Selçuklular

136 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

I. Haçlı Seferi

Tez konumuz olan I. Haçlı Seferi 1096-1099 yılları arasında gerçekleşmiştir. I. Haçlı Seferi, Avrupa'nın ve Bizans'ın içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle düzenlenmiştir. Kudüs'ü Müslümanların elinden kurtarmak sloganlarıyla hareket eden ordu, doğuda kendilerine ait devletçikler kurmuşlardır. Gerek Bizans'a karşı tutumları gerekse doğuda toprak kazanma hevesleri, onların sadece dini bir amaç uğruna gelmediklerini gözler önüne sermiştir. Papa II. Urbanus'un Clermont'taki konsilinden sonra, keşiş Pierre ve etrafına birikenlerin oluşturduğu haçlı grubu yola çıkış tarihini beklemeden yola koyulmuş ve daha Avrupa topraklarında yağmacı ruhlarını belli etmişlerdir. Ana orduyu teşkil eden Kontların da çoğunun doğuda bir krallık kurma hayalinde oluşu en azından Kontların niyetini belli etmiştir. I. Aleksios, kendisine yardıma gelecek askerler yerine, başında ünlü kontların bulunduğu büyük orduların gelmesinden dolayı endişeye kapılmıştı. Bu yüzden Haçlıların hemen Anadoluya geçmelerini sağlamıştı. Öncü birlik olarak tabir edebileceğimiz Pierre L'Hermit'in ana orduyu beklemeden İznik'e saldırması, yenilgi ile sonuçlanmıştı. Bu durum I. Kılıç Arslan'ın haçlı birliklerini hafife almasına neden olmuştu. Ana ordu Anadolu'ya geldiğinde, İznik ve Eskişehir'de I. Kılıç Arslan'ı yenerek Antakya'ya doğru yürüyüşlerini sürdürmüştü. Yolda ana ordudan ayrılan Baudouin, Urfa'da ilk Haçlı Kontluğunu kurdu. Antakya'nın kuşatılmasının ardından Haçlılara karşı gönderilen Musul Emiri Kürboğa, buraya vaktinde müdahale edemedi ve Antakya Princepsliği kuruldu. Esas hedef olan Kudüs'e ilerleyen ordu çeşitli şehirlerde katliamlar yaptı. Fatımi yönetimindeki Kudüs, Haçlılara karşı direnemedi. Haçlılar Kudüs'te de vahşet sergilemekten çekinmediler. Böylelikle Kudüs Krallığı kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferi sonucunda, 1096-1099 yılları arasında üç devletçik kurulmuştur. Bunlar Antakya Princepsliği, Urfa Kontluğu ve Kudüs Krallığıdır. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, Kudüs, I. Aleksios, Papa II. Urbanus, Pierre L'Hermit.

Anadolu SelçuklularıAntakya Haçlı PrinkepsliğiFatimiler+7
Züleyha Akan
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Haçlı seferlerinde Halep (1097-1124

Halep şehri, IX. X. ve XI. yüzyıllarda stratejik konumu nedeniyle hem İslâm devletleri hem de Bizans için önemli bir konumda bulunuyordu. Haçlıların bölgeye gelmesiyle önemi daha da artan Halep, istila hareketlerine sahne olmuştur. Çevresinde bulunan pek çok yer Haçlıların eline geçmiştir. Ancak Halep, güçlü bir kaleye sahip olması ve siyasi anlaşmalar nedeniyle Haçlılar tarafından ele geçirilememiştir. Bu çalışmada Haçlı Seferlerinde Halep'in 1097-1124 yılları arasındaki siyasi ve sosyal tarihi hakkında bilgi verilmektedir. İlkçağlardaki Halep ve İslâmî dönem ile birlikte Türklerin bölgedeki mücadelelerine değinilmiştir. Bunun yanında, Haçlıların Halep Selçuklu Meliki Rıdvân döneminde Suriye bölgesine geldikleri için bu dönem geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Bâtınîler ile olan ilişkisinden bahsedilmektedir. Bu çalışmanın amaçlarında biri de Bâtınîlerin Halep'teki gücünü tespit etmektir. Melik Rıdvân'ın Bâtınîler adına Halep'te bir dârü'd-da've (propaganda merkezi) kurması onlara verdiği değeri ve onlardan ne denli etkilendiğini göstermektedir. 18 yıllık hâkimiyeti boyunca Rıdvân, Halep'in başta Haçlılar olmak üzere başka ellere geçmemesi için çabalamıştır. Rıdvân'ın ölümü üzerine melikliğin başına geçen oğlu Alparslan el-Ahras, bir yıl kadar kısa bir süre tahtta kalabilmiş, Bâtınîler ile mücadele etmiştir. Onun ölümünden sonra yerine kardeşi Sultanşah geçmiştir. Ancak Sultanşah'ın küçük yaşta olmasından dolayı Halep'in yönetimi Atabeg Lü'lü'nün eline bırakılmıştır. Ancak, onun yanlış politikaları Halep halkı şehrin yönetimi için, Artukoğlu İlgazi'ye haber göndermiştir. İlgazi'nin, yönetimi ele almasıyla Halep sıkıntılı günlerinden kurtulmaya başlamış ve ölümüne kadar geçen sürede Haçlılar ile sürekli mücadele içinde olmuştur. İlgazi'nin ölümünden kısa bir süre sonra ise bölgeye Belek b. Behram hâkim olmuş o da amcası İlgazi gibi Haçlılar'a karşı başarılı mücadeler vermiştir. Anahtar Kavramlar: Artukoğlu İlgazi, Bâtınîler, Haçlılar, Halep, Melik Rıdvân.

Artukoğlu İlgaziBatınilerHaçlı seferleri+5
Melek Kurtbaş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu-Haçlı münasebetleri 1097-1192

1095'te Fransa'nın Clermont şehrinde Papa II. Urbanus tarafından başlatılan Haçlı Seferleri'nde 1190 yılına kadar Anadolu Selçukluları'nın hüküm sürdüğü Türkiye toprakları Kudüs'e uzanan yolda önemli bir geçiş noktası idi. 1096'da Anadolu'ya geçen Halkın Haçlıları olarak bilinen grup, kolayca Selçuklular tarafından imhâ edildiler. Ancak daha sonra gelen profesyonel ordu, Anadolu Selçuklu başkenti İznik'i Doğu Roma'nın da yardımı ile ele geçirdiği gibi, Eskişehir'de de Selçuklu ve Danişmend'li ordusunu mağlup etti. Bu olaylardan yaklaşık 4 yıl sonra Kudüs'teki kardeşlerine yardıma giden Haçlıların, 1101 Haçlı Seferleri olarak bilinen seferinde ise Anadolu Selçukluları büyük bir galibiyet elde ettiler. 1144 yılında İmâdüddin Zengî'nin Urfa Haçlı Kontluğu'nu sona erdirmesinden sonra yeni bir Haçlı seferi düzenlendi. Bu kez sefere Alman İmparatoru ve Fransa Kralı büyük orduları ile katıldılar ve Doğu Roma tarafından Anadolu'ya geçirildiler. Daha önceki olaylardan deneyim kazanan Anadolu Selçukluları, önce Eskişehir'de Alman Haçlıları'nı mağlup ederek büyük bir zafer kazandılar. Ardından da Fransızlarla birleşen Almanlar, Antalya limanına giden yollarda yeniden mağlup edildiler. Bundan sonra ise geri kalan Haçlılar'a deniz yolu ile Anatakya'nın Süveydiye Limanı'na gitmekten başka çare kalmadı. Gemilerle gidemeyenler ise Doğu Romalılar tarafından soyuldular. Bu seferin belki de en akılda kalan tarafı ise bu Haçlıların Anadolu Selçukluları tarafından karınlarının doyurularak, giydirilmeleri oldu. 3.000'e yakın Haçlı'nın bu şekilde Müslüman olması ise Haçlı seferlerine farklı bir anlam yükledi. Selahaddin Eyyubi'nin 1187 yılında Kudüs'ü fethetmesi ile gerçekleşen Üçüncü Haçlı Seferi esnasında Fransız ve İngilizler deniz yolunu seçerken Almanlar yine Anadolu üzerinden Kudüs'e ulaşmaya çalıştılar. Bu sırada Selçuklular'ın kudretli sultanı II. Kılıcarslan, yaşlandığı için oğulları arasında başlayan taht kavgaları ile uğraşmış, Haçlılarla mücadeleye gereken önemi verememişti. Ancak buna rağmen Alman Haçlıları ile gerilla savaşı yaparak onları yıpratmaktan da geri kalmadı. Konya'yı işgal etmelerine rağmen, burada fazla oyalanmayan Alman Haçlılar da zorlu bir yolculuktan sonra Silifke Çayı'na ulaşdılar. Burada İmparator I. Frederich'in boğularak ölmesi, Üçüncü Haçlı Seferi'nin Anadolu'daki bölümünü de sonlandırdı. Bundan sonra ise Haçlılar bir daha Anadolu topraklarından geçmeye çalışmadılar, deniz yolu ile Suriye ve Mısır üzerine yapacakları Haçlı seferlerinin planladılar.

Anadolu SelçuklularıBursa-İznikBüyük Selçuklular+7
Cemil Haluk Özalp
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Selçuklu Devleti bürokrasisinde Nizâmülmülk etkisi

Selçuklular, hânedan adını ordu komutanı olan Oğuzlar'ın kınık boyuna mensup Selçuk Bey'den almıştır. Selçuk Bey yaklaşık 350/961 yıllarında Yenikent'ten yanındakilerle birlikte Cend şehrine göç etmiştir. İleri görüşlü olan Selçuk Bey, bu diyarda azınlık bir şekilde yok olmamak için Müslüman olmaları gerektiğini tefekkür etmiştir. Bunun sonucunda Selçuk Bey ve maiyetindekiler Müslüman olmuşlar ve Cend bölgesini yurt edinmişlerdir. Selçuklular zaman zaman Karahanlılara karşı, Sâmânîlerle iş birliği yapmışlardır. Gazneli Devletine karşı verdikleri mücadelede Dandanakan Savaşının ardından bağımsız bir devlet kurmayı başarmışlardır. Abbasî Halifesi Kâim-Biemrillâh'a küffar için cihat sözü vermişlerdir. Tuğrul Bey devlet bürokrasisinde çalışması için kalem ehlinden (İranlı) adamları Selçuklu Devleti'nde işe almaya başlamıştır. Nizâmülmülk, çok küçük yaştan itibaren babası sayesinde iyi bir eğitim almıştır. Babası ile birlikte Büyük Selçuklu Devleti'nin bürokraside kalem ehli aradıklarını öğrenince Çağrı Bey'in Belh valisi İbn Şâdân'ın yanında kâtiplik göreviyle işe başlamışlardır. Ancak İbn Şâdân'ın Nizâmülmülk'e baskı yapması ve iftira etmesi dolayısıyla, Nizâmülmülk onun yanından gizlice kaçıp Merv'e Çağrı Bey'in yanına gitmiştir. Çağrı Bey de Nizâmülmülk'ü oğlu Alparslan'a vezir tayin etmiştir. Böylelikle Nizâmülmülk'ün yaklaşık otuz yıl süren vezirlik hayatı başlamıştır. Nizâmülmülk, İdarî ve siyasi becerileriyle Alparslan'ın beğenisini kazanmıştır. Alparslan'ın Rumlarla yaptığı Malazgirt Savaşı haricinde bütün savaşlarda ve devlete karşı çıkan isyanlarda yanında yer almıştır. Melikşah'ın rakiplerini bertaraf ederek tahta oturmasında çok büyük yardımı olmuştur. Melikşah, bu sebeple Nizâmülmülk'ü Selçuklularda ilk defa "atabeg" tayin etmiştir. Devlet bekası adına risk teşkil eden Hasan Sabbah'la mücadele etmiştir. Uzun süren vezirlik görevinde devlet kademelerine yakınlarını getirmesi tepki çekmiştir. Melikşah ile arasını açmak adına entrikalar yapılmıştır. Sonunda Hasan Sabbâh tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetmiştir. Nizâmülmülk, orduya oldukça çok önem vermiştir. Devlet bürokrasisinin düzenini kurmuştur. Devlet kurumlarına getirdiği nizam ve askeri dehası onun şöhretini gün be gün artırmıştır. Üstün kişiliği sayesinde halk tarafından da sevilen bir insan olmuştur. Şii- Fâtımî tehdidine karşı Ehli-Sünnet akîdesini korumak için Nizamiye Medreselerini inşa ettirmiştir. İslâm eğitimi ve ilim adamlarına değer vermiştir. Devlet teşkilat ve idaresi ile ilgili konulara yer veren Siyâsetnâme adlı bir eser yazmıştır. Bu eser İslâm kültür ve medeniyetine katkı sağlamıştır. Nizâmülmülk çağında devlet nizamına kavuşmuştur. Kılıçla fethedilen devleti kalemle inşa etmiştir. Anahtar Kavramlar: Nizâmülmülk, Selçuklular, Devlet Bürokrasisi, Nizamiye Medreseleri, Siyâsetnâme.

BürokrasiBüyük SelçuklularNizamü`l-Mülk+5
Hacer Zekiye Karaarslan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Selçuklu Devleti'nde dini hareketler ve Selçukluların din politikası

Yenikent'ten ayrılarak Cend'e gelen Selçuklular bu bölgede İslam ile tanıştı. Burada İslam'ı kabul etmenin stratejik önemini kavradılar ve bu dini kabul ettiler. Bölge ve çevresi itikatta ekseri Maturidi veya Eşari, fıkıhta ise Hanefi, Şafi, Hanbeli veya Maliki gibi Ehl-i Sünnet fırkalarına mensuptu. Selçuklular da Sünni İslam'ı benimsediler ve özellikle Hanefiliğe bağlı kaldılar. İslam'ı kabul etmeleri bölgede siyasi etkinliklerini ve güçlerini arttırdı. Selçukluların büyük bir güç olarak ortaya çıktığı bu yüzyıllar, İslam dünyasının en buhranlı devrine denk gelmekte idi. İslam, kendi içinde Şii ve Sünniliği temsil eden iki farklı kola ayrılmış, bunlarda kendi imamlarını seçerek halifelik adı altında kurumsallaşmıştı. Selçuklular, müstakil bir devlet olarak ortaya çıktıklarında ilk işleri Abbasi Devleti'ni tahakkümü altına alan Şii güçlerine karşı tepki göstermek oldu. Bu tepki aynı zamanda dini politikalarının da bir belirleyicisi idi. Onların dini politikası, vezir Kündüri'nin uyguladığı Mute'zile mihneti hariç, hâkim oldukları bölgelerde inanç ve mezhep çeşitliliği karşısında birliğin sağlanabilmesi için denge siyaseti yürütmekti. Fakat Selçuklular her ne kadar bu politikayı yürütmeye çabalamışsalar da her mezhebin bir başka mezhebe tepki olarak ortaya çıktığı göz önüne alınırsa sık sık kendini gösteren dini hareketlerin arasında kalmış idiler. Özellikle Şafii ve Hanbeli gibi Sünni mezhepler Mu'tezile'ye tepki almışlar, Mu'tezile'de onlarla mücadeleye girmekten geri durmamıştı. Bir gerilim de Hanbeliler ve Eşariler arasında yaşanmıştı. Malikiler ise bu tarz konularda daha geri planda durmayı tercih etmişlerdi. Hanefilerin de Nizamülmülk ile güçlenen Şafiilere karşı rekabete girdikleri görülür. Bu tartışmalar Selçuklular için önemli bir sorun iken ayrıca daha büyük problemler Şiilerle yaşanıyordu. Selçukluların silahlı mücadelesini gerektirecek kadar büyüyen İsmaili hareket de baş göstermişti. Bu çalışmada bahsi geçen olaylar çerçevesinde Selçukluların mezheplere karşı yaklaşımı, alınan tedbirler ve bu durumlar karşısında ne kadar rasyonel kalabildiklerine dair inceleme yapılmıştır. Bu inceleme yapılırken mezheplerin doğuşu ve öğretileri hakkında da bilgiler aktarılmış, Selçukluların ortaya çıkışından öncesine değin, İslam'daki ilk ihtilaflaşmalar da dahil edilerek olaylar örgüsü bütünüyle ele alınmıştır.

Büyük SelçuklularDinDin politikası+6
Kübra Şahan
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Büyük Selçuklu ordusunda sefer organizasyonu

Savaşların ana dinamiklerinden biri olan sefer organizasyonunun bazen sayıları yüzbinleri aşan ordular tarafından nasıl yapıldığını bilmek bu orduların zafer ya da mağlubiyetlerinin nedenlerinin anlaşılması açısından fazlasıyla önem teşkil etmektedir. Devletlerin sınırlarının büyümesi veya küçülmesi askerî organizasyonların ne denli başarılı yapıldığı ile doğrudan ilgilidir. Büyük Selçuklu Devleti'nin kısa süre içerisinde dünya tarihinde önemli bir rol oynamasındaki etkenin ordunun iâşe ve ikmali meselesi olduğu çok açıktır. Büyük Selçuklu ordusunda sefer organizasyonunun incelendiği bu çalışma özet, önsöz, kaynaklar, araştırma eserler, giriş, dört bölüm, sonuç, kaynakça ve eklerden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde ordunun bütçesinin seferden önce ve seferdeyken nasıl oluşturulduğu, savaşçıların nerelerden temin edildiği, ordunun nasıl ve kimler tarafından teftiş edildiği, nasıl bir düzen içerisinde harekete geçtiği, yollarda karşılaşılan olumsuz durumlara karşı alınan tedbirlerin neler olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca bu bölümde sefer güzergâhları tartışılmış ve tespit edilen bazı güzergâhların haritaları çıkarılarak yolların daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. İkinci bölümde sefer sırasında ordunun ihtiyaç duyduğu silâh, iâşe, yem ve benzeri diğer maddelerin savaş alanına intikali ele alınmıştır. Üçüncü bölümde kamp kurulacak alanın nasıl tespit edildiği, askerlerin kamp alanında nasıl düzen aldığı ve çadırlar hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca bu bölümde ordugâhın güvenliğinin nasıl sağlandığı, askerlerin ibadeti, aile yaşamı, temizliği ve tertibi açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ordunun beslenme ve su ihtiyacı ele alınmış, ayrıca sefer sonrası yaşananlar ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Sefer, Organizasyon, Lojistik, Büyük Selçuklular, Ordu.

Askeri tarihAskeri teşkilatAskeri yapı+6
Hasan Yenidoğan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu Devleti'nde sosyal yapının dinamikleri

Bu tez çalışması, Anadolu'ya göç eden Türkmenlerin Orta Asya'dan getirmiş oldukları âdetlerini, geleneklerini, aile yapısını, inançlarını ve Anadolu'yu Türkleştirme- İslamlaştırma konusunda büyük katkıları olan Ahî Teşkilatı, Anadolu velileri, mutasavvıflar gibi gönül erlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma hazırlanırken, esas çağdaş kaynaklar ile konuyla ilgili yerli ve yabancı araştırma eserlerinden faydalanılmıştır. Moğol istilasından kaçarak akın akın Büyük Selçuklu Devleti topraklarına kaçan Türkmenler, siyasi ve ekonomik sebeplerle Anadolu'ya sevk edilmiştir. Anadolu'ya gönderilmekle Büyük Selçuklu Devleti bu kadar insanı ülkesine yerleştirmekten kurtulmuştur. Diğer taraftan da Türkmenlerin kalabalık bir şekilde Anadolu'ya girmesi Anadolu'yu fethetmelerini kolaylaştırmış ve Anadolu'yu Müslüman-Türk yurdu hâline getirmelerini sağlamıştır. Anadolu'ya gelen Türkmenler ile Anadolu'da yaşayan yerleşik halk arasında sık sık sürtüşmeler yaşandığı için devlet ile Türkmenler karşı karşıya gelmiştir. Bu sebepledir ki Türkmenler, hem yerli halka hem de arkalarından gelen Moğollara karşı örgütlenmek zorunda kalmışlardır. Ahî Teşkilatı, bu örgütlenmeyi tesis etmiş ve Türkmenlere; uyum, yerleşim, eğitim ve meslek edinme konularında yardımcı olmuştur. Bu çabalar sonrası Hristiyan halkın elinde olan tarım ve ticaret Türkmenlerin eline geçmeye başlamış ve zamanla Türkmenler ekonomide söz sahibi olmuştur. Ayrıca eğitim ve sağlık problemlerinin çözümü ile sosyal yardımlar hususunda vakıf sisteminin çok büyük katkıları olmuştur.

AhilerAhilikAnadolu Selçukluları+4
Müzeyyen Karakaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu sultanlarının gayrimüslim kadınlarla evlilikleri ve bu evliliklerin Selçuklu din politikasına yansımaları

Selçuklu sultanları siyasi ilişki kurduğu devletler ile akrabalık bağı oluşturarak gayrimüslim kadınlar ile evlenmişlerdir. Bu evliliklerin amacı devletlerarasındaki ilişkileri güçlü tutmak, herhangi bir şekilde gelecek olan tehlikeyi bertaraf etmek, sınırları genişletmek ve bozulan politik ilişkileri düzeltmektir. Nitekim bu sebeplerle yapılan evliliklerdeki ana unsuru kadın oluşturmuştur. Selçuklu Devleti'nde de görülen bu siyasi evlilikler hanedanlar arası gerçekleştirildiği gibi hanedan dışından da gerçekleştirilmiştir. Özellikle sultanların gücüne güç katmak ve hükümdarlığının İslam dünyasınca onaylanması açısından halife ile akrabalık kurma teşebbüsleri Selçuklu Devleti açısından önemli rol oynamaktadır. Daha sonraları bu tür evlilikler İslamiyet'in dışına taşmış olup Selçuklu sultanları gayrimüslim kadınlar ile de evlenmişlerdir. Bu durum haliyle devletin din politikasına da etki etmiştir. Biz bu çalışmamızda hükümdarların gayrimüslim kadınlar ile olan evliliklerinin neticesinde sultanların Hıristiyanlığa temayül gösterip göstermediklerine, gayrimüslim halka karşı yaklaşımlarına ve Selçuklu Devleti'nin bu doğrultuda uyguladığı politikayı ele aldık.

Din politikasıEvlilikGayrimüslimler+5
Tuğba Özdemir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Selçuklularda saltanat mücadeleleri

Bu çalışmanın konusu Selçuklularda Saltanat Mücadeleleriolarak belirlenmiştir. Öncelikle eski Türklerdeki hâkimiyet anlayışı ve devlet yönetim şekilleri üzerinde durularak konunun etraflıca anlaşılması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra SelçukluDevleti'nin kuruluş aşamasından gelişme ve yıkılış evrelerine kadar geçen dönemler verilerek tezin konusunu oluşturan Saltanat Mücadelelerinintemelinde yatan sebepler irdelenmeye çalışılmıştır.Tez çalışması Selçuklular döneminde yaşanan bütün saltanat mücadelelerini kapsamaktadır. Bu mücadeleler SelçukluSultanlarının hüküm sürmüş oldukları dönemler anlatılarak desteklenmiştir. Yine SelçukluSultanlarının yürütmüş oldukları faaliyetler etraflıca ele alınarak diğer devletlerle olan münasebetlerine değinilmiştir. Çalışmada bütün olaylar kronolojik sıraya uygun olarak her Saltanat Mücadelesikendi dönemi içerisinde değerlendirilmiştir. Ele alınan Saltanat Mücadelelerifarklı coğrafyalarda vuku bulmakla beraber, genel itibari ile mücadelenin temelinde yatan sebep hepsinde aynı noktaya dayanmaktadır. Çalışmamızda bu noktaların üzerinde özellikle durarak mücadelenin çıkış noktası vurgulanmış ve neticesi belirtilmiştir. Yer yer tablolara ayrılan sayfalarda SelçukluDevleti'nin hükümdar listeleri ile şecereleriverilmiş ve yine ekler kısmında da Selçukluların hüküm sürdüğü yerlere ait haritalar verilerek işlenen konunun görsel manada anlaşılması amaçlanmıştır. Çalışmanın son bölümü içerisinde açılan değerlendirme başlığı ile de çalışmanın omurgasını oluşturan SelçuklulardaSaltanatmücadelelerinintamamı değerlendirilmiştir.

Orta ÇağSaltanatSelçuklular+2
Abdullah Bayındır
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'nun kültürel dönüşümü: Moğol istilasının dinî etnik ve sosyokültürel sonuçları (13-14. yüzyıl)

Dünyanın gördüğü en büyük istila hareketlerinden biri olan Moğol istilasının diğer coğrafyalara nazaran belki en yoğun tesiri Anadolu üzerinde olmuş, bu tesirler sadece siyasî olmakla kalmayıp birçok alanda kendini göstermiştir. Moğol tahakkümü sonrası daha da artan bu tesir dinî, etnik ve sosyokültürel olarak büyük bir dönüşüme vesile olmuştur. Devlet teşkilatında ve idarî sahada hukukî, iktisâdî ve askerî olarak Moğol etkisi hissedilmiş, bu etki kendisini Cengiz Yasası, mali vergiler ve askeri unvanlar konusunda göstermiştir. Yaşanan diğer bir gelişme ise demografik değişimdir. Anadolu'daki Türk nüfusu bu göçlerin sonucunda artmış, daha sonra da gelen Moğol boylarının iskân edilmesiyle Moğollar zamanla Türkleşmişlerdir. Coğrafi ve lisan olarak benzerlik taşıyan bu iki ırk bu coğrafyada kaynaşmış ve karşılıklı etkileşime girmiştir. Bu koşullarda Türkçe de doğal olarak ehemmiyet kazanmıştır. Bilhassa istila sonucunda Batı Anadolu'ya göç eden ve beylikler kuran Türkmen unsurlar Türkçeye önem vermişlerdir. Bununla beraber Moğolcadan dilimize kelime girmesi ve Anadolu'nun pek çok yerindeki Moğolca yer adları da bu etkileşimin bir sonucudur. Din konusu ise bu etkinin en bariz yaşandığı ve dönüşümün en fazla olduğu alandır. Yaşanan göçler vesilesiyle Anadolu'da yeni tasavvufî yapıların meydana gelmiş olması bu coğrafyadaki İslam tasavvuru ve algısını köklü değişime uğratmıştır. Daha önceleri kısmen kitabî ve medrese temelli olan İslâm anlayışı Moğol zulmünden kaçan şeyh ve dervişlerin Anadolu'ya akın etmesiyle birlikte değişime uğramıştır. Bu gelen insanlar eski dinleri ile İslâm arasında ortak noktaları çoğaltan heterodoks ve uzlaşmacı din anlayışına sahiptiler. Ayrıca eski Şamanizm kalıntısı adetlerini de muhafaza ediyorlardı. Anadolu'ya gelen Moğol boylarının hoşuna giden bu durum onların da kısmen ihtida etmelerini sağlamış böylece tasavvuf temelli anlayış Anadolu'nun geneline yayılmıştı.

AnadoluMoğol istilasıMoğollar+5
Furkan Şahin
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Abbasi-Fatımi ilişkilerinde Türkler

Bu çalışmamız Abbasi – Fatımi ilişkileri çerçevesinde Türklerin siyasi ve askeri rollerini ele almaktadır. Abbasiler ile Fatımiler arasında gelişen siyasi ve mezhebi rekabet, İslam dünyasında iki kutuplu bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu iki kutuplu İslam dünyasında Türklerin hangi safta ve hangi rollerde etkili olduğu sorularından yola çıkarak, Türklerin faaliyetlerini kronolojik bir çerçevede ve kaynakların verdiği bilgiler ışığında değerlendirerek aktarmaya çalıştık. Tezimizde, Türklerin Abbasi hilafeti içerisindeki durumu, Fatımilerin kuruluş ve genişleme süreci, Tolunoğulları ve İhşidiler gibi Türk hanedanların Mısır'daki faaliyetleri ve her iki hilafet merkezi ile olan ilişkilerini aktardık. Mısır'ın fethi sonucunda Fatımilerin sınırlarını genişletmesi ve nüfuzlarını arttırmasıyla hakimiyet mücadelesi Suriye ve Irak coğrafyasına taşınmıştır. Mücadelenin doruk noktasına çıktığı bu dönemde hem yerel otoritelerin hem de Gazneliler ve Selçukluların, bu mücadelede merkezi bir konuma yerleşmelerini ve tarihi olayların seyrini değiştirmelerini, ana kaynakları ve araştırma eserlerini inceleyerek ortaya koymaya çalıştık.

Abbasi DevletiAbbasilerBesasiri İsyanı+3
Ömer Faruk Ezer
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları döneminde Ahilerin devlet ve toplum ilişkileri

Ahilik teşkilatı Müslüman Türk toplumunun en uzun süreli ve toplumu derinden etkileyerek biçimlendirmiş en önemli organizasyonlarından birisidir. Ahilik, içerisinde geliştiği toplumu siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan etkilemiş ve şekillendirmiştir. Çalışmamızda Ahiliği oluşturan etmenler kapsamında, Horasan aklı ve Yesevilik düşüncesinin, Fütüvvet ve tasavvuf yapısının ve Türk kültürünün Ahilik teşkilatının oluşumunu nasıl etkilediği anlatılmıştır. Ahi Evran'ın Ahilik içerisindeki etkisi belirtilmiştir. Ahiliğin Şiî-Bâtınilik ile ilgisi olup olmadığı araştırmamızın özgün yönünü oluşturmaktadır. Çalışmamızda Ahilerin siyasi ve toplumsal ilişkileri incelenmiştir. Siyasal ilişkiler kapsamında özellikle Türkiye Selçuklu Devleti dönemi, Kösedağ yenilgisi ve Moğol istilası dönemi ile Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılması sonrası dönem çalışma alanımızı oluşturmuştur. Ahilik teşkilatının Türkiye Selçuklu Devleti sınırları içerisinde yayılıp gelişmesine sultanların etkisi olmuş, özellikle I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I. İzzettin Keykavus ve I. Alaaddin Keykubat gibi sultanların Fütüvvet teşkilatına girmeleri Ahiliğin şehirlerden köylere kadar ulaşmasına katkı sağlamıştır. Sultan I. Alaaddin Keykubat dönemi Ahiler açısından bir dönüm noktasıdır. Sultan I. Alaaddin döneminde Ahiler en zirve dönemlerini yaşamışlardır. Fakat I. Alaaddin Keykubat'ın zehirlenerek öldürülmesi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in yönetimi yıllarında uygulanan yanlış siyasetler sonucu meydana gelen Türkmen isyanları ve devamında Kösedağ yenilgisi sonrası gerçekleşen Moğol tahakkümü Ahiler üzerinde baskı ve sindirme olaylarına neden olmuştur. Ahiler tüm olumsuzluklara rağmen hem Beylikler döneminde hem de kuruluşuna zemin hazırlayarak Osmanlı Devleti döneminde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ahilerin toplumsal gruplarla ilişkileri kapsamında, kendi döneminde bulunan dini zümreler ile ilişkileri incelenmiş, özellikle Ahilerin Yesevilik ve Evhadilik ile bağı, Bektaşilik'in kurucusu Hacı Bektaş ile Babailer lideri Baba İlyas'ın Ahi Evran ile dostluğu belirtilmiştir. Babailer isyanının siyasi ve ekonomik nedenleri, Babailerle Ahilerin ilişkileri incelenmiştir. Mevleviler ile Ahilerin kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz ilişkileri anlatılmıştır. Kalenderilik mensuplarıyla Ahilerin ilişkileri açıklanmıştır.

AhilerAnadolu SelçuklularıDevlet+5
Osman Savaş Çetiner
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasî, dinî, ictimaî ve iktisadî yönleriyle Babaî isyanları

Anadolu'da Türk hâkimiyetinin tesisi açısından en önemli siyasî yapı olan Türkiye Selçuklu Devleti'ni yıkılışından az önce bir hayli uğraştırmış ve belki de yıkılışını hızlandırmış olan Babaî İsyanı'nın doğru anlaşılabilmesi Anadolu Türk tarihi açısından oldukça önemlidir. Türkiye Selçuklu Devleti'ne karşı başlatılan isyana kendi öz halkı niçin katılmıştı? Baba İlyâs ve Baba İshak önderliğinde 1240 yılında Türkiye Selçuklu Devleti'ne karşı gerçekleştirilen Babaî İsyanı'nı daha çok siyasî sebeplere ağırlık vererek, dinî, ictimaî ve iktisadî sebepleriyle incelemeye çalıştık. Babaî isyanlarını konu edindiğimiz bu çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte konumuza temel teşkil etmesi bakımından "isyan" ve "baba" terimlerinin açıklaması, bu kavramların Türk ve İslâm kültüründe yeri ve önemi anlatılarak örneklendirilmiştir. Birinci bölümde Türkiye Selçuklu Devleti'nin 1230-1240 yılları arasındaki siyasî durumunu; dinî, kültürel ve iktisadî yönleriyle/sebepleriyle destekleyerek ele almaya çalıştık. İkinci bölümde ise Babaî İsyanı'nı organize edenleri tespit ederek isyanın hazırlık safhasında yaşananlar ile isyanın silahlı olarak fiilen başlamasını ele aldık.

Anadolu SelçuklularıBabailer ayaklanmasıGıyaseddin Keyhüsrev II+3
Kemal Güney İnce
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Moğol istilası sonrası Türkiye Selçuklu Devletinde görülen Türkmen kökenli isyanlar

Türkiye Selçuklu Devleti 627/1230 yılında Yassı Çimen Savaşı'nda Hârizmşahlar'ı mağlup ederek bu devletin yıkılmasına zemin hazırlamıştır. Savaş sonrasında Türkiye Selçuklu Devleti Moğollar ile komşu devlet olmuştur. Bunun sonucu olarak da Moğollar istilâ faaliyetlerini gerçekleştirmek için yönünü zayıflamaya başlayan Anadolu topraklarına çevirmiştir. II. İzzeddin Keykâvus dönemine kadar az sayıda görülen dini-siyasi ya da sadece dini kökenli gerçekleşen Türkmen isyanları II. İzzeddin Keykâvus döneminden sonra sayısal olarak ani bir artış göstermiştir. İsyanların sebepleri arasına ekonomik sıkıntılar da girmiştir. Türkmen isyanlarının bu derece artması ve amacının değişiklik göstermesinin temel sebebini 634/1243 Kösedağ Savaşı ile devletin gerileme ve çöküş dönemine girmesinin ardından Moğollara verilen yüklü vergilere bağlayabiliriz. Moğol istilâları Türkiye Selçuklu Devleti'ni dıştan parçalamaya çalışırken; Türkmen isyanları, kabiliyetsiz devlet adamları, devleti yönettiği bilincinde olmayan Sultanlar da devletin içten çökmesine sebep olmuştur. Çalışmamızda Moğolların Anadolu topraklarını istilâ etmesinin akabinde Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına zemin hazırlayan önemli etkenlerden Türkmen kökenli isyanlar ve bunlara neden olan faktörler birlikte ele alınmıştır. Anahtar kelimeler: Türkiye, Selçuklu, Türkmen, İsyan, Anadolu

Anadolu SelçuklularıMoğol istilasıSelçuklular+2
Zeynep Kayan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklu- Abbâsî hilafeti ilişkilerinde siyasî evlilikler

Türk ve İslâm tarihinin en büyük devletlerinden biri olan Büyük Selçuklu Devleti, Abbâsî Hilafet Devleti'nin ikinci yarısı olarak adlandırdığımız döneminde zayıflamasıyla onun toprakları da dâhil olmak üzere ortaya çıkan büyük bir imparatorluktur. Abbâsî Devleti'nin zayıflamaya başladığı bu dönemde Şiî Büveyhî devleti elinde adeta bir kuklaya dönüşmesi tarihin de seyrini değiştirmiştir. Oğuzların Kınık Boyundan Selçuk Bey önderliğinde kurulan Büyük Selçuklu Devleti ile Hz. Peygamberin amcası Hz. Abbas'ın soyundan gelenlerin kurmuş olduğu Abbâsî Hilafet Devleti arasındaki bilinen ilk ilişki 1038 yılında Nişabur'un Selçuklular tarafından alınmasıyla başladı. Halife'nin, Tuğrul Bey'i Bağdat'a davet etmesi ve Tuğrul'un Büveyhîlerin baskısından Halife'yi kurtarması Halife'nin O'na, Sultanu'l- mağrik ve'l mağrib (Doğu'nun ve Batı'nın Sultanı) unvanını vermesini sağladı. Böylece Tuğrul Bey nezdinde Selçukluların, Hilafet karşısında siyasî üstünlüğü ele geçirme çabaları da ilk meyvelerinden birini vermiş oldu. Tuğrul Bey ile başlayan Halife ve Sultan ilişkileri Tuğrul'un yeğeni Hatice Arslan Hatun ve Halife Kâim Biemrillâh'ın evlenmesi ile iki hanedan arasında siyasi evlilikleri başlattı. Daha sonra Tuğrul Bey'in de Halife'nin kızını istemesi ve evlenmesiyle siyasî evlilikler de iki hanedan arasında istisnalar dışında sürekli hale geldi. 1070 yılına gelindiğinde Sultan Alp Arslan, kızını Halife Muktedi ile evlendirdi. Yine 1110 yılında Muhammed Tapar kız kardeşini Halife Mustazhir Billah ile evlendirdi. Gelenek devam etmiş Sultan Sencer de kızını Halife Müsterşid ile evlendirmiştir. Tüm bu evliliklerde Selçukluların samimi Müslüman olmaları ve Hilafet'e yaklaşma çabaları bir yana siyasî ittifak sağlama ve siyasî nüfuz elde etme düşüncesi ve sosyal, ekonomik, dini avantajlar elde etme girişimleri etkili olmuştur. İlkçağlardan Ortaçağ'a ve günümüze devletlerarası ilişkileri belirlemek adına çok da normal olan siyasî evlilikler devletlerin felsefelerini, birbirleriyle olan ilişkilerini ve kadınlara yüklenen anlamı göstermesi bakımından önemlidir.

Abbasi DevletiAbbasilerEvlilik+7
Fuat Ceylanbaş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklularda suç ve ceza (Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçukluları'nda örnek uygulamalar)

Tez konusu olarak suç ve cezayı seçmemizin sebebi, suç ve ceza tarihinin insanlık tarihi kadar eski olması, ayrıca suç ve cezanın toplum kültürüyle yakından ilişkili olmasıdır. Suç ve ceza, insanların ilk yaşayış şekli olan kabileler halinde yaşam ile birlikte tarihin hukuk literatüründe yerini almış kavramlardır. Disiplinler arası yöntemi benimseyerek oluşturduğumuz çalışmamız giriş ve girişe ek olarak üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde suç ve cezanın dünya tarihi ve Türk tarihi açısından gelişimi ele alınmıştır. Yine bu bölümde, Selçuklu hukuku analiz edilmiştir. Daha sonra Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu'nun suç ve cezaya yönelik hukuki uygulamaları, 'Islaha Yönelik Cezalar', 'Bedene Yönelik Cezalar', ve 'Konularına Göre cezalar' şeklinde bölümlenerek, her bir başlık sırasıyla diğer bölümlere dağıtılmış ve her bir bölümde Büyük ve Anadolu Selçuklu'nun cezaî uygulamaları örneklerle incelenmiştir. Selçuklu hukukunun nasıl oluşturulduğu konusu tartışmalı bir konudur. Bir kısım tarihçiye göre Selçuklu hukukunda İslam tesiri bulunmamaktadır. Diğer kısma göre ise Selçuklu hukukunda İslam tesirini yok saymak, gerçekleri göz ardı etmekten öteye gitmeyecek bir söylemdir. Biz araştırmalarımız neticesinde literatürdeki kaynaklarda Selçuklu'nun hukuk uygulamalarında, İslam ceza hukuku kaidelerine pek az rastladık. Bu bakımdan şu çıkarımı yapmak sanıyoruz doğru olacaktır: Selçuklu hukukunda İslam tesiri olmakla birlikte pratikte daha çok örfi hukuka yer verilmiştir. Ancak Moğol ordusunun Anadolu'da yaptığı tahribattan ötürü literatürde pek kaynağın olmayışı ve de Selçukluların var olduğu zaman diliminde sosyal tarih anlayışı henüz gelişmediğinden devletin halka nasıl cezalar tatbik edildiği bilgisine pek ulaşılamamıştır. Bu nedenle Selçuklu hukukunun kapsamıyla ilgili net bir genelleme yapmak pek mümkün görünmemektedir. Bu sebeple konu, tarihçiler arasında tartışma olarak kalacak gibi görünmektedir. Selçukluların hukuk alanına yönelik tarih literatüründe pek fazla kaynak olmamasına rağmen faydalı olacağını düşündüğümüz derli toplu bir çalışma yaptığımıza inanıyoruz. Yaptığımız bu çalışma, akademik dünyaya katkı sağlamış olduğunda amacımız vasıl olacaktır.

AdaletAnadolu SelçuklularıBüyük Selçuklular+6
Necla Şıklı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev Devri Selçuklu tarihi (1266-1284)

Çalışmamızda 1266-1284 yılları arası Selçuklu Devleti Tarihi ele alınmıştır. Bu süreci incelerken öncelikle Türkler'in Anadolu'ya gelmesinden önce Anadolu'nun durumu hakkında bilgi verilmiş ardından Anadolu'ya yapılan akınlar, 1071 Malazgirt Savaşı, bu savaş sonucunda Türkler'in Anadolu'ya gelmeleri ve bu tarihten itibaren Anadolu'nun bir Türk yurdu haline gelerek, Türkleşmesi süreci ele alınmaya çalışılmıştır. Bunun yanı sıra Anadolu Selçuklu Devleti'nin kuruluşu da genel hatlarıyla ele alınmıştır. Bu şekilde bir giriş yapıldıktan sonra Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemi; çocukluk döneminden başlamak suretiyle ele alınmış, sultanın tahta çıkışıyla birlikte saltanat döneminde yaşanan siyasi olaylar ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Gıyaseddin Keyhüsrev IIIOrta ÇağSelçuklular+2
Senem Yıldırım
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklular Döneminde Musul hâkimlerinin (Valilerinin) haçlılar ile mücadelesi (1098-1146)

Haçlı seferleri olarak bilinen ve Yakındoğu coğrafyasını hedef edinen askeri harekâtlar uzun soluklu mücadelelerin nedeni olarak karşımıza çıkar. Bu seferler Katolik inancın hâkim unsur olma yönündeki hedefinden neşet etmiş gibi gözükmesine rağmen perde arkasına bakıldığında Avrupa'da çeşitli siyasi, dini ve içtimai unsurların da rol oynadığı görülecektir. Bizans'ın basit bir yardım çağrısının ürünü olarak zemin kazansa da bu seferler ilerleyen süreçlerde en çok yardım isteyenleri pişman etme noktasına getirecekti. Seferlerin en uygun zamanda düzenlenmesi ise doğuda Haçlılar ile çarpışacak olan Türklerin hazırlıksız yakalandığı ve birlikten yoksun oldukları bir sürece rastlamış gibi gözükmektedir. Elbette bu bir tesadüf sonucu değildir. Birinci ve İkinci Haçlı seferleri arasında Türklerin önderlik edip sürdüreceği bu mücadelelerde yakın doğuda yerleşip kalıcılık sağlamak isteyen Haçlılara karşı el-Cezîre'nin merkezi addedilen Musul'da hâkim valilerin harekâtları önemli rol oynar. Önce el-Cezîre'nin savunulması üstlenilmiş ve Haçlı yayılması engellenmiş, ardından Haçlılar üzerine gidilmişti. Haçlıların saldırgan politikaları, bu müdahaleler sonrasında kırılmış ve artık Haçlılar savunma pozisyonuna itilmişti. Suriye, Anadolu ve el-Cezîre şehirleri arasında cereyan eden mücadelelerin seyri Musul'dan Haçlılar üzerine yapılan harekâtlar ile şekillendi. İmkânsız gibi gözüken ancak gerçekleşen ittifaklar ve çıkar çatışmalarına rağmen Kürboğa, Çökürmüş ve Çavlı gibi komutanlar fırsatlar kaçırsa da mücadele olgunlaşma safhasına geçmekteydi. Siyasi dengelerin inişli çıkışlı seyri Musul hâkimlerinin Haçlılara karşı girişeceği mücadeleleri de titizlikle sürdürme gerekliliği arz ediyordu. Bölgede çok fazla unsur vardı ve bunun avantaja dönüştürülüp mücadelenin Türkler lehine sonuçlanması Mevdud, Aksungur el-Porsukî ve İmâdeddîn Zengî gibi komutanların birbirini takip eden politikaları sonucu gerçekleşecekti. Mücadele üssü olarak Kürboğa, Çökürmüş, Çavlı, Mevdud, Aksungur el-Porsukî ve İmâdeddîn Zengî tarafından kullanılan Musul ile el-Cezîre'nin savunulması yapılmış ve savaş Haçlılara karşı daha dar ve uzak alanlarda yürütülmüştür. Halep'in Haçlı tehdidinden kurtarılması ve Urfa'nın fethedilmesi sayesinde Haçlılar ile mücadelede bir merhale daha geçilmiş olup kendilerinden sonra gelecek olan Müslüman Türk hâkimlerin Haçlılara karşı yürüttükleri politikaların hazırlayıcısı olmuşlardı. Haçlıların istila ettiği bu coğrafyanın topyekûn savunulması ve kurtarılması için gereken politikalar bu dönemde (1098-1146) oluşmaya başlamıştı.

Haçlı seferleriHaçlılarIrak-Musul+4
Mustafa Yegin
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

XIII. yüzyıl Türkiye Selçuklu devlet politikasında rol oynayan mutasavvıflar

XIII. yüzyılın başında sultan olan I. Gıyâseddin Keyhusrev döneminde Mecdüddin İshak sayesinde Anadolu'ya İbnü'l-Arabi, Evhadüddin Kirmanî, Ahi Evren gibi mutasavvıfların gelmesi sağlanarak kültür çeşitliliği oluşturdu. Mecdüddin İshak, bunun yanı sıra muallimlik özelliğiyle I. İzzeddin Keykâvus'un yanına atabeg olarak gönderilerek tahta oturtulacak yeni sultanın eğitimiyle ilgilendi. Ayrıca Abbasi halifeliği ile aralarında elçilik vazifesi gördü. I. İzzeddin Keykâvus döneminde de etkisi devam eden Mecdüddin İshak'ın dostları olan devrin ünlü sûfileri Evhadüddîn Kirmânî ile Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin de devlet üzerinde etkileri görüldü. İbnü'l-Arabî de verdiği öğütler sayesinde I İzzeddin Keykâvus etki altına almaya çalıştı. Evhadüddin Kirmâni'nin de I. İzzeddin Keykâvus ile I. Alâeddin Keykubad arasındaki saltanat mücadelesi sırasında I. Keykubad'ın yanında yer alarak onun tahta çıkması için çaba sarf ettiği görülür. XIII. yüzyılda Türkiye Selçuklu Devleti'ni sarsan bir diğer mühim olay II. Gıyâseddin Keyhüsrev döneminde yaşandı. Sultanın izlediği yanlış politikalar neticesinde isyan hareketinde bulunan Baba İlyas'tır. Bu mutasavvıf Anadolu'da bulunan Türkmenleri etrafında toplayarak bir isyan hareketi olan Babaîler ayaklanmasını başlatmış ve devleti derinden sarsmıştır.XIII. Yüzyılın ikinci yarısında Moğol tahakkümüne giren Selçuklu Devleti'nde mutasavvıfların hem devlet üzerinde, hem de halk üzerinde etkileri artmıştır. Moğol aleyhtarı olan Ahi Evren ve Sadreddin Konevî kendileriyle aynı düşünceye sahip II. İzzeddin Keykâvus'un yanında yer almışlardır. Moğollara karşı halkı örgütlemişler ve sultana destek vermişlerdir. Sadreddin Konevî aynı zamanda Anadolu'da Moğollar'a karşı gerçekleştirilen isyanların da yanında yer almıştır. Dönemin bir diğer önemli mutasavvıfı olan Hacı Bektâş-ı Velî, genellikle Selçuklu yöneticilerinden uzak bir politika sergilemiştir. Sadece yaşadığı Sulucakarahöyük'e yakın bölge emiri Nureddin Caca ile iletişim halinde olan Hacı Bektâş Velî, aynı zamanda Moğol tahakkümüne karşı mutasavvıflarla da ilişkilerde bulunmuştur. Bu durum kendisinin de bir Moğol muhalifi olduğunu düşündürmektedir. Bu dönemde devlet görevlileriyle ilişkileri oldukça müspet yönde olan ve dünya görüşü diğer tasavvuf ehlinden farklı temayüller arz eden ünlü mutasavvıf Mevlânâ Celaleddîn Rûmî, Moğol tahakkümünün geçeceğine inanarak siyasi çevrelerle yakın ilişkiler kurup bir sükûnet havası vermek istemiştir. İlişkiler içerisinde bulundukları arasında genellikle devletin üst kademesinde olan Süleyman Pervâne, Fahreddin Atabeg, Alameddin Kayser ve II. İzzeddin Keykâvus gibi daha birçok kişi vardır.

13. yüzyılDevlet idaresiDevlet politikaları+4
Recep Harun Gündüç
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Prof. Dr. Salim Koca'nın hayatı ve eserleri üzerine bir inceleme

Bu çalışmada hayatı boyunca kendini akademik ve sosyal olarak çok yönlü geliştiren, Selçuklu tarihçisi Prof. Dr. Koca'nın, hayatı ve eserleri ele alınmıştır. Ele alınan eserleri, kitaplar ve makaleler olarak 2 bölümde detaylı bir şekilde incelenerek bilgiler sentezlenerek aktarılmıştır. Prof. Dr. Koca, Türk tarihi, Selçuklu tarihi ayrıca Türk kültür ve medeniyet tarihi alanında birçok çalışma yaparak, farklılığını yardımcı bilim dallarından yararlanıp eserlerinde görülebilir şekilde sunarak ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Koca, tarihi olayların farklı pencerelerden bakıp, yorumlanabileceğini, eserlerini geniş bir bakış açısıyla kaleme aldığını, Türkiye Selçuklu tarihi eserinde farklı olarak tip tahlili yaptığını, Türk tarihinin her dönemine hâkim olduğunu eserlerine yansıtabilmiştir. Milli değerlerine bağlı ve mensup olduğu milletin tarihini aktarmanın her tarihçinin sosyal bir sorumluluğu olduğunu belirterek, bilgilerini gerek yazılı gerek sözlü her zaman aktarmayı amaçlamıştır. Genel Türk Tarihi alanında çok önemli bir yeri olan çalışmaları inceleyerek eser inceleme çalışmalarına katkıda bulunarak alanı zenginleştirmeyi yapmış olduğumuz çalışmada amaçlayarak çalışmamızı tamamladık.

BiyografiKoca, SalimSelçuklular+3
Merve Altay
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçuklu Veziri Şemseddin Muhammed İsfahani (?-1249)

Şemseddin Muhammed İsfahânî, Türkiye Selçuklu Devleti'nde uzun yıllar görev almış Fars asıllı önemli bir devlet adamıdır. Kaynaklar, onun adını ilk kez Sultan I. İzzeddin Keykâvus devrinde zikreder. Bu dönemde sırasıyla eşrâf-ı matbah (mutfak sorumlusu), münşî (inşâ divanı kâtibi) ve sultanın özel kâtibi anlamına gelen inşâ-i hâss vazifelerinde bulunmuştur. Sultan I. Alâeddin Keykubâd devrinde ise inşâ divanı başkanlığı (tuğrâi) ve daha sonra da Kayseri şahneliği görevinde bulunmuştur. II. Gıyaseddin Keyhüsrev devrinde Saltanat nâibliği görevine getirilen İsfahânî, Moğol tahakkümü sırasında üstlendiği görevler neticesinde niyâbet-i hazret (hâkimlik) ve ardından vezirlik mevkiine yükselmiş ve ölene kadar bu görevde kalmıştır. Şemseddin Muhammed İsfahânî'nin saltanat nâibi olarak görev yaptığı süre zarfında, Kösedağ savaşı öncesi ve sonrası Selçuklu Devleti adına yürüttüğü diplomatik faaliyetler, hem kendisi hem de Türkiye Selçuklu Devleti açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Kösedağ bozgunundan sonra Türkiye Selçuklu Devleti Moğol tahakkümü altına girerken Batı Moğollarının lideri Batu Han'dan aldığı yarlığ ile şahsi otoritesini kuran Şemseddin Muhammed İsfahânî, artık yönetimde söz sahibi olmaya başlamıştır. Rakiplerini birer birer bertaraf eden Şemseddin İsfahânî, II. İzzeddin Keykâvus devrinde devletin mutlak hâkimi haline geldi. Bununla da yetinmeyen Şemseddin İsfahânî, Sultan II. Keykâvus'un annesi Berduliye Hatun'u nikâhına aldı. Bir sultan edasıyla devleti yöneten Şemseddin İsfahânî, iki yıllık dikta yönetiminin ardından yine Moğolların emri üzerine azledilip öldürülen ilk Selçuklu devlet adamı oldu (1249).

Ebu's-Sena Şemseddin el-İsfahaniKösedağ SavaşıOsmanlı Devleti+4
Erol Topçu
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Selçuklular döneminde astronomi

İlk uygarlıklar dini, ekonomik ve siyasi aktivitelerini düzenlemek için astronomi bilimine önem vermişlerdir. Astronomi bilimi doğu uygarlıklarında kozmoloji anlayışından dolayı gelişmiştir. Özellikle Aristoteles ve Batlamyus'un yer merkezli evren anlayışı yaygın bir düşünce olarak benimsenmiştir. İslâmi Dönemde Aristoteles ve Batlamyus'un savunduğu evren anlayışı kabul edilmiştir. Ancak bu anlayışta bulunan eksiklikler tamamlanmaya ve yanlışlar düzeltilmeye çalışılmıştır. Selçuklular Dönemi'nde ise ilk uygarlıkların ve İslâm Dünyası'nın benimsediği astronomi anlayışında çok fazla bir değişiklik yapılmamıştır. Aristoteles ve Batlamyus'un evren ve astronomi anlayışı devam ettirilmiştir. Ancak bu dönemde Batlamyus'un eserleri eleştirilmiş ve söz konusu olan yanlışlıklar düzeltilmeye çalışılmıştır. Büyük Selçuklular Arap-İslâm dünyasının, Türkiye Selçukluları ise Moğolların astronomi anlayışının etkisi altında kalmışlardır. Selçuklular Dönemi'nde açılan çeşitli rasathânelerde astronomi gözlemleri ve takvim çalışmaları yapılmıştır.

Anadolu SelçuklularıAstronomiSelçuklular+1
Seyfettin Kaya
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi süreç içerisinde Anadolu Selçuklu Devleti'nde kölelik kurumu

Köle, hukukî, iktisadî ve sosyal ihtiyaçlarından mahrum bırakılıp özgürlüğüne zincir vurulan ve hür insanlara nazaran çok aşağı statüde kabul edilen kimseye denmektedir. İslam Hukuku'na göre bu statüde bulunan erkeğe "köle", kadına ise "cariye" denir. Kölelik, insanlık tarihi kadar eski bir kurum olup Sümer, Akad, Eski Mısır, Hitit, Fenike, Babil, Hint gibi hemen hemen bütün uygarlıklarda görülmüştür. Yapılan savaşlar sonucu kişinin esir düşmesi, kumar veya başka sebeplerden dolayı borçlanması, zorla kaçırılması, satılması ve köle olarak doğması gibi birçok durum köleliğin kaynağı olarak gösterilebilir. Anadolu Selçuklu Devleti'nde kölelerin genel olarak ordu ve sarayda kullanıldığını görebilmekteyiz. Belirli bir eğitim sisteminden geçerek köle-asker özelliği kazanan gulâmlar, devletin birçok üst kademesinde de zaman zaman görev almışlardır. Kölelik her ne kada kaldırılmaya çalışılmışsa da günümüze kadar farklı şekillere bürünüp varlığını sürdürmüştür. Anadolu Selçuklu Devleti'ndeki kölelik kurumu da kendisinden önce kurulan İslam devletlerinin bir devamı niteliğindedir. Böylece mevcut İslam ülkelerinde uygulanan kölelik müessesesi Anadolu Selçuklu Devleti'nde de ufak değişikliklere uğrayarak devam etmiştir. Anahtar Kelimeler: Selçuklu, köle, Ġslam, cariye, saray

Anadolu SelçuklularıCariyelerKölelik+3
Cemal Karakulak
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Claude Cahen ve eserleri üzerine bir inceleme (1909-1991)

Bu çalışma Ortaçağ İslam Tarihi ve Selçuklu tarihi üzerine çok kapsamlı araştırmalar yapan Claude Cahen'in, eserlerinin ve makalelerinin tanıtımıdır. Özellikle ülkemizde İslam Tarihi, Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları üzerine yaptığı çalışmalarıyla tanınan Claude Cahen'in eserleri teferruatlı bir şekilde incelenmelidir. Bizde bu çalışmamızda Claude Cahen'in ve eserlerinin tanıtımının gerekliliğine inanarak bu çalışmanın yapılmasını gerekli gördük. Bizans İmparatorluğu ve Haçlı Seferleri konusunda da çalışmaları olan Cahen, Avrupalı tarihçilerin doğuya bakışının aksine daha objektif ve nesnel değerlendirmeleriyle de hak ettiği değeri pekiştirmiş ve Hıristiyan bağnazlığının görmek istediği Türk ve Müslüman algısını değiştirme yönünde çok önemli bir adım atmıştır. Bu yönüylede çağımızın en önemli "Orta Doğunun Ortaçağ Tarihçisi " olmasının yanında batı dünyasının zihninde tortulaşan Türk ve Müslüman algısının çok ötesinde evrensel bir görüş alanının zeminini oluşturarak hem batıda hem de doğuda "Büyük Şarkiyatçı" unvanını hak ettiğini düşünerek tez çalışmamızın konusu olarak seçtik. 1937-1939 yılları arasında Türkiye'de de çalışmalarda bulunan Cahen'in, eserlerinin ve makalelerinin tanıtılması gerektiğine inanarak bu çalışmayı yaptık. Aynı zamanda ileride eserlerinden yararlanılarak yazılacağını düşündüğümüz tez konularının dayanak noktalarının oluşmasını istedik. Anahtar Kelimeler: Claude Cahen, Selçuklu İmparatorluğu, Türk-İslam Tarihi

Cahen, ClaudeMakaleOrta Çağ+6
Faruk Yıldız
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00

Related subjects