Metropolitan municipality
199 theses under this subject heading
Türkiye'deki yerel yönetimlerin Avrupalılaşması: İzmir Büyükşehir Belediyesi örneği
European Union has offered many opportunities for local administrations in the EU. When Turkey's official accession process has started in Helsinki Summit 1999, local administrations in Turkey have found a chance to take advantage of these opportunities. This thesis focuses on the question of how the local administrations in Turkey established relationships with the EU from 1999 to 2018. Europeanization is used as a conceptual framework. In this context, different Europeanization models are presented. This thesis is based on John's ladder model. By providing a comprehensive literature review, this thesis also mentions the evolution of EU funds, the role of city networks for the EU and Brussels offices. To understand the interplay between the EU and local administrations in Turkey, Izmir Metropolitan Municipality is considered as case study. Documents related to Izmir Metropolitan Municipality were analyzed and 12 elite interviews were conducted. At the end of the process tracing, it is stated that Izmir Metropolitan Municipality had been Europeanized at the level of networking.
Tekirdağ ilinin büyükşehir belediyesi olmasının sosyo-ekonomik getirileri
6360 sayılı "On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulmasına Dair Kanun" ile Büyükşehir Belediye Başkanlığı statüsüne getirilen Tekirdağ ili en büyük değişimi nüfus ile yaşamıştır. Şehirde yaşanan değişim ve dönüşüm ile nüfus 4 yılda hızlı bir şekilde artarak bir milyon 5 bin 463 bin kişi olmuştur. Ayrıca Forbes dergisinin yaptığı bir araştırmaya göre, 'Çalışmak ve Yaşamak için En İdeal Kent' sıralamasında Tekirdağ 4. olmuştur. Bu dönüşümün hızlı bir şekilde gerçekleşmesinin en önemli etkenlerin başında büyükşehir statüsüne getirilmesi olmuştur. Bu çalışma ile büyükşehir belediyelerinin genelde yerel yönetimlerde, özelde ise Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'ndeki uygulamaları ortaya konulmuştur. Tekirdağ ilinin Büyükşehir statüsüne getirilmesiyle yaşanan sosyo-ekonomik getiriler, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri incelenmiştir. Bu kapsamda bir çalışma yapılmamasından kaynaklanan boşluğu doldurmak ve 6360 sayılı kanunla birlikte büyükşehir belediyesi statüsüne getirilen belediyelere yol göstermek amacıyla bilgiler yer almaktadır.
Merkezi yönetim ve yerel yönetimler arası mali ilişkiler: Tekirdağ Büyük Şehir Belediyesi örneği
Küreselleşme hareketine bağlı olarak yerelleşme hareketi de aynı şekilde hız kazanmaya başlamıştır. Bu sürecin bir sonucu olarak merkeziyetçi yapıların sahip olduğu güç ve imkanların bir kısmı yerel yönetimlere devredilmiştir. Bu yetki ve görev devrinin bir sonucu olarak yerel yönetimlerin kendi mali ve idari sorumlulukları oluşmuştur. Bu çalışmada Tekirdağ Büyük Şehir Belediyesinin mali disiplin içerisinde yürütmüş olduğu faaliyetler kapsamında 2014-2018 yılları arası mali bütçe bilançosu analiz edilmiştir. Genel itibariyle Tekirdağ Büyük şehir Belediyesinin gelir ve giderleri karşılıklı olarak incelendiğinde gelirlerin giderleri karşılamadığı görülmektedir. Bunun neticesinde oluşan bütçe açıklarını ise borçlanma ile kapatma yoluna gitmişlerdir. Bu durum Tekirdağ Büyük şehir Belediyesini mali açıdan devamlılığı çok güç olan bir borç yükü altına sokmuştur. Böylece belediye bir borç döngüsü içine girmiş ve borç ödemekte sıkıntıya düşmüştür.
Büyükşehir belediyelerinde mali yapı analizi
Büyükşehir belediyeleri, mali ve idari kaynaklar açısından en büyük yerel yönetim birimleridir. Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğu büyükşehir belediyeleri sınırlarında yaşamaktadır. 6360 sayılı kanun ile birlikte on dört büyükşehir belediyesi kurulmuş olup, görev ve sorumluluk alanları ile gelir ve kaynak yapısı büyük ölçüde değiştirilmiştir. Büyükşehir belediyelerinin bütçe açıkları 2015 yılından itibaren sürekli olarak artmaktadır. Çalışmanın temeli, bütçe açıklarına sebep olduğu düşünülen olguların tespiti ile büyükşehir belediyelerinin mali sürdürülebilirliğinin ne ölçüde sağlandığının araştırılmasına dayanmaktadır. Ayrıca, mali yapı ve planlamanın temel dayanağı olarak stratejik yönetim araçlarının uygulanması ve başarısına ilişkin durum da literatür üzerinden ele alınacaktır. Böylelikle, büyükşehir belediyelerinin mali yapısına ilişkin durum planlama sürecini de kapsayacak şekilde analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Büyükşehir Belediyeleri, Mali Analiz, Stratejik Plan
EFQM Mükemmellik Modeli'nin Tekirdağ Büyükşehir Belediyesinde uygulanması
EFQM Mükemmellik Modeli bir yönetim sistemi olup, kurumların mükemmelliğe ulaşmaları ve bunu sürdürmeleri amacıyla uygulanan stratejik bir yönetim modelidir. Modelde kullanılan özdeğerlendirme yöntemi ise kurumların kuvvetli yönleri ile iyileştirmeye açık alanlarını belirlemeyi sağlar. EFQM Mükemmellik Modeli özdeğerlendirme yaklaşımı ile kullanılmaktadır. Avrupa'da, özdeğerlendirme en yaygın kullanılan yönetim yaklaşımlarından biridir. Bu çalışmada, kamu kurumlarında özellikle yerel yönetimlerde verimlilik sağlanabilmesi, bu kurumların hedefledikleri stratejilerini gerçekleştirebilmeleri, vatandaş başta olmak üzere diğer paydaşlarına ilişkin algı sonuçlarını, etki ettiği değer kapsamında takip edebilmeleri için mevzuat hükümlerine katkı sağlayacak, stratejik yönetim sürecinin etkililiği artıracak yönetim sistemlerinin uygulanması araştırılmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı açıklanmış olup, birinci bölümde; kalite ile yerel yönetimlerde kalite olgusuna değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise EFQM Mükemmellik Modeli' nde kullanılan temel kavramlar genel olarak incelenmiştir ayrıca bu bölümde modelde amaçlanan yapı ve özdeğerlendirme yöntemine değinilmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise yerel yönetim uygulama örneklerine yer verilmiştir. EFQM Mükemmellik Modeli' nin uygulama örnekleri, bu modeli uygulayan ve bir yerel yönetim kurumu olan Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi uygulamalarından alınmıştır. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin "EFQM Mükemmellikte Yetkinlik" kategorisinde 4 yıldız belgesini aldıktan sonraki çalışmaları araştırma içerisinde yer almaktadır. İncelenen konuların modeli uygulayan kurumun, stratejileri ve oluşturduğu yol haritasını destekleyici çalışmalar olduğu görülmüştür.
Büyükşehir belediyelerinde kırsal alanlara sunulan yerel hizmetlerin değerlendirilmesi: Ordu ili Kumru ilçesi örneği
1982 Anayasası ile büyük yerleşim yerleri için özel yönetim biçimleri teşekkül ettirilebileceği hususunun düzenlenmesi akabinde, 1984 yılında İstanbul, Ankara ve İzmir'de büyükşehir belediyeleri kurulmuştur. Akabinde de büyükşehir belediyelerinin sayıları artmış, 2004 yılında 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun da yürürlüğe girmesi ile büyükşehir belediyeleri etkili birer yerel merkez haline getirilmiştir. 2012 yılında kabul edilen ve önemli maddeleri 2014 yılında yapılan mahalli genel seçimlerle beraber yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun ile büyükşehir belediyelerinin sayısı 30'a yükseltilmiş, köylerin ve beldelerin tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleye dönüştürülmüş, belediyelerin il ve ilçe mülki sınırları kapsamında hizmet sunması modeline geçilmiştir. Kırsal alana tanınan kimi muafiyet ve indirimlerin ise süresiz hale getirilmesi için kırsal mahalle ve kırsal yerleşik alan uygulaması modeli de 2020 yılı itibariyle uygulamaya konulmuştur. Ancak kırsal alanlara yönelik belediyelerin hizmet sunma sürecinde yaşanan bu önemli model değişikliği ile birlikte eski ve yeni uygulamanın kıyaslanması önem kazanmıştır. Bu çalışmada da kırsal mahalle muhtarları ile belediyeler açısından il mülki sınırı uygulamasının yarar ve sakıncalarının belirlenmesi, eski ve yeni uygulamanın mukayese edilmesi ve mevcut modelin iyileştirilmesi maksadıyla alınması gereken aksiyonların tespiti amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında nitel yöntem tercih edilmiş olup, konuya dair araştırma soruları baz alınarak Ordu Büyükşehir Belediyesi, Kumru Belediyesi ile kırsal alanlarda bulunan mahalle muhtarları ile belirlenen sorular kapsamında yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır.
Büyükşehir belediyelerinde iç denetim ve teftiş kurullarının etkinliği
1982 Anayasa'sının 127'nci maddesinde yer alan "büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirilebilir" hükmü ile ilk olarak 1984 yılında yönetim sistemimize giren büyükşehir belediyeleri; yerel düzeydeki kararlarını kendi organları vasıtasıyla alabilen, alt kademdeki belediyeler arasında koordinasyonu ve denetimi sağlayan, görev, yetki ve sınırları kanunla belirlenmiş ve belde sakinlerinin müşterek ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla faaliyet gösteren, idari ve mali özerkliğe sahip yönetim biçimleri olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde büyükşehir belediyeleri, son yasal düzenlemelerle birlikte sayıları 30'a ulaşan ve ülke nüfusunun büyük bir kısmının yaşadığı, sorumlulukları gün geçtikçe artan idareler haline gelmiştir. Hal böyle iken büyükşehir belediyelerinin gerek iç gerekse de dış denetim örgütlenmeleri tarafından denetlenmesi giderek önem kazanmıştır. Hâlihazırda büyükşehir belediyeleri, iç denetçiler ve belediye müfettişleri vasıtasıyla iç denetime tabi tutulmaktadır. Ancak denetimde yaşanan bu ikili yapı bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Çalışma kapsamında büyükşehir belediyelerinde iç denetim ve teftiş kurullarının etkinliğinin belirlenmesi amaçlanarak büyükşehir belediyelerinde görev yapmakta olan iç denetçi ve müfettişlere birincil veri toplama yöntemlerinden biri olan anket uygulanmıştır. Anket kapsamında; denetim faaliyetlerinin bağımsızlığı, denetim birimlerinin özlük hakları, mesleki güvenceleri, üst yönetici ile iki denetim birimi arasındaki ilişki ve denetim birimlerinin hukuksal yapısı incelenmiştir. Araştırma kapsamında iç denetim ve teftiş kurullarının faaliyetlerinde rastlanılan sorunlar tespit edilmiş ve daha etkili, ekonomik ve verimli bir denetim sisteminin tesis edilebilmesi adına çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Yerel demokrasi ve yerel özerklik bağlamında belediyelerin denetlenmesi
Demokrasinin tarihsel bağlamda ortaya çıkışı uzun bir geçmişi işaret etmiş olsa da modern devletin gelişimi ile birlikte demokrasinin toplumlarda geliştiği ve zamanla olgunlaşmaya başladığı ifade edilebilir. Yerel demokrasi olarak adlandırılan, halkın yerel yönetim sürecinde aktif rol oynadığı yerel yönetim yapılarında şeffaflık, verimlilik, etkililik, açıklık, hesap verilebilirlik gibi yeni kamu yönetimi anlayışının ilkeleri ön planda yer almaktadır. Yerel yönetim organı olarak belediyeler halktan almış oldukları yetki ile kent yönetiminde karar alıcı mercii olarak sorumluluk alan yöneticiler vasıtası ile yerelde kamu hizmeti sunumunu gerçekleştirmektedir. Belediyeler bu hizmetleri yerine getirirken merkezi yönetimin kendilerine ihdas etmiş olduğu özerklikten belli oranda faydalanabilmektedirler. Burada maliyetlerin asgari düzeye indirilmesi, kamu hizmetinin daha hızlı biçimde yerine getirilmesi, kırtasiyecilikten kurtulmak gibi bazı öngörüler yer almaktadır. Bu sayede aynı zamanda merkezi yönetimin üzerindeki yük de belli oranda belediyeler tarafından üstlenilmektedir. Belediyelere tanınan özerklik, merkezi yönetimden ayrı bir bütçenin ve kaynakların kullanımını mümkün kılarken, belediyelerin yapmış oldukları iş ve işlemlerde tamamen bağımsız hareket etmeleri mümkün değildir. Merkezi yönetimin belediyeler üzerinde kontrol mekanizması olarak denetim erkini kullanmak sureti ile bir vesayet denetimi tesis ettiği görülmektedir. Bu sayede belediyelerin kamu kaynaklarını ve bütçeyi keyfî olarak kullanımının önüne geçilmiş olmaktadır. Belediyelerin denetimi iç denetim, dış denetim ve kamuoyu denetimi olmak üzere üç alanda ortaya çıkmaktadır. Yerel demokrasi ve yerel özerklik bağlamında belediyelerin denetlenmesinin ele alındığı bu çalışmada, betimsel araştırma yöntemi belirlenmiş olup; kamu yönetiminde yer alan katılım, hesap verilebilirlik, şeffaflık, güvence, örgütlenme ve kaynak, etkinlik ve tarafsızlık temaları üzerinden belediyelerin iş ve işlemleri ile bu temaların denetim ile olan ilişkisi ele alınmıştır. Belediyelerde yapılan iç denetim, kamuoyu denetimi ve dış denetimin belirlenen temalar ekseninde dokümanlar üzerinde yapılan incelme sonucunda denetimin katılım, hesap verilebilirlik ve şeffaflık gibi ilkeleri güçlendirme potansiyeline sahip olduğu, ancak uygulamada örgütlenme yapısı ve kaynak yetersizliği nedeniyle etkinliğin sınırlı kaldığı sonucu elde edilebilir.
Yeni büyükşehir yönetim modelinde ilçe belediyelerinin hizmet sunumlarına ilişkin vatandaş memnuniyet düzeyini ölçmeye yönelik bir araştırma: Ankara örneği
Türkiye'nin küçük ölçekli yerel birimleri birleştirerek daha büyük ölçekli yönetim birimlerine dönüşme çabası, Avrupa standartlarında bölge düzeyi sınıflamasına uyum sağlama, yerel yönetimleri güçlendirme, kaynakların adil dağılımını sağlama ve verimliliği arttırma hedeflerine dayanmaktadır. Bu tezde 2012 tarih ve 6360 sayılı Kanuna yapılan "merkezileşmenin artması", "yerel halkın hizmete erişim güçlüğü" ve "maliyetlerin yükselmesi" gibi eleştirilerin geçerliliği ve Kanunun yerel halk üzerindeki etkilerinin değerlendirmesi yapılmaktadır. Tez, 6360 sayılı Kanunla değişen büyükşehir yönetim modelinde ilçe belediyelerinin hizmet sunumu ile vatandaş memnuniyeti arasındaki ilişkiyi incelemekte, aynı zamanda yerel katılım düzeyi ve ilçe belediyelerinin hizmet sunumuna bağlı "vatandaş memnuniyeti" arasındaki ilişkinin var olup olmadığını ve ilişkinin yönünü belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda Ankara'da 9 ilçe, "nüfus", "uzaklık",' "kırsal alan büyüklüğü", "ekonomik gelişmişlik" değişkenleri dikkate alınarak seçilmiştir. Yerel halkla anket ve muhtarlarla da mülakat yapılmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların 'demografik özelliklerine", "sürekli, mevsimlik ve hafta sonu yaşama durumuna" "ilçe gelişmişlik grubuna", "bağlı bulundukları ilçe merkezine uzaklıklarına", "yerleşim birimi türlerine" ve "ilçelere" göre karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Değişimin olumlu yönleri; 6360 sayılı Kanunla meydana gelen "değişimin bilinirliği", "yeni hizmetler", "hizmetlerin kurumsallaşması" ve "hizmet artışı" başlıklarında toplanırken, değişimin olumsuz yönleri; "hizmetlerin miktar ve kalite olarak yetersizliği", "tüzel kişiliğin kalkması", "suyla ilgili sorunlar", "fatura ve ücret sorunları", "yetki karmaşası", "uzaklık", "iç göçe bağlı sorunlar", "imar, planlama", "toplu taşıma" ve "altyapı eksiklikleri" olarak ifade edilmektedir. İlçe gelişmişlik düzeyi arttıkça eski statü (köy, belde belediyesi) talebi azalmaktadır. Bağlı olunan ilçeye uzaklık arttıkça yasal değişimden memnuniyet azalmaktadır ve eski statü talebinin de arttığı görülmektedir. Katılımcıların önemli bir bölümü ilçe belediyesi hizmetlerinden memnun olduğunu ifade etmişlerse de, memnun olmadığını söyleyenlerin oranı da memnun olanların oranına çok yakındır. Hizmetlerin düzenli ve kaliteli sunulması "vatandaş memnuniyetini" arttırmaktadır. Gelişmişlik düzeyi yüksek ilçelerde yasal değişiklikten memnuniyet, gelişmişlik düzeyi düşük ilçelere göre daha yüksektir. İlçe gelişmişlik düzeyi açısından çok gelişmişten az gelişmişe doğru memnuniyet oranlarının giderek azaldığı görülmektedir. Yerel katılım düzeyi arttıkça vatandaş memnuniyeti artmaktadır. Ancak yeni sistemde, demokratik katılımın azaldığı tespit edilmiş olup, vatandaş belediye hizmetleri memnuniyeti de düşük oranlardadır. Tezin sonucunda mahallelerin ilçe merkezine uzaklığı arttıkça modelin olumlu etkisinin azaldığı ve yerel yönetimlerin yerel halkla iletişim ve etkileşimlerinin zayıfladığı tespit edilmiştir. Geçmişte hizmetlerin bütünlüklü olarak yürütülemediği yerel halk tarafından kabul edilse de, yeni düzenlemelere göre ortaya çıkan "mahallelik" kavramı tam olarak kabul edilmiş görünmemektedir.
Yerel yönetimlerde e-katılım: Türkiye büyükşehir belediyeleri mobil uygulamaları içerik analizi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'deki Büyükşehir Belediyelerinin mobil uygulamalarındaki e-katılım araçlarını tespit ederek bu platformlar aracılığıyla ne derece e-katılım sağlandığına yönelik bir analiz yapmaktır. Türkiye'deki mobil uygulamaya sahip 20 büyükşehir belediyesinin mobil uygulaması analize tabi tutulmuştur. Mobil uygulamalar aracılığıyla sağlanan e-katılım düzeyi farkındalık, danışma ve aktif katılım olmak üzere üç düzeyde analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda yalnızca İzmir Büyükşehir Belediyesinin mobil uygulaması aracılığıyla sunulan e-katılımın aktif katılım düzeyine ulaştığı, diğer uygulamalar aracılığıyla sunulan e-katılım düzeyinin farkındalık ve danışmadan öteye geçemediği tespit edilmiştir.
Mahali idarelerde bütçe genel yapısı
MAHHALİ İDARELERDE BÜTÇE GENE YAPISI
Yerel yönetimlerin kadın sorunlarına yaklaşımı
Günümüzde kadın ve erkek eşitsizliğine dayanan sorunlar insan hakları düzeyinde toplumsal bir sorun olarak algılanmaktadır. Kadınların toplum tarafından oluşturulmuş özellikleri onların sorunlarına da neden olmaktadır. 1980?li yıllardan itibaren insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi ve kadın sorunlarında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu gelişmelerin ve yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı, kadın-erkek eşitliğinin toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenmesinin kadına yönelik yaklaşımların değişmesi ile oluşacağı görülmektedir.Toplumların ekonomik ve sosyal hayatını derinden etkileyen küreselleşme süreci, yerel yönetimlerin sosyal politikalar üzerindeki görevini dönüştürürken aynı zamanda toplumsal dengenin sağlıklı olabilmesi için önemli görevler yüklemektedir. Sosyal hayatın yerel kaynaklarla düzenlenmesi belediyelerin planlama, düzenleme ve uygulamalarını etkileyen bir yaklaşımdır.Bu çalışmada, yerel yönetimlerin kadınlara yönelik uyguladıkları çalışmalar yanında bütçeleme, kentli hakları, çevre hareketleri, sağlık ve sosyal hizmet uygulamaları incelenmiş ve farklı siyasal partilerin yönettikleri belediyelerin kadın sorunlarına yaklaşımları araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Toplumsal Cinsiyet 2. Cinsiyet Eşitliği 3. Kadın Sorunları 4. Yerel Yönetimler 5. Belediyeler
Belediye İktisadi Teşebbüslerinin (BİT) İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) faaliyetleri içindeki etkinliği
Yerel yönetimlerin en etkin örgütlenme biçimi olan belediyeler, gerek ekonomik gerekse sosyal alanda her geçen gün daha fazla söz sahibi olmaktadırlar. Belediyelerin üstlendikleri hizmetleri yerine getirmesinde klasik idari işleyişin yanında bir takım alternatif hizmet yöntemlerine başvurdukları görülmektedir. Söz konusu alternatif hizmet yöntemlerinden olan ve 1980'li yıllardan bu yana sayıları giderek artan belediye iktisadi teşebbüslerinin mahiyetinin ve hukuki dayanaklarının anlaşılması, misyonlarını daha sağlıklı bir biçimde yerine getirebilmeleri açısından önem arz etmektedir. Kamu hizmetlerini daha iyi şekilde yürütmek amacıyla belediyeler, bürokrasinin ve kamu hukukunun ağır işleyişinden ve sert kurallarından etkilenmemek için şirketler yolu ile ekonomik girişimlerini görevlerini ifa etmektedirler. Belediyeler bu yolla, yeni gelir kaynakları yaratabilmekte, ekonomik karar alabilme serbestisine sahip olmakta, daha nitelikli eleman çalıştırabilmekte, daha hızlı karar alıp uygulayabilmekte ve bürokratik engelleri daha kolay aşa bilmektedirler. Belediyelerin şirket kurması ya da ortaklık kurmaları bir özelleştirme yöntemi olarak da değerlendirilmektedir. Ancak uygulamada belediyelerin ekonomik alandaki faaliyetlerin azaltılmasından çok, bu şirketlerin belediyelere sağladığı avantajlar için kurulmaktadır. Şirketlerle beraber belediyelerin faaliyetlerinde bir artış olmuş ve belediyeler kendi görev alanlarıyla ilgili, ilgisiz birçok alanda faaliyet göstermeye başlamışlardır. Bu tezde belediyelerin ekonomik fonksiyonlarının bir sonucu olarak doğan belediye iktisadi teşebbüsleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ortak olduğu belediye iktisadi teşebbüsleri detaylı olarak tanıtılmış ve sorunları incelenerek bir takım sonuçlar çıkarılmaya çalışılmıştır.
Belediyelerde alternatif yakıt sistemleri ve ulaşımda doğal gaz kullanımı
Petrol rezervlerinin her geçen gün azalıyor olması, dünya ülkelerinin önümüzdeki yıllarda petrol temini konusunda bir çıkmaza sürükleneceğinin kaçınılmaz olması, bütün bunların yanı sıra fosil kaynaklı yakıtların çevre üzerinde sahip olduğu olumsuz etki ve tahrip edici özellikler, birçok ülkeyi ve kuruluşu alternatif enerji kaynakları konusunda arayış içerisine itmiştir. Doğal gaz, 1970'li yıllarda yaşanan bir enerji darboğazından sonra birçok ülke tarafından gündeme gelmiş ve alternatif bir enerji kaynağı olarak kendine yer bulmaya başlamıştır. Rezerv ve temin bakımından bol olması, bunun neticesinde maliyetler yönünden fosil kökenli yakıtlardan çok daha avantajlı olması, hem çok temiz, hem de çok verimli yanma özelliklerinin olması bu yakıt türünün kullanımını oldukça arttırmıştır. Doğal gazın araçlarda alternatif bir yakıt olarak kullanılması da, zaman içerisinde gelişmiş ve pratikte kendine ciddi oranda yer bulmaya başlamıştır. Bu tez çalışmasında belediyelerde alternatif yakıt sistemleri ve ulaşımda doğal gaz kullanımı araştırılmıştır. Bu perspektiften bakılarak doğal gazın belediye parkında bulunan hizmet araçlarında kullanılmasının hem emisyon, hem de maliyet açısından önemi vurgulanmıştır. Konuya teşkil etmesi nedeniyle belediyelerin çevre kirliliği ve toplu ulaşıma ilişkin yasal çerçevesi ortaya konulmuştur. Belediyelerin ulaşım ve çevresel sorumluklarına karşı CNG kullanımı ve ülkemizde CNG kullanımının çevre kirliliği açısından getireceği avantajlar ve dezavantajları incelenmiştir. Diğer yakıtlarla fiyat karşılaştırması yapılmış, toplu taşımacılıkta CNG kullanımına örnek uygulamalar incelenmiştir.
Yerel yönetimlerde halkın yönetime katılımı ve kent konseyi kurul ve organlarının seçimle belirlenmesi
Bu tezin amacı, cumhuriyet rejiminin en önemli araçlarından biri olan ve Antik Yunan'dan başlayarak, günümüze kadar birçok aşamadan geçen demokrasi kavramının en önemli uygulamalarından biri, halkın yönetime doğrudan katılımının yerel yönetimler ayağının ve sivil halk meclisleri olan kent konseyinin günümüz yerel yönetimlerindeki rolünün açıklanmasıdır. Öncelikle, demokrasi kavramının gelişmesinin tarihsel süreci anlatılmalı ve Türkiye'de ilk yerel yönetim uygulamalarının tahlili yapılmalıdır. İlk belediye teşkilatımız olan 6.Daire ve bu ilk yerel yönetim deneyimimizin oluşmasına neden olan Tanzimat Dönemi ve bu dönemin siyasi aktörlerinin demokratik ve katılımcı bir yerel yönetim oluşturma çabalarının incelenmesi gerekmektedir. Söz konusu çabalar cumhuriyet rejimiyle birlikte, yerel yönetimlerde gerçekleşecek olan reformların dayanak noktasını oluşturacaktır. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesini sağlayan 1930 tarihli ilk belediye kanunumuz ve artan nüfus ve sanayinin gelişmesiyle meydan gelen özel yönetim birimi büyükşehir belediyeleriyle tanışmamız ve üyelik sürecindeki aday ülkelerle imzaladığı yerel özerklik şartının uygulanmasını kolaylaştıran 5393 sayılı Belediye Kanunu başta olmak üzere Türkiye yerel yönetimlerinin kırılma noktaları incelenmeden, günümüz yerel yönetimlerinin tahlili yapılamaz. Türkiye'de belediyecilikte devrim niteliğinde bir deneyim yaşatan, halkı yönetime katmanın ötesine halkı ve kentte yaşayan tüm kesimleri yönetimin başlıca unsuru haline getiren Fatsa bağımsız belediye başkanı Fikri SÖNMEZ, bilinen adıyla Terzi Fikri'nin, siyasi ve toplumsal mücadelesi ve bugünün demokrasi mücadelesine ışık tutan halk meclisleri demokratik yerel yönetimlere tartışılmaz katkılar sunmuştur. Bu uygulamaların temsilcilerinin devlet otoritelerince engellenmesi ve Terzi Fikri'nin askeri bir darbeyle cezaevine atılması ve yaşamının bir hücrede son bulması da tartışılması gereken başka bir konudur. Terzi Fikri'nin halk meclisleriyle kıyaslanamayacak ölçüde olan ve AB ile imzaladığımız yerel özerlik şartının doğurduğu kent konseyi idarecileri ve belediye yöneticileriyle yapılan görüşmeler ve farklı kent konseyi çalışmalarının incelenmesi sonucunda kent konseylerinin yasal düzenlemelerden yoksun ve uygulamalara farklılık gösteren bir yapıda olduğu gözlemlenmiştir. Kent konseylerini belediyenin resmi organı haline getirecek ve kentli bireyleri konseye katacak bir model öngörülmüş, önerilen kent konseyinin hangi usul ve esaslarla işleyeceği, en alt birimlerinin çalışma düzenine kadar açıklanmakla birlikte, sözü edilen model tezin ana konusunu oluşturmaktadır.
Türkiye'de yerel yönetimler ve 6360 sayılı kanun'un getirdikleri üzerine bir inceleme
Hayatımızın neredeyse her alanına dokunan hizmetler olarak da adlandırabileceğimiz yerel yönetimler, süreç içerisinde gerek idari gerekse mali sorunlarla karşı karşıya kalmış, yaşadıkları bu sorunlar nedeni ile kapasistesinin altında hizmet veren yapılar dönüşmüşlerdir. Yaşanan durum karşısında gerek merkezi yönetim gerekse yerel yönetimler çözüm arayışı içerisine girmiş, bu çözüm arayışları beraberinde 6360 sayılı Kanun'u getirmiştir. 2012 yılında yasalaşan ve 2014 yılında uygulamaya alınan 6360 sayılı Kanun ile, Türkiye'de yerel yönetimler alanında ciddi reformlar gerçekleştirilmiştir. Kanun, büyükşehir belediyelerinin görev, yetki ve sorumluluk sınırları il mülki sınırları olacak şekilde değiştirmiş, bu sınırlar içerisinde yeralan il özel idareler, belde ve köylerin tüzel kişiliklerine son verilmiştir. Kanun ve sonrasında getirilen düzenlemeler ile büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyeleri olmak üzere iki kademeli yeni bir yönetim modeli hayata geçirilmiştir. Büyükşehir Belediyeleri, bulundukları ilin tamamına hizmet veren kurumlar haline getirilmişlerdir. Bu çalışmada, Türkiye'de yerel yönetimlerin tarihsel süreci incelenmiş ve 6360 sayılı Kanun'un yerel yönetimler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: 6360 sayılı Kanun, Büyükşehir Belediyeleri, Yerel Yerel Yönetimler, Yerel Yönetim Hizmetleri
Kentsel yönetimlerde altyapı yönetim bilgi sisteminin oluşturulması: İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Bu çalışmanın amacı, şehirlerde israfın önüne geçilebilecek, altyapı kurumlarının tüm ruhsat taleplerini tek bir elden yönetilmesini mümkün kılacak bir altyapı bilgi yönetim sistemini geliştirmektir. Böylece mevcut durumdaki kurumlararası iletişim eksiklikleri giderilebilecektir. Araştırma akıllı şehir konsepti çerçevesinde kurumlar arası koordinasyonu güçlendirmesi açısından önemlidir. Çünkü şehirlerde altyapı çalışmalarının eş zamanlı ve koordinasyonlu bir şekilde çalışılması gerekmektedir. Belediyelerce oluşturulan altyapı bilgileri, araziye ilişkin tüm yatırım ve mühendislik hizmetlerinin temel aldığı bilgilerdir. Ancak iki sebepten dolayı birçok alanda teknik altyapı kadastrosu bilgilerinden yararlanılamamaktadır. Birinci sebep, eldeki bilgilerin araziye ilişkin diğer bilgilerle entegre edilememiş olmasıdır. İkincisi ise konumsal bilgi sistemleri hassas ve verimli şekilde kurgulanamamış olmasıdır. Dolayısıyla büyükşehir genelinde çeşitli kurumlar tarafından yapılan altyapı çalışmalarındaki kazı tekrarları, ciddi kaynak israfına neden olmaktadır. Araştırmada yöntem olarak literatür taraması tercih edilmiştir. Ayrıca nitel yöntemlerden birisi olan uzman görüşüne başvurulmuştur. Bu kapsamda yüzden fazla uzmanın görüşü talep edilmiştir. Araştırmanın sonunda, kentsel yönetimlere yönelik Altyapı Bilgi Sistemi (AYBİS) oluşturulması önerilmiştir. Ayrıca AYBİS'in içerik modülleri tezin çıktısı olarak sunulmuştur. Bu çalışma sayesinde, gelecekte AYBİS'in kentsel yönetimlerde kullanılması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Altyapı Koordinasyonu, Altyapı Yönetimi, Teknik Altyapı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Yerel Yönetimlerde Kentsel Teknik Altyapı Sistemleri
Örgütsel özdeşleşme ve örgüte bağlılık ilişkisi: İBB örneği
Bu çalışmada örgütsel özdeşleşme ve örgüte bağlılık hakkında genel bir bilgi birikimi oluşturduktan sonra örgütsel özdeşleşmenin örgüte bağlılık üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırma İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde farklı bölümlerde görev yapmakta olan personeli (382 kişi) içermektedir ve anket yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, betimleyici ve karşılaştırmalı istatistiksel analiz yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmada çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeyleri ile örgüte bağlılık düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı doğrusal bir ilişki bulunmuştur. Çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeyleri arttıkça örgüte bağlılık düzeyleri de arttığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Örgüte Bağlılık, Örgütsel Özdeşleşme, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Nicel Araştırma
Yöneticilerin duygusal zekâ düzeylerinin demografik farklılıklara göre incelenmesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Duygularımızı kontrol edebilmek ve yönetebilmek yaşamımız her alanında olduğu gibi iş yaşamında da başarımız açısından oldukça önemli bir yetkinliktir. Duygusal zekâmızı yansıtan bu yetkinlikler özellikle de yöneticiler açısından ayrı bir önem taşımaktadır. Bu önemden hareketle tasarlanan bu araştırmada İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çalışan yöneticilerin duygusal zekâ düzeylerinin demografik özellikleri açısından incelemek amaçlanmıştır. Araştırmayı gerçekleştirmek için anket form hazırlanmış ve veri toplamak amacı ile 102 yöneticiye anket form uygulanmıştır. Anket formda ulusal ve uluslararası düzeyde güvenirliliği ve geçerliliği test edilmiş, Chan (2004) tarafından geliştirilen ve duygusal değerlendirme, duyguların yönetimi, empatik değerlendirme ve duyguların pozitif kullanımı olarak nitelendirilmiş dört alt boyuttan oluşan "Duygusal Zekâ Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 16.0 programında frekans, t-testi ve ANOVA analizleri uygulanmıştır. Analiz bulgularına göre katılımcı yöneticilerinin duygusal zekâ düzeyinin yüksek olduğu ve katılımcıların duygusal zeka düzeyi ile cinsiyet ve yaşları arasında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Yine katılımcıların çalışma süreleri ile duygusal zeka alt boyutlarından duygusal değerlendirme arasında, katılımcıların cinsiyeti, eğitimi düzeyi ve yaşı ile empatik değerlendirme alt boyutu arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir.
Yerel yönetimlerde inovatif yaklaşımlar: İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyal inovasyon, katılımcılık, gönüllülük ve gönüllü itfaiyecilik
Bu araştırmada; Yerel Yönetimlerde İnovatif Yaklaşımlar başlığı altında, Yerel Yönetimlerde Sosyal İnovasyon, Katılımcılık ve Gönüllülük faaliyetleri kapsamında Gönüllü İtfaiyecilik konusu değerlendirilmiştir. Çalışmada diğer çalışmalardan farklı olarak gönüllü itfaiyecilik konusu sosyal inovasyon ve katılımcılık bağlamında değerlendirmeye alınmıştır. Profesyonel itfaiye istasyonlarına uzaklık nedeniyle kırsal alanda meydana gelen itfai olaylara erken müdahale imkânı vermesi, halkın yerel yönetim faaliyetlerine katılması nedeniyle hemşerilik ve aidiyet bilincine katkı sağlaması ve maliyet açısından çok önemli katkıları olan Gönüllü İtfaiyecilik uygulamalarının dünya ve ülkemizdeki örneklerle birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı bünyesindeki faaliyetlerinin durumu araştırılmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında görevli yöneticilerle ve gönüllü itfaiyecilik konusunda yerel anlamda sorumlu olan muhtarlar ve gönüllü itfaiyecilerle derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak mülakatlar yapılmış, yöneticilere 10 soru, gönüllü itfaiye istasyonu bulunan köylerdeki muhtar ve sorumlulara 5 soru yöneltilmiştir. Gönüllü itfaiyecilik faaliyetlerinin nasıl başladığı, sosyal ve ekonomik anlamda itfaiye ve yerel halka ne gibi katkılar sağladığı, dünyanın gelişmiş ülkelerine göre İstanbul'daki gönüllü itfaiyecilik çalışmalarının durumu, ihtiyaçlarının nasıl karşılandığı, gönüllü itfaiyeciliğin yasal dayanağı, fayda ve maliyet açısından değerlendirilmesi ve uygulamanın geliştirilmesi için yapılması düşünülenler hakkında kendilerine yöneltilen sorular ve alınan yanıtlar ışığında değerlendirme yapılmıştır. Araştırma sonucuna göre; gönüllü itfaiyecilik konusunda ülkemizdeki itfaiye kuruluşlarının çalışmalarının yakın tarihlerde başlamış olduğu, yapılan çalışmalar neticesinde yerel yönetimler ve halk nezdinde yangın ve diğer afetlere erken müdahale, halkın yerel yönetim faaliyetlerine katılımı ve ekonomik açıdan oldukça önemli katkılar elde edilmiş olduğu, uygulamanın başlatıldığı yerlerde verimli bir şekilde devam ettirildiği tespit edilmiştir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin bu konudaki seviyesine ulaşmak için yerel halkın gönüllülük potansiyelinin daha iyi değerlendirilebileceği, kentlerdeki gönüllü itfaiyecilik potansiyelinin de düşünülebileceği, gönüllü itfaiyeciliğin deprem ve sel baskınları gibi afetler de düşünülerek daha geniş bir yelpazede değerlendirilebileceği, konunun önemine binaen bilinçlendirme ve teşvik unsurlarının daha fazla hayata geçirilerek gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının geliştirilmesinin birçok yönetimsel, sosyal ve ekonomik katkılarının olacağı kanaatine varılmıştır.
Halk sağlığı açısından vektörlerle mücadelede sürdürülebilirlik İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Halk sağlığını tehdit eden vektörler ile mücadele dünyanın birçok yerinde devletler, yerel birlikler veya uluslararası kuruluşlar tarafından yürütülmektedir. Bu zararlıların tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Ancak en uygun yöntemler dizisi kullanılarak kontrol altında tutulmaları mümkündür. Vektörlerle Mücadele sürdürülebilirlik temel yapı taşlarından olan çevresel, ekonomik ve sosyal yönleri temel alarak, ekosistemler üzerindeki negatif etkilerini ve halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini minimize ederken diğer yandan da etkin maliyet kontrolünde faydayı sağlamak üzere oluşturulmalıdır. Bu bağlamda yapılan bu çalışmada; İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan vektörlerle mücadelede sürdürülebilirlik için öneri tablosu ve birim içi iyileştirme tablosu ve güçlü ve zayıf yönler oluşturularak, sorunlar ve çözüm önerileri belirlenmiş, bu sorunlara yönelik aksiyon planı ortaya çıkarılmıştır. Bu sonuçlara dayanarak uygulayıcıdan kaynaklanan hataların ve karşılaşılan sorunların en aza indirilmesi, iç ve dış paydaşlarla yapılan öneri planında kültürel ve fiziksel mücadelenin artırılarak çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması ve ekonomik etkinliğin artırılması amaçlanmıştır.
Yeni planlı alanlar imar yönetmeliğine göre yeni yapı ruhsatı alma sürecinde bir kontrol sistemi önerisi
Gelişmekte olan ülkeler arasında bulunan Türkiye'nin mevcut bulunduğu sistemsel sorunlarla birlikte zaten kendi içerisinde son derece karışık olan ruhsat süreçleri, eğitim sistemindeki düşüşle nitelikli teknik eleman azalması ile, bilişim çağının getirdiği tüm yenilik, hız ve avantajlara rağmen yer yer dezavantaja dönüşse de kamu kurum ve kuruluşlarının bu sürece adaptasyonda ciddi sıkıntı ve gecikmeler yaşamasıyla ve tüm kontrol mekanizmalarının kendi içerisindeki yetersizlikleri ile çok daha karmaşık ve uzun sürmeye başladı. Sürekli olaran değişen yönetmelikler, yenilenen kodlar ile değişikliklerin takibinin dahi giderek zorlaşması ile giderek işin içinden çıkılmaz bir hal aldı. Bu tezde, 30 Eylül 2017 tarihinde yayınlanan yeni Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin yeni yapı ruhsat alınma sürecine olan etkileri incelenmiş, mevcut sistemi iyileştirmek ve ruhsat alınma süreçlerini kısaltmak amacıyla yeni bir sistem önerisi getirilmiştir. Amaç mevcut durumda bulunan sistemi belirli aşamalar içinde değerlendirerek süreçte yaşanan sorunları tespit etmek ve çözüm önerileri üretebilmektir. Bu nedenle kesin bir doğruluktan çok bir yaklaşım biçimi benimsendiğini söylemek daha uygun olacaktır. Ruhsat süreçleri her geçen gün eklenen belgeler ile daha da karmaşık bir hal almaktadır. Yönetmeliklerin fazlalığı, belediyelerin kendi özel koşulları gibi durumlar eklendiğinde her belediye için bu süreç değişkenlikler gösterebilmektedir. Hatta belediye içerisindeki birimler arasında bile birbirinden farklı uygulamalara rastlanmaktadır. Bu durum da hem belediye çalışanları hem de süreç içerisindeki diğer aktörler için son derece yıpratıcı olabilmektedir. Önerilen sistem tüm bu problemleri ortadan kaldırmak ve bilişim teknolojilerinin de desteğiyle tüm ülkede uygulanabilir, yeni yönetmeliklere kolay adapte olabilen tek bir yeni bir sistem yaratmayı hedeflemektedir. Giriş kısmında mevcut sistemin genel olarak bir değerlendirmesi yapılmış ve yeni yönetmeliğin bu sistem üzerindeki etkileri değerlendirilerek tez içerisinde ne gibi yaklaşımlarda bulunulduğu açıklanmıştır. İkinci kısımda yapı, bina ve yapı ruhsatı kavramları irdelenmiştir. Yapılaşmaya ilişkin esaslardan bahsedildikten yapı ruhsat sürecinde gerekli olan kanun ve yönetmeliklerden bahsedilmiştir. Ayrıca söz konusu süreç içerisinde bulunan tarafların görev ve sorumlulukları da değerlendirilmiştir. Üçüncü kısımda yeni yapı ruhsat süreçlerinde gerekli olan tüm belgeler şekilli örnekleriyle birlikte gösterilmiştir. Belgelerin bazılarının temin edilme süreçleri ile ilgili gerekli ayrıntılara yer verilmiştir. Dördüncü kısımda bir vaka olarak Kartal İlçe Belediyesinde yürürlükte olan yeni yapı ruhsat süreci ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Kartal Belediyesi'nde yapı ruhsatının alınma sürecinin uzamasına sebep olan tüm sıkıntılar, aksaklıklar birim bazında neden sonuç diyagramlarından faydalanılarak değerlendirilmiş ve sebepleri üzerine olasıaçıklamalar yapılmıştır. İncelemeler çalışanlarla yapılan yüzyüze görüşmelerle desteklenmiştir. Beşinci kısımda yeni yapı ruhsatı sürecini ciddi anlamda kısaltacağına inanılan bir sistem önerisi getirilmiştir. Mevcut sistemle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve gereken alt yapı eksiklikleri üzerine yorumlar yapılmıştır. Değerlendirmeler yapılırken hem vaka olarak incelenen Kartal Belediyesinde hem de ülkedeki ruhsat süreçlerinde karşılaşılan sorunların söz konusu yöntemle ne kadar çözülebileceği, sistemin getirileri kısıtları, avantajları ve dezavantajları üzerinde durulmıştur. Son olarak altıncı kısımda genel bir değerlendirmeler ve mevcut sistemin yeniden düzenlenmesi ile ilgili yorumlar yapılmıştır.
Kırsal kalkınmada yerel yönetimlerin rolü üzerine bir araştırma: Şanlıurfa ili Bozova ilçesi örneği
Bu yüksek lisans tezi, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Şanlıurfa ili Bozova ilçesi örneğinde, kırsal kalkınma sürecinde yerel yönetimlerin rolünü çok boyutlu bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Tezde, 6360 sayılı Kanun sonrası büyükşehir sınırlarının genişlemesiyle birlikte kırsal mahallelerin yönetsel statüsünde meydana gelen değişikliklerin, hizmet sunumu ve yerel kalkınma dinamikleri üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Yerel yönetimlerin kırsal alandaki hizmet sunumu, sosyal politikalar, altyapı çalışmaları, tarımsal destekler, kooperatifçilik, çevresel sürdürülebilirlik ve danışmanlık hizmetleri bağlamında değerlendirilmiş; Bozova ilçesindeki kırsal mahallelerde yaşayan bireylerin yerel yönetim hizmetlerinden duydukları memnuniyet düzeyleri anket uygulaması aracılığıyla ölçülmüştür. Araştırmanın saha çalışması kapsamında 174 birey ile yüz yüze anket yöntemi kullanılarak veri toplanmış ve veriler SPSS programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Bulgular, yerel halkın genel olarak altyapı ve sosyal hizmetler gibi temel alanlarda memnuniyet düzeyinin düşük olduğunu, tarımsal destekler ve danışmanlık hizmetlerinin yetersiz kaldığını ve özellikle kadınlar, yaşlılar ve gençler gibi kırılgan grupların bu hizmetlere erişimde sorun yaşadığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda, kooperatifçilik ve örgütlenmeye yönelik hizmetlerde de yetersizlikler gözlemlenmiş; yerel halkın bu yapılara olan güveni ve katılımı sınırlı bulunmuştur. Tezin sonuçları, kırsal kalkınmanın sürdürülebilirliğinde yerel yönetimlerin daha aktif, kapsayıcı ve iş birliğine dayalı bir yönetim anlayışı benimsemeleri gerektiğini ortaya koymaktadır. Yerel ihtiyaçlara duyarlılık, demokratik katılım, şeffaflık ve sosyal sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yerel yönetimlerin kurumsal yapılarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma, Bozova örneği üzerinden kırsal alanlara yönelik hizmetlerin niteliğini artırmak ve yerel yönetimlerin stratejik rollerini daha işlevsel kılmak amacıyla çeşitli politika önerileri de sunmaktadır. Bu yönüyle tez, yerel kalkınma stratejilerine akademik katkı sunmasının yanı sıra, karar alıcılara yönelik somut bir saha temelli değerlendirme aracı da işlevi görmektedir.
Stratejik yönetim düşüncesinin yerel yönetimlerde uygulanması ve stratejik planlara yansıması: Van Büyükşehir Belediyesi ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi karşılaştırması
Günümüz modern örgütleri, dış çevredeki teknik, sosyal, politik ve ekonomik etkenlerin zorlamasıyla, sürekli bir değişim ve dönüşümle karşı karşıyadırlar. Kurumların hızla değişen ve daha belirsiz bir hal alan bu zorlayıcı güçler karşısında, geleceklerini net biçimde öngörebilmek için gelecekle ilgili konularda kendilerine daha fazla beceri gerektiren bir yol haritası belirlemeye ihtiyaçları vardır. Bu yetenekler stratejik yönetimin özüdür. Stratejik yönetim, bir organizasyonun ne olduğuna, gelecekte nasıl olacağına ve gelecekteki hedeflerine nasıl, kimlerle ve hangi kaynaklarla ulaşacağına önceden karar verme konularına odaklanan bir yönetim felsefesidir. Stratejik yönetim, örgütlerin mevcut durumları ile çevresel şartları analiz etmek aynı zamanda geleceğin öngörülmesini sağlamak suretiyle onları bekleyen olası tehditleri fırsata dönüştürmelerine olanak sağlayan bir yönetim anlayışıdır. Kurumların içinde bulundukları ve oldukça karmaşık bir durum olan bütün bu şartların üstesinden gelebilmesi ancak stratejik yönetim düşüncesi ve stratejik planlamayla mümkündür. Stratejik planlama, kuruluşların güçlü ve zayıf yönleri ile çevresindeki fırsat ve tehditlerin önceden analiz edilmesi ve uzun vadede meydana gelebilecek tüm şartların bugünden öngörülerek, hedeflerini etkin biçimde gerçekleşmesine dayanır. Gelişmiş dünya devletlerinde olduğu gibi, ülkemizde de stratejik yönetim anlayışı çerçevesinde, 2003 yılında çıkarılan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu (KMYKK) ile kamu kurum ve kuruluşları için stratejik plan hazırlamak zorunlu hale getirilmiştir. 5018 sayılı KMYKK ile zorunlu hale gelen stratejik plan uygulaması 2006 yılından itibaren hemen hemen tüm kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanmaya başlamıştır. Bu kapsamda il özel idareleri, belediyeler ve büyükşehir belediyelerinin diğer kamu kurum ve kuruluşları gibi stratejik plan hazırlaması hususu 5018 sayılı KMYKK'ya ilaveten ilgili kanunlarında da bir zorunluluk olarak belirtilmiştir. Stratejik planlama süreci ile birlikte kamu kurumlarının yönetim anlayış ve felsefelerinde yaşanan değişimin yönü ve etkisi, bu sürecin özellikle yöneticiler tarafından sahiplenilmesi, stratejik plan hazırlanırken bütçe olanaklarının gerçek anlamda göz önünde bulundurulması gibi konularda ne ölçüde başarı sağlandığı önemli bir araştırma konusu haline gelmiştir. Bu çalışma, stratejik yönetim düşüncesi ve stratejik planlama konularının yerel yönetimler bağlamında incelenmesi ve mahalli idarelerde çalışan yöneticilerin stratejik yönetim algılarının ölçülmesi ve bunun stratejik planlara yansımasının ortaya çıkarılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın kapsamıyla ilgili geniş bir literatür taraması yapılarak tezin teorik çerçevesi oluşturulmuş, Van ve Gaziantep Büyükşehir Belediyelerinde çalışan yöneticilerin stratejik yönetim algılarını ölçmeye yönelik bir anket uygulaması yapılmıştır. Ayrıca Van ve Gaziantep Büyükşehir Belediyelerinin hazırladıkları son stratejik planları (2015-2019 dönemi) da incelenerek karşılaştırma yapılmış, böylece stratejik yönetim anlayışının stratejik planlara ne ölçüde yansıtıldığı analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Gaziantep Büyükşehir Belediyesinde çalışan yöneticilerin stratejik yönetim algı ve bilinç seviyeleri Van Büyükşehir Belediyesinde çalışan yöneticilere göre daha yüksek çıkmıştır. Ancak stratejik planın, stratejik yönetim anlayışına uygun bir biçimde hazırlanması ve stratejik planın içeriği bakımından Van Büyükşehir Belediyesi stratejik planının Gaziantep Büyükşehir Belediyesi stratejik planına göre daha iyi hazırlandığı sonucuna ulaşılmıştır.