Preoperative period

179 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Lomber laminektomi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrıya etkisi

Anksiyete ve depresyon ameliyat sonrası ağrı şiddetini etkileyen psikolojik risk faktörleri arasındadır. Bu araştırma, lomber disk hernisi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrı düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Haziran 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Beyin Cerrahisi Kliniği'nde LDH tanısı ile genel anestezi altında lomber laminektomi ve diskektomi ameliyatı geçiren hastalar çalışmanın evrenini, çalışmayadahil edilme kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden ilk 60 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen 8 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu", 14 sorudan oluşan Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HADS)" ve "Görsel Ağrı Skalası(VAS)" kullanılarak toplandı. Lomber disk hernisi (LDH) cerrahisi ile ilgili ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon bulguları incelendiğinde; hastaların anksiyete (HAD-A) puan ortalaması 7.60 (SS=3.61), depresyon (HAD-D) puan ortalaması 6.63 (SS=3.68) olarak bulundu. Erkek hastaların HAD-A ve HAD-D puan ortalamaları kadın hastalara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Araştırmaya katılan hastaların ameliyat sonrası VAS puan ortalamaları 5.13 (ss=1.50)olarak hesaplandı. HAD-A alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.528, p<0.01).HAD-D alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.569, p<0.01).Bu araştırma ameliyat sonrası şiddetli ağrı yaşama riski olan hastaların ameliyat öncesinde tespitinin mümkün olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, ameliyat öncesi anksiyete ve depresyona karşı oluşacak stres cevabını önlemek amaçlı yapılacak erken müdahalenin, ameliyat sonrası ağrı şiddetini düşürdüğünü gösteren kavramsal bir model sağlamaktadır.

AnksiyeteAğrıAğrı-postoperatif+4
Barış Koluaçık
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Transüretral rezeksiyon- prostat (tur-p) ameliyatlarında ERAS protokolü ile ameliyat öncesi ve sonrası yapılması gereken beslenme, ağrı ve erken mobilizasyon uygulamalarının karşılaştırılması

Yapılan bu çalışmada TUR-P ameliyatları sonrası Avrupa'nın 5 ülkesinin bir araya gelerek oluşturdukları ASHİ (Ameliyat Sonrası Hızlı İyileştirme) protokolünü Gaziantep'teki hastanelerde bulunan sağlık personelinin duyup duymadığını; ağrı, erken mobilizasyon ve beslenme konularının bakım ve tedavilerinde bu protokolün gerekliliklerini uygulayıp uygulamadığını tespit etmek istedik. Araştırma Gaziantep'te bulunan 25 Aralık Devlet Hastanesi, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Özel SANKO Eğitim, Uygulama ve Araştırma Hastanesinin üroloji kliniklerinde gerçekleştirildi. Cerrahların, hemşirelerin ve anestezi uzmanlarının ASHİ protokolüne göre bakım ve tedavilerindeki tutumları analiz edildi. Cerrahlara, hemşirelere ve anestezi uzmanlarına ağrı, erken mobilizasyon ve beslenme konularını içeren anket soruları uygulandı ve çalışmanın örneklemini 95 kişi oluşturdu. Anketler araştırmacı tarafından yüz yüze yapıldı. Anket sonuçları yüzdelik dilimle değerlendirildi. Sağlık personelinin ortalama yaşı 34.73 +9.11'di, sağlık personelinin % 26,3'ü cerrah, % 17,9'u anestezi uzmanı ve % 55,8'i hemşireydi. Çalışmada ameliyat öncesi oral sıvı olarak karbonhidrattan zengin yükleme % 29,5'di. "Ameliyat öncesi açlık süresi ASHİ Protokolüne uygundur" diyenlerin oranı % 4,2'di.Ameliyat sonrası sıvı ve katı gıda alımı da ASHİ Protokolüne uygun değildi. Hastaların bulantı ve kusmasını önlemek amacıyla profilaksi uygulanma durumu % 65,3'dü. "TUR-P ameliyatı sonrası antiembolik çorap uyguluyoruz" diyenlerin oranı % 62.1di. Hastaları mobilize etme durumunda da ASHİ protokolüne uygun hareket edilmiyordu. "Ameliyat sonrası ağrı için analjezik yapılmalı" diyenlerin oranı % 62,1 iken antienflamatuar ilaç seçimi oranı ise % 44,2'di.ASHİ protokolünü duyanların oranı % 7,4'dü. ASHİ Protokolünü uygulayanların oranı ise % 37,9'du. Yapılan bu çalışma sonucu ASHİ Protokolüne uygun bir bakım ve tedavi prosedürünün TUR-P ameliyatlarından sonra uygulanmadığı söylenebilir. Kanıta dayalı ASHİ protokolüne göre hemşirelik bakım paketlerinin ve tedavi prosedürlerinin üroloji kliniklerinde uygulanmaya başlatılması için hizmet içi eğitimlerin planlanması, tüm personelin ASHİ protokolüne benzeyen prosedürler oluşturması ve araştırmalar yapması için komitelerin kurulması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: ERAS Protokolü, Ameliyat Sonrası Hızlı İyileşme (ASHİ) Protokolü, TUR-P Operasyonu

CerrahiPostoperatif dönemPreoperatif dönem+4
Rabia Kankılıç
Sanko University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal ameliyatlarda klinik alanda ameliyat öncesi, sırası ve sonrası uygulamaların ERAS protokolüne uygunluğunun karşılaştırılması

ÖZET Kolorektal Ameliyatlarda Klinik Alanda Ameliyat Öncesi, Sırası ve Sonrası Uygulamaların ERAS Protokolüne Uygunluğunun Karşılaştırılması Kırık M. S., SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik Anabilim Dalı, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu araştırmada kolorektal ameliyatlar sonrası Avrupa'da ve ABD'de uygulanan ASHİ protokolünü ( ERAS) bilen ve uygulayan ya da uygulamayan sağlık personelinin bilgi, davranış ve tutumlarını belirlemek istedik. Türkiye'nin Güneydoğusunda yer alan Diyarbakır ilinde ameliyat öncesi açlık süresini azaltma, antikoagülan ve antibiyotik kullanımı sağlama, derin ven trombozunu önleyici önlemler alma, gibi ameliyat sürecine yönelik uygulamalarda ASHİ protokolünün uygunluğunu bu araştırmada inceledik. Hemşire, anestezist ve cerrahların bu protokolde yer alan konulara yönelik bilgi davranış ve tutumlarını belirledik. Araştırmada sağlık personellerinden ve kurumlardan gerekli izinler alındı. Örneklemi 116 kişi oluşturdu. Veriler için, sorular ilgili literatür taranarak hazırlandı ve veriler yüz yüze görüşülerek araştırmacı tarafından toplandı. Verilerin değerlendirilmesi sayı-yüzde ile gösterildi. Araştırmaya katılanların ortalama yaşı 29.5'du, %82.8'i hemşire, %4.3'ü cerrah, %12.9'u anestezistti. Araştırmada " ameliyat sürecine ve evde tedavi, bakıma yönelik bilgileri veren, danışmanlığı yapan kişi kimdir" sorusuna %51.7'si çalışan tüm ekip olarak ifade etti. Bu bilgilendirme sürecinin de sadece yüz yüze görüşme olarak yapılma yüzdesi 59.4'tü, hastalara eğitim kitapçıkları verilmemekteydi. Hastalara emboliyi önleyici çorap giydirme oranı % 46.5'du. Hastaların çok uzun süre aç kaldıkları ve ameliyat öncesi karbonhidratlı oral sıvı alımının desteklenmediği belirlendi. ASHİ protokolüne uygun olarak hastalarını aç bırakan personel 10.4'tü. Ameliyat sonrasında oral alım için; peristaltizmin gelmesini bekleyen sağlık personeli de fazlaydı. Ameliyat öncesi antibiyotik kullanma oranı %86.2'di. Hastaların en erken ayağa kalkıp yürüme durumu; %44 oranında ameliyat sonrası 8 ile 24 saatleri arasındaydı. ASHİ protokolünü hiç duymayan sağlık personeli %74.1'di. Kurumsal destek olmadığı için bu uygulamayı yapamayanların yüzdesi de 93.1'di. Sonuç olarak; Sağlık personelinin ASHİ uygulamasına yönelik tam bilgilerinin olmadığı, bilgi davranış ve tutum olarak da ASHİ uygulamalarını hizmet içi eğitimlerinde olmadığı, sağlık personelinin ASHİ protokolü gibi güncel literatür bilgisini klasik geleneksel uygulamalarının yerine koymadığını söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: ERAS Protokolü; Ameliyat Sonrası Hızlı İyileşme (ASHİ) Protokolü; Fast Track Cerrahi; Hemşireli

CerrahiCerrahi-sindirim sistemiPerioperatif dönem+4
Mehmet Sabri Kırık
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat öncesi cilt hazırlığı ve antibiyotik kullanımının ameliyat sonrası yara yeri enfeksiyon oluşumuna etkisi

Bu araştırmada ameliyat öncesi antiseptik solüsyonunun kullanımı, tüy temizleme şeklinin nerede, ne zaman yapıldığını ve profilaktik antibiyotik seçimini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Merkezinin ameliyathanesinden ve kalp damar cerrahisi servislerinden belirli zaman diliminde veriler toplandı. Hastaların bilgilendirilmesi ve ameliyat sonrası 3. Gün değerlendirilmesi kalp damar cerrahisi servisinde yapıldı. Hastaların tüy temizliği kontrolü ve ameliyat esnasında uygulanan yapışkan örtü, antibiyotik kullanımı ameliyathanede değerlendirildi. Evreni belli gruplarda örneklem seçimine göre örneklemi 60 kişi bulundu. Hastanın yapılacak çalışmaya verdiği onayı gösteren Gönüllü Onam Formu (EK-1), yapılan çalışmayla ilgili soruların bulunduğu Tanıtıcı Bilgi Formu (EK2), Ameliyathanede Bakılacak Değerler Formu (EK-3) ve Ameliyat Yeri Enfeksiyon Değerlendirme Formu (EK-4) ile veriler toplandı. Elde edilen veriler; sayı yüzde, ortalama ile gösterildi ve ki kare testi ve t testi ile istatistiksel anlamlılıklarına bakıldı. Araştırmada açık kalp cerrahisinden 3 gün sonra cerrahi alan enfekiyonu (CAE) %10 düzeyinde tespit edildi. Araştırmada sonuçlar obezite, diabetes mellitus, cerrahi süresi ve kardiyopulmoner bypass, konjestif kalp yetmezliğinin, daha önce kalp ameliyatı geçirmiş olmak, komorbid (bir veya daha fazla bozukluk) koşulların varlığı, kapanma anında kötü hemostaz, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) hastalığının varlığı, sigara kullanmı ve ameliyat öncesi hastanede kalış süresi ile hastalarda ameliyat sonrası cerrahi alan enfeksiyonları varlığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Hastaların göğsündeki ve safen ven alınacak olan bacağındaki tüy temizliğinde yazılı bir prosedürün olmayışı, clipper, jilet, tüy dökücü krem gibi çeşitli aletlerin kullanılıyor olması, bu aletlerin kullanım gününe yönelik klavuzların olmaması CAE riskini istatistiksel olarak artırmadığı bulundu. Hastaların ameliyat öncesi cilt hazırlığında povidon iyodin kullanılması ve bazı hastalarda drape kullanımının devam etmesi CAE riskini istatiksel olarak etkilemediği tespit edildi (p>0.05). Hastaların kan glikozu regülasyonun yapılıyor olması nedeniyle CAE riski istatiksel olarak artmadı (p>0.05). Hastalara verilen antibiyotik tedavileri ve fizyolojik izlem prosedürleri ilgili literatüre uygun olarak planlanmış olması CAE riskini azaltmış olabilir. Açık kalp ameliyatı öncesi hastalara vii MRSA taramasının yapılmayışı, diş eti iltihabı ve diş çürükleri gibi kontrollerin yaptırtılmamış olması CAE riskini artırmış olabilir. Hastaların ameliyattan önceki günlerde hastaneye yatırılmış olması hastan enfeksiyonu adına CAE oluşumunu etkilemiş olabilir. Hastaların normotermik olması, sıvı volüm değerlerinin ve yaşam bulgularının normal sınırlarda olması, oksijenlenmede problemi olmayan hastaların olması yara yerinde CAE riskini azaltmış olabilir; ancak hastalarda albümin düzeyinin farklı olması CAE'nın varlığını istatistiksel olarak etkilemiştir (p<0.05). Daha büyük örneklemde CAE'nı etkileyecek tüm parametrelerin tekrar araştırılması önerildi. Anahtar Kelimeler: Açık Kalp Cerrahisi; Cerrahi Alan Enfeksiyonları; Hemşirelik.

AntibiyotiklerCerrahi-kardiyovaskülerHemşirelik+6
Fatma Özyıldırım
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisi

Bu araştırma, koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisini değerlendirmek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma Gaziantep Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesi kalp ve damar servisinde uygulandı. Araştırmanın evreni Gaziantep Üniversitesi Eğitim ve Araştırma hastanesi kalp damar cerrahi kliniğinde opere olan 105 hasta oluşturuldu. Evreni belli gruplarda örneklemi ise seçimine göre 84 olarak hesaplandı ve Deney grubunu 42, kontrol grubunu 42 hasta oluşturdu. Araştırmaya başlamadan önce etik kuraldan, hastaneden ve hastalardan izin alındı. Araştırma 6 ayda tamamlandı. Serviste yatan 84 hastadan veriler Hasta Tanıtıcı Bilgi formu, Laboratuvar Değerlendirme Formu, Venöz Dolaşımı Değerlendirme Formu, Basınçlı Elastikli Çorabı Giyme Değerlendirme Formu ile toplandı. Hastalardan 42'sine deney grubuna video destekli eğitim verildi, 42'sine kontrol grubuna klinik rutinde var olan eğitim iletildi, araştırma verileri toplandıktan sonra da etik olarak aynı videoyu izlemeleri için eğitim videosu teslim edildi. Yapılan inceleme sonucunda hastaların cinsiyet, BKİ, eğitim durumu, sigara içme, medeni durum, meslek durumu, evde kimle yaşadığı, boy ve kilo varlıkları ile gruplar arasındaki farklılıklar istatistiksel acıdan anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastaların ameliyat öykülerine, ek hastalık varlığında; DM, hiperlidemi, hipertansiyon, kalp pili, antikoagülan/antiagregan kullanımı, ejeksiyon/franksiyon değeri, doğum kontrol hapı kullanımı, menapoz sonrası kemik erimesi hormon kullanım durumuna bakıldığında benzer olduğu belirlendi ve gruplar arasında homojenite sağlandı (p>0,05). Hastaların kan basıncı, nabız, satürasyon, hemoglobin, eritrosit, kan şekeri, trigiliserit, kolestrol, LDL, Wbc, Plt, Inr, Kz, Pz'nında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlendi (p>0,05). Hastaların venöz dolaşımında ısı artışı, kızarıklık, ağrı, yanma, şişlik, genişleme, çapta genişlemeye bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0,001). Hastaların elastik çorabını nasıl giyilecekleri deney grubunda yer alan hastaların doğru yanıtlama oranlarının daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05), basınçlı elastik çorabını çıkardıktan sonra ayak nabzını nasıl ölçeceğini, basınçlı elastik çorabını çıkardıktan sonra bacak çevresini nasıl ölçeceğini deney grubunda yer alanlarda daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Hastaların basınçlı elastik çorabını çıkardığında cildinde morarmanın tamamında olmadığı saptanmış, ayağında soğukluk, karıncalanma, şişlik, yara oluşumu, yanma, kaşıntının deney grubunda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak; koroner bypass cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi verilen video eğitiminin alt ekstremiteler de venöz sisteme etkisine bakıldığında video eğitimini alan hastaların derin ven trombozu bulguları arasında anlamlı bir fark olmasa da giydikleri elastik çoraba yönelik bilgi ve davranışları istatiksel olarak daha anlamlı ve doğruydu. Anahtar Kelimeler: Derin Ven Trombozu; Video Eğitimi; Hemşirelik.

Alt ekstremiteHasta eğitimiKalp hastalıkları+5
Mehmet Ok
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tiroid ameliyatı yapılacak hastaların ameliyat öncesi açlık süresinin fizyolojik parametrelere etkisi

Bu araştırma tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Cerrahi Servisinde toplam 6 ayda tamamlandı. Araştırmanın örnekleminine 40 tiroidektomi ameliyatı geçiren hasta oluşturdu. Araştırmada etik kuruldan, hastalardan, tıp fakültesi hastanesi başhekimliğinden gerekli izinler alındıktan sonra araştırma yapıldı. Hasta tanılama formu, hastaların yaşam bulgularını değerlendirme formu, hastaların laboratuvar değerlerinin belirlendiği formu, hastaların ameliyattan 3 gün sonra yara yeri değerlendirme formu kullanılarak araştırma verileri toplandı. Araştırma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren veriler için bağımlı gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen veriler için bağımlı gruplarda Wilcoxon testi ve tekrarlı ölçümler için Friedman testi kullanıldı. Araştırma sonucu olarak nabız, vücut sıcaklığı, HbA1C değeri, açlık süresi uzadıkça etkilenebileceği belirlendi. Başka hasta gruplarında yapılan ameliyatlarda ve popülasyonu daha yüksek tiroid ameliyatı olan hastalarda açlık süresinin etkisinin yaşam bulgularına, yara yerine ve kan laboratuvar değerlerine etkisinin incelenmesi için yeni araştırmalarında yapılması gerektiği önerildi. Anahtar Kelimeler:Tiroidektomi; Açlık süresi; Semptomlar; Hemşirelik

AçlıkBelirti ve semptomlarCerrahi-kulak-burun-boğaz+3
Ceren Aslantaş
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Akciğer kanseri hastalarında ameliyat öncesi ve sonrası besin desteğinin inflamasyon göstergelerine ve yaşam kalitesine etkisi

Kanserden ölümlerin en sık görüldüğü kanser türü akciğer kanseridir. Randomize kontrollü olarak planlanan bu müdahale çalışmasında, akciğer kanseri cerrahisi geçiren hastalarda glutamin, arjinin ve hidroksi metil bütiratın beslenme durumuna, inflamasyon göstergelerine ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisi araştırılmıştır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı konan ve ameliyatı planlanan 27-77 yaş aralığındaki 70 hastaya sağlıklı beslenme programı yapıldıktan sonra randomizasyonla iki gruba ayrılarak, müdahale (n=35) grubuna ameliyat öncesi 10 gün, ameliyat sonrası 5 gün olmak üzere günde 2 adet şase formda glutamin (7,4 g/şase), arjinin (7,4 g/şase) ve hidroksi metil bütirat (1,3 g/şase) içeren besin desteği verilmiştir. Kontrol grubuna (n=35) herhangi bir besin desteği verilmemiştir. Katılımcıların başlangıçta, ameliyattan önce (besin desteğinin 10. günü) ve ameliyattan sonra (besin desteğinin 15. günü) olmak üzere üç kez izlemi yapılmıştır. Hasta odaklı subjektif global değerlendirme (PG-SGA) ile beslenme durumu izlemi, doğu kooperatif onkoloji grubu performans durumu ölçeği (ECOG-PS) ile fiziksel performans durumu izlemi yapılmıştır. Antropometrik ölçümleri, biyoelektrik empedans analizi (BİA) sonuçları ve biyokimyasal bulguları kayıt edilmiştir. Elde edilen biyokimyasal parametreler ile CRP/albumin oranı (CAR), nötrofil/lenfosit oranı (NLR), platelet/lenfosit oranı (PLR) ve prognostik beslenme indeksi (PNI) hesaplanmıştır. Hastalardan alınan serum örneklerinde ELISA yöntemi ile TNF-α, IL-6 parametreleri analiz edilmiştir. Ayrıca hastalardan pre-op ve post-op süreçte üç günlük besin tüketim kaydı alınarak enerji ve besin ögesi alımları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, post-op süreçte müdahale grubunda PG-SGA ve ECOG-PS skoru kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Post-op dönemde, müdahale ve kontrol grubu arasında hemoglobin, hematokrit, total protein, albumin, lenfosit, nötrofil ve lökosit sayısı ile PNI düzeyleri bakımından fark saptanmamıştır (p>0,05). İnflamatuar belirteçlerden olan CRP, CAR, NLR, PLR, TNF-α, IL-6 düzeylerinde her iki grupta da post-op dönemde, pre-op döneme göre artış tespit edilmiş olup (p<0,001), gruplar arasında inflamatuar belirteçlerdeki değişim bakımından fark yoktur (p>0,05). Post-op dönemde müdahale grubunda post-op yaşam kalitesi ve fiziksel işlev skoru daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). Post-op süreçte ağrı, halsizlik ve uykusuzluk skorunun kontrol grubunda daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Post-op dönemde kontrol grubundaki erkek bireylerde baldır çevresi, kadın bireylerde ise el kavrama gücü müdahale grubuna göre daha düşük saptanmıştır (p<0,05). Her iki grupta da pre-op ve post-op süreçte vücut kompozisyonu bakımından fark yoktur (p>0,05). Müdahale grubunda yara yeri iyileşme süresi 18 gün, kontrol grubunda ise 20 gün olarak elde edilmiştir (p=0,015). Post-op süreçte müdahale ve kontrol grubundaki bireylerin enerji, makro ve mikro besin ögesi alımlarında azalma saptanmış olup (p<0,05), müdahale ve kontrol grubu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Bu çalışma ile immünonütrisyonel besin desteği kullanımının post-op süreçte hastaların beslenme ve fiziksel performans durumuna, antropometrik ölçümlerine, yaşam kalitesi ve yara iyileşme sürecine olumlu yönde etki yapabileceği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Akciğer kanseri cerrahisi, glutamin, arjinin, hidroksimetilbütirat, yaşam kalitesi

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıBesin destekleri+7
Gökçe Günsel Yıldırım
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kardiyak cerrahi hastalarında preoperatif ve postoperatif dönemde risk analizi ile ilaç tedavisinin incelenmesi

Bu çalışma kardiyovasküler cerrahi tedavi süreçlerinde ilaç ile ilişkili sorunları (İLİS) saptamak, risk değerlendirmesi yapmak ve klinik eczacının risk yönetimindeki etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversite Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi servislerinde Kasım 2019-Mayıs 2021 tarihleri arasında prospektif ve yarı-deneysel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışmanın her iki bölümünde İLİS'ler tespit edilmiş ve Avrupa Farmasötik Bakım Ağı'nın oluşturduğu sisteme göre sınıflandırılmıştır. İlk bölümde saptanan İLİS'lerin nedenleri bir uzman paneli (5 uzman) tarafından sıklık, şiddet ve olasılık açısından puanlanan risk analizi sonucu riskler; kabul edilebilir, kesin, önemli ve yüksek olarak 4 kategoriye ayrılıp, uzman panel tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler planlanmıştır. İkinci bölümde bir klinik eczacı tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler (ilaç uzlaşısı gibi) gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya; 18 yaşından büyük ve elektif kalp cerrahisi planı olan hastalar dahil edilmiş ve yatış süresi boyunca izlenmiştir. Çalışmaya, her iki bölümde 100 hasta dahil edilmiştir. İlk bölümde; toplam 275 İLİS ve 487 İLİS nedeni tespit edilerek önleyici faaliyetler (hastanın servis değiştirdiği her basamakta ilaç uzlaşısı, ilaç incelemesi ve eğitim materyalleri) ve azaltıcı faaliyetler (sorun saptandığı zaman yapılan müdahaleler) planlanmıştır. İkinci bölümde toplam 215 İLİS ve 304 İLİS nedeni tespit edilmiştir. Planlanan faaliyetlerin uygulanması ile gözlem ve müdahale dönemleri karşılaştırıldığında; İLİS nedenleriyle ilgili yüksek risklerde azalma (%17,7 ve %0), kabul edilebilir risklerde artma (%32,6 ve %84,9) saptanmıştır (p <0,001). Hastaların yaşam kalitesi (fiziksel ve mental) yatış, taburculuk ve bir ay sonraki kontrollerinde anlamlı bir şekilde artmıştır (p <0,001). Kardiyovasküler cerrahi sürecinde klinik eczacının katkısı ile İLİS'lere yönelik riskleri değerlendirerek önleyici ve azaltıcı faaliyetleri uygulamak, hasta bakım hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunacaktır.

Cerrahi-kardiyovaskülerEczacılarKardiyovasküler cerrahi girişimler+6
Burcu Kelleci Çakır
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeyi ile COVİD-19 korku düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi.

Amaç: Bu çalışma elektif cerrahi operasyon geçirecek hastalarda ameliyat öncesi anksiyete düzeyi ile COVID-19 korku düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç-Yöntem: Bu araştırma bir üniversite hastanesinin Kalp ve Damar Cerrahisi Servisi ve Genel Cerrahi Servisi birimlerinde elektif operasyon geçirecek 479 hasta ile ameliyat öncesi dönemde yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak, Ocak 2021- Haziran 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında "Sosyodemografik Bilgi Formu", "COVID-19 Korkusu Ölçeği" ve "Durumluk/Sürekli Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 59,15 (±15,72)'dir. COVID-19 Korku Ölçeği puanı ortalaması 14,27 (±5,46), Durumluk Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 31,05 (±7,92), Sürekli Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 38,69 (±8,81) olarak bulundu. COVID-19 Korku Ölçeği puanı ile Durumluk Kaygı Ölçeği puanı arasında korelasyon saptanmazken, Sürekli Kaygı Ölçeği puanı ile pozitif yönlü zayıf bir ilişki saptanmıştır (r=0,107 p<0,05). Sonuç: Sürekli kaygı düzeyi yüksek olan hastaların COVID-19'a yönelik korku düzeylerinin de yüksek olduğu saptanmıştır.

AnksiyeteCOVID 19Cerrahi+3
Tansu Ayık
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk cerrahi servisinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlamasına ilişkin bilgi ve uygulamaları

Araştırma, çocuk cerrahisi servislerinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin ve sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Avrupa yakasındaki Kamu ve Özel hastanelerde Ocak-Ağustos 2021 tarihleri arasında, çocuk cerrahisi birimlerinde görev yapan 214 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında 9 sorudan oluşan "Sosyodemografik özellikler bilgi formu" ile araştırmacılar tarafından literatür derlenerek hazırlanan ve 21 soru içeren "Çocuk cerrahisi hemşirelerinin ameliyat öncesi besin-sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemeye yönelik sorgu formu" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve Ki-Kare analizleri kullanıldı. Araştırma kapsamında, hemşirelerin %45,3'ü ameliyata gitmeden önce çocuk hastaların 8 saat, %27,6'sı 10 saat ve daha fazla süre aç kaldığını belirtmiştir. Hemşirelerin %94,8'i çalıştıkları birimde hasta yakınlarına sıvı-besin kısıtlaması ile ilgili bilgileri hemşirelerin verdiğini, güncel sıvı-besin kısıtlama önerilerine uyulmadığını ifade edenlerin tamamı ekipler arası anlaşmazlık nedeniyle uyulmadığını belirtmiştir. Hemşirelerin %24,8'i çocukların gece yarısından sonra aç bırakılmasını doğru bulduğunu, %44,9'u katı besin kısıtlamasına gece yarısından sonra başladığını ve %66,4'ü anne sütü kısıtlamasına 4 saat önce başladığını belirtmiştir. Güncel su ve berrak sıvı kısıtlama süresine hiçbir hemşire tarafından uyulmadığı saptanmıştır. Hemşirelerin yalnızca %13,6'sı sıvı-katı besin ve anne sütü kısıtlama süreleri ile ilgili ifadelerin tamamına doğru cevap vermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlama süreleri ile ilgili güncel rehberlere uyulmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Cerrahi, Çocuk Cerrahisi, Ameliyat Öncesi Hazırlık, Açlık, Sıvı-Besin Kısıtlaması, Anne sütü

Anne sütüAçlıkCerrahi+7
Zülfiye Akyüz
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz protezi yapılacak hastalarda preoperatif egzersiz eğitiminin postoperatif klinik ve fonksiyonel sonuçlarına etkisi

Amaç: Bu çalışmada gonartrozlu dizlerde Preoperatif Egzersiz Eğitiminin total diz protezi ameliyatı yapılacak hastalarda prospektif olarak incelenerek erken dönem klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının ortaya konulmasıdır. Materyal ve Metod: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde mayıs 2022 ve temmuz 2023 tarihleri arasında primer osteoartritli 68 hastanın 50 dizi çalışmaya dâhil edildi. 50 yaş ve üzeri, primer osteoartritli, varus gonartrozlu hastalar çalışmaya dâhil edilirken, 50 yaşından genç hastalar, romatoit artrit, posttravmatik artrit veya septik artrite sekonder osteoartrit gibi sekonder osteoartritli, valgus gonartrozlu ve aynı seans bilateral diz protezi yapılan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Hastalara arka çapraz bağ koruyan çimentolu total diz protezi uygulandı. Eğitim grubundaki hastalardan, ameliyattan 12 hafta önce kendilerine verilen egzersiz eğitimininden sonra Amerikan Kalça ve Diz Cerrahları Derneği tarafından pre-operatif dönemde uygulanması tavsiye edilen egzersizleri uygulamaları istendi. Hastalara çalışma başlangıcında ve operasyondan iki hafta sonra klinik ve radyolojik değerlendirme yapıldı. Amerikan Diz Cemiyeti skoru ve WOMAC skoru, TAMPA kinezyofobi değerlendirilerek ameliyat öncesi ile karşılaştırıldı. Hastaların radyolojik değerlendirilmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapıldı. Elde edilen sonuçlar preoperatif eğitim verilen kontrol grubu ve eğitim verilmeyen grupla karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 hastanın 7'si (%13,7) erkek ve 43'ı (%84,3) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 64,90±7,29 idi. Hastaların vas ağrı skorlamasında ameliyat öncesi egzersiz grubunda ort 8,16 kontrol grubunda 7,96 iken ameliyat sonrası egzersiz grubunda 3,4 kontrol grubunda 4,2'e düştüğü görüldü görüldü. her iki grupta da ağrı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastaların fleksiyon ve ekstansiyon sonuçlarına ait grup içi veriler analiz edildiğinde her iki grupta da eklem hareket açıklığı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastalarda ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 11,52±4,65 varus, kontrol grubunda ise 13±4,5 varus varken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda ortalama 2,62±1,82 valgus kontrol grubunda 2,61±2,08 valgus olarak tespit edildi. Hastaların TAMPA kinezyofobi incelenmesinde ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 40,16±3,44 kontrol grubunda 39,12±3,01 iken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda 30,96±4,14 kontrol grubunda ise 33,08±2,94 tespit edildi. Hastaların radyolojik incelemesinde hiçbir hastada osteoliz bulgusuna rastlanmadı. Hastaların takibleri süresince hiçbir hastada derin protez enfeksiyonu görülmedi ve revizyon uygulaması hiçbir hastaya uygulanmadı. Sonuç: TDA sonrası hastaların fonksiyonel kapasitelerinin ve günlük yaşamda bağımsızlıklarının artması için rehabilitasyon süreci vazgeçilmezdir. Osteoartrit hastalarda dejenere ve afonksiyonel olduğu düşünülerek planlanan total diz protezi ameliyatında, ameliyat öncesi verilen egzersiz eğitim programının ameliyat sonrası hastalarda iyileştirici güç olduğu düşünülmektedir. Preoperatif başlanan rehabilitasyon, hastaların kas gücü rezervinin artmasını ve kişilerin postop yaklaşımlar için bilinç kazanmasını sağlamaktadır. Anahtar kelime: Osteoartrit, gonartroz, artroplasti, ameliyat öncesi egzersiz eğitimi

DizDiz eklemiDiz protezi+5
Mehmet Ali Dolap
Harran University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuk hastalarda cerrahi öncesi COVID-19 yönünden risk değerlendirme

COVID-19 pandemisi sırasında çocuk hastalarda cerrahinin yarattığı risk ve alınması gereken önlemler konusu yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, Çocuk Cerrahisi uygulanacak hastalarda riski belirleyecek bir yöntem oluşturulması ve bu yöntemin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma Bir Üniversite Hastanesinin Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde 05.03.2021- 30.07.2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Belirlenen tarih aralığında çalışma kriterlerine uyan ve onam veren tüm hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS, for Windows 21.0 istatistik paket programı kullanılmış, Karşılaştırmalarda Ki-kare, Fisher-exact test kullanılmıştır. PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu)testi sonucu ve semptom ilişkisi değerlendirmede Kappa ve McNemar testleri kullanılmış ve P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. COVID-19 PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu) testinin pozitif sonuçları dikkate alınarak formun duyarlılık, özgüllük, pozitif kestirim değeri (PKD), negatif kestirim değerleri (NKD) hesaplanmıştır. Çalışmaya alınan 236 hastanın 31'ine (% 13.1) COVID-19 tanısı konmuştur. Bu olgulardan sekizinde (8/31: %25.8) hiç semptom saptanmamıştır. Yaş grupları, cinsiyet ile COVID-19 tanısı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çocukta, öksürük, burun akıntısı, bulantı-kusma, halsizlik/kırıklık bulguları ile ailede ateş, öksürük, kas ağrısı, nefes darlığı, baş ağrısı, tat-koku alamama bulguları COVID-19 tanısıyla ileri derecede ilişkili bulunmuştur (p < 0.001). Ailede son 14 gün içinde COVID-19 tanısı, COVID-19 temas/şüphesi ile karantina ya da solunum sistemi hastalığı konulan kişi varlığı ile COVID-19 tanısıyla anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur (p< 0.001). Tanı değerleri incelendiğinde; çocukta herhangi bir semptomun saptanması; duyarlık: % 74.2, özgüllük : %91.7, PKD: % 57.5. NKD: %91.7, üç ve daha fazla bulgu saptanması; duyarlık: % 25.8 özgüllük : % 100, PKD: % 100, NKD: % 89.9 ve formda herhangi bir soruya olumlu yanıt olması; duyarlık: %83, özgüllük: % 81.9 PKD: % 41.2 NKD: % 97.1 olduğu görülmüştür. Sonuçta bu yöntem ile, ameliyat öncesi çocuklarda COVID-19 yönünden risk araştırılmasının oldukça etkin olduğu görülmüştür. Asemptomatik olguları saptamak için daha geniş sorgulama formları geliştirilebilir. Bu tür sorgulama formları teletıp gibi uygulamalar için faydalı olabilir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Çocuk Cerrahisi, Risk Faktörleri, Risk Değerlendirme Formu

COVID 19CerrahiKorona virüs enfeksiyonları+4
Pakize Aygün
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanserli hastalarda preoperatif dönem nütrisyon desteğinin postoperatif dönem üzerine etkisi

Bu çalışma Küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) nedeniyle operasyon planlanan hastalarda preoperatif dönem nütrisyonel desteğin postoperatif morbidite, mortalite, yatış süresi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1Ocak- 31Aralık 2017 tarihleri arasında 181 hasta üzerinde yapılmıştır. Hastaların %81,2'si erkek, %18,8'i kadın; yaş ortalamaları 59,74±8,9 idi. Hastaların BKİ ortalaması 25,33±3,87 kg/m², yağsız doku kütlesi ortalaması 56,86±8,2 kgdı. Hastaların %52,5'inin NRS 2002 skoru 2 iken; %30,4'ünün 3, %12,7'sinin 4, %4,4'ünün 5 idi. Hastaların %38,1'inde komplikasyon gelişirken; majör komplikasyon görülme oranı %18,8 idi. Ortalama yatış süresi 7,67±5,87 gündü. NRS 2002 skorlamasına göre 5 alanların %62,5'inde (n=5) komplikasyon gözlenirken, bu oran 4, 3, 2 puan alanlarda sırası ile %39,1'inde (n=9), %21,8 (n=12), %45,3 (n=43) idi(p=0,016). Komplikasyon gelişimini DM'nin 7,2 kat(p=0,001), göğüs duvarı rezeksiyonu 5,1 kat(p=0,029), NRS 2002 skorlamasında 2 alarak nütrisyonel destek almamak 2,7(p=0,02), 5 almanın ise 8,7 kat(p=0,02) arttırdığı saptandı. Pnömonektomi 4,6 kat(p=0,001), göğüs duvarı rezeksiyonu 7,8 kat(p=0,003), destek tedavisi almamak ise 10,1 kat(P=0,003) majör komplikasyon gelişimini arttırmaktaydı.Sonuç olarak; nütrisyonel destek alan hastalarda komplikasyon görülme sıklığı anlamlı olarak azalmakta, hastane yatış süresi kısalmakta, postoperatif 1. ayda albumin kaybı daha az olmaktadır. Major kompikasyon gelişimini etkileyen göğüs duvarı rezeksiyonu, pnömonektomi ve destek tedavisi alma durumlarından sadece destek tedavisi alma klinisyen tarafınca düzenlebilmektedir. Bu nedenle genişletilmiş akciğer rezeksiyonu uygulanacak hastaların, ön değerlendirme testleri ile beslenme düzeyi yeterli bulunmasına rağmen, destek tedavisine alınmasını önerilmektedir.

Akciğer neoplazmlarıBeslenme desteğiKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+4
Sevda Kalafat
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi ile yapılan transüretral cerrahilerde preoperatif ısıtmanın hasta hemodinamisi ve post operatif titreme üzerine etkilerinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Titreme, spinal anestezi sonrası %39 oranında görülebilen bir komplikasyon olmasına rağmen klinik uygulamalarda çoğu zaman dikkatten kaçan bir durumdur. Ancak titremenin oksijen tüketimini (%400'e kadar), karbondioksit üretimini ve metabolik hızı arttırdığı, böylece arteriyel hipoksi ve asidoza katkıda bulunduğu gösterilmiştir. Basınçlı hava ısıtıcılar ile hipotermi ve titreme gelişmesi engellenebilir, ancak bu cihazların intraoperatif etkisi kısıtlıdır. Bu çalışmayla preoperatif basınçlı hava ısıtıcılarının 45-80 yaş arası hastalarda perioperatif hipotermi ve titreme üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışma için etik kurul onamı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan (17.04.2019/09) alındı. Elektif transüretral cerrahi planlanan, ASA skoru I-II, yaşları 45-80 arasında değişen, 120 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar kapalı zarf yöntemi ile randomize edilerek, 3 gruba ayrıldı. Hastalar operasyondan 60 dakika önce preoperatif değerlendirme odasına alındı. Bütün hastalara geniş damar yolu açılıp i.v. 10cc/kg dozunda kristalloid mayi verildi. Non invaziv kan basıncı, kalp atım hızı, periferik oksijen saturasyonu ve timpanik membran sıcaklıkları değerlendirildi. Grup A operasyondan 60 dakika önce, Grup B operasyondan 30 dakika önce 38 0C'ye ayarlanmış basınçlı hava ısıtma sistemiyle ısıtıldı. Grup C ise preoperatif değerlendirme odasına alınıp değerlendirildi ancak ısıtma işlemi uygulanmadı. Hastalar oturur pozisyonda gerekli asepsi ve antisepsi koşulları sağlandıktan sonra L2-L3 veya L3-L4 spinal aralıktan, 25 G Quincke tip, spinal iğne kullanılarak spinal anestezi işlemi uygulandı. Cerrahi süre, hasta ve cerrah memnuniyeti (iyi, kötü ve orta olarak) değerlendirilip kayıt edildi. Postoperatif dönemde titreme Crossley ve Mahajan tarafından oluşturulan titreme testi ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizi yapılarak yorumlandı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik veriler arasında fark saptanmadı (p>0.05). Grup A ve Grup B'de, Grup C'ye kıyasla hipotermi ve titreme dereceleri anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hemodinamik parametreler arasında ise anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Preoperatif ısıtmanın, intraoperatif hipotermi ve titreme derecelerini düşürdüğü, kan basınçları, kalp atım hızı ve periferik oksijenasyon üzerine anlamlı etkileri olmadığı, hasta ve cerrah memnuniyetini ise arttırdığı sonucuna vardık.

Anestezi-genelAnestezi-spinalAnestezi-spinal+6
Yusuf Can Mulamahmutoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Ana bilim dalına preoperatif değerlendirme için konsulte edilen hastaların postoperatif pulmoner komplikasyonlarının öngörülmesi için risk skorlaması

Cerrahi hastaların preoperatif değerlendirilmesi her zaman önemli bir problemdir. Cerrahinin tipine ve hastanın özelliklerine göre potansiyel riskleri öngörüp karar vermek gerekir. Postoperatif dönemde en fazla mortalite ve morbiditeye neden olan durumlardan biri de pulmoner komplikasyonlardır. Postoperatif pulmoner komplikasyonları öngörmek için bir çok ulusal ve uluslararası çalışma yapılmış olup Canet skorlaması valide edilmiştir. Fakat Türkiye'de Canet risk skorlamasının validasyonu yapılmamıştır. Ayrıca, Canet skorlama sistemi genel hasta popülasyonu üzerinde yapılmıştır. Ancak göğüs hastalıkları bölümüne konsulte edilen hastalarda preoperatif riskleri öngörecek bir skorlama sistemi yoktur. Çalışmanın amacı, göğüs hastalıkları kliniğine preoperatif değerlendirme amacıyla cerrahi branşlardan konsülte edilen hastalarda postoperatif pulmoner komplikasyonları öngörecek bir skorlama sistemi geliştirmektir. Çalışma prospektif, tek merkezli olarak yürütülmüştür. Hacettepe Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Ana bilim dalına preoperatif değerlendirme için cerrahi bölümlerden konsulte edilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların preoperatif demografik verileri ve pulmoner değerlendirme sonuçları kaydedilip postoperatif taburcu olana kadar hastalar takip edilmiş ve birinci ay sonunda telefonla pulmoner semptom kontrolleri yapılmıştır. Primer sonlanım noktası; solunum yetmezliği, öksürük, balgam, ateş, bronkospazm, solunum yolu enfeksiyonu, atelektazi, plevral efüzyon gibi solunumsal semptom ve komplikasyonların gelişimini değerlendirmektir. Çalışmaya 203 hasta dahil edilmiştir. Bu hastaların % 55.7'si (n¬=113) kadın, % 44.3'ü (n¬=90) erkektir. Yaş ortalamaları 60.59 ± 14.93'tür ( 18-91). Postoperatif ilk bir ay içerisinde hastaların % 36.4'ünde (n=74) en az bir pulmoner komplikasyon gelişmiş fakat birinci ay sonunda pulmoner komplikasyonu devam eden ya da yeni gelişen pulmoner komplikasyonu olan hastaların oranı % 22.7 (n=46) olmuştur. Postoperatif dönemde hastaların bir ay içerisinde % 23.2'sinde (n=47) bronkospazm, % 17.2'sinde (n=35) atelektazi, %12.8'inde (n=26) ateş, % 12.3'ünde (n=25) balgam, % 12.3'ünde (n=25) oksijen ihtiyacı, % 7.9'unda (n=16) pnömoni ve % 7.4'ünde (n=15) plevral effüzyon gelişmiştir. Çalışmada 60 yaş üstü olmak (p=0.022), preoperatif öksürük (p=0.031), balgam (p=0.054) ve dispne (p=0.017) olması, muayenede ronküs olması (p=0.001), VKİ ≤ 24,9 kg/m2 olması (p=0.010), akciğer grafisinde havalanma artışı bulguları olması (p=0.004), exsmoker olmak (p=0.005), primer akciğer dışı malignite (akciğer metastazı ile birlikte ya da değil) (p=0.022), üst abdomen veya toraks cerrahisi geçirmek (p=0.001), cerrahi süresinin 3 saatten uzun olması ((p=0,011) sonbaharda opere olmak (p=0.001) ve preoperatif Hb düşüklüğü (p=0,044) postoperatif pulmoner komplikasyonların gelişimi açısından anlamlı saptanmıştır. Regresyon modellemesinde anlamlı bulunan risk faktörleri; üst abdomen cerrahisi ya da torasik cerrahi, öksürük, dispne ve mevsimdir (p<0,05). Sonuç olarak; çalışmada preoperatif pulmoner değerlendirme amacıyla göğüs hastalıkları kliniğine konsulte edilen hastalarda postoperatif pulmoner komplikasyonları öngörecek bir modelleme oluşturulmuştur. Cerrahi tipi, operasyon öncesi dispne, öksürük olması ve ameliyatın yapıldığı mevsimin modellemede yer alan en önemli değişkenler olduğu gösterilmiştir. Anahtar sözcükler: Preoperatif pulmoner değerlendirme, postoperatif pulmoner komplikasyon.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifPostoperatif dönemPostoperatif komplikasyonlar+3
Ceren Cekeli
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi geçiren erişkin hastalarda intraoperatif gelişebilecek mikroserebral hasarın belirlenmesinde preoperatif adropin, nöron spesifik enolaz (NSE) ve nörofilament hafif zincir (NFL) düzeylerinin postoperatif NSE ve NFL düzeyleri ile ilişkisi

Aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar dünyadaki bulaşıcı olmayan en sık ölüm nedenidir. Aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar içerisinde ise en sık görüleni aterosklerotik koroner arter hastalığı ve aterosklerotik serebrovasküler hastalıktır. İnvaziv girişimlerin gelişmesine rağmen çoğu kardiyovasküler hastalıkların tedavisi açık kalp cerrahisi ile yapılmaktadır. Açık kalp cerrahisinin yapılabilmesi için kalp akciğer makinasına ihtiyaç duyulmaktadır. Kalp akciğer makinesi ile vücut ısısı düşürülerek düşük basınçta dokuların korunarak dolaşımının devam etmesi sağlanır. Kardiyopulmoner bypass sırasında ve sonrasında en ciddi komplikasyonlardan birisi santral sinir sistemi hasarıdır. Majör komplikasyon olan serebral hasarın en sık nedenleri arasında mikro ve makro emboliler olsa da hipoperfüzyona bağlı ameliyat sonrası konfüzyon, stupor ve koma gibi nörolojik komplikasyonlar da görülebilmektedir. Bu durumun prediktif parametrelerle ameliyat öncesi belirlenebilmesi, risk analizi yapılması ve tedavi seçeneklerinin belirlenmesi ve planlanmasında oldukça önemlidir. Aterosklerotik vasküler hastalığın yaygınlığı ile korelasyonu, çalışmalarla ispatlanmış bir biyomarker olan Adropin 'in preoperatif ve postoperatif 1.saat düzeyleri adropin düzey seyri açısından karşılaştırılarak sinir hasarını gösteren nöron spesifik enolaz (NSE) ve nörofilament hafif zincir (NFL) düzeylerinin postoperatif 1., 24, ve 72. saatlerdeki düzeyleri ile korelasyonu incelendi. Böylece adropin 'in CPB ile yapılan kalp ameliyatlarına bağlı yaşanabilecek muhtemel serebrovasküler olaylar açısından prediktif bir biyomarker olarak kullanılmasının yaygın olup olmadığını hedefledik. Açık kalp cerrahisi ile tedavi kararı olan 42 hastanın katıldığı bu çalışmada, yapılan fizik muayene ve görüntüleme sonuçlarına göre karotis arterler ve baş-boyunu ilgilendiren diğer vasküler yapılarda anlamlı darlık lehine bulgulara rastlanmadı. Ameliyat sonrası hiçbir hastada majör nörolojik komplikasyon ve ölüm görülmedi. 1 hastada könfüzyon, 1 letarji gelişti. Hastalar taburcu olana kadar takip edildikleri için kognitif bozukluk açısından değerlendirilmeleri mümkün olmadı. Hastaların hepsi KAH tanısı alan hastalar oldu ve bu nedenle tüm hastalara KABG operasyonu uygulandı. Preoperatif ve postoperatif 1.saat bakılan adropin düzeyleri arasında anlamlı ilişkilerin olmadığı görüldü. Bu nedenle parametrelerin karşılaştırmaları preoperatif adropin düzeyi ile yapıldı. Preoperatif median adropin düzeylerine göre hastalar düşük (<4,7 pg/dl) ve yüksek olarak iki grupta incelendi. Düşük adropin düzeyi olanların postoperatif NSE düzeyleri diğer gruba göre daha yüksek saptandı (P>0,05). NFL düzeyleri ile adropin düzeyleri arasında ise korelasyonun olmadığı görüldü. Hastalar ameliyat boyunca NIRS monitörizasyonu ile takip edildiler. NIRS düzyleri CPB' tan önce, aort klemplendiği zaman, aort klempi kaldırıldığında ve CPB' tan çıkıştaki zamanlarda kaydedildi. NIRS düzeylerinde intraoperatif emboli lehine değerlendirilecek akut düşüş saptanmadı. CPB çıkışındaki NIRS değerlerinin preoperatif adropin düzeyleri ile ilişkilerine bakıldığında düşük adropin düzeyi olanların NIRS düzeyleri diğer gruba göre düşük saptandı ancak ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı değildi. Bu durum adropinin serebral vasküler tutulumun prediktif parametresi olamayacağı anlamına gelmiyor. Bu konuda iskemik kardiyovasküler hastalıklarda serebrovasküler tutuluma bağlı CPB' sonrası nörolojik hasar insidansını yakalamak adına uzun süreli, geniş popülasyonlu kontrollü çalışmaların yapılması faydalı olabilir. Kalp akciğer makinası ile açık kalp cerrahisi sonrası serebral hasara bağlı nörolojik komplikasyonların gelişmesi her zaman büyük sorun olmaya devam edecektir. Bu nedenle özellikle aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklarda daha çok olmak üzere ameliyat öncesi spesifik prediktif belirteçlerin bulunmasının kalp cerrahisine bağlı nörolojik komplikasyon insidansını azaltabileceğini düşünerekten örneklem sayısının büyük tutularak daha kontrollü randomize desendeki çalışmalara ihtiyacın olduğunu düşünmekteyiz.

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıklarıKardiyopulmoner bypass+5
Ilkın Gulıyev
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Gastrointestinal kanserli hastalarda preoperatif dönemde beslenme durumunun ve malnutrisyonun değerlendirmesinde farklı yöntemlerin karşılaştırılması

Bu araştırma Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama Araştırma Hastanesi'nde Şubat-Ağustos 2011 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma, gastrointestinal sistem kanserlerinden tanı almış, henüz ameliyat olmamış, 19 yaş ve üzeri, hastanede yatan 28'i kadın (%34,6) ve 53'ü erkek (%65,4) toplam 81 gönüllü hasta üzerinde yapılmıştır. Çalışmanın amacı; gastrointestinal sistem kanserlerinden tanı almış hastaların beslenme durumunu Nütrisyonel Risk İndeksi (NRİ), Nütrisyonel Risk Tarama-2002 (NRS-2002) ve Subjektif Global Değerlendirme (SGD) gibi farklı üç yöntemle saptamak, bu yöntemleri kıyaslamak ve ameliyat öncesi gastrointestinal sistem kanserli hastaların malnütrisyon durumunu değerlendirmektir. Hastalara uygulanan anketin ilk bölümünde bireylerin sosyodemografik özellikleri, tanıları, beslenme alışkanlıkları, yemek pişirme yöntemleri, kullanılan yağ çeşidi, besin tüketim sıklığı ve ASA (Amerikan Anesteziyoloji Derneği) skorları sorgulanmıştır. İkinci bölümde antropometrik ölçümler alınmış, üçüncü bölümde rutinde yapılan hastane kayıtlarında yer alan biyokimyasal veriler kayıt edilmiş ve dördüncü bölümde Nütrisyonel Risk İndeksi hesaplanmış, Nütrisyonel Risk Tarama-2002, Subjektif Global Değerlendirme gibi yöntemler uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 55,65±12,22 yıl olup, erkeklerde 57,1±12,9, kadınlarda 53±10,5'tir. Bireylerin beden kütle indeksi (BKİ) yönünden dağılımı incelendiğinde, erkeklerin %20,8'i ve kadınların %21,4'ü zayıftır (BKİ<18,5). Beslenme değerlendirme yöntemlerine göre, NRS-2002'de malnütrisyon riski olmayan 13 kişi iken (%16), malnütrisyon riski olan kişi sayısı 68'dir (%84). NRİ değeri 100'den büyük olan 16 kişi iken (%19,8), hafif malnütrisyon riski olanların sayısı 2 (%2,5), orta malnütrisyon riski olanların sayısı 25 (%30,9), ağır malnütrisyonu olanların sayısı 38 kişidir (%46,9). SGD A grubunun sayısı 12 (%14,8), SGD B grubu sayısı 19 (%23,5), SGD C grubu 50 kişidir (%61,7). Yöntemler birbiri ile kıyaslandığında; SGD referans olarak alınırsa yöntemler içerisinde NRS-2002 tarama aracının NRİ'ne göre daha güçlü bir uyuma sahip olduğu görülmektedir. GİS kanserli hastalarda kapsamlı bir nütrisyonel değerlendirme çok zaman aldığı için uygun değerlendirme yöntemlerinin sağlık kuruluşlarında ve hastanelerde düzenli olarak yapılmasına ilişkin protokoller oluşturulmalıdır.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+6
Ezgi Semahat Arı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ameliyat öncesi çocuk hastalara izletilen eğitim amaçlı animasyon filminin çocuklarda korkuya ve ameliyat sonrası ağrıya etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, ameliyat olan çocuk hastalara ameliyat öncesinde eğitim amaçlı animasyon filmi izletilmesinin çocuklarda korkuya ve ameliyat sonrası ağrıya etkisini belirlemek amacıyla 1 Temmuz 2017-30 Eylül 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'nde yürütülmüştür. Araştırma prospektif, randomize kontrollü, deneysel bir çalışmadır. Bu kısımın örneklemini ameliyat olan blok randomizasyon yapılarak seçilen 132 hasta çocuk oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Çocuk ve Aileyi Tanıtıcı Veri Formu", "Çocuk Korku Skalası" ve "Yüz İfadelerini Derecelendirme Skalası (Wong-Baker Ağrı Skalası)" kullanılmıştır. Çalışmaya alınan çocuklar "Animasyon Eğitim Filmi Grubu", "Belgesel Filmi Grubu" ve "Kontrol Grubu" olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Animasyon Eğitim Filmi ve Belgesel Filmi Sanal Gerçeklik Gözlüğü ile izletilmiştir. Veriler ameliyat öncesi dönemde araştırmacı tarafından toplanmıştır. Çocuğun ameliyat öncesi korkusu çocuk ve ebeveyn tarafından, çocuğun ameliyat sonrası ağrısı ise çocuk, ebeveyn ve hemşire tarafından ölçekler kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada Animasyon Eğitim Filmi ve Belgesel Filmi gruplarında korku puan ortalamalarında düşüş gözlenmiştir. Yapılan analizde "Animasyon Eğitim Filmi Grubu", "Belgesel Filmi Grubu" ve "Kontrol Grubu" arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur; bu farkın Animasyon Eğitim Filmi Grubundan kaynaklandığı saptanmıştır (p<0.001). Ameliyat sonrası ağrı puanına göre Animasyon Eğitim Filmi ve Belgesel Filmi gruplarında ağrı puanında düşüş gözlenmiştir. Yapılan analizde "Animasyon Eğitim Filmi Grubu", "Belgesel Filmi Grubu" ve "Kontrol Grubu" arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur; bu farkın Animasyon Eğitim Filmi Grubundan kaynaklandığı saptanmıştır (p<0.001). Çocuklarda ameliyat hazırlığını anlatan animasyon eğitim filmi ameliyat öncesi korkunun ve ameliyat sonrası ağrının azaltılmasında etkili bir yöntem olarak bulunmuştur. Çocuklarda ameliyat hazırlığını anlatan animasyon eğitim filminin, çocuklarda ameliyat öncesi hazırlık döneminde korkunun ve ameliyat sonrasında ağrının azaltılmasında farmakolojik olmayan yöntem olarak kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; çocuk cerrahisi, ameliyat hazırlığı; animasyon; korku; ağrı.

Animasyon destekli öğretimAnksiyeteCanlandırma+7
Şeyda Binay
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tonsillektomi olan çocuklarda ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon, bulantı ve kusmaya etkisi

AMAÇ: Bu çalışma tonsillektomi olan çocuklarda ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon, bulantı ve kusmaya olan etkisini incelemek amacıyla yapıldı. YÖNTEM: Araştırmaya, Haziran-Aralık 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Ameliyathanesi derlenme ünitesinde bulunan, tonsillektomi ameliyatı olmuş, araştırmaya katılmaya gönüllü, iletişim kurulabilen ve 4-13 yaş aralığındaki çocuk ve aileleri (n: 123) dâhil edildi. Araştırmada veri toplama aracı olarak çocukların sosyodemografik ve klinik durumlarıyla ilgili özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından ilgili literatürden yararlanılarak hazırlanan 29 sorudan oluşan form kullanıldı. Çocukların açlık ve susuzluk hissetme düzeylerini 0 ile 10 puan arasında değerlendirmeleri istendi. Ajitasyon durumları Watcha Davranış Skalası, emezis durumları ise Abramowitz Emezis Skoru ile değerlendirildi. Araştırmada verilerin değerlendirilmesinde; Statistical Package For Social Science (SPSS) 18 paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirmesinde sayı, yüzdelik dağılımlar, ortalama, minimum, maksimum, standart sapma, Mann-Whitney U Testi, Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. BULGULAR: Çalışmada çocukların yaş ortalaması 9.76 ± 1.74 yaştır. Çocukların ameliyat öncesi aç kalma sürelerinin ortalama 11.03 ± 1.17 saat olduğu, susuz kalma sürelerinin ortalama 10.17 ± 1.00 saat olduğu, açlık düzeyinin ortalama 7.82 ± 0.76 puan olduğu, susuzluk düzeylerinin ortalama 7.56 ± 0.93 puan olduğu saptanmıştır. Çocukların ameliyatta kalış sürelerinin ortalama 68.17 ± 12.51 dakika olduğu, derlenme ünitesinde kalış sürelerinin ortalama 48.17 ± 6.99 dakika olduğu saptanmıştır. Çocukların davranış puanı ortalamasının 1.28 ± 0.27 puan olduğu, çocukların kusma skoru ortalamasının 0.01± 0.07 puan olduğu, çocukların derlenme ünitesinde %56,9'unun bulantı yaşamadığı, çocukların ortalama 5.25 ± 0.75 saat hastanede kaldığı saptanmıştır. Ameliyat öncesi aç kalma süreleri ile derlenme ünitesinde ajitasyon durumları ve derlenme ünitesinde kusma durumları arasında, ameliyatta kalış süreleri ile derlenme ünitesinde ajitasyon durumları ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Derlenme ünitesinde kalış süreleri ile ajitasyon durumları arasında ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde zayıf ilişki olduğu, çocukların yaşları ile ajitasyon durumları arasında istatistiksel olarak negatif yönde orta düzey ilişki olduğu, yaşları ile kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Çocukların cinsiyetleri ile ajitasyon durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z:-2,130, p:0,033) bulunduğu, cinsiyetleri ile kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z:-0.141, p:0.888) bulunmadığı saptanmıştır. Çocukların aç kalma sürelerine göre bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -2.115, p: 0.034) bulunduğu, ameliyatta kalma süreleri ile bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -1.821, p: 0.069) olmadığı saptanmıştır. Çocukların ameliyat sonrası derlenme ünitesinde kalış süreleri ile bulantısı olup olmama durumları incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark (z: -3.508, p: 0.001) olduğu, annelerin derlenme ünitesine alınış süreleri ile ajitasyon ve kusma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. SONUÇ: Çocukların aç kalma sürelerinin rehberlerde önerilen sürelerden daha uzun olduğu, ameliyat öncesi açlık süresinin ameliyat sonrası ajitasyon ve kusma durumunu etkilemediği, bulantı durumunu etkilediği görüldü. Anahtar Sözcükler: Çocuk; tonsillektomi; açlık süresi; ajitasyon; bulantı-kusma; hemşirelik.

AjitasyonAçlıkBulantı+6
Şahsine Özdemir
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Donör nefrektomide preoperatif anksiyetenin anesteziden derlenme ve postoperatif ağrı üzerine etkisi

Böbrek transplantasyonu, son dönem böbrek yetmezliği olan hastalar için yaşam kalitesi ve uzunluğu açısından en etkili tedavi seçeneğidir. Günümüzde, dünyadaki tüm böbrek transplantasyonlarının %20-25'i canlı vericili olarak uygulanmaktadır. Preoperatif anksiyete, herhangi bir hastalık, hastanede yatma durumu, anestezi, cerrahi veya ne ile karşılaşılacağının bilinmemesinden kaynaklanan huzursuzluk ve endişeyle karakterize bir durumdur. Cerrahi girişim uygulanacak hastalarda genel olarak anestezi kaygısı, ölüm riskine ilişkin endişeler, özürlü olacağı endişesi, ağrıdan korkma, bedeni üzerinde denetimini kaybedeceği endişesi, cinsel yeterliliğin kaybı korkusu, çalışabilirliğini kaybedeceği endişeleri gelişir. Peroperatif dönemde hastanın eğitimi ve bilgilendirilmesi psikolojik açıdan ameliyata hazırlamada ilk basamaktır. Bilgilendirmenin kaygı, korku ve depresyon gelişimini, ameliyat sonrası analjezik gereksinimini azalttığı, hastanede yatış süresini kısalttığı birçok araştırmacı tarafından bildirilmiştir. Preoperatif anksiyetenin değerlendirilmesinde en çok kabul gören ve günümüzde modern anestezi uygulamalarında altın standart olarak kabul edilen yöntem STAI durumluluk ve süreklilik kaygı ölçeğidir. Genel anestezi uygulaması; operasyon öncesi değerlendirme ve medikasyon, anestezi öncesi hazırlık ve anestezi indüksiyonu, anestezi idamesi ve derlenme dönemi olmak üzere dört dönemden oluşur. Derlenme, intraoperatif bakımın sonlanmasından hastanın preoperatif fizyolojik durumuna dönünceye kadar devam eden bir süreçtir. Erken, ara ve geç derlenme dönemi olarak üç aşaması vardır. Erken derlenme dönemi, cerrahi girişimin sonunda başlar ve anestezi altındaki hastanın tekrar tamamen uyanık, cevap verir, koruyucu refleksleri ve kas gücünün tam geri dönmüş duruma gelmesi ile sonuçlanır. Bu dönem içerisinde birçok işlem aynı anda veya birbiri ardına yapılır. Bunlar hastanın uyanma kriterlerinin değerlendirilmesi, ekstübasyonu, solunumun değerlendirilmesi ve derlenme odasına transferidir. Hastalar postanestezik bakım ünitesinden faz II derlenme ünitesine geçmeden önce anestezist tarafından bir takım kriterler açısından değerlendirilmeli ve bu kriterlere uyan hastaların faz II derlenme ünitesine geçişi planlanmalıdır. Bu kriterlerin değerlendirilmesi için Modifiye Aldrete Skorlama Sistemi kullanılmaktadır. Skorun 9 ve üzerinde olması faz II üniteye geçebileceğini gösterir. Anestezi sonrası taburculuk skorlama sistemi kullanılarak, birçok hasta cerrahiden sonra iki saat içinde evine taburcu edilebilmektedir. Postoperatif ağrı, cerrahi travmayla başlayıp doku iyileşmesi ile sona eren akut bir ağrı şeklidir. Postoperatif ağrı üç komponentten oluşur. Kütanöz komponent; kütanöz sinirlerin hasarı ve algojenik maddelerin salgılanmasıyla ortaya çıkar. Keskin ve iyi lokalize edilen ağrıdır. Derin somatik komponent; algojenik maddelerin salgılanması ve nosiseptif eşiğin düşmesinin sonucudur. Kas, fasya, plevra veya peritondaki hasar görmüş sinirlerin de katkısı vardır. Yaygın sızı şeklinde ağrı hissedilir. Visseral komponent; uygulanan cerrahi girişimler uyarıların devamlı gelişmesine neden olur. Hissedilen ağrı künt sızı şeklindedir ve yaygın karekterdedir. Visseral ağrının; boş organların aşırı gerilmesi ve düz kas kontraksiyonu, solid organlarda kapsül gerilmesi, visseral organlarda anoksi, aljezik maddelerin birikimi, mide özefagus mukoza inflamasyonu gibi etkilerle oluştuğu düşünülmektedir. Ağrı şiddetini ölçmede ve ağrı takibinde en sık kullanılan Vizüel Analog Skaladır (VAS). Multimodal analjezi yöntemlerine rağmen donör nefrektomi olgularında postoperatif ağrı kontrolünde hala istenen düzeye erişilememiştir. Literatürde; donör nefrektomi geçiren bireylerde preoperatif anksiyetenin anesteziden derlenme ve postoperatif ağrı üzerine etkisi ile ilgili prospektif çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda açık donör nefrektomi operasyonu planlanan hastalarda, preoperatif anksiyetenin anesteziden derlenme ve postoperatif ağrı üzerine etkisini prospektif olarak araştırmayı amaçladık. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul izni alındıktan sonra, Genel Cerrahi Ameliyathanesinde donör nefrektomi operasyonu planlanan, 18-60 yaş arası, ASA I-II grubundan 48 gönüllü böbrek verici prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Hastalardan bilgilendirilmiş onam formu ile izinleri alındıktan sonra, preoperatif dönemde STAI I ve STAI II ölçeği kullanılarak anksiyetelerinin ölçümü yapıldı ve kaydedildi. Ameliyathaneye alınan hastalara standart monitorizasyon ve standart anestezi protokolü uygulandı. Hastaların postoperatif analjezisi için operasyon bitiminden yarım saat önce 0.1 mg/kg morfin im. uygulandı. Ameliyatın sonunda fasya kapatılırken remifentanil infüzyonu ve son sütürde izofluran inhalasyonu kapatıldı ve hastalara 0.5 mg atropin ve 0.04 mg/kg neostigmin ile nöromüsküler blok antagonizması yapıldı. Hastanın izlem formuna; hastaya ait demografik veriler, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, kullandığı ilaçlar, ek hastalıklar, daha önceki cerrahi öyküsü, alkol- sigara kullanımı, alıcıyla akrabalık derecesi, operasyon ve anestezi süreleri, operasyon süresince kullanılan opioid analjezik miktarı, anksiyete skorlama puanı, spontan solunum (anestezik gazların veya ilaçların kesilmesinden spontan solunum başladığı andaki süre) ve yeterli solunum (anestezik ilaçların kesilmesinden solunum sayısı ≥ 8/dk, ETCO2< 50 mmHg olana kadar geçen süre) başlama zamanı, ekstübasyon zamanı (anestezik ajanların kesilmesinden ekstübasyona kadar geçen süre) kaydedildi. Postanestezik bakım ünitesine alınan hastalarda Modifiye Aldrete Skoru (MAS) ≥ 9 olma zamanı kaydedildi. Bütün hastaların analjezisi HKA cihazı ile iv morfin bolus doz: 0.02 mg/kg, kilitli kalma süresi:15 dk. olacak şekilde 24 saat uygulandı. İzlem sırasında VAS ≥ 4 olan hastalarda ilave 2 mg morfin iv olarak yapıldı, 15 dk içinde etkin analjezi sağlanamayan hastalara ek analjezik olarak 1 g parasetamol iv infüzyon şeklinde uygulandı. Hastaların postoperatif 30. dk.,1.,2.,4.,8.,12.,24. saatlerde VAS (istirahat ve hareket), SpO2, KAH, OAB, Ramsay Sedasyon Skoru, HKA ile toplam düğmeye basma sayısı (DEM), verilen toplam analjezik miktarı (DEL), ek analjezik ihtiyacı, yan etkiler kaydedildi. Verilerin istatistiksel analizi Ege Üniversitesi Biyoistatistik ABD tarafından yapıldı. Hastalara uygulanan skorlama yöntemlerinden elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama ± standart sapma, minimum - maksimum, medyan ve oran (%) değerleri kullanıldı. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Simirnov testi ile kontrol edildi. STAI I ve STAI II puanlarının numerik değişkenler ile ilişkisi pearson ve spearman korelasyon katsayısı ile değerlendirildi. Normal dağılım gösteren numerik değişkenlerde gruplar arası farklılığın önem kontrolü t-test ve anova testi ile değerlendirildi. Analizlerde SPSS 21.0 programı kullanıldı. p < 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmaya katılan 48 olgunun preoperatif dönemde yapılan STAI 1 ve STAI 2 puanları sırasıyla ortalama 39,8±1,1 ve 45,2±0,9 olarak bulundu. Çalışmamızda, preoperatif anksiyete üzerine yaş, cinsiyet, ASA sınıfı, eğitim düzeyinin etkili olmadığını saptadık. Olguların spontan solunum başlama süresi ortalama 4±0,8 dakika, yeterli solunum başlama süresi ortalama 6,2±1,2 dakika, ekstübasyon süresi ortalama 8,3±1,5 dakika, MAS ³9 olma süresi ortalama 24,8±5,6 dakika idi. STAI 1 puanı ile spontan solunum başlama süresi, yeterli solunum başlama süresi, ekstübasyon süresi, modifiye Aldrete Skoru (MAS) ³9 olma süresi arasında anlamlı ilişki bulundu. Çalışmaya katılan olguların ortalama VAS-dinlenme skorları 30. dakikada 7,3±1,1, 1. saatte 5,9±,6, 2. saatte 4,6±1,4, 4. saatte 3,3±1, 8. saatte 2,5±0,7, 12. saatte 1,8±0,6, 24. saatte 1,3±0,6 idi. VAS-hareket skorları ise 30. dakikada 8,8±1, 1. saatte 7,5±1,7, 2. saatte 6,2±1,5, 4. saatte 5,1±1,3, 8. saatte 4,2±0,8, 12. saatte 3,3±0,6, 24. saatte 2,7±0,8 idi. STAI 1 ve STAI 2 puanı ile 30. dakika, 1. saat, 2. saat, 4. saat, 8. saat, 12. saat, 24. saat VAS skorları (dinlenme ve hareketli) arasında anlamlı ilişki bulundu. STAI 1 puanı ile HKA cihazındaki 30.dakika, 1. saat, 2. saat, 4. saat, 8. saat, 12. saat, 24. saat DEL ve DEM sayıları arasında anlamlı ilişki bulundu. Çalışmaya katılan olguların postoperatif 30. dakikada tamamının, 1. saatte 44' ünün (%91,6), 2. saatte 32' sinin (%66,6), 4. saatte 16' sının (%33,3), 8. saatte 2' sinin (%4,1) ek analjezik ihtiyacı oldu. 12. ve 24. saatlerde ek analjezik ihtiyacı hiçbir hastanın olmadı. Olguların 24 saatte toplam morfin tüketimi ortalama 42,1±12,9 mg idi. STAI 1 ve STAI 2 puanları ile 24 saatte toplam kullanılan analjezik miktarı arasında korele bir ilişki bulunduğu saptandı. Olguların STAI 1 ve STAI 2 puanları ile 48. saat VAS skorları arasında pozitif, hasta memnuniyeti arasında ise negatif korelasyon olduğu saptandı. Çalışmamızda, preoperatif anksiyete düzeyinin anesteziden derlenmeyi olumsuz yönde etkilediğini ve preoperatif anksiyete düzeyi ile postoperatif ağrı arasında anlamlı korelasyon olduğunu göstermektedir. Preoperatif anksiyete düzeyi yüksek olan hastalarda standart analjezi protokollerinin etkinliğinin sorgulanması gerektiğini düşünmekteyiz. Preoperatif anksiyete düzeyi yüksek bulunan hastalarda postoperatif ağrı tedavisinin iyi olarak planlanmasının önemli olduğu, hastanın sık aralıklarla değerlendirilmesinin gerektiği ve hasta kontrollü analjezi cihazı kullanımının ağrı kontrolü sağlanmasında katkısının bulunduğu kanısındayız. Cerrahi geçirecek hastalarda yüksek anksiyete düzeylerinin anesteziden derlenme, cerrahi iyileşme ve postoperatif ağrı üzerindeki olumsuz etkileri göz önüne alınarak, preoperatif dönemde anksiyete düzeyinin belirlenmesinin ve yüksek anksiyete düzeyi olan hastalarda operasyon öncesinde anksiyetenin azaltılması yönünde bir planlama yapılmasının gerektiğini düşünmekteyiz.

AnesteziAnesteziden ayılma dönemiAnksiyete+5
Erbil Türksal
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediyatrik hastalarda preoperatif karbonhidrattan zengin sıvı verilmesinin gastrik volüm ve postoperatif bulantı kusma üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Pediyatrik hastalarda preoperatif açlık stratejileri, uzun açlık süresinin neden olacağı olumsuz durumlardan kaçınmak ve uygunsuz açlık süresinin yol açacağı komplikasyonları önleme amacı taşır. Berrak sıvıların gastrik boşalma süresi partiküllü sıvılara göre daha hızlıdır. Berrak sıvıların gastrik boşalma süresini esas olarak kalori içeriği ve volüm belirlemektedir. Bu çalışmayla elma suyunun mide boşalma süresinin kalori içeriği nedeniyle sudan daha kısa olup olmadığının gastrik ultrasonografi ile araştırılması amaçlandı. Çalışmamızın sekonder amaçlarından biri gastrik volüm bulantı kusma ilişkisini değerlendirmekti. Çalışmaya çocuk cerrahisi tarafından elektif şartlarda operasyon planlanan, dahil edilme kriterlerine uyan ve yaşları 4-18 arasında değişen toplam 70 pediyatrik hasta dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Su grubuna (n=35) ve elma suyu grubuna (n=35) cerrahi operasyondan 2 saat önce oral yoldan 5ml kg-1 su ve elma suyu verildi. Hastalara gastrik ultrasonografi ile volüm ölçümü 6 saatlik açlık sonrası (bazal değer), su veya elma suyu içtikten 1 saat ve 2 saat sonra yapıldı. Perlas skoruna göre aspirasyon riski belirlendi. Bazal volüm değerine göre her iki pozisyonda yapılan ölçümlerde, su ve elma suyunun 1 saat veya 2 saat sonrasında rezidüel gastrik volümü azaltma konusunda birbirine üstünlüğü olmadığını gördük. RLD pozisyon ölçümlerinde preoperatif 5ml kg-1 karbonhidrattan zengin sıvı verilmesinin 2. saat rezidüel gastrik volümü azalttığını gösterdik. Bazal gastrik volüm değerinin yüksek olması veya Perlas skoru 0 oranının düşük olmasını postoperatif kusma ile ilişkili bulduk. Cerrahi süresinin uzamasıyla kusma oranının artışını ilişkili bulduk. Berrak sıvıların anesteziden 1 saat önce verilmesiyle 2 saat önce verilmesinin gastrik volüm açısından anlamlı bir farka neden olmadığını gösterdik. Anahtar kelimeler: Gastrik ultrasonografi, gastrik volüm, pediyatrik anestezi, postoperatif bulantı kusma, oral karbonhidrat

AnesteziBulantıKarbonhidratlar+6
Merve Bilgin
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nöroşirürji hastalarında cerrahi anksiyetenin gastrointestinal semptomlara etkisi

Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türde gerçekleştirilmiştir. Kasım 2022- Mart 2023 tarihleri arasında Koç Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi kliniğinde yapıldı. Örneklemini 104 hasta oluşturdu. Veri toplama araçları Bireysel Bilgi Formu, Cerrahi Anksiyete Ölçeği, Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği ve Standartize Mini Mental Testi kullanılmıştır. Araştırmada SPSS Statistics for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda hastaların Cerrahi stres puanları cerrahi öncesi 33.92 ±13.87 ,cerrahi sonrası ise 30.29±10.06 olarak sonuçlandı. Gastrointestinal Semptom Derecelendirme ölçek puanı cerrahi öncesi 22.11±8.40 cerrahi sonrası 28.84±9.07 düşük düzeyde olduğu belirlendi. Cerrahi Anksiyete ile Gastrointestinal Semptom arasındaki etkiyi test etmek için Spearman korelasyon uygulandı. Bunun sonucunda, istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu görüldü (p<0.05). Cerrahi öncesi dönemde anksiyete seviyesi yüksek hastaların, anksiyete seviyesi düşük olanlara göre daha fazla Gastrointestinal sistem belirtileri yaşadığı saptandı.

AnksiyeteBelirti ve semptomlarCerrahi+3
Yasemin Tekin İlk
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi uygulanan hastalarda ameliyat günü ameliyathaneye alınmayı bekleme süresinin stres yanıta etkisi

Bu çalışma cerrahi tedavi uygulanan hastaların cerrahi günü ameliyathaneye alınmayı bekleme süresinin stres yanıta etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışma, N=80 hasta ile gerçekleştirildi. Cerrahisi sabah 8-12 saatleri arasına alınan hastalar Grup A (N=41), cerrahisi 13-16 saatleri arasında başlayan hastalar Grup B (N=39) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar T0, T1, T2 olmak üzere toplam üç kez değerlendirildi. Her bir değerlendirmede hastaların serum kortizol seviyesi (µ/dl), serum glikoz seviyesi (mg/dl), durumluk kaygı (GKÖ), açlık seviyesi (GKÖ), susuzluk seviyesi (GKÖ), sistolik kan basıncı (mmHg), diyastolik kan basıncı (mmHg), nabız (vuru/dk), vücut sıcaklığı (°C), oksijen satürasyonu (%), solunum sayısı (dk) ölçüldü. Hastaların cerrahi öncesi aç kalma, susuz kalma ve uykusuz kalma süreleri Grup A'ya göre Grup B'de anlamlı ölçüde yüksekti (sırasıyla p=0.014, p=0.022, p=0.001). Grup A'ya göre Grup B'deki hastaların T2 değerlendirmesinde durumluk kaygı (GKÖ), açlık seviyesi (GKÖ), susuzluk seviyesi (GKÖ), sistolik arteriyel basınçlarının (mmHg) daha yüksek olduğu; karşılaştırıldığında ise aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (sırasıyla p=0.001, p=0.009, p=0.001, p=0.008). Grup A'ya göre Grup B'deki hastaların serum kortizol seviyesi (µ/dl), serum glikoz seviyesi (mg/dl) daha yüksek olmasına rağmen aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Öğleden önce ameliyata alınan hastalara göre öğleden sonra ameliyata alınan hastaların durumluk kaygı, açlık seviyesi, susuzluk seviyesi ve sistolik arteriyel basınçları daha yüksektir. Ameliyata alınmayı bekleme süresinin serum kortizol seviyesi ve serum glikoz seviyesine etkisi daha geniş örneklemli çalışmalar ile tekrar test edilmelidir.

AmeliyathanelerAnksiyeteBekleme süresi+6
Buse Açıkgöz
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

65 yaş üstü bireylerde koroner anjiyografi öncesi korkunun koroner anjiyografi sonrası konfor ile ilişkisi

Çalışmada, 65 yaş üstü bireylerde koroner anjiyografi öncesi korkunun koroner anjiyografi sonrası konfor ile ilişkisi incelenmiştir. Koroner anjiyografi uygulan 65 yaş ve üstü 201 hastanın katılımcı olduğu çalışmada veri toplama aracı olarak "Sosyo-Demografik ve Tıbbi Bilgi Formu", "Cerrahi Korku Ölçeği", "Erken Postoperatif Konfor Ölçeği" ve "Anksiyete ve Görsel Kıyaslama Ölçeği" kullanılmıştır. Girişimin öncesinde Sosyo-Demografik ve Tıbbi Bilgi Formu ve Cerrahi Korku Ölçeği, girişimden sonra ise anjiyografi sonrası hasta servise geldikten sonra 3. ve 4. saatler arasında yüz yüze görüşülerek Erken Postoperatif Konfor Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma kapsamında edinilen veriler SPSS 22 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda 65 yaş üzeri bireylerde anjiyografi öncesi anksiyete ve korkunun sağlıklı yönetilmesinin anjiyografi sonrası konfor düzeyine olumlu etki yaptığı görülmüştür. Koroner anjiyografi öncesi anksiyete ve korku düzeyleri ile koroner anjiyografi sonrası konfor düzeyi arasında negatif orta düzeyde bir korelasyonel ilişki olduğu saptanmıştır. Ayrıca adımsal regresyon analizi sonucunda koroner anjiyografi öncesi yaş, kronik hastalık varlığı, anksiyete ve korkunun koroner anjiyografi sonrası konfor düzeylerinin önemli negatif yordayıcıları arasında olduğu belirlenmiştir.

AnjiyografiAnksiyeteCerrahi+5
İlayda Saraç
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Related subjects