Behcet syndrome
64 theses under this subject heading
İndolamin 2, 3 dioksijenaz gen polimorfizminin behçet hastalığı ve kliniği üzerine etkisi
Behçet hastalığı (BH), oral ve genital aftlar, üveit ve cilt bulgularıyla karakterize multifaktöryel bir hastalıktır. Ailesel olguların sıklığı, coğrafi dağılım göstermesi ve HLA-B51 ile güçlü ilişkisinin olması etiyopatogenezde genetik faktörlerin rolünü desteklemektedir. İndolamin 2,3-dioksijenaz (İDO) triptofanın oksidatif katabolizmasında rol alan immün modülatuvar bir enzimdir. İDO efektör T hücrelerin inhibisyonu ile Treg farklılaşması ve aktivasyonunu stimüle eder. İDO gen ekspresyonundaki bireyler arası varyasyonların İDO aktivitesinde farklılıklarla sonuçlandığı bilinmektedir. Literatürde, BH ile İDO gen polimorfizmi arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışmaya rastlamadık. Bu çalışmada BH'de İDO serum düzeyleri, İDO genindeki belirlenen tek nükleotid polimorfizmlerinin (TNP) klinik bulgularla ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya 90 Behçet hastası ve 52 sağlıklı gönüllü dahil edildi. İDO1 ve İDO2 için belirlenen gen bölgelerinde, 90 hasta 52 kontrol için TNP tespiti yapıldı. Serumda ELISA yöntemiyle İDO1 seviyeleri ölçüldü. Behçet hastalarında ve kontrol grubunda; İDO1 rs7820268, rs10108662 ile İDO2 rs4503083 geni polimorfizmleri ve allel frekansları açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı. Serum İDO1 seviyesinin Behçet hastalarında kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak düşük olduğu görüldü. BH'de kontrol grubuna kıyasla İDO1 düzeyinin düşük olması, immünhemostazın sağlanmasına rol oynayan İDO1'in BH patogenezinde etkili olabileceğini düşündürmektedir. Klinik bulgularla İDO1 düzeyi arasında anlamlı bir korelasyon gösterilememiştir. Gen polimorfizmleri açısından iki grup arasında fark saptanmamıştır. Klinik bulgular açısından ise sadece İDO1 rs7820268 CT genotipinin Nörobehçet gelişimi açısından koruyucu olabileceği düşünülmüştür. Diğer klinik bulgularla çalışılan gen polimorfizmleri açısından anlamlı ilişki saptanamamıştır. Nadir klinik bulgular açısından yeterli sayıda hastanın dahil edildiği daha geniş çalışmalar bu bulgulara katkı sağlayabilir.
Çocukluk çağında üveit tanısı alan olguların retrospektif değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasında, on yıllık süre içinde (2010-2020) çocuk immünoloji-romatoloji kliniğimizde takip edilen enfeksiyon ilişkisiz üveit tanısı almış hastalarda altta yatan primer tanının belirlenmesi ve tedavi yanıtının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18 yaş altı enfeksiyon ilişkisiz üveit tanısı ile takip edilen 93 hasta dahil edildi. Hastalara ait veriler geriye dönük olarak tarandı. Hastaların ilk ve son muayene bulguları kaydedildi. Biyomikroskopik muayenelerine göre hastaların son durumları remisyon, inaktif ve aktif dönem olarak sınıflandı. Hastaların klinik özellikleri, laboratuvar bulguları, aile öyküsü, hastalık süresince kullandığı ilaçlar incelendi. Hastaların 45'i(%48,4) erkek, 48'sı(%51,6) kızdı. Çocukluk çağı üveit tanı yaşı 10 yaş olarak saptandı. Üveit ile takipli hastaların 51'i (%54,8) idiyopatik üveit, 31'ü (%33,4) juvenil idiyopatik artrit, 11'i (%11,3) Behçet, tanısı aldı. Hasta grubundaki en sık sistemik hastalık juvenil idiyopatik artrit olarak saptandı. Hastaların 30'unun (%33,3) ANA testi pozitif saptandı. Hastaların 36'sında (%38,7) ön, 20'sinde (%21,50) orta, 11'inde (%11,8) arka ve 26'sında (%28) panüveit mevcuttu. İmmünsupresif tedaviye yanıtsızlık ve görme kaybı riski yüksek olan olgularda Anti- TNFα ajanlar verildi. Anti-TNFα ajanlar arasında daha çok infliksimab ve adalimumab tedavisi verildiği saptandı. Başvuru anında en sık saptanan oküler komplikasyon posterior sineşi(%16,1), izlemde gelişen en sık oküler komplikasyon ise glokomdu(%41,9). Erken tanı ve tedavinin amacı göz içi inflamasyonu en aza indirmek ve görme kaybına neden olan komplikasyonlardan kaçınmaktır. Bu nedenle romatolojik tutulumu olan hastaların oftalmolojik muayenelerinin düzenli aralıklarla yapılmasının sağlanması önemlidir. Göz hekimlerinin çocukluk çağı üveitlerinde altta yatan patolojiyi saptamak üzere pediatrik romatologlar ile iş birliği içine girmeleri önemlidir. Anahtar Kelimeler: üveit, behçet, artrit
Behçet tanılı olgularda kognitif fonksiyonlar ile beyin difüzyon tensor görüntüleme bulguları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Behçet tanılı olgularda beynin farklı lokalizasyonlarından elde edilen DTG parametreleri ile nörokognitif fonksiyonlar arasında ilişki olup olmadığının araştırılması. Gereç ve Yöntem: Behçet tanılı 35 olgu ve 21 sağlıklı kontrol çalışma kapsamına alındı. Olguların nörokognitif fonksiyonları seçici hatırlama testi, PASAT, uzamsal geri çağırma testi, sembol sayı modaliteleri testi ve kelime akıcılığı testleri ile değerlendirildi. Behçet tanılı olgular ile kontrol grubunda beynin 19 farklı lokalizasyonundan FA, ADC, MD, RD ölçümleri yapılarak elde edilen veriler karşılaştırıldı. Ayrıca nörokognitif fonksiyon testleri ile DTG parametreleri arasındaki korelasyon ve olgularda nörolojik semptom varlığının ve Nörobehçet tanısı ile takipli olmanın DTG parametrelerine ve nörokognitif fonksiyonlara olan etkisi değerlendirildi. Bulgular: Behçet tanılı olgularda singulum ve korpus kallozum splenium FA değerleri kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu. ADC değerleri ise korona radiata düzeyinde kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı. Nörolojik semptomu bulunan, bulunmayan olgular ve Nörobehçet tanılı olgularda da beyin parankiminde ölçüm yapılan lokalizasyonlarda DTG parametrelerinde anlamlı farklılıklar elde edildi. Nörokognitif fonksiyon test sonuçları ile farklı anatomik lokalizasyonlardan elde edilen DTG parametreleri arasında anlamlı korelasyonlar saptandı. Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlar, Behçet tanılı olgularda hastalığa bağlı gelişebilecek aksonal dejenerasyon, lokal hücresel hasar ve myelinize fiberlerdeki hasarlanmanın hastalığın erken dönem bulgusu olabileceğini ve buna sekonder nörokognitif fonksiyonların etkilenebileceğini düşündürtmektedir. Ayrıca olgularda konvansiyonel MRG 'de bulgu vermeden ve nörolojik semptomlar gelişmeden önce olası mikroyapısal değişikliklerin ortaya çıkabileceği tezini desteklemektedir. Behçet tanılı olgularda hastalığa sekonder beyinde hücresel düzeyde hasarın başladığını ve buna sekonder nörokognitif fonksiyonlarda bozulma olabileceğini düşünmekteyiz.
Behçet hastalarında sTREM- 1, VEGF-B VE VEGF gen ekspresyonu düzeylerinin, hastalık aktivasyonu ile ilişkisinin değerlendirilmesi
AMAÇ: Çalışmada VEGF-B, VEGF gen ekspresyonu ve sTREM-1 düzeylerinin Behçet hastalığı aktivasyonu ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı.GEREÇ VE YÖNTEM: Romatoloji Polikliniği'ne başvuran ve Uluslararası Çalışma Grubu kriterlerine göre BH tanısı konulan hastaların klinik özellikleri incelendi. EBDCAF skorlamasına göre aktif dönemde olan 30 Behçet hastası ile 30 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Laboratuarında, tüm hasta ve sağlıklı grubunun VEGF-B, VEGF gen ekspresyonu ve sTREM-1 düzeyleri çalışıldı.BULGULAR: Aktif Behçet hastalığı olan olguların VEGF-B, VEGF gen ekspresyon ve sTREM-1 düzeyleri, kontrol grubuna göre yüksek bulundu. Fakat sadece VEGF gen ekspresyonu istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0.008). Behçet hastalarında oral aft, genital ülser, göz, eklem, damar, deri ve nörolojik tutulumlu hastaları alt gruplar halinde ayrı ayrı analiz edildi. Eklem tutulumu (artrit/artralji) olan Behçet hastalarının VEGF gen ekspresyon düzeyini ve damar tutulumu olan (DVT/tromboflebit) Behçet hastalarının ise VEGF-B ve VEGF gen ekspresyonu düzeyini istatistiksel olarak anlamlı (p=0.035, p=0.021) yüksek bulduk. Bununla beraber her bir alt grup, kontrol grubu ile ayrı ayrı analiz edildi. Tüm gruplarda VEGF gen ekspresyonu, kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı. Genital ülseri ve damar tutulumu (DVT/tromboflebit) olan hastalarda aynı zamanda VEGF-B düzeyleride kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı.SONUÇLAR VE ÖNERİLER: VEGF-B ve VEGF gen ekspresyonu Behçet hastalığında aktivite belirteci olabilir. Ayrıca bu çalışma eklem ve damar tutulumu olan Behçet hastalarında yeni tedavi seçeneklerinin irdelenmesi gerektiğini göstermektedir. İlerleyen yıllarda bu çalışmayı irdeleyerek daha yüksek katılımlı araştırmalar ile VEGF'nin BH'lığı etyopatogenezi, aktivasyon ve prognozu üzerindeki rolünü ortaya koyan ve buna yönelik tedavi yöntemlerini araştıran yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Sözcükler: Behçet hastalığı, sTREM-1, VEGF-B, VEGF gen ekspresyonu
TRPM7 kanalı gen polimorfizmleri ile Behçet hastalığı arasındaki ilişkinin araştırılması
Transient Reseptör Potansiyel Katyon Kanalı (TRP), Subfamilya M, Üye 7 (transient receptor potansiyel melastanin 7, TRMP 7), iyon kanalları TRP ailesinin hemen hemen bütün hücrelerde bulunan bir üyesidir ve magnezyum, kalsiyum ve divalent eser metal iyonlarına karşı geçirgendir. Magnezyum eksikliği ve değişmiş TRPM7 ekspresyonu/aktivitesi, Behçet Hastalığında önemli faktörlerden olan endoteliyal disfonksiyon, vasküler reaktivite, proliferasyon, inflamasyon ve fibrozise katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk toplumunda Behçet Hastaları ve TRPM7 gen polimorfizmleri arasındaki muhtemel bir ilişkiyi araştırmaktır.Benzer yaş ve cinsiyette toplam 121 Behçet Hastası ve 175 sağlıklı kontrol bireyleri bu çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların genomik DNA'sı BioMark 96.96 dinamik array sistemi ile analiz edilmiştir. Genotip ve allel frekanslarındaki farklılıkların önemliliğinin hesaplanması amacı ile Ki kare testi (Yates düzeltmesi ile) veya Fisher'in kesin ki kare testi kullanıldı.Hastalarda, TRPM7 geni rs55924090'nin (Ile459Thr) genotip ve allel frekansı dağılımı Behçet hastalarında kontrollere göre önemli derecede farklı bulundu; AA genotipi %96.8 karşılık % 65.4; AG genotipi % 0.0 karşılık %33.8 ve GG genotipi %3.2 karşılık %0.8; A alleli %96.8 karşılık %82.3 ve G alleli %3.2 karşılık %17.7 (p<0.0001). Yine TRPM7 geni rs34181677 (Thr201Ser) polimorfizminin C allelinde bir artış (hastalarda %16.5'a karşılık kontrollerde %9.1) ve G alleli frekansında azalış (hastalarda %83.5'a karşılık kontrollerde %90.9, p=0.0101) vardı. Fakat Behçet Hastalığı ve TRPM7 geni rs62021060 polimorfizmi arasında belirgin bir ilişki bulunmadı. Bu çalışmada rs77165588 ile ilişkili polimorfizm yoktu.Sonuçta, bildiğimiz kadarı ile, mevcut vaka kontrol çalışması Behçet Hastalığı riskinde TRPM7 gen varyasyonlarının potansiyel katılımını araştıran ilk çalışmadır. Bizim verilerimiz TRPM7 geninde genetik polimorfizmlerinin, Türk toplumunda Behçet Hastalığına bireysel duyarlılığını etkileyebileceğini göstermiştir. Bu çalışma ile BH patogenezi açısından yeni bir gen bölgesi belirlenmiştir.
Sjögren, romatoid artrit ve behçet hastalarında BK virüsün real time PCR yöntemiyle sero-epidemiyolojik olarak araştırılması
BK virüs ve JC virüs izole edilen ilk insan polyomavirüsleridirler. BK virüs ilk olarak 1971 yılında İngiltere'de bir virüs araştırma laboratuvarında (Dr. S. Gardner) böbrek transplant hastalarında Cytomegalovirus (CMV) enfeksiyonunun epidemiyolojisi ile ilgili bir çalışmada saptamıştır. BK virüsünün primer enfeksiyonu genelde asemptomatiktir, bazen hafif ateş, belirgin olmayan üst yolunum enfeksiyonu ve akut sistite sebep olabilir. Çoğunluk erken çocukluk döneminde görülür, %65-90 arasında değişen bir seroprevalansı vardır. Romatoid artrit, en sık rastlanan sistemik otoimmün, simetrik erozif sinovyal eklem tutulumu yapan kronik inflamatuar bir hastalıktır. Romatoid artritin etyolojisi halen tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Romatoid artritte enfeksiyöz ajanlar kesin olarak gösterilememiş olsa da bazı enfeksiyöz ajanların primer etken olabileceği ileri sürülmüştür. BK virüs, Mikoplazma, Epstein-Barr virüsü (EBV), CMV ve rubella virüs gibi ajanlar suçlanmış olsa da hiçbiri kesin olarak kanıtlanamamıştır. Sjögren sendromu, sebebi tam olarak bilinmeyen egzokrin bezlerin lenfositik infiltrasyonu ile karakterize, yavaş ilerleyen kronik, sistemik, otoimmün bir hastalıktır. Sjögren sendromunun etyopatogenezi tam olarak bilinmemekle birlikte genetik, hormonal ve viral nedenler araştırılmıştır. Hastalığın patogenezinde 2 teori ileri sürülmüştür; genetik yatkınlık ve virüslerin yol açtığı otoimmunite. Behçet hastalığı (BH), Türk dermatolog Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından (1937) oral ve genital ülserasyonlara hipopiyonlu üveitin eşlik ettiği üç semptomlu kompleks olarak tanımlamıştır. Behçet hastalığı hakkında yapılan çalışmalarda etyopatogenez tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Söz konusu üç hasta grubundan toplanan örnekler Real-Time PCR ile BK virüs yönünden çalışıldı. Romatoid artrit ve Sjögren sendromu hasta grupları ile kontrol grubu arasında anlamlı fark saptandı. BK virüs patogenezinin ortaya çıkması için daha geniş hasta gruplarında çok yönlü çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: BK virüs, Romatoid artrit, Sjögren sendromu, Behçet Hastalığı, Real-Time PCR
Etiyolojisi belli olmayan anterior ve posterior/panüveitli hastaların romatolojik açıdan prospektif takibi
Üveit, üvea dokusunun inflamatuar hastalığıdır ve körlüğe kadar varan komplikasyonları ile ciddi bir sağlık problemidir. Behçet hastalığı (BH), etiyolojisi bilinmeyen multisistemik bir hastalıktır ve hastaların yaklaşık %70'inde başta üveit formunda olmak üzere oküler tutulum mevcuttur. BH'nın erken tanı ve tedavi ile morbidite ve mortalitesi azaltılabilmektedir. Üveit etiyolojisi aydınlatılırken BH öncelikli düşünülmesi gereken hastalıklardandır. Biz çalışmamızda göz hastalıkları polikliniğinden üveit bulgusuyla yönlendirilen hastaları, romatolojik hastalıklar tanı ve takibi açısından prospektif olarak incelemeyi amaçladık.Bu çalışmaya Mayıs 2011 ile Mayıs 2012 tarihleri arasında GÜTF Göz Hastalıkları AD polikliniğinden yönlendirilen 18-65 yaş arası etiyolojisi belli olmayan veya daha önce araştırılmış idiyopatik üveit tanısı almış anterior, posterior ve panüveitli toplam 50 hasta alındı. Çalışmaya alınan hastaların demografik bilgileri ve üveit özellikleri kaydedildi. Hastalar romatolojik hastalık klinik bulguları açısından sorgulanarak fizik muayeneleri ve paterji testleri yapıldı. Hastaların tamamında HLA-B27 ve HLA-B5 doku gruplarının varlığı araştırıldı, sakroileit varlığını değerlendirmek için ferguson grafi çekimi yapıldı. Hastalara her iki alt ekstremitede 5 farklı entezis bölgesinden, entezit değerlendirilmesi amacıyla ultrasonografik inceleme yapıldı. Aksiyal ve periferik spondiloartrit tanısı için ASAS sınıflama kriterleri, Ankilozan Spondilit tanısı için Modifiye New York kriterleri, BH tanısı için Uluslararası Çalışma Grubu Tanı Kriterleri ve O'Duffy Kriterleri esas alındı. Yapılan incelemeler sonrası üveit etiyolojisi belirlenemeyen hastalar 6 ay sonra aynı değerlendirmelerin tekrarı için çağrıldı.Hastalar üveit lokalizasyonuna göre anterior (%32), posterior (%48) ve panüveit (%20) olmak üzere 3 gruba ayrılarak değerlendirildi. Anterior üveitli hastalarda kadın, posterior üveitli hastalarda erkek üstünlüğü göze çarptı. Anterior üveitli hastalarda HLAB27 (p=0,000), posterior üveitli hastalarda HLAB5 doku grubu (p=0,026) pozitifliği istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Gruplar arasında entezit varlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Her 3 grupta da en sık idiyopatik üveit varlığına rastlandı. Anterior üveitli hastalarda ikinci sıklıkta HLAB27 üveiti görülürken, posterior ve panüveitli hastalarda BH ikinci en sık görülen hastalık grubunu oluşturdu. Hastaların 6 ay sonra yapılan değerlendirmelerinde başlangıç bulgularına göre farklılık gözlenmedi.Bu çalışmada akut anterior üveit-ankilozan spondilit-HLA-B27 ilişkisi teyit edilmiş, üveit grupları arasında en sık posterior üveit, üveit nedenleri arasında da en sık BH olduğu görülmüş, HLAB27 pozitif akut anterior üveitli hastalarda yüksek oranda entezit bulunduğu ve Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada üveit nedenleri arasında BH'nin çok önemli bir yer tuttuğu bir kez daha gösterilmiştir. Üveit etiyolojisi araştırılırken hastaların düzenli takibi ve belirli aralıklarla sistemik araştırmalarının yapılması gerekmektedir.
Behçet hastalığı'nda uzun latanslı refleksler ve kortikal geçiş zamanı
Amaç: Behçet hastalığı (BH); temel patolojik özelliği vaskülit olan multisistem inflamatuvar bir hastalıktır. Nörolojik tutulum değişik çalışmalarda %5-49 oranında rapor edilmiş ve erken tanı ile uygun tedavinin merkezi sinir sistemi (MSS) tutulumunun progresyonunun önlenmesinde önemi vurgulanmıştır. Son yapılan çalışmalarda Behçet hastalarında özellikle motor yolağın tutulduğu subklinik nörolojik tutulumun da olabileceği gösterilmiştir. Uzun latanslı refleks II (ULR II ) yanıtı hem inen hem de çıkan nöral yolağın bütünlüğü hakkında bilgi verirken, bu parametre üzerinden hesaplanan kortikal geçiş zamanının (KGZ)'da, ULR II'nin santral transkortikal iletim zamanını yansıttığı düşünülmektedir. Bu bilgilerden hareketle bu çalışmada, klinik olarak nörolojik tutulumu olmayan Behçet hastalarında ULR II ve KGZ'nin ne şekilde etkilendiğini incelemek primer amaç olarak belirlenmiştir. Metod: Çalışmaya nörolojik semptom ve bulgusu olmayan 37 Behçet hastası alınarak her birinde bilateral olarak üst ekstremite abduktor pollisis brevis kası ve median sinir kullanılarak ULR II, somatosensoriyel uyarılmış potansiyel (SUP), motor uyarılmış potansiyel (MUP) çalışması yapıldı. ULR II çalışmasıyle elde edilen H refleks başlangıç latansı kullanılarak ULR II-H refleksi latans farkı, kortikal ve servikal SUP tepe latans farkından santral duysal iletim zamanı (SDİZ), kortikal ve servikal MUP başlangıç latans farkından santral motor iletim zamanı (SMİZ) hesaplandı. KGZ, LLR II başlangıç latansından, kortikal SUP (N20) tepe latansı ile kortikal MUP başlangıç latansı toplamının çıkarılması ile elde edildi. Veriler 22 sağlıklı kontrol grubunun verileri ile karşılaştırıldı. Bulgular: İki grup arasında H refleksi başlangıç latansı, N20 tepe latansı, SDİZ, kortikal MUP başlangıç latansı ve SMİZ bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). ULR II başlangıç latansı, ULR II-H refleksi latans farkı ve KGZ değerleri ise Behçet grubunda anlamlı derecede yüksek bulundu (sırasıyla p<0,001, p<0,001 ve p=0,003). Sonuç: ULR II, ULR-H refleksi latans farkı ve KGZ parametreleri BH'da subklinik nörolojik tutulumun değerlendirilmesinde yol gösterici olabilir.
Elazığ ili ve çevresindeki Behçet hastalarında BTLA (CD272)gen polimorfizmlerinin araştırılması
Behçet hastalığı (BH) tekrarlayan oral ve genital ülserler, üveit ve deri lezyonları ile karakterize kronik inflamatuar bir hastalıktır. BH'nın etyopatogenezi bilinmemektedir. BTLA son yıllarda tanımlanan Ig süper ailesi üyelerinden birisidir.BTLA, CD4+ lenfositlerin aktivasyonunu ve IL-2 üretimini baskılar. Özellikle inflamasyon bölgesinde, B7-1 ve B7-2 taşıyan aktive T hücrelerin olduğu bölgelerde CTLA-4 bağlantısı yoksa temel rol oynar. Behçet hastalığı kronik inflamatuvar bir hastalıktır ve T hücre uyarımı ile yakından ilgilidir. BTLA yolağı Behçet gibi kronik inflamatuvar hastalıklarda kritik rol alabilir. Bu çalışmada Behçet hastalarında BTLA geni rs1844089 ve rs9288952 gen polimorfizmleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR)-Restriksiyon Parça Uzunluk Polimorfizmi (RFLP) yöntemi kullanılarak 108 Behçet hastası ve 108 sağlıklı bireyde, BTLA geni rs1844089 C>T ve rs9288952 C>T polimorfizmleri çalışılmıştır. rs1844089 genotip dağılımları hasta grubunda CC: %60,2, CT: %35,2, TT: %4,6, kontrol grubunda ise CC: %67,6, CT: %31,5, TT: %0,9 olarak bulunmuştur. rs9288952 polimorfizmi için genotip dağılımları hasta grubunda TT: %69,4, CT: %26,9, CC: %3,7, kontrol grubunda ise TT: %80,6, CT: %17,6, CC: %1,9 olarak bulunmuştur. Her iki genotip ve allel frekansları açısından hasta grubuyla kontrol grubu arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (P >0.05). Ancak bu iki polimorfizm için haplotip analizi yapıldığında gruplar arasındaki farklılık anlamlı bulunmuştur. Aynı anda rs1844089 polimorfizmi için T, rs9288952 polimorfizmi için C allelini taşımak hastalık riskini 4.6 kat arttırmaktadır (p=0.006). Anahtar Kelimeler: Behçet Hastalığı,BTLA,Polimorfizm
Psoriasis vulgarisli hastalarda ve behçet hastalarında preptin ve amilin düzeylerinin araştırılması
Psoriasis, kronik inflamatuar hastalıklar içerisinde en sık görülenidir. Etyopatogenezinde birçok genetik ve çevresel faktör rol oynamaktadır. Behçet hastalığı kronik seyirli, tekrarlayıcı, sistemik bir vaskülittir. Hastalığın etyoloji ve patogenezi tam olarak bilinmemektedir.Psoriasis ve Behçet hastalarında görülen inflamasyonun insülin direncinde artışa ve metabolik sendrom bozukluğuna yol açtığı ileri sürülmektedir. Preptin ve amilin insülin direnci ile ilişkili peptidler olup pankreasın adacık hücrelerinde insülin ile birlikte salgılanırlar. Bu çalışmada preptin ve amilinin psoriasis, Behçet hastalığı ve metabolik sendrom ile olan ilişkisinin obeziteden bağımsız olarak araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya 30 psoriasisli hasta ile 30 Behçet hastası ve kontrol grubu olarak 30 sağlıklı kişi alındı. Tüm katılımcıların açlık kan şekeri, trigliserid, LDL, VLDL, HDL, total kolesterol, HbA1c, C-peptid, insülin, serum preptin ve amilin düzeyleri ölçüldü. Ayrıca hasta grupları ve kontrol grubunun vücut kitle indeksi, bel çevresi, kan basıncı ölçümleri yapıldı ve HOMA-IR değerleri hesaplandı.Psoriasis ve Behçet hastalarında serum preptin düzeyi kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (sırasıyla p<0.001, p=0.004). Psoriasis ve Behçet hasta grubunda serum amilin seviyeleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (sırasıyla p=0.004 ve p=0.008). Psoriasisli hastalarla Behçet hastaları arasında serum preptin ve amilin seviyeleri açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Psoriasis hasta grubunda serum insülin düzeyi ve HOMA-IR indeksi kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük olarak belirlendi (sırasıyla, p=0.02, p=0.03).Psoriasisli hastaların 8?inde (%26.7), Behçet hastalarının 5?inde (%16.7) metabolik sendrom mevcuttu. Metabolik sendromu olan hastalarda metabolik sendromu olmayanlara oranla serum preptin düzeyi düşük olarak saptandı (p=0.01).Sonuç olarak biz bu çalışmada psoriasisli hastalarda ve Behçet hastalarında serum preptin ve amilin düzeylerinin sağlıklı kontrollere oranla düşük olduğunu saptadık. Preptin ve amilin düzeylerinin psoriasis ve Behçet hastalığı ile ilişkili olmadığını; fakat metabolik sendrom ile ilişkili olabileceğini düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Psoriasis, Behçet hastalığı, insülin direnci, preptin, amilin.
Behçet hastalarında sjögren sendromunun sıklığının araştırılması
Behçet hastalığı (BH) ve Sjögren sendromu (SS) ortak komponentler içerirler ve etyopatogenezlerinde genetik, infeksiyöz, otoimmün mekanizmalar rol oynar. SS?nin diğer otoimmün hastalıklarla ilişkisi ülkemizde ve dünyada yapılan birçok çalışmayla gösterilmiş olmasına rağmen BH ile birlikteliğini gösteren çalışma sayısı yok denecek kadar azdır. Dünya üzerinde en sık ülkemizde görülen BH?nin SS ile birlikteliğini araştırarak bu alandaki eksikliğin giderilmesine katkıda bulunmak çalışmamızın temel amacıdır. Sjögren sendromunun tanısında klasik olarak SS-A ve SS-B otoantikorları kullanılmaktadır. Fakat son yıllarda tanımlanmış olan SS-A-52, SS-A-60, Alfa-fodrin, Muscarinic acetylcholine reseptör 3 (M3) otoantikorlarının da SS tanısında belirleyici olduğu belirtilmektedir. Çalışmamızda daha önce SS-A, SS-B ve ANA (IFA) ölçümleri yapılan 63 Behçet hastasında SS-A-52, SS-A-60, M3 ve Alfa-fodrin otoantikor düzeylerine bakıldı. Behçet hastalığı tanısı konan 63 kişi ve kontrol grubu olarak 30 sağlıklı kişi çalışma kapsamında değerlendirildi. Çalışma kapsamında değerlendirilen tüm kişilerden onayları alındı ve BH takip formu oluşturuldu. Hasta ve kontrol grubundan alınan kan serumlarına ayrıldı ve rutin biyokimyasal parametreler aynı gün incelendi. Otoantikorların ELISA ölçümleri ise aynı çalışmacı tarafından aynı laboratuvar ortamında kısa bir süre içerisinde çalışıldı. Elde edilen veriler uygun istatistik metotları kullanılarak değerlendirildi. Sonuç olarak hasta ve kontrol grupları arasında SS-A-52, SS-A-60 ve M3 otoantikor düzeyleri bakımından anlamlı bir farklılık bulunamazken, Alfa-fodrin düzeyinin hasta grubunda anlamlı olarak yüksek olduğu gözlendi. Hasta grubunda ki 4 kişide SS-A-52 pozitifliği, 2 kişide SS-A-60 pozitifliği ve 22 kişide ise Alfa-fodrin pozitifliği belirlendi. Yüksek oranda Alfa-fodrin pozitifliğinin görülmesi BH tanısında Alfa-fodrin otoantikorunun daha etkin bir şekilde kullanılabileceğini düşündürdü. Çalışmamızda BH ile SS arasında anlamlı bir birliktelik saptanamadı. Anahtar Kelimeler: Behçet Hastalığı, Sjögren Sendromu, alfa-fodrin, SS-A-52, SS-A-60, M3 reseptör
Behçet hastalarında CD127 ve FOXP3 taşıyıcılığı açısından Treg Hücreleri, BTLA (CD272), osteoprotegerin ve sCTLA düzeylerinin araştırılması
Behçet hastalığı (BH) nörolojik tutulum, tekrarlayan oral ve genital ülserler, artrit, deri lezyonları, oküler ataklar ile tanımlanan kronik, inflamatuvar vaskülit ile karekterize bir hastalıktır Hastalığın tekrarlayan yapısı ve tedaviye cevap azlığı etyopatogenezinin tanımlanmasını zorlaştırır.Periferik toleransın önemli bir bileşeni, CD4+CD25+Foxp3+ regülatör T hücrelerini içeren regulatör fonksiyonları olan lenfositler tarafından temsil edilir. T lymphocyte associated antigen-4 (CTLA-4) lenfosit aktivasyonun engelleyen bir molekül olarak tanımlanmıştır. Soluble CTLA (sCTLA) ise ekstrasellüler olarak salgılanan ve Treg hücrelerinin fonksiyonel bir belirteci olarak tanımlanan CTLA-4'ün bir formudur. B ve T lymphocyte attenuator (BTLA, CD272) B hücreleri, T hücreleri, dendritik hücreleri (DC) , natural killer (NK) hücreleri ve makrofajlar tarafından eksprese edilen lenfoid hücrelere özel bir hücre yüzey reseptörüdür ve inhibitör sinyallere eşlik eder. Osteoprotegerin (OPG) ve onun ligandının (RANKL) immün sisteminin fonksiyon ve düzenli gelişmesini kontrol etmekte anahtar bir rolü vardır.Bu çalışma, Behçet hastalarında CD4+CD25+Foxp3+ regülatör T hücreleri (Tregs), sCTLA, BTLA ve osteoprotegerinin etkisi olup olmadığını araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmada kısmen otoimmün bir hastalık olan BH'da, inhibitor reseptörlerin rollerini tanımlamak hedeflendi. CD4+CD25+Foxp3+ regulatör T hücreleri, sCTLA, BTLA ve OPG'in düzeylerini karşılaştırmak için 25 Behçet hastası, yaş ve cinsiyet olarak denk olan 20 sağlıklı kontrol bu çalışma kapsamı içine alındı. Oküler komplikasyonlu (9 hasta aktif oküler ataklı ve 2 hasta inflamatuvar artritli) ve mukokutanöz lezyonlu (2 tanesi aktif) 25 Behçet hastası ile çalışma yapıldı. Behçet hastası yaşları ( aktif BD: % 38.23 ± 5.44, remisyon BD: 36.92 ± 4.22) olan ve tanı süreleri (aktif BD 4.39 ± 1.29, remisyon BD; 8.13 ± 2.04) yıl olan 14 kadın, 11 erkek olmak üzere toplam 25 hasta çalışmaya dahil edildi. Bütün hastalarda BH'nın teşhisi için uluslararası çalışma grubu tarafından tanımlanan kriterlere tamamen uyuldu. Hastalık aktivitesi, yayımlanan kriterlere göre değerlendirildi. Hiçbir akut infeksiyonu ya da kronik hastalığı (diğer otoimmün ve atopik bozukluklar gibi) olmayan yaş ve cins olarak denk olan 20 sağlıklı gönüllü (9 erkek ve 11 kadın; 29.56 ± 2.97 yıl ) kontrol grubu olarak çalışma kapsamına alındı.Periferik kan numuneleri (2 ml), aseptik olarak EDTA'lı (etilen diamin tetra asetik asit) tüplere toplandı. İlk olarak, 25 Behçet hastasını periferik kanında flow-sitometrik yöntemi kullanarak CD4+CD25+ oranlar analiz edildi. Serum OPG ve sCTLA düzeyleri Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile belirlendiSonuç olarak Behçet hastalarındaki CD4+CD25+ T hücre (Medyan: 5.34 ± 0.65) oranları sağlıklı kontrollere (Medyan: 2.70 ± 0.20) göre önemli şekilde daha yüksek olduğu bulundu. Aynı zamanda Behçet hastalarında (aktif ve remisyon), sağlıklı kontrollere göre önemli ölçüde daha yüksek CD4+CD25+FoxP3+ hücreleri (BH medyan: 3.96±0.59, sağlıklı kontrol medyan : 1.38 ± 0.25) gözlendi. Ancak aktif ve remisyondaki Behçet hastalarında Treg hücreleri arasında hiçbir fark görülmedi. Behçet hastaları ile sağlıklı kontroller kıyaslandığında Behçet hastalarında önemli ölçüde yüksek CD4+CD272+ T hücreleri bulundu (P< 0.001). Ancak, aktif ve remisyondaki hastalar arasında hiçbir fark bulunamadı (P>0.05). OPG'in serum düzeylerinin, Behçetli hastalarda sağlıklı kontrol grubuna göre önemli ölçüde daha yüksek olduğu gözlendi (813.76 ± 10.14 vs 604.22 ± 33, 57 pg mL, P<0.01). Behçet hastaları (0.236 ± 0.12 ng ml) ve sağlıklı kontrol (0.228 ± 0.07 ng/ml) sCTLA-4 serum düzeyleri arasında hiçbir fark bulunamadı (p>0.05). Ama aktif Behçet hastaları ve remisyondaki Behçet hastaları sCTLA-4 serum düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulundu (aktif BH : 0.064 ± 0.14 ve remisyon BH : 0.332±0.91). Böylece incelenen parametrelerin BH'nın immun disregülasyonundan sorumlu olabileceği sonucuna varıldı.Anahtar kelimeler : BH, Treg hücreleri, Foxp3, sCTLA, BTLA, Osteoprotegerin
Behçet hastalığında osteopontin düzeyi
Behçet hastalığı (BH) kronik seyirli, tekrarlayıcı, sistemik bir vaskülittir. Hastalığın etyolojisi tam olarak aydınlatılamamıştır. BH etyopatogenezinde endotel hasarı ve anormal immün yanıt suçlanmaktadır. Bu çalışmada Th1 immün yanıtta ve kronik İnflamasyonda rolü olduğu bilinen osteopontin molükülünün BH ile ilişkisi araştırıldı.Çalışmaya 60 behçet hastası ve kontrol grubu olarak 50 sağlıklı birey ve 63 psoriyazis hastası alındı. Uluslararası Çalışma Grubu Tanı Kriterlerine göre BH tanısı konulup, en az bir mukokutanöz bulgusu olan hastalar aktif, çalışma esnasında herhangi bir mukokutanöz bulgusu olmayanlar ise inaktif olarak değerlendirildi. Çalışmamızda Behçet hastaları, damar tutulumu açısından aktif olanlar (Çalışma esnasında derin ven trombozu (DVT), yüzeyel gezici tromboflebit (YGTF) ve büyük damar tutulumundan en az biri mevcut olan hastalar), inaktif olanlar (daha önce DVT, YGTF ve büyük damar tutulumu geçirmiş olan hastalar) ve damar tutulumu olmayanlar şeklinde 3 ayrı gruba ayrıldı.Behçet hastalarında ve psoriyazis hastalarında plazma osteopontin (OPN) seviyeleri sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (sırasıyla p<0.001, p<0.001). Aktif Behçet hastaları, inaktif Behçet hastaları ve psoriyazis hastalarında plazma OPN seviyesi sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti (sırasıyla p<0.001, p=0.008, p<0.001). Aktif Behçet hastaları ile inaktif Behçet hastaları arasında, aktif Behçet hastaları ile psoriyazis hastaları arasında ve inaktif Behçet hastaları ile psoriyazis hastaları arasında ortalama plazma OPN düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05).Damar tutulumu açısından aktif Behçet hastaları ve inaktif Behçet hastaları sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ortalama plazma OPN düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (sırasıyla p=0.01, p<0.001). Damar tutulumu açısından aktif olan Behçet hastaları ile inaktif olan Behçet hastaları, damarsal tutulumun olmadığı Behçet hastaları ve psoriyazis hastaları arasında, OPN düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05).Sonuç olarak Th1 tipinde inflamatuar yanıt ve makrofaj kemotaksisinin baskın olduğu kronik inflamatuar hastalıklar olan BH ve psoriyazis de plazma OPN seviyesinin oldukça yüksek düzeyde olduğunu saptadık. OPN, gerek Th1 inflamatuar yanıtı, gerekse de makrofaj kemotaksisini arttırarak bu inflamatuar süreçte önemli rol oynamaktadır. Bununla birlikte OPN düzeylerinin bu hastalıkların aktivitesiyle ilişkili olmadığını saptadık. Dolayısıyla bu hastalıkların aktivitesini ve tedavi cevabını değerlendirmede OPN'nin yararlı bir kriter olarak kullanılamayacağını düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Behçet hastalığı, psoriyazis hastalığı, osteopontin, Th1 immün yanıt.
Behçet hastalığında serum IL-33 düzeyi ve IL-33 gen polimorfizmleri
Tekrarlayıcı mukokutanöz, oküler, kas-iskelet, gastrointestinal ve santral sinir sistem tutulumları ile karakterize, inflamatuar bir hastalık olan Behçet hastalığı (BH), ülkemizin de içinde bulunduğu bazı coğrafik alanlarda sık görülmektedir. Etiyopatogenezi tam olarak aydınlatılamamış olsa da immün aktivasyon, IL-1ß düzeyinde artış ve IL-1 gen polimorfizmleri ile hastalık arasındaki ilişkiler ortaya konulmuştur. IL-33, IL-1 ailesinden bir sitokindir. Romatoid artrit ve ülseratif kolit gibi inflamatuar hastalıklarda, IL-33 mRNA ekspresyonunun arttığı ve IL-33 gen polimorfizmlerinin alerjik rinit ve Alzheimer hastalığı gelişme risklerini etkiledikleri gösterilmiştir.Bu çalışmanın amacı, serum IL-33 düzeyi ve IL-33 gen polimorfizmlerinden rs1929992 (6.251.588 T>C) ve rs7044343 (6.254.208 C>T)'ün BH etiyopatogenezindeki olasılı rolünü araştırmaktır.Çalışmaya, 18 yaş ve üzeri BH tanılı 143 hasta ve 158 sağlıklı kontrol (SK) alındı. Serum IL-33 düzeyleri, ELISA yöntemi ile ölçüldü. IL-33 gen polimorfizmleri, real-time PCR ile çalışıldı.Behçet hastalığı grubu ile SK grubu arasında, serum IL-33 düzeyi ve çalışılmış olan IL-33 gen polimorfizmleri açısından anlamlı bir farklılık yoktu. Ancak, serum IL-33 düzeyi aktif BH grubunda inaktif BH grubundan düşüktü.Behçet hastalığı öncelikle Th1 aracılı bir hastalık, IL-33 ise Th2 tipi bir sitokindir. Serum IL-33 düzeyinin inaktif BH grubunda aktif BH grubundan yüksek bulunması, IL-33'ün BH patogenezinde rol alıyor olabileceğini düşündürmektedir. Fakat, çalışılmış olan IL-33 gen polimorfizmleri BH için risk faktörü oluşturmamaktadır.Anahtar Kelimeler: Behçet hastalığı, IL-33, IL-33 gen polimorfizmleri
Behçet hastalığında serum ghrelin ve obestatin düzeyleri, ghrelin ve ghrelin reseptörü gen polimorfizmleri
Behçet hastalığı (BH), tekrarlayan ataklar şeklinde mukokutanöz, oküler, kas-iskelet, gastrointestinal ve santral sinir sistem tutulumları ile karakterize, inflamatuar bir hastalıktır ve etiyopatogenezi günümüzde tam olarak aydınlatılamamıştır.Oreksijenik bir hormon olarak bilinen ghrelin, immün regülatuar özellikler de göstermektedir. Ghrelin ile aynı gen tarafından kodlanmakta olan obestatin ise ghrelin etkilerinin tersi etkiler gösteren anorektik bir peptiddir. Ancak, obestatinin immün sistem üzerine etkileri bilinmemektedir. Bununla birlikte, Romatoid artrit ve BH'de obestatin düzeylerinin hastalık aktivite belirteçleri ile korele olduğu bildirilmiştir.İmmün regülatuar özellikleri nedeniyle ghrelin BH etiyopatogenezinde rol alıyor olabilir. Benzer şekilde, ghrelin ile ilişkili bir peptid olan obestatinin de BH etiyopatogenezindeki olasılı rolü araştırılmaya değer gözükmektedir. Bu çalışmada, BH hastalarında serum açile-ghrelin (aktif), des-açile ghrelin (inakif) düzeyleri ve obestatin düzeyinin belirlenmesi, ghrelin ve obestatini kodlayan ghrelin geni (rs696217 (C247A, Leu72Met), rs4684677 (A265T, Gln90Leu), rs26802 (C501A), rs27647 (A604G)) ve ghrelin reseptör genindeki (rs2232165 (C60T, Asp20Asp), rs495225 (C171T, Gly57Gly) bazı polimorfizmlerin BH ile olasılı ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmaya 18 yaş ve üzeri BH tanılı 143 hasta ve 158 sağlıklı kontrol (SK) alındı. Serum Ghrelin ve obestatin düzeyleri ELISA yöntemi, Ghrelin ve ghrelin reseptörü gen polimorfizmleri real-time PCR ile çalışıldı.Çalışmamızda, BH'de açile-ghrelin, des-açile ghrelin ve obestatin düzeyleri, ghrelin ve ghrelin reseptörü gen polimorfizmlerinde, SK grubu ile karşılaştırıldığında, anlamlı farklılık yoktu.Sonuç olarak, bu çalışmada değerlendirilmiş olan ghrelin ve ghrelin reseptörü gen polimorfizmleri BH için risk faktörü oluşturmamaktadırlar.Anahtar Kelimeler: Behçet hastalığı, ghrelin, obestatin, ghrelin ve ghrelin reseptörü gen polimorfizmleri
Behçet hastalarında serum follistatin-like protein 1 düzeyi ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişkinin araştırılması
Behçet Hastalığı (BH), kronik, alevlenme ve iyilik dönemleri ile seyreden, arteryel ve venöz tipte, değişik çap ve yerleşimdeki tüm damarları tutabilen sistemik bir vaskülit olarak tanımlanmaktadır. BH'nın etyolojisi tam olarak aydınlatılamamış olsa da genetik, immünolojik, çevresel faktörler, geçirilmiş enfeksiyonlar, damar endotel patolojileri vepıhtılaşma bozuklukları sorumlu tutulmaktadır. Günümüzde hala BH'nın kesin bir tedavisi yoktur. Ayrıca progresyonu ve terapötik yanıtı tam olarak tahmin edebilen spesifik biyobelirteçler mevcut değildir. BH'nin patogenezinde rol alan hücresel ve moleküler mekanizmaların daha iyi anlaşılması hastalığın tedavisinde yeni stratejilerin geliştirilmesine olanak sağlayacaktır. Son yıllarda, inflamasyonda ve immün sistem hücrelerinin fonksiyonlarının düzenlenmesinde Follistatin-like protein 1 (FSTL-1)'in önemli bir rolü olduğunu ortaya koyan birçok çalışma yapılmıştır. FSTL-1'in immün sistemdeki rolü tam olarak anlaşılamamış olsa da FSTL-1 için hem pro-inflamatuar hem de anti-inflamatuar fonksiyonlar bildirilmiştir. FSTL-1'in insan inflamatuar hastalıklarındaki olası rolü, ilk olarakRomatoid Artrit'li(RA) hastaların sinovyal dokusundan izole edilerek gösterilmiştir. Ayrıca RA, ülseratif kolit, sistemik lupus eritematozus, sjogren sendromu, sistemik skleroz ve polimiyozit/dermatomiyozit gibi çeşitli otoimmün hastalıklarda serum FSTL-1 seviyeleri önemli ölçüde yüksek bulunmuştur. Makrofajlarda ve fibroblastlarda FSTL-1'in aşırı ekspresyonu, IL-1beta, TNF-alfa ve IL-6 dahil olmak üzere pro-inflamatuar sitokinlerin aktivitesini arttırmış ve hayvan deney modellerindenormal farelerde ciddi artrite neden olmuştur. FSTL-1 nötralizasyonunun, kollajen doku hastalığı ilişkili artrit (CİA) fare modellerinin artritik eklemlerinde IFN-gamave kemokin ligand 10 üretimini engelleyerek artriti iyileştirdiği gösterilmiştir. Bu çalışmamızda; birçok inflamatuar hastalığın patogenezinde rolü olduğu çeşitli çalışmalarla orta konmuş, mezenkimal kökenli bir glikoprotein olan FSTL-1'in, inflamatuar bir vaskülit olan BH'nda serum düzeylerini saptamak ve hastalık aktivasyonu ile olan ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniklerine, Haziran-Eylül 2019 tarihleri arasında başvuran 1990 Uluslararası Behçet Hastalığı Çalışma Grubu Kriterlerini karşılayan yeni tanı ve takipli 45 hasta dahil edildi. Kontrol grubu olarak, yaş ve cinsiyet açısından hasta grubu ile uyumlu olan 36 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Hasta ve kontrollerden periferik kan örnekleri alındı veserum FSTL-1 düzeyleriELİSAyöntemiyleölçüldü. Hasta ve kontrol grubunun serum FSTL-1 düzeyi karşılaştırıldığında, hasta grubunda anlamlı yüksek saptandı (p<0.001). Kadın hastalarda serum FSTL-1 düzeyleri erkek hastalara göre anlamlı yüksek saptandı (p=0.029). Kadın ve erkek hastalar karşılaştırıldığında, Behçet Hastalığı Anlık Aktivite Form (BHAAF) skoru kadın hastalarda anlamlı yüksek bulundu (p=0.008).Ayrıca ESH ile serum FSTL-1 düzeyleri arasında pozitif korelasyon saptandı(p=0,006). FSTL-1, BH'nın patogenezinde rol alabilir ve hastalık aktivasyonunun belirteçlerinden biri olabilir.
Behçet hastalarında serum HIF-1 alfa düzeylerinin ve hastalık aktivitesiyle ilişkilerinin araştırılması
Behçet hastalığı (BH) ataklarla seyreden, uzun süreli bir seyir gösteren ve etyolojisi tam olarak bilinmeyen sistemik bir hastalıktır. Temel patolojisi vaskülit olan hastalık, deri ve mukoza belirtilerine ek olarak göz, eklem, vasküler, pulmoner, gastrointestinal, ürogenital, kardiyak ve nörolojik sistem tutulumları gösterebilmektedir. Patogenezinde enfeksiyon ajanları, immün mekanizmadaki bozukluklar ve genetik faktörlerin etkili olabileceği savunulmuştur. Fakat patogenez net olarak bilinmemektedir. Günümüzde hala BH'nin kesin bir tedavisi yoktur. BH'nin patogenezinde rol alan hücresel ve moleküler mekanizmaların daha iyi anlaşılması hastalığın tedavisinde yeni stratejilerin geliştirilmesine olanak sağlayacaktır. Hipoksi ile indüklenebilir faktörler (HİF'ler) immün hücre metabolizmasını ve fonksiyonunu kontrol etmek için temel unsurlardır. Hipoksi tarafından indüklenen faktör-1 (HIF-1); immünolojik yanıt, hemostaz, vaskülarizasyon ve anaerobik metabolizmanın düzenlenmesinde önemli bir proteindir. Yeni çalışmalar HIF-1α'nın Sistemik Lupus Eritomatozus (SLE), Romatoid Artrit (RA), Tip 1 Diabetes Mellitus (T1DM), Multipl Skleroz (MS), Psöriyazis ve Inflamatuar Barsak hastalıkları ( IBD) gibi otoimmün hastalıklarda önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Bu çalışmada amacımız; Behçet hastalarında HİF-1α'nın serum düzeylerini değerlendirmek ve HİF-1α'nın hastalık aktivitesiyle olan ilişkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 1990 Uluslararası Behçet Hastalığı Çalışma Grubu Kriterlerini karşılayan 44 hasta ve yaş-cinsiyet olarak hasta grubuyla uyumlu olan, bilinen hastalığı olmayan 41 sağlıklı gönüllü alındı. Hasta ve kontrollerden periferik kan örnekleri alındı. Serum HİF-1α düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELİSA) ile ölçüldü. Her 2 grupta cinsiyet (p=0,898), yaş (p=0,845), sigara kullanımı (p= 0,898) açısından anlamlı fark bulunmadı. BH ve kontrol grubunda ortalama serum HIF-1α seviyeleri sırasıyla 14.63 (10.02-208.88) pg / ml ve 17.21 (9.95-196.28) pg / ml olarak ölçüldü. Serum HİF-1α (p=0,275) değerleri açısından hasta ve kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. ESH, CRP, cinsiyet, yaş ile serum HIF-1α düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. WBC ile serum HIF-1α düzeyleri arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,048). Kadın ve erkek hastalar karşılaştırıldığında, Behçet Hastalığı Anlık Aktivite Form (BHAAF) skoru kadın hastalarda anlamlı yüksek bulundu (p=0.007). Ayrıca BHAAF skoru ile ESH arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,004). HİF-1α' nın BH hastalığındaki rolünün belirlenmesi için daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Behçet hastalarında plazma vitamin D konsantrasyonları
Behçet Hastalığı (BH) otoimmün, nüksedici ve multisistemik vaskülit olarak tanımlanmaktadır. D vitamini immün sistemde immünmodülatör olarak rol oynamaktadır. Dolayısıyla bazı otoimmün hastalıklarda D vitamini eksikliği bildirilmiştir. Türkiye dünyada en yüksek BH prevalansına sahip ülkedir. Bu çalışmada Behçet hastalarında ve sağlıklı kontrollerde plazma D vitamini konsantrasyonlarının tespit edilmesi amaçlandı. Dicle Üniversitesi Hastaneleri Dermatoloji ve Fizik Tedavi polikliniklerine başvuran 30 Behçet hastası ve 30 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edildi. Tüm katılımcılar için eritrosit sedimantasyon hızı, C-reaktif protein, serum kalsiyum, serum fosfor, serum alkalen fosfataz ve plazma D vitamini seviyeleri Dicle Üniversitesi Hastaneleri Merkez Laboratuvarı'nda çalışıldı. D vitamini seviyelerini belirlemek için plazma 25-hidroksivitamin D [25(OH)D] düzeyleri ölçüldü. Plazma 25(OH)D düzeyleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi/HPLC ile saptandı. Hasta ile kontrol grubu arasında demografik veriler açısından anlamlı fark saptanmadı. Plazma 25(OH)D konsantrasyonları hasta ve kontrol grubu için sırasıyla 14,2 ± 8,8 ve 20,8 ± 13,1 g/L olarak tespit edildi. 25(OH)D düzeyleri Behçet hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük saptandı (p=0,027). 25(OH)D düzeyleri ile hiçbir demografik, klinik ve laboratuvar değeri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı. Hem hasta hem kontrol grubunda erkek ile kadın 25(OH)D düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmadı. Plazma D vitamini konsantrasyonları açısından; hastaların % 43'ünde ciddi eksiklik (<10 ng/ml), % 47'sinde yetersizlik/eksiklik (10-30 ng/ml) ve % 10'unda yeterli (>30 ng/ml); kontrol grubunun % 20'sinde ciddi eksiklik, %63'ünde yetersizlik/eksiklik ve % 17'sinde yeterli olarak tespit edildi. Sonuç olarak, plazma D vitamini düzeyleri Behçet hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu. Anahtar Sözcükler: Behçet hastalığı, D vitamini, 25-hidroksivitamin D, etyopatogenez, HPLC
Aktif ve inaktif oküler behçet hastalarında serum IL-4, IL-12, IL-13, IL-27 ve IL-33 düzeylerinin araştırılması
Amaç: Behçet hastalığında (BH) Th1 sitokinlerden interlökin (IL)-12, Th1 yolağının inhibitörü IL-27 ve Th2 sitokinlerden IL-4, IL-13 ve IL-33'ün serum seviyelerinin araştırılması ve oküler BH aktivitesi arasındaki ilişkilerinin değerlendirilmesi. Yöntem: Ocak 2014–Aralık 2014 tarihleri arasında başvuran 20 aktif oküler Behçet hastası (grup A), remisyondaki 20 oküler Behçet hastası (grup B), sistemik açıdan remisyonda 20 nonoküler Behçet hastası (grup C) ve 20 kişiden oluşan sağlıklı kontrol grubu (grup D) çalışmaya dâhil edildi. Ayrıntılı anamnez sonrası hastalara tam oftalmolojik muayene ile gerekli konsültasyonlar yapıldı ve tüm hastalardan 5 cc venöz kan alındı. Serum IL düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) metodu ile belirlendi. Sürekli değişkenler Kruskal-Wallis testi, katagorik veriler ki- kare, sürekli değişkenler arasındaki ilişki ise Spearman korelasyon analiziyle analiz edildi. Bulgular: Cinsiyet açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. Grup A ve D diğer 2 gruba göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde daha gençti (p=0,02) fakat yapılan kovaryans analizine göre yaşın IL seviyeleri ve görme keskinliği üzerinde etkisi yoktu. Görme keskinliği aktif oküler tutulumu olan grup A'da en kötü idi (p 0,001). Göz tutulumu bilinen grup A ve B'de tüm hastalar binoküler tutulumlu ve panüveit idi. IL- 13 (p 0,001) ve IL-33 (p=0,002) grup A'da en yüksek düzeyde iken IL-4 (p=0,74) ve IL-12 (p=0,96) tüm gruplarda benzer düzeylerde idi. IL-27 (p=0,047) ise grup D'de en yüksek seviyede idi. Ayrıca IL-13 ve IL-33 ön kamara hücre ve flare düzeyleriyle anlamlı pozitif korelasyon göstermekte idi. Sonuç: Çalışmamıza göre Th2 sitokinleri uyaran IL-33 ve bir Th2 sitokin olan IL-13 serum düzeyleri BH patogenezinde Th2 sitokin baskınlığını savunan görüşü destekler şekilde aktif oküler BH grubunda artmış, Tr1 düzenleyici hücre uyarısı ve IL-17'yi baskılanması ile BH'nda koruyucu etkisi olduğu bilinen IL-27 ise BH gruplarında düşük bulunmuştur. Proinflamatuar özelliği iyi bilinen bir Th1 sitokin olan IL-12 serum seviyesinin birçok çalışmanın aksine bu çalışmada tüm gruplarda benzer düzeyde bulunması BH patogenezinde Türk toplumunda bu sitokin açısından bazı genetik farklılıklar olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Oküler Behçet Hastalığı, interlökinler, hastalık aktivitesi.
Trombospondin motifli disintegrin benzeri matriks metalloproteinaz genlerinin behçet hastalığı patogenezindeki rollerinin araştırılması
Behçet hastalığı (BH), tekrarlayan oral ve genital ülserler, oküler, mukokutanöz, artriküler, nörolojik, vasküler ve gastrointestinal tutulumla seyreden geniş bir klinik spektrumla karakterize multisistemik inflamatuar bir vaskülittir. Tedaviye rağmen önemli organ tutulumları, hastalarda şiddetli morbidite ve mortaliteye neden olmaktadır. BH'nin patogenezinde genetik, çevresel ve immünolojik faktörler rol oynamakta, immünolojik faktörler üzerine yoğun çalışmalar yapılmasına rağmen hastalığın patogenezi tam olarak bilinmemektedir. Günümüzde BH'nin kesin bir tedavisi olmamakla beraber hastalık progresyonunu ve terapötik yanıtı tam olarak tahmin edebilen spesifik biyobelirteçler de mevcut değildir. Bu durum hastalığın patogenezinden sorumlu hücresel ve moleküler mekanizmaların daha iyi anlaşılmasının önemini vurgulamaktadır. BH'nin patogenezinde rol alan hücresel ve moleküler mekanizmaların daha iyi anlaşılması hastalığın tedavisinde yeni stratejilerin geliştirilmesine olanak sağlayacaktır. ADAMTS'ler (A Disintegrin and Metalloproteinase with Thrombospondin motifs) agrekan, brevikan ve versikan gibi hyalektikan proteoglikanlarına karşı proteolitik aktivite gösteren geniş bir proteoglikanaz enzim ailesidir. Ekstraselüler matriksi (ECM) degrede ederek artiküler kıkırdak kaybına ve endotelyal doku hasarına sebep olan osteoartrit (OA) ve romatoid artrit (RA) gibi artritlerde, trombozda anevrizmada ve aterosklerozda ADAMTS proteazlarının görev aldığı gösterilmiştir. İmmün yanıtta ve inflamasyonda önemli mediyatörler olan TNF-α, IL-1β ve IL-6 gibi pro-inflamatuar sitokinler diğer inflamatuar artrit ve vaskülitlerde olduğu gibi BH'nin patogenezinde de önemli rol oynarlar ve hastalığın progresyonu aberant sitokin ekspresyonu ile ilişkilidir. ADAMTS proteazlarının ekspresyon düzeylerinin TNF-α, IL-1β ve IL-6 gibi pro-inflmatuar sitokinler tarafından upregüle edildiği bilinmektedir. BH'de immünolojik faktörler üzerine yoğun çalışmalar yapılmasına rağmen, inflamatuar proses ile ilişkili olan ADAMTS proteazlarının bugüne kadar hastalığın patogenezinde rollerinin olup olmadığı bilinmemektedir. Bu nedenle, bu çalışmada ADAMTS genlerinin ekspresyon düzeylerinin BH'de prognostik biyobelirteç ve terapötik hedef olarak kullanılıp kullanılamayacağının belirlenmesi amacı oldukça önemlidir. Amacımız; ekstraselüler matriksin (ECM) yeniden modellenmesinde rolü olan ADAMTS proteazlarının (ADAMTS-1, -4, -5, -8, -9 ve -15) kronik immüno-inflamatuar bir hastalık olan Behçet Hastalığı (BH) patogenezindeki rollerini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, 30 aktif dönem Behçet hastasından ve 30 sağlıklı kontrolden alınan total kandan periferik kan mononüklear hücreleri (PBMC) izole ettik. PBMC'lerde ADAMTS (ADAMTS-1, -4, -5, -8, -9 ve -15) genlerinin mRNA ifadelerini real-time PCR (qPCR) yöntemini kullanarak ölçtük. ADAMTS'lerin BH patogenezindeki potansiyel rollerinin ilk kez ortaya çıkartılması; ADAMTS'lerin potansiyel prognostik biyobelirteç olarak kullanılmalarını ve tedaviyi yönlendirici katkı sağlamalarını mümkün kılabilecektir. Anahtar Sözcükler, BH, ADAMTS, ECM, PBMC, biyobelirteç
Behçet hastalarında serum LL-37 düzeylerinin ve hastalık aktivitesiyle ilişkilerinin araştırılması
Behçet hastalığı (BH), mukokutanöz, oküler ve artiküler belirtilerin yanı sıra merkezi sinir sistemi, vasküler ve gastrointestinal tutulum ile karakterize sistemik bir vaskülittir. Sistemik tutulum nedeniyle morbidite ve mortaliteye sebep olabilmektedir. Patogenezde genetik, çevresel, immünolojik faktörler rol oynamakla birlikte, patogenez net olarak bilinmemektedir. Kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastalık progresyonunu ve tedavi yanıtını gösteren spesifik biyobelirteçler mevcut değildir. Bu yüzden patogenezde rol alan mekanizmaların daha iyi anlaşılması yeni tedavi stratejilerinin gelişmesine olanak sağlayacaktır. Katelisidinler, memelilerin doğal immün yanıtında rol alan bir protein sınıfı oluşturur. Hücre içinde pre-pro-protein olarak üretilirler. LL-37, tek insan katelisidin türevi Antimikrobiyal peptid(AMP)'dir. LL-37 esas olarak nötrofillerin sekonder granüllerinde sentezlenir. Bunun dışında, makrofajlar, mast hücreleri , B ve T lenfositler, monositler ve keratinositler, dentritik hücreler, solunum, intestinal ve üriner sistem epitel hücrelerinde sentezlenmektedir. Başlıca etkileri; antiviral, antibakteriyal , antifungal, antiparazitik, meme, over, akciğer ve mide kanserinde antikanser etkinlik, apopitoz, yara iyileşmesi, sitotoksite, kemotaksisdir. LL-37'nin hücre içi proteinlerle etkileşimi hem antimikrobiyal etkinliği hem de immün modülatör etkilerinin ortaya çıkmasını sağlar. LL-37'nin etkinliği dozla ilişkilidir. İmmünmodülatör etkileri antimikrobiyal etkilerine göre daha düşük konsantrasyonlarda meydana gelir. LL-37 hem proinflamatuar hem antiinflamatuar özellikler içerir. İmmünmodülatör etkilerini Toll Like Reseptör (TLR) yolağı üzerinden, tip 1 interferon yanıtını düzenleyerek, mononükleer hücre maturasyonunu etkileyen sitokinlerin miktarını değiştirerek, apopitozu regüle ederek gerçekleştirir. Otoimmün hastalıkların patagonezinde TLR sinyalizasyonundaki bozukluk bulunmaktadır. BH'da patogenezde immünolojik faktörler üzerinde çeşitli çalışmalar bulunmaktadır. Fakat inflamatuar süreçle ilişkili olan AMP ailesinden olan tek insan katelisidini olan LL-37'nin patogenezde rol alıp almadığı bilinmemektedir. Bu çalışmada ki amacımız pek çok proinflamtuar sitokin salınımında sorumlu olan LL-37'nin, inflamatuar bir vaskulit olan BH'nda serum düzeylerini ve hastalık aktivitesiyle olan ilişkilerini araştırmaktır. Bu çalışma, Eylül-Aralık 2018 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı, Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı'na müracaat edip Uluslararası Behçet Hastalığı Çalışma Grubu kriterlerine göre tanı almış 18-65 yaş arası behçet hastalarında yapıldı. Hastalarda serum LL-37 düzeyi ve bu düzeylerin hastalık aktivitesiyle ilişkilerinin belirlenmesi amaçlandı. 46 BH ve 41 sağlıklı kontrollerden periferik kan örnekleri alındı ve ELİSA yöntemi ile serum katelisidin (LL-37) düzeyleri ölçüldü. Her 2 grupta kadın erkek sayısı (p=0,0503), yaş (p=0,357), BKİ (p= 0,133) açısından anlamlı fark bulunmadı. Serum LL-37(p=0,195) değerleri açısından hasta ve kontrol grubu arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. . Anahtar Sözcükler, BH, LL-37, Hastalık aktivitesi
Behçet hastalarında serum İskemi Modifiye Albümin (İMA) seviyesi ve hastalık aktivitesi ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada, temel patolojisi vaskülit olan Behçet Hastalığı'nda hastaların serum iskemi modifiye albüminin (İMA) seviyesi ve bunun hastalığın aktivite belirteci olarak ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.Yöntem ve Bulgular: Çalışmaya Uluslararası Behçet Hastalığı Çalışma Grubu kriterlerine göre tanı konulan, 28'i aktif, 29'u inaktif 57 Behçet hastası ve herhangi bir sistemik hastalığı olmayan, ilaç kullanmayan 30 sağlıklı birey alınmıştır. Aktif, inaktif hasta ve kontrol gruplarının ortalama İMA değerleri sırasıyla; 0,689±0,049, 0,608±0,099, 0,619±0,049 şeklindeydi. Aktif hasta grubunun İMA seviyeleri diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) derecede yüksek bulunmuştur. Aynı şekilde oksidan stresi gösteren OSİ indeksi aktif Behçet hastalarında anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Aktif Behçet hastalarındaki bu artış inflamatuvar belirteçlerde (CRP, ESH) daha belirgin olarak gözlenmiştir. Sağlıklı kontrol ve inaktif Behçet hasta grupları arasında CRP ve ESH dışında diğer parametrelerde anlamlı fark bulunmamıştır. Tüm Behçet hastalarında İMA ve TAS değerleri arasında negatif, İMA ile CRP ve ESH değerleri arasında güçlü pozitif korelasyon izlenmiştir.Sonuç: Bu bulgularla İMA'nın, hastalığın klinik olarak aktif dönemlerinde artmış inflamasyon ve oksidan stresi yansıtan değerlere benzer şekilde yükseldiği görülmüştür. Behçet hastalarında yükselmiş olan İMA düzeylerinin hastalığın aktivitesini belirlemede artmış oksidan stresin bir biyobelirteci olarak kullanılabileceği düşünülmüştür.Anahtar Kelimeler: Behçet hastalığı, İMA, oksidan stres, aktivite belirteci.
Behçet hastalarında erektil fonksiyonların değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Behçet hastalığı (BH) oral ve genital aft, göz tutulumu, cilt lezyonları, artrit, nörolojik ve vasküler tutulum ile seyreden kronik, multisistemik bir hastalıktır. Bu çalışmada erkek Behçet hastalarında erektil fonksiyonların yaşam kalitesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve metod: Çalışmaya 72 erkek behçet hastası ve 62 erkek sağlıklı gönüllü alındı. Demografik ve klinik özellikler, sigara kullanımı, yaş, hastalık süresi, eritrosit sedimentasyon hızı (ESH), C reaktif protein (CRP) ölçümleri kaydedildi. Hasta grubunun yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili, ağrı düzeyleri vizüel analog skala (VAS) ile değerlendirildi. Hasta ve kontrol grubunda anksiyete ve depresyon düzeyi hastane anksiyete depresyon ölçeği (HADÖ) ile erektil fonksiyon (EF) ereksiyon işlevi uluslar arası değerlendirme formu (EİUDF) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Behçet hastalarında kontrol grubuna kıyasla EF anlamlı oranda düşük bulundu. EF ile yaş, tanı süresi, HADÖ-anksiyete skoru, HADÖ-depresyon skoru, NHP sosyal izolasyon, NHP emosyonel reaksiyonlar, NHP enerji düzeyi skoru arasında negatif korelasyon saptandı (p<0,001). Sonuçlar: Behçet hastalarında kontrol grubuna kıyasla EF anlamlı oranda düşük bulunmuştur. EF bozukluğu özellikle yaş, tanı süresi, anksiyete, depresyon, yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Anahtar kelimeler: Behçet hastalığı, erektil fonksiyon, erkek, psikolojik durum, yaşam kalitesi.