Seljuks

153 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Selcuklular Döneminde eş'ârîlik

Ebu'l-Hasan el-Eş'ârî tarafından temelleri atılan Eş'ârîlik mezhebi, Mâtürîdîlik mezhebi ile birlikte Ehl-i Sünnet çatısı altında yer alan i'tikâdî fırkalardan bir tanesidir. Gelişimi ve sistemleşmesinde İbn Fûrek, İsferâyinî, Bâkıllânî, Abdulkahir el-Bağdâdî, Cüveynî gibi âlimler büyük rol oynamışlardır. Özellikle Selçuklular Devletine gelinceye değin sistemleşmesini büyük ölçüde tamamlayan Eş'ârîlik mezhebi, Selçuklular döneminde hem yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış hem de altın çağlarını yaşamışlardır. İslâm Dininin koruyuculuğunu üstlenen Selçuklular Devletinde Sultan Tuğrul Bey döneminde Vezir Kündürî'nin etkileriyle Eş'ârî âlimlere yönelik mihne olayları gerçekleştirilmiştir. Bu mihne olaylarında Ebu'l-Hasan el-Eş'ârî ve onun yolunu takip eden âlimlere minberlerden lanet okutulmuştur. Sultan Tuğrul Bey'in vefat etmesiyle birlikte Alparslan'ın sultan, Nizâmü'l-Mülk'ün vezir olmasıyla Eş'ârîlere uygulanan bu mihne sona ermiştir. Öyle ki baskı ve zulümlerle memleketlerinden göç etmek zorunda bırakılan Eşârî âlimler Nizâmü'l-Mülk'ün vezirliğe getirilmesiyle birlikte tekrardan memleketlerine geri dönmüşlerdir. Aynı zamanda bu dönemde Nizâmü'l-Mülk tarafından Eş'ârî âlimler için Nizâmiye adı verilen medreseler inşâ edilmiştir. Nizâmiye medreselerine Eş'ârî olmayan âlimlerin müderris olarak atanmaması Eş'ârîlik mezhebinin gün geçtikçe güçlenmesini sağlamıştır. Bu açıdan Eş'ârîlik Mezhebi, bu dönemde altın çağını yaşamıştır. Nizâmü'l-Mülk sonrası dönemde ise artık sultanların mezhepsel faaliyetlerle ilgilenmesiyle birlikte Eş'ârîlik Mezhebinin yerini yavaş yavaş, sistemleşmesini tamamlayan Mâtürîdîlik Mezhebi almıştır. Eş'ârîlik mezhebi tarih içerisinde varlığını hep korumuşsa da Selçuklular Dönemindeki ivmeyi hiçbir zaman yakalayamamışlardır.

Amidulmülk e-KündüriEş`ariMezhepler+5
Nurullah Uğur
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklularda düğün gelenekleri

Tarihin başlangıcından bugüne, toplumu oluşturan en küçük kurum kabul edilen "aile" müessesesine bir kutsiyet atfedilmektedir. Aileye yüklenen kutsi misyon, bu müessesenin oluşturulması sırasında bir takım usullerin, kutlamaların, merasimlerin ve ritüellerin uygulanmasını sağlamaktadır. "Düğün gelenekleri" şeklinde ifade edilen bu uygulamalar, bütün toplumlar tarafından büyük bir titizlik ve ihtimamla yerine getirilmektedir. Büyük Selçuklularda hanedan üyelerinin yapmış olduğu evliliklerde ve Türkiye Selçuklularında hem hanedan hem de toplumda gerçekleşmiş evliliklerde aracı, nişan, nikâh, çeyiz, saçı, gelin alayı, düğün, yüz görümlüğü, gerdek adı altında, her biri ayrı özen ve titizlikle uygulanan düğün gelenekleri, eski Türk düğün geleneklerinin devamı niteliğinde görülmektedir. Sıralanan bu geleneklerle birlikte, İslamiyet'in benimsenmesinin akabinde İslam hukukunda yer alan "mehir" usulü de Selçuklular tarafından büyük bir hassasiyetle uygulanmaktadır. Değişen dini inançla birlikte, zaman içinde değişen coğrafyaya ve yaşam biçimine rağmen bu usullerin, Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları düğün gelenekleri içinde yerini koruyabilmesi ve hatta günümüze kadar ulaşmış olması, Türk toplumunun geleneklerine olan bağlılığına işaret etmektedir.

Anadolu SelçuklularıDüğünEvlilik+6
Serap Eroğlu
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde Samsun

Orta Karadeniz ve Samsun, Türk akınları öncesi Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunmaktadır. 1204 yılındaki IV. Haçlı seferi sonrasında İstanbul'un Latinler tarafından istila edilmesi ve bir Latin Devletinin kurulması ile Anadolu'daki Bizans topraklarında çeşitli devletler kuruldu. Karadeniz bölgesinde Trabzon Rum Devletinin kurulması ile Samsun'da bu devletin sınırları içerisinde kaldı. Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu'nun Türk yurdu haline gelmesi sürecinde, Türk akınları Orta Karadeniz ve Samsun şehri sınırlarına kadar ulaştı. İlk kez Rükneddin Süleyman Şah zamanında 1194 yılında fethedilen Samsun 10 yıl Selçuklu hakimiyetinden kaldıktan sonra 1204 yılında kaybedildi. İkinci defa 1214 yılında fethedilen şehir bir daha kaybedilmedi. Şehirde Türk hakimiyeti olsa da Hristiyanların yaşadığı bir Gavur Samsun denilen mıntıka bulunmakta idi. Ceneviz ticaret kolonisinin XIII. yüzyılın sonlarında kurulması ile belirgin bir ikili yapı oluştu. Cenevizlerin Kefe kolonisinin ticaret kayıtlarından Simisso adı ile geçen Samsun hakkında bilgilere ulaşıyoruz. Samsun'da kente özgü bir para basıldığını ve ticaret kayıtlarından bu paranın diğerleri ile kur farkını öğreniyoruz. Ceneviz Samsun'unda; Ceneviz konsolosu, Latin kilisesi, Darülaceze ve Hristiyan mezarlığı olduğunu öğreniyoruz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrasında Samsun'da başta Taceddinoğulları olmak üzere Kubadoğulları ve Taşanoğullarının faaliyetlerini görüyoruz. Limnia'nın (Çarşamba) Trabzon Rum Devleti içindeki taht mücadelesindeki önemini tespit ediyoruz. Osmanlı Padişahı Çelebi Mehmed döneminde Gavur Samsun ve Müslüman Samsun sırası ile Osmanlı hakimiyetine geçiyor. Böylece Samsun'daki ikili yapı yok olarak şehrin tamamı bir daha elden çıkmamak üzere Türk hakimiyetine geçiyor.

Anadolu SelçuklularıBeylikler DönemiCeneviz+5
Adem Eyili
Samsun Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Feodal üretim tarzı kavramı bağlamında Selçuklu hukukunu yeniden düşünmek

Selçuklu devlet örgütlenmesi ve hukukunun analizine yönelmiş bu çalışma, hukuk ve devletin toplumsal ilişkilerin özgün formları olarak incelenebileceği anlayışından hareket etmektedir. Selçuklu devletlerinin kurulmalarıyla yaşanan dönüşümler, göçebe üretim tarzına sahip Oğuzların yerleşik İran ve İslam toplumlarıyla etkileşimine sahne olarak toplumsal ve ekonomik yapıda büyük kırılmalara sebebiyet vermiştir. Bu süreçte Selçuklu devletlerinin askeri, yönetsel ve ekonomik örgütlenmesinin dayanağını oluşturan iktâ kurumu, toplumsal yapılarla karşılıklı etkileşim içerisinde bulunmuştur. İktâ sistemi, Selçuklu devlet örgütlenmesinin feodal üretim ilişkileri bağlamında teşekkülünün düğüm noktasını oluşturmuştur. Bu bağlamda çalışmada iktâ sistemi incelenerek Selçuklu devlet ve hukuk sistemlerinin dayanağı olan toplumsal ilişkiler ele alınmış, böylelikle sosyo-ekonomik ilişkilerin devlet yapısı ve hukuk düzeni üzerine etkileri irdelenmiştir. Bir başka deyişle Osmanlı devletinin de mirasçısı olacağı Türk feodal sisteminin kuruluş sürecine yoğunlaşan bu çalışma, üretim tarzlarının feodal üretim tarzı egemenliğinde eklemlenmesine iktâ kurumu üzerinden odaklanmayı amaçlamıştır. Birinci bölümde üretim tarzı kavramı, Avrupa-merkezci yaklaşımlar, Asya tipi üretim tarzı kavramı ve feodal üretim tarzı kavramı ele alınmıştır. İkinci bölüm, Büyük Selçuklu devletini kurmuş olan Oğuzların, devletin kuruluşu öncesi toplumsal formasyonun incelenmesi ile başlamıştır. Büyük Selçuklu devletinin toprak üzerinde örgütlenme biçiminin tarihsel sebeplerinin tartışıldığı bu bölümde, miri toprak rejimi ve iktâ sistemi üzerinde ayrıntılı olarak durulmuştur. Üçüncü bölümde, Anadolu Selçuklu devletinin toprak ve hukuk sistemi analiz edilmiş, sonuç olarak iktâ sistemi dolayımıyla hukukun feodal üretim ilişkileriyle karşılıklı etkileşimi ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Feodal yapıHukukMiri sistem+4
Kaan İba
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zincirin halkaları: Osmanlı kimliğinde selef tasavvuru

Osmanlı tarihlerinden günümüze ulaşanlar, tamamıyla devletin ikinci bir kuruluş süreci yaşadığı Fetret Devri (1402-1413) ve sonrasında ortaya çıkmış, Osmanlı hanedanı Timurluların ve çevre Türk-İslam hanedanlarının egemenlik iddiaları karşısında kendi meşruiyetini kanıtlamak ve yeni bir güçlü kimlik tesis etmek zorunda kalmıştır. Meşruiyet soyca Oğuz-Kayı anlatısına bağlanmakla kurulmuş, öte yandan hâkimiyetin önceki erklerden yasal biçimde devralınması gerekliliği Selçuklular başta olmak üzere önceki hanedanlar ve kutsi makamlarla Osmanlılar arasında tarihsel bir ilişki tesisini zorunlu kılmıştır. Bu ilişki kurgusu, Osmanlıları öncekilerin halefleri ve meşru mirasçıları olarak sahneye çıkarmış, öte yandan öncekilerin gölgesinde kalma tehlikesi, yeni devletin evvelkilerden ne kadar farklı ve üstün olduğunu vurgulamayı gerektirmiştir. Osmanlıların kendilerinden öncekilerle ilgili düşünceleri bazen bilinçli bir inşa ile ortaya çıkarken bazen de tutumlarda görece bilinç dışı biçimde kendini açık etmiştir. Bu tezde, öncellerle halef-selef ilişkisi kurma işinin Osmanlılarda nasıl bir görünüm arz ettiği, bu iş yapılırken geçmişte ve o anda vuku bulan hangi siyasi, askerî ve sosyal gelişmelerin etkili olduğu ele alınacaktır.

KimlikKolektif kimlikMoğollar+7
Emre Taş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessAR

الدولة السلجوقية في العراق

The Seljuk State of Iraq has a great importance because it presented and reveals an important historical period in Islamic history. The Seljuks has an important role in the restoration of power, hegemony and power of Muslims during the state active role. The Abbasid caliphate and the Sunni doctrine were about to collapse, but the Seljuk played a vital role to help the caliphate not to be collapsed and with the emergence of the Seljuks these fantasies went back and the caliphate returned to its prestige and status, which almost disappeared into the hands of the Boehis who wanted to get rid and collapse the Abbasid Caliphate The Seljuk Empireor Seljuq was a medieval Turko-Persian Sunni Muslim empire originating from the Qiniq branch of Oghuz Turks. The Seljuk Empire controlled a vast area stretching from the Hindu Kush to western Anatolia and the Levant, and from Central Asia to the Persian Gulf. One of the most important advantage of this study it shows the role of Seljuk roles to defeat the attacks of the crusades. The battle of Manzikert was fought between the Byzantine Empire and the Seljuk Empire, on August 1071 near Manzikert, theme of Iberia. The decisive defeat of the Byzantine army and the capture of the Emperor Romanos IV Diogenes. The study also shows the role of the Seljuk to defeat the state of Fatimy. Then the period of the Seljuk is the period of development, as the educations, science and administration have been developed during this period. The extension of Shia has been stopped during this period, many Sheikhs have been appeared as Al Ghazali, Ibn Burhan and many other Islamic scholars. The study has three chapters, the first chapter is about the Seljuk origins and their tribal locations. Then they migrated to the eastern part and embarrassed Islam as their holy religion. The second chapter is on the Iraqi Seljuk, it deals with their environment, their relationship with Abbassi Caliphate, Aybuians, Zankees and the Roman Seljuk. Then the third chapter is about their culture and educations, it presented the war principles, thoughts and mentality of the empire during this period. The fourth chapter is about the last period of the empire and then finally the collapse of the empire. The conclusion and the list of the resources is attached to the thesis.

Burhan Khudhur Hama Alı Hama Alı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Amîdülmülk el-Kündürî ve Büyük Selçuklu Devletine hizmeti

Selçukluların tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte başlayan siyasî yapılanma, yeni fetih¬lerle birlikte devam etmiştir. Yapılan bu fetihler esnasında vezirlik müessesesine gereksinim duyuldu. İlk olarak Nişâbur'un fethiyle (1038) birlikte ihtiyaç duyulan makama Ebü'l-Kasım el-Buzgânî getirildi. Daha sonra bu görev el değiştirdi. Tuğrul Bey'in donanımlı bir kâtip iste¬mesiyle birlikte, sonraki süreçte vezirlik görevine kadar yükselecek olan Amîdülmülk el-Kündürî, Selçukluların hizmetine girdi. Tuğrul Bey'in sağ kolu diyebileceğimiz Amîdülmülk el-Kündürî, gerek yaptığı faaliyetler ve gerek verdiği hizmetlerle birlikte devlet için önemli bir konuma sahip olmuştur. Selçuklu Devleti'ne yapmış olduğu hizmetler sadece devlet içinde değil, aynı zamanda diğer devletlerle ilişkilerde de kendini göstermektedir. Netice itibari ile hem Tuğrul Bey, hem de Selçuklu Devlet'i için yaptığı katkılarla yadsınamayacak bir devlet adamıdır. Anahtar Kelimeler: Büyük Selçuklu Devleti, Tuğrul Bey, Kaim Biemrillâh, Vezirlik Mües¬sesesi, Amîdülmülk el-Kündürî.

Amidulmülk e-KündüriBüyük SelçuklularSelçuklular+2
Elif Kızıltaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu-Gazneli ilişkileri (1025-1157)

Güneşin doğduğu yer anlamına gelen Horasan, bölge olarak asırlarca birbirinden farklı etnik yapı, inanç ve kültürü içinde barındırmış, kıymetli ve geniş bir medeniyet alanıdır. Tarihi eski olan Horasan, stratejik ve jeopolitik bir öneme de sahiptir. İran'ı doğudan Asya'ya, kuzeyden Rusya'ya, güneydoğudan ise Hindistan'a bağlar. Selçukluların (1038-1157) tarih sahnesine giriş yaptıkları ve devletleştikleri alan olan Horasan, Gaznelilerin (963-1186) hâkimiyet alanı idi. Selçukluların yurt arayışları onları Horasan'da Gazneliler ile karşı karşıya getirmiş, bunun neticesinde ise uzun uğraş ve mücadeleler sonucunda Selçuklu Devleti kurulmuştur (1038). Selçuklu-Gazneli savaşları, Horasan'ı uzun yıllar meşgul etmiştir. Selçuklular, devletleşme sürecinde Gaznelilere karşı büyük mücadeleler vermişlerdir. Ulyâ-Âbâd (430/1039) ve Talhâb (430/1039) savaşlarında Gazneliler Selçuklulara karşı zafer elde ettiler. Nesâ (426/1035), Serahs (429/1038) ve Dandanakan Savaşı'nda (431/1040) ise galip gelen Selçuklular oldu. Selçukluların yurt arayışları ve akabinde devletleşme istekleriyle, Gaznelilerin var olan güç ve etkinliklerini koruma çabaları, mücadelelere neden olmuş, süreç Selçukluların lehine sonuçlanmıştır. Selçuklular, Gazneliler karşısında önce muhtaç durumda iken, ardından denk sonra da üstün duruma geçmişlerdir. Hatta Gazneliler bir dönem Selçukluların vasalı durumuna dahi düşmüşlerdir. Bu çalışmada, Horasan bölgesinin coğrafî yapısı, konumu, stratejik ve jeopolitik önemi, tarihteki durumu ele alınarak irdelenmeye gayret edildi. Ayrıca başlangıcından itibaren Selçuklular ile Gaznelilerin münasebetleri, Selçukluların devletleşme öncesi ve sonrası dâhil olmak üzere son dönemlerine kadar ele alınarak, sonuçları ortaya konulmaya çalışıldı.

GaznelilerOrta ÇağSelçuklular+1
Abdullah Aydinç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu çağı mimarisinde Moğol istilası sonrası değişim dönüşüm ve süreklilik

Anadolu bulunduğu coğrafi konum nedeniyle her dönem göçlerin odak noktası olmuştur. 1071'den sonra Türkler Anadolu'ya yerleşmiş ve yaklaşık 100 sonra mimari faaliyetlere başlamışlardır. Anadolu'daki inşa geleneği, Türklerin beraberinde getirdiği mimari gelenekle bir araya gelince ortaya yeni bir üslup çıkmıştır. 13. yüzyılın başında tüm Ortaçağ dünyasını etkisi altına alan Moğol İstilası Anadolu'yu da etkilemiştir. Bu tez Moğol İstilasından sonra Anadolu'da mimari faaliyetlerin ve üslubun yaşadığı değişim, dönüşüm ve sürekliliği ortaya koymaya çalışmaktadır. Çalışmanın ilk aşamasında bu kavramların ortaya çıkışı ve etkileşimlerinin doğru anlaşılması için siyasi toplumsal ve kültürel ortam 1243 öncesi ve sonrası karşılaştırılarak incelenmektedir. İkinci bölümde ise mimari üslubun ortaya çıkmasında rol oynayan etkenler yine karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmaktadır. Bu kısımdaki başlıklar; yapı türleri, yapıların inşa edildiği kentler, yapım organizasyonu ve vakfiyelerdir. Yapı türleri başlığında 1243 öncesi ve sonrasında inşa edilen cami, mescit, medrese, zaviye-tekke-hankâh, türbe, han, darüşşifa, kale, hamam, köprü, çeşme, sarnıç- buzhane-sebil namazgâh gibi yapı türleri üzerinden iki dönem arasındaki değişimler ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Yapıların inşa edildiği kentler başlığında Afyonkarahisar, Amasya, Ankara, Antalya, Bayburt, Bitlis, Denizli, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Iğdır, Isparta, Karaman, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Konya, Kütahya, Malatya, Mardin, Nevşehir, Niğde Sinop, Sivas, Tokat, Tunceli ve Uşak'ta 1243 öncesi ve sonrasında imar faaliyetleri ve bu şehirlerde istiladan sonra yaşanan değişimler incelenmektedir. Yapım organizasyonu başlığında bânîler, yapı yöneticileri ve sanatçılar karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmaktadır. Tezin üçüncü kısmında 1243 öncesi ve sonrasında inşa edilen yapıların inşa kitabeleri, plan, malzeme ve süsleme özellikleriyle Moğol istilasından nasıl etkilendiği ortaya konulmaktadır. Sonuç kısmında ise ortaya çıkan bütün bulgular değişim, dönüşüm ve süreklilik kavramlarıyla değerlendirilmektedir.

Anadolu SelçuklularıMimari değişimMimari malzeme+7
Ayşegül Bekmez
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Samsat Eyyûbî Sultanı el-Melikü'l-Efdal Dönemi (582-622/1186-1225)

Eyyûbî ailesi Duvin'den ayrılarak Irak Selçukluların yanına geldi. Burada Eyyûbî ailesi önemli görevler bulundu. Ancak bir müddet sonra Irak Selçuklularıyla yaşadığı münakaşadan dolayı Tikrit kalesinden ayrılarak Zengîlerin yanına yani Mu-sul'a gittiler. Eyyûbî ailesi Zengî Devleti içinde önemli görevlerde bulundular. Nu-reddin Zengî'nin vefatıyla devlet otoritesinde yaşanan boşluktan dolayı emîrler Selâhaddin Eyyûbî'yi çağırdılar. O da Dımaşk'a gelerek Eyyûbî Devleti'ni kurdu. Eyyûbî Devleti'nin sınırlarını genişleterek İslâm âlemi adına Haçlılarla savaşarak üç semavî din için önemli olan Kudüs şehrini onlardan geri aldı. Selâhaddin Eyyûbî vefat etmeden önce oğlu el-Melikü'l-Efdal'i en büyük oğ-lu olması ve Haçlı seferlerinde gösterdiği başarıları sebebiyle onu veliaht olarak bırak-tı. O, babasının vefatından sonra Eyyûbî Devleti'nin tahtına oturdu. Ancak devlet yönetimindeki tecrübesizliği ve yeteneksizliğinden dolayı önce kardeşi el-Melikü'l-Azîz daha sonra amcası el-Melikü'l-Âdil'le rekabet etmek zorunda kalmasından dola-yı tahtını kaybetti. Bir müddet sonra Sümeysat dışında elinde bulunan topraklarını amcasına kaptıran el-Melikü'l-Efdal'in aileye karşı olan güveni de sarsıldı. Bunun üzerine önce Artuklulara yakınlaşarak daha sonra Türkiye Selçuklu Devleti'nin hima-yesine girdi. Amacı amcasına karşı yardım alabilmekti. Fakat bunda da pek başarılı olamadı. el-Melikü'l-Efdal, önce Türkiye Selçuklu sultanı Rükneddin Süleyman daha sonra I. Gıyaseddin Keyhüsrev ve I. İzzeddin Keykavus'un himayesine girdi. 1218 yılında Türkiye Selçuklularıyla beraber Haleb Seferine katıldı. el-Melikü'l-Efdal, bu sefer sırasında Türkiye Selçukluları tarafından kullanıldığının farkına varınca bu dev-letin himayesinden çıkarak kendi kabuğuna çekildi. Çünkü Türkiye Selçukluları Ku-zey Suriye'deki egemenlik alanını genişletmek için el-Melikü'l-Efdal'i himayelerine almışlardır. el-Melikü'l-Efdal, 622/1225 yılında Samsat'ta vefat etti. Selâhaddin Eyyûbî döneminde ateşlenen Selçuklu-Eyyûbî ilişkileri el-Melikü'l-Efdal'in takip et-tiği siyasetten dolayı alevlenmiş oldu.

Anadolu SelçuklularıEl-Melikü'l-EfdalEl-Melikü'l-Efdal+4
Behice Gezginci
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kuruluş ve yükselme dönemi Türkiye Selçuklu Devleti'nde günlük yaşam (1075-1237)

Türkiye Selçukluları dönemi çok çeşitli yönleriyle çalışılmıştır. Ancak "günlük yaşam'' boyutunda çalışmaların bulunmadığını gördük. Bu nedenle çalışmamızın başlığını "Kuruluş ve Yükselme Döneminde (1075-1237) Türkiye Selçuklu Devleti'nde Günlük Yaşam'' olarak belirledik. Konumuzu Kuruluş ve Yükselme dönemiyle sınırlandırmamızın nedeni bu iki dönemin günlük yaşam açısından ilk etapta daha anlamlı olacağını düşünmemizdendir. Giriş kısmında Selçukluların tarih sahnesine çıkışını ve Türkiye Selçuklu Devleti'nin kuruluşu anlatıldı. I. Bölümde Anadolu'nun fethi ve Malazgirt Savaşı (1071) sonrası Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi hakkında bilgi verildi. Yerleşilen yeni coğrafyanın etnik unsurlarıyla birlikte oluşan Türkiye Selçuklu toplumunun bir resmini genel hatlarıyla çizmeye çalıştık. Anadolu'ya yeni gelen unsurlar, başta Türkler olmak üzere diğer İslami unsurlar, köleler- cariyeler- gulamlar gibi başlıklar altında inceledik. II. Bölümde, Türk şehircilik geleneğinin ve Anadolu Selçuklu şehirlerinin bir değerlendirilmesini yaptık. Günlük hayatın geçtiği saraylar, köşkler, evler, mahalleler, çarşı, pazar, kervansaraylar, mektepler, medreseler, kütüphaneler, hastaneler, hamamlar, meydanlar, eğlence mekânları, bağ ve bahçeler, ibadethaneler, tekke ve zaviyeler, mezarlıklar günlük hayat mekânları olarak tespit ettik ve bu mekânları ilgili meslek erbabıyla birlikte ele aldık. Böylece mekânlarda geçen günlük hayatın görüntüsünü vermeye çalıştık. Son bölümde ise kültürel yapıyı Müslüman Türk kültürü ekseninde inceledik. Evlenme, boşanma, kadının toplumdaki konumu, giyim kuşam, yeme içme, çocuk oyunları, avcılık ve spor, müzik ve raks, bazı inanç ve gelenekler, bayram ve merasim gelenekleri, yas adetleri, Türklerde drama sanatı ve edebiyat, satranç ve tavla gibi başlıklar altında genel hatlarıyla bilgi verdik. İncelediğimiz dönemin kendine özgü özelliklerini belirgin şekilde yansıtmasından dolayı Ortaçağ Türk İslam kültürünün şehir hayatına yansımasını ön planda tuttuk. Dolayısıyla anlattığımız günlük yaşam Türkiye Selçuklu şehirleri çerçevesinde düşündüğümüz ve anlattığımız bir yaşamdır. Anahtar kelimeler: Türkiye Selçukluları, Kuruluş, Yükselme, Günlük Yaşam, Türk Kültürü

Anadolu SelçuklularıGünlük yaşamKültür+2
Seher Karadağ
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Onikinci ve Onüçüncü yüzyıllarda Anadolu'da Bizans-Selçuklu kültürel ilişkileri ve yerel (yerleşik) sanat

Tez, 12. ve 13. yüzyıllarda Anadolu'daki dinî mimari ve medreseleri Bizans-Selçuklu (ve yakın çevre kültürler) ilişkileri çerçevesinde ele almaktadır. Bizans-Selçuklu kültür mirası sentezi kapsamında ele alınmış çalışmada kilise, manastır, cami/mescit ve medreseler üzerinde durulmuş, Konya (İkonion) merkez alınarak İç Anadolu ve yakın çevre bölgeler incelenmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti'nde Hıristiyan ve Türk-İslam dini yapıları tez kapsamında farklı bir çerçeveden ele alınmış, yapıların temelleri, duvar örme teknikleri, malzeme teknik ve süslemeleri Bizans mimarisiyle ilişkisi bağlamında dikkate alınmıştır. 12. ve 13. yüzyıllarda Anadolu'da yaşamaya devam eden Hıristiyanların yanı sıra, Anadolu'ya yerleşen Türkler arasında Müslüman ve diğer din, inanç ve öğretilere (Nesturîler, Budistler, Maniler, Ortodokslar, Şamanistler, vd.) sahip topluluklar vardı. Politik evlilikler, resmî ziyaretler ve karşılıklı sığınmaların da kültürel bir ilişki ortamını yarattığı muhakkaktır. Bizans ve çevre kültürlerin (Gürcü-Ermeni-Latin) Hıristiyanları, Selçuklu egemenliğinde yaşamaya devam etmiş, Anadolu'da 12. ve 13. yüzyıllarda Müslümanlarla birlikte devletin mimarisine ve üretimine katkıda bulunmuşlardır. Yerel malzeme, yerel birikim ve ustalık, Anadolu'da bol miktarda bulunmakla birlikte ortak yaşam ve üretim sürecinde yeni ihtiyaçlar uyarlamalara, yeni gelen sakinlerin birikimleri ve imparatorluk ideolojisi Anadolu Selçuklu mimarisine yön vermiştir.

AnadoluBizans İmparatorluğuBizanslılar+6
Nergis Ataç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gazneli Mes'ûd sonrası Gaznelilerin siyasî tarihi (1040-1186)

963 senesinde Alp Tegin tarafından zapt edilen Gazne şehri Sebük Tegin ve oğlu Mahmûd zamanında kısa süre içinde ihtişamını artırmış, Orta Çağ'ın en güçlü Türk-İslâm devletlerinden birinin devlet merkezi haline gelmiştir. Devletin sınırları Hârezm, Horasan, Taberistan, Irâk-ı Acem, Sind ve Kuzey Hindistan'a kadar genişlemiştir. 1040 yılındaki Dandanakan mağlubiyetinden itibaren Gazne Devleti gittikçe güç kaybetmeye ve küçülmeye başlamıştır. Bu süreç içinde Sebük Tegin soyu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Kardeşler taht için birbirleriyle kanlı mücadeleler yapmıştır. Sultan Behrâmşâh, Selçuklu Sultanı Sencer'e tâbi bir şekilde yaşamayı kabul ederek Gazneli Devleti'ni vassal bir devlet konumuna sokmuştur. Son Gazneli Sultanı Hüsrev Melîk Büyük Selçukluların Tarih sahnesinden silinmesinden sonra Gurluların tâbiyeti altına girmiştir. Tüm bunlara rağmen Gazneli Devleti çağdaşlarından çok daha uzun süre siyasî varlığını korumayı başarmıştır. Nihayetinde devletin varlığı 1186 yılında Lahor'un zapt edilmesiyle sona ermiştir.

GaznelilerOrta ÇağSelçuklular+2
Kemal Demir
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Konya İç Kale ve Selçuklu Sarayı kazıları lüle buluntuları

17. yüzyıl başlarında, Osmanlı topraklarına bir şifa aracı olarak getirilen tütün, çok geçmeden her tabakadan insan tarafından kabul görerek, yaygınlaşmıştır. Zaman zaman farklı yasaklara tabi tutulmuş ancak yasaklar tütün içme adetinin önüne geçememiştir. Tütünün yaygınlaşması üzerine içim aleti olan lüleler, Osmanlı'nın kendine özgü sanat anlayışıyla ürettiği, el sanatlarının sergilendiği bir simge haline gelmiştir. Konya İç Kale ve Selçuklu Sarayı Kazı çalışmalarında 2010, 2015 ve 2018 yıllarında ele geçirilen 90 adet lüle buluntusu incelenmiştir. Buluntu tarihi 2010 ve 2018 olan lüleler günümüzde, Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi'nde, sayıca fazla olan 2015 yılı lüle buluntuları ise Konya Etnografya Müzesi'nde muhafaza edilmektedir. Çanak biçimine göre lüleler, duman yolu bulunmayan kaideli lüleler ve tipi tespit edilemeyen lüle parçaları olmak üzere üç ana başlık altında incelenen lüleler, çanak biçimine göre yedi gruba ayrılmaktadır. Bu tipoloji doğrultusunda kataloğu oluşturulan lüleler, malzeme, teknik, form, bezeme teknikleri ve unsurları ile mühür ve damgalar alt başlıkları altında, değerlendirilmiştir. Tamamı kil malzeme ile üretilen Konya İç Kale ve Selçuklu Sarayı lüle buluntuları, form açısından oldukça zengindir. Lüleler kalıp ve çark olmak üzere iki farklı teknikte üretilmiş olup, çoğunluğu rulet baskı olmak üzere, kazıma ve baskı teknikleri kullanılarak, oldukça çeşitli geometrik ve bitkisel motifler ile bezenmiştir. Çark yapımı olan lüleler genellikle bezemesizdir. İncelenen lülelerde bezeme amacının yanı sıra üretici ve üretim yerine ilişkin bilgi veren, mühür ve damgalar ile karşılaşılmıştır. Yapılan değerlendirme sonucunda, lüle buluntuları 17. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasına tarihlendirilmiştir. Tarihlendirmeler, lülelerin buluntu yerine ilişkin bilgiler ile desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Konya, Osmanlı, Tütün, Lüle.

KonyaLülelerOsmanlı Devleti+6
Özlem Pınar Samancı
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu tarihinin kaybolan kaynakları

Orta Çağ İslam dünyasında telif edilen eserler ve kurulan kütüphaneler büyük bir medeniyet birikiminin oluşmasını sağlamıştır. Selçuklular döneminde de farklı ilmi alanlarda pek çok eser kaleme alınmıştır. Yazılan bu eserlerin bazıları günümüze ulaşırken bazıları ise çeşitli nedenlerle günümüze ulaşmamıştır. Orta Çağ İslam dünyasında kitapların kaybolmasında; savaşlar ve istilalar, dini ve siyasi nedenler, isyanlar, doğal afetler, yangınlar, kitaplarda dayanıksız malzemelerin kullanılması, eserlerin imha edilmesi gibi nedenler etkili olmuştur. Günümüze ulaşmayan kaynakların önemli bir bölümünü de Selçuklu tarihinin kaynakları oluşturmaktadır. Günümüze ulaşan tarihi kaynaklarda Selçuklu dönemi müelliflerinin faydalandıkları kaynaklardan iktibasta bulunmaları, günümüze ulaşmayan kaynaklara ulaşmamıza ve içerikleri hakkında bilgi sahibi olmamıza olanak sağlamıştır. Bu araştırmada temel kaynakların vermiş oldukları bilgiler ve Selçuklu tarihi kaynakları üzerinde yapılan araştırmalardan faydalanılarak Selçuklu tarihine ait kaybolan kaynakların literatür olarak sunulması amaçlanmıştır. Büyük Selçuklular ve Türkiye Selçukluları döneminde yazılarak, Selçuklu tarihi hakkında bilgi veren ancak çeşitli nedenlerle günümüze ulaşmayan eserler tespit edilmiş ve içerikleriyle beraber sunulmuştur. Sonuç olarak, Selçuklu tarihinin kaybolan kaynaklarının önemli bilgiler içerdiğini söyleyebiliriz. Bazı kaynakların günümüze ulaşmamış olması Selçuklu tarihi konusunda önemli bilgilerden bizleri mahrum bırakmıştır. Bu konuda, yabancı dilde kaynakların da incelenmesiyle yapılacak detaylı araştırmalar daha fazla kaybolan kaynağa ulaşılmasını mümkün kılacaktır. Anahtar Kelimeler: Selçuklu Tarihi, Kütüphaneler, Kaybolan Kitaplar, Tarih Kaynakları

Anadolu SelçuklularıBüyük SelçuklularKayıp+5
Erdi Ese
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti'nin ticarî hedeflere yönelik politikaları ve fetihleri

Anadolu, sahip olduğu jeopolitik konumu sayesinde, taşıdığı potansiyeli ve fırsatları yüzyıllar boyunca değerlendirmesini bilmiştir. Önemli ölçüde doğal yol ağının varlığı, ulaşımda elverişli koşullar sunduğu gibi beşerî ve iktisadî etkinlikler de tarihi süreçte iç içe bir yön takip etmiştir. Bizans Devleti'nin siyasî ve iktisadî sisteminin XI. yüzyıldan itibaren zayıflaması, Türkiye Selçukluları adına bu nizamı tekrar inşa etmesi için uygun ortamı hazırlamıştır. Selçuklu sultanları, ülke içinde huzur ve güvenliği sağladıktan sonra fetih hareketlerini, iktisadî amaçlar gözeterek, ticarî yolları güvenli hale getirmek üzerine planlamışlardır. Karadeniz'de Sinop ve Suğdak; Akdeniz'de Alâiye ve Antalya gibi liman şehirlerini ele geçirerek, doğu-batı ve kuzey-güney istikametinde yürütülen ticareti denetim altına almışlar, bu da Anadolu'ya dinamizm katmıştır. Selçuklu sultanları, iktisadî ve ticarî hareketliliğe ivme kazandırmak için koruyucu ve teşvik edici önlemlere de yönelmişlerdir. Bazı hukukî tanzimler yapılarak, tüccar devletlerle antlaşmalar imzalanmıştır. Gümrük vergi oranları düşürülürken, tacirlerin zararları devlet sigortası kapsamında garanti altına alınmıştır. Böylece ticarî akım Selçuklu sahasına çevrilmiş ve ihracat ön plana çıkmıştır. Ticaretin milletlerarası boyuta taşınmasında, ticarî yol ağının varlığı ve sunduğu elverişli koşulların da önemli ölçüde katkısı olmuştur. Seyahat sırasında umulan güvenlik ve ulaşım rahatlığı, Selçuklu yöneticilerinin gözünden kaçmamış, mevcut olanı geliştirmek ve himaye etmek maksadıyla ribât, kervansaray, han ve köprü gibi yapılar meydana getirmişler ve bunlara büyük önem atfetmişlerdir. Bu araştırmada, Türkiye Selçuklu Devleti'nin Anadolu'yu milletlerarası ticaret ağına entegre edebilmek için ne tür politikalar izlediği, ekonomik amaçlara binaen gerçekleşen fetih faaliyetleri ve yatırımların, bu coğrafyayı nasıl refaha kavuşturduğu incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Selçuklular, Anadolu, Ticaret, İhracat, İthalat

AnadoluSelçuklularTicaret+2
Taha Yasin Aydın
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Suriye Selçuklu sultanlarının hayatlarından hareketle ölüm sebepleri

Önemli devletlerin başında bulunan yöneticilerin ölümleri tarih açısından mühimdir. İktidar kavgası sonucunda yöneticinin ölmesi ve kavgayı kazanan kişinin başa geçmesi ile hayatın normal akışı içerisinde yöneticinin ölmesinden sonra başa başka birisinin geçmesinin ortaya çıkardığı sonuçlar farklılık arz etmektedir. Anadolu coğrafyası üzerinde kurulan ve birçok devlet ile komşuluk kuran Türkiye Selçuklu Devleti, bulunduğu konum itibariyle çeşitli mücadeleler içerisine girmiştir. Anadolu topraklarının jeopolitik konumundan kaynaklı olarak da geçiş güzergahı üzerinde bulunması, Kudüs üzerine düzenlenen Haçlı Seferleri gibi önemli olayların Türkiye Selçuklu Devletine etki etmesine yol açmıştır. Diğer taraftan Selçukluların Suriye bölgesinde kurulan diğer bir devleti Suriye Selçuklu Devleti'de hem bölgede var olmak hem de bölge için tehdit oluşturan gayrimüslim devlet ve milletler ile bölgedeki İslâm sancağının dalgalanmasını sağlamak için çeşitli mücadeleler vermiştir. Her iki devlet açısından da yapılan mücadelelerin, meydana gelen olayların getirdiği sonuçlar, devletin başında bulunan sultanları da etkilemiştir. Dolayısıyla Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında önemli katkılar sunan Türkiye Selçuklu Devleti ile Türk hakimiyetini Suriye bölgesinde yaşatan Suriye Selçuklu Devleti'nin yöneticilerinin ölümlerinin ardından meydana gelen olayları daha iyi kavrayabilmemiz için devlet yöneticilerinin ölümüne sebep olan şeyin ne olduğunun bilinmesi olayları yorumlama ve anlamlandırma noktasında önemlidir. Bu açıdan çalışmamızda Türkiye ve Suriye Selçuklu Devleti sultanlarının hayat hikayelerinden hareketle ölüm sebepleri incelenerek dönem hakkında bilgi elde etme yoluna gidilmiştir.

Anadolu SelçuklularıSelçuklu HanedanıSelçuklular+5
Emre Öztürk
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu çini ve seramiklerindeki fantastik figürlerden günümüze çağdaş uyarlamalar

Fantastik figürler, insanların doğaya karşı verdikleri mücadelelerden, düşmanlardan veya felaketlerden korunmak için hayal güçlerinin etkileriyle oluşturdukları doğaüstü tılsımlı yaratıklardır. Bu figürler, insanların hayal güçlerinin etkilerini taşıdığı gibi aynı zamanda doğada var olan vahşi hayvanların güçlü özelliklerini de barındırmaktadır. Fantastik figürlerin fiziksel özellikleri incelendiğinde ise insan başlı ve hayvan gövdeli veya farklı vahşi hayvanların uzuvlarından bir araya gelen melez bedenleri vardır. Farklı türlerin birleşiminden oluşan hibrit veya bileşik karakterli fantastik figürler, geçmişten günümüze pek çok kültüre ait sanat eserlerinde ve ikonografik sahnelerde karşımıza çıkmaktadır. Fantastik figürlerin gelişim süreci, Selçuklu coğrafyasındaki sanat eserlerinde de sıkça görülmektedir. Özellikle 11- 13.Yüzyıl Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Dönemi çini ve seramik eserlerde sfenks, grifon, siren (harpi) ve ejder figürlerinin tasvir edildiği bilinmektedir. Fantastik figürler taşıdıkları uğurlu anlamları bulundukları kompozisyonlar içerisine yansıtmıştır. Kompozisyonlar içerisinde fantastik figürler, eserlerde tek başına tasvir edildikleri gibi çeşitli ikonografilerde de yer alarak farklı sahnelerin oluşmasına katkıda bulunmuş ve bunun yanı sıra üç boyutlu figürinler olarak da karşımıza çıkmıştır. Tek başına fantastik yaratıkların tasvir edildiği kompozisyonlarda bu tılsımlı figürler, çoğunlukla formların merkezinde resmedilmiştir. Bunun yanı sıra fantastik figürler, ikonografik sahnelerdeki farklı kompozisyonlara da dâhil olup tılsımlı özelliklerini esere yansıtmıştır. İkonografik sahneler arasında hükümdar ve taht, avcı ve süvari, orman temalı av, müzisyen ve eğlence tasvirli kompozisyonlarda fantastik figürler boy göstermiştir. Ayrıca fantastik figürler, bazı kompozisyonlarda astroloji ve burçlar kuşağı gibi birçok temaya göndermeler yaparak çeşitli sembolik anlatımların oluşumunu sağlamıştır. Bugün dünya çapındaki önemli müzelerin ve özel koleksiyonların içerisinde yer alan eserlerde, fantastik figürlerin bulunduğu örneklere rastlanmaktadır. İncelenen çini ve seramik eserler ışığında oluşturulan katalog çalışmasında, fantastik figürlerin tasvir edildiği örnekler üzerinde birçok farklı teknikte ve formda üretim olduğu görülmektedir. Çeşitli çini ve seramik eserler üzerinde gözlemlenen fantastik figürlerin, stilizasyon, tema, kompozisyon ve sahneleme çalışmaları incelenip değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda fantastik figürler, özgün bir desen tasarımına dâhil edilip eser çalışması gerçekleştirilmiştir. Çini panoya ve seramik forma uygun bir şekilde hazırlanmış fantastik figürlü desenler, sır altı tekniğinde uygulanıp fırınlanmıştır. Böylece fantastik figürler üzerine odaklanan eser metni çalışması, katalog çalışması ve özgün bir eser tasarımı süreciyle beraber tamamlanmıştır.

Fantastik figürlerFigürSelçuklu sanatı+7
Dilan Atasayar
Mimar Sinan Fine Arts University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

11-13. yüzyıl Selçuklu sanatındaki gezegen-burç tasvirlerinden çini panoya uyarlama

Antik çağlardan beri gökyüzünün gizemini çözmeye çalışan insanoğlu, gökte gördüğü cisimlere çeşitli anlamlar yüklemiştir. Özellikle geceyi ve gündüzü meydana getiren Güneş ve onun yokluğunda ortaya çıkan Ay ilahlaştırılmıştır. Dünya üzerindeki etkisini gözlemledikleri bu ilahi varlıkların yaşadıkları alem zamanla merak konusu olmuş ve gök, bilinçli olarak gözlenmeye başlanmıştır. İnançları gereği zamanı net bir şekilde hesaplaması gereken Müslümanlar, bunun için göğü bir takvim ve saat gibi kullanmışlardır. Hareket halinde olan gezegenleri ve sabit duran yıldızları dikkatle izlemiş ve gök biliminde kendilerini geliştirmişlerdir. Kendilerinden önce eski Yunanlılarca ortaya konmuş bilgi mirasına kendi bilgilerini gözlemlerini ekleyen İslam âlimleri, ilahlaştırdıkları göksel cisimler için fantastik bir evren tasarlamışlardır. Tasarlanan bu evrende gezegenlere insan vasıfları yüklenmiş ve yıldızlar çeşitli hayvan ve nesnelerle benzetilmiştir. Burçlar kuşağı da denilen hayali bir çember üzerinde sabit durduğuna inanılan on iki takım yıldızın ve yörüngeleri üzerinde hareket ederken bu yıldızlara uğrayan gezegenlerin insanoğluna mesaj verdiği düşünülmüştür. Gökten gelen bu mesajları okumak için astrolojiye ihtiyaç duyulmuştur. İslam coğrafyasında geniş topraklara yayılmış Selçuklu kültüründe astroloji, oldukça önemsenmiştir. Göğü gözleyip kehanetlerde bulunan müneccimler Selçuklu saray yaşamında ve savaşlarda danışman gibi görülmüştür. Kültürde bu kadar önemli bir yere sahip ilahi gezegenlerle, çeşitli şekillere benzetilmiş burç takımyıldızları, 11-13. yüzyıl Selçuklu sanatında da sıklıkla işlenen bir konu olmuştur. Selçuklu Devleti hâkim olduğu geniş coğrafyadaki sanatçıları tek bir otorite altında toplamıştır. Bu yetenekli sanatçılar da Selçuklu sanatı çatısı altında muhteşem eserler üretmişlerdir. Bu çalışmada Selçuklu sanatının maden, taş kabartma, minyatür, seramik, çini gibi sanat dallarında görülen gezegen-burç tasvirleri incelenmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda eserlerde tekrar eden motif, figür ve sahneler tespit edilmiştir. Eser metninde her gezegen ve burca ait tasvir detaylarına değinilmiş ve karakteristik özellikleri vurgulanmıştır. Özellikle maden sanatında sıklıkla görülen astrolojik tasvirler, incelenen eserlerin büyük çoğunluğunu oluşturmuştur. Asıl odak noktamız olan çini ve seramik eserler ise ayrı bir alt başlıkta ele alınmıştır. Selçuklu dönemi gezegen-burç tasvirleri üzerine yapılan incelemeden yola çıkarak çağdaş bir çini pano tasarımı yapılmıştır. Panoda kullanılan figür ve motiflerde, dönemin eserlerinde tekrarlanmış tasvir özellikleri ve kompozisyon biçimleri dikkate alınmıştır. Çıkış noktası bu karakteristik özellikler olan tasarımlar oluşturulmuş ve panoda uygulanmıştır. Çeşitli ebatlarda dairevi çinilerden meydana gelen panoda sır altı tekniği ile kazıma-kabartma teknikleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Selçuklu sanatı, gezegen-burç tasviri, çini.

BurçGezegenlerSelçuklu sanatı+4
Damla Moğulkoç
Mimar Sinan Fine Arts University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Maritime fortifications of Arwad and Alanya from the eleventh to the fourteenth centuries: Liminal shores

This thesis analyzes the fortresses built by the Ayyubids and Crusaders on Arwad Island in Syria between the 12th and 14th centuries, alongside Alanya's city walls, the Red Tower, and the Tersane, constructed by the Seljuks in the 13th century, from a maritime perspective. It examines how these constructions reflected the strategic motivations of their patrons, particularly Salah al-Din and Ala al-Din Kayqubad, to maintain a presence at sea, where the Crusaders held significant power. The thesis argues that the targeted audience of these fortifications extended beyond land to the sea, aiming to build visibility for maritime observers. This visibility was meticulously designed for distinct groups, such as the Crusader navy, the Italian city-states led by Venice, Lusignan Cyprus, and Muslim and non-Muslim merchants. The study highlights the deliberate efforts to integrate religious, political, and economic messages into these coastal fortifications by analyzing the architectural elements and decorative programs of Arwad and Alanya. Furthermore, by addressing the naval issues faced by both the Ayyubids and Seljuks and their strategies for maritime presence, this research fills a gap in the existing scholarship. It provides a new layer of understanding to the concept of maritime visibility in medieval Islamic architecture and demonstrates the importance of naval power and sea-oriented visibility in the architectural patronage of the liminal shores of Arwad and Alanya.

MediterraneanAnatolian SeljuksMaritime areas+5
Münevver Özdemir
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Selçuklular için söylenmiş Arapça şiirler

Tez konusu, büyük Selçuklu döneminin devlet adamları için söylenmiş Arap şiirine odaklanıyor. Araştırma, konunun özüne girmeden önce, büyük Selçuklular dönemindeki siyasi ve kültürel durumları gözden geçirip Abbasi dönemiyle karşılaştırır, ardından Cahili dönemden Selçuklu dönemi, özellikle büyük Selçuklu süresine kadar Arap şiirinin gelişimi ele almaktaadır. Selçuklu döneminde Arap şiiri bazı kitaplarda gördüğümüz gibi bir gerilemeye tanık olmadı. bu dönemin Arap edebiyatın gelişmesinin önemli bir parçası olduğu sonuçlanmaktadaır.

Arap edebiyatıArap şiiriBüyük Selçuklular+6
Abdulkadir Mehmetoğlu
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mükrimin Halil Yinanç'ın Türk-İslâm tarihçiliğine özgün katkıları

Bu araştırmada 1900-1961 yılları arasında yaşamış, tüm hayatını tarihe vakfetmiş, geriye basılmış ve basılmamış bir çok eser bırakmış Mükrimin Halil Yinanç'ın Türk-İslam tarihine yaptığı önemli katkıların özgünlüğü ele alınmaktadır. Yinanç'ın siyasi tarih, biyografik tarih, yerel tarih, literatür ve tarih yazıcılığı alanlarında yaptığı çalışmalar, konferansları incelenip değerlendirilmiştir. Sonuçlar başlıca Yinanç'ın kaynak kullanımı/Literatür, Objektifliği/Nesnelliği, Metod/Yöntem/Nedensellik Arayışı, Dil ve Üslup, Tarihi Rivayetleri Değerlendirme ve Tercih Metodu ve diğer başlıklar altında sunulmuştur.

BiyografiOsmanlı DönemiOsmanlılar+7
Meryem Yavaş
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Palace architecture and its rhetoric in Seljuk Anatolia: The conceptualization of Kubadabad

The palace complex of Kubadabad near Beyşehir - regarding its good state of preservation - provides an ideal object for the study of palace architecture and the (courtly) rhetoric under the reign of the Rum-Seljuk Sultan ʿAlaʾ al-Din Kaykubad I (r.1219-1237). This thesis offers a new perspective to the existing studies by identifying common rhetorical methods, and tools that were used by the Sultan and Seljuk courtiers to articulate courtly/ royal messages on power and kingship. It argues that -in facing the process of renewal - nature has become a key element of the courtly/ imperial of rhetoric in the thirteenth century Seljuk Anatolia as far as the palace architecture –i.e. the choice of architectural form, composition, and materials – and court literature – i.e. historical narratives/ dynastic histories and advice literature – took nature as a major model of thought and organization along with religion and legends. The assumed influence of nature on architectural and literary rhetoric of palaces will be examined based on two different sources on the extraordinary example of Kubadabad: The first part of the study investigates the archaeological data gathered from forty years of excavation at Kubadabad. The second part discusses the work Al-Awamir al-Alaiyya fi'l-umr' al-Alaiyya written by the contemporary Seljuk courtier Ibn Bibi regarding architectural references and rhetorical elements.

Anatolian SeljuksKubad-Abad PalaceKubad-Abad Palace+6
Işık Gürgen
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bizans kaynakları ve batılı araştırmacıların gözüyle Malazgirt Savaşı ve Bizans Ordusu

Bizans İmparatorluğu XI. yüzyılın başında ekonomik, siyasi ve askeri konularda en iyi konumuna ulaşmıştır. II. Basileios (976-1025)'un 1025 yılındaki ölümünün ardından tahta geçen imparatorların başarısız bir yönetim sergilemesi imparatorluğun gerileme dönemi içine girmesine neden olmuştur. Bu durum uzun yıllar devam etmiştir. Bu süreçte imparatorluk ordusunun gövdesini oluşturan thema sisteminde bozulmalar meydana gelmiştir. Böyle bir ortamda X. Konstantinos Dukas (1059-1067)'ın 1067 yılındaki ölümünün ardından 1 Ocak 1068 tarihinde imparatorluk tahtına Romanos Diogenes geçmiştir. Romanos Diogenes tahta çıktığında ilk olarak askeri konulara yönelik çalışmalar yapmıştır. Bu konuda askeri teçhizatları yenilemiş ve askerlerin ödenmemiş ücretlerini vermiştir. Buna karşılık ordunun durumunu düzeltmek için yeni reformlar yapmamıştır. Bu durumun nedeni Romanos Diogenes'in önceliğinin kendini tahttan indirmek isteyen grubun gücünü kırmak istemesidir. Bunun da yolu Anadolu'daki Türk akınlarına engel olmaktır. Bu amaçla Anadolu'da faaliyetlerde bulunan Türkler üzerine 1068 ve 1069 yıllarında kendisinin komuta ettiği orduyla sefere çıkmıştır. Bu harekâtların istenilen başarıları getirmemesi üzerine 1070 yılında Manuel Komnenos'u başına komutan tayin ettiği kuvvetleri Türkler üzerine sevk etmiştir. Bu seferlerden kesin bir sonuç alamayan Romanos Diogenes 1071 yılında daha büyük bir orduyla Türkler üzerine yürümüştür. İmparatorluğun bütün imkânları seferber edilerek hazırlanan bu ordu Malazgirt Ovası'nda Sultan Alparslan'ın komuta ettiği Selçuklu ordusu karşısında umulmadık bir yenilgi almıştır. Bizans ordusunun böyle bir sonuç almasının nedeninin ordunun oluşturulma biçimi ve imparatorun kibri olduğu görülmektedir. Bizans müellifleri bu durumun nedenlerini imparatorun uğramış olduğu ihanetlerle, almış olduğu yanlış istihbaratlarla ve kibirli oluşuyla açıklarlar. Batılı araştırmacıların ise Romanos Diogenes'in taktik konusundaki hatalarıyla ve uğramış olduğu ihanetlerle Bizans ordusunun yenilme sebeplerini ifade etmeye çalıştıkları görülür.

Askeri taktikAskeri yapıBizans İmparatorluğu+5
Kaan Çetin
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00

Related subjects