Feminism

403 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kişisel koruyucu donanım tasarımlarının kadınların iş hayatındaki yeri: Karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri

Bu araştırma kişisel koruyucu donanım tasarımlarının kadınların iş hayatındaki yerini, önemini karşılaşılan sorunları ve çözüm önerilerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Nitel araştırma yöntemleri temelinde ele alan bu araştırma durum çalışması modeli ile desenlenmiştir. Durum çalışması deseni olarak bütüncül çoklu durum deseni seçilmiştir. Araştırma kapsamında Covid-19 sebebi ile görüşmeler Google Form uygulamasından açık uçlu sorularla yapılmıştır. Araştırmada sadece kadın çalışanlarla görüşülmüştür. Kadın çalışanların meslek grupları; sağlık çalışanları, mühendis-tasarımcı-kalite uzmanı, mimarla ile sınırlanmıştır. Araştırmaya katılan kadın çalışanların yaş aralığı 24 - 61'dir. Toplam katılımcı sayısı 23'tür. Katılımlardan 4 kişi İtalya'da yaşamaktadır. Araştırmaya eklenen İtalyan katılımcılarım sebebi; Covid-19 sürecinde İtalya'nın yüksek kayıplar yaşaması, basına en çok İtalyan doktor ve hemşirelerin yansımadır. Araştırmaya katılan 23 kişide 22 katılımcının, cevaplarının çalışmanın araştırma soruları ve hipotezlerini yanıtlamaya yeterli veri sağlandığı görülmüştür. Araştırmaya boyunca "Kişisel koruyucu donanımla ilgili ulusal ve uluslararası yasa, yönetmelik ve ilkeler nelerdir?", "Kişisel koruyucu donanımların üretim ve kullanımında karşılaşılan tasarımsal ve ergonomik sorunlar nelerdir?", "Kadınlara yönelik kişisel koruyucu donanımlarda karşılaşılan tasarımsal ve ergonomik sorunlar ve çözüm önerileri nelerdir?" sorularına cevaplar aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel koruyucu donanım, Kadın ergonomisi, Feminist düşünce, Tasarım, İş sağlığı ve güvenliği

ErgonomiFeminizmKişisel koruyucu donanım+6
Naz Öcal
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Analyzing and comparing Mary Shelley's Frankenstein and Charlotte Perkins Gilman's Herland within the frame of feminism and vegetarianism

Women have been struggling for equality with men for a long time. They demand to have a right to vote, get education, to be free of social norms. According to the needs of certain periods, feminism, aims to change the fate of women. Women are oppressed and objectified by patriarchy in most societies. Feminist and animal rights advocate Carol J. Adams emphasizes that not only women, but also animals are objectified and killed by patriarchy. Cultural Ecofeminists asserts that the violence against these groups and nature are same and it will continue unless patriarchy stops claiming its superiority. In this regard, some ideologies like ecofeminism, cultural feminism and cultural ecofeminism are analyzed. Writers like Charlotte Perkins Gilman and Mary Shelley are dissatisfied about this violence and long for equality for all beings. In Gilman's novel Herland and Shelley's Frankenstein: or, The Modern Prometheus indicate some features of ecofeminism and cultural feminism. Therefore, this study aims to examine how patriarchy tend to be violent and what these writers want to see in society. Key Words: Charlotte Perkins Gilman, Mary Shelley, Carol J. Adams, feminism, ecofeminism, cultural ecofeminism

EcofeminismFeminismGilman, Charlotte+3
Elçin Çilingir B. Kaytaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

The interplay between racism and feminism: Black feminism and Toni Morrison's 'Paradise'

Toni Morrison's novel Paradise provides a vivid picture of patriarchy and racism. The novel is surrounded with crucial symbols in connection with race and gender. The novel takes place in Ruby near Oklahoma. It is a small town where only black men hold the authority and manipulate the system according to their interests.In terms of identity there is no separate concept for women in the novel. They have to obey all the rules which are expected by men. On the other hand, There is a place which is known as Convent near Ruby. The women who live in Convent trigger the hatred and anger of those men against women in general because they think that they can not control the women as they control their wives. The women in Convent show their identities bravely and freely. Therefore, it menaces the absolute authority of men. The concept of strong women and how merciless men can be If the authority is taken from them, are emphasized with the help of Convent thematically.Actually, from the very beginning to the end, Toni Morrison draws the picture of difficulties women have to deal with. The richness of the novel stems from the thematic elements intimately linked to the language and discourse intertwined with racism and patriarchy. The way she uses the language and the events that take place provide different perspectives on these issues non-chronologically. There is a striking interplay between past and present in connection with inequalities in terms of gender and race. Actually, Morrison tries to show that the underlying reason of segregation is not closely linked to race or gender. The aim of this study is to analyze the thematic elements and their relations to the interplay between racism and feminism known as Black Feminism and as a conclusion how concepts of race and gender are used to hide interests stemming from political and economic reasons are explained in the light of literature review. In the study, as data collection method, the thematic analysis has been used to explain the content according to themes.

American literatureAmerican novelHeaven+4
Gamze Bekar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Amin Maalouf'un Béatrice'ten Sonra Birinci Yüzyıl adlı romanında feminist toplumsal önceleme okuması

Kökleri çok eski dönemlere ait olan Türkçe karşılığı "önceleme" olarak verilen Fransızca "anticipation" sözcüğü "anticiper" eyleminden türetilmiş ad-eylemdir. Bu eylemde "ante" (önce) ve "capare" (almak) öğelerinden Latince "anticipare" (ön almak, önce davranmak) eyleminden Fransızcaya geçmiştir. Le Grand Robert de la Langue Française adlı sözlükte, yazın alanında yaygın olarak kullanılan anlamını da şu biçimde açıklanmaktadır: "gelecekle ilgili varsayılan gerçekleri düşündüren ve sıklıkla fantastik bir yönü olan, içinde yergili, siyasal vb. öğeler barındıran önceleme romanı." Biz bu çalışmada, bilim kurgu roman türü ile çok yakından ilgili olan toplumsal önceleme roman kuramı bağlamında, Amin Maalouf'un Béatrice'ten Sonra Birinci Yüzyıl (Le Premier Siècle Après Béatrice) adlı romanında ele alınan kadın yandaşlığı sorunsalını incelemeyi amaçlıyoruz. Öncelikle bu türün oluşumunu ve gelişmesini artsüremsel bir yaklaşımla inceledik. Bu bağlamda, çalışmamızın birinci bölümünü, önceleme anlatıları ile kadın yandaşlığı kuramının tarihçesi ve çerçevesini incelemeye ayırdık. İkinci bölümde ise, Béatrice'ten Sonra Birinci Yüzyıl'ı yapısalcı ve izleksel yöntemler ışığında romandaki önceleme öyküleme tutumu bağlamında önceleme izleklerini çözümledik. Çalışmanın son bölümünde, bilim kurgu anlatıları bağlamında toplumsal önceleme romanının fantastik, düşülkesel ve karşıtdüşülkesel ilişkilerini ortaya çıkarmayı denedik.

Bilim-kurguFantastikFeminizm+4
Yağmur Bektaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Liberal feminizm bağlamında Angela Merkel'in siyasi mücadelesi ve ortaya çıkan lider profili

Feminizm, erkeğin sahip olduğu tüm haklara kadının da sahip olması gerektiğini savunan ve kadının toplum içindeki rolünü genişletmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Teori, uluslararası sistemdeki olay ve olguların açıklanması için toplumsal cinsiyetin analizlere dahil edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Liberal feminizm, kadın ile erkeğin bütün alanlarda eşit haklardan yararlanması gerektiğini savunurken özellikle, kadının siyasi kurumlarda yer alması ve temsil edilmesi gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Kadın, siyasi yaşama katılımında, cinsiyetinden dolayı ikincil konuma itilmekte, siyasette hakim olan erkek egemen yapının da etkisiyle birçok engel ile karşılaşmaktadır. Bu engellerin ortadan kaldırılmasıyla siyasi yaşamda başarılı olabilecektir. Angela Merkel, 2005 yılından 2021 yılına kadar dört dönem Almanya Şansölyeliğini yürüten dünya siyasetinin en etkili liderleri arasındadır. Merkel, 2000 yılında partisi CDU' nun ilk kadın başkanı olmuştur. CDU, toplumsal cinsiyet açısından ileride olan ve kadın problemlerini esas alan bir parti profilinde değildir. Merkel parti içinde ve siyasi yaşamında birçok engel ile karşılaşmış bu engelleri aşarak siyasi kariyerinde yükselebilmiştir. 2005 yılında şansölye seçildiğinde ülkesinde bu görevi yapan ilk kadın olurken en genç şansölye unvanına da sahiptir. Bu tez liberal feminizm varsayımlarıyla erkek egemen siyasi yaşamda kadının cinsiyetinden dolayı önüne çıkan engeller arasındaki ilişkiyi ve bu engeller ortadan kaldırıldığında kadının siyasi yaşamda başarılı olabileceğini açıklamayı amaçlamıştır. Liberal feminizm perspektifinden siyasal yaşamda kadının önüne çıkan engellerin Angela Merkel özelinde incelenmesinin sebebi şansölyenin bir kadın olarak hem Alman siyasetinde hem de dünya siyasetindeki etkin rolüdür. Anahtar Kelimeler: Angela Merkel, Kadın, Liberal Feminizm, Siyasi Yaşam

AlmanyaFeminizmKadın politikacılar+6
Sümeyya Güven
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Feminist manifestolar ve Türk sanatındaki yansımaları: Tomur Atagök eserlerinin feminist ideoloji ile etkileşimi

Bu tez, feminist manifestoların ve feminist ideolojinin Türk resim sanatına etkilerini incelemeyi ve bu etkinin Tomur Atagök'ün eserleri üzerinden nasıl şekillendiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında güçlenen feminist hareketler, sanatta kadın kimliği, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın temsiline yönelik kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Türkiye'de feminist düşüncenin sanata yansımaları, Batı'daki gelişmelerle paralel biçimde oluşmuş; özellikle 1980'lerden sonra feminist teori sanat pratiğinde daha belirgin hale gelmiştir. Bu bağlamda Tomur Atagök, feminist ideolojiyi eserlerine entegre eden ve kadın figürünü güçlü, bağımsız bir özne olarak tanımlayan önemli sanatçılar arasında yer almaktadır. Atagök'ün çalışmalarında feminist manifestoların izleri; geleneksel kadın temsillerini dönüştürme, kadın bedenini edilgen bir nesne olmaktan çıkarma ve kadın kimliğini direnç, güç ve özneleşme kavramlarıyla yeniden kurma biçiminde ortaya çıkmaktadır. Tez kapsamında feminist düşüncenin tarihsel gelişimi, Türk sanatına etkileri ve feminist söylemin sanatsal pratiklere nasıl entegre edildiği ele alınmaktadır. 1960'lardan itibaren Batı'da ivme kazanan feminist hareketlerin sanatta yarattığı dönüşüm, kadın kimliği ve toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eleştirel bir alan oluşturmuştur. Türkiye'de aynı süreçte kadın sanatçıların feminist söylemi güçlendiren üretimleri artmış ve toplumsal cinsiyet temelli sorunlara yönelik sanatsal duyarlılık görünür hale gelmiştir. Atagök'ün eserlerindeki feminist temaların değerlendirilmesi, feminist ideolojinin Türk resmine katkılarını anlamak açısından önemli bir perspektif sunmaktadır.

Feminizm
Neslişah Sarıkaya
Süleyman Demirel University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The reflections of sisterhood in Goblin Market by Christina Georgina Rossetti and Aurora Leigh by Elizabeth Barrett Browning

ABSTRACT This thesis studies the portrayals of sisterhood in Goblin Market by Christina Georgina Rossetti and Aurora Leigh by Elizabeth Barrett Browning. Despite the strict moral and social standards laid down on women by Victorian society, these works use female solidarity as a potent narrative device that stands in stark contrast to these conventions. Goblin Market offers sisterhood, real and biological female solidarity as redemption. It tells how the bond between Lizzie and Laura shows women having each other's back against gender threats in a world ruled by patriarchy. However, Aurora Leigh illustrates sisterhood through the social solidarity of women, even if untied by blood. Analysis of the relationship between Aurora and Marian in terms of gender roles, class differences, and the encroachment on freedom by women. This project may be the first comprehensive study of female solidarity in Victorian women's literature, combining feminist theory, gender studies, and comparative literary analysis. So while in many ways, Goblin Market and Aurora Leigh are mirror images of a patriarchal society of their time, they are also visions of places that never existed outside the lifeworlds that they depict in which women can depend on each other. This thesis from the outset aims to raise awareness of how dynamics of sisterhood are transformed in literature, extending feminist discussions historically and theoretically from Victorian to contemporary fiction. Keywords: Sisterhood, Feminism, Religion, Society, Victorian Age

Religion-moral relationLiterary criticismFeminism+7
Burak Ergen
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anneliğe ilişkin karar, deneyim ve mücadele süreçlerine dair Türkiye'den feministlerin görüşleri

Feminizm içinde annelik neredeyse her zaman tartışmalı bir niteliğe sahip olmuştur. Ataerkil toplumsal örgütlenme içinde bu tartışmalı niteliğin kaynağını oluşturan birinci boyut; anne olma veya olmama kararının kadınların özgür iradelerinin bir ürünü olamamasıdır. İkinci boyut ise anneliğin kadınların kişisel özgürlük alanlarına sızmasıdır. Öte yandan annelik bir güçlenme ve mücadele alanı olarak da deneyimlenebilir. Bu nedenle, annelik ve feminizm arasında çok boyutlu ve dinamik bir ilişki bulunur. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'deki feministlerin anneliğe ilişkin karar ve deneyimlerini feminist yorumsamacı perspektifle anlamaktadır. Bu doğrultuda 14 anne ve 14 anne olmayan toplam 28 feminist ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular 6 tema etrafında analiz edilmiştir: (1) anneliğin tanımlanması, (2) anneliğe ilişkin kararda rol oynayan dinamikler, (3) annelik ve feminizm ilişkisi, (4) anne olmayan feministlerin deneyimi, (5) annelik yaklaşımları ve (6) feminist annelik deneyimi. Araştırmada araştırma öznelerinin anneliği ele alış biçimlerinde, anneliğe ilişkin kararlarında, anne olmayanların annelik baskısına karşı duruşlarında ve anne olanların annelik deneyimlerinde feminist kimliklerinin çeşitli yansımaları olduğu görülmüştür. Anne olmayan feministler, annelik dışında bir alternatif deneyimlerken feminist değerlerden beslenirken; anne olan feministler ise annelik pratiklerinde feminist değerleri uygulamakta ve feminizmlerini bu deneyimler doğrultusunda yeniden şekillendirmektedirler. Bu bağlamda feministler için annelik bir mücadele alanı olarak öne çıkmaktadır. Araştırmanın sonuçları, feminist düşüncenin ve hareketin annelik konusundaki çeşitliliğini ortaya koymaktadır.

AnnelikFeminizmTürkiye+1
Hatice Uysal
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet etiği perspektifinden dijital feminist hareketler: #MeToo hareketi örneği

Bu araştırmada, dijital feminist hareketler ve #MeToo hareketi, sosyal hizmet etiği çerçevesinden değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, #MeToo hareketinin olumlu ve olumsuz etkisinin belirlenmesi ve toplumsal yaşama ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddetin önlenmesi konusundaki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden, derinlemesine görüşme tekniği tercih edilmiştir. Bu kapsamda yarı yapılandırılmış görüşme formu ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini toplumsal cinsiyet alanında teorik veya uygulama düzeyinde çalışmalar yürüten ve #MeToo hareketini yakından takip eden 20 katılımcı oluşturmuştur. Bu bağlamda katılımcıların (1) dijital toplumsal hareketlere, (2) dijital feminist hareketlere, (3) #MeToo hareketine, (4) #MeToo hareketi kapsamındaki ifşa mekanizmasına ve (5) #MeToo hareketine ilişkin etik tartışmalara ilişkin görüşlerini içeren araştırma bulguları MAXQDA 2022 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Çözümlenen veri seti, içerik analizi çalışması ile yorumlanarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda dijital toplumsal hareketlerin ve dijital feminist hareketlerin bilgi ve iletişime kolay, hızlı ve masrafsız erişim sağlama özellikleri ile örgütlenme ve farkındalık yaratma bakımından oldukça etkili eylemlilik yöntemleri olduğu ancak sosyal, politik ve yapısal değişimlerin sağlanması konusunda yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı cinsel şiddet ve tacizin toplumsal bir sorun olarak yaygınlığı ve söz konusu sorunun yasal yöntemlerle önlenememesine bağlı olarak ortaya çıkan #MeToo hareketinin cinsel şiddet ve tacizin yaygınlığını kanıtladığı ve toplumsal yaşamda tabulaştırılan cinsel şiddet konusunun kamusal alanda tartışılmasını sağlayarak önemli bir toplumsal farkındalık yaratmıştır. İfşa mekanizması ile cinsel şiddet ve taciz konusunda önleyici bir mekanizma oluştursa da hareketin düzensiz, süreksiz, kurumsallıktan uzak yapısı hareketin yeterli düzeyde önleyici güce sahip olmasını engellemektedir. İfşa mekanizmasının ise feminist eylemlilikte tek yöntem olarak kullanılarak yasal yöntemlerin yadsınması hareketin sosyal, politik ve yapısal değişim sağlama gücünün önündeki başka bir engeldir. Bu bağlamda hareketin cinsel şiddet ve tacizin önlenmesi konusunda dijital eylemlilik ile geleneksel örgütlülük biçimini bir araya getirerek etik ifşa mekanizması ile yasal hukuki süreçlerin birbirine eklemlendiği kurumsal bir yapıya evrilmesi önerilmektedir.

Cinsel şiddetFeminizmKadın hareketleri+7
Hatice Büşra Can
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Feminist sosyal hizmet perspektifinden huzurevinde yaşayan kadınların deneyimleri

Bu çalışma, İstanbul'daki huzurevlerinde yaşayan kadınların anlatıları, algıları ve deneyimlerine odaklanmaktadır. Çalışma, yaşlı kadınların anlatılarından yola çıkarak huzurevine taşınma ve yerleşme süreçlerinde kadınların deneyimlerinin ve öznelliklerinin nasıl şekillendiğini ve dönüştüğünü keşfetmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, kadınların yaşlanma süreçlerinin toplumdaki farklı tahakküm ilişkilerinin ve eşitsizliklerin kesiştiği önemli bir alan olduğunu savunmakta ve bu tahakküm ilişkilerinin yaşlı kadınların yaşamlarını nasıl etkilediğini tartışmaktadır. Çalışma huzurevine gelme kararının alınması süreçlerini, ev ve aile alanının sembolik ve mekânsal olarak terkinin nasıl gerçekleştiğini, huzurevindeki gündelik yaşamı ve sosyal ilişkileri incelemektedir. Araştırma kapsamında İstanbul'da Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne ve Darüşşafaka'ya bağlı huzurevlerinde ve özel huzurevlerinde yaşayan 22 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler NVivo nitel veri analiz programı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları, toplumdaki huzurevlerine yönelik olumsuz düşüncelere karşın huzurevlerinin yaşlı kadınların güçlenmesine imkan sağlayan kuruluşlar olduğunu göstermektedir. Buna karşın toplumdaki huzurevlerine ilişkin önyargılar ve bilgi eksiklikleri huzurevlerine başvuruları ve huzurevlerine uyumu zorlaştırmaktadır. Araştırma ile huzurevlerinde yaşlıların haklarının korunması için savunuculuk çalışmalarına ve yaşlıların katılımını artırmaya dönük uygulamaların hayata geçirilmesi ihtiyacı olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın huzurevlerinde yaşayan yaşlı kadınlar için güçlendirici ve özgürleştirici feminist sosyal politikaların ve feminist sosyal hizmet uygulamalarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

FeminizmHuzurevleriKadınlar+7
Pınar Yanardağ Kocabaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Feminist sosyal hizmet perspektifiyle kadınların yalnız annelik deneyimleri

Bu çalışmada sosyal hizmet perspektifiyle kadınların yalnız annelik deneyimlerini nasıl pratiklerle inşa ettiğini keşfetmek amaçlanmıştır. Anneliğe ilişkin özcü yaklaşım anneliğin sosyal bir rol olarak tarihsel, kültürel ve toplumsal inşasının önüne geçmektedir. Annelik çocuğun bakım ve sorumluluğunu paylaşan rollerden bir tanesiyken boşanma sonrasında anneliğin yalnızlığıyla yüzleşilmektedir. Çalışmanın özneleri boşanma sonrası çocuğuyla yaşayan kadınlardır. Kadınların deneyimlerini başlangıç noktası kabul eden bu araştırmada feminist yöntem ve bakış açısıyla, sosyal hizmet perspektifinden yararlanılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada İstanbul'da çocuklarıyla yaşayan 18 özne ile görüşülmüştür. Özneler ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılmıştır. Araştırma verileri, MAXQDA Pro 2022 programı kullanılarak tematik kodlama yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda "Annelik Kurumundan Annelik Pratiğine", Yalnız Annelikle Yüzleşme", "Anneliğin Gizli Yaraları", "Yalnız Annelik Döngüsü" ve "Yalnız Annelikte Güçlenme" olmak üzere beş ana temaya ulaşılmıştır. Bu araştırmanın önemli sonuçlarından birisi annelik ideolojisinin boşanmış kadına karşı makbul anne söylemiyle kadın üzerindeki tahakkümü sürdürmesidir. Bununla birlikte annelik pozisyonu kadınların sosyal ve ekonomik ilişkilerinde sınırlılıklar getirmektedir. Araştırmanın bir diğer önemli sonucu yalnız annelik pratiklerinin inşasında kadınların zihinsel olarak anneliğe sıkışmasını tanımlamak üzere "annelik sancısı" kavramı geliştirilmiştir. Yalnız anneliğin döngüsel bir güçlenme süreci olduğu bir başka önemli sonuçtur. Yalnız annelikte kadınların kişisel, kültürel ilişki dinamiklerinde faillik özellikleri öne çıkarken yapısal ilişkiler karşısında daha yalnız ve edilgen kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yalnız annelik pratikleri kadınlara özgürleşme ve güçlenme alanları yaratırken, kadınların annelik kurumunun değer yargıları ile daima mücadele etmeleri gerekmektedir. Bu nedenle öncelikle annelik ve babalıkta ortaklaşmayı öngören sosyal, ekonomik ve hukuksal düzlemi olan bütünlüklü sosyal politikaların hayata geçirilmesi önemlidir. Koruyucu, önleyici ve destekleyici mekanizmaların kadın deneyimini önceleyen bir tutum sergilemesi önemlidir. Bununla birlikte, yararlanıcı ve profesyonel olarak kadın nüfusunun yüksek olduğu sosyal hizmet disiplini ve uygulamasında kadınların deneyimlerini görünür ve değerli kılmak ve bu yönde sosyal hizmet uygulamalarını geliştirmek adına bu çalışmanın önemli olduğu düşünülmektedir.

Anne deneyimiAnnelikAtaerkil+6
Zülal Şahin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın hareketinin 1990-2020 arasındaki taleplerinin feminist sosyal hizmet bağlamında incelenmesi

Bu araştırma kapsamında Türkiye'de kadın hareketi tarihi içerisindeki kadın örgütlerinin sosyal hizmet mesleğinden taleplerini ve bu taleplere dair deneyimlerini açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmanın kuramsal çerçevesi kapsamında kadın hareketi tarihi, kadın hareketinin kurumsallaşması, toplumsal hareketler bağlamında sosyal hizmet uygulamaları ve kuramları, makro sosyal hizmet çalışmaları ve kadın hareketi bağlamında uygulanabilecek sosyal hizmet uygulamaları başlıklarına yer verilmiştir. Nitel desende yapılan bu araştırmada fenomenolojik yaklaşımdan yararlanılmıştır. Araştırmanın özneleri ve birincil veri kaynakları, kadınlar ve kadınların oluşturduğu örgütlü hareketin sağladığı birikimdir. Bu doğrultuda, 1990 ve 2000 yılları arasında kurulmuş Ankara ve İstanbul'da yer alan kadın örgütlerinde en az bir yıl aktif olarak karar alma mekanizmalarına katılmış 8 kadın ile görüşülmüştür. Katılımcıların yer aldığı kadın örgütleri; Uçan Süpürge Vakfı, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Türk Kadınlar Birliği, Dünya Kadın Yürüyüşü ve Kadın Dayanışma Vakfı'dır. Görüşmelerde, araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veri toplama süreci Covid 19 pandemisi nedeni ile katılımcıların istekleri doğrultusunda çevrimiçi görüşmeler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında ulaşılan bulgular ve sonuçlara göre kadın hareketi, Türkiye'deki tarihi boyunca kadınlar için oluşturdukları taleplerin karşılanmasında sosyal hizmet sistemi içerisindeki kurumları ve bütüncül olarak sosyal hizmet mesleğini de bir mekanizma olarak görmektedir. 1990'lı yıllardan günümüze kadar olan süreçte kadın hareketi sosyal hizmet mekanizmalarını kullanmak için çeşitli yöntemlere başvurmuş ve ilişkiler geliştirmiştir. Araştırma kapsamında bu ilişkilerin yıllar içerisinde değiştiği ve dönüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Ulaşılan sonuçlar kapsamında mikro, mezzo ve makro düzeyde öneriler geliştirilmiştir.

FeminizmKadın hareketleriKadınlar+2
Çağla Harputlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Queer ekoloji bağlamında; insan, doğa ve çağdaş sanat

"Queer Ekoloji Bağlamında: İnsan, Doğa ve Çağdaş Sanat" başlıklı bu çalışmanın temel meselesi, doğa ve insan arasındaki yüzyıllardır süregelen düalist yapının sanat tarihi, ekoloji, sosyoloji, felsefe gibi alanlardaki yansımalarını ve bu yansımaların sanat ile ilişkisini irdelerken, özellikle sanat tarihinden seçilmiş örnekler ve bu çalışma kapsamında üretilmiş olan çağdaş sanat eserleri ile bu ilişkinin katmanlarını açmaktır. Antik Yunan' dan da daha eskiye dayanan doğa/kadın, insan/doğa, insan/ötekiler vb. düalist düşüncenin izlerini süren bu çalışma, sanat eserleriyle ve sanat tarihiyle ilişkisinin geniş bir tablosunu çizer. Aynı zamanda, bu çalışmanın temel amacı olan; çağımızın en önemli tartışmaları/problemleri içerisinde yer alan doğa katliamı, çevre kirliliği, sömürü, tahakküm gibi meseleleri queer teori çerçevesinde ele alıp bahsi geçen ikilikler tablosuyla ilişkisini irdelerken gölgelere sinmiş olan erkek egemen sisteme karşı feminist, post feminist, LGBTİ+ hareketlerin de üzerinde çokça durduğu ayrılıkçı yapı queer teori bağlamında daha da derinlemesine tartışılmaktadır. Ekoloji alanı ve queer düşüncenin bir arada ele alınması ile yukarıda bahsi geçen düalist yapının kökleri daha görünür ve tespit edilebilir hale gelir. "İlkel çağlar" dan Antik Yunan' a, Orta Çağın karanlığından yirmi birinci yüzyıl aydınlığına dek şekil değiştire değiştire/kılıktan kılığa girerek süregelen cinsiyet ve doğa ikiliği ile ortaya çıkan ayrılıkçı, sömürgeci, tahakküm zihniyeti, insanlığın miras bıraktığı ilk sanat eserlerinden günümüze dek okunabilir. Bu çalışma, ekoloji, felsefe, sosyoloji, sanat tarihi, feminizm, LGBTİ+ hareketleri, queer teori gibi alanların alet çantasından aldığı kavramları, temelde ortak olan toplumsal cinsiyet tartışmalarını bir araya getirirken sanat tarihinde yer alan/almayan, sözü edilen/edilmeyen sanatçılar ve eserleri üzerinden düalist yapının, tahakkümün, bastırmanın, kapatmanın, dışlamanın genel bir röntgenini çekerken queer' in ekoloji alanı ile bir araya geldiği queer ekoloji yaklaşımı doğa, cinsiyet, tahakküm, sistem vb. meselelerin ortaya çıkardığı tablonun eleştirisini yaparak kökeninin izlerini takip eder. Yukarıda bahsi geçen düşünceler ve tartışmalar üzerinden bu çalışmada ele alınan sanat eserleri, eserlerin anlam katmanları ve sanatçıların kendi söylemleri ya da hayatları queer ekoloji bağlamında ele alınırken toplumsal cinsiyet/doğa ikiliği tarihsel olarak takip edilmiştir. Çağdaş sanat eserlerinde çokça tartışılan doğa/kadın, doğa/insan, insan/öteki, doğa/LGBTİ+ gibi düalist yaklaşımlara karşı ortaya çıkan söylemler bir araya getirilmiştir. Bu çalışmanın son bölümünde yer alan kişisel sanat çalışmaları ise günümüze kadar süregelen bu tartışmaların katmanlarını açarken bazen gösteren, bazen işaret eden, bazen de yeni söylemler yaratan, queer bakış açısı ile ekoloji, toplumsal cinsiyet, iktidar, birey ve toplum arasındaki sınırlarda gezinen ve bu sınırları zorlayan çalışmalardır.

DoğaEkolojiEkolojik sanat+6
Akın Demiral
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların beden bağlamında kendini nesneleştirme deneyimleri ve karşı duruş stratejileri

Cinsel nesneleştirme, feminist kuramın ve eylemin temel meselelerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, kadın bedeninin cinsel nesneleştirilmesine yönelik kadın deneyimlerini araştırmak adına Nesneleştirme Kuramı'nı (Fredrickson ve Roberts, 1997) odağa almaktadır. Kurama göre medya ve toplumsal yaşam aracılığıyla kadın bedeninin nesneleştirilmesine maruz kalan kadınlar, bu nesneleştirmeyi içselleştirir ve Kendini Nesneleştirme'yi deneyimlerler. Kuramda Kendini Nesneleştirme'nin aracılık ettiği belli bazı psikolojik çıktılar ve bu çıktıların aracılık ettiği birtakım klinik psikolojik tablolar ortaya konmaktadır. Mevcut çalışma, Kendini Nesneleştirme deneyimini klinik boyutta değil fakat kadınların gündelik deneyimleri ile ele almayı hedeflemiştir. Nesneleştirme Kuramı'nı odağa alan bu çalışmanın temelde üç amacı bulunmaktadır. Katılımcı Grubu'nun özellikleri doğrultusunda belirlenen amaçlardan ilki, na-trans (cisgender), heteroseksüel, genç yetişkin ve toplumsal cinsiyet bilincine sahip kadınların cinsel nesneleştirilmeye maruz kaldıkları bağlamları ortaya koymak; ikinci amaç, belirtilen katılımcı grubunun kendini nesneleştirme deneyimlerini betimlemek ve son amaç ise belirtilen katılımcı grubundaki kadınların cinsel nesneleştirmeye ve kendini nesneleştirmeye yönelik karşı duruş stratejilerini araştırmaktır. Araştırmanın yöntemi, Feminist Metodolojinin öğretilerinden yola çıkarak, nitel araştırma yöntemi olarak belirlenmiştir. Veriler tematik analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Cinsel Nesneleştirme'ye Maruz Kalınan Bağlamlar; Kişilerarası Bağlam/Medya, Mekan, Cinsel Nesneleştirme'nin Biçimi temalarıyla ele alınmıştır. Kendini Nesneleştirme Deneyimi; Kendini Sürekli İzleme – Alışılmış Beden Gözetimi, Bölünmüş Dikkat, Duygusal ve Psikolojik Çıktılar, Beden Görünümüne Yönelik Müdahaleler, Beden Algısında Bozulma temalarıyla ele alınmış, Karşı Duruş Stratejileri ise Farkındalık ve Pratikler temalarıyla ortaya konmuştur. Bulgular doğrultusunda; kadınların, kadın bedeninin cinsel nesneleştirilmesini içselleştirdikleri fakat farkındalık alanları aracılığıyla bu deneyime yönelik iyi oluş ve karşı duruş stratejileri geliştirdikleri sonucuna varılmıştır.

BedenCinsellikFeminizm+6
İpek Cavlak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessFR

Analyse de la traduction Française du roman de Leylâ Erbil "Une Drôle de Femme" et construction de la féminité dans le contexte de la traduction féministe

L'écriture féminine joue un grand rôle dans la formation de la conscience féministe et de la sous-culture féminine. Selon la théorie féministe, le langage masculin est transformé par le discours féminin. Leylâ Erbil est l'un des noms qui ont remarquablement contribué à l'écriture féminine turque. Le discours féminin occupe une place importante dans les romans, car elle utilise souvent des personnages féminins et raconte ses histoires en utilisant une perspective féminine en suivant de l'idéologie qu'elle adopte. De plus, Erbil inclut délibérément dans ses romans diverses constructions de la féminité, en dehors des constructions traditionnelles. Pour cette raison, il est important de préserver la voix féminine et la construction de la féminité pendant la traduction. Avec cette étude, on examinera tout d'abord l'idéologie de Leylâ Erbil imprégné sur sa vie littéraire, et on définira le processus de lecture orienté vers la traduction de l'écriture féminine, qui a un contexte intertextuel par rapport à la théorie féministe. À la lumière des données relevés, le roman de Leylâ Erbil « Tuhaf Bir Kadın » et la traduction française du roman « Une Drôle de Femme : Trajectoire d'une féministe dans la Turquie des années 60 » seront examinés de manière comparative. L'objectif de cette étude est de révéler à quel point la traduction française est marquée par le discours féministe et la construction de la féminité, qui a été délibérément utilisée en turc au niveau du contenu, du style et de la forme, et de voir à quel point la voix féminine est saisie dans la traduction. Mots Clés Traduction féministe, écriture féminine, discours féminine, traduction descriptive, théorie féministe

Beyza Başer
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Feminist sosyal hizmet perspektifinden fiziksel engelli kadınların annelik deneyimleri

Araştırmanın amacı, fiziksel engelli kadınların annelik deneyimlerinin keşfedilmesidir. Araştırma, Şubat 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada, feminist metodoloji temel alınmıştır. Araştırmanın öznelerine kriter örnekleme ve kartopu örnekleme yoluyla ulaşılmıştır. Araştırmanın öznelerini 0-18 yaş arası çocuğa sahip olan fiziksel engelli (ortopedik, görme ve işitme) kadınlar oluşturmaktadır. Araştırma, ortopedik engelli 6 kadın, görme engelli 7 kadın, işitme ve konuşma engelli 8 kadın olmak üzere toplam 21 kadının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın öznelerinden yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanan veriler, betimsel analiz ile çözümlenmiştir. Verilerin analiz edilmesinde NVIVO 12+ nitel veri analizi yazılımı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, anne olan fiziksel engelli kadınlar sağlamcı bir toplumda engelli olmaktan ve ataerkil bir toplumda kadın olmaktan kaynaklanan baskıları kesişimsel bir şekilde deneyimlemektedirler. Annelik sürecinde fiziksel engelli kadınlar doğum bakım hizmetlerinin erişilebilir şekilde sunulmaması, kamusal alanların engelli kadınların gereksinimlerine göre düzenlenmemiş olması, bebek bakım ekipmanlarının evrensel tasarım ilkesine göre tasarlanmaması sebebiyle annelik pratiklerini gerçekleştirirken güçlükler yaşamaktadırlar. Öte yandan engelli kadın olarak annelik rolü yeterliliği üzerinden toplumsal baskılarla karşılaşmaktadırlar. Süreç içerisinde kadınların karşı karşıya kaldıkları baskıların ortadan kaldırılabilmesi için gerekli olan sosyal politikalar ve sosyal hizmetler yetersiz kalmakta, kadınlar kendi baş etme stratejileri ile güçlenmeye çabalamaktadırlar. Dayanışma, kadınların yaşadıkları güçlüklerle baş edebilmeleri ve öznel annelik deneyimlerini inşa edebilmeleri için önemli bir pratik olmaktadır. Araştırma, anne olan engelli kadınların güçlenmelerine katkı sağlayacak olan sosyal politikalar ve sosyal hizmetlere yönelik olarak feminist sosyal hizmet odağında önerilerle sonlandırılmıştır.

Anne deneyimiAnnelikBedensel engelliler+6
Dilara Keser
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Feminist dış politikanın geleceği üzerine bir tartışma: İsveç örneği

Bu çalışmanın amacı feminist dış politikayı bu girişimi başlatan İsveç örneği başta olmak üzere incelemek ve son zamanlarda yükselen eleştirileri de temel alarak feminist dış politikanın geleceğine dair bir tartışma yürütmektir. 2014 yılında İsveç hükümeti tarafından ortaya atılan feminist dış politika söylemini ve Uluslararası İlişkiler alanında kadının yerini anlamak bu çalışmanın konusudur. Tez çalışmasında, İsveç başta olmak üzere feminist dış politikayı benimseyen ülkeler değerlendirilmiş ve kuramsal çerçeve ile birlikte ortak bir feminist dış politika söylemi sorgulaması yapılmıştır. İsveç'in feminist dış politikasının özgün yanları analiz edilmiştir ve yürüttüğü uygulamalar eleştirel bir şekilde değerlendirilmiştir. Bu tezde, İsveç'in feminist dış politikasının artıları ve eksileri üzerine bir tartışma yürütülmüştür. Tüm bu tartışmalar toplumsal cinsiyet anaakımlaştırması ve norm girişimci temaları çerçevesinde yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda en temelde İsveç'in bu alanda norm-girişimci bir politikayı toplumsal cinsiyet anaakımlaştırması çerçevesinde sürdürdüğüne varılmış ve İsveç'in reelpolitikasının ve feminist dış politikasının uyumsuzluğunun feminist dış politikanın geleceğini tehlikeye attığı sonucuna varılmıştır.

FeminizmKadın politikalarıKadınlar+4
Cansu Balcı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güçlenme bağlamında kadın kooperatifleri: Feminist bir araştırma

Bu araştırma, kadının güçlenmesinde kooperatiflerin rolünü bireysel/psikolojik, sosyo-kültürel, ekonomik ve politik güçlenme boyutlarında ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilen nitel araştırmada feminist yöntembilimin ilkeleri benimsenmiştir. Araştırmanın özneleri, amaçlı örnekleme ve maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda Türkiye'nin yedi farklı coğrafi bölgesinde, 2002-2021 yılları arasında kurulmuş 21 farklı kooperatif ve 28 kooperatif ortağı kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formuyla elde edilmiş veriler betimsel analiz yaklaşımı ile çözümlenmiştir. Verilerin çözümlenmesinde MAXQDA 2022 Analytics Pro nitel veri analiz yazılımı kullanılmıştır. Araştırmanın temel sonucu, kooperatifler aracılığıyla kadınların güçlenmesinin mümkün olduğu ve kooperatif ortağı kadınların bireysel/psikolojik, sosyo-kültürel, ekonomik ve politik boyutlarda güçlendiği yönündedir. Güçlenme süreçleri öznel deneyimler içerdiğinden kadından kadına farklılık göstermekle birlikte kooperatif ortağı kadınların en çok bireysel/psikolojik ve sosyo-kültürel boyutlarda güçlendiği söylenebilir. Bu iki boyutu takiben politik güçlenme boyutu ve son sırada ise ekonomik güçlenme boyutu yer almaktadır. Kooperatiflerin potansiyeline rağmen, kadınların ekonomik güçlenmesinde beklenen sonucu yaratamaması dikkat çekici bir sonuç olmuştur. Kooperatifler aracılığıyla kadınların sorunlarla baş etme kapasitesi, öz güveni artmış, sosyal destekleri ve toplumsal statüleri gelişmiş ve hayatlarında toplumsal cinsiyet eşitliği açısından olumlu dönüşümler gerçekleşmiştir. Ayrıca kadınların kooperatifler aracılığıyla farklı kültürleri ve farklı insanları tanıma fırsatı yakaladığı sonucuna ulaşılmıştır. Kadınların kurumsal kimlik ve siyasi katılım elde etmiş olması ve hak savunusu için diğer kadınlarla dayanışma içerisinde örgütlü mücadele vermiş olması da kazanımları arasında yer almaktadır. Son olarak kadınların kooperatifte üretim süreçlerinde yer alarak ekonomik gelir sağladığı ve yeni bilgi, beceri ve deneyimler kazandığı görülmüştür. Araştırma, kadının güçlenmesinde kooperatiflerin rolünü artırmak için kadın kooperatiflerinin mevcut sorunlarını çözmeye ve kadının güçlenmesini engelleyen faktörleri ortadan kaldırmaya yönelik önerilerle son bulmuştur.

Ekonomik güçlendirmeFeminizmKadın kooperatifçiliği+7
Gülsüm Arslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Feminist sosyal politikanın eleştirileri bağlamında Türkiye Cumhuriyeti sosyal güvenlik sisteminde toplumsal cinsiyetin görünümü

Feminist teori ortaya çıkışından bugüne bilimin eril olduğu iddiasından hareketle tüm düşünce alanlarına eleştirel biçimde yaklaşarak dönüştürmeye çalışmaktadır. Uzun yıllardır devlet politikalarının bir parçası olan ve 1929 Ekonomik Buhranı sonrası tüm devletlerin benimsediği müdahaleci refah uygulamaları da toplumsal cinsiyet bakış açısı ile feministler tarafından eleştiriye tabi tutulmuştur. Bu çalışma, feminist birikimin sosyal politikaya yönelttiği eleştirileri ana başlıklar halinde derlemektedir. Bir araya getirilen bu eleştiriler ışığında sosyal politika alanının toplumsal cinsiyet ile ilişkili sorunlarının, Türkiye' de, alanın en önemli araçlarından olan sosyal güvenlik sistemine nasıl yansıdığının görülmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, yapılan reform sonrası uygulamaya konan ve yürürlükte olan mevzuat (5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve ilgili alt mevzuatı) ile reformun yürürlüğe girişinden önce sigortalı olanların tabi olduğu mülga kanunların hükümleri (5434, 506, 1479, 2925 ve 2926 sayılı Kanunlar) ve ülkenin sosyal güvenlik sisteminin yürütücüsü konumunda bulunan Sosyal Güvenlik Kurumu'nun çeşitli uygulamaları, toplumsal cinsiyet bakış açısı ile incelenmektedir. Anahtar Sözcükler Refah Devleti, Feminizm, Sosyal Politika, Sosyal Güvenlik, Kadın, Toplumsal Cinsiyet

Feminist ekonomiFeminist etikFeminizm+5
Şerife Ceylan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sevilay Saral'ın oyunlarında feminist tiyatro'nun izleri

XVIII.yüzyılda Fransa'da ortaya çıkan feminist hareket, kendi içinde farklı zamanlarda üç koldan yürütülmüştür. İlk feminist hareket Birinci Dalga, ikinci feminist hareket İkinci Dalga,üçüncü feminist hareket ise Üçüncü Dalga adını almaktadır. Bu üç hareket de kadınların farklı sorunlarına yönelmiş olsa da hepsi aynı amacı gütmektedir. 1970'li yıllarla birlikte feminizmin farklı türlere ayrıldığı görülmektedir. Bu türler arasında liberal feminizm, radikal feminizm, materyalist feminizm, sosyalist feminizm, lezbiyen feminizmi, radikal lezbiyen feminizmi ve Marksist feminizm bulunmaktadır. Türkiye'de ise feminist hareket 1980'li yıllarda ortaya çıkmış, 1990'lı yıllardan sonra akademikleşmeye başlamıştır. Feminist Tiyatro teorisi, feminist hareketle bağlantılı olarak yürütülmüştür. Feminist Tiyatro teorisi birkaç tiyatro teorisinden beslenmektedir. Feminist Tiyatro, kadınların sorunlarını sahneden insanlara özellikle de kadınlara duyurmayı amaçlamıştır. Feminist Tiyatro'ya İngiltere öncülük etmiştir. İngiltere'de birçok feminist oyun yazarı bu tiyatro kuramının gelişmesine katkı sağlamıştır. Türkiye'de Feminist Tiyatro genç oluşumlu bir tiyatrodur. Türkiye'de kurulan ilk Feminist Tiyatro topluluğu Tiyatro Boyalı Kuş'tur. Bu topluluğun dışında Kadınların Sahnesi, Tiyatro Öteyüz gibi tiyatro toplulukları da bulunmaktadır. Bu topluluklardan biri olan Boğaziçi Üniversitesi Gösteri Sanatları Topluluğu bünyesinde olan Kadınların Tiyatrosu Sevilay Saral'ın yazmış olduğu birçok oyunu sahnelemiştir. Sevilay Saral, Türkiye'de Feminist Tiyatro'nun öncüsü konumundadır. Saral'ın Yedi Kadın, Bir Kadın Uyanıyor, Beş Kadın, Kadın Masalları, Uykudan Önce, Düş Dostları, Kadın Doğum ve Otobüs adlı oyunları bulunmaktadır. Bu tezde Saral'ın bu oyunları Feminist Tiyatro teorisi kapsamında incelenmiştir.

Feminist sanatFeminizmSaral, Sevilay+4
Beste Erdemoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Analysing and comparing Sylvia Plath's the Bell Jar and Susan Sontag's Alice in bed within the frame of feminism and panopticon

Throughout the history, there is a crucial difference between men's and women's position. Women have been the ones who are expected to engage in some social roles such as being an ideal mother, housewife while men have been expected to deal with outer world. Especially, women who have an intellectual power to write have had paradox between their creative minds and feeling of obligation to be accepted by society. For the sake of literature, these women have suffered from mental illness and depression. At the end, suicidality emerges among these women. This thesis study aims at demonstrating how social and familial constraints have an impact on the future plans of women no matter how they have creative minds.This study will handle this issue by analyzing Sylvia Plath's novel, The Bell Jar, and Susan Sontag's play, Alice in Bed. These works will be the main sources of this thesis while they are being analyzed within the frame of Feminism and Foucault's notion of Panopticon. Both of the works question the position of women in patriarchal society. The protagonists in the novel and the play clearly demonstrate the oppression they feel because of dominant forces. These characters are the examples of the power that patriarchal system creates, and they clearly show the limitation of women's scopes of success because of this system. They feel engulfed, and they suffer from depression, so they have a tendency towards committing suicide. Hence, this thesis will reflect society's pressure on women's desires and their identity, and it will demonstrate the double standards applied to women which later gives rise to psychological problems for women.

FeminismWomen problemsWomen+6
Sıla Selçuk Kurtuluş
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

Catholicism as an obstacle, or fostering, feminism in the twenty-first century

This thesis is addressed to our generation and to future ones, where - especially in the rich Western countries - respect for the person in all of his/her social, cultural, religious and emotional complexity is becoming lost. Our choice of this Thesis topic is influenced by the fact that never before our modern age have we witnessed such an attack on the family - in which the woman plays a key role. She is, in our opinion, the mortar that holds together the bricks that make up our civilized society. Hyper-reality has taken the place of reality, and the map has become the territory, as Boudrillard claimed; history is no longer based on the "verum ipsum factum" of G.B. Vico, but rather on the "interpretation of fact" anticipated by Nitzche and continued until the present postmodernism era. The division between "res cogitans" and "res extensa" of Descartes in the sixteenth century, which still influences Western thought, led to the extreme result of the exaltation of the object over the subject, and of the body over the spirit. We have reached a point of complete objectification and commmodification of the body in a society where production and reproduction of the object are the idols held as necessary for the welfare of the modern globalized world. In this situation, the wellness of the individual has a priority over the well-being of the collective, and the slogan "the body is mine and I manage it", especially among women, is the focus of a lot of commentary in both the literary and media fields, and also amongst politics and law. We are witnessing a "globalization of indifference" towards anything that does not produce wealth. In our time, it seems that nothing can be opposed to the ideology of "pensèe unique" or "weak thought" which tends to give the impression that the preferences of individuals have the same status as their rights. We argue in this Thesis that this ideology leads to a culture of weak and restricted thoughts, based solely on personal preferences and conformed to the spirit (logic) of the world that seeks to make humanity into a thoughtless mob – totally lacking in real freedom. Most of all, however, this ideology suggests to humanity a very dangerous offer in proposing a prêt-à-porter ['ready to wear'] way of thinking according to personal taste: 'I think as I like!' and therefore, "I do as I please". This individualist way of thinking, mainly based on the objectification of the human being, is one of the most divisive and dangerous elements to be introduced into our society. In fact, it is taking those of us who are living in the current post-modern globalized world into a "globalization of indifference" where the relationship with the other is being killed - leaving each person, and especially women – alone, and suffering unaccompanied through their existential problems. From the seventies onward, feminist lay movements have claimed roles for women that are vigorously different from the stereotype of the "mother-wife" and "angel of the house" (as Virginia Woolf cited in her work, "A Room of One's Own") and have violently attacked the Catholic Church and accused it of misogyny and carrying out a "demonization" of the female body and its sexuality. In fact, for a long time, when scholars studied the sources of anti-feminism, they considered Judeo-Christian culture as a primary obstacle to the emancipation of women. Certainly, from the origins of Judeo-Christian practices until modern times, the relationship between men and women has been of the patriarchal type. This was justified and supported by a male interpretation of the Bible, which for centuries led women to live in a marginalized and often servile relation to men. And in this context, lay feminist movements consider Italy to be one of the most anti-feminist countries in Europe, due to its obedience to the Pope, and its adherence to the Magisterium of the Church in defense of the natural family and in protection of the dignity of the human person from the moment of his/her conception. Therefore, the (pseudo) liberating individualism of the "single" thought has led in recent decades to the growth in Europe of a society capable of regarding certain members as "waste". This thought has increasingly eroded the traditional family consisting of: father, mother and children that should be regarded both historically and in the future as the vital cell of our society. The importance of our research consists in proposing to the reader a point of view that is different from the single thought; this alternative perspective allows for the emancipation of women and proposes that they be appreciated for their own mental and physical integrity: body–spirit. It is the intention of this Thesis to show that through honoring this body-spirit integrity in women, we have the opportunity to preserve and promote one of the most precious assets that we have for the progress of society as a whole, and for women as members of that society. Our thesis demonstrates how the aim of the Catholicism, in our postmodern era, is the promotion of the sacredness of the human being in all spheres of society without putting women in opposition to men, but rather, working together with him to build a New Humanism in which the word feminism makes no sense anymore.

21. centuryReligious conductsReligious life+7
Paolo Panaıolı
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

The transformation of romance novels based on the theories of sociologist Anthony Giddens

Romances date back to the creation of stories. Although the definition of the genre has changed in time from the Ancient Greeks to the Bildungsromans,to the 19th century and today's courtship novels, both scholarship and widely-held attitudes towards romance has remained fixedly and prioritized only the universality, unoriginality, and continuity of romance fiction instead of its sociocultural effect of promoting positive ideals like female empowerment. The portrayal of women in social roles has been in a state of constant change including their relationship with and relation to men. This thesis explores only medieval historical romance fictions and their changes through the course of the time. I examine three medieval romances's content—Walter Scott's Ivanhoe (1920), Kathleen Woodowiss' The Wolf and the Dove (1974), and Amanda Quick's Mystique (1995)-- written in different time periods based on content analysis using Anthony Giddens's (1992) theories of intimacy. In addition, it will address romance novels' views about sex, gender and love roles. Some significant results emerge from this dissertation. First of all, romance novels' major themes of love, intimacy and gender relationships have altered a lot considering the time period they have been written. The stereotyped image of romance novels has been deconstructed regarding the notions about love, sex and the patriarchal image of women as the genre evolves. Moreover, this project demonstrates that romance novels depict changing status of women and how gradually they have become equal with men by gaining more power and freedom.

LoveFeminismGiddens, Anthony+5
Elif Güvendi Yalçın
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The demon female: A manifestation of Edgar Allan Poe's hidden terrors

This thesis examines the relationships and similarities between the female characters in Poe's short stories and the women in Poe's own life, particularly his mother, his stepmother and his wife, Virginia. This thesis analyzes and attempts to explain the reasons behind the female characters' apparent wickedness and evil, their depression and wickedness, and their power and cleverness in changing the entire lives of the male protagonists. Explanations are drawn from the Old Testament Bible and psychoanalytic and feminist theory. Edgar Allan Poe's mother Elizabeth (Eliza) died when Poe was a small child, leaving Poe deprived of maternal affection. Poe's stepmother Frances Allan adopted him and Poe again suffered additional trauma upon her later death. Poe's cousin and wife Virginia passed away at a very early age. Under the weight of these accumulated events, Poe developed a belief that he was cursed in relation to women. An enmity against all women grew within him. His works reflect this enmity. This enmity– even jealousy, womb envy – can be traced to the jealousy of woman's capacity to create: she can give birth to a living thing through her body, creating new life. Poe, like other men, may see this as a source of power. It may be possible to say that instinctively man wants this creation power for himself, resulting in his growing enmity and wrath. The female characters in Poe's works identify with Eve, the first woman, named in the creation story in Genesis. Adam, who is mentioned as the first man, is perhaps the initiator of Poe's wrath and envy. Eve eats from the forbidden Tree of Knowledge and the two are cast out of Heaven. In the aftermath of this Fall, God gives the gift of birth to Eve. Even though it is called a punishment, it is actually a prize. The jealous response of all mankind is to attribute anything that goes badly, any misfortune, any disappointment, any unrealized promise, to woman. This is enough to keep alight man's enmity and envy of woman. Later a new field for psychoanalysis develops: Female Psychology. Women respond with feminist theories as a means of expressing themselves. It is possible to trace this sequence of theoretical developments by observing the female characters in Poe's works. This study aims to explain the terror and psychologic neuroses behind wrathful male authors who, like Poe himself, use female characters as vile manifestations of evil in their works. Explanations are founded on the theories outlined above. Keywords: Adam and Eve, Feminism, womb envy, Edgar Allan Poe's female characters, fear of women, woman in society

FeminismWomenShort stories+1
Vasfiye Sakman
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00

Related subjects