Feminizm

307 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki ulusal gazetelerin haber fotoğrafı seçiminde tercih öznesi olarak kadın fotoğraflarının feminist ideoloji çerçevesinde göstergebilimsel çözümlemesi

Kadının gazetelerde temsil ve sunuş biçiminin, gazetelerin kapak sayfalarında (1. sayfa) yer alan fotoğraflar üzerinden incelendiği bu çalışmada; gazetede yayınlanan fotoğraflar kadın ideolojisi çerçevesinde ele alınmıştır. Bu tez kapsamında kadın ideolojisinin tarihi, görüşlerin dayandığı temeller ve kadın hareketinin günümüzdeki konumu açıklanmaya çalışılmıştır. Göstergelerin yapıları oluşturduğu yapısalcı düşünce, fotoğrafların anlamlı metinlere dönüştürüldüğü göstergebilim tarihi gelişim süreci içinde değerlendirilmiş, göstergebilimin uygulama yöntemleri değerlendirilmiştir. Tez kapsamında gazetelerin kadına ne oranda yer verdiği, kadın fotoğraflarının hangi haberlerde daha sık yayınlandığı, kadınların fotoğraflardaki temsil biçimleri ile fotoğraf seçimlerinde kadın fotoğrafına yönelik bir tercihin olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada içerik analizi yönetimi ile göstergebilimsel çözümleme birlikte kullanılmıştır. Tiraj raporları uyarınca Türkiye'nin en çok satan 5 gazetesi (Hürriyet, Sabah, Posta, Habertürk ve Sözcü) taranmıştır. İçerik analizi ile elde edilen verilerde, kadının temsil biçimlerine ilişkin haber odaklı araştırmalarla benzerlik gösteren bulgulara ulaşılmıştır. Gazetelerdeki fotoğrafların, yarısına yakınında (%48,44) sadece erkeklerin bulunduğu, kadınların ise; ancak 5 fotoğrafın 1'inde (%18,35) yer alabildiği belirlenmiştir. Tezin niteliksel çözümlemesinde toplumun tamamını ya da hem kadınları hem de erkekleri ilgilendiren konularda içinde sadece kadın olanların kullanıldığıfotoğrafların göstergebilimsel çözümlemesi yapılmıştır. Alanyazındaki bilgiler ışığında ataerkil sistem ve onun geliştirdiği toplumsal cinsiyet rollerinin; kadının, toplum içindeki erkekle eşit bir varlık olarak değil de ikincil, yetersiz ve değersiz olarak görülmesine, annelik ve ev kadınlığı ile sınırlandırılmasına yol açtığı vurgulanmaktadır. Bu tezde de kadının, eşitsiz varlığının yanı sıra kadının basındaki temsilinin biçimsel açıdan sorunlu olduğu ortaya çıkmıştır. Yayınlanan az sayıdaki (%18,35) kadın fotoğraflarının, yüzde 25'i kadını cinsel nesne ya da haz nesnesi olarak gösteren fotoğraflardır. Kadının, erkekle; eşit bir varlık olarak temsil edildiği fotoğrafların oranı ancak yüzde 12,67'de kalırken, konuları itibariyle kadınların yer aldığı fotoğraflar genellikle; magazin haberleri ile asayiş ve 3. Sayfa ya da terör ve mülteci olaylarında yoğunlaşmaktadır. Sonuç olarak; içinde kadınlar yer aldığı fotoğrafların göstergebilimsel çözümlemesinin genel olarak belirli temsil biçimlerine ilişkin anlam ve yananlamlar içerdiği, siyaseti konu alan ya da bilim insanını vurgulayan hiçbir fotoğrafta kadınların olduğu fotoğrafların tercih edilmediği ortaya çıkmıştır. Göstergebilimsel çözümleme sonucunda kadınların tercih edildiği fotoğraflarda, kadının genel olarak; cinsel bir nesne veya haz aracı, eğlenceye düşkün, duygularını kontrol edemeyen ve mantıktan uzak, acının öznesi, çoğu zaman mağdur ya da mağdur yakını, anne veya fedakar kadın gibi toplumsal rolleri pekiştiren anlam ve yan anlamlar taşıdığı belirlenmiştir.

Basın fotoğrafçılığıCinsel kimlikFeminizm+6
Onur Bayram
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni toplumsal hareketler bağlamında dijital aktivizm: Dijital feminizm örneği

Toplumsal Paylaşım Ağları ve Internet Teknolojileri insanlığın ve sosyal hayatın pek çok önünü etkilediği gibi Toplumsal Hareketlere de yeni bir yön vermiştir. Bu süreçten sokağa dökülen kadın hareketleri, feminizm ve Feminist Dernekler de etkilenmiştir. Bu çalışma Toplumsal Paylaşım Ağları ve Internet Teknolojilerinin Türkiye'de yer alan kadın hareketlerinin dernekler ve Dijital Aktivizm boyutuna olan etkilerini konu edinmiştir. Bu bağlamda örneklem kapsamında 4 Feminist Dernek ve 7 Feminist Dijital Aktivist Örgütlenme ile mülakat gerçekleştirilmiştir. Mülakatta dernekler ve Feminist Dijital Aktivistlerin kendilerini nasıl tanımladıkları, hareketlerinin başlangıç aşaması, vizyon ve faaliyet alanları, Toplumsal Paylaşım Ağlarını nasıl ve hangi amaçla kullandıkları, Toplumsal Paylaşım ağlarına olan bakış açıları sorulmuştur. Verilen cevaplar ile dernek ve Feminist Dijital Aktivistler karşılaştırmalı yöntemle analiz edilmiştir. Sonuçta Toplumsal Paylaşım ağlarından en çok Facebook ve hareketin kendisine ait olan Web sitelerinin kullanıldığı, Toplumsal Paylaşım Ağlarının en çok üyeler/destekçiler ile iletişim kurmak, daha çok kişiye ulaşmak, etkinlik ve kurumsal haber duyuruları yapmak gibi amaçlar için kullanıldığı tespit edilmiştir. Feminist Dijital Aktivistlerin Toplumsal Paylaşım Ağlarına daha çok olumlu anlam yüklediği görülürken Derneklerin Toplumsal Paylaşım Ağlarına daha ihtiyatlı yaklaştığı anlaşılmıştır. Neticede Türkiye'de başta Internet eşitsizliği sebebi ile Toplumsal Paylaşım Ağlarının kadın hareketine katkısının kısıtlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

AktivizmElektronik ortamFeminizm+7
Okan Aksu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında 2010 sonrası filmlerde çocuk gelin temsili

Sinema ortaya çıkmasından bugüne gelene kadar, erkeklerin egemenliğinde bir sektör olarak, kadın temsillerine dair çok gerçekçi olmayan ve genellikle erkek bakışını yansıtan ürünler ortaya koymuştur. Geleneksel toplumlarda görülen ve modernleşme ile büyük ölçüde aşılması gerektiği düşünülen cinsiyet ayrımcılığının günümüzde de sürdürülmesi, film anlatılarına yansıtmaktadır. Sinema toplumun içindeki ataerkil yaşam örüntülerini perdeye yansıtarak, erkek egemen pratiklerin yeniden üretilmesine de bu yolla katkıda bulunmaktadır. Feminist film kuramcıları, sinemadaki erkek egemenliğine bir tepki olarak, filmlerin içeresindeki ataerkil kodları, ideolojileri ve sinemaya özgü aygıtların kullanılarak kadının nasıl ikincilleştirildiğini, çalışmalarının merkezine almışlardır. Sinemanın, kadının karşısında değil, onu destekleyen ve yanında olan biçimlerinin nasıl üretilebileceği, klasik sinemadaki erkek egemenliğin hangi şekillerde yıkılabileceğini araştırmışlardır. Türk sinemasında da benzer şekilde ataerkil yapıya dair izleri görmek mümkündür. Kadın sorunlarına ilişkin konuları ele alan filmler, büyük ölçüde erkeklerin domine ettiği sektörün ürünleri olarak izleyiciye sunulmaktadır. Feminist araştırmacılar ve kadın derneklerince üzerine durulan ve temelinde tüm toplumu ilgilendiren bir sorun olarak çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinin araştırılması bu çalışmanın asıl amacıdır. Amaca ulaşmak için, dört film (Lal Gece, 2012; Halam Geldi, 2013; Mustang, 2014; Yarım, 2015) seçilmiş ve analiz edilmiş ve yapılan analiz sonucunda, çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinde kadına ait bakış ve sesine yeterli ölçüde yer verilmediği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sinema, Çocuk Gelinler, Feminizm, Ataerki, Türk Sineması,Kadın, Sinemada Çocuk Gelinler.

AtaerkilFeminizmGelin+5
Burçin Ünal
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Agatha Christie'nin Ölüm Çığlığı adlı romanı ile Sir Arthur Conan Doyle'un Kızıl Soruşturma adlı romanına feminist bir yaklaşım

Cinsiyet, biyolojik özellikler temel alınarak belirlenen bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet ise toplum tarafından belirlenen ve bir cinsiyetten beklenen rolleri ve davranışları içeren bir kavramdır. Bu konuda önemli olan, toplumsal cinsiyet rollerinin her kadına ya da erkeğe uymadığı ve her bireyin farklı yeteneklere ve ilgi alanlarına sahip olabileceğidir. Toplumsal cinsiyet rolleri bireylerin özgür iradelerini kısıtlayabileceği gibi cinsiyet eşitsizliğine de sebep olmaktadır. Toplumsal normların sebep olduğu cinsiyetçi tutum iş, eğitim, siyaset ve diğer sosyal bilimlerde olduğu gibi edebiyatın konusu olarak da karşımıza çıkmaktadır. Erkek egemen bir tür olan polisiye romanlara, zamanla kadın karakterler dahil edilse de kadın dedektifler, türün yapısı gereği toplumsal cinsiyet rollerini aşamayan karakterler olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmada, Agatha Christie'nin Ölüm Çığlığı romanı ile Sir Arthur Conan Doyle'un Kızıl Soruşturma romanı, Jane Marple ve Sherlock Holmes karakterleri kapsamında, feminist eleştiri yönteminden faydalanarak incelenecektir. Sherlock Holmes ve Jane Marple'ın, toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında olaylara bakış açıları, yöntemleri ve mesleki başarıları karşılaştırılacaktır. Bu çalışma ile polisiye roman türünün başarılı yazarlarından olan Agatha Christie'nin kurgusal kadın dedektifi Miss Jane Marple ve Sir Arthur Conan Doyle'un kaleme aldığı Sherlock Holmes isimli erkek dedektif karakter arasındaki benzer ve farklı yönleri ortaya çıkarmak, kadın ve erkek dedektif karakterlerin polisiye roman türüne nasıl uyum sağladıklarını saptamaya çalışmak amaçlanmaktadır.

Christie, AgathaCinsiyet rolleriCinsiyetçilik+7
Burcu Altın
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Martin Heidegger ve Simone de Beauvoir felsefesinde kadının varoluş imkânı

Kadının, varoluşunu gerçekleştirmesi ve kendi Ben'ini bulabilmesi, birçok araştırmanın konusu olmuştur. The Second Sex (İkinci Cins) de, Simone de Beauvoir'ın, kadının ikincil konumunda oluşunun nedenlerini ele aldığı bir eserdir. Simone de Beauvoir'ın, kadının nesne konumunda oluşuna dair yazdığı eserini diğer araştırmalardan ayıran en önemli şey; kadının kendisinin göstermiş olduğu rızaya vurgu yapmış olmasıdır. Bu sebepten dolayı, ona göre kadın, aslında bir suç ortağıdır. Bu çalışma da Beauvoir'ın yaklaşımından ilham alarak, Heidegger'in varoluş felsefesi ile bir sentez yapma girişimindedir. Çünkü Heidegger'in, özellikle Being and Time (Varlık ve Zaman) eserinde Varlık'ın varoluşu için sunduğu açıklamaların, Beauvoir'ın Varlık'ın sorumluluk alması gerektiği anlayışı ile benzer içerikleri barındırdığı düşünülmektedir. Son yıllarda, Beauvoir'ı, Sartre veya Hegel ile okumaktan ziyade Heidegger ile düşünmek, özellikle de yabancı literatürde revaçta olan bir durum olarak karşımızdadır. Bu yüzden, Beauvoir'ın kadına dair analizlerini Heidegger'in kavramları ile okumanın, kadının varoluşunu gerçekleştirmesine destek olabileceği düşünülmektedir. Kadının, tutsaklık alanında, pasif konumda aktif eylem içerisinde olduğu görüşü ile hareket eden bu çalışma, kadına bu alandan çıkabilmesi için varoluş yolları sunmayı planlamaktadır. Bunun için de, Heidegger'in 'Mitsein' ve 'das Man' alanında kurduğu ilişki üzerinden, feminizm ve kadın arasındaki ilişkiye değinilecektir. Bu ilişkiyi açıklarken de kadının, feminist duyguyu ve kavramları yaşamına dâhil etmesi gerektiğini savunan çalışmaların, kadının konumuna ne tür açılımlar yapabileceği tartışma konusu edilecektir. Anahtar Kelimeler: Heidegger, Beauvoir, Feminizm, Mitsein, İstekli Özgürlük

Beauvoir, Simone deFeminizmHeidegger, Martin+2
Nur Banu Çağatay
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Feminist yaklaşımın kadınların gözünden değerlendirilmesi Bursa örneği

Feminizm en genel anlamıyla tanımlandığında kadın ve erkeğin eğitim, hukuk, ekonomi, siyaset, sosyal yaşam gibi alanlarda eşit olması gerektiğini savunan akımdır. Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi o toplumda yaşayan insanların özgürlüğü ve haklarıyla ilişkilidir. Bu nedenle feminizm kadınların da erkeklerle eşit sosyal ve siyasal haklara sahip olmasını savunarak toplumların gelişimine katkı sağlamaktadır. Feminizm ilk kez bu gelişme için çaba gösteren bir toplum olan Fransa'da 18.yy da ortaya çıktığı görülmektedir. Ancak feminist tartışma etkisini her dönemde sürdürmeyi başarmıştır. 21.yüzyılda yaşadığımız bu dönemlerde kadın haklarının hala konuşuluyor olmasının ve erkeklerin kadınlar üzerinde oluşturmuş olduğu tahakkümün tartışılıyor olmasının yanında kadınların da bu konuda ne düşündüğü ve feminizm hakkında ne kadar bilgi sahibi oldukları araştırılmak istenmiştir. Bu çalışmada Türk kadınının feminizm kavramından haberdar olup olmadığı, feminizm kavramından ne anladığı, kendi hakları üzerinde ne kadar durduğu araştırmaya çalışılmıştır. Çalışma Bursa örneği üzerinden yürütülmüştür. Bursa ilinde kadınların feminizme bakış açısını değerlendirmek adına Bursa ilinin tarihi, eğitim durumu, demografik durumu, ekonomik durumu gibi bilgilere yer vererek Bursa ili genel bir bakışla değerlendirilmiştir. Bu kısım anket verilerinin değerlendirilmesi ile devam ettiğinden Bursa ilinin genel durumu ele alınmak durumunda kalınmıştır. Araştırmanın uygulamalı kısmı olan anket verilerinin değerlenmesiyle sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Sonuçta Bursa'da yaşayan kadınların feminizm kavramından uzak olmadığı ve kadınların kendi haklarının savunuculuğunu yaptığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kadın, Feminizm, Feminist Teori, Toplumsal Cinsiyet, Özel Alan, Kamusal Alan, Erkek Tahakkümü, Eril Egemenlik. Ataerkillik.

BursaFeminist kuramFeminizm+4
Filiz Acur Özdemir
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında Türk siyasal yaşamında kadının yeri

Dünyada kadınların ilk kez siyasal haklar elde etmesi Batı'da feminizmin ortaya çıkması sonucu gerçekleşmiştir. Türkiye'de ise kadınların siyasal haklar elde etmesinde feminizm dolaylı olarak etkili olmakla birlikte Türk kadının siyasal haklar kazanması 1930'lu yıllarda aşamalı olarak Atatürk'ün talimatı ile TBMM tarafından verilmiştir. Türkiye'de 5 Aralık 1934 tarihinden itibaren kadınların siyasal alanda yer almasına yönelik yasal engel bulunmamasına karşın kadınların siyasal alanda yeterince yer alamaması çözümlenmesi gereken önemli sorun alanlarından biridir. Bu çalışmada kadınların siyasal alanda yeterince yer alamamasının temel nedeninin toplumsal cinsiyet algısı olduğu görülmüştür. Çalışmanın amacı Türkiye'de kadının siyasal alanda yer alamamasının nedeni olan toplumsal cinsiyetin belirleyiciliğine dikkat çekerek bu konuda farkındalık oluşturmaktır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde toplumsal cinsiyet konusu detaylı bir şekilde incelenerek konuyla ilgili geniş teorik bilgi edinilmiştir. Son olarak da Türkiye'de toplumsal cinsiyet algısını tespit etmek amacıyla Osmanlı döneminden günümüze değin kadının aile, eğitim, çalışma ve medyadaki konumu akademik araştırmalar ve istatistiki verilerden yararlanarak araştırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde düşünce akımlarından; liberalizm, muhafazakârlık, sosyalizm, faşizm ve feminizmin bir birey olarak kadına bakış açısı incelenmiştir. Bu düşünce akımlarından feminizme; doğrudan kadın haklarına yönelik bir akım olduğundan dolayı daha detaylı şekilde yer verilmiştir. Bu doğrultuda akademik çalışmalardan feminizm tanımları incelenerek feminizmin ne olduğu çözümlenmeye çalışılmıştır. Daha sonra feminizmin tarihsel süreci ve bu tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan bazı feminizm türleri araştırılmıştır. Son olarak da Türkiye'de feminizmin tarihsel süreci incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise toplumsal cinsiyet algısının kadının siyasal alandaki yerine etkisini tespit etmek amacıyla kadının siyasal alandaki yeri Osmanlı döneminden günümüze kadar konuyla ilgili akademik çalışmalar, istatistiki veriler incelenerek araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Feminizm, Toplumsal Cinsiyet Algısı, Siyasal Alan.

FeminizmKadınlarSiyasal alan+4
Nazlı Ateş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Koruma sorumluluğu üzerine feminist bir analiz: Libya örneği

2005 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Zirvesi'nde onaylanan koruma sorumluluğu kapsamında öncelikle her devletin kendi halkını korumakla yükümlü olduğu BM üye devletleri tarafından kabul edilmiştir. Koruma sorumluluğuna göre eğer bir devlet kendi halkını koruyamıyor ya da korumakta isteksiz ise o zaman halkları koruma sorumluluğu uluslararası topluma geçmektedir. Feminist perspektiften koruma sorumluluğu değerlendirildiğinde, öncelikle kadınların koruma sorumluluğunun karar verici süreçlerinden dışlandıkları ve koruma sorumluluğunda aktör olarak değil de mağdur olarak görüldüklerinin belirtilmesi gerekir. Koruma sorumluluğunun insan güvenliğine değil de devlet egemenliğine/güvenliğine odaklanması da feminizmin eleştirdiği bir diğer nokta olarak göze çarpmaktadır. Feminist analizler bağlamında koruma sorumluluğunda silahlı güç kullanımına karşı çıkılmakta ve hem silahlı güç kullanılmamasına hem de daha kötü sonuçlar olmaması adına önleme faaliyetlerine önem verilmesine odaklanılmaktadır. Bu çalışmada, feminizm bağlamında koruma sorumluluğu Libya örneği üzerinden analiz edilmiştir. Koruma sorumluluğu kapsamında Libya'ya yönelik müdahalenin insanların korunması amacıyla yapıldığı söylense de gerçekleştirilen müdahalenin devletlerin realpolitik amaçlarına hizmet ettiği görülmektedir. Bununla birlikte Libya örneğinde tecavüzle ilişkilendirilerek mağdur olarak görülen kadınlar, müdahalenin meşru hale getirilmesi için de ön plana çıkartılmışlardır. Koruma sorumluluğu kapsamında Libya'da gerçekleşen barış inşa süreçlerinde ise kadınların temsilinin yetersiz olması koruma sorumluluğunun maskülen yapısını ortaya koymaktadır. Feminizmin belirttiği gibi, barış süreçlerinde kadınların rol alması beklenirken gerçekte durumun hiç de öyle olmadığı Libya örneğinde de kendini göstermektedir.

FeminizmKoruma sorumluluğuLibya+3
Büşra Tanrıöğer
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The female exploration in a patriarchal society as reflected in Virginia Woolf's 'The Voyage Out' and Halide Edip-Adivar's 'Handan'

The present thesis examines the female explorations and the emergence of `new women identity? in patriarchal Victorian and Ottoman societies in the late nineteenth and early twentieth centuries by focusing on Virginia Woolf?s The Voyage Out and Halide Edip-Adıvar?s Handan. The two novels are analyzed and evaluated by putting the feminist approach and the mental attitudes appropriate to the historical contexts of the mentioned periods in the centre.The first chapter points to the social transformations in Victorian England and Ottoman Empire concerning `the new women identity?. Moreover, the psychoanalytic theories related to the construction of gender roles and identity acquisition process are emphasized to clarify better the relationship between women and men.In the second chapter, the personal life stories and women perceptions of Virginia Woolf and Halide Edip-Adıvar are studied in details by making a comparative analysis in order to form a sound basis for the evaluation and analysis of the novels in terms of new and independent female identity explorations in patriarchal societies.In the last chapter of the thesis, the precedent novels of the writers, The Voyage Out by Virginia Woolf and Handan by Halide Edip-Adıvar, are compared and examined through the feminist psychoanalytic approach to show the existential struggles and the self-identity explorations of women in their patriarchal societies.At the end of the thesis, it is concluded that the patriarchal system and its dictates based on religion and moral values play an important role in the female identity formation process, and set a bar against women in their search to gain their self-esteems and independent women identities. Naturally, it is also seen that Virginia Woolf and Halide Edip-Adıvar, as being women and writers having been brought up in such kinds of patriarchal societies, are not able to become free from the social, political and ethic influences of their eras, which affects the subjective experience and female creativity shaping their literary works.

Adıvar, Halide EdipFeminismPsychoanalysis+1
Muzaffer Derya Nazlıpınar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessEN

Suicidality in The Bell Jar

The main interest of this thesis is to examine the reasons of suicide attempts of the protagonist and how the similarities between the author and the protagonist are reflected in Sylvia Plath?s novel, The Bell Jar.In the first part of this thesis informs the development of feminism and the gender roles in American society. Lack of rights for women, double standards of society, differences between sexes are considered as reasons of feminist movement. In this way, depression of women how lead them to suicide has been discussed. The theme of suicide and how it was used by female writers has been emphasized.In the second chapter, the thematic patterns such as an autobiographical novel, the significance of the title, the suicidality and the identity crisis have been examined. The protagonist?s search for identity , relationship with her mother how attributed to her pyschological problems have been analyzed.In the conclusion part, the treatment of the protagonist after her last suicide attempt has been discussed by giving the similarites with Sylvia Plath?s life.Keywords: Suicidality, Sylvia Plath, Feminism, Identity Crisis.

FeminismIdentity problemPlath, Sylvia+3
Yeşim Akbaş
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessEN

Halide Edip Adıvar?ın ?Seviyye Talip? ve Michael Cunningham?ın ?Saatler? eserlerinde kadının özgürlük arayışı

The present thesis examines the restrictive effects of patriarchal system and the female quest for freedom who try to get rid of these oppressions in the patriarchal Victorian and Ottoman societies by focusing on Michael Cunningham?s The Hours and Halide Edib Adıvar?s Seviyye Talip. The two novels are analyzed and evaluated by putting the feminist and comparative approach on the basis of the historical contexts and cultural traits of the mentioned countries. Feminism that forms the basic point for this thesis and the superiority relationship between men and women are analyzed and subsequently the transformations of the female identity from tradition to modernity in the West and Ottoman Empire are explained in the first part. In the second part; the personal life stories and women perceptions of Michael Cunningham; Virginia Woolf who is claimed to give him muse and Halide Edib Adıvar are studied in details with the analyses of causal connections. Afterwards, female quest for freedom in the Hours and Seviyye Talip is analyzed on different points. At the end of the thesis, it is concluded that in the east or west ? even if the periods are different - the patriarchal system and conservative constitutions related to the religious-cultural norms are universal and unavoidable factors for shepherding women towards freedom quest. As a result, it is also seen that Halide Edib Adıvar, a woman writer brought up in such a country, is exposed to the social norms of the mentioned period, as well, and she reflects her personal experiences in her works naturally. Similarly, Cunningham analyses women issue successfully thanks to his talent of empathy.Keywords: Patriarchal, Oppression, Freedom, Quest, Woman, Feminism, Struggle

Adıvar, Halide EdipPatriarchalCunningham, Michael+4
Nurcan Kocaçay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessEN

The anti-militarist attitude of Virginia Woolf as a step that shapes her perception of feminism

The concrete aim of this thesis is to examine the debatable understanding of feminism of Virginia Woolf who was one of the most important woman writers of the 20th century and to analyze her anti-militarist attitude that constituted almost the core of her perception of feminism.The feminist conception of Virginia Woolf is found inconsistent and paradoxical because she sometimes carried out work supporting the feminist movement but she usually expressed her feelings against feminists. The matter stressed in the study is that Woolf did not only support the feminist ideology to prove women?s existence in the patriarchal society, but substantially upheld it to emphasize the great importance of women to prevent war. In the first chapter of our study, we touch upon the 20th century in which Virginia Woolf lived and the events that left a mark on the period by stressing especially the world wars. Besides, such prominent ideologies of the century as militarism, anti-militarism, feminism and anti-militarist feminism are put across. In the second chapter, the life of Virginia Woolf is examined within the frame of her experiences that prompted her to be a feminist and an anti-militarist. This chapter also includes how Woolf?s feminist and anti-militarist reflections redounded on some of her works. In the third chapter, Three Guineas, in which Virginia Woolf frankly exhibits her anti-militarist feminist attitudes, is analyzed. In the conclusion, it is deduced that the phenomenon of war, which took an important place in Woolf?s life and is clearly represented in her works, shapes her perception of feminism. Moreover, Woolf made use of feminist ideology as a method to prevent war.Keywords: Anti-militarism, Anti-militarist Feminism, Feminism, Militarism, Patriarchal Society, Three Guineas, War.

Anti-militarismFeminismMilitarism+4
Fatma Dilek Koç
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de İslamcı kadın hareketinin tarihsel dönüşümü

Tarihsel süreç içerisinde insan ve toplum yaşamlarını etkileyen değişim ve dönüşümlere neden olmuş pek çok düşünce akımı var olmuştur. Bu akımlardan birisi olarak değerlendirilebilecek İslamcılık da, geniş bir etkileşim alanına ve uzun bir geçmişe sahiptir. Bu çalışmada İslamcı kavramı üzerinde durulmuş ve İslamcılık düşüncesinin fikri sahipleri kökeni ve toplumdaki tezahürleri de irdelenmeye çalışılmıştır. Türkiye'de Osmanlı son döneminden itibaren tartışılmaya başlanan İslamcılık, Osmanlıdan günümüze kadar her dönemin atmosferinden etkilendiği ve etkilediği bu bağlamda kendince düşünce ve çözümler üreten bir hareket olmuştur. Türkiye'deki İslamcı kadına tarihsel olarak bakıldığında; genel anlamda İslamcı kadın, kapalı kapılar ardında ve ataerkil yapı içerisinde bir oluşum göstermiştir ve var olmaya çalışmıştır. Özellikle 1960'lardan sonra gerek rol model diyebileceğimiz şahsiyetlerin çalışmaları, gerek kentlileşmenin gereği olarak İslamcı kadının topluma katılımı söz konusu olmuştur. Çünkü 1960'lı yıllar öncesine bakıldığında İslamcı kadın figürünün toplumda ya da kamusal alanda görünürlüğü söz konusu değildir. İslamcı kadın; gerek ev ortamında, gerek kendi habituslarında sınırlı kalarak ve topluma katılım söz konusu olamamıştır. Fakat bugün İslamcı kadın toplumun bir üyesi olarak artık daha da göz önündedir. Bu süreç içerisinde İslamcı kadının bir dönüşümü söz konusudur. Bu sürecin oluşmasında etkili olan çeşitli faktörler vardır. Modernleşme, kentlileşme, eğitim hayatına katılım gibi faktörler önem derecesi yüksek olanların başında gelmektedir. İslamcı kadın artık geçmişte olmadığı kadar toplumun her alanında var olma iddiasındadır. Özellikle 1980 sonrası bu durum daha da görünürlük kazandığı söylenebilir. Bu görünürlüğü sağlayan etmenlerin başında sivil dayanışma örnekleri, dönemin siyasi parti konjonktürü ve başörtüsü mücadelesinin getirmiş olduğu gruplaşma gelmektedir. Bu arada İslamcı kadın hızlı bir şekilde kamuoyunda toplumsal bir bilinç oluşturmuş ve toplumda bir aktör olma çabası içerisinde olduğu gözlenmektedir. Bu çalışma da yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden literatür tarama ve sonrasında derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda farklı başlıklar altında çeşitli tartışma konuları açılmış ve bu tartışmalar neticesinde farklı cevaplar alınmıştır. Bu cevaplar ışığında çalışmanın uygulama bölümünde konuyla ilgili fikirlerin karşılaştırması yapılmış ve sonuç olarak Türkiye özelinde söz konusu olan bir toplumsal dönüşümün evrelerini anlama çabası içerisinde olunmuştur. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Din, Kadın, Modernleşme, Kentlileşme, Eğitim, Feminizm, İslam, Toplumsal Dönüşüm.

DinDönüşümFeminizm+7
Feyzeddin Aytepe
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de cinsel tacize karşı mücadelede "Mor iğne Kampanyası"

Bu çalışma, Türkiye'de cinsel tacize karşı feminist kadınlar tarafından 2 Kasım 1989 tarihinde başlatılan Mor İğne Kampanyası'nı incelemektedir. Birinci bölümde, araştırmanın kapsamı ve çerçevesi doğrultusunda kadın hareketi için büyük önem arz eden Fransız Devrimi ve dönemin alt yapısının temel dinamikleri hakkında bilgilere yer verilmiş, devrim öncesi kadın durumu ve haklar elde etmek için verdikleri mücadele anlatılmıştır. Amerika ve İngiltere özelinde de kadın hakları için verilen mücadele incelenmiştir. İkinci bölümde, kadın hareketlerinin zirvede olduğu 1980 Türkiye'sinde cinsel taciz, kadına şiddet ve tecavüze karşı kampanyalar anlatılmıştır. O yıllardaki politik ortamın, askeri darbenin kadın hareketine etkisi irdelenmiştir. Feminist yayınların oluşumu ve gelişiminin kadın hareketine etkisine değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde 1990'lı yıllarda Türkiye'de kadın hareketinin geldiği nokta, 1980'lerdeki hareketliliğin 1990'lara yansıması, ortaya çıkan kazanımlar ve kurumsallaşma açısından atılan adımlar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde 1980 ve 1990'larda yasal reformlar için yapılan kampanyalara yer verilmiş, Dünya ve Türkiye özelinde kadınların verdikleri mücadele anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise çalışmanın ana konusunu oluşturan Mor İğne Kampanyası tüm yönleriyle incelenmiştir. Kampanya fikrinin ortaya çıkışı, kampanya için seçilen mekânlar, uygulanış biçimi, kamuoyu çalışmaları ve basın yansımaları etraflıca irdelenmiştir.

Cinsel tacizFeminizmKadın hareketleri+6
Nihan Kaynak
Gaziantep University · Göç Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Amerika ve Türkiye'de kürtaj politikaları ve feminizm üzerine karşılaştırmalı bir analiz

Bu tez Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kürtaj politikalarına ve her iki ülkedeki feminist hareketlerin kürtaj meselesini nasıl ele aldığına dair karşılaştırmalı bir inceleme sunmaktadır. Feminist teoride kürtaja dair temel yaklaşımlar açıklanmış, ABD ve Türkiye'de yasaklama, serbestleşme ve düzenlemelerin tarihi anlatılmış, feminist hareketlerin bu gelişmeler karşısında hangi yaklaşımları benimsediği incelenmiştir. ABD ve Türkiye kürtaj konusunda uzun yıllar tezat oluşturmuşlardır: Amerika'da kürtaj tartışmaları ülkenin en önemli gündemiyken, Türkiye'de kürtaj anti-natalist politikalar doğrultusunda serbestleşmiş ve uzun süre tartışma konusu olmamıştır. Fakat Türkiye'de nüfus trendinin değişmesiyle pro-natalist politikalar uygulanmaya ve kürtaj karşıtı bir tavır alınmaya başlanmış, bu noktadan itibaren iki devlet çok daha benzer bir manzara sunmaya başlamıştır. ABD'de geliştirilmiş kürtaj karşıtı söylemler ve kürtajı doğrudan yasaklamadan kısıtlamaya yönelik uygulamalar Türkiye'deki hükümetin kürtaj karşıtı politikaları için örnek teşkil etmektedir. Kürtaj konusundaki tartışmaları çoğunlukla hak söylemi domine etmektedir; fakat bazı feministler hak söyleminin maskülen olduğunu savunmaktadırlar. Bu nedenle hak söylemini reddetme ya da üreme hakları gibi feminist bir hak söylemi üretme yollarına gidilmiştir. Amerika'da ana akım feminizm olumsuz sonuçlara rağmen kişisel seçim hakkı söyleminde ısrar ermeye devam ederken beyaz olmayan ırklardan feministler bunu eleştirmekte ve üreme haklarını savunmaktadırlar. Türkiye'de ise kürtajı yasaklama girişimlerine verilen ilk tepkilerde kişisel seçim hakkı söylemi öne çıkmış olsa da örgütlü feminizm bunu eleştirmiştir. Kürtajı tartışmaya yeni başlayan Türkiye feminizmi daha çok üreme hakları ve hak söyleminin reddini tartışmıştır. Anahtar Kelimeler: Kürtaj, feminizm, nüfus politikaları, Amerika, Türkiye

Amerika Birleşik DevletleriFeminizmKürtaj+1
İçten Keskin
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın ressamların eserlerinde acı kavramının analitik bir çözümlemesi

Bu tez, yaşadıkları dönemde tanıklık ettikleri acıları sanatlarına aktaran, dört kadın sanatçının eserlerini acı kavramı üzerinden okumak üzerine kurulmuştur. Sanat tarihinin dört farklı döneminden seçilen kadın ressamların öyküleri son derece trajiktir. 17. yüzyıl İtalya'sında yaşamış Artemisia Gentileschi, yaşadığı talihsiz olaylar sonucunda kadın olmaktan doğan mağduriyeti ve hukuk mücadelesi ile sanat tarihine geçen ilk kadın ressamlardan biridir. 20. yüzyılda iki dünya savaşına tanıklık eden, II. Dünya savaşında oğlunu, torununu ve birçok yakınını kaybeden Kathe Kollwitz, travmasını resim yaparak yenmeye çalışır. Ayrıca sanatçı, kadın emeğinin sömürülmesine karşı çıkarak yoksul işçiler ve kadın işçilerin direnişlerini anlatan resimler yapmıştır. Frida Kahlo ise hem bedensel hem de ruhsal acılarıyla baş etmeye çalışan talihsiz bir kadındır. Geçirdiği bir trafik kazasıyla gelen sakatlıklar, hastalıklar, otuz iki kez geçirdiği ameliyatlar sonucunda yatağa mahkûm olmuş ve çareyi sanata sığınmakta bulmuştur. Yaptığı resimler Frida için yaşama sevinci olmuştur. Günümüz Türkiye'sinden Serpil Odabaşı, küçük yaşta tanışır acıyla, ötekileştirilen, dışlanan, kadın olmaktan dolayı öldürülen, töre cinayetlerine kurban giden kadınların toplumsal cinsiyet baskısı altındaki acılarını dışavurmaktadır. Sanatçı, Cumartesi anneleri, savaşlarda çocuklarını kaybeden kadınları unutmamamız için yaptığı resimlerle sanat tarihine belgeler bırakmaktadır. Kadınlar tarih boyunca ve günümüzde erkek egemen dünyada haksızlıklara, adaletsizliklere uğrayarak, dışlanarak acı çekmişlerdir. Sanat alanı, acı çeken kadınların acılarını ifade etmelerine imkân sağlamıştır. Dört kadın sanatçı, yaşadıkları dönemin kadınlar üzerindeki baskılarını, dışlanmalarını, acılarını görsel dil üzerinden dışavurarak, bir anlamda belgeleyerek tarih boyunca acı çeken tüm kadınların sesi olmuşlardır. Bu çalışmada hedeflenen, dört kadın sanatçının yaklaşımlarından bir genelleme yapmak ya da bir totoloji çıkartmak değil, kadın sanatçıların kendi dünyasında büyük bir yer tutan acı olgusunun kendi öznelliklerinden sıyrılarak tüm kadınların temsiliyetine dönüşmesine dikkati çekmektir. Dört sanatçı da kendisinden yola çıkar ancak kamusallaşan üretimleri ile öznelliğinden sıyrılarak tüm kadınların acısını temsil ederken sanatın yaratıcılığında kendisini iyileştirir, acıyı yeniden kavramsallaştırırken acısını aşar. Anahtar Kelimeler: Kadın Sanatçılar, Acı Kavramı, Feminizm, Artemisia Gentileschi, Kathe Kollwitz, Frida Kahlo, Serpil Odabaşı

Acı kavramıFeminizmGentileschi, Artemisia+7
Saime Uyar
Altınbaş University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve şiddeti önlemede kamu politikalarının rolü

Şiddet coğrafi sınır tanımamaktadır. Kadına yönelik şiddet ve istismar, dünyada olduğu gibi bugün Türkiye'de de en yaygın toplumsal sorunlardan biridir. Kadına yönelik şiddet, kadının yaşam, sağlık, beslenme, eğitim, gelişme, toplumsal ve ekonomik yaşama katılma gibi temel insan hak ve özgürlüklerini ihlal eden önemli bir toplumsal sorun olarak nitelendirilmektedir. Bu toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadınları baskı altına almayı ve üstünlük kurmayı hedeflemektedir. Aile, kadına yönelik şiddetin en sık yaşandığı ortamlardan biri olarak ifade edilmektedir. Kadına yönelik aile içi şiddet uzun zamandır bilinmesine rağmen, geçmişte sadece aileyi ilgilendiren özel bir mesele olarak görülmekteydi. Ancak 1980'li yıllardan itibaren bu algı değişmiş ve kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlali ve bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda özellikle 90'lı yılların sonlarından 2000'li yılların başına kadar bu alanda faaliyet gösteren kadın örgütlerinin kendi kurumlarını oluşturma mücadelesinde bazı yasal değişiklikler yapılmıştır. Bu dönemde yaşanan değişimler, kadına yönelik şiddetin yasa koyucular ve kamu otoriteleri tarafından toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık olarak kabul edilmeye başlandığını göstermektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve şiddeti önlemede kamu politikalarının rolünün ortaya konmasıdır.

FeminizmKadına yönelik şiddetKadınlar+4
Ayşegül Büyükgedik
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Jacques Derrida'nın yapısökümü ve feminist öğreti

Bu çalışmada Derrida'nın yapısöküm isimli eleştirel yöntemi, feminist felsefeye uygulanmıştır. Yapısalcı ve post-yapısalcı felsefenin ayrım noktalarıyla birlikte çalışma kapsamında yapısökümün eleştirel yönteminin post-modern feminist felsefe ile ilgisi incelenip karşıt ikilik olarak sunulan kadın ve erkek cinslerini Batı metafiziğinin geleneksel anlayışından uzaklaştırarak toplumsal cinsiyetlerin yeniden oluşmasına müsaade edilmiştir. Aynı zamanda çeşitli feminist teoriler bağlamında ataerkil yapının şiddetine maruz kalan hayvanların durumu da yorumlanmıştır.

Derrida, JacquesDil felsefesiFeminizm+4
Zehra Türk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite personelinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi (Çankırı Karatekin Üniversitesi örneği)

Kadınlar, ücretli çalışma alanına uzun çabalar sonucu çıkmayı başarabilmiştir. Kadın, sosyal çevresinde, çalışma yaşamında ve aile ortamında cinsiyet eşitsizliğine maruz kalmaktadır. Bu eşitsizliğe ilişkin üniversitede çalışan belirli bir eğitim seviyesindeki personelin tutumlarının incelenmesi tezin amacını oluşturmaktadır. Çankırı Karatekin üniversitesi örneği ile üniversitede çalışan personelin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları iki bölümden oluşan anket soruları ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı tipte yapılan çalışmada Çankırı Karatekin Üniversitesinde çalışan idari ve akademik 250 personel çalışmaya katılım sağlamıştır. Sosyodemografik soruların yer aldığı ilk bölümde çalışmaya katılmayı kabul edenlerin büyük çoğunluğunu akademik personel oluşturmaktadır. Katılımcıların %70,8'inin hayatının büyük çoğunluğunu geçirdiği yer kent olarak çıkmıştır. Üniversitede yöneticilik konumunda %80,8 ile en fazla erkeklerin, %19,2 ile kadınların yönetici olduğu saptanmıştır. Bu sonuca göre kadınların yöneticilik kariyeri yapmasındaki engeller ya da yöneticilik kariyerini neden yapamadığının araştırılması gerektiği düşünülmektedir. Hamilelik ve çocuk bakımı gibi rollerin de her kadının kariyeri önünde bir engel olarak durduğunu söylemek mümkündür. Mevcut çalışmada cinsiyet, eğitim durumu ve annenin çalışma durumu değişkenlerine göre ki-kare anlamlılık testi uygulanmıştır. Cinsiyet ve eğitim durumuna göre katılımcıların büyük çoğunluğunun toplumsal cinsiyet eşitliği tutumlarına duyarlı olduğu tespit edilmiştir. Anne çalışma durumunun katılımcıların cinsiyet eşitliğine ilişkin tutumlarına herhangi bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. Literatürde toplumsal cinsiyet tutumları ile ilgili yapılan çalışmaların birçoğu üniversite öğrencileri ile yapılmıştır. 18-30 yaş arası katılımcılar da anne çalışma durumunun cinsiyetçi tutumlar üzerinde etkisi olumlu ya da olumsuz olarak tespit edilirken bu çalışmada anlamlılık tespit edilmemiştir. Mevcut çalışmada akademik kariyeri yüksek ve belirli bir yaş üstündeki bireylerle çalışılmasından dolayı annenin çalışma durumunun katılımcıların cinsiyet algıları üzerinde etkili olmadığı saptanmıştır.

Cinsel tutumlarCinsiyet eşitsizliğiCinsiyet rolleri+5
Pınar Demir Şahin
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yayın politikaları ve "feminizm" -Feminist bir uygulama olarak çeviri-

Kadın hareketiyle beslenen bir doktrin olarak feminizm, kadının toplumda nasıl ve neden "görünmez" hale geldiğine ilişkin özel çözümleme yöntemleri önermektedir. Liberal, kültürel, Marksist, sosyalist, radikal ve varoluşçu gibi pek çok feminist kuram mevcuttur. Ancak her kuram, kadının ezilmesinin altında yatan nedenleri farklı biçimlerde açıklamış ve kadının toplumsal statüsünü iyileştirmeye yönelik değişik stratejiler geliştirmiştir. Feminizmin böylesine geniş olan kuramsal çerçevesini incelemek, feminizmin tarihsel bağlamı ve feminist literatürün kilit kavramları konusunda bilgilenmeyi sağlayacaktır. "Türkiye'de Yayın Politikaları ve 'Feminizm'" başlıklı bu yüksek lisans tezi, Anglo- Amerikan, Fransız ve Türk feminizmlerini incelemeyi hedeflemektedir. Bununla birlikte söz konusu araştırma, patriarkal toplumun fallogosantrik dilinden farklı, özgün bir kadın söylemi yaratmaya çalışan Fransız feminizmi ve kadın yazısı kavramı (ecriture teminine) üzerine odaklanmıştır. Fransız feministlerinin sözcük oyunlarıyla dokulu yenilikçi metinlerini çevirmek, güçlüklerle doludur. Bu araştırma, Fransız feministlerinden biri olan Luce Irigaray'ın Et l'une ne bouge pas şans l'autre başlıklı yapıtının çevirisinde karşılaşılan güçlükleri içermektedir. Ayrıca, yayın politikaları bağlamında feminizmin konumuna ilişkin ayrıntılı ve özgün bir anket, tez kapsamında yer almaktadır. 24 yayınevi yöneticisinin yanıtladığı bu anket, yayınevlerinin yayın kriterleri, okur profilleri, örgütsel yapıları ve feminizmi algılama biçimleri konusunda çarpıcı veriler sağlamıştır. Anketten, yayın politikalarını etkileyen sosyopolitik gelişmeler konusunda bilgi edinmek te mümkündür. Sonuç olarak, hem teorik hem de ampirik yönü olan bu disiplinlerarası araştırma, feminist hareketi, feminist yazın eleştirisini, feminist çeviriyi ve yayıncılık sektörü bünyesinde feminist yapıtların çevirisini çok boyutlu olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Feminizm ile dil arasındaki ilişkileri vurgulayan, "söylem" i kadınlara toplumda "görünürlük" kazandıracak bir araç olarak ön plana taşıyan bu araştırma aynı zamanda, feminizmin tanınmasını sağlayan başlıca faktör olarak 1980'ler Türkiye'sinde feminist literatürden yapılan çevirilere dikkat çekmektedir. Ayrıca söz konusu araştırma, Batıdan farklı olarak Türkiye'de feminizmin popüler olması sonucu kadın hareketinin doğduğunu öne sürmektedir. Anahtar Sözcükler Feminizm, kadın hareketi, görünmezlik, patriarkal toplum, feminist kuramlar, liberal feminizm, kültürel feminizm, Marksist feminizm, sosyalist feminizm, radikal feminizm, varoluşçu feminizm, kadınların ezilmesi, yayın politikaları, yayın kriterleri, okur profili, örgütsel yapı, feminizmin alımlanışı, sosyopolitik gelişmeler, Anglo-Amerikan feminizm, Fransız feminizmi, Türk feminizmi, kadın yazısı, fallogosantrik dil, çeviri, söylem, dil, çeviri eleştirisi, feminist yazın eleştirisi, feminist çeviri, feminist yapıtların çevirisi.

FeminizmYayın politikası
Nil Özçelik
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Endüstri sektöründe çalışan kadın ve erkek işçilerin toplumsal cinsiyet rollerine karşı tutumları: Bursa örneği

Bu tezde, toplumsal cinsiyetin, biyolojik cinsiyetten farklı olarak, kadınlık ve erkeklik konularında öğrenilmiş kalıpları ifade ettiği ve bu algının iş hayatında ne gibi tutum farklılıklarına yol açtığı ele alınmıştır. Toplumsal yaşamdaki tarihi süreçte biriktirilerek yaratılan sosyo-kültürel ve ekonomik ilişkiler, aynı zamanda bireyin toplumsal cinsiyet rolü ve sosyal kimliğiyle bağlantılıdır ve kişinin davranışlarının da buna göre şekillenmesini beraberinde getirmektedir. Toplumsal cinsiyetin, bilhassa sosyal yaşam ve iş hayatında sorunlara yol açtığı ve buna maruz kalan bireyleri dezavantajlı konuma sürüklediği düşünülmektedir. Özellikle kadının hangi alanlarda toplum nezdinde avantajlı veya dezavantajlı durumda olduğunu tespit etmek, bireyin yaşamında oldukça önem arz etmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerine bağlı olarak oluşan kısıtlayıcı bu kimlik ve etiketler, güdümlü ataerkil yapı içerisindeki toplumlarda daha eşitsiz bir şekilde görülmektedir. Tezin amacı, kişilerarası sosyal organizasyonu yeniden inşa eden ve yalnızca sahip olunan biyolojik cinsiyete bağlı olarak insanlara atanan hayatları belirleyip, bunları sabit birer zorunluluğa çeviren toplumsal cinsiyet tutumlarının bilfiil sorgulanmasıdır. Maskülizmin feminizme, feminizmin de maskülizme karşı çıktığı bu kısır döngüdeki kutuplaşmanın panzehiri nihayetinde daha pozitif bir değer olarak, eşitlikçi teorinin arkasında durmaktadır. Bu çalışmada bilimsel araştırma yöntemlerinden nicel araştırma deseni tercih edilmiştir. Veri toplama aracı olarak ise anket tekniği kullanılmıştır. Araştırma verileri IBM- SPSS25 yazılımı ile analiz edilmiştir. Ölçek sorularında, kadının erkekten daha düşük ücrette çalışmasının adilliği, evliliğin kadının çalışmasına engel olup olmadığı, kadınların anne olduktan sonra çalışmasının uygunluğu, çalışan kadının gelirini eşine verme zorunluğu ve erkeklerin de çamaşır bulaşık gibi ev işlerini yapmasıyla ilgili içerikler yer almaktadır. Sonuç olarak, taraflar için çatışma yaratan bu düşünce yapılarına kodlanmış mevcut düzen incelenmektedir. Erillik ve dişillik değil, soyun devamı olmaksızın, biri diğerine tercih edilemez bir şekilde birbirine bağlı, doğayı birlikte gerçekleştirebilen iki biyolojik cinsiyetin varlığı kabul edilmektedir. Ancak bunun tam aksine, yapay olan toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığı tahribatın da sorgulanabilir olduğudur. Zira teorideki eşit hakların, toplumsal pratikte de tam anlamıyla uygulanabilir oluşu tartışmaya açık bir konudur. Bu sebeple cinsiyetler arası eşitliği en başta zihinlerde sağlayabilmek, öncelikli olarak eğitim ve hukuki düzenlemeleri gerektirdiği gibi bilinç seviyesinde de bir aydınlanmayla inşa edilebilir.

AtaerkilBursaCinsiyet eşitsizliği+6
Betül Yıldız Sallı
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Nur Koçak'ın pop sanat, foto-gerçekçilik, feminist sanat ve posta sanatı içerisinde incelenmesi

Bu çalışmada Nur Koçak'ın resimleri, 1950'li yıllardan itibaren başlayan Pop Sanat ve bu akımın açtığı alanlardan biri olan Foto-Gerçekçilik, Feminizm'in etkisiyle ortaya çıkan Feminist sanat ve Posta Sanatı içerisinde, belli sınırlılıklar korunarak incelenmiştir.Koçak'ın, içerik olarak Pop Sanat akımında kullanılmaya başlanılan popüler kültür imgelerinden beslendiğini ve yöntemsel olarak da Foto-Gerçekçi anlayışa yakın durduğu söylenebilir. Koçak'ın sanat hayatının ilk evrelerinden bu yana ele aldığı konuların başında, tüketim kültürü ile özdeşleşen nesneler ve bu nesnelerin kadının toplumsal olarak algılanışına bağlı olarak biçimlenen kadın imgesi ile bütünleşme biçimleri yer almıştır. Yapıtlarının konusunu daima ?kadın?ın oluşturmasında Feminist Sanat'ın doğrusal bir etkisi olduğu söylenemez; öte yandan, ele aldığı problemin bu sanat hareketi içindeki birikimle iletişim kurmayı doğal hale getirdiği açıktır. Kadının sanat tarihinin bütünü içinde, şu ya da bu çerçevede sanatın konusu olduğu gerçeğine dikkat çeken Koçak, bir bakıma, bu sürece müdahale eden bir bakış açısıyla üretmiştir işlerini. Koçak'ın, sanatı daha geniş kitlelere yayma düşüncesini kendi sanat eyleminin önemli bir öğesi olarak gördüğü söylenebilir; hem Pop Sanat'a olan yakınlığı hem de sıra dışı bir iletişim biçimine denk düşen Posta Sanatı'nın içerisinde yer alması bu bağlamda ele alınabilir.Nur Koçak'ın bir sanatçı olarak tutumunu çeşitli yönleriyle incelemeyi amaçlayan bu çalışma, dönemin çeşitli düzlemlerdeki belirleyenleri göz önünde bulundurularak yürütülmüştür.

Feminist sanatFeminizmFoto-gerçekçilik+4
Özlem Muraz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanmış kadınların boşanma sebepleri ve boşanma sonrası karşılaştıkları güçlüklerin sosyolojik analizi Yozgat ili örneği

Bir toplumda evlilik olgusu ve aile kurumu var olduğu gibi, aynı toplumda boşanma olgusu da varlığını göstermektedir. Bu nedenle sosyologların göz ardı edemeyeceği toplumsal hususlardan bir tanesi boşanma olgusudur. Çalışmanın spesifik amacı ise Yozgat'taki boşanmış kadınların boşanma sebepleri, boşanma sonrası karşılaştıkları güçlüklerle baş etme yolları ve yöntemlerinin neler olduğu araştırılmıştır. Araştırmada boşanmış kadınların sosyoekonomik düzeyde ve toplumsal cinsiyet bağlamında yaşamış olduğu zorluklar üzerinde çalışılmıştır. Bu doğrultuda boşanmış kadın olmanın ne anlama geldiğini öğrenebilmek için Yozgat ve civarında yaşayan 30 boşanmış kadın ile görüşme yapılmıştır. Boşanmış kadınların sosyo-demografik özellikleri değerlendirilmiş ve boşanma üzerindeki etkilerinin neler olduğuna dikkat çekilmiştir. Boşanmanın aile içi roller ve aile işlevleri ile ilişkisi değerlendirilip, boşanma üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Elde edilen bulgularda ise kadınların aile içi işlevlerinin genel olarak yemek yapmak, çocuk yetiştiriciliği ve çocukların sosyalizasyon sürecinde bulunmak, aile içi sorunlarda problem çözme işlevi görmek, aile içi tüm sorumlulukları üstlenmektir. Kültürel olarak toplumsal cinsiyet kavramı ise eril ve dişil varlık olan insanların rollerini düzenler. Bu rolleri eşitsiz bir şekilde dağıtan toplumsal cinsiyet, kadını biyolojik özelliklerine göre ayrıştırır. Kadının toplumsal rolü ve toplum içerisindeki cinsiyete dayalı iş bölümü boşanma konusunda da toplumsal sorunlara sebep olur. Bu sorunlardan bir tanesi ekonomik sorunlardır. Boşanmış bir kadının iş bulması ve çocukları var ise onları geçindirebilmesi boşanmış kadın olmasından dolayı güçleşmektedir. Bu çalışmanın amacı boşanmış kadınların boşanmış olmalarından dolayı karşılaştıkları ekonomik ve sosyo-kültürel sorunların neler olduğu ve bu sorunlarla nasıl başa çıkabildiklerinin analizidir.

BoşanmaBoşanmış kadınlarFeminizm+6
Hatice Soygan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Erendiz Atasü'nün eserlerinde kadın

Feminist hareketin ve feminist edebiyatın dünyada ve Türkiye'de gelişimini ortaya koymak, Erendiz Atasü'nün eserlerinde kadın konusunun nasıl ele alındığını bu gelişimin ışığında incelemek bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Erendiz Atasü'nün eserlerinde kadın sorunsalı incelenmeden önce kadın hareketinin dünyada ve Türkiye'de gelişimi ortaya konulmuştur. Dünyadaki kadın hareketlerinin tarihi gelişimi kronolojik bir çizgide yansıtıldıktan sonra Türkiye'de Kadın Hareketleri değerlendirilmektedir. Feminist kuramın ve edebiyat eleştirisinin gelişimi hakkında bilgi verildikten sonra "Türk edebiyatında Kadın'' başlığı altında edebiyat ve cinsiyet ilişkisinin Türk edebiyatına yansımaları, erkek sanatçıların kadın imgeleri, kadın şair ve yazarların eserlerine yansıyan kadın kimliği, kadın dili ele alınmıştır. Kemalist ve feminist kimliği ile tanınan Erendiz Atasü'nün Hayatı ve Eserleri hakkında bilgi verilen ikinci bölümde yazarın kadın edebiyatındaki yeri ve önemi sorgulanmaktadır. Tezin "Erendiz Atasü'nün Eserlerinde Kadın'' başlıklı üçüncü bölümünde dört roman ve yedi öykü kitabı tematik bakımdan incelenirken yazarın deneme kitaplarına da başvurulmuştur. Eserlerde aile ve evlilik, cinsel kimlik, eğitim, siyasi yaşam, sosyal yaşam, doğa, din ve mekan başlıkları incelenirken feminist bir yaklaşımla tahlil söz konusudur. Kadının bireysel ve toplumsal kimliğinin oluşum serüvenini dile getiren Atasü'nün cinsiyet hiyerarşilerine karşı eleştirel tavrı ortaya dikkat çekicidir. Akademisyen kimliğini eserlerinin özellikle diline yansıtan Atasü'nün sıkça başvurduğu otobiyografik unsurlar tespit edilerek kurmaca ile gerçeğin sınırları sorgulanmıştır. Atasü'nün hayranlık duyduğunu sıkça belirttiği Virginia Woolf ile arasındaki etkileşim tematik bölümde özellikle kimlik ve tümlenme başlıkları altında incelenmektedir. Feminist eleştiri yöntemi kullanılırken yazarın ataerkil söylemi reddederek kullandığı kadın dilinin işlevine odaklanma söz konusudur. Erendiz Atasü'nün kadın kahramanlarının aşk, cinsellik ve evlilikte sürekli hayal kırıklığına uğramalarının toplumsal cinsiyet rolleri ile bağlantısı ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise Erendiz Atasü'nün erkek hegemonyasına karşı çıkan, cinsiyetçi örgütlenmeleri ifşa ederek eleştiren, kadın olma durumunu farklı yaşam alanlarında sorgulayan bir yazar olduğunun altı çizilerek eserlerindeki feminist unsurlara dair yargılar ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Kadın, kadın edebiyatı, toplumsal cinsiyet rolleri

Atasü, ErendizCinsel kimlikFeminizm+2
Alev Önder
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00

Related subjects