Balkanlar
170 theses under this subject heading
Rumeli Vilâyât-ı Selasesinde Jandarma Teşkilatı adlı eserin transkripsiyonu ve tahlili
XVIII. Yüzyılın ortalarından itibaren başlayan Sanayi devrimi ile birlikte ortaya çıkan bilim, sanayi ve askeri alandaki yenilikler tüm dünyada olduğu gibi Osmanlıda da bazı değişiklikleri zorunlu kılmıştır. Bu yüzyılda Osmanlının girdiği savaşlarda peş peşe aldığı yenilgiler özellikle askeri alanda gelinen durumun sorgulanmasına neden olmuştur. Bu sorgulamalar beraberinde belirli askeri düzenlemelerin yapılmasına neden olsa da bir boyutu ile artık batılı devletlerin üstünlüğünün kabul edilmesi sonucu yabancı uzmanlardan yararlanma yoluna gitmekten de geri durulmamıştır. Yabancı uzmanlardan askeri anlamda yararlanmanın iç politikaya müdahale ile sonuçlanmasından da çekinen Osmanlı bu anlamda bir denge kurma yoluna da gitmiştir. Böylesi bir ortamda Osmanlının bu durumunu ifade eden önemli örneklerden birisi Makedonya sorunu olmuştur. 1878'de önce Rusya ile yapılan Ayastefanos antlaşması ve sonrasında Batılı devletlerle imzalanan Berlin antlaşması sonrası Makedonya topraklarında ıslahat talep eden bu devletler, bir nevi vekâlet savaşlarına yönelerek Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan'ı el altından destekleyerek Makedonya sorununun büyümesine neden olmuşlardır. Bu gelişmeler karşısında Osmanlı devleti Mürzsteg Reform Planı ile bölgede jandarma teşkilatını güçlendirerek hâkimiyetini belirli tavizler vererek sürdürmeye çalışmıştır. Mürzsteg Reform Planını her ne kadar İtalyan General De Giorgis denetimindeki komisyon başlatsa da Giorgis 'in ölümü üzerine reform planının başına Robilan paşa getirilmiş ve bu plan doğrultusunda yapılan faaliyetleri Robilan Paşa kaleme aldırmıştır. Çalışmanın ana kaynağı olan bu rapor Robilan paşanın Tensikat-ı umumiye kaymakamı Lamoş Bey tarafından kaleme alınan rapordur. Bu rapor Makedonya Vilayetlerinde Osmanlı jandarmasına yapılan düzenlemelerin ayrıntılı bir tarihini ve analizini konu edinmektedir. Eser Osmanlı jandarması ile ilgili kaleme alınan nadir çalışmalardan biridir. Çünkü Makedonya Vilayetlerinde jandarma teşkilatlarında yapılan düzenlemede sağlanan başarılar daha sonra diğer vilayetlerde yapılacak çalışmalara ciddi bir temel teşkil etmiştir. Eser bu anlamda modern Osmanlı jandarmasının anlaşılması açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Sonuç itibari ile 1903 Mürzsteg Planı doğrultusunda Makedonya vilayetlerinde başlayan bu tenkisat ve Robilan Paşa'nın bu eser ile ilgili son derece titiz ve kıyaslamalı çalışmaları günümüze kadar hala varlığını sürdüren ve kara kuvvetleri ordusundan sonra en büyük ikinci askeri güç haline gelen Jandarma teşkilatının temelini oluşturmuş olması bakımından çok önemli bir yere sahiptir.
Balkan Türkleri çağdaş şiirinde milli temalar üzerine bir araştırma
Araştırma; Batı Trakya (Yunanistan), Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Romanya ve Gagavuz topraklarında asırlar boyunca millî varoluş mücadelesini sürdürmeye devam eden Balkan Türklerinin tarihî ve sosyal geçmişini çağdaş Türk şiirinde millî temalar çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın birinci bölümünü Balkan Türklerinin tarihî geçmişi oluşturmaktadır. Bu bölümde şiirlerin tarihî ve sosyal olaylarla bağlantısını kurabilmemiz amacıyla tarihî bilgi verilmektedir. İkinci bölümü tezimizin ana konusunu oluşturan millî temalar oluşturmaktadır. Bahsettiğimiz millî temalar başlığı altında memleket, dil, milliyetçilik (Türkçülük), göç, savaş ve direniş, din ve Atatürk ile ilgili kaleme alınan şiirler incelenmektedir. Bu nedenle bu konuda yazılan şiirler derlenmiştir. Balkan Türk şairlerinin şiir kitapları, Batı Trakya'nın Sesi, Romanya Demokratik Türk Birliği'nin yayın organı Hak Ses, Türkçem, Sabaa Yıldızı ve Sesler dergilerinin arşivlerinden ve diğer konuyla ilgili antolojilerden derlediğimiz şiirler çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmanın üçüncü bölümünde millî temalar başlığı altında sınıflandırdığımız şiirlerin dil ve üslup yönünden incelemesini yaptık. Bu bölümde başvuru kitabı olarak Doğan Aksan'ın "Şiir Dili" ve "Türk Şiir Dili" kitabı ile İsmail Çetişli'nin "Metin Tahlillerine Giriş 1" kitabından yararlandık. Şiirlerin dil ve üslup incelemesini "Söz Sanatları ve Anlam, Günlük Konuşma Dilinin Kullanımı ve Şiir Yapısı şeklinde üç başlık altında inceledik. Ve araştırmanın ek kısmında incelediğimiz şiirlerden ulaşılması zor olan dergilerdeki şiirleri ekledik. Araştırma boyunca ulaşılan bulgular Balkanların asırlar boyunca geçirdiği tarihî sürecin edebiyatın bir kolu olan şiirden ayrılmadığını göstermektedir. Gerek Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü yıllar gerekse Osmanlı'dan sonraki yıllarda meydana gelen olaylar şiirde yansımasını bulmaktadır. Balkan Türklerine uygulanan asimile politikaları, işkenceler, savaş katliamlarının reel boyutu şiirde var olmakta olmaya da devam etmektedir.
II. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Balkan ülkelerini işgalinin Türk basınına yansımaları
Almanya, Nazilerin iktidara gelmesiyle Versailles Anlaşmasının düzeninden kurtulmayı amaçlamıştır. Avrupa'da yeni düzen ve Balkanlarda hâkimiyeti sağlamak için çalışmalarını başlatmıştır. " Hayat Sahası" politikası doğrultusunda ilerleme kararı almıştır. Almanya ve Türkiye bu dönemde ilişkilerini iyi bir şekilde sürdürmektedir. Bu dönemde devletlerarasında ittifaklar ve bloklar kurulmuştur. İyi ilişkilere rağmen Türkiye hiçbir blokta yer almamış ve tarafsız kalmayı seçmiştir. Almanya'nın Polonya'ya saldırması ile İkinci Dünya Savaşı başlamıştır. Türkiye, Almanya'nın Avrupa ve Balkanlara olan tutumundan endişelenmiştir. Etkili bir iletişim yolu olan basın, savaşın ayrıntıları, ilerleyişi ve izlenilen politikalar hakkında bilgi veren en önemli araç olmuştur. Balkanlara ilerleyen Almanya'nın politikaları ve ilerleyişi Türk Basınında sıkça yer almıştır. Türkiye savaşta tarafsız bir tutum izlemeyi amaçlamıştır. Bu tutum basına bazı kısıtlamalar getirmiştir. Gazeteler, hükümetin tarafsızlık politikasına uymak zorunda olsa da Almanya'nın Balkanlara girmesi sert bir şekilde eleştirilmiştir. Bazı karşıtlıklar olmuşsa da gazete yazarları genel olarak ortak bir noktada birleşmişlerdir. Gazete yazarları, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan işgallerini yazılarında ele alırken savaş öncesi ilişkiler, savaş içerisinde gelişen olaylar ve bu devletlerin tutumlarını göz önünde bulundurmuşlardır. Yazılarında da bu konular üzerinden değerlendirmelerini yapmışlardır. Gazete yazarlarının değerlendirmelerini yaparken özellikle işgal edilen devletlerin istiklallerini korumak için ne kadar çaba sarf ettiklerini ön plana koymuşlardır. Almanya – İtalya – Japonya dışındaki devletlerin Mihvere dahil olması Almanya'nın işgal aşamalarından birisi olmuştur. Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya'nın Mihvere dahil olması Alman işgaline uğramalarına engel olamamıştır. Devletlerin hem Mihvere katılması hem de Alman işgaline uğraması Türk Basınında eleştiri ile karşılanmıştır. Kısacası Türk Basını, milli birliği bozan ve istiklalini korumayan devletleri eleştirmiş, istiklali uğruna çaba gösterildiğinde de övgülerle bahsetmiştir.
Makedonya, Tarihçe-i Devr-i İnkılab'a (1908) göre Balkan Milliyetçiliği ve Osmanlı siyasi hayatı
Çalışmada ilk olarak, İslami Araştırmalar Enstitüsü'nden elde ettiğimiz eserin transkripsiyonunu yaparak başladık. Bu sürece ek olarak Atatürk Kitaplığı ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nden Mehmed Selahaddin, İbrahim Temo, Tahsin Uzer, Salih Münir Paşa gibi yazarların, birinci el kaynak olarak nitelendirilen eserlerini elde ettik. Böylelikle, Osmanlı Devleti'nin zor zamanlarını görmüş ve eserlerinde de bu dönem hakkında tecrübe ve fikirlerini aktaran yazarların da düşüncelerini de öğrenmiş olduk. Araştırmamızın birinci kısmına geldiğimizde; Osmanlı Devleti'nin XIX. ve XX. Yüzyıllardaki siyasi, iktisadi ve toplumsal durumuna değinmekteyiz. Bu bölüm XIX. Yüzyıl yönetici kesiminin, XV. Yüzyıldaki gibi ideal devlet düzeninde olmadığının bilincinde oldukları bir dönemdir. Osmanlı ricalinin bu bilinçle birlikte, Devlet-i Ebed-i Müdded düşüncesiyle, XIX. Yüzyıl süresince birçok değişimden geçtiğini de belirtmek zorundayız. Bu değişimleri özellikle daha iyi kavrayabilmek ve yorumlayabilmek adına Tarık Zafer Tunaya, M. Şükrü Hanioğlu, Gül Tokay, Fikret Adanır, Barbara Jelavich, Eric Zan Jurcher, gibi araştırmacıların çalışmalarından da faydalandık. İkinci bölümde ise Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, devletin yürüttüğü politikalarda oldukça etkin rolde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin doğuşu ve kökensel bağlantıları hakkında bilgiler sunduk. Bu bağlamda cemiyetin oluşum sürecine; başta İngiltere'nin, Osmanlı içişlerine müdahale etmesi ile Balkanlarda yaşanan bağımsızlık süreçleri de etkili olmuştur. Bu çerçevede ikinci bölüm ağırlıklı olarak; Osmanlı yönetimine karşı bir muhalif çizgi olarak kurulan cemiyetin daha sonraları Osmanlı Devleti'nin siyasi hayatına ne tür etkileri olduğuna da değindik. Bu bölümde de İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni araştırmalarında yoğun bir şekilde bahseden Sina Akşin, Feroz Ahmad, Mehmet Hacısalihoğlu gibi araştırmacıların da eserlerini inceledik. Üçüncü bölümümüz ise Balkanlarda yaşanılan süreci birincil ağızdan anlatan Selanikli Şemseddin'in bizatihi yazdığı eserinde, Balkanlardaki Osmanlı Devleti politikaları ve dış devletlerin Balkanlardaki planlarının değerlendirilmesini yaptık.
Balkan Savaşları'nın Balkanlar'dan Anadolu'ya Türk göçü üzerine etkisi
Yarımadadaki ilk Türk varlığı, Hunların 4. yüzyılda bölgeye gelmesiyle başlamış ve daha sonraki yüzyıllarda Avarlar, Bulgarlar, Vardar Türkleri, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar-Kıpçaklar gibi Türk kavimleri bölgeye göç etmiştir. Balkanlar'a kuzeyden gelen bu Türk kavimlerinden sonra 13. yüzyılda Anadolu'dan Selçuklu Türkleri ve onları takiben de 14. yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkleri gelmeye başlamıştır. 1361'de Edirne'nin fethinden sonra Balkan topraklarına doğru genişleyen Osmanlı Devleti, Balkanlar'da kurulmuş ve bir Balkan İmparatorluğu olarak doğup gelişmiştir. Anadolu gibi Balkanlar da Türklere vatan olmuştur. 19. yüzyılda Balkan Müslümanlarının yeni milliyetçilik akımı ile katliama uğramaları 1821 Yunan ayaklanmasıyla başlamış ve Yunan ulus devletinin kurulması diğer Balkan milletleri için örnek teşkil etmiştir. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu yüzyıl boyunca Balkanlar'da isyanlarla mücadele etmiştir. Balkan Savaşı'na hazırlıksız yakalanan Osmanlı İmparatorluğu, Balkan devletleri karşısında beklenmedik bir yenilgiye uğramıştır. Doğu Sorunu'nun bir hedefi ve bu siyasi düşüncenin bir sonucu olan Balkan Savaşı'nda, Rumeli'nin tamamına yakın kısmı çok kısa bir süre içerisinde elden çıkmıştır. 17. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da toprak kaybetmesiyle başlayan göçler, Avrupa'daki topraklardan geri çekilmenin devam etmesi ile hızlanmıştır. Balkanlar'da yeni ulus devletler yaratılırken bir engel olarak görülen Müslümanlar ya katliama uğramış ya da göç etmeye zorlanmışlardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ve sonrasında yaşanan göç ve katliamların benzerleri Balkan Savaşı sürecinde de yaşanmıştır. Balkan Savaşları sonunda Türkler, Anadolu ile birlikte vatan olan ve bazı bölgelerinde çoğunluğu oluşturdukları Balkanlar'da azınlık durumuna düşmüşlerdir. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, İsyanlar, İskân, Balkan Savaşları, Mezalimler, Göçler.
Balkanlardan Anadolu'ya yönelik göçlerin mekânsal etkileri (Bursa'daki Bulgaristan göçmenleri örneği)
Göç hareketleri, mekân üzerinde çeşitli etkilere neden oldukları için coğrafya biliminin de çalışma alanına girmektedir. Bu biliminin temel ilke ve prensiplerine bağlı kalınarak hazırlanan bu çalışmanın amacı, Bursa-Osmangazi sınırları içerisinde Bulgaristan kaynaklı göçlerin mekânsal etkilerini ortaya koymaktır. Yüzyıllardan beri yaşadıkları topraklardan, politik nedenlerden dolayı göç etmek zorunda kalan Bulgaristan Türklerinin anavatan olarak gördükleri Türkiye'de iskân edildikleri illerin başında Bursa gelmiştir. Böylece burada çeşitli mekânsal etkilere neden olmuşlardır. Bu tez çalışması, hem nitel hem de nicel veriler kullanılarak hazırlandığı için karma desenli bir çalışmadır. Ayrıca nitel araştırma yönteminin etnografik deseni ve saha çalışmalarında ise yapılandırılmış mülakat yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışma da Bursa ili Osmangazi ilçesinde Bulgaristan kaynaklı göçlerin nüfus, yerleşme örüntüsü, ekonomi, sosyal ve kültürel etkilerinin araştırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda konuyla ilgili literatür incelenmiş, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ortamında bulunan veriler taranmış, farklı zamanlarda saha çalışmaları yapılarak belirlenen katılımcılar ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin ise içerik analizleri yapılmış, tablo, grafik ve haritalarla görselleştirilmişlerdir. Zorunlu olarak meydana gelmiş kitlesel bir göç niteliğinde olan Bulgaristan kaynaklı göçler, Osmangazi İlçesindeki nüfusun miktarında ve yapısında değişikliklere neden olmuştur. Bunların yanı sıra göç hareketleri sonucunda yeni yerleşmeler kurulmuştur. Göçlerin yerleşme üzerine bir diğer etkisi de Bulgaristan kökenli isimlerin yer adı olarak kullanıldığı görülmüştür. Ekonomik anlamda ise başta tarım ve sanayi olmak üzere birçok sektörün gelişmesinde, atıl durumdaki arazilerin kullanılmaya başlanması ve vasıflı iş gücü kazanımı gibi etkilere neden olmuştur. Sosyal ve kültürel açıdan bakıldığı zaman ise çalışma sahası içerisinde Bulgaristan göçmenleri tarafından kurulan yöresel dernek olmadığı belirlenmiş, kültürel açıdan ise Bursa ile uyumlu oldukları tespit edilmiştir.
Avrupa Birliği için Balkanların stratejik önemi
Avrupa Birliğini oluşturma fikri 14. Yüzyıl da ortaya atıldı. Bu oluşumun öncüleri filozoflar, hukukçular ve siyasetçilerdir. Avrupa'da bir birliğin oluşturulması zaman aldığı gibi devletlerin bir araya gelmesi pek de kolay olmamıştır. Avrupa Birliği, eski adıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunun (AKÇT) kurucu altı üyesi vardır. AB'nin gelişmesini ve büyümesinde sağlayan çeşitli anlaşmalar vardır. Bu topluluğun mevcut üye sayısı Hırvatistan'ın da katılımıyla 27'ye çıkarıldı. AB'ye üye olmak isteyen ülkeler uyum normları olan Maastricht ve Kopenhag Kriterleri yerine getirmek zorundadır. Küreselleşen dünyada AB'nin bölgede ekonomik ve ticari faaliyetlerin yanı sıra siyasi, sosyal, askeri ve jeopolitik alanlarda da gücünü etkin bir şekilde hissettirebilmesi için mutlak bir hâkimiyet sağlanması gerekmektedir. Balkanlar Avrupa ile ilintili bir alandır. Asya, Ortadoğu ve Avrupa arasında stratejik ve jeopolitik konumuyla önemli yer tutmaktadır. Özel ve stratejik konumu istila edilmesinde en büyük faktördür. Tarih boyunca birçok medeniyet, imparatorluk ve devlet bu alana hâkim olmak için birbiriyle savaşmıştır. Günümüzde bile küresel güçler Balkanlarda hâkimiyet kurmaya çalışmaktadır. Balkanlarda meydanda gelen savaşlar, iç çatışmalar, siyasi istikrarsızlıklar, sınır sorunları ve suç teşkil eden olaylar bölgenin imajını etkileyen önemli faktörlerdir. Yugoslavya'nın dağılmasından sonra AB bu bölgedeki etkinliğini artırmak için bölge geneline daha çok yoğunlaşır. Bölgedeki ülkelerin AB'ye katılımını desteklemek ve gerekli süreçlerin başlatılmasını sağlamak için çalışmalar gerçekleştirilmiştir. AB'nin Balkan ülkelerine sağladığı AB'ye katılım sürecinin temel amacı Avrupa'da bütünsel bir güç oluşturma arzusuydu. Öncelikle Batı Balkanlarla başlayan AB üyelik süreci Rusya faktörü sebebiyle Ukrayna, Moldovya ve Gürcistan ülkelerinin sınırlarını kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Balkan devletlerinin AB üyeliği için gerekli entegrasyon ve şartları sağlayarak yerine getirmesi için adımlarını emin atması gerekir. Anahtar Kelime: AB'nin Genişlemesi Politikası, AB'nin Balkan Stratejisi, AB Balkan Entegrasyonu,
Tanzimat reformları sürecinde Vidin eyaleti (1839-1864)
19. yüzyıl dünya genelinde değişim ve dönüşüm çağı olarak hafızalarda yer edinmiş, bu süreçte yaşanan gelişmeler her devleti ve toplumu kendi iç dinamikleri açısından ayrı ayrı etkilemiştir. Bu yüzyıl, Osmanlı Devleti için de köklü değişikliklerin yaşandığı devletin ve toplumun yeniden şekillendiği bir asır olmuş, özellikle Tanzimat Dönemi, modernleşme açısından bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesinden sonra idari, sosyal, askeri, ekonomik, kültürel vb. pek çok alanda modernleşme süreci içerisine girilmiştir. Tanzimat'la birlikte hayata geçirilen reformlar, Tanzimat'a dâhil edilen eyaletlerde uygulanmıştır. Vidin eyaleti de Tanzimat reformlarının uygulandığı bölgelerden biri olmuştur. Bu tez çalışmasında 1839-1864 yılları arasında şehirde yaşanan gelişmeler üzerine yoğunlaşılmış ve şehri etkileyen çeşitli iç ve dış dinamikler üzerinde durulmuştur. Vidin'in idari, sosyal, demografik ve fiziki yapısı Tanzimat reformları çerçevesinde ele alınarak bu süreçte devleti ve toplumu etkileyen unsurlar Vidin eyaleti örneğinde ortaya konulmuştur.
1802-1820 yıllarına ait "Arnavutluk Ahvaline Dair Tahrirat" adlı el yazması eserin transkripsiyonu
Bu çalışma halen Arnavutluk Milli Kütüphanesi'nde orijinali bulunan "1802-1820 Yıllarına ait "Arnavutluk Ahvaline Dair Tahrirat" adlı el yazması eserin transkripsiyonunu ihtiva etmektedir. Eserin muhtevasını, Arnavutluk'un o dönemdeki siyasi ve ekonomik durumunu ortaya koyan ve özellikle zamanının en güçlü ayanlarından olan Tepedelenli Ali Paşa ile ilgili raporlar oluşturmaktadır. Tepedelenli Ali Paşa; XIX. yy. başlarında Osmanlı Devleti'nin zayıflaması ile beraber, merkezi yönetim tarafından kendisine emanet edilen yönetme erkini kötüye kullanarak, ölçüsüz bir şekilde zenginleşmiş, bu ölçüsüz zenginlik ve iktidar sarhoşluğu ile imparatorluğa başkaldırmıştır. Bu çalışma ile -tarihin derinliklerinde çok tartışmalı konuları ile kaybolmaya yüz tutan- 1802-1820 yılları arasındaki Arnavutluk'ta yaşanan olayların gün yüzüne çıkmasının kapısı aralanmıştır. Çalışma, tarihte Osmanlı-Arnavutluk, Arnavutluk Türkiye ilişkilerindeki olumlu-olumsuz tüm gelişmeleri objektif bir yaklaşım ile değerlendirilebilmesi için anahtar olabilecek raporları ihtiva ettiğinden, faydalı olacağı değerlendirilerek araştırmacıların dikkatine sunulmuştur.
Arnavut milliyetçiliği ve Derviş Hima (İbrahim Naci)
18. yüzyıl sonlarında Fransız İhtilâli ile birlikte ortaya çıkan milliyetçilik akımı, Napolyon'un gerçekleştirdiği seferler sonucu tüm Avrupa'yı kısa bir süre içerisinde etkisi altına almıştır. Aynı süreçte Balkan coğrafyasında yaşayan halklar, idari mekanizmada meydana gelen bozulmalar sebebiyle yerel yönetimlere karşı isyan hareketlerine başlamışlar ve bu durum 19. yüzyılın başlarında Hıristiyan Balkan halkları tarafından ulusal bağımsızlık hareketine dönüşmüştür. Ulus-devlet kurma mücadelesine girişen Balkan halklarından Yunanlar, Sırplar, Rumenler, Karadağlılar ve Bulgarlar sırasıyla bağımsızlıklarını elde ederken, heterojen bir yapıya sahip Arnavutlar arasında ise ulusal bağımsızlık fikri daha geç bir tarihte ortaya çıkmıştır. Yüzyıllar boyu imparatorluğun hem devlet idaresinde hem de askeri kanadında önemli görevler üstlenen çoğunluğu Müslüman Arnavut halkı, 19. yüzyılın son çeyreğinde ulusal harekete katılmış ve 1912 yılında bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı Devleti'nden ayrılan son Balkan milleti olmuştur. Arnavutlar arasında bağımsızlık fikrinin oluşmasında bilhassa aydın kesim ve yurtdışında yaşayan Arnavutlar etkili olmuş, gerek yaptıkları yayın çalışmaları gerekse yürüttükleri propaganda faaliyetleriyle halk arasında örgütlenmeyi sağlamışlardır. Bu süreçte yürüttüğü faaliyetler ve çetelerin kurulmasında üstlendiği kilit rolle, Arnavut ulusal hareketinin gelişmesini sağlayan en önemli isimlerden biri şüphesiz ki İbrahim Temo'nun yakın dostu Derviş Hima (İbrahim Naci) olmuştur. Kalemi kuvvetli olan Derviş Hima, hareketin seyrine ilk etapta yayınladığı yazı, bildiri, gazete, dergi ve broşür gibi yayın faaliyetleri ile destek vermiş, sonraki süreçte ise silahlı çetelerin kurulmasında aktif bir görev üstlenmiştir. Bu çalışmada Arnavut milli hareketinin gelişimi ve Arnavut milliyetçisi Derviş Hima'nın ulusal hareketin gelişim sürecine katkısı arşiv kaynakları, süreli yayınlar, ilgili telif çalışmaları ve biyografi eserleri temel alınarak incelenmiştir. Çalışma neticesinde, Arnavut ulusal hareketinin ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi tüm detaylarıyla ortaya konulurken, Derviş Hima'nın sürece katkısı yayınladığı eserler ve yürüttüğü çalışmalar vasıtasıyla arşiv kaynaklarına dayandırılarak değerlendirilmiştir. Radikal bir Arnavut milliyetçisi olan Hima'nın düşünce yapısının tam manasıyla anlaşılması için kaleme aldığı bazı bildiri ve yazılar tam metin olarak sunulmuştur.
Bağımsızlık öncesi ve sonrası Balkan ekonomilerinin karşılaştırılması, 1800-1914
Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemine girdiği 18. yüzyılın başlarından itibaren en büyük çabası, Avrupa'da etkinliğini sürdürmek amacıyla Balkan topraklarındaki hâkimiyetini yeniden tesis etmek olmuştur. Ancak bu dönemde Rusya'nın sıcak denizlere inme politikası nedeniyle sürekli Osmanlı ile karşı karşıya gelmesinin, hâkimiyetin sağlanmasındaki en büyük engel olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durum özellikle 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nın imzalanmasının ardından neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu dönem süresince, Balkan halklarının bir taraftan Avrupa'da hızlı bir şekilde yayılan milliyetçilik akımlarından etkileniyorken, diğer taraftan Rusya'nın desteğiyle isyanlarını hızlandırdığı dikkati çekmektedir. En nihayetinde 19. yüzyıl, Osmanlı için Balkan topraklarındaki halkların kontrolünü sağlamaya yönelik bir takım yenilik hareketlerinin gerçekleştirildiği dönem olarak kabul edilebilir.Bu doğrultuda mevcut çalışmada Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıl boyunca büyük oranda Balkan halkları için gerçekleştirdiği Tanzimat, Islahat ve I. Meşrutiyet gibi yenilik hareketlerinin iktisadi etkileri üzerinde durulmakta ve dönemin siyasi olaylarından uzaklaşarak, bağımsızlıklarının son dönemlerinde Balkan eyaletlerinde yaşanan refah artışlarının dinamikleri ortaya konulmaktadır. Ayrıca 1878 yılında elde edilen bağımsızlık döneminden Birinci Dünya Savaşı'na kadar geçen sürede, bağımsız Balkan ülkelerinin iktisadi performansları karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Temel olarak bağımsızlık öncesinde yaşanan refah artışının, bağımsızlık sonrasında Sırbistan ve Bulgaristan için ortadan kalktığı, Romanya için ise görece iktisadi gelişmeyi destekleyen yatırımlar sayesinde devam ettiği görülmektedir.
Değişim ve süreklilik bakımından Balkan İslamı: Aliya İzzetbegoviç üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın konusu yirminci yüzyıl Bosna-Hersek tarihinde entelektüel ve politik bir figür olarak yer alan Aliya İzzetbegoviç'in İslam ve Müslümanlara bakışını değişim ve süreklilik bağlamında tespit etmektir. Bu çerçevede onun İslamî düzen ve çağdaş Müslüman kimliğin oluşum sürecine nasıl bir katkıda bulunduğunu eserlerinden hareketle ortaya koymak istiyoruz. Nitel bir desen kullanılan bu araştırmada veriler, İzzetbegoviç'in yayınlanmış eserleri ile ulaşabildiğimiz kadarıyla onun hakkında yazılmış lisans üstü tezler, kitaplar, makaleler ve sempozyum bildirilerinden toplanmıştır. Verilerin çözümlenip yorumlanmasında anlayıcı geleneğe bağlı olarak hermenötik çözümlemeden faydalanılmıştır. Bu süreçte "Sosyal Kimlik Kuramı" ve "Gerçekçi Çatışma Kuramı"ndan ziyadesiyle destek alınmıştır. Çalışma "Giriş" hariç "Kuramsal ve Tarihsel Çerçeve", "İzzetbegoviç'in Hayatı ve Eserleri" ve "İzzetbegoviç'te Birey, Toplum ve Din" temel başlıklarından oluşmaktadır. Bosna-Herkes'in tarihsel serüveninin incelenmesi özellikle oradaki etnik ve dini mücadeler İzzetbegoviç'i anlama açısından işlevseldir. Bu çalışmada İzzetbegoviç'in düşünce dünyasını oluşturan ve biçimlendiren faktörler, onun hem İslam toplumu ve İslamî düzen kavramlarını hem de Müslüman bilinci yeniden inşa etme çabalarını açıklayıcı mahiyettedir. İzzetbegoviç tevhit temelli İslamî bir bilinç üzerinden dünya-ahiret, bilim-din, fizik- metafizik, uygarlık-kültür, nefs-ruh, şekil-öz vahdetini ısrarla önemsemektedir. Müslüman toplumun dinî-sosyal kimliklerini koruyarak yaşayabilmesi için İslam'ın özü (süreklilik) ile modern dünyanın bu öze aykırı olmayan taleplerini kaynaştırarak (değişim) üçüncü yolun açılması gerektiği kanaatindedir. Anahtar Sözcükler: Aliya İzzetbegoviç, İslam, Balkan İslamı, Din, Dindarlık, Medeniyet.
3 numaralı Bosna Ahkâm Defteri transkripsiyon ve değerlendirme (S.1-100)
Osmanlı Devleti, dinamizminde kendisine intikâl eden devlet geleneği ve yönetim anlayışını birleştirmiştir. Bu anlayışta devletin devamı için adâlet her şeyin temeli kabul edilmiştir. Adâletin sağlanması için reâyâya en yakınındaki adli mercilere başvurma hakkı tanındığı gibi Dîvân-ı Hümâyûn'a da başvurma hakkı tanınmıştır. Adâletin sağlanması noktasında kayıt altına alınan şikâyetler, şikâyet defterlerinden önce mühimme defterlerine kaydedilmiştir. Mühimme defterlerinde şikâyetler yanında siyasi, askerî, ekonomik kayıtlar birlikte kayıt altına alınmıştır. Zamanla devletin sınırlarının genişlemesi ile şikâyetler artmış ve bürokrasinin uzmanlaşması ile farklı defter serileri ortaya çıkmıştır. Bu defter serilerinden olan şikâyet defterleri, 1649 yılında tutulmaya başlanmıştır. 18. yüzyılda ise şikâyetler eyâlet temelli oluşturulan ahkâm defterlerine kaydedilmeye başlanmıştır. Ahkâm defterleri oluşturulmasına rağmen şikâyet defterleri de tutulmaya devam etmiştir. Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, 3 Numaralı Bosna Ahkâm Defteri'nin ilk 100 sayfası transkript edilmiştir. Çalışmada transkript edilen hüküm sayısı 269, yıl aralığı ise 1765-1767'dir. Defterin tamamı Hicri 29 Şaban 1178-29 Cemaziye'l-ahir 1192, Miladi 1765-1778 yıllarını kapsar. Bu defterde, Bosna Eyâleti'nden Dîvân-ı Hümâyûn'a intikal eden şikâyetler incelenmiş, konularına göre tasnif edilerek tahlil edilmiştir. Defter, şikâyetlerin yanında siyasi, ekonomik ve idari konularla ilgili bilgiler de sunmaktadır. Amacımız bu çalışma ile Osmanlı Devleti'nin Bosna özelinde üç yıllık bir kesitine ışık tutmaktır. Anahtar Kelimeler: Ahkâm Defterleri, Balkanlar, Bosna, Dîvân-ı Hümâyûn, Osmanlı Devleti.
Bosna-Hersek'in (1908) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından ilhakının Osmanlı basınındaki yansıması
Balkanlar bölgesinde önemli bir yeri olan Bosna-Hersek, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun hedefi haline gelmiş, 1875 Bosna-Hersek İsyanı ile birlikte Avrupa siyasetine Doğu Sorunu adıyla yansımıştır. 19. yüzyılın siyasi bloklaşması arasında kendine bir yer bulamayıp, siyasi dengelerin değişmesine ayak uyduramayan Osmanlı Devleti, 1878 Berlin Antlaşması ile birlikte Balkanlardaki birçok toprağını kaybetmiş ve halkının çoğunluğu Müslüman olan Bosna-Hersek'i, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun işgaline bırakmak zorunda kalmıştır. İşgale ve bahsi geçen imparatorluğun yeni bir kimlik oluşturma çabalarına tepki duyan ve yeni yönetimden memnuniyetsizliğini ifade eden Bosna halkı, yeni hükümetten gördüğü baskı ve olumsuz tavır sonucu göç etmek zorunda kalmıştır. İşgalden sonra, Bosna-Hersek'e askerlerini yerleştiren ve otuz yıl bu eyaleti yöneten Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, bu süreçte Bosna-Hersek'i ilhak planlarını gizli bir şekilde yürütmüştür. 19. yüzyılın siyasi bloklaşması neticesinde, dönemin siyasi dengesini kendi lehine kullanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Berlin Antlaşması'na sadık kalmayıp, 1908 yılında Bosna-Hersek'i ilhak ederek, siyasi bir krize sebep olmuştur. Avusturya-Macaristan'ın uluslararası bir antlaşmayı görmezden gelerek Bosna-Hersek'i ilhakı, büyük bir savaşla sonuçlanmamasına rağmen, Avrupalı devletlerin ve Osmanlı Devleti'nin büyük tepkisine sebep olmuştur. İlhak krizi, en fazla Osmanlı Devleti ve Sırbistan'ı etkilemiş ve bu durum, her iki devletin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile olan siyasi ilişkilerini durdurma noktasına getirmiştir. Bosna-Hersek'in ilhakı, dönemin Osmanlı Devleti'ni ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu birçok yönden etkilemiş, Avrupa'da siyasi ittifakların gözden geçirilmesine ve Birinci Dünya Savaşına giden yolda yeni siyasi blokların oluşmasına sebep olmuştur. Bu sebeple, Bosna-Hersek'in ilhakı hem Osmanlı tarihi hem de Avrupa tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu tez, Bosna-Hersek İsyanının sebep olduğu Bosna krizinin ardından, Bosna-Hersek'in, 1877-1878 Berlin Antlaşması'nın 25'nci maddesine istinaden Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgalini, Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgelerine dayanarak ele almayı ve 1908'de yine aynı devlet tarafından ilhakının Osmanlı basınındaki yansımalarını ve Osmanlı hükümetinin bu durum karşısındaki tutumunu analitik bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yeni Türk dış politikası bağlamında Türk kamu diplomasisi: Batı Balkanlar örneği
Kimliklerin, fikirlerin ve kamuoyunun uluslararası ilişkilerde artan özgül ağırlığı teorik ve pratik sahada önemli etkiler doğurmuştur. Kamu diplomasisi ve yumuşak güç yeniden keşfedilmeye başlanmış ve günümüzde daha kurumsal bir veçhe kazanmıştır. Özellikle 2002 sonrası uluslararası ilişkilerinde bir yükseliş trendi yakalayan Türkiye'de yumuşak gücünü yeniden keşfetmeye ve kamu diplomasisi pratiklerine önem vermeye gayret etmektedir. Yeni gelen kadroların ontolojik arka planları ve tahayyülleri çerçevesinde dış politikada ciddi revizyonlara gidilmiş, kronolojik anlamda değil ancak muhteviyat ve kavramsallaşma anlamında 'yeni' olarak addedilecek bir dış politika takip etmeye gayret edilmiştir. Türk kamu diplomasisi uygulama sahası olarak öncelikle kültürel ve tarihsel bağların bulunduğu yakın coğrafyasını hedeflenmiş, Batı Balkan coğrafyası da dış politika yapıcıları tarafından bu anlamda ehemmiyet kazanmıştır. Bu tezde Batı Balkanlarda uygulanan kamu diplomasisinde 'dini diplomasi', 'yerel diplomasisi', 'dijital diplomasi ve medya'nın neden daha fazla önemsenmesi gerektiğinin ortaya koymak amaçlanmıştır.
Ceyhan'daki Arnavutlar: Din, kimlik ve bütünleşme
Kosova'dan göç eden Çevretepeli Arnavutların Türk toplumuyla yaşamış oldukları etkileşim süreci ve dinin bu etkileşim süreci üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu çalışmamızın odak noktasını oluşturmaktadır. Ayrıca katılımcılarımızın Türkiye'ye ve Kosova'ya yönelik geliştirmiş oldukları kimlik algıları da tezimiz açısından önemli bir yerde konumlanmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinin kullanıldığı çalışmamızda 7'si kadın, 23'ü erkek olmak üzere toplam 30 kişiyle görüşülmüştür. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ve bu form çerçevesinde şekillenmiş olan derinlemesine görüşme tekniği aracılığıyla toplanmış, verilerin çözümlenmesinde ise betimsel analiz ve içerik analizinden yararlanılmıştır. Tezimizin teorik kısmında, bulgularımıza bir temel oluşturması bakımından önemsediğimiz göç, kimlik ve bütünleşme konuları üzerinde durulmuştur. Bulguların analizinde ise Çevretepeli Arnavutların Türk toplumuyla bütünleşmiş oldukları ifade edilmiştir. Dinin bu süreç üzerinde ne denli önemli bir etkiye sahip olduğu da katılımcılarımızın ifadeleri temele alınarak ortaya konmuştur. Bununla birlikte Çevretepeli Arnavutların Türkiye'ye yönelik benimsenmiş, Kosova'ya yönelik ise duygusal ve düşünsel kimlik algılarına sahip oldukları tespit edilmiştir. Ayrıca bu bölümde konunun daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunan çeşitli bulgular üzerinde de durulmuştur. Netice itibariyle Çevretepeli Arnavutlar özelinde yapmış olduğumuz bu çalışma, dinin sosyal bütünleşmenin sağlanmasında tek başına yeterli olmadığını vurgulamakla birlikte bütünleşmeyi sağlayan tüm unsurlar arasında dinin çok önemli bir noktada konumlandığını ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Göç, kimlik, bütünleşme, din, Kosova, Arnavutlar
Manisa Balkan göçmenlerinin ağız özellikleri
"Manisa Balkan Göçmenlerinin Ağız Özellikleri" isimli doktora tezi, Cumhuriyet döneminde (mübadele ve sonrasında) Manisa'ya yerleşmiş, ana dili Türkçe olan Balkan göçmenlerinin (Yunanistan, Bulgaristan ve Eski Yugoslavya) dil özelliklerini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaçla 212 kaynak kişi ile görüşülmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşülen kaynak kişilerin 208'i (Kosova 4, Makedonya 118, Bulgaristan 59, Yunanistan 27) Balkanların 128 yerleşim yerinden göç ederek Manisa'nın 28 yerleşim yerinde ikamet edenlerden, 4'ü (Kosova'dan 1, Makedonya'dan 2, Yunanistan'dan 1) ise mukayese maksadıyla, Balkanlarda yaşamaya devam edenler arasından seçilmiştir. Derlemelerden elde edilen metinlerin dil özellikleri incelenmiş, incelemeler neticesinde ses, şekil, kelime ve cümle bilgisi bakımlarından değişik yoğunluklarla kullanılan 114 karakteristik ağız özelliği tespit edilmiştir. Akabinde, tespit edilen 114 ağız özelliğinin sunduğu farklı tasnif imkanları değerlendirmeye alınmış ve en uygun sınıflandırma şekline 'ünlü uyumları' üzerinden varılabileceği anlaşılmıştır. Ünlü uyumları üzerinden yaptığımız tasnife göre de Manisa Balkan göçmen ağızlarının, ünlü uyumlarını yaygın olarak bozan I. Bölge, ünlü uyumlarını yaygın olarak koruyan II. Bölge, ünlü uyumlarının bozulduğu ve korunduğu örneklerin birlikte görünmesi açısından bir 'geçiş bölgesi' özelliği arz eden III. Bölge olmak üzere, üç ağız bölgesine ayrıldığı görülmüştür. Bu üç ağız bölgesi ve I.-II. Bölgelerde tespit edilen alt ağız grupları (ağız adacıkları) üzerinde çalışılmıştır. Tez; giriş, dil incelemesi, metinler, sözlük, tablolar / grafikler/ haritalar / fotoğraflar olmak üzere beş ana bölümden oluşmaktadır.
TBMM tutanaklarına göre 1950–1960 döneminde Türkiye'nin dış ilişkileri
Türkiye, zorlu milli mücadele yıllarının ardından imzaladı ı Lozan Antla ması ile pek çok sorunu geride bırakmı ve 1923 yılında Cumhuriyeti ilan ederek varlı ını bir kez daha tescillemi tir. Atatürk dönemi olarak adlandırılan 1923–1938 yılları arası dı politikada genel olarak Lozan'dan arda kalan sorunlarla u ra ılmı tır. 1939'da ba layan II. Dünya Sava ı yıllarında ise Türkiye, "sava dı ı kalma" politikası do rultusunda fiili olarak sava a dahil olmamı tır. Sava ın ardından da Türkiye'de, yeni dünya düzeni ile do ru orantılı olarak çok partili siyasi ya ama geçilmi ve 14 Mayıs 1950 seçimleri ile Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı Demokrat Parti'ye devretmi tir. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi ile birlikte Türkiye, Amerika ile olan ili kilerini daha da yo unla tırmı , bu do rultuda iki ülke arasında siyasi ve ekonomik alanda pek çok antla ma imzalanmı tır. Türkiye'nin Amerika ile olan yo un ili kilerinin temelinde kuzeyden gelebilecek muhtemel bir Sovyet tehdidi yatmaktadır. Amerika'nın yapmı oldu u Truman Doktrini ve Marshall Planı yardımları ile de Türkiye, Ortado u'da Amerika için iyi bir müttefik haline gelmi tir. Demokrat Parti, daha iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra Kore'de patlak veren sava a asker göndermi ve dı politikadaki bu hamlesinin de büyük etkisi ile ubat 1952'de NATO'ya resmen dahil edilmi tir. NATO üyeli i dolayısıyla bazı risklere ve külfetlere katlanmasına ra men Türkiye, Batı ile her alanda ili kilerini geli tirmi , hem ekonomisini yenileyerek kuvvetlendirmede ve hem de demokrasisini geli tirmede büyük kazanç elde etmi tir. Balkan politikasına baktı ımızda ise, Türkiye NATO ittifakını sa ladıktan sonra Balkanlarda da bir ittifak arayı ı içine girmi ve 28 ubat 1953'te Yunanistan ile Yugoslavya'nın da dahil oldu u üçlü bir Balkan Paktı imzalanmı tır. Ardından yine bu üçlü arasında A ustos 1954'te, Balkan Paktı'nın daha geni letilmi bir ekli olan Bled Antla ması imzalanmı tır. Fakat Yunanistan ile ya anan Kıbrıs sorunu ve Yugoslavya'nın da izlemi oldu u Sovyet yanlısı siyaset sonucu Balkanlardaki üçlü ittifak fazla uzun ömürlü olmamı tır. Demokrat Parti iktidarının Do u ile olan ili kilerinde ise kar ımıza yine i birli i anla maları ve savunma amaçlı bir pakt çıkmaktadır. 24 ubat 1955'de Türkiye ile Irak arasında imzalanan birli i Antla ması'na, Ortado u'daki çıkarları do rultusunda i ngiltere de katılmı tır. Yapılan bu i birli i anla masına Pakistan ile ran'ın da katılması ile birlikte Ba dat Paktı kurulmu oldu. 1959 yılına gelindi inde ise dünya siyasetindeki ve özellikle Ortado u'daki de i en artlar sonucunda Ba dat Paktı, Irak'ın içinde yer almadı ı CENTO'ya dönü mü tür. Ba dat Paktı ve daha sonrasındaki CENTO, Ortado u'da bölgesel i birli i için sadece temel bir çerçeve sa lamı olsa da, ne daha büyük bir Ortado u kalkınma örgütü için bir öz olu turmu ne de etkili bir savunma örgütü olmu tur. Son olarak, Türkiye'yi dı politikada en fazla me gul eden konulardan birisi de Kıbrıs sorunu olmu tur. Türkiye 1954'e kadar Kıbrıs konusunu bir mesele olarak görmemi , ancak Yunanistan'ın faaliyetleri sonrası bu tarihten itibaren Kıbrıs ile yakından ilgilenmek zorunda kalmı tır. Kıbrıs sorununun çözüm süreci döneminde Londra'da düzenlenen bir konferans sırasında Türkiye'de ya anılan 6–7 Eylül olayları hem Türkiye lehine devam eden konferansın yarıda kesilmesine neden olmu hem de Türkiye'yi uluslararası alanda zor durumda bırakmı tır. Bu geli melerin ardından Kıbrıs meselesi Zürih Konferansı sonucu, yönetimi Rum ve Türklerden olu an ba ımsız bir Cumhuriyet yönetiminin kurulması ile çözüme kavu turulmu tur.
XIX. yüzyılda Tırhala Sancağı (1821-1881)
Balkanlar, uzun süre Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Devletin bölgede sağladığı yaklaşık beş yüz elli yıllık Türk egemenliği, her yönüyle bu coğrafyaya mührünü vurmuştur. Türklerin bölgeye iskânı ile birlikte Balkanlar, demografik ve kültürel alanda kısa sürede Türkleşmiştir. Çok sayıda dini ve kültürel yapının inşası gerçekleştirilmiş, böylelikle Türk-İslam kültür ve medeniyeti bu topraklara yerleşmeye başlamıştır. Osmanlı kuvvetleri, 1354'te Süleyman Paşa komutasında Balkanlara girmiş, böylece bölgenin kapısı Türklere açılmıştır. Süleyman Paşa, buradaki fetihlerini sol kol, orta kol ve sağ kol olmak üzere uçlar teşkil ederek sürdürmüştür. Bu üç istikamette yapılan fetihlerin sol kolunu Yunanistan üzerine yapılan akınlar oluşturmuştur. 1390'lı yıllarda Osmanlı birlikleri Yunanistan'ın orta bölgesine doğru ilerlemeye başlamıştır. Hacı İlbey ve Evrenos Bey bu akınları gerçekleştiren akıncı beyleri olarak Osmanlı askeri kuvvetinin sol kol ucunda faaliyet göstermiştir. 1393 yılında Evrenos Bey komutasındaki Osmanlı birlikleri Tesalya ovasına uzanmış ve Yunanistan'ın orta bölgesi olan Tesalya'ya hâkim olmuştur. Bütün bir eyalet Evrenos Bey'e tımar olarak verilmiştir. Böylece devlet, Yunanistan'ın orta bölgesi olan Tesalya'da hâkimiyeti sağlamış, burada Tırhala sancağını kurmuştur. Sancak, 1821 yılına kadar varlığını sükûnet içinde devam ettirmiştir. Fakat 1821 yılında başlayan Yunan bağımsızlık mücadelesi sürecinde sancağın oturduğu Tesalya Bölgesinde kargaşa ortamı hâkim olmuştur. Yüzyıllardır bir arada yaşayan halkların bir kısmı ayrı birer devlet kurmak için teşkilatlanmaya başlamıştır. Dört yüzyıl Osmanlı ile bir arada yaşayan Rumlar, 1829 yılında bağımsız Yunanistan Krallığı'nı kurmuştur. Kuruluşunun ardından batılı devletler tarafından 1830 yılında tanınmıştır. Yunanistan Krallığı'nın kurulmasıyla Tırhala sancağındaki kargaşa ortamı daha da büyümüş, bölgede eşkıyalık hareketleri, hudut ihlalleri ve Müslümanları esir alma noktasına varan emniyetsiz ortam kendini göstermiştir. Yarım asır devam eden bu süreç, 1881 yılında Tesalya'nın elden çıkışıyla sona ermiştir. Bu çalışma, Yunan bağımsızlık hareketini, Yunanistan Krallığı'nın kuruluşunu ve Tırhala sancağının Yunanistan'a terki sürecinde bölgede yaşanan gelişmeleri ele almayı hedeflemiştir. 1821 Yunan İsyanı ile başlayan ve 1881 yılında sancağın Yunanistan'a terkiyle sonuçlanan altmış yıllık zaman diliminde sancağın durumunu ve sancakta yaşanan bütün gelişmeleri ortaya koymak, tez çalışmasının asıl amacını oluşturmuştur.
XVIII. yüzyılın ilk yarısında Sofya
Asya ve Avrupa arasındaki bağlantıyı sağlayan Balkan Yarımadası'nda, ana yol güzergâhı üzerinde yer alan Sofya, stratejik konumu ile tarihi öneme sahiptir. Osmanlılar tarafından 1385 yılında fethedildikten sonra Rumeli Eyaleti'ne bağlanmış ve bir müddet sonra bu eyaletin merkez şehri haline getirilmiştir. Sofya, XVI. yüzyıl boyunca büyük gelişme göstermiş ve gerek müesseseleri gerekse demografik yapısı ile klasik bir Türk-İslâm şehri hüviyeti kazanmıştır. Ancak XVII ve XVIII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti'nde yaşanan olumsuz gelişmeler Sofya'yı da etkilemiş ve şehrin gerilemesine yol açmıştır. Bu çalışmada Sofya'nın XVIII. yüzyılın ilk yarısındaki fiziki, idari, demografik, sosyal ve iktisadi durumu ele alınmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın mahiyeti, kaynakları ve Sofya'nın tarihi gelişiminden bahsedilmiştir. Birinci bölümde şehrin fiziki yapısı ele alınmıştır. İkinci bölümde eyalet, sancak ve kaza ilişkileri bağlamında Sofya'nın idari yapısı incelenmiş, şehrin örfî ve şer'î idarecileri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde şehirdeki sosyal hayat ve demografik yapı, dördüncü bölümde iktisadi ve ticari hayat konuları ele alınmıştır.
1923-1938 yılları arasında Balkanlardan Bandırma ve Erdek'e gelen göçmenler ve karşılaştıkları sorunlar
Osmanlı Beyliği, Gelibolu üzerinden 1354 tarihinde Balkan Yarımadası'na geçmiş ve sonrasında 1361 yılında Edirne'yi fethetmiştir. Kosova Meydan Savaşı (1389) ile Sırbistan, Türk hâkimiyeti altına girmiştir. Ardından Yıldırım Bayezid döneminde Niğbolu Savaşı (1396) ile Haçlı ordusu yenilgiye uğratılıp Osmanlı Türklerinin Balkan topraklarındaki hâkimiyeti devam ettirilmiştir.1463 yılına gelindiğinde ise Fatih Sultan Mehmed döneminde Bosna'nın fethedilmesi sonucunda Osmanlı yönetiminin etkisi Dalmaçya sahillerine kadar ulaşmıştır. Balkan fetihleri Fatih'in ölümünden sonra duraklasa da Kanuni Sultan Süleyman'ın 1521'de Belgrat'ı alması sonrasında fetihlerin yönü değişerek Katolikliğin hüküm sürdüğü Kuzey Dalmaçya, Kuzeybatı Hırvatistan ve Slovenya bölgeleri Osmanlı idaresi haricinde kalmıştır. Sırasıyla önce Macaristan sonra Habsburg idarelerinin eline geçerek II. Dünya Savaşı'na kadar onlar buralarda varlıklarını korumuşlardır. Orta Avrupa'nın büyük kısmındaki Osmanlı etkisi, 1699 Karlofça Antlaşması'yla sona ermiştir. Rusya, Çarlığı Deli Petro ile altın çağını yaşamaya başlamıştır. 18. yüzyıldan itibaren ise; Balkanlardaki halkları kendi menfaatleri istikametinde kullanarak, Osmanlı İmparatorluğu'nu zayıflatmak maksadıyla ayaklandırmaya başlamışlardır. Çıkan isyanlar sonucunda Balkanlarda huzur kalmamıştır. Balkan Savaşları'nın da ortaya çıkmasıyla Balkanlardaki Osmanlı hâkimiyeti sona ermiş ve savaşlar sonrasında göç hareketleri yaşanmıştır. Son olarak ise; zorunlu göç (mübadele) ile Balkanlardan Anadolu'ya göçler başlamıştır.
Bosna Hersek'in son durumu ve Dayton Barış Antlaşması
Bosna'da yaşanılan kanlı savaş ve soykırım sonrası uluslararası toplumun da nihayetinde devreye girebilmesiyle bu savaşa bir son vermek ve uzlaşıya varmak adına taraflar Dayton Barış Antlaşması'nı imzalamış ya da imzalamak zorunda kalmıştır. Bu antlaşma ile Bosna-Hersek adıyla yeni bir devlet ve o devlet için dünyanın en karmaşık sistemlerinden biri olan yeni bir düzen kurulmuştur. 2 entite, 1 özerk bölge ve 10 kantondan oluşan devlette savaş sonrasında bile hâlâ yaşayabilmek çok kolay olmamıştır. Bu çalışma ile temelde Dayton Barış Antlaşması ve ekleri, özellikleri, amaçları, sonuçları, şekillendirdiği sistem, çizdiği sınırlar, yol açtığı sorunlar, anayasa değişiklik gündemleri, antlaşmanın 25. yılı gibi hususlar ve sonrasında Bosna-Hersek'in bugünkü durumu ve yaşanan gelişmeler ele alınmıştır. Fakat bugünü anlayabilmek için dününden başlamak adına Balkanlar ve Yugoslavya'ya dair bilgilerle Bosna-Hersek'in kısa tarihi, Yugoslavya'nın dağılışı ve bu dönemde Bosna-Hersek, antlaşma şartlarına zemin hazırlayan savaş dönemi söylemler ve yaşanılan vahşet de gündeme alınarak kapsamlı bir çalışma yürütülmüştür. Zira (özellikle Boşnaklar açısından) bu antlaşmayı reddetmek kadar kabul etmek de oldukça zor olmuştur. Ancak bu derece vahim bir savaşa bir son verebilmek için bu karmaşık yapı kabul edilmek durumunda kalınmıştır. DBA ile birlikte ülkenin anayasası da kabul edilmiştir. Bir barış antlaşması olarak savaşı durdurması hasebiyle başarılı görülebilecek DBA, kurduğu hantal sistem ve entititelere verdiği geniş yetkiler, veto hakkı gibi hususlar başta olmak üzere çeşitli sorunlarla ülkenin en basit kararları almasını bile güçleştirmekteyken, çözümsüz kalan birtakım sorunlar yanında, AB ve NATO üyeliği gibi ülkenin kaderini etkileyecek büyük kararlar da tartışmalarla gündemde yerini almaktadır. Geçmişte anayasa değişikliği denemeleri de yaşayan ülke genelinde kimi çevreler ve uluslararası arası aktörler de aradan geçen 25 yıl sonunda antlaşmada değişikliklere gidilmesi gerektiği görüşündedir. Bu gerekli değişiklikler için gereksiz şiddet olayları yaşanmadan, barış ortamında ve tüm çevrelerce üzerinde uzlaşılarak, günümüz şartlarına uygun revizyonlar yapılması sağduyu ve iyi niyet sahibi kesimlerce dile getirilmektedir.
Üretimden tüketime balkanlarda çeltik (XV- XVII. yüzyıllar)
XV. yüzyıldan XVII. yüzyıla kadarki süreçte Balkanlardaki çeltik üretimini incelediğimiz bu tezimizde, çeltik ve çeltikçiliği ilgilendiren birçok konu ve kavram farklı başlıklarla, değişik kaynaklardan temin edilen bilgilerle zenginleştirilerek ele alınmaktadır. Araştırmalarımız sırasında XIV. yüzyılda Balkan coğrafyasında çeltik bitkisinin üretildiğine dair resmi bir kayda rastlanmamıştır. Bu nedenle çalışmamızın tarih sınırlandırması, Balkanlara ait ilk tahrir verilerinin mevcut olduğu XV. yüzyıl ile başlamakta ve Osmanlı Devleti'nin Orta ve Doğu Avrupa'daki en geniş sınırlarına ulaştığı ve çeltik üretimine dair kaynakların çeşitlendiği XVII. yüzyılın sonuna kadarki süreci kapsamaktadır. Bu çalışma ile Osmanlı'da zirai hayatın önemli bir alanı olan çeltik üretiminin bütün safhalarının ele alınacak olması, bu alandaki önemli bir boşluğu dolduracağı kanaatindeyiz. Geçmişte çeltik ziraatının nasıl yapıldığı, temel problemleri ve ortaya çıkan sorunların, bugünkü birçok zirai meseleye de ışık tutacağı, araştırmacı ve okuyuculara yararlı olacağı düşünülmektedir.
Pir ve talip ilişkileri bağlamında Balkanlardan Anadolu'ya Ali Koçlular
Bu çalışma, Ali Koçlular olarak adlandırılan Ali Koç Baba'nın evlatları ve talip topluluklarını pir ve talip ilişkileri bağlamında konu edinmektedir. Ali Koç Baba seyittir ve Koyun Baba'nın halifelerindendir. Anadolu'dan Balkanlara gelmiş önce Vidin'e yerleşmiş Niğbolu'da vefat etmiştir. Osmanlı Devleti ile Ruslar arasında yaşanan 93 Harbi sonrası Ali Koçlular'ın önemli bir kısmı Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmış ve Eskişehir'e iskân edilmişlerdir. Ali Koç Baba'nın evlatları ve talip toplulukları hem Balkanlarda hem de Anadolu'da varlıklarını hâlen sürdürmektedirler. Ali Koçlular, Balkanlarda seyit soyu devam eden son aile olarak kabul görmektedirler. Ali Koçlular'a dair literatür incelendiğinde yaşamış oldukları göçün, aile yapılarına ve ocak sistemlerine ne tür etkilerinin olduğu üzerine çalışma ile karşılaşılamamıştır. Literatürdeki eksikliğin giderilmesi amacıyla bu tez ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, lisansüstü düzeyde Ali Koçlular'ı konu edinen ilk çalışmadır. Alana derinlemesine nüfuz edebilmek için nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Bu kapsamda alan araştırmaları organize edilmiştir. Tezin örnekleminin belirlenebilmesi için amaca yönelik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmanın örneklemini, Eskişehir'de ikamet eden Ali Koçlular oluşturmaktadır. Alan araştırmaları zamana ve farklı mekânlara yayıldığı için veri kazanımı sabit bir görüşme formu yerine, belirli konular odağında sorular yöneltilerek sağlanmıştır. Esas veriler ise katılımcı gözlem ile elde edilmiştir. Ailenin, Balkanlardan Anadolu'ya yaşamış oldukları göçün pir ve talip ilişkilerine etkilerinin neler olduğunun tespiti için 2017 yılında göçtükleri ve hiç gitmedikleri yerlere yani bugün Bulgaristan sınırında kalan köylerine seyahat düzenlenmiştir. Bu seyahat sürecinden 2022 yılına kadar çeşitli zamanlarda katılımcı gözlem ile alan araştırmaları düzenlenmiştir. Ayrıca Ali Koçlular'ın kendi aralarında tuttuğu önemli kaynaklar ve ilgili Osmanlı Devleti arşiv belgelerinden de faydalanılmıştır. Alandan elde edilen veriler doyum noktasına ulaştıktan sonra analizleri gerçekleştirilmiş ve böylelikle Balkanlardan Eskişehir'e göç eden bir ailenin, ocak sistemlerinin esası olan pir ve talip ilişkilerinin sekteye uğradığı, farklı coğrafyalara dağıldığı ve bu parçalanmanın günümüzde de artarak devam ettiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Balkanlarda yolu ve erkânı kendi soyu eliyle devam eden son ocak olan Ali Koç Baba ocağı, temsilcileri ve talip toplulukları akademik literatüre kazandırılmıştır. Bunun yanı sıra da yaşamış oldukları göç sürecinin aile yapıları ve ocak sistemleri üzerindeki etkilerinin yaratmış olduğu sonuçlara dikkat çekilmiştir.