Surgery-eye
65 theses under this subject heading
Şaşılık cerrahisinin refraksiyon ve biyometri ölçümleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmaya Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğine başvuran ve şaşılık nedeniyle ameliyat edilen 100 hastanın 145 gözü dahil edildi. Hastalar iç rektus kas cerrahisi yapılanlar (grup 1), dış rektus cerrahisi yapılanlar (grup 2) ve hem iç hem de dış rektus cerrahisi yapılanlar (grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Hastaların biyometri ve refraksiyon değerleri ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 2. hafta ve 6.ayda ölçüldü. Cinsiyetler arasında hiçbir parameterede anlamlı fark bulunamadı. Aksiyel uzunlukta tüm hastalarda (23.47±1.19 -> 23.49±1.19 -> 23.52±1.22) ve özellikle grup 2 de (23.47±1.18 -> 23.49±1.18 -> 23.53±1.21) anlamlı uzama olduğu görüldü. Santral kornea kalınlığındaki değişim (551.74±35.41 -> 549.38±35.53 -> 551.36±35.69) geç dönemde gerilemiştir. Ön kamara derinliği, Korneal çap ve Lens kalınlığında anlamlı değişim saptanmadı. Düz meridyen değeri tüm hastalarda (42.87±1.55 -> 42.92±1.55 -> 42.77±1.56) ve özellikle grup 2 hastalarda (42.94±1.55 -> 42.99±1.56 -> 42.85±1.56) anlamlı değişim gösterirken dik meridyende belirgin anlamlı değişim görülmedi. Sferik ekivalanda ise bütün hastalar (-0.87±3.11 -> -1.05±3.07) ve özellikle grup 2 hastalarda (-0.80±2.28 -> -1.0±2.28) miyopik kayma kısa dönemde anlamlıydı Bütün veriler değerlendirildiğinde anlamlı olsun veya olmasın erken dönemde oluşan değişimler geç dönemde gerilemektedir. Bu sebeple cerrahi sonrası takiplerde olası biyometrik ve refraktif değişimler göz ardı edilmemesi, gözlük için ileri dönem beklenilmesi önerilmektedir. Tüm kas ve çeşitteki cerahi müdahaleleri içeren, daha fazla hasta sayısını içeren daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: şaşılık, cerrahiye bağlı biyometri, cerrahiye bağlı refraksiyon
Alt oblik kas zayıflatma girişimlerinde etkinlik değerlendirilmesi
Alt oblik kas hiperfonksiyonu(AOHF) tedavisinde farklı cerrahi prosedürler uygulanmaktadır. Miyektomi, dizinsersiyon, geriletme ve anteropozisyon bu amaçla en sık kullanılan yöntemlerdir. Farklı çalışmalarda bu cerrahi yöntemleri başarı oranları belirtilmiştir. Cerrahlar başarı oranları, kolay uygulanması ve avantaj-dezavantaj özelliklerine bakarak değişik yöntemleri tercih etmektedir. Bu çalışmada AOHF'u olan128 hastanın 207 gözüne tenotomi, AOHF ve DVD'si olan 55 hastanın 104 gözüne anteropozisyon uygulandı. Operasyon sonrası 1.ay, 3.ay ve son muayene verileri değerlendirildi. Dizinsersiyon uygulanan gözlerde %95,65 başarı , %2,41 rezidüel hiperfonksiyon ve %1,93 lük hipofonksiyon oranları saptanırken, anteropozisyon uygulanan gözlerde %87,5 başarı, %10,57 rezidüel hiperfonksiyon ve %1,92 hipofonksiyon oranları tespi edildi. Hiçbir hastada adherens sendromu ya da anti-elevasyon sendromu görülmedi. Sonuç olarak, AOHF tedavisinde dizinsersiyonun düşük komplikasyon riski ve tatmin edici sonuçlar verdiğini düşünüyoruz. AOHF ve DVD'nin birlikte olduğu olgularda anteropozisyon işlemi uygun bir tedavi şeklidir. Her iki yöntemin de etkili ve güvenilir cerrahi yöntemler olduğu saptanmıştır.
Pseudoeksfoliasyon sendromlu olgularda fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası görme keskinliği ve göz içi basınç değişimi
Amaç: Pseudoeksfoliasyon sendromlu (PES) olgularda fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) ve göz içi basınç (GİB) değişimini incelemek. Yöntem: Kasım 2013 ve Mayıs 2017 arasında Dumlupınar Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda aynı cerrah tarafından fakoemülsifikasyon ameliyatı yapılan 749 olgu retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya dahil edilen 181 olgu 2 gruba ayrıldı. PES'li 61 olgu grup 1 PES olmayan 120 olgu grup 2 (kontrol) olarak belirlendi. Ameliyat öncesi ve sonrası EİDGK ve GİB değişimi 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda değerlendirildi. Bulgular: Ameliyat sonrası ortalama EİDGK her iki grupta da benzer şekilde 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda anlamlı olarak artış gösterdi (p<0.01). Ortalama EİDGK iki grup arasında tüm takiplerde istatistiksel anlamlı farklılık göstermedi. Ameliyat öncesi ortalama GİB, grup 1'de 17,51±3,57 mmHg, grup 2'de 17,54±3,82 mmHg idi. Ortalama GİB ameliyat sonrası 1. günde her iki grupta da hafif fakat istatistiksel olarak anlamsız artış gösterdi (sırasıyla, +1,08 ± 4,60 mmHg, p=0,071, ve +0,08 ± 3,54 mmHg, p=0,797). Ortalama GİB ameliyat sonrası 1. Hafta (sırasıyla, -0,60 ± 2,83 mmHg, p=0,107, ve -1,10 ± 2,60 mmHg, p<0,01) ve 1. ayda (sırasıyla, -2,42 ± 2,50 mmHg, p<0,01, ve -2,01 ± 2,69 mmHg, p<0,01) anlamlı düşüş gösterdi. Ortalama GİB iki grup arasında tüm takiplerde istatistiksel anlamlı farklılık göstermedi. Ameliyat sırasında komplikasyon olarak grup 1'de 1 olguda (%1,6), grup 2'de 1 olguda (%0,8) zonül diyalizi görüldü. Sonuç: GİB hem PES'li hem de PES olmayan gözlerde katarakt cerrahisi sonrası ilk günde geçici artma eğilimindedir. Bununla birlikte bir ay sonunda iki grupta da benzer şekilde anlamlı düşüş gösterir. PES'li gözler normal gözlere kıyasla katarakt cerrahisinde daha yüksek komplikasyon riski taşırlar ancak deneyimli cerrahlar ile komplikasyon oranları normal gözlerle benzerdir ve ameliyat sonrası aynı oranda görme keskinliği artışı sağlanır. Anahtar kelimeler: fakoemülsifikasyon, görme keskinliği, göz içi basıncı, pseudoeksfoliasyon sendromu
Derin Anterior Lameller keratoplasti (DALK) anatomik ve fonksiyonel sonuçları
Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları anabilim Dalı'nda DALK endikasyonu konulan ve Ocak 2015- Haziran 2021 tarihleri arasında bu endikasyonla operasyona alınan 120 hastanın verileri derlendi. Çalışmada hastaların, demografik verileri, cerrahi endikasyonları, intra-operatif komplikasyonları, post-operatif komplikasyonları, post-operatif uygulanan tedavileri, pre-operatif ve post-operatif görme keskinliğine ait verileri, otorefraktometreden elde edilen verileri ve korneal topografiden elde edilen verileri kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 31,5 yıl ve erkek cinsiyet oranı %51,7'dir. Vakaların %15,8'ine intraoperatif dönemde PK uygulandı. İntraoperatif PK uygulanması üzerine en etkili faktörün diseksiyon tipi ve makro perforasyon gelişmesi durumu olduğu saptandı. DALK uygulanan hastalarda en sık gözlenen komplikasyonların çift ön kamara gelişmesi (%9,9) ve erken sütur gevşemesi olduğu bulundu (%7,9). Postoperatif dönemde sekiz hastada katarakt, altı hastada glokom geliştiği ve toplam yedi hastaya PK uygulandığı gözlendi. Postoperatif dönemde otorefraktometreden elde edilen refraksiyon ve keratometri değerleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Postoperatif dönemde korneal topografide ölçülen simK1 değeri distrofi grubunda, hem keratokonus grubuna göre hem de herpes grubuna göre düşük saptandı ancak anlamlı bulunmadı (p=0,133). SimK2 değeri ise keratokonus grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,010).Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilere göre hastaların operasyon sonrası dönemde hem klinik muayene hem otorefraktometre hem de korneal topografi verilerine göre takip edilmesi oldukça büyük önem arz etmektedir. Özellikle DALK sonrası katarakt cerrahisi uygulandığında çok dikkatli ve özenli olunmalıdır yoksa operasyon sırasında greftin zarar görme ihtimali yüksektir.
Ekstraoküler kasların şaşılık cerrahisi öncesi ve sonrası manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi
Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda Şubat 2019- Mart 2022 tarihleri arasında operasyon olmuş horizontal şaşılığı olan 5 yaş ve üzeri 31 hastanın verileri derlendi. Çalışmada hastaların, demografik verileri, cerrahi endikasyon verilen şaşılık bilgisi, operasyon öncesi muayeneleri, operasyon öncesi planlanan cerrahi ve MRG ile elde edilen verileri kaydedildi. Çalışmamızda orbital manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve LifeX yazılım programı yardımıyla ekstraoküler kasların değerlendirilmesi, ekstraoküler kasların operasyon öncesi ve sonrası değişikliklerin incelenmesini amaçladık. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 17,3 yıl ve erkek cinsiyet oranı %53,3'dür. Hastaların 12'sinde (%38,7) ezotropya 19'unda (%61,3) ekzotropya vardı. 23 hastaya bilateral geriletme, 5 hastaya geriletme ile rezeksiyon ve 3 hastaya bilateral rezeksiyon uygulanmıştı. Geriletme ve rezeksiyon cerrahileri karşılaştırıldığında; rezeksiyon cerrahisi geriletme cerrahisine göre daha büyük yaş grubuna uygulanmıştı (p=0,043). Operasyon sonrası 3. ay kontrollerinde rezeksiyon yapılan gözlerin geriletme yapılan gözlere oranla cerrahi başarısı daha yüksek olduğu saptandı. Geriletme yapılan gözlerde operasyon öncesi kayma miktarı arttıkça operasyon sonrası kalan kayma miktarı arttığı görüldü (r=0,748, p=0,001). Cerrahi plana uyuma bakıldığında; geriletme yapılan kaslarda ±1 mm kabul edilebilir hata payı içerisinde %90 oranla uyum saptandı. Kasların insersiyoların limbusa olan uzaklıkların intraoperatif ve LifeX yazılımı ile ölçümlerin karşılaştırılmasında; MRG ile LifeX yazılımın ±1 mm hata payı içerisinde %94 oranında başarılı ölçüm yaptığı görüldü. Kas hacimleri değerlendirildiğinde; ortalama iç rektusların operasyon öncesi ölçülen kas hacimleri (OÖÖKH) dış rektusların OÖÖKH'lerinden daha fazla bulunmuştur ancak istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p>0,05). Vücut kitle indeksi (VKİ) ile OÖÖKH arasında pozitif yönde çok güçlü bir korelasyon saptanmıştır (r=0,758, p=0,011). Rezeksiyon yapılan kaslarda rezeksiyon yapılan kas miktarı (RYKM) ile hacim değişikliği (HD) ve RYKM ile hacim değişiklik yüzdesi (HDY) arasında pozitif yönde çok güçlü bir korelasyon saptanmıştır (sırasıyla r=0,912, p=0,001 ve r=0,878, p=0,001)
Descemet membran endotelyal keratoplasti (DMEK) anatomik ve fonksiyonel sonuçları
Amaç: Çalışmamızın amacı Descemet membran endotelyal keratoplasti (DMEK) tedavisini tek merkez deneyimimiz ile inceleyerek bu tekniğin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Hastanesi'nde 2018-2023 tarihleri arasında DMEK yapılan 52 hastada retrospektif olarak gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların 29'u kadın, 23'ü erkekti. Ortalama yaş 65,9 bulundu. Vakaların lens durumu 5'inin fakik, 44'ünün psödofak, 3'ünün afaktı. Hastaların 43'ünün endikasyonu büllöz keratopati, 2'sinin Fuchs endotelyal korneal distrofi, 4'ünün toksik anterior segment sendromu, 1'inin penetren keratoplasti sonrası dekompanse kornea ödemi, 1'inin travma sonrası kornea ödemi, 1'inin ise Chandler sendromuydu. Hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinliğinin (EİDGK) ve santral kornea kalınlığının (SKK) preoperatif ve postoperatif 6.aydaki değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık görüldü (p=0,001). Korneası saydam hastaların %51'inde postop EİDGK'nin 0.3 LogMAR üzerinde olduğu görüldü. Bu hastaların %25'inde ek retina patolojisi, %12,5'inde glokom, %4,1'inde üveit izlendi. Hastaların %13,4'üne rebubbling işlemi uygulanmış olup bunlarda EİDGK'nin daha az düzeldiği saptandı. Ek olarak rebubbling gereken hastalarda greft yetmezliği, lens kapsül desteği olmayan hastalarda ise Re-DMEK daha sık bulundu. Sonuç: Çalışmamızda DMEK tedavisinin korneanın endotelyal patolojilerinde başarı ile kullanılabildiği görüldü. Rebubbling prosedürü gereken hastalarda görmenin daha az düzeldiği ve greft yetmezliğinin daha sık geliştiği saptandı. Ayrıca DMEK hastalarına ek oküler patolojilerin eşlik edebildiği, bu patolojilerin de görmeyi etkilediği unutulmamalıdır.
Katarakt cerrahisinde preoperatif ön kamara parametreleri ile postoperatif refraktif sapma arasındaki ilişki
Katarakt Cerrahisinde Preoperatif Ön Kamara Parametreleri ile Postoperatif Refraktif Sapma Arasındaki İlişki Amaç Katarakt cerrahisindeki gelişmelerle birlikte postoperatif refraksiyon çok önemli hale gelmiştir. Bu çalışmada amacımız fakoemülsifikasyon-intraoküler lens (İOL) implantasyonu cerrahisinin Pentacam ile ölçülen ön kamara açısı (ÖKA), ön kamara hacmi (ÖKH) ve ön kamara derinliğine (ÖKD) olan etkisini araştırmak, bu parametreler ve İOL Master ile ölçülen aksiyel uzunluk (AL) ile postoperatif refraktif sapma arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Hasta ve Yöntem Ocak 2012-Haziran 2014 tarihleri arasında kliniğimizde fakoemülsifikasyon-İOL implantasyonu uygulanan 231 hastanın (105 erkek, 126 kadın) verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların dosyalarından yaşları, cinsiyetleri, biyomikroskobik muayene ile tespit edilen katarakt tipleri, Pentacam-Scheimpflug ile ölçülmüş preoperatif ve postoperatif 3. ay ÖKA, ÖKH, ÖKD değerleri, İOL Master ile ölçülmüş preoperatif AL değeri, ameliyat öncesinde hedeflenen refraktif değerleri, SRK-T formülü ile hesaplanan İOL gücü ve postoperatif 3. ayda otorefraktometre ile ölçülmüş refraksiyonların sferik eşdeğeri (sferik değer +silindirik değer/2) kaydedildi. Postoperatif refraktif sapma, Mean Error (ME =postoperatif refraksiyon -hedef refraksiyon) ve Mean Absolute Error (MAE =Mean error'un mutlak değeri) olarak hesaplanıp kaydedildi. Bulgular Katarakt cerrahisi uygulanan hastaların preoperatif ÖKA 30.2 ±12.1, ÖKH 130.7 ±41.2 ve ÖKD 2.6 ±0.4 iken katarakt cerrahisi sonrası ÖKA 42.7 ±5.8, ÖKH 172.1 ±28.2 ve ÖKD 4.1 ±0.7 olarak ölçülüp istatistiki anlamlı olarak artmıştır (p:0.001). Hastaların ME ile ÖKA, ÖKD, ÖKH ve AL arasında istatistiki anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Ayrıca MAE ile ÖKA, ÖKD, ÖKH arasında istatistiki anlamlı korelasyon saptanmamıştır. MAE ile AL arasında düşük veya önemsiz korelasyon hesaplanmıştır. Sonuç Fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrasında ölçülen ÖKA, ÖKH, ÖKD preoperatif değerlere göre anlamlı olarak artmaktadır. Preoperatif ÖKA, ÖKH, ÖKD ve AL ile postoperatif refraktif sapma arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: Fakoemülsifikasyon, Pentacam, İOL Master, refraktif sapma
Primer pterjiumun cerrahi tedavisinde Mitomisin-C ile birlikte çift katlı titanyum-trombositten zengin fibrin membran otogrefti uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Primer pterjiumun cerrahi tedavisinde mitomisin-C ile birlikte çift katlı titanyum-trombositten zengin fibrin (T-PRF) membran otogrefti uygulamasının etkinliğini değerlendirmek. Gereç ve yöntem: Bu çalışmaya Ocak 2016 – Temmuz 2019 tarihleri arasında kliniğimizde primer pterjium nedeniyle ameliyat olan 104 hastanın 116 gözü dahil edildi. Olgular cerrahi tekniklere göre 3 gruba ayrıldı; 1. grupta (LKO grubu) limbal konjonktival otogreft kullanılan olgular, 2. Grupta (T-PRF grubu) tek katlı T-PRF membran kullanılan olgular, 3. grupta ise (MMC+T-PRF grubu) MMC uygulanarak çift katlı T-PRF membran kullanılan olgular çalışmaya dahil edildi. T-PRF otogrefti, hastaların kendi kanının titanyum tüplerde santrifüj edildikten sonra mekanik kompresyon uygulanarak membran haline getirilmesi ile hazırlanmıştır. Hastaların demografik bilgileri ve ameliyat öncesi göz bulguları, takipteki muayene bulguları, nüks ve komplikasyon gelişimi değerlendirildi. Bulgular: Takip süresi ortalama 16.38±10.26 ay olarak kaydedildi (3-36 ay). Pterjium boyutu ortalama 2.49±0.83 mm (1.1-5.0 mm) olarak ölçüldü. Nazal pterjium 113 (%97.4) olguda, temporal prejium ise 3 (%2.6) olguda saptandı. Ortalama yaş tüm olgularda 51.16±14.61 yıl olarak saptandı (20-86 yıl). Tüm olguların 32'sinde (%27.6) pterjium nüksü tespit edildi. Nüks süresi ortalama 5.20±2.09 ay olarak saptandı. Cerrahi sırasında komplikasyon izlenmedi. LKO grubundaki (n=61) olguların 1'inde (%1,6) 1. haftada aponörotik ptozis saptanmıştır. T-PRF grubunda yer alan olguların (n=30) 1'inde (%3,3) greft kaybı nedeniyle skleral açıklık, 1'inde (%3,3) ise konjonktival granülom saptanmıştır. MMC+T-PRF grubunda ise postoperatif takipte herhangi bir komplikasyon saptanmamıştır. Cerrahi tekniklere göre grupların nüks oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.023; p<0.05). T-PRF grubunun nüks oranı %46,7, LKO grubunun %19,7, MMC+T-PRF grubunun ise %24,0 olarak saptandı. MMC + T-PRF grubu ile LKO grubunun nüks oranları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: T-PRF membran otogreftinin kolay hazırlanabilmesi, cerrahi süreyi kısaltması, maliyetinin düşük olması ve istenilen boyutta elde edilebilmesi gibi avantajları vardır. MMC+T-PRF tekniğinin başarı oranları, konjonktival otogreft ve limbal konjonktival otogreft tekniklerinin başarı oranlarına benzer sonuçlandı. Bu teknik pterjium cerrahi tedavisinde konjonktival veya limbal konjonktival otogreft uygulanamayacak hastalarda alternatif yöntem olabilir. Standart yöntem olarak kabul edilmesi için daha fazla olgu sayısı ile uzun dönem takipli yeni çalışmaların yürütülmesine ve MMC + T-PRF tekniğinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: otogreft, pterjium cerrahisi, titanyum-trombositten zengin fibrin membran (T-PRF), mitomisin-C (MMC).
Oküler yüzey hastalıklarında amnion zar transplantasyonu sonuçlarımız
Amaç: Oküler yüzey hastalıklarında amnion zar transplantasyonunun etkinliğini araştırmak.Gereç ve Yöntem: Ocak 2004-Şubat 2009 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran ve farklı oküler yüzey hastalıkları nedeniyle amnion zar transplantasyonu uygulanan 80 hastanın 80 gözü çalışmaya alındı. Çalışma geriye dönük olarak hasta dosyaları taranarak yapıldı. Hastaların ön segment muayeneleri ve aydınlanıyorsa fundus muayeneleri yapıldı. Fundusu aydınlanmayan hastalara oküler USG yapıldı. Kornea ülseri tanısı konulan hastalardan sitoloji ve kültür örnekleri alındı. Hastalara yapılacak cerrahi işlem ve olabilecek komplikasyonlar hakkında bilgi verilerek aydınlatılmış onam formu alındı. Hastalar ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta, 1. ay, 3. ay, 6. ay ve sonrasında yıllık rutin kontrole çağrıldı. 1.ayda sütürler alındı.Bulgular: Olguların 37'si (%46,3) erkek, 43'ü (%53,8) kadın idi. Ortalama yaş 51,8±20,07 idi (2-87). Olguların etiyolojilerine bakıldığında 26'sında kornea ülseri, 17'sinde korneal incelme, 11'inde desmatosel, 8'inde büllöz keratopati, 7'sinde semblefaron, 2'sinde kimyasal yanık, 2'sinde konjonktival kitle, 2'sinde implant açığa çıkması, bir hastada sklera ve bir hastada da kornea penetrasyon tamiri sonrası olmak üzere 2 hastada oküler yüzey rekonstrüksiyonu, 1'inde nörotrofik keratit, 1'inde korneal amiloidoz, 1'inde sızdıran bleb mevcuttu. Olguların 10'nuna (%12,5) tek kat amnion zarı, 70'ine (%87,5) çok katlı ( 2 olguda tıkaçla birlikte) amnion zarı uygulandı. 28 olguya (%35) örtü tekniği, 52 olguya (%65) greft tekniği uygulandı. Çalışmaya alınan 80 hastanın 47'sine(%58.75) PPK planlandı. 8 hastaya(%10) 2. ameliyat olarak amnion zar transplantasyonu ya da amnion zar transplantasyonu ile kombine olarak korneal yama uygulandı. 2 (%2,5) hastaya enükleasyon uygulandı.Sonuç: Amnion zarının kolay hazırlanması ve maliyetinin çok yüksek olmaması gibi avantajları mevcuttur. Amnion zar transplantasyonu oküler yüzey hastalıklarında güvenilir ve etkin bir yöntemdir.Anahtar Sözcükler: Amnion zar transplantasyonu, oküler yüzey hastalıkları, transplantasyon teknikleri
Trabekülektominin oküler kan akımı ve oküler puls amplitüdüne etkisi
Amaç: Glokomlu hastalarda trabekülektominin göz içi basınç, oküler kan akımı, oküler puls amplitüd üzerine etkisini araştırmakGereç ve yöntem: Eylül 2009 - Aralık 2010 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göz Hastalıkları Anabilim Dalı kliniğine başvuran, primer açık açılı glokom tanısı alan ve operasyonu planlanan 25 hastanın 25 gözü prospektif olarak incelendi. Tüm gözlere ameliyat öncesi sırasıyla Pascal dinamik kontür tonometre (DKT) ile göz içi basıncı (GİB) ve oküler puls amplitüdü ölçümü (OPA), Goldmann applanasyon tonometresi (GAT) ile GİB ölçümü, santral kornea kalınlığı (SKK) ölçümü, renkli doppler ultrasonografi görüntüleme tekniği ile kısa posterior siliyer arter (KPSA) kan akım ölçümü yapıldı. Çalışmaya alınan tüm gözlere, trabekülektomi ameliyatı uygulandı. Postoperatif 1.ay ölçümler tekrarlandı. Operasyon öncesi ve sonrası yapılan ölçümler istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Ameliyat öncesi sırasıyla DKT, GAT ile ölçülen GİB, OPA ve nazal ve temporal KPSA rezistif indeks (RI) değerleri; 26,55±4,28, 26,92±4,75, 4,06±0,90 ve 0,61±0,07, 0,62±0,10 bulundu. 1 ay sonraki ölçümler DKT, GAT, OPA, nazal ve temporal KPSA RI; 14,36±2,49, 14,16±2,44, 2,52±0,56, 0,49±0,09 ve 0,52±0,09 saptandı. GİB ve OPA'daki azalma istatistiksel olarak (p<0,001, p<0,001) anlamlı bulundu. Nazal ve temporal KPSA RI (p<0,001, p:0,001) değerlerindeki düşüşte istatistiksel olarak anlamlı idi.Sonuç: Ameliyat öncesine göre ameliyat sonrasında GİB, OPA değerlerinde azalma, nazal ve temporal KPSA maksimum, minimum, ortalama kan akım hızında artış, RI değerlerinde azalma saptandı. OPA ile nazal KPSA RI arasında güçlü pozitif korelasyon izlendi. Bu bulgular altında OPA değerinin glokom takibinde kullanılabilecek, oküler kan akımı ve rezistif indeks hakkında bilgi verebilecek faydalı bir gösterge olabileceği kanısına varıldı.
Çocuklarda şaşılık cerrahisinde sevofluran ve sevofluran-desfluran anestezisinin hemodinami, derlenme ve erken ajitasyon üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Çocuklarda Şaşılık Cerrahisinde Sevofluran ve Sevofluran-Desfluran Anestezisinin Hemodinami, Derlenme ve Erken Ajitasyon Üzerine Etkilerinin KarşılaştırılmasıAmaç: Çalışmamızda şaşılık cerrahisi uygulanan çocuklarda sevofluran anestezisi ve sevofluran ile indüksiyon sonrası desfluran anestezisinin hemodinami, derlenme ve erken ajitasyon üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Danışma Kurulu onayı ve ebeveynlerin yazılı ve sözlü izni alınarak, elektif şaşılık cerrahisi uygulanacak American Society of Anesthesiology (ASA) I-II grubu, 2-10 yaşları arasında 42 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele seçimle 2 gruba ayrıldı.Anestezi indüksiyonu, uygun yüz maskesi kullanılarak, % 6-8 konsantrasyonda sevofluran, % 50 azot protoksit ve % 50 oksijen karışımı ile sağlandı. Anestezi idamesi grup 1'de sevofluran konsantrasyonu % 1-2, grup 2'de desfluran konsantrasyonu % 4-6 olacak şekilde sağlandı.Olguların sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, periferik arteriyel oksijen satürasyonu değerleri kaydedildi. Kayıtlar indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, entübasyon sonrası, cerrahinin 15. dk, 30. dk, 45. dk ve 60'ncı dakikalarını kapsadı. Operasyon süresi, ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet, oryantasyon süreleri ile bulantı-kusma, laringospazm ve diğer yan etkiler kaydedildi.Operasyon bitiminde postoperatif 1. dk, 5. dk, 15.dk, 30.dk, 60. dakikalarda hemodinamik parametreler ve Modifiye Aldrete Derlenme Skoru, Pediatrik Anestezi Deliryum Skalası ve Watcha Davranış Skalası değerleri kaydedildi.Bulgular: Demografik veriler birbirine benzerdi. Yapılan ölçümlerde sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, SpO2 değerlerinin benzer olduğu gözlendi. Ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet, oryantasyon süreleri Grup 2'de Grup 1'den daha kısa saptandı. Modifiye Aldrete Derlenme Skoru, Pediatrik Anestezi Deliryum Skalası ve Watcha Davranış Skalası değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel açıdan fark saptanmadı. Hiçbir olguda öksürük, nefes tutulması, laringospazm görülmedi.Sonuç: Sevofluran ve sevofluran ile indüksiyon sonrası desfluran anestezisi uygulanan çocuklarda hemodinamik değişikliklerin, derlenmenin, postoperatif ajitasyonun ve bulantı-kusmanın benzer olması, buna karşın desfluran anestezisinin daha kısa ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet ve oryantasyon süreleri sağlaması nedeniyle çocuklarda anestezi idamesinde sevoflurana tercih edilebileceği kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Sevofluran, desfluran, hemodinamik parametreler, derlenme, erken ajitasyon.
Konjonktivoşalazis olgularında amniyon zar uygulama sonuçları, konjonktivoşalazis histopatolojisinin ışık ve elektron mikroskobik değerlendirilmesi
Amaç: Konjonktivoşalazis hastalarında konjonktival eksizyon ve amniyon zar uygulamasının etkinliğini araştırmak, konjonktivoşalaziste konjonktival dokuda meydana gelen patolojik değişikliklerin değerlendirilmesiGereç ve Yöntem: Haziran 2009 ? Mart 2012 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na oküler yüzey semptomları nedeniyle başvuran ve yapılan oftalmolojik muayenede konjonktivoşalazis saptanan 19 hastanın 19 gözü çalışma kapsamına alındı. Tüm olguların oküler yüzey hastalık indeksi skorlaması yapıldı. Floresein ve Rose ? Bengal boyama ile tespit edilen korneal ve konjonktival boyanma Oxford şemasına göre derecelendirildi. Cerrahi tedavide konjonktival eksizyon sonrası amniyon zar 19 gözün 12' sine fibrin doku yapıştırıcısı ile (grup I), 7' sine ise sütür ile (grup II) uygulandı. Cerrahi sırasında elde edilen doku örnekleri ışık ve elektron mikroskobik olarak incelendi. 1. Ay takiplerinde değerlendirilen semptom skorları, OSDI değerleri, gözyaşı kırılma zamanı ölçümleri, korneal ve konjonktival boyanma skorları cerrahi öncesindeki değerler ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan 13'ü kadın (% 68,4) 6'sı erkek (% 30,6), 19 hastanın 12'si Grup I'de, 7'si Grup II'de olmak üzere, Grup I'deki hastaların yaş ortalaması 66,8±6,9 yıl ve Grup II'deki hastaların yaş ortalaması 58,4±20,5 yıl olarak bulundu. Grupların cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 1. aydaki oküler yüzey hastalığı indeksi skorlarındaki değişimler incelendiğinde, skorların her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde düşüş gösterdiği saptandı (p=0,019 ve p=0,001). Cerrahi tedavi sonrası her iki grupta da cerrahi öncesi farklı evrelerde saptanan korneal ve konjonktival boyanmanın tamamen ortadan kalktığı gözlendi. Hastaların cerrahi sonrası oküler yüzey semptomlarındaki değişimler incelendiğinde, her iki grupta da cerrahi öncesi döneme göre semptomların önemli oranda azaldığı görüldü. Olguların konjonktival doku örnekleri incelendiğinde, 13 olguda (% 68) artmış inflamasyon bulguları, 12 olguda (% 63) lenfatik ektazi, 17 olguda (% 89) goblet hücre kaybı ve olguların tamamında elastik lif harabiyeti saptandı.Sonuç: Konjonktivoşalazis gelişiminde mekanik ve inflamatuar etkenler rol oynamaktadır. Konjonktivoşalazisin cerrahi tedavisinde konjonktival yüzeyin bütünlüğünü yeniden sağlamak amacıyla fibrin doku yapıştırıcısı ya da sütür ile amniyotik zar transplantasyonu etkin bir yöntem olarak kullanılabilir.
Katarakt cerrahisi sonrası ön kamara parametrelerindeki değişiklikler
ÖZETKatarakt Cerrahisi Sonrası Ön Kamara Parametrelerindeki DeğişikliklerAmaç: Fakoemülsifikasyon ve arka kamara intraoküler lens implantasyonu yapılan hastalarda operasyonun ön kamara parametreleri ve göz içi basıncı üzerine etkisini göstermek.Materyal ve Metod: Nisan 2010 ve temmuz 2012 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı kliniğinde fakoemülsifikasyon ve arka kamara intraoküler lens implantasyonu yapılan 94 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Hastaların göz içi basıncı aplanasyon tonometrisiyle preoperatif ve postoperatif olarak değerlendirilmişti. Hastaların ön kamara hacmi, ön kamara derinliği, ön kamara açısı ise preoperatif ve postoperatif olarak rotasyonel Scheimpflug kamera Placido disk kombinasyonuyla çalışan Sirius cihazıyla değerlendirilmişti. Preoperatif ve postoperatif değerler karşılaştırıldı. Hastaların yaşı ve cinsiyeti değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamıza 94 hasta alındı. Hastaların % 52,13'ü erkek, % 47,87'si kadındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalamaları 62,1±10,8. Hastaların ortalama preoperatif göz içi basıncı ameliyat öncesi ortalama 14,8± 1,7 iken ameliyat sonrası 14,2±1,8'e düşmüştür. (p=0,0001) Ortanca ön kamara derinliği preoperatif olarak 2,9(1,82-4,29) iken postoperatif 3,7(1,42-5,02) olarak ölçülmüştür. (p= 0,0001) Ortalama ön kamara açısı preoperatif 41,6±8,3 iken postoperatif 51,1±7,1 olarak ölçülmüştür.(p= 0,0001) Ortanca ön kamara hacmi ise preoperatif 143(64-473) iken, postoperatif 179(82-653) olarak ölçülmüştür. (p= 0,004) Sonuç olarak ön kamara hacmi, ön kamara derinliği, ön kamara açısı istatistiksel olarak anlamlı bir yükseliş gösterirken, göz içi basıncı ise istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş göstermiştir.Sonuç: Fakoemülsifikasyon ve arka kamara göz içi lens implantasyonu ön kamara parametrelerinde belirgin değişikliklere yol açmaktadır. Glokomatöz ve non glokomatöz hastalarda Sirius gibi çeşitli Scheimpflug kamera teknikleriyle ön kamara parametrelerindeki bu değişimler çok kolay ve kısa sürede saptanabilmektedir.Anahtar Sözcükler: Ön kamara parametreleri, Scheimpflug kamera, Sirius.
Fakik ve psödofakik olgularda pars plana vitrektomi sonrası silikon tamponat uygulamasının ön segment parametrelerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, pars plana vitrektomi (PPV) sonrası silikon tamponat uygulanan fakik ve psodofakik olgularda ön segment parametrelerindeki değişimlerin incelenmesi, bu değişimlerin PPV sırasında fakik olup kombine fakovitrektomi ve silikon tamponat uygulanan olgularla, PPV sırasında psodofakik olup sadece vitrektomi ve silikon tamponat uygulanan olguların karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem:Gaziantep Üniversitesi Göz Kliniği'nde pars plana vitrektomi uygulanan 50 olgunun 50 gözü çalışmaya dahil edildi. Olgular PPV sırasında fakik olup kombine fakovitrektomi ve silikon tamponat uygulanan olgularla, PPV sırasında psodofakik olup sadece vitrektomi ve silikon tamponat uygulanan olgular olarak iki gruba ayrıldı. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası SiriusR (CSOTM, İtalya) topografi cihazıile elde edilen ön kamara hacmi (ÖKH), ön kamara derinliği (ÖKD), merkezi kornea kalınlığı (MKK), ön kamara açısı (ÖKA) parametreleri değerlendirildi. Bulgular: Her iki grupta da 25 hasta mevcuttu. Grup 1'de ÖKH, ÖKD ve ÖKA değerlerinde ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası anlamlı artış saptanırken (p<0,05); Grup 2'de ise anlamlı değişim izlenmedi (p>0,05). Grup 1 ve Grup 2'nin 1. hafta ve 1. aydaki ön kamara paremetrelerindeki değişim oranları arasında anlamlı fark izlenmedi. Her iki grupta da postoperatif 1. haftada MKK artışı ve 1. ayda MKK'nın yeniden azalması anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç: Kombine pars plana vitrektomi ve silikon tamponand uygulaması ön segment paremetrelerini önemli ölçüde etkilemektedir ve bu değişim ilk bir haftada en belirgin olarak görülmekle birlikte sonrasında bu değişiklikler korunmaktadır. Preoperatif psodofak olanlarda ise ön segment paremetreleri oldukça stabil seyretmiş, klinik anlamlı olmayan değişiklikler bulunmuştur (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Ön segment parametreleri, SiriusR (CSOTM, İtalya) topografi cihazı, silikon tamponat uygulaması
Yaş tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu olan hastalarda fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkilerinin optik koherens tomografi - Anjiografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastalarda komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkisini non invazif olarak Optik Koherens Tomografi – Anjiografi (OKTA) ile değerlendirmek ve uygulanacak anket ile hastaların görsel olarak yaşam kalitelerinin araştırmak Yöntem: Çalışmaya Eylül 2019 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Birimi'nde yaş tip makula dejenerasyonuna bağlı neovasküler membran tanısıyla takip edilen hastalardan fakoemülsifikasyon cerrahisi endikasyonu olan 44 hasta ve katarakt cerrahisi endikasyonu olmayan 44 hasta alındı. Özellikle son 6 ay içinde anti-VEGF tedavisi almış hastalar çalışma dışı bırakıldı. Fakoemülsifikasyon öncesi ve postoperatif 1, 3 ve 6. ay kontrollerinde hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EİDGK) kaydedilerek optik koherens tomografi (OKT), OKTA ve fundus otoflöresans (FOF) çekimleri yapıldı. Postoperatif 3 ve 6. aylarda NEI VFQ-25 görsel yaşam kalitesi anketi uygulandı. OKT ve OKTA parametreleri 2 ayrı çalışmacı tarafından değerlendirilerek kaydedildi. Bulgular: Çalışma başlangıcında gruplar arasında yaş, cinsiyet, koroidal neovasküler membran (KNV) tipi ve alanı ile KNV akım alanı ölçümleri açısından fark yok idi. Takiplerde cerrahi ve kontrol grupları arasında membran alanı açısında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Fakat cerrahi grubunda başlangıç ve 6. ay arasında membran alanı değişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). Cerrahi ve kontrol grupları arasında akım alanı açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). 6. ay vizitinde cerrahi grubunda küçük kalibreli damarda anlamlı azalma (p<0,05), perilezyonel haloda anlamlı artış (p<0,05) tespit edildi; diğer aktivasyon kriterlerinde anlamlı değişim görülmedi (p>0,05). Süperfisial Foveal Dansite (SFD) ölçümleri değerlendirildiğinde cerrahi grubunda preoperatif dönemden 6. aya kadar olan ölçüm sonuçları arasındaki değişim istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p˃0,05). Perilezyonel halo mevcut olan cerrahi ve kontrol grubu hastalarının sadece OKTA ile değerlendirilen 6. ay neovasküler membran alanları anlamlı olarak farklıydı (p˂0,05). OKT ölçümlerinde subfoveal koroid kalınlığında başlangıç ve 6. ay arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Başlangıç ve 3. ay değişimine bakıldığında ise gruplar arasında anlamlı fark görüldü (p<0,05). Diğer OKT ölçümleri için gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim görülmemiştir (p>0,05). NEI VFQ-25 alt ölçek analizinde kontrol grubunda anlamlı değişiklik görülmezken cerrahi grubunda uzak aktivite puanında anlamlı artış görüldü. Sonuç: Katarakt cerrahisi komplikasyon olup olmamasından bağımsız, neovasküler YBMD progresyondaki risk faktörlerinden biri olarak düşünülmüştür. Katarakt cerrahi yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastaların görsel yaşam kalitelerini artırıyor olsa da günlük hayatını etkilemeyen kataraktı olan hastalarda fakoemülsifikasyonun ertelenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Anahtar kelimeler: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, fakoemülsifikasyon, optik koherens tomografi anjiografi.
Soğuk ringer laktat ile yapılan vitrektomi ile standart pars plana vitrektominin korneal parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Soğuk ringer laktat ile yapılan pars plana vitrektomi ile oda sıcaklığında ringer laktat ile yapılan pars plana vitrektominin korneal parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması Materyal-Metod: Bu prospektif karşılaştırmalı çalışmada posterior vitrektomi uygulanan 68 hasta çalışmaya alındı.Hastalar iki gruptada preoperatif randomize olarak seçildi.Soğuk ringer laktat (+4 C°) ile vitrektomi yapılan 36 hasta grup 1 ve oda sıcaklığında ringer laktat (+25 C°) ile vitrektomi yapılan 32 hasta Grup 2 olarak tanımlandı. Hastalar fakik, psödofakik olmalarına ve tamponad olarak silikon ve gaz konulmalarına göre alt gruplarına ayrıldı. Hastaların preoperatif ve postoperatif 1.aydaki santral korneal kalınlık,endotel hücre dansitesi,ortalama hücre alanı,variabilite katsayısı ve hekzogonalite parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Grup 1 ve 2 de preoperatif ve postoperatif korneal parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik yoktu. (p>0,05) Alt gruplara bakıldığında da Grup 1 deki alt gruplarda anlamlı bir değişiklik olmamasına rağmen (p>0,05) , Grup 2 de psödofakik olup gaz konan hasta grubunda santral korneal kalınlık, endotel hücre dansitesi, ortalama hücre alanı ve variabilite katsayısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik mevcuttu. (p=0.008,p=0,011,p=0,011,p=0,048) Sonuçlar: İki grupta da kornea endotel parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmadı.Alt grup analizlerinde ise psödofakik olup gaz konan hastalarda kornea endotel parametrelerinde Grup 1 de istatistiksel olarak anlamlı bir değişim yokken grup 2 de istatistiksel olarak anlamlı bir değişimin olması psödofakik hastalarda soğuk ringer laktat kullanmanın daha koruyucu olabileceğini düşürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: İrrigasyon sıcaklığı, kornea endotel parametreleri,vitreoretinal cerrahi
Katarakt cerrahisi hastalarında perioperatif hemodinamik değişikliklerin ve bilişsel fonksiyonların değerlendirilmesi
Amaç: Lokal anestezi altında katarakt operasyonu olan hastalarda sedayon amacıyla feniramin, meperidin ve deksmedetomidinin sedatif, hemodinamik ve postoperatif erken dönem bilişsel fonksiyonlar üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık. Yöntem ve Gereç: Prospektif gözlemsel olan çalışmamıza Aydın ADÜTF Ameliyathanesinde lokal anestezi ve sedasyon altında katarakt operasyonu planlanan, 30- 80 yaş arası, ASA I-III 112 olgu alındı. Preoperatif, intraoperatif ve postoperatif dönemde rutin monitorizasyon uygulandı. Sedasyon düzeyleri preoperatif, intraoperatif 20.dakika, postoperatif derlenme odasında Ramsey Sedasyon Skoruyla değerlendirildi. Bilişsel fonksiyonlar için preoperatif, postoperatif 24.saat Mini Mental Test (MMT) uygulandı. Hazırlık odasında hastaların demografik özellikleri, hemodinamik verileri kaydedilip sedasyon uygulandı. Meperidin grubuna 0.5-0.7 mg/kg, feniramin grubuna 0.7- 1 mg/kg, deksmedetomidin grubuna 0,6 mcg/kg yükleme dozunda ilaç 10 dakikalık infuzyon olarak verildi. İntraoperatif ve postoperatif dönemde 10 dakikada bir hemodinamik veriler (OAB, KAH, SpO2), yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikler açısından farklılık bulunmadı. İntraoperatif dönemde deksmedetomidin grubundaki hastalarda RSS'nun feniramin ve meperidin grubundaki hastalara kıyasla daha yüksek olduğu, daha derin sedasyon sağladığı görüldü (p<0.05). Ayrıca diğer iki gruba kıyasla deksmedetomidin grubunda nabız ve kan basıncı istatistiksel olarak anlamlı oranda azalma gösterdi. Preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki MMT sonuçları üç grupta da benzer bulundu. Her üç ilacın kullanılan dozlarda postoperatif bilişsel fonksiyona önemli etkisinin olmadığı gözlendi. Sonuç: Deksmedetomidin, feniramin ve meperidine kıyasla daha iyi sedasyon sağladığı, postoperatif erken dönem bilişsel fonksiyonlar üzerine olumsuz etkisinin 62 olmadığı, ancak nabız ve kan basıncında azalma yapabileceği göz önüne alınarak katarakt cerrahisi için kullanılabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Fonksiyon, Sedasyon, Katarakt, Deksmedetomidin, Feniramin, Meperidin, Hemodinami. İletişim Adresi: dryaseminhatiboglu@gmail.com
Şaşılık cerrahisinde sevofluran ve desfluran uygulanan çocuklarda intraoperatif remifentanil kullanımının uyanma periyoduna etkileri
Amaç: Derlenme ajitasyonu genel anestezi uygulanan çocuklarda postoperatif dönemde görülen ve iyileşmeyi karmaşıklaştıran bir fenomendir. Uygulanan inhalasyon ve intravenöz anestezik ajanlar derlenme ajitasyonunu etkileyebilmektedir. Çalışmamızda şaşılık cerrahisi geçiren olgularda sevofluran/remifentanil ve desfluran/remifentanil anestezilerinin derlenme ve erken ajitasyon üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza 1-9 yaşları arasında, fizik durumu ASA I-II olan şaşılık cerrahisi uygulanacak 60 çocuk hasta alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Tüm hastalara premedikasyon uygulandı. Grup I'e (n=30) sevofluran+0.25 ug/kg/dk remifentanil, Grup II'e desfluran+0.25 ug/kg/dk remifentanil anestezisi uygulandı. Postoperatif analjezi amacıyla tüm hastalara parasetamol uygulandı. İntraoperatif dönemde hemodinamik parametreler hastaların uyanma süreleri, ekstübasyon süreleri ve postoperatif PAED ve FLACC skorları kayıt edildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 60 olgunun 30'u erkek, 30'u kız hastalardan oluşmaktaydı. Tüm olguların yaş ortalaması 4,7±2,4 (1-10) yıl idi. Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmamıştır. Uyanma süresi, Grup I'de 4,1±3,1 dk, Grup II' de 5,0±3.2dk. olup gruplar arasında anlamlı bir fark yoktur. Ekstübasyon süresi, Grup I'de 6,3±4,4 dk, Grup II'de 7.2±4,6 dk olup gruplar arasında istatiksel fark bulunmamıştır. Gruplara göre PAED ortalama değerleri incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.714). Grupları kendi içinde değerlendirildiğinde PAED 5. dk ölçümüne göre zaman içerisinde her iki grupta da istatistiksel olarak düştüğü saptanmıştır. Gruplar arasında FLACC ortalama değerler arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.602). Sonuç: Şaşılık cerrahisi geçiren çocuk hastalarda sevofluran/remifentanil ve desfluran/remifentanil anestezilerinin hastaların uyanma süreleri ve PAED skorları arasında anlamlı bir fark yaratmadığı kanısına vardık. Anahtar Kelimeler:Derlenme ajitasyonu, desfluran, pediyatrik, remifentanil, sevofluran.
Fakoemülsifikasyon ve mini-nuk teknikleri ile yapılan katarakt cerrahilerinin kornea endoteline olan etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Fakoemülsifikasyon ve mini-nuk teknikleri ile yapılan katarakt cerrahilerinin kornea endotelinde morfolojik (hücre yoğunluğu, varyasyon katsayısı ve hexagonalite ) ve fonksiyonel (santral kornea kalınlığı) etkilerinin değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: Az görme nedeniyle başvuran ve muayenesinde katarakt saptanıp belirlenen kriterleri karşılayan 30 mini-nük tekniği (Grup 1), 30 fakoemülsifikasyon yöntemi (Grup 2) uygulanmış toplam 60 hasta dâhil edildi. Çalışmadaki tüm hastaların preoperatif, postoperatif 1. ve 3.ay non-kontakt speküler mikroskobi (Konan CellChek XL) ile muayene yapıldı. Endotel hücre yoğunluğu (CD)(hücre/mm2), varyasyon katsayısı (CV)(%), hekzagonalite oranı (HEX) (%) ve santral kornea kalınlığı (SKK)(μm) değerleri kaydedildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0,05 değerler anlamlı kabul edildi. Bulgular: Grup 1'de ortalama yaş 64,83±9,47 (56–86 yaş), grup 2'de ise 64,17±9,57 (45–80 yaş) idi. İki grup birbirileriyle kıyaslandığından ortalama CD'de 1. ayda istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p:0,626). Birinci ayın sonunda ortalama CD'deki kayıp oranı iki grupta birbirine yakındı (sırasıyla %16,26 ve %21,08). Ancak 3. ayda birbirileriyle kıyaslandığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p: 0,002). Üçüncü ayında sonundaki CD kaybı mini-nuk grubunda daha azdı (%8,91 karşın %23,09). Ameliyat öncesi ortalama SKK değeri ameliyat sonrası grup 1'de 1. ayda 33,67 µm (% 6,38), 3. ayda ise 12,6 µm (%2,39) artma, grup 2'de 1.ayda 10,03 µm (%1,84) artma, 3. ayda ise 11,93 µm (%2,39) azalma oldu. Gruplar arasında ameliyat öncesi SKK ameliyat sonrası 1. ay ve 3. ay ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,001, p: 0,002). Sonuç: Mini-nuk tekniği FAKO yöntemine göre endotel yoğunluğunun korunması açısından daha güvenilir bir yöntemdir. Özellikle endotel sayısı 1200 hücre/mm2 olan olgularda Mini-nuk tekniği uygulanabilir. SKK, Mini-nuk tekniğinde daha uzun zamanda, FAKO grubunda ise 1. ayda ameliyat öncesi değerine ulaştığı görüldü. Anahtar kelimeler: Mini-nuk, Fakoemülsifikasyon, Endotel, Pakimetri, Ön kamara koruyucu
Anslı geriletme ile klasik cerrahi sonuçlarının karşılaştırılması
ÖZETAmaçBu çalışmanın amacı, şaşılık cerrahisinde klasik geriletme yöntemi ile anslı geriletme yöntemlerinin karşılaştırılmasıydı. Bu amaçla ameliyat geçiren hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası verileri incelendi. İçlerinden çalışmaya uygun olanlar seçilerek çalışmaya dahil edildi.Gereç ve YöntemAnslı geriletme cerrahisinin klasik cerrahi ile karşılaştırılması amacıyla Celel Bayar Üniversitesi Göz Hastalıkları kliniğinde 2005-2012 yılları arasında Şaşılık biriminde takip edilen hastaların takip kartları retrospektif incelendi. Kriterlere uygun 168 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar klasik cerrahi uygulanan ve anslı geriletme uygulanan olmak üzere iki gruba ayrıldı. Yaş, cinsiyet, kayma yönleri, ameliyat öncesi kayma dereceleri, ameliyat sonrası 3. aydaki kayma dereceleri, uygulanan cerrahi miktarlar ve yöntemler, cerrahi başarı kriterleri değerlendirildi. Kayma dereceleri Örtme-açma testi ve Krimsky testi ile prism diyoptri (?) olarak kaydedildi. Cerrahi miktarlar milimetre cinsinden hesaplandı. Yöntemler ise yalnız geriletme ve geriletme?rezeksiyon olarak kabul edildi. Başarı kriteri olarak 10 ? ve altındaki değerler kabul edildi. İstatistiki değerlendirmede SPSS 18.0 (Inc Chicago, IL, USA) paket programı kullanıldı. İstatistiki anlamlılık için p değerinin < 0.05 olması şartı arandı.BulgularYaş ortalamaları klasik grupta 12,9 ±12, anslı geriletme grubunda 14,3 ±13 bulundu (p =0,51). Gruplar sağ veya sol göze ameliyat uygulanması açısından benzerdi (p =0,326). Anslı geriletme yapılan hastaların ameliyat öncesi kayma dereceleri klasik gruba göre yüksek bulundu ve istatistiki olarak anlamlıydı (p <0001).Ameliyat sonrası kayma dereceleri anslı geriletme grubunda daha düşük bulundu, fakat istatistiksel farklı bulunmadı(p=0,245). Ameliyat öncesi-ameliyat sonrası kayma farkları klasik geriletme grubunda 34 ? ± 16, anslı geriletme grubunda 49 ± 20 bulundu (p <0,001).Ortalama geriletme miktarı, anslı geriletme yapılan grupta 9,94 mm ±0,733, klasik cerrahi uygulanan grupta 6,09 mm ±0,811 olarak bulundu(p< 0001). 50? altında kayması olan hastalarda her iki cerrahi grubunda da benzer başarı oranları mevcutken (anslı grup % 87, klasik grup % 84, genel % 86, p=0.742), 50 ? ve üzeri hastalarda ise anslı cerrahi grubunda çok daha iyi cerrahi başarı oranları bulundu (anslı grup % 70, klasik grup % 34, genel % 51, p=0.05).3.ay takipte klasik geriletme uygulanan hastalarda cerrahi başarı oranı %72, anslı geriletme grubunda %76 bulundu. Tüm hastalar değerlendirildiğinde ise oran %73 bulundu.SonuçAnslı geriletme yapılan hastaların ameliyat öncesi kayma derecelerinin daha yüksek olmasına rağmen başarı oranlarını klasik cerrahi ile benzer bulduk. Özellikle yüksek dereceli kaymalarda geriletme miktarını arttırarak tek ameliyatda sonuç alınabileceğini gösterdik.
Vitrektomi cerrahisi yapılan hastalar ile vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon uygulanan hastalar arasındaki korneal endotel hücre sayısı değişikliklerinin speküler mikroskobi ile karşılaştırılması
Amaç: Pars plana vitrektomi (PPV) ve Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon (FAKO) cerrahisi uygulanan hastalarda korneal endotel hücre sayısı değişikliklerinin speküler mikroskobi ile karşılaştırılması. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya toplamda 81 hastanın 81 gözü olmak üzere pars plana vitrektomi yapılan 48 hastanın 48 gözü (grup 1) ve pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan 33 hastanın 33 gözü dahil edilmiştir. Hastalara ameliyat öncesi ve sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), GİB, biyomikroskobik ve fundoskopik değerlendirmeyi içeren oftalmolojik muayene yapılmıştır. Tüm olgulara preoperatif, postoperatif 1. ve 3. ay non-kontakt speküler mikroskobi (Konan CellChek XL) ile muayene yapıldı. Endotel hücre yoğunluğu (hücre/mm2), varyasyon katsayısı (%), hekzagonalite oranı (%) ve santral kornea kalınlığı (μm) değerleri kaydedildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0.05 değerler anlamlı kabul edildi. Bulgular: Ortalama yaşı sadece pars plana vitrektomi yapılan grupta 61,10±12,64 (48-73 yaş) , pars plana vitrektomi + fakoemülsifikasyon yapılan grupta 62,45±11,05 (51-73 yaş) olan olguların % 43.2'si kadın , % 56.8'i erkek idi. Pars plana vitrektomi yapılan grupta postoperatif 1. ve 3. ay kornea endotel hücre yoğunluğu preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak belirlendi (p:0.00). Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan grupta postoperatif 1. ve 3. ay kornea endotel hücre yoğunluğu preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak belirlendi (p:0.00). Her iki grup karşılaştırıldığında pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan grupta postoperatif 3. ay kornea endotel hücre kaybı sadece pars plana vitrektomi yapılan gruba göre anlamlı derece yüksek olarak belirlendi (p:0.01). Yine her iki grupta da postoperatif 1. ve 3. ay yapılan ölçümlerde CV, HEX, SKK gibi diğer kantitatif speküler mikroskobi verilerinde preoperatif değerlere göre anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon uygulanan hastalarda, sadece pars plana vitrektomi uygulanan hastalara oranla postoperatif dönemde anlamlı düzeyde kornea endotel hücre kaybı meydana gelmektedir. Pars plana vitrektomide kullanılan tamponadlar ve fakoemülsifikasyonda kullanılan ultrasonik güç ve sonucunda açığa çıkan termal enerji kornea endotelinde hasara sebep olmaktadır. Bu sebeple kornea endotel yoğunluğu preoperatif dönemde düşük olan hastalarda kombine cerrahinin korneal dekompanzasyon riski daha yüksektir. Ancak yine de avantajlarından dolayı kombine cerrahi önerilebilir. Speküler mikroskobi ile preoperatif değerlendirme yapılacak cerrahi metodu belirlemede bu açıdan çok önemlidir.
Şaşılık cerrahisinin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisi ve cerrahiye bağlı astigmatizmanın değerlendirilmesi
Amaç Şaşılık cerrahisinin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisini araştırmak ve şaşılık cerrahisi sonrası gelişen cerrahiye bağlı astigmatizmayı değerlendirmek. Gereç ve yöntem Çalışmaya Ocak 2015-Ağustos 2015 tarihleri arasında şaşılık cerrahisi yapılan 49 hastanın 69 gözü dahil edildi. Hastalar yapılan şaşılık cerrahisine göre dış rektus geriletme yapılan 22 hastanın 36 gözü (grup 1), iç rektus geriletme yapılan 20 hastanın 26 gözü (grup 2) ve iç rektus rezeksiyon+dış rektus geriletme yapılan 7 hastanın 7 gözü (grup 3) olmak üzere 3 ayrı gruba ayrıldı. Hastaların şaşılık cerrahisi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde Oküler Cevap Analiz cihazı (ORA, Ocular Response Analizer, ReiKHert Depew, N.Y. USA) ile korneal histerezis (KH), korneal rezistans faktor (KRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal-kompanse göz içi basıncı (GİBcc) ölçüldü. Hastaların merkez kornea kalınlığı (MKK) ise ultrasonik pakimetre cihazı (NIDEK-UP 1000) ile ölçüldü. Cerrahinin yol açtığı keratometrik astigmatizmanın analizi için hastaların şaşılık cerrahisi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde keratometrileri otorefraktometre cihazı ile ölçüldü. Hastaların cerrahiye bağlı astigmatizma değerleri Eğrilmez ve arkadaşlarının yaptığı vektör analiz programı ile hesaplandı. Bulgular Cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta GİBcc, GİBg, KRF, KH keratometri ölçümleri Grup 1 ve grup 2'de istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermezken, grup 3 de KRF ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcuttu (p<0,043). Cerrahi sonrası 1. hafta cerrahiye bağlı astigmatizma, kurala uygun bileşen ve kurala aykırı bileşen değerleri sırasıyla grup 1 de 0,42±0,21, 0,25±0,24, 0,17±0,20; Grup 2'de 0,45±0,28, 0,30±0,29, 0,15±0,23; Grup 3'de 0,74±0,49, 0,60±0,51, 0,14±0,19 olarak bulundu. Cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası 1. ay yapılan GİBcc, GİBg, KRF, KH keratometri ölçümleri 3 grupta da istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. Cerrahi sonrası 1.ay cerrahiye bağlı astigmatizma, kurala uygun bileşen ve kurala aykırı bileşen değerleri sırasıyla grup 1'de 0,40±0,25, 0,32±0,25, 0,07±0,12; Grup 2'de 0,39±0,25, 0,28±0,26, 0,10±0,11; Grup 3'de 0,59±0,40, 0,40±0,26, 0,19±0,23 olarak ölçüldü. Hastaların cerrahi sonrası 1. Hafta ve 1. ay cerrahiye bağlı astigmatizma oranları karşılaştırıldığında grup 1 (p>0,615) ve grup 2'de (p>0,348) cerrahiye bağlı astigmatizmanın azaldığı ancak bunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü. Grup 3'de ise cerrahiye bağlı astigmatizmada istatistiksel olarak anlamlı azalma saptanmıştır (p<0,003). Sonuç Şaşılık cerrahisi ameliyat sonrası geç dönemde korneal biyomekanik parametrelerde önemli değişikliğe neden olmayan bir cerrahi girişimdir. Sadece aynı anda iki kasa müdahale edilen cerrahilerde erken cerrahi sonrası dönemde KRF'de anlamlı bir düşüş tespit edilse de bunun geçici bir düşüklük olduğu görülmüştür. Ayrıca şaşılık cerrahisi sonrası cerrahiye bağlı astigmatizma gelişebildiği ancak klinik olarak anlamlı astigmatizma değişiminin sadece aynı anda iki kasa müdahale edilen grupta olduğu görülmüştür.
23 gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomiden sonra korneal biyomekanik parametrelerdeki değişikliklerin incelenmesi
23 Gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomiden sonra korneal biyomekanik parametrelerdeki değişikliklerin incelenmesiAmaç: 23 gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomi (23 G TSV) yapılan hastaların korneal biomekanik parametrelerinde cerrahi olarak indüklenen değişikliklerin araştırılması amaçlandı.Metod: Kliniğimizde 23 G TSV yapılan 29 hastanın 29 gözü çalışmaya dahil edildi. Ocular Response Analizer ile korneal histerezis (CH), korneal rezistans faktör (CRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal kompanse GİB (GİBcc), korneal topografi ile simulated K ve bu değerler kullanılarak cerrahi olarak indüklenen astigmatizma ameliyat öncesinde ve ameliyattan sonra 1. ve 3. ayların sonunda ölçüldü. Ölçülen bu parametreler arasındaki değişiklikler istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama CRF ve GİBg parametrelerinde istatistiksel anlamlı fark yoktu. Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama CH sırasıyla 9.12±1.83 mmHg, 8.15±2.16 mmHg, 8.55±1.61 mmHg idi (p=0.04, p=0.11 ve p=0.25, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama GİBcc sırasıyla 17.72±6.23 mmHg, 20.28±6.50 mmHg, 18.74±5.76 mmHg idi (p=0.03, p=0.45 ve p=0.23, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif 1. ay arasında ortalama CH ve GİBcc parametrelerinde istatistiksel anlamlı fark saptandı (p=0.04 ve p=0.03, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki ortalama Sim K değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Postoperatif 1. ve 3. aydaki cerrahi olarak uyarılmış astigmatizma değerleri 1.98 ± 1.20 D ve 3.22 ± 1.77 D bulundu.Sonuç: Erken postoperatif dönemde CH'nin azalmasına ve GİBcc'nin artmasına rağmen, postoperatif 3.ayda parametreler preoperatif değerlere ulaşmıştır. Sonuç olarak; 23 G TSV ameliyatı geç postoperatif dönemde korneal biyomekanik parametrelerde önemli değişikliğe neden olmayan minimal invaziv bir vitreoretinal cerrahi tekniktirAnahtar Kelimeler: korneal histerezis, korneal rezistans faktör, ORA, vitrektomi.
Konjenital katarakt cerrahisi sonrası gelişen komplikasyonların değerlendirilmesi
Bu çalışmada, 101 hastanın 136 gözü yaşlarına göre 3 ayrı grupta retrospektif olarak incelendi. Grup 1'de (<24ay) 56 göze, lensektomi, arka kapsülotomi ve ön vitrektomi uygulanırken; göziçi lens uygulanmadı. Grup 2'de (24-96ay) 65 göze, lensektomi, arka kapsülotomi ve ön vitrektomi sonrasında 22 göze Acrysof MA60BM, 17 göze Sensar 40e ve 26 göze Eyecryl 600 uygulandı. Grup 3'de 15 göze( 97-192ay), lensektomi sonrasında 2'sine Acrysof MA60BM, 9'una Sensar 40e ve 4'üne Eyecryl 600 göziçi lens uygulandı. Postoperatif en sık komplikasyon arka kapsülotomi kenarı fibrozis olarak saptandı. Bu komplikasyon grup 1'de 29 (%51.8), grup 2'de 33 (%50.8) gözde saptandı. Grup 3'de 4 (%26.7) gözde arka kapsül kesafeti en sık komplikasyon olarak saptandı. Grup 2'de, Acrysof MA60BM uygulanan gözlerin 10'unda (%45.5), Sensar 40e uygulanan gözlerin 7'sinde(%41.2) ve Eyecryl 600 uygulanan gözlerin 16'sında (%61.5) arka kapsülotomi kenarı fibrozis saptanırken; grup 2'de göziçi lens ve arka kapsül kenarı fibrozis ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı değildi. Grup 3'de Acrysof MA60BM uygulanan gözlerde arka kapsül kesafeti saptanmazken; Sensar 40e uygulanan 1 (%11.1) ve Eyecryl 600 uygulanan 3 (%75) gözde arka kapsül kesafeti saptandı. Grup 3'de göziçi lens tipi ve arka kapsül kesafeti ilişkisi istatistiksel olarak anlamlıydı.Olgular, aşırı fibrin reaksiyonu, sekonder glokom, pupiller çekinti ve anterior sineşi açısından incelendiğinde artan yaşla bu komplikasyonların daha az sıklıkta görüldüğü saptandı. Anterior sineşi, grup 1'de istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek saptandı. Göziçi lens üzeri presipitat ve göziçi lens desantralizasyonu, grup 2'de grup 3'e göre daha yüksek oranda saptanırken; endoftalmi grup 1'de 1, korteks bakiyesi grup 1'de 1, grup 2'de 4 ve retina dekolmanı ise grup 1'de 1 olguda saptandı.Cerrahi uygulanan yaş arttıkça azalan inflamatuar yanıtı ön segment komplikasyonlarını azaltmaktadır. Gelişen teknoloji ve cerrahi teknikler, göziçi lensleri daha çok cerrah tarafından tercih edilir hale getirmiştir; ancak erken yaşta yapılan göziçi lens uygulamasının inflamatuar yanıtı arttırdığı özellikle ön kamara komplikasyon sıklığında artışa neden olduğu çalışmamızda da gösterilmiştir. Konjenital katarakt cerrahisinde tercih edilmesi gereken göziçi lens için halen geniş serilere, uzun süreli takiplere ve daha homojen hasta gruplarında yapılacak çalışmalara gereksinim vardır.Anahtar kelimeler: Konjenital Katarakt Cerrahisi, Komplikasyonlar, Göziçi lens