Kriz
328 theses under this subject heading
Koronavirüs salgın krizinin restoran işletmeleri üzerindeki etkilerine ve yöneticilerin kriz sonrası beklentilerine yönelik Marmaris'te bir araştırma
Koronavirüs salgını, kısa bir süre içerisinde bütün dünyayı etkisi altına almış, birçok ülkede hayatın durmasına sebep olmuş, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine ve milyarlarca insanın fiziksel ve ruhsal sağlığının bozulmasına neden olan kriz ve felaket durumu olarak yorumlanmaktadır. Ortaya çıkan bu salgın krizinin etkileri birçok sektör ve endüstriyi etkisi altına aldığı gibi restoran işletmelerini de büyük ölçüde etkilediği görülmektedir. Koronavirüs salgın krizinin etkilerinin hala güçlü bir şekilde hissedildiği ve geleceğe yönelik belirsizliklerin olduğu gözlenmektedir. Çalışmanın temel amacı; Marmaris'te faaliyet gösteren restoran işletmelerinin Koronavirüs salgın krizinin sebep olduğu etkileri ve kriz sonrası beklentilerini belirlemek için gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma modeli kullanılan bu çalışmada, farklı bakış açılarını ortaya koymak amacıyla restoran yöneticileri, restoran sahipleri ve restoran ortakları olmak üzere toplamda 25 kişiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Restoran işletmeleri, Koronavirüs salgınından dolayı ciddi kayıplar yaşadıklarını ve gelecek günlerle ilgili endişelerini ifade etmişlerdir. Bununla birlikte bu kayıpların giderilebilmesi için ihtiyaç duydukları beklentilerini ifade eden görüşleri analiz edilmiş ve derlenmiştir. Çalışmanın; restoran işletmecileri, karar vericiler ve bu alanda çalışmayı düşünen diğer araştırmacılara katkı sunması beklenmektedir.
Finansal krizlerde Borsa İstanbul alt sektörleri arasındaki oynaklık yayılımı: Yön, frekans boyutu ve şoklar bağlamında analiz
Araştırmanın temel amacı; 2001 Finansal Krizi ve 2008 Küresel Krizi esas alınarak belirlenen dönemlerde, krizler nedeniyle BIST alt sektör endeks getirilerinin kendi sektör grupları içinde değişen oynaklık yayılımlarının, yönünün, frekans boyutunun ve değişime neden olan olaylar bağlamında dinamik yapısının belirlenmesi ve farklı türdeki krizlerin oynaklık yayılımları üzerinde yarattığı etkilerin farklı olup olmadığının tespit edilmesidir. Tezde birbirlerini tamamlayan nitelikteki üç ayrı yöntem ile yapılan analizlerle, alt sektör endeks getirileri arasındaki oynaklık yayılımlarının yön ve frekans boyutu belirlenmiş, yayılımlar üzerinde hangi tür şokların daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Uygulanan analizler ile 2001 Finansal Krizi ve 2008 Küresel Krizi'nin, sınai, hizmetler ve mali alt sektör endeks getirileri arasındaki oynaklık yayımlılarının yönünü ve frekansını farklı şekilde değiştirdiği belirlenmiştir. Bulgular, krizlerin ardından birçok alt sektör endeks getirisi arasındaki koşullu korelasyon yapısının değiştiğini, 2008 Küresel Krizi'nin ise koşullu korelasyon yapıları üzerinde daha fazla etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte 2001 Finansal Krizi'nin ardından tüm alt sektörlerin politik şoklardan, özellikle mali alt sektör getirileri arasındaki oynaklık ilişkilerinin de ekonomik şoklardan diğerlerine göre daha fazla etkilendiği belirlenmiştir. 2008 Küresel Krizi'nin ardından ise ekonomik şokların sınai ve mali, toplumsal ve politik olayların da sınai ve hizmetler alt sektör getirileri arasındaki oynaklık ilişkilerinde daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir. Tez sonucunda elde edilen bilgiler ışığında aynı türde krizlerin gerçekleşmesi durumunda yatırımcılara çeşitlendirmeye ilişkin bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal krizler, varyansta nedensellik, frekans temelli oynaklıkyayılımı, dinamik koşullu korelasyon, Borsa İstanbul
2008 kriz döneminde sanayi sektöründe yaşanan daralmanın büyüme üzerine etkisinin ekonometrik analizi:Türkiye uygulaması (2005-2016)
Sanayi sektörünün diğer sektörlerin gelişiminde lokomotif olması, ekonomik büyüme ile sanayi sektörü arasındaki ilişkinin bilinmesini önemli kılmaktadır. Sanayi sektörünün gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içinde payının arttırılması ekonomik büyümeyi hızlandırırken, tersi durumun yaşanması ekonomik büyümeyi yavaşlatacak ve hatta geriletecektir. Özellikle kriz dönemlerinde sanayi sektörünün ne yönde etkilendiğini belirlemek geleceğe dönük politikaların oluşturulması ve gelecekte yaşanacak olası krizlerin etkilerini azaltabilmek açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, 2008 küresel ekonomik krizle birlikte Türk sanayi sektöründe yaşanan daralmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de ekonomik büyüme ile sanayi sektörünü temsilen sanayi üretim endeksi (SÜE), sanayide çalışılan saat endeksi (CSE), sanayide kişi başına üretim (KBU) ve sanayi ciro endeksi (SCE) arasındaki ilişki; 2005:Q1-2016:Q1 dönemi için üç aylık veriler kullanılarak VECM ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda kısa dönemde tüm değişkenlerin büyüme üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Uzun dönemde ise SUE, CSE ve KBU değişkenlerinin büyümenin nedenini oluşturduğu görülmüştür. Bu sonuçlara göre sanayi sektöründe yapılacak iyileştirmeler büyümenin üzerinde olumlu etki yaratacaktır. Anahtar Sözcükler: Türk sanayi sektörü, Ekonomik büyüme, 2008 Küresel kriz,Granger Nedensellik, VECM analizi.
Kriz ve kurumsal risk yönetimi ile ilgili Türkiye'deki havayolu işletmelerinde farkındalık düzeyinin araştırılması
Havayolu işletmeleri, sektörel dinamikleri, değişkenlik düzeyinin yüksek olması, paydaşların havacılığa olan ilgisi ve nitelikleri itibariyle krizlerin işletmeler üzerinde etki şiddeti daha farklı ve yüksek olabilmektedir. Küreselleşmenin etkisiyle dünyanın herhangi bir bölgesinde meydana gelen bir kriz, havayolu işletmelerinin operasyonlarını dolaylı ya da doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle işletmeler kurumsal sürdürülebilirlik için savunma mekanizmalarını bir anlamda kriz ve risk kaynaklarına yönelik olarak kurumsal stratejiler kapsamında geliştirmektedir. Kriz yönetimi bu savunma mekanizmalarından biridir. Risk, organizasyonların hedeflerini olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek her türlü olaydır. KRY'nin (Kurumsal Risk Yönetimi) geliştirilmesi ile birlikte işletmeler, risklere sadece tehdit gözüyle değil, fırsat gözüyle de bakmaya başlamıştır. KRY'nin kurumsal değere ve performansa pozitif etkisi olduğu kabulünden hareketle kuruma özgü tesis edilen kriz ve risk yönetimi sistemlerinin kurumsal stratejik amaçların başarılmasında kritik rol oynadığı öngörülmektedir. Bu çalışmadaki amaç, hem şirketlerin farkındalık seviyelerinin arttırılmasına destek olacak nitelikte kılavuz bir çalışma sunulması ve hem de literatüre katkıda bulunulmasıdır. Bu çalışmada, kriz ve KRY konuları açıklanmıştır. Farklı iş modellerinde faaliyet gösteren, Türkiye merkezli yedi farklı havayolu işletmesindeki kriz ve KRY uygulamaları incelenmiştir. İşletmelerin bu konudaki farkındalıkları araştırılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak işletmelerin üst düzey yöneticileri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Kaynakların etkin kullanımı, işletmeler açısından tehdit olarak görülebilecek risklerin avantaja dönüşebilmesi, iyi bir kriz ve KRY uygulaması ile mümkündür. Bu nedenle işletmeler kriz ve KRY konusunda farkındalık düzeylerini artırarak hem kriz ile risk yönetimi uygulama performanslarını hem de kurumsal performanslarını geliştirebilirler. Bu çalışma yoluyla amaçlandığı üzere, işletmelerin bu özelliğin farkında olmaları onların kriz ve kurumsal risk yönetimi sistemlerine olan paradigmalarını da etkileyebilecektir.
2001 Şubat krizi ve 2008 küresel krizlerinde Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı bankaların panel veri analizi ile değerlendirilmesi
Kriz, neredeyse bütün yaşam alanlarında çeşitli sebeplerden kaynaklı meydana gelen düzensizlik durumu olarak ifade edilebilmektedir. Ekonomi alanında etkiledikleri sektörler açısından krizler, mal ve hizmet sektörünü etkileyen reel sektör krizleri ve finansal piyasaları etkileyen finansal krizler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Türkiye yaşamış olduğu 1994, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri ile finansal kriz geçmişi olan bir ülke konumundadır. Son yıllarda finansal piyasaların gittikçe birbiri ile bütünleştiği uluslararası finansal sektörlerde, herhangi bir ülkenin finans piyasalarında oluşan kriz tüm dünyayı etkileyen küresel bir krize dönüşebilmektedir. Başlangıç noktası ABD olan mortgage krizi de kısa bir zamanda tüm dünyayı etkileyen küresel bir kriz haline gelmiştir ve Türkiye ekonomisi ve Türk bankacılık sektörü de bu krizden etkilenmiştir. Çalışmada 2001 Şubat ve 2008 küresel krizi hakkında genel bilgiler verildikten sonra analiz kısmına geçilmiştir. Analizde yöntem olarak Panel Veri Analizi kullanılmış olup 1997-2016 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösteren 12 yabancı banka analize dahil edilmiştir. Yapılan analiz çerçevesinde ise Türkiye'de faaliyet gösteren 12 yabancı bankanın 2001 Şubat ve 2008 küresel krizinden olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kriz, Finansal Kriz, 2001 Şubat Krizi, 2008 Küresel Krizi ve Yabancı Bankalar.
Finansal krizler ve kamu harcamaları: Farklı gelişmişlik düzeylerdeki ülkeler arasında bir karşılaştırma
Finansal Krizler, sermaye hareketliliğin günden güne artmasıyla ülkelerin açısından mali yapılarında önemli tesirlere sahiptir. Finansal açıdan ülkeler krizler karşısında zor durumda kalmaktadır. Ülkelerde finansal krizlerin meydana gelmesinin arka planında temel olarak ülkelerin uyguladıkları döviz kuru politikasının, uluslararası sermaye hareketlerinin, enflasyonun ve ülkelerin borçlanmalarında aşırı bir yönü tercih etmeleri yatmaktadır. Ülkeler finansal krizlere ve toplumsal gereksinimlerin giderilmesi maksadıyla kamu harcamalarını yaparak krizlere karşın etkili adımlar ortaya koyabilmektedir. Bu çalışmada jeopolitik olarak bulunduğu bölgede önemli olan ülkeler seçilerek ilgili ülkelerin 1990 ve 2020 yılları arası meydana getirdikleri kamu harcamaları ve bu harcamalardaki değişimler kamu harcamaları yaklaşımları ve fonksiyonel olarak incelenmiştir.
Dış politika krizlerinin Türk-Rus ilişkilerine etkileri: Uçak krizi örneği
Suriye İç Savaşı kapsamında Türkiye ile Rusya'yı karşı karşıya getiren en önemli olay 24 Kasım 2015 tarihinde meydana gelen uçak düşürme vakasıdır. Hatay Yayladağı mevkiinde bir Rus bombardıman uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi ve defalarca uyarılmasına rağmen uyarıları dikkate almayarak ihlale devam etmesinin sonucunda Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi neticesinde Türkiye ile Rusya arasında bir dış politika krizi başlamıştır. 1950'li yıllardan beri ilk defa NATO üyesi bir ülkenin Rus uçağını düşürmesi sebebiyle bu hadise Türk ve dünya basınında geniş yer bulmuş ve tedirginlik yaratmıştır. Kriz, Türk-Rus ilişkilerini derinden etkilemiştir. Krizin tamamen çözülmesi yaklaşık 8 ay sürmüştür. Krizi en az hasarla atlatabilmek için taraflar kendi pozisyonlarına göre farklı kriz yönetim tekniklerini benimsemişlerdir. Çalışmada, tarafların krizi yönetirken kullandığı teknikler incelenmiş ve krizin ikili ilişkiler üzerinde yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Çalışma, krizin patlak vermesine sebebiyet veren olayların ele alınması ve Uçak Krizi'nin kriz yönetimi açısından değerlendirilmesi noktasında önemli olacaktır.
The Federal Reserve's response to the global financial crisis and its effects: An interrupted time-series analysis of the impact of its quantitative easing programs
The financial crisis that started in the U.S. at the end of 2007 and later spread to other countries was the most severe economic and financial disaster since the Great Depression. The crisis began in the U.S. housing market in August 2007, rapidly extended to other sectors of the U.S. economy, and became global following the collapse of various U.S.-based international financial institutions. To counter the negative effects of the crisis, the Federal Reserve (the central bank of the United States) and other central banks conducted monetary policies that are widely considered unconventional. This master's thesis examines the monetary policies the Federal Reserve implemented in response to the crisis. More specifically, the thesis analyzes the Federal Reserve's quantitative easing (QE) programs, liquidity facilities, and forward guidance operations implemented from 2007 to 2018. The thesis' detailed examination of these policies is concluded with an interrupted time-series (ITS) analysis of the causal effects of the QE programs on U.S. inflation and real GDP. The results of this design-based natural experimental approach show that the QE operations positively affected U.S. real GDP but did not significantly impact U.S. inflation. Specifically, it is found that, for the 2011Q2-2018Q4 post-QE period, real GDP per capita in the U.S. increased by an average of 231 dollars per quarter relative to how it would have changed had the QE programs not been conducted. Moreover, the results show that, in 2018Q4, ten years after the beginning of the Federal Reserve's QE programs, real GDP per capita in the U.S. increased by 14% relative to what it would have been during that quarter had there not been the QE programs.
Örgütsel küçülme ve işgören davranışlarına etkisi üzerine bir araştırma
Günümüzün iş dünyasında, çok hızlı değişim ve artan rekabet, örgütler için hızlı karar verme ve değişen koşullara ayak uydurabilme yeteneğini gerekli kılmaktadır. İletişim sisteminin bilgi akış ve paylaşım sürecindeki sınırları ortadan kaldırarak küreselleşme olgusunu gündeme getirmesi, örgütleri ulusal ve uluslararası alanda yoğun rekabet koşulları ile karşı karşıya bırakmıştırKüreselleşmenin de etkisiyle her geçen gün küçülen dünyada ortak değerler oluşmakta ve bu ortak değerler doğrultusunda insan yaşamı şekillenmektedir. İşletmeler açısından da durum bu şekildedir. Ekonomik açıdan dünya yoğun bir bütünleşme süreci geçirmiş ve birbirine daha bağımlı hale gelmiştir. Dünyada ve ülkemizde özellikle kriz ve durgunluk dönemlerinde maliyetleri düşürme ve verimliliği artırma isteğine bağlı olarak örgütlerin ilk başvurdukları uygulamaların başında örgütsel küçülme gelmektedir.Küçülme örgütler için değişim yönetiminin getirdiği alternatiflerden biridir. Küreselleşme sonucu doğan rekabet ortamı, ekonomik, yönetimsel, finansal, teknik etkenler örgütlerin küçülmesinde etkin rol oynamaktadır. İşletmeler için değişim stratejisi niteliğinde olan küçülme rekabet açısından üstünlük sağlamayı hedeflerler. İşletmenin karlılığındaki azalmanın önüne geçmek, rekabet gücünü arttırmak ve daha yüksek verim düzeylerine ulaşmak, küçülmenin öncelikli hedeflerinden olmakla beraber; müşteri gereksinim ve beklentilerine odaklanmak için de küçülme çoğu zaman gereklilik arz etmektedir. Örgütsel küçülme denilince akla gelen ilk uygulamalardan biri işgören çıkarmadır. Değişimin artan gücü milyonlarca insanın işini kaybetmesine veya muhafaza edebilenlerin de her an bu korku ile yaşamalarına neden olmaktadır. Özellikle Türkiye ekonomik koşullarında örgütler için en büyük maliyet kalemlerinden biri de işgücü maliyetidir.Türkiye de örgütsel küçülmeden özelikle işgörenlerin etkilendiği varsayımından hareketle, işe devam eden ve işten ayrılan işgören üzerinde önemli sonuçları olduğu söylenebilir. Bu nedenle araştırmada örgütsel küçülme strateji ve yöntemlerinin çeşitleri, örgütsel küçülmeye işgörenlerin verdiği tepkiler ve insan kaynakları yönetiminin süreçteki önemi üzerinde durulmuştur.
Aile işletmelerinde kriz yönetimi ve Kütahya İli'nde bir uygulama
Aile şirketleri herhangi bir doğal afet veya ekonomik krize karşı daima hazırlıklı olmalıdırlar. Dolayısıyla herhangi bir krizin zararlı etkilerinden kendilerini korumak için birtakım önlemleri almaları gereklidir. Etkili bir kriz yönetimi planı için öncelikle işletmenin karşılaşabileceği tehditler belirlenir ve çözüm önerileri ortaya konur. Aile şirketlerinde kriz anında göreve alacak bir acente olmadığı için kendi kriz yönetimi planlarını kendilerinin oluşturup uygulamaları gerekir. Bu nedenle, bu şekilde yapılanmış şirketlerde kriz yönetimi ayrı bir öneme sahiptir. Etkili kriz yönetimi yönetimde işletme yöneticinin öncelikle birkaç alanı kontrol altına almasını gerektirir.Aile şirketlerini etkileyebilecek krizler; küçülme dolayısıyla işgören çıkarılması, davalar, finansal problemler, ayrımcılık/taciz, cezalar, medya kuşatması, dedikodular, ürünlerde aşırı defolar, kalite sorunları, şiddet tehditleri, iş kazaları, yönetim kurulu başkanının ani ölümü, hükümet cezaları, doğal afetler, boykot ve grevler vs'dir.Bu çalışmanın birinci bölümünde aile şirketlerinin yapısal analizi yani tarihi gelişimleri ve özellikleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümünde ise işletmelerde kriz ve kriz yönetimi tanımlanmıştır. Üçüncü ve son bölümünde ise aile şirketlerinde kriz yönetimi ve işletme açısından önemi incelenmiştir. Aile şirketlerinin karşılaştıkları krizlerde izlemeleri gereken yollar anlatılmaya çalışılmıştır. Kriz öncesi, kriz anı ve kriz sonrası kriz yönetimleri anlatılarak bu işletmelerin karşılaştıkları krizlerde nasıl davrandıkları ve karşılaşacakları krizlerde nasıl davranmaları gerektikleri ifade edilmiştir. Bir bütün olarak çalışma incelendiğinde konuların birbirlerini tamamlayıp sade bir dil kullanılarak herkesin anlayabilmesi hedeflenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kriz, Yönetim, Aile İşletmeleri, Yönetici
2000 sonrası Türkiye' de yaşanan finansal krizlerin işletmelerin dış ticaret işlemleri (ithalat-ihracat-ödeme-tahsilât) üzerine etkileri ve Kütahya Porselen San. A.Ş. uygulaması
Krizler ülke içi kaynaklı olabildiği kadar diğer ülkelerde yaşanan krizler kaynaklı da olabilmektedir. Söz konusu kriz dönemlerinde işletmelerin dış ticaret işlemlerinde de bir takım farklılıklar meydana gelebilmektedir. Araştırmada bu farklıkların ithalat, ihracat, ödeme ve tahsilât şekilleri üzerindeki etkileri üzerinde durulacaktır. Özellikle 2000 sonrası dönemde Türkiye' nin yaşamış olduğu 2000 Kasım, 2001 Şubat ve 2008 krizlerinin dış ticaret üzerindeki değişimleri ele alınmıştır.Krizler işletmeleri her yönüyle etkileyebildiği gibi, sadece bir yönüyle de etkiyebilmektedir. Ancak ithalat ve ihracatın birbirini karşılama oranlarına bakıldığında Kütahya Porselen San. A.Ş. gibi ithalat bakiyesini ihracat bakiyesinden karşılayan işletmeler için kriz dönemleri diğer tüm işletmelerden farklı atlatılabilmektedir. Bu şekilde olan birçok işletme için de dış ticaret işlemleri farklılık gösterebilmektedir. Araştırmada bu değişimlere yer verilecektir.Anahtar Kelimeler: Kriz, Dış Ticaret İşlemleri, İthalat/İhracat, Ödeme/Tahsilât
Bir kamu yönetimi sorunsalı olarak kriz yönetimi: Türkiye-ABD karşılaştırması
Hızla değişen dünya gündemi ile sıklığı ve çeşitliliği sürekli artan krizler sadece özel sektörü değil kamu sektörü ve hükümetleri de etkili ve gerçekçi kriz yönetimi sistemleri geliştirmeye mecbur etmektedir. Özellikle vatandaşın devletten ve kamu kurumlarından beklentilerinin son derece artmış olması, hizmetlerin aksamaması ve vatandaşın gözünde hükümetin imajının korunması açısından krizlerin iyi yönetilmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda insan faktörü hem kamu hizmetlerinin üreticisi kamu personeli hem de vatandaş anlamında kriz yönetiminin en önemli bileşeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, kamu sektörü için etkili ve iyi işleyen kriz yönetimi sistemlerine sahip olmanın gerekliliğinin altı çizilirken bu sistem içerisinde insan faktörünün önemi gözden geçirilmiştir. Yaşanmış pek çok kriz vakası hükümetlerin ve ilgili kamu kurumlarının bu krizlerin yönetiminde gösterdikleri performansın vatandaşın devlete duyduğu güveni etkilediğini ortaya koymuştur. Öte yandan özellikle büyük çaplı felaketlerden kaynaklanan krizlerde devletin her bir vatandaşın beklentilerini karşılayacak şekilde kriz müdahalesi ve telafisini gerçekleştirmesi mümkün olamamaktadır. Bu yüzden sade vatandaşın gerek kriz öncesi gerekse kriz sonrası dönemde ulusal kriz yönetimi sisteminin bir parçası olması ve kendi kendine yetebilmeyi öğrenmesi faydalı bir çözüm yolu olacaktır.
Küresel krizin bulaşma etkisi: Menkul kıymet borsaları üzerine bir uygulama
Küreselleşmenin bir sonucu olarak ülkeler arasında sınırların ortadan kalkması, piyasalar arası finansal ilişkilerde yoğunluk ve serbestliği de beraberinde getirmiştir. Bu serbestleşme piyasalarda yaşanan şokların ülkelerarası transferine olanak sağlayan bir yapı ortaya çıkartmıştır. Ekonomik şokların ülkelerarası transferi konusunda literatürde yapılmış birçok çalışma yer almaktadır. Bu çalışmalara ilave olarak son yıllarda finansal şokların transferi konusunda krizlerin bulaşıcılığı ön plana çıkmış ve birçok araştırmacı tarafından incelenmiştir. Bu çalışmada da çeşitli ülkelerde yaşanmış ve küresel çapta diğer ülkeleri de etkileyen birtakım krizlere değinilerek, bu krizlerin bulaşıcılığı incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde detaylı olarak küreselleşmeden bahsedilmiştir. İkinci bölümde finansal krizlerin bulaşma etkisi konusunda literatüre uygun bir alt yapı oluşturması için tanımlamalar yapılmış ve çeşitli küresel krizlerin bulaşıcılık etkileri incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise ABD kaynaklı 2007-2009 küresel finansal krizin bulaşma etkisi örneklem seçilen bir grup ülke için ampirik uygulama yapılmak sureti ile incelenmiştir. Ampirik Uygulamada DCC- GARCH modeli kullanılmıştır. Çalışma sonucuna göre kriz döneminde, kriz öncesi döneme göre DCC katsayıları yüksek çıkarak, örneklem seçilen ülkelere 2007-2009 Küresel finans krizin bulaşma etkisi gözlemlenmiştir. Bulaşma etkisi özellikle üst gelir grubu ülkelerde diğer ülkelere göre daha fazla görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Finansal Kriz, Bulaşma Etkisi, Küresel Kriz, DCC GARCH
Türkiye'de finansal krizlerin istihdama etkisi
Finansal kriz, ekonomik sistemdeki ani dalgalanmalar sonucu meydana gelen ekonomik darboğazdır. Krizler, tüm toplumlar için büyük sorunlara neden olan olgulardır. Öyle ki, kriz yaşayan ülkelerde hem maddi, hem de sosyal birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Özellikle, 1990'lı yılların başından itibaren küreselleşmenin etkisiyle, ülkelerin ekonomik ilişkileri artmıştır. Ülkeler ekonomik olarak birbirlerine bağlı hale gelmişlerdir. Küreselleşmenin etkisiyle, krizlerin boyutları da değişmiştir. Ülkelerin etkileşimleri yüzünden kriz, ekonomik bağlantısı olan ülkeleri de etkilemiştir. Bununla birlikte kriz hızla diğer ülkelere yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. Ekonomistler, krizleri incelediğinde zaman her krizin nedenin farklı olduğunu görmüşler. Birinci, ikinci ve üçüncü kuşak (nesil) kriz modelleriyle de krizleri açıklamaya çalışmışlardır. Finansal krizlerin ülke ekonomilerine birçok olumsuz etkisi vardır. Örneğin, GSMH düşer, ekonomi küçülür, ülke para birimi değer kaybeder, ülkenin kırılganlığı artar, işsizlik artar. Bu etkilere daha birçok olumsuz faktör eklenebilir. Türkiye gerek ülke sorunlarından kaynaklanan, gerekse dünyada çıkan krizler nedeniyle, ekonomik ve sosyal olarak ağır yaralar almıştır. 1960 yılına kadar işsizlik sorunu yaşamayan Türkiye, bu yıldan itibaren 2000 yılına kadar işsizlik oranı hep iki haneli olan ülke konumuna gelmiştir. 2000'li yılların başında %6,5 olan işsizlik oranı 2000 ve 2001 krizleriyle birlikte yeniden artmıştır. Daha sonraki yıllarda toparlanan ekonomi sayesinde işsizlik azalma eğilimine girmiş, fakat 2008 Mali kriziyle yeniden artmıştır. 2015 yılında ise işsizlik oranı % 11,3 seviyelerinde seyretmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kriz, Küresel Kriz, Türkiye'de Yaşanan Krizler, Ekonomik Kriz Modelleri, İstihdam, İşsizlik
Küresel krizde maliye politikasının etkinliği:Türkiye uygulaması
Devletin ekonomiye müdahale etmesi konusu iktisat literatüründe her dönem en başta gelen tartışma konularından birisi olmaktadır. 1929 Büyük Buhranı sonrasında J.M. Keynes'in görüşleri doğrultusunda devletin ekonomi içerisindeki rolüne yeni bir boyut getirilmiş ve ekonomik büyümenin sağlanmasında maliye politikasına aktif bir rol yüklenmiştir. Daha sonra, 1970'li yıllarda yaşanan petrol fiyatı şokları ve 1980'li yıllarda Avrupa'da uygulanan mali daralma politikaları sonucunda yaşanan gelişmeler, maliye politikasının etkinliği üzerine yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Yaşanan gelişmeler sonucunda iktisatçılar, Keynes'in ekonomik büyümenin sağlanmasında maliye politikasına yüklediği görevin etkinliğine yönelik ciddi eleştiriler yapmışlardır. 2008 yılına kadar ekonomi politikaları içerisinde önemi geri planda kalan maliye politikası, ABD'de ortaya çıkan küresel krizle birlikte ekonomi politikaları içerisindeki önemi tekrar sorgulanmaya başlanmış ve küresel krizden çıkmak için yeniden maliye politikasına aktif rol yüklenmiştir. Türkiye 2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında daraltıcı maliye politikası uygulayarak mali dengesini sağlamış, küresel krizin etkilerini bertaraf edebilmek için dünyada olduğu gibi genişletici maliye politikası uygulamalarını krizden kurtulabilmek için aktif hale getirmiştir. Türkiye'de küresel kriz sonrası uygulanan maliye politikasının etkin olup olmadığı bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Çalışmada, zaman serisi analizi yöntemleriyle 2002:4-2014:4 dönemi baz alınarak Türkiye'de küresel kriz sürecinde uygulanan maliye politikası uygulamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkinliği incelenmiştir. Çalışma sonucunda Türkiye'de, küresel kriz sonrasında uygulanan maliye politikasının ekonomik büyüme üzerinde etkin olduğu, kriz döneminde kullanılan mali politika araçlarından kamu harcamalarının, vergilere göre daha etkin politika aracı olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Maliye Politikası, Küresel Kriz, Johansen Eşbütünleşme Analizi, VAR Analizi
Kriz dönemlerinde işletme yöneticilerinin başarı stratejileri ve Kütahya ilinde bir araştırma
ÖZET Kriz beklenmeyen durumlarda aniden meydana gelen fakat sinyalleriyle de gelebileceğinin işaretini veren, örgütün hiyerarşik yapısını bozabilen, çalışanlarda gerilim oluşturabilen olumsuz durumlar oluşturabileceği gibi; diğer yönüyle de işletmelere iç ve dış çevre araştırmaları yapıldığı, erken uyarı sinyallerinin zamanında eksiksiz bir şekilde değerlendirildiği takdirde, fırsatları yakalamalarını sağlayan durumları da kapsayabilir. Yani kriz fırsat ve tehlikeleri iç içe kapsayan olayları içerir. Kriz dönemleri, işletme yönetici ve çalışanların ortak azim ve kararlı çalışma anlayışları içerisinde uygun stratejiler belirlenerek atlatılır. Yalnız tespit edilecek olan stratejiler için zamanlama ve özellikle iç ve dış çevre araştırmaları çok önemlidir. Kriz dönemleri sıkıntılı dönemler olduğu için elde edilecek basanlarda kalıcı olabilecek basanlar olabilir. Bu dönemlerde işletmeler yöneticiler önderliğinde çalışanlarla ekip çalışmalarına özendirilerek, farklı stratejiler uygulayabilirler. Kriz dönemlerinde işletmeler Ar-Ge çalışmalarına önem vermeye, yeni iç ve dış pazar araştırmaları yapmaya, yani yeni müşterilere ulaşmaya, ürün satışlarını artırmaya yönelik farklı pazarlama stratejileri uygulamaya, eğitim çalışmalarına yönlenmeye, kendi alanında veya kendi alanında olmayan işletmelerle işbirliği içerisinde ortak çalışmalar yapmaya başlayarak ticari anlamda gelişmeye ve büyümeye yönelik çalışmalar içerisinde bulunabilirler. Ayrıca işletme yönetici ve çalışanları tarafından yapılması olumlu karşılanmasa da kangren olan bir kolun kesilerek tüm vücudun kurtarılmasının daha iyi anlayışından hareketle küçülme stratejileri de uygulayabilirler. Ancak önemli olan bir husus da şudur ki işletmelerin kriz dönemlerinde uygulamış oldukları stratejilerin başarılı ve kalıcı olması hükümet politikalarının desteği ile mümkündür.
2008 küresel krizi sonrasında TCMB para politikası
Dünya ekonomisi son 30 yılda ciddi bir finansallaşma geçirmiştir. Bu finansallaşmanın etkisiyle sık sık finansal krizler yaşanmıştır. Yaşanan bu finansal krizler gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerini ciddi oranda etkilemiş ve ülkeler bu duruma para politikaları aracılığıyla yön vermeye çalışmışlardır. Bir ülkede başlayan finansal kriz sadece o ülkede kalmamış diğer ülkelere de sıçrayarak o ülkelerin ekonomilerini de olumsuz yönde etkilemişlerdir. 2007 yılında konut balonunun patlaması sonucu ABD'de ortaya çıkan kriz kısa sürede diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayılarak küresel bir boyut kazanmıştır. Krizi kontrol altına almak isteyen gelişmiş ülkelerin merkez bankaları genişleyici para politikası uygulayarak piyasaya bol miktarda likidite sağlamıştır. Uluslararası finans piyasalarında oluşan bol likidite görece faizlerin yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelere transfer olmuştur. Bu durum Türkiye'de önemli ölçüde kredi hacminde genişlemeye ve döviz kurunda oynaklığın artmasına yol açmıştır. Bunun yanında ihracat hacminin daralmasına karşılık yurtiçi talebin artmış olması cari açığı artırmış ve finansal istikrara yönelik risklerin oluşmasına neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise finansal piyasalarda oluşan riskleri önlemek amacıyla 2010 yılı sonunda yeni bir para politikası stratejisi geliştirmiştir. Bu strateji çerçevesinde fiyat istikrarı ve finansal istikrar amacı gözetilerek yeni para politikası araçları kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı 2008 küresel krizi sonrasında uygulanmaya başlayan para politikası araçlarının ve uygulanan stratejinin değerlendirilerek sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu kapsamda çalışmada 2008 küresel krizinden bahsedilmiş, krizin ABD ekonomisine ve Türkiye ekonomisine etkileri incelenmiş, ABD ekonomisinin krize karşı aldığı tedbirler açıklanmış, TCMB'nin kriz öncesi ve kriz sonrası uyguladığı politikalar incelenmiştir.
Türkiye'de ekonomik kriz dönemlerinde uygulanan iktisat politikalarının değerlendirilmesi (1980-2022)
Çağımızda devletin ve bireylerin ekonomik davranışları, tutumları, gelenekleri, ticari faaliyetleri ve bu faaliyetleri düzenleyen hukuk kuralları ile teknoloji düzeyinin yarattığı ekonomik düzen, insan ihtiyaçlarını karşılamasını sağlamaktadır. Ekonomik düzen, kapitalist (piyasa), kolektivist (kamu) veya karma ekonomik sistemlerden biri vasıtasıyla işlemekte ve üretim yapılmaktadır. Ancak ülkeler aynı ekonomik sistemi kullansa da üretim seviyeleri farklı olabilmektedir. Kalkınmış olarak adlandırılan sanayileşmiş ülkeler daha fazla üretim kapasitesine ve daha fazla kişi başına milli gelire sahiptir. Bu durumun temel nedeni, ülkelerin farklı miktarda sahip oldukları doğal kaynaklar, fiziki ve beşeri sermaye ve teknoloji düzeyidir. Para ve maliye politikaları farklı ekonomik yaklaşımlar içerisinde ele alınmakla beraber bu yaklaşımlar arasındaki esas tartışma maliye politikası üzerindedir. Yapılan çalışmalarda maliye politikalarının ekonomik gelişme üzerindeki etkilerinin farklı olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada genişletici iktisat politikasının Türkiye'de ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenmiştir.
Kriz yönetimi açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığı
Bu tez çalışmasında, Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı kriz yönetimi bağlamında analiz edilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2001 yılından itibaren Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Kıbrıs Adası etrafında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş; Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB Sınırlandırma Antlaşmaları imzalamıştır. İlan ettiği MEB?de Hidrokarbon Arama Ruhsat Sahaları ilan etmiş ve bunları ihaleye açmıştır. İhalelerin ilk sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Noble Enerji Şirketi 13. sahada ruhsat sahibi olmuş ve sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, GKRY?nin fiili durum yaratmasını kıyı devlet olarak hak ve menfaatlerine zarar verdiğini ve Kıbrıs Sorununun çözüm sürecini de olumsuz etkileyeceği için kabul etmemektedir. Türkiye için karar alıcıların algılarına bağlı olarak bir kriz hali alan bu süreçte kriz yönetim stratejileri olarak önce zorlayıcı diplomasi stratejisi kullanılmıştır. Daha sonra değişen uluslararası konjonktür ile beraber misilleme ve zamana yayma stratejisi uygulamasına geçilmiştir. Bu çalışma kriz yönetimi bağlamında Türkiye?nin önce zorlayıcı diplomasi uygulayıp sonra stratejisini daha yumuşa bir söyleme dayanan zamana yayma ve misillemeye kaymasındaki süreci ve nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde kavramsal ve kuramsal kısıma yer verilecektir. Burada uluslararası ilişkiler teorisi olarak Neoklasik Realist çerçeve verilecek ve kriz ve karar almaya ilişkin bilgiler aktarılacaktır. Üçüncü bölümde Türk Dış Politikasında karar alıcıların neler olduğu ve Anayasa?da ya da kurucu yasalarda belirlenen dış politikaya ilişkin görev ve yetkilerine değinilerek Türk dış politikasında karar alma mekanizması hakkında bilgi verilecektir. Son bölümde ise Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı?nın arka planı anlatılarak kriz yönetimi bağlamında analizi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kriz, Kriz Yönetimi, Uyuşmazlık Çözümü, Dış Politika Krizi, Deniz Yetki Alanları
Finansal serbestleşme, finansal krizler ve Türkiye örneği
Gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin küreselleşme dalgası ile sermaye hareketlerinde serbestleşmeye gitmesi gelişmekte olan ülke ekonomilerini de özellikle 1980'lerden sonra finansal serbestleşme yönünde adımlar atmaya zorlamıştır. Sermaye piyasalarının tamamen kontrolden bağımsız hale gelmesi ve serbestleşmenin giderek önem kazanması ülkelerin bağımsız bir şekilde iktisat politikalarını uygulamasına izin vermemiş bunun yanı sıra ülkeler ekonomik krizle karşı karşıya kaldığında bile uluslararası fonlar tarafından kurtarılmaya çalışılmıştır. Türkiye ekonomisinde finansal serbestleşme sürecinin temelleri 24 Ocak 1980 Kararları ile atılmıştır. Finansal reformlara her geçen yıl yenileri eklenmiş ve 1989 yılında 32 Sayılı Karar'la birlikte dış finansal serbestleşmeye geçilmesi ile birlikte gelişmeye çalışan ülke ekonomisi pek çok finansal istikrarsızlık ve finansal krizle mücadele etmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye ekonomisinde 1980 sonrasında uygulanan finansal serbestleşme politikalarının büyüme üzerindeki etkisini analiz etmektir. Çalışmanın ilk bölümünde finansal serbestleşmenin teorik çerçevede yaklaşımları ve çeşitleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Türkiye ekonomisinin finansal serbestleşme ile sınavı değerlendirilmiştir. Burada özellikle gerçekleşen finansal serbestleşmeye yönelik reformlar ve reformlar sonrası gerçekleşen önemli finansal krizler üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise finansal serbestleşme düzeyi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki Vektör Otoregresyon yöntemi aracılığıyla modellenmiş ve ulaşılan sonuçlar analiz edilmiştir. Ekonometrik analiz sonucunda finansal serbestleşme ile ekonomik büyüme arasında negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Ulaşılan sonuç literatürdeki pek çok çalışma ile bu anlamda paralellik göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Serbestleşme, Finansal Krizler, Türkiye Ekonomisi,Ekonomik Büyüme
Ekonomik kiriz dönemlerinde anlık alışveriş yapan tüketicileri planlı tüketicilerden ayıran özellikleri belirlemeye yönelik bir uygulama
Anlık alışveriş, pazarlama literatüründe uzun zamandır tüketici satın alma davranışının en açık vücut buluş şekillerinden biri olarak görülmektedir. Konu ile ilgili ilk çalışmaların yapılmasından yaklaşık 60 yıl sonra, bugün bile, araştırmacılar konsept ile ilgili uygulama güçlükleri ile karşılaşmaktadırlar. Bu sebeple, çalışma ile, anlık alışverişi ve anlık alışveriş yapan tüketicilerin bugünün perakendecisi açısından önemi ve doğası ortaya konulacaktır. Bunu yapmak için, bu çalışma ile amaçlanan günümüz Türkiye'sinde anlık alışveriş yapan tüketicilerin ayırt edici karakteristik özelliklerini belirlemektir. Bu çalışmada, satın alma ile ilgili kararlarını alışveriş esnasında mağazada veya alışverişe çıkmadan önce vermelerine göre iki çeşit tüketici tipi belirlenmiştir. Buna göre, anlık alışveriş yapan tüketiciler, satın alma kararlarını mağazada, ürünü gördükten sonra vermeyi tercih eden tüketiciler olarak tanımlanmışlardır. Bu çalışma, tüketicilerin tüketime dayalı kişisel özelliklerini, demografik özelliklerini ve genel tüketime dayalı durumsal değişkenleri ele almaktadır. Elde edilen bulgular, örneklemin %32'sini oluşturan anlık alışveriş yapan tüketicilere dair bilgiler ve öneriler içeren bir profil sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kriz, Tüketici Davranışları, Anlık Alışveriş, Diskriminant Analizi
Gelişmekte olan ülkelerde finansal krizleri belirleyen faktörler ve uluslararası finans sistemi
m ÖZET GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE FİNANSAL KRİZLERİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER VE ULUSLARARASI FİNANS SİSTEMİ Tolga KABAŞ Yüksek Lisans Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Murat DOĞANLAR Ocak 2004, 126 sayfa 1990'lı yıllarda yükselen piyasaların zayıf kurumsal ortamlarında gerçekleşen fınansal serbestleşirle ve sermaye hesabı açılışı, spekülatif kısa-vadeli sermaye hareketleri ve demokrasinin vazgeçilmez iki unsuru şeffaflık ve sorumluluğun yeteri kadar uygulanmaması fınansal krizleri belirleyen faktörler arasında sayılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin zayıf bankacılık düzenleme/denetleme sistemleri bankaların aşırı risk almasına ve bilançolarında yıpranmalara yol açmıştır. Bu yıllarda ulusal paralara yapılan spekülatif saldırılar zayıf bilançoları olan bankaların ve firmaların iflasına yol açarak fınans krizlerini oluşturmuştur. Kurumsal yapıları farklı olan gelişmiş ülkeler finansal krizlerden gelişmekte olan ülkeler kadar etkilenmemektedirler. 1997 Asya krizinden sonra uluslararası finans sisteminde reform çalışmaları başlamıştır. G-7 tarafından başı çekilen reform çalışmaları gelişmekte olan ülkelerin zayıf kurumsal alt-yapılarına odaklanmış krizlerin oluşumunda önemli bir faktör olan spekülatif sermaye hareketlerine karşı bir önlem düşünülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Gelişmekte Olan Ülkeler, Finansal Krizler, Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, Zayıf Kurumlar, Bankacılık Düzenleme/Denetleme Sistemleri.
Karabağ krizinin uluslararası medyaya yansımasının Gündem Belirleme Kuramı üzerinden analizi
Karabağ sorunu, 1994'te Rusya'nın aracılığıyla Azerbaycan ve Ermenistan arasında Bişkek Antlaşması imzalanmıştır. Daha sonrasında sayısız kez bildiride ihlaller meydana gelmiştir. Gerçi bu ateşkes öncesinde gerçekleşen çatışmanın nedeni olarak iki yeni kurulan devletin toprak anlaşmazlığından kaynaklandığı düşünülmüştür. Aslında iki taraf arasındaki Karabağ sorunun çözüme ulaşması adına birçok öneride sunulmasına rağmen çözümsüz kalmayı sürdürmüştür. Tarafların yaşadığı bu problemin nedenleri arasında "birbirine karşı güvensizlikleri, kimliklerini yitirme, korku, tehdit, intikam, düşmanlık algısı" gibi etmenler gösterilmiştir. Ancak 27 Eylül 2020'de iki ülke arasında Karabağ çatışması yeniden gün yüzüne çıkmıştır. Tam olarak 44 gün sürerken Rusya'nın aracı olmasıyla 10 Kasım'da ateşkes antlaşması onaylanmıştır. Bu süreç, uluslararası basında yer alarak dünya kamuoyunda kendine yer edinmiştir. Çalışmada Karabağ krizinin, uluslararası basın organlarından CNN, BBC ve Sputnik'te 1 Nisan-13 Aralık 2020 tarihleri arasındaki haber metinlerinin ele alınışı analiz edilmiştir. Haberler incelenirken Kitle İletişim Kuramlarından biri olan Gündem Belirleme Kuramı kullanılmıştır. Zaten bu çalışmayı yapmaktaki amaç, konuyla alakalı 2020'deki yazınlarda uluslararası basında yer alan haberlerin Gündem Belirleme Kuramı aracılığıyla ele alınmadığının fark edilmesidir. Analiz sonucunda konu en fazla Sputnik haberlerinde yer alırken en az CNN haberlerinde yer bulmuştur. Bu çalışma neticesinde her ne kadar üçlü basın grubu tarafsızlığını korumak istemiş olsa da hala aralarındaki sorun hakkında literatür kadar yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanısına varılmıştır. Ancak mevcut durumu basın nasıl ele alırsa kamuoyunun da tutumunda birtakım gözle görülür değişimlere de denk gelinmiştir.
Ekonomik krizlerin küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik bir araştırma
Bu çalışma, ekonomik krizlerin, küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) finansal, yönetsel ve örgütsel yapıları üzerine etkilerini ortaya koymak amacıyla yapılmaktadır. Ölçek farkı gözetmeksizin yaşanılan kriz süreci işletmelerin yaşamlarını tehdit etmektedir. Büyük ölçekli işletmeler krizler karşısında gerekli önlemleri bilinçli olarak alırken KOBİ niteliğindeki işletmelerin çoğunluğu bu bilinci henüz yakalayamamışlardır. KOBİ'ler, ekonomik büyüklükleri, istihdam oranı, değişimi etkileme gücü ve teknolojik gelişmelere uyum konusundaki rolleri nedeniyle ülke ekonomisinin önemli yapı taşlarından biri olarak kabul edilmektedirler. KOBİ'lerin etkin yönetimi ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır.Bu çerçevede tez çalışmasında, yaşanılan krizlerin KOBİ'lere etkileri ve işletmelerin kriz yönetim faaliyetleri belirlenmeye çalışılmıştır. Yaşanılan krizlerin ekonomik yönlü olması, var olan kriz yönetim çabalarının da ekonomik tabanlı olmasına neden olmaktadır.Bu çalışmada İskenderun Organize Sanayi Bölgesi içerisinde ve yakın çevresinde faaliyet gösteren altmışiki küçük ve orta ölçekli işletme seçilmiştir. İlk olarak sorumlu kişiler ile yüzyüze görüşme yapılmıştır. Daha sonra araştırma anketi işletme sahiplerine ve işletmenin üst kademe yöneticilerine uygulanmıştır. Araştırma bulguları, çalışmanın teorik bölümlerini desteklemektedir.