Seramik sanatı
Bu konu başlığı altında 395 tez
Seramik sanatçılarının ve endüstriyel seramik tasarımcılarının seramik eğitimine yönelik görüşleri
Bu araştırma ile seramik eğitimcilerinin, sanatçılarının ve endüstriyel seramik tasarımcılarının lisans düzeyinde seramik eğitimine ve bu eğitimin sanatsal ve endüstriyel uygulamalara katkılarına yönelik görüşlerinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında uygulanan seramik eğitim programları konusunda görüşülen güzel sanatlar fakülteleri seramik bölümü öğretim elemanları, seramik alanında tasarımlarını gerçekleştiren tasarımcılar ve seramik sanatçıları ile sınırlı olmuştur. Araştırmada yöntem olarak nitel araştırma desenlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre seramik eğitim programına ilişkin olumlu ve olumsuz durumlar belirlenmiştir. Bu durumlar seramik eğitim programında yer alan dersler, bu derslerin sayıca ağırlıkta olduğu alanlar, fiziki yeterlilik ve programların imkânları ile ilgilidir. Ayrıca eğitimci kadrosunun niteliği, bütçe imkânlarının sınırlılığı, yetersiz ekipman ve donanım, mezun istihdamında yaşanan sorunlar ortaya konulmuştur. Araştırmanın katılımcılarının görüşlerine göre, eğitim programı açısından seramik eğitimine yönelik kimi öğretim elemanı olumlu görüş bildirirken kimi öğretim elemanı da seramik eğitiminin olumsuz taraflarını dile getirmiştir. Seramik eğitiminde sanat ve tasarım alan seçimine yönelik görüşler de farklılaşmıştır. Bu araştırma göstermiştir ki, çok yönlü olması beklenen seramik eğitim programlarına ilişkin gerekli yenilikler ve düzenlemelerin yapılması hem öğrencilerin mezuniyetlerine ve istihdamlarına hem de seramik sektörüne olumlu katkılar sağlayabilecektir.
Bedenin inşası; figür
"Beden" imgesi ve onun temsili üzerinde kurgulanan anlatılar, insanlık tarihinin en bilindik ve en eski konularındandır. İnsan bedeni, tüm tarihsel süreçte, kişinin hem kendi bedeninin hem de başka eril ve dişil bedenlerin gerçekliklerini yansıtmada anlatım ve aktarım aracı olarak kullanılmıştır. Bu nedenle binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca sanata dair her alanda, somut veya soyut anlatım biçimlerinden gerçekçi veya gerçeküstücü anlatım biçimlerine kadar, çok çeşitli malzeme ve üslupta bedenin temsilleri olarak kabul edilen figürler üretilmiştir. Zaman içinde sanatta kendine geniş bir yer bulan, bedenin sahip olduğu değerleri açığa çıkaran, vurgulayan figüratif anlayış sanatın başat söylemlerinden biri haline gelmiştir. "Bedenin İnşası; Figür" isimli Sanatta Yeterlik Tezi; özelinde bireysel, genelinde toplumsal, kimlik temelinde figürün üç boyutlu sanatsal anlatılarına odaklanır. Bu bağlamda yapılan çalışmada birey bedende kavramsallaştırılırken yapılan uygulamalarda bedenin temsili figüratif anlatımlarla ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Sanat, Seramik Sanatı, Figür, Figüratif Sanat, Beden
Seramik sanatında modle etkisi
İnsanlar, iç dünyalarını ve deneyimlerini aktarmak için tarih öncesi dönemlerden başlayarak görsel bir dil olan çizimi kullanmışlardır. Resim sanatı alanındaki çizim teknikleri, zamanla daha gerçekçi ve detaylı hale gelmiş, özellikle Rönesans dönemiyle birlikte perspektif teknikleriyle gerçeklik yanılsamalarının yaratılabildiği keşfedilmiştir. Bu devrimi takip eden Barok dönemde ise ışık ve gölgeler konusundaki çeşitlilik ön plana çıkmıştır. Çizim, tarihsel süreçler içinde gelişerek -özellikle ışık ve gölgelerin modle etme yoluyla daha gerçekçi şekilde ifade edilebilirliğinin keşfedilmesiyle- boyut kazanmıştır. Seramik, çağdaşlaşma süreçlerinde dönemin önde gelen ressamları tarafından ele alınarak çizimle buluşmuş ve sanat dünyasında kendine önemli bir yer edinmiştir. Günümüzde, seramik sanatında çizim ve seramik yüzeylerin birlikteliği, boyutların bir arada kullanılmasına olanak sağlarken çağdaş sanat alanında çeşitli yanılsamalara sahip önemli bir ifade biçimi haline gelmiştir. Seramik yüzeylerin tıpkı resim sanatındaki çizim tekniklerinde olduğu gibi modle etme yoluyla değerlendirilmesi -konuya üçüncü boyutun da dahil olmasıyla gerçeklik yanılsamaları yaratımına imkân tanıyan bir malzeme olarak- farklı ifade olanaklarına kapılar açmıştır. Seramik yüzeyler ve formlar üzerinde uygulanan çizimlerin görünen ya da hissedilen hacim algısına; iki boyuttan üçüncü boyuta evrilen veya üç boyuttan iki boyuta indirgenen özellikte katkılar sunduğunu gözlemlemek mümkündür. Sonuç olarak seramik sanatında çizim yoluyla boyutlar arası birlikteliklerde ikilemler yaratmak üzerine yapılan bu araştırma, çağdaş sanatçıların seramik üzerinde çizimleri nasıl bir yaklaşımla kullandığını araştırmakta ve sanatçı örnekleri üzerinden bir takım estetik analizlerle, seramik sanatçılarının boyutlar arası birleşim ve etkileşimleri sonucunda ne denli yanılsamalar yaratabildiklerini keşfederek konuyla ilgili kişisel örnekler ortaya koymaktadır.
Distopya kavramına dayalı kıyamet sonrası senaryolarının seramik formlarla yorumlanması
Bu sanat çalışması raporu, distopya kavramının seramik formlar aracılığıyla kıyamet sonrası senaryolar bağlamında değerlendirilmesini amaçlayan bir araştırmanın bulgularını sunmaktadır. Distopya, baskıcı, adaletsiz ve karamsar bir toplumsal düzenin geleceğe yönelik tasviri olup, genellikle ütopyanın karşıtı olarak değerlendirilmektedir. Raporda, distopya kavramının tarihsel gelişimi ve bu kavramın edebiyat ile sanattaki yansımaları, özellikle George Orwell, Aldous Huxley ve Ray Bradbury gibi yazarların eserleri üzerinden ele alınmıştır. Seramik sanatı, sanatçılara kil gibi doğal malzemelerle özgün formlar yaratma ve estetik anlatılar oluşturma imkânı sunmaktadır. Araştırmada, seramik formlarının distopik temalarla nasıl bütünleştiği ve bu temaların seramik sanatındaki yansımaları incelenmiştir. Seramik sanatçıları, farklı malzeme ve tekniklerle distopya kavramını estetik ve kavramsal düzeyde yeniden yorumlamışlardır. Kıyamet sonrası senaryolar, genellikle medeniyetin büyük bir felaket sonucu çöküşünü veya gerilemesini anlatır ve bu temalar, nükleer savaş, salgın hastalık veya doğal afetler gibi çeşitli felaketlerle açıklanır. Bu senaryolar, edebiyat, sinema ve dijital sanatta geniş bir yer bulmuş, toplumsal korkuların sanatsal yansımalarına zemin oluşturmuştur. Araştırmada, kıyamet sonrası temaların sanatçılar tarafından nasıl ele alındığı ve bu eserlerin sanat dünyasındaki yeri değerlendirilmiştir. Çalışma ayrıca kişisel sanatsal uygulamalar içermekte ve distopya ile kıyamet sonrası temalarının seramik formlar üzerinden nasıl ifade edilebileceğine dair kapsamlı bir analiz sunmaktadır. Bu bağlamda, çalışma hem teorik hem de pratik bir yaklaşım benimseyerek sanat ve toplumsal eleştirinin kesişim noktasına dair yeni bir perspektif kazandırmayı hedeflemektedir.
Soda pişiriminde renkli astar araştırmaları ve özgün uygulamalar
"Soda Pişiriminde Renkli Astar Araştırmaları ve Özgün Uygulamalar" başlıklı bu çalışma raporu 3 ana bölümden oluşmaktadır. "Soda Pişirimi ve Astar" başlıklı bölümde; Soda pişirimi tanımlanarak, soda pişirim tekniğinin tarihsel gelişimden ve fırınlarından bahsedilmiştir. Astarlar ve soda pişiriminde astar kullanımı hakkında bilgiler verilerek, soda pişirimi ile çalışan sanatçılardan örnekler aktartmıştır. "Deneysel Uygulamalar" başlıklı bölümde; astarların renklendirilmesi için; soda pişiriminde kullanılan bünyeler ve astarlar üzerine araştırmalar yapılmıştır. Araştırmalar sonucunda, literatürden elde edilen astar reçetelerine ve bu reçetelere renklendiriciler katılarak yapılan denemelerle yeni renk sonuçlarına ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar ve reçeteler hakkında detaylı bilgi verilmiştir. "Özgün Uygulamalar" başlıklı bölümde; çalışmanın önceki bölümlerinde yapılan araştırmalar doğrultusunda, soda pişirimine uygun özgün seramik formlar oluşturulmuştur. Deneysel çalışmalar neticesinde başarılı bulunan astar reçeteleri, özgün seramik formların belirli yüzeylerine uygulanarak soda pişirimi gerçekleştirilmiştir. Yapılan denemeler ve özgün uygulamalar, çalışma raporunun sonuç kısmında değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Seramik, Soda Sırları, Soda Astarları, Soda Pişirimi, Soda Pişirimi Tekniği.
Kına ritüelinin çağdaş seramik formlara yansıması
Ateş, toprak ve insan… İnsanoğlu var olduğundan beri bir yaratıcı güce inanmak istemiştir. Bu inanma içgüdüsü zaman içerisinde onu çeşitli anlamlar yükleten durumların içerisine sokmuş, toprak ve ateşin dansı insanı büyülemiş ve insan yaratıcı konumuna geçmiştir. Cansız olan, çamurun insan eliyle şekillenip ateşle buluştuğu ve o ateşten yeniden can bulduğu eserler günümüze kadar ulaşmış ve bu gelenek değişip, dönüşüp, gelişerek halen devam etmektedir. Bu inanç doğrultusunda da insan, ritüeller oluşturmaya ve onları adlandırmaya başlamıştır. Bunlardan biri olan ''kına'' çok eski zamanlardan beri toplumların hayatlarında önemli rol oynamaktadır. Gerek kozmetik gerek sağlık gerekse dini nedenlerle kullanılan bu malzemeye mistik anlamlar yükleyen insan, onu çeşitlendirmiş ve seremoninin bir parçası haline getirmiştir. Kınanın sağlık açısından faydaları tartışılmakla beraber yarattığı duygusundan ve uygulanan seremoni biçiminden dolayı psikolojik olarak insanda mistik bir his yaratarak onu büyülediği düşünülmektedir. Bu mistik halin oluşmasında rol oynayan en önemli etken şüphesiz ki ritüelin uygulanma biçimi, kınanın kokusu, dokusu, taşıdığı anlamı, kullanılan müzikler, ağıtlar, türküler kına ritüelini büyülü bir hale getirerek kişide farklı hissiyatlar yaratmasıdır. Tüm bunlar sanatçılar için birer esin kaynağıdır. Bu tez kapsamında Türk kültürü içinde kendine çokça yer bulmuş kına ritüeli, kına malzemesi ve kullanımıyla ilgili araştırmalar yapılmıştır. Bu ritüellerden esinlenerek, geleneksel dövme motifleri ile kurban teması arasındaki bağın, çağdaş seramik formlara yansımalarından oluşan uygulamalar gerçekleştirilmiştir.
Çağdaş seramik sanatında seyir nesnesi olarak kadın
Geçmişten günümüze kadının toplum içerisindeki yeri ve konumuna değinen bu çalışma, kadını hem tüketen hem de tüketilen bir nesne olarak ele almaktadır. Tüketim nesnesine dönüştürülen beden, nesneleştirilerek arzu nesnesi haline getirilmiştir. Kadın ve bedeni erk tarafından denetim ve gözetim altında tutulmakta ve seyirlik bir nesneye dönüştürülmektedir. İçinde yaşadığımız kültürde kadın, erkek bakışının nesnesi konumundadır. Beden, arzunun ve hazzın kaynağı olarak cinselleştirilmektedir. Günümüz post truth döneminde, sosyal medyada paylaşılan imgeler, bedeni cinselleştirerek, bakışın nesnesi konumunda olan kadını pornografikleştirmektedir. Kadın bedeninin cinsel olarak algılanması ve sanat eserinde cinselleştirilerek vurgulanması, bedenin nesneleştirilmesine yol açmıştır. Kadın ve bedeni, arzu ve haz nesnesi olarak sanatın ana malzemesi olmuştur. Nü ve çıplaklığın ele alınış biçimleri ve sanatın bedeni teşhir eden görüntüsü, röntgenci bakışın esiri olarak pornografik ve erotik imgelemler yaratmaktadır. Erk egemen toplum, kadının, sanatın nesnesi olduğunu göstererek, güzelliğini, şehvetini, etkileyiciliğini ve baştan çıkarıcılığını göstermektedir. Bu araştırma, bir durum tespiti çalışmasıdır, eril kültür toplumunda, geçmişten günümüze kadar kadın bedeninin seyirlik bir nesne olduğu ve bakışın nesnesi olarak görüldüğü anlatılmaktadır. Bedenin sanatta temsil edilişi, kadının seyredilmesine yönelik yaratılan imgelemlerin ve sanatçıların konuyu ele alış biçimleri incelenmiş, sanatçıların eserlerinde yer alan örnekler anlatılmıştır. Nesneleştirilen kadın ve bedenini, arzu ve haz kaynağı olarak sanatsal biçimde ele alan sanatçı eserlerinde, kadının nasıl ele alındığı anlatmak amaçlanmıştır. Seramiğin geçmişten günümüze ifade aracı olarak kullanılması ve sanatçının anlatısına değer katan plastik tavrı ile anlatım olanaklarını güçlendiren yapısı, her zaman sanatçıları etkisi altına almıştır. Sadece sanatçıları değil izleyen seyircileri de etkilemiştir. Seramiğin anlatı olanaklarından yararlanılarak kadın ve bedenini ele alan bu rapor kapsamında, seramik uygulama çalışmaları yapılmıştır. Arzu, haz ve bakış kavramları etrafında ele alınan çalışmalar, beden uzuvlarından yola çıkılarak yapılmış ve kadının seyirlik bir nesne olduğu anlatılmaya çalışılmıştır. Plastik bir dille ele alınan çalışmalarda, bedenin erojen bölgelerine odaklanılmış ve seyir nesnesi olarak görülen kadının, erojen uzuvları bir arada gösterilerek çalışmaların güçlü yönlerine vurgu yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Seramik, seyir nesnesi, arzu, haz, kadın, bakış.
Sanatsal üretme pratiği olarak metinlerarasılık bağlamında yeniden üretim
Julia Kristeva tarafından kavramlaştırılan metinlerarasılık kuramı, yapıtların birbirleriyle ilişkili olduğunu ve bu ilişkinin kaçınılmaz olduğunu ortaya koymaktadır. Tüm sanat disiplinlerinde uygulanan bu kuram aynı zamanda bir eleştiri yöntemidir. Bu çalışmada, metinlerarası ilişkiler konusu incelenerek, kişisel seramik uygulamalarla ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır. Kuramın kavramsal çerçevesi literatür taraması yapılarak araştırılmıştır. Çağdaş seramik sanatına uygulanabilirliği açısından metinlerarasılık yöntemlerinden alıntı, pastiş, parodi, kolaj, palempsest ve taklit yöntemleri çalışmaya dahil edilerek bu yöntemler üzerinden okumalar sınırlandırılmıştır. Sanatçının aynı zamanda bir izleyici olması nedeniyle metinlerarasılık yöntemlerinin kişisel uygulamalarda sanatsal üretme pratiği olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Hem yapıt okuma hem de yapıt üretmede metinlerarasılık kavramının kurduğu ilişkiler nedeniyle çıktılarının birer yeniden üretim olduğu ortaya konmuştur.
Yeni veriler ışığında Orta Anadolu Bölgesi'nde MÖ 3. Binyılın sonu-MÖ 2.Binyılın başlangıç evresi seramiği
Erken Tunç Çağı'nın ikinci yarısından itibaren Orta Anadolu Bölgesi'ndeki toplumların çeşitli alanlarda geçirdiği dönüşümlere bağlı olarak karmaşık toplum düzenini simgeleyen kent devletlerinin yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı görülür. MÖ 3. Binyılın sonunda ve 2. Binyılın başlangıç evresinde söz konusu dönüşümlerin tamamlandığı ve Orta Tunç Çağı toplumlarının kültürel zeminlerinin büyük oranda şekillendiği görülür. Erken Tunç Çağı'nın son evresini kapsayan bu süreçte kullanılan çanak çömleklerin dikkat çekçi değişimler geçirdiği gözlenmiştir. Çark yapımı seramiğin Anadolu'da ortaya çıkması MÖ 3. Binin ikinci yarısının başlangıç aşamasına denk gelmesine rağmen, çarkta üretilen seramik formlarındaki artış ve yeni formların ortaya çıkışı MÖ 3. Binin sonuna denk gelmektedir. Bu süreç Orta Anadolu Bölgesi açısından çok fazla netlik kazanmamıştır. Bölgede yürütülen yeni kazılardan elde edilen veriler bu sürecin daha önce belirlenen tarih aralığından daha erken başladığını göstermektedir. Bu sürece ilişkin verileri güncelleyebilmek ve Orta Anadolu Bölgesi'nin Erken Tunç Çağı sonuna ilişkin genel bir tablo ortaya koyabilmek açısından bölgede kazısı yapılmış veya yapılmaya devam eden, MÖ 3. Binin sonuna ve 2. Binin başlangıç evresine ait tabakalara sahip olan 32 adet yerleşim değerlendirmeye alınmıştır. Bu yerleşimlerdeki seramik formlarından ortak bir form cetveli oluşturulmuş ve on dört ayrı seramik grubu tespit edilmiştir. Her bir form kendi içerisinde alt tiplere ayrılmış ve aynı tiplerin görüldüğü merkezler harita üzerinde işaretlenmiştir. Oluşturulan form cetveli MÖ 3. Binyılın son evresinde Orta Anadolu kültür bölgesinde seramiğin beş farklı bölgede gelişim gösterdiğini ortaya koymuştur. Yeni araştırmalardan elde edilen veriler ve radyokarbon sonuçları Orta Anadolu Bölgesi'nin güneyinde ve doğusunda bu sürecin daha erken başladığını gözler önüne sererken, kuzeybatısının bu sürece daha geç dahil olduğunu göstermiştir. Standartlaşma yolunda atılan ilk adımlar MÖ 2300'lere denk gelirken, kültürlerin ortaklaştığı ve sınırların kaynaştığı süreç ise MÖ 2200 olarak tespit edilmiştir.
Gösterişçi tüketimin sanatsal ifadesi
"Gösterişçi tüketimin sanatsal ifadesi" isimli bu tez çalışmasında, 'tüketim ve gösteriş' kavramları incelenmiştir. Bu bağlamda 1. bölümde tüketim kavramının ortaya çıkması ve ihtiyaç kavramının inanış sistemleri ile ilişkisi ele alınmıştır. 21. yüzyılda gelişen teknoloji ile beraber seri üretimin ortaya çıkması tüketim kavramının tanımını da değiştirerek tüketim mekanlarını ortaya çıkarmıştır. Kitlesel tüketime eklemlenen insan, çağımız insanının bireyselleşmesi ile beraber aidiyet ve kimlik problemleri yaşamaktadır. Birbirlerinin kopyası haline dönüşmekte olan, tüketim alışkanlıkları da birbirine oldukça benzeyen insan değişime uğrayarak kendine yabancılaşmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde güncel sanat pratiklerinde tüketim ve gösterişçi tüketim üzerine çalışmaları olan sanatçıların eserlerine yer verilmiştir. Günümüz sanatçıları modern sanatın yenilikçi ve sanat kaygısı ile yapılmasının aksine, toplumun yaşayış biçimine eleştirel bir şekilde yaklaşmaktadır. Kapitalist ve metalarla kuşatılan dünyada gösterişçi tüketimin sanatı da bir metaya çevirmesiyle yaşanan değişim incelenmiştir. Bu bağlamda ise 3. bölüm kişisel uygulamalarla ifade edilen tüketim ve gösterişçi tüketimin seramik uygulamalarla ele alınarak anlatılmasıdır. Anahtar Kelimeler: Tüketim, Gösterişçi Tüketim, Dijitalleşme, Kapitalizm, Seramik.
Sanat nesnesi- mekân ilişkisinde yeni medya sanatının yeri
Mekân kavramı, tarih boyunca mimari disiplinin temel kavramı olmasının yanı sıra, sanat ve diğer disiplinlerde de önemli bir konu olmuştur. Özellikle 20. yüzyılın başlarında Dada etkileriyle üretilen eserlerde, sanat yapıtının yerini sanat nesnesine bırakması ve nesnenin mekânla kurduğu ilişki, mekân kavramına sanatta önemli bir konum edindirmiştir. Sanatçılar, mekânı eserlerinin anlatım dili olarak kullanarak, eserlerinin anlamını ve etkisini arttırmışlardır. İlerleyen süre içerisinde ortaya çıkan farklı sanat disiplinleri, sanat nesnesi-mekân ilişkisine bağlı kalarak yeni eserlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu sanat disiplinlerinden birisi de ilk etkilerini 1950 yılında gösteren yeni medya sanatı olmuştur. Yeni medya sanatı, sanat ve teknolojiyi bir araya getirerek yeni ve çağdaş bir anlatım yöntemi olmuştur. Bu disiplinin en önemli özelliği, Dada akımını benimseyerek eserlerin düşünce yapısını ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda ortaya konulan eserlerde nesne ve mekân ilişkisi sıklıkla görülmektedir. Yeni medya sanatı, 20. yüzyılın başlarında televizyon, kamera, projeksiyon gibi teknolojik araçların gelişimiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Bu araçlar, ortaya konulan eserlerde iletişim aracı olarak kullanılır ve sanatçının amacı, izleyicilere farklı bir dilde düşünce yapısını aktarmaktır. Bu sanat çalışması raporunun birinci bölümünde, mekân kavramının genel tanımıyla birlikte bu kavramın sanat tarihindeki önemi ve yeri incelenirken, sanat nesnesiyle olan ilişkisinin tarihsel süreç içerisindeki gelişimi ve değişimi örneklerle açıklanmıştır. Sanat nesnesi başlığı altında, gündelik nesnelerin sanat nesnesine dönüşüm süreci ele alınmıştır. İkinci bölümde, yeni medya sanatının, sanat tarihindeki oluşumu ve gelişimi incelenerek bu disiplinde üretilmiş olan eser örnekleri; seramik sanatı özelinde yeni medya sanatının etkileri ve izleri gösterilerek açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, yeni medya teknolojilerinin sunduğu imkanlar eşliğinde seramik yüzeyler üzerine özgün sanat çalışmaları uygulanmış ve bu sanat çalışması raporunda ele alınan konulara bağlı kalınarak çalışmalar, kavramsal boyutta irdelenmiştir.
İznik kültürü çini geleneği ve güncel uygulamalar
Bu çalışmada zengin kültür geçmişine sahip İznik'in seramik ve çini geleneğinde tarihe miras olarak bıraktığı birçok eserin izleri takip edilerek günümüz anlayışıyla bireysel uygulamalarda yerini bulması amaçlanmıştır. Birinci bölümde İznik'in tarihi ve kültürel yapısı arkeolojik izler eşliğinde incelenmiştir. İkinci bölümde İznik çinisi teknik, tasarım, üretim ve uygulama alanları ile ele alınmış, tarihi ve güncel konumu tanımlanmıştır. Üçüncü bölümde tarihsel süreciyle İznikli ustalar ve eserleri incelenmiş, İznik çini geleneğini kendisine konu edinen günümüz sanatçılarından örnekler verilmiştir. Dördüncü bölümde kişisel uygulamalarla geleneğin izleri yorumlanmaya çalışılmıştır. Tarihi ve eserleri ve kültürel katmanlarıyla son derece zengin olan bu geleneği konu alarak yapılan bu çalışma, incelenen konulardan özgün yorumlar türetmek, ve onları kişisel yorumlarla yeniden okumaya sunmak, İznik kültürünün potansiyelini yeniden okumaya sunmak, İznik kültürünün potansiyelini tanımlamak ve zengin kültürünü göstermek açısından önemlidir.
Avanos yöresi kil yataklarının araştırılması ve astar uygulamaları
Avanos yöresine ait kil yataklarının araştırılarak çeşitli uygulamaların yapıldığı sanat çalışması raporunun birinci bölümünde, kilin oluşumuna ve seramik astarının tarihsel sürecine yer verilmiştir. Belirlenen mevkiler doğrultusunda, kil yataklarının seçilmiş bölgelerinden alınan kil numunelerinin seramik astar üretiminde kullanılabilirliği araştırılmıştır. XRF analiz raporu sonucunda, seramik astarı hazırlama prosesi ve astar denemeleri görselleri ile birlikte sunulmuştur. İkinci bölümde, çalışmalarında sıklıkla astar uygulaması gerçekleştiren uluslararası seramik sanatçılarından bahsedilerek, sanatçıların seçkin eserlerine değinilmiştir. Kapadokya'nın oluşumu gereği eşsiz bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir. Üçüncü ve son bölümde, Kapadokya bölgesindeki yapılarda doğal afet ve insan faaliyetleri sebebiyle çeşitli tahribatların oluştuğu gözlemlenmiştir. Bu tür olumsuz eylemlerin etkisi altında kalınarak özgün çalışmalar yapılmıştır. Mevki killerinden hazırlanan astarlar, çalışmalarda uygulanarak deneyimlenmiştir.
Yaratım sürecinde bellekten imgeye bireysel anlatı
Bu sanat çalışması raporu, sanatsal üretim sürecinde bir içgörü eyleminin bileşenlerinin analizini kapsamaktadır. Rapor dört bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmanın odağını oluşturan bireysel sanat anlatısına bakış sağlaması amacıyla, incelemelerin ilkini, anlamlandırma, çözme ve ifade etme yetisini inceleyen, yaratıcılık ile ilgili konular oluşturmuştur. Sanatsal yaratıcılığın kişisel kurgu ve zihinsel bir düzene dayandığı için daha içsel bir olgu olduğu görülmektedir. Yaratıcılık kavramı üzerine literatür incelemelerinin yapıldığı bölüm, sanatsal yaratıcılık ve bellek ilişkisinin yapısını kurmaktadır. Belleğin yapısının incelendiği bölümde çeşitli kuramcıların yaklaşımlarına yer verilmiştir. Belleğin sanatla olan ilişkisine bakış açısı oluşturabilecek perspektifte biçimlenen bu inceleme, otobiyografik bellek ve sanatsal anlatı alt başlığı altında sanat üretimleri üzerinden çözümlemeleri içermektedir. Bellekle ilgili araştırmalarda uyarıcının zihinde edindiği yerden bahsederken imge konusuna işaret edilmektedir. Bu konu, sanatsal üretim sürecinde önemli bir yere sahip olduğundan çalışma kapsamında, imge kavramına, sanat tarihinde imgenin biçim buluşu ve görünürlüğüne ait incelemelere ve günümüz sanatında yer bulunuşuna değinilmiştir. Bu sanat çalışması kapsamında üretilen seramik eserler; günlük olaylar, bellek izleri, çeşitli anlar ve çocukluk anıları üzerinden bir anlatıyı oluşturmaktadır. Çalışmalar zamana yayılan bir süreçte inşa edilmiştir. İçsel bir bakışa odaklanarak başlayan bu çalışma dizilerindeki imgelerin süreç içinde evrilerek, değişerek ve türeyerek katmanlandığı söylenebilir. Belli bir konsantrasyonun sonucu olan bu eserler kendi içlerinde bağımsız anlatı sunma potansiyeli taşıdıkları kadar, bir diğer taraftan otobiyografik bellekten bireysel anlatıya varan bir serüvenin manzarasını da sunmaktadır.
Kinetik seramik form ve mekan
Bu çalışma, evrenin oluşumundan günümüze kadar olan süreçte insan ve teknolojinin gelişimi sayesinde sanatın değişim süreci ve bu süreç neticesinde seramik formlarda doğanın bizlere sunduğu hareketi aktarmaya çalışmayı konu edinmiştir. Kinetik Sanatı özgün seramik formlarda uygulamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde form ve biçimi oluşturan temel unsurlar, sanata olan etkisi, sanatta formun hareketi anlatılmaya çalışılmıştır. İnsanın bilinçlenmesi, merak ve ileri gitme arzusu teknolojinin gelişimini sağlamış, bu gelişme sonucunda sanatçılar eser üretimlerinde bu gelişmelerden faydalanmıştır. Kinetik Sanatı oluşturan ana sanat akımları ve görüşleri incelenmiş bu bağlamda çalışan sanatçıların eserleri incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, insanlık tarihinden bu yana teknolojinin gelişimi ve sanata olan etkisi, plastik ve estetik kaygılar güdülerek, temel amaç olan kinetik hareketi seramik formlarda uygulanması amaçlanmış ve çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler hareket, seramik, kinetik sanat, form
Zıtlık kavramının dalga oluşumlarıyla sanatsal olarak yorumlanması
Yaşamımızın her anında, karşımıza çıkabilecek olan herhangi iki zıt durumun bir araya gelerek bir bütünü oluşturmasıyla meydana gelen zıtlık kavramının Heraklitosla birlikte ortaya çıkış aşamasından itibaren incelenmesiyle anlamlandırılması ve zıtlık kavramının dünya üzerinde var olan düzenini sağlayan diyalektik yasasıyla anlatılmasıyla, bu yasasının doğanın diyalektiği üzerinden işlenmesiyle sürdürülmektedir. Diyalektik; karşıtlıkları kullanarak gerçekleştirilen akıl yürütme biçimidir. (Turkedebiyatı,2007) Sanat tarihi boyunca bütün sanat dallarında zıtlığın bir eser yaratım sürecinde kavram olarak kullanıldığı görülmektedir. Raporun birinci bölümünde; zıtlık kavramının kelime anlamından başlayıp tarihsel sürecine kadar araştırılmasıyla devam eden araştırmada doğadaki her şeyin birbirine bağlı olması ve sürekliliğinin olmasının anlatıldığı diyalektik kavramıyla bağlantısı işlenmiştir. Diyalektik kavramının doğanın düzenindeki yeri anlatılmıştır. Doğa olaylarından seçilen dalga hareketi açıklanıp doğanın diyalektiği üzerinden yorumlanmıştır. Plastik sanatlarda dalga formu çalışan sanatçılar araştırılıp, yorumlanmıştır. İkinci bölümde ise tüm bu teorik süreçteki bilgiler ile özgün seramik uygulamalarla dalga oluşumları yorumlanmıştır. Rapor kapsamında karşıtlıkların kullanılması ile sanat eseri tasarlamanın yöntemleri, dalga formu üzerinden seramik uygulamalara yansıtılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın çıkış noktası, insan yaşamına dair zıtlık kavramının ve zıtlığı oluşturan iki farklı olgunun arasındaki bağın yine doğa olayları sonucu oluşan dalga formları üzerinden sanatsal olarak yorumlanmasıdır.
Terra sigillata ile çağdaş seramik uygulamalar
ERTÜRK, Metin. Terra Sigillata ile Çağdaş Seramik Uygulamalar, Yüksek Lisans Sanat Çalışması Raporu, Ankara, 2019. Terra Sigillata, Roma Döneminde yapılmış mühür dekorlu seramik kaplara verilen isimdir. Zaman geçtikçe kapların üzerindeki pekişmiş (zinter) astar ile özdeşleşerek "Terra Sigillata Astarı" olarak anılmaya başlanmıştır. Yüzyıllardır çömlek ustalarının tutkusu haline gelen terra sigillata tekniği geliştirilerek günümüze kadar ulaşmıştır. Astarın yapılışı, uygulanışı ve formlar ile kusursuz hale gelmesi uzun çaba ve sabır gerektiren bir süreç olduğundan, elde edilen pürüzsüz yüzey ve kilden gelen doğal parlaklık seramik ustalarının nesilden nesile aktardığı önemli bir miras haline gelmiştir. Anadolu'da Neolitik Dönem'den itibaren seramik yüzeylerde kullanılmaya başlayan astarın en gelişmiş hali Terra Sigillata'dır. Kilin renk verme özelliğinin bir değer olarak yüzeyde kullanılması seramik sanatı için yeni olanaklar sağlamaktadır. Terra Sigillata, tarih boyunca seramik formların üstünde sadece yalınlığı, geçirgenliği azaltması ve doğal parlaklığı sebebi ile kullanılmamış, Ege uygarlıklarının seramik üretiminde de önemli yeri olan bu astar türü, günlük kullanım için üretilen seramik kaplar içinde kullanılmıştır. Bu seramiklerde özellikle geometrik desenlerden savaş sahnelerine kadar çok çeşitli formlar göze çarpmaktadır. Bu çalışma ile günümüzden 2300 yıl önce çömlekçi ustalarının tutkusunu şuan ki şartlarla birleştirerek yeni formlar ve yeni anlatım dillerini oluşturmaktır. Yüzeyin üstünde oluşan ipeksi mat yüzeyin yarattığı yalınlık ile çağdaş formlarla birleşerek az malzeme ile güçlü ifadeler kurulmuştur. Antik Yunan Dönemi ve Roma Dönemi'nin altın astarı Terra Sigillata, 20. yüzyıldan itibaren tekrar öğrenilmek istenen, uygulanan ve değeri günümüzde daha da iyi anlaşılan astar türü olmuştur. Anahtar Sözcükler: Terra Sigillata, Seramik, Çağdaş Seramik Sanatı, Astar
Cam füzyon şekillendirme tekniği ve kişisel uygulamalar
"Cam Füzyon Şekillendirme Tekniği ve Kişisel Uygulamalar" araştırması, cam şekillendirme teknikleri içinde özelikle cam füzyon tekniğinin, cam sanatçıları ve akademik çalışmalar adına ilgi çeken bir konu olması nedeniyle seçilmiştir. Teknik, ısı ile cam şekillendirme tekniklerinden birisi olup başta Mezopotamyalılar olmak üzere 4000 yıldır uygulandığı bilinmektedir. Cam üfleme borusunun gelişimine kadar, yaklaşık 2500 yıl boyunca küçük cam nesnelerin yapışması için birincil yöntem olarak kullanılan teknik cam sanatında ayrı bir öneme sahiptir. Bu çalışmada tekniğin sanat ve eğitim açısından önemi vurgulanmaya çalışılmıştır.Çalışmada öncelikle camın tanımı, tarihsel gelişim süreci, sanatsal açıdan çağdaşlaşma süreci ve cam şekillendirme teknikleri ele alınmış, cam füzyon tekniğinin tanımı, gelişimi incelenmiş ve bu tekniği uygulayan sanatçılardan bazı örneklere yer verilmiştir. Camın, cam füzyon fırını içindeki sınırlılıklarının da incelendiği bu araştırma kapsamında tanım ve tüm teknik gelişim süreçleri ve bu süreç içinde nasıl bir değişim içinde olduğu gibi konular detaylıca incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın özü olan cam sanatının günümüzde en yaygın kullanım türlerinden biri olan cam füzyon uygulamalarında, bir atölyenin nasıl olması gerektiği ile ilgili bir model kurgulanmış ve kişisel cam füzyon uygulamalarına yer verilmiştir. "Cam Füzyon Şekillendirme Tekniği ve Kişisel Uygulamalar" başlığı ile temel alınan standartlar doğrultusunda oluşturulmak istenen atölye koşullarında dikkat edilmesi gereken kurallar, sağlık ve güvenlik öncelikli bir yaklaşım ile kullanılan alet ve malzemelerin özellikleri gibi konulara değinilmiştir. Türkiye ve dünyadaki cam füzyon atölyesi örnekleri incelenmiş ve cam füzyon atölyesi oluşturmada yeni bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır.
Sanatta kendilik ve kişisel tarihin anlatımı kapsamında öznel uygulamalar
Çok uzun zamandır bireyin dış dünyadan etkilenerek iç dünyasını yansıtmasıyla, kendi yaşamındaki bağlantıları sanat nesnesine dönüştürmesi en tanıdık üretim biçimi olagelmiştir. Sanatçı, yaratıcı konuma ulaşıp özgürlüğünü ilan ettikten sonra kendi varlığını, kendiliğini çalışmalarına nasıl konu eder? Bu çalışmada, kişisel tarihin aralarında gezinirken özellikle de çocukluktan kalan "çocukluk halleri"nin ön plana çıktığı görülebilir. Bilinçaltının ve bilinçdışının bu anlamda ne kadar etkin olduğu psikoloji ve toplum bilimleri açısından daima incelenmektedir. Sanat yoluyla bu konuya bakış ise biyografik anlatım ve çözümlemelerde sıkça görülebilir. Hemen hemen her sanatçı bir yönüyle bu biyografiyi oluşturur. Çalışma kapsamında sanat ve yaşamın görünür ve görünmez bağları üzerinde durulmuş, yaşamın mı sanatı yoksa sanatın mı yaşamı konu ettiği soru hep zihinde tutularak, bir zaman dizin sırasıyla yaşamın odak noktalarından yapılan seçki ve sorgulamalar üzerinden kendilik olma hali ele alınmıştır. Kendi olma ve kendini gerçekleştirme hali seramikten öznel uygulamalarla ortaya konmuş, yaratıcılığa katkısı ve sanatsal sürece yansıması çok yönlü değerlendirilmiştir. Bu çalışma kişisel tarihe ait bazı düşünsel ve duygusal birikimlerin, anıların birbiri içinde, yer yer oyunsal bir üslupla sanata yaklaşması ve kendi yoluyla seramiğin bir anlatıma dönüşmesi halidir. Anahtar Sözcükler: Kendilik, kişisel tarih, otobiyografi, seramik, sanat nesnesi, oyun nesnesi.
Kentsel mekanda ayrışmanın gündelik hayata ve kişisel sanat pratiğine etkisi
Günümüzde dünya nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı kentler, kurulduklarından beri yönetilir, mekânsal olarak ayrıştırılır ve güçlüler tarafından işgal edilir. Modernizm ile birlikte katmerlenen bu süreç, günümüzde bizzat kentsel mekânın metalaşması, kolayca ve kerelerce el değiştirebilmesi ile kentin yönetimsel boyutunun karmaşıklaşmasına yol açmıştır. Böylece kentte yaşayanlar için önceleri yönetimlerce sosyo-ekonomik kurallar doğrultusunda mahalleler, sokaklar ve alanlar aracılığıyla yaşanan mekânsal ayrışma, Postmodern süreçte doğanın, kentsel belleğin, kamusal alanların tahribatıyla kent insanının artık kendini tecrit etmeyi yeğlemesine doğru evrilmiştir. Çünkü bu ucu bucağı belirsiz tahribat, bireylerin alanlarını hiç ummadıkları şekilde daraltmış, onları yalnızlaştırarak yaşadıkları hayata yabancılaştırmış ve gündelik hayatlarını doğrudan etkilemiştir. Bu sebeple "gündelik hayat ve eleştirisi" 19.yy'dan beri sanatın ve felsefenin önem verdiği konular arasında yer alırken, kentin gündelik hayatına dair sıradan kişisel tespitlerin önemi gün geçtikçe açığa çıkmaktadır. Tüm sanat alanları bu tespitlerin vurgulanmasında önemli bir ifade biçimi olarak rol oynamaktadır. Anahtar Sözcükler Kent, Mekân, Ayrışma, Yabancılaşma, Gündelik Hayat, Sanat
Kent ve arazi olgusunun çağdaş seramik formlarda yansımaları
'Kent ve Arazi Olgusunun Çağdaş Seramik Formlarda Yansımaları' konulu rapor geçmişten günümüze sanatçının içinde yaşadığı dünya, parçası olduğu toplum, kültür, gördüğü manzaralar ve bunların sanatçı üzerinde bıraktığı izlenimler ve etkilerden oluşur. Bu izlenimler ve etkiler; sanat yapıtına zemin oluşturan, etrafını sarmalayan çevresel faktörlerden; kent ve arazi temellerinden yararlanılarak, bir bağlamda 'mekân ve boşluk' kavramına atıfta bulunarak yürütülen bir çalışmadır. Bu raporda bütünsel açıdan, tarihsel süreç içerisinde kentin tanımı, gelişim süreçleri, sanata ve özelde de seramik sanatına olan etkileri üzerinde durulmuş, kentin gelişimi genel olarak ele alınmış ve günümüzdeki etkileri öznel seramik uygulamalarla sunulmaya çalışılmıştır. Geçmişle günümüzün bir derlemesi olan kent ve arazi teması kullanan sanatçılar ve kent arazi ilişkisi üzerine seramikten hazırlanmış çok parçalı birimlerle oluşturulan kargaşa, kalabalık ve tüm bu kaosun içinde bireyin kendini bulma arayışı, çabası bu çalışmanın özünü oluşturmaktadır. Bu tez, kuramsal olarak kent ve arazinin sanatla ilişkisini ve bu bağlamda seramik formlarla üretilen çalışmaların açıklandığı, farklı dönem çalışmalarından oluşmaktadır.
Plastik sanatlarda temel yeryüzü şekillerinin kullanımı ve seramik sanatında yorumu
Bu çalışmada doğa, bir çekim alanı olarak insanların özlem duydukları, yaşam alanlarında aradıkları bir oluşum olarak ele alınmıştır. Doğanın sanat ile buluşturulmasına, sanat için önemli bir esin kaynağı olmasına ve ilk zamanlardan günümüze doğanın sanattaki ele alınışına değinilmiştir. Doğanın temel yeryüzü şekillerinden dağlar, ovalar ve platolar insan elinin bozmadığı yapılar olarak, çalışmanın temasını oluşturmaktadır. Bu yapılar, coğrafi birer terim olarak açıklanarak, örnek fotoğraflar ile desteklenmiştir. Plastik sanatlardan; resim, heykel ve seramik sanatında temel yeryüzü şekillerini işleyen sanatçılara, eserleri ile yer verilmiştir. Kişisel uygulamalarda; günümüzde aranan doğal imgeler seramik sanatında yorumlanarak, yaşanılan mekânlara bir güzelleştirme ve iyileştirme yapılmaya çalışılmıştır.
Mekan ve harabe ilişkisi
Değişen birçok faaliyet ve koşullar ile birlikte yıkıntı ve harabe hale gelen mekansal yapılar kimi zaman bir direniş alanı kimi zaman da hatırlatıcı bir gösterge veya yaratıcı deneyimlerin yapılabileceği alan olmuştur.Yıkımın yaratıcı bir yöntem olabilirliği ise çeşitlilik göstermektedir. Bu yöntem kullanım alanına göre ''temizleyen yıkım''ya da ''yaratan yıkım'' kavramlarını oluşturmuştur. "Mekan ve Harabe İlişkisi" başlıklı Yüksek Lisans Sanat Çalışması Raporu'nda ise bu başlıklar kapsamında yıkım ve harabe kavramları irdelenerek sanat yapıtları ve sanatçı örnekleri ile birlikte kişisel çalışmaların yorumlanması amaçlanmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde; ilk olarak mekan kavramı ve yıkım–harabe kelimelerinin etimolojik kökenlerinden faydalanarak kavramlarının anlamları üzerinde durulmuştur. Bölümün devamında ise, bir yapının yıkıma uğrama nedenleri araştırılmış, veriler ile örneklendirmeler yapılmıştır. İkinci bölümde ise; mekan ve harabe kavramları üzerine üretilen sanat eserleri sanatçı örnekleri ile incelenmiştir. Yaratan yıkım kavramının ortaya çıkmasında etkili olan, rasyonalist manifestosunun fiili yıkıcılık ve sistem kuruculuğunun tam tersine sistemleri bozmayı ve çürütmeyi hedefleyen Küf Manifestosu ele alınmış ve manifestonun söylemleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise; mekan ve harabe ilişkisi üzerine yapılan araştırma ve örneklerin yardımı ile kişisel seramik çalışmalara dair yorumlara yer verilmiştir.
özgün seramik formlarda ajur tekniği uygulamaları
Tezin birinci bölümün de seramik dekorlarına kısa bir giriş yapılmış, Devamında Seramik dekorunun tanımıyla birlikte seramik dekorunun tarihçesine kısa bir bölümde yer verilmiştir. Daha sonra birinci bölümde Seramik dekor çeşitleri tanımlarıyla birlikte detaylı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. ikinci bölüm de Ajur tekniği ayrıntılı bir şekilde tanımlanmış, tarihçesiyle anlatılmış, genel anlamlarıyla açıklanmaya çalışılmış ve uygulama yöntemleri ele alınmıştır. Son olarak ikinci bölümde ajur dekorları ile çağdaş seramik form uygulamasıyla ortaya etkili işler çıkaran sanatçılardan örneklere yer verilmiştir. Aynı zaman da Sanatçıların eserlerinin bilgileri ve sanatçı biyografilerinden de bahsedilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde kişisel uygulamalar ve açıklamaları yer almaktadır.