Uyku bozuklukları

Bu konu başlığı altında 206 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

SCOPA uyku ölçeği Türkçe versiyonunun geçerliği ve güvenirliği

Uyku bozuklukları, Parkinson hastalarında sık görülen nonmotor semptomlardandır ve uyku sorunlarının azaltılabilmesi için öncelikle hastanın uyku alışkanlıklarının ve uyku problemlerinin doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Araşırma amacımız; Parkinson hastalarının uyku kalitelerini değerlendirmek için Marinus ve diğ. tarafından geliştirilmiş olan "SCOPA Uyku Ölçeği"nin (SCOPA Sleep Scale) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yaparak ölçeğin Türk toplumunda kullanılabilirliğini kanıtlamaktır. Mayıs-Aralık 2017 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 105 İdiopatik Parkinson hastası ile yüz yüze görüşülerek, Hasta Tanılama Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, Epworth Uykululuk Skalası ve SCOPA Uyku Ölçeği uygulandı. Test tekrar test güvenilirliği için ilk uygulamadan 15 gün sonra hastalara ikinci kez SCOPA Uyku Ölçeği uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılım, ortalama, faktör analizi, Pearson korelasyon testi, cronbach α güvenirlilik katsayısı analizleri kullanıldı. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 71,08±1,01 yıl olup, %53,3'ünün erkek, %49,5'inin okuryazar, %59'unun evli, %95,2'sinin çalışmadığı saptandı. Faktör analizi sonucunda ölçeğin iki faktörlü olduğu, madde toplam puan korelasyonlarının 0,73 ile 0,87 arasında değiştiği belirlendi. İç tutarlık analizinde cronbach alfa güvenirlik katsayısı gece uykusu alt boyutu için 0,907, gündüz uykululuğu alt boyutu için 0,906 olarak bulundu. Test-tekrar test analizinde, her iki uygulama arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak SCOPA Uyku Ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının psikometrik özelliklerinin iyi düzeyde ve kabul edilebilir olduğu, ölçeğin Türk toplumunda kullanılabileceği sonucu elde edildi. Anahtar Kelimeler: Parkinson hastalığı, Uyku, Ölçekler, Geçerlik, Güvenirlik

GeçerlikGüvenilirlikGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Neşe Sönmez
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terapötik dozda atipik antipsikotik kullanımının gündüz uykululuğu üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı atipik antipsikotik ilaçların terapötik dozda kullanımının gündüz uykululuğu ve bu yan etkiye bağlı yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya her grupta 60 gönüllü olacak şekilde hasta ve kontrol grubu olmak üzere iki grup ve toplam 120 gönüllü dahil edildi. Hasta grubu; Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi psikiyatri kliniğinde yatan ve dahil-dışlanma kriterlerine uygun olan 60 gönüllü bireyden oluşturuldu. Her iki gruba gün içerisinde 8 farklı durumda uyuyakalma/uyuklama derecesini belirleyen bir anketten oluşan Epworth Uykululuk Ölçeği ve Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu uygulandı. Çalışmada Epworth Uykululuk Ölçeği puanlamasına göre; gündüz uykululuğu puanı sağlıklı kontrol grubunda 4,78±3,081, hasta grubunun ise 6,83±3,923 bulunmuştur. Terapötik dozda atipik antipsikotik ilaç kullanan hastaların sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmış uykululuk düzeyine sahip oldukları belirlendi. Atipik antipsikotik ilaç olan Klozapin kullanan hastaların ise Epworth Uykululuk Ölçeğinde gündüz uykululuğunun ortalaması 12,00±1,000 bulunmuştur. Çalışma kapsamında Epworth Uykululuk Ölçeği puanlama sistemine göre antipsikotik ilaçlar arasında en fazla gündüz uykululuğuna neden olan ilaç klozapin olarak belirlenmiştir. Ayrıca atipik antipsikotik kullanımının yan etkilerine bağlı olarak hastaların yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği de belirlenmiştir. Bu nedenle atipik antipsikotik ilaçların yan etkileri ve bunlara bağlı yaşam kaliteleri üzerine olumsuz etkilerinden hastaları korumak/minimuma indirgemek için ilaç seçimi, dozlaması, kullanım saati gibi kriterlere dikkat edilerek hastaya uygun tedavi yapılabilir.

Antipsikotik ilaçlarDoz-cevap ilişkisi-ilaçUyku+4
Meltem Alan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obstruktif uyku apnesi olan diyabetik olgularda makülanın optik koherens tomografi ile retrospektif değerlendirilmesi

Diyabetik retinopati, diabetes mellitusun önemli bir mikrovasküler komplikasyonudur. Gelişmekte olan ülkelerde görme kaybının önemli nedenlerinden birisi olarak gösterilmektedir. Diyabetik retinopatinin patogenezinde önemli rol oynayan VEGF artışının hipoksi ile tetiklendiği belirtilmektedir ve bununla birlikte retinanın karanlıkta yani gece boyunca daha çok oksijen tükettiği ifade edilmektedir. Bu mekanizma obstruktif uyku apnesi sendromunun, tekrarlayan gece desatürasyon epizotları nedeniyle VEGF'in artışına yol açarak diyabetik makülopatinin kötüleşmesi başta olmak üzere oküler etkilere yol açabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışmanın amacı obstruktif uyku apnesi sendromunun tanısı için yapılmış polisomnografi tetkiklerinde, apne-hipopne indeksine göre gruplandırılan diabetes mellitus tanılı hastaların optik koherens tomografi ile ön planda maküla olmak üzere, retinal yapılarda meydana gelen değişiklikler açısından karşılaştırılmasıdır. İkincil amacı ise diyabet maruziyet süresinin, maküla ve retinal yapılar üzerindeki etkilerinin, optik koherens tomografi tetkiki yardımı ile kıyaslanmasıdır. Ağır OSAS grubunda, hafif-orta OSAS grubuna göre daha fazla santral maküler ödem görülmüştür. Bunun yanı sıra RNFL inferior, temporal, nasal kadranların ağır OSAS grubunda istatiksel olarak anlamlı derece ince olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar bize OSAS şiddeti arttıkça diyabetik hastalarda retinal patolojiler gelişebileceğini düşündürmüştür. OSAS ve DM toplumsal ve bireysel olarak çok ciddi etkiler oluşturan birbirinden ayrı iki klinik durumdur. Bu iki ayrı klinik antitenin başta retina olmak üzere göze dair etkilerinin anlaşılması, oluşabilecek göz patolojilerine yönelik önleme tedbirleri ve bunların tedavisi açısından büyük önem arz etmektedir. Sonuç olarak bu çalışmanın gelecekte yapılacak çalışmalar için bir kaynak oluşturması hedeflenmiştir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiRetrospektif çalışmalar+3
Büşra Engin Potoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Velofaringeal disfonksiyon tedavisinde uygulanan superior bazlı posterior faringeal flep cerrahisi sonrası flep patensisinin, konuşma sonuçlarının ve obstrüktif uyku apne riskinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, velofaringeal disfonksiyonlu (VFD) bireylerde superior bazlı posterior faringeal flep sonrası konuşma sonuçlarının, obstrüktif uyku apne riskinin, faringeal flebin ve velofaringeal anatomide meydana gelen değişimlerin objektif yöntemler kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, damak yarığı onarımı sonrası konuşma bozukluğu ile kliniğimize başvuran hastalar değerlendirilmiş olup, algısal değerlendirmede VFD bulguları mevcut, nazalans skorları 30 üzerinde olan ve dinamik manyetik rezonans görüntülemede (MRG) velofaringeal inkompetans saptanan bireyler, çalışmaya dahil edilmiştir. Submuköz damak yarığı olan, 4 yaşından küçük, sendromik tanılı, obstrüktif uyku apne (OUA) için yüksek riskli ve ortognatik cerrahi sonrası VFD gelişen hastalar çalışmadan dışlanmışlardır. Bu kriterlere uyan 72 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm hastalara ameliyat öncesinde algısal konuşma değerlendirmesi, nazometre, dinamik ve volumetrik MRG ve uyku anketi uygulanmıştır. Aynı cerrahi ekip tarafından hastalara superior bazlı posterior faringeal flep uygulanmıştır. Ameliyat sonrası 5. günde volumetrik MRG ve ameliyat sonrası 6. aydan sonra algısal konuşma değerlendirmesi, nazometre, dinamik ve volumetrik MRG, uyku anketi ve polisomnografi (PSG) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %46'sı kadın, %54'ü erkektir. Veau sınıflamasına göre %9'u Veau I, %44'ü Veau II, %34'ü Veau III ve %13'ü Veau IV olarak saptanmıştır. Hastaların ortanca pr􏰀mer palatoplast􏰀 yaşı 12 ay, ayrıca onarımların %52's􏰀 dış merkezde, %48'􏰀 kl􏰀n􏰀ğ􏰀m􏰀zde gerçekleşt􏰀r􏰀lm􏰀şt􏰀r. 60 hasta ped􏰀atr􏰀k yaş grubunda, 12 hasta yetişkin yaş grubundadır. Ortanca far􏰀ngeal flep uygulanma yaşı 􏰀se 7'd􏰀r. Amel􏰀yat önces􏰀 ve amel􏰀yat sonrası yapılan hem algısal konuşma hem nazometrik değerlendirme sonuçlarına göre, konuşmada 􏰀stat􏰀ksel olarak anlamlı b􏰀r 􏰀y􏰀leşme gözlenm􏰀şt􏰀r (p<0.001). Hastaların d􏰀nam􏰀k MRG değerlend􏰀rmes􏰀yle ameliyat öncesi ölçülen ortalama 22 velofaringeal alanı 172.09 mm , ameliyat sonrası 17.39 mm olarak ölçülmüş̧ olup hastaların velofaringeal alanlarında 154.71 mm2 küçülme sağlanmıştır. Bu küçülme 􏰀stat􏰀ksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Velum ucunun poster􏰀or far􏰀ngeal duvara uzaklığı ameliyat öncesi ortalama 8.78 mm, ameliyat sonrası 1.71 mm olarak ölçülmüş̧ olup, ortaya çıkan 7.08 mm'l􏰀k fark 􏰀stat􏰀ksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Hastaların ölçülen ortalama velar açıları ameliyat öncesi ortalama 43.84°, ameliyat sonrası 32.3° ölçülmüş̧ olup, aradak􏰀 11.55° fark 􏰀stat􏰀ksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Volumetr􏰀k MRG değerlend􏰀rmes􏰀nde, hastaların ameliyat sonrası 5. gün ölçülen ortalama 33 flephacimleri3262.14mm,ameliyatsonrasıgeçdönemdeise697.67mm ölçülmüş̧olup flebin ortalama 2564.47 mm3'nün atrofiye gittiği gözlenm􏰀ş,̧ bu sonuç 􏰀stat􏰀ksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001). PSG değerlendirilmesi sonucu 60 pediatrik hastanın 5'inde OUA saptanırken, 12 yetişkin hastanın h􏰀çb􏰀r􏰀nde OUA saptanmamıştır. Bu çalışma, ameliyat öncesi ve sonrası MRG ile faringeal flep hacminde, velofar􏰀ngeal alanda, velar açıda ve damağın poster􏰀or far􏰀ngeal duvara olan mesafes􏰀nde meydana gelen değ􏰀ş􏰀mler􏰀 objekt􏰀f parametrelerle ortaya koyan l􏰀teratürdek􏰀 􏰀lk çalışma özell􏰀ğ􏰀n􏰀 taşımaktadır. Sonuç olarak faringeal flep, velofaringeal anatomide meydana gelen değişimler neticesinde, konuşma sonuçlarını anlamlı bir düzeyde iyileştirmekte, düşük OUA insidansı ile velofaringeal disfonksiyonu başarılı bir şekilde tedavi etmektedir.

Cerrahi fleplerCerrahi-plastikRekonstrüktif cerrahi+4
Etkin Boynuyoğun
Hacettepe University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Obstrüktif uyku apne sendromu olan kadın ve erkeklerde elektromyografik respiratuvar kas fonksiyonu, postür ve egzersiz kapasitesinin incelenmesi

Uyku Apnesi Sendromu, uyku sırasında üst solunum yolunun "nefes alma" fazında değişen derecelerdeki kollapsı nedeni ile en az 10 saniye veya daha fazla süren ve kanda oksijen satürasyonlarındaki azalması ile birlikte seyreden, solunumun istemsiz olarak durması olarak tanımlanan apne'dir. Obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS)'nun önemi, apne sırasında kan oksijen satürasyonundaki azalmanın uzun dönemde hipertansiyon, kardiyovasküler ve kardiyopulmoner morbiditeye yol açabilmesi veya daha fazla oranda risk oluşturmasıdır. Uykuda anormal solunum durumu kardiyovasküler hastalıklar yanında, metabolik hastalıklar ve gündüz aşırı uykululuğa yol açmaktadır. OUAS'da risk faktörleri arasında erkek cinsiyet, obezite ve ileri yaş sayılmaktadır. OUAS olan hastalarda morbidite ve mortalitenin arttığı bilinmektedir. OUAS erkeklerde kadınlardan daha yaygın görülmekte olup bunun nedeni tam olarak açık değildir. Literatürde uyku apnesi hastalarında yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelendiği birçok çalışma olmakla birlikte, solunum kas kuvveti, egzersiz kapasitesi ve elektromyografik respiratuvar kas fonksiyonu bulgularının obstrüktif uyku apnesi üzerindeki etkisini erkek ve kadınlarda karşılaştıran çalışmalar sınırlıdır. Literatürdeki bu eksiklikten yola çıkılarak planlanan çalışmada, OUAS tanısı konulan kadın ve erkek hastalarda solunum kas fonksiyonu ile birlikte, egzersiz kapasitesi, postür, periferal kas kuvveti ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmeyi amaçladık.

DuruşEgzersizElektromiyografi+3
Şahveren Çakartaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geriatrik bireylerde yutma performansı ve uyku bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmaya 65 yaş ve üzeri 50 geriatrik birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Geriatrik bireylerin mental durum değerlendirmesi Mini Mental Durum Muayenesi ile, fiziksel performans değerlendirmesi 4 Metre Yürüme Testi ile yapıldı. Yutma performansı değerlendirmesi; Türkçe-Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Yale Yutma Protokolü, Fonksiyonel Oral Alım Skalası (FOAS), Reflü Semptom İndeksi (RSİ) ile yapıldı. Uyku bozukluğu değerlendirmesi Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile yapıldı. Yutma yaşam kalitesi değerlendirmesi Türkçe Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QoL) ile, yorgunluk değerlendirmesi Modifiye Borg Skalası ile yapıldı. Bireyler T-EAT-10'a göre yutma bozukluğu semptomu olanlar (T-EAT-10 ≥ 3) (n=27) ve yutma bozukluğu semptomu olmayanlar (T-EAT-10<3) (n=23) olarak ikiye ayrıldı. Yutma bozukluğu semptomu ve gündüz uykululuğu arasında arasında ilişki olmadığı (p>0,05), uyku kalitesi arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu görüldü (r=0,284, p=0,046). Reflü semptom şiddeti ile gündüz uykululuğu arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu (r=0,306, p=0,031), reflü semptom şiddeti ile uyku kalitesi arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu görüldü (r=0,403, p=0,004). T-EAT-10 ile T-SWAL-QoL alt parametrelerinden Yeme Süresi, Yeme İsteği, Uyku, Yorgunluk, Mental Sağlık, Sosyallik arasında ilişki olmadığı görüldü (p>0,05). T-EAT-10 ile sırasıyla Genel Yakınma ve Yemek Seçimi, alt parametresi arasında negatif yönde zayıf ilişki (r=-0,284, r=-0,321, p=0,046, p=0,023), T-EAT-10 ile sırasıyla Yeme Korkusu ve İletişim alt parametreleri arasında negatif yönde orta düzey ilişki olduğu görüldü (r=-0,430, r=-0,434, p=0,002, p=0,002). Gruplar arasında uyku bozuklukları ve fiziksel performans ile ilgili fark olmadığı görüldü (p>0,05). Sonuç olarak yutma alt parametrelerinden yutma bozukluğu semptomu ile gündüz uykululuğu ce uyku kalitesi arasında ilişki bulunmamaktadır. Yutma alt parametrelerinden reflü semptomu ile gündüz uykululuğu ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde ilişki bulunmaktadır. Geriatrik bireylerde uyku ve yutma fonksiyonları arasındaki ilişkinin farklı örneklem gruplarıyla da araştırılması gerektiği önerilmiştir.

DeğerlendirmeGeriatriUyku bozuklukları+3
Rabia Alıcı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obstruktif uyku apne sendromunda CPAP tedavisinin pulmoner fonksiyon, anksiyete/depresyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Obstrüktif uyku apnesi sendromu (OUAS), yaygın olarak gündüz aşırı uyku hali ve nörofizyolojik fonksiyon bozukluğu ile ilişkili bir durumdur ve kardiyovasküler ve serebrovasküler morbidite ve mortaliteyi arttırır. Sürekli hava yolu basınç (CPAP) tedavisi, OUAS'ın ana tedavisidir; uyku sırasında üst solunum yolu kollapsını durdurur ve uyku bölünmesi ile gündüz uykuya meyili azaltarak yaşam kalitesini iyileştirir. Egzersiz kısıtlılığı daha önce yapılmış çalışmalarda 6 dakika yürüme testi (6DYT), ile değerlendirilmiş ve apne hipopne indeksi (AHİ), vücut kitle indeksi (VKİ), kadın cinsiyet, hipertansiyon (HT), düşük FVC değerleri ile ilişkili bulunmuştur. CPAP tedavisinin bu parametrelere etkisi ile ilgili az sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmamızda; OUAS tanısı alan ve CPAP kullanma endikasyonu olan hastalarda CPAP kullanımı ile solunum fonksiyon testi (SFT), 6DYT yaşam kalitesi (SF-36) vehastane anksiyete/depresyon ölçeği sonuçlarındaki değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18 hasta dahil edildi. Bu hastaların; %17'si kadın, %83'ü erkek, yaş ortalaması 46,9±9 idi. Bir aylık CPAP tedavisi sonrası yapılan değerlendirmelerinde anksiyete ve depresyon skorlarında anlamlı derecede azalma izlendi. CPAP tedavisi öncesinde 4 hastada anksiyete ve 8 hastada depresyon mevcut iken tedavi sonrası 2 hastada anksiyete mevcuttu, depresyon hiçbir hastada saptanmadı. Egzersiz kapasitelerine bakıldığında tedavi öncesine göre anlamlı derecede yürüme mesafelerinde artış saptandı (548,83±60,6, 579,33±54 ) (p:0,007). Yaşam kalitesinin alt ölçeklerinde genel sağlık, fiziksel fonksiyon, vitalite (enerji), sosyal fonksiyon ve mental sağlık alt parametrelerinde CPAP tedavisi ile anlamlı derecede düzelme gözlendi. Spirometrik ölçümlerde CPAP tedavisi ve titrasyon yatışı öncesi ve sonrasında anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Korelasyon analizinde tedavi sonrası 6DYT'deki değişim ile fiziksel fonksiyondaki kısıtlılık, enerji, mental sağlık ve anksiyete skorundaki değişim arasında anlamlı bir ilişki saptandı. Aynı zamanda anksiyete ve depresyondaki iyileşme ile yaşam kalitesi alt ölçekleri arasında da anlamlı bir ilişki saptandı. Sonuç olarak; OUAS egzersiz kısıtlılığına, yaşam kalitesinde ve anksiyete/depresyon parametrelerinde bozulmaya neden olmaktadır. OUAS hastalarında uygulanan CPAP tedavisi ile egzersiz kapasitesi, anksiyete/depresyon duygudurumları ve yaşam kalitesi alt parametrelerinde iyileşme gözlenmektedir.

AnksiyeteDepresyonPozitif basınç solunumu+7
Emine Keleş
Hacettepe University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otizm spektrum bozukluğu ve mental retardasyon tanısı alan çocuklarda uyku sorunları ile davranışsal sorunlar arasındaki ilişki

Merkezlerine devam eden Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ve Mental Retardasyon (MR) olan çocukların uyku bozuklukları ve davranışsal sorunlarının incelenmesidir. Araştırma örneklemi, beş özel eğitim merkezinde eğitim gören toplam 59 kız 101 erkek olmak üzere 160 çocuk, ebeveynlerinden oluşmaktadır. Araştırmada üç tip ölçek kullanılmıştır. Çocuklarda var olan uyku sorunları için "Çocuklarda Uyku Ölçeği (ÇÜÖ)", davranışsal sorunların tespitine yönelik olarak "4-18 Yaş Çocuk ve Ergenler için Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇEDDÖ / 4-18)" ve eğitimciler tarafından doldurulan "Eğitsel Değerlendirme Ölçeği" olarak belirlenmiştir. OSB ve MR çocuklarında uyku sorunları ve davranışsal sorunlar arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığına yönelik yürütülen analizler sonucunda, davranış sorunları ile uyku sorunları arasında zayıf düzeyde bir ilişki olduğu görülmüştür. Cinsiyet değişkeni ve davranış bozukluğu arasındaki ilişki incelenmiş ve cinsiyet değişkeninin davranışsal sorunlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Davranışsal sorunların temel gruplar açısından farklılık gösterip göstermediğine yönelik yürütülen testler sonucunda davranışsal sorunların alt boyutları kapsamında anlamlı olarak farklılaşmadığı görülmektedir. Çalışmamızın sonuçları, OSB ve MR olan çocuklarda uyku sorunları ve davranış sorunları arasında negatif bir ilişki olduğu, davranışsal sorunların demografik değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermediği sonucu elde edilmiştir. Çalışmamızın sonuçları, OSB ve MR çocuklarında uyku ve davranışları üzerine yapılacak müdahalelere aile eğitimleri ve ailelerin bilgilendirilmesine dikkat çekmektedir.

Davranış bozukluklarıOtistik çocuklarOtizm spektrum bozukluğu+4
Büşra Aras
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uyku bozukluğu kliniğine başvuran parasomnia teşhisi almış bireylerin parasomnia algıları ve bu algının depresyon, anksiyete ve stres düzeyine etkisi

Parasomnia, uyku geçişlerinde, uykudan uyanma ya da uyku sırasında ortaya çıkan "istenilmeyen fiziksel olaylar ya da deneyimler" olarak tanımlanmıştır. Bu olaylar; uyku ilişkili anormal hareketler, davranışlar, duygular, algılar, rüyalar ve otonomik sinir sistemi fonksiyonları ile karakterize olur. Bu araştırmanın amacı, parasomnia teşhisi almış bireylerin hastalıklarını algılayış şekli ve ruminatif kişilik özellikleri doğrultusunda oluşan depresyon, anksiyete ve stres düzeylerine etkisi incelenmiştir. Literatürde birçok psikiyatrik, nörolojik, tıbbi hastalık ve diğer uyku bozukluklarının parasomniaya neden olabileceği belirtilmiştir. Çalışmamız da ise ruminatif düşünce şekilleri doğrultusunda parasomnia kaynaklı depresyon, anksiyete ve stres oluşabileceği düşünülmüştür. Bu amaçla uyku kliniğine başvuran parasomnia teşhisi almış 82 deneğe (30 kadın, 52 erkek ) Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS- 42) ve Ruminasyon Ölçeği (RRS)'nin parasomniaya uyarlanmış şekli ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Ölçeklerin Crombach Alfa katsayıları hesaplanarak güvenilir olduğu bulunmuştur. Parasomnia grubu uyku bozukluğu ile rüminatif düşünme, depresyon, stres ve anksiyete bozukluğu arasındaki korelasyon hesaplamaları ANOVA ve Bağımsız Örneklem T Testi kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında parasomnia teşhisi almış bireylerin ruminasyon puanları incelendiğinde kadınların erkeklere oranla daha yüksek puanlar aldığı görülmüştür. Parasomnia grubu uyku bozukluğu yaşayan bireylerin ruminatif düşünme şekilleriyle depresyon, stres ve anksiyete bozukluğu arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Ruminatif düşünme artıkça depresyon, stres ve anksiyete düzeyleri de artmaktadır. Bulgularımız, parasomnia uyku bozukluklarının depresyon ve anksiyete bozukluğunun ortaya çıkmasında etken olduğunu göstermektedir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıParasomnia+2
Birgül Özgüvenç
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rem uykusu davranış bozukluğu ile depresyon ve kaygı arasındaki ilişki

Bu araştırmanın yapılış amacı REM uykusu davranış bozukluğu olan bireylerin depresyon ve kaygı bozukluklarına yakalanma riskinin ortaya çıkarılması ve aradaki ilişkinin belirlenmesidir. Bağırma, konuşma veya kendisini veya yatak arkadaşını yaralayabilecek fiziksel hareketlerin eşlik ettiği uykudan uyanma araları REM uykusu davranış bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Çalışmanın etik kurul izni T.C. İstanbul Arel Üniversitesinden alınmıştır. Çalışmanın analizlerinin yapıldığı örneklemine, İstanbul ilinden T.C. Sağlık Bakanlığı Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinden 47 kişi, T.C. Sağlık Bakanlığı Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesinden 39 kişi, T.C. Sağlık Bakanlığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinden 28 kişi, toplamda 114 kişi alınmıştır. Kontrol grubu olarak da rastgele seçilmiş 108 kişi çalışmaya katılmıştır. Katılımcıların REM uykusu davranış bozukluğunun "düşük" düzeyde olduğu söylenebilir (13-0=13/3=4,33; 0-4,33: düşük; 4,34-8,66: orta; 8,67-13,00: yüksek). REM uykusu davranış bozukluğu puanları ile anksiyete (r=.43; p<.05) ve depresyon (r=.56; p<.05) puanları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki tespit edilmiştir. REM uykusu davranış bozukluğu yüksek olan katılımcıların anksiyete ve depresyon belirtileri de yüksektir.

DepresyonKaygıKlinik psikoloji+4
Rabia Gamze Yürük
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obstrüktif uyku apne sendromunun kardiyak fonksiyonlar üzerine etkisi

Giriş-Amaç: OSAS başta kardiyovasküler sistem olmak üzere tüm organ ve sistemlerde ve metabolik olaylar üzerinde olumsuz etkileri olan, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen önemli bir klinik durumdur. Son yıllarda OSAS görülme sıklığında artış olduğu görülmüştür ve OSAS'lı hastalarda kardiyovasküler hastalıkların (KVH) yüksek mortalite ile ilişkisi üzerinde ağırlıklı olarak durulmaktadır. Bu çalışmada OSAS' ın kardiyak fonksiyonlar üzerine etkilerinin araştırılması ve ilişkili faktörlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Materyal-Metod: Bu çalışma retrospektif, kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte planlanmıştır. Son on yılda Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Uyku Kliniği'nde OSAS tanısı ile takip edilen ve elektrokardiyogram, ekokardiyografi ve polisomnografi raporları kayıtlı olan toplam 64 olgu çalışmaya dâhil edilmiştir. Araştırmada hastalara ait kayıtlı sosyodemografik özellikler ve antropometrik ölçümler (vücut yağ oranı, beden kitle indexi (BMI), bel- boyun kalınlığı), kardiyak parametreler (sol ventrikül (LV) EF%, aortik velosite, pulmoner velosite, triküspit anüler düzlem sistolik hareketi (TAPSE)), uyku ile ilişkili parametreler (uyku latansı, REM - NREM süresi), solunumsal olaylar, yatış pozisyonu ve apne hipone indexi ile oksijen desaturasyon indeks değerleri gözden geçirilmiştir. Elde edilen sonuçların analizinde Statistical Package for Social Science (SPSS) 25.0 programı kullanılmış, normal dağılıma uygunluk Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ile değerlendirilmiştir. Niceliksel veriler ortalama, standart sapma ve kategorik değişkenler olgu sayısı (n) ve yüzde (%) olarak gösterilmiştir. Veriler arasındaki farklılıklarının istatistiksel önemliliği independet t testi, pearson korelasyon analizi, paired simples t testi kullanılarak araştırılmıştır. Hipotezler çift yönlü olarak tasarlanmış olup p değeri 0,05'den küçük olan değerler anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmada 35 (%54,7) erkek ve 29 (%45,3) kadın olmak üzere toplam 64 hasta yer almıştır. Hastaların yaşları 25-69 yıl aralığında olup yaş ortalaması 47,59±11,63 yıldır. Hastaların yağ oranı değerleri ile cinsiyetleri arasında istatistiksel boyutta ters yönlü anlamlı farklılık gözlemlenmiştir. BMI değerleri ile cinsiyet arasında istatistiksel açıdan ters yönlü anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Bel ölçüleri ile cinsiyet arasında istatistiksel yönden anlamlı fark yoktur. Çalışmamızdaki hastaların orta derecede apne hipopne indeksine sahip oldukları görülmüştür. Çalışma kapsamında değerlendirilmiş olan hastaların Rem AHİ ve Non Rem AHİ değerlerinin birbirine yakın ortalamalara sahip olduğu dikkat çekmiştir. Hastaların kardiyak parametreleri ile cinsiyetleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. Sonuç: Bulgularımız OSAS'ın kardiyak disfonksiyonla ilişkisini ve OSAS'lı hastalarda vücut yağ oranının, BMI ve bel çevresi kalınlığının anlamlı şekilde artmış olduğunu ortaya koymuştur. OSAS nedeniyle gelişen kardiyak disfonksiyonun artmış mortalite ile ilişkisi aşikârdır. Bu bakımdan birinci basamakta sağlık hizmet sunumundan sorumlu aile hekimlerinin OSAS'ın önemli risk faktörlerinden olan obezitenin önlenmesi noktasında kritik bir konumda olduğu görülmektedir. Hastalara aile hekimleri tarafından etkin danışmanlık verilmesi ve OSAS hastalarının göğüs hastalıkları uzmanları ve kardiyologlar ile koordineli şekilde takiplerinin, sağlığın korunması ve iyileştirilmesi noktasında akılcı bir yaklaşım olduğu söylenebilir. Çalışmamızda OSAS hastalarında boyun çevresi kalınlığının da anlamlı şekilde artmış olduğu bulunmuştur. Boyun çevresi ölçümü, kardiyovasküler hastalık riskinin tahmin edilmesinde fayda sağlayabilecek non-invaziv, basit bir yöntem olup, birinci basamak sağlık hizmetlerinde boyun çevresi ölçümü OSAS gelişme potansiyelini ve dolayısıyla kardiyovasküler hastalık riskini öngördürmeye yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, Uyku hipopnesi, Beden Kitle İndeksi, Uyku, REM

HipopneKalpKalp fonksiyon testleri+4
Muharrem Akyel
Harran University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obstrüktif uyku apnesi sendromu tromboembolizm ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada amacımız OSUS tanılı hastalarda Hemogram, Biyokimya, Kan gazı, Sedimantasyon, PT, APTT, C-reaktif protein(CRP), Fibrinojen, D-dimer, Trombofili paneli, Homosistein, bakmak olup; elde edilen verilerle OSAS'ın tromboza eğilimde etkisi olup olmadığının gösterilmesi ve bu hastaların tedavi ve takiplerine yönelik planlamalara olumlu yönde katkı sağlamaktır Yöntem: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Göğüs Hastalıkları Kliniği'nde Eylül 2022 haziran 2023 tarihleri arasında Obstruktif uyku apne ön tanısı ile başvuran hastalara Polisomnografi cihazıyla uyku laboratuar ortamında uyku testi yapıldı. Eş zamanlı olarak hastalardan kan alındı. Ouas tanılı hastalar kendi içinde polisomnografi cihazı verilerine göre normal, hafif, orta ve ağır olmak üzere 4 grupta incelendi. Bu gruplardan alınan kan sonuçlarına göre trombo-embolizm açısından laboratuvar parametrelerinde meydana gelen değişiklikler ve gruplar arası sonuç korelasyon düzeyleri incelendi. İstatistiksel analizler için SPSS 22,0 programı kullanıldı, uygun istatistiksel analizler kullanılarak ve anlamlılık düzeyi olarak p< 0.05 değeri kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya 34 (%37,4) kadın, 57 (%62,6) erkek olmak üzere toplam 91 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların %35,2'sinde (n=32) hipertansiyon (HT), %22,0'sinde (n=20) koroner arter hastalığı (KAH), %26,4'ünde (n=24) diyabet (DM), %50,5'inde (n=46) hiperlipidemi ve %5,5'inde (n=5) serebrovasküler hastalık olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %63,7'sinde (n= 58) yüksek düzeyde horlama, %6,6'sında (n=6) orta düzeyde horlama ve %28,6'sında (n= 26) ise hafif düzeyde horlama olduğu tespit edilmiştir. AHİ ve ODİ puanları ile kandaki CRP (rho= 0,27 ve p<0,05), Fibrinojen (rho=0,25 ve p<0,05) ve % (PT) (rho=0,22 ve p<0,05) değerleri arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. REM uyku süresi ile kandaki Fibrinojen (rho= -0,23 ve p<0,05) değerleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. MTHFR C677T geni mutant grubunun ODİ puanları ile kandaki CRP ve D-Dimer değerleri arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu (rho=0,37 ve p<0,05; rho=0,35 ve p<0,05) bulunmuştur. PAI-1 4G/5G geni mutant grubunun ODİ puanları ile kandaki CRP, Fibrinojen ve % (PT) değerleri arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu (rho=0,34 ve p<0,05; rho=0,32 ve p<0,05; rho=0,31 ve p<0,05) bulunmuştur. VII MTHFR C677T geni mutant grubunun toplam uyku süresi ile kandaki CRP değerleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu (rho=0,35 ve p<0,05) bulunmuştur. PAI-1 4G/5G geni mutant grubunun AHİ puanları ile kandaki INR değerleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu (rho=-0,31 ve p<0,05) bulunmuştur. Faktör XIII V35L geni mutant grubunun AHİ ve ODİ puanları ile kandaki Homosistein değerleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu (rho=0,62 ve p<0,05) bulunmuştur. PAI-1 4G/5G geni mutant grubunun ODİ puanları ile kandaki INR değerleri arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu (rho=-0,32 ve p<0,05) bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamıza katılan hastalar demografik ve polisomnografik özellikler açısından literatürle paralellik gösterdi. Çalışmamızda AHİ ve ODİ puanları ile kandaki CRP, Fibrinojen, D Dimer ve %(PT) değerleri arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Bu durum OSAS ile tromboembolizm arasında anlamlı bir ilişki olduğunu düşündürmektedir. Analiz etmiş olduğumuz CRP ve D Dimer başta REM uyku süresi olmak üzere pek çok durumda proinflamatuvar mekanizmalarla etki etmektedir. MTHFR C677T ve PAI-1 4G/5G mutasyonlarının Faktör XIII V35L mutasyonuna oranla uyku parametreleri üzerinde daha etkili olduğu belirlendi. Uyku apnesi değişkenleri ile venöz tromboembolik olaylar arasındaki bağlantının anlaşılabilmesi açısından genom dizileme ve diğer genetik analizlerin yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Daha çok araştırma ile birlikte hastalığın patogenezinde rol alan temel mekanizmaların aydınlatılması, progresyon, ilişkili hastalıkların etki düzeyi ve semptomatik ayırıcı tanı açısından literatürde gelişme sağlanacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Obstruktif Uyku apnesi, Tromboemboli, REM uykusu, Horlama, Apne-Hipopne indeksi

ApneEmboliEmboli ve tromboz+7
Adnan Çetin
Harran University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

8-10 yaş çocuklarında uyku sorunları ile bağlanma stillerinin incelenmesi

Çocukluk döneminde kazandığımız veya maruz kaldığımız birçok durum yaşamamızın ilerleyen dönemlerini etkilemektedir. Çocukların duygularını düzenlemede büyük bir öneme sahip olan uyku, hem kalitesi ile hem de varlığıyla fizyolojik açıdan büyük öneme sahiptir. Uykunun içeriği hala gizemini koruyor olsa da gerekliliği hakkında literatürel bir uzlaşma vardır. Uyku durumunu anlamak için onu etkileyen değişkenlerin önemini kriterize etmemiz gerekmektedir. Bu da uyku sorunlarının derinlemesine ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu amaçla araştırmamızda 8-10 yaş çocuklarında uyku sorunları ile bağlanma stilleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, evreni belli örneklem hesabı ile %95 güven aralığı ve %5 hata payına göre 378 çocuk oluşturacaktır. Bu çalışma 2017 yılı içerisinde İstanbul ilinde Başakşehir, Ziyagökalp Mahallesi, Kayaşehir Mahallesi, Altınşehir Mahallesi, Şamlar Mahallesi ve İkitelli OSB Mahallesi semtlerinde bulunan 378 8-10 yaş çocuk katılımcı üzerinde yapılacaktır. Bu çalışma sırasında edinilen demografik bilgiler ile istatistiksel planlanmış rastlantısallık durumu aranarak toplanacaktır. Çalışma grubundaki bireylerin hepsine ''Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi'', ''Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Orta Çocukluk Dönemi Ölçeği'' ve ''Sosyo-demografik Bilgi Formu'' uygulanmıştır. Araştırmanın genellenmek istenen örneklemi İstanbul'dur. Araştırma için Ekim 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında veri toplanacaktır. Veriler SPSS 20 paket programı kullanılarak analiz edilecektir. Araştırma verileri doğrultusunda çocukların uyku sorunları ölçeğinden aldıkları puanlar ile bağlanma stilleri alt boyutu kaçınmacı ve kaygılı bağlanma puanları ile istatistiksel anlamlı şekilde ilişkisi bulgulanamamıştır. Bağlanma stilleri alt boyutu kaçınmacı bağlanma puanları ile kaygılı bağlanma puanları istatistiksel olarak anlamlı bulgulanmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan 8,9 ve 10 yaşındaki çocukların uyku sorunları ölçeğinden aldıkları puanların 41 eşik puanı etkileyen bağlanma stilleri ölçeği alt boyutu kaçınmacı bağlanma olarak belirlenmiştir. Analizler sonucu elde edilen bulgular, literatür ışığında kuramsal olarak tartışılmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriUyku+4
Zeynep Karaer
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uyku kliniğine başvurmuş ve uyku bozukluğu tanısı almış bireylerde uyku kalitesi, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, uyku kliğine başvurmuş ve uyku tanısı almış bireylerin, uyku kalitesi, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini incelemektir. Araştırmanın örneklemi 54'ü erkek ve 48'i kadın olmak üzere 102 yetişkin uyku bozukluğu tanısı almış bireylerden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, " Lovibond Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASÖ)" ve "Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) paket programı (22.0) kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespit edilmesi için "Normallik Testi" gerçekleştirilmiştir. Verilerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir. "Non-Parametrik" testlerde kullanılan "Mann-Withney U" ve "Kruskal-Wallis-H" testi kullanılmıştır. Örneklemi oluşturan bireylerin Sosyo-Demografik özellikleri "Frekans" tablosu yapılarak özetlenmiştir. Araştırmanın hipotezleri doğrultusunda değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek içinse korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre uyku bozukluğu tanısı almış kişilerde, uyku bozuklukları genel olarak incelendiğinde depresyon, anksiyete ve stres bulgusuna rastlanmamış, uyku bozuklukları ile uyku kalitesi arasında anlamlı bir sonuç elde edilmiştir. Uyku bozuklukları ayrı ayrı incelendiğinde, depresyon, anksiyete ve stres ile uyku bozuklukları arasında anlamlı bir sonuç olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Uyku Bozuklukları, Uyku Kalitesi, Depresyon, Anksiyete ve Stres

AnksiyeteStresUyku+3
Yıldız Merve Kutlu
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Parkinson hastalarında depresyon, anksiyete, yorgunluk, uyku bozukluğu ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu araştırma kapsamında, parkinson hastalarında depresyon, yorgunluk, uyku bozukluğu, anksiyete ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu doğrultuda araştırma verileri İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'nde 01.12.2019-01.04.2020 tarihleri arasında toplandı. Araştırma gözlemsel, analitik ve kesitsel modelde gerçekleştirildi. Araştırmaya Parkinson tanılı 30 olgu ve sağlıklı 30 birey katıldı. Çalışmada verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek oluşturulan sosyo demografik veri formu, Parkinson hastalığının derecesinin belirlenmesi "Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği", bireylerin depresyon "Beck Depresyon Ölçeği", yorgunluk "Yorgunluk Şiddet Ölçeği", uyku bozukluğu "Pitts Burgh Uyku Kalitesi indeksi, anksiyete "Hamilton Anksiyete Ölçeği" ve yaşam kalitesi ise "Sf-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form" ile değerlendirildi. Gruplar arası farklılıklar Student t testi ve ANOVA testi kullanılarak analiz edildi ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırma sonucunda Parkinson hastalığına sahip olan bireyler ile sağlıklı bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri anlamlı olarak farklılaştığı görüldü (p<0.05). Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk ve anksiyete düzeyleri sağlıklı bireylere oranla anlamlı olarak daha yüksekken; yaşam kalitesi düzeyleri anlamlı olarak daha düşüktür (p<0.05). Aynı zamanda Parkinson hastalığına sahip olan bireylerin depresyon, yorgunluk, uykusuzluk, anksiyete ve yaşam kalitesi düzeyleri cinsiyet, yaş ve hastalık evresine göre farklılık göstermemekteydi (p<0.05). Sonuç olarak; Parkinsonlu bireylerin depresyon, yorgunluk, uyku bozukluğu ve anksiyete düzeyleri Parkinson olmayan bireylere göre yüksek, yaşam kaliteleri düşük bulunmuştur.

AnksiyeteDepresyonParkinson hastalığı+4
Kadriye Merve Büyüktepe
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Serebral palsili çocukların motor fonksiyon düzeylerinin, uyku ve yaşam kalitesi düzeylerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma serebral palsili çocuklarda kaba motor fonksiyon düzeyinin uyku kalitesi ve yaşam kalitesi düzeylerine etkilerini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışma yaşları 6-15 yıl arasında değişen serebral palsi (SP) tanısı almış ve uyku problemi olan 80 tane çocuk dahil edildi. Değerlendirmeler katılmayı kabul eden çocuklara pediatri odasında yanında ebeveyni bulunurken sadece 1 kez yüz yüze uygulandı. Çocuklar kaba motor fonkiyon ölçütü (KMFÖ), kaba motor fonksiyon sınıflama sistemi (KMFSS), çocuklarda uyku bozuklukları ölçeği (ÇUBÖ), çocuklarda kullanılan yaşam kalitesi ölçeği PedsQl ile değerlendirildi. Yapılan değerlendirme sonucunda KMFÖ ve KMFSS, ÇUBÖ ve Pedsql arasında ileri düzeyde anlamlı negatif ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,001). KMFSS'nin KMFÖ ile ileri düzeyde anlamlı negatif ilişkisi vardır, ÇUBÖ ve Pedsql ile arasında ileri düzeyde anlamlı pozitif ilişkisinin olduğu saptanmıştır (p<0,001). ÇUBÖ'nün KMFÖ ile ileri düzeyde anlamlı negatif ilişkisi vardır, KMFSS ve Pedsql ile arasında ileri düzeyde anlamlı pozitif ilişkisinin olduğu saptanmıştır (p<0,001). Pedsql'un KMFÖ ile ileri düzeyde anlamlı negatif ilişkisi vardır, KMFSS ve ÇUBÖ ile arasında ileri düzeyde anlamlı pozitif ilişkisinin olduğu saptanmıştır (p<0,001). Sonuç olarak KMFSS seviyesi yüksek, tüm vücut tutulumu olan, fonksiyonel kapasitesi düşük hastalarda uyku bozuklukları gelişme olasılığı yüksektir.

Motor aktiviteMotor becerilerSerebral palsi+4
Sibel Sarıgül
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vardiyalı çalışanlarda uyku sorunları ve iş tatmini arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışma hayatı insanların zamanın büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. İş yaşamında yaşanan olumlu ve olumsuz durumlar bireyin diğer yaşam alanlarını da büyük ölçüde etkilemektedir. Bireyin iş doyumunun olması hem bireyin diğer yaşam alanlarındaki doyum düzeyini hem de çalıştığı örgüte olan katkısını ve verimini etkilemektedir. Bu araştırmanın amacı; vardiyalı sistemde çalışanların uyku düzenlerinde meydana gelen düzensizliğin, kurum içinde iş tatminini ve boyutlarına etkisinin incelenmesidir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde tasarlanmış ve nicel yöntem kullanılmıştır. Araştırma vardiyalı çalışma sistemi ile çalışan 146 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda uyku hijyeni ile uyku kalitesi arasında, iş doyumu ile uyku kalitesi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Diğer bir ifadeyle uyku hijyeni arttıkça, uyku kalitesinin arttığı, uyku kalitesinin artmasının iş doyumunun arttığı belirlenmiştir.

UykuUyku bozukluklarıVardiya sistemi+2
Arzu Bagır
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Maksiller darlıkla birlikte obstruktif uyku apne sendromu olan çocuklarda hızlı maksiller genişletme tedavisinin retrospektif değerlendirilmesi

Giriş: Bu retrospektif çalışmanın amacı maksiller darlıkla birlikte obstrüktif uyku apne sendromu olan çocuk hastalarda, hızlı üst çene genişletme tedavisinin (RME) iskeletsel ve dental yapılarda oluşturduğu değişimler ile uyku apnesi üzerine olan etkilerini değerlendirmektir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya ortalama yaşları 12,22±1,95 yıl olan 14 (5 kadın, 9 erkek) çocuk hasta dahil edildi. Konvansiyonel bonded maksiller ekspansiyon apareyi ile tedavi edilen hastaların arşiv kayıtlarındaki tedavi başı (T0) ve ekspansiyon sonrası retansiyon sonunda (T1) alınan dental alçı model, lateral sefalometrik, postero-anterior sefalometrik film analizleri, polisomnografi ve Pediatrik Uyku Anketi verileri üzerinde sırasıyla dental, iskeletsel, havayolu, uyku testi ve risk değerlendirmeleri yapıldı. T0 ve T1 karşılaştırmaları için iki eş arasındaki farkın anlamlılık testi, Wilcoxon ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Bulgular: Ekspansiyon sonrası üst intermolar mesafe referans noktalarına göre ortalama 4,46- 5,61 mm arttı (p 0,001). SNA açısı ortalama 0,43 arttı (p 0,01), A noktası ortalama 1,34 mm öne (p 0,001), 1,64 mm (p 0,01) aşağı hareket etti. SNB açısı ortalama 0,46 arttı (p 0,01), B noktası 1,84 mm aşağı hareket etti (p 0,01). SN/MD açısı 0,5 arttı (p 0,05). ANS-Me ve S -Go mesafeleri sırasıyla ortalama 2,93 mm (p 0,01) ve 2,98 mm arttı (p 0,001). N-Me mesafesi 5,1 mm arttı (p 0,05). Üst ve alt hava yolu mesafeleri sırasıyla ortalama 2,48 mm ve 2,98 mm arttı (p 0,001). Vertikal hava yolu uzunluğu ortalama 2,67 mm arttı (p 0,001). Yumuşak damak uzunluğu ve dil uzunlukları sırasıyla ortalama 1,2 mm (p 0,05) ve 8,89 mm arttı (p 0,001). Maksiller tranvers genişlik 2,98 mm arttı (p 0,05). Nazal kavite genişlik ve yüksekliği sırasıyla ortalama 2,99 mm ve 0,85 mm arttı (p 0,001). AHI, Supin AHİ, hipopne süresi, horlama süresi ve sırasıyla ortalama 9,14/sa (p 0,001) ve 4,4/sa, 3,5/sa, 1,65/sa (p 0,01) azaldı. Uyku verimliliği ve oksijen saturasyonu (SpO2) sırasıyla %10,25 ve ortalama %1,16 arttı (p 0,001). Pediatrik Uyku Anketi risk skoru 0,34 azaldı (p 0,001). Sonuç: RME tedavisi sonrası maksiller iskeletsel ve dentoalveoler yapıların transvers yön boyutlarında artışlar görüldü. Nazal kavite transvers yön genişliği ve sagittal hava yolu genişlikleri arttı. Polisomnografik verilerden AHİ değerinde %64, Supin AHİ değerinde %78 oranında azalmalar ile birlikte uyku apnesinde iyileşme sağlandı. Anahtar kelimeler: Maksiller Darlık, Hızlı Üst Çene Genişletme Tedavisi, Uyku Apnesi

Alveolar kenar artırılmasıMaksillaRetrospektif çalışmalar+3
Mustafa Kızılırmak
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obstrüktif uyku apneli çocukların tedavisi olan adenotonsillektominin başarısını etkileyen faktörler

Adenoidektomi ve tonsillektomi KBB hekimlerinin pratiğinde en sık yapılan ameliyatlardandır. Çocuklarda obstrüktif uyku apnesinde (OUA) en sık görülen patoloji adenotonsiller hipertrofidir. Çoğu hastada bu ameliyattan sonra semptom ve bulgular azalmaktadır. Ancak persistan hastalık da nadir değildir. Bunun sebepleri arasında obezite, kraniyofasiyal anomaliler, nörolojik hastalıklar gibi ek hastalıklar olabilmekle beraber sağlıklı çocuklarda da persistan OUA sık görülmektedir. Literatürde bununla bağlı birçok çalışma olsa da, hastalığın persistan OUA'nın sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Amacımız ek hastalığı olmayan OUA çocuklarda adenotonsillektominin başarısını etkileyebilecek faktörleri araştırmak, adenoid ve tonsillerin boyutu, yaş, cinsiyet, çene yapısı gibi potansiyel etkenleri ortaya koymaktır. Çalışmamızda polisomnografik olarak orta ve ağır OUA tanısı almış çocukların verileri toplanarak preoperatif ve postoperatif apne-hipopne indeksine (AHİ) göre ameliyat başarısı ve başarısızlığın nedenleri incelenmiştir. Çalışmamızda <6 yaş grubunda tonsil grade 3,4 olanlarda tonsil grade 1,2 olanlara göre ameliyat başarısı anlamlı daha yüksektir. Adenotonsillektomi sonrasında rezidü OUA olan hastalarda (postoperatif AHİ ≥ 5) iyileşen hastalarla (postop AHİ <5) kıyasla sefalometrik değerlerin farklı olması, özellikle alt kesici dişlerin inklinasyon açısının (İMPA) daha dar olması ve mandibula ile hyoid arasındaki mesafenin (MPH) daha uzun olması çalışmamızın sonucunda ortaya konmuştur. Angle sınıf 3 oklüzyon grubunda sınıf 1 ve sınıf 2'ye göre ameliyat sonrası daha yüksek oranda persistan OUA saptanmıştır. Aynı zamanda preoperatif AHİ skorunun yüksek olması ile cerrahi başarısızlık arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Yaş, cinsiyet ile ameliyat başarısı arasında ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: adenoidektomi, tonsillektomi, adenotonsillektomi, persistan obstrüktif uyku apnesi, horlama, sefalometri, polisomnografi

AdenoidektomiCerrahi-kulak-burun-boğazHorlama+7
Ali Aliyev
Hacettepe University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uyku problemi olan 12-36 aylık çocuklarda vestibülo-oküler ve duyusal işlemleme ile ilgili davranışsal yanıtların incelenmesi

Bu çalışma uyku problemi olan çocukların vestibülo-oküler ve duyusal işlemleme ile ilgili davranışsal yanıtların arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 12-36 ay arasındaki 56 uyku problemi olan, 48 uyku problemi olmayan 104 çocuk dahil edildi. Katılımcıların uyku problemi olup olması durumunu değerlendirmek için Kısa Bebek Uyku Anketi (BISQ), duyusal işlemleme davranışsal yanıtlarını değerlendirmek için Bebeklik Çağı Duyu Profili Bakım Veren Anketi 2 (TSP), vestibülo-oküler refleks yanıtını değerlendirmek için ise rotasyon sandalyesi kullanıldı. Uyku problemi olan ve olmayan çocuklarda duyusal işlemleme yanıtları arasındaki ilişki ki-kare testi ile her bir parametre için incelendi. Uyku problemi olan ve olmayan çocukların duyusal işlemleme yanıtları açısından genel süreç parametresi hariç tüm bölüm ve çeyrekliklerde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0,05). Vestibülo-oküler refleks için katılımcılardan yeterli veri alınamadığı için bu bölüm istatistiksel olarak değerlendirilememiştir. Çalışmanın sonucuna göre tipik gelişim gösteren çalışma ve kontrol grubundaki çocukların toplam uyku süreleri benzerdir. Ancak çalışma grubundaki çocukların uyku problemlerinin olmasının temel nedeni sık uyanma ve dalmada güçlüklerdir. Bu çocukların uyku problemlerinin atipik duyusal işlemlemelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ergoterapi teori ve modelleri doğrultusunda hazırlanacak kişi merkezli, duyu temelli ergoterapi müdahalelerinin uyku problemi olan çocukların ve ailelerinin uyku ve yaşam kalitelerini etkileyeceği ve ebeveynlerin yaşam memnuniyetini artırabileceği düşünülmektedir.

BilişDuyularDuyusal bütünleşme+7
Büşra Kaplan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obstrüktif uyku apnesi olan adenotonsiller hipertrofili çocuklarda sistemik ve pulmoner hipertansiyon, kardiyak fonksiyonlar ve bunlara etki eden faktörlerin pre ve post adenotonsillektomi dönemlerinde değerlendirilmesi

Obstrüktif uyku apne sendromunun (OUAS) çocuklarda %2- 3,5 sıklığında görüldüğü tahmin edilmektedir. Adenotonsiller hipertrofi (ATH) çocuklarda OUAS' ın en sık nedenidir. OUAS çocuklarda hipertansiyon, sağ kalp yetmezliği, sol kalp yetmezliği, pulmoner hipertansiyon, aritmi gibi kardiyovasküler komorbiditelere ve oksidatif stres artışına yol açmaktadır. ATH'ye ikincil OUAS gelişen hastalarda ilk tedavi seçeneği olarak adenotonsillektomi operasyonu uygulanmaktadır. Çalışmamızda ATH'ye ikincil OUAS gelişen ve ek dahili hastalığı olmayan hastalarda adenotonsillektomi operasyonu öncesi ve sonrasında kardiyovasküler değişiklikler, hipertansiyon ve oksidatif stres varlığının araştırılması planlanmıştır. Çalışmaya Kasım 2018- Ekim 2019 tarihleri arasında Kulak-Burun-Boğaz Polikliniği'ne adenotonsiller hipertrofisi olan ve horlama şikayeti ile başvuran 28 hasta dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalama± standart sapma değeri= 8,2± 2,06 (4,51-12,69) olarak bulunmuştur. Hastalara polisomnografi (PSG) uygulanarak OUAS tanısı konulmuştur. OUAS tanısı alan hastalara Ekokardiyografi (EKO) ve elektrokardiyografi (EKG) tetkikleri yapılmış, 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı ölçümü (ABPM) gerçekleştirilmiştir. Hastalardan kan serum örneği alınarak oksidan ve antioksidan parametreleri değerlendirilmiştir. Tüm hastalara adenotonsillektomi operasyonu uygulanmıştır. Postoperatif 6. ayda (3-9 ay) hastaların 22' si kontrol değerlendirme için başvurmuştur. Kontrol değerlendirmede PSG, EKO, EKG ve ABPM tekrar uygulanmıştır, oksidan ve antioksidan parametrelerin değerlendirilmesi için kontrol kan serum örneği alınmıştır. Hastaların PSG parametrelerinden postoperatif dönemde apne-hipopne indeksi (AHİ) (p<0,001), oksijen desaturasyon indeksi (p=0,042), oksijen desaturasyon yüzdesi (p=0,019), horlama zamanı (p=0,013) ve horlama yüzdesi (p=0,010) değerleri istatistiksel açıdan anlamlı ölçüde azalmıştır. Hastaların EKO verilerinde; sağ ventrikül fonksiyonunu değerlendiren triküspit anülüs düzleminin sistolik hareketi (TAPSE) (p=0,010) değeri postoperatif dönemde artmıştır. Sol ventrikül fonksiyonunu değerlendiren trans-mitral E dalga hızı (mitral E) değeri (p=0,014) postoperatif dönemde artmıştır. Sol ventrikül global ortalama gerginlik eğrisi (GLPS–AVG) (p=0,002) değeri postoperatif dönemde istatistiksel açıdan anlamlı ölçüde azalmıştır. TAPSE ve AHİ değerleri arasında anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır (r=-0,553, p=0,009). GLPS-AVG ve oksijen desaturasyon yüzdesi değerleri arasında anlamlı pozitif korelasyon saptanmıştır (r=0,518, p=0,016). Preoperatif ve postoperatif EKG verileri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Hastalarda preoperatif ve postoperatif dönemlerde oksidatif stres belirteçlerinden Malondialdehid (MDA), Total Oksidan Seviye (TOS); antioksidan belirteçlerden Total Antioksidan Seviye (TAS), İndirgenmiş Glutatyon (GSH), Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (CAT) düzeylerine bakılmıştır. Postoperatif dönemde TOS (p<0,001) ve MDA (p<0,001) düzeyleri azalmıştır; TAS (p<0,001), SOD (p<0,001), CAT (p<0,001) ve GSH (p=0,001) düzeyleri artmıştır. Hastalarda ABPM ile sistolik kan basıncı (SKB), diyastolik kan basıncı (DKB), ortalama arteriyal basınç (OAB), kalp hızı (KH) parametreleri değerlendirilmiştir. Elde edilen ABPM kayıtları ile SKB, DKB, OAB, KH değerlerinin gündüz saat 08.00-20.00 arasındaki değerleri ile gündüz uyanıklık ortalaması; 24.00-06.00 saatleri arasında gece uyku ortalaması ve 24 saat boyunca günlük ortalamaları hesaplanmıştır. Bu değerler hastaların boylarına göre standart sapma deviasyon skoruna (SDS) çevrilmiştir. 24 saatlik dönemde ve uyanıklık döneminde KH değerinde postoperatif dönemde istatistiksel açıdan anlamlı bir düşme görülmüştür. Postoperatif dönemde hipertansiyon bulgusunda azalma görülmemiştir. Hipertansiyon ve AHİ arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Adenotonsillektomi operasyonu öncesinde normotansif izlenen ancak postoperatif dönemde hipertansiyon gelişen hastalar izlenmiştir. Sonuç olarak; ATH'ye sekonder OUAS'ı olan hastaların EKO ve ABPM uygulanarak hipertansiyon ve kardiyovasküler patolojiler açısından değerlendirilmesi önerilir. Preoperatif dönemde hasta normotansif izleniyor olsa bile postoperatif dönemde hipertansiyon açısından değerlendirilmesi önem taşır. Çünkü adenotonsillektomi operasyonundan sonra baroreseptör fonksiyonlarının ne kadar sürede iyileştiği bilinmemektedir. Kardiyovasküler sistemde geri dönüşümsüz hasar gelişmeden adenotonsillektomi operasyonunun uygulanması, postoperatif dönemde EKO ve ABPM değerlendirmelerinin tekrarlanması önerilir.

AdenoidlerHipertansiyon-pulmonerKalp fonksiyon testleri+7
Tuğçe Özbilgiç
Hacettepe University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Alzheimer hastalığında sirkadiyen ritm değişikliği ve morfolojik karşılığının incelenmesi

Alzheimer Hastalığı (AH) ileri yaşta gözlenen demansların en sık karşılaşılan formudur. Yaşlanan popülasyon ile birlikte sebep olduğu bireysel engellilik,sağlık ve günlük bakım hizmetlerinin maliyeti ile önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Uyku ve sirkadiyen ritim bozuklukları AH'da sıkça karşılaşılan bir antite olup bakım zorluklarının ve bakım merkezine yatırılışların önde gelen sebeplerindendir. Bu çalışmanın amacı, özellikle AH'nın erken döneminde kontrol grubu ile kıyaslanarak kognitif işlevler, uyku alışkanlıkları ve hipotalamik hacim değişikliklerini incelemek; hipotalamus hacminin nörogörüntüleme biyobelirteci olabilirliğini değerlendirmektir. Çalışmaya Eylül 2019 ile Temmuz 2020 arasında merkezimize başvuran 20 hasta (Hafif Kognitif Bozukluk-HKB, hafif ve orta evre AH) ve 8 kontrol dahil edilmiş; ancak veri uygunluğu ve teknik nedenlerle 12 hasta ve 5 kontrol istatistiksel analize alınabilmiştir. Çalışma dahilinde katılımcılara kraniyal manyetik rezonans görüntüleme ve volumetrik hipotalamik hacim ölçümü, 7 güne kadar aktigrafi kaydı, nöropsikometrik testler ve uyku anketleri uygulanmıştır. Çalışmamızın sonuçlarında hipotalamik hacim değerlerinde iki grup arasında istatistiksel anlamlı bir sonuç saptanmamıştır. Gruplar arasında saptanan anlamlı değişiklik sadece minimum uyku latans süresinde olup hasta grubunda daha uzun gözlenmiştir. HKB ve hafif-orta AH grupları arasında yapılan analizde minimum uyku etkinliğinin hastalık evresi ile beraber arttığı gözlenmiş; ancak maksimum ve ortalama uyku etkinliği sonuçlarında bu anlamlılığın gözlenmemiş olması ileri araştırmalar gerektirmektedir. Bellek testlerinde daha iyi skorların daha uzun toplam uyku süresi ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Uyku bölünmesinde artış, kötü yürütücü işlev skorlarına işaret ederken toplam uyku süresi ölçümlerinde tam tersi gözlenmiştir. Örneklemimizin küçüklüğü genelleme yapmak için yetersiz olmakla birlikte çalışmamızda gözlenen sonuçlar AH'nın uyku-uyanıklık ritminde bozukluğa sebep olduğu bilgisini desteklemektedir. AH'da sirkadiyen ritim bozukluğu incelenirken polisomnografik değerlendirmeyle de desteklenmesine, ritim özelliklerinin ve küçük bir anatomik yapı olan hipotalamusun hacmindeki değişikliklerin saptanabilmesi için daha büyük örneklem içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.

Alzheimer hastalığıBilişBilişsel işlevler+4
Dilek Mutlu
Hacettepe University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Obstrüktif uyku apnesi olan hastalarda koblatörle dil kökü rezeksiyonu cerrahisi sonuçlarının polisomnografi ve manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi

Oblatörle dil kökü rezeksiyonu, düşük maliyet, düşük komplikasyon ve morbidite sebebiyle, OUA tedavisinde son yıllarda oldukça sık uygulanmaktadır. Çalışmamızda cerrahi sonrasında elde edilen hacimsel değişiklikler ile polisomnografi (PSG) parametreleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza orta ve şiddetli OUA tanısı alan, Cormack-Lehane sınıflamasına göre dil kökü evre 2-3-4 olan; Müller manevrası ile %50'den fazla obstrüksiyon tespit edilen, 18-65 yaş aralığında 24 hasta dahil edilmiştir. Hastalara preoperatif dönemde ve postoperatif 3-6. aylar arasında MRG yapılmıştır. Preoperatif ve postoperatif dil kökü ve retroglossal havayolu hacimleri GE PACS iş istasyonu üzerindeki üç boyutlu uygulamalar programı ile ölçülmüştür. Preoperatif apne-hipopne indeksi (AHİ) ortalaması 42.2±22.5, postoperatif AHİ ortalaması 29.9±17.7 olarak bulunmuş ve istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). Dil kökü hacmi ortalaması preoperatif 49.2±7.4 cm3, postoperatif 37.5±8.3 cm3 ölçülürken (p<0.001); retroglossal havayolu hacmi ortalaması preoperatif 11±3.3 cm3, postoperatif 16.7±4.8 cm3 olarak tespit edilmiştir (p<0.001). Dil kökü ve retroglossal havayolu hacmindeki değişikliklerin, AHİ, supin AHİ, nonsupin AHİ ve oksijen desaturasyon indeksi(ODİ) başta olmak üzere değerlendirilen PSG parametreleri ile istatistiksel olarak anlamlı korelasyon göstermediği saptanmıştır. Retroglossal havayolu hacmi, cerrahi olarak başarılı grupta %96.5±97.9; başarısız grupta %46.9±30.8 artmıştır. Dil kökü hacmi, cerrahi olarak başarılı grupta %33±11.2, başarısız grupta %20.2±13.9 azalmıştır. Ancak başarılı ve başarısız hasta grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak koblatörle dil kökü rezeksiyonu, dil kökünde objektif küçülme, retroglossal havayolu hacminde de artış sağlamaktadır. Ancak ortaya konulan bulgular, dil kökü ve retroglossal havayolu hacim değişikliklerinin AHİ'deki değişim ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkilide olmadığını göstermektedir. Bu sonuç OUA patofizyolojisinin multifaktöriyel oluşuna bağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Obstruktif uyku apnesi, polisomnografi, manyetik rezonans görüntüleme

Cerrahi-oralDil (Tıp)Manyetik rezonans görüntüleme+4
Hasan Mutlu
Hacettepe University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Damak yarığı onarımında vomer flebi kullanılmasının obstrüktif uyku apnesi insidansına etkisi

Dudak damak yarıkları, 1/700 canlı doğum insidansı ile baş boyun bölgesinin en sık görülen konjenital anomalileridir. Hastalarda sıklıkla; konuşma, işitme, beslenme ve orta yüz gelişimi ile ilgili sorunlarla karşılaşılmaktadır. Plastik cerrahinin en önemli ilgi alanlarından biri olan bu anomalinin tedavisinde pek çok bölüm birlikte multidisipliner olarak çalışmaktadır. Damak yarıklarının tedavisinde, üzerinde fikir birliği bulunan bir tedavi protokolü yoktur. Tek aşamalı veya iki aşamalı olarak gerçekleştirilebilen damak onarımlarında cerrahi olarak düz hat onarımları ile birlikte intravelar veloplasti veya z-plasti teknikleri tercih edilmektedir. Cerrahi zamanlaması için de farklı görüşler benimsenmiştir; konuşma sonuçlarının iyileştirilmesi için erken onarımı tercih eden merkezlerin yanısıra orta yüz gelişiminin daha az etkilenmesi düşüncesiyle geç damak onarımı yapan merkezler de mevcuttur. Farklı tedavi protokolleri bulunmakla birlikte nazal mukozanın onarımı için, özellikle geniş yarıklarda, sıklıkla vomer flebi kullanılmaktadır. Damak yarıklı hastalarda üst havayolunun hacmi anatomik bozukluklara bağlı olarak değişmiştir. Bu hasta grubunda daralmış havayolu, obstrüktif uyku apnesi sendromunun normal pediatrik popülasyona göre daha sık görülmesine neden olmaktadır. Birincil damak onarımlarından sonra erken dönemde, özellikle uyku ile ilişkili obstrüktif olaylar görülebilmektedir. Konuşma bozukluğu gelişen hastalarda velofaringeal yetmezliğin tedavisi için uygulanan faringeal flep cerrahisi sonrasında ise obstrüktif uyku apnesi sendromu (OUAS) insidansı belirgin olarak artmaktadır. OUAS tanısı atlanan veya uygun şekilde tedavi edilmeyen hastalarda, gün içerisinde yorgunluk, okul başarısında düşme gibi sosyal sorunların yanısıra kardiyovasküler ve serebral hastalıkların riski de artmaktadır. Çalışmamızda damak onarımı sırasında kullanılan vomer flebinin hastalarda ameliyat sonrası dönemde havayolu obstrüksiyonu yaratabileceği ve obstrüktif uyku apnesi sendromu riskini artırabileceği hipotez edilmiştir. Kliniğimizde damak onarımı gerçekleştirilen ve uyku ünitesinde polisomnografi yapılarak OUAS araştırılan 17 hastada vomer flebi kullanılan hastalar ile kullanılmayan hastaların apne hipopne indeksleri karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre damak onarımında vomer flebinin kullanılması OUAS riskini artırmamaktadır. Damak onarımında vomer flebinin uyku ilişkili obstrüktif olaylar açısından güvenle uygulanabileceği görülse de damak yarıklı hastalarda normal popülasyona göre artmış OUAS riski göz önünde bulundurulmalı, semptomatik hastalar dikkatle değerlendirilmelidir.

Cerrahi fleplerCerrahi-oralDamak+4
Gökhan Sert
Hacettepe University
2019
00

İlgili konular