir RA tanısı olduğu görüldü. Hastaların eğitim düzeyleri ise 10 kişi (%12,7) okuryazardeğil, 1 kişi (%1,3) sadece okuma yazma biliyor, 43 (%54,4) kişi ilkokul, 8(%10.1) kişi orta okul, 9 kişi (%11,4) lise, 8 kişi (%10,1) ünivesite mezunu olarak tespit edildi. Kontrol grubu eğitim düzeyleri ise 3 kişi (%4,3) okuryazardeğil, 3 kişi (%4,3) sadece okuma yazma biliyor, 42 kişi (%60,0) ilkokul, 2 (%2,9) kişi orta okul, 9 kişi (%12,9) lise, 11 kişi (%15,7) ünivesite mezunu olarak tespit edildi. Grupların eğitim düzeyi açısından birbiri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,993). Hasta ve kontrol grubu arasında boy ortalamaları açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0,165). Hasta ve kontrol grubunda kilo ortalamaları açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.914). Hasta grubunun CRP değerleri 11,54 ±19,05 (2-98) mg/dl olarak bulundu. Sedimentasyon değeri 32,33 ±25,26 (1-94) mm/saat olarak bulundu. Hasta grubunda serum ESH ortalaması 32,33 ± 25,26 mm/saat olarak ölçüldü. Romatoid Artrit tanılı hasta grubunda serum HIF-1 α düzeyi ortalaması 0,59 ±0,60 ng/ml, kontrol grubunda ise 0,315 ±0,23 ng/ml olarak saptandı. HIF-1 α düzeyi hasta grubunda anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p<0,05). Romatoid Artrit tanılı hasta grubunda serum VEGF düzeyi ortalaması 126,48 ±161,28 pg/ml, kontrol grubunda ise 70,89 ±28,21 pg/ml olarak saptandı. Gruplar arasında VEGF düzeyleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,704). Hastaların DAS28 hastalık aktivite ölçeğine göre hastalık aktiviteleri değerlendirildiğinde 13 hastanın (%16,5) remisyonda, 22 hastanın (%27,8) düşük hastalık aktivitesi, 34 hastanın (%43,0) orta derece hastalık aktivitesi, 10 hastanın (%12,7) yüksek hastalık aktivitesine sahip olduğu görüldü. HIF-1 α düzeyi RA grubunda anlamlı olarak yüksek tespit edildi (p<0,05). Her iki grup arasında VEGF düzeyleri açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,704). VEGF düzeyi ile RAQOL ölçeğinden hastaların aldığı puan değerleri arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0,235 p= 0,003). VEGF düzeyi ile DAS 28 puanları arasında pozitif korelasyon saptandı (r= 0,404 p= 0,005). VEGF düzeyi ile hastaların RF düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmadı (r= 0,096 p= 0,402). VEGF düzeyi ile hastaların anti-CCP düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmadı (r= 0,051 p= 0,657). HIF-1 α düzeyi ile Yaş ve VKİ parametrelerinin korelasyonunun değerlendirilmesi sonucu hem yaş ile HIF-1 α arasında hasta grubunda pozitif, kontrol grubunda negatif korelasyon saptandı (p<0,05). Romatoid Artrit tanılı hastaların tanı üzerinden 2 yıldan fazla ve az olarak gruplandırıldığı iki grup arasında VEGF değerleri incelendiğinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,653). HIF-1 α düzeyi ile hastalık süresi arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi (p=0,539). Romatoid Artrit hastaları kullandıkları ilaçlara göre steroid kullanan, DMARD tedavisi alan, biyolojik ajan kullanan olarak gruplandırıldı. Gruplar arasında VEGF düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmadı (p=0,653). HIF-1 α düzeylerinin karşılaştırılmasında da gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,539). DAS 28 değerleri ile Sedimantasyon değerleri arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0,746 p= 0,001). DAS 28 değerleri ile CRP değerleri arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0,287 p= 0,001). RAQOL ölçeği sonuçları ile CRP değerleri arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0,404 p=0,005). RAQOL ölçeği sonuçları ile Sedimantasyon değerleri arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0,357 p= 0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına bakıldığında hasta grubunun serum HIF -1 α değerlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğunu tespit ettik (p<0.05). Hasta grubunda kontrol grubuna göre VEGF düzeyinde anlamlı fark saptanmadı (p=0,704). Fakat RA grubunda VEGF düzeyi ile RAQOL ölçeği puanı, CRP, DAS 28, Sedimentasyon değerleri korele bulundu. Mevcut literatür eşliğinde çalışmamızda, RA takibinde kullanılan mevcut klinik ve laboratuvar verilere ek olarak HIF-1 α ve VEGF' in alternatif bir takip markırı olabilir. Çalışmamızın daha büyük örneklem ile yapılarak daha sağlıklı sonuçlar alınabileceği düşünülmektedir.

Artrit-romatoidHIF-1aHastalık şiddeti indeksi+2
Musa Dönmez
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit akciğer tutulumunda YKL-40, panneksin-1, kalprotektin ve sialik asit düzeyleri

Amaç ve hipotez: Bu çalışmada akciğer tutulumu olan RA hastalarında YKL-40, Panneksin-1, Kalprotektin ve Sialik asit kan düzeyleri belirlemek ve hastalık aktivitesi ile olan ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda iki tane hipotez oluşturulmuştur. Bu hipotezlerden ilki "Akciğer tutulumu olan RA hastalarında YKL-40, Panneksin-1, Kalprotektin ve Sialik asit kan düzeyleri yüksektir ve hastalık aktivitesi ile ilişkilidir". Araştırmanın ikinci hipotezi "Akciğer tutulumu olan RA hastalarında YKL-40, Panneksin-1, Kalprotektin ve Sialik asit kan düzeyleri yüksektir ve hastalık aktivitesi ile ilişkisizdir". Yöntem: Çalışmamıza Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Romatoloji polikliniğine başvurarak 2010 ACR/EULAR kriterini karşılayan, daha önceden organ tutulumları açısından (kalp, akciğer, gastrointestinal sistem ve böbrek) değerlendirilmiş, hemogram, sedimantasyon, RF, anti-CCP laboratuvar sonuçları olan 18-80 yaş aralığında hastalar dahil edilmiştir. Hastaların anamnez fizik muayene bulguları, sedimantasyon, c-reaktif protein, RF, anti-CCP, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, DAS-28 skorları olgu rapor formuna kaydedilmiştir. Hastalardan rutin poliklinik kontrol esnasında çalışma hakkında bilgilendirilip onam alınarak çalışmaya alınma kriterini sağlayan tüm grupların venöz kanları bir adet kuru biyokimya tüpüne alınmıştır. Hasta sayısı tamamlandığında ELISA (enzyme-linked immunosorbent assay) yöntemi ile serumda kalprotektin, Panneksin-1, Sialik asid ve YKL-40 düzeyleri elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 104 RA hastası (Akciğer tutulumu olan 49 ve olmayan 54 RA hastası), 50 sağlıklı kontrol olmak üzere toplamda 154 hasta dahil edilmiştir. ESH ve CRP RA akciğer ve RA hasta grubunda, kalprotektin ve sialik asit kontrol grubunda, Panneksin RA hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. RA, RA akciğer ve kontrol grupları arasında biyokimya belirteçleri eşik değerlere göre karşılaştırıldığında RF ve anti-CCP belirteçleri RA akciğer hasta grubunda RA hasta grubuna göre, kalprotektin belirteci kontrol grubunda RA ve RA akciğer hasta gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sialik asit akciğer tutulumu olmayan RA hastalarında, akciğer tutulumu olan RA hastalarına göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Kalprotektin düzeyi romatoid nodülü olan grupta, romatoid nodülü olmayan gruba göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda RA akciğer tutulumunda YKL-40, Kalprotektin ve Sialik asit kan düzeylerinin kontrol grubuna göre yüksek olmadığı bulunmuştur. Panneksin-1 kan düzeylerinin ise RA hasta gruplarında kontrol grubuna göre yüksek olduğu ve Panneksin-1' in RA tanısında ve hastalık progresyonunda spesifik bir biyobelirteç olabileceği düşünülmektedir. Araştırmacıların hemfikir olduğu ve kabul ettiği bir biyobelirteç için patofizyolojinin daha iyi anlaşılabilmesinin ve daha fazla çalışma yapılmasının gerekli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: romatoid artrit, inflamasyon, biyobelirteç

AkciğerAkciğer hastalıklarıArtrit-romatoid+6
Burcu Güneş Alpaydın
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Biyolojik ajan tedavisi alan ve almayan romatoid artritli hastaların modifiye charlson komorbidite indekslerinin karşılaştırılması

Amaç: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Romatoloji ve İç Hastalıkları polikliniğine başvuran RA'lı hastaların biyolojik ajan kullanım durumunu Charlson Komorbidite İndeksiyle (CCI) karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Biyolojik ajan kullanan 50 hasta ve biyolojij ajan kullanmayan 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Biyolojik ajan alan ve almayan gruba aynı anket uygulandı ve katılımcıların sosyodemografik özellikleri, hastalık süresi ve aktif tedavi süresi, kullandıkları ilaçlar ve bu grup ilaçları kullanma süreleri, hastaların hastaneye başvurularındaki laboratuar değerleri kaydedildi. Bunlar dışında hastalara DAS28 (Disease Activity Score) ölçeği, HAQ (Health Assessment Questionnaire) ölçeği ve Modifiye Charlson Komorbidite Ölçeği uygulandı. Verilerin analizi SPSS 21 programı ile yapıldı. Bulgular: Her iki grubun hastalık süresi değerlendirildiğinde; biyolojik ajan alan grupta ortalama hastalık süresi 11±6.1 olarak, biyolojik ajan almayan grupta ortalama hastalık süresi 6.3±6.7 olarak hesaplandı ve istatiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p<0.001). CCI skoru biyolojik ajan alan grupta ortalama 3.14(±2.03), biyolojik ajan almayan grupta ortalama 2.24(±1.66) olarak olarak hesaplandı ve biyolojik ajan alan ve almayan gruplar karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p=0.024). Sonuç: RA'nın birçok kötü prognoz kritenin olduğu ve CCI skorunun yüksekliğinin bu kötü prognoz kriterleri arasında yer alabileceğini düşündük. Komorbidite fazlalığının hastaları daha komplike tedavi almaya sürüklediği ve aktif tedavi süresini, tedavi gecikmesini uzatabileceği sonucuna vardık. CCI skoru yüksek olan hastaların biyolojik ajan gereksiniminin ilerlerleyen yıllarda artabileceği, hastalık aktivite skorları olan DAS28 ve HAQ skorunu arttırabileceği ve bunun biyolojik ajan kullanımından bağımsız olarak yüksek olabileceği sonucuna vardık. Anahtar kelimeler: Anti-TNFα, Biyolojik Ajan Tedavisi, Charlson Komorbidite İndeksi, DMARD, Romatoid Artrit

Antitümör nekroz faktörleriArtrit-romatoidBiyolojik tedavi+2
Yusuf Dibek
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artritte LRG1 düzeyinin hastalık aktivite indeksleriyle ilişkisi

Amaç: Romatoid artrit (RA)'de yeni bir biyobelirteç olan Leucine-rich alpha-2-glycoprotein 1 (LRG-1) molekülünün hastalık aktivite indeksleri ile olan ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklemi, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Romatoloji polikliniğinde tanı alan ve takip edilen 35 remisyon elde edilmiş, 35 düşük hastalık aktivitesi gösteren, 35 orta hastalık aktivitesi gösteren ve 35 yüksek hastalık aktivitesi gösteren olmak üzere 140 romatoid artrit hastasından ve 35 sağlıklı kontrolden oluşmaktadır. Çalışmaya alınan tüm hasta ve sağlıklı bireylerin sosyodemografik bilgileri kaydedildi. Çalışmaya alınan hastaların hassas/şiş eklemleri belirlenmiş, Disease Activity Score 28 (DAS28), Clinical Disease Activity Index (CDAI), Simplified Disease Activity Index (SDAI) ve Routine Assessment of Patient Indeks Data 3 (RAPİD3) hesaplandı. Çalışmaya alınan tüm hasta ve sağlıklı bireylerin serumunda LRG1, TGFβ, IL-6 ve TNF-α düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Çalışmamızda RA hasta grubunun LRG1, TNF‐α, IL-6 ve TGF- β1 düzeyleri kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu tespit edildi. Hastaların LRG1 ortanca değeri 226,03 (100,15-805,95), kontrol grubunda yer alan bireylerin LRG1 ortanca değeri 117,19 (74,73-156,61) idi (p<0,001). Hastaların TGF-β1 ortanca değeri 257,07 (185,05-990,80), kontrol grubunda yer alan bireylerin TGF-β1 ortanca değeri 214,60 (163,78-359,07) idi (p<0,001). Hastaların TNF-α ortanca değeri 134,26 (90,33-713,80), kontrol grubunda yer alan bireylerin TNF-α ortanca değeri 118,18 (89,90-146,10) idi (p<0,001). Hastaların IL-6 ortanca değeri 134,26 (90,33-713,80), kontrol grubunda yer alan bireylerin IL-6 ortanca değeri 118,18 (89,90-146,10) idi (p=0,002). LRG1 düzeylerinin, yüksek hastalık aktivitesi olan grupta diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). LRG1 ile TNF-α ve IL-6 arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki tespit edildi. LRG1 düzeyleri ile DAS28, CDAI, SDAI ve RAPID3 skorları arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki tespit edildi. TNF-α ve IL-6 düzeyleri ile DAS28, CDAI, SDAI ve RAPID3 skorları arasında ise pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki tespit edildi. Yapılan ROC analizi neticesinde RA hastalığının takibinde serum LRG1 düzeyinin başarılı bir performansa sahip olduğu tespit edildi (p<0,001). Sonuç: LRG1'in RA'daki sistemik inflamasyon yükünü yansıttığını ve inflamatuar süreçte rol oynayabileceğini düşündürmektedir. LRG1, RA'lı hastalarda yararlı bir hastalık aktivite belirteci olabilir. Anahtar kelimeler: LRG1, romatoid artrit, hastalık aktivitesi, TGFβ, IL-6, TNF-α

Artrit-romatoidHastalık şiddeti indeksiLeucine–rich- α2 glikoprotein 1+3
Gökhan Köksal
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit ve ankilozan spondilit hastalıkları ile B ve C viral hepatiti ilişkisi

Amaç: RA ve AS hastalıkları ile HBV ve HCV virüslerinin etiyopatogenez, birliktelik, ayırıcı tanı ve tedavi aşamasında ilişkilerini incelemek.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya; 101 RA, 117 AS hastası dahil edildi. RA için 113, AS için 94 olgudan oluşan iki ayrı kontrol grubu oluşturuldu. Hasta kayıtları hepatit serolojisi yönünden retrospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastaların demografik özellikleri, hastalık süreleri, aldıkları tedavi protokolleri kayıt edildi. Hastalık aktivitesi yönünden akut faz reaktanları (ESR ve CRP) ve RF değerlerine bakıldı. Karaciğer enzimlerinden serum AST ve ALT değerlerine bakıldı. Tüm hastalar HBs Ag, HBs Ab, Anti-HCV yönünden tarandı. HBs Ag pozitif hasta kayıtlarında; HBe Ag, HBe Ab, HBc Ag, HBc Ab, HBV-DNA sonuçlarına bakıldı. Anti-HCV pozitif hasta kayıtlarında, HCV-RNA sonuçlarına bakıldı. Her parametredeki pozitiflik oranı RA, AS ve kontrol grupları ile kıyaslandı.Bulgular: RA ve AS'li hastalarda ortalama yaş sırasıyla 51.9 ± 12.6 ve 38.4 ± 11.1 yıldı. RA grubunda HBs Ag pozitifliği %1.9 (2/101) idi. HBs Ag veya HBs Ab pozitifliği yönünden; RA grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. HBs Ag veya HBs Ab'nin birindeki pozitiflik HBV virüsü ile karşılaşma olarak değerlendirildi. HBs Ag veya HBs Ab'nin birindeki pozitiflik % 37.6 (38/101) idi. RA grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.RA grubunda anti-HCV pozitifliği %0.9 (1/101) idi. Anti-HCV pozitifliği yönünden; RA grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.AS hasta grubunda HBs Ag pozitifliği %6 (7/117) idi. HBs Ag veya HBs Ab pozitifliği yönünden; AS grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. HBs Ag veya HBs Ab'nin birindeki pozitiflik %46.1 (54/117) idi. AS grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.AS grubunda anti-HCV pozitifliği %0.8 (1/117) idi. Anti-HCV pozitifliği yönünden; AS grubu, kontrol grubu ile kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.Sonuç: RA ve AS hastalıkları etiyopatogenez, ayırıcı tanı, birliktelik ve de tedavi protokolünün belirlenmesi açısından HBV ve HCV virüsleri ile sıkı ilişki içindedir. Yaptığımız çalışmada bu ilişkinin aydınlatılmasını amaçladık. Bu konuda yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

Artrit-romatoidEtyopatogenezHepatit B+4
Tuba Tülay Koca
İnönü University
2011
40

Related subjects